MOTİVASYONU ARTTIRMADA
ÇOCUĞU TANIMANIN VE ANLAMANIN ÖNEMİ
Çocuklarımızı ne kadar tanıyoruz? Birçok anne-baba
çocuğumu benden daha iyi hiç kimse tanıyamaz, der.
Çoğunlukla bu doğrudur. Ancak çocuğu tanımaya
çalışırken ona kalıplaşmış bazı düşüncelerle mi
bakıyoruz yoksa onu anlamaya mı çalışıyoruz? Önce bu
sorunun cevabını vermek gerekir. Eğer kalıplaşmış bazı
düşüncelerle çocuğun davranışları değerlendirilmeye
çalışırsak çocuğun doğasını anlamaktan uzaklaşırız.
Zihnimizdeki ideal çocuk tanımı doğrultusundaki
çocukla ya da kendi çocukluğumuzdaki bizle veya yakın
çevrenin çocuklarıyla mukayese ederek tanımaya
çalışmak birinci derecede çocuğa zarar verir. Yapılması
gereken tek şey çocuğu anlamaya çalışmaktır. Neden
böyle davranıyor? O nasıl biri acaba? Nelerden hoşlanır?
Tanıdığımız diğer çocuklardan, kendi çocukluğumuzdan, beklentilerimizden onu ayıran özellikleri nelerdir?
Bu sorulara cevap bulabilmek için aşağıdaki formu
dolduralım. Belki bu sorular çocuğunuzu ne kadar
tanıdığınızla ilgili bize ipucu verir... (Anne-baba olarak
ayrı ayrı cevaplandırıp, sonra bir araya gelip benzer ve
farklı cevaplarınızı değerlendirebiliriz.)
Hoşlandığı şeyler...
Çocuğunuzu tanımlayan beş özellik söyleyin.
Onu yaşıtlarından ayıran özellikleri var mıdır? Bu
özellikleri nelerdir?
En sevdiği kahramanlar kimlerdir?
Hangi öğrenme tarzını daha çok kullanır?
Hayatta en çok istediği şeyler nelerdir?
Nelerden korkar?
En sevdiği oyun hangisi?
En sevdiği oyuncağı hangisi, neden bu oyuncağını çok
seviyor?
En çok nelere kızar?
Ön plandaki kişilik özellikleri nelerdir?
Başladığı işi bitirebilir mi?
Yaptığı bir işe ne kadar süre konsantre olur?
Kızgın olduğunda ilk tepkisi nedir?
En sevdiği arkadaşları kimlerdir?
Bu arkadaşlarının genel özellikleri nedir?
Dışa mı dönük içe mi dönük?
Hareketliliği nasıldır?
Kendini en çok hangi yolla ifade eder?
Duygularını paylaşır mı?
Sizi zorlayan davranışları nelerdir?
Okulda davranışları nasıldır?
Öğretmeni onun en çok hangi yönünü beğeniyor?
Öz güveni var mıdır?
Yaratıcı çalışmalarla arası nasıldır? Yeni şeyler (fikirler,
makineler, eşyalar...) üretmeye meralı mıdır?
Çocuğu tanımak neden bu kadar önemli? Çocuğumuzun
kişilik özellikleri, ilgi ve becerileri, kaldırabileceği
yükün miktarı, yaş dönemi özellikleri hakkında bilgi
sahibi olursak ondan neleri ne ölçüde talep edebileceğimizi de biliriz.
İki önemli sebepten, çocuklarının motivasyonlarını
arttırmak isteyen ebeveynler, çocuklarını tanımalı ve
genel gelişim özellikleri hakkında bilgi sahibi olmalıdırlar.
Motivasyonu sağlamak için bazen bazı araçlara ihtiyaç
vardır. Bu araçlar uygun şekilde kullanıldığında kişiyi
harekete geçirir. Dolaylı yollardan da olsa istenilen
davranışa yönlendirir. Örneğin ellerini yıkamayı
istemeyen bir çocuk düşünelim. Bu çocuğu ellerini
yıkamaya ikna edebilmenin yollarından biri de
hoşlandığı bir şeyi araç olarak kullanmak olabilir.
Çocuğun hayvanlara olan düşkünlüğü el yıkama
davranışının eğitiminde şu şekilde araç olarak kullanılabilir. En sevdiği hayvanların resimleri bulunan bir havlu,
hayvan şeklinde bir sabun, çocuğun ellerini yıkaması
için motive edici olacaktır. Başlangıçta sadece hayvanlı
havlu ve sabun için banyoya giden çocuk bir süre sonra
el yıkama davranışı için eskisi kadar dirençli olmayacaktır. Böylelikle yumuşak bir geçişle ve iletişimde sorun
yaşamadan çocuk ikna edilebilir.
