Mine G. Kırıkkanat
Roman Hayatlar
de...
***
Piyangonun vurduğu Türk ailelerinden biriydik. Anlam
veremiyordum, çocuktuk ve kimin ne olduğu umurumuzda
değildi. Gördüğüm kadarıyla ailelerimizin de değildi. Dedemin 2
aylık Belene kampı macerasından sonra ailece sürgüne
gönderildik.
Sürgün 3 yıl sürdü ve ilginç yanı, çocukluğumun en güzel yılları
oluşuydu. Yediğim dayakların sayısı azalmıştı.
Düşmanlığın ulaşmadığı bir bölge olduğu için Türk ve şehirden
gelen çocuk olarak epey ilgi görüyordum. O küçük köyü son bir
kez görmek isterdim. Gerçekten...
Her insanın hayatı romandır, kimilerinin cildi daha kalındır.
Sanıyorum benimki, yüzleşmek istemediğim için özet şeklinde.
1978 yılında Bulgaristan'da dünyaya geldim. Muhtemelen bir
erkek evlat bekleniyordu, ama ben lanet olasıca bir kız
doğmuştum.
Üvey annemin
hatırlıyorum.
beni
zehirlemeye
çalıştığını
net
olarak
Sürgünün bitmesine en çok ben üzülüyordum. Arkadaşlarımdan
ayrılıyorum diye ağladığımda, 'Sen Türksün, Bulgardan arkadaş
mı olurmuş!' diye yine okkalı bir dayak yedim babaannemden.
Sürgün sonrası evimizde oturmak pek nasip olmadı diyebiliriz...
Bir sabah kapıya dayanan polisin, 'Yanınıza kişi başı 2 bavul ve 3
günlük yiyecek alın, yarın İsveç'e sınır dışı
ediliyorsunuz!' deyişi daha dün gibi.
Annemle babamın tutkulu aşkları ben 8 aylıkken bitmiş.
Babaannem ve dedem büyütmüşler beni. 26 yaşıma kadar,
'Annen seni kapının önüne attı da gitti' hikayesiyle büyüdüm. O
iki yaşlının çocukluğumu zindana çevirmesine izin verdim.
11 yaşındaydım ve içten içe sevinmiştim, sınır dışı dedikleri yer
belki de sürgün dedikleri yere benzer bir yerdi.
Kabahatlerim yüzünden yalınayak banyonun beton zemininde
soğuktan titreyerek sabahladığımı, gripten öksürdüğüm bir
gece, dedemin
boğazıma 'Öksürme uyuyamıyorum!' diye
sarılmasını hiç hatırlamak istemiyorum.
Bir sürü Türk ailesi trene bindirilmiştik. Sonradan ilk kafile
olduğumuzu öğrendik.
Yediğim dayaklardan destan yazabilirim. Şu an 80'ini devirmiş
babanneme sorsanız, bir fiske vurmadan büyütmüş,
evlatlarından bile daha çok sevmiş. Ama 7 yaşındaki bir kız
çocuğu, bacağındaki mavi keçe kalem izi sebebiyle soba maşası
ile dayak yediğini hatırlıyor...
O trende saçma bir milliyetçiliğin peşine düşen büyüklerimizin
aldığı kararla hayatımın karardığını düşünüyorum.
Bulgaristan'da isim değişiklikleri ve bizler Türküz diye tavuk gibi
boğazlanmaya başladığında 7 yaşındaydım. Türk çocukları okula
kilitlediklerini ve ailelerimize vermediklerini, öğretmenlerimin
yüz ifadesini hatırlıyorum.
Belediyenin önünden eve giderken kan gölüne dönmüş
sokaklardan geçişimi...
Tekmeleyerek ambulanslardan atılan yaralıların hikayelerini
hatrılıyorum. Kaybolan ve ardı arkası sorulmayan binlerce genci
http://www.mgkmedya.com
Orada da mutlu olabilirdim.
Hayatımın o trende değiştiğine inanıyorum.
O lanet trende 'ana vatan'a gitmeye karar vermeselerdi ve biz
İsveç'e gitmiş olsaydık, herşey bambaşka olurdu, diye
düşünüyorum.
***
Büyüklerimizin bizi ana vatan paklar saçmalığıyla Belgrad'da
trenden kaçıp Türk Konsolosluğu'na sığınışımız, daha dün gibi.
Benden daha küçük çocuklar, bebekler, hamile kadınlar....
Ana vatan kapılarının saatlerce açılmamasından anlamıştım
aslında, gideceğimiz yerin o kadar da ana olmayacağını.
Pazar, Mart 1, 2015 - Sayfa 1 / 2
Mine G. Kırıkkanat
Roman Hayatlar
Soğukta titreyerek birilerinin dudaklarından dökülecek olan bir
kaç cümleyi bekliyorduk.
Ve karar verildi: Özal için iyi bir reklam kampanyası olduk.
Uçakla İstanbul'a getirtildik, havaalanında sevgiyle karşılandık.
Medya ordusu en acıklı kareyi almak için dövüştü...
Hatta bir grubu uçak pistine geri götürüp, yeni iniyormuş gibi
asfaltı öperken çektiler.
O grupta biz de vardık. Babannemin kafama gömdüğü yumruğu
da hatırlıyorum: "Yeri öp!"
Öptük, iyi asfaltlanmış uçak pistini.
Ne de olsa Ana Vatan'dı. Çocuk aklıma ana vatan yolları
öpülmeli, kazındı.
Öpülesi olmadığını, öpenlerin bir süre sonra ana vatana
dayanamayıp Bulgaristan'a döndüğünü duyduğumda anladım...
Kötü başlayan hikayeler kötü biter.
Benimki henüz bitmemiş olsa da vardığım noktada, çok da
parlak görünmediğim kesin.
Ayrıca, birden saçma geldi size yazıyor olmam... Özür dilerim.*
*Adı bende saklı bir okur
Sana ağlamak için yüz neden sunan hayata, gülümsemek için
bin nedenin olduğunu göster!
'G' NOKTASI
Bulgaristan göçmeni bir Türk'ün, intihar düşüncesinin
kıyılarında yüzen, inanılmaz umutsuzla yazılmış bölümlerini
çıkardıktan sonra yayımladığım öyküsü burada bitmiyor.
Mektubunu, ona sesini duyan ve anlayan birileri var, umudunu
yitirme, diyebilmek için sizlerle paylaşıyorum. Devamı da var ve
gerçekten ibretlik.
Çığlığını yüreğimde duyumsadığım bu genç kadına, teşekkür
ediyorum.
Çünkü benim de bir yanım Balkanlı...
Bulgaristan'dan, Bosna'dan 'ana vatan'a göç eden, orada Türk
tohumu, burada 'gavur' diye itilip kakılanların dramını iyi bilirim.
http://www.mgkmedya.com
Pazar, Mart 1, 2015 - Sayfa 2 / 2
Download

Roman Hayatlar