Türkiye’nin Tarım Gazetesi
EYLÜL 2014
Yıl:3 Sayı:34
TÜRKİYE KÖY KALKINMA VE DİĞER TARIMSAL AMAÇLI KOOPERATİF BİRLİKLERİ MERKEZ BİRLİĞİ GAZETESİ
Tarımsal Ürün Fiyatları Artışlarının
Kazanamayanları: Çiftçiler
»» Türkiye’de bu yıl kuraklık, don, dolu, fırtına, hortum ve sel gib bir çok doğal felaket nedeniyle
tarımsal üretimde yaşanan rekolte kaybı, artan ihracat talepleri yanında spekülatif nedenler
de tarım ürünleri ve buna bağlı gıda fiyatları artışının nedenleri olarak gözüküyor. Peki bu
fiyat artışı üreticiye para kazandırıyor mu? Kazanamayan belli! Kazanan kim?
Gıda ürünleri ve fiyatlarına yönelik yaşanan gelişmeler gündemde birçok soruyu
da beraberinde getiriyor. Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarım Ekonomisi
Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bülent
Gülçubuk’un çok önemli açıklamaları ve
tespitleri işte tüm bu sorulara ve sorunlara cevap veriyor.
Temel Tanı: Neyi Aramalı?
Prof.Dr. Bülent Gülçubuk, “Tarım ürünlerinde meydana gelen veya gelebilecek fiyat
artışları hemen gündemde kendine yer bulur ve suçlu aranır. Bunun temel nedeni tarım ürünlerinin yani gıdanın insan ihtiyaçları hiyerarşisinde ilk sırada
yer almasındandır. Fiyat artışlarında
ilk önce çiftçinin suçlanması gibi bir yaklaşım ortaya konmaya çalışılır ki, bu hem
pratikte hem de teoride kabul edilecek bir
olgu değildir. Hele Türkiye gibi işletme-
Hayvancılık Yatırımlarına
2018 Yılına Kadar %50-80
Hibe Desteği
»» Başvuruların, her ayın 1-15’i arasında,
il/ilçe Gıda Tarım ve Hayvancılık
Müdürlüklerine yapılması gerekiyor.
En az bir yıl önce Türkvet veri
tabanı veya Koyun Keçi Kayıt Sistemine kayıtlı en az
10, en fazla 49 baş anaç sığır veya en az 100, en fazla
200 baş anaç koyun-keçi
kapasiteli aktif işletmeler,
yeni kurulacak veya tadilat
yapılacak ahır veya ağıl için
%50 hibe, damızlık koç, boğa
ve teke alımlarında ise %80
hibe desteğinden faydalana-
bilmek için, başvurularını
her ayın 1-15’i arasında il/
ilçe Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüklerine yapmaları gerekiyor. » Syf 13’de
“Kooperatifleri
Türkiye’nin Geleceği
Açısından Çok Önemli
Kurumlar Olarak
Görüyoruz.”
Denizbank Tarım Bankacılığı
Pazarlama ve Projeler Müdürü
Dr. Levent Öztürk ile Tarım
Bankacılığını Konuştuk.
» Syf 12’de
lerin % 64,8’inin 50 dekardan daha küçük, %83’ünün 100 dekardan daha küçük
(2001 yılı verileri) olduğu bir ülkede çiftçi
istese de tarım ürünleri fiyatlarının
artışında rol alamaz. Çünkü rol alabileceği mekanizmalara ve fırsatlara (!) sahip değildir. Fiyat artışında rol alabilmesi
için küçük ve de orta ölçekli çiftçilerin
sermaye birikimine, depolama koşullarına ve de örgütlü bir yapıya sahip olması
ayrıca piyasa hareketliliğinden de haberdar olması gerekir. Peki, acaba küçükorta ölçekli çiftçiler bunlara sahip mi?
Konuya daha analitik ve neden-sonuç
ilişkileri çerçevesinde bakmak gerekiyor,
aksi halde sonuca gitmektense sürekli “bağcı dövülür” durulur.” değerlendirmesinde bulunuyor. » Syf 11’de
Çiftçi’nin Elektrik Borcu
Desteklemeden Kesilecek
»» 2014 Yılında Tarımsal Sulamaya İlişkin
Elektrik Borcu Bulunan Çiftçilere Bu
Borçları Ödeninceye Kadar Destekleme
Ödemesi Yapılmamasına İlişkin Kararda
Değişiklik Yapılmasına Dair Bakanlar
Kurulu Kararı 30 Ağustos 2014 tarihinde
Resmi Gazete’de yayımlandı.
Bakanlar Kurulu Kararında;
15 Eylül 2014 tarihine kadar
çiftçi elektrik borcunu ödememesi durumunda, şirketin bankadan alacağı yazılı
talep üzerine, bu yıl çiftçilere
yapılması gereken tarımsal
destekleme ödemelerinden,
şirketin alacaklı olduğu tuta-
2014 Uluslararası Aile Tarımı Yılı
Strateji Eylem Planı
Hazırlık Eğitim Çalıştayı
Gerçekleşti
»» Köy-Koop Merkez Birliği ‘Strateji Eylem
Planı Hazırlık Eğitim Çalıştayı’nı Isparta
Tarım Kooperatifleri Bölge Birliği ve Alman
Kooperatifleri Konfederasyonu (DGRV)
Türkiye Temsilciliği işbirliği ile Isparta’da
gerçekleştirdi.
12-15 Ağustos 2014 tarihleri
arasında 3 gün süreyle gerçekleşen eğitim çalıştayına;
Köy-Koop Merkez Birliğine
bağlı tüm bölge birlik başkanları, Isparta Gıda Tarım
ve Hayvancılık İl Müdürü
Cenk Şölen, Gıda Tarım ve
Hayvancılık Bakanlığı Denetleme Kurulu Başkanı Ahmet Mendil, Tarım Reformu
Genel Müdürlüğü Teşkilatlanma Daire Başkanlığı’ndan
Şükran Altun, sivil toplum
örgütü temsilcileri, yazılı
ve görsel basın mensupları ile Köy-Koop bölge birlik
personelleri katılım sağladı.
» Syf 6’da
Tarımda Kayıtlı Çalışan
Yok Gibi
ra karşılık gelen kısım şirket
alacağına karşılık mahsup
edilecek. » Syf 4’te
»» TZOB Genel Başkanı Şemsi Bayraktar,
“Tarımda çalışan 20 kadından 19’u, 20
erkekten 15’i kayıt dışı çalışıyor” dedi.
Şemsi Bayraktar, yaptığı açıklamada, 2014 Mayıs ayı
verilerine göre, tarımda istihdam edilen 5 milyon 820
bin kişiden yüzde 83,1’i olan
4 milyon 838 bininin kayıt
dışı çalıştığını, kayıt dışı
çalışma oranının erkeklerde yüzde 73,5’de kalırken,
kadınlarda yüzde 93,8’yi
bulduğunu belirtti. 2014
Mayıs ayında tarımda çalışan 3 milyon 60 bin erkekten, 2 milyon 248 bininin,
2 milyon 760 bin kadından,
2 milyon 590 bininin kayıt
dışı istihdam edildiğini vurguladı. » Syf 15’te
Hadi İLBAŞ
Prof.Dr. T. Ayhan ÇIKIN
Erol AKAR
Dünden Bugüne
Kooperatifçilik -34» Syf 2’de
Türk Kooperatifçilik
Tarihine Bir Not -I» Syf 10’da
Orman
Kooperatiflerinde
Nereye? » Syf 7’de
Prof.Dr. Mustafa KAYMAKÇI
Prof.Dr. Tayfun ÖZKAYA
Ünal ÖRNEK
Dünyanın En Zengin
Ülkesinde 48 Milyon Aç!
Endüstriyel Tarıma Karşı
Mücadele
» Syf 4’te
» Syf 5’te
Bitkisel Yağ İthalaçısı
Ülke Olmaktan Memnun
muyuz? » Syf 19’da
Prof.Dr. Hasan VURAL
Dr. Erhan EKMEN
Dr. Nezaket CÖMERT
Kooperatiflerin Türkiye ve
Kırsal Kalkınma Yönünden
Önemi » Syf 14’de
İspanya’da Son
Gelişmeler
Pestel (Pestle) Analizinin
Uygulanması
» Syf 16’da
» Syf 8’de
KOOPERATİFÇİLİK
YAYIN KURULU
• Prof.Dr. Mustafa KAYMAKÇI
• Prof.Dr. Tayfun ÖZKAYA
• Prof.Dr. Ayhan ÇIKIN
• Prof.Dr. Cem ÖZKAN
• Prof.Dr. Bülent GÜLÇUBUK
• Yrd. Doç.Dr. Tuba ŞANLI
• Yrd. Doç.Dr. Hilal TUNCA
• Yrd.Doç.Dr. Levent DOĞANKAYA
• Dr. Yener ATASEVEN
• Dr. Özdal KÖKSAL
• Dr. Neşe N. TOPRAK
• Dr. Selen Deviren SAYGIN
• Dr. Güray AKDOĞAN
• Dr. Caner KOÇ
• Uzm. Dr. Esra GÜNERİ
• Ünal ÖRNEK
• Erol AKAR
• Tevfik Fikret CENGİZ
SA
M
LA
AÇLI KOO
P
RI
M
Gazetemizin Yayın Kurulu Üyeleri Fahri Olarak Görev Yapmaktadırlar.
ER
F
BİR
LİKLERİ M
E
RK
www.koykoop.org adresinden ulaşabilirsiniz.
KÖY-KOOP MERKEZ BİRLİĞİ
1971 yılından bu yana faaliyet gösteren Türkiye Köy Kalkınma ve
Diğer Tarımsal Amaçlı Kooperatif Birlikleri, 1163 Sayılı Kooperatifler Kanunu’nun geçiçi 2. maddesi gereği, intibak dışı kalarak tüzel
kişiliklerini korumuş ve Merkez Birliği düzeyinde KÖY-KOOP adı altında üst örgütlenmelerini tamamlamışlardır.
Köy-Koop Merkez Birliği; Tarıma ait farklı çalışma alanlarında
(Hayvancılık, Süt üretimi ve işlenmesi, seracılık, halı–kilim üretimi,
zeytin ve zeytinyağı işlenmesi, bal, çeltik üretimi ve işlenmesi,
çiçekçilik, fidan, salça, reçel, konserve üretimi v.b.) etkinlik gösterir.
V E D İ Ğ E R TA
- sürecek - Yazarımızın önceki yazılarına
01/09/2014
26/09/2014
01/09/2014
30/09/2014
01/09/2014
30/09/2014
01/09/2014
30/09/2014
MA
Ülkede tekrar filizlenmesi ve 1987 Genel Seçimlerinden sonra yavaş yavaş
ilerlemeye başlaması ile demokratik
köy kooperatifçiliğinde de bir gelişme
başladı. Birlikler tekrar faaliyete başladılar ve hatta İzmir, Sinop, Kastamonu,
Gümüşhane, Edirne, Manisa, Muğla ve Çanakkale gibi 8 Birlik, Merkez
Birliği kurmak için Tarım ve Köyişleri
Bakanlığı’na başvurdular.
01/09/2014
26/09/2014
IN
Esasında KÖY– KOOP borçlu
bir kuruluş değildi. Ancak, o
zaman yöneticileri tutuklu
olduğundan alacaklarını
alamıyor ve dolayısıyla
borcunu ödeyemiyordu. Aynı
zamanda büyük payına sahip
olduğu Bağcılar Bankası’na
da bir ‘sermaye artırımı”
oyunuyla el kondu.
01/09/2014
24/09/2014
01/09/2014
26/09/2014
Temmuz 2014 Dönemine Ait 4/a ve 4/b Kapsamındaki Sigortalılara İlişkin Primlerin Ödenmesi
Temmuz 2014 Dönemine Ait Haberleşme Vergisinin Beyanı ve Ödenmesi
Temmuz 2014 Dönemine İlişkin Ba, Bs Formlarının Verilmesi
Ağustos 2014 Dönemine Ait BSMV Beyanı ve
Ödenmesi
Ağustos 2014 Dönemine Ait İlan ve Reklam
Vergisinin Beyanı ve Ödenmesi
Ağustos 2014 Dönemine Ait Aylık Gelir/Kurumlar Vergisi Stopajının Beyanı
Ağustos 2014 Dönemine Ait Aylık Prim ve Hizmet Belgesinin Verilmesi
Ağustos 2014 Dönemine Ait İstihkaktan Kesinti
Suretiyle Tahsil Edilen Damga Vergisi ile Sürekli
Mükellefiyeti Bulunanlar İçin Makbuz Karşılığı
Ödenmesi Gereken Damga Vergisinin Beyanı
Ağustos 2014 Dönemine Ait Katma Değer
Vergisinin Beyanı
Ağustos 2014 Dönemine Ait Aylık Gelir/Kurumlar Vergisi Stopajının Ödenmesi
Ağustos 2014 Dönemine Ait İstihkaktan Kesinti
Suretiyle Tahsil Edilen Damga Vergisi ile Sürekli
Mükellefiyeti Bulunanlar İçin Makbuz Karşılığı
Ödenmesi Gereken Damga Vergisinin Ödenmesi
Ağustos 2014 Dönemine Ait Katma Değer Vergisinin Ödenmesi
Ağustos 2014 Dönemine Ait 4/a ve 4/b Kapsamındaki Sigortalılara İlişkin Primlerin Ödenmesi
Ağustos 2014 Dönemine Ait Haberleşme Vergisinin Beyanı ve Ödenmesi
Ağustos 2014 Dönemine İlişkin Ba, Bs Formlarının Verilmesi
İ
AT
Ayrıca, Ticaret Bakanlığı Köy-Koop’un
tüm mal varlıklarına el koyarak bunların satışını yine kendi atadığı kişilere
verdi. Biz, dışarıda kalan kooperatifçiler buna itiraz ettik. İtirazımız sonucu Ankara 4.Ticaret Mahkemesinde
dava açıldı. Bir olayı hiç unutmam. Böylece, ilk olarak KÖYHasanoğlan’dan bir tanıdık, davaya KOOP olayı ile demokratik
bakan hâkimin hemşehirlisi olduğuözel sektör karşısında
nu söyleyerek, benimle tanıştırmak
istedi. Hâkimin makamına gittik. Bizi bir varlık olarak sesini
çok dostça karşıladı. Söylediği şuydu: duyurmaya ve bir güç olmaya
“Hadi Bey, bir genel kurul yapın, rast- başladı. Bunun üzerine özel
gele 11 kişiyi yönetim kuruluna seçin. sektör tarafından KÖYÜstümde çok ağır baskı olmasına rağ- KOOP’u ortadan kaldırmak
men ben bu davayı reddederim. Çünkü
için girişimler başladı. Bu
Ticaret Bakanlığının Köy-Koop aleyhinde dava açma hakkı yoktur. Siz Ba- girişimlerin en önemlisi
kanlıktan kredi almış olsaydınız böyle “böl ve yönet” politikasıydı.
bir hakları doğardı.”
Nitekim o zamana kadar KÖYGenel Kurul için Ticaret Bakanlığı’na KOOP içinde bir arada olan
başvurduk. Ne var ki, isteğimiz kabul köy kooperatifleri birlikleri
edilmedi. Böylece, KöyKoop’un bugün bölünmeye başladılar. Önce
değeri trilyonları bulan mal varlıkları
KÖY-KOOP’tan 8 birlik
“kime satıldı, kaça satıldı? Bizim hiçbir
ayrılarak HÜR-KOOP adıyla
şeyden haberimiz olmadı. Mahkeme
zorunlu olarak Köy-Koop’un kapısına yeni bir Merkez Birliği
kilidi vurdu. “Hep Biz Olalım” tezini kurdular. Ancak bu merkez
savunan arkadaşlarımız af çıkıncaya birliği, KÖY-KOOP’u sürekli
kadar Mamak Askeri Cezaevinde yattı- itham etmekten başka hiçbir
lar. Tanrı 1980 İhtilali gibi bir darbeyi
faaliyette bulunmadı.
Türkiye’nin başına bir daha vermesin.
Kooperatifçi arkadaşlarımız da
Elele Vermenin Kendilerine Ne
Büyük Güç Vereceği Bilincinden
Uzak Olmasınlar.
Burada önemli bir olaya dokunmadan
geçemeyeceğim; Yağın karaborsa olduğu günlerde biz tüm baskılara rağmen
karaborsanın yakınından bile geçmiyoruz. O günlerde bir sendika kuruluşu
olan Yol-Koop bize adeta abone. Her ay
belli bir oranda yağı kendileri istemeden biz gönderiyoruz.
Aynı şeyi daha büyük tüketici kuruluşu
olan Türk-İş’in de yapması için Türk-İş
yetkilileriyle temas kurduk. Ne yazık
ki, Türk-İş yetkilileri kendi personelini
koruma konusunda Hüseyin Polat Başkanlığındaki Yol-Koop’un gösterdiği
hassasiyeti gösteremedi.
01/09/2014
23/09/2014
K
Köy-Koop’un yazgısı 1974 yılında yeni
bir yönetimin devreye girmesiyle değişmiş, 1980 İhtilali ile kara günlere dönüşmüştür. 1985 yılında Romanya ile KÖY-KOOP feshedildi. O zamanın hü12000 adet traktör anlaşması yapmış, kümeti, milyarlar vererek birçok özel
%30-40 ucuza bunları köylülere dağıt- şirketi kurtarma operasyonu yapıyordu. Aynı operasyon, milyonlarca yokmıştır.
Traktör ithalatçısı büyük aracı ve ka- sul köylünün en üst kooperatif örgüraborsacılar ve onlarla işbirliği yapan tü olan KÖY-KOOP’u kurtarmak için
hükümete karşı yapılan traktör kavga- yapılmadı, düşünülmedi. O kadar ki,
sının kazanılması, Köy- Koop’a maddi KÖY – KOOP borcunu ödemiyor diye,
ve manevi büyük bir güç kazandırmıştı. 12 katlı merkez binasına bir devlet banTraktör ithalinden alınan çok ufak ko- kasınca derhal el kondu. O zaman KÖY
misyonlarla Ankara’ da satın alınan 12 – KOOP’un 520 milyon borcu, 740 milkatlı KÖY-KOOP binası, yoksul üretici yon lira alacağı vardı.
köylünün kooperatifçilik hareketinin 12 Eylülden sonra KÖY – KOOP yöneplanlandığı ve geliştirildiği önemli bir ticileri tutuklanmış ve KÖY – KOOP
merkez olmuştu. Köy-Koop bu arada kayyuma teslim edilmiştir. Sonra, si1978 yılında Uluslararası Kooperatifler yasi faaliyette bulunması gerekçe gösterilerek 12. 3. 1982 tarihinde Ankara 1.
Birliğine (ICA) üye olmuştur. Böylece
Ticaret
Mahkemesine dava açılmış, 7. 9.
birçok dış ülkeyle dış-satım ve dış-alım
1983
günü
ve 1982/ 1136 k. 1983/ sayılı
bağlantıları kurmuştur. Bütün bu gelişkararı
ile
KÖYKOOP’un iflasına karar
meler, büyük aracı, tefeci, vurguncu ve
verilmiştir.
Bu
karar,
Yargıtay 12. Hubunların siyasal uzantılarının dikkatlekuk
Dairesinin
18.1.
1984
tarih ve 9928rini KÖY-KOOP’a çevirmiştir.
130 sayılı kararı ile kesinleşmiştir.
L
Köy-Koop’un Yükselişi ve
1980 İhtilalinin Vurduğu
Darbe
KA
Hadi İLBAŞ
Köy-Koop Eski Genel Başkanı
12 Eylül 1980 askeri darbesi
ile ordunun yönetime el
koymasından sonra KÖYKOOP yöneticileri siyasi
nedenlerle tutuklanmıştır.
Esasında bu tutuklama KÖYKOOP’u ortadan kaldırma
operasyonunun bir parçasıydı
ve bunda da başarılı olundu.
KÖY-KOOP 1984 yılında
feshedildi.
01/08/2014
01/09/2014
01/08/2014
01/09/2014
01/08/2014
01/09/2014
01/09/2014
15/09/2014
01/09/2014
22/09/2014
01/09/2014
23/09/2014
01/09/2014
23/09/2014
Ğİ • KÖY
1980 İhtilali, peşinen
kooperatifçiliği “Komünist”
yapılanma kabul ederek daha
ilk günde birçok kooperatifin
dosyalarına el koymuş, KöyKoop Merkez Birliğinin
kapısına kilit vurmuş, KöyKoop’un mal varlıkların da
kendi atadığı “Kayyumlara”
teslim etmişlerdir. Kayyumlar
yukarıdan gelen emirleri
yerine getirmekten başka bir
şey yapamıyorlardı.
Aynı şekilde, KÖY-KOOP yönetiminde ayrıcalık yaratılmış ve bu ayrıcalık
1980’ den sonra KÖY-KOOP’un kapatılmasına malzeme yaratmıştır.
RLİ
Biz bunları 1984 -1989 arasında en acı
şekilde yaşadık. Çoğunlukta olan arkadaşlar azınlığın varlığına tahammül
gösteremeyince kooperatifçiliğin simgesi olan ELELE tutuşmanın bir anlamı kalmamaktadır. Nitekim her türlü
kararı alacak çoğunluğa sahip arkadaşların o azınlığı da ortadan kaldırma
girişimleri Köy-Koop Merkez Birliğini
yerle bir etmiştir.
Şöyle ki, çoğunlukta olan arkadaşların
azınlığı tümden yok etme adına uyguladıkları politika birlikteliği tümden ortadan kaldırmıştır. Seçimlere b ir yıl kala
bir olağanüstü kongre kararı alarak 32
birliği “aidatlarını muntazam ödemediler “ savıyla kongreye almamaları, kendilerinin de bizim de, Köy-Koop Merkez Birliğinin de sonunu getirmiştir.
Eylül 2014 Dönemi muhasebe işleri ile ilgili
yapılması gerekenleri madde madde aşağıda sıralamış bulunmaktayız. İşlerinizde bolluk ve bereket diliyorum.
Bİ
»» Kooperatifçiliği ikinci plana itip politikayı ön plana almanın kooperatifçiliğe yapılacak en
büyük kötülük olduğunu daha önceki yazılarımızda belirtmiştik. İkinci kötülük siyasal görüş
farkı bulunan insanların Yönetim Kurulunda birbirleriyle dalaşmasının bir alışkanlık haline
getirilmesinin kooperatifçiliğe hizmet anlamını taşımayacağının bilinmemesidir.
Değerli Kooperatif Yöneticileri ve
Kooperatif Ortakları,
Z
Dünden Bugüne Kooperatifçilik -34-
MUHASEBEDE BU AY
E
2
Eylül 2014 Köy-Koop Haber
İmtiyaz Sahibi ve Yayınlayan:
S.S. Köy Kalkınma ve Diğer Tarımsal Amaçlı
Kooperatifler Birliği KÖY-KOOP Adına
Yakup YILDIZ
Sorumlu Yazıişleri Müdürü:
Mehmet SEVER
Genel Yayın Yönetmeni: Emel TUĞRUL
Haber Müdürü: Turgay SOLMAZ
Haber Koordinatörü: Ayhan ELMALIPINAR
Reklam Müdürü: Yasemin ACAR
Merkez Adres: Paris Cad. 24/7 Kavaklıdere-Ankara
Tel: 0312.419 63 95 Faks: 0312. 419 63 96
Web: www.koykoop.org E-posta: [email protected]
Yayın Türü: Yaygın Süreli Yayın
Eylül 2014 ANKARA
Baskı:
Matus Basımevi Reklam ve Yayıncılık Tic. Ltd. Şti.
Matbaacılar Sitesi 1514. Sk. No:2 İvedik Organize Sanayi - ANKARA
Tel: 0312. 395 95 96
Yazıların Sorumluluğu yazarlara, ilanların sorumluluğu ilan sahiplerine aittir.
4
Eylül 2014 Köy-Koop Haber
TARIM
Dünyanın En Zengin
Çiftçi’nin Elektrik Borcu
Ülkesinde 48 Milyon Aç! Desteklemeden Kesilecek
»» “Bu yazıyı, Türkiye’de de yeni-liberal ekonomiye karşı seçenek
bulmak istemeyen, bulamayan, ya da liberalizmin acımasızlığın
kabul etse bile başka seçenek yok diyen yaklaşımlara, televoleci
iktisatçılara ve politikacılara ithaf etmek istiyorum.”
Tırnak içindeki cümleler, National Geographic/Türkiye’nin Ağustos,2014’den alındı.
İsterseniz biraz okumaya çalışalım.
“Iowa’nın Mitchell ilçesinde gri-sarı bir
sabah. Christina Dreier, oğlu Keagan’ı
kahvaltı etmeden okula gönderiyor…
(Keagan) Anaokulunda sunulan yemeği
yemeyi reddediyor. Mutfaktaki erzağı tükenmeye yüz tutan Dreier ona -kendi iyiliği adına- sert davranmaya karar vermiş.
Keagan’ı okula aç gönderirse, belki de hiçbir ücret ödemeyeceği bu kahvaltıyı edeceğini, böylece evde öğle yemeği için daha
fazla erzak olacağını düşünüyor.
Dreier uyguladığı bu stratejinin geri tepebileceğini biliyor. Nitekim öyle de oluyor.
Keagan okulda kahvaltı etmiyor. Ve öğlen
o kadar acıkıyor ki, Keagan’ı ve kız kardeşini doyurma telaşındaki Dreier buzdolabında arta kalan ne var ne yok hepsini
birbirine karıştırıyor. Son yedi parça tavuk köftesini eski püskü bir fırın tepsisine
boşaltıyor; patates köftesinin son parçalarını ve buzdolabındaki bir çift sosisi de
ekleyip hepsini birden fırına atıyor. Bir
önceki hafta gıda bankasından aldığı yiyeceklerin hemen hepsi tükenmiş. Kendi
öğle yemeği de çocukların tabaklarında
kalan patates artıkları olacak. ‘Ancak yeterli yiyecek varsa öğle yemeği yiyorum,’
diyor. ‘Çocuklar daha önemli. Önce onların doyması gerekiyor.’ Dreier’ın günleri
çocuklarını doyuramama korkusu içinde
geçiyor. Kocası Jim’le birlikte ödenecek
faturalar arasında önceliğe göre seçim
yapıyorlar -duruma göre kira yerine telefonu ödüyorlar, benzin parasını yakıt
faturasını ödemek için kullanıyorlar. Böylece gıda bankası tarafından kendilerine
verilmeyen ya da Ek Beslenme Yardımı
Programı’dan (SNAP) aldıkları yiyecek
kuponlarıyla karşılayamadıkları şeyler
için para ayırmaya çalışıyorlar. Amerika
Birleşik Devletleri’nde de Kongre’nin geçtiğimiz sonbahar SNAP’te yaptığı 5 milyar
dolarlık kesinti nedeniyle, aldıkları yardım parası ayda 205 dolardan 172 dolara
düşmüş.”
Prof.Dr. Mustafa KAYMAKÇI
İzmir Çiftçi Örgütleri
Güçbirliği Platformu
[email protected]
• 11 eyalette 5 yaşın altındaki çocukların
yüzde 20’inden fazlası aç kalma tehlikesi ile karşı karşıya. 18 yaşın altındaki 16,5
milyon çocuk ise vücut ve beyin gelişmesi
açısından yetersiz besleniyor.
• Zengin ve yoksul arasındaki uçurum giderek büyüyor. Uçurum insanları, Jack
London’un “Demir Ökçesi” romanını aratmayacak düzeyde.
• Gıda yardımı alan kişilerin çoğu
şişman. Çünkü insanlar kaliteli
besin yerine enerjisi yüksek ve
ucuz besinler tüketmek zorunda
kalmakta. Nitelikli besinlerin
fiyatı 1980 yılına göre yüzde 24
oranında artarken, sağlıksız
yiyeceklerin fiyatları yüzde 27
düşmüş. Açlık ve şişmanlık
manzaranın iki farklı yüzü.
Üstelik şişmanlık arttıkça sağlık
harcamaları da artıyor.
• Kent içindeki evlerin fiyatları artmış ve
çalışan yoksullar dış mahallere itilmiş.
• Amerika Birleşik Devletleri’nde 2012 yılında açlık çeken insanların sayısı 48 milyon. Bu sayı 1960 yılına göre 5 kat artış göstermiş. Ülkede her altı kişiden biri, yılda en
az bir kez yiyeceksiz kaldığını bildiriyor.
• Tarımsal üretimde yapılan
desteklerin çoğu, genelde büyük
tarım şirketleri ve (onların
denetimindeki ) kooperatifler
tarafından üretilen birkaç
temel ürüne (mısır ve soya gibi)
aktarılıyor. Küçük ve orta ölçekli
işletmeler giderek yoksullaşıyor
ve tasfiye ediliyor. Yine John
Steinbeck’in yazdığı “Gazap
Üzümleri”nden bir anımsatma
yapalım.
• Ek Beslenme Yardımı Programı
kapsamında 2013 yılında 75
milyar yardım yapılmış. Öğün
başına 1,5 dolar para düşüyor.
Kısaca, uygulanan ekonomi politikalar yoksulluk ve açlık yaratıyor.
Çalışan milyonlarca Amerikalı bir
sonraki öğünde yiyecek bir şey bulup
bulamayacağını bilmiyor.
Bu alıntıdan sonra tespitlerimizi
yapalım:
»» 2014 Yılında Tarımsal Sulamaya İlişkin Elektrik Borcu Bulunan
Çiftçilere Bu Borçları Ödeninceye Kadar Destekleme Ödemesi
Yapılmamasına İlişkin Kararda Değişiklik Yapılmasına Dair Bakanlar
Kurulu Kararı 30 Ağustos 2014 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlandı.
4 Mart 2014 tarihli ve 2014/6052
sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan ‘2014
Yılında Tarımsal Sulamaya
İlişkin Elektrik Borcu Bulunan
Çiftçilere Bu Borçları Ödeninceye Kadar Destekleme Ödemesi Yapılmamasına İlişkin
Kararın 1. maddesinin 1. fıkrasına şu hüküm eklendi:
“Söz konusu elektrik borcu bulunan çiftçilerin bu
borçlarını 15 Eylül 2014
tarihine kadar ödememeleri durumunda, 2014
yılında bu çiftçilere yapılması gereken tarımsal
destekleme ödemeleri, bu
elektrik borçlarına mahsup edilebilir. Mahsup işleminden sonra, çiftçilerin bakiye bir destekleme
ödemesi alacağı kalır ise
bu bakiye tutar çiftçilere
ödenir.”
Bu şu anlama geliyor; elektrik borcu olan veya borcu bulunmayan çiftçi 15 Eylül 2014
tarihine kadar bu borcu ödememeleri veya borcu yoktur
belgesi ibraz edememeleri durumunda, şirketin bankadan
alacağı yazılı talep üzerine bu
yıl çiftçilere yapılması gereken
tarımsal destekleme ödemelerinden, şirketin alacaklı olduğu tutara karşılık gelen kısım
şirket alacağına karşılık mahsup edilecek.
Çiftçilerimiz bu karar
karşısında şok oldu
Bakanlar Kurulu Kararı ile ilgili Köy-Koop Haber’e bir açıklamada bulunan Türkiye Sulama
Kooperatifleri Merkez Birliği
Genel Başkanı Halis Uysal,
“Çiftçilerimiz tarafından ödenemeyen ve faizler ile birlikte
biriken tarımsal elektrik borçlarının yeniden yapılandırılmasını beklerken, tam tersine
yetmezmiş gibi, bu borçlar nedeniyle çiftçilerimize tarımsal
ürün desteklerinin verilmemesi, gerek sulama kooperatiflerimiz gerekse tarımsal sulama
yapan üreticilerimizi büyük bir
şoka uğratmış ve mağdur duruma düşürmüştür.” dedi.
Tarımsal elektrik borcu olmayan çok az sayıda çiftçimizin olduğunu belirten Uysal,
“Son yıllarda tarımsal ürünlerin gerçek fiyatları üzerinden
pazarlanamamasının nedeni
elektrik fiyatlarının yüksek olmasından kaynaklanmaktadır.
Elektrik, tohum ve gübre gibi
girdi maliyetlerini karşılayamaz duruma gelmiş çiftçimiz,
borçlarını ödeyemez hale gelmiştir. Tarımsal elektrik borçları ana para 1 Milyar TL iken
faiz anaparayı geçmiş, borç 2
Milyar TL’nin üzerine çıkmıştır. Ayrıca özel şirketlere de 1
Milyar TL elektrik borcu var.”
diye konuştu.
Tarımsal elektriğin üzerinde
yüzde 45’e varan çeşitli maliyet
arttırıcı unsurlar bulunduğunu, bunların kaldırılarak elektrik fiyatlarının düşürülmesi
gerektiğini vurgulayan Uysal,
“AB ülkelerinde tarımsal elektrik ücreti 11 sent iken bizde
23 sent’lerde. AB ülkelerinde
KVD yok, bizde yüzde 18,5,
ayrıca yüzde 19 elektrik kaçağı
var onu da biz ödüyoruz. Yüzde 5 belediye hissesi, yüzde 2,5
TRT payı ve yüzde 1 fon fon
yükü var. Bunlar kaldırılsın biz
borcumuzu öderiz.” dedi.
Borcu olan olmayan tüm üreticilerin mağdur edildiğini belirten
Uysal, “Üreticilerimiz bu yıl ülke
çapında yaşamış olduğumuz
kuraklık, don, dolu gibi afetler
nedeniyle sıkıntılı durumu bir
kat daha arttı. Zaten darboğazda olan çiftçilerimizin daha fazla
mağdur olmaması için, ivedilikle bu Bakanlar Kurulu Kararının
uygulamadan kaldırılarak destekleme ödemelerinin yapılmasını istiyoruz” dedi.
Elektrik Geldi Çiftçi Eylemleri Sona Erdi
»» Mardin’in Derik ve Kızıltepe İlçesi’ne bağlı 170 köyde yaşayan
çiftçilerin elektrik kesintileri nedeniyle başlattığı ve 3 gün süren
eylemleri, elektriğin mahkeme kararıyla geri verilmesi üzerine sonlandı.
Çiftçilerin avukatı Abdülkerim
Türk, Dicle EDAŞ’ın uyguladığı işlemin hukuksuz olduğunu,
keyfi bir tutum sergilediğini ve
bu nedenle mahkemeye başvurduklarını belirterek, “Herhangi bir arıza ve sıkıntı olmamasına rağmen Dicle EDAŞ
elektrik kesintisine gitti. Derik ilçesindeki bütün köylerin
elektrikleri kesildi. Haksız ve
hukuksuz bir işlemdi bu. Görevi elektrik dağıtmak olan şir-
ketin ’ben elektrik vermiyorum’
deme lüksü yoktur. Mahkeme
topyekûn olarak çiftçilere keyfi
olarak elektrik verilmediğinin
tespitinde bulundu ve tedbiren
elektriklerin tekrar verilmesi
yönünde karar verdi. Derik’ten
sonra Kızıltepe’ye de elektrik
verildi” dedi.
Çiftçiler mağdur oldu
Elektrik kesintileri yüzünden
çiftçinin ürünün yüzde 20
zarara uğradığını kaydeden
Türk, “Arazilerde zarar ziyan
tespitlerimizde devam edecek.
Bilirkişi marifetiyle yapılan
tespitlerde en azından ürünün
yüzde 20’si zarara uğradı. İki
gün daha elektrik gelmeseydi ürün yok olacaktı. Çiftçinin
ürününün döllenme döneminde olduğu bir zamanda elektriğin bilinçli olarak kesilmesi,
çiftçinin öldürülmesiyle eş anlamlıdır” dedi.
'tan
Elektrik Borcuna Taksit Kolaylığı
»» Denizbank ile Gediz Elektrik arasındaki işbirliğiyle tarımsal sulama
müşterileri, Üretici Kart'ı kullanarak elektrik borçlarını 6 aya varan
vadelerle ödeyebilecek.
Denizbank Batı Anadolu Bölge
Müdürü Hasan Özer Orhan,
çiftçinin hasat sonrası ürününü
satıp parasını almadan sulamadan doğan borcunu ödemek
zorunda kaldığını belirterek,
Türkiye'de ilk kez uygulanacak sistemle Denizbank Üretici
Kart sahiplerinin sulamadan
doğan elektrik borçlarını 6 aya
varan vadelerle ödeme imkanına kavuşacağını ifade etti.
