SU KAYNAKLARI DÜNYADAKİ SU KAYNAKLARI NELERDİR
Dünyadaki suyun dağılımı
Yer yüzeyinde, en geniş alanları kaplayan, bu nedenle dünyamıza “Mavi Küre” adının
verilmesine neden olan su, yer yüzeyinde en çok bulunan varlıktır. Dünyadaki toplam
suyun yaklaşık 1 386 milyon kilometre küp (332,5 milyon mil küp)’nün yani % 97 inin
tuzlu su olduğuna dikkat edin.Tüm tatlı suların oranı ise sadece
% 3 tür.
Bütün tatlı su kaynaklarının % 68’inden fazlası buz ve buzulların içinde
hapsedilmiştir. Tatlı suyun diğer % 30’u ise yer altındadır. Nehirler, göller gibi yüzeysel
tatlı su kaynakları, dünyadaki toplam suyun yaklaşık % 1’ini oluşturur. Bununla birlikte
insanların her gün kullandığı su kaynağının çoğunu nehirler ve göller teşkil etmektedir.
Kullanılabilecek su kaynaklarının, yeryüzünde dağılımı gözlendiğinde, dengesiz bir
tablo ile karşı karşıya kalıyoruz.
Su Kaynaklarının Yeryüzünde
Dağılımı(BM verilerine göre)
Kıtalar
Nüfus %
olarak
Su Kaynağı %
olarak
KUZEY AMERİKA
8
15
GÜNEY AMERİKA
6
26
AVRUPA
13
8
AFRİKA
13
11
ASYA
60
36
AVUSTRALYA VE ADALAR
1
5
Dünya nüfusunun %40′ını barındıran 80 ülke şimdiden su sıkıntısı çekmektedir. 1940-1980
yılları arasında su kullanımı iki katına çıkmıştır. Nüfusun hızla artması, buna karşılık su
kaynaklarının sabit kalması sebebiyle su ihtiyacı her geçen gün artmaktadır.
Dünyadaki mevcut suyun hacmi 141 milyar m3 tür. Bu miktar dünya yüzeyini 3 km.
kalınlığında bir tabaka halinde sarabilecek büyüklüktedir.
Bu suyun % 98′i okyanuslarda ve iç denizlerde bulunmakta, fakat tuzlu olduğu için, içme
suyu olarak kullanıma, sulamaya ve endüstriyel kullanıma uygun değildir. Dünyadaki
suların ancak %2.5′i tatlı sudur. Bunun da %87′si buzullarda, toprakta, atmosferde, yeraltı
sularında bulunur ve kullanılamaz durumdadır.
İnsanoğlu, su ihtiyacını yüzeysel sular ve yeraltı su kaynaklarından temin etmektedir. Tatlı
suların en önemli kaynağı yağışlardır. Küresel yıllık yağış 500 bin m3 olup, her yıl yeryüzüne
inen yağış aynı miktardadır.
Ülkemizde ise tatlı su kaynakları oldukça sınırlıdır ve ihtiyaca ancak cevap vermektedir.
Türkiye’nin kullanılabilir su potansiyeli 110 milyar m3 olup, bunun %16′sı içme ve
kullanmada, %72′si tarımsal sulamada, %12′si de sanayide tüketilmektedir.
Suyun Şaşırtıcı Özellikleri
Suyun özellikle ısıyla ilgili (termal) özellikleri dünya üzerindeki canlı
yaşamının sürekliliğinde büyük rol oynar. Bunlardan birkaç tanesini
şöyle sıralayabiliriz:
Bilinen tüm sıvılar ısıları düştükçe büzüşür, hacim kaybederler. Hacim
azalınca yoğunluk artar ve böylece soğuk olan kısımlar daha ağır
hale gelir. Bu yüzden sıvı maddelerin katı halleri, sıvı hallerine göre
daha ağırdır. Ama su, bilinen tüm sıvıların aksine, belirli bir ısıya (+
4°C’ye) düşene kadar büzüşür, daha sonra birdenbire genleşmeye
başlar. Donduğunda ise daha da genleşir. Bu nedenle suyun katı hali,
sıvı halinden daha hafiftir. Yani buz, aslında “normal” fizik
kurallarına göre suyun dibine batması gerekirken, su üstünde yüzer.
Suyun bu özelliği dünya üzerindeki denizler açısından çok önemlidir.
Eğer bu özellik olmasa, yani buz suyun üzerinde yüzmese, dünya
üzerindeki suyun çok büyük bir bölümü tamamen donacak, göllerde
ve denizlerde hiçbir yaşam kalmayacaktı.