Her çocuk için tek bir araç önerilemez. Her çocuğun
ilgileri, beğenileri farklıdır. İşte bu nedenle çocuğu
tanımak ve yaş dönemi özelliklerini bilmek önemlidir.
Bununla birlikte çocuğun yapabilecekleri hakkında bilgi
sahibi olmadan yanlış beklentiler oluşturabiliriz.
Hiçbir çocuğu yapamayacağı şeye motive edemeyiz:
Çocuğumuzdan neler beklememiz gerektiğini bilmiyorsak, onlardan yapabileceklerinden daha fazlasını isteyebiliriz. Hiç kimse kapasitesinden daha fazlasını
yapamaz. Öyleyse hem genel yaş dönemi özellikleri
hakkında bilgi edinmeliyiz hem de çocuğumuzu iyi
tanımalıyız.
Genel gelişim özelliklerine bakıldığında çocukların
hangi yaşta nelere önem verdikleri, nelerden
etkilendikleri, hangi yönlerinin motivasyon aracı olarak
kullanılabileceği hakkında fikir edinilebilir. Her
çocuğun farklı özellikleri olduğu unutulmamak koşuluyla aşağıdaki bilgiler davranış eğitiminde motivasyonu
arttırmak için kullanılabilir.
4-6 YAŞLAR
Bu dönemde de anne-babanın davranışları çocuğun
davranışlarını şekillendirmede güçlü etkiye sahiptir.
Bununla birlikte artık anne-babanın düşünceleri de
benimsenmeye başlanır. Anne babanın onay verdiği her
şey çocuk için de kabul edilebilir. Ancak anne babanın
yasakladığı ve olumsuz baktığı her olay çocuğun
dünyasında da aynı etkiyle yer eder. Eğer iletişimde
sorunlar yoksa bu dönemde de çocukların motivasyonlarını arttırmak kolaydır. Birçok motivasyon tekniği
kullanılabilir. İç motivasyonu yüksek tutacak temel
değerler, tutumlar, bakış açılarının da temelleri bu
dönemde hızla atılır.
“Denemekten vazgeçme, yapabilirsin, sana güveniyorum” mesajlarını içeren yaklaşımlar bu dönemde çok
etkilidir.
Bu dönemde babaların cesaret veren rolü önem kazanmaya başlar. Özellikle erkek çocuklarının babalarıyla
rekabet gerektiren oyunlar oynamaya başlamaları ve bu
oyunlarda babanın kazanan rolde olması, çocuk için ben
de babam gibi olacağım isteğini oluşturmada etkilidir.
Neleri Başarabilir?
• Yardımla giyinir.
• Dağıttığı oyuncakları yetişkinin yönlendirmesi ve
küçük yardımlarıyla toplayabilir.
• Ellerini yardımsız yıkar.
• Yardımsız tuvalete gider, temizliğinde hâlâ yardıma
ihtiyaç duyar.
• 6 yaşta tek başına banyo yapabilir, biraz desteğe
ihtiyaç duyabilir.
• Tek başına yemek yiyebilir, çatal ve kaşığı kullanma
da artık iyice ustalaşmıştır.
• Yetişkinlere yardım edebilir, yetişkinle işbirliği
yapabilir.
• Uyku alışkanlığı düzenlidir, tek başına uykuya geçiş
yapabilir.
• Yaşıtlarıyla oyun kurup oynar.
• Üzerinden çıkardığı kıyafetleri yardımla katlayabilir.
Genel Özellikler
• Somut düşünme hâkimdir. Bir olayın yalnızca bir
yönünü düşünebilir.
• Ben merkezci düşünme halen devam eder.
Başkasının bakış açısıyla düşünme henüz
gelişmemiştir. Biriyle alay ettiğinde onun üzülebi
leceğini anlamakta zorlanabilir.
• Dil kabiliyeti çok gelişmiştir, kendini rahatça ifade
edebilir.
• Sosyalleşme artmıştır.
• Erikson’ un psikososyal gelişim kuramına göre
“girişkenliğe karşı suçluluk” dönemidir. Bu gelişim
dönemde girişkenlik ön plandadır. Merak, enerji ve
etkinlik yoğundur. Ev yaşantısında bu davranışları
özendiren, sorgulamaya, deneme-yanılmaya olanak
sağlayan bir anne-babalık yaklaşımı varsa bu girişkenlik
duygusu gelişecektir. Eğer ebeveyn kısıtlayıcı, denetleyici ise çocuklarındaki “suçluluk” duygusu pekişecektir.
Sonunda çocuk bu dönemden ya girişken olarak ya da
suçluluk duygularıyla çıkacaktır.
6-10 YAŞLAR
Okul yaşantısıyla birlikte, sorumlulukların arttığı bir
dönem olduğu için daha öce ortaya çıkmamış dirençlerin
olabileceği bir dönemdir. Bu yaşlardaki çocuklar için
olumsuz davranışı değiştirmeye yönelik uygulanan
davranış tablolarının etkinliği yüksektir. Elbette çocuğun
yapısına uygun davranış takibini başlatmak önemlidir.
