OKUL ÖNCESİ DÖNEM ÖZELLİKLERİ
Birecik Rehberlik ve Araştırma Merkezi
1 YAŞ ÇOCUĞUNUN ÖZELLİKLERİ
1 yaş; çocuğun kendini ve dünyasını keşfetmeye başladığı yaştır. 1 yaş
çocuğunun en karakteristik özelliği, tam bir benmerkezcilik örneği
sergilemesidir. O, hep alır. Hiç vermez. Kendi bildiğini yapmakta ısrar
eder. Objeleri yakalar. Her şeyin sadece kendisine ait olmasını ister. Yine
bu evrede çocuk, ebeveynin dışında çevreyi keşfetmeye başlar. Ancak
ebeveynine fiziki yakınlığını sürdürerek, güven ve rahatlık aramaya devam
eder.
2 YAŞ ÇOCUĞUNUN ÖZELLİKLERİ
2 yaş dönemi çocukların kendi yeterliklerini sergilemekte ısrar
ettikleri dönemdir.
*Çocuk yetişkin davranışlarını taklit eder.
*Çocuğun yetişkinlerce onay görmesi, onun tatminkâr bir yeterlik
düzeyine ulaştığının göstergesidir.
*Çocuklar yetişkinler tarafından onaylanmak ister ve buna giderek
artan bir ölçüde bağımlıdırlar.
*Sindirim ve boşaltım sistemi kasları (dışkılama, idrarını tutabilme)
istemli denetim geliştirebilir, ancak toplam ve sürekli denetime
henüz bir süre daha ulaşılmaz.
*Hayal ile gerçeği ayırmada sorunu vardır.
*Rüyalar gerçek görünmektedir.
*Çocuk istediğini ısrarla almaya çalışır. Her şeyi ağlayarak, vurarak,
tekmeleyerek elde etmeye çalışır. Bu, gerçek anlamda bir saldırganlık
değildir. O, güçlü arzularına ulaşmak, dürtülerini tatmin etmek üzere
sadece oynamaktadır.
*Onun emredici ve talepkar görüntüsü, kötülük olsun diye değil
kendine olan güvensizlikten kaynaklanmaktadır.
*Dünya ona büyük ve tehlikeli görünür. Eğer o, dünyanın anababasından oluşan küçük bir kısmının bile kontrol edebilir ya da
yönetebilirse kendisini daha güvenli hissedebileceğine inanır.
*Bu dönem aynı zamanda sorgu çağının başlama dönemidir.
3 YAŞ ÇOCUĞUNUN ÖZELLİKLERİ
*3 yaş çocuğu artık daha az bencil ve annesine daha az bağımlıdır.
*Bu yaş çocuğun yaşıtlarıyla oynamaya başladığı yaştır.
*Annesine ev işlerinde yardım etmeyi sever. Alışverişe gider, birlikte
oyundan mutlu olur.
*Bu dönem ayrıca bitmek tükenmek bilmeyen soruların yöneltildiği
dönemdir.
*2 yaşında başlayan sorgu çağı, bu dönemde artarak devam eder.
*3 yaşında çocuk öfkesini hala fiziki olarak yansıtır.
*Hayalle gerçeği birbirinden ayırmaya başladığı bu dönemde, hayal
gücüne bağlı deneyimler yaşar.
*Kendi kontrolünde hayali bir arkadaş edinir. Bazen kendisi olmak
yerine, başkası rolünde olmayı yeğler.
*Bu yaşta çocuklar kurallara uymayı sever ve itaat etmeyi yeğler.
Bunda beğendiğiniz hareketlerini övmenizin, onu cesaretlendirmeniz
önemlidir.
*Bu dönemdeki tuvalet alışkanlığını tam anlamıyla kazanması da
önemlidir.
*3,5 yaşına doğru artık daha kolay karar verebilir ve daha atılgandır.
Ancak kendi kendini yönetme yönündeki bu gelişmenin başkalarından
bağımsız olarak gerçekleştiğini anlamaya başlaması nedeniyle, hala
duygusal anlamda kendini güvensiz hisseder.
*Çocuk bu dönemde zaman zaman kekeleyebilir, ya da parmak emebilir.
