1"
1- Allah sana acil şifalar versin;
Ey bedenine mikrop isabet edipte yatağa düşen
güzel müslüman!...
Allah sana acil şifalar versin… En kısa zamanda
eski sağlığına kavuşasın inşaallah…
Rabbim, acılarını hafifletsin, hastalığınla günahlarını temizlesin ve sana acil şifalar ve güzel sabırlar
versin… Amin.
2- Üzülme… Tek hasta sen değilsin;
Hastalığına bakıpta sadece kendinin hasta olduğunu düşünme sakın… Şuna inan ki yeryüzünün
birçok yerinde bazı insanlar ya ameliyat masasındalar, ya acil serviste müdahale ediliyor kendilerine ya
da senin gibi yataklarında dinleniyorlar…
Bazıları yatalak hastadır. Ne yanlarında bakıcıları
vardır ne de yakınları… Onları bir düşünsene…! Bu,
haline şükretmen için bence yeterli bir sebeptir…
Nice hastalar var ki bakımsızlıktan ölümü bekliyor…
Sen, haline şükret ve bir an önce eski sağlığına kavuşmak için Allah’a yalvar…
2"
3- Allah seninle özel ilgileniyor;
Allah seninle özel ilgilendiği için vallahi ne kadar
çok sevinsen azdır… Ne mutlu sana ki hastalığınla günahların dökülüyor… Ne mutlu sana ki sana
aciz olduğun hatırlatılıyor… Yine ne mutlu sana ki
dünyanın oyun ve eğlenceden ibaret olmadığı hatırlatılıyor… Sen mutlu olmayacaksın da kim mutlu
olsun…!
Sen sağlıklıyken belkide işi gücü bahane ederek
Allah’a az vakit ayırıyordun ve ibadetlerinde aksaklıklar oluyordu… Ama Allah sana hastalık vererek
seninle özel ilgilendi ve tüm dikkatlerini kendisine
yöneltmeni istedi… Vallahi bunu bir nimet olarak
gör ve yüzünde tebessümü eksik etme… Ziyaretine
gelenler sendeki bu mutluluğu gördüklerinde şaşırıp
kalsınlar… Allah’tan razı olduğunu hep dile getir…
Sevgili kardeşim…!
İmkânın varsa balkona çık ve dışarıdaki insanların koşuşturmalarını izle… O insanların aklına acaba
Allah, ibadet, ölüm ve hesap günü geliyor mu? Eminim yoğunluktan düşünecek vakit dahi bulamıyorlardır… Onların birçoğu gafletteyken Allah seninle
özel ilgilendi ve hayatın yoğunluğundan seni çekip
aldı…
3"
4- Allah günahlarını döküyor :)
Hastalığın neredeyse senin adına günahların için
Allah’a tövbe ediyor… Ve yapılan tövbe Allah katına
ulaşıyor ve günahlarının dökülme müjdesi sana geliyor… Oysa ki belki de günahların için tövbe etmek
aklına gelmemişti…
Allah ne kadar da merhametli öyle değil mi?
(Başını sallayarak “evet aynen öyle… Allah çok
merhametli…” dediğini işitir gibiyim.)
Bak, Peygamber Efendimiz (s.a.v) sana
nasıl bir müjde veriyor;
* “Herhangi bir müslümanın başına hastalık veya
eziyet verici başka bir şey gelirse, Allah (c.c.), ağacın
yapraklarını döküşü gibi onun günahlarını döker.”1
* “Müslümanın başına her ne musibet gelirse, bu
ona batan bir diken olsa bile, mutlaka Allah (c.c.)
bununla onun günahlarını siler.”2
Sevgili kardeşim…!
Şimdi, sağlıklıyken işlemiş olduğun günahlarını
bir bir gözlerinin önüne getir… Ve günahlarının cezası için bir anlık cehennemin kıyısına kadar getirildiğini hayal et… Bir adım ilerde cehennem çukuru ve
sen… Cehenneme düşmen an meselesi iken şuan ki
hastalığın elinden tutup cehennemin kıyısından seni
uzaklaştırıyor… Çünkü hastalığın o günahın bağışlanmasına vesile olmuştu…
Subhanallah!
Şer gibi görünen hastalık bak nasıl da hayra sebep oldu… Bunu uzun uzun düşün ve hastalığın bir
nimet olduğunu gör…
Tabi bu arada ibadetlerden uzak bir hayat yaşıyorsan Allah’a dönmek için sana çok güzel bir fırsat
verildiğini de unutma… Bunu hemen şimdi değerlendir derim…
5- Allah’a karşı hüsnü zan besle…
Sakın ola;
* Bu hastalık beni mi buldu!
* Nereden çıktı bu!
* Allah beni sevmiyor mu!
* Eski sağlığıma kavuşacağımı zannetmiyorum!
Gibi isyanvari sözler söyleme…!
Bu sözlerin tamamının şeytandan olduğunu
unutma… Şeytan, hastalığını kullanıp Allah ile arana girmek isteyecektir… Allah’ın sana vermiş olduğu
hastalığın senin lehine değil de aleyhine olduğunu
kulağına fısıldayacaktır… Şeytanın sözlerine kulak
verip te Allah ile arana kalın duvarlar örme… Çünkü
sen Allah’a muhtaç olarak yaratılmışsın… Şeytan ya
da başka biri sana şifa vermeyecektir… Bu sebeple
hastalığını bahane edipte isyanvari sözlerden uzak
dur…
Bir zat şöyle demiştir: “Allah’ın (c.c.) sana
yaptığı her şeye hoşnutluk göster. Çünkü O (c.c.),
seni sana vermek için mahrum eder, afiyet vermek
için hastalık verir, şifa vermek için hastalık verir, diriltmek için öldürür. O’na (c.c.) bir an olsun hoşnutsuzluk gösterme; sonra gözünden düşersin.”