Su kaynaklarının kirlenmesinin nedenleri
Yaşamımızda çok önemli bir yeri olan ve yeryüzünün büyük
bir bölümünü oluşturan "su"yun çeşitli nedenlerle kirlendiği
bilinmektedir. Yeryüzündeki su kaynaklarının zamanla
azalması, dünya nüfusunun giderek artmasına bağlı olarak
su tüketiminin artması ve daha da önemlisi suların ve su
kaynaklarının çeşitli nedenlerle kirlenmesi yaşamımızı
giderek zorlaştırmaktadır.
Su Kaynaklarının Kirlenme Sebepleri Yaşamımızda çok önemli bir yeri
olan ve yeryüzünün büyük bir bölümünü oluşturan "su"yun çeşitli
nedenlerle kirlendiği bilinmektedir. Yeryüzündeki su kaynaklarının
zamanla azalması, dünya nüfusunun giderek artmasına bağlı olarak su
tüketiminin artması ve daha da önemlisi suların ve su kaynaklarının
çeşitli nedenlerle kirlenmesi yaşamımızı giderek zorlaştırmaktadır.
Yeryüzündeki sular, güneşin sağladığı enerji ile birlikte sürekli bir döngü
içinde bulunurlar. İnsanoğlu, ihtiyaçlarını karşılayabilmek için, suyu bu
doğal döngüden alır ve kullandıktan sonra tekrar aynı döngüye geri
verir.
Okyanuslar denizlere göre çok daha geniş ve derindir. Dünya üzerinde üç büyük okyanus vardır.
Bunlar Amerika kıtaları ile Asya ve Okyanusya arasında bulunan Büyük okyanus,Amerika
kıtaları ile Avrupa ve Afrika arasında bulunan Atlas okyanusu, Asya nın güneyi, Afrika ve
Okyanusya arasında ise Hint okyanusu yer alır. Bu okyanuslar güney yarım kürede Antartika
çevresinde birleşerek tek bir su kütlesi oluştururlar.Güney yarım kürenin % 81’i ,Kuzey
yarımkürenin %61’î sulardan oluşmaktadır.
Deniz ve okyanus suları tuzlu olduğundan içme ve sulama amaçlı kullanılmazlar.Ancak
Su dolaşımını sağlayan en önemli etkendirler.Yani karalar üzerine yağan tatlı suların kaynağı
deniz ve okyanuslardan buharlaşan sulardır.Ayrıca deniz ve okyanuslar milyonlarca farklı türde
bitki ve hayvan türü için doğal yaşam alanı oluşturması açısından da önemlidir.
Deniz ve okyanuslardaki tuzluluk oranı enlemin etkisiyle ekvatordan kutuplara doğru
gidildikçe azalır.Ekvator civarında sıcaklığın fazla olması buharlaşmayı arttırdığı için sulardaki
tuz oranı daha fazladır.
SU KİRLİLİĞİ
Yer yüzündeki sular, güneşin sağladığı enerji ile sürekli bir döngü içinde
bulunur. İnsanlar, ihtiyaçları için, suyu bu döngüden alır ve kullandıktan sonra
tekrar aynı döngüye iade ederler. Bu süreç sırasında suya karışan maddeler,
suyun fiziksel, kimyasal ve biyolojik özelliklerini değiştirerek “su kirliliği”
olarak adlandırılan durum ortaya çıkar. Su kirlenmesi, su kaynağının fiziksel,
kimyasal, bakteriyolojik, radyoaktif ve ekolojik özelliklerinin olumsuz yönde
değişmesi şeklinde olur.
Yeryüzünü saran ve okyanuslarda, denizlerde, göllerde, akarsularda ve yer
altı sularında bulunan sularla atmosferdeki su buharının tümüne hidrosfer (su
küre) adı verilir. Yeryüzündeki sular, güneş enerjisi etkisi ile sürekli bir dolaşım
içinde bulunur. Yeryüzünden buharlaşarak atmosfere çıkan sular
yoğunlaşarak tekrar yeryüzüne dönerler. Bu dolaşma “Hidrolojik devre”
denir. İnsanlar yaşamlarını sürdürebilmek ve ekonomik ihtiyaçlarım
giderebilmek için suyu bu dolaşımdan alır, kullandıktan sonra yine aynı
dolaşıma iade ederler. Bu olaylar sırasında suya karışan maddeler suların
fiziksel, kimyasal ve biyolojik olarak özelliklerinin değişmelerine neden
olurlar. Su kirliliği olarak adlandırılan bu özellik değişimleri, aynı zamanda
sularda yaşayan çeşitli canlı varlıkları da etkiler. Böylece su kirlenmesi suya
bağlı eko sistemlerin etkilenmesine, dengelerin bozulmasına ve giderek
doğadaki tüm suların sahip oldukları kendi kendini temizleme kapasitesinin
azalmasına veya yok olmasına yol açabilir.
