Işıl Özgentürk
Taş Atan Küçücük Çocuk
Günlerdir aynı görüntüler gelip beni buluyor. 12 yaşında fırlama
bir oğlan çocuğu, geniş bir arazide, arkadaşlarıyla oyun oynuyor.
Koşturup duruyorlar, yer Cizre, çocukların tepelerinden geçen
jet seslerini ezan sesinden daha çok duydukları bir toprak
parçası. Çocukların kül kedisi, kurbağa prens masallarıyla değil,
dağa çıkan ağabeylerinin, devlet tarafından öldürülen
babalarının hikâyeleriyle büyüdükleri sokakların sokak,
caddelerin cadde olmadığı bir yer!
Çocukların doğum günlerini bilmedikleri, karne aldıklarında
ödüllendirilmedikleri, kardeşlerin birbirinin küçülmüş eskileriyle
okula gittikleri, öğretmenlerin sürekli çocuklara “neden
üşüyorsun” diye sorduğu bir yer. “Çünkü öğretmenim,
ayağımdaki ayakkabı yazlık, karda çok su çekiyor.”
Resim defterlerinin, çiçeklerle, böceklerle doldurulmadığı, en
büyük hayalin, spor BİR ayakkabı olduğu bir yer!
Çocukların ellerinde akıllı telefonlarla birbirlerine caka
satmadığı, tabletlerle dolaşmadıkları bir yer. (Bu satırların
yazarı, Rojava’ya gittiğinde, Rojavalılar kaçağa çıkan ve devlet
tarafından bombalanarak öldürülen çocukların bilgisayar
taksitlerini ödemek için yollara düştüğünü anlatmışlardı.
Bilgisayar taksitini ödemek için!)
Orası öyle bir yer. Orada çocuklar küçük yaşta ölümü öğrenirler.
Babaları, ağabeyleri, amcaları bir gün yok oluverirler. Ağıda
duran analarının, kız kardeşlerinin yüzlerine dikkatle bakarlar.
Korkuyla ağıtların sözlerini anlamaya çalışırlar. İçleri ürperir,
birden kendilerini yok olanların yerine koyarlar. Ölüm işte böyle
bir şeydir, birden yok olmak.
Orada, bayramlar bayram değildir. Çünkü bayramlarda
çocuklara bir şeyler almak gerekir. Ama babaların ceplerinde
rahatça harcayacakları paraları yoktur. Babalar, bir köşeye
çekilip, o eski mutlu günleri düşünürler. Artık yanmış yıkılmış
evlerin harap görüntüsünün iç kararttığı eski köylerini hasretle
anarlar. Geniş çayırlarda keyifle otlanan koyunlarını düşünürler,
zıplayıp hoplayan köpeklerini düşünürler. Bir kıyım gelmiş,
onları o topraklardan sürmüştür, hiç bilmedikleri başka bir
toprağa. O toprakta işleyecek tarla, otlatılacak koyun yoktur.
Tüm bildiklerini unutmak zorundadırlar. Yapacak hiçbir iş
yoktur. Seyyar satıcılık mı? Kaçak mı?
heyecanlıdırlar, birer meyve suyu söylerler, sonra içlerinden biri
paketi çıkarır, hepsi kırk yıllık tiryakiymişçesine birer sigara
tüttürürler.
Sonra evlerine dönerler ama yaşadıkları mahallelerde
bayramda bile TOMA’lar su sıkmaya hazır beklerler, polis
arabaları o mahallelerden hiç eksik olmaz. O çocukların
oynamayı en sevdiği oyun, sıra sıra bekleyen polis arabalarına
taş atmaktır. Çünkü en ucuz oyuncak taştır. Kim isabet
ettirecek? Bitmek bilmeyen bir oyundur.
Ve birden polis arabalarının oradan atılan bir fişek, bir kurşun
oyunu bitiriverir. İçlerinden biri toprağa düşmüştür.
Taşlarla oyun oynamaya çalışan bir çocuk hayatını yitirmiştir.
Onlardan birinin adı, Nihat Ka-zanhan, henüz 12 yaşında, bir
polis kurşunuyla öldü. O tek değil, Mazlum Akay, Doğan
Teyboğa, Umut Furkan Akçil, Ahmet İmre, Enver Turan, Canan
Saldık, Birem Basan, Oğuzcan Akyürek, İzzettinBoz, Mehmet
Nuri, Ceylan Önkol, Uğur Kaymaz... 1988’den bu yana devletin
öldürdüğü
çocuklardan
birkaçı...
Sorumluların
çoğu
yargılanmadı, ceza almadı. İHD Diyarbakır’ın hazırladığı “2012
yılı Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerini kapsayan
Çocukların Yaşam Haklarına Yönelik İhlaller” raporuna göre,
1988-2013 arasındaki dönemde çatışmalı süreç nedeniyle 569
çocuk yaşamını yitirdi.
Bu dehşet tabloya 2014’te en az yirmi çocuk eklendi. Devlet bu
ölümlere öyle kayıtsız ki, Gezi olayları sırasında öldürülen Berkin
Elvan’ın katilleri belli olduğu halde bir türlü mahkeme
başlayamadı. Verilen kararlarda da hâkimler suçluları (iyi hali
bahane ederek),azcezayla kurtarmak için birbirleriyle yarışa
giriyorlar.Şimdi ben o hâkimlere soruyorum:
“Neden?... Ve siz geceleri uyuyabiliyor musunuz? Taş atan
küçücük bir çocuk hiç mi rüyanıza girmiyor?”
O topraklarda çocuklar bayramlarda başka mahallelere, evlerin
daha güzel, dükkânların daha albenili olduğu mahallelere
giderler. Televizyonda görmüşlerdir, toplu halde ortaklaşa bir
saç jölesi alıp saçlarına caddeye yakışır bir hava vermeye
çalışırlar. Biraz büyükler babaların kaçak sigaralarından bir
paket alıverirler. Ceplerinde biraz para caddelere dalarlar. O
caddelerde herkes çok mutludur, herkes güler. Kendi
yaşlarındaki çocuklar, pipetle meyve suyu içerler...Onlar da
ceplerindeki parayı hesap edip, bir kafeye otururlar. Deli gibi
http://www.mgkmedya.com
Pazar, Şubat 1, 2015 - Sayfa 1 / 1
Download

Taş Atan Küçücük Çocuk