Bu durumu Allah’ın sana özel bir ikramı olarak
gör ve hastalığını bahane ederek Allah’a karşı küs
olma…!
Sen isyan ettikçe Allah’ın haklarına riayet etmezsin… İbadetlerden uzaklaşırsın… Ve insanlara da
kötü örnek olmuş olursun…
1 Buhârî 10/ 110, (Hadis no: 5647 ).
2 Buhârî 10/ 103, (Hadis no: 5640 ).
4"
5"
Hastalığın uzayıp, acıların devam ederse sakın
Rabbine kötü zan besleme; O’nun (c.c.) senin için
kötülük dilediği, afiyet vermek istemediği ve sana
zulmettiği inancına kapılma. Çünkü bu büyük bir
günah, müthiş bir tehlikedir. Yüce Allah zulümden
münezzehtir. O büyük hikmet sahibidir ve adildir.
Daha öte çok merhametli ve lütufkârdır. Yüce Allah
“Allah insanlara zulmetmez, bilakis insanlar kendilerine
zulmederler.” (Yunus: 44), “Şüphesiz Allah zerre kadar
bile zulmetmez” (Nisa: 40) buyurmuştur. Kutsi hadiste de Yüce Allah “Ey kullarım! Ben zulmü kendime
yasakladım ve onu sizin aranızda da yasak kıldım.
Onun için birbirinize zulmetmeyin”3
Peygamberimizin (s.a.v.) duasında geçtiği gibi
başına gelen musibet ve Yüce Allah’ın sana takdir
ettiği, adaletin ta kendisidir: “Hakkımda verdiğin
kararlar mutlaka gerçekleşecektir. Benim için takdir
ettiklerin adalettir.”4
Bil ki sen, Allah (c.c.) hakkında ne tür zan beslersen Allah (c.c.) da sana öyle muamele eder. Hakkında
iyi zan beslersen sana iyilik ulaştırır, kötü zan beslersen kötülük ulaştırır; O, senin zannının olduğu yerdedir. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Aziz ve
Celil Allah şöyle buyurdu: ben kulumun hakkımdaki
zannı yanındayım. Beni anarken onunlayım.”5
3 Müslim 4/ 1994, (Hadis no: 2577 ).
4 Ahmed b. Hanbel 1/ 391.
5 Buhârî 13/ 384, (Hadis no: 7405 ).
6"
6- Sana efendimizden müjdeli haberler
vermeye devam etmek istiyorum;
* Ümmü Ala’dan (r.a.): Peygamber (s.a.v.)
hastalığımda beni ziyaret etti ve “Sevin ey Ala’nın
annesi! Çünkü ateşin altın ve gümüşün pisliğini yok
etmesi gibi, Allah (c.c.) da müslümanın hastalığıyla
da onun günahlarını yok eder” buyurdu6.
* Ebu Hureyre’den (r.a): Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Allah’ın (c.c.) huzuruna günahsız olarak
varmaları için mü’min kadın ve erkekten canı, evlatları ve malı hususunda belalar hiç eksik olmaz.”7
* Sa’d b. Ebi Vakkas’tan (r.a.): Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Yeryüzünde günahsız
bir şekilde yürüsün diye belalar mü’minin yakasını
bırakmaz.”8
Sevgili kardeşim…!
Nolursun bu hadisleri sakin bir kafayla düşün…
Hastalığının bir nimet olduğunu gör ve Allah’a karşı
kötü zan besleme…
7- Hastalığın bir nimet olduğunu eski
âlimlerimiz bak nasıl anlamışlar;
İbn Mu’tezz (rh.a) der ki: “Acı olaylar insana
nice şeyler kazandırır. Amel defterine sevap yazdırması, günahlardan arındırması, gafletten uyandırması, nimetlerin kadrini bildirmesi ve musibetlere karşı
direnme gücü kazandırması bunlardan bazılarıdır.”9
Süfyan b. Uyeyne (rh.a) şöyle der: “Kulun
hoşlanmadığı şeyler onun hakkında hoşlandığı şeylerden daha hayırlıdır. Çünkü hoşlanmadığı şeylerin
başına gelmesi onu duaya iterken, hoşlandığı şeylerin olması onu dua etmekten gafil yapar.”10
6 Ebu Davud 3/ 471, (Hadis no: 3092 ).
7 Tirmizî 4/ 520, (Hadis no: 2399 ).
8 Tirmizî 4/ 520, (Hadis no: 2398 ).
9 Cennetü’r-Rıza 2/ 139.
10 İbn Ebiddünya, el-Ferec s.22.
7"
Süfyan-ı Sevri (rh.a) şöyle der: “Vallahi kulun
bir nimet için Allah’a (c.c.) yalvarmaya muvaffak kılınması, Allah’ın onu kuluna vermesinden daha büyük bir nimettir.”11
Vehb b. Münebbih de (rh.a) şöyle der: “Musibetler, dua ve niyazlar ortaya çıksın diye verilir.”12
Vehb b. Münebbih (rh.a) der ki: “Sizden öncekilerden birine bela gelse onu nimet sayar, nimet ulaşsa bela sayardı.”13
Alimlerimizden bir zat: “Ey Ademoğlu! Yüce
Allah’ın bela şeklinde gelen nimetleri arzuladığın türden gelen nimetlerinden daha büyüktür” demiştir.14
Süfyan-ı Sevri (rh.a): “Belayı nimet, refah ve
rahatlığı musibet saymayan alim olamaz.” demiştir.15
İbn Kayyim (rh.a): “Kul, Allah’ın (c.c.) ona beladaki lütfunun, afiyetteki lütfundan az olmadığını
bilseydi, kalbini ve dilini sürekli Allah’ın (c.c.) zikriyle
meşgul ederdi.” demiştir.16 Başka bir yerde de: “Acılar, hastalıklar ve meşakkat veren şeyler en büyük
nimetlerdir. Çünkü bunlar başka nimetlere sebeptirler... En büyük hazlar acıların sonucu ve neticesi
olan hazlardır.”demiştir.17
Süfyan-ı Sevri (rh.a) şöyle der: “Allah (c.c.), o
nimeti kulundan bir lütuf olarak mahrum bırakmıştır. Nimetini ondan cimriliğinden veya olmadığından
engellememiştir. Mü’min kulu için en hayırlı olanına
bakmış ve onu seçmiştir.”18
11 İbn Ebiddünya , eş-Şükr s. 132.
