KARATAY
SANAT-EDEBİYAT
YIL:1 SAYI:1 * ŞUBAT-2014
ÖZEL DOSYA: AŞK
Sahibi :
Bekir ÇAKAL
Yazı İşleri Müdürü:
Mustafa CEYLAN
0535 622 43 16
Genel Yayın Müdürü
Harun YİĞİT
İLETİŞİM :
KARATAY MEDRESESİ
MÜZE-CAFÉ
Karadayı Sokak No:3, 07020 Antalya
TEL: 0242 248 48 08
BU SAYIDA
1-Çıkarken (Mustafa CEYLAN)…………………..…………2
2-Mevlana’dan Özlü Aşk Sözleri.……………………..….3
3-Ay ile güneşim geldi (Mevlana).………………………..4
4-Tek Hece (Cemal Safi)….…………………………..……….5
5-Manolya (Mustafa Ceylan)………………………………..6
6-Dinle Neyden…………………………………………………….7
7-Sevgi Kirlenmesi (Nuri Can)………………………………8
8-Nerdesin(M.Emin Türkyılmaz-Oflu)………..……….10
9-Açılmamış Mektup (Refika Doğan)..……………..…11
10-Bir Seni Bir de Gülü (Refika Doğan)..……………..12
11-Sen Yıktın (Halil Soyuer)……………………………….12
12-Leyla (Asım Yapıcı)……………..…………………………13
13-Kaliteli Yaşamdan(Süleyman Coşkuner)………..14
14-Esiyor Başımda Kavak yelleri(Harun Yiğit)…….16
15-Arayış (Serap Hoca)……………………………………..17
16-Ökse Out (Muzaffer Koçak)………………………….18
17-Altın Çağın aşk yaşları(Bulem Hatun)…………..18
18-İki Aşk Hikâyesi (Yusuf Özcan)…………………….19
19-İsterim (Aysel Al)………………………………….…….20
20-Fazıl Ercan’la Röportaj………………………………..21
21-Simurg Ateşi Antalya’da Yakıldı(A.Sargın)……24
22-Özlem Yağmurlarıyla Gel (Yusuf Bozan)………26
23-Gülüm (Ozan Sentezi)………………………………….26
24-Aşk (Z.Yapar Kaleli)……………………………………..26
25-Dokunur Parmaklarım (Ali Altınlı)………….…….27
26-Sana Aşığım (Ali Gözütok)……………………..……..28
27-Değil ki (Aşık Gürkani)…………………………….……28
28-Ali’ nin sevdiği (Ozan İrşadi)……………………….…28
29-Kim İstemez (Ökkeş Öztürk)………………………….29
30-Aşk Dilencisi (Necati Ocakcı)…………………………30
31-Anla güzelim (Türk Öğer Koç)……………………….30
32-Ey Yâr (Şafaknur Yalçın)……………………………..…31
32-Gelmesin gayri (M. Ali Akçınar)……………………32
www.karatayfm.com
e-mail : [email protected]
Dergimiz, basın meslek ilkelerine uymaya söz
vermiştir.
Dergimiz, Antalya Karatay Medresesi Müze Café
Kuruluşunun kültür ve sanata yönelik bir çalışması
olup, ücretsizdir. Dergimize gönderilen her türlü
esere telif hakkı ödenmez. Yayınlanan eserlerin
hukuki sorumluluğu eser sahibine aittir.
Gönderilen eserler iade edilmez.
*
ANTALYA’DA
SANATIN YENİ
ADRESİ
KARATAY
MEDRESESİ
ÇIKARKEN- Mustafa CEYLAN
Ayrıca;
Merkezimizde;
Her Cuma günü saat 14:00 de Pir Sultan Abdal
Derneği’ nimizin korosu,
Her Perşembe günü saat 20:00’ de “Kaleiçinde
Doğanlar ve Kaleiçini Sevenler”in Türk Sanat
Müziği Korosu,
Her Cumartesi günü saat 14:00 de Türk halk
Müziği Ata grubu;
Karatay Medresesi’nde her ayın 15’inde saat
15:00 de başladığımız şiire dair yürüyüşümüz,
once www.karatayfm.com ‘ da yayın hayatına
başlayan radyomuz ve ardından elinizde
tuttuğunuz KARATAY SANAT - EDEBİYAT
dergimizle devam etmekte.
Dünya kenti Antalya, Turizmin Başkenti
olmanın yanı sıra, “Altın Portakal” ile başlayan
sanata ve şiire ait iz bırakan etkinlikleri ile
sanatın ve şiirin de Başkenti olsun diye
düşünmekteyiz.
İşte
bu
düşüncemizi
gerçekleştirmek için, tarihi Kaleiçi’nde tarihi
KARATAY MEDRESESİ kapılarını sanata,
culture, edebiyata, müziğe açmış ve
imkânlarını sanatkârlarımıza seferber etmiştir.
Nitekim, Harun Yiğit kardeşimle birlikte, Gülce
Edebiyat, Gelişim Sanat ve İlesam Antalya’ nın
sonsuz ve sınırsız destekleriyle, her ayın
ortasında, yani 15’inde şairlerimizle, bu nezih
sanat merkezinde buluşmaya başladık.
Üçüncü buluşmamızı Şubat – 2014 ayında
yapacağız ve huzurlarınıza 14 Şubat Sevgililer
Günü münasebetiyle, özel dosyası AŞK olan
bir dergi yayınıyla gerçekleştiriyoruz.
Bir müze-Café olan bu sanat merkezinde;
geçtiğimiz zaman dilimi içerisinde, önemi
etkinliklere ev sahipliği yaptık. “ Simurg
Ateşini” nin ilk kez Antalya’da yakılmasına
vesile olduk. 10 şehir, 10 şair projesi ile
ülkemizin 10 değişik şehrinden şair
dostlarımızı konuk ettik.
Ve her Pazar günü saat 11:00’ de Neyzen
Mustafa Coşkun Hocamızın ney kursu
öğrencileriyle buluşmalarımız devam etti ve
devam da edecek. Giderek, şairlerimiz ve
yazarlarımızdan imza günleri, resim ve el
sanatları sergileriyle çalışma ve çabalarımız
çeşitlenerek ve artarak devam edecektir.
Bir yandan radyomuz ile bu çalışmalardan
canlı yayınlar sunmaya, öte yandan elinizde
tuttuğunuz dergi-yayın çalışmalarımız ile dXe
sizlerle olacağız.
Geçtiğimiz Aralık ayında Mevlana ve Seb-I Arus
dedik, Akdeniz Üniversitesi’nden üstadımız
Prof. Dr. İsmail YAKIT’ın Mevlana hakkında
yaptığı sunum, verdiği bilgiler muhteşemdi.
Antalya’ nın en güzel sanat merkezlerinden
birisi olan KARATAY MEDRESESİ MÜZE CAFÉ’
de önümüzdeki günlerde Antalya Kültür Sanat
Gönüllüleri Vakfı ile birlikte çocuklarımıza
yönelik
etkinlikleri
gerçekleştirmeyi
düşünmekteyiz. Expo-2016’ nın ev sahibi olan
yaşadığımız bu kentin, çiçek ve çocuk
konularında sanatçıları – şairleri-müzik
adamları vasıtası ile söyleyeceği çok şeyin
olduğunu biliyoruz ve hazırlıklarımız dab u
yönde olacaktır.
Gelecek sayılarda buluşmak umuduyla,
esenlikler diliyorum. Saygılarımla…
Mevlana'dan
zaman? Bilmem!... Yeterki o kapıda durmayı
Bil. . . !
Özlü Aşk Sözleri..
*O kadar yakınsın ki , seni ben sandım.. Sana O
kadar yakınım ki, beni sen sandım..Sen mi
bensin ben mi senim ? Şaşırdım kaldım..
*Gönül vermedikçe, gönül bulamazsınız...
*Kalbin edebi sükûttur. Susan kurtulur.
Güzellik dilin altında gizlidir. Sükût, incelik,
edep ve zarafet insanı her gittiği yerde sultan
yapar.
*Her kapının bir anahtarı vardır, ancak önemli
olan anahtar değil, kapının ardındakidir. Eğer
kapıyı güzel sözle tıklatırsan kapının
arkasındaki yol seni hep doğru yere götürür.
*Akıp giden zaman içinde bir kafesteyim,
Yağmurlarında ıslandığı bir yağmur vardır...adı
AŞK... Ateşlerinde yanıp kül olduğu bir ateş
vardır...adı
AŞK...
Kelebekleri
intihara
sürükleyen yıldızları da kaydıran aslında
...AŞK... Gölgelerin gölgede kaldığı bir
durumdur, sırların sır verdiği bir haldir ...AŞK...
Ve aslında AŞKINDA AŞIK olduğu bir AŞK
vardır...
*Her gönül bir tek sevgiliye dönüktür aslında..
Lakin kıblesi yanlıştır.. Bulduğunu sandığı şey
gerçekte aradığı değildir… Kimisi bir gül yüzlü
güzele meftun,kimisi bir ceylan bakışlıya
mecnundur,bazısı dünyaya kanmış,bazısı mala
mülke aldanmıştır......Oysa... her biri bir
SEVGİLİ tarafından sınanmıştır...
Her türlü amelde çok ahesteyim,
Kabrim beni bekliyorken dünyalık hevesteyim,
Uyandır artık Ya Rab! belki son nefesteyim. . . !
*Mücevher varken pul neye yarar,
Azmini bilmeyen kul neye yarar,
*Ey Gönül..!
Ateş için rüzgar ne ise, aşk için de ayrılık
öyledir; küçük olanı söndürür, büyük olanı ise
daha da güçlendirir.. ve iyi bil ki, Ey Gönül !
AŞK; ateşten bir denizi, mumdan kayıkla
geçmektir.. Yanıp kül olmadan asla
geçemezsin ...
Herkes bir yol tutmuş gidiyor,
ALLAH 'a gitmeyen yol neye yarar....
*Kapı açılır sen yeterki vurmayı bil!... Ne
* Mutluluğu sende bulan senindir, ötesi
misafir.
* Dilin aşkı yorumlaması güzeldir ama dile
gelmeyen aşk daha güzeldir.
Ay İle Güneşim Geldi
Ayla güneşim geldi, bak göz ışığım geldi
İnci kaynağım geldi altın pınarım geldi
Sarhoşum nice ondan coştu bakışım nurdan
Özge şey mi istersin? Özge yoldaşım geldi!
O gümüş tenli güzelim girdi Yusuf’um kapıdan
O yol kesenim geldi, tövbe bozanım geldi
Eski yoldaşım dinle! Dünden iyidir şimdi
Müjde sarhoşuydum dün, ondan ulağım geldi
Dün fenerle ben kentte pek arandığım o kişi
Gör bugün yol üstünde güller bostanım geldi
Sardı elleri belime hem kucakladı o beni
Bir taç ve kemer sundu, işte sultanım geldi
Bak bahar ve bahçesine! Bak şarap kadehlerine!
Bak coşan azıklarına! Gül şeker dalım geldi
O hayat suyumdur hey! Ben ölümden korkmam ki
Ürkmem serzenişlerden, çünkü kalkanım geldi
Ondan yüzük aldım hey, ben Süleyman’ım artık
Ah nasılda şahane, baştaki tacım geldi
Dert haddini aştıkça aşkta yolculuk ettim
Yolculuktan ah Mevlam mutluluk payım geldi
İçki vaktidir şimdi şimşek çakıyor başta
Uçmak vaktidir şimdi kol ve kanadım geldi
İşte parlamak vakti bir seher gibi parlak
İşte gürlemek vakti çünkü aslanım geldi
Aldılar beni yerden, sözlerim yarım kaldı
Vardım göğe dünyadan arlanış savım geldi
Mevlana Celaleddin Rumi
Tek Hece
Var mı beni içinizde tanıyan?
Yaşanmadan çözülmeyen sır benim.
Kalmasa da şöhretimi duymayan,
Kimliğimi tarif etmek zor benim...