Orhan," Üretici için elektrik
gideri çok önemli. Banka olarak Üretici Kart vasıtasıyla
üreticimizin diğer giderlerinin
karşılanması konusunda da
kolaylıklar getiriyoruz. İlk kez
elektrik giderine yönelik bir kolaylığımız olacak" dedi. Elektrik
borçlarının ödenmesine yönelik vade farkının bankanın
uyguladığı diğer vade oranlarından daha düşük olduğunu
belirten Orhan, kart ücretinin
ise limitine göre yıllık 50 ile 125
lira arasında olduğunu söyledi.
Köy-Koop Haber Eylül 2014
GÜNDEM
Akarsular 29 Yıllığına Şirketlere
Kiralanacak
»» Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın, TBMM’ye sunulmak üzere hazır hale
getirilen Su Kanunu Tasarısı Taslağı’na göre kiralanan sulardan yıllık ücret
alınacak ve ücretleri Bakanlar Kurulu belirleyecek.
Su Kanunu taslağı hakkında Bloomber HT’ye değerlendirmelerde bulunan Çevre Mühendisleri
Odası Başkanı Baran Bozoğlu,
hazırlanan Su Kanunu Tasarısı
Taslağı’nın Türkiye`nin ihtiyaçlarına cevap verir nitelikte olmadığını düşündüklerini belirtti.
Bozoğlu, “Taslağın önemli olması
içeriğinin de başaralı hazırlandığı
anlamına gelmiyor. 2011 seçimlerinden sonra Türkiye`de çok başlı
bir su politikası izlenmeye başlandı. Orman ve Su İşleri Bakanlığı
ayrı bir çalışma, Çevre ve Şehircilik
Bakanlığı ayrı bir çalışma yaptı. Bir
de bunun üzerine Su Enstitüsü Kurumu kuruldu ve bunların görev
çelişkileri nedeniyle Türkiye`de
su artık yönetilemez hale geldi. Bu
elimizdeki taslakta da ne yazık ki,
bu görev çelişkilerinin çözümüne
dair bir ifade göremiyoruz. Bu kanun taslağına bağlı olarak düzeltilmesi gereken birçok yönetmelik
ve düzenlemeler olması gerekiyor.
Taslağın tek başına yeterli olduğunu düşünmüyoruz. Diğer yönetmelik ve mevzuat çalışmalarının
da bir bütün olarak ele alınması
gerektiğini düşünüyoruz ki, sorunun çözümüne fayda sağlasın.”
diye konuştu.
Daha önemli bir başka sorunun da
Türkiye`de suya dair bir envante-
29 yıla çekildiğini ifade etmiş.
HES yapım sürecinde zaten 49
yıllığına EPDK tarafından akarsularımız kiralanabiliyor. Yeraltı
suları arazi sahibi tarafından kullanılabiliyor veya paketlenen sular için de tahsisat yapılabiliyor.
Dolayısıyla tahsisler sanki çözülüyormuş, ortadan kalkıyormuş gibi
bir imaj çizmemek lazım. Çünkü
sularımız halihazırda paçalı bir
şekilde kiralanması veya satılması
zaten söz konusu` diye konuştu.
rin bulunmamasının olduğunu
belirten Bozoğlu, ‘Envanterden
kastım yer altı sularının miktarı,
haritalandırılması yani planlı çalışma için veri. Bu envanter olamadığı için havza çalışmalarına
dair sağlıklı bir çalışma yapılamayacağını biliyoruz. Mühendislik
mesleği olarak biliyoruz ki, ölçemediğinizi yönetemezsiniz Şuan
ölçüm değerlerinin sağlıklı olmadığını görüyoruz. Ve yeraltı sularındaki tükenişe, HES problemine
herhangi bir çözüm üretmediği de
taslakta görülüyor” dedi.
AB uyum süreci içerisinde bu yapılandırmanın zorunlu olmasını anlaşılabilir olduğunu, Türkiye`de
halihazırda bir su tahsisinin zaten
bulunduğunun değerlendirmesini
yapan Bozoğlu, "Sayın Bakan, ayrıca su tahsislerinin de 40 yıldan
Bozoğlu, Tasarıda yer alan sularla
ilgili bilgilerin sistemde toplanasını olumlu bir gelişme olduğunu
kaydeder bu bilginin kamuoyuna
para ile verilecek olmasını da olmusuz bir gelişme olarak değerlendiğini belirtti.
ÇMO Yönetim Kurulu Başkanı
Baran Bozoğlu daha önce yapmış olduğu değerlendirmesinde ise; Türkiye’nin 2-3 yılda bir
meteorolojik kuraklığı yoğun
şekilde yaşamaya başladığına
vurgu yaparak “Meteorolojik
kuraklığın bu kadar somut olarak ortaya konduğu hatta Konya
Havzası’nın kuruduğunun resmi
makamlarca açıklandığı bir dönemde Su Kanunu’nun içinde su
tahsisinden bahsedilmemesi ve
bunun yasaklanması gerekiyor”
açıklamasında bulunmuştu.
5
Endüstriyel Tarıma Karşı Mücadele
»» Çiftçilerin en önemli yakınması ilaç, gübre, mazot vb.
girdi fiyatlarının artması ve ürün fiyatlarının artmaması,
hatta düşmesi.
Zararlı ve hastalıklabir yandan sağlıklarını
ra karşı hem çiftkorurken diğer yandan
çiyi hem tüketiciyi
da kimyasal tarım ilaçları
zehirleyen
tarım
masraflarından kurtulakimyasalları kullacaklardı.
nılıyor. Bir de bunlara epeyce bir para
Tadımlık Bir Tarif
ödeniyor. Halbuki
Prof.Dr. Tayfun ÖZKAYA Vereyim
bu
kimyasalları
Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi
kullanmak gerek300 gram tespih ağacı [email protected]
meyebilir. Bir kuhumu yeşil dönemde topşak önceki çiftçiler
lanarak eziliyor. Bir litre suya konuyor.
hiçbir kimyasal kullanmıyordu. Bugün
48 saat bekletiliyor ve süzülüyor. Bu
ise aynı insanlar tarım kimyasalları olkarışıma 9 litre su eklenerek 10 litremadan tarım yapmayı düşünemez hale
ye tamamlanıyor. Bu karışım beyaz sigeldi. İşte bu bir hegemonya.
nekler, yaprak galeri sinekleri, tohum
Füsun Tezcan’ın “Börtü Böcek İçin böcekleri, yaprak bitleri, koşniller, kaDoğa Dostu Öneriler ve Ev Yapımı rıncalar, çekirgeler, hamam böcekleri,
İlaçlar” kitabının
kırmızı örümcekler ve
genişletilmiş baskelebek
larvalarında
kısını okurken bu
kaçırıcı ve öldürücü
hegemonyanın örüolarak uygulanıyor. Bu
lüşünü düşündüm.
uygulamalar
sadece
Örneğin çoğumuküçük alanlarda değil,
zun tanıdığı tespih
daha büyük tarlalarda,
ağacının tohumları
bahçelerde de iyi sove yaprakları çok iyi
nuçlar veriyor. Yapacabir ev yapımı tarım
ğınız şey bu miktarları
ilaçları kaynağı. Bu
onla, yüzle çarpmak.
ağacın yakın türleri
Tarım ilacı şirketleri ve
Hindistan’da neem
bunlarla uyum içinde
ağacı diye biliniyor.
çalışan yayım sistemi
Hintlilerce bu ağaç
büyük bir bağımlılık
nerede ise kutsal
yaratıyor.
Önünden
kabul ediliyor. Birgeçtiği ağacın tohum
çok yararları var.
Bu ağacın tohumları ekstarkte edile- ve yapraklarının ne gibi bir değer taşırek ülkemizde de kullanılan oldukça dığını bilmeyen çiftçi fiyat makası içinpahalı tarım ilaçları yapılıyor. Eğer bu de eziliyor. Halbuki sistemde bir çatlak
bilgi bütün üreticilere iletilebilse idi, yaratmak mümkün.
6
Eylül 2014 Köy-Koop Haber
GÜNDEM
Strateji Eylem Planı Hazırlık
Eğitim Çalıştayı Gerçekleşti
»» Köy-Koop Merkez Birliği ‘Strateji Eylem Planı Hazırlık Eğitim Çalıştayı’nı Isparta
Tarım Kooperatifleri Bölge Birliği ve Alman Kooperatifleri Konfederasyonu (DGRV)
Türkiye Temsilciliği işbirliği ile Isparta’da gerçekleştirdi.
12-15 Ağustos 2014 tarihleri arasında 3
gün süreyle gerçekleşen Eğitim Çalıştayına; Köy-Koop Merkez Birliğine bağlı tüm bölge birlik başkanları,
Isparta Gıda Tarım ve Hayvancılık
İl Müdürü Cenk Şölen, Gıda Tarım
ve Hayvancılık Bakanlığı Denetleme
Kurulu Başkanı Ahmet Mendil, Tarım Reformu Genel Müdürlüğü Teşkilatlanma Daire Başkanlığı’ndan
Şükran Altun, sivil toplum örgütü
temsilcileri, yazılı ve görsel basın
mensupları ile Köy-Koop bölge birlik personelleri katılım sağladı.
Çalıştay’ın açılışında kooperatif
ortaklarının sorunlarını ve beklentilerini dile getiren, Isparta Tarım
Kooperatifleri Bölge Birlik Başkanı M.Barış Aydın, Strateji Eylem
Planı Hazırlık Eğitim Çalıştayı’nın
Isparta’da
gerçekleştirilmesinin,
kooperatiflerimizin gelişmesi ve
geleceğe hazırlığı açısından çok
önemli olduğunu belirtti. Aydın,
“Kurumsal yönetim kapasitemizin
artırılması ile daha verimli, yeniliklere her zaman açık, piyasa şartlarında rekabet edebilen, etkin ve
stratejilerini ortaya koymuş bir
kooperatif yapısının oluşturulması
amacıyla bu çalıştayı gerçekleştiriyoruz. Hazırlayacağımız ‘Strateji
Planı’ kooperatiflerimizin gücüne
güç katacağı inancındayım.” dedi.
Strateji Eylem Planı Hazırlık Eğitiminin kooperatifler açısından önemine vurgu yapan Yakup Yıldız,
“Bugün kooperatifçiliğin belki de
en önemli ilkesi “eğitim”. Köy-Koop
olarak her zaman eğitim programlarına çok önem verdik, vermeye de
devam edeceğiz. Çağımızın gelişen
şartlarına uyum sağlamak ve gerçekleştireceğimiz yeni atılımlara ışık
tutması yönünde yapılan bu tür faaliyetlere, kooperatif ortaklarımızın
çok ilgi göstermesi de bizleri memnun etmektedir.” dedi.
Yıldız, “Kooperatifçilik her şeyden
önce bir yaşam biçimidir. Özünde
demokratiklik, katılımcılık gibi temel değerleri barındırır. Kooperatiflerin ülke ekonomilerindeki önemini, en son yaşanan küresel krizde
hepimiz gördük. Kooperatiflerin
yoksulluğun ortadan kaldırılması ve
ülkelerin kalkınmasındaki potansiyeli ve katkısı yadsınamaz. Ülke tarımının kalkınmasında, ekonomiye
ve sosyal barışa sağladığı katkıları
sürdürülebilir hale getirmek için,
kooperatifler artık geleceğin şartlarına hazırlık yapmak zorundadırlar.
Köy-Koop olarak Strateji Eylem Planı çalışmalarında ilgi tüm taraf ve
paydaşların görüşlerini, katkılarını
alacağız.” diye konuştu.
Gelişmiş ve gelişmemiş arasındaki
en temel nokta strateji, stratejik düşünme ve stratejik yönetebilme oduğu değerlendirmesinde bulunan Alman Kooperatifleri Konfederasyonu
(DGRV) Türkiye Temsilciliği Strateji Danışmanı Ufuk Peker, “ KöyKoop oluşumu kırsalda kalkınmayı
sağlamak adına son derece önemli.
Ülkemizdeki gelir seviyesindeki dağılımı dengeye getirebilmek ancak
kırsalda kalkınmayla mümkündür.
Ülkesel gelişme bununla mümkün.
Daha uzun soluklu düşünüp, uzun
soluklu yatırımlar yapıyor olmamız
gerekiyor. Köy-Koop farklı bölgelerde örgütlenmiş durumda. Ve bugün
Isparta’dayız. Her bölge birliğinin
kendi bölgesindeki bu faaliyetler,
o bölgedeki veya ildeki dinamikleri
harekete geçirmek adına da son derece önemli” diye konuştu.
Isparta ilinde böyle önemli bir eğitim çalıştayının yapılmasından
dolayı memnuniyetini dile getiren
Isparta Gıda Tarım ve Hayvancılık
İl Müdürü Cenk Şölen, Köy-Koop
Merkez Birliği ve Isparta Tarım Kooperatifleri Birliği ile Alman Kooperatifleri Konfederasyonu’na (DGRV)
teşekkür etti.
Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı
Denetleme Kurulu Başkanı Ahmet
Mendil, kooperatiflerin sorunlarına
yardımcı olunduğunu, Köy-Koop’un,
Strateji Eylem Planlama Hazırlık
Çalıştayı’nın hayırlı olmasını diledi.
TMO 2014 Yılı Mısır Müdahale ve Çizilmemiş
Haşhaş Kapsülü Alım Fiyatını Belirledi
»» Ülkemizde 31 Temmuz itibariyle Çukurova ve Amik Ovası'nda başlayan 2014
dönemi mısır hasatı ile birlikte TMO 2014 yılı mısır müdahale alım fiyatını belirledi.
Mısır müdahale alım fiyatı; 2014 yılında ton başına 680 TL olarak belirlendi. Bu fiyata ilave olarak geçtiğimiz
yıllarda olduğu gibi 40 TL/Tonluk
primin yanında gübre, mazot ve toprak analizi gibi destek ödemelerine
2014 yılında da devam edilecek.
TMO, mısır üretimi yapılan bölgelerdeki tüm işyerlerinde 18 Ağustos
2014, Pazartesi günü itibariyle mısır
alımına başladı.
Çiftçi Kayıt Sistemi'ne kayıtlı üreticiler, belgelerindeki üretim miktarının tamamını peşin satabilecek veya
emanete bırakabilecekler. ÇKS Belgesi olmayanlar ise üreticiden aldığını belgelemek kaydıyla TMO depolarına emanete bıraktıkları ürünlerini,
1 Ocak 2015 – 31 Mayıs 2015 tarihleri arasında TMO'ya satabilecekler.
Randevular, randevu.tmo.gov.tr,
www.randevu.tmo.
gov.tr ve www.tmo.
gov.tr internet adresleri üzerinden
veya TMO işyerlerinden alınabilecek.
Pazar günleri hariç
haftanın 6 günü alım yapılacak olan
TMO'da; emanet alımlar, geçici alım
merkezleri dahil boş depo kapasitesi
olan tüm işyerlerinde yapılacak.
Randevulu alım
Ürünlerini TMO depolarına emanete bırakan üreticiler, talepleri halinde makbuz senediyle TMO'dan %30
avans alabilecek veya anlaşmalı bankalardan kredi kullanabileceklerdir.
ÇKS belgesi olmayanlar ise anlaşmalı bankalardan makbuz senediyle
yalnızca kredi kullanabilecekler.
TMO, 2014 yılında da mısır alımlarını Randevulu olarak yapacak. Randevusuz alım yapılmayacak.
Ürününü anlaşmalı bankalardan
alınan ürün kartı ile teslim eden
üreticilere ise 30 gün yerine, 10 gün
içerisinde ödeme yapılacak. (Ziraat
Bankası, Halkbank, Akbank, ING
Bank, Garanti Bankası, Yapı Kredi
Bankası, Denizbank, TEB, Albaraka
Türk ve İş Bankası)
TMO'ya ürün teslim edecek üreticilerin alım noktalarında herhangi bir
zorlukla karşılaşmamaları için;
1. ÇKS bilgilerini güncellemeleri,
2. Mutlaka randevu almaları,
3. Ürünlerini randevu alınan günde
getirmeleri,
4. Anlaşmalı bankalardan alınan
ürün kartı ile alım noktalarına gelmeleri gerekmektedir.
TMO 2014 yılı çizilmemiş haşhaş
kapsülü alım fiyatını açıkladı
Haşhaş Kapsülü ve Tohumu Alımı
ve Satımı Hakkında Kararda Değişiklik Yapılmasına Dair Karar Resmi Gazete'de yayımlandı. Karar ile
TMO 2014 yılı çizilmemiş haşhaş
kapsülü kilogram alım fiyatını 3,65
lira olarak açıkladı.
2014 Yılı Kurban Hizmetlerinin
Uygulaması Tebliği Yayınlandı
»» 2014 yılı kurban hizmetlerinin uygulanmasına dair
tebliğ 7 ağustos 2014 tarih ve 29081 sayılı Resmî
Gazete'de yayınlandı.
Tebliğ; 2014 yılı Kurban Bayramı
münasebetiyle ibadet amaçlı kurban kesmek isteyenlerin kurbanlarını dinî hükümlere, sağlık şartlarına ve çevre temizliğine uygun
olarak hayvana en az acı verecek
şekilde kesmelerine veya vekâlet
yoluyla kestirmelerine yardımcı
olunması, kurban satış ve kesim
yerlerinin belirlenmesi, kesim yapacak kişilerin eğitilmesi ve bu
konulara ilişkin diğer hususlarla
ilgili tedbirlerin alınması amacıyla
hazırlandı.
Tebliğe göre;
Kurban satış yerleri bayramdan
15 gün önce hazır hale getirilir ve
bu tarihten önce kurbanlık hayvan
nakli başlatılmaz.
Büyükbaş hayvan sevklerinde şap
aşısı yaptırmış olma şartı aranır. Sığır cinsi hayvanların şap hastalığına
karşı aşılanıp aşılanmadığı kayıtlar
ve aşılama makbuzları ile kontrol
edilerek, veteriner sağlık raporunun ilgili bölümüne şap aşısının yapıldığı tarih, aşının seri numarası,
aşılama-serumlama makbuzunun
tarihi ve seri numarası yazılır.
Kurbanlık olarak sevk edilecek koyun ve keçi türü hayvanların hayatları boyunca en az bir kez PPR
aşısı ile aşılanmış olmaları gerekmektedir. PPR aşı uygulamaları
üzerinden 15 gün geçmeyen küçükbaş hayvanların nakillerine yeterli
koruma oluşmaması nedeniyle izin
verilmez. Kurbanlık olarak sevk
edilecek koyun ve keçi türü hayvanların sevklerinde şap aşısı yaptırmış olma şartı aranmaz.
Trakya’daki iller ile İstanbul ili Avrupa yakasına, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının 2010/7 ve
2010/13 sayılı Trakya’ya Yapılacak
Canlı Hayvan Sevkleri Genelgeleri
kapsamında uygun şartları taşıyan
kurbanlık hayvanların sevklerine
19/9/2014 tarihinden itibaren başlanacak olup bu tarihten önce kesinlikle sevk işlemi yapılmaz.
İstanbul ili Anadolu yakasına kurbanlık hayvan sevkleri de
19/9/2014 tarihinde başlayacak
olup, bu tarihten önce sevk işlemleri yapılmayacaktır.
Kurban olması dinen sakıncalı
olan hayvanlar kurban satış yerlerine getirilemez. Kurban; koyun,
keçi, sığır, manda ve deveden olur.
Bunların dışındaki hayvanlar kurban olarak kesilemezler. Kurban
olabilmesi için, kurbanlık hayva-
nın deve için 5; sığır ve manda için
2; koyun ve keçi için 1 yaşını doldurması gerekir.
Salgın hastalıklar
açısından dikkat edilecek
hususlar
Hayvanların pazarlarda ve özellikle satılmayanların geri dönüşlerinde herhangi bir risk taşımaması
için, sevk öncesi Yurtiçi Veteriner
Sağlık Raporlarının düzenlenmesinde Gıda, Tarım ve Hayvancılık
Bakanlığının 2014/1 sayılı Hayvan
Hastalıkları ile Mücadele ve Hayvan Hareketleri Kontrolü Genelgesi ve koruyucu aşılamalara ilişkin
talimat hükümlerine göre hareket
edilecek olup özellikle şap hastalığı
yönünden aşı ve bağışıklık sürelerine dikkat edilir. Kurban satış yerlerine girişlerde bu belgeler mutlaka kontrol edilir.
Türkvet ve KKKS veri tabanında
nakli yapılan kurbanlık hayvanların veteriner sağlık raporuna
“Türkvet/KKKS’de nakilleri yapılmıştır” ibaresi mutlaka yazılır.
Mezbaha ve kombinalarda kesilen
kurbanlık sığır cinsi, hayvanların
kulak küpeleri Sığır Cinsi Hayvanların Tanımlanması, Tescili ve
İzlenmesi Yönetmeliğinin ilgili hükümleri çerçevesinde biriktirilerek
Bakanlıkça belirlenen usul ve esaslar gereğince imha edilir, kesilen
sığır cinsi hayvanların veri tabanından düşümleri yapılır, hayvan
pasaportları en yakın İl/İlçe Gıda,
Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğüne kesim tarihlerinden itibaren
yedi gün içinde teslim edilir.
Mezbaha ve kombinalarda kesilen kurbanlık hayvanların kulak
küpeleri Koyun ve Keçi Türü Hayvanların Tanımlanması, Tescili
ve İzlenmesi Yönetmeliğinin ilgili
hükümleri çerçevesinde biriktirilerek Bakanlıkça belirlenen usul
ve esaslar gereğince bulundukları
yerin il/ilçe müdürlüğünün kontrolünde imha edilir ve koyun keçi
türü hayvanların veri tabanından
düşümleri yapılır.
246 Süt Üreticisine Para Cezası
»» Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, 1 Ocak-19
Ağustos 2014 tarihleri arasında süt ve süt ürünleri
üreten 7 bin 390 iş yerini denetledi. Denetim sonucu
246 işletmeye para cezası uygulandı.
Bakanlıktan yapılan açıklamaya
göre, süt ve süt ürünleri üreten iş
yerlerinin Türk gıda mevzuatına
uygunluğunu tespit etmek amacıyla yapılan denetim ve kontroller devam ediyor. Bu çerçevede,
1 Ocak-19 Ağustos 2014 tarihleri
arasında süt ve süt ürünleri üreten
işletmelerde 7 bin 390 resmi kontrol gerçekleştirildi. Denetimlerde,
mevzuata aykırılıktan 246 işletmeye idari para cezası uygulanırken,
2 işletme hakkında da savcılığa suç
duyurusunda bulunuldu.
Açıklamada, gıda denetim ve kontrollerinin, uygun sıklıkta ve gıda
maddesinin taşıdığı riskle orantılı
olarak yapıldığı; riske dayalı denetim sisteminde, işletmenin hijyen
durumunun, önceki kontrollerden
edinilen bilgi ve deneyimler ile gıda
işletmelerinin uyguladıkları otokontrol sonuçlarının da göz önünde
bulundurulduğu kaydedildi.
Köy-Koop Haber Eylül 2014
TARIM
Arazide Çalışan Mühendis, Uydu
Üzerinden 24 Saat İzlenebilecek
»» Türkiye’nin hayvansal ve tarımsal envanteri, 10 bin
uzmanın tabletiyle sahada çıkarılıyor.
Uygulamayla TARGEL personelinin
sahadaki çalışmaları, canlı olarak
izlenecek,bağlantı kurulabilecek, ekim
alanları, alet ve ekipman sayıları, hayvan varlıkları tespit edilecek. Veri girişi yapmanın yanı sıra, tarlada, bahçede, köyde gördüğü kelebeğin, kuşun,
fotoğraflarını da merkeze iletebilecek.
Projeyle,sadece tarımsal ve hayvansal
envanter çıkmayacak, aynı zamanda
Türkiye’nin biyo çeşitliğinin de envanteri çıkacak.
Yeni hayata geçirilen tablet uygulamasıyla, tarımsal ve hayvansal
verilerin yerinde kayıt uygulaması, tarımla teknolojiyi bir araya
getirirken,tabletlerle anlık veri aktarımı imkanı bulan 10 bin kişilik
uzman kadro, çiftçilerin sorunlarını
anında merkeze iletmeye başladı.
Yeni uygulamayla,yüzde yüz güvenilir
tarımsal ve hayvansal veriye ulaşılırken, tüm Türkiye’nin tarımsal ve hayvansal envanteri de çıkarılmış oluyor.
Tabletle tarımsal ve hayvansal verilerin yerinde kayıt uygulaması, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından yeni hayata geçirildi.Genel tarım
sayımının yapılması ve kayıt sisteminin sürdürülebilirliğinin sağlanması
için, önümüzdeki günlerde hayata geçirilecek Tarımsal Üretim Kayıt Sisteminin denemelerine başlandı. Özel
mobil uygulamanın yüklendiği 10 bin
tablet vasıtasıyla TARGEL personeli,
Çiftçi Kayıt Sistemi(ÇKS) ve Coğrafi Bilgi Sistemi(CBS),sorumlularının
katkılarıyla uygulanacak.
10 bin TARGEL personeline tablet dağıtıldı
Proje Kalkınma Bakanlığıyla ortaklaşa yürütülürken, Bakanlık köylerde
görev yapan 10 bin TARGEL personeline tablet dağıttı.Çiftçiye anında
ulaşmayı hedefleyen Bakanlık, çiftçiye
yönelik tüm yayım hizmetleri ve bilgi
akışını da, tabletler üzerinden yürütecek.Uygulamayla TARGEL personelinin sahadaki çalışmaları, canlı olarak
izlenecek, personelle bağlantı kurulabilecek, ekim alanları, alet ve ekipman sayıları, hayvan varlıkları tespit
edilecek.Veri girişi yapmanın yanı
sıra, tarlada, bahçede, köyde gördüğü kelebeğin, kuşun, fotoğraflarını da
merkeze iletebilecek.Projeyle,sadece
tarımsal ve hayvansal envanter çıkmayacak, aynı zamanda Türkiye’nin
biyo çeşitliğinin de envanteri çıkacak.
Komuta Kontrol Merkezi,
76 kişiyle göreve başladı
Yeni proje kapsamında tarım sayımını etkin bir şekilde takip edebilmek,
sahada karşılaşılan sorunları giderebilmek, anlık veri izleyebilmek için,
Bakanlık tarafından “Komuta Kontrol
Merkezi” oluşturulurken, bir videowall ile tüm operasyonlar anlık olarak
takip edilecek.Çağrı ve çözüm merkezi gibi çalışacak olan Komuta Kontrol
Merkezinde, şimdilik 16 uzman personel ve yardımcı 60 kişilik personel
çalışacak.
Tablet uygulaması, Kalkınma Bakanlığıyla ortaklaşa yürütülüyor
Merkeze sahadan iletilen sorunlar anlık değerlendirilip çözüme kavuşturulabilecek. Yine merkeze aktarılan veriler kayıt altına alınıp, tasnif edilip,
istatiksel dökümü yapılacak. Herhangi bir yanlışlıkta sahadaki personel
anında uyarılacak.Yakında hizmete
açılacak olan tarım sayım merkezinde
incelemelerde bulunan Gıda Tarım
ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker,
deneme aşamasında olan Tarımsal
Üretim Kayıt Sisteminin( TÜKAS)
hayata geçmesiyle, güvenilir tarımsal verilere ulaşmada, bir devrim
gerçekleştireceklerini,Kalkınma Ba-
Halim UTLU
Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı
Baş Kontrolör
kanlığıyla ortaklaşa yürütülen tablet
uygulamasıyla, tüm Türkiye’de arazide çalışan personelin uydu üzerinden
aktif olarak izlenebileceğini söyledi.
Doğru bilgiye anında ulaşılacak
Tarımsal ve hayvansal verilerin toplanacağı “Komuta Kontrol Merkezi”nde
konuşan Eker, ayrıca hayvan sayısı,
parsel sayısı, bitki çeşitliliği gibi bir çok
veriye anlık olarak ulaşabileceklerini,
TARGEL personelinin köylerde daha
verimli çalışacağını dile getirdi.Bakan
Eker, “Tabletler sayesinde arazide çalışan personelin her adımını aktif olarak
izleyebileceğiz. Ayrıca arazide çalışan
personelimizin girdiği bilgiler ara yüz
üzerinden merkeze aktarılacak. Yani
tabletten girilen bilgiler, bize aynı anda
aktarılmış olacak. Bizde böylece doğru
bilgiye anında ulaşabileceğiz” dedi.
Doğru veri olmadan doğru politika yürütemeyiz
Gıda ve tarımın stratejik değerinin
yüksek olduğunu ve tarımda bilgi teknolojilerinin daha yoğun kullanılması
gerektiğini söyleyen Eker, “Tarımı iktisadi bir faaliyet alanı olarak gördük.
Reformlarımızı bu doğrultuda yaptık.
Bilgi teknolojiye ayrı bir önem veriyoruz.Tabletle yerinde kayıt uygulaması
da bu kapsamda hayata geçirilecek.
Projeyle tarımda, hayvancılıkta, bitki
çeşitliliğinde doğru veriler elde edeceğiz. Doğru veri olmadan doğru politika
yürütemeyiz. “ ifadelerine yer verdi.
Orman Kooperatiflerinde Nereye?
Orman Bakanlığınca son yıllarda
uygulanan ormancılık politikalarının Orman köylüsü ve
kooperatiflerimize son derece
olumsuz yansımaları olmuş,
verilen üretim fiyatları, dikili
satış uygulamaları ve yapılması öngörülen yasal düzenlemeler tümüyle orman köylüsünün ve kooperatiflerinin
aleyhine gelişmiştir.
Orman üretimi, genel olarak vahidi
fiyatla (birim fiyat) yapılmaktadır. Birim fiyatlar Bakanlıkça belirlenmekte,
üretim alanının durumuna göre de
bölgesel fiyatlar oluşmaktadır.
Belirlenen birim fiyatlar hala nalmıh hesabı ile yapılmakta petrol
fiyatlarına ve diğer girdilere gelen
zamlar hatta yıllık enflasyon artışları Orman ve Su işleri Bakanlığınca dikkate alınmamaktadır.
Başka hiçbir geliri olmayan orman
köylüsü maalesef bu fiyatlarla üretmek zorunda kalmakta, üstelik 7080 TL. ye orman depolarına teslim
edilen tomruk Orman İşletme Müdürlüklerince 250-300 TL. ye kadar satılabilmektedir.
Dikili satış uygulaması, yaklaşık 7
milyon civarındaki Orman köylüsünün içinde yaşadığı ormanlardan
yararlanmasını engelleyen bir uygulamadır.
Dikili satış; ormandaki üretimi özelleştirmek diğer bir ifade ile ormanda belirlenmiş bir alanı dikili olarak
ulusal veya uluslararası firmalara
satmak anlamı taşımaktadır.
Erol AKAR
Köy-Koop Kastamonu
Birlik Başkanı
Dikili satışın orman
köylüsünün mağdur
edilmesinin yanında yerel
ekonomilere de ciddi zarar
vermektedir.
Ormanlardan elde edilecek gelirden İhale ile üretim işini alacak
ulusal ve uluslararası firmalar yararlanacağından yerelin esnafından
nakliyecisine kadar her kesim mağdur olacaktır.
Orman köylüsünün örgütlü yapısına, çevreyle ilgili değerlere zarar
verecek, her türlü şaibeye açık kaçak kesimlere neden olunacak ve
sosyal barışı zedeleyecek bir yaklaşım olacaktır.
Dikili satış uygulaması orman ürünleri sanayisi içinde olumsuz bir tablo
oluşturmaktadır. Çünkü daha önce
hammaddesini Bakanlıktan uygun
fiyatla tahsisen alan sektör, bir başka
sektörden pazarlıkla almak zorunda
kalacaktır. Dolayısıyla sanayicinin
rekabet gücünde de zafiyet oluşması kaçınılmaz olacaktır. Sanayicinin
Bahçeniz için
en iyi seçim!
“Tarımsal verilerde yüzde yüz güvenilir
data kullanıyoruz.Tarımı günden güne
modernleştiriyoruz. Bu proje bir devrimdir. Bu bizim ve çiftçilerimiz için
çok hayırlı bir iştir.” şeklinde devam
eden Bakan Eker, ilk hayvan sayımının
1984 yılında yapıldığını hatırlattı.
2 haftada büyükbaşların 1/6’sı
kaydedildi
2006 yılında TARGEL personelini ilk
defa görevlendirdiklerini belirten Bakan “Bire bir çiftçilerimize rehberlik
etmesini istedik. Tablet uygulamasıyla, mühendis arazide çalışırken, çiftçimizin kendisine aktardığı sorunu
internet portalı üzerinden aynı anda
biz de öğrenebileceğiz. Böylece çiftçinin sorunlarına daha hızlı çözümler
üretebileceğiz” derken,uzman personele tabletlerini dağıttıklarını ve 2
hafta içerisinde büyükbaş hayvan varlığının yaklaşık 1/6’sının da kaydedildiğini açıkladı..
İklim değişikliği çalışmalarında,
verilerin büyük yardımı olacak
Bakan Eker, sistemle tarımsal ve hayvansal verilerin yanında, Türkiye’nin
biyo çeşitliliğinin de kayıt altına alınacağını vurgulayarak “Çalışanlarımız arazideyken gördüğü bir kelebeği, bir arıyı, ya da herhangi bir kuş
türünün fotoğrafını, anında merkeze
aktarabilecek” dedi. Bu türlerin görülme tarihinin bilinmesiyle gelecekte iklim değişikliği çalışmalarında bu
verilerin büyük yardımının olacağını
belirten Bakan, sistem üzerinden izlenen ve Diyarbakır’ın Bismil İlçesinde görevli bir çalışanı cebinden
arayarak mühendisin o an nerede olduğuna dair anlık denetim gerçekleştirdi.Eker’in kendisine telefon açması
karşısında şaşıran çalışan, uygulamanın verimliliği hakkında Bakana bilgi
verdi.Uzmanın, çiftçinin
özellikle
vergi korkusu nedeniyle hayvan sayısını bildirmede çekinceler yaşadığını
söylemesi üzerine Bakan Eker, “Çiftçiyi ikna etmede size önemli görevler
düşüyor” dedi.
7
Frutteto 3 Classic
Bahçe profesyonelleri için en iyi tercih!
SDF Euro III, 3 ve 4 silindirli, turbo intercooler motor ile, 62 HP’ den 96 HP
ye kadar güç seçeneği, 30+15 vites, 540- 540 ECO - 1000 devir PTO, yüksek
manevra kabiliyeti ve ideal ölçüleri ile bahçeler Frutteto ile daha verimli olacak.
Orjinal yağları ve soğutucuları kullanmanız tavsiye edilir.
SAME, bir
same-tractors.com
markasıdır.
bu husustaki sessizliğini anlamakta
doğrusu mümkün değildir.
6831 sayılı Orman Kanununun 34.
Ve 40. Maddeleri ile Orman Köylülerinin kooperatifleşmesi teşvik
edilmiş ve bazı haklar tanınmıştır.
Ancak son aylarda belirtilen yasada
bazı değişikliklere gidilmesi ile ilgili
yasa tasarısı hazırlanmış, Bakanlar
Kurulunca imzalanarak TBMM ye
sevk edilmiştir
Böyle bir uygulama orman
köylüsünün kazanılmış
haklarının geri alınması
anlamını taşıyacak,
ormanlar tümüyle özel
sektöre teslim edilmiş
olacaktır.
Diğer taraftan zaten taşeron olarak
kullanılan ve orman üretimi yapan
tarımsal kalkınma kooperatifleri
giderek işlevini yitirecek, sayıları üç bini bulan tarımsal kalkınma
kooperatifi tasfiye durumuna gelecektir. Tarımsal Kalkınma Kooperatiflerinden sorumlu Bakanlık
olarak Gıda Tarım ve Hayvancılık
Bakanlığı bu konuda acaba ne öngörmektedir?
Tüm bu gelişmelerin kırılma noktasını oluşturduğu görülüyor. Bu
aşamada siyasetin ve bürokrasinin
bakış açısı son derece önem arz
etmektedir. Umarız yetkililer ve
sorumlular orman köylüsünü ve
orman üretimi yapan tarımsal kalkınma kooperatiflerini gözden çıkarmamıştır.
Eylül 2014 Köy-Koop Haber
8 TARIM
Pestel (Pestle) Analizinin
Uygulanması
“Bölündükçe Daha Çok
‘Yönetiliyoruz’
»» Bir önceki sayıda PESTEL (PESTLE) analizinin ne olduğu, niçin yapıldığı,
analiz sonuçlarının
Faktörler
Önemi*
nasıl değerlendirildiğini
yazmıştım.