12 İbn Ebiddünya , eş-Şükr s. 132.
13 Zehebi, Siyerü’l-A’lam 47 327.
14 İbn Kayyim,Medaricu’s-Salikin 2/ 216.
15 Hilye 7/ 55.
16 Tariku’l-Hicreteyn s. 496.
17 İbn Kayyim, Şifâu’l-alîl s. 525
18 Hilye 7/ 55.
8"
8- Hastalığını bir fırsat bil…
İbn Kayyim (rh.a) der ki: “Gerçekten de öyle.
Çünkü Allah (c.c.), kulu için neyi takdir etmişse onun
yararınadır; İster hoşuna giden şey olsun, ister hoşuna gitmeyen şey. O’nun (c.c.), mü’min kuluna takdir
ettiği şey, mahrum bırakma şeklinde de olsa lütuftur,
bela şeklinde de olsa nimettir. Onun imtihanı, bela
şeklinde de olsa afiyettir. Ancak kul, cahilliğinden ve
zalimliğinden dolayı lütuf, ihsan ve afiyeti sadece,
zevkine ve arzusuna uyan ve dünyada zevk veren
şeylerde sayar.
Çok bilgi ve ilme sahip olsaydı mahrum bırakılmayı nimet, belayı rahmet sayardı. Çünkü belanın
zevki nimetin zevkinden daha büyüktür, fakirlikten
alınan haz zenginlikten alınan hazdan daha büyüktür. O yokluk zamanında bolluk zamanından daha
çok şükreder.
İslam’ın ilk dönemlerindeki müslümanların durumu böyleydi. Dolayısıyla akıllı ve Allah’tan razı kişi
belayı; afiyet, mahrumiyeti; nimet, fakirliği de zenginlik sayar. Allah’tan hoşnut kişi O’nun (c.c.), hoşuna gitmeyen şeylerdeki nimetlerini hoşuna giden
ve arzuladığı şeylerdeki nimetlerinden daha çok ve
daha büyük sayar.”19
19 İbn Kayyim,Medaricu’s-Salikin 2/ 215-216
9"
9- Hastalığının faydalarını gör
Belki de olumsuz bir musibet olarak algıladığın
hastalığının, sana ne gibi faydalar sağladığını ya da
sağlayacağını sana tek tek hatırlatayım…
HASTALIĞIN FAYDALARI
a) Hastalıklar, sıkıntıdaki kişiye onun
Allah’ın kulu olduğunu hissettirir ve onun
kulluğunu ortaya koymasını sağlar:
Yüce Allah, kullarını ancak imtihan ve sınav için
yaratmıştır. Onlardan nimet içinde olanın şükrünü,
belaya düçar olanın da sabrını ortaya çıkartır. Bu
da ancak Allah’ın (c.c.) kula değişik haller vermesiyle gerçekleşir. Böylece kulun Allah’a (c.c.) kul
olduğu ortaya çıkar. Kişi mü’min ise her hâlukârda
kârlı çıkar. Nimet içindeyse şükreder, bu onun için
hayırlı olur, sıkıntı içindeyse sabreder, bu da onun
için hayırlı olur. Peygamber’in (s.a.v.) buyurduğu
gibi: “Mü’minin durumu ne kadar hayret vericidir.
Her durumu onun için hayırlıdır. Bu ancak mü’min
içindir. Ona bir nimet ulaşırsa şükreder, bu onun için
hayırlı olur. Başına bir sıkıntı gelse sabreder, bu da
onun için hayırlı olur.”20
Abdulmelik b. Ebcür (rh.a) şöyle demiştir:
“Her insan ya şükrü nasıl olacak diye afiyetle, ya da
sabrı nasıl olacak diye musibetle sınanır.”21
b- Hastalık, günahları ve kusurları siler:
Hasta kardeşim! Hastalığın senin kalbin,
kulağın, gözün, dilin ve diğer azalarınla işlediğin hataları siler. Çünkü hastalık bazen kuldan sadır olan bir günahın cezası olarak verilir. Zira Yüce Allah “Başınıza her ne musibet
gelirse kendi ellerinizle yaptıklarınız sebebiyledir. Allah çoğunu da affeder (gerektirdiği
cezayla cezalandırmaz” (Şura, 30) buyurmuştur. Peygamberimiz de (s.a.v.): “Damarın ve
gözün her seğirmesi mutlaka bir günah sebebiyledir. Allah’ın (c.c.) kişiden def’ettiği ise
daha çoktur.” buyurmuştur.22
20 Müslim 4/ 2295, (Hadis no: 2999 ). Suheyb’den (r.a.)
21 İbn Ebiddünya, eş-Şükr, s. 132
22 Taberani
10 "
Cezasının dünyadayken verilmesi mü’min için
daha hayırlıdır. Böylece günahları silinir ve Rabb’inin
huzuruna onlardan arınmış olarak temiz bir şekilde
varır. Enes’in (r.a.) rivayet ettiğine göre Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Allah (c.c.) kulu
için hayır dilerse, onun cezasını acilen dünyadayken
verir. Kötülük dilerse, cezasını kıyamet günü çekmesi
için dünyadayken ona dokunmaz.”23
c- Hastalıklar, kişiye sevap kazandırır
ve Allah katındaki, dolayısıyla
cennetteki derecesini yükseltir.