SU KİRLİLİĞİNİN NEDENLERİ
Çevre kirlenmesi denilince genellikle hava, su ve toprağın kirlenmesi düşünülür. Bunlardan
en kolay ve çabuk kirlenen kuşkusuz sudur. Çünkü her kirlenen şey genelde su ile
yıkanarak temizlenir, bu da kirliliğin son mekanının su olması anlamına gelir. Havanın ve
toprağın kirlilik bakımından zamanla kendi kendilerini yenilemeleri bir bakıma kirliliklerini
suya vermelerine neden olur.
Havanın içinde bulunan katı ve sıvı tanecikler, havadan çok ağır olduklarından, çok
geçmeden aşağı doğru inerek karalara ve sulara ulaşırlar. Havanın içinde bulunan gaz ve
buhar halindeki kirleticilerde zamanla yağmur suları ile yeryüzünde toprak ve suya
karışırlar. Bunlara örnek olarak, kükürt, azot ve karbon dioksitler verilebilir. Havaya
karışan pek çok kirletici madde çok dayanıklı olmadığından, zamanla oksijen, ışık ve
ultraviyole ışınlarının etkisi ile parçalanır. Daha sonra dünyada toprağa, göle, denize ve
havaya inerler. Bu kirleticilerden toprağa yayılanlarda zamanla mekaniksel ve sel suları
yardımı ile veya başka etkenlerin yardımı ile topraktan suya geçerler.
Su kirliliği antropojin etkiler sonucunda ortaya çıkan, kullanımı kısıtlayan veya
engelleyen ve ekonomik dengeleri bozan kalite değişimleridir. Su kirliliğinin bir başka
tanımı ise; su kaynağının kimyasal, fiziksel, bakteriyolojik, radyoaktif ve ekolojik
özelliklerinin olumsuz yönde değişmesi, şeklinde gözlenen ve doğrudan veya dolaylı
yoldan biyolojik kaynaklarda, insan sağlığında, su ürünlerinde, su kalitesinde ve suyun
diğer amaçlarla kullanılmasında engelleyici bozulmalar yaratacak madde ve enerji
atıklarının boşaltılmasını ifade etmektedir.
a) Havadaki ve topraktaki kirletici maddeler eninde sonunda suya geçerler.
b) Dünyadaki tüm suların % 99′undan daha fazlası bir tek sistem içinde birbirine bağlı
olup genel mahiyette kirlenme tehdidi altında bulunmaktadır.
c) Sularda, muazzam bir canlı varlık hazinesi, dolayısı ile gıda deposu mevcuttur.
Burada vaki olabilecek bir denge bozulması bütün dünyamızdaki yaşamı ciddi ve
olumsuz yönde etkiler.
d) Kirletici madde miktarı çok az olsa bile suda erimediği zaman, su üzerinde çok ince
bir tabaka teşkil edince sudaki hayat önemli bir derecede etkilenebilir. Bunun nedeni
atmosferden oksijen ve ısı alışverişinin zorlaşmasıdır.
SU KİRLİLİĞİNİN ZARARLARI VE ALINMASI GEREKEN ÖNLEMLER
Doğrudan hastalık nedeni olabileceği gibi bazı hastalıkların yayılımını da
kolaylaştırabilen bir kirlilik çeşidi olan su kirliliği başta kanser hastalığı olmak üzere
kalp, kronik solunum yolu hastalıkları ve diğer hastalıklara yol açarken, gelişim ve
sinir sistemi bozuklukları ile bağışıklık sistemi rahatsızlıklarına da neden
olabilmektedir.