*Çeşitli korkularından söz edebilir. Bunda müdahaleci ya da baskıcı aile
ortamının etkisi de büyüktür.
*Bu dönem çocukların bir kısmında utangaçlık da görülebilir. Özellikle
anaokuluna başlama döneminde ortaya çıkabilir. Bu aynı zamanda yeni
durumla baş etme yöntemidir. Utangaçlık bu yaşta duyguların bir
karışımıdır. Korkuyu, ilgiyi, gerginliği ve memnuniyeti içerebilir.
Bu durum da çocuğun sosyal ortama uyumunun ve öğrenmesinin önünde
engel teşkil eder.
4 YAŞ ÇOCUĞUNUN ÖZELLİKLERİ
*Dört yaş karşı gelme yaşıdır. Çocuk, isteklerine karşı gelindiğinde
yetişkinlerle uygunsuzca ve kaba bir üslupla konuşabilir.
*Yaşıtlarıyla kavga edebilir. Tahrik edildiği takdirde vurur, tekme
atar.
*Genellikle duygularında uç noktalarda dolaşır.
*4 yaş çocuğu, fantezilerden hoşlanmayı ve düzenli şekilde masal
anlatmayı ya da anlatılmasını sever.
*Zaman zaman yalan söyleyebilir. Özellikle yaptığının kötü bir şey
olduğunu düşündüğü zaman, cezadan kaçmak amacıyla da yalan
söyleyebilir.
*4 yaş çocuğu, elinde olanın kendi mülkiyetinde olduğuna inanır. Ama
hırsız değildir.
*Bu çağlarda ebeveynlerine adeta meydan okumakta ve bağımsızlık
sınırlarını zorlamaktadır.
*Bu yaşta doğru ve yanlış kavramları verilmeye başlanmalıdır.
*Gerektiğinde TV seyretmeme ya da odasına gönderme yaptırımı
uygulanabilir. Ancak neden verildiği açıklanmalıdır.
*Hayal dünyası geniştir.
*Küfürlü ve argo kelimeler hemen dikkatini çeker ve sık kullanabilir.
5 YAŞ ÇOCUĞUNUN ÖZELLİKLERİ
*5 yaş çocuğunun mücadelesi “Nasıl iyi olunur” sorusu üzerine kuruludur.
O bunu gerçekleştirmek için çok çalışır. Ve çoğunlukla başarılı olur.
*Bu yaşta çocuk uyumsuzluk ve huysuzluk dönemini geride bırakmıştır.
*Kas hâkimiyeti gelişmiştir. Daha çabuk karar verebilir. Konuşması
gelişmiştir. Düzenli cümleler kurar ve sosyalleşmesi gelişmiştir. Rahat ve
ciddidir.
*Anne 5 yaş çocuğu için dünyanın merkezidir.
*Beni seviyor musunuz sorusunu sıkça sorar.
*Kendini yönetebilme yine ana gündemi oluşturur. Ancak bu kez saldırgan
ve açık bir başkaldırı şeklinde ortaya çıkmaz.
*Bu dönemde diğer bir özellik ise yeni ve heyecanlı arayışlar yerine aşina
olduğu konulara ilgi duymasıdır.
*5 yaşından itibaren çocuk zorlu, dikkat gerektiren ve duygu patlamaları
içeren deneyimler yaşar. Bu dönemde, öfke nöbetlerine sıklıkla rastlanır.
6 YAŞ ÇOCUĞUNUN ÖZELLİKLERİ
*Tembel ve kararsızdır. Küçücük şeyler için daima fikir değiştirir.
*5 yaşındaki uyumlu kişilik yerine 4 yaş ve 2,5 yaştaki gibi uyumsuzluklar
tekrar ortaya çıkar.
*Çok sayıda arkadaşla ilişki kurmakta ve grup oyunlarını tercih
etmektedir.
*6 yaş çocuğu değişmekte olan bir çocuktur. Anneyle daha
bütünleşmiştir. Hem anneden ayrılıp bağımsız olmak hem de ona yakın
olmak ikilemini yaşar.
*Bağımsızlığın ortaya çıkması zaman zaman kaygıyı ortaya çıkarır. En iyi
olmak, her zaman sevilmek, birinci olmak ve övülmek ister.