Hastalığın bir faydası da ona sabreden kişiye büyük sevaplar kazandırması ve derecesini yükseltmesidir.
Aişe’den (r.a.): Rasûlullah’ı (s.a.v.) şöyle buyururken işittim: “Herhangi bir müslümana bir diken
batar veya başına daha büyük bir şey gelirse, bununla mutlaka bir derecesi yükseltilir ve bir günahı
silinir.”24
Aişe’den (r.a.) şöyle rivayet edilmiştir: Bir gün
Rasûlullah’ı (s.a.v.) bir ağrı yakaladı. Izdırap çekiyor, yatağının üzerinde sağa sola dönüp duruyordu.
O’na “Bunu bizden biri yapsa onun için üzülürdün”
dedim. Rasûlullah (s.a.v.): “Salihlere musibetler
ve acılar kat kat verilir. Ama şu var ki, bir
mü’mine diken batsa veya başına daha büyük
bir şey gelse, mutlaka bununla onun bir günahı silinir ve bir derecesi yükseltilir.”25
23 Tirmizî 4/ 519, (Hadis no: 2396 )
24 Müslim, 4/ 1991, (Hadis no: 2572 )
25 Ahmed b. Hanbel, Müsned 6/ 159, 160
11 "
Bazen kulun Allah (c.c.) katında değeri çok olduğu halde onu buna ulaştıracak kadar ameli bulunmayabilir. Allah (c.c.) bu dereceye ehil olmasını ve
ona ulaşmasını sağlamak için bu kimseye istemediği
bazı belalar verir. Ebu Hureyre’den (r.a) rivayet edildiğine göre Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Kişinin Allah (c.c.) katında büyük değeri olur, ancak
o kişi buna amelleriyle ulaşabilecek değildir. Allah
bu dereceye ulaştırana kadar ona istemediği belalar
vermeye devam eder.”26
d- Hastalıklar cennete girmeye
sebeptir:
Cennete ancak nefsin hoşlanmadığı şeylerle ulaşılır. Nitekim Peygamberimiz (s.a.v.): “Cennet nefsin
hoşuna gitmeyen şeylerle, cehennem de nefsin çektiği şeylerle kuşatılmıştır.” buyurmuştur27. Hadiste
geçen “mekarih” nefsin sevmediği ve ona ağır gelen
şeylere denir. Bu ise ibadetleri yapma, günahlardan
kaçınma ve musibetlere sabredip, Allah’ın (c.c.) ondaki emrine teslim olma hususunda nefisle mücadeleyi içerir.28
Onun için gözünü kaybeden hakkında Yüce Allah bir hadis-i kutside: “Kulumu iki sevgilisi (gözü)
hususunda sınarsam ve o da buna sabrederse, bunlar karşılığında ona cenneti veririm.”29
26
27
28
29
Ebû Ya’la, Müsned 10/ 482; Hâkim, Müstedrek 1/ 344
Buhârî 11/ 320
Fethu’l-Bârî 11/ 320
Buhârî 10 / 116
12 "
Başına bela geldiğinde, onunla ilk karşılaşır karşılaşmaz sabreden hakkında da Yüce Allah yine bir
hadis-i kutside: “Ey Ademoğlu! Belayla karşılaşır
karşılaşmaz sevabını umarak sabrettiğinde senin için
mükafat olarak cennetten aşağısına razı olmam.”30
Çok sevdiği çocuğu veya kardeşi veya başka bir
yakınının ölmesine sabreden kimse hakkında da
Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: Yüce
Allah şöyle buyurdu: Mü’min kulumdan dünyadaki
en sevdiğini aldığımda sevabını umarak sabrederse,
mükafatı cennetten başka bir şey olmaz.”31
İşte hasta kardeşim, bu ve başka deliller açıkça
belaların, hastalıkların ve kederlerin cennete girmenin sebeplerinden olduğunu ifade etmektedir. Allah
(c.c.) rahmetiyle, oraya girmeyi bize nasip eylesin.
Amin.
e- Hastalıklar cehennemden
kurtulmaya sebeptir:
Ebu Hureyre’den (r.a): Rasûlullah (s.a.v.) ile birlikte bir gün ateşten şikâyet eden bir hastayı ziyarete
gittik. Ona “Müjdeler olsun sana. Yüce Allah şöyle
buyurmuştur: “O benim ateşimdir. Onu ahiretteki cehennem ateşine bedel olarak dünyadayken mü’min
kuluma veririm.” dedi.32
Aişe’den (r.anhâ): Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Ateşlenmek mü’minin cehennem ateşinden
nasibidir.”33
30
31
32
33
İbn Mace 1/ 509, (Hadis no: 1597 )
Buhârî 11/ 241, (Hadis no: 6424 )
Ahmed b. Hanbel, Müsned 11/ 242
Bezzar (Keşfu’l-Estar 1/ 364, (Hadis no: 765 )
13 "
f- Kulu Allah’a (c.c.) yöneltmesi, ona
günahlarını hatırlatması ve gafletinden
uyandırması:
Hastalığın ve diğer musibetlerin bir diğer faydası
da Rabbinden kaçmakta olan kulu O’na döndürmesi, unuttuğu Rabbini hatırlatması, iyice daldığı günahlardan kurtarmasıdır. Çünkü kul sağlık ve afiyet
içinde olduğunda zevk ve arzularına dalar, dünyaya
yönelir ve Efendisini (c.c.) unutur. Gafletini fırsat bilen şeytan onu şehvetlere daldırır ve günahlara düşürür. Allah (c.c.) ona hastalık veya başka bir bela
verdiğinde ise zayıflığını, zelilliğini ve Efendisine olan
ihtiyacını hisseder, O’na karşı kusurlu ve gevşek olduğunu hatırlar ve pişman, zelil ve boyun eğmiş bir
halde O’na (c.c.) döner.