Tarımsal alanlarda üretimi artırmak amacıyla kullanılan kimyasal gübreler, zararlı
böceklere karşı kullanılan ve içeriğinde civa, kurşun ve diğer ağır metaller bulunan
kimyasal zehirler, yağmur suları ile toprak altına geçerek yeraltı sularının kirlenmesine
neden olabilmektedir. Akıntılarla yüzeysel sulara ve su havzalarına ulaşan bu
kimyasal maddeler akarsulardaki canlı hayatının da sona ermesine sebep
olmaktadırlar. Özellikle civa ve radyoaktif madde gibi tehlikeli maddeler gerek deniz
canlılarının yapısında gerekse bitkilerin yapısında birikerek insanoğlu ve diğer canlılar
tarafından tüketildiği zaman zararlı etkiler görülmektedir. Özellikle tarımda kullanılan
kimyasal maddelerle kirlenen suda bulunan “nitrat” çocuklarda ciddi hastalıkların
görülmesine sebep olabilmektedir.
Su kaynaklarından faydalanmayı olumsuz yönde etkileyip niteliğini
düşürecek düzeylerde suyun içinde bulunabilen organik, anorganik,
biyolojik ve radyoaktif maddeler suyun kirliliğini göstermektedir.
Kirlenme olgusunun su açısından önemi; suyun fiziksel, kimyasal ve
biyolojik özelliklerini olumsuz yönde etkilemesi ve böylece kullanım
alanlarının kısıtlanması, biyolojik yaşantıyı bozması ile bünyesinde
bulundurabileceği, salgın hastalıklara yol açan mikroorganizmalardan ve
kimyasal kirleticilerden kaynaklanmaktadır.
Su Arıtmanın Önemİ Nedİr?
Neden temiz su içmeyliyiz. Çünkü;
*Beyin fonksiyonlarımız için gereklidir.
*Vücut sıcaklığını düzenler.
*Kanımızın %83’ü SU’dan oluşur.
*Toksinleri temizler.
*Kemiklerimizin %22’si SU’dur.
*Eklemlerimizi korur. (Eklem Sıvıları)
*Besin ve oksijeni hücrelerimize taşır.
*Nefesimizi nemlendirir.
*Metebolizmanın düzenli çalışmasında çok
*etkilidir.
*İç organlarımızı korur.
*Aldığımız gıdaların sindirimine
yardımcıdır.
*Kaslarımızın %75’i SU’dur.
Su Arıtmanın Önemi
Sanayinin gelişmesine ve nüfusun hızla artmasına paralel olarak
kullanılabilen ve içilebilen temiz su kaynakları gittikçe azalmaktadır.
Gelecekte insanoğlunu bekleyen en önemli tehlikelerin başında su kıtlığı
gelecektir. Ülkemiz görünüşte kullanılabilen ve içilebilen su açısından zengin
gibi gözükse de bu aslında yanlış bir kanaattir. Çünkü yanlış su tüketimi
(özellikle tarımsal arazilerde) ve mevsimlerin kurak geçmesi, yağışların
azalması bu gün bir çok şehrin susuz kalma tehlikesiyle karşı karşıya
gelmesine sebep olmuştur.
Mevcut su kaynaklarının azalması 2 sonucu ortaya çıkarmıştır. Birincisi su
azaldıkça maliyeti artmıştır. Diğer önemli bir husus da azalan su
kaynaklarının kirlilik oranı artmıştır.
Günümüzde teknolojinin gelişmesine paralel olarak su arıtma cihazları son
derece gelişmiş bir seviyeye gelmiştir. Eski su arıtma yöntemleri yerine yeni
su arıtma yöntemleri geliştirilmiştir.
Su arıtma yöntemlerinin gelişmesi ile ortaya çıkan arıtma cihazları zaman
içerisinde son derece ekonomik seviyelere inmiş ve bu gün herkesin
alabileceği su arıtma cihazları yapılmıştır.
Su arıtma cihazları bize 2 kazanç sağlar.
• Su arıtma cihazı sağlıklı, temiz ve taze su verir.
• Su arıtma cihazı en ekonomik ve ucuz içme suyunu üretir.
Su Arıtma Nasıl Yapılır ?
SU ARITMA SİSTEMLERİ
Suyun kaynağına ve kullanım
amacına bağlı olarak, su içerisinde
bulunan her türlü yabancı maddelerin
sudan uzaklaştırılmasına su arıtma, bu
amaca yönelik kullanılan bütün
ekipmanlara da su arıtma sistemleri
denir. Su Arıtma işlemi fiziksel,
kimyasal ve biyolojik olmak üzere 3
ayrı yöntemle yapılır.
Fiziksel Arıtma İşlemi; suyun doğal
görünümünü bozan ve bulanıklığa
neden olan kil, tortu, kum gibi askıda
katı maddeler sudan ayrıştırılır.