Politik Faktörler
»» Bu ayki Üretici Gözüyle köşemizde, Burdur Yeşilova
İlçesine Bağlı Niyazlar Köyü ve Çevresi Tarımsal
Kalkınma Kooperatifi Başkan Yardımcısı Hulki Aytar ile
söyleşimizi yaptık.
Dr. Nezaket CÖMERT
Ziraat Yüksek Mühendisi
[email protected]
»» Kısaca hatırlayacak
olursak; PESTEL
(PESTLE)’in açılımı
İngilizce P-Politic (Politik),
E-Economic(Ekonomik),
S-Social(Sosyal,
T-Thecnological
(Teknolojik),
E-Environmental
(Çevresel), L-Legal
(Yasal) kelimelerinin baş
harflerinden oluşmaktadır.
Bir şirketin, organizasyonun, departmanın veya bir ürünün dış
çevre analizinde temel olarak
kullanılan bir yaklaşımdır. PESTEL analizi aynı zamanda fırsatlardan yararlanmak, tehditleri en
aza indirmek için rehberlik eden
ve çevre anlayışı içerisindeki “büyük resmi” anlamak için de bir
araçtır (Rapidbi, 2007).
PESTEL(PESTLE)
,PEST(STEP), PESLIED,
STEEPLE, SLEPT, ETPS
analizi gibi değişik
varyasyonlar vardır.
Önemli olan amaca
uygun olduğu düşünülen
faktörleri içeren analiz
varyasyonunu seçmektir
(http://stratejikyonetim.
org). Tüm bu
analizler, iş planlama,
pazarlama stratejisi
ve ürün geliştirme gibi
değişik amaçlar için
kullanılabilir.
Yanda verilen örnek uygulama,
Sri Lanka Balıkçılık ve Su Kaynakları Bakanlığı ile İzlanda
Uluslararası Kalkınma Ajansı ve
Birleşmiş Milletler Üniversitesi
Su Ürünleri Eğitim Programının
işbirliği ile yapılmış olan Sri Lanka’daki balıkçılık sektörü ile igili
bir PESTEL(PESTLE) analizi çalışmasıdır :
KAYNAKLAR
1. Rapidbi. 2007. The PESTLE
Analysis Tool and Template. Accessed 15th January 2011, http://
www.rapidbi.com/created/thePESTLE-analysis-tool.html (AQ:
Please check for link)
2. De Silva D.A.M. 2011. Value
chain of fish and fishery products: origin, functions and application in developed and developing country markets, Value
chain project, Food and Agriculture organization
3. http://stratejikyonetim.org
Halk arasında açık deniz ve ticari balıkçılığa karşı düşük bir ilgi var ve bu
yüzden politika yapanlar üzerinde bir baskı yok veya çok az (Maldivler ve
İzlanda hariç)
=
Balıkçılardan ve tekne sahiplerinden kaynaklanan düşük politik baskı
>
Ticari balıkçılık konusunda politikacılar arasında düşük düzeyde ilginin
olması
=
Siyasi otoritenin hasat sonrası kayıplar ve işleme koşullarını geliştirmek için
büyük ilgi göstermesi
>
Siyasi otoriteyi etkileyen pratik kararların istikrarında, politik olarak seçilmiş
yetkililerin hızlı değişimlerinden dolayı politikadaki sık değişimler
>
Balıkçılar ve tekne sahipleri örgütlerinin imkanları geleceğe yönelik politika
oluşturmayı ve politik kararlara katkıda bulunmayı etkiler
>
Uluslararası anlaşmalar (Örneğin IOTC v.b)
>
Hulki Bey kısaca kendinizi tanıtır
mısınız?
İsmim Hulki Aytar, 1952 yılında Niyazlar köyünde doğdum. Halen de bu
köyde çiftçilikle uğraşıyorum. İki çocuğum var. Kızım Canan Burdur’da eczacılık, oğlum Şerefcan ise Antalya’da
öğretmenlik yapıyor.
Kooperatifçilikle tanışmanız
nasıl oldu? Neler üretiyosunuz?
Dr. Özdal KÖKSAL
Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi
Tarım Ekonomisi Bölümü
[email protected]
Ekonomik Faktörler
Düşük ve orta düzeyde yapılan avlanma, balıkçıların gelir düzeylerini ve
gelişim için yapacakları yatırımı etkiler
=
İç pazarda büyük tüketici gruplarının düşük satın alma gücü
>
Yüksek değere sahip pazarlarda Ekonomik kriz ve etkileri
Eşit olmayan gelir dağılımı ve büyüyen üst orta sınıf
>
Finansal muhasebe konusundaki sınırlı bilgi küçük ve orta ölçekli balıkçılık
işletmelerinin çalışmasını etkiler
<
Asya'da devam eden iç çatışmalar hükümet harcamalarını ve balıkçılık
sektörü ile alt yapıyı geliştirmek için kullanılabilecek finansmanı azaltır
>
İklim değişikliği ve Tsunami gibi doğal felaketler Endonezya, Sri Lanka ve
Tayland balıkçılık sektörünün gelişmesi ve kapasitesi üzerinde ciddi bir etkiye
sahiptir
<
Sosyal Faktörler
Düşük kalitede balığı kabullenmek
<
Yüksek fiyat endişesi ve düşük kalite endişesi
>
Yüksek katma değere ve düşük katma değere sahip olan pazarlarda gıda
güvenilirliği, hijyeni ve sertifikasyonu hakkındaki farkındalık yetersizliği
>
Düşük balık kalitesinden dolayı gıda güvenilirliği ve sağlık problemleri
>
Balıkçıların davranışları ve inanışları
>
Balıkçılar arasında özel eğitim eksikliği
=
Dini duygular endüstriyel uygulamaları etkiler
=
Düşük düzey teknoloji ile taşıma, sınıflandırma, paketleme ve işleme yapan
tesisleri hakkında yetersiz bilgi seviyesi
<
Teknolojik Faktörler
Altyapı yetersizliği (Örneğin; altyapı tesisleri, makine, alet, uygulamalar)
<
Düşük kalite tekne tasarımı
>
Düşük kalite liman ve soğuk hava deposu tasarımı
>
Dondurma tesislerinin yetersiz kullanılabilirliği
>
Yetersiz işleme tesisleri
>
Avlanma aletlerinde seçicilik (Örneğin; uzatma ağı)
=
Teknolojik gelişmelerin yetersizliği (Örneğin; dondurucular, yalıtım kutuları)
>
Uygun hijyenik uygulamaların eksikliği
>
Araç ve yol açısından yetersiz ulaşım olanakları
=
Yasal Faktörler
Aşağıdaki konulardaki düzenleme, ,izleme ve yaptırımların yetersizliği :
>
Kalite standartları ,
>
Gıda güvenilirliği,
>
Hijyen standartları,
>
Balık işleme
>
Yasal olmayan içsu balık avcılığı
>
Yabancı ihracat pazarlarındaki düzenlemeler (Örneğin; AB,ABD ve Japonya)
>
Genel ticaret anlaşmaları ve gümrük tarifesi
=
Çevresel Faktörler
Temiz suyun kullanılabilirliğinin yetersizliği
>
Tropikal hava koşulları ve iklim değişikliği
>
Liman havzasındaki suyun kirliliği
>
Yeterli atık su yönetiminin eksikliği
>
Limanlardaki petrol sızıntıları
=
Teknelerdeki ve limanlardaki hijyenik koşullar
>
Balık stoklarının sürdürülebilirliği
<
Stok büyüklüğü (Stoklar büyük ve avlanma iyi olduğunda hasat sonrası
kayıplar artma eğilimindedir)
=
* Artış > Değişmemiş = Azalış <
Kaynak: De Silva (2011); Sri Lanka Balıkçılık ve Su Kaynakları Bakanlığı ile İzlanda Uluslararası Kalkınma Ajansı ve Birleşmiş Milletler Üniversitesi Su Ürünleri Eğitim Programının İşbirliği Modelinden Geliştirilmiştir.
Kooperatifimiz 1972 yılında kuruldu.
1979 yılında ise Köy-Koop Burdur
Birliğine ortak olarak kabul edildik.
Niyazlar köyümüz sürekli göç verdiği
için çok küçük, 60 yaşın altında genç
çok az. En çok nohut, anason üretimi,
ayrıca mantar yetiştiriciliği de yapıyoruz. Köyümüzde zamanında nohut
üreten 15-20 ocak vardı. Bunları bir
fabrikaya dönüştürmek istedik. Bu
uğurda çok emek harcadık ama bir
türlü bunu gerçekleştiremedik. Bugün girdi maliyetlerimiz çok yüksek,
üretimimiz azaldı, göçlerden dolayı
tarlayı ekenimiz yok. Mazot fiyatı çok
yüksek. Köylü emeğini, aracını, amortismanlarını ortaya koyuyor ama elde
ettiği gelir maalesef yok. Ekse bir dert,
ekmese bir dert.
Kooperatifçilikte yaşadığınız
sorunlar nelerdir?
Kooperatifçilikte örgüt karmaşasının,
örgüt çokluğunun sıkıntılarını çekiyoruz. Bir köyde iki hatta bazı köylerde
3-4 kooperatif örgütü var. Bunun başlıca nedenlerinden olan, sülale kavgaları, başkan olma istekleri gibi kişisel nedenleri var. Ayrıca yasal olarak
farklı kooperatiflere destek ve teşviklerden dolayı ortak olmak veya yeni
örgüt oluşturmak zorunda kalınması
yatıyor. Bir köyde süt taplama işi yapan iki kooperatif var. Bunlar aynı işi
yapıyor. Köye iki süt toplama aracı geliyor. İki aracın harcadığı yakıtı düşünürsek, iki kooperatifin de zarar gördüğünü söyleyebiliriz. Bu çok yanlış.
Bizlerin bölünmemesi gerekiyor. Bu
durumda bütünleşmek lazım. Birlikten kuvvet doğar. Kooperatif ortakları
olarak, hem kooperatiflerimize hem
de kooperatifçiliğe sahip çıkmalıyız.
Türkiye’de üretimin en büyük gücü
olan Köy-Koop’un kooperatifçilikte öncülük yaptığını düşünüyorum.
Fakat son yıllarda belki biraz siyasi
olacak ama kooperatifleri bölüp, içlerinden yeni kooperatif örgütlerinin
1 kg Et Üretmek
İçin
14 Ton Su
devlet eliyle çıkartılması yanında,
Kırmızı Et Üreticileri, Beyaz Et Üreticileri, Süt Üreticileri, Damızlık Sığır Yetiştiricileri Birlikleri gibi yeni
oluşumlar ortaya çıktı. Bölündükçe
çoğalmıyoruz, daha da küçülüyoruz.
Bölündükçe daha çok ‘yönetiliyoruz’.
Tarımın geleceğini nasıl
görüyorsunuz? Beklentileriniz
nelerdir?
Birleşmiş Milletler 2014’ü Aile Çiftçiliği yılı olarak açıkladı. Ben, kooperatifleri aile çiftçiliğinin temeli olarak
görüyorum. Bu açıdan kooperatiflerin
öneminin ilerleyen yıllarda daha da
çok anlaşılacağı umudunu taşıyorum.
Ancak şuanki durumda ülkemizde tarıma gerekli önemin ve desteğin verilmediğini düşünüyorum. Diğer ülkelerde tarıma, üretimin temeli olan
kooperatiflere desteklemeler çok daha
fazla. Üreticinin en büyük sorunu girdi
maliyetleri. Mazotu sen teknesi olana
1,5 liraya verip, çiftçiye 5 lira satarsan,
üretici ne yapsın. Karnını nasıl doyuracak. Ürettiği mal zaten para etmiyor. Eskiden okullarda bize -Türkiye
tarımda kendi kendine yeten yanlış
hatırlamıyorsam 7 ülkeden biri diyeöğretirlerdi. Ama şimdi tarımın durumu ortada. İleriye dönük çok olumlu
düşünmüyorum. Tarımın çiftçinin
elinden alınarak, şirketlere devredileceği zamanları yaşayacağız korkusu
taşıyorum. Fakat burada kooperatifleri
tek çatı altında toparlayıp, desteklecek
tarım politikalarına ihtiyacımız var. Bu
yapılırsa ülkemiz tarımının gerçek anlamda gelişeceğini düşünüyorum.
Dünyada Gelir Eşitsizliğinde
En Kötü
3.
Ülke
Harcanıyor
Türkiye
Köy-Koop Haber Eylül 2014
GÜNDEM
9
Maden Atıkları Denize Boşaltılacak
Danıştay`dan Örnek Bir Karar
»» Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, maden atıklarının karada uygun ortam bulunmaması
halinde denize boşaltılmasına vize vermeye hazırlanıyor.
»» Danıştay tarım topraklarının yok edilmesinin
önlenmesine yönelik örnek bir karar aldı.
Karada uygun ortam bulunmaması
halinde maden atıklarının denize
boşaltılması gündeme geldi. Çevre
ve Şehircilik Bakanlığı’nın maden
atıklarına ‘detaylı izleme’ şartıyla
onay vermeye hazırlandığı belirtildi.
Maden Atıkları Yönetmeliği Taslağına göre maden atıklarının çevresel
etkilerini en aza indirmek gerekçesiyle denize boşaltılmasına ‘detaylı
izleme şartıyla’ onay verilebilecek.
Düzenlemeye göre maden
atıkları, tehlikeli, tehlikesiz
ve inert atıklar olarak üç
sınıfta toplanacak. Maden
atıklarının depolandığı
bertaraf tesisinin
kurulacağı alanın detay,
jeolojik, hidrojeolojik,
jeokimyasal, hidrokimyasal
ve mühendislik jeolojisi
çalışmasının yapılarak,
tesisin kurulacağı alandaki
kayaçların özelliklerinin
belirlenmesi gerekecek.
Bununla birlikte karada yapılacak
depolama alanlarının olumsuz çevresel etkilerini en aza indirmek için
deniz sularının belirlenmiş bir derinlikte oksijensiz ve canlı yaşamın
bulunmadığı katmanları dikkate alınarak, su kalitesinin değişmeyeceğinin kanıtlanması, detaylı bir izleme
programı oluşturulması şartıyla vize
verilebilecek. Maden atıklarının depolandığı bertaraf tesislerin tabanı
ve yan yüzeylerinde sızıntı suyunun
yer altı suyuna karışmasını önleye-
uzun dönemde yer altı suyu kalitesinin korunması gerekecek.
cek şekilde bir geçirimsizlik tabakası olması gerekecek. Düzenlemeyle
geçmişte yaşanan siyanür barajlarının çökmesi gibi durumlara karşı da
önlem alınıyor.
Depolara arıtma sistemi
Erdinç Çelikkan’ın Hürriyet’teki haberine göre, sızıntı sularının toprak
ve yeraltı suları için oluşturacağı
potansiyel risklerin engellenmesi ve
kapatma sonrası tesisin duyarlılığının uzun vadede sağlanması için
geçirimsizlik sistemine ilave olarak
depo tabanında sızıntı suyu toplama, drenaj ve gerekirse arıtma sistemi inşa edilecek. Yağmur sularının
maden atıklarının depolandığı bertaraf tesisine girişini ve oluşturacağı
hidrolik yükü önlemek amacıyla gerekli yağış hesabı yapılarak kuşaklama kanalları inşa edilecek.
Tehlikeli maden atıklarının depolandığı tesislerde üst örtü sisteminde kalınlığı en az 50 santim kil mineral kullanılacak. Geçici depolama
süresi tehlikesiz maden atıkları için
1 yıl, tehlikeli maden zenginleştirme
atıkları ve asit üreten pasalar için
6 ay olacak. Madencilik faaliyetleri
sonucunda oluşan yer altı galerilerinin, maden zenginleştirme atıkları
ile doldurulması işlemleri sırasında,
Doğa Derneği Başkanı Engin Yılmaz,
bilimsel yöntemler uygulanmadan
maden atıkları denize boşaltılırsa
doğadaki etkilerin çok sert ve trajik
olacağını savundu. Tüketime dayanan yaşam biçiminin atıklarla doğada yok oluşa yol açtığını belirten
Yılmaz, “Bugüne kadar gerçekleştiği
söylenen bilimsel süreçlerin gerçeği
yansıttığından kuşkuluyuz. Olumsuz
şeyler yazılmadığı için bilimsel raporlara güvenmiyoruz” dedi.
‘Şirketlerin maliyetini
düşürmeye çalışıyor
olabilirler’
TMMOB Çevre Mühendisleri Odası
Yönetim Kurulu Başkanı Baran Bozoğlu ise Singapur’da karada alan
olmadığı için evsel atık imha yöntemi olarak deniz dibinde depolar
oluşturulduğunu kaydetti. Bozoğlu,
“Uluslararası literatürde atıkların
etkilerinin ne olacağına dair somut
bilgi henüz yok. Bu kadar geniş coğrafi alanımız varken bu yola girilmesi düşündürücü.
Karada maden çıkaran şirketlerin
maliyetini düşürmeye çalışıyor olabilirler. Ormanları yok etmiyoruz,
deniz dibine yaşamın olmadığı alana
gömüyoruz, diyecekler. Denizlerde
ekosistem zaten bozuk olduğu için
atıkların boşaltılması risk yaratır.
Deniz dibine atıkları boşaltsanız bile
su bunu yüzeye çıkarabilir. Çünkü
altta bir sirkülasyon var” görüşünü
dile getirdi.
19 Ağustos 2014 Tarihinden İtibaren
2015'İn Kaynaklarını Tüketmeye Başladık
»» Gezegenin bir yıl içerisinde ürettiği doğal kaynakları, sekiz aydan az bir süre
içerisinde tükettik. 2014’ün geri kalanında gelecek yıldan borç alarak yaşayacağız.
İnsanlığın mevcut tüketim
alışkanlıklarını ve yaşam
tarzını devam ettirebilmesi için doğadan talep
ettiği kaynağı ifade eden
Ekolojik Ayak İzi, geçen
yıl olduğu gibi 2014’te de
gezegenin kendini yenileme kapasitesini aştı! Ortalama bir dünya vatandaşı
olarak, yılın geri kalanında yaşamımızı gelecek yıldan ödünç alarak sürdüreceğiz.
WWF’in stratejik ortağı Küresel
Ayak İzi Ağı (Global Footprint Network, GFN) tarafından her yıl açıklanan Dünya Limit Aşım Günü,
insanlığın doğal kaynaklara olan
talebinin doğanın bir yıl içinde sunduğu miktarın üzerine çıktığı gün
olarak tanımlanıyor.
2000 yılında Ekim ayına düşen Limit Aşım Günü, tüketim ve nüfus
artışıyla birlikte her yıl daha da öne
geliyor. Küresel Ayak İzi Ağı’nın
(Global Footprint Network – GFN)
son çalışmasına göre, 2014 yılına ait
Ekolojik Ayak İzi’miz 19 Ağustos’ta
gezegenin kapasitesini aşmış bulunuyor. Dünya Limit Aşım Günü
insanlığın talebinin, doğanın bir yıl
içinde sunduğu kaynak miktarının
üzerine çıktığı gün olarak her yıl
GFN tarafından açıklanıyor. GFN
verileri, 2000 yılında 1 Ekim olan
Dünya Limit Aşım Günü’nün bu yıl
19 Ağustos’a kaydığını gösteriyor.
Küresel Ayak İzi Ağı Başkanı Dr.
Mathis Wackernagel konuyla ilgili olarak, “Küresel limit aşımı, 21. yüzyılda
dünyanın karşı karşıya bulunduğu açmazı gösteriyor.
Bugün dünya nüfusunun
%86’sı, doğanın arz edebildiğinden daha fazla kaynak
talep eden ülkelerde yaşıyor. Yıl boyunca kullanmamız gereken doğal kaynağı
sekiz ayda tüketiyoruz.
İklim değişikliği, biyolojik çeşitlilik kaybı, ormansızlaşma ve su krizi
açıkça gösteriyor ki doğa, mevcut
tüketimimizi karşılamakta yetersiz
kalıyor,” dedi.
Bugün Dünya’da 7 milyar insan yaşıyor. 2050 yılında 9 milyar olması
bekleniyor. Bu durum, gezegenin
doğal kaynakları üzerinde daha fazla
baskı yaratacak. Ancak Dünya’mızın
kaynakları sınırlı. Nerede, nasıl yaşıyoruz, çalışıyoruz, seyahat ediyoruz?
Neyi, nasıl tüketiyoruz? Bu sorulardan başlayarak yaptığımız her şeyi
sorgulamamız ve düşünce şeklimizi
değiştirmemiz gerekiyor.
WWF-Türkiye Genel Müdürü Tolga
Baştak “2012 yılında yayınladığımız
Türkiye’nin Ekolojik Ayak İzi Raporu, mevcut yaşam tarzıyla ortalama
bir vatandaşımızın ihtiyaçlarını karşılamak için 1.5 gezegene eşdeğer
doğal kaynak gerektiğini gösteriyor.
Ülkemizin de içinde bulunduğu Akdeniz Havzası’nda, son 50 yıl içinde
doğal kaynak talebi ve arzı arasındaki fark iyice açılmış ve ekolojik
açık sekiz kat artmış durumda. Doğa
üzerinde yarattığımız baskının ekonomik olduğu kadar ekolojik bedeli
de var. Karar alma süreçlerinde artık
doğanın sınırlarını gözeterek adım
atmak zorundayız. Türkiye’nin sürdürülebilir geleceği için, “büyüme”
gibi ekonomik parametrelerin yanı
sıra “ekolojik ayak izi”, “yaşayan gezegen endeksi” gibi ekolojik göstergelerin hesaba katılarak kalkınma
politikalarında yer alması; kalkınma
politikalarıyla çevre politikalarının
bütünleştirilmesi gerekiyor,” dedi.
Neden Limiti Aşıyoruz?
Tarih boyunca insanlık, gezegenin
doğal kaynak bütçesi içerisinde kalarak şehirler ve yollar inşa edebiliyor;
gıda sağlıyor ve üretebiliyor; karbondioksiti absorbe edebiliyordu.
Ancak 1970’lerin ortasına gelindiğinde önemli bir eşiği atladık: insanlığın tüketimi, gezegenin yeniden
üretebileceği doğal kaynağı aşmaya
başladı. Küresel Ayak İzi Ağı’nın
yaptığı hesaplamalara göre bugün,
insanlığın doğal kaynaklardan ve
ekosistemlerden olan talebi 1.5 gezegene eşdeğer!
Bu şekilde yaşamaya ve tüketmeye devam edersek, bu yüzyılın ortasında 3
gezegene eşdeğer doğal kaynağa ihtiyacımız olacak. Masraflarınızın sürekli olarak gelirinizi aştığını düşünün...
İşte bu, doğal varlığımızı, kendini yenileme kapasitesinden daha hızlı tüketmek oluyor. (www.wwf.org.tr)
Danıştay 8. Dairesi; Ziraat Mühendisleri Odası tarafından Tarım Arazilerinin Korunması, Kullanılması
ve Arazi Toplulaştırmasına ilişkin
Tüzüğe yönelik açılan davada, Tüzüğün dayanağını oluşturan 5403
sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunun, "Tarım arazilerinin amaç dışı kullanımı" başlıklı
13. Maddesinin (d) bendindeki;
"Bakanlıklarca kamu yararı kararı
alınmış plan ve yatırımlar" düzenlemesinin ve "Tarımsal potansiyeli
yüksek büyük ovaların belirlenmesi ve korunması" başlıklı 14. Maddesinin (b) bendindeki; "Bakanlık
ve talebin ilgili olduğu Bakanlıkça
ortaklaşa kamu yararı kararı alınmış faaliyetler" düzenlemesinin,
Anayasa`nın "Toprak mülkiyeti"
başlıklı 44. maddesine ve "Tarım,
hayvancılık ve bu üretim dallarında çalışanların korunması" başlıklı
45. Maddesine aykırı olduğu sonucuna vararak, iptali istemiyle Anayasa Mahkemesi`ne (AYM) başvurulmasına karar verdi.
Danıştay 8. Dairesi
tarafından söz konusu
düzenlemelerde;
• Kamu yararı kararı alınacak plan
ve yatırımların hangi alana ilişkin
olacağı yönünde bir açıklık bulunmadığı,
• İlgili bakanlıklar tarafından alınacak bir kamu yararı kararı ile
tarım arazilerinin, farklı plan ve
yatırımlar için daha sık ve yaygın
olarak amaç dışı kullanıma tahsis
edilmesine yol açılacağı,
• Yasada mutlak, özel ürün, dikili
ve sulu tarım arazisi olarak belirtilen nitelikli arazilerin, tarımsal
amacı dışında kullanılabilmesine
olanak sağlanacağı,
• Kamu yararı kararı alınacak plan
ve yatırımları tamamen ilgili bakanlıkların takdirine bırakmak suretiyle ve yasanın amacı aşılarak,
istisnanın kapsamını genişleten
bir düzenleme yapıldığı, değerlendirmelerine yer verildi.
Limon Fiyatlarında Düşüş Yok
»» Geçen ay markette ve pazarda fiyatı en çok
artan ürün olan limonun, eylülde başlayacak hasat
döneminde de fiyatının yüksek olması bekleniyor
Türkiye’deki limon üretiminin yüzde
65’inin Mersin’den karşılandığını
söyleyen Mersin Turunçgil Üreticileri Birliği (MERTUB) Başkanı Ahmet Dursun Şahin, Eylül ve
mart ayları arasında yapılan hasat
sonrası yaz dönemi için ürünlerin
Nevşehir çevresinde yatakta bekletildiğini belirterek, “Nevşehir çevresinde bekletilen ürünler bu dönem
piyasaya sürülüyor. Fiyat bu nedenle yüksek. Bu fiyatlar tarihimizde
görmediğimiz seviyelerde ancak
bu yükseklik üreticiden çok yatakta
bekleten aracılara yarıyor” dedi.
HAL VE GİDİŞ
Şahin, normalde eylül başlarında
piyasaya sürülen erkenci limonun
yüksek fiyat nedeniyle 15 gün içinde pazardaki yerini alabileceğini,
bu ürünlerin fiyatları biraz da olsa
aşağı çekebileceğini ifade etti.
Şahin, Hasat döneminde rekolte
konusunda bazı çekincelerinin olduğunu, limonun meyve vermeye
başladığı dönemde iklimin belirsiz gitmesinden dolayı ağaçların
olumsuz etkilendiğini, bu nedenle
rekoltenin düşük olacağını bunun
da fiyatlara olumsuz yansıyacağını
belirtti.
Sait MUNZUR
10
Eylül 2014 Köy-Koop Haber
KOOPERATİFÇİLİK
Türk Kooperatifçilik Tarihine Bir Not -I»» “Bazı insanları büyük yapan onların kendi kendilerine yargılayabilmesidir. Onları erdemli yapan kendilerini sorgulayabilmesidir.”
Mahmut Türkmenoğlu ve
Bademler Koopertifi [1]
Ben bu konuşmamda Mahmut Türkmenoğlu’ nun yaşamının doğal kesitleri
üzerinde durmayacağım. Bademler’i
Mahmut Türkmenoğlu’ndan, Mahmut Türkmenoğlu Bademler’den
soyutlamadan (zaten soyutlamak
mümkün değil), onların Türk kooperatifçiliğine katkısını belirlemeğe çalışacağım. Köyden bir arkadaşına ölümünden bir ay kadar önce
yazdığı bir mektubunda[2] : “düşündüm, kendimi sorguladım ve sonra
akladım” diye yazıyor.
Yaşamını kendince değerlendiren,
kendi kendine sorgulayan, bu sorgulamanın tüm nedenlerini ölümle
pençeleşirken dile getiren ve sonunda kendini aklayabilen kaç insan
vardır ? Zaten bazı insanları büyük
yapan onların kendi kendilerine yargılayabilmesidir. Onları erdemli yapan kendilerini sorgulayabilmesidir.
Nedir Mahmut Türkmenoğlu’nu erdemli kılan ?
Nedir Mahmut Türkmenoğlu’nu büyük kılan ?
Nedir onu diğer pek çok insana göre
seçkin kılan ?
Bademler’de kooperatif kurması mı
? Bu kooperatifin başkanı olması
mı? Bir partinin içinde siyasete soyunması mı? Milletvekili olması mı
? Yoksa bakan olması mı?
Sanırım bunların hepsinin az çok
katkısı vardır. Bana göre bir insanı
büyük kılan, onun ölüme giderken
kader birliği yaptığı arkadaşlarına,
dostlarına “hesap verme sorumluluğu duyması ve onu gerçekleştirme-
sidir”. Nitekim Türkmenoğlu’nun
Hasan Şengül’e 13 haziran 1992’de
Wiskonsin (USA)’den yazdığı mektubunda kendisini, çevresi ve arkadaşları içinde yargılamakta ve sorgulamaktadır. Güzellikleri hep beraber
paylaşmakta, olumsuzlukları kimseye aktarmadan genele, daha doğrusu gizlice kendisine yüklemektedir.
Mahmut Türkmenoğlu, 1960’lı yıllarda Türkiye’nin ve dünyanın gündeminde olan “toplum kalkınması modeli”nin yerel bir önderidir.
Öyle bir yerel önder ki, yerellikten
kopmadan bölgeselliği yakalama,
bölgesellikten kopmadan ulusallığı
yakalama, ulusallıktan kopmadan
evrenselliği yakalamanın bütün ipuçlarını Mahmut Türkmenoğlu’nda
görmek mümkündür.
Amaç :
Prof.Dr. T. Ayhan ÇIKIN
[email protected]
• Köyü aşan sosyal, kültürel ve siyasal faaliyetlere katılmalıdır;
• Yerel lider, liderlik özelliklerini yerel sınırların ötesine taşıyabilmelidir.
Mahmut Türkmenoğlu’na göre yerel
(köy) liderin özellikleri şunlar olmalıdır :
• Yerel lider devrimci olmalıdır, devrimciliğini her zaman savunmalıdır; tutumuyla, sazıyla, sözüyle, misafirperverliğiyle, kültürel
faaliyetleriyle devrimciliğin öğretmenliğini yapmalıdır;
• Köyünü sosyal, kültürel yönden geliştirebilmeli, demokrasi açısından
siyasallaşmasına katkıda bulunmalıdır;
• Tepkileri hoşgörüyle karşılamalı ve
samimiyetle yatıştırabilmelidir;
Mahmut Türkmenoğlu bu özellikleriyle köyü olan Bademler’de sivrilmiş, lider özelliklerini köyüne
hapsetmemiş, liderliğini önce İzmir
boyutuna, daha sonra da Türkiye geneline taşımıştır.
Mahmut Türkmenoğlu’nun toplum
kalkınması modelini, Bademler özelinde, şöylece özetlemek mümkündür:
»» Ülkemizde döner sermaye modeli hizmet veren kamu ve yarı kamusal
birimlerin hizmet sunumlarında şirketleşme modeline alternatif olarak
kullanılmaktadır.
Ülkemizde
kooperatifçiliğin
gelişmesini istiyorsak bu
öncelikle üniversitelerden
başlamalıdır.
Yükseköğretim kurulu tüm üniversitelerde kooperatif kurulmasını teşvik etmelidir. Devletimiz üniversite kooperatiflerine avantaj ve
pozitif ayrımcılık sağlayarak rekabet etme şanslarını geliştirmelerine katkıda bulunmalıdır. Üniversiteler hizmet ve ihale birimlerini
kooperatifler üzerinden yapmalıdırlar. Bilindiği gibi üniversiteler
eğitim, sağlık, teknopark alanla-
S. Sedat AKGÖZ
Ahi Evran Üniversitesi
Mucur Meslek Yüksekokulu
Kooperatifçilik Bölümü
Öğretim Görevlisi
rında faaliyet göstermekte ve ülkemizin kalkınmasında önemli rol
üstlenmektedirler.
Ülkemizde sanayi ve
üniversite işbirliğini
geliştirilmesinde
üniversite kooperatifleri
Öncü rol üstleneceklerdir. Meslek
yüksekokullarında verimliliği artırmak, sanayinin istediği nitelikte
eleman yetiştirme konusunda üniversiteler hayati rol üstlenebilirler.
Dolayısıyla üniversite kooperatifleri şirket mantığı ile hareket edebilecek eleman istihdam ederek
dünya üniversiteleri ile rekabet
c. Köylünün ihtiyaç maddelerini
ucuz ve kaliteli temin etmesini sağlamak.
Kırsal kesimin kalkınması için demokratik kooperatif modeli esas
alınmıştır. Bu bağlamda “ Bademler
demokratik bir kooperatif içinde köyün kalkınması sağlanacak; köyde
herkese yetebilecek miktarda bir iş
alanı açılacak ve Türkiye için başarılı
bir model geliştirilecektir.”
• Lider bir kişi yerel ortamda düşüncelerini çekinmeden söyleyebilmelidir;
• Kendisine yönelebilecek tepkileri
tahmin edip bunları ustalıkla yatıştırabilmelidir;
b. Kırsal kesimde yeni istihdam
alanları yaratmak . Bademler özelinde “köyde herkese yetebilecek
miktarda iş sahası açmak” şeklinde
somutlaştırılmıştır.
Araç :
Üniversitelerde Döner Sermaye Modeline
Alternatif Olarak Üniversite Kooperatifçiliğinin
Ülkemiz Açısından Önemi
Belediye ve diğer işletmeler ise
hizmet sunumlarını şirketleşme
modeli olarak uygulamakta ve
karlılıklarını artırmaktadır. Üniversiteler ise kamusal alanda ticaret yasağı ve şirketleşme alanında engellemeleri döner sermaye
modeli ile aşmaya çalışmaktadır.
Fakat belediye iktisadi teşekkülleri ve yarı kamusal şirketler şirketleşmenin avantajlarından dolayı
üniversitelere göre piyasada daha
şanslı ve haksız rekabet yapmaktadırlar.
a. Kırsal kesimin fakirlik çemberini
kırmak için üretim yapısını ve biçimini değiştirmektir. Bu amaç Bademler özelinde “tütün üreticisi fukara kır Bademler’in üretim biçimini
değiştirmek” şeklinde somutlaştırılmıştır.
edebilir ve bürokratik engellerden
minimum seviyede etkilenebilirler. Know how ve patent sayısının
artması üniversiteleri güçlendirecek ve rekabet güçlerinin artması
ile üniversitelerimiz dünyanın ilk
500 üniversitesi arasında daha üst
noktalara ulaşacaklardır Ödenek
yetersizliği ve artan personel harcamaları üniversiteleri araştırma
geliştirme konusunda zor durumda bırakmaktadır. Üniversite kooperatifleri şirket mantığı ile hareket ederek bürokratik engellerden
uzakta özgürce rekabet etme şansına kavuşacaklardır.
• Üniversitelerde döner sermaye
modeli yerine üniversite kooperatiflerini kurulmasını teşvik etmelidir.
• Diğer ülkelerdeki üniversite kooperatifleri ile işbirliği imkânları
geliştirilmelidir.
• Firmalar ve özel sektörle beraber ortak işletmeler kurulması
teşvik edilmelidir.
• Ülkemizde kooperatifleşme oranı ve üye sayısı artmalı ve buda
üniversitelerde
başlanmalıdır.
Hepimize kooperatifçiliğe adanmış bir ömür dileğiyle...
Görüldüğü gibi Mahmut Türkmenoğlu düşüncelerini Bademler özelinde uygulayarak Türkiye geneline
taşımak isteyen bir perspektifin içinde bir“kooperatif modeli” üzerinde
durmaktadır. Yani o Bademler’in
sınırlı çerçevesini aşarak Türkiye’ye
yayılmak istemektedir. Ancak bunu
düşlerken de, uygulamaya koyarken
de yerel gerçekleri hiçbir zaman göz
ardı etmemektedir. Nitekim bugün
Bademler, 1950’lerin, 1960’ların bir
fukara Bademler’i değildir. Türkiye
için örnek olabilecek bir kooperatif
örgütlenme deneyimini kendi özelinde yaşamış ve yaşamaya devam
etmektedir. 60-70 kişiye iş sağlayabilen sera tesisleri kurulmuştur.
Türkmenoğlu, bunları tek başına
yapmadığını minnetle andığı başta mücadele arkadaşları “Ali Şenol,
Ali Özkan, Hüseyin Kınık, İmam m.
Ali Uran, Mustafa Or, Halil Oral,
Memo, Birol Mansur, Levent, Hızır
Varol, Murat Ertaş ve adını anamadığı tüm Bademlilerle gerçekleştirdiğini özenle belirtmektedir. Yani
bir başarı varsa bu sadece Mahmut
Türkmenoğlu’nun değil, tüm Bademlilerindir. Nitekim bir köylüsü
kendisine şöyle bir soru sorar :
- “Mahmut Bey! ..çevre köylerde senin gibi okumuş çok insan var. Ama
hiçbiri senin gibi işler yapmıyor.