*Yarışma ortamlarında başarısızlığa tahammülü yoktur. Eleştiriler
karşısında çok duyarlıdır. Hemen ağlar. Her zaman doğruyu
söylemeyebilir.
*Güvensizdir. Arkadaşları arasında bazen emreden, vuran ve tartışan bir
kişi olarak dikkati çeker.
2-3 YAŞ SENDROMU
Bebeklik gerginliğini atlattıktan sonra ebeveynlerin en ürktüğü dönem,
2 yaş dönemidir.
2 Yaş Sendromu olarak bilinen ve bu yaştaki çocukların, ebeveynler
arasında talepkar, inatçı, agresif olarak tanımlandığı bu durum, aslında
genel olarak 18 aylıkken başlar, 2 yaş civarı hafifler, sonra tekrar 2,5
yaş civarında iyice artar ve üç yaşa doğru yine hafiflemeye başlar.
Bağımsızlığını Destekleyin
Bağımsızlığını, mümkün olduğunca çok kendi başına bir şeyler yapmasını
destekleyin ve temel becerilerini geliştirmesine yardımcı olun. “Daha
küçüksün, yapamazsın” demek yerine yapabileceği bir şeyler bulun. Ona bol
bol zaman verin. Aslında onu ne kadar acele ettirirseniz, iş o kadar uzun
sürecektir. Eğer sabırsızlığınızı ve onu hızlandırmaya çalıştığınızı
hissederse, daha da ağırdan almaya başlayacaktır.
Çocuğa kendi becerilerini geliştirme zamanını ve pratik şansını vermek
aslında hem onun kendini daha özgüvenli hissederek daha uyumlu olmasına,
hem de büyüdükçe birçok şeyi tamamıyla kendi yaparak hayatınızın
kolaylaşmasına neden olur. Özellikle kendi kendine yemek yemeyi
öğrenmesi bu dönemin en önemli becerilerinden biridir.
Rutin ve Düzenli Bir Hayat
Rutin ve düzenli bir hayat, her yaşta çocuk için önemli ama özellikle bu
dönemde daha da kritiktir, çünkü bu yaş dönemindeki çocuk tekrarı, her
şeyin aynı zamanda ve aynı yerde olmasını çok sever. Bu ona güven verir ve
birçok potansiyel öfke nöbetini engeller. Mümkün olduğunca her gün aynı
yemek, oyun ve uyku saatleri ve örneğin uyku öncesi rutininde aynı sırada
aynı şeylerin yapılması, sabah uyanınca yuvaya hazırlanırken yine aynı
sıranın takip edilmesi, onun daha fazla işbirliği yapmasını, sizin de işinizin
kolaylaşmasını sağlar. Ayrıca düzenli bir hayatı olan çocuğun uykusuzluk,
yorgunluk ve açlık gibi fiziksel nedenlerle öfke krizleri yaşama ihtimali
daha düşüktür.
Duygularını İfade Etmeyi Öğretin
Bu yaş dönemi hala kendisini ifade etmekte zorlandığı bir dönemdir, bu da
öfke krizlerinin en temel nedenlerinden biridir. Bunu engellemek için ona
yapabileceğiniz en büyük iyilik, duygularını ifade etmeyi öğretmek ve
duygularını görmezden gelmek yerine onaylamak olacaktır. Ama bunun için
önce sizin çocuğunuzu sadece pozitif değil bütün duygularıyla kabul ediyor
olmanız gerekir. Yani “Bunda üzülecek, kızacak ne var! Bebek gibi
davranıyorsun! Erkek adam ağlamaz!” gibi yaklaşımlardan mümkün olduğunca
kaçının. Bunun yerine “Kızgın görünüyorsun, şu an parka gidemediğimiz için
kızdın değil mi?” veya “En sevdiğin elbisen leke olduğu için şu an onu
giyemiyorsun, üzgün olduğunu biliyorum.” gibi yönlendirmelerle, zaman
içinde o da duygularını ve kendini daha iyi ifade edebilecek duruma
gelecektir. Bu da duygularını daha rahat kontrol etmesini ve size
güvenmesini sağlayacaktır.