Abdurrahman b. Said babasından şöyle nakleder: Selman’la Kende’deki bir hastayı ziyarete gittik.
Hastanın yanına girince, Selman: “Sevin! Çünkü Allah (c.c.) mü’minin hastalığını günahlarına kefaret ve
onun için nefis muhasebesine sebep kılar.
g- Yüce Allah’ın geçmişteki ve hali
hazırdaki nimetlerini hatırlatması:
Ey kul, hastalığın bir faydası da Allah’ın (c.c.) sana
nimet ve lütuflarını hatırlatmasıdır. Yüce Allah sana
nice nimetler bahşetti, senden nice belaları def’etti.
Sağlıklı iken, içinde yüzdüğünden ve tadını çıkardığından dolayı nimetlerin farkına varmazsın.
14 "
Hastalık seni esir aldığında, bela güçsüz bıraktığında daha önce içinde bulunduğun nimetleri hatırlar, ne kadar uzun süre boyunca sağlık ve afiyet
içinde ve özgür olduğunu hatırlarsın. Sonra Allah’ın
(c.c.) hâli hazırdaki nimetlerini hatırlar, hâlâ vermekte olduğu lütufları düşünürsün.
Zira Allah (c.c.) sana nice sağlam organlar bıraktı.
En büyük nimetlerden olan aklın hâlâ yerinde. Daha
büyük bir hastalık vermeyerek ne büyük bir lütufta
bulundu. İşte bu hatırlamalar ve düşünceler Rabbine olan şükran duygularını artırır, kalbini O’na (c.c.)
karşı muhabbet, saygı ve tazimle doldurur. Bu ise kul
için en faydalı şeydir.
h- Hasta kardeşlerinin hallerini
hatırlamasına sebep olması:
Kişinin dünyaya dalması, hastalıklardan ve sorunlardan uzak ve refah içerisinde bir hayat sürmesi
hasta kardeşlerinin hallerini araştırmasına ve onlara karşı görevlerini yerine getirmesine unutmasına
gaflete düşmesine sebeb olur. Onun için Allah (c.c.)
hikmeti gereği mü’mine zaman zaman hastalıklar ve
acılar verir. O da sağlığında ve sağlamlığında gafil
kaldığı hasta kardeşlerinin içinde bulunduğu durumun farkına varır.
Bu da ziyaret etme, teselli ederek acılarını hafifletme, ihtiyaçlarını görme, iyileşmeleri için gerekli
vesilelere başvurma ve dua etme gibi onlara karşı
görevlerini yerine getirmesine yol açar.
15 "
ı- Kişiyi kalbi hastalıklarından
arındırması:
Sağlık ve afiyet, kişide, sahip olduğu güç, dinamizm ve rahatlıktan dolayı kibir, gurur ve şımarıklığa yol açabilir. Hastalık onu esir alıp acılar onunla
savaşınca nefsi kırılır, kalbi yufkalaşır ve kibir, gurur,
haset vs. kalbi hastalıkların ve kötü ahlakların pisliklerinden arınır. Bunların yerini Allah’a karşı boynu
eğiklik hali ve kullarına karşı tevazu alır.
İbn Kayyım (rh.a) der ki: “Kalbin ve ruhun acılardan ve hastalıklardan istifadesi ancak kalbi diri
olan kişinin hissedebileceği bir husustur. Dolayısıyla
kalplerin ve ruhların sağlığı bedenlerin acı ve meşakkatlerine bağlıdır.”34
Başka bir yerde de şöyle der: “Dünyanın bela ve
musibetleri olmasaydı kul kibir, gurur, gaddarlık ve
katı kalplilik gibi dünya ve ahirette helakine sebep
olacak hastalıklara yakalanırdı. Onun için Yüce Allah rahmetiyle bazı zamanlar kulunu türlü musibetlerle yoklar. Bunlar onun için bu hastalıklara karşı
koruyucu, kulluğunun zedelenmesine engel ve onu
helak edici pis ve bozuk maddeleri dışa atıcı olur.
Belaları rahmet, nimetleri bela kılan Allah (c.c.) ne
kadar da yücedir.”
34 İbn Kayyim , Şifau’l-Alil s. 524, 525
16 "
i- Hastalık bir nimet ve lütuftur:
Hastalığın faydalarından buraya kadar anlattıklarımızdan şunu açık olarak anladın ki, şu hastalığın,
çektiğin acılar ve seni yoran rahatsızlıklar ve meşakkatler Yüce Allah’tan sana bir nimet ve ihsanı,
merhametlilerin en merhametlisi’nden (c.c.) fakir ve
muhtaç kuluna rabbani bir lütuftur.
O (c.c.), rahmetiyle kulunu belalara duçar eder ki
bu nimetlere sahip olsun ve başka hiçbir yolla elde
edemeyeceği bu kazançları elde etsin. Yoksa Yüce
Allah kuluna azap etmekten müstağnidir, O şanı
yücenin kuluna eziyet etmeye ihtiyacı yoktur. Fakat
Allah’ın büyük hikmeti ve kuluna rahmeti bunu icap
ettirmiştir. Sonsuz övgüler O’na (c.c.) aittir.
10- Kurtuluş anını gözetle
Hasta kardeşim! Hangi hastalığa yakalanmış olursan ol, hastalığın ne kadar şiddetlenirse şiddetlensin
ve ne kadar uzarsa uzasın ümitsizliğe düşme, kurtuluşu bekle. Çünkü sıkıntıyla birlikte kurtuluş, zorlukla
birlikte bir kolaylık vardır.
Allah (c.c.): “O, onlar ümitsizliğe düştükten sonra
yağmuru indiren ve rahmetini yayandır.”(Şura: 28)
ve “Şüphesiz zorlukla birlikte bir kolaylık vardır. Şüphesiz zorlukla birlikte bir kolaylık vardır.”(İnşirah: 5,
6) buyurmuştur.
