Mine G. Kırıkkanat
Ziynet iken Cüruf
Şatoların görkeminden… Ama aslında hepsi, saydıkları her dağ,
her ova ve su yoluna, insan elinden çıkmış alt ve üst yapının
uyumlu güzelliği dolayısıyla hayran kalmıştır.
Fransa yerine İtalya, Avusturya,Yunanistan, hatta Katar
Emirlikleri’ni de örnek verebilirsiniz. İnsan elinin doğaya değer
kattığı sonucu değişmez.
***
Oysa Türkiye coğrafyasından insan elini eksiltseniz, doğa ne
kaybeder, hiç düşündünüz mü?
Hiç bir şey kaybetmez. Tam tersine, kazanır.
©Paris Kanalizasyonu 19.Yüz Yıl
Fransa coğrafyasından insan elini eksiltseniz, doğası çok şey
kaybeder. Örneğin Atlantik Okyanusu’nu Gaskonya’nın bereketli
topraklarından zümrüt bir bilezikle ayıran Landes ormanı var
olmaz!
Ülkenin en verimli doğal kaynaklarından sayılan bu görkemli
çam ve mantar meşesi alanı, 1 milyon hektar yüzölçümüyle
Avrupa’nın en büyük yapay ormanıdır. 19 Haziran 1857 tarihli
bir yasayla, kumulların ana karaya ilerlemesini ve bölgeyi
çölleştirmesini engellemek için başlanan ağaç dikimini, Köprü ve
Yol Mühendisi Nicolas Bremontier projelendirmiştir. Çünkü
Fransa’nın prestiji yüzyıllardır dünya çapında kabul edilen iki
teknik üniversitesinden biri Köprüler ve Yollar Okulu (Ponts et
Chaussees), diğeri Polytechnique’tir.
Başka bir deyişle, 1800 yılından öteye inşa edilen Paris
kanalizasyonlarının, bugün kayıkla gezilen turistik bir gelir
kaynağı olması, raslantı değildir. Keza aynı yıllarda açılan geniş
cadde ve kaldırımların, bugünün ihtiyaçlarına da cevap verip,
daha yüzyıllarca verecek olması da…
***
Zaten Paris coğrafyasından insan elini eksiltirseniz, ortada ne
« dünyanın en güzel şehri » kalır, ne de içinden nehir geçen düz
ovadan ibaret doğasının bir özelliği…
Çünkü Türkiye’nin doğası, ham haliyle Fransa’dan çok daha
güzel, çok daha çeşnili ve cömerttir.
Daha doğrusu, öyleydi.
Fransa’nın doğasına uyumlu değer ve güzellik kattığı ne kadar
yüzyıl varsa, Türkiye daha büyük ve daha görkemli coğrafyasını
adım adım yedi, bitirdi, çirkinleştirdi.
Bu ülkenin insanları, yaşadıkları hiç bir bölgede var olan, aslolan
güzelliğe saygı duymadı, doğanın dengelerine uyumlu bir
uygarlık geliştirmedi.
Aksine.
Türkiye, gelişeceğim, sanayileşeceğim diye denizlerini, göllerini,
akar sularını kirletti. Taş çekeceğim diye dağlarını kel,
kentleşeceğim diye ormanlarını yok etti. Yüzyıllardır süren bu
talan, coğrafyanın büyüklüğü sayesinde görece bir hızla ilerliyor,
orada burada henüz dokunulmamış bir güzellik, gözümüzü
oyalıyordu.
Ama Akdeniz’in en görkemli coğrafyasının yağması , AKP iktidarı
sürecinde sistematik, devasa bir hız kazandı.
Kumsallar, içme su kaynakları, yerin altında ve üstündeki tüm
doğal bağışların hepsi, tek tek sömürgenlere, semirgenlere
satıldı, tarümar edildi.
***
Dünyanın bir numaralı turistik destinasyonu olup, her yıl 60
milyonun üstünde, yani nüfusuna yakın sayıda gezginin ziyaret
ettiği Fransa’dan dönen her turist, «Çok güzel bir ülke, » der.