Az Televizyon, Bol Bol Oyun ve Hareket
Televizyon, ipad ve bilgisayar oyunları özellikle üç yaşından küçük
çocukların sadece beyin gelişim potansiyelini engellemekle kalmayıp,
davranışları üzerinde de olumsuz etki yaratıyor. Ekran önünde uzun
zaman geçirildiğinde çocuğun mantık ve düşünme becerilerini kontrol eden
korteks tembelleşirken, reaksiyonel alt beyin hiperaktif hale geliyor.
Ayrıca çocuk ekran önünde uzun süre hareket etmeden durduğu zaman,
sonrasında bir enerji patlaması yaşıyor, hareket etme ihtiyacı duyuyor,
ama aile “dur, yapma, otur” gibi komutlarla hareketini engellediği zaman
enerjisini atamamış olan çocuk hassas ve tepkisel hale geliyor.
Çocuğun ekran önünde geçirdiği uzun zamanlar, oyun zamanını, dil
gelişimini, dolayısıyla kendini ifade becerisini ve yaratıcılığının gelişmesini
engelliyor. Bu dönemde çocuğa ne kadar çok hareket etme, oyun oynama,
keşfetme, deneme, konuşma, üç boyutlu dünya ve doğa ile iç içe olma
fırsatı yaratırsanız, davranışlarında o kadar fazla uyum gösterir.
Sık Sık Bağlantı Kurun
Çocukların günlük hayattaki sorumlukları bazen aranızdaki bağın
zayıflamasına, eğlendiğiniz ve birbirinizin keyfini çıkardığınız zamanların
azalmasına sebep olur. İlişkiniz siz fark etmeden çoğunlukla “şunu yap, bunu
yapma” şeklinde komut ve isteklerden ibaret hale gelir. İşte çocukların en
olumsuz davranışları da bu kopukluklarla beraber tetiklenir. Tüm günlük
sorumluluklarınızla beraber, bu özel sevgi bağını da güçlü tutmak için onlarla
özel ve kaliteli zaman geçirmek çok önemlidir. Kaliteli zaman illa da çok uzun
saatler geçirmek anlamına gelmiyor, o beraber geçirdiğiniz süre içinde
ilginizi tamamen ona vermek anlamına geliyor. Ya da bazen bir saniyelik sevgi
dolu bir bakış, bir dakika sıkı sıkı sarılmak, 10 dakika beraber kitap okumak
veya sevdiğiniz bir şarkıda beraber dans etmek kadar kısa ve basit
eğlenceler bile çocuğunuzla olan bağınızın güçlü kalmasını sağlar ve onun da
sizden bu özel ilgiyi almak için farklı tepkisel davranışlara girmesine gerek
kalmaz. Ondan bir şey yapmasını istemeden önce onunla bağlantı kurarsanız,
yani göz hizasına inmek, gözlerine bakmak, belki bir öpücük veya sevgi
sözcüğü ile ilgisini çekerseniz, ardından talebinize uyum sağlama ihtimali
daha yüksek olur.
Seçim Hakkı Verin
Seçim hakkı olan çocuk kendini güçlü hisseder. Ama bu yaş döneminde
kararsızlık had safhada olduğu için en fazla iki seçenek verin. Ayrıca
seçenek vererek, o farkında bile olmadan, ona daha fazla istediğiniz şeyleri
yaptırmanız mümkün. “Mavi pantolonu mu istiyorsun, kırmızıyı mı?”, “Önce
çorabını mı giymek istiyorsun, pantolonunu mu?”, “Brokoli mi istiyorsun,
havuç mu?” Genelde en son söylendiği için, ikinci seçeneği seçme şansları
daha fazla olur, o yüzden tercih ettiğinizi ikinci seçenek olarak
sorabilirsiniz.
Sınır Çizin
Çocuğunuzun kendini güvende hissetmesi için belli sınırlar içinde
büyümeye ve yeri geldiğinde “hayır” kelimesini duymaya ihtiyacı var. Ama
sınır çizmenin de bazı taktikleri var. Sınır koymadan önce, isteğini
anladığınızı ifade edin ve duygularını onaylayın. “Biliyorum şu anda o
çikolatayı yemeyi çok istiyorsun, ama şu an yemek zamanı, yemekten
sonra yiyebilirsin.” Veya kırılabilecek bir eşyaya dokunmak istiyor “hayır
dokunma” demek yerine oynayacağı başka bir şey bulup “Bu oynamak için
değil, ama şununla oynayabilirsin” diye yerine başka bir alternatif vermek
daha az tepki vermesini sağlayabilir. En önemlisi, bunların da işe
yaramadığı, ağlama ve öfke krizine girdiği durumlarda (ki bol bol olacak),
sakinliğinizi koruyup, ona sarılın, ya da başını okşayın, yanında olun, sevgi
gösterin, duygularını ona geri yansıtın.
Sakinleşene kadar buna devam edin. Ama kesinlikle istediğine boyun
eğmeyin. Çocuğunuzun bundan alacağı mesaj, ailenizde belli kurallar ve
sınırlar olduğu, bunlardan ödün vermeyeceğiniz, ama çocuğunuz bu
yüzden hayal kırıklığı yaşarken de, bu zor anında onun yanında
olacağınızdır.
Duygusal zekası yüksek bir çocuk yetiştirmek istiyorsanız çocuğunuzun
hiç bir duygusunu görmezlikten gelmeyin. Öfke nöbeti, ağlama ve kriz
anında ondan mantık beklemek, ona mantıklı açıklamalar yapmak, disiplin
vermek ve bir ders öğretmeye çalışmak ancak durumu daha kötü yapar.
Yanında olarak sabırla ağlamasının bitmesini ve sakinleşmesini bekleyin.
Takdir Edin
Ebeveynler olarak çocuklarınıza en çok ilgiyi olumsuz davranışlarda
bulunduklarında veriyorsunuz aslında. Çocukların aksi davranışlarının en
büyük nedeni de bu. Mesela sessiz sakin oturmuş oynayan bir çocuğu
“Aferin sana, ne güzel tek başına oynuyorsun, benim de bu arada yemeği
pişirmeye zamanım oldu, teşekkür ederim kızım” demek pek aklımıza
gelmez. Sonra çocuk bakar ki, pozitif davranış ona pek ilgi alaka
getirmiyor, başlar bir bahane ile sorun çıkarmaya ve işte o zaman negatif
de olsa bir çeşit ilgi görmüş olur. Uzmanlar, çocuğun bir şeyi yapamadığı,
beceremediği zamanlarda hemen olumsuz eleştiride bulunup olumsuz tepki
vermek yerine, onun yapabildiği her davranışı ve her çabasını desteklemek
gerektiğini söylüyor.
Takım Olun
Bu dönemde çocuk, anne babayı birbirine düşürerek hedefine ulaşmak
için onları manipule eder. O anda kim müsait değilse, ondan ilgi ister.
Mesela baba yardım ederken, anne yapsın diyebilir, bu da babanın
duygularının incinmesine neden olabilir (veya tersi). Ama bunu kişisel
almayın, çünkü o anda kim müsait değilse özellikle ondan yardım ister.
Herkes müsaitse de, kendisi yapmak ister. Ama en zorlu zamanlarında
genelde yine de anneyi tercih eder. Anne ve baba olarak, çocuğun hangi
davranışlarına karşı nasıl yaklaşacağınız konusunda önceden konuşup
ortak bir noktaya varırsanız ve ortak hareket ederseniz, çocuk sizi bir
takım olarak görecek, hem size olan güveni artacak, hem de
manipulasyon çabaları zamanla azalacaktır.
Örnek Olun
Çocukta görmek istediğiniz davranışları kendiniz sergiledikçe, bu
davranışları onda daha çok göreceksiniz. Öfke nöbetlerinde sakin
kalmayı başardığınız zaman sakinliğinizi, bağırdığınız zaman bunu
örnek alacaktır. Sakin ve sabırlı ebeveyn olmanın temelinde de, hem
bireysel hem de çift olarak kendi ihtiyaçlarınızı karşılamak için
kendinize zaman ayırmak yatıyor. Arada sırada da olsa çocuğunuzdan
ayrı zaman geçirmek, kendi ihtiyaçlarınıza odaklanmak ve deşarj
olmak, zor anlarda çocuğunuza karşı sabrınızı yüksek tutmanıza
yardımcı olur.
SORUNLAR VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ
Çocuğunuz Bazı Besinleri Yemek İstemiyor Mu?
Süt…
*Bazı çocuklar sütü soğuk bazıları ise sıcak ya da ılık sever. Çocuğunuzun
sütü nasıl sevdiğini deneyerek bulun.
*Sütü renkli ve desenli bardağın içine koyun ve bardağına renkli ve şekilli
bir pipet yerleştirin. Ya da sütü renkli ve sevimli hale getirin. (Kakao
kullanabilirsiniz)
*Sütlaç ve muhallebi gibi tatlılar yapın.
*İçmemekte direniyorsa siz de ısrar etmeyin, çünkü yoğurt, peynir, et ve
yumurta ile de çocuğunuzun protein ihtiyacını karşılayabilirsiniz.
Et…
* Köfte sert geliyorsa, dolmalara kıyma ekleyin.
*Kırmızı et sevmiyorsa, balık ya da tavuk eti yedirmeyi deneyin.
*Makarna seviyorsa üzerine kıymalı sos yapın.
*Çok sık olmamak kaydıyla kıymalı börek yedirin.
*Yumurta sarısı, yoğurt, süt ve peynir de et yerine geçebilir.
Sebze…
*Salatalık ve havuç gibi sebzeleri çiğ olarak, çubuk biçiminde
hazırlayın. Bu şekilde sunum çocuğunuzun hoşuna gidebilir.
*Sevdiği yemeklere, örneğin çorbalara, köftelere ya da soslara
rendelenmiş olarak sebze ekleyin, çocuğunuz bunu fark etmeden yer.
*Evde siz de sebze yemekleri yiyin, böylelikle sizden görerek zamanla
sebze yemeye alışır.
*Yememekte ısrar ediyorsa, meyveler de sebze yerine geçer.
*İstediği meyveleri ya da meyve sularını verin.
Hep Şekerli Şeyler Yemek İstiyor...
*Evde fazla şekerli besin bulundurmayın. Böylece kolayca bulup
yiyemez.
*Meyveleri çocuğunuzun ulaşabileceği bir yere koyun.
*Çikolata ve şekeri ödül olarak kullanmayın.
*Kurabiye ve kekleri meyveli yapın, böylece daha az şeker kullanmış
olursunuz.
*Şekerli gıdaları yemek sonrası verin. Kesinlikle öğün aralarında
atıştırma niyetine vermeyin.
Çocuklara yemek yemesi için baskı yapmadan onlara yemek
yedirmenin başka yolları da vardır.
Öncelikle yemek yemeyi çocuğunuz için eğlenceli hale getirmeniz
gerekmektedir. Her şeyden önce yemek zamanında neşeli ve mutlu
bir atmosfer yaratarak, bu saatlerin çocuğu mutlu yapan saatler
olması sağlanmalıdır.
*Çocuğunuzun yemek hazırlanırken size yardımcı olmasına izin verin.
*Çocuğunuzun sevdiği yemeklerden en azından bir tanesini pişirin.
*Masanızı renklendirin.
*Yemek yemesini kolaylaştırın. Bazı yiyecekler çocukların yemesini
zorlaştırabilir. Bu yüzden çocuklarınızın yemesini kolaylaştırmak için
yiyecekleri küçük parçalara bölün.
*Çocuğunuzun masada göstereceği çocukça tavırlara tolerans gösterin.
Çocukların yemek sırasında hiç hareket etmeden durmalarını beklemeyin.
*Yemek yerken rahatlık önemlidir. Okul öncesi çocuğunuza uygun ebatlarda
masa, sandalye, tabaklar kullanmaya özen gösterin. Dolayısıyla çocuğun
kullanacağı kaşık ve çatal çocuğun eline ve ağzına uygun büyüklükte olmalı,
oturuş yüksekliği masaya göre ayarlanmalıdır.
*Yemekleri belli bir program dahilinde verin. Çocuğunuz çok acıkmadan,
yorulmadan ya da huysuzlaşmadan yemekleri bir programa koyun.
*Birden fazla yemek çeşidi sunun. İhtiyacı olanı yiyecektir.
*Porsiyonların küçük olmasına özen gösterin. Okul öncesi çocuklara
uygun porsiyon miktarı genellikle yetişkin porsiyonunun yaklaşık dörtte
biri kadardır. Büyük porsiyonlar çocuğu sıkabilir ve böylece daha az
yemesine neden olabilir. En iyisi küçük miktarlarda sunmak ve
bitirdiğinde, daha fazla isteyip istemediğini sormaktır.
*Yiyeceği yemeğe ve miktarına çocuğunuzun karar vermesini sağlayın.
*Hiçbir şey yemezse, sorun etmeyin. Bir sonraki öğün de acıkacaktır.
*Yemeğini kendisinin yemesi gerekmektedir. Fakat yemek yerken
yetişkinler kadar becerikli olması beklenmemelidir. Dolayısıyla üstüne ve
etrafına dökmesi durumunda çocuğa olumsuz bir tepki verilmemelidir.
*Sofraya birlikte oturun ve beraber yemek yiyin.
*Çocuğun her istediğini yaparak ona yemek yedirmeye çalışmayın.
Çocuğa aşırı ilgi göstermek, sonsuz hoşgörü, onun isteklerine boyun
eğmek, ne istiyorsa yapmak, vermek gibi davranışlar çocuğa iyilik değil
kötülüktür. Sınırsız hoşgörü ile, ölçülü, dengeli bir kişilik yapısı
gelişemez.
*Çocuğu eğlendirerek yedirmeye çalışmayın. Şarkı söyleyerek, dans
ederek, televizyon seyrettirerek, peşinde dolaşarak ya da benzeri
hareketlerle ilgisini başka yönlere kaydırma yoluyla çocuğa yemek
yedirmeğe çalışmak doğru değildir.
*Yemeği çabuk bitirmesi için acele etmeyin ya da oyalanmasına izin
vermeyin.
*Çocuk yemek yerken onu bir yarış içine sokmayın ve başka çocuklarla
kıyas yapmayın.
*Yemek yerken onunla pazarlık yapmayın. Yemek yemesi için ona
yalvarmayın ya da yemek yediği için onu ödüllendirmeyin.
*Israr etmeyin ve baskı yapmayın. Bu davranışlar beklenenin aksine
çocuğun daha da az yemesine neden olur. Çocuğunuz yemeğinin bittiğini
söylediğinde masadan kalkmasına izin verin. Zamanında ve yeterli miktarda
yemediği, etrafı kirlettiği, çok yediği için ya da başka nedenlerle çocuğa
maddi ve manevi baskı yapmak, bağırmak, korkutmak, zorla yedirmeye
çalışmak, cezalandırmak gibi davranışlar çocuk üzerinde sonradan
düzeltilemeyecek zararlı izler bırakır ve bu yollarla iyi sonuç alınmaz.
*Sofrada yemek yemeyen çocuklara ara öğün vermeyin.
*Evde tek yönlü beslenmeyin.
Uyku Problemi
Uyku sorunlarının büyük kısmı ikinci yıldan itibaren görülmeye başlar.
Çocuklar uykuya dalmakta sıklıkla zorlanırlar. Sonraki dönemlerde de
korkular, çocuğun anksiyetesinin yüksek olması, uyurgezerlik ve diş
gıcırdatma görülmeye başlar. Çocuklar davranış diliyle konuşurlar. Eğer
bir sorun yaşıyorlarsa bunu, davranış sorunlarıyla ifade ederler. Uyku da
bu davranış sorunlarından biridir. Uykuya dalmakta zorluk, uyku
bölünmeleri, uykuda alt ıslatma, genellikle çocukta bir sorun olduğunun
habercisidir. Çocuk, anne-babadan ayrılıp odasına geçmek istemeyebilir.
Çünkü ayrılacağı odada bir hareket veya dinamizm vardır. Ya da çocuğun
anne ve babasıyla aralarında yeterli iletişim yoktur. Anne-baba işten geç
geliyordur veya çocuk, onlarla doyurucu bir ilişki yakalayamıyordur. Tüm
bu nedenlerle iletişimi devam ettirme peşinde olan çocuk, yatağına
gitmek istemez.
Anne-baba arasında yaşanan sorunlar varsa, çocukla iyi ve güven veren
bir ilişki tarzı oluşmamışsa, çocuk kardeş kıskançlığı yaşıyorsa, okulda
öğrenme ve uyum sorunları varsa çocuğun anksiyetesi yükselir. Bu
huzursuzluk, uyku kalitesine yansır. Çocuk “Gece korkuyorum!”
diyebilir, anne-babaya yakın olmak isteyebilir. Hele ki küçük kardeş
anne-babanın odasında yatıyorsa, çocuk da onların yanında yatmak
isteme girişiminde bulunabilir.