İbn Abbas (r.a.) Rasûlullah’ın (s.a.v.) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: “Bil ki, hoşlanmadığın
bir şeye sabretmede çok hayır ve fayda vardır. Zafer
sabırla elde edilir. Kurtuluş sıkıntının yanı başındadır.
Zorlukla birlikte bir kolaylık vardır.”35
Ebû Rüzeyn (r.a.) der ki: Rasûlullah (s.a.v.):
“Rabbimiz kullarının, sıkıntılarının bitmesi çok yakınken ümit kesmelerine güler” buyurdu. Ben: “Ya
Rasulallah! Rabb güler mi?” dedim. “Evet” buyurdu.
Ben: “(Umarım) İyi şeylere gülen Rabbimizden mahrum kalmayız.” dedim36. Başka bir rivayet şöyledir:
“Sıkıntı ve ümitsizlik içinde iken Rabbiniz size nazar
eder ve kurtuluşunuzun yakın olduğunu bildiğinden
halinize güler.”37
35 Ahmed b. Hanbel 1/ 307
36 Ahmed b. Hanbel 4/ 11
37 Ahmed b. Hanbel 4/ 13
17 "
11- Kâhinlere, Falcılara ve sihirbazlara
gitme:
Hasta kardeşim! Gaybı bildiğini iddia eden sihirbaz, kâhin ve falcı gibi kimselere gitme. Çünkü onlar
yalancıdırlar. Allah (c.c.) “De ki: Göklerdeki ve yerdekilerden hiç kimse gaybı bilmez, sadece Allah bilir”
(Neml: 65). Yani Allah’ın yarattığı hiçbir varlık gaybı bilmez. Sadece yaradan bilir. Bunu bilen sadece
O’dur, başkaları değil. Bunlar ise gaybı bildiklerini
iddia ederler.
Gaybı bildiklerini iddia eden kimselere gitmeye
karşı uyaran pekçok hadis bulunmaktadır. Bazıları
şunlardır: “Kim bir falcıya gidip ona bir şey sorarsa kırk
gece (gece-gündüz) boyunca namazı kabul olunmaz.”38
Yani söylediğini kabul etmese bile sadece sorması
sebebiyle kırk gece boyunca namazı kabul olunmaz.
Ebu Hureyre’den (r.a) rivayet edildiğine göre
Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Kim bir kâhine veya
falcıya gider ve söylediklerine inanırsa Muhammed’e
(s.a.v.) indirileni inkâr etmiş olur.”39
Bu hadis de söylediklerini tasdik eden kişinin kâfir
olacağını ifade etmektedir.
Abdullah b. Mesud (r.a) da: “Kim bir falcıya
veya sihirbaza veya kâhine gidip bir şey sorar ve onu
tasdik ederse Muhammed’e (s.a.v.) indirileni inkâr etmiş olur.”40
38 Müslim 4/ 1751, (Hadis no: 2230 )
39 Ahmed b. Hanbel 2/ 429
40 Ebû Ya’la 9/ 280
18 "
12- Hastalığın seni bazı dünyevi
nimetlerden mahrum bıraktıysa
üzülme:
Hastalığın seni mal, mevki vs. dünyevi nimetlerden mahrum olmana sebep olduysa bunu kafana
takma, üzülme. Çünkü dünyanın nimetlerinin tümünü kaybetmek bile üzülmeye değmez. Çünkü o, yaradanın ve yoktan var edeninin yanında değersizdir.
Allah (c.c.) şöyle buyurmuştur: “Bilin ki: dünya haya$
ancak bir oyun, eğlence, bir süs, aranızda övünme ve
çok mal ve evlat sahibi olma yarışından ibare&r.” (Hadid: 20).
Cabir b. Abdullah’dan (r.a.): Rasûlullah (s.a.v.)
(bir gün) etrafında bazı kimselerle birlikte bir pazara
girdi. Küçük kulaklı ölü bir oğlağın yanından geçerken onu kulağından tuttu ve “Sizden kim bunu bir dirheme sa$n almak ister?” diye sordu. “Onu bedava
bile almak istemeyiz. Onu ne yapacağız?” dediler.
“Bunun sizin olmasını istemez misiniz?” dedi. “Vallahi, diriyken bu onda kusurdu. Çünkü kulağı küçük.
Ölüyken nasıldır, hesap et!” dediler. Peygamberimiz
(s.a.v.): “İşte vallahi, dünya da Allah ka$nda bunun sizin ka$ndaki değerinden daha düşüktür.”41
Sehl b. Sa’d (r.a.) der ki: Rasûlullah (s.a.v.)
şöyle buyurdu: “Dünya, Allah (c.c.) ka$nda bir sivrisinek kadar değerli olsaydı hiçbir kâfire bir yudum su
vermezdi.”42
Sonra, rızkının garanti olup onun hiçbir sebeple eksilemeyeceğini, Allah’ın (c.c.) kullarının rızkına kefil olduğunu bilmen, senin rızıkla ilgili endişe
duymanı engeller. Allah (c.c.) “Şüphesiz asıl Rezzak (her canlıyı sürekli rızıklandıran), güç ve
kuvvet sahibi olan Allah’tır.” (Zariyat: 58) ve
“Yeryüzünde yürüyen her canlının rızkı, yalnızca Allah’ın üzerinedir. Allah o canlının
durduğu yeri ve sonunda bırakılacağı mekânı
bilir. (Bunların) hepsi açık bir kitapta (levh-i
mahfuz’da) dır” (Hud: 6) buyurmuştur.