Doğasında, elbette güzel yerler vardır. Ama ülkeye hayran olan
gezgine «Nesini beğendin? » diye sorduğunuzda, alacağınız
cevap mutlaka insan eliyle düzenlenmiş bir tasarım olacaktır.
Kimi üzüm bağlarının güzelliğinden söz edecektir, kimi Loire
nehri kıyısındaki
http://www.mgkmedya.com
Köprü yapacağım diye ormanlar yok edildi. Maden açacağım
diye
zeytinlikler.
GDO’lu
tohum
üretecek
çokuluslu
komisyonlara göller peşkeş çekildi, zehirlenmemiş son tarım
arazileri ömrü on yıl bile olmayan çirkin ve dayanıksız inşaatlara
feda edildi.
Dünyanın en büyük, en gereksiz, en kullanışsız havaalanını
Pazar, Şubat 1, 2015 - Sayfa 1 / 2
Mine G. Kırıkkanat
Ziynet iken Cüruf
yapacağım diye, son mandaların beslendiği sulak araziler
kurutuldu…
Cumhuriyet Gazetesi İcra Kurulu’nun kararıyla genel yayın
yönetmenliğine son verilen Utku Çakırözer, çok başarılı bir
gazeteci ve insani değerleriyle takdir edilen, zarif bir insandır.
Yetmedi.
AKP iktidarı, Türkiye’nin doğasını öteden beri sömürüp
sündürenlerin önüne, çok övündüğü Osmanlı mirası « insan
eliyle yaratılmış güzelliği » de en çirkin, en kaba biçimiyle yiyerek
geçiyor.
Önceki gün gördüm: Göz koyup iğrenç bir rant iştahına peşkeş
çekecekleri için yıkılmaya terk ettikleri çatısı yanık Haydarpaşa
Garı’nın önüne, alay eder gibi « bilmem ne şirketi tarafından
restore ediliyor» yazılı devasa bir ışıklı pano koymuşlar!
Gazetemde onunla birlikte ve onun yönetiminde çalıştığım
sürede, çok mutlu oldum, kendisine teşekkürü borç biliyorum.
Üstün gazetecilik vasıflarıyla aramızda kalmasını, ama
herhalükarda bundan sonraki yaşamında mutlu ve başarılı
olmasını diliyorum.
Utku Çakırözer, daima arkadaşımdır.
Gecenin karanlığında Haydarpaşa Garı’nın zavallı hayaleti
önünden süzülen vapurlardan, gar binası değil, o görkemli
binayı restorasyon adı altında mahvedecek « terminator »
şirketin panosu seyrediliyor!
İşte bu, yıkıcılıkta bile zevksizliğin daniskası, doğayı bitirip insan
eliyle yaratılan güzelliğe de saldıran ilkelliğin ta kendisidir.
***
Estetik, güzellik ve duygu algısını konu alan bir felsefe dalı. Zevk
dediğimiz uyum olgusu, 19.Yüzyıl’da « Estetik » başlığı altında
sanat felsefesine dönüştü. Doğal olsun yapay olsun, herhangi
bir güzelliğin ya da sanat eserinin insanlarda uyandırdığı
duyguları betimliyor.
Felsefeye Estetik boyutunu kazandıran ilk düşünür, 1750’de
« Aesthetica » başlıklı kitabın yazarı Alexander Gottlieb
Baumgarten.
Bizim ellerde, felsefe tu kaka…
Zaten 100 kelimeyle konuşup düşünen ve kendisi kadar fikir
yoksunu kişileri « demokratik seçimlerle » işbaşına getiren
toplum da hem « estetik »ten habersiz, hem de ne olabileceğine
dair en küçük bir merak duymuyor.
İşte bu yüzdendir ki Türkiye’de en iyi niyetle ve « güzellik » diye
yapılan herşeyin altı kaval üstü şeşhane.
Ve bu coğrafyanın en büyük talihsizliği, akılsız değil, zevksiz
insanların ülkesi olması. Ziynetin cürufa çıkarılması.
Ruh estetiğine, etik denir.
Pierre Reverdy
«G» NOKTASI
http://www.mgkmedya.com
Pazar, Şubat 1, 2015 - Sayfa 2 / 2
Download

Ziynet iken Cüruf