Neden ?”
Mahmut Türkmenoğlu’nun yanıtı da
şöyledir :
- “Onların arkasında bir Bademler
köylüsü yok da ondan?”
Bu sözlerden anlaşılabileceği gibi
iyi bir lider başarılarını arkadaşlarıyla paylaşan, hatta onları hareket
içinde öne çıkaran bir özelliğe sahip
olmalıdır.
[1] 25 Aralık 1992.
“Bademler
Köyü Kalkınma Kooperatifi’nin 30.
Kuruluş Yıldönümü ve Mahmut
Türkmenoğlu’nu Anma Toplantısında Prof. Dr. Ayhan ÇIKIN tarafından yapılan konuşma.
[2] Mahmut Türkmenoğlu’nun köylüsü Hasan Şengül’e mektubu, 15.
06. 1992, Madison, USA.
Sektörel Fuar Tanıtımları
Desteklenecek
»» Ekonomi Bakanlığı, yurt içi fuarların yurt dışında
tanıtım faaliyetleri için 150 bin, yurt içinde tanıtım
faaliyetleri için de 50 bin dolara kadar destek verecek.
Ekonomi Bakanlığı’nca, 16 Ağustos
2014 tarihli Resmi Gazete’de Sektörel Nitelikli Uluslararası Yurt İçi Fuarların Desteklenmesine İlişkin Para
Kredi ve Koordinasyon Kurulu Kararı
yayınlandı. Karar ile Uluslararası Nitelikteki Yurt İçi İhtisas Fuarlarının
Desteklenmesine İlişkin Karar’ın yürürlükten kaldırıldı.
Karar kapsamında, yurt içi fuar organizatörleri tarafından yapılacak olan
tanıtım faaliyetleri ile ülkemizde düzenlenecek uluslararası fuarların bilinirliğinin ve yabancı katılımcı firmaların sayısının arttırılmasının yanı sıra
dünya çapında katılım talep edilen sektörel fuarların ülkemizde gerçekleştirilmesinin özendirilmesi amaçlanmakta.
Fuarın Türkiye Odalar ve Borsalar
Birliği’nin (TOBB) yurt içi fuarlar listesinde yer alması şartıyla, fuar alanının büyüklüğü, fuar alanında yabancı
katılımcılara ayrılan alan, toplam katılımcı firma sayısı, yabancı katılımcı sayısı, toplam ziyaretçi sayısı ve yabancı
ziyaretçi sayısı gibi bir önceki yılın verileri dikkate alınarak yapılacak değerlendirmede; belirtilen şartları taşıyan
fuarlar arasından dış ticaret politikaları, ihracat stratejileri ve ekonomik
öncelikler doğrultusunda belirlenecek
fuarlar, destek kapsamına alınacak
Bakanlıkça, karar kapsamındaki fuarlar
için yurt içi fuar organizatörlerinin yurt
dışında yapacakları tanıtım harcamaları 150.000 ABD Dolarına kadar, yurt
içinde yapacakları tanıtım harcamaları
50.000 ABD Dolarına kadar yüzde 75
oranında desteklenecek. Düzenlemeyle, organizatörlerin tanıtım faaliyetlerini ağırlıklı olarak yurt dışında gerçekleştirmeleri amaçlanıyor.
Yurt içi fuar organizatörlerinin Sektörel Nitelikli Uluslararası Yurt İçi
Fuarların tanıtımına yönelik olarak;
fuar konusu ile ilgili seminer, konferans, toplantı ve duyuru, reklam panoları, afiş, katalog, broşür, kitapçık,
elektronik ortamda tanıtım faaliyetleri, kitle iletişim araçlarında yayınlanacak reklamlar, tanıtım faaliyetleri
kapsamında gerçekleştirilecek yurt
dışı ziyaretlerde ulaşım ve konaklama,
yurt içi fuarın tanıtımını yapmak üzer
yurt dışı fuarlarda kurulacak olan info
stand, yurt içinde ve yurt dışındaki
uluslararası fuarlarda düzenlenecek
gösteri, etkinlik, trend alanı için yapacakları harcamalar, destek kapsamında yer almakta.
Köy-Koop Haber Eylül 2014
TARIM
11
Tarımsal Ürün Fiyatları Artışlarının
Kazanamayanları: Çiftçiler
1. Sayfa Haberin Devamı,
Prof.Dr. Bülent Gülçubuk, 2014 yılı
itibarıyla kuraklık, don, dolu, fırtına,
hortum ve daha birçok doğa olayı yaşandığını ve yaşamaya devam edildiğini belirterek, “Su kaynakları alarm
veriyor, barajlar boşalıyor, su krizleri daha da arttı, bazı yerlerde ikinci
ürün ekimi yasaklandı, üretim azaldı
ve dünya alarmda. Bütün bunların
sonucunda ne oluyor; üretim miktarı azalıyor, fiyatlar artıyor, çiftçi
açısından maliyetler daha da artıyor,
ürün fiyatı-girdi fiyatı makası ürün
fiyatı aleyhine açılıyor ve ortalıkta
bir suçlu arayışı var. Fiyat artışı
bir sonuçtur, üretim azalması
bir sonuçtur. Bunun nedenlerine
bakmak lazım. Nedenler, yukarıda
saymaya çalıştığımız olağan dışı koşullar.
Burada şunu sormak
daha insaflıdır; beklenen
sonucun ortaya çıkmaması
için acaba nedenler ortadan
kaldırıldı mı, önlemler
alındı mı, var olduğu
söylenen farklı senaryolar
devreye konuldu mu?
Bunlara alınacak yanıtlarla
suçlu aramak herhalde
daha akılcıdır. Yoksa “vur
abalıya” misalinden hemen
“çiftçiyi günah keçisi”
göstermek herhalde büyük
bir haksızlıktır.
Giderek bazı ürünlerde azalan bir üretim miktarı var, zorlaşan bir üretim
yapısı var, tarımdan kopan bir nüfus var, dışa bağımlı hale gelen bazı
ürünlerimiz var ama biz tanıyı başka
yerlerde arıyoruz. Temel tanı; tarımsal
ürün fiyatlarının artışından birileri kazanıyor ama kim? Bunları araştırmak,
sürdürülebilir tarımsal üretime ve
tüketici-üretici korumaya yönelik en
önemli tedavi olacaktır.” dedi.
yem pahalı ve canlı hayvan fiyatlarındaki artışın çok üstünde, mazotgübre pahalı bitkisel ürün fiyatlarındaki artışın çok üstündedir. Çiftçinin
de %90’ına yakını küçük ölçekli birer işletmeci, peki nasıl stok yapacak, saklayacak ve de sonradan piyasaya sürecek çiftçi. Bu gruptaki
çiftçilerden fiyat artışına yol açacak
davranış gösterenlere alanda rastlanılabilir mi?
Girdi ve genel ihtiyaç
borçlarını hemen kapatmak
durumunda olan çiftçi
hangi birikim ile neyi
stoklayacak. Örneğin; bu
davranışı yani stoklama,
bekletme işini fındıkta,
kayısıda, domateste,
antepfıstığında, zeytinde,
kuru fasulyede, nohutta vd.
yapabilecek küçük ölçekli
işletme sahibi bir çiftçi
düşünebilir misiniz?
Bunu düşünecek olsak, neden son
yıllarda bazı ürünlerin üretiminde
azalmalar meydana gelir, sorusu sorulmazdı. Aşağıdaki tabloda görüldüğü gibi, Giderek nohut - kuru fasulye gibi veya arpa – buğday gibi bazı
temel ürünlerde üretim miktarında
meydana gelen azalmaların sorumlusu çiftçileri midir? Bunun sonucunda
ortaya çıkan fiyat artışlarının sorumlusu çiftçi midir? Peki, bunlardan çiftçi kazançlı çıkıyor mu? Kazançlı ise
neden üretimden vaz geçiliyor ve de
üretim alanları azalıyor? Sorunların
tanısı ve çözümü buradadır. Artan bir
maliyet var, değişen iklim koşulları
var, istikrarsız bir fiyat hareketliliği
var, bir türlü örgütlenemeyen veya
bunu istemeyen bir yapı var ve halen çiftçide kusur aranıyor? Tabi ki
kusuru var, o da yıllardır hep
söylendiği bir olgu: ör-güt-lene-mi-yor-lar veya örgütlenme
düzeyi etkili değil, sonuç odaklı
değil.” açıklamasında bulundu.
Ne Yapmalı?
Çiftçi; güçlerini birleştirmeli, kararlarını ortak almalı, hareketleriniadımlarını birlikte atmalıdır diyen
Gülçubuk, “Giderek azalan bir tarım
alanımız var, tarımdan kopan bir
nüfus var, doğa olaylarının-iklim
değişikliklerinin daha sık yaşandığı
bir dönem var…bu ortamda tarımda
üretimin sürdürülebilirliği daha da
önemli hale geliyor. Eğer genç tarım
nüfusunu yerinde tutabilirsek, örgütlenmeyi etkin ve aktif hale getirebilirsek belki çözümde önemli bir
yol alınmış olunur. Bunun için ucuz
girdi temini, pazarlama-ürün değerlendirme, ürün çeşitlendirme önem
taşıyor. Şunu unutmamak gerekir
ki, çiftçi kazanamıyorsa ne yaparsanız yapın üretim devam etmeyecek
ve fiyat konusu hep konuşulmaya ve
günah keçisi aranmaya devam edecektir.” dedi.
Girdi Fiyatları - Ürün
Fiyatları Makası
Tarımda girdi maliyetleri düzenli
artış göstermektedir. Bu artışlar her
zaman ürün fiyatlarının üzerinde
olmuştur değerlendirmesini yapan
Gülçubuk, “Tarımsal ürün fiyatlarının artışında girdi fiyatlarındaki artış özellikle tüketici boyutunda hep
göz ardı edilir ve neden ürünler bu
kadar pahalı sorusunu gündeme getirir? Burada asıl sorulması gereken
Sorun Nereden Besleniyor?
soru ise; ürün fiyatları ile girdi
Türkiye’de halen bazı alanlarBuğday
Arpa
Nohut Kuru Fasulye fiyatları arasında açılan makasda kendine yetebilirlik varsa Yıllar (000 ton) (000 ton) (000 ton) (000 ton)
tan kim yararlanmaktadır. Veya
bu, çiftçinin yaşama alışkankimin lehine olmaktadır. Tarım9.500
600
210
lığının, üretim alışkanlığını, 2005 21.500
da son 9-10 yılda mazot maliyeti
kırsala-tarıma tutunma arzu3,5 - 4 kat, tohum, gübre ve yem
19.674
7.250
554
199
sundan ve de fedakârlığından 2010
3-4 kat, elektrik 2-2,5 kat artmışgelmekte olduğunu belirten 2012 20.100
tır. Diğer yandan tarımsal ürün
7.100
518
200
Gülçubuk, “Tarımsal ürünlefiyatları değişmekle birlikte 1-2
rin üretiminde küçük ve orta www.tuik.gov.tr; www.tarim.gov.tr
kat artış göstermiştir. Bu hem
ölçekli çiftçilerimiz sermabitkisel hem de hayvansal ürünye ve emek-işgücü bizden diyerek Kim Kazanıyor?
ler için geçerlidir. Gelinen noktada,
üretimin sürdürülebilirliğinde en
özellikle küçük ve orta ölçekli çiftçi
önemli aktörlerdendir. Neredeyse Prof.Dr. Bülent Gülçubuk, “Dünya- ürününü ucuza satıyor, kazanamıher koşulda üretmeye razı bu kesim nın önemli gündem maddelerinden yor. Zaten ürünün kıt olduğu yıllarülkemiz açısından gıda güvencesinin ve da kaygılarından olan iklim deği- da da elinde kalan, eline geçen ürün
de güvencesidir. Fakat çiftçi iradesi şiklikleri nedeniyle (don, dolu, ku- ya olmadığı ya da çok az olduğu için
dışında artan fiyatlar üzerinden çift- raklık vd.) üretimde azalmalar her yine kazanan kendisi olmuyor. Örçiyi suçlu göstermek bu güvenceyi yerde var ama çiftçi yine de bekledi- neğin; kayısı, fındık gibi. Bazı araşortadan kaldırmak anlamına ve de ğini kazanamıyor veya ortaya çıkan tırmalara göre; bitkisel ürünlerde
tarımsal üretimin devamlılığına sal- kazançtan, değerden hakkı olan payı son tüketicinin ödediği bedelin analamıyor. Çiftçi kazanamıyorsa bir- cak %25-30’u çiftçi eline geçmekdırı anlamına gelir.
Çiftçiler büyük fedakârlıkla ve leri daha çok kazanıyordur peki ki? tedir. Burada pazarlama zincirinde
zor koşullarda üretiyor ama Pazarda yer bulamayan çiftçiler yani yer alan halkaların yani aktörlerin
kazanan genelde kendileri ol- pazarlama zincirinin halkalarında önemli etkisi vardır. Çiftçi halkada
muyor. Çiftçiler pazarlamanın, yer alamayan çiftçi kazanamıyor ve yer alamadığı veya almakta zorluk
satışın son noktasında ortaya fiyat artışlarında da sorumluluğu çektiği için eline geçen fiyatlar da o
bulunmuyor. Çiftçi dışındakiler yani kadar düşük oluyor.
çıkan fiyattan payını alamıyor.
marketler, toptancılar, aracılar, speFiyat dalgalanmalarına bir ürün üzeÇiftçimiz yüksek maliyetle üretiyor
külatörler, toptancı hallerine rahat
rinden örnek verecek olursak; domaama pazarlamada örgütlenemiyor.
girip-çıkanlar, bunlar daha çok kaÜretim maliyetlerinin sürekli
teste bazı yıllar üretim fazlası olduğu
zanıyorlardır. Çünkü ürün işleme,
artış gösterdiği ürün fiyatlaiçin fiyatlar çok düşük, bazı yıllarda
stoklama, bekletme küçük-orta ölrının ise buna yetişemediği bir
yetersiz üretim sonucu fiyatlar yüksek
çekli çiftçinin gösterebileceği davraortamda çiftçi zaten kazanaolmaktadır. Fiyat dalgalanmasında
nışlar değildir.” dedi.
mayacaktır. Hep söylendiği gibi,
iklim koşulları kadar yetersiz işleme
potansiyeli ile ve pazarlama koşullarının oluşturulamaması da etkili
olmaktadır. Burada bir diğer önemli
konu da çiftçinin ürününü nasıl değerlendirdiğidir. Türkiye'de tarıma
dayalı sanayi henüz istenilen düzeyde
değildir. Bu nedenle işleme tesisleri
ile ürünlerin işlenmesi ve depolanması önemlidir. Ülkemizde zarar edilen
ürünlerde (tek yıllık) bir yıl sonrası
için çiftçi üretimden vaz geçebilmekte ve sonraki yıl az üretimden dolayı
fiyatların aşırı artması olayı yaşandığından, bu durumda da tüketici açısından olumsuz sonuçlar ortaya çıkıyor. Buna iklim değişikliklerinden
kaynaklanan unsurlar da eklenince
fiyatlardaki dalgalanma daha da artmaktadır. Pazarlama koşullarının
oluşması ve üretici lehine gelişmesi
hem çiftçi hem de tüketici açısından
olumlu sonuçlar doğuracaktır.
Hep söylenen bir
konuya burada da dikkat
çekebiliriz; bahçeden kilosu
50-60 kuruşa toplanan
bazı ürünler şehirlerde
neredeyse 3-4 TL’ye
kadar çıkıyor. Aradaki
bu fark çiftçinin cebine
gitmiyor. Hatta şunu
bile belirtebiliriz; girdi
maliyetleri ile toplama ve
nakliye giderleri yüksek
olduğu için bazı ürünler
yerinde bırakılıyor.
Burada şu soru ön plana çıkıyor: bu
kimin, kimlerin hatası? Yanıtı, çiftçi
değildir çünkü genelde kaybeden o
zaten. İşte pazarlama kanalında yer
alan halkaları iyi incelemek, sorgulamak gerekiyor. Yukarıda da belirttiğimiz gibi, pazarlama marjı ürünlere
göre değişmekle üretici maliyeti-eline geçen fiyat %25-30, toptancı marjı %25-35 ve perakende marjı da
%35-50 arasında değişmektedir. Tüketicinin ödediği fiyatın ancak dörtte
biri çiftçiye gitmektedir.” dedi.
Örgütlenme Özellikle de
Kooperatifleşme Şart
Avrupa Birliği’nde kooperatifler ve
birlikler pazarlamada bazı sektörlerde %100’lere varan oranlarda
rol aldığını belirten Gülçubuk, “Ülkemizde ürüne göre ve yıldan yıla
değişmekle birlikte pazarlamada
Tarım Satış Kooperatiflerinin payı
pamukta %45-50, zeytinyağında
%2-4, şekerpancarında %30-40, incirde yaklaşık %30 olup, kooperatif
ve birliklerin yaş meyve ve sebze ile
hayvansal ürünlerde işlevlerinin olmadığı ortaya çıkmaktadır. Tarımda
kaynakların sınırlı olması, her an
risk taşıyan doğal koşullara bağımlı olması, pazarlama alt yapısındaki
eksiklikler ve arz ile talebin her zaman örtüşmemesinden kaynaklanan fiyat dalgalanmaları çiftçinin
örgütlenmesini zorunlu kılmasıdır.
Örgütlenme olmadığında hangi koşul ve ortam olursa olsun çiftçi kazanmakta zorluklar çekecektir. Başta kooperatifler olmak üzere çiftçi
örgütlerinin pazarlama zincirinde
olmaması, olsa da yetersiz kalması,
temsil gücünün zayıflığı, baskı grubu
oluşturamaması, girdileri ucuza mal
edememesi çiftçinin kazancını doğrudan etkilemektedir.
Üretimden-sofraya etkili pazarlama
kanallarının ortaya konulması, ye-
rel-geleneksel tarım ürünlerinin gerçek değerini çiftçi lehine bulması için
çiftçinin aktif ve etkili olması önemlidir. Bu sağlandığında pazarlama
yapısında, piyasa işleyişinde çiftçi
aleyhine oluşacak fiyat oluşumunun
olumsuz etkileri en aza indirilebilecektir. Tarımsal pazarlama faaliyetleri ve fiyat oluşumu, ülkemizde
çiftçilerin bir bölümünün küçüklüğü
nedeniyle önem taşımakta ve burada
konuya sonuç odaklı önem vermek
gerektirmektedir. Çiftçilerin pazar,
pazarlama, geleneksel gıdaların değerlendirilmesi, markalaşma, coğrafik işaretler, katma değer oluşturma,
örgütlenme vb. konularında kapasite gelişimi önemlidir. Türkiye genelinde çiftçinin belirtilen konulardaki
bilgi eksikliği ve çiftçilerin işletme
küçüklüklerinin üstesinden gelebilmek, üretim maliyetlerini düşürebilmek, pazarda güçlü hale gelebilmek
için örgütlenmeye ağırlık verilmesi
önemli bir stratejidir. Her fiyat artışında hemen çiftçiyi suçlu gibi gösteren kesimlerin varlığına ancak çiftçi
örgütlülüğü karşı gelebilecektir.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK)
2014 yılına ait tahminlerde bulunmuştu. Buna göre; bir önceki yıla
göre tahıl ürünlerinde %10,1, meyvelerde %4,5 azalış bekleniyordu.
Bir önceki yıla göre buğday üretimi
%10,4 oranında azalarak yaklaşık
19,8 milyon ton, arpa üretimi %12,7
oranında azalarak 6,9 milyon ton,
çeltik üretiminin %1,1 oranında azalarak 890 bin ton, dane mısır üretiminin %6,8 oranında azalarak 5,5
milyon ton olacağı öngörülüyordu.
Baklagillerden nohut %11,1 oranında azalarak 450 bin ton olacağı tahmin edilmekte idi. Meyve ürünlerinin üretim miktarının 2014 yılında
bir önceki yıla göre %4,5 oranında
azalarak 17,4 milyon ton olacağı
belirtilmişti. Bu veriler bu ürünlerde kuşkusuz fiyat artışı olacağını da
göstermekte idi. Peki, bu öngörülere
karşı neler yapıldı, gelecek için neler
planlanmaktadır? Bunlar üzerinde
çalışılırsa, fiyat artışlarından çok,
çiftçi refahı ile kendine yetebilirliği
ve gıda güvencesi daha çok dikkate alınmış olunur. Yoksa topu taca
atarak suçlu arayıp, durulur. Hep
belirttiğimiz gibi, çiftçinin ve tüketicinin lehine fiyat oluşumunda çıkar
yol örgütlenmeye ve özelde ise kooperatifleşmeye dayanmaktadır. Ekonomik açıdan güçlü ülkelerde kooperatifler tarımsal piyasalarda %50'ler
civarında pay alırken, Türkiye'de ise
bu oran çok çok düşüktür. Dünyada
kooperatifler 3. büyük sektör olarak
anılırken, ülkemizde ise ne yazık ki,
varlığı-gerekliliği tartışılmaktadır.”
diyerek, sözlerini şöyle tamamladı.
Spekülasyonlardan, kısır tartışmalardan, haksız suçlamalardan çıkmak için çiftçilerin,
üretici birlikleri veya kooperatif çatısı altında profesyonel
fakat çiftçi çıkarını ön plana
alan bir yapı içerisinde örgütlenmesi şart.
2014 yılı Birleşmiş Milletler tarafından tüm dünyada “Uluslararası
Aile Çiftçiliği Yılı” olarak ilan edildi.
Sürdürülebilir üretim, yoksulluktan
çıkış, doğaya duyarlı üretim ve tüketici dostu üretimin yolu küçük ve
orta ölçekli çiftçilerden geçmelidir,
geçmektedir. Aksi takdirde suçlu
aramaya devam.
12
Eylül 2014 Köy-Koop Haber
RÖPORTAJ
Röportaj:
Emel TUĞRUL
“Biz kooperatifleri Türkiye’nin geleceği
açısından çok önemli kurumlar olarak
görüyoruz. ”
»» DenizBank Tarım Bankacılığı Pazarlama ve Projeler Grup Müdürü Dr. Levent Öztürk ile Tarım Bankacılığını konuştuk.
Biz kooperatifleri
Türkiye’nin geleceği
açısından çok
önemli kurumlar
olarak görüyor,
küçük ölçekli
çiftçinin korunması,
daha iyi üretim
yapabilmesi için
bu kurumların çok
önemli olduğunu
düşünüyoruz.
Türkiye’de bulunan
pek çok kooperatif
ile İşbirlerimiz
bulunuyor. Üretici
Kart’ımızla çiftçilerin
bu kooperatiflerden
yapacakları tarımsal
girdi alışverişlerine
de yine özel
imkanlar sağlıyor,
onların üretimlerine
değer katmaya
çalışıyoruz.
Köy-Koop Haber- DenizBank
Tarım Bankacılığına ne zaman
başladı, tarım bankacılığı hakkında bilgi verir misiniz?
Dr. Levent ÖZTÜRK - 2003 Yılında
Cumhuriyet’in en eski bankalarından
Tarişbank’ı devralarak başladığımız
Tarım Bankacılığı’nda, 10 yıldır özel
bankalar arasındaki liderliğimizi devam ettiriyor, %26,5 pazar payımız ile
1. sıradaki yerimizi koruyoruz. Müşteri sayımız 1 milyonu, Türkiye genelinde sektöre kullandırdığımız kredilerin
büyüklüğü ise 4 milyar TL’yi aşmıştır.
Bankamız kurulduğu günden bu yana,
finansal faaliyetlerini, toplumsal kalkınma temelli bir iş modeli çerçevesinde yürütüyor. Ülkemizde temas
edilmeyen niş sektörlerin ihtiyaçlarını
karşılamak, verimliliklerini artırmak
üzere çalıştık, çalışmaya devam ediyoruz. 10 yıl önce tarım sektörünü öncelikli yatırım alanlarımızdan biri olarak
belirledik ve tarımsal üreticilerimizi
finans müşterisi konumuna getirerek
bir ilki gerçekleştirdik. Bugün ise hayata geçirdiğimiz öncü çalışma ve uygulamalar ile üreticilerimizin hayatlarına
değer katmaya devam ediyoruz.
K.K.- DenizBank Tarımsal Bankacılığın sunduğu krediler nelerdir?
L. Öztürk- Bitkisel ve Hayvansal
Üretim alanları başta olmak üzere
Traktör ve Tarımsal Ekipman, Su
Ürünleri Üretimi/Avcılığı, Arazi Alım
konularında üreticilerimizin her türlü
Tarımsal girdi ihtiyaçlarını, yatırımlarını finanse ediyoruz. Üreticilerimize
projeli yatırım kredilerimizle, tarımsal tesis kurulumu, arazi ve tarımsal
ekipman alımı, hayvan seçimi gibi konularda danışmanlık yapıyor, anahtar
teslim proje hizmeti sunuyoruz.
Gelecekte tarımın her
alanında özellikle örtü altı
tarımı, süt hayvancılığı
ve meyvecilik alanlarında
büyük potansiyel olduğunu
görüyor ve bu yönde
geliştirdiğimiz Tarım Plus
hizmet paketimizle bu
alanlara yatırım yapmak
isteyen girişimcilerimize
ihtiyaç duydukları her tür
danışmanlığı sağlıyor, uygun
vade ve ödeme koşulları
ile finansman imkanı
sunuyoruz.
Avrupa Birliği Kırsal Kalkınma
(IPARD) Fonları ve Kırsal Kalkınma
Yatırımlarının Desteklenmesi Programı (KKYDP) kapsamında hibe almaya
hak kazanan projeleri de finanse ediyoruz. Bankamız işletmeleri AB standartlarına yükseltmek ve sürdürülebilir kalkınmayı sağlamak konusunda
üzerine düşeni yapıp bu kaynağın kullandırımına aracılık ederek hibe kapsamında yer alan projeleri uygun vade
ve ödeme koşulları ile finanse ediyor.
Tarımsal değişimin gerçekleşebilmesi
ve tarımda modernizasyonun sağlanabilmesi için yapılan yatırımlar sonucunda tarımsal kredi ihtiyacı ve buna
bağlı olarak kullanımı artmaktadır.
Bu kapsamda devlet destekli tarımsal
yatırımların hibe dışındaki kısmının
finansmanını yaparak yatırımların faaliyete geçmesini sağlıyoruz.
Bankamız IPARD’dan destek almak isteyen tarımsal yatırımcıların hayatını
kolaylaştıracak öncü bir hizmeti başlattı. Tarım bankacılığı alanında özel
bankalar arasında lider konumda bulunan Bankamız uzman proje ekibi ile
bu konuda girişimcilere doğru başvuru
yapılabilmesi için tam destek sağlıyor.
Bankalar arasında ilk olarak ve sadece Bankamızca sunulan bu hizmetle,
TKDK (Tarım ve Kırsal Kalkınmayı
Destekleme Kurumu) tarafından verilecek destekten yararlanmak isteyen
tarımsal yatırımcıların başvuru paketi,
teknik projesi ve/veya iş planı DenizBank aracılığıyla düzenlenebiliyor.
K.K.- DenizBank 2014 yılı tarım
politikası hakkında bilgi verir
misiniz?
L. Öztürk- Bankamız, tarıma sağladığı finansal desteği, aynı zamanda
sosyal sorumluluk olarak görmektedir. Tarımın, bir ülkenin kendi
kendini idamesi açısından stratejik
sektörlerden biri olduğu bilinciyle,
çiftçilerin iş ve yaşam kalitelerinde
fark yaratmak üzere yoğun bir şekilde
çalışıyoruz. Küresel iklim değişikliği
gibi kritik bir konunun gündemimizi
meşgul ettiği günümüzde, çiftçimize,
üreticimize verdiğimiz hizmetin, ülkemizin, dünyanın sürdürülebilir yarınlarına verdiğimiz hizmetle eş değer
olduğuna inanıyoruz.
Bu anlayışımız kapsamında Türk üreticisinin finansal kaynaklara ulaşmasına destek olmak; üreticimizi, çiftçimizi organize olmamış piyasalardan
kurtararak onlara birer “iş adamı”
kimliği kazandırmak üzere yoğun bir
şekilde çalışıyoruz. Çiftçimizin hayatına, tarımın geleceğine gerçek anlamda katkı sağlamak için bizzat sahada
var olmamız gerektiğini biliyoruz.
K.K.- Tarımsal kredilerde diğer
bankalardan farkınız nedir?
L. Öztürk- Ülkemizin dört bir yanında bulunan 260 adet tarım bankacılığı
hizmeti veren şubemiz ve özel tasarlanmış Tarım Plus konseptli şubelerimizde sayıları 500’ün üzerinde ve
çoğunluğu ziraat mühendisi eğitimli
olan Tarım Bankacılığı Portföy Yöneticilerimiz ile 200’ü aşkın tarımsal
üretim konusunda, üreticilere tarımsal işletme ve yatırım kredileri sunuyoruz. Sektörde üreticiler ve tarımsal
işletmeler finansal hizmet müşterisi
konumuna ilk olarak Bankamız tarafından taşınmış, kredilendirme
işlemlerinde üreticilerimizi sahip oldukları işletme dinamikleriyle değerlendirmekteyiz. Bu işe başladığımız
ilk günden bugüne kadar üreticilerle
sürekli ilişki halinde olduk. Sektörün
paydaşları ile beraber hareket ederek
tarım sektörünü her anlamda destekliyoruz. Saha ekiplerimiz ile köy köy,
kasaba kasaba gezerek üreticilerimizi
yerinde, işletmelerinde ziyaret ederek, bire bir ilişki kuruyor, finansal ihtiyaçlarını tespit ediyor ve her zaman
yanlarında oluyoruz. Başka bir deyişle
tarımsal bankacılık hizmetini üreticimizin ayağına götürüyoruz. Tüm bu
sebeplerden dolayı üreticilerimiz de
finansal işlemlerinde bankamızı tercih ediyorlar. DenizBank öncülüğünde diğer özel bankaların da sektörle
tanışmasını ve sektöre kullandırılan
kredilerin her geçen gün artmasını
memnuniyetle karşılıyoruz. Tarım
bankacılığına başladığımız 2003 yılından itibaren sektöre kullandırılan krediler önemli ölçüde artmış ve
diğer özel bankalar da tarıma kredi
kullandırmaya başlamıştır. Ülkemiz
ekonomisi için bu kadar önemli olan
tarımı keşfeden ilk özel banka olarak bu alandaki faaliyetlerimiz, diğer
bankalara da çalışmalarını tarımda
yoğunlaştırmak üzere ilham veriyor;
dolayısıyla tarımın finans sektörünün
gündemine girmesinde öncü konumda bulunuyoruz.
K.K.- Üretici Kart konusunda
bilgi verir misiniz?
L. Öztürk- Ülkemizde büyük ölçekli üretici sayısı son yıllarda artmakla
birlikte sosyolojik ve toplumsal olarak
küçük üreticinin korunması ve üretimine devam etmesi gerekmektedir.
Pazarlık gücü olmayan, finansmana
erişimi kısıtlı olan küçük üreticilerin
bankacılık hizmetlerinden ve finansman imkanlarından faydalanabilmesi için son 10 yıldır çok büyük çabalar, çalışmalar içerisine girdik. Bu
çalışmaların en başında da Üretici
Kart’ımız geliyor. Çünkü Üretici Kart
küçük ölçekli üreticinin uygun fiyatlar
ve uygun ödeme koşulları ile tarımsal üretimini yapacağı girdilere ulaşımını sağlıyor. Örneğin; yaklaşık on
yıldan beri sürdürdüğümüz akaryakıt
kampanyası kapsamında Üretici Kart
ile çiftçilerimize 5 ay vadeli 0 faizli
akaryakıt alım imkanı sağlıyoruz. Bu
hem çiftçilerimizin formal finansmana ulaşmasını hem de uygun fiyatlarla üretim yapmasını sağlıyor. Benzer
kampanyaları gübre, yem, tohum gibi
diğer tarımsal girdiler için de yapıyoruz. Dolayısıyla küçük ölçekli çiftçinin
hem finansmana ulaşımını kolaylaştırıyoruz hem de düzenlediğimiz Üretici Kart kampanyalarıyla girdi maliyetlerini ucuzlatıyoruz. Bu uygulama
banka olarak sektörde çok farklı yaptığımız ve giderek rekabetin arttığını
gördüğümüz bir uygulama haline dö-
nüştü. Bununla beraber tarımsal kooperatiflerle de çalışmalarımız artıyor.
Türkiye’nin belli başlı kooperatifleri
ile de işbirliklerimiz bulunuyor. Yılın
ilk yarısı itibariyle Üretici Kart sayımız 460 bini aşmıştır.
Yine sektörde bir ilk olan uygulamamızla üreticilere Bağ-Kur prim ödemelerini hasatta ödeme imkânı sunuyoruz. Aylık düzenli geliri olmayan
üreticiler bu uygulamamız sayesinde
Bağ-Kur primlerini Üretici Kartları
aracılığı ile otomatik olarak ödeme
imkânına sahip oluyor, Kurumun sağladığı tüm haklardan kesintisiz olarak
zamanında yararlanmaya devam ediyorlar. Turkcell kampanyamız ile üreticilerimiz tüm yıl konuşuyor limit dahilindeki Turkcell Faturalarını Üretici
Kart ile hasatta faizsiz ödeyebiliyorlar.
Üretici Kart bir kredi kartı olmayıp;
en büyük özelliği hasat vadeli, gelir
elde etme periyoduna uygun ödeme
imkanı sunmasıdır. Üretici Kart ile
tarımsal işletme kredisini üreticilere
kart üzerinden sunuyoruz. Tarımda
edindiğimiz tecrübe ile bölgelere özel
değerlendirme yapabiliyoruz. Üreticiler, şubelerimizden, anlaşmalı üye işyerlerindeki POS makinalarımızdan,
ATM’lerimizden, web sayfamızdan ya
da sadece bir sms atarak cep telefonlarından Üretici Kart başvurusunda
bulunabiliyorlar.
Geçen yıl Üretici Kart’ı kullanan müşterilerimiz arasında yapılan çekiliş
sonucunda kazanan müşterilerimize
Tümosan traktör hediye ettik. Üretici
Kart’ın 10. Yılı kapsamında düzenlediğimiz kampanya ile bu sene de üreticilerimize 10 adet Tümosan marka
traktör hediye ediyoruz. Kampanya
sonucunda Üretici Kart’ını kullanan
üreticiler arasında yapılacak MPİ çekilişi ile kazanan talihliler Tümosan
marka traktöre sahip olacaklar.
K.K.- DenizBank’ın sosyal çalışmaları var mıdır?
L. Öztürk- Bankamızın tarım ile bir
gönül bağı bulunuyor. Tarıma sağladığımız finansal desteği bir anlamda
sosyal sorumluluğumuz olarak görüyoruz. Bu işe başladığımız ilk günden
bugüne kadar üreticilerle sürekli ilişki halinde olduk. Sektörün paydaşları ile beraber hareket ederek tarım
sektörünü her anlamda destekliyor,
sektöre finansal destek sağlarken
üreticilerin sosyal hayatlarına da değer katmak için çeşitli bilgilendirme
ve eğitim faaliyetlerinde bulunuyoruz. T.C. Gıda, Tarım ve Hayvancılık
Bakanlığı ile birlikte düzenlediğimiz
Türkiye’nin en geniş kapsamlı eğitim
seferberliği ile 5,000 Köye 500,000
adet tarımsal içerikli kitabı; Türkiye
genelinde tarımsal yayım faaliyetlerini etkinleştirmek ve bilginin doğrudan çiftçiye ulaşabilmesini sağlamak
amacıyla üreticilerimize ulaştırıyoruz.
Köy-Koop Haber Eylül 2014
GÜNDEM
Yine T.C. Gıda, Tarım ve Hayvancılık
Bakanlığı’nın düzenlemiş olduğu Tarım ve İnsan konulu fotoğraf yarışmasına destek oluyoruz. Sektöre verdiğimiz eğitim desteği kapsamında maddi
imkânları yetersiz olan başarılı çocuklara TED işbirliği ile tam eğitim bursu
sağlıyoruz. Kendi bünyemizde oluşturduğumuz DenizBank Tarım Akademi
kapsamında tarımsal işletmelere sunduğumuz tarımsal içerikli eğitimlerle
sektöre sağladığımız eğitim desteğini
sürdürüyoruz. Konusunda uzman kişiler aracılığıyla verdiğimiz eğitimler
sayesinde tarımsal işletmelerin üretimlerini daha bilinçli yapmalarına katkı
sağlıyoruz.