41 Müslim 4/ 2272, (Hadis no: 2957 )
42 Tirmizî 4/ 458
19 "
13- Sana merhamet edeni
merhametsize şikâyet etme:
Kardeşim bir de Yüce Allah’ı yaratılanlara şikâyet
etme, şikâyetini Allah’a (c.c.) yap, derdini O’na söyle. O sana, senden ve tüm insanlardan daha merhametlidir. Yerde ve gökte hiçbir şeyin hiçbir şeyden
aciz bırakamadığı O’dur. Sana bu hastalığı veren ve
onu kaldırmaya ve yok etmeye asıl gücü yeten de
O’dur.
Allah’tan (c.c.) başkasına şikâyet etmeme hususunda Ebu Hureyre’nin (r.a.) Rasûlullah’dan (s.a.v.)
rivayet ettiği bir hadis şöyledir: “Yüce Allah şöyle buyurdu: Mü’min kulumun başına bir bela getirdiğimde ziyaretçilerine beni şikayet etmezse onu esaretten
kurtarırım ve ona etinden hayırlı bir et, kanından hayırlı kan veririm. Sonra amellerine baştan başlar.”43
Hastanın hastalığını şikâyet etme maksadıyla
değil de, halini sorana cevap vermek veya doktora durumu haber vermek veya bir deva söylemesini
umduğu kimseye durumunu açmak maksadıyla söylemesinde ise bir beis yoktur ve bu durumda sabretmemiş sayılmaz.
14- Boş vaktini iyi değerlendir…
Hastanın genelde, bıkacağı kadar boş vakti olur.
Öyleyse hasta kardeşim, vaktini –yapabildiğin oranda- sana fayda verecek ve Yüce Rabbine yaklaştıracak şeylerle değerlendirmelisin. Kılabildiğin kadar
namaz kıl, bol bol Kur’an oku, Yüce Allah’ı zikret,
dua ve istiğfar yap, faydalı kasetler dinle, faydalı kitaplar oku.
Çünkü senin uzun vaktin var ve çok zaman isteyen birçok şeyi bu esnada yapabilirsin. Bu hareketinle büyük sevap kazanır, kovulmuş şeytanın vesveselerini kovarsın. Gönlün açılır, kalbin huzurla dolar
ve böylece boş vaktini sana faydalı şeylerle değerlendirmiş olursun.
Küçüğüyle büyüğüyle bütün günahlardan uzak
durmalısın. Sen hasta halinde Rabbinin rızasına,
O’nun bağış ve merhametini celbetmeye her zaman-
kinden fazla muhtaçsın. Senden kötü amellerin yükseldiği Yüce Rabbinden şifanın inmesini umman ne
derece doğru olur?
Öyleyse gözünü Yüce Allah’ın bakmayı haram
kıldığı insanlara, görsel basın, gazete ve dergilere bakmaktan arındır. Kulağını şehveti tahrik eden
müzik, musiki, gıybet vb. haram şeyleri dinlemekten
uzak tut. Dilinle Allah’a isyan etme, O’nu insanlara
şikayet etme, gıybet, sövme, lanet etme gibi şeylerden uzak tut. Sigara, içki ve diğer haramlardan uzak
dur.
Bil ki içinde bulunduğun hastalık hali bu gibi konularda gevşek davranmanı helal kılmıyor.
15- Şayet’i, Keşke’yi bırak; çünkü bu
şeytanın kapısını açar:
Trafik kazası veya yangın veya bir yerden düşme
veya başka bir hareketin sonucu bir hastalığa yakalanırsan “Şöyle yapsaydım şöyle olurdu, şöyle yapmasaydım şöyle olmazdı…” deyip kadere isyan ederek,
şeytana sana gireceği bir kapı açma. Yapman gereken olanı kabullenmek, bunun mutlaka başa geleceğine ve Allah (c.c.) dilemişse onun eninde sonunda
olacağına kesin olarak inanmandır. Onun için Peygamberimiz (s.a.v.): “Sana faydalı olacak şeyi yapmaya gayret et. Allah’tan (c.c.) yardım dile ve acizlik
gösterme. Başına bir iş geldiğinde “Şöyle yapsaydım
şöyle olurdu” deme, bilakis “Allah kaderde belirledi
ve ne dilediyse onu yaptı.” de. Çünkü “Şayet, keşke” şeytanın insanda çalışması için kapı açar.44
Kul, başına gelecek musibetin mutlaka geleceğine, gelmeyecek olanın da gelmeyeceğine iman
etmedikçe imanın hakikatine ulaşamaz. Nitekim
Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Her şeyin
bir hakikati vardır. Kul, başına gelecek musibetin
gelmemesinin de, gelmeyecek olanın gelmesinin de
imkânsız olduğuna iman etmedikçe imanın hakikatine ulaşamaz.”45
44 Müslim 4/ 2052 (Hadis no: 2664 )
45 Ahmed b. Hanbel, Müsned 6/ 441
43 Hakim 1/ 349
20 "
21 "
16- Her derdin bir devası vardır:
Hastalığın ne olursa olsun onun bir şifası mutlaka
vardır. Ama onu bilen bilir, bilmeyen bilmez. Bunun
böyle olduğunu bilmen yüreğindeki yalnızlığı giderir,
ümidini güçlendirir ve şifa bekleme takatini artırır.
Ebu Hureyre’den (r.a) rivayet edildiğine göre
Rasûlullah (s.a.v.): “Yüce Allah ne hastalık indirdiyse
şifasını da indirmiştir.” buyurmuştur.46
Cabir’den (r.a.) rivayet edildiğine göre Rasûlullah
(s.a.v.): “Her derdin bir ilacı vardır. Kişiye verildiğinde Allah’ın (c.c.) izniyle iyileşir.”47
Tedavi için çalışman, iyileşmen için bütün sebeplere başvurman ve iyi doktorları araştırmanda bir sakınca yoktur. Ancak şu iki hususa dikkat etmelisin:
Bir: İlaç şifanın sadece sebebidir. Gerçekte şifa
veren ise Yüce Allah’tır. Onun için ilacı kullanmakla
bazen şifa bulunur, bazen Allah (c.c.) dilemediği için
bulunmaz. Bazen de hiçbir sebep bulunmadan Allah
(c.c.) direk şifa verir.