Mesela; bazı çocuklar kendileriyle yarışmaktan hoşlanmazlar onları rekabet motive eder böyle durumlarda
gruba uygulanan takip sistemleri daha etkilidir.
Tablolar etkilidir çünkü çocuklar başarılarının somutlaştırılmasından hoşlanırlar. Tabloda çocuk, ne kadar
ilerlediğini açıkça ve somut olarak görebilir. Bu başarı
hoşlarına gideceğinden daha çok ilerlemek için gayretli
olmaya devam edecektir.
Bununla beraber iç motivasyonu güçlendiren diğer
yetenekler de desteklenmeye devam etmelidir. Özellikle
çocuğun yapabileceğine inanmak ve ona başarı
duygusunu yaşatabilmek en merkezdeki yeteneklerdir.
Yetişkinlerin özellikle bu konularda yapıcı tutum
sergilemeleri yararlı olacaktır.
Neleri Başarabilir?
• Dişlerini fırçalayabilir.
• Çantasını hazırlayabilir.
• Kuş, balık gibi hayvanları besleyebilir.
• Proje ve ödevlerini hazırlayabilir.
• Yardıma ihtiyaç duymadan banyo yapabilir.
• Hatırlatılmadan öz bakımını yapabilir.
• Okulla ilgili sorumluluklarını yerine getirebilir.
• Evde ortak yaşam kurallarını benimser ve yerine
getirir.
Genel Özellikler
• Neden-sonuç ilişkilerini anlayabilir. Ancak bunu
somut biçimiyle verilen bilgiler doğrultusunda
yapabilir.
• Bir durumun birçok yönünü düşünebilir.
• Soyut düşünme henüz gelişmemiştir.
• Yaşıt ilişkileri artış gösterir.
• Erikson’nun psikososyal gelişim kuramına göre okul
yaşantısı nedeniyle pek çok öğrenme deneyimi yaşayan
çocuk bu deneyimlerin bir kısmında veya çoğunda kendini başarılı hissederse “çalışma ve başarma duygusu”
gelişir. Eğer bu dönemde çok az şey beklenirse “aşağılık
duygusu” gelişir. Sonunda çocuk bu yaş döneminden ya
kendini başarılı hissederek ya da aşağılık duygusuna
kapılarak çıkacaktır.
10 YAŞ VE SONRASI:
10. yaştan sonra çocuklar kendileri hakkında gerçekçi
fikirler edinmeye başlarlar. Kendilerini tanıma,
özellikleri, becerileri ve istekleri konusunda daha önceki
yıla göre farkındalıkları artmıştır. Bununla beraber
yetişkinden gelen tekliflerin hoş karşılanmadığı dönemler yaklaştığından ödüller ve puan sistemleri daha önceki
yıllardaki değerini yitirecektir.
Bu nedenle daha çok iç motivasyonu harekete geçiren
yaklaşım ve tutumlar etkilidir.
1. İletişimin bozulmamış olması ve ebeveynin emreden
konumundan çıkıp yardımcı konuma geçmesi önemlidir.
Hâlâ çocuğun durması gereken çok kesin kurallar vardır.
Ancak kuralların sayısının az sayıda olması önerilir.
Ebeveynin her konuda müdahalede bulunması çocuğun
isyan duygularını arttırır. Beklenenin tersi yönde
davranışın artmasına neden olabilir.
2. Hedefler önemlidir: Bu dönemde çocuğu harekete
geçiren en güçlü motivasyon kaynağı hedefleridir çünkü
bu yaşlarda çocuklar kendi kararlarını vermekten ve
uygulamaktan hoşlanırlar. Eğer çocuğun hedefi değilse,
bir yetişkin istiyor diye davranışını değiştirmeyi
istemeyecektir. Bu nedenle anne-babalar bu yaşlardaki
çocukları için farklı tutumlar sergilemeliler. Davranışa
yön vermek yerine daha evresel olan değerlerden bahsetmek ve gelecekle ilgili olumlu hedefler belirlemesine
ışık tutmak önem kazanmalıdır. Elbette bu tablo yapmak
veya emretmekten çok daha zordur. Bu nedenle bu
yaşlarda çocukları olan anne-babaların geçmişteki bazı
tutumlarından vazgeçerek daha farklı yaklaşımları
benimsemelidirler. Öncelikle sağlıklı iletişim kanallarını
açık tutmak daha sonra da çocuğun kendi hedeflerini
keşfetmesine yardımcı olmak yapılması gerekenlerin
başında gelir. Bu yaşlarda çocuklar için en önem
verdikleri şey “anlaşılmaktır”. Kendilerini anlamaya
çalışan bir yetişkinle işbirliği yapabilirler. Bu nedenle
hedeflerinin olmasına öncülük etmeye çalışırken
kurulan diyaloglarda çocuğun kendini anlaşılmış
hissediyor olmasına özen gösterilmelidir.