Kimyasal Arıtma İşlemi; suyun içinde
çözünmüş halde bulunan iyonların
istenilen değerlere indirilmesi veya
sudan tamamen alınmasıdır.
İçilmesinde, kullanılmasında veya çevreye bırakılmasında sakınca bulunan suların,
çeşitli proseslerden geçirilerek kirletici parametrelerinden arındırılmasına "Su
Arıtma" denir.
Arıtılmış Su Sağlıklı mıdır?
İhtiyacınıza göre doğru tasarlanmış arıtma sistemlerinden geçirilmiş olan sular
elbette sağlıklıdır. Ancak, dikkat edilmeden hatalı seçilmiş olan arıtma
cihazlarından temin edilen sular zararlı olabilir ve hatta hastalık yapabilir. Burada
sorumluluk tamamıyla tasarım mühendisine aittir. Genelde cihaz kalitesizliğinden
kaynaklanan problemler ikincil problemlerdir. Bu tür cihazlar çok arıza yapan
cihazlar olmadıklarından Birincil problemler, yanlış tasarımdan
kaynaklanmaktadır.
Sert Su Nedir?
Sert su normal olarak konutlarda en çok rastlanan problemdir. Sert su, 1 GPG'nin
üzerinde sertlik minerali bulunduran sulardır. En yaygın sertlik mineralleri kalsiyum,
manganez ve magnezyumdur. içerisinde bu mineraller arttıkça suyun sertliği artar.
Su Nasıl Yumuşatılır ?
Suyunuz eğer 10 Fr üzerinde sertlikte ise mutlaka
yumuşatılması gereklidir.
Suyu yumuşatmanın en pratik yolu iyon
değiştirici reçine kullanmaktır. İyon değiştirici
reçineli sistemler genelde sodyum iyonları ile
sertlik iyonlarını yer değiştirterek çalışırlar.
Proses esnasında su reçine tanecikleri arasından
süzülerek geçer.
Reçine tanecikleri üzerindeki elektrik yükü sodyum iyonlarını reçine taneciği üzerinde
tutar. Ancak, reçine taneciklerinin aynı zamanda sertlik minerallerini tutma kabiliyeti
de vardır. Reçine taneciklerinin sertlik minerallerini tutma kabiliyeti sodyum iyonlarını
tutma kabiliyetine göre daha fazladır. Bu şekilde iyon değişimi gerçekleşir.
Belli miktarda sert su reçine yatağından geçtikten sonra, reçine tanecikleri tamamıyla,
sertlik mineralleriyle kaplanır. Bu durumda sertlik minerallerinin tutulması son bulur.
Sertlik iyonlarının tekrar sudan tutulabilmesi için reçine taneciklerinin sertlik
minerallerinden kurtarılarak tekrar sodyum taneciklerinin bağlanması gereklidir. Bu
işleme ‘rejenerasyon' adı verilir. Rejenerasyon esnasında tuzlu su reçine tankına verilir
ve reçine sodyuma doyurulur. Reçine tankında biriken yüksek konsantrasyondaki
sodyum iyonları sertlik iyonlarını reçine taneciklerinden ayırır. Reçine daha sonra
temiz su ile durulanarak, fazla tuz ve sertlik mineralleri tanktan atılır. Reçine tankı
tekrar sertlik iyonlarını tutmaya hazır durumdadır.
Yumuşatma Ünitelerinde Rejenerasyon Kontrolü Nasıl Yapılır ?
Genelde iki tip kontrol mekanizması vardır.
Miktar (Debi) Kontrollü: Kontrol grubu bir su sayacına bağlıdır.
Reçinenin yumuşatabileceği kadar su miktarı kontrol grubuna
tanımlanır. Tank içinden belirlenen miktarda su geçtiğinde cihaz
rejenerasyona geçmek üzere sinyal alır. Genelde iki depo arası
sistemlerde kullanılır
Zaman kontrollü: Kontrol grubu üzerindeki zaman saati vasıtası
ile rejenerasyon kontrolü yapılır. Tank içinde iki rejenerasyon
arası zaman aralığında yumuşatılacak su miktarına yeterli olacak
kadar reçine bulunmalıdır.
Hangi Su Analizleri Yapılmalıdır ?
Görünüm, renk, bulanıklılık, toplam sertlik, klorür, iletkenlik, nitrit, amonyak, nitrat,
demir, kurşun, mangan, alkalinite, PH, toplam bakteri, koli form bakteri bakılması
gereken parametrelerdir.