Allah (c.c.), İbrahim’in (a.s.): “Hastalandığımda
bana şifayı O (Allah) verir” dediğini haber vermiştir. (Şuara: 80). Yüce Allah yine: “Eğer Allah sana
bir zarar dokundurursa, onu yine O’ndan başka giderecek yoktur. Eğer sana bir hayır dilerse, O’nun
keremini geri çevirecek de yoktur.” (Yunus: 107) buyurmuştur. Bir ayette de:“Eğer Allah seni bir zarara
uğratırsa, onu kendisinden başka giderecek yoktur.
Ve eğer sana bir hayır verirse, (bunu da geri alacak
yoktur). Şüphesiz O herşeye kadirdir” (En’am: 17)
buyurmuştur.
Dikkat edeceğin ikinci husus: Haram şeyle tedavi
olma. Çünkü Allah (c.c.) haramla tedavi olunmayı
yasaklamış, kullarının şifasını haramlarında kılmamıştır. Örneğin hangi durumda olursan ol Allah’ın
(c.c.) haram kıldığı içkiyi kullanman helal olmaz.
Onun için Tarık b. Süveyd (r.a.) Peygamberimize
(s.a.v.) içkiyi sorunca onu bundan nehyetmiş veya
yapmasını hoş karşılamamış, o “Ben onu sadece ilaç
olarak yapacağım” deyince “O ilaç değil hastalıktır”
buyurmuştur.48
46 Buhârî 10/ 134, (Hadis no: 5678 )
47 Müslim 4/ 1729 , (Hadis no: 2204 )
48 Müslim 3/ 1573, (Hadis no: 1984 )
22 "
17- Ölümden korkma:
Hastalığından dolayı ölmekten korkma. Çünkü
sağlık ve afiyet insanı ölümden uzaklaştırmadığı gibi
hastalık da ölüme yaklaştırmaz. Ölüm ancak Allah’ın
(c.c.) kişi için tayin ettiği vakitte gerçekleşir. Belirlenen sayılı nefesler tükenince, hasta veya sağlıklı olsun, ölüm gelip çatar. Allah (c.c.): “Her ümmetin bir
eceli vardır. Ecelleri gelince ne bir an geri kalırlar ne
de bir an ileri gidebilirler” (A’raf: 34) buyurmuştur.
Yine “Allah eceli geldiğinde hiçbir nefsi ertelemeyecektir. Allah yapmakta olduklarınızdan haberdardır.” (Münafikun: 11) buyurmuştur. Bir ayette de:
“Hiçbir kimse yok ki, ölümü Allah’ın iznine bağlı olmasın. (Ölüm), belli bir süreye göre yazılmıştır” (Âl-i
İmran: 145) buyurmuştur.
18- Ölümü arzulama, onun için dua
etme:
Hastalığın ilerlediğinde, acıların şiddetlendiğinde
ölümü arzulama, ölmek için dua etme. Çünkü bu
nehyedilmiş bir şeydir. Mü’minin uzun ömrü ona iyilikten başka bir şey getirmez; çünkü o eğer itaatkâr
ise iyiliklerini ve sevaplarını artırır, günahkâr ise tevbe eder günahlarını bırakır.
Ebu Hureyre’den (r.a) şöyle rivayet edilmiştir:
Rasûlullah’ı (s.a.v.) şöyle buyururken işittim: “Sizden hiç kimse ölümü temenni etmesin. İyilerden ise
belki hayır ve iyiliklerini artırır, günahkârlardan ise
belki günahları bırakmak ve Allah’tan (c.c.) bağışlanma dilemek suretiyle Allah’ı (c.c.) razı eder.”49 Bir
rivayette de: “Sizden hiç kimse kesinlikle ölümü temenni etmesin ve ölüm ona gelmeden ölmek için
dua etmesin. Çünkü öldüğünüzde ameliniz kesilir.
Mü’minin yaşaması ona hayır ve iyilikten başka bir
şey getirmez.” buyurmuştur.50
49 Buhârî 10/ 127 (Hadis no: 5673 )
50 Müslim 4/ 2065, (Hadis no: 2682 )
23 "
Sevgili hasta kardeşim…!
Allah’ın seni sevdiğini, günahlarını hastalıkla temizlediğini, sana merhamette bulunduğunu ve seninle özel ilgilendiğini sakın aklından çıkarma…
Eğer ibadet konusunda gevşek davranıyorsan bir
an önce tövbe ederek Allah’a dön… Allah’ın bu güzel yaklaşımını bir ikram olarak gör ve değerlendir.
Sonraya ertelediğin tüm ibadetlere geri dön…!
Çok günahım var, Allah beni affetmez deme…!
Unutma ki tövbe ettiğinde, Allah işlemiş olduğun
bütün günahları affeder…
Hastalandım, biraz zor iyileşirim deyipte kendini
salıverme… Sen daha önce de hastalanmış ve iyileşmiştin… Sakın ola ümitsizliğe düşme… Allah’ın
eş-Şafi’ sıfatının bedenin üzerinde tecelli etmesi için
dua et…
Hazırlamış olduğum hacmi küçük olan bu
broşürle bir nebze olsun acını dindirmeye vesile olmuşsam ne mutlu bana…
Rabbim kalan ömrünü sağlıklı, bereketli
ve kendi yolunda gidip cennetle neticelendirdiklerinden eylesin. AMİN.
Takva Yayınları
Soğan ağa camii sk. Büyük tulumba çıkmazı
Beyem Han No: 1/25 Beyazıt / İST
Broşür Sipariş Hattı:
Tel: 0212 638 46 66
30’a yakın broşür çeşitlerimizi incelemek için;
www.brosuriledavet.com
Download

(Hasta Bro\374r\374.indd)