3. Bu yaşlara gelmeden önce sorun çözme aşamalarının
öğretilmesi önemlidir. Bu konuya diğer bölümlerde daha
ayrıntılı yer verilmiştir.
4. Pozitif
düşünmeyi
başarabilme
konusunda
yönlendirmek:
Düşünce
kalıpları,
zorluklarla
mücadelede, sorun çözmede veya hedef belirlemede
davranışa yön verdiği için önemlidir. Olumlu düşüncelerle olumsuz düşüncelerin davranışa verdiği yön de
benzerdir. Olumsuz düşüncelere sahip çocuk olumlu
davranış sergileyemez. Daha önce de belirtildiği gibi
pozitif düşünme becerisi çocuklara öğretilebilir. Bu
konuda etkinlikler bölümünde örnekler sunulmuştur.
5. Başarının anlamı üzerine konuşmak ve karar verebilmek: Bu yaşlardaki her çocuğun “başarının” kendilerince ne anlama geldiğini düşünmeye sevk edilmesi
gerekir. Yetişkinin en doğru başarı tanımı yapabilme
konusunda hem yol gösterici olabilmesi hem de model
olabilmesi için önce çocuğun başarı tanımını bilmek
gerekir. Çünkü birçok çocuk için öngörülen başarı
“not”tur, “ödül”dür, hiç hatasız yapılan “iş”tir. Bu tanımlara hapsedilmiş başarı tarifi çocuğun işine yaramaz,
Nedeni ise çocuğun bu tür başarıyı yakalamakta zorlanmasıdır. Çocuğun yaptığı işlerin hepsinin hatasız olması,
en yüksek notu hak etmiş olması veya ödül almış olması
mümkün değildir. Bu gerçeği yetişkin görmekte zorlanmaz ama birçok çocuk için başarı en ulaşılmaz yerde
durur. Çocuk için başarıya ulaşmak bu kadar zorsa
harekete geçip çaba göstermek gerekli değildir. Bu
nedenle kendini bir şeyler yapmak için motive edemez.
Bütün bu bakış açıları bu yaşlarda daha çok önem
kazanır. Ancak bunların gelişimi daha önceki yıllarda
başlar.
Her yaş için en güçlü motivasyon kaynağı “anlaşılmak”tır. Anlamaya çalışan bir yetişkin çocuğun
motivasyonunu sağlayabilir.
Çocuk yetiştirmek zor bir iş çünkü çocuğu olan her aile
hayata yeniden gelir ve çocuğuyla birlikte yeni bir
perspektiften hayatı yeniden öğrenmeye başlar. Bu yeni
perspektif elbette anne-babanın yetişkin bakış açısına
uymaz. Bu nedenle de anne babalar çoğu zaman çocuklarını kendi bakış açılarına uymaya zorlarlar. Her insan
farklı bir bakış açısıdır. Bir de hayatı deneyimleme
tecrübesi de az sayıda ise bakış açısı çok daha farklı olur.
Çok yaşadıkça çok şeyler bilmiyor muyuz? Her insan
yaşadıklarını yansıtır. Deneyimler arttıkça birçok farklı
bakış açısı da kazanılır. Her yeni bakış açısı önemli
deneyimler sonucunda oluşur. Bu nedenle de her bakış
açısı çok ama çok kıymetlidir. Zamanla ve yaşantıyla
ortaya konan bu deneyimler hayatın ilk yıllarında az
sayıda olmaları nedeniyle çocuklar yetişkinlerin
desteğine ihtiyaç duyarlar. Yetişkin için çok basit olan
bir konuyu bir çocuğun aynı basitlikte algılaması uzun
zaman alır. Farklı bakış açıları çatışmaları, anlaşmazlıkları da beraberinde getirebilir. Ancak yetişkin
çocuğun yaşını, bilgisini ve deneyimlerini göz önünde
bulundurarak ona anlayışla yaklaştığında bu uyumsuzluğu çözebilir. Uyumsuzluğu çocuk çözemez, bunu bir
çocuktan beklemek doğru olmaz.
Bir çocuğu değişime motive etmekten bahsediyorsak
eğer, şunu bilmemiz gerekiyor: Değişime direnen bir
çocuk ancak ve ancak kendisinin ihtiyaçlarını doğru
analiz eden ve bu analiz sonucunda çocuğa “seni
anlıyorum” mesajı veren bir yetişkinin yaklaşımı ile
yumuşatılabilir.
Download

motivasyonu arttırmada çocuğu tanımanın ve anlamanın önemi