Aktif Karbon Nedir? Nasıl Bir Arıtma Sağlar ?
Aktif karbonun yaygın uygulama alanı, suyun içinde mevcut organik madde, renk,
koku, tat ve klor giderimidir. Ancak burada, söz konusu olan sadece fiziksel bir süzme
işlemi değildir. Aktif karbon sistemler, fiziko-kimyasal arıtma yapan sistemlerdir ve
suyun arıtılması esnasında adsorpsiyon mekanizması işlemektedir. Aktif karbon
kömürümsü ancak çok geniş yüzey alanına (1000-1500 m2/gr) sahip bir malzemedir.
Organik kirliliğin olduğu sularda ve klor giderme amacıyla yaygın olarak
kullanılmaktadır.
Aktif karbon ile ilgili dikkat edilmesi gereken bir konu, bakteri
üremesi için uygun ortam oluşturabilmesidir. Çünkü, aktif karbon
organik maddeyi tutar ve eğer suda bakteri varsa, bakteri bu
organik maddeyi besin olarak kullanarak üreyebilir. Bu gibi
durumlarda bakteri kaçağı oluşumu mümkündür. Bu sebeple aktif
karbonun öncesinde ve sonrasında suyun dezenfekte edilmesi
önemlidir.
Aktif karbon sistemlerin dizaynında, ünite tankı içindeki yatak
hızının klor giderimi için 25 mt/saat'i organik madde giderimi
içinse, 6 mt/saat'i aşmaması gerekir. Bu hızı aşan durumlarda
ünite verimli çalışmayacaktır.
EVDE İÇME SUYU NASIL YAPILIR ?
Suya kanalizasyon karışması sonucu, koliform
bakteri adı verilen mikropların suya bulaşabileceğini
ve koliform bakteri bulunmasının hastalık yapıcı
mikoorganizmaların da olabileceğinin bir göstergesi
olduğunu biliyoruz. Böyle bir durumda birey olarak
nasıl davranmalıyız?
Öncelikle bilmeliyiz ki mikroorganizmalar çok çeşitli
ve genelde günlük hayatımızda pek
rastlayamayacağımız, üstün denilebilecek özelliklere
sahip canlılardır ve canlı oldukları için de diğer bütün
özelliklerinden bağımsız olarak çeşitli yöntemlerle
öldürülebilirler.
Suyunuzu kaynatın;
Sudaki mikroorganizmaları öldürebilmek için kullanılabilecek en iyi
yöntem suyun kaynatılmasıdır. Suları 30 saniye süreyle kaynatmak
yeterlidir, uzun süreli kaynatma suda bulunabilecek ağır metallerin
(kurşun, demir, baryum vs) miktarlarının göreceli olarak artmasına
neden olabilir (su buharlaşıp uçacağı ancak ağır metaller kalacağı için).
Kaynatmada sakınca olarak ileri sürülen suyun tadının kötüleşmesi
sudaki gazların kaynatma sırasında uçmasından kaynaklanır
(kaynatma sırasındaki fokurdama ve aşağıdan yukarıya doğru
baloncuklar çıkması gazların ortamdan uzaklaşmasının göstergesidir);
bu nedenle kaynatılmış suyu kaptan kaba 5-6 kez aktarırsanız yeterince
havalanacak ve tadı yerine gelecektir.
Su arıtma cİhazlarının güvenİlİrlİğİ;
Yapılan çalışmalarda su arıtma cihazlarının doğası gereği zamanla
kendilerinin mikrop kaynağı haline geldiği tespit edilmektedir. Biz
de yaptığımız çalışmalarda 1-6 ay süresi içinde su arıtma cihazlarının
sudaki mikropları temizlemek yerine suya mikrop bulaştırdıklarını
gözlemliyoruz. Ancak burada kısaca su arıtma cihazlarına fazlaca
güvenmemenizi söyleyelim ve oldukça uzun olan su arıtma cihazı
konusunu başka bir yazıya bırakalım.
Yukarıda yazılanlardan bağımsız olarak şunu belirtmek gerekir ki:
Normal şartlarda halkın içme suyu ihtiyacı damacana, arıtma cihazı,
şişe su, kaynatma, bireysel klorlama gibi suni çözümlerle
geçiştirilemez. Evlerin musluklarından temiz ve güvenilir su
akmasını sağlamak yerel yönetimlerin asli ve ötelenemez görevidir.
Download

SU - Erhan Ateş Kimya Okulu