Bülbül benim lisanımla ötüştü,
Bir gül için can evinden tutuştu,
Yüreğine Toroslar'dan çığ düştü,
Yangınımı söndürmedi kar benim...
Niceler sultandı, kraldı, şahtı,
Benimle değişti talihi, bahtı,
Yerle bir eyledim tac ile tahtı,
Akıl almaz hünerlerim var benim...
Kamil iken cahil ettim alimi,
Vahşi iken yahşi ettim zalimi,
Yavuz iken zebun ettim Selim'i,
Her oyunu bozan gizli zor benim...
Yeryüzünde ben ürettim veremi,
Lokman Hekim bulamadı çaremi,
Aslı için kül eyledim Kerem'i,
İbrahim'in atıldığı kor benim...
Sebep bazı Leyla, bazı Şirin'di,
Hatrım için yüce dağlar delindi,
Bilek gücüm Ferhat ile bilindi,
Kuvvet benim, kudret benim, fer benim...
İlahimle Mevlana'yı döndürdüm,
Yunus'umla öfkeleri dindirdim,
Günahımla çok ocaklar söndürdüm,
Mevla'danım, hayır benim, şer benim...
Benim için yaratıldı Muhammed,
Benim için yağdırıldı o rahmet,
Evliyanın sözündeki muhabbet,
Embiyanın yüzündeki nur benim...
Kimsesizim, hısmımda yok hasmım da,
Görünmezim, cismimde yok resmim de,
Dil üzmezim, tek hece var ismim de,
Barınağım gönül denen yer benim...
Benim adım aşk.
Cemal Safi
-IIOk olup saplanıyor yüreğime türküler
Nöbet tutar ruhumda acının zembereği
Boyanır çığlığımla zindan karası her yer
Gideceksin diyerek ey gözümün bebeği
..........Alınca haberini taş düştü duru suya
..........Sen gitme buralardan ben gideyim Manolya
Yaslan göğsüme yaslan,dinsin kar fırtınası
Efsunkâr yokuşlarda üşüyor üşüyorum.
Isıtsın can evimi ellerinin kınası
Gece gündüz ben seni, seni düşünüyorum.
..........Taş kesilsin Akdeniz, yıkılsın şu Antalya
..........Sen gitme buralardan ben gideyim Manolya.
MANOLYA
-IGönülkıran rüzgârları senden bana esiyor
Can eriği düşlerime dokunma hiç Manolya.
Kar yağdırma ümit açan bademlerin üstüne
Tırpan tırpan ayrılığı yeniden biç Manolya.
Görmemişsin Ferhatını yüce dağı delerken,
Bilmemişsin Mecnununu 'çölde çölü' elerken,
Neredeydin? Ben burada kuzu gibi melerken? !
Yürü şöyle usul usul kenardan geç Manolya.
Yaktın, acımadan yaktın bugünü ve yarını
Doldurarak yüreğime gece bulutlarını.
Çekinmeden uzat gayri soğuk avuçlarını
Alev akan bir çeşmeyim, haydi gel iç Manolya.
Zaman denen kuyuların dibindesin bilirdim,
Kova olur çıkrığına urgan urgan gelirdim.
Ne yapayım, en sonunda hasretinle delirdim
Bundan sonra akıllanmam vallahi güç Manolya.
Saçlarıma aklar düştü, yorgun kalbim tekledi,
Ölüm denen sarı gelin, arada bir yokladı
Ilımadı soğuk yıllar, gülüşünü bekledi
Al kokunu, git rüzgârla, göklerde uç Manolya.
'Dağ başı yalnızlığım' ıpıslak sabahlarda
Sormadın, aramadın bir, Ceylan'ın kaldı darda.
Yalazına hep kıvılcım bekleyen ormanlarda
Kahkahalı yangınları düşlemek suç Manolya.
İpek gibi tenini, ılıman nefesini
Tan yeri ağarması gülüşünü özlerim.
Dayanamam bitanem duymaz isem sesini
Kopsun kolum kanadım, kör olsun şu gözlerim.
..........Çığ düşsün Toroslardan, tersine dönsün Dünya
..........Sen gitme buralardan ben gideyim Manolya.
Ben, alnı akıtmalı boz atlarla giderim
Ben, köhne zamanların en yorgun savaşçısı.
Sen gökkuşağım, yağmur damlasındaki perim
Sen, ak sütten yumuşak, zeytinin ışıltısı.
...........Kuşların cıvıltısı, gönlümdeki kanarya
...........Sen gitme buralardan ben gideyim Manolya.
Mustafa CEYLAN
1. Bişnev in ney çün hikâyet mîküned
Ez cüdâyîhâ şikâyet mîküned
Dinle, bu ney neler hikâyet eder,
Ayrılıklardan nasıl şikâyet eder.
2. Kez neyistân tâ merâ bübrîdeend
Ez nefîrem merd ü zen nâlîdeend
Beni kamışlıktan kestiklerinden beri feryâdımdan
Erkek ve kadın müteessir olmakta ve inlemektedir.
3. Sîne hâhem şerha şerha ez firâk
Tâ bigûyem şerh-i derd-i iştiyâk
İştiyâk derdini şerhedebilmem için, ayrılık acılarıyle
Şerha şerhâ olmuş bir kalb isterim.
Sevgi Kirlenmesi
Nuri CAN
Günümüzde Sevgi ve aşk kelimesi pek çok
kişinin diline dolayıp ağzından düşürmediği bir
moda sözcüğü oldu. Tv de yada magazin
basında sevgi ve aşk kelimesini yalnızca diline
dolayıp, gerçek anlamda sevgiyi içinde
hissetmiyenlerin sürekli sevgiden, aşktan
sözetmeleri, aslında değeri ölçülmez, pahası
biçilmez bu manevi duyguyu kirletmekten, yok
etmekten başka bir işe yaramıyor!..
Aşkı sevgiyi sıradan şeylerin tutsağı yapmak,
şehvete kurban etmek onu sonsuza kadar
yitirmek demektir.? Gerçek sevgi, şehvete
kurban edilmeden kirletilmeden çıkarsız hilesiz
karşı tarafa sunulandır.
Dil ucuyla sevgi edebiyatı yapmak, mevsimlik,
günlük, gecelik aşk yaşamak, sevişmeyi sevgi
yada aşk sanmak; Cehalet, delalet, budalalık,
aymazlık ve sevgiye ihanet etmekten başka bir
şey değildir. Bu sevgiye yapılan en büyük
vefasızlık, haksızlık ve kötülüktür.
Sevgi insanın yüreğinden doğan ve zamanla
insanin bütün benliğini, hücrelerini saran
kutsal bir duygudur. Gerçek sevgi (kavramı)
gecelik, mevsimlik aşklarla ölçülemez. Mutlak
emek verilmesi gereken ve paylaşılarak
büyüyen, büyütülen anlamı, rengi, kokusu,
aklığı, ışığı, olan bir duygudur.
Günümüzde pek çok insanın elbise değiştirir
gibi sevgili değiştirmesi ve seviştik sözcüğünü
“aşk yaptık” sözcüğüyle eş tutmalarını şaşırtıcı
ve o kadarda tiksindirici buluyorum.
İnsan psikolojisinde insanlarda yüce, ve kutsal
duyguları, girişimleri besleyen sevgiler olduğu
kadar, bazılarında da insanı süflüleştiren, onu
aşağılık bir yaratık haline gelmesini kışkırtan
bir takım ucuz, nefsi ve iğrenç tutkular da
vardır. Bunları aşk yada sevgi sanmak en
büyük cehalet ve aptallık değilde nedir söyler
misiniz?
Meselenin asıl en kritik tarafı ne yazık ki, pek
çok insanın bu aşağılık tutkuları sevgi yada aşk
olduğunu zannetmesidir. Bu kahrolası
zamanda sevginin de, aşkın da, sanatın da,
emeğin de beş para etmez hale getirildiği
dünyamızda. İnsanın, insan olarak varlığını
sürdürebilmesi ancak bu banal değerlerden
kendini korumayla mümkündür.
İşte burada yeni nesillerin etkilendiği ve
gelecek nesillere de bulaşması kaçınılmaz olan,
içinden çıkılması zor bir durumla karşı karşıya
bulunduğumuzu unutmamalıyız.
İnsanın insani değerlerinin, ahlakın beş para
etmediği, insan sevgisinin sadece söylemden
ibaret olduğu, sevginin sadece maddi çıkarın
ön şartı haline getirildiği bir çağda yaşıyoruz.
Yaşamanın insan olana utanç verdiği bir
dünyada...
Oysa herşeyin başı sevgidir. Sevgisiz hiç birşey
güzel ve anlamlı değildir. Gerçek sevginin yolu
yürekten, yüreğin yolu da beyinden geçer.
Beynin yolu iyi niyetten, temiz ve ahlaklı
olmaktan geçer. Sevgi ahlak dışı hiç bir ima, hiç
bir duygu kabul etmez. Olması gereken de
budur.
Çağımızda
temiz,erdemli,
kirlenmeden
yaşamak zor ve çileli bir yoldan geçmeyi
gerektirir. Ama bu yol temizdir, insanidir,
kutsaldır. Derinliği, güzelliği, anlamı olan bir
yaşam biçimidir. Gerçek sevginin özlemini
duyarak ve bu duyuda kendini bulan insan
nereye giderse gitsin, nerede yaşarsa yaşasın
insan kalır. Çünkü insanın, insan olarak
kalması, insanın sevgisinden, dürüstlüğünden
ödün vermemesi, ben kalması gerekiyor.
Sevgi, özlem, bilinç, kişilik derinliği yaratır
insanda. Mağazalar, lüks arabalar, günübirlik
sevgiler değil... En eski ve zamanın yok
edemediği tek yüceliktir sevgi, unutmayın...
savaşlar bitmeli sevgilim
acılar bitmeli, açlıklar bitmeli
sevgileri kirletenler
bu diyardan gitmeli
bunca kan
bunca gözyaşı
dünyamıza yetmeli
insan bu dünyada ya sevmeli ya da ölmeli
Her sabah uyandığınızda ince bir sevda
yakmıyorsa
yüreğinizi,
vicdanınızda
bakabileceğiniz bir yüzünüz yoksa aynalarda;
Yüreğinizde merhamet, gözlerinizde rahmet
akmıyorsa sevda denizlerine ve yakmıyorsa
içinizi incecik bir merhamet ateşi...
Satın gitsin! Bu dünyada benim dediğiniz
neyiniz varsa; Ağlarken gül dökmüyürsa
gözlerinizin altı.
Sevgiler kirleniyor sevgilim
uygarlık adına, çağdaşlık adına
umutlar kirleniyor sevgilim
havalar soğuk mu soğuk
insanlar eceliyle ölmüyor artık
radyosyonlu ölümler
kokainli ölümler
kanserli ölümler
aidisli ölümler kol geziyor
dünya çaresiz mi çaresiz
insanlık ölüyor sevgilim
tabiat ölüyor
güzellik ölüyor
kötülükler boy veriyor
zaman hain mi hain
oysa
bir çiçek olmalı umut
açmalı yaralı topraklarda
çocuklar yarınlara güvenle bakmalı
sevinçler yeşermeli yapraklarda
nefretler sevgiye dönüşmeli sevgilim
acılar sevince
dostluklar yücelmeli insan sevince
insan sevince yalanlar küçülmeli
dağlar küçülmeli çocuklar büyümeli
ırmaklar ağlamalı, çocuklar gülmeli
*
NERDESİN ?
Yolumuz vuslatsız mevsime düştü,
Düşlerimi yansıttığım perdesin.
Hasretimi kurtlar - kuşlar bölüştü,
Hâlâ yoksun, yakarışım!: Nerdesin?
Nerdesin! Canımdan aziz bildiğim?
Nerdesin! Yaşını; yaşla sildiğim?
Nerdesin! Yönünü dergâh kıldığım?
Hayâline bin ölüşüm!: Nerdesin?
Boğulsak da; hasislerin âhında
Kaybolsak da; kem gözlerin vahında;
Destan olduk sevda güzergâhında
Ruh ikizim, gönül eşim!: Nerdesin?
