1/2. َ‫ا َ ْل َح ْمدُ ٰ ّلِلٰ َب ِا ٰ ْالاََلَمين‬
1/3. ‫الرح ٰيم‬
َّ ‫لرحْ م ٰن‬
َّ َ‫ا‬
1/4. ‫ين‬
ٰ ‫َمَ ٰل ٰك يَ ْو ٰم الدا‬
1/2. El-hamdu lillahi rabbi'l-âlemîn.
1/3. Errahmâni'r-rahîm.
1/4. Mâliki yevmi'd-dîn.
Fatiha suresinin 2-4. ayetleri, birlikte bir isim cümlesi oluşturur. Bu cümlenin mübtedası,
dur. Mübteda olduğu için, marife ve merfudur.
(hamd) kelimesi, (nimet ve ihsan karşılığı) şükür, (güzel şeylerle) övgü, rıza, hoşnutluk...
gibi anlamlara gelir. Hamd, şükrü kapsar; meth ise hamdi kapsar, denmiştir.
(lillahi) ifadesinde, harfi cer olan (li) ile başında harfi tarif (el-) bulunan (Allah)
kelimesi vardır. (li) harfi ceri, harfi tarifle başlayan bir kelimeden önce geldiğinde, harfi
tarifin elifi kalkar. Ayrıca, (Allah kelimesinde olduğu gibi) eğer harfi tariften sonraki ilk harf
(lam) ise, harfi tarifin lamı da yazıdan kaldırılır ve kelimenin ilk harfi olan lam harfi şeddeli
olarak okunur. "Li" harfi cerinden sonraki lam harfinin şeddeli olarak okunması, kelimenin
başında hazfedilmiş bir harfi tarifin olduğunu gösterir.
(li), harfi cer olup, kendisinden sonraki kelimeyi mecrur yapar. Burada Allah kelimesini,
"lillahi" şeklinde, esreli okutur. Bu harfi cer, kullanıldığı yere göre, pek çok farklı manaya
gelebilir. Burada, cümleye istihkak anlamı katar. Yani, hamdin Allah'ın hakkı olduğunu;
Allah'ın hamdi hak ettiğini gösterir!
‫( هللا‬Allah) kelimesinin, 1/1. ayetin tefsirinde açıklandığı gibi, başındaki elif ve lam harfleri,
harf-i tariftir. Arapçada el- takısı, bilinen, belli bir varlığı göstermek için kullanılır. İlah
kelimesinin başındaki elif harfinin düşmesiyle, El-ilah, Allah şeklinde kalıplaşmıştır; ancak
yine de, başındaki harf-i tarif, kimliğini kaybetmemiştir ve Arapçadaki harfi tarifle ilgili
kurallara uyar.
muzaf; َ‫ ْال َاَ َلمين‬ise muzafun ileyhtir. Muzaf,
َ‫ َب ِا ٰ ْال َاَلَمين‬ifadesi, bir isim tamlamasıdır.
cümledeki konumuna göre hareke aldığından, burada (Allah kelimesinin sıfatı olarak) mecrur
gelmiştir. 1/2-4. ayetlerde, Allah isminin 4 sıfatı vardır: rabb, rahmân, rahîm ve mâlik. Hepsi
de mecrur, müfred ve marife kelimeye sıfat olduklarından dolayı, mecrur, müfred ve marife
gelmişlerdir. Ancak rabb ve mâlik kelimeleri, bulundukları yerde muzaf olduklarından dolayı,
başlarına harfi tarif almamışlardır. Çünkü Arapçada marife bir kelimeye muzaf olan kelime de
marife kabul edilir ve başına harfi tarif almadığı gibi, sonuna tenvin de almaz.
(Rabb) kelimesi, efendi, sahip, eğitici, terbiye eden, yetiştiren, düzene sokan vb. manalara
gelir. Bir şeyi aşama aşama olgunluk derecesine ulaştırana "rabb" dendiği gibi, bir şeyin
sahibine de "rabb" denir.
َ‫ ْالاََلَمين‬kelimesi, muzafun ileyh görevinde olduğundan, başına harfi tarif almıştır ve mecrur
mahaldedir.
(âlem) kelimesinin çoğuludur. Âlem kelimesi, bitki, hayvan vs. sınıfların
hepsi için kullanılır (bitki alemi gibi) ve "bir şeyin kendisiyle bilindiği işaret" manasına gelir
(yol alemi=yol işareti ve ordu alemi=ordu sancağı gibi). Ayette âlem kelimesi,
mecrur/mansub mahalde ( ) eki alarak َ‫ ْالاََلَمين‬şeklinde çoğul (cemi müzekker salim)
yapılmıştır. Cemi müzekker salim, akıllı varlıklara isim ve sıfat olan kelimelerden yapılır.