Çocuğun anneden ayrılmaya tahammül edemediği dönemde, her
çocukta değişken olmakla birlikte 2-3 yaş arası dönemde, çocuk bir
geçiş nesnesine ihtiyaç duyar ve ona bağlanabilir. Bu bir battaniye,
annenin bir eşyası veya yumuşak bir oyuncak olabilir. Bundan dolayı
çocuk yargılanmamalı ve o eşya yok edilmemelidir. Çünkü bu tür
nesnelerin çocuğun gelişiminde bir anlamı vardır. Bir sonraki
döneme geçebilmesi için çocuk kendisine bir yol bulmuştur.
*Çocuk sık sık uyandırılmamalıdır. Çocukla güven veren bir ilişki
kurulmalıdır. Bireyselleşmesi için destek olunmalı, kendisine güvenildiği
hissettirilmeli, fazla korumacı olunmamalı ve ihmal edilmemelidir.
*Uyumadan önce çocuğun yatacağı ortam sakin tutulmalıdır. Gürültülü,
hareketli ve eğlenceli bir ortam varsa, çocuk uyumak istemeyebilir.
*Çocuğa düzenli zaman ayrılmalı ve onunla kaliteli, keyifli ve etkileşim
içeren paylaşımlarda bulunulmalıdır.
*Çocuk yargılanmamalı, cezalandırılmamalıdır. Korkuları ve anksiyetesi
nedeniyle uyuyamıyorsa, onu anlamaktan uzak bir yaklaşım
sergilenmemelidir. Bu hem ilişkiyi bozar hem de sorunu daha da büyütür.
*Söylediklerini iyice anlamalı, onu dinlemeli ve rahatlaması sağlanmalıdır.
MASTÜRBASYON
Çoğunlukla cinsel organı ile oynama şeklinde görülen mastürbasyon, ailede
endişe, heyecan hatta panik yaratan bir davranıştır. Küçük çocuk
tesadüfen keşfettiği bu davranıştan zevk aldığını görünce, bunu sürdürür.
Eğer çocuk aileden tepki görmezse, bu davranış zaman içinde kaybolur veya
azalma gösterir. Eğer ailenin tepkisi büyük olursa, çocuk bu davranışı
gizlice sürdürme yoluna gider. Gizli yaptığı bu davranış bir yandan ona zevk
verirken, öte yandan onda korku ve suçluluk duygusunun doğmasına neden
olur.
Mastürbasyon hiçbir sorunu olmayan çocuklarda görülebildiği gibi, sıkıntılı,
ürkek, güvensiz ve endişeli çocuklarda da sıklıkla görülebilir. Bazı
çocuklarda da yalnızlık, üzüntü hallerinde tekrarlanan bir davranış olarak
görülebilir. Araştırma bulguları mastürbasyonun, yalnız büyüyen
çocuklarda, sevgi ve ilgiden yoksun büyüyenlerde, aşırı disiplinin egemen
olduğu evlerde, ailenin cinsel konulara aşırı duyarlı olduğu evlerde daha çok
görüldüğünü ortaya koymuştur. Bazı çocuklarda sadece uykuya dalmadan
önce mastürbasyon yaparken, bazıları masal dinlerken veya televizyon
seyrederken, bu davranışı yaparlar, bazıları da özellikle sıkıntılı oldukları
anlarda ve gerilimlerini gidermek için bu davranışa başvururlar.
Erkek çocuklarda kızlardan daha çok görülen bu davranışı yok etmek
amacıyla çocuğu azarlamak veya dövmek, onunla alay etmek, cinsel
organının kopacağını söyleyerek korkutmak, hastalanacağını anlatarak
ürkütmek, cinsel organını kesmekle tehdit etmek, kaçınılması gereken
hatalarıdır.
Bu hatalar zaten endişeli olan çocuğun daha huzursuz olmasına yol açar
ve kendisinde var olan suçluluk duygusunu pekiştirir.
Download

okul öncesi dönemin özellikleri