Üretici Kart’ın 10. Yılı
Kapsamında DenizBank
Tarım Sohbetleri
Tarım Bankacılığı alanındaki liderliğimizin bize yüklediği en önemli sorumluluk, her zaman ve her yerde, üreticimizin yanında, yakınında olabilmek;
hizmetlerimizi onların ayaklarına kadar
götürebilmek. Bununla da yetinmiyor;
yepyeni projelerle üreticilerimizle olan
ilişki ve iletişimimizi her daim sürdürülebilir kılmaya gayret ediyoruz. Bu gayretlerimizin yeni bir ürünü olarak da
“DenizBank Tarım Sohbetleri”ne başladık. Tüm Türkiye’yi kapsayan yaklaşık 200 noktada etkinlik düzenleyerek
Üretici Kart’ın 10. Yılını kutladık. Saha
ekiplerimiz, köy köy kasaba kasaba dolaşarak üye işyeri, birlik ve kooperatif
ziyaretleri ile çiftçi sohbetleri gerçekleştirdi. Üreticilerimizi köylerinde, işletmelerinde ziyaret ederek dertlerini
dinledik. Ortalama 3 ay süren bu etkinlik ile 15,000 km. yol kat edip yaklaşık 1
milyon çiftçiye ulaştık.
K.K.- Denizbank yaklaşık 3 yıldır
Köy-Koop Haber Gazetemize destek veriyor, gazetemiz ve tarımsal
yayın konusunda düşüncelerinizi
öğrenebilir miyiz?
L. Öztürk- Sektörün gelişimi ve bilgi
paylaşımı açısından tarımsal yayının
çok önemli olduğunu düşünüyor, bu
alanda Türkiye’de geniş bir kitleye ulaşan, bilgi ve haberi ulaştıran Köy-Koop
Haber Gazetesini de desteklemekten
memnuniyet duyuyoruz.
K.K.- DenizBank’ın ülkemiz tarımına bakışı, tarımın geleceği ile
ilgili görüşleri nelerdir?
L. Öztürk- Ülkemiz, coğrafi konumu, iklim şartları ve pek çok farklı tarımsal ürünü üretmeye müsait verimli
toprak yapısıyla oldukça avantajlı bir
konumda bulunuyor. Tarımsal üretimde Avrupa’nın en büyük, dünyanın ise
yedinci büyük ülkesi konumundayız.
Ülkemizde toplam GSYH içinde 2012
yılında %8 olan tarımın payı 2013 yılında %9’u aşmıştır. Bugün Türkiye’de
geçimini tarımdan sağlayan nüfus, toplam nüfusun %23’üne tekabül ediyor.
Bu veriler bize, ekonomimizin sürdürülebilir büyümesi için çalışırken, bunu
tarım alanındaki mirası, zenginliği korumak suretiyle yapmanın kritik önemi olduğunu gösteriyor. Tüm bu yapı
içerisinde tarım sektörüne yapılan yatırımların artması ile gelir ve verimlilikte artışı, tarımsal sanayi tesislerinin
kurulması, tarımsal üretim, tarımsal
ihracatı artırmakta, dolayısıyla sektörün finans ihtiyacı da her geçen gün artmaktadır. Bankamız, tarıma sağladığı
finansal desteği, aynı zamanda sosyal
sorumluluk olarak görmektedir. Tarı-
Küçük ve Büyükbaş Hayvancılık Yatırımlarına
2018 Yılına Kadar %50-%80 Hibe Desteği
»» Başvuruların, her ayın 1-15’i arasında, il/ilçe Gıda Tarım ve Hayvancılık
Müdürlüklerine yapılması gerekiyor.
En az bir yıl önce Türkvet veri tabanı
veya Koyun Keçi Kayıt Sistemine
kayıtlı en az 10, en fazla 49 baş
anaç sığır veya en az 100, en fazla
200 baş anaç koyun-keçi kapasiteli aktif işletmeler, yeni kurulacak veya tadilat yapılacak ahır
veya ağıl için %50 hibe, damızlık
koç, boğa ve teke alımlarında ise
%80 hibe desteğinden faydalanabilmek için, başvurularını her
ayın 1-15’i arasında il/ilçe Gıda
Tarım ve Hayvancılık Müdürlüklerine yapmaları gerekiyor.
Hedef hayvansal
üretimde verimlilik
Doğu Anadolu,Güneydoğu Anadolu, Konya Ovası ve Doğu Karadeniz Projeleri kapsamındaki
illerde,bölgesel gelişmişlik farklarının azaltılmasına yönelik
olarak, büyükbaş ve küçükbaş
hayvancılık işletmelerinin altyapılarının geliştirilmesi, hayvansal
üretimde verimlilik ile kalitenin
artırılması ve modern hayvancılık işletmelerinin kurulması için
yapılacak yatırımların desteklenmesi amaçlanıyor.
Bu projeler içerisinde yar alan illerde, mevcut damızlık sığır ve damızlık koyun-keçi işletmelerinin
yeni inşaat veya tadilat ile damızlık erkek materyal temini desteklenmesi yatırımlarına, 2014-2018
yılları arasında; belirtilen oranlarda hibe desteği uygulanacak.
Yatırımda alt ve üst
sınırlar
K.K.- Çeşitli nedenlerden dolayı
zarar gören çiftçilerin kamu bankalarına olan borçları erteleniyor, DenizBank’ın böyle bir uygulaması var mı?
L. Öztürk- Sektörü iyi tanıyan ve tecrübeli bir banka olduğumuz için bu tip
durumlarda çiftçinin bize gelmesini
beklemeden, kendisine gidip hasatta
yaşanan sıkıntılar nedeniyle ihtiyaçlarını en kısa sürede ve en iyi şekilde
karşılamaya çalışıyor, çiftçiye en uygun
çözümü sunuyoruz.
K.K.- Üretim girdi maliyetlerinin
artması, doğal afetler, pazarlamada
yaşanan sıkıntılarla birlikte, çiftçilerin girdi kullanımı ve buna bağlı
olarak borçları da her geçen gün artıyor. Çiftçi mutsuz, gelecek kaygısı
yaşıyor, tarlalarını ipotek ettirmek
zorunda kalıyor. DenizBank olarak
çiftçilere önerileriniz var mı?
L. Öztürk- Bankamız sektörün ihtiyaç ve özelliklerine uygun ürünler hazırlamaktadır. Tarım kredilerimizdeki
en temel farklılığımız, üreticilerimize
ihtiyaç duydukları finansmanı sağlarken tarımsal faaliyetlerine ve gelir
elde etme periyodlarına göre ödeme
takvimini belirleyebilmemizdir. Ayrıca
konusunda uzman ve çoğunluğu ziraat mühendisi olan Tarım Bankacılığı
Portföy Yöneticilerimiz de üreticilerimize finansal anlamda danışmanlık vermektedir. Tüm bu sebeplerden
ötürü üreticilerimizi finansal ihtiyaçlarında Bankamızın tarım alanındaki
uzmanlık ve tecrübesinden yararlanabilmeleri için şubelerimize bekliyoruz.
mın, bir ülkenin kendi kendini idamesi açısından stratejik sektörlerden biri
olduğu bilinciyle, çiftçilerin iş ve yaşam
kalitelerinde fark yaratmak üzere yoğun bir şekilde çalışıyoruz.
Ülkemizin 2023 yılına dönük 150 milyar dolar tarımsal üretim, 40 milyar
dolar tarım ihracatı gibi hedefler için
çalıştığı bir dönemde, finansman ve
verimlilik araçlarımızla bu hedeflerin
gerçekleşmesine katkı sağlamayı, tarım
dostu bir Banka olarak sorumluluğumuz olarak görüyoruz. Tarım Bankacılığı alanında 360 derece hizmet veren
tek bankayız, tarımsal üretimin bulunduğu her alanda büyüyerek tarımın finansmanından daha büyük pay almayı
hedefliyoruz. Hedefimiz dünyanın en
iyi tarım bankası olmak, on yıldır tarım
bankacılığı alanında yaptıklarımız bize
bunun cesaretini veriyor.
K.K.- DenizBank’ın kooperatifçiliğe bakışı nasıl? Tarım üreticilerine ve kooperatifçilere vermek
istediğiniz mesaj nedir?
L.Öztürk- Biz kooperatifleri Türkiye’ nin geleceği açısından çok önemli
kurumlar olarak görüyor, küçük ölçekli çiftçinin korunması, daha iyi üretim yapabilmesi için bu kurumların
çok önemli olduğunu düşünüyoruz.
Türkiye’de bulunan pek çok kooperatif ile İşbirlerimiz bulunuyor. Üretici Kart’ımızla çiftçilerin bu kooperatiflerden yapacakları tarımsal girdi
alışverişlerine de yine özel imkanlar
sağlıyor, onların üretimlerine değer
katmaya çalışıyoruz.
13
Bakanlar Kurulu’nun 04 Haziran
2014 tarihli Resmi Gazete‘de yayınlanan kararına göre,yatırımda
büyükbaş işletmelerde alt sınır 10
baş, üst sınır 49 baş, küçükbaş işletmelerde ise alt sınır 100 baş, üst
sınır 200 baş olarak belirlendi..
Büyükbaş işletmelerde 49 baştan,
küçükbaş işletmelerde ise 200
baştan büyük olan gerçek ve tüzel kişiler (Kooperatif,birlik veya
şirketler), bu üst sınırlara kadar
olan kısım için, hibe desteğinden
yararlanabilecek, kapasite fazlası
kısımlar, yatırımcı tarafından ayni
katkı olarak karşılanacak.
Yeni inşaat veya tadilat yapacak
olan yatırımcılar, başvuru formu
ve ekinde yer alan belgeler ile
yatırımın yapılacağı yerin bulunduğu Gıda Tarım ve Hayvancılık
İl Müdürlüğüne, sadece damızlık
boğa/koç/teke alımı hibe desteğinden yararlanacaklar ise il/ilçe
müdürlüklerine, her ayın 1-15’i
arasında başvura yapabilecek.
Kimler başvuru
yapabilir?
Başvuru tarihinden en az bir yıl
önce Bakanlık Türkvet veri tabanına veya Koyun Keçi Kayıt Sistemine kayıtlı olan ve başvuru tarihinde ise en az 10, en fazla 49 baş
anaç sığır veya en az 100, en fazla
200 baş anaç koyun-keçi kapasiteli aktif işletmesi bulunan gerçek
ve tüzel kişiler,
İlgili kanunlara göre kurulmuş
olan ve takibe uğramış borcu bulunmayan tarımsal amaçlı kooperatifler, birlikler ile bunların üst
örgütleri,
6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu
ve 818 sayılı Borçlar Kanunu’nda
tanımlanan kolektif şirket,limitet
şirket ve anonim şirket şeklinde
kurulmuş olan şirketler ve bunların aralarında oluşturdukları
ortaklıklar, hibe programına başvurabilir.
Aranacak şartlar
Başvuru sahibi gerçek veya tüzel
kişinin, Bakanlık Türkvet veri
tabanına veya Koyun Keçi Kayıt
Sistemine kayıtlı en az 10 baş, en
fazla 49 baş anaç sığır veya en az
100 baş, en fazla 200 baş anaç
koyun-keçi kapasiteli aktif işletmesinin, başvuru tarihinden en
az bir yıl önce kayıtlı olduğuna
dair güncel belgeyi, mutlaka başvurusu ile birlikte sunmuş olması
gerekiyor.
Koç-teke başvurularında anaç
koyun-keçi
desteklemesinden
yararlanmış olduğuna dair belge
veya yaptırmış olduğu herhangi
bir aşılama belgesi varsa vermesi
gerekiyor.
Gerçek ve tüzel kişilerin kamudan bağımsız olması gerekiyor.
Yatırımcılar, yatırım yerine ipotek koydurmamak kaydıyla, kredi
ve vergi teşviklerinden yararlanabiliyor..
Yararlanamayacak
olanlar
• Kamu kurum ve kuruluşları,
bunların vakıf, birlik ve benzeri
teşekkülleri ile bunların içinde
bulunduğu ortaklıkları,
• Vadesi geçmiş vergi borcu ve
Sosyal Güvenlik Kurumuna prim
borcu olanlar,
• 5488 sayılı Tarım Kanunu’nun
23 üncü maddesi hükümleri uygulananlar,
• İflas etmek veya tasfiye edilmek,
ilişkileri mahkemeler tarafından
yönetilmek, kredi verenlerle anlaşma yapmak, işletme faaliyetlerini askıya almış olmak, bu konularla ilgili işlemlere tabi olmak
veya ulusal yasa veya düzenlemelerle benzer bir durumdan kaynaklanan konumda olanlar,
• Temyiz yolu kapalı olan suçlardan hüküm giyenler,
• Desteklemeye esas konularla ilgili olarak herhangi bir araçla kanıtlanan ağır iş kazası, suiistimal
suçlusu olanlar,
• Destekleme prosedürü ile ilgili
olarak kendi yükümlülüklerini
yerine getirememe konusunda
ciddi bir ihlal içinde bulundukları
ilan edilmiş durumunda olanlar,
hibe desteklerinden yararlanamazlar. Halim Utlu
Erzurum’da Afrika Hastalığı İle Mücadele
»» Erzurum’da Afrika hastalığı nedeniyle kapanan hayvan pazarlarında gerekli
dezenfekte ve aşılama çalışmaları sonucun hayvan giriş ve çıkışları başladı.
Güneydoğu Anadolu'da ortaya çıkan ve kısa sürede tüm Türkiye'ye
yayılan "nodüler ekzantemi" halk
arasında Afrika Hastalığının
Erzurum’un başta Aziziye, Aşkale ve Karaçoban ilçeleri mahalle/
köylerinde çok sayıda büyükbaş
hayvanın telef olmasıyla harekete
geçen, Erzurum İl Gıda Tarım Ve
Hayvancılık Müdürlüğü il genelindeki hayvan pazarlarını kapatıp karantina altına alırken, kurban bayramı öncesinde herhangi
bir aksaklık yaşanmaması için
hayvan sevkiyatını geçici olarak
durdurdumuştu.
Hayvan pazarlarına giriş ve çıkışların başlatıldığının bilgisini veren
Erzurum İl Gıda Tarım Ve Hayvancılık Müdürü Osman Akar, konuyla
ilgili yaptığı açıklamada, “İlimizde
Temmuz 2014 tarihinden itibaren
Sığırlarda Nodüler Egzantem has-
talığı görülmüş olup bu çerçevede
gerekli tedbirler alınmış, hastalığın
yayılımının önlenmesi için gerekli
aşılamalar, dezenfeksiyon işlemlerinin yanı sıra belli bir süre İl
Hayvan Sağlığı Zabıtası Komisyon
kararı ile hastalığın kontrolü açısından hayvan hareketleri durdurulmuş, hayvan pazarına hayvan
giriş ve çıkışları da yasaklanmıştı.
Hastalık mihraklarında ve mihrak
çevrelerinde hayvan hareketlerinde kısıtlama devam etmektedir.
Hastalığın seyri göz önüne alınarak hayvan hareketlerine koyu-
lan kısıtlama kaldırılmış, hayvan
pazarına hayvan giriş ve çıkışları
kontrollü olarak başlatılmıştır. Bu
kapsamda hastalığın yayılımını ve
kontrolünü sağlamak için hayvan
pazarı İl Müdürlüğümüz ekiplerince kontrol edilmektedir. Ayrıca
titizlikle her Gün dezenfeksiyon
işlemine tabi tutulmaktadır.” dedi.
“Kontrollü yerlerden
kurbanlık bakmalarını
istiyoruz”
Akar, “Vatandaşlarımız kurbanlık
alırken hayvan satıcılarından bu
aşının yapılıp yapılmadığına dair
belge isteyebilirler. Hayvanın dış
görünüşüne bakarak hayvanın vücudunda sarı benekler ve şişkinlikler varsa buna dikkat etmeleri
gerekir. Kontrollü yerlerden kurbanlık bakmalarını istiyoruz." uyarısında bulunmuştu.
14
Eylül 2014 Köy-Koop Haber
KOOPERATİFÇİLİK
Kooperatiflerin Türkiye ve Kırsal Kalkınma
Yönünden Önemi
»» Günümüzde gelişmiş çağdaş ve sosyal bir ülke olmanın yolu örgütlü bir toplum olmaktan geçmektedir. Türkiye’de çok farklı tarım örgütü
bulunmaktadır. Üretici örgütleri ana hatlarıyla mesleki örgütler ve ekonomik amaçlı örgütler olarak iki ana başlık altında incelenebilir.
Mesleki örgütler genellikle üreticileri
mesleki olarak temsil eden, onların
mesleki ve sosyo-ekonomik sorunlarını dile getiren bu konuda politikalar oluşturulmasına çalışan örgütlerdir. Ekonomik amaçlı örgütlerden
en yaygın olanı ise kooperatiflerdir.
Ekonomik amaçlı örgütler olan birlikler de; üretici birlikleri, yetiştirici
birlikleri ve hizmet götürme birlikleri gibi farklı isimlerle anılmaktadır.
Tarımda ekonomik örgütler, esas
itibarıyla üretim, girdi temini, işleme, pazarlama vb. faaliyetleri yerine getiren örgütlenmelerdir. Bu
örgütlerin başında da kooperatifler
gelmektedir. Türkiye’de kooperatifçiliğin desteklenmesi anayasal güvenceye alınmıştır. Son verilere göre
Türkiye’de tarım alanında 4544161
ortağı bulunan 13316 birim kooperatif bulunmaktadır. Türkiye’de tarımsal sorunların çözülmesinde tarımsal kooperatiflerin desteklenmesi
büyük önem taşımaktadır.
Çağdaş anlamda kooperatifçilik hareketi, 19. yüzyılın ortalarında gittikçe artan kapitalizmin ağırlığından bunalan insanların ekonomik
sorunlarına çözüm bulmak amacıyla
bir araya gelmeleriyle ortaya çıkmıştır. İngiltere’de başlayan ve buradan
tüm dünyaya yayılan kooperatifçilik
hareketi Türkiye’de de Mithat Paşa
ve Memleket Sandıkları ile ilk belirtilerini göstermiştir.
Cumhuriyet döneminde kooperatifçilik hareketine baktığımızda
Atatürk’ün fikirsel açıdan öncülük
ettiği, yasal düzenlemelerde güçlenen ve ilerleyen bir kooperatifleşme
hareketini görmekteyiz. Cumhuriyet yıllarında Atatürk’ün kooperatif kuruculuğuna gösterdiği özen,
kooperatif hareketinin gelişimini
hızlandırmıştır. 1950’li yıllara gelinceye kadar kooperatifçilik hareketinde yaşanan bu hızlı gelişim,
daha sonraki yıllarda kanunlarda
ve planlarda kendini göstermeye
başlamıştır. Kalkınma planlarında
kooperatifçilik hareketine yer verildiği fakat Cumhuriyetin ilk yıllarında yaşanan o hızlı gelişmenin bu
yılarda daha az yaşandığı görülmektedir. O dönemde hukuksal varlığı
Ticaret Kanunu’ndaki ortaklıklarla
ilgili hükümlere göre sürdürülen kooperatifler, 1163 sayılı Kooperatifler
Kanunu’nun çıkarılması ile kooperatifçilikte önemli bir yeri olan üst
örgütlenmeyle güçlenmeye başlamışlardır.
1970’li yıllarda Köy
Kalkınma Kooperatiflerinin
ilerleme göstermesi ve KöyKoop Hareketi, dönemin
önemli gelişmelerinden
olmuştur. Bu yıllarda
kooperatifçilik, sosyal
ve ekonomik kalkınmayı
sağlayan en önemli
faktörlerden birisi ve
tefecilikle mücadelede tek
araç olarak görülmektedir.
1960 yılından itibaren sayıları artan
kooperatiflerin gelişmesinde kamu
politikaları önemli rol oynamışlardır. Doğru politikaların belirlenerek
uygulamaya konulduğu dönemlerde
kooperatiflerin daha başarılı olduğu
görülmektedir. Ancak; kamu kesi-
minin zaman içerisinde örgütlenmeye yaklaşımındaki farklılaşmalar
nedeniyle uzun dönemli istikrarlı bir
politika benimsenerek uygulamaya
konulamaması, (yabancı ülkelere
işçi gönderilmesinde kooperatif üyelerine öncelik verilmesi örneğinde
olduğu gibi, olumsuz sonuçlar doğurabilecek uygulama mekanizmaları
benimsenmesi) kooperatifçiliğin gelişmesini ve performansını olumsuz
yönde etkilemiş, üreticilerin örgütlenmelere karşı güveninin azalmasına ve örgütlenme isteğinin zayıflamasına neden olmuştur.
Daha sonraki yıllarda Köy-Koop’un
kapatılması yaşanan olumsuz gelişmelerdendir. 1581 sayılı Yasanın
tekrar düzenlenmesi, 1163 sayılı
Kanun’un bazı hükümlerinin değiştirilmesi, 1980 yılından sonraki önemli
yasa düzenlemelerdendir. 2000 yılında çıkarılan Tarım Satış Kooperatif ve Birlikleri ile ilgili kanun, bu
kooperatiflerde yeniden yapılanma
için yasal bir çerçeve oluşturmaya çalışmıştır.
Çok uzun bir geçmişi
olan kooperatifçiliğimiz,
çoğu ülkede olduğu gibi
ülkemizde de tarımsal
kooperatifçilikle başlamış
ve gelişmiştir. Bunda
ülke nüfusunun % 35’inin
tarımla uğraşması ve
tarımın milli gelirdeki payı
en önemli etken olmuştur.
Özellikle 1930’lu yıllarda
kooperatifçiliğimiz bir
araç olarak benimsendiği
ve devletin kooperatifçiliği
geliştirmek ve yaymak
için kurumsal oluşumlara
giriştiğini, temel olarak da
tarımsal kooperatifçiliği
hedef aldığı görülmektedir.
Kurulmuş kooperatiflerimize bakıldığında dikkat çeken en önemli husus, çoğu kooperatifin kuruluşunun
devletin kredi vb. teşvik ve desteklerinin uygulama yıllarına rastlamasıdır. Tarımsal kooperatiflerin
bizzat devlet tarafından kurulduğu
bilinmektedir. Bu da ülkemizde kooperatifçiliğin devletin özel teşvik ve
desteklerine sıkı sıkıya bağlı olduğu
sonucuna ulaşmamızı sağlamaktadır. Bu sonuç, ülkemiz kooperatifçiliğinin yaşaması ve gelişmesinde
devlet desteklerinin önemini göstermekte olup, kooperatifçiliğimiz
kendi kendine sürdürülür bir yapıya
dönüştürülmesinde, örgütlenmenin
Prof.Dr. Hasan VURAL
Uludağ Üniversitesi Ziraat Fakültesi
Tarım Ekonomisi Bölüm Başkanı
[email protected]
tabandan gelen harekete dayalı olarak gelişmesini sağlayıcı eğitim ve
yayın faaliyetlerinin büyük katkısı
olacağı açıktır. Ancak özellikle Tarım
Satış Kooperatifleri ülkemizde en
büyük 500 sanayi kuruluşu arasında
yer almasının yanı sıra, kırsal kesimdeki üreticilere götürdüğü hizmetler
açısından önem taşımaktadırlar.
Türkiye’de özel mülkiyet anlayışı ile
gelişen kooperatifçilik, bir taraftan
halkın gönüllü katkılarını ülke kalkınması için bir araya getirmekte,
diğer taraftan milli gelirin kişiler arasında daha adil dağılımına yardımcı olmaktadır. Kooperatiflerin ülke
ekonomisine katma değer, istihdam
ve döviz geliri sağlama yönlerinden
önemli katkıları olmaktadır. Ülkemizde bugün 8 milyondan fazla kooperatif ortağı ile yaklaşık 85.000 kooperatifin bulunması, kooperatifçiliğin
sosyal ve sayısal yönden önemli ölçüde geliştiğinin göstergesidir. Buna
göre ülke nüfusunun yaklaşık % 10’u
kooperatif ortağıdır.
Ülkemizde çeşitli konularda
çalışan 13.000’in üzerinde
tarımsal amaçlı kooperatif
ve kooperatiflerin
4.500.000’u aşkın
ortağına karşın, ülkemizde
kooperatifçilik hareketi
henüz istenilen düzeye
gelmiş değildir. Kuruluş
faaliyetlerini tamamladığı
halde faaliyete geçememiş
veya faaliyetini çeşitli
nedenlerle yarıda kesmiş,
çok sayıda tarım kooperatifi
vardır. Bunların çoğu
ön etüt yapılmadan ve
ekonomik bir ihtiyaç
duyulmadan kurulmuş
kooperatiflerdir.
Kooperatifçilik, bugün bütün dünyada ve özellikle de ekonomik olarak
gelişmiş, demokratik ve çağdaş batı
ülkelerinde büyük gelişme göstermiştir. Türk kooperatifçiliğinin bugünkü
gelişmesi ise yukarıda bahsedildiği
gibi daha çok sayısaldır; nitelik ve etki
yönünden çok yetersizdir. Ülkemizdeki kooperatiflerin sayısal çoğunluğuna rağmen başarı yakalanamamıştır. Bütünüyle Türk kooperatifçiliği
ülkenin sosyo-ekonomik gelişmesinde ve kalkınmasında, sanayileşmesinde ve demokratikleşmesinde kendisinden beklenilen görevleri yerine
getirememiştir. Bunun nedeni, Türk
kooperatifçiliğinin finansman, üst
örgütlenme, eğitim ve araştırma,
mevzuat ve denetim olarak saptanan temel sorunlarının olmasıdır.
Kooperatifçiliğin yaşamış olduğu bu
sorunların temelinde, kooperatif harekete ve düşünceye gereken önemin
verilmemesi yatmaktadır. Kooperatifçilikle ilgili saptanan bu sorunların
varlığı, kooperatiflerin kendi varlıklarını bağımsız bir şekilde devam ettirmelerini zorlaştırmaktadır.
Kooperatif hareketin,
tarihsel süreç içerisinde,
günün koşullarına uyum
göstermek için sürekli bir
değişim ve evrim içinde
olduğu bir gerçektir.
Türkiye tarımının ekonomik
ve sosyal gelişmesinde
tarımsal kooperatifçiliğin
finansman, üst örgütlenme,
eğitim ve araştırma,
mevzuat ve denetim olarak
nitelendirilen temel
sorunların günümüze kadar
çözülmemiş olması dikkat
çekicidir.
Kooperatiflerin sermaye oluşturma
açısından karşılaşacağı sorunların,
“Kooperatifler Bankası” ile çözülmesinin gerekliliği sürekli olarak belirtilmiştir. Bu konuda hükümet politikalarından çok devlet politikalarına
ihtiyaç duyulmaktadır.
Tarımsal kooperatif üst örgütleri,
hizmet içi özel eğitim ve yurt çapında ortak eğitim yapmak üzere yeterli
olanaklara kavuşturulmalıdır. Ayrıca, tarımsal kooperatifçiliğin başarılı
olabilmesi için etkili bir denetim şarttır. Tarımsal kooperatiflerin demokratik yapılarını bozmadan denetim
sorununun çözümünün yapılması
gerekmektedir. Özel sektörün rahatlıkla ticari bir bankaya gidip, kredi
alabilmesine karşılık, aynı koşulların
kooperatifler için güç olması, kooperatiflerin yaşadığı en büyük problem
olarak dikkat çekmektedir. 21. yüzyılın başında kooperatiflerin sermaye
oluşturma açısında güçlüklerle kar-
şılaşmaları doğaldır. Düşünce olarak
güçlü olduğu dönemlerdeki hareketlilik, günümüzdeki koşullara uygun
olarak düzenlenmeli, kooperatiflerden “üretim ve bölüşüm” sorununun
çözümünde yararlanılmalıdır.
Türk kooperatifçiliğinin
gelişmiş, demokratik ve
çağdaş batı ülkelerindeki
kooperatiflerde olduğu
gibi büyük gelişme ve
başarı yakalayabilmeleri,
ekonomimizin sağlıklı
işleyebilmesi ve krizlere
karşı güçlü olabilmesi
için kooperatifler arası
sosyal diyalog kurulmalı
ve geliştirilmeli, tüm
kooperatifler üst
örgütlenmelerini
tamamlamalı, hükümetlere
çözüm önerileri
götürülerek özellikle
mevzuat karışıklığına
son verilmesi sağlanmalı,
yerel yönetimlerle
kooperatifler arası işbirliği
yapılmalı, finansman
sorununu gidermek için
de Kooperatifçilik Bankası
kurulmalıdır. Böylece
tarımsal kooperatifçilik
aracılık, tefecilik ve
yoksullukla mücadelede,
iç ve dış alım-satımda,
ülkenin sanayileşmesinde,
demokratikleşmesinde
ve sosyo-ekonomik
kalkınmasında kendisinden
beklenilen görevleri
etkinlikle yaparak, kamu
ve özel sektörün yanında
üçüncü bir sektör olarak
yerini alabilecektir.
Kabul etmek gerekir ki bu meseleleri halletmek, kooperatif sektörünün
tek başına halledebileceği bir mesele değildir. Yalnız kooperatifçilikle
ilgili politikaları belirleyecek; bu
konulara vakıf yöneticilere, ortaklara hatta bilinçli bir kamuoyuna
ihtiyaç vardır. En önemli çözüm
devletin kooperatifleri desteklemesidir. Bugüne kadar
ülkenin kalkınmada, üretici
örgütlenmesinde anahtar rolü
üstlenecek bir kooperatifçilik
politikası olmamıştır. Tarımın
sürdürülebilir olması, ülke gıda güvenliğinin sağlanması, kalkınmada
tarımın önemi anlaşılarak faydalı ve
akılcı desteklemelerin sağlanması
ancak üretici örgütlenmesi ve kooperatif modeli ile olacaktır.
Köy-Koop Haber Eylül 2014
TARIM
Tarımda Kayıtlı Çalışan Yok Gibi
»» Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı
Şemsi Bayraktar, kayıt dışı istihdamın tarımın en
önemli sorunlarından biri olduğunu bildirerek,
“tarımda kayıtlı çalışan yok gibi. Tarımda çalışan 20
kadından 19’u, 20 erkekten 15’i kayıt dışı çalışıyor” dedi.
Bayraktar, yaptığı açıklamada, Mayıs
ayı verilerine göre, tarımda istihdam edilen 5 milyon 820 bin kişiden yüzde 83,1’i olan 4 milyon 838
bininin kayıt dışı çalıştığını, kayıt
dışı çalışma oranının erkeklerde
yüzde 73,5’de kalırken, kadınlarda
yüzde 93,8’yi bulduğunu belirtti.
2014 Mayıs ayında tarımda çalışan
3 milyon 60 bin erkekten 2 milyon
248 bininin, 2 milyon 760 bin kadından 2 milyon 590 bininin kayıt
dışı istihdam edildiğini vurgulayan
Bayraktar, şunları kaydetti:
“Tarımda çalışan 5 milyon 820 bin
kişiden sadece 982 bini kayıtlı. 2
milyon 760 bin kadından sadece
170 bini, 3 milyon 60 bin erkekten
812 bini kayıtlı durumda. Bu durum
kabul edilemez.
Mayıs ayı itibarıyla son bir yılda,
aylar itibarıyla değişmekle birlikte
erkeklerde kayıt dışı istihdam yüzde 69,5 ile yüzde 73,6, kadınlarda
yüzde 92,9 ile yüzde 97, toplamda
yüzde 80 ile yüzde 84,3 arasında
değişti. Bir diğer ifadeyle toplamda
kayıt dışı istihdam yüzde 80’in altına inmedi. Kayıt dışı çalışma oranı
erkeklerde 2013 Temmuz ayında
yüzde 73,6’ya, kadınlarda 2013 Eylül ayında yüzde 97’ye kadar çıktı.
2014 Mayıs ayında tarımda istihdam edilenlerin 54 binini işverenler, 603 binini ücretli veya yevmiyeli
çalışanlar, 2 milyon 248 binini kendi hesabına çalışanlar, 2 milyon 915
binini ise ücretsiz aile işçileri oluşturdu. Tarımda istihdam edilen 54
bin işverenin 29 bini, 603 bin ücretli veya yevmiyeli çalışanın 508 bini,
2 milyon 248 bin kendi hesabına çalışanın 1 milyon 622 bini, 2 milyon
Dünya Nüfusun Beşte Biri
Günlük
1$
Gelirle Yaşıyor
915 bin ücretsiz aile işçisinin ise 2
milyon 678 bini kayıt dışı istihdam
ediliyor. Erkeklerin 51 bini işveren,
376 bini ücretli veya yevmiyeli çalışan, 1 milyon 974 bini kendi hesabına çalışan, 660 bini ise ücretsiz aile
işçisi konumunda bulunuyor. Kadınların çok büyük bölümü ücretsiz
aile işçisi konumunda. 2 milyon 760
bin kadın çalışandan sadece 3 bini
işveren, yüzde 81,7’si, 2 milyon 255
bini ücretsiz aile işçisi. Ücretli veya
yevmiyeli çalışan kadın sayısı 227
binde, kendi hesabına çalışan kadın
sayısı 274 binde kalıyor.”
Kayıt dışı istihdamın, ülkelerin mevcut sosyo-ekonomik yapılarıyla ilgili
olduğunu bildiren Bayraktar, şunları kaydetti: “Bu sorunun çözülmesi,
kayıtlı istihdamın zamanla gelişmiş
ülkeler düzeyine yaklaştırılması gerekir. Çözüm, kısa, orta ve uzun vadeli
plan ve programlarla sağlanabilir.
Çözümün bir ayağı olarak istihdama
ilişkin mali yüklerin azaltılması ve
bürokratik işlemlerin azaltılması gerekir. Kayıt dışı istihdamla mücadele
çalışmalarında uygulanması gereken
bir diğer önemli strateji, kurallara
uyma konusunda isteksizlikleri gidermek ve kayıt dışı istihdam eden işletmeleri kayıtlı sisteme zorlamaktır.
Türkiye’de
1200
’den
Fazla Üzüm Çeşiti Var
UHT Süt Meydan Okuyor!
»» İçme sütleri, pastörizasyon veya UHT sterilizasyon işlemlerinden biri
uygulanarak, patojen mikroorganizmalardan tamamen, bozulmaya neden olan
mikroorganizmalardan da yüksek oranda arındırılan ve doğal niteliklerine en
yakın hali ile tüketiciye sunulan süttür.
UHT sterilize süt;en yüksek kalitede
çiğ sütten, fiziksel, kimyasal ve duyusal özelliklerinde en az değişikliğe yol açacak ve tüm mikroorganizmaların ve bunların sporlarının yok
edilmesini sağlayacak uygun ısıl işlem uygulaması sonucu elde edilen,
steril ambalajlarda saklanan, oda
sıcaklığında da uzun süre bozulmadan depolanabilen ticari anlamda
steril bir süt çeşididir.
UHT sütleri diğer içme
sütlerinden ayıran en
önemli farklılık, çok
yüksek sıcaklıklarda (135150°C), çok kısa süreyle
(2-6 sn) uygulanan ısıl
işlem ile bozulmaya
sebep olacak tüm
mikroorganizmalardan ve
enzimlerden arındırılmış
olması, ayrıca besin
değerinin çiğ sütünkine
oldukça yakın olmasıdır.
UHT Sterilize Sütle İlgili
Sıkça Sorulan Sorular
malardan arındırılmış olarak ve
besleyici değerlerinde en az kayıp
olacak şekilde üretilen sütlerdir. Bu
nedenle, bu ürünlerin tüketilmeden
önce kaynatılmasına gerek yoktur,
kaynatma sütün besin değerinin kayba uğramasına
yol açar.
- Okul sütü programları
sürdürülmeli midir?
Günümüzde, ayak üstü beslenme alışkanlığı ile birlikte
meşrubat vb içeceklerin tüketiminin çocuklar ve gençler arasında yaygınlaştığı
dikkat çekmektedir. Oysa, toplumları oluşturan bireylerin bedensel
ve zihinsel açıdan iyi bir gelişme
sağlayabilmesi için, süt gibi, günlük olarak ihtiyaç duyulan bütün
besin maddelerini yeterli ve dengeli
biçimde bileşiminde bulunduran
gıdaların tüketilmesi gerekir. Okul
sütü programları, çocukların süt
içme alışkanlığı kazanması ve daha
da önemlisi laktoz intoleransı gibi
- UHT süt kullanılarak yoğurt
yapılabilir mi?
Yoğurt, kefir gibi fermente ürünlerin üretiminde UHT süt kullanılabilir.
- UHT sterilize süt üretiminde
koruyucu katkı maddesi kullanılır mı?