Burada da, “alemlerin rabbi” ifadesindeki alemler kelimesi ile, insanlar ve cinler gibi akıllı
varlıkların kastedildiği söylenebilir.
‫لرحْ م ٰن‬
َّ َ‫( ا‬Rahmân) ve ‫الرح ٰيم‬
َّ (Rahîm), Allah kelimesinin sıfatları olup, sıfatlar her yönüyle
mevsufa uyacağından dolayı, marife, mecrur ve müfred gelmişlerdir.
‫لرحْ م ٰن‬
(rahime) fiilinden türeyen, mübalağalı ism-i
َّ َ‫( ا‬Rahmân) ve ‫الرح ٰيم‬
َّ (Rahîm) kelimeleri,
faillerdir. Rahime fiili, acıdı, merhamet etti, affetti, bağışladı vb. anlamlara gelir. Dolayısıyla
mübalağalı ism-i failleri de çokça acıyan, çokça merhamet eden... manasında olur. Rahîm
kelimesi
(feîl) kalıbında; Rahmân kelimesi ise
(fe'lân) kalıbındadır. Ancak Rahmân
kelimesindeki elif harfi, yazıdan kaldırılmıştır ve sadece kelime okunurken söylenmektedir.
Kuran'da rahmân kelimesi, yalnızca Allah için kullanılmışken, rahîm kelimesi Muhammed
peygamber (Tevbe/128) ve mü'minler (Fetih/29) için de kullanılmıştır. Ayrıca İsra suresinin
110. ayetinde, Allah veya Er-rahmân denilebileceği, bunların O'na ait isimler olduğu ifade
edilmiştir. Sıfat görevindeki kelimeler, bir dilden bir başka dile ne anlama geldiğine bakılarak
çevrilir; oysa özel isim görevindeki kelimeler, dildeki anlamına bakılmaksızın, olduğu gibi
bırakılır. Bu yüzden, "rahmân" kelimesini, sıfat görevinde kullanıldığı yerlerde Türkçeye
çevirip, özel isim olduğu durumlarda ise aynen aktaracağım.
‫ين‬
kelimesi, kendinden önceki kelime için muzafun
ٰ ‫ َمَ ٰل ٰك َي ْو ٰم الدا‬zincirleme isim tamlamasıdır.
ileyhtir. Bu nedenle marife ve mecrurdur; ancak başına harfi tarif almaz. Çünkü kendisinden
sonraki kelimeye muzaftır. Arapçada marife isme muzaf olan kelime marife kabul edilir ve
başına artık harfi tarif almaya gerek duymaz.
(mâlik) kelimesi,
(meleke) fiilinin ismi failidir.
fiili, malik olmak, hükmetmek,
gücü yetmek... manalarına gelir.
(mâlik) ismi faili ise, herhangi bir şeyin sahibi için
kullanılır. Aynı zamanda padişah, hükümdar anlamlarına gelir.
(yevm) kelimesi, gün demektir; 24 saatlik bir zamanı ifade ettiği gibi, süresi belirsiz bir
vakit dilimi için de kullanılır.
(dîn), millet, din, hesap, hüküm, ceza vb. çok geniş anlamları olan bir kelimedir.
Din gününün ne olduğu sorusu, 82/17-19. ayetlerde cevaplanmıştır: O gün, bir nefis, bir nefis
için, herhangi bir şeye malik olmaz ve emir o gün Allah'ındır!
İşte kimsenin kimse için bir şeye malik olmadığı o günün maliki Allah'tır. Bu gerçek
hatırlatıldıktan sonra, insana şu dua cümleleri öğretilmektedir: "Yalnız sana kulluk eder ve
yalnız senden yardım dileriz!" Böylece insanoğlu, kendisine din gününde herhangi bir fayda
sağlamayacak olana değil, yalnızca Allah'a yönelmeye; O'na kul olmaya ve yardımı da O'ndan
istemeye davet edilmektedir.
1/2. El-hamdu lillahi rabbi'l-âlemîn. 1/3. Errahmâni'r-rahîm. 1/4. Mâliki yevmi'd-dîn.
1/2-4. Hamd; alemlerin rabbi, çok acıyan, çok merhametli, din gününün maliki
Allah'ındır!
Download

2-4 - Alimallah.net