Nerdesin! Bakışı yürek eriten?
Nerdesin! Gülüşü gülü delirten?
Nerdesin! Lisanı "- bülbül " dedirten?
Sabır taşım, çilekeşim!: Nerdesin?
Gel, cânanım! Mevsimleri yaz eyle
Yeter ki dön, ömür boyu naz eyle
Bitsin benlik, artık bizi “ biz ” eyle
Âfakımda tek güneşim!: Nerdesin?
Mehmet Emin Türkyılmaz (Oflu)
BİRİNDE SEN VARSIN
Gönül bahçesinde çift gül ağacı
Birinde sen varsın diğerinde ben
Beyazlanmış dağın iki yamacı
birinde sen varsın diğerinde ben
Ne bende dert bitti ne sende telaş
Bir yastığa koyulmayan iki baş
Göz pınarlarımda iki damla yaş
Birinde sen varsın diğerinde ben
Kabuğu çürüttük yaralandı öz
Hikâye bir cümle sonuç birtek söz
Sevda ocağında yanan iki köz
Birinde sen varsın diğerinde ben
Senin hasretinden delindi sine
Bir ömür bitirdik delicesine
İki mezar kazdım aşk tepesine
Birinde sen varsın diğerinde ben
Kader bizi Aslı, Kerem eylemiş
Yüce dağlar kaç âşığı eylemiş
Kazanoğlu iki türkü söylemiş
Birinde sen varsın diğerinde ben
Aşık KAZANOĞLU
AÇILMAMIŞ MEKTUP
o sevdiğim nar çiçeğim mutlu olsun ” derim
kendi kendime. Ben seni beklentisiz sevdim...
Refika DOĞAN
Son söylediklerini anımsıyor musun can? Hani
beni kısıtlayan, elimi kolumu bağlayarak
ötelere iteleyen…
Her öykü özünde bir can taşır...Her öykünün
yolunda mutlak sevgi kırıntıları vardır. Ve her
öykü kırılma noktasında bu kırıntılarla yaşama
tutunur, anlam katar..." r.d
Canımın içi, ciğerpârem, sancılı sevdam, ağrılı
başımın tatlı belâsı, yokluğunda eksilip yok
olduğum;
Yine bilmem kaç şiddetinde depremlerimsin
bakışlarındaki
fay
kırıklarınla!
Hançeri
saplayarak yüreğimin taa ortasına, yine dipsiz
kuyularda, bilinmeyen denklemli söylem ve
eylemlerinle bırakıp gittin, kaldım bir başıma!
Ne olacak bu gidişin sonu can? Ne yapacak,
nasıl baş edeceğim seninle, bilemiyorum. Sen
benim ele avuca sığmazım, sen nazlım, sen
kırılgan sevdiceğim, sen sevimlim, yoluna bin
kurban olduğum; sen istedin bu kopuşu, seni
sevmememi, sen istedin sana sevgimi
haykırmamamı…Bütün bunları sen istedin
birtanem!
Sana olan sonsuz saygım, ezel-ebed bitmez
sevgimdi kâale aldığım sözlerin. Söz konusu
senin dinginliğin, mutluluğundu. Dayanırım,
uzaktan da olsa severim seni ben.
Beklentisiz art niyetsiz sevgimdir senin
doğrularına saygımı, sabrımı zorunlu kılan.
Kolay mı sandın bütün bunları? “ Olsun, uzakta
da olsa ben yine severim; yeter ki o bir tanem,
Artık sesini duyamaz, varlığını göremez oldum;
gerdin, gerildim... Seni görememek, sesini
duyamamakla cehennemde yanmanın ne farkı
var ki? Cenderenin içinde sıkışıp kalmış, tıpkı
kapana kıstırılmış bir fare yavrusu gibiydim
anlayacağın...Kaç kez telefona uzandı da elim,
açamadım… yanına gelmeye hazır adımlarım
geri geri gitti, gelemedim...çünkü, sen istedin
böyle olmasını can... Her zamanki sevecen
hitaplarımı, seslenişlerimi çekip aldın; dalsız
budaksız bıraktın beni! Oysa sen benim ürkek
nazlı ceylanım, şafağıma doğan güneşim, vakur
edasında huzur bulduğum canımın içi,
birtanemdin. Sana hep böyle hitap ederdim
safiyane bir mutlulukla. Seni merak ettiğim
için, arada bir de olsa varlığını, hayatta
olduğunu hissettirmeni beklerdim. Bak işte,
onu da çok görüp kıstın sesimi, esirgedin…
Günlerce yedim bitirdim kendimi sessizliğinle.
Sana hasret, sesine, kokuna, yüzüne, sıcacık
sevgi seslenişlerine hasret…
Dedim ya; razıydım seni uzaktan sessizce, bir
başıma -içim kan ağlayarak da olsa- sevmeye.
Yeter ki, mutlu ve erinç ol. Sana oracıkta söz
vermiştim ya canımın içi... artık sevgimden söz
etmeyeceğime, sana dokunmayıp yüzünü
bile—zorunlu olmadıkça—görmeyeceğime ve
de sesini …
Oooffff of...Ben sana bunları söylerken tepki
vermediğini, onaylarcasına bana teşekkür
ettiğini
anımsıyor
musun...Daha
ne
yapabilirdim ki? Beni de kendini de bağladın,
kilitledin, kısıtlayıp susturdun sözlerinle ama
yok edemedin bende ki seni. Nasıl yok
edebilirdin ki? Ne senin ne bir başkasının gücü
yetebilir mi buna? Yetmez birtanem,
yetemez…
Ne çok istedim koşarak gelmeyi, sevgimi
haykırmayı, sana canımın içi demeyi...En çok
da yüzümü o tatlı boynuna gömmeyi ne çok
özledim bir bilsen!
"İyi mi kötü mü...Derdi kederi var mı, mutlu
mu" sorularının kahredici karanlığında kaldım,
daraldım,
sevgim
çağladı,
sana…Gözlerim...Gözlerim kahve acılığında
ıslandı yağmurlarınla da; sen bilmedin,
duymadın, görmedin bunları can...Senin içindi
bu kabuğuma çekilmelerim, sessizliğim,
uzaklığım hep senin için…Senden uzaktaki her
sessizliğimde eksildim, yolundu kanadım
kolum...
Her gece falezlerin doruğundan atıyordum
kendimi Akdeniz'in karanlık sularına; sevdamı
ve seni o karanlığa gömmeyi düşünerek; yine
de yok edemiyordum bende ki seni. Tek
korunağım, tek varsılım, görkemli sarayımdı
bende ki sen; sıcacık, masum ve biçâre…
Ben seni böyle sevdim can. Bu can, hiç
olmadığı kadar mutlu ve istekli yoluna
serilmekten. Bin ölür bin dirilir, bir kez olsun
kırpmam gözümü, çıkarır atarım, sıyrılırım
giyindiğim bu can gömleğimden! Ben seni
özümle, ruhumla, gören gönül gözümle
sevdim, sana “can” dedim, canıma sardım…Bu
can, can’ ıyla can bulacak, can’ından uzakta
değil! Sen sevmesen de ben seviyorum ya,
yeter! Seni yüreğimin korunağında taşırım
sonsuza dek... tıpkı kanguruların o minicik
keselerinde yavrularını taşıdığı gibi; göğsünü
siper edercesine…
Seni seviyorum...seni seviyorum hüzün
yüzlüm, kahve gözlüm...Sen bin kez desen de “
sevme" diye, seviyorum işte…
Bir damla yaşına, hüzünle yıkılmış kaşına
dayanamam! O güzel, narin benliğin
örselenmesin, kıyamam sana…
Beni
öksüz,
bir
başına
birtanem...sensizliğin
bulanık
yokluğunla boğulurum…
bırakma
sularında
Uzakta da olsan nefesine tutunmuş varlığım,
canıma can katan nefesine…
ben seni
bedenin tenin için sevmedim ki
seni
malın-mülkün, mevkin için sevmedim…
ben seni
bir gün, beş gün, on gün için sevmedim ki
seni
giyindiğin güvercin donu
arındığın ab-ı hayat suyu…
ben seni
çile dergahında hak yolu
yunus oduyla yanan serinle…
seni
bir nefeslik canım
yaşadıkça yaşatacak kanım…
yanardağlarım, doruğumda karım
edebim arımla sevdim.
ben seni
soldukça açan irem bağım
bir avuç gökyüzü, bir mavi umut
kalbimde saklı gülşen çağım…
seni
sana feda canım
özverili
hoş görülü sade
insan yanım…
seni, adam gibi adamlığınla
bir ömür sevdim, bilmez misin can
seni severken
bir şey istemedim, beklemedim ki
nefes alman, mutlu olmandan gayrı
koş…git istediklerine
arzuladığın hayata koş, git...
ben seni
senin bile bilmediğin bir yürekle sevdim,
bambaşka…
seni hep sevdim be can, sevdim, inandım aşka…
koşullar uzak düşürse de
seviyorum…seviyorum seni, âh bir inansan keşke!
...
Refika DOĞAN
SEN YIKTIN
Bir Seni Bir De Gülü...(Gülce Özge)
Bir seni bir de gülü dalında koklamayı
Kırağılı yaprağım bahar gibi ıpıslak.
Kızıl dudağındaki gülleri koklamayı
Güller miydi güllere dokunan ten mi ıslak?
Sevgilim ah sevgilim dol geceme gece ak
Özlemiyle doluyum gül teni koklamayı
Ah bahtsızlar bahtsızı bu gönül sana tutsak
Çağırsan, bir gel desen, gelmez miyim koşarak?
Bir seni bir de gülü dalında koklamayı
Kırağılı yaprağım bahar gibi ıpıslak
Bir seni bir de gülü koynumda saklamayı
Her bahar bahar gibi yenilenip açarak
Gülüşünle yeşeren gülüşler saklamayı
Deste deste içimde yine sana saçarak
Sevgilim ah sevgilim Kollarında uçarak
Gül deseni mührünü bir ömür saklamayı
Nerdesin ah mestinle doldum seni içerek
Bu bendeki kasırga beni bende biçerek
Bir seni bir de gülü koynumda saklamayı
Her bahar bahar gibi yenilenip açarak
Topa tutsalar da yıkamazlardı
Bir dert yıktı beni bir de sen yıktın
Başkası gerekmez zaten sen varken
Bire hâlim yokken dörde sen yıktın
Sevincim damlardı güller üstüne
Şarkıyla düşerdim diller üstüne
Şimdi yürüdüğüm yollar üstüne
Beni her gördüğün yerde sen yıktın
Peşinden koşarken canlı olay’dım
Ele zor olsam da sana kolaydım
Şu kahpe dünyaya gelmez olaydım
Beni bu bitmeyen derde sen yıktın
Yılın her gününde elim vardaydı
Başım böylesine sanma dardaydı
Sen nerede isen gönül ordaydı
Acımadın yere orda sen yıktın
Yokluğunda yaralarım azdılar
Yıllarımın dengesini bozdular
Hayatımı piyes diye yazdılar
Seyrettikçe perde perde sen yıktın
Halil SOYUER
Refika DOĞAN
Bu beyhude işime yer gök gülüştü Leyla
Ne kadar tatlı hayal görürüm, düşümde sen
Çağırmadan gelirsin, anlarım peşimde sen
Söylediğim her söz de, yaptığım işim de sen
Bu aşkın abidesi beklenen nursun Leyla
Altın kadehte aşkı zemzem gibi sun Leyla
Tatlı bir sala sesi çınlarken kulağımda
Peşine takılmaya derman yok ayağımda
Acı bir tebessümle son buse yanağımda
Giderken düşlerime mor takıyorum Leyla
Bilirim, kabuslara en güzel yorum Leyla
Bulanık ecel suyu ayna gibi durulur
Baş ucumda gölgeler 'sıra kimde' sorulur
Saatler vuslat için yeni baştan kurulur
Tabipler sıra sıra gelse deva mı Leyla?
Gül kurusu hayaller aşka reva mı Leyla?
Leyla
Hiçliğin ortasında an be an kavrulurken
Yalancı sevdaların üstünde savrulurken
Aynalarda gölgemi baş aşağı bulurken
Karanlıktan korkarım aydınlansın şu alem
Hep mi hüzün? Nerede mutluluk yazan kalem?
Katran olmuş kaynıyor içimde bin bir elem
Arzum yok, hevesim yok, seni unuttum Leyla
Daha yüce bir aşkın yolunu tuttum Leyla.
Mahkum oldum, mahpusum, düştüm eline Leyla
'Gayri sensiz yaşamam” böyle biline Leyla
Sensizlik çok zor çile, sensizlik bana haram
Bir kerecik göz kırpsan, gözlerim eder bayram
Bu yola baş koyandan başkasına olma ram
Beni bırakıp gitme gayriye sakın Leyla
Gel benim ol bu akşam mutluluk yakın Leyla
Özlemim arşı döver, beni de yanına al
Hayat hayal olmadan bir nefeslik ben de kal
Sen gönül kuşlarının besteler yaptığı dal
Aşıkların dilinden düşmeyen cansın Leyla
Sen mutlu ol, önemsiz, bu alem yansın Leyla
Bir garip hale girdim, tarifi mümkün değil
Benliğim kayıplarda gezerim mecnun, sefil
Taşlara sor, söylesin, her şey sevgime kefil
Gizli sırrım kalmadı döndüm şaşkına Leyla
Ne olur anla beni Allah aşkına Leyla
Gölge-aşk oyununda roller bana mı düştü?
Sonsuzluk sahnesinde çöller bana mı düştü?
Göklere çivilenmiş eller bana mı düştü?
Sahraları yeşertmek bana mı düştü Leyla?
Asım Yapıcı
KALİTELİ YAŞAMDA DEĞİŞİM
VE DÖNÜŞÜM STRATEJİSİ
Yrd. Doç.Dr Süleyman COŞKUNER
Kaliteli yaşamın en önemli unsurlarından
birisinin de, hayatın sürekli esnek ve
dinamik bir yapısının olduğunun farkında
olarak hareket etmektir. Zira, pasiflik,
durağanlık ve atalet değişimin düşmanı ve
kaliteli yaşamın azgın hırsızlarındandır.
Artık iyi biliyoruz ki, “değişmeyen tek şey
değişim”. Dünyanın sürekli döndüğü gibi,
hayatımızdaki her unsur da, farkında
olarak veya olmayarak değişmektedir.
Bütün mesele, söz konusu değişmelerin
ne zaman, nasıl, ne şekilde olacağı ve
bunlara nasıl uyum sağlanabileceğidir.
İnsanlar genellikle, değişime kendilerinden
başlamak
yerine,
başkalarını
değiştirmekten çok hoşlanırlar. Bunun bir
takım sebepleri vardır. Zira, her kim ne
yapıyorsa, en iyiyi ve güzeli yaptığını
varsayarak yapar. Herkesin kendi gönlü en
yücedir. Eğer, akıllar yeniden dağıtılsa,
herkes yine kendi aklını alır, kimse
Einstein’in, bir başka bilim adamı veya
bilgenin aklını almaz. “İnsanoğlu kendi
aklını beğenmezse çatlar ölürmüş.”
Nedense, eleştirmek, eksik tamamlamak,
açığı ortaya çıkarmak, bilgiçlik taslamak,
her fırsatta öne atlamak vb. gibi basit
davranışlar
insanoğluna
daha
tatlı
gelmektedir. Bu olumsuzlukları ortaya
çıkaranlar ise, zapt edilemeyen şişkin ego,
kibir, olumsuz ön yargı, nefis, gurur ve
üste çıkma arzusudur.
Günlük hayatımızda, gıybet etme, laf
taşıma, dedikodu yapma, küçük görme,
aşağılama,
rencide
etme,
değersizleştirme, hor görme, eksik-gedik
arama, şüphecilik yapma, acımasızca
eleştirme, aşırı hırs yapma, inatçılık,
iddiacılık, evhamcılık vb. gibi, kaliteli
yaşamın azgın hırsızları adeta cirit
atmaktadır.
Pareto’nun
%
80-%20
modelinde
belirttiği,
hayatımızdaki
olumsuzlukların, olumluluklardan 4 kat
daha fazla olduğu görüşü haklılık
kazanmış
durumdadır.
Hatta
ben
günümüzde bu oranın, olumsuzluklar
lehine
daha
yukarılara
çıktığına
inanıyorum.
Yüksek kaliteli bir insan olmak ve süper
kaliteli bir hayat için, yaşantımızdaki
hırsızları ortadan kaldırıp, onların yerine
polisleri olan “yüksek kaliteli yaşam
unsurlarını” yerleştirmemiz gerekmektedir.
Bu süreci gerçekleştirmek çok zordur.
Bunun sebebi de, değişim ve dönüşüme
uyumun zorluğu ve yeniliklere direnmedir.
Çünkü, değişim ve dönüşüm,; olağanüstü
bir emek, kaliteli zaman, gayret, sabır,
sükunet,
anlayış,
paylaşım,
coşku,
heyecan, azim, kararlılık ve istikrar
istemektedir.
Genelde baktığımız zaman, eleştirinin,
tenkidin, düzeltmenin, söz kesmenin,
kaliteli
dinlememenin,
özenmemenin,
dikkat
etmemenin,
öne
çıkmaya
çalışmanın daha fazla revaçta olduğunu
görebilmekteyiz. Buna karşılık; örnek
olma, uygulama, modelleme, odaklanma,
ilgilenme, etkileme ve etkilenme, kaliteli
anlama ve dinleme, empati yapma, 3.
alternatifi geliştirme, sinerji ortaklığı kurma,
enerji üretme, mevcut pastayı büyütme vb.
gibi yüksek kaliteli eylemler insanlara zor
veya ağır gelmektedir.
Asıl olan, insanların her türlü değişime
açık olması ve onları hacı yolu gözler gibi
beklemesi, değişimi yönetmeyi bir sanat ve
yetenek olarak algılaması, başarmak ve
kazanmak için değişime zamanında uyum
sağlayabilmesidir. Değişim ve dönüşüm
içten dışa doğru olmalıdır. Yani, kişi
değişime
ÖNCE
KENDİSİNDEN
BAŞLAMALIDIR. Hiç bir kimse kendisinin
başkaları tarafından yönetilmesini, ikaz
edilmesini,
dürtüklenmesini,
iş
tarif
edilmesini,
emredilmesini,
SEVMEZ.
Çünkü bu negatif yaklaşımları, kendisine,
şahsiyetine, ustalığına, bilgisine, yaşama
tarzına ve uygulamalarına müdahale
olarak görür. Bunun tersten okunuşu da,
“ben senden daha iyi biliyorum”, “sen bana
tabi ol”, “benim söylediklerim ve yaptıklarım
daha doğrudur”, “sen bu konuda yetersizsin”,
“ben seni yönetip yönlendireyim”dir.
Esiyor Başımda Kavak Yelleri
Üstelik, değişim ve gelişimin baş döndürücü
hızından dolayı, bu günkü geçerli olan eylemler
yarın yerini daha geçerli olanlara bırakabiliyor.
Gerçek anlamda irdelediğimiz zaman, bunun
takibini yapmak için, süper kaliteli bir değişim
ve dönüşüm uzmanı ve uygulayıcısı olmak
gerekiyor. Farklılıkların bir zenginlik ve gelişme
unsuru olarak da görülmesi gerektiğini
bildiğimize göre; hangi görüşün, hangi
zamanda, hangi şartlarda, ne zamana kadar
geçerli olabileceğini kestirebilmek, çok zor bir
hale geliyor. Bu yönüyle baktığımız zaman,
görüşleri
beğenmeme,
eksik
bulma,
düzeltmeye çalışma, ikaz etme, yönetme,
yönlendirme gibi eylemler kaliteli bir iletişim ve
yaklaşım ile yapılamaz ise, sorunları hızla
arttırdığına şahit olabilmekteyiz.
Esiyor başımda kavak yelleri
Ebemkuşağında gördüm alları
Şerbet, şeker, bala değmiş dilleri
Pulun oldum, sözlerinde güzelim
..........aşkın girdabına düşmüşüm
.............kuşların yavruları için
...............gagasındaki damla suda canım
.................sevdan beni del-eyledi
O halde ne yapmalıyız?
Sürekli olarak etkin ve kaliteli değişim ve
gelişimlerin peşinde avcı olacağız. Uyum
sağlamakta
gecikmeyeceğiz.
Gerekiyorsa
kendimiz üreteceğiz. Değişime mutlaka ve
mutlaka kendimizden başlayacağız. Değişimde
geri kalanları dürtüklemek ve küçük görmek
yerine, onlara anlamlı bir şekilde örnek
olacağız. Bugünkü doğrulara sıkı sıkıya sarılıp,
zorunlu
değişim
ve
gelişimlere
karşı
direnmeyeceğiz. Her türlü ortam ve iklimde
huzuru, keyfi, mutluluğu, ölçüyü ve dengeleri
özenle koruyacağız. Örnek olmayı, kibir ve
şişkin egonun sarmalında değil; alçak
gönüllülüğün,
mütevazılığın,
erdemliliğin,
bilgeliğin, naifliğin, tatlı dilliliğin, nezaketin,
edebin, profesyonelliğin ve gönül dostluğunun
sarmalında yapmaya gayret edeceğiz.
Bir
kalp
kırmanın,
gönül
incitmenin,
aşağılamanın,
yok
saymanın,
değersizleştirmenin, eleştirmenin, tenkidin,
işgüzarlık
yapmanın,
emretmenin,
ses
yükseltmenin, şüphecilik yapmanın, ön yargılı
davranmanın, bilmişlik taslamanın açacağı
yaraların tamirinin mümkün olmayacağı da
asla unutulmamalıdır.
*
Selam, sevgi ve dualarımla… Allah’a emanet
olunuz…
Yrd.Doç.Dr. Süleyman COŞKUNER
Eğildim öpmeye elma yanaktan
Ab-ı hayat diye kiraz dudaktan
Korktum inan, kirpikteki şu oktan
Kulun oldum, gözlerinde güzelim
..........Kula kul olmazdım ama
.............Sevmişim yürekten
................Gönül kapımı sen zorladın
Elinden tutup da girsem koluna
Abdal oldum yanağının alına
Sarmadan belini serdin yoluna
Çulun oldum, tozlarında güzelim
..........Her kapıya serilmezdim
.............Eşiğine serdin beni
...............Her gelene sürdün beni
En anlamlı gülücükler saçtığın
Ebedi gönlüme kanat açtığın
Görmeden halimi gelip geçtiğin
Yolun oldum, izlerinde güzelim
..........Her bastıkça
.............Kaldırırsın tozlarımı
...............Yetmez mi ki
.................kaybedersin izlerimi
Ekildin gönlüme tohumlar gibi
Öbek, öbek bittin, kök saldı dibi
Kırmadan Yiğit'i sensin sahibi
Dolun oldum, güzlerinde güzelim
..........Döktün yaprağımı
............Sen çevirdin gazele
..............Tutulmuşum bir kez
................Senin gibi güzele
Harun Yiğit
dalgalarla gizli bir alfabenin diliyle
yüreğime sesleniyor... Gitsem mi ki?
ARAYIŞ
Serap HOCA
Gecenin karanlığında adımı söyleyen
nefesin kulaklarımı üşütüyor, gözlerimi
açıyorum...Yoksun.
Kalkıyorum, sanki evde biri var da
uyandıracakmışım endişesiyle sessizce
giyiniyorum ve kapıyı yavaşça kapatıp
iniyorum merdivenlerden. Sahi anahtarı
aldım mı? Neyse çok da önemli değil
zaten.
Denizden geliyor sesin ... Gel artık, diyen
özlemli sesin. Sazlıkların arasındaki
yoldan ilerlerken hafif bir ürperti sardı
ruhumu. Daha geçen yaz, el ele dönerdik
birlikte bu yoldan da önce kim duş
yapacak, çayı kim koyacak diye takılırdık
birbirimize. Şimdilerde yokluklara savruldu
gönlüm.
Sahil ne güzel, kimsesizlik sarmış her yeri.
Sadece sana ve bana ait anıların varlığı
göz önünde. Kulaklarımda dalganın
çağıran sesi. Kumsalda bir o yana bir bu
yana gidiyorum, ayak izlerini ararcasına.
Oturdum... Kum soğuk, oysa benim
yüreğim yanıyor, dağlanan özlemle bu
yürek
nasıl
serinler
ki...
Döndüm, kıyıdan
evimize
baktım...
Ardımdan el sallayanım yok... Denizse
hafiften dalga sesleriyle sahile vuran
Hatırlıyorum da bu sahilde bir gün
güneşlenirken
yan
taraftaki
kişiyi
kıskanmıştın benden de çekip geri
gitmiştin o gün girmeden denize. Oysa ne
kadar anlamsızdı bu kıskançlıklar. Adım
adının yanına bu kadar yakışırken, elim
senden başkasının sıcaklığını bilmezken
nedendi
ki
bu
delice
kıskançlık?
Sahilde böyle ayaklarımı dalgalara doğru
uzatıp
otururken
ben,
geliversen
arkadan... kapasan gözlerimi... kimim ben,
desen o beni deli eden kokunla... Ben
tanımaz gibi yapıp delirtsem seni, sonra
tutup ellerini sarılsam beline, dalsak birlikte
denize...Yoksun
ama.
Birden dayanamadım, kalktım... Döndüm
arkama, düşü gerçek yaparcasına ve
denizin derinlerine bıraktığın anılara
sarılmak, onları alıp odama götürüp baş
köşeye koymak için yürüdüm denize
doğru. Soğuk, beynimden/ yüreğimden
teğet geçti ve yaşamak arzumu aldı
götürdü. Bekle, sonsuzluğadır gelişim...
Bekle ve kokunu kimseye teneffüs ettirme.
P HOCA
ALTIN ÇAĞIN AŞK YAŞLARI
ÖKSEOTU
Siz ökseotunu bilmem bilir misiniz? ...
Ökseotunun tohumları havada uçarken,
gözüne kestirdiği ağacın gövdesine “şap” diye yapışıverir.
Tutunduğu ağacın kabuğundaki hava
deliklerine pençesini geçirir. Ve sonra, “bu
dünyada kendi üstüme düşen görevi
yaptım” kanısına kapılır asalak ökseotu (!)
Artık bundan sonraki yaşamı boyunca,
çaba harcayıp, alın teri dökmesine gerek
kalmadığı hoyratlığı içine düşer o asalak...
Ökseotu asalaklığın verdiği vahametten
ötürü, gövdesine tutunduğu zavallı ağacın
ürettiği enerjinin, o ağacın kendisine bile
kıt kanaat yettiği gerçeğini hiç mi hiç düşünemez...
Başına talih kuşu konduğunu sanan
ökseotunun, ana ağacı acımasızca
sömürdüğü görülmektedir üstteki resimde...
Yaşanan bu gerçeklikte doğa ilk önce,
kendi ürettiğini çaldıran o ana ağaca,
arkasından da çalma eylemini
gerçekleştiren asalak ökseotuna, hak
ettikleri cezayı vermek zorundadır artık! ...
Kendi ürettiğini sömürten
vurdumduymazın davranışı ile
başkalarının ürettiğini çalan asalağın ortak
eylemlerinin sonucudur resimdeki görüntü...
Bildik bir ülkede bildik bir emekçinin hayatı
pahasına ürettiği değerler, sonradan
üreyen asalaklar tarafından sorumsuzca
sömürülmektedir...
Hey ökseotları! Bu gerçekler ortadayken,
yıllar boyunca emmekte olduğunuz
karaağacın kanı, sizlere daha ne kadar yetecek ki! ?
...
Bekleyeceğiz, bakacağız ve göreceğiz...
Muzaffer Koçak
Yılların boşluğuna akıp gitmiş hayatlar
Ne sen ne ben şu ömrü yaşadık sayamayız
Bir kalpte yeşermeyen duygular da bayatlar
Diyet mevsimindeyiz(!) sevsek de doyamayız!..
Ruhumu tartaklıyor cevapsız kalan soru;
Sevgi yağmurlarında biz neden ıslanamdık?
Hayat oyunlarının neydi bizimle zoru?
Sarılmadık sevgiyle, bir omza yaslanmadık..
Gençlikte aşk dediğin, çarpıp geçen bir yel mi?
Ki, sık sık tersten eser, sevenleri savurur
İçgüdüsel coşkuyla sürükleyen bir sel mi?
Boş kalplerin enkazı bir gün karaya vurur!...
Tahsil,iş, sanat, konut..kariyerler aşk mıydı?
Sahip olalım derken ömrümüzü satmışız
Sevmeye engel olan bariyerler köşk müydü?
Her birinde yıllarca uzanarak yatmışız!...
Diriyken göz ferimiz, neden aşkı görmedik
Şimdi beyaz bastonla(!) arayıp duruyoruz
İçten sürgüsü olan bir gönüle girmedik
Hala bu yaşta aşklı hayaller kuruyoruz...
...................
VE ŞİMDİ...
Semada göz kırpıyor yıldızın yıldızıma
Yedek bir cemre indir(!) şu nazlanan bağıma
Son defa sevme hakkı yazdır kader yazıma
Vurulsun gerçek aşkın mührü altın çağıma!...
Bilirim, gönlün engin,dumanlı başın kadar
Son kafile olalım aşka göç etmek için
Biriken özlemleri say bana yaşın kadar
Haklısın yerden göğe..düşünme neden, niçin...
Ey yollara düşmüş aşk, mola vermeden tez gel
Sakın ha geri dönme, kendi kendini vurma
Kalbinin menziline yıllar olmasın engel
Son kez gülmeyi dene, diken üstünde durma!...
Dinle bak ney sesini aşk kıvamı bu nefes
Aşkın safiyeti bu, özde bütün mesele
Seni de esir almış ördüğün altın kafes
Kanat açamamışsın gerçek aşka visale...
Elin tutsun elimi dökerken ecel teri
Aşka dair şiirim isterse yarım kalsın
Daldan düşen yaprağın dönüşü olmaz geri
Ölüm meleği gelsin...gelsin canımı alsın!..
Bulem HATUN
İKİ AŞK HİKAYESİ
Yusuf ÖZCAN
“ANADOLUM KARIŞ KARIŞ
BİRBİRYLE EDER YARIŞ”
Anadolu’muzun vatan coğrafyasındaki
çeşitlemeleri,insanın yaşantısına sinmiştir.
Türk insanı,horonda kıpır kıpır,zeybekte
ağır başlı.Bar da mağrur,ağırlamada
ağıtsı…Ve
sürmelide
duyguları
kirpiklerinden düştüm düşeceğin arasıdır.
Erkeğin hakimiyeti hissedilen Anadolu
ailesinde,kadın
bir
kenara
itilmiş
değildir.Yeri geldiğinde “HAN” denen
hatunlar
çıkmıştır
bağrından.Nene
Hatunlar,Hüsne Gelinler,Kara Fatmalar,
bunlardan sadece bir kaçıdır.gereğinde
“HAN” gereğinde SULTAN” olmayı bilen
Anadolu kadını,hiçbir zaman sınırını
aşmamış,yerine ve zamanına göre hareket
etmeyi bilmiş.Bağlanınca sonuna kadar,
güvenince gözünü kırpmadan, sevince
ölesiye sevmiş.
Şimdi anlatacağım hikayeler, yukarda
bahsettiğim deryadan iki damladır:
Evliliğinin üçüncü ayında askere giden
delikanlı, eşinin durumunu merak eder,
“Vatan aşktan üstündür” deyip evliliğin ilk
baharında ayrıldığı sürmelisinin hasretiyle
yanıp tutuşur , ama nasıl dursun , evin
büyüğü babası var. İşte Anadolu insanının
zekası ön plana çıkıyor. Zekanın kıvraklığı ,
esprinin inceliği bir dörtlükle ortaya
konmuş , bu bu dörtlükte hem aile
efradının , hem sevdalısının durumu
sorulmuş.
“Mektup köye varda gel.
Yardan haber sorda gel .
Bir iken iki olduk
Üç olduk mu görde gel”
Asker eşinin mektubunu duyan sürmeli
gelin kaynatasından mektubu nasıl istesin ,
ud var , haya var serde. Fakat bunu bilen
kayınbaba , laf arasına sıkıştırarak oğlunun
haberini geline duyurmayı büyük bir
keyifle başarır.
Sürmeli gelinde
kayınbabasına:
,
iş-güç
sırasında
“Bahçelerin başını
Ayıklarım taşını
Acep ne gün görürüm
Kayınımın gardaşını”
dörtlüğü ile , Mehmet’inin geleceği günü
sorma cesaretini gösterir.
***
Sevdimi ölesiye seven, bağlandımı sonuna
kadar bağlanan Anadolu kadını , bazen
çaresizliğini, acısını, pişmanlğını mısralara
öylesine işlemiştirki; her heceden her
harften sızan iniltiler , okuyanın bağrında
göl olur , sine içre döğen dalgalar bir “OF”
LA yeryüzüne yankı yankı dalgalanır durur.
Malı mülkü yerinde, çevresinde hatırı
sayılan , kapısında yanaşmaları çalışan
beyin, bir oğlu ve birde dünyalar güzeli kızı
vardır. Beyin ceylan gözlü kızı birine
gönlünü düşürür. Bey kızının kendisine
meyli olduğunu hisseden yakışıklı yanaşma
bunu fırsat bilip , bakışıyla , gülüşüyle kızın
yüreğine taht kurmayı başarır.
Bu sırada bey ölmüş, evin yönetimi
beyzadeye geçmiştir. Bacısının sevdasını
öğrenen beyzade kız kardeşini karşısına
alarak, düşüncesinin yanlış olduğunu
hatırlatarak bu işten vazgeçmesini söyler,
söyler ama dinleyen kim?
Yanaşmanın alınacak kini , görülecek
hesabı vardır. Çünkü; kendine buyrulan
her iş ona düşmanca duygular yüklemiştir.
Bu düşmanca duygular , onu zalim bir avcı
etmeyi başarmıştır. Ne yazık ki bu zalim
avı, aklına hiçbir kötülük getirmeyen,
gölgelerden arınmış bir sevda ile seven
ceylan gözlü bey kızıdır.
Bey kızını kaçıran yanaşma, “Horoz Gediği”
denen yere gelince, oyapılık zevkini
gidermeyi, bey kızından hevesini almayı
başarır ve kızı çaresizliğin uçurumuna terk
eder.
Ceylan gözlü bey kızının, gözünün feri
gitmiş, dizlerinin bağı çözülmüş üstelikte
seven kalbine paslı bir hançer saplanmıştır.
Saçını- başını yolan , tırnaklarının arasına
yüzünün derisini dolduran bey kızının,
dudaklarından dökülen:
“Sana diyom sana Horoz Gediği
Sahi imiş bey gardaşın dediği
Geçit vermez bellerinde kalıpta
Ben olayım kurdun kuşun yediği”
Çığlıkları kendisiyle birlikte, Horoz
Gediğinden aşarak dönülmez vadilere
dökülür gider.
1- Horoz Gediğinin Şefaatli civarında , adı
geçen vadininse Karanıdere olduğu
söylenmekte.
Yusuf ÖZCAN
İSTEDİM
Gözlerin gözlerimde kaybolurken,
Sanki bir başka âlemde geziyorum,
Titreyen dudaklarla heyecanımızın yansıdığı,
Avuçlarının arasından fışkırıp kaymak istiyorum.
Senden aldığım bu tatlı sevda yükü,
Her iki âlemde de, sana kavuşturacak,
Yaşadığım bu mukaddes duygu,
Hazların en yücesi olacak.
O an, gökyüzüne kanatlanıp uçmak,
Ve seninle sonsuzluğa bu duygularla,
Yelken açmak,
Bilsen ne kadar güzel,
Ve ne kadar hoş bir arzu, bilsen.
Öyle bir şey geliyor ki, yüreğimden,
Senin için bütün mutlulukları toplayıp,
Sende avunarak yol almak tesellisiyle,
Çıra gibi yanmak,
‘Yok, olmak’ arzusundayım.
Ve sonra,
Küllerimi avuçlarına koymak,
Ondan ötesi rahmet vadilerine,
Yaşama sevincimi ekleyip,
Göklerde dolaşmak isterim.
Yeniden dünyaya gelip,
Mutluluk gözyaşlarımla,
Yüreklerimiz yıkansın isterim,
Hadi ses ver, hadi yol ver,
Aşkımıza.
Aysel AL
anda çeşitli konservatuvarlarda hocalık
yapan eski öğrencileri vardır.
2005 de Antalya'ya taşındı ve burada
(Eskişehir
ve
Antalyanın
açılımı)
ESTALYA Müzik merkezini kurdu.Özel
ders ve koro çalışmalarının yanısıra kanun
sanatçısı olarak sahne çalışmalarına
devam etmektedir.
Soru: Türk Müziğine ilgi konusunda
düşünceleriniz nelerdir?
Cevap: Son yıllarda maalesef TÜRK
MÜZİĞİNE olan ilgi bir hayli azalmıştır.
Ben bunun sebebini özel radyo ve
televizyonlara bağlıyorum.Çünki hangi
kanalı açsanız mutlaka hiçbir sanatsal
değeri
olmayan
müzik
türleri
duyuyorsunuz.
Soru: Peki Antalya ve Müzik dersek?
RÖPORTAJ
Estalya ve Fazıl Ercan
Soru: Fazıl Ercan kimdir?
Cevap: Fazıl Ercan 1961 yılında Günyüzü
(Eskişehir'de) doğdu.İlk ve orta tahsilini
Günyüzünde yaptı. Burada lise olmadığı
için Eskişehir'e göçtü. Gündüz çalışıp
akşamları da liseye devam etti. Maddi
imkansızlıklardan dolayı eğitimine ara
verdi
ve
yıllar
sonra
Anadolu
üniversitesinde işletme okudu.
Soru: Müziğe ilgisi nasıl başladı ve
nasıl devam etti?
Cevap: Müziğe olan ilgisi çocuk yaşlarda
başladı.Öğretmen
okulunda
okuyan
ablasının mandolini ile müziğe merhaba
dedi.Mandolinden sonra kısa süreli keman
dersi aldıysa da aradığını bulamadığı
için,çalışmalarına kendi kendine devam
etti ve nota öğrendi.DO RE Mİ Müzik
merkezini kurdu.Uzun yıllar Eskişehir'de
enstrüman dersleri vererek ve korolar
çalıştırarak müziğe gençler kazandırdı.Şu
Cevap: Antalya'da müziğe ilgi oldukça
fazla.Ancak,iyi eğitmenlerin yanı sıra çok
yazıktır ki konusunda ehil olmayan ve
çevresine yanlış bilgiler aktaran sözde
hocalar çok fazla.(cahil cesreti) Karatay
medresesi tarihi kimliği açısından çok
önemli.Buranın işletmecisi Bekir beyin bu
tarihi mekanı biz sanat severlerin
hizmetine sunması takdire şayandır.Ben
de
KALEİÇİNDE
DOĞANLAR
VE
KALEİÇİNİ SEVENLER TÜRK SANAR
MÜZİĞİ KOROSUNU bu tarihi mekanda
çalıştırıyorum
Soru: Gençlerimiz dersek, ne dersiniz?
Cevap:
Gençlerimiz maalesef
Türk
müziğine
yabancı
olarak
yetişiyorlar.Öğrencilerimiz
arasında
gençlerimizin sayısı yok denecek kadar az.
OSMAN ÖCAL İLE RÖPORTAJ
— Gülce Edebiyat Akımının amacını ve
üstlendiğii misyonu biraz açar mısınız?
Amacımız Türk Edebiyatında yeni şiir ve
nesir türleri deneyerek, yeni nefes alanları
yaratmaktır. Biz, Aruz, Hece ve Serbest’i
bulunduğu
u noktadan alıp; bozmadan, inkâr
etmeden, karşıı çıkmadan daha ileri
noktalara taşımayı
ımayı amaçladık. Yıllardır boş
bo
vezin kavgaları yapmaktayız.
ayız. Oysa Hece
de Aruz da Serbest de bizim. Vezin, bir
araçtır. Amaç, şiir ve şiirin
iirin yükselişidir.
yükseliş
Her
veznin kendine özgü yapısı vardır. Bizim
olan değerleri; Yahya Kemal Beyatlı,
Necip Fazıl Kısakürek, Orhan Veli Kanık
vb. ustaların bıraktığı,
ı, açıkçası, bizlere
şiiri emanet ettiğii noktadan ele alıp
daha ileri noktalara götürebilmeliydik.
Maalesef bugün, ileri götürmek şöyle
dursun, - internetin sağladığı
ğı imkânlar da
kullanılarak- “sanat-şiir”
iir” katledilmektedir.
Okumayan,
araştırmayan,
tırmayan,
tefekkür
etmeyen,
düşlerini
lerini
gerçekleştirmek
gerçekle
heyecanıyla yüreğii gümbürdemeyen bir
b
“şair-şiir““ kara bulutunun içindeyiz.
Edep ‘ten kaynaklanan Edebiyatımız, bir
asırdır
köklerinden
koparılmadan
yenilenmeyi, daha doğrusu
ğrusu yeni bir
akımı beklemekteydi. Biz buna talip
olduk ve geçmişi geleceğe
ğe aktarmayı,
şaire
aire nefes vermeyi hedefledik, vezinler
arası barışı sağlamayı,
lamayı, özellikle internet
ortamında bozulan şiirimizin
iirimizin gidişatını
gidi
tamir etmeyi ve yükselişini
şini hedefledik.
Bunun yanında, hiçbir akımın yapmadığı
yapmadı
değişik projeleri de gerçekleştirmek
ştirmek istedik.
— Şu ana kadar yayınladığınız
ğınız ortak
veya kişisel
isel eserleriniz nelerdir ve bu
eserler hakkında okuyucunun görüşü
görü
nasıldır?
Sanıyorum, kişisel
isel eser derken Gülce ile
ilgili eseri soruyorsunuz! Henüz Kitap
olarak bir eser vermeden önce Sayın
S
Mustafa Ceylan yönetiminde GÜLCE
dergileri yayınlandı. Ama kaç sayı
yayınlandı, tam bilemiyorum. Maddi
imkânsızlıktan dolayı yayınına ara verdi.
Kitap olarak ise Sayın Mehmet Özdemir’ in
“ Mihrican “ , Sayın Mustafa Ceylan’ın “
Bir yanardağ Fışkırması
sı “ ve benim “
Tuğra-1 ve Tuğra-2“
2“ isimli eserlerim
yayınladı.
Ardından,
Gülce
türü
şiirlerden oluşan
an bir “Güldeste” ve
sonra birbiri ardına; Asuman Soydan
Atasayar’ın “Kahraman Türk Kadınları,
Harun Yiğit’in
it’in “Türk Destanları ve
Yiğitlerin
itlerin Destanı”, Ali G
Gözütok’un
“Açıklamalı ve Örnekli Gülce Şiir
Türleri”, Mustafa Ceylan’ın “Öldürülen
101 Şair”,
air”, ve Azerbaycan’da yayınlanan
“Türk Dünyası Efsaneleri”, Feyzullah
Kırca’nın “Çelebiler Geçiyor” ve daha
bir çok eser GÜLCE ağırlıklı
ğırlıklı olarak çıktı.
Tabiî ki bir eserin beğenilip
ğenilip beğ
beğenilmemesi
sadece içindeki şiirlerle
iirlerle ilgili değildir.
de
Eserin kapak, dizgi, baskı, cilt gibi önemli
unsurları da var. Ben şahsen eserlerin
içeriklerinin beğenildiği
ği kanaatindeyim.
Eserleri okuyanların ancak üç be
beş tanesi
görüş bildirir. Bize gelen görü
görüşler gayet
olumlu...
— Şairlerden beklediğiniz
ğiniz ilgiyi
katılımı gördünüz mü?
ve
Türk şiir
iir tarihindeki akımlara bakarsak,
gönül veren tanınmışş şairlerin öyle bolca
olduğunu
unu
göremiyoruz.
GÜLCE’nin
geçmişii çok yakın olmasına rağ
rağmen Gülce
yazan çok sayıda şair arkada
arkadaşımız var.
İçlerinde çok değerli usta şairlerimiz var.
İnternet
nternet ortamındaki grubumuzda Gülce
yazan
yeterli
üyenin
oldu
olduğunu
düşünüyorum.
ünüyorum. Hatta, Gülce mensubu
olmadığıı halde, Gülce yazan şairlere
rastlamak olası. Ben şahsen internet
ortamında iki arkadaşın
şın Gülce şiirlerinin
olduğunu
unu gördüm ve aramıza davet ettim.
Gülce yazmalarına rağmen
ğmen henüz aramıza
katılmadılar. Yani gizli gizli Gülce yazan
şairler de var.
— Şair
air olarak bir akıma bağ
bağlı olmanın
artılarını ve eksilerini anlatır mıs
mısınız?
Özellikle Millî Edebiyat ve Millî Mücadele
dönemlerinde bazı şairlerimiz;
airlerimiz; ba
bağlılığı, bir
zincirin bir halkası olmaktan ziyade daha
ileriye gidemeyeceğini düşünmüş ve
akımlara bağlı olmaya karşı gelmiştir.
Örneğin, Yahya Kemal’i ve Mehmet Akif’i
sayabiliriz. Yine de örnek verdiğimiz bu iki
üstadın, yaşadıkları dönemlerdeki edebî
akımlara
önemli
katkıları
olmuştur.
Akımlara tamamen karşı olmanın da doğru
olmadığı, Cumhuriyetin öncesinde ve
sonrasında Servet-i Fünun, Edebiyat-ı
Cedide, Genç Kalemler, Beş Hececiler,
Yedi Meşale, Yenilikçiler, Garip ve Nazım
Hikmet çizgisinden anlaşılmıştır.
Bir akıma bağlı olmayı, sadece akımın
ilke ve kuralları doğrultusunda şiir
yazma olarak sormak istiyorsanız,
Gülce yazan şairlerin hepsi de akımın
dışında da şiirler yazıyorlar. Gülce
yazmamız
bizim
değişik
şiirler
yazmamızı engellemiyor. Hatta daha
güzele doğru yürümemizi teşvik ediyor.
Bir akımın içinde bulunmak bir mensubiyeti
beraberinde getiriyor ki, onur verici.
Kendini yalnız hissetmiyorsun. Çevrende
senin gibi düşünen dostların var. Tabii,
eleştirildiği zaman da nasibini alır ki, bu da
eksisi olur. Sadece Gülce yazmadığımız
için, diğer şairlerden farklı bir gelecek
kaygımız da yok ayrıca.
— Malzemesi duygu olan şiiri, serbest
veya hece dile geldiği zaman, farklı
usullerde yazmaya çalışmak şiiri
aslından uzaklaştırmaz mı?
Duygu olmadan şiir yazılmaz elbette. Siz
diyebilir misiniz benim duygum hece
vezninde geliyor, ya da serbest vezinde
geliyor. Bu mümkün mü? İlham geldiği
zaman şair veznini kendi bulur. Bir şair
düşünün; bu gün ki ilhamım hece
ölçüsünde gelsin ve hece şiiri yazayım
veya serbest ölçüde gelsin serbest şiir
yazayım, hatta aruz vezninde gelsin aruz
şiiri yazayım diye düşünebilir mi? İlham
geldiği zaman şair ilhamını kendi
şekillendirir. Şairde yeterli bilgisi vezin
bilgisi varsa istediği vezinle duygularını
kâğıda döker. Şair sadece hece veznini
biliyorsa sadece hece yazar. Benim
yıllarca yazdığım gibi. Aruzu öğrendim
aruzla da yazabiliyorum artık. Ama ilhamın
geliş şekli yine aynı. GÜLCE her vezni
kullanan bir akımdır ve şairleri de
duygularını her üç vezin ve kalıpla
yazabilmektedir.
Hatta
duyguların
dökümü daha rahat olabilmektedir bazı
Gülce nazım türlerinde. Sadece hece
yazan veya aruz yazan şairde duygularını
bir kalıba sokmuş olmuyor mu zaten?
— Gülce Edebiyat Akımının gelecek
kuşaklara nasıl bir mirası olacaktır?
Gülce Edebiyat Akımı yeninin yenisi olma
yolunda ilerleyen bir atılım hareketi. En
önemli özelliği ise şiirlerini aruz, hece ve
serbest vezin ile yazması. Yani her üç
vezni de benimseyip harmanlaması,
sahiplenmesi ve şaire her üç vezni de
benimsetip kullandırması. Olaya bu açıdan
bakarsak, gelecek kuşaklara her üç veznin
de bizim olduğunu sezdirip sevdirmek
olacaktır. Aruz vezninin anlaşılmayan,
bilinmeyen, kullanılmayan bir vezin
olduğunu
düşündüğümüzde,
sanırım
GÜLCE’nin önemi daha iyi anlaşılacaktır.
— Sayın Öcal; Akımın lokomotifi olan
şairlerden birisiniz. Bu uğurda, alanında
bir ilk olan şiir kitabı da çıkardınız.
Aldığınız sonuçtan memnun musunuz?
Ben şiirlerimi yazarken herhangi bir maddi
kazanç
edinmek
için
yazmıyorum.
Düşüncelerimi duygularımla yoğurarak şiir
diliyle anlatmaya çalışıyorum. Uzun
yıllardan beri yazmama rağmen kitap
haline
getirme
şansım
olmamıştı.
Yazdıklarımı
okuyucuyla
paylaşmak
amacıyla iki kitap çıkardım. İlk kitabım
TUĞRA; Divan Edebiyatı, Halk Edebiyatı,
Yeni Türk Edebiyatı, edebî söz sanatlarını
şiirde kullanma ve GÜLCE nazım türlerine
örneklerden oluşuyor. Kitabımı yurdun dört
bir yanına ulaştırmaya çalıştım. Şair
dostlara,
Öğrencilerime,
Üniversite
öğrencilerine, Üniversite hocalarına ve
diğer tanıdıklarıma göndererek okuyucuyla
buluşturdum. Kitabımda sonradan fark
edilen ufak hata ve eksikler olmasına
rağmen genelde olumlu tepkiler aldım.
Özellikle şair arkadaşların beğenisini
topladı. Teşekkürler… Sağ olun, var
olun…
SİMURG ATEŞİ
ANTALYA DA YAKILDI
Ahmet SARGIN
Yozgat’tan Ahmet Sargın, Kayseri’den Ali
Özkanlı, Nevşehir’den Ayşe Paslanmaz,
İzmir’den Birgül Sevil Tekinay, Ankara’dan
Gülay Altınsoy, Tokat’tan Hasan Akar,
Manisa Soma’dan Mehmet Metin Baş,
Samsun Bafra’dan Süleyman Altunbaş,
Antalya’dan
Şafak
Nur
Yalçın
ve
Gaziantep’ten Zekeriya Efiloğlu, “ BEN
DEĞİL BİZİZ” diyerek bir araya geldiler.
Eserlerini “SİMURG ATEŞİ” Şiir kitabında
birleştirerek şiir severlere sundular. Edebiyat
dünyasında yeni bir ses yeni bir nefes
olmanın gayretiyle ayrı ayrı
şehirde
olmalarına rağmen 10 şair bu birlikteliğin ilk
ateşini yakmak üzere de 18 Ocak 2014
Cumartesi günü Antalya Kaleiçi Karatay
Medresesinde buluştular. Bu buluşmaya
Yozgat’tan Araştırmacı gazeteci yazar
Yozgat Şairler ve Yazarlar Derneği Başkanı
hemşerimiz Ahmet Sargın da katıldı.
Türkiye'nin 10 bölgesinin başarılı şair
ve yazarları Antalya da. SİMURG ATEŞİ Zümrüdü Anka Kuşu Şiir Seçkisi 'nin en
güzel örneklerini sunmak üzere Kaleiçi
Karatay
Medresesi'nde
sanatseverlerle
buluştular. Projenin isim babalığını yaparak
çalışmalara start veren Antalyalı Şair Şafak
Nur Yalçın'ın ev sahipliğini yaptığı programa
çok sayıda şiir sever, bölgeden katılan
şairler, Eski Burdur Milletvekili Yrd. Doç. Dr.
Süleyman Coşkuner’ katıldı. Ayrıca Antalya
Yozgatlılar Derneği Başkanı Ali Barış
Yıldırım Yönetim Kurulu Üyeleri Rıza
Bardakçı, Ünal Şafak, İl Dernekler Müdürü
Kadir Kaygusuz, Dernek Eğitim Ekibi
Başkanı Yusuf Özcan, Şair Yazar Afife
Demirtaş ve Yozgatlı Sanatçı Mami, Sosyal
Hizmetler ve Aile Bakanlığı İl Müdürü Nevzat
Özer de katılarak Sargına başarı dileğinde
bulundular.
**********
Projeye ismi verilen “SİMURG
ATEŞİ”.Nedir? Efsaneye göre: Simurg,
küllerinden yeniden doğan bir kuş, Efsanenin
büyülü kuşu. Kafdağı'nda yaşar. Diğer adı
Zümrüd-ü Anka.kuşudur.
Simurg aynı
zamanda, Farsça'da 'otuz kuş' anlamına
geler. Rivayet olunur ki, kuşların hükümdarı
olan Simurg Anka, Bilgi Ağacı'nın dallarında
yaşar ve her şeyi bilirmiş... Kuşlar Simurg'a
inanır ve onun kendilerini kurtaracağını
düşünürlermiş. Kuşlar dünyasında her şey
ters gittikçe onlar da Simurg'u bekler
dururlarmış. Ne var ki, Simurg ortada
görünmedikçe kuşkulanır olmuşlar ve
sonunda umudu kesmişler.
Derken bir gün uzak bir ülkede bir kuş
sürüsü Simurg'un kanadından bir tüy
bulmuş. Simurg'un var olduğunu anlayan
dünyadaki tüm kuşlar toplanmışlar ve hep
birlikte Simurg'un huzuruna gidip yardım
istemeye karar vermişler. Ancak Simurg'un
yuvası, etekleri bulutların üzerinde olan Kaf
Dağı'nın tepesindeymiş. Oraya varmak için
yedi dipsiz vadiyi aşmak gerekirmiş. Kuşlar,
hep birlikte göğe doğru uçmaya başlamışlar.
Yorulanlar ve düşenler olmuş. Önce Bülbül
geri dönmüş, güle olan aşkını hatırlayıp;
papağan o güzelim tüylerini bahane etmiş,
oysa tüyleri yüzünden kafese kapatılırmış;
Kartal; yükseklerdeki krallığını bırakamamış;
baykuş yıkıntılarını özlemiş, balıkçıl kuşu
bataklığını. Yedi vadi üzerinden uçtukça
sayıları gittikçe azalmış.
Ve nihayet beş vadiden geçtikten
sonra gelen Altıncı Vadi "şaşkınlık" ve
sonuncusu Yedinci Vadi "yok oluş" ta bütün
kuşlar umutlarını yitirmiş... Kaf Dağı'na
vardıklarında geriye otuz kuş kalmış.
Simurg'un yuvasını bulunca öğrenmişler ki;
"SİMURG ANKA - Otuz Bilge Kuşmuş. Kaf
Dağının ardında oturan Simurg'u kral
seçmek isteyen kuşların hepsi yolda
ölmüşler. Sadece otuz kuş Kaf Dağına
ulaşmış; buldukları Simurg kendilerinden
başka bir şey değilmiş.
*********
Bu derece bilinen ve bu derece
gözlerden ırak bir kuştur Zümrüd-ü Anka…
Her yerde var olduğu halde, hiçbir yerde
bulunamayan bir kuş…Otuz arayıcı kuş artık
yoktur… Arayan ve aranan'da yok olmuş;
âşık ve maşuk yoklukta buluşmuşlar.
Çokluğun ahenginde; Birlik; Varlığın içinde;
Yokluk; Yokluğun rahminde; Varlık…
Programa Yozgat tan katılan Yozgat
Şairler ve Yazarlar Derneği Başkanı Ahmet
Sargın emeği geçenlere teşekkür etti. Bizi
Antalya da misafir eden ve projenin Antalya
ayağını oluşturan değerli eğitimci kardeşim
Şair- Yazar Şafaknur Yalçın’a ve şahsımı
onurlandıran Antalya Yozgatlılar Derneği
Yönetim kuruluna teşekkür ediyorum dedi.
Sargın: “Bizler edebiyat dünyasının Simurgu
olma yolundayız. İstedik ki sonsuza kadar
devam edecek bir güzelliğin ilk ateşini biz
yakalım. Kapılar her zaman iyilik ve
güzelliklere açılsın… Yaktığımız bu ateş hiç
sönmesin.
Söndüğü
sanıldığı
anda
küllerinden yeniden doğsun. Hakikat yolunda
hizmet kervanı hep yürüsün. Bütün gözleri
güzellikler bürüsün… Erdem, edep ve
edebiyat sonsuza kadar sürsün, birlik ve
berberliğimiz daim olsun” dedi.
***********
Antalya programımıza katılarak bize
destek
veren:
Devlet
Konservetuarı
Sanatçısı Demet Emen'e, Av. Bestekar Ali
Özparlar'a, Udi Bestekar Yıldız İrengün'e,
Gelişim Sanat Kurucusu Türk Öğer Koç'a,
İLESAM Antalya Temsilcisi ve Gülce
Edebiyat Akımı Kurucusu Mustafa Ceylan'a,
Burak TV Kanal 15 Program Yapımcısı
Abbas Şenol'a, Kaliteli Yaşam Öncüsü Doç.
Dr. Süleyman Coşkuner'e, Dr.Şair Ayşe
Coşkuner'e teşekkür ederiz.
Ayrıca şair ve yazarlardan: Yusuf
Özcan'a, Harun Yiğit'e, Ozan Çam Hasan'a,
Ökkeş Öztürk'e, Ayhan Çevik'e, Afife
Demirtaş'a, Mehmet Karanfildağı'na ve bize
destek olan tüm katılımcı dostlarımıza
teşekkür ediyor saygılarımızı sunuyoruz.
Şafak Nur Yalçın- Eğitimci Şair
Yazar- 10 Şehir 10 Şair Projesi Antalya
Temsilcisi
***********
Haber Yorum- Ahmet SARGIN
Yozgat Şairler ve Yazarlar Derneği
Başkanı
Özlem Yağmurlarıyla Gel
Ay ışığımdın
Şavkındı aydınlatan
Gecelerimi
Sendin tabiatımın
Ruhuma sinen
Toprak kokusu,nemi
AŞK
Maviliğimsin
Gel n'olur ey sevgili
Sırılsıklamım
Özlem yağmurlarında
Gel beyaz melek
Bitir siyah günleri
İdraki noksanın kazdığı kuyu
Kuyunun ucunda zulüm diz boyu
Çözümsüz kalıyor akıl, beş duyu
Zalimin zulmünde nicesi vardır
Yusuf Bozan
İnsanlık adına karam var benim
Ta âdemden beri yaram var benim
Varlığımdan fazla daram var benim
İnsanın yücesi, cücesi vardır
Gülüm
Hiç kurak kalmadı benim yüreğim
Gözümün yaşıyla ıslandım gülüm
Istırap balına göz göz peteğim
Derdin her rengiyle süslendim gülüm
Av oldum gurbetin sert pençesine
Asıldım ayrılık dert kancasına
Kuşun uçmasına gül goncasına
Bakıp duygulandım hislendim gülüm
Felek her adim da kurmuş bir pusu
Bitmedi huzurun derin uykusu
Hayal ekmek oldu ümitlerim su
Bir ömür onlarla beslendim gülüm
Yaymadım derdimi hiç ortalığa
Döndürdüm içimde bir yanardağa
Sevginin peşinde çığlık çığlığa
Feryat figan ettim seslendim gülüm
Böyle yanıyorsam vardır bir közü
Sentezi’ye kördür talihin gözü
Rahatlamak için belki de bazı
Efkar dağlarına yaslandım gülüm
Gültekin Toga (Ozan Sentezi)
İnanmak, güvenmek, dayanmak ile
Sevginin üç harflik hecesi vardır
Sürerken sevdayı aşkla menzile
Gönlün Pir Sultan’ı, Hâce’si vardır
Her an çamur yağar, her yanda duman
Aklıma uymayın aman ha aman
Gün akşam oluyor vakit an be an
Tedbir al gündüzün gecesi vardır
En büyük felaket, en ulvi konu
Alırsın, satarsın zarardır sonu
Gönülde hissetmek, tanımak onu
Her gönlün sevdiği ecesi vardır
En masum sevdayı özünde bulan
Sevgiyle yıkanıp, aşk ile dolan
Güvenilir sözün babası olan
Doğruluğun İbn-i Mace’si vardır
Asla helal olmaz mazlumun kanı
İncitme, kutsaldır her canlı canı
Kırılmasın sakın gönül fincanı
İçinde yüceler yücesi vardır
Zülfikar Yapar KALELİ
DOKUNUR PARMAKLARIM!..
Gözlerinden ziyade kaşlar bilenmiş bıçak;
Sormadan kurbanına çal bıçağı çal gitsin…
Sayende alev alev ne dil kaldı ne dudak;
Bu gece gel düşüme kal koynumda kal gitsin;
Sormadan kurbanına çal bıçağı çal gitsin…
Muhabbet bahçesinin bülbülüne diklendim;
Ne goncalar gül oldu dönüp dönüp bakmadım;
Çiğ düşen yaprakların kuytusuna saklandım;
Yağmur oldum başkaya damla olsun akmadım;
Ne goncalar gül oldu dönüp dönüp bakmadım…
Kararın çıkartacak bitirdiğin savaşı:
Zor duruyor dilimde sana dair heceler…
Görmez misin yürekte sana dair telaşı;
Gündüzler sabır çeker tövbe bozar geceler;
Zor duruyor dilimde sana dair heceler…
Dayanmak hasretine bile bile cinayet;
Sevenlere sus payı birkaç buse az gelir;
Kalemlerin çağrısı kâğıtlarda eziyet;
Hazan olsun bu mevsim sonrasında yaz gelir;
Sevenlere sus payı birkaç buse az gelir…
Çerçevesiz resimler gölgelerde oynaşır;
Görmezden geldiğine dokunur parmaklarım;
Vakit vuslat vaktidir sabret gönül kaynaşır;
Doğum sancısı çeker yarına şafaklarım;
Görmezden geldiğine dokunur parmaklarım…
Ali ALTINLI
SANA AŞIĞIM
Şafaklarda titriyor, bendeki gönül teli,
Ararım dardakine, uzanan nurdan eli,
Hangi gönül sevmez ki, bu muhteşem güzeli.
Yalnız sana âşığım, ey gönüller sultanı,
Evin barkın yok amma, her zerrede sen varsın.
Maksadım sana varmak, vaz geçilmez bir yâr sın,
Sırrın çözmek muamma, gönülde taht kurarsın.
Yalnız sana âşığım, ey gönüller sultanı.
Dalda üzüm koruksa, asla pekmez kaynamaz,
Gönül teli kırıksa, âşık gülüp oynamaz,
Hicran ateşi yaksa, pınarlardan kanamaz,
Yalnız sana aşığım, ey gönüller sultanı.
Âşığın aşkı sende, oluyor düğüm düğüm,
Ecel terleri döker, aşka bizar gördüğüm,
Kör şeytanın şerridir, benim ancak ürktüğüm,
Yalnız sana aşığım, ey gönüller sultanı.
Ali GÖZÜTOK
Değil ki
Dedim hanı çiçeklerin açmamış
Dedi zamanı var bu mart değil ki
Dedim niye rengin sararmış solmuş
Dedi bu benimki az dert değil ki
Dedim sana kavuşmaktır emelim
Fakat imkanım yok bağlandı elim
Ben fakirim ne param var ne malım
Dedi sen üzülme o şart değil ki
Dedim elde değil düşmüşüm aşka
Seven sevdiğine kavuşsa keşke
Artık yar sevemem ben senden başka
Dedi sevdiğim er namert değil ki
Dedim Gürkani’yem kızmak istemem
Senden ayrı yerde gezmek istemem
Bir tanesin seni üzmek istemem
Dedi senin huyun hiç sert değil ki
Aşık GÜRKANİ
ALİ’nin SEVDİĞİ
Hoşça kal ! demeden gider olunca,
Tasalanma sakın darda kalınca.
Alıcı Kuş gelip yakan alınca;
Deyiver: Ali’nin sevdiği benim.
Eşin dostun naçar boyun bükünce,
Yâ Sîn okuyanlar dizin çökünce,
Tenin yıkayanlar suyun dökünce
Deyiver: Ali’nin sevdiği benim.
Musalla taşına çiçek serene,
Tabutun giderken omuz verene;
Kabirde gelip te soru sorana
Deyiver: Ali’nin sevdiği benim.
Herkes toplanınca o Arasat’ta,
Cibril’le geçerken ince Sırat’ta;
Melekler saf tutmuş sense kır atta
Deyiver: Ali’nin sevdiği benim.
Boyunca dökünüp misk-ü amberi,
Göz yaşınla sula ağaç minberi.
Diz çöküp selamla ol Peygamber’i
Deyiver: Ali’nin sevdiği benim.
İrşâdi söylerken çınlar gök kubbe,
Aşkla semah döner duyan her habbe.
Bir cuma sabahı var Ulu Rab’be
Deyiver: Ali’nin sevdiği benim…
Ali İRŞÂDİ
KİM İSTEMEZ
Bir yârim olsun
Mavi gözlü
Sarı saçlı
Mor fistanlı
Bir yârim olsun isterim
Kim istemez ki
Gerdanlığı olmasın
Gerdanı beyaz
Küpesi olmasın
Yanağı al
On yedi olmasın yaşı
Otuz beşe kadar
Bir yârim olsun isterim
Kim istemez ki
Sarsın kollarını boynuma
Kravatım rengârenk
Dostum olsun ölene kadar
Örtsün üstüme gövdesini
Kefenim gibi
Bir yârim olsun isterim
Kim istemez ki
Süt beyazı olmasın teni
Buğdayı andırsın
Afrodit olmasın istemem
Afrodit'e taç çıkarttırsın
Bir yârim olsun isterim
Kim istemez ki...
Ökkeş Öztürk
Aşk Dilencisi
Aşkımı ilânla, duyurdum sana
Tıklayıp koynuna, giremez miyim
Kalbimin tümünü, ayırdım sana
Ben de muradıma, eremez miyim?
Bütün dertlerimi, kaldırdım dama
Bir tek senin derdin¸bağrımda kama
Karınca kararı; çok değil ama
İstediğini; ben de, veremez miyim?
Aman nazar değer, kem gözden sakın
İlikle düğmeni, alları takın
Dağılmış; bulutlar misali, saçın
Birem birem yapıp, öremez miyim?
Kılıcım keskindir, çekilmiş kından
Bırak yumruğunu, indir gardından
Bu kadar sohbetin, sözün ardından
Yüzüne, yüzümü, süremez miyim?
Zırnık sahtekârlık, var mı yüzümde?
Alttan alma, hile, yoktur özümde
Yalan, yanlış olmaz, benim sözümde
Beni sevdiğini, soramaz mıyım?
Yaralı kuş olsam, konsam dalına
Usulcecik varsam, bansam balına
Haramîler gibi, çıksam yoluna
Sevgi silâhımla, vuramaz mıyım?
Bağ, bostan, tarlanda, eserken yelim
Has bahçen içinde, tutuldu belim
Siyah saçlarını, okşarken elim
Dudağından kiraz, deremez miyim?
Gül yüzünde; bülbül olup, şakısam
Kitabını; ezber yapıp, okusam
Tezgahında; halı, kilim dokusam
Sarıp sarmalayıp, düremez miyim?
Yetti artık; beni, dilenci yaptın
Bin derdin içine,bin de sen kattın
Dinledin, dinledin; kenara attın
Dikilip karşına, duramaz mıyım?
Necati’yi; harman ettin, savurdun
Testicide; çamur gibi, yoğurdun
Öyleyse; yanına, niye çağırdın?
Sorup; sorgulayıp, yoramaz mıyım?
Beni sevdiğini, soramaz mıyım?
Necati Ocakcı
Anla Güzelim
kargacık
burgacıktı
çizdiğimiz yollar
acemiydi
korkaktı adımlarımız
güneş batımından sonraki
bizimkisi abur açlıktı acılara
direnmekten yana
hiç endişemiz olmadı
yürek delen gözlerle
göz göze gelmekten
dağlamadan yana yaraları
bir nebze duraklamadan uzak
daldık daldık bilmediğimiz denizlere
gözlerimiz kor
kalplerimizde alev
otuzunda düşmüşse
korku bilincimize
lal etmişse dillerimizi
anla güzelim
bizimkisi böyle bir sevgi
nice sevdalarda pişmiş
duru duygulardan geçmiş
anla işte
anla güzelim
seni böyle sevdim
Türk Öğer KOÇ
Ey Yar!
Hani yıldız kayarken dilek tutar ya insanlar
Ben gözlerine bakarak dileğimi tuttum.
Rengârenk düşler görürken herkes
Ben yalnızca mavi düşler gördüm
Sen uzaklarda dolaşırken dağlarda
Ben bir beyaz bulut olup sana baktım.
Şarkıları meze yapıp içerken alem
Ben, sevginle seni içtim ey yar...
Şafaknur Yalçın
ANTALYA’ da Sanatın Yeni adresi
Karatay Medresesi
Siz Hiç Şifa kaynağı
Osmanlı Şerbeti içtiniz mi?
Damak zevki, gönül zenginliği
Müze Café - Karatay medresesi…
Gelmesin Gayri
Söylen vefasıza gelmesin gayri
Gençliğimi benden aldıktan sonra
Sevdam vurgun yedi kalmadı hayrı
Hasreti sinemi deldikten sonra.
Ruhuma her gece akrep yatırdım
Aklımı kaybettim fikri yitirdim
Belki yarın diye ömür bitirdim
Delirip saçlarım yolduktan sonar.
Yanardağların da lâvından beter
Kıyamete kadar yakmaya yeter
Uğursuz baykuşlar bağrımda öter
Tomurcuk gül iken solduktan sonar.
Her an beni köz üstünde yürüttü
Yangılarım prangalar eritti
Pelte gibi ciğerimi çürüttü
Yanmada çareyi bulduktan sonra.
Gönül sızım bir gün olsun bitmedi
Merhemler de yarama kâr etmedi
Doktorların aklı fikri yetmedi
Dermansız dertlere saldıktan sonra.
Kamburlaştım iyce belim büküldü
Ah ettikçe damarlarım söküldü
Bağım hazan oldu yaprak döküldü
Onca dert içime dolduktan sonra.
Kar yağdı başıma ağarttım saçı
Yaklaştı ecelim yükledim göçü
Hakem düdük çalıp bitirmiş maçı
Ak kefen üstüme dildikten sonra.
MEHMET ALİ’M arayıp da sormaya
belki gelir talkınıma durmaya
Mezar taşlarında adım görmeye
İstemem gelmesin öldükten sonra.
M.ALİ AKÇINAR
Download

e-Dergimiz - karatay fm