UHT tekniği ile sterilize edilen süt
ürünlerinde herhangi bir koruyucu
katkı maddesi bulunmaz. UHT sütün katkı maddesi içerdiğine dair
yaygın inanış son derece yanlıştır.
Bu sütler, hiç bir katkı maddesi
içermeksizin, UHT sterilizasyon ve
aseptik ambalajlama teknolojisi ile
uzun ömürlü hale gelmektedir.
- UHT sterilize ve hatta pastörize süt ürünleri içilmeden
önce kaynatılmalı mıdır?
UHT sterilize ve pastörize sütler,
sağlığı tehdit eden ve bozulmaya
neden olabilecek mikroorganiz-
durumlarda bağırsaklarının süte
adapte olması açısından yararlı bir
uygulamadır.
Kaynaklar
• T.C Milli Eğitim Bakanlığı MEGEP (Mesleki Eğitim ve Öğretim
Sisteminin Güçlendirilmesi Projesi
) Pazarlama ve Perakede Ambalajlama) 2007 Ankara
• M.Metin Ege Üniversitesi Süt
Teknolojisi 16. bölüm yayını
• Gürsel.A. “Çiğ Süt mü Kutu Sütü
mü İçelim”
• Özer.B. 2006. Yoğurt Bilimi ve
Teknolojisi 1. Baskı. Sidas Medya
Ltd.Şti. İzmir
• Gürsel.A .2010’’ İçme Sütü Teknolojis” Ankara Üniversitesi Basımevi
• http://www.tetrapak.com/tr/food-categories/dairy
• http://tr.wikipedia.org/wiki/Tetra_Pak
Ceyhun YAMAN-Mesut POLAT
Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi
Süt Teknolojisi Bölümü
fif olması ve çocuklar tarafından
rahatça kullanabilmesi bu kutuların tercih edilme nedenleridir. Bulundurduğu tabakalar sayesinde,
kutunun dayanımı artmakta ve süt
ışığın olumsuz etkisine karşı korunmaktadır.
Son derece özel ambalajlar sayesinde sütün, bozulmasına neden
olacak çevresel faktörlere, karşı korunması sağlanmaktadır. Bu özel
ambalajlar, aşağıdaki katmanlar
sayesinde sütü koruma görevini yerine getirmektedir:
UHT Sterilizasyon Tekniği
A) İndirekt UHT Sterilizasyon; İndirekt ısıtma sistemlerinde,
plaka ya da borulardan oluşan ısı
değiştirici sistemlerden yararlanılır. Isı iletimi plaka ya da borular
aracılığı ile dolaylı yoldan gerçekleşir , bu şekilde sütün ısıtma ortamı ile teması önlenir. Süt indirekt
UHT sterilizasyona tabi tutulurken,
enerjiden tasarruf sağlanması için,
ısı iletiminin bir kısmı rejeneratif
yolla olur, diğer bir deyişle; sterilizasyonunu tamamlayarak sistemden çıkmak üzere olan sütün ısısı,
sterilize edilecek olan çiğ süte iletilir. Böylece sterilizasyondan çıkan
süt soğurken, sisteme yeni giren
süt de ısınır. Sadece sterilizasyon
sıcaklığına son ısıtma buhar yardımıyla gerçekleşir.
B) Direkt UHT Sterilizasyon;
Süt buharla direkt olarak karışıp
sterilizasyon sıcaklığına ısıtılır. Bu
sistemlerde de indirekt ısıtma sistemlerinde olduğu gibi, ısı iletiminin bir kısmı rejeneratif yolla olur.
Buharla sütün karışma şekline
göre, iki yöntem mevcuttur:
• Buhar enjeksiyon yöntemi
(süte buhar püskürtme); Sütünkinden daha yüksek basınca sahip
buhar, uygun bir memeden süte
enjekte edilerek sterilizasyon sıcaklığında ısıtma sağlanır.
•
Buhar infüzyon yöntemi
(buhara süt püskürtme), Süt, sterilizasyon sıcaklığındaki buharla
basınçlı hale getirilen sterilizasyon
odasına püskürtülerek ısıtılır.
UHT Sterilize Sütün
Ambalajlanması
com
15
UHT sütün ambalajlanmasında
esas olarak, Tetra Pak firması tarafından üretilen ve 6 tabakalı ambalaj materyalinden oluşturulan
kutulardan
yararlanılmaktadır.
Kırılma olasılığının olmaması, ha-
16
Eylül 2014 Köy-Koop Haber
KOOPERATİFÇİLİK
KOOPERATİF
İspanya’da Son Gelişmeler
»» Sevgili Kooperatifçi Dostlar,
Yaklaşık 2 sene önce sizlerle bu köşede
“İspanyol Meslektaşlarınızı Selamı
Var” başlıklı bir yazı paylaşmıştım. O
yazıda Avrupa Birliği’nin Genişleme
Genel Müdürlüğü’ne bağlı Teknik
Destek ve Bilgi Değişimi Kurumu
(TAIEX) aracılığıyla 2012 yılı, Haziran ayı içinde İspanya’ya gerçekleştirdiğimiz çalışma ziyaretinde edindiğim bilgileri paylaşmış ve İspanyol
Balıkçı Kooperatiflerindeki yönetici
ve balıkçıların sizlere önerilerini ve
selamlarını iletmiştim. O ziyaret sırasında İspanya Tarım Bakanlığında
çalışan ve adı Omar olan bir meslektaşımız ile tanışmıştık. Sürdürmekte
olduğumuz Balıkçılık Üretici Örgütleri Kurumsal Kapasite Geliştirme
Projesi kapsamında kendisini geçen
ay kısa dönem uzman olarak ülkemize davet ettik. Bu ay sizlerle, bu
iade-i ziyaret sırasında edindiğimiz
son bilgileri paylaşmak istiyorum.
Ama önce, İspanya’daki
durumu sizler ile tekrar
paylaşmak istiyorum.
İspanyol balıkçısı, İspanya’daki buhrana rağmen sahip olduğu örgütler
sayesinde ülkede yüzü gülen nadir
insanlar arasında yer alıyor. Gerçekten de İspanyolların örgütlenerek
oluşturduğu modelin belki de Avrupa Birliği ülkeleri içinde en başarılı
örneklerden biri olduğunu söylemek
mümkün. Yaklaşık 150 yıllık geçmişi olan “cofradia” adı verilen sosyal
amaçlı balıkçı dayanışma kooperatifleri ve çoğunlukla bunun üzerine
inşa ettikleri AB tanınma kriterlerine sahip Üretici Örgütleri ile hem
pazarlama işini çözmüşler, hem de
üretim planlama ve AB kurallarına
uyma ile ilgili sorunlarını halletmişler. Halen ülkede 265 limanda
250’ye yakın cofradia bulunmasına
karşın, avcılıkta 29, dondurulmuş
balıkçılıkta 4 ve yetiştiricilikte 11 olmak üzere, toplam 44 adet Üretici
Örgütü bulunmakta.
İspanya’nın 1986 yılında Avrupa
Birliği’ne üyelik zamanında karşılaştığı sorunlar, bugün bizim üyelik öncesi karşı karşıya olduğumuz sorunlar ile benzer görülüyor. Artık çok iyi
bilindiği üzere; AB’ye üyelik söz konusu olduğu zaman AB Ortak Balıkçılık Politikası uymak, bunun içinde
Ortak Piyasa Düzenlemelerini uygulayabiliyor olmak zorundayız. Bunun
için de en önemli araç, AB’de olduğu
gibi bizim için de üretici örgütleri.
İspanyol balıkçılar, başlangıçta Avrupa Birliği mevzuatının gerektirdiği
şartlara uygun temsil kabiliyetinde
ve güçte örgüt kuramamışlar. Bu durumda balıkçılar, bir yandan Avrupa
Birliği’nin kısıtlamaları ve kotaları
altında ezilirken, diğer yandan da
Avrupa Birliği’nin üretici örgütleri
üzerinden verdiği desteklerden faydalanamamışlar. İşte bu noktada
Avrupa Birliği’nin tanınma kriterleri
olarak adlandırılan şartlarını yerine
getiremeyen cofradia denilen kooperatifler, birleşerek
Üretici Örgütü (Producer Organisation)
denilen Avrupa Birliği mevzuatında belirtilen tipte örgütleri
kurmuşlar. Üretimin
planlanması,
kayıt
altına alınması, desteklerin verilmesi, piyasaya müdahale edilmesi,
standartların
belirlenmesi ve tüketicinin bilgilendirilmesi
bile bu yolla yapılmaya başlanmış. Bu kayıtlara istinaden örgütler, bölgelerindeki
kotanın ne olacağına, bunun nasıl
dağıtılacağına, üretimin ne zaman,
ne kadar yapılacağına ilişkin bir işletim programı (operational programme) hazırlanmış ve bu program,
sayesinde piyasanın talep ettiği miktarda, kalitede ve standartta balığı
piyasaya sürmüşler. Böylece fiyat,
balıkçı lehine oluşmaya başlamış.
Eğer piyasada beklenmeyen bir durum olursa yine programda öngörülen şekilde örgüt piyasaya müdahale
edebilmiş ve balıkçının çıkarlarını
koruyabilmiş. Bunun için kooperatifler, limanlarda kendi mezat satış
yerlerini, mezat saati diye adlandırılan satış sistemlerini ve kendi satış
dükkânlarını bile kurmuşlar. Balıkçı
denize ava çıktığında, mezat yerine
toplanan alıcıların genel temayülü,
denizdeki balıkçıya bildirilerek avlanacak balık, balıkçı daha denizdeyken belirlenmekte. Balıkçı ona
göre av bölgesi seçmekte ve tahmini
talebe göre aşırı avcılığa kaçmadan
limana geri dönmekte. Limanda balıklar, boy ve tazelik kriterlerine göre
sınıflandırıldıktan sonra, mezat saati sistemine sahip satış yerine getiril-
2015 Yılı ÇKS Müracaatları
1 Eylülde Başlıyor
»» 2015 üretim yılı ÇKS başvuruları 1 Eylül
2014 tarihinde başlayacak ve 31 Aralık 2014
tarihinde sona erecek.
Çiftçiler bu süreler içerisinde yapacakları başvurularında 2015
üretim yılı için hâlihazırdaki ve
planladıkları tarımsal faaliyet
bilgilerinin tamamını beyan
edeceklerdir. Çiftçiler tarafından beyan edilen ve ÇKS'ye
kaydedilen araziler üzerinde
meydana gelen üretim bilgisi
değişikliklerine ilişkin güncellemeler için çiftçi başvuruları
15 Mart 2015 tarihinde başlayacak ve 15 Mayıs 2015 tarihinde sone erecektir.
2015 yılı ÇKS başvurularını üreticiler bizzat kendileri
Bağlı bulundukları Tarım İl ve
İlçe Müdürlüklerine yapmaları gerekmektedir.
Dr. Erhan EKMEN
Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı
Tarım Reformu Genel Müdürlüğü
Teşkilatlanma Daire Başkanlığı
Projeler ve Dış İlişkiler Çalışma
Grubu Sorumlusu
mekte. Burada balıkların kayıt altında satışı gerçekleştiriliyor. Balıklar
ya doğrudan tüketiciye sunulmak
üzere bölgedeki perakendeci, lokantacı veya oteller tarafından ya da nihai satıcıya ulaştırılmak üzere balık
halindeki firmalar tarafından satın
alınıyor. Bu arada örgütün mezat yerinin hemen yanında kendi satış yeri
var ve buradan da tüketiciye anında
doğrudan satış yapabilmekte. Burada komisyoncuların ara kademede
sayıları azaldığı için balıkçının geliri artarken, tüketici de daha uygun
fiyatla balık bulabilmekte. Yani balığın piyasada aracılar elinde pahalanmasını engellemekte.
İspanyol meslektaşımız Ömer’in
verdiği bilgilere göre, geçen sene
Aralık ayında AB’de yürürlüğe giren 1380 sayılı yeni Ortak Balıkçılık Politikası Kanunu ve 1379 sayılı
Ortak Piyasa Düzenleri Kanunu ile
üretici örgütlerinin sorumlulukları
daha da artmış. Bununla ilgili 1418
sayılı uygulama tüzüğü ile özellikle
üretici örgütleri ile ilgili 1419 sayılı
uygulama tüzüğü bile yayımlanmış.
Şu anda diğer AB ülkelerinde olduğu
gibi İspanya Tarım Bakanlığı da bu
yeni mevzuata uyum ile ilgili yoğun
çalışmalar yürütüyor. Örneğin üretici örgütlerinin, sürdürülebilir balıkçılığı geliştirmek, ıskarta avcılığı
azaltmak, yasa dışı balıkçılığının ortadan kaldırılmasına yardım etmek,
tüketiciye kaliteli ürün arzını garanti
etmek ve sahil bölgelerinde istihdamin sürdürülebilirliğini temin etmek ile ilgili sorumluluklar daha da
genişlemiş. Bunlara yönelik olarak,
daha önce İşletim Planı olarak hazırlanan rapor, yeni kanunla Üretim
ve Pazarlama Planı
adıyla daha kapsamlı
olarak yeniden düzenlenmiş ve bunun uygulanmasına yönelik
tavsiyeleri içeren resmi bir AB resmi dokümanı yayımlanmış.
Özellikle AB fonlarından faydalanmak için
bu planlar bir gösterge olarak kullanılacağı
için bu belgeler ışığında yeni uygulamalara
uyum için hazırlıkları
üzerinde yoğun uğraş
veriyorlarmış. Buna
ilave olarak, Yeni Ortak Piyasa Düzeninde rekabet ile
ilgili normların yerine getirilmesi
konusuna üretici örgütlerine özel
önem verilmiş ve Ortak Balıkçılık
Politikasının rekabet ile ilgili hedeflerine ulaşmalarına yardımı olacak
belirli istisnalar tanınmış. Avrupa
Komisyonu, pazarda bilgilendirmenin şeffaf olmasını temin etmek için,
üretici örgütlerinin üretim planlamalarında yardımcı olması ve arz ile
talep arasındaki çarpıklığın önlenmesi amacıyla, pazar analizi ve fiyatlar ile ilgili veri çalışmaları yapmasını sağlayacakmış.
Balıkçılık Üretici Örgütleri Kurumsal Kapasite Geliştirme Projesi kapsamında, İspanya’dan gelen bilgiler
Proje ekibi açısından oldukça faydalı oldu. Özellikle kooperatifler ve
AB tanınma kriterleri çerçevesinde
kurulan Üretici Örgütleri arasında
nasıl bir bağ olabileceği ve bunun
nasıl faydalı sonuçlar doğurabileceği
görülmüş oldu. Bu ziyaret sırasında
kooperatifçilerimiz için de değerli
önerilerin oluşturuldu. Özellikle kooperatiflerin Avrupa Birliği’ne uyum
Tarım Ürünleri Üretici
Fiyat Endeksi, Temmuz
Ayında %0,73 Azaldı
Tarım ÜFE, 2014 yılı Temmuz ayında bir önceki aya
göre %0,73 azalırken, bir
önceki yılın Aralık ayına
göre %5,89, bir önceki yılın aynı ayına göre %6,32
ve on iki aylık ortalamalara göre %7,04 artış gösterdi. Aylık değişim; tarım ve
avcılık ürünlerinde %0,74,
ormancılık
ürünlerinde %0,06 ve balıkçılıkta
%1,42 azalış gerçekleşti.
En yüksek aylık artış tek
yıllık bitkisel ürünler ana
grubunda oldu. Bir önceki
aya göre; tek yıllık bitki-
sel ürünlerde %1,49, canlı
hayvanlar ve hayvansal
ürünler ana grubunda
%0,49 artış, çok yıllık
bitkisel ürünlerde %5,97
azalış gerçekleşti. Alt tarım gruplarından sebzeler
bir önceki aya göre %0,90
arttı. Alt tarım gruplarından tahıllar, baklagiller
ve yağlı tohumlar %2,36,
canlı sığırlar ve işlenmemiş süt grubunda %1,16
artış olurken, yumuşak
çekirdekli ve sert kabuklu
meyveler grubunda %2,15
azalış gerçekleşti.
açısından çok büyük öneminin olduğu bir daha vurgulanmış oldu. Fakat
bunun için kooperatiflerin de kendi
üzerlerine düşen görevi yerine getirmeleri gerekli. Peki, bu şartlar neler
bir kez daha tekrar edelim:
Kooperatifler;
1. Ortaklarının ve üretimlerinin her
türlü kaydını yapabilmeli, bunun
veri tabanını oluşturabilmeli ya da
var olan sistemlere uyum için gerekli
altyapıya sahip olmalıdır.
2. Ortakları tarafından üretilen
ürünlerin arzını talebe bağlı olarak,
kalite, standart ve miktar açısından
planlayabilmeli, bölgelerinde üretimi yönlendirebilmelidir. Bunun için
gerekli teknik bilgiye sahip kişileri
ve profesyonel yöneticileri istihdam
etmelidir.
3. Piyasada fiyat istikrarını sağlayıcı
müdahalelerde bulunabilmeli, gerektiğinde mezatlara katılım sağlayıp fiyatları dengeleyebilmeli ve bu
tip durumlarda mezatta aldıkları balığı hallerde ortakları adına satış yapabilecek imkânları oluşturmalıdır.
4. Ürünlerin piyasaya sürümünde
ortakları adına sözleşme yaparak
piyasayı düzenleyici müdahalelerde
bulunabilmelidir.
5. Depolama, girdi gibi yardımlarının ve desteklerin dağıtılmasında
aktif rol alacak altyapıyı, personeli ve
finans imkânlarını oluşturmalıdır.
6. Her geçen gün daha önem kazanan sürdürülebilirlik ile ilgili olarak,
sürdürülen faaliyetlerde güvenilir
gıda üretimine yönelik tedbirlerin
alınmasında ve çevreyi koruyucu
tekniklerin uygulanmasında yenilikçi yaklaşımlara bir an evvel yönelmelidir. Gelecekte bu amaçla verilebilecek desteklerden faydalanabilmek
için şimdiden bu konuda da bir alt
yapı oluşturulmalıdır.
Görüldüğü üzere, yeni yatırım ve
harcama yapılmasını gerektiren bir
sürü konu bulunmaktadır. Balıkçının bunu tek başına yapabilmesine
imkân olmadığı gayet açıktır. Bizim
balıkçımızın da İspanyol meslektaşları gibi başlangıçta sıkı bir zorluktan hep beraber geçmesini bilmeleri
gerekmektedir.
Kenetlenerek imkânsızı başardığımız, 30 Ağustos Zafer Bayramınızı kutlarım.
AB Çiftçisine 125 Milyon
Avroluk Destek Verecek
»» Avrupa Komisyonu, Rusya’nın Batılı
ülkelerden gıda ithalatını büyük ölçüde
yasaklaması üzerine 18 Ağustos’ta AB
çiftçilerine 125 milyon avroluk finansal destek
verilmesini kararlaştırdı.
Komisyonun açıklamasına göre 125 milyon
avro, Avrupa Birliği
Ortak Tarım Politikasına acil durum rezervi olarak ayrılan 420
milyon avroluk bütçeden karşılanacak.
Söz konusu desteğin başta sebze meyve olmak üzere sezonluk ürünler ile Rusya dışında
alternatif pazarlara sahip olmayan
ürün üreticilerine
verileceği belirtildi.
AB Tarım Komiseri Dacian Cioloş,
Rusya’nın gıda ithalat yasağı
ile yaşanan karışıklığın AB piyasalarında fiyat baskısı yaratarak meyve ve sebze arzını
azaltabileceğini söyledi.
Köy-Koop Haber Eylül 2014
HAYVAN HASTALIĞI
Sığırlarda Afrika Hastalığı
(Sığırların Nodüler Ekzantemi, LSD)
17
»» Hastalık, dünyada ilk defa 1929 tarihinde Zambiya ülkesinde tespit edilmiştir. Daha sonraları ise birçok Afrika ülkesinde çıkmıştır. Mısır ve
İsrail de de yoğun şekilde görüldüğü bilinmektedir.
Ülkemizde ilk defa 2013 yılında
Kahramanmaraş'ın Elbistan ilçesinde tespit edilen ve halk arasında
Afrika hastalığı olarak bilinen hastalığın gerçek ismi ‘Sığırların Nodüler Ekzantemi Hastalığı’dır.
İngilizce olarak "Lumpy Skin Disease (LSD)” diye bilinir ve dünyadaki yaygın bilinirliği bu isimledir.
Kahramanmaraş’tan sonra hastalığın hızla Batman, Hakkâri, Malatya,
Adana, Adıyaman, Osmaniye, Sivas,
Kayseri, Mersin, Konya ve Erzurum
gibi illere yayıldığı tespit edilmiştir.
Hastalığın büyük ekonomik kayıplara neden olan salgınlara
sebep olması nedeniyle hastalık ülkemizde hem ihbarı mecburi hastalıklar listesinde ve
hem de tazminatlı hastalıklar
listesinde yer almaktadır. Hastalık tespit edilen hayvanlar
tazminatlı olarak kesime sevk
edilir.
kanalında da şişlikler bulunabilir.
• Hayvanlarda depresyon, iştahsızlık, süt kesilmesi ve aşırı zayıflama
görülebilir.
• Yüzeysel lenf yumrularında büyüme görülür.
• Eklemlerde dışarıya da açılabilen
yangılanma ve şişmeler görülebilir.
Hayvanlar hareket etmeye isteksiz
veya topallar hale gelir.
• Göz, burun, ağız, meme, sindirim
ve üreme organlarının içinde bulunan lezyonlar kısa sürede yaralara
dönüşür. Bunlardan salgılanan tüm
salgılar da mikrop içerir.
Ekonomik Kayıp:
Bulaşma:
Hastalık sadece sığırlar arasında
bulaşma gösterir. Hastalık koyun ve
keçi çiçeği hastalığına yakın olsa da,
salgınlar sırasında koyun ve keçilerin hastalıktan etkilendikleri görülmemiştir.
Ergin sığırlar hastalığa biraz daha
dayanıklı olup, buzağılar ise çok
hassastırlar. Jersey ırkı sığırların
ise, diğer ırklara göre daha hassas
olduğu bilinmektedir.
Hastalığın Belirtileri:
Afrika hastalığının mikrobu hayvanın vücuduna girdikten sonra hemen hastalık belirtileri göstermez.
Mikrop hayvanın vücudunda bir
müddet çoğalır. Hastalık belirtileri
görülene kadar ki bu süreye inkübasyon (kuluçka) süresi denir. Bu
sürenin 1-4 hafta arasında olduğu
belirtilmektedir.
Hastalığın belirtileri:
• Yüksek ateş.(41 °C’yi aşabilir ve bir
hafta sürebilir.)
• Göz akıntısı, burun akıntısı ve salya
akıntısı.
• Süt veriminde belirgin azalma.
• Hayvanların başlıca baş, boyun,
bacaklar, anüs ile üreme organların
arasında ve testislerin derilerinde
yaygın olarak 2-5 cm çapında ağrılı
şişlikler görülür. Takip eden 2 haftada ise şişlikler delinerek yaralar
oluşturur.
• Ağızın içinde, sindirim ve solunum
etkilenmesine ve derideki yaralara
bağlı olarak hayvanların iyileşmesi
yavaş olmaktadır.
Bu bulguların tamamını görmek her
zaman mümkün değildir. Sağlıklı
hayvanların %50'si hastalığı bulgu
göstermeksizin atlatır. Bu sebeple
bulgu göstermemekten - ölüme kadar
değişen skalada bu klinik bulguların
görülebileceği unutulmamalıdır.
Sığırlarda bu hastalığı yapan mikrop, Koyun Keçi Çiçeği hastalığının
mikrobuna yapı olarak çok benzeyen
bir mikroptur. Bu nedenle hastalıkla mücadele de Koyun Keçi Çiçek
aşısı başarı ile kullanılmaktadır.
Duyarlı hayvanlar:
Veteriner Hekim
[email protected]
• Hastalığın bulaştığı hayvanlardan
%10’unda ölüm gelişebilir. Bazı durumlarda ölüm oranının arttığı bildirilmiştir.
Etken:
Hastalık sığırlar arasında hasta olan
hayvanın salya, burun ve göz akıntısı,
kan, süt ve semeni ile yayılabilmektedir. Sinek ve sivrisinek, kene gibi
emici ve sokucu sinekler hastalığın
yayılmasında en büyük role sahiptir.
Direkt temasın ise yayılımda küçük
rolü olduğu görülmüştür. Hastalığın
hayvandan hayvana bulaşması % 5
ile % 45 arasındadır.
Belgin GÜNAY
• Göz ve burundan atılan salgılar cerahatli hale gelebilir. Gözlerde iltihap oluşabilir.
• Gebe sığırlarda yavru atma görülebilir. Atılan yavruların derilerinde
de şişlikler görülebilir.
• Akciğerlerin etkilendiği durumlarda öksürük görülür.
• Testis enfeksiyonu oluşması durumunda boğalarda geçici veya kalıcı
kısırlık (infertilite) görülebilir.
• Ağır hastalık durumunda; aşırı zayıflama, akciğerlerin ve memelerin
Hasta hayvanların zayıflaması ve
birkaç aya varan iyileşme periyodu
damızlıkların büyüme oranında düşüşlere neden olmaktadır. Hastalıkta önemli kayıplardan biri de hastalık sebebi ile ölen veya itlaf edilen
damızlık değeri yüksek hayvanlardır. Derin deri lezyonları kalıcı yara
izleri oluşturmakta ve buna bağlı
olarak derinin değerinin düşmesine
de neden olmaktadır.
Yoğun sığır yetiştiriciliğinin
yapıldığı bölgelerde
hastalıktan kaynaklı direkt
ve indirekt üretim kaybının
% 45-65 olduğu tahmin
edilmektedir.
Canlı hayvan ve hayvansal ürünlerin ticaretine getirilen kısıtlamalar,
aşılama kampanyaları ve hayvan
hareketlerinin geçici olarak sınırlandırılması gibi pahalı kontrol ve
eradikasyon ölçütleri, ulusal düzeyde önemli finansal kayıplara neden
olmaktadır.
Teşhis:
Hastalık böcek ısırması, kurdeşen,
deri tüberkülozu, nokra ve benzeri
deri hastalıklarıyla karışabilir. Hastalığın kesin teşhisi için laboratuvar
muayenelerine ihtiyaç vardır. Bu nedenle veteriner hekimler tarafından
gerekli numuneler alınarak Bölge
Veteriner Kontrol ve Araştırma Enstitüsüne gönderilir.
Zoonoz mu?
Hayır.
Tedavi ve Korunma:
Hastalığın tedavisi yoktur. İkincil
enfeksiyonlar için antibiyotik, ateş
düşürücü ve vitamin ilaçları kullanılabilir. Uzun bir süre içerisinde tedavi mümkündür.
Hastalıktan korunma için iki yöntem
vardır. Birincisi sineklerle mücadele, ikincisi ise aşılamadır.
Özellikle Belediyelerin ve hayvan
sahiplerinin hastalığın bulaşmasından birinci derece de sorumlu olan
sineklere karşı ilaçlama çalışmaları
konusunda duyarlı olması gerekmektedir.
Gıda Tarım ve Hayvancılık
Bakanlığı hastalığın
kontrol altına alınması
ve yayılmasını önlemek
için 2014 yılı Hayvan
Hastalıkları ile Mücadele
ve Hayvan Hareketleri
Kontrolü Kapsamında
sadece mihrak görülen
iller dışında hastalığın
bulaşma riski yüksek
olan 38 ilde de Aşılama
Programı başlatmıştır. 2014
yılında görülen salgınlar
nedeniyle de bu il sayıları
artmaktadır.
Ülkemizde yapılan bilimsel saha çalışmalarında; sığırların nodüler ekzantemi hastalığına karşı kullanılan
koyun-keçi çiçek aşısının sağlıklı büyükbaş hayvanlarda yeterli seviyede
koruma sağladığı, aşılanan hayvanların aşılanmayanlara göre hastalığa
karşı korunduğu veya hafif derecede hastalığı geçirdiği görülmüştür.
Tüm yaş gruplarının duyarlı olduğu
hastalığa karşı yıllık olarak aşılanan
hayvanlar, aşılanmış veya hastalığı
atlatmış annelerden doğan buzağılar ilk 6 ay korunur.
Aşılama Programlarının
uygulanması sırasında
hayvan yetiştiricilerinin
köy, belde ve mahallelerine
gelecek aşılamada görevli
veteriner sağlık ekiplerine
yardımcı olmaları,
hastalıktan korunma ve
cezai duruma düşmemeleri
(Aşı yaptırmayanlara 6 bin
651 TL İdari Para Cezası)
için büyükbaş hayvanlarını
mutlaka aşılatmaları
gerekmektedir.
Hastalıktan korunmada bilinen tüm
biyogüvenlik uygulamaları tamamen yerine getirilmelidir. Örneğin;
hayvan nakillerinin kontrol altına
alınması, karantina, temizlik, dezenfeksiyon, hastalıktan dolayı kesilen
hayvanların imhası gibi önlemler
ihmal edilmemelidir. Özellikle celeplerin işletmeye girmesine izin verilmemelidir. İşletmeye giriş çıkışlar
kontrol altına alınmalıdır.
Ülkemizde yeni görülmesine rağmen
çok hızlı yayılan ve büyük ekonomik kayıplara neden olan hastalığa
karşı koruma programının etkin ve
başarılı olabilmesi için; belediyeler,
muhtarlıklar, ilgili kurum ve kuruluşların koordinasyon halinde ortak
çalışmaları gerekmektedir.
Yaklaşan kurban
bayramından dolayı
hayvan hareketlerinin
yoğun olacağı düşünülürse
bu hastalığın da tüm
ülkeye yayılmasından
korkulmaktadır. Bu
nedenle yetiştiricilerimizin
çok dikkatli olması
gerekmektedir.
Kaynakçalar:
1-Dünya Hayvan Sağlığı Teşkilatı (OIE),
Lumpy Skin Disease Hastalığı, http://www.
oie.int/fileadmin/Home/eng/Animal_Health_in_the_World/docs/pdf/Disease_
cards/LUMPY_SKIN_DISEASE_FINAL.pdf
2- Dr. Vet. Hekim M. Fatih BARUT, Etlik Veteriner Kontrol Merkez Araştırma Enstitüsü
Virolojik Teşhis Laboratuvarı, Sığırların Nodüler Ekzantemi, Lumpy Skin Disease (LSD)
Hastalık Kartı
3- Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı,
2014/01 sayılı Hayvan Hastalıkları ile Mücadele ve Hayvan Hareketleri Kontrolü Program
Kitapçığı, Eğitim Yayım ve Yayınlar Dairesi
Başkanlığı Matbaası, Ankara, 2014
4- Ege Vet. Hayvancılık San. ve Ticaret Limited Şirketi, Sığırlarda Afrika Hastalığı Eylül,
2013, http://www.egevet.com.tr/
18
Eylül 2014 Köy-Koop Haber
TARIM MAKİNALARI
Biçerdöverle Ürün Hasadı
Sorunlar ve Çözüm Önerileri -II-
»» Biçerdöver ile ürün hasadında karşılaşılan sorunların en önemlisi dane kaybıdır. Ülkemizde 1 kişinin beslenmesi için ortalama yıllık 225 kg
buğday gerekli olduğu düşünülürse 75 milyon nüfusumuz için 16.9 milyon ton buğdaya ihtiyaç vardır.
Ülkemizde her yıl yaklaşık 9.4 milyon
hektarlık alana buğday ekimi için
(dekara 20 kg) yaklaşık 1.9 milyon
ton tohumluk gerekmektedir. Yine
her yıl gerek depolamada ve gerekse taşınma sırasındaki kayıpları da
% 3 sayarsak yaklaşık 0.6 milyon
ton buğday ürünü kullanım dışı
kalmaktadır. Özet olarak bugünkü
nüfusumuz için yılda en azından
16.9+1.9+0.6=19.4 milyon ton buğday üretmek zorundayız. Biçerdöver
ile hasatta ortaya çıkan dane kayıpları hiç şüphesiz ülke ekonomisinde
her yıl milyonlarca lira zarara neden
olmaktadır. Yıllık hububat üretiminin yaklaşık 32.4 Milyon Ton olduğu ve bunun karşılığı yaklaşık 20
Milyar TL olduğu düşünülürse konunun önemi daha iyi kavranabilecektir. Hasatta fazladan oluşacak %
1’lik buğday kaybı 180-200 bin ton
(890 000 kişi için gıda) ürüne karşılık gelmektedir. Parasal karşılığı ise
yaklaşık 120 Milyon TL dir. Bakanlığı kontroller için yapmış olduğu
harcamanın 6.5 Milyon TL olduğu
düşünüldüğünde, iyi bir kontrol sistemi ile yaklaşık 13.5 Milyon TL net
gelir elde edilecektir. Dane kaybı
birçok nedene bağlıdır ve sorunun
Arazi
Sahiplerinin
Olumsuz
Tutum ve
Davranışları
Dane
Kaybının
Ekonomik
Önemini
Bilmemesi
Köydeki Bazı
Kişilerin
Olumsuz
Etkisinin
Olması
Arazi Sahibinin
Dane Kayı
Konusunda
Biçerdöverciye
Müshamaha
Göstermesi
Erken Hasat
Yapma İsteği
Arazi Sahibinin
Kültürel
İşlemleri Uygun
Yapmaması
Dolu ve
Yangın
Tehlikesi
Biçerdöverle ürün
hasadında üründen
kaynaklanan, makinadan ve
kullanımdan kaynaklanan,
idari ve yasal durumlardan
kaynaklanan sorunlarla
karşılaşılmaktadır.
Bu sorunların çözümü
için konu ile ilgili
paydaşların üzerine düşen
sorumlulukları yerine
getirmesi gerekmektedir.
Arazinin
Eğimli
Olması
Operatör
Eğitimine
Katılmamış
Olması
Arazide
Çukur,
Kanal ve Set
Olması
Ekonomik
Sebeplerden Ürünü
Hemen Paraya
Çevirme İsteği
Yanlış
Sulama
Uygulaması
Toprak İşleme
ve Tohum Yatağı
Hazırlığının Uygun
Yapılmaması
Yeterince
Kurs
Açılmaması
Fazla Para
Kazanma Hırsı
İşi Bir An Önce
Bitirme İsteği
Biçerdöverlerin
Bakımsız Olması
Biçerdöverlerin
Uygun Şekilde
Muhafaza
Edilmemesi
Hasat Başı
ve Sonunda
Temizlik ve
Bakımının
Yapılmaması
İşini Kaybetme
Korkusu
Yüksek
Hızda Hasat
Yapması
Ayarların
İyi
Yapılmaması
Yeni Biçerdöver
Fiyatlarının
Yüksek Olması
Vakit
Kaybetmeme
İsteği
Bakım
Masraflarının
Yüksek
Olması
Biçerdöverlerin
Bakım ve
Kullanma
Kurallarının
Uygulanmaması
Üründen
Kaynaklanan
Sebepler
Ürün ve Çeşit
Özelliğine Göre
Uygun Hasat
Zamanının
Belirlenmemesi
Biçerdöverlerin
Bakım ve
Kullanma
Kurallarının
Bilinmemesi
Gezginci
Biçerdöver
Sahipleri İşe
Gereken Önemi
Vermiyor
Eğitim Eksikliği
Ürünün
Yatması
İdari ve
Hukuki
Yetersizlikler
Cezaların
Caydırıcı
Olmaması
Kabahatler Kanununun
Uygululanmasının Pratik
Olmaması
İdarecilerin Gerekli
Hassasiyeti Göstermemesi
Yeterli Ödeneğin Olmaması
Eğiticilerin Tekamül Eğitiminin
Yapılmaması
Dane Kaybının Önemi
Hakkında Kamuoyunun
Oluşturulmaması
Eğitimdeki Yetersizlikler
Eğitim Merkezlerinde Modern
Biçerdöverlerin Olmaması
Biçerdöverlerin
Eski Olması
Biçerdöver
Sahibinin Telkini
Ayarlar
Konusunda
Bilgi
Yetersizliği
Biçerdöver
Bulamama
Kaygısı
Biçerdöver
Sahiplerinin
Hatalı
Davranışları
Uygun Olmayan
Tadilat Yapılması
Arazinin
Taşlı
Olması
Gübreleme
Yanlışlıkları
ziraat odaları birliği genel merkezi,
çiftçi birlikleri ve önder çiftçi görüşlerine, akademisyen görüşlerine,
kendi yürür hasat makinaları ithal
ve ihraç eden firma temsilcilerinin
görüşlerine ve biçerdöver müteahhit
ve operatör birliklerinin görüşlerine
ve tartışmalara yer verilmiştir. Çalıştay sonucunda bir sonuç bildirgesi
düzenlenerek konunun paydaşlarına
ve tarımsal mekanizasyon kuruluna
sunulmuştur. Sonuç bildirgesinden
yer alan görüş ve öneriler aşağıda
verilmiştir.
1- Dane kaybı ile ilgili verilerin bölgeler düzeyinde yeniden belirlenmesi için tüm paydaşlarında içerisinde
bulunacağı bir proje yapılarak ülkemizdeki dane kaybı ile ilgi verilerin
güncellemesi gerekmektedir.
2- Dane kaybını belirlemek için
teknolojisi eski biçerdöverlere yeni
teknolojilerin uygulanması gerekmektedir. Bunun için kırsal kalkınma programında gerekli destek verilmekte olup bu uygulamanın daha
etkin kullanılması için bir değerlendirme yapılmalıdır.
3- Kendi yürür hasat makinalarının
Operatörlerde
Bilgi Eksikliği
Arazinin
Küçük ve
Parçalı
Olması
Yabancı Ot
Mücadelesini
Yapmaması
SDÜ Ziraat Fakültesi
Tarım Makinaları Bölümü
[email protected]
Uygun Olmayan
Biçerdöverin
Hasatta
Kullanılması
Operatörlerin
Yanlış
Tutumları
kontrolü için ilaçlama ve diğer makinalarda yapılan periyodik kontrolün
bu makinalar da yapılabilmesi için
yasal bir düzenlemeye ihtiyaç vardır.
4- Biçerdöver parkının yaklaşık %50
si mekanik ömrünü tamamlamış biçerdöverler oluşturmaktadır. Parkın
yenilenebilmesi için öncelikle + 20
yaş üzeri biçerdöverlerin kullanımına sınırlandırma getirilerek ilgili yasal düzenlemeler yapılmalıdır.
5- Ulusal yayın organlarında konu
ile ilgili paydaşların katkı sağlayacağı yayım faaliyeti yapılmalıdır.
Kamu spotu şeklinde ürün kaybının
ülke ekonomisine ne düzeyde etki
ettiği ifade edilmelidir.
6- Bölgelerin üretim desenine ve
şartlarına göre her il için ayrı ayrı
hasat programı yapılmalıdır. Bakanlık bu dane kaybı konusunda hedef
belirtmemelidir.
7- Biçerdöver sahiplerinin hasat için
bir bölgeye gittiklerinde Gıda, Tarım
ve Hayvancılık İl Müdürlüğü’nden
izin almaları önerilmektedir.
8- Operatör yetiştirme kurslarının
milli eğitim bakanlığı yetkisi ile özel
kuruluşlara verilmesi, eğitimlerin
kontrolünün sağlanamamasına neden olmaktadır. Bu yapının tekrar
revize edilmesi gerekmektedir.
9- Hasat makinesi sahibi veya müteahhit ile çiftçi arasında imzalanmak
üzere Gıda, Tarım ve Hayvancılık
Bakanlığı ve TZOB’un birlikte bir tip
sözleşmeye hazırlamaları ve hasat
zamanından önce tarafların bu sözleşmeyi imzalamaları önerilmektedir.
10- Hasat zamanından önce Gıda,
Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ve
TZOB tarafından bir bilgilendirme
kitapçığının ortaklaşa hazırlanması
Doç.Dr. Deniz YILMAZ
Bu amaçla Süleyman Demirel Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarım Makinaları Bölümünün tarafından 1819 Nisan 2013 tarihlerinde Isparta’da
“Kendi Yürür Hasat Makineleri İle
Ürün Hasat Sorunlar ve Çözüm
Önerileri Çalıştayı” düzenlenmiştir.
Çalıştaya kamu ve özel sektörden 13
kuruluş, 6 adet özel sektör kuruluşu
ve yaklaşık 120 ziyaretçi katılmıştır.
Çalıştayda Kendi yürür hasat makineleri ile ürün hasatında karşılaşılan
sorunlar ve bu sorunların çözüm yollarının tartışılarak kamuoyu ile paylaşılması ve ülke tarımı için önemli
olan bu konu hakkında ilgililerin
bilgilendirilmesi amaçlanmıştır. Çalıştay kapsamında 5 oturum gerçekleştirilmiştir. Bu oturumlarda Gıda,
Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ilgili
birimlerinin görüşlerine, Türkiye
Arazi
Yapısına Bağlı
Olumsuzluklar
Arazi
Sahibinin Asıl
Mesleğinin
Çiftçilik
Olmaması
İkinci
Ürün
Ekme
İsteği
çözümü için bütün nedenlerin incelenmesi gerekmektedir. Bu nedenler
içerisine, arazi sahiplerinin tutum ve
davranışları, arazi yapısı, operatörlerin yanlış tutumu, uygun olmayan
biçerdöverlerle hasat, biçerdöver sahiplerinin hatalı davranışları, ürünlerden kaynaklanan sebepler, idari
ve hukuki yetersizlikler sayılabilir.
Yaşlı ve Ekonomik Ömrünü
Dolduran Biçerdöver
Kullanımını Engelleyen Yasal
Düzenleme Olmamamsı
Biçerdöverlerde Fenni
Muayene Zorunluluğunun
Olmaması
Biçerdöverlerde Fenni
Muayene Kurum ve Yetki
Eksikliği
Tescil İşlemlerinin Ziraat
Odalarınca Yeterli Titizlikte
Yapılmaması
Biçerdöverlerin Hasat Öncesi
Uygunluk Kontrollerinin
Yapılmaması
Biçerdöverlerde Tescil
İşlemlerinin Gereği Gibi
Olmaması
Tescil Kontrol Mekanizmasının
Olmaması
ve Tarım İl Müdürlükleri ve Ziraat
Odaları işbirliği ile bu kitapçığın çiftçilere ulaştırılması gerekmektedir.
11- Biçerdöver kooperatiflerinin yaygınlaşması için bir yasal düzenlemenin yapılarak, biçerdöverlerin bu
kooperatiflere kaydının yapılması
gerekmektedir.
12- Kontrollerin TÜV veya odaların
bünyesinde servisler ile uygulanması konusunda yasal düzenlemenin
yapılması gerekmektedir.
13- Bakanlığın yaptığı yaptırımlar
yeterli olmayıp, bunların tekrar gözden geçirilmesi gerekmektedir.
14- Park yenileme projesinin Tarmakbir, ziraat odaları öncülüğünde
gündeme getirilmesi ve yapılması
gerekmektedir.
15- İkinci el biçerdöver alan kişilerin
tescil için sorunların giderilmesi gerekmektedir.
16- Eğitim sorunları ile ilgili yapılanmaya ihtiyaç vardır. Güncel
eğitim materyali için firmalarında
desteği alınmalıdır. Gıda Tarım ve
Hayvancılık Bakanlığı elemanlarından çekirdek bir kadronun hasat
makineleri üreten firmaların tesislerinde Bakanlıkla ortak işbirliği
içinde 2-3 dönem uygulama ağırlıklı
olarak eğitilmelerinin sağlanması
önerilmektedir.
17- Yerli üretim biçerdöver için destek verilmelidir.
18- Kendi yürür hasat makinelerine
kredi desteğinin arttırılması gerekmektedir.
19- Biçerdöverlerde kullanılan farklı
ekipmanların desteklenmelidir. (başak yolucu gibi)
20- Zeytin hasat makinalarının kullanımı giderek artmakta ve konuda
yasal ve gerekli düzenlemeler yapılması gündeme alınmalıdır.
21- Kendi yürür hasat makinalarının
kontrolü için tarım makinaları veya
biyosistem mühendisliği mezunlarına görev verilmelidir.
22- Öğrencilere staj konusunda firmalar tarafından destek verilmelidir.
23- Ortak makine kullanımı desteklenmelidir. Kırsal kalkınma programı kapsamında çiftçi birliklerine
biçerdöver desteği verilmesi konusunda çalışmalar yapılmalıdır.
24- Kendi yürür hasat makinaları ile
ilgili firmalara ar-ge desteği verilmelidir.
25- GTHB tarafından gerçekleştirilen G sınıfı iş makinesi sertifika kursları yönetmelikteki asgari gerekleri
yerine getiren firmaların merkezlerinde firmalarla işbirliği halinde
yürütülebilmelidir(GTHB Elemanları denetimi ve gözetiminde).
26- Yurtdışından ikinci el kendi
yürür hasat makinesi ithali durdurulmalı. Sıfır yaş esas olmalıdır. Bu
amaçla Dış Ticaret Müsteşarlığı ile
mutabakata varılmalıdır.
27- Kendi yürür hasat makineleri
çalıştırmada vergilendirme sisteminin gözden geçirilerek eksikliklerinin giderilmesi için TZOB ve Maliye
Bakanlığı ile işbirliği içine girilmesi
gerekmektedir.
Kaynaklar:
Kontrollerin Yeterinci Yapılmaması
- FAO 2007, http://www.fao.org/statistics/en
- Tuik, 2013, www.tuik.gov.tr
Köy-Koop Haber Eylül 2014
KOOPERATİFÇİLİK
Dünyadan Kooperatif
Hikâyeleri
Dr. Nezaket CÖMERT / Dr. Erhan EKMEN
Değerli okurlar,
Sizlere bu sayıda, Moğolistan’dan
uzun süre kominist sistemde kaldıktan sonra, bugün AB’deki kooperatifler bile şapka çıkartacak kadar güzel işler yapan bir hikaye sunacağız.
Özellikle pazara müdahale, pazarlama, şeffaflık ve güven konusunda
herkesin çıkartacağı dersler içeriyor.
30 Ağustos Zafer Bayramınızı övünçle ve kıvançla kutlarız.
Sosyal Sistem Dâhilinde Sürdürebilir Ticaret
Buyan-Undral Tarımsal Kalkınma
Kooperatifi, Moğol Tarım Kooperatifleri Ulusal Birliği’nin en büyük
üye kooperatiflerden birisidir. Moğol
hükümeti ve yerel yönetimi BuyanUndral‘ın yaptığı faaliyetlere çok değer vermiş ve 2000 yılında Moğol
Tarım Kooperatifleri Ulusal Birliği’nin
(NAMAC) en iyi kooperatif ödülünü,
2003 yılında Moğol Gıda, Tarım ve
Hafif Sanayi Bakanlığı’nın (MOFALI)
en iyi ulusal kooperatif ödülünü, 2004
yılında Moğol Tarım Kooperatifleri
Ulusal Birliği’nin (NAMAC) tarım kooperatifi modeli ödülünü, 2005 yılında Gobi-Altay eyaletinin en iyi öncü
kuruluşu ödülünü ve 2007 yılında da
Gobi-Altay eyaletinin en lider tarımsal
sektörü ödülü gibi çok sayıda ödülü ve
bunlarla birlikte ikramiyeyi almıştır.
Moğolistan’da 1990 Demokratik
Devriminden önce 225 tane büyük
kolektif çiftlikleriyle övünüyordu.
Bu tarihten sonra bu kolektif çiftliklerden çoğu özelleştirilmiş ve daha
sonra yıkılıp dağılmışlar. Bu süreçte ayakta kalan kolektif çiftlik sayısı
çok az kalmış ve her biri kooperatif
modelinde yeniden düzenlenmiş. Bu
düzenleme sonrasında Moğol Tarım
kooperatifleri Ulusal Birliğinin en
büyük üyesi olan Buyan-Undral kooperatifi kurulmuş. Undral kollektif
çiftliği kuruluşundan 36 sene sonra
özelleştirilmiş. Çiftliğin hayvanları,
barınakları ve ambardaki stokları
özelleştirilip ve mülkiyetleri üye ortaklara geçmiş. Ama ofis binası ve
ambarlar gibi taşınmaz mallar olduğu gibi kalmış ve bu demirbaşlar
yeni modern kooperatif olan BuyanUndral’ın temelini oluşturmuş.
Buyan-Undral kooperatifi 1993’te
213 ortakla Gobi-Altay eyaleti Dariv
soum’da kurulmuş. Bir yandan tüm
ortaklarını korurken, diğer yandan
eski bir kolektif çiftlik tabanında kurulup faaliyetlerini yeniden düzenleyen çok başarılı kooperatif olmuştur.
Dariv-soum Moğolistan’nın kuzey
bölgesinden çok uzak olup, başkent
Ulanbatur’dan yaklaşık 1400 km
uzakta ve köye ulaşmak için beton
yolların ve elektriğin olmadığı çok
az gelişmiş altyapısıyla eyalet merkezine 280 km uzaktadır. Bölge az
gelişmişliğine rağmen, Buyan-Undral Moğolistan’nın en büyük ve en
güçlü tarımsal kalkınma kooperatifi
haline gelmek amacıyla faaliyetlerini, ortaklarını ve faaliyet alanlarını
başarılı bir şekilde genişletmektedir.
Günümüzdeki kooperatif, ofis binalarına, araziye, alışveriş merkezine,
depoya, otele, bir fırına, seralara,
mobilya üretim tesisi, asitleme ve
konserve dükkânına, kantine, ara-
ca, yün basma makinesine ve diğer
ekipmanlara sahiptir.
Ortakların kooperatife olan yükümlülüğü hayvancılık üretiminin en az
%60’nı kooperatife pazarlamaktır.
Eğer bu yükümlülüğü yerine getirirlerse kooperatif dükkânları, onlara
%10 iskonto vermekteler. Kooperatif
ortaklarının hayvancılık ürünlerini
piyasa fiyatı üzerinden almakta ve piyasaya ilk işlem olarak sunmaktalar.
Kooperatifin ortaklarına
sağladığı fiyat telafisi,
ortakların tarımsal
ürünlerini satın alan
ve ilk işlemden sonra
ambarlarda depolayan ve
sezon bittiğinde ve fiyatlar
arttığında pazarlayan bir
kooperatif faaliyeti halinde
sürdürülüyor. Kooperatif
faaliyetlerinin bu kısmı
ortaklarını katılıma
teşvik ediyor ve gelirlerini
destekliyor.
Kooperatif ortaklarının yükümlülükleri, fiyat telafileri ve kar payı
dağılımı, ortakların sermaye payı
her bir ortağın gözlemine açık konular hakkında bilgilendiren bir heyet
kurmuşlar. Aynı zamanda bu heyet,
kooperatif faaliyetleri hakkında ortakları bilgilendiriyor ve böylece
ortakların faaliyetlere karşı şeffaf bir
bakış açısına sahip olmaları sağlıyor.
Kooperatifin Sutai adlı alışveriş merkezi, bölgedeki en büyük perakende
dükkânlarından biri ve ortaklara ve
yerel halka hizmet sunuyor. Ortaklar
ve çiftçiler alışveriş merkezinde ihtiyaçları olan malları sipariş edebiliyorlar ve bu tüm tüketici mallarının
yerel taleple tanışmasını sağlıyor.
Süt ürünleri ve yün yazın, kaşmir
yün ilkbaharda üretildiği, kışın ise
hayvan kesiminde zirve yapan bir
sezon olduğu için kooperatif ortaklarının geliri özellikle mevsimsel oluyor. Çoğu ortak nakit paraya sahip
değildir ama Sutai alışveriş merkezine hayvansal ürünlerini değiş tokuş
ederek ihtiyacı olan malları almak
için her zaman gelebiliyor. Aynı zamanda ortaklar dükkâna gecikmeli
olarak ödeme yapabiliyorlar. Daha
önceden satın aldıkları mallar için
ödenme yapılmadığına dair bir kanıt
olmamasına rağmen, burada ortaklar arasında güven çok önemli rol
oynuyor.
Buyan-Undral kooperatifi insanların
hayat kalitesini geliştiren hizmetler
sunarak ve kırsal kalkınmayı geliştirerek nerede yaşarsa yaşasın birçok
insanın ve topluluğun hayatını değiştiren kooperatif kimliğine ilişkin
güzel bir örnek.
19
Bitkisel Yağ İthalatçısı Ülke Olmaktan
Memnun muyuz?
Bitkisel yağ dengeli ve sağlıklı beslenmemiz için ihtiyaç duyduğumuz gıdalardan biridir. Mutfaklarda olmaz
ise olmaz gıdalardandır. Bu nedenle
geçmişte pazarda yağ sıkıntıları yaşanan dönemler karaborsa satışların oluştuğu kıtlık dönemleri olarak
anılarımızda yer almaktadır. Dünyada yağ elde edilen ürün yelpazesi
geniş olmakla birlikte ülkemizde
bitkisel yağ üretimi için kullanılan
tarım ürünlerinin başında Ayçiçeği,
Pamuk ve Zeytin gelmektedir. Soya,
Kanola, Aspir ve bazı ürünlerden
yağ elde edilmekle birlikte pazar
payları düşüktür.
Ülkemizde her yıl yaklaşık 700 bin
ton bitkisel yağ tüketilmektedir.
Tüketilen yağın % 85’ini ayçiçeği
yağı oluşturmaktadır. Ülke ihtiyacının 400-450 bin tonu yerli üretimle karşılanmaktadır. Buna karşılık
ülkemizdeki yağ fabrikalarının kapasitesi 1-1,5 milyon tondur. Neredeyse kapasitemizin % 50’sini kullanmaktayız.
Bitkisel yağ üretimi böylesi önemli
bir ürün olmakla birlikte ülkemizde
yıllardan beri konuştuğumuz üretim açığı olan üretim alanlarından
biridir. Sorun olarak yağ bitkileri
üretiminin yeterli olmaması görülmektedir. Aradan geçen onca yıllara
rağmen bitkisel yağ açığını kapatacak bir çözüm ne yazık ki üretilememiştir. İşin üzücü tarafı ülkemizde
bu açığı sahip kapatacak potansiyel
olmasına rağmen bu sorun bir türlü
gündemden düşmemiş, tarım ürünü
ithal kalemleri arasında bitkisel yağlar yerini korumuştur.
Neden bu sorunu bugüne kadar çözmedik sorusu sorulduğunda verilen
cevaplar hiçte inandırıcı gelmiyor.
Bir tarafta ülkemizin yağ ihtiyacı var.
Diğer tarafta yeterli üretim potansiyelimiz mevcut. Ülkemizde ihtiyacımızı karşılayacak yağ işleme kapasitesinin olması hatta bu kapasitenin
ihtiyacın çok üstünde kurulmasıdır.
Ülkemizde kurulu tesislerinde ihracat yapmaları ve bu ihracatı artırma fırsatlarının olmasıdır. Yani
hammadde yok, ihtiyacın üstünde
kurulmuş yıllardan beri % 50’nin
altında çalışan bir işleme kapasitesi
var ve ithalat hız kesmeden devam
ediyor. Bu ülke her yıl 3 milyar doların üstünde döviz kaybediyor. Kendi
çiftçileri yerine yabancı çiftçileri desteklemeye devam ediyor. Tablo çok
açıktır. Türkiye bitkisel yağ konusunda dünyadaki net ithalatçı ülkelerden
biridir. Bir de bu konulara dünyadaki
ve ülkemizdeki bitkisel yağların biyodizel olarak kullanımının artması
kafaları daha da karıştırmaktadır.
Gerekli tedbirler alınmadığı takdirde hammadde üretimi artırılmadığı
bitkisel yağ ithalatımızın daha da artması kaçınılmazdır.
Dışa bağımlı bitkisel yağ politikası
ne bugün için güvenli ne de geleceğiz için güven vermektedir. Bu tablo bizlere ülkemizde bazı çevrelerin
adeta ithalattan memnun olduğu
görüntüsü uyandırmaktadır. Ne de
olsa bundan dış pazardaki satıcılar ve iç pazarda bu işten menfaat
sağlayan çevrelerde kazançlı çıkmaktadır. Ama ülkemiz ciddi döviz
kaybına uğramakta, çiftçiler yağ
bitkisi üretmekten uzaklaşmaktadırlar. İhtiyacımızın çok üstünde
kapasiteye sahip neredeyse % 70
dışa bağımlı bir yağ sanayi de yeterli hammadde temin edemediğinde sorunlar yaşamaktadır. İthalata
dayalı politikaların yağ sanayimizin
dünya pazarlarındaki dalgalanmalardan etkilenmemesi mümkün de-
Ünal ÖRNEK
Ziraat Yüksek Mühendisi
[email protected]
ğildir. Çünkü dünya pazarına sahip
güçlerin ellerinde bulunan üretim
ve pazar payları ile her an pazarı etkileme gücüne sahiptir.
2013 yılında ülkemizde yaklaşık 2,7
milyon ton yağlı tohum üretilmiştir.
2,06 milyon ton tohum ithal edilmiştir. Ayni yıl yağ arzı ise 2,7 milyon ton ham yağdır. Bunun içinde
İthal edilen toplam ham yağ miktarı
ise 1,4 milyon tondur. 2013 yılındaki yağ bitkileri üretimi ayçiçeği
tohumu 1,4 milyon ton, pamuk tohumu 950 bin ton, soya tohumu 180
bin ton, kolza tohumu 102 bin ton,
aspir tohumu 45 bin tondur. 2013
yılında yapılan yağlı tohum ithalatı
ise ayçiçeği 732 bin ton, soya 1,07
milyon ton, pamuk 20 bin ton, diğer
yağ bitkilerinden 238 bin tondur.
2013 yılında Türkiye’nin bitkisel yağ
kullanımı 2,57 milyon tondur. Bunun 1.5 milyon tonu iç tüketimdir.
(983 bin ton likit bitkisel yağ ve 523
bin tonu da margarin). İç tüketimde
kullanılan likit yağında 824 bin tonu
yani % 84’ü ayçiçeği yağı olmuştur.
Geri kalan kullanımın 618 bin tonu
sıvı yağ ve 153 bin tonu margarin
olarak ihraç edilmiştir. Geri kalan
293 bin ton da yem, boya ve sabun
sanayinde kullanılmıştır.
2013 yılında yağlı tohum ve
türevlerine harcadığımız
döviz miktarı yağlı tohum
için 1,24 milyon dolar, ham
yağ için 1,6 milyon dolar,
küspe için 808 bin dolar
olmak üzere toplam 3,65
milyon dolardır. Buna
karşılık ithal ettiğimiz ürün
miktarları 2 milyon ton
yağlı tohum, 1,4 milyon ton
ham yağ ve 1,7 milyon ton
küspe olmak üzere toplam
5,1 milyon tondur.
2013 yılındaki ithalat ve ihracattaki durum ise şöyle görünmektedir.
Soya fasulyesi ithalatı en çok başta ABD olmak üzere Arjantin ve
Brezilya’dan yapılmıştır. Ayçiçeği
tohumu ve ham yağı Ukrayna, Bulgaristan, Rusya’dan ithal edilirken
ve palm yağı ise Malezya’dan ithal
edilmiştir. 2013 yılında 772 bin ton
yağ ihracatı karşılığında ise 1,08 milyar dolar döviz girdisi elde edilmiştir.
İhracatın tamamına yakını dünyada
en çok istikrarsızlığın yaşandığı başta
Irak olmak üzere bölge ülkeleridir.
Ülkemizde temeldeki sorun üretimden kaynaklanmaktadır. Hammad-
de üretimimiz yeterli değildir. Üretim maliyetlerinin aşağısında kalan
fiyatlar verilen bazı desteklere rağmen hala üreticiyi teşvik etmekten
uzak görülmektedir. Yağlı tohum
ve ham yağ ithal ettiğimiz ülkelerde
üreticilere düşük fiyatlarla sunulan
girdiler ve pazarlama destekleri dış
ticarette de fiyatların daha düşük
oluşmasına neden olmaktadır. Bu
durumda sırf dış fiyatlar düşük diye
iç ve dış piyasalardaki gerçekleri
görmeden ithal ile sorunları çözme
kısa vadede çıkış yolu olarak görülse de uzun vadede istikrarlı bir
üretim politikası oluşturulmasını
engellemektedir. Nitekim ülkemizde yıllardan beri uygulanan bu yöntem çözüm getirmek bir yana yağlı
tohum üretimine zarar vermiştir.
Kazanan yabancı çiftçiler ve ithalattan gelir eden çevreler kaybeden
ise Türkiye olmuştur.
Sektör hammadde bakımından dışa
bağımlı olması temel sorundur.
Madem hammadde yoktu da neden
böylesi büyük bir kapasite oluşturuldu ve bu fabrikalar sorusu ve
yıllardan beri yapılan ithalat ısrarı
kafaları karıştırmaktadır. Yıllardan
beri düşük kapasite ile çalışan sektörün durumu üzücü bir tablodur.
Böylesi bir yapıda özel sektörden
yağ bitkileri üretiminin artırılması noktasında çok şey beklenemez.
Zaten finans olarak güçleri yetse
idi bugüne kadar üretimin artması ve düşük kapasite kullanımına
karşı sadece ithalat düşünülemezdi. Sonuç ortadadır. Bu konuda
kesinlikle bir devlet politikası geliştirilmelidir. Bir saman ithalatında bir et ithalatında ayağa kalkan
Türkiye yıllardan beri devam eden
yağ ithalatı konusunda susmakta ve
uyumaktadır. Bu tablodan ülkesini
düşünen üreticiler, ülke tarımı için
çalışanlar, tarıma gönül verenler,
bazı sanayici ve ticaret adamlarımız
haklı olarak rahatsızdır. Ama bazı
çevreler durumdan memnun görünmektedir.
Eğer gerçekten bir çözüm istiyorsak, ülkemizin kaynaklarını verimli
kullanmak, ülke ekonomisine katkısını artırmak istiyorsak, bitkisel yağ
güvenliğimizi garanti altına alma
konusunda samimi isek, öncelikle
üretim destekleri yeterli hale getirilmelidir. Üretici maliyetlerini dikkate alan ve üretimi destekleyen bir
fiyat politikası izlenmelidir. İthalat
yapılan ülkelerdeki girdi fiyatları
ve üretim maliyetleri konusundaki gelişmeler izlenmeli ve geleceğe
yönelik stratejiler çizilmelidir. Konuyu özel sektörün üstüne yıkarak
çözme mantığından uzaklaşılmalıdır. Dünyada her geçen gün önemi
artan biyodizel üretiminde yağlı
tohumların kullanılması konusu da
dikkate alınarak TMO benzeri bir
yağ ofisi oluşturulmalıdır. Üretim,
stok ve ithalat stratejilerinin sağlıklı şekilde oluşturulması sağlanmalı
ve uzun vadeli politikalar geliştirilmelidir. Yağlı tohum üretiminin
artırılması konusunda kooperatifler harekete geçirilmeli, bu konuda başarılı çalışmalar yapan başta
Trakya Birlik olmak üzere tüm kooperatiflerin deneyimleri dikkate
alınmalıdır. Hammadde üretiminin
artırılmasında çözümün kooperatifler aracılığı ile geliştirileceği tüm
paydaşlar tarafından bilinmelidir.
Başta Amerika olmak üzere birçok
ülkede de kooperatiflerin yağlı tohum ve yağ üretiminde pazarda etkin şekilde yer aldıkları ve sağlıklı
politikalar uygulanmasına destek
oldukları göz ardı edilmemelidir.
20
Eylül 2014 Köy-Koop Haber
KIRSAL KALKINMA
Yeni Nesil Kooperatifçilik-III
»» Prof.Dr. Erkan Rehber’in, 2006 yılında Türktarım
Dergisi’nin 171 sayısında kaleme aldığı ‘Tarımda Yeni
Nesil Kooperatifler’ adlı makalesinden kaynak olarak
yararlandığım, Yeni Nesil Kooperatifçilik konusunun üçüncü
ve son bölümünde sizlere, Geleneksel kooperatifler ile Yeni
nesil kooperatiflerin karşılaştırmasını aktaracağım.
Yeni nesil kooperatifler gesermaye miktarı ürün tesleneksel
kooperatifler
limatı ile orantılıdır. Bir
gibi ortağı üretici olan ve
ortaktan, teslim etmeyi düher ortağın bir oya sahip
şündüğü Belirli bir miktar
olduğu kooperatiflerdir.
ürün başına, değeri belli
ABD’de bazı yeni nesil
olan ortaklık paylarından
kooperatiflerde, ortaklık
alması istenir.
Turgay SOLMAZ
payına göre oy kullanma
Geleneksel
kooperatifler
yönünde eğilimler olduğu Köy-Koop Genel Müdürü minimum bir ortaklık payı
da belirtilmekte.
ile sermaye yaratmaya çalıGeleneksel kooperatifler genellikle öl- şır. Sermayenin bu yoldan sağlanıyor olçek ekonomisi ve pazar gücü kazanma ması, daha çok ortağa sahip olma amaamacıyla, daha çok ürün alma ve işleme- cıyla da uygun düşmektedir. Daha önce
yi amaçlarken, yeni nesil kooperatifler, de belirtildiği gibi geleneksel kooperaortak sayısı ve ürün miktarının saptan- tiflerde zaman içerisinde, dağıtılmayan
masında karlılık ilkesini önde bulun- dönem fazlaları veya ürün ödemelerindurmaktadırlar.
den kesilen paylarla sermaye artırılmaGeleneksel kooperatifler genellikle açık ya çalışılır. Yeni nesil kooperatiflerde
üyelik uygulamasına sahiptir. Koşullara ortakların önceden (kuruluşta) daha büuygun olan her üretici için üyelik açıktır. yük miktarlarda sermaye yatırmalarına
Yeni nesil kooperatiflerde ise sınırlı sa- gereksinim duyulmaktadır. Bu miktar
her ortak için aynı olmayıp, ortağın koyıda veya kapalı ortaklık vardır.
Geleneksel kooperatifler, ortak ürünle- operatife her yıl teslim etmeyi düşündürinin tamamını veya tamamına yakınını ğü ürün miktarıyla orantılıdır.
almayı hedefler. Yeni nesil kooperatiflerde ise üye, belirli bir miktar ürünü sözleşmeli yetiştiricilik ilişkisi içinde kooperatife teslim etmek durumundadır. Üretimin
düşük veya fazla olmasının sorumluluğu
kooperatife değil, üreticiye aittir. Yani
üreticinin ürünü fazla olduğu zaman kooperatif dışına satmak durumunda iken,
ürün az olduğunda da dışardan ürün alarak kooperatife teslim etmek zorundadır.
Ürün bedellerinin ödenmesinde de farklılıklar bulunmaktadır. Ortak ürünlerini
alıp-satan geleneksel tarım satış kooperatifleri, genellikle ürünü pazarlandığı
zaman pazar fiyatına yakın bir değeri
öder. Yeni nesil kooperatifler ise sözleşmede belirtilen fiyatı öder.
Geleneksel kooperatiflerde, kar veya
dönem fazlalarından nakit olarak ödenen oran % 20-35 kadar olup, arta kalan miktar daha sonra kooperatifin geri
ödeme planına göre dağıtılır. Yeni nesil
kooperatiflerde nakit ödeme oranı daha
fazladır. Kooperatif kurulurken her bir
ortak ürün teslim hakkı elde etmek için
kooperatife bir kuruluş sermayesi ödediğinden her yıl daha yüksek miktarda
nakdi risturn alabilir. Kooperatiflerde
havuz sistemi, ortaklara yapılan ödemelerde kullanılan bir yaklaşımdır.
Yeni nesil kooperatiflerde daha yaygın
kullanılır. Ödemeler belirli bir havuzda
toplanır ve bir sistem içinde ortaklara
ödeme yapılır.
Yatırım sermayesi sağlanması konusundaki ortak sorumluluğu dikkate
alındığında geleneksel kooperatiflerle
yeni nesil kooperatifler arasında önemli
farklar vardır. En önemli fark başlangıç sermayesinin oluşmasındadır. Yeni
nesil kooperatiflerde ortağın yatıracağı
KİTAP
Geleneksel kooperatiflerde
ortaklık payları çok düşüktür.
Yeni nesil kooperatiflerde
ise bu miktar çok yüksektir.
Ancak, bunlarda da genellikle
bir ortağın alabileceği
toplam miktarla sınırlıdır.
Kooperatifle ilişkilerini
azaltmak isteyen ortak,
kendi ortaklık hisselerini
kooperatiften daha fazla
yararlanmak isteyen ortağa
satabilir. Kooperatifler belirli
koşullarda kooperatif ortak
paylarına bedelini ödeyerek el
koyabilirler veya alabilirler.
Yeni nesil kooperatiflerde böyle bir uygulama beklentisi yoktur. Ortaklar ana
sözleşmenin öngördüğü şekilde ortaklık
paylarını satabilirler. Geleneksel kooperatiflerde ortaklıktan çıkmada, ortaklık
payları ve biriken sermayeler ancak itibari değeriyle satış yoluyla geri alınabilir. Yeni nesil kooperatiflerde, ürün satış
taahhüdüne bağlı sermaye payları, bu
payı almak için gerekli niteliklere sahip
bir üye veya üreticiye satış yoluyla devredilebilir. Yönetim kurullarının onayına bağlı olan bu devir işlemi, tarafların
aralarında anlaştıkları fiyattan gerçekleşir ve satıcının başlangıçta ödediği değerden az veya fazla olabilir.
Kaynak:
-Prof.Dr. Erkan Rehber, Türktarım
Dergisi, Eylül-Ekim 2006, Sayı:171, s. 40-43
-http://www.erekonomi.com/YeninesilKoop.pdf
Prof.Dr. Erkan REHBER
• Kooperatifçiliğin Tarihçesi
• Kooperatif Tanımı,
Sınıflandırılması
• Kooperatifçilik Değer ve İlkeleri
• Kooperatif Teorisi
• Dünya ve Türkiye'de
Kooperatifçilik
• Kooperatiflerin Geleceği
www.ekinyayinevi.com
Stratejik Planlar
»» Kooperatiflerin kamunun diğer kurumlarında olduğu gibi “Stratejik
Planları “ hazırlama zorunluluğu ortaya çıkınca önce eğitimler ve planlama
çalışmaları vs. başladı.
Aslında iyi de oldu. Biraz gerçekçi olursak birçok kooperatifin,
planlama, hedef, amaç, strateji gibi kavramlarla bir ilişkisi olduğu söylenemez. Mevcut
şartlarda, ağırlıklı olarak konu
devletin verdiği desteklerin miktarıdır. Uğraşılan tek konu da
budur desek yeridir. Hiç kimse
çıkıp demez ki ‘kardeşim sen bütün Türkiye’de örneğin (x) ürünü üretiminde birim ürün miktarı başına destek veriyorsun.’
Ama Orta Anadolu’da ve Doğu
Anadolu’da verim dekar başına
bir birim ise başka yerde üç katı
olabiliyor. Ayrıca oralarda ikinci
ürün de üretilebiliyor. Bu durumda bırakın uluslararası rekabeti oradaki üretici
veya kooperatifler diğerleriyle nasıl rekabet edecek. Söylemek
istediğim kooperatiflerin yeni stratejiler
üretmede daha aktif
olmaları gerektiğidir.
Stratejik plan stratejik yaratıcılık ile birlikte bir anlam ifade eder. Yoksa rutin işleri
planlamak bunları beş yıla yaymak değildir.
Siz stratejik planları yaptınız ama
beş yılda dünyada çok şey değişti, bu planları ne yapacaksınız?
Yaptığınız planlar doğrultusunda
mı gideceksiniz? Yoksa her şeyi
bir yana bırakıp değişimlere ayak
mı uyduracaksınız?
Strateji planlanmaz.
Stratejik niyetler
değişime uyan koşullarda
planlanır. Stratejik
niyet bir anlamda
hayallerinizdir.
John F. Kennedy “ 1960’lı yılların
sonunda aya ayak basan ilk millet olacağız” dediğinde ne kendisi
ne de NASA bunun nasıl olacağını bilmiyordu. Bu Amerikan ulusunun hayali oldu ve sonrasında
gerçekleşti.
En başta kooperatiflerin kendilerini nasıl tanımladıkları çok önemlidir. Kendilerini nerede görüyorlar.
Bugünkü durum nedir. Üretici
mi, pazarlamacı mı yoksa her ikisini de bir arada bulunduran bir
kurumsal yapı mı? Diğer taraftan
Tevfik Fikret CENGİZ
Köy-Koop Merkez Birliği
Proje Koordinatörü
[email protected]
kamu kooperatifleri nasıl görüyor,
kooperatiflere biçilen rol nedir, tarımsal ürünlerde bir denge unsuru
olarak mı düşünülüyor, hazırlanmış olan ulusal strateji belgesin-
de bu soruların yanıtı var mı gibi
veriler sabit olmalıdır ki bunların
üzerine stratejik niyet yaratılsın.
Önemle belirtilmesi gereken husus, kamu paydaş olarak bu çalışmanın doğrudan içinde olmalıdır.
Adına ne derseniz, Stratejik Planlama, bir kuruluşun bulunduğu
nokta ile ulaşmayı arzu ettiği durum (niyetleriniz) arasındaki yolu
tarif eder. Kuruluşun amaçlarını,
hedeflerini ve bunlara ulaşmayı
olanaklı kılacak yöntemlerin belirlemesini gerektirir. Uzun vadeli ve geleceğe dönük bir bakış
açısı taşır. Ancak dünyadaki değişimleri göz önüne almazsanız,
statükoyu koruyum derseniz, asıl
hedefe yani başkalarıyla rekabet
edebilme şansını kaybedersiniz.
Globalizasyon, teknolojik gelişim
ve toplumsal değişim nedenleri
ile radikal ve yenilikçi kurumlar
daha fazla kabul görmekteler.
Dünyanın en büyük danışmanlık
şirketlerinden McKinsey’in on
sekiz yıl önce Gary Hamel’e yaptırdığı bir araştırmada yaratıcı ve
devrimci stratejiler için on temel
ilke öneriyor. Çalışmalarınızda
faydalı olur düşüncesiyle bunları
özet olarak aktarıyorum.*
1. Stratejik planlama strate-
jik değildir. Stratejik planlama
birçok kurumda takvime bağlı
ritüelden ibarettir. Temel sorun,
planlama ile strateji oluşturma
arasında ayrım yapamamaktan
kaynaklanmaktadır.
2. Strateji oluşturma sert
değişimler içermelidir. Alanınızda kabul görmüş her şeyi
sorgulayın. Bu inanışları ortadan
kaldırınca ne gibi yeni fırsatların
ortaya çıkacağını tartışın.
3. Darboğaz şişenin tepesindedir. Her kurumda statükonun
çok güçlü savunucuları vardır.
Bunlar ” üst yönetim” olarak adlandırılır. Örgüt piramidini ters
çevirmeyi düşünmelisiniz.
4. Her kurumda
sektör devrimcileri vardır. Orta
kademe yöneticileri
radikal fikirleri söylemek
istemezler.
Bunları bulup ortaya
çıkartın.
5. Değişim sorun
değildir. Sorun kişilerin değişimi sahiplenmemesidir.
6. Strateji oluşturma katılımcı olmalıdır.
7. Herkes bir strateji eylemcisi olabilir. Çalışanlar buna
gönüllüdür, yeter ki fırsat verilsin.
8. Yukarıdan aşağıya ve aşağıdan yukarıya politikalar
birbirinin alternatifi değildir. Radikal strateji yaratma sürecinde üst yönetim “hâkim” değil, öğrenci rolünü oynamalıdır.
9. Sonu, en baştan görmek
mümkün değildir. Strateji yaratma açık uçlu bir süreç olmalıdır. Esneklik, yaratıcı fikirleri
teşvik, stratejik plan mantığından çok daha sağlıklıdır. Sürprizler hayatın gerçekleri, planlar ise
yanılsamalarıdır.
10. Öngörü ve perspektif en
az elli IQ değerindedir. Aydınlanma olmadan devrim olmaz. Bulunduğunuz sektörde
devrim yapmak istiyorsanız dünyaya yeni bir bakış açısıyla, yeni
bir objektifle bakmalısınız. “Bir
kurumun stratejik kapasitesini
belirleyen yeni yatırımları değil,
hayal gücüdür.”
* A.Kırımlı, “Yeni Dünya’da Strateji
ve Yönetim” Aralık 2004, Ankara
30 Ağustos Zafer Bayramı
Kutlu Olsun...
BİLMERGRUP
30 Ağustos, yoksul ve
ümitsiz bir halkın diriliş ve
bağımsızlığı uğruna verdiği
var olma savaşının taçlandığı
bir gündür.
Emperyalist ülkelere karşı
ezilen tüm mazlum halkların,
özgürlük direnişine güç ve
cesaret vermesi ‘Zaferin’
ne denli anlamlı ve önemli
olduğunu ortaya koymuştur.
Köy-Koop Merkez Birliği
Köy-Koop Haber Eylül 2014
SAĞLIK
21
Elma Suyu İçin
Anne ve Babalar Dikkat: Bonzai…
»» Elma suyu içmek nelere iyi gelir?
»» Gençler arasında giderek yaygınlaşan ve büyük bir tehlikeye dönüşmeye başlayan
Bonzai ile ilgili Milliyet gazetesine açıklamalarda bulunan Prof. Dr. Bekir Sami
Uyanık’ın verdiği bilgiler, konunun ne kadar önemli olduğunu ortaya koyuyor.
• Elma suyunun tam bir sağlık deposu
olduğundan haberiniz var mıydı?
Hem lezzetiyle, hem de sağlığıyla
elma suyunun yararları.
• Elma suyu metabolizmayı hızlandırır ve idrar miktarını artırır. Kilo
sorunu olan kişilerin ödemi atmasını sağlar.
• Günde bir bardak elma
suyu ile kandaki kolesterol oranınızı dengeleyebilir kalp ve damar sağlığınızı koruyabilirsiniz.
• Aç karnına içilen bir bardak elma suyu kanı temizler
toksinlerin atılmasına yardımcı olur.
• Uykudan önce içilirse rahatlatır ve
uykuya geçişi kolaylaştırır.
• Mide bulantısını engeller sindirimi kolaylaştırır.
• Gastritten kaynaklanan yanmaları hafifletir.
• Gastritten kaynaklanan yanmaları hafifletir.
• Enerji verir.
• Cildi güzelleştirir ve genç
kalmasını sağlar.
• Rejim yapanların tatlı
yeme arzusunu giderir.
• Kalbi güçlendirir.
• İdrar yolları şikâyetlerini hafifletir.
Yemekten Sonra Yapılmaması
Gerekenler
»» Uzmanlar yemekten sonra yapılmaması gereken bazı
noktalara dikkat çekiyor.
Uzmanlar tarafından yapılan araştırmalara göre, yemeğin hemen ardından yakılan tek bir sigara, 10 sigara
içmeye eşdeğer sayılıyor.
Türk kültürünün en önemli alışkanlıklarından biri olan yemek üstüne
çay içmek de sağlık açısından faydalı
görülmüyor.
Yemeğin hemen üstüne yenilen
meyve, midenizin hava ile dolmasına sebep oluyor. Meyveyi yemekten
1 saat önce veya yemekten 1-2 saat
sonra yemeniz sağlığınız açısından
daha faydalı olacaktır. Yemekten
sonra kemer gevşetmek, bağırsak
düğümlenmesine sebep olabiliyor.
Yemeğin hemen ardından uyumak
da sindirim sisteminin yeterince ça-
lışamamasına ve bağırsak iltihaplanmalarına ve mide rahatsızlıklarına
sebep olur.
Yemekten hemen sonra alınan duş,
kan akışını el ve ayaklara doğru çoğaltırken, mide etrafında kan akışını
azaltır. Yemekten hemen sonra yürüyüş yapmak da sakıncalı.
Dut’un Faydaları
Ülkemizde sıklıkla yetiştirilen ve çok
tüketilen dut meyvesinin sayısız faydası bulunuyor.
Potasyum, tiamin, kuersetin, niasin,
kalsiyum, demir, B ve C vitamini,
organik asitler içermektedir. Kalori
değeri oldukça yüksektir, enerji deposudur, iştah artırır. Halsizlik ve
yorgunluk için faydalıdır. Kansızlık
sorunu yaşayanlarda düzenli tüketimi önerilir. İltihap giderici özelliği
vardır, ağız yaralarında, bademcikte,
diş eti hastalıklarında faydalıdır. Bebeklerde oluşan pamukçuk için etki-
lidir. Çocuklarda zeka gelişimi için
tüketilmelidir. Sindirim sistemini
hızlandırır, kabızlık sorunu yaşayanlarda olumlu etkisi vardır. Barsak
pazazitleri için de tüketilebilinir, parazit düşürücü ender besinlerdendir. Astım ve akciğer hastalıklarında
olumlu etkisi bulunmaktadır. Sakinleştirici özelliği vardır, stresli anlarda yağlı ve şekerli yiyecekler yerine
tercih edilebilinir. Özellikle şeker
hastalarının ve insulin direnci yaşayan kişilerin dut meyvesini dikkatli
tüketmeleri gerekiyor.
Dt. Coşkan ARAS
KİME NİYET KİME KISMET
Genç dişhekimi yeni gelen son Afet bir kahkaha patlatır;
hastasını içeri aldığında gözlerine - Hemen tedaviye başlayalım dokinanamaz.
torcuğum.
Çok güzel bir sarışın afet içeri gi- Tedaviler bir çırpıda biter, sıra
rer, rahat hareketlerle cilveli cilve- ödemeye gelir. Hekim sabırsızlanli koltuğa oturur.
maktadır.
- Doktorcuğum pek param yok ama Afet bekleme salonuna doğru ilerler;
bana bir fiyat çıkarır mısın önce?
- Ödeme için gelir misin babaanneDişhekimi, hastanın hareketlerin- ciğim, doktor beyi fazla bekletmeden cesaretlenip:
yelim!!!
- Hımm, şu öndeki dolgu, yanaktan
bir öpücük.
Afet gülümser.
- Şu arkadaki dolgu öbür yanaktan
iki öpücük.
Afet daha işveli güler.
- Şu en arkadaki derin dolguya da
dudaktan bir öpücük.
Bonzai nasıl bir maddedir?
Dünyada Spice, Bonzai Citrus, K2,
Jamaican, Scope, Smoke gibi isimlerle bilinen, bazı kurutulmuş bitki
yapraklarına emdirilmesiyle sıvı
ve toz şeklinde ambalajlanıp sağlığa zararlı olmadığı algısı oluşturularak piyasaya sürülen; Bonzai,
esrara benzer etkilere neden olan
ve metabolizmayı tamamen tahrip
eden uyuşturucu bir maddedir.
Bu sentetik kannabinoidler, hastalıkların teşhis ve tedavisi amacıyla
laboratuvarlarda
geliştirilmiştir.
Ancak, uyuşturucu olarak pazarlanan bonzai ürünleri içindeki, çok
farklı miktar ve çeşitteki bu sentetik maddeler, doğal esrar ve eroine
göre çok daha tehlikeli etkileriyle,
beyin hücrelerinde kısa sürede hasara yol açar, şizofreniye benzer bir
durum ortaya çıkarır ve ani kalp
durmalarına neden olur.
Bonzai alındıktan sonra vücuttaki
etki süresi, içindeki etken maddelerin çeşidine ve dozajlarına göre değişir ve saatlerce de sürebilir. Özellikle Alkol ile birlikte kullanıldığında
halüsinasyonlar, panik ataklar, kusmalar daha sık ve ağır olur. Ne yazık
ki, ölüm tribi (vücudundaki uyuşmalardan dolayı felç olacak hissine
kapılma, bayılacak gibi olma, kalp
kriziyle öleceğini düşünmek gibi
içinden çıkamadığı hallerle çok yoğun bir korku ve sıkıntının yaşandığı, bir bakıma panik atak geçirme
halidir) denilen bir tür panik atak
geçiren birçok insan, yasadışı madde kullanımı nedeniyle Hastaneye
gidememekte ve bu vakalar ölümle
sonuçlanabilmektedir.
Laboratuvar testleri ile
Bonzai kullanıldığı tespit
edilebilir mi?
Yasadışı birçok uyuşturucu madde
gibi Bonzai kullanılıp kullanılmadığı, idrar, kan, tükürük, saç ve ter
testleri ile belirlenebilir. Ancak, hastane laboratuvarlarında çoğunlukla,
daha kolay ve hızlı sonuçlar alındığı
için, negatif ve pozitif test sonucu
veren idrar testleri kullanılır. Daha
sonra ise, bu test sonuçları yorumlanarak çok daha hassas ve spesifik
doğrulama testi ile teyit edilir.
Bonzain kullanımının
belirtileri nelerdir?
Bonzai kullananlarda, vücut sıcaklığı yükselir, Ağrı duyusu azalır,
hareketleri yavaşlar ve yüz ifadesi donuklaşır. Vücutlarını, kol ve
bacaklarını farklı bir pozisyona
sokarlar ve uzun süre öyle kalırlar.
Bonzai, vücutta doğal olarak bulunan kannabinoidlere göre, beyinde
bulunan CB1 ve bağışılık sistemi ile
ilgili CB2 reseptörlerini çok daha
güçlü uyardığından etkileri daha
uzun sürer. Bu nedenle Bonzai kullanımında ölüm oranları daha sık
görülmektedir.
Bonzai kullanımının
başlıca belirtileri
şunlardır;
• Baş dönmesi,
• Halüsinasyon, hafıza kaybı, duygu
ve düşünce bozuklukları, oryantasyon bozukluğu,
• Görme ve işitme ile ilgili, algıda
bozukluklar,
• Geçici felç durumu, bilinç kaybı
• Ağrılı uyaranlara duyarsızlık, nöbetler ve koma,
• Çarpıntılar, ritim bozuklukları,
kalp atışlarının artması, nabız yükselmesi, kan basıncında (tansiyonda) hızlı düşme, şok, kalp krizi
• Nefes darlığı, öksürük, kas kasılması, göğüs ağrıları,
• Ağız kuruluğu, bulantı ve kusma,
yutma güçlüğü,
• Karın ağrıları ve kanamalar gibi
mide bağırsak etkileri,
• Hareket bozuklukları, kaslarda
ağrı, sertlik ve kramplar,
• Kan şekeri düşüklüğü
• Açlık hissi,
sıvı kaybı,
iştah bozuklukları,
• Elektrolit bozuklukları, vücut ısısının yükselmesi, aşırı terleme gibi
metabolik bozukluklar.
Kimler tehlike altındadır?
Uyuşturucu madde kullanımına sebep olan birçok sorun ve faktörler,
Bonzai kullanımında da geçerlidir.
Ergenlik döneminde hassaslaşan
gençler başta olmak üzere, özellikle ailevi, sosyal ve kişisel olarak
sorun yaşayan 15-30 yaş arasındaki bireyler uyuşturucu tacirlerin ve
aracılarının tercih ettiği Bonzai risk
grubunu oluşturur.
Tatil Sonrası Çocukların Okula Uyum
Sorunu Nasıl Aşılabilir
»» Öğrencilerin tatil sonrası okula uyumunu sağlamak için aileler ne yapmalı?
Herçocuk için okula dönüş ve tekrar okul temposuna uyum sağlama farklı duygular uyandırabilir.
Bir çocuk okula çok kısa zamanda
uyum sağlarken başka bir çocuk
için bu biraz daha fazla zaman alabilir.
Tatil sonrası okula uyumu etkileyen
birçok faktör vardır. Çocuk tatil süresince yeterince dinlendi mi? Kendine yeterince zaman ayırdı mı?
Yoksa tatili okuldaki eksiklerini
kapatmak için ders çalışarak mı geçirdi? Bunları sorgulamak gerekir.
Yeterince dinlenmeyen, tatil yapamayan çocuklar için okula dönmek
zor gelecektir. Bu nedenle tatilde
çocukların yeterince dinlenmesine
fırsat vermek gerekir.
Tatil sonrası okula uyumu kolaylaştıracak önerilerde bulunan Psikologlar, çocuklara bir hafta önceden
‘okullar açılıyor’ diyerek sürekli
okul sorumluluklarını hatırlamanın
sakıncalı olabileceğini belirtiyorlar.
Çocuklar zaten okulların açılmasına bir hafta kaldığını ve okul
dönüşü sorumluluklarının tekrar
başlayacağının farkındalar. Çocuğunuza okulun başlamasına birkaç
gün kala okulun başlayacağı günü
hatırlatabilir ve okula hazırlık yapmasını isteyebilirsiniz. Okulun açılmasına bir gün kala ise okul formasının ve çantasının hazırlanmasına
destek olabilirsiniz.
Uyku Düzeni Çok Önemli
Çocukların tatil süresinde uyku düzeninin değişir, uyku düzeninin okula
uyumunu kolaylaştırmak için birkaç
gün fırsat verilmesi gerekiyor.
Çocuğunuz okuldan
geldikten sonra kaç saat
oyun oynayacak, kaç saat
dinlenecek ve ödevlerini
hangi saatler arası yapacak
bilirse çocuğunuza bu
sorumluluklarını sürekli
hatırlatmak zorunda
kalmazsınız. Çocuğunuz
okulun başladığı ilk hafta
okul sorumlulukları
konusunda biraz tembel
davranabilir. Bu konuda
çocuğunuza anlayışlı
olmalı ve biraz zaman
vermelisiniz.
Çocuğunuza okuldan eve gelince
‘okul nasıl geçti, derslerde nasıldı?’
gibi sorular sormayın. Çocuğunuz
okul konusunda konuşmak isterse konuşabilirsiniz. Çocuğunuzu
arkadaşlarıyla veya kardeşleriyle okula uyumu ve performansı
açısından kıyaslamayın ve onları
örnek göstermeyin. Her çocuğun
farklı özellikleri ve ayrı yetenekleri
vardır. Çocuğunuzun çocuk olduğunu, oyuna ve eğlenceye ihtiyacı
olduğunu unutmayın. Çocuğunuza
ders çalışması dışında oyun da oynamasına fırsat verin. Özellikle çocuğunuzun dışarıda arkadaşlarıyla
oynaması için motive edin.
22
Eylül 2014 Köy-Koop Haber
ETKİNLİKLER
EYLÜL 2014
TARIM FUARLARI TAKVİMİ
EYLÜL AYI TARIM TAKVİMİ
TARLA ZİRAATI
a) Güzlük ekimler için toprak sürümü yapılır. Sürülmüş tarlalara ekim için ikileme ve
üçlemesi yapılır. Sürümle birlikte gübreleme
de devam eder.
b) Özellikle soğuk bölgelerde hububatta erken ekim amacıyla bu ay ekim başlar.
eder. Hasad edilen meyveler ambalajlanır.
Pazara sevkedilir. Muhafaza edilir ve değerlendirilir. Yeşil zeytin salamurası amacıyla
hasat yapılır.
SEBZECİLİK
a) Bazı bölgelerde kışlık sebzelerin ekimi ve
fidelerinin dikimi devam eder.
c) Endüstri bitkilerinde sulama, çapalama ve
diğer bakım işleri devam eder.
04.09.2014 - 07.09.2014
TRAK SHOW 2014
Traktör, Taşıyıcı Ekipmanlar, Tarım Makine ve Ekipmanları Fuarı- İFM Yeşilköy
Traktör, Biçerdöver, Taşıyıcı Ekipmanlar, Toprak
Hazırlama, Ekim ve Dikim Makineleri, İlaçlama,
Hasat, Bahçe, Sera ve Hayvancılık Ekipmanları
Meridyen Fuarcılık
d) Meralarda otlatmaya bazı bölgelerde devam edilir. Çayırlıklar ve yem bitkilerinin
son hasatları yapılır. Hasıl, mısır ve diğer yeşil yemlerin silajına başlanır.
e)Hayvan hastalıkları ve zararlıları ile mücadele devam edilir.
d) Her türlü hastalık ve zararlılarla mücadele edilir.
e) Hasat ve harman işleri yürütülür. Tütünlerde kırma, pamukta hasat devam eder. Diğer endüstri bitkileri ve bostanların hasadı
yapılır.
TAVUKÇULUK
MEYVECİLİK
b) Sebzelerde sulama, çapa ve diğer bakım işleri yapılır. Sebzelerden tohum alınır.
18.09.2014 - 21.09.2014
c) Çeşitli zararlı ve hastalıklarla mücadele yapılır.
GIDA-TEK 2014
Gıda ve İçecek Üretim Makine ve Teknolojileri, Gıda Güvenliği, Katkı ve Yardımcı
Maddeler Fuarı- Tüyap İstanbul
Sıvı Gıda, Et, Süt, Unlu- Çikolatalı Mamüller,
Üretim Makine Sistem ve Ekipmanları, Gıda Güvenliği, Kalite Kontrol Cihaz ve Sistemleri, Soğutma, Havalandırma, Depolama
Reed Tüyap Fuarcılık
d) Her türlü sebze hasadı yapılır. Bazı bölgelerde son turfanda sebzelerin hasadına başlanır.
18.09.2014 - 21.09.2014
Agroexpo Eurasia
Tarım, Tarımsal Mekanizasyon, Seracılık,
Hayvancılık Teknolojileri Fuarı-İzmir
Tarım, Tarım Teknolojileri, Seracılık, Hayvancılık, Tohum, Fidan, Gübre, Sulama Teknolojileri,
Hayvancılık, Hayvan Sağlığı Teknolojileri
Orion Fuarcılık
24.09.2014 - 28.09.2014
Tarım Hayvancılık, Tohum, Meyvecilik,
Sulama Teknolojileri Fuarı-Lüleburgaz
Tarım, Tarımsal Mekanizasyon, Seracılık,
Hayvancılık Teknolojileri Fuarı
Tarım, Hayvancılık, Tohum, Meyvecilik, Sulama
ve Seracılık Teknolojiler,Traktör ve Ekipmanları,
Depolama Sistemleri,Soğutma, Havalandırma
Sebzeler ambalajlanır, pazara sevkedilir, çeşitli yollarla değerlendirilir.
BAĞCILIK
a) Bazı bölgelerde Sonbahar dikimi amacıyla
fidan çukurları açılmaya başlanır. Çekirdekli
tohum ekimleri için fidanlıklarda tavlara hazırlanır.
b) Fidan ve ağaç dikimi yoktur.
c) Meyve bahçesi ve fidanlıkta bakım, sulama, çapa işleri yanında bazı bölgelerde durgun göz aşısı devam eder.
d) Meyvelerde gelecek yıl yumurtadan çıkarak hasar yapacak olan zararlılara karşı mücadele devam eder.
e) Meyvelerden bazılarının hasadı bitmiştir.
Ancak bazı çeşitli meyvelerin hasadı devam
a) Bağlarda sulama, hereklere bağlama gibi
bakım işleri devam eder.
b) Çeşitli hastalık ve zararlılarla mücadele
yapılır.
a) Kümesler onarılarak kışa hazırlık yapılır.
Badanalanır ve dezenfekte edilir.
b) Çeşitli yemler üzerinden tavukların beslenmelerine devam edilir. Tavuklar sık sık
anız ve yoncalıklara salıverilmelidir. c) Çeşitli tavuk hastalıklarına karşı koruyucu aşılar yapılır ve önleyici ilaçlar verilir.
ARICILIK
a) kovanlarda bakım işleri devam eder. Soğuk bölgelerde kovan ağızları daraltırılır
b) Çeşitli arı hastalık zararlıları ile mücadele
edilir.
c) Bal hasadı devam eder. Soğuk başlayan
bölgelerde kovanlarda kışlık yem durumları
kontrol edilir.
c) Üzüm hasadı, pazarlaması ve çeşitli yollarla değerlendirilmesine devam edilir.
HAYVANCILIK
a) Bazı bölgelerde hayvanlar yaylalardan kışlıklara dönerler. Ahırlarda gerekli tamirat ve
dezenfeksiyon yapılarak hazır hale getirilir.
b) Hayvanların yemleme, tımar, temizlik
gibi bakım işleri ay boyunca devam eder.
c) Koç katımına devam edilir.
Mevzuat
▶▶ 4 Ağustos 2014 Tarihli
ve 29078 Sayılı Resmî Gazete,
2014/6646 Haşhaş Kapsülü ve
Tohumu Alımı ve Satımı Hakkında
Kararda Değişiklik Yapılmasına
Dair Bakanlar Kurulu Kararı
▶▶ 7 Ağustos 2014 Tarihli
ve 29081 Sayılı Resmî Gazete.
2014 Yılı Kurban Hizmetlerinin
Uygulanmasına Dair Tebliğ
▶▶ 8 Ağustos 2014 Tarihli
ve 29082 Sayılı Resmî Gazete,
Organik Hayvancılık Destekleme
Ödemesi Yapılmasına Dair Tebliğ
(No: 2014/35)
▶▶ 12 Ağustos 2014 Tarihli
ve 29086 Sayılı Resmî Gazete,
Doğal Sit Alanlarında Planlanan
Hidroelektrik Santralleri (HES)
Projelerinin Gerçekleştirilmesine
Yönelik İlke Kararı (No: 69)
▶▶ 13 Ağustos 2014 Tarihli
ve 29087 Sayılı Resmî Gazete,
Türkiye Tarım Havzaları Üretim
ve Destekleme Modeline Göre Yaş
Çay Üreticilerine 2014 Yılı Yaş Çay
Ürünü İçin Fark Ödemesi Desteği
Yapılmasına Dair Tebliğ
▶▶ 14 Ağustos 2014 Tarihli
ve 29088 Sayılı Resmî Gazete,
Tarım veya Orman Traktörleri,
Bunların Römorkları ve Birbiriyle
Değiştirilebilir Çekilen Makinaları
ile Sistemleri, Aksamları, Ayrı
Teknik Üniteleri ile İlgili Tip
Onayı Yönetmeliği (2003/37/
AT)’nde Değişiklik Yapılmasına
Dair Yönetmelik
▶▶ 16 Ağustos 2014 Tarihli ve
29090 Sayılı Resmî Gazete, Türk
Gıda Kodeksi Gıda ile Temas
Eden Madde ve Malzemeler
Yönetmeliğinde Değişiklik
Yapılmasına Dair Yönetmelik
▶▶ 23 Ağustos 2014 Tarihli ve
29097 Sayılı Resmî Gazete, Türk
Gıda Kodeksi Sofralık Zeytin
Tebliği (No: 2014/33)
▶▶ 30 Ağustos 2014 Tarihli
ve 29104 Sayılı Resmî Gazete,
2014/6732 2014 Yılında
Tarımsal Sulamaya İlişkin
Elektrik Borcu Bulunan Çiftçilere
Bu Borçları Ödeninceye
Kadar Destekleme Ödemesi
Yapılmamasına İlişkin Kararda
Değişiklik Yapılmasına Dair Karar
▶▶ 30 Ağustos 2014 Tarihli
ve 29104 Sayılı Resmî Gazete,
Çiftçi Kayıt Sistemine Dâhil Olan
Çiftçilere Mazot, Gübre ve Toprak
Analizi Destekleme Ödemesi
Yapılmasına Dair Tebliğ (Tebliğ
No: 2014/20)’de Değişiklik
Yapılmasına Dair Tebliğ (No:
2014/39)
▶▶ 30 Ağustos 2014 Tarihli
ve 29104 Sayılı Resmî Gazete,
Tarımsal Sulamaya İlişkin Elektrik
Borcu Bulunan Çiftçilere Bu
Borçları Ödenene Kadar 2014
Yılında Tarımsal Destekleme
Ödemesi Yapılmayacağına Dair
Bakanlar Kurulu Kararı Uygulama
Tebliği (Tebliğ No: 2014/9)’nde
Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ
(No: 2014/42)
Köy-Koop Haber Eylül 2014
SPOR-TARIM BULMACA
Engelim Olma Yeter!
23
»» İnsan araştırdıkça, okudukça neler öğreniyor? Özellikle büyükşehirlerde son yıllarda hummalı bir şekilde yapılmaya çalışılan “engelliler için
düzenlemeler ”gözlerimizi kamaştırıyor.
Yasal zorunluluklar çerçevesinde yapılmaya çalışılan bu düzenlemelerin bazıları, komik şekilde medyaya
malzeme olmaktan da kurtulamıyor.
Sözgelimi bir şehrimizde görmeyenler için yapılan sarı kaldırım bantının
bir binanın duvarında sonlanması ya
da bir ilçemizdeki yaya kaldırımının
sonundaki engelli rampasının, aynı
zamanda “çöp bırakma alanı” olarak
çifte görevle değerlendirilmesi…
Çevremize baktığımızda dikkatimizi
hiç çekmeyen engelli vatandaşlarımızın bizlere en büyük iyiliği, etrafta fazla dolaşmamalarıdır. Zaten
isteseler de çok fazla şansları yok.
Şehirlerde göstermelik yapılan düzenlemelerin, bir de vatandaşlarımız
tarafından engellenmesi yüzünden,
engelli vatandaşlarımızın büyük
bir oranı evden dışarı çıkıp hayata
karışamıyorlar. Bilmeniz gereken
Türkiye’de Haziran 2014 rakamlarına göre engel nedeni çeşitlilik gösteren 1.802.863 vatandaşımız bulunmaktadır (Kay: Engelli Ve Yaşlı
Hizmetleri Genel Müdürlüğü-Araştırma Geliştirme Ve Proje Dairesi
Başkanlığı) .Ve bunların 403.006
kişisi ortopedik özürlü.
Çoğumuz için başımıza gelmeden bir
anlam ifade etmeyen engelli sorunu,
diğer ülkelerde daha erken önemsenmiştir. Özellikle engellilerin spor
dünyasına katılımı biz de 90 lı yıllarda değerlendirilmeye alınmışken,
engelliler dünya sporunda çoktan
yerlerini almışlardı.
1945 li yıllarda İngiltere’de engelli
hastaların rehabilitesi için araç ola-
Adnan YAHŞİ
Atletizm Yıldız Milli Takım Antrenörü
[email protected]
rak kullanılan bireysel sporlara zamanla takım sporları da eklenmiştir.
Sonrasında “Paralimpik Sporları”
adıyla anılarak yerel ve birkaç uluslararası düzeyde yapılan organizasyonlar, 1960 Roma Olimpiyatlarının
ardından “1.Paralimpik Olimpiyatları” adı altında 21 ülkeden 400 paralimpik sporcunun katılımıyla
başlangıç yapmıştır. Bu oyunlar geleneksel hale dönüşmüş ve:
1964 Tokyo Olimpiyatlarının
ardından 2.Paralimpik
Olimpiyatları 23 ülke 335 sporcu,
1968 Mexico Olimpiyatlarının
ardından 3.Paralimpik
Olimpiyatları 28 ülke 750 sporcu,
1972 Münih Olimpiyatları
öncesi 4.Paralimpik Olimpiyatlar
44 ülke 1000 sporcu,
TARIM BULMACA
Y. İzzettin BAŞER
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
1
K
Ö
M
Ü
R
K
A
R
A
S
I
2
E
M
A
R
E
S
E
L
A
K
3
Ç
Ü
R
Ü
K
A
N
M
A
E
4
İ
R
A
N
L
I
A
T
5
S
A
R
Ş
6
A
A
M
M
E
7
K
R
A
R
A
8
A
Y
K
İ
T
9
L
A
T
A
10
I
11
12
A
Ş
A
E
M
İ
İ
S
K
M
O
E
L
İ
T
R
A
R
O
T
K
T
12
E
Ş
T
A
İ
N
R
A
Y
R
A
Ç
A
M
O
D
L
A
M
U
A
K
A
T
I
N
A
K
K
A
I
K
Soldan Sağa
1- En temiz kara 2- Belirti, iz... Saman taşımaya yarayan telden yapılmış sepet. 3- Vurma veya sıkıştırma yüzünden vücutta oluşan
mor leke... Yad etme 4- Acem ülkesinden olan.... Yanma olayının
yol açtığı parlak alev 5- Eski uzunluk ölçüsü... Uzaklık belirtir 6- Bir
haber ajansı... Bağdat hurması... Harmandan alınan buğday 7- Kıvamlı yarı katı ilaç biçimi... İri taneli bezelye 8- Dünyanın uydusu...
Yarışta dördüncü gelen at... Tren yolu 9- Din işlerini ayrı tutan...
Toprak veya başka malzemeyle elde edilen, bir duvarla desteklenen
yüksek düzlük 10- Hayvan yemlerinin tümü... Tomurcuk 11- Seçkin... Halk hizmeti gören devlet organlarının tümü 12- çocuk maması yapmaya yarayan un... Yağı alınmış yoğurt, ayran.
Yukarıdan Aşağıya
1- Kuzukulağı 2- Yaşam, tüm hayat.. Bir tür opera... Rütbesiz asker 3Hıyarın topak, yamru yumru çeşidi... Yazım 4- Mahsul... Hatay’da bir
ova... Şarkı, türkü 5- Bir şeyi tanıtmak için yapılan... Araba 6- Nehir
7- Baston... Dar, uzun dokuma veya kumaş parçası 8- Bir geyik cinsi...
Tayin etmek... 9- Türlü konularda bilgi veren bir tür yıllık.... İtalya’nın
başkenti 10- Zamanı gösterir... Siyah renkli dut. 11- Hitit... Tok değil 12- Tekirdağ’ın bir ilçesi... Hayvanların su içtikleri taş veya ağaçtan
oyma kap.
1976 Montreal Olimpiyatları
ardından 5.Paralimpik
Olimpiyatları 42 ülke 2700 sporcu,
1980 yılında Hollanda’da
6.Paralimpik Olimpiyatları
42 ülke 2560 sporcu,
1984 yılında Los Angeles
ardından 7.Paralimpik
Olimpiyatları 45 ülke 3600 sporcu,
1988 yılında Seul sonrası
8.Paralimpik Olimpiyatları
62 ülke 4200 sporcu,
1992 yılında Barselona sonrası
9.Paralimpik Olimpiyatları 85 ülke
4000 sporcu,
Ve sonrasında da gittikçe artan
ülke ve sporcu sayısına ulaşmıştır.
Ülkemizde de nihayet 90 lı yıllarda
başlayan engelli sporu çalışmaları sonunda ilk paralimpik olimpiyatı katılımımız, 1 sporcu ve 2 idareci ile 1992
yılında Barcelona’da sağlanmıştır.
Neredeyse koca bir şehir nüfusuna
denk engelli sayısına sahip olduğumuz düşünüldüğünde, onların rehabilite çalışmaları da ayrı bir önem
kazanmaktadır. Spor, bu rehabilite
çalışmalarında en önemli unsurlardandır. Spor sayesinde engelli
bireylerimizin, kişilik gelişimlerine
sağladığımız katkı, özgüvenlerinin
yükselmelerine ve toplum içinde
daha uyumlu yaşamalarına yol açmaktadır. Bu spor dolu rehabilite çalışmaları sayesinde engelli
bireylerin:
• Yaşam kalitesi yükselir,
• Toplum için işbirliği, paylaşım kurallarını öğrenirler,
• Sporcu kimliği ile sosyal bir ortam
yaratma fırsatı yakalarlar,
• Kendi kendine karar verme yeteneği gelişir,
• Özgüvenleri artar,
• Psikolojik sorunlarını aşması kolaylaşır,
1 Eylül Dünya Barış
Günü mü?
»» 1 Eylül Dünya Barış Günü mü?
1 Eylül 1939 tarihinde 20.
yüzyılın en kanlı savaşını
başlatan Nazi orduları Polonya’ya
saldırarak bir dünya
savaşının başlamasına, bu süreçte milyonlarca kişinin ölümüne
ve sakat kalmasına sebep
olmuşlardı. İnsanlığın en
büyük yıkımlarından olan
bu kirli emperyalist paylaşım savaşının başladığı gün,
1 Eylül günü Dünya Barış
Günü olarak kutlanmaya
başlandı.
Daha sonra SSCB ve Varşova Paktı’nın dağılmasından
sonra, Birleşmiş Milletler 21 Eylül gününü Barış
Günü olarak kutlanmasına
karar vermişler ama neden
bilmem Türkiye 1 Eylül’de
kutlamaya devam etmiş.
Dünya Barış Günü’nü dünyada bir tek Türkiye ve
onun himayesindeki Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti 1
Eylül’de kutluyor.
Günün adı Dünya Barış
Günü ama günümüzde hangi dünyanın barış günü belli
değil. Devletler birbirlerine
diş bilerken, savaş ilan etmek için bahaneler yaratırken kapitalist düzende,
silah tüccarlarının organize
ettiği menfaat savaşlarında
hep masumlar ölüyor, gerçek halk açlık ve sefaletle
karşı
karşıya
kalıyor.
... Tam da savaşların konuşulduğu bu günlerde sadece lafta kalacak olan belirli
barış mesajlarının verildiği
simgesel bir gün olmaktan
ileriye gidememiştir. Adına
Barış Günü denen bu gün,
askeri darbelerin, darbe
çığırtkanlığının, kanlı müdahalelerin, mezhep kavgalarının yaşandığı, savaşı
körükleyen
demeçlerin
verildiği, pasif direnişlerin
üzerine silahla kimyasallarla gidildiği bu günlerde
hangi barışı tesis edeceğimizi bilemez haldeyiz.
Ne diyeyim… Bir gün
gerçek barışın geleceği
umudunu koruyarak yine
dünyada ve yurtta barışı
dileyelim.
Yine de Dünya Barış
Günü’müz kutlu
olsun…
Şükran Okyay
KİTAP
• Kendi kendine yetmeyi ve başkasına bağımlı olma sıkıntısından kurtulur,
• Toplum içinde kabullenilme sıkıntısı azalır hatta yok olur.
Her zaman söