Rıza Heybetoğlu
Kerbela (10)
Ali, sahabeler içerisinde birçok yönüyle “En”di. En takva, en
cesur, en fedakâr, en âlim… Ve fakat en yoksul…
Hayber, Yahudilerden alındığında, verimli ve pek kıymetli Fedek
arazilerinden peygambere de pay düşmüştü. Fatıma da, bir
nebze olsun, yoksulluğuna çare olması ümidiyle, babasından
kalan bu mirası talep etmek için Ebubekir’e gider…
Ebubekir ise; ben peygamberden işittim ki, “Biz miras
bırakmayız; bizim terekemiz sadakadır!” diye bir hadis nakleder.
Fatıma ağlayarak orayı terk eder… Ve bir daha Ebubekir ile
ölünceye dek konuşmaz…
İşin enteresan tarafı, bu hadisi de Ebubekir’den başka duyan
olmamıştır. Tıpkı “Halife Kureyş’tendir” hadisi gibi, bu hadis de
Ahad’dır.
Peygamberin mirasla ilgili bir diyeceği olsa, önce kime söylemesi
gerekirdi? Elbette ki varislerine… Ama hiçbir varisin duymadığı
bu vasiyeti, Ebubekir’e söylemiş peygamber… Veya biz öyle
inanmak istiyoruz…
Sünniler bu olaydan hareketle, Fatıma’nın Ebubekir’e biat
ettiğini söylerler. Ne alaka? Hani kapısına kadar gitti ya, işte bu
biat anlamına gelirmiş… Bazen kendime sorarım, bunca komik
delillerle nasıl olurda bir mezhep yüzyıllarca ayakta kalır diye?
Ama iktidarın kahredici gücüne savaş açmaktansa, onların cici
yalanlarına inanmak, daha uzun yaşamasını sağlar insanların…
Dinlerin içerisine serpiştirilmiş saçmalıkları azıcık eşelediğinizde,
altından mutlaka zamanın muktedirleri lehine bir durum
çıkacaktır. Bu her din için geçerlidir. İsa nasıl pagan bayramında
doğdurulduysa, Fatıma da “babasının acısına dayanamayıp” 27
yaşında vefat eder elbet…
Fedek arazileri çok makbul araziler… Verimli ve değerli… Bu
arazilerin, yoksul muhaliflerin eline geçmesini istememe de
anlaşılabilir bir şey değil mi? Bir düşünsenize, “Ali” ve üstelik
varlıklı…
Aradan aylar geçer ama hâlâ biat etmeyenler vardır… Başta Ali
elbette… Sebebi ise çok mantıklıdır. Ebubekir Medinelilerden
biat alırken, peygamberin, “Kureyş’li” olma şartını öne sürmüştü.
Madem peygamber Kureyş şartını sundu, o halde Kureyş
denince akla gelen Haşimiler, Haşimiler denince de akla gelen
Ali değil miydi? Ebubekir kendisi için biat almakla, kendi delilini
hiçe saymış oluyordu. Eğer halifenin Kureyş’te kalması bir
peygamber emriyse, o halde Ali’den başkası halife olamazdı.
Peygambere ve Kureyş’e en yakın kişi Ali değil miydi?
Ömer, bu belirsizlik/itaatsizlikten rahatsızdır. Hayallerini
gerçekleştirmek için bu belirsizliğin çözülmesi şarttır. Yıllar yılı
sımsıkı bir kardeşlik ahitleşmesi ile peşinden koştukları
ülkülerini, “üç beş romantiğin” itirazlarına feda edecek değildir.
http://www.mgkmedya.com
Biat etmeyenleri çağırıp/getirtip, onlara üç şart sunulmasını
önerir Ebubekir’e. O da kabul eder. Ya biat edeceksiniz, ya
buradan gideceksiniz, ya da öleceksiniz…
İlk olarak, Medinelilerin halife yapmak istedikleri Saad. b. Ubade
getirilir. Saad, sürgünü tercih eder. Ailesini de alıp Şam’a gider
ve ölene kadar da bir daha geri dönmez…
Bu arada bir avuç biat etmeyen sahabe, Ömer’in bu
uygulamasından haberdar olmuş ve Ali’nin evine sığınmışlardır.
Ömer bunu duyunca öfkelenir… Zira tüm muhalifler Ali
kazanında kaynamaya başladıysa, sorun mühimdir ve derhal
müdahaleyi gerektirir.
Şimdi artık Ali’nin de “çağrılması” şart olmuştur. Ali çağrılır…
Ancak çağırmaya gidenler bedevidirler… Kaba adamlardır…
Ali’nin evinin önünde bir karmaşa… Kapıya yüklenilir… Kapı zorla
açılır… Ali, yaka paça alınır evden…
Ömer üç seçeneği Aliye sunduğunda, Ali hiç tınmadan sırtını
döner çıkmak için. Arkasından “ölüm cezası” hatırlatıldığında ise,
Aslan arkasını dönüp kendisini tehdit edenlere sadece bakar ve
tekrar dönüp gider. Sanki “siz kimi ölümle tehdit ettiğinizin
farkında mısınız?” der gibidir…
Tüm bunlar yaşanırken, Ali’nin kırılmış ev kapısının ardında biri
unutulmuştur.
Hamile bir kadın…
O karmaşada insanları sakinleştirmek
arkasında sıkışıp kalmıştır…
isterken
kapının
Karga tulumba muhalifler derdest edilirken, kanlar içinde yığılan
kadından kimsenin haberi olmaz o an…
Çocuğunu kaybetmiştir ama kanaması durmaz…
Bulutlanan gözlerinden yaşlar boşanırken bir an gülümser,
babacığı başucundadır… Elinden tutup kıyamadığı kızını, tüm bu
kavgalardan, kargaşadan, fitneden kurtarmak ister… Çünkü
babalar en çok kızlarını sever…
O kadın, pak ehlibeytin anası Fatıma’dır… O ki Zehra olan… O ki
Kevser olan Fatıma…
Ali’nin hüznünü hiçbir cümle tarif edemez… Belki ancak birkaç
cümle ile vedalaşabilir can yoldaşı, aşkı, kıyamadığı hüzün
çiçeğiyle…
Eşini alır, kendi elleriyle yıkar, kimseyi yardıma dahi çağırmaz…
Kimsenin ellerinin ve gözlerinin Fatıma’ya değmesini istemez…
Pazar, Şubat 1, 2015 - Sayfa 1 / 2
Rıza Heybetoğlu
Kerbela (10)
Ehlibeyt’in düştüğü bu hallere sessiz kalan ahalinin, gelip
cenazede “gözyaşı” dökmesini istemediği için gece karanlığında
gizli bir yere defneder Fatıma’yı…
Şimdi Ali de yetim kalmıştır, iki yetimiyle...
Gerçekten yapayalnız kalmıştır…
http://www.mgkmedya.com
Pazar, Şubat 1, 2015 - Sayfa 2 / 2
Download

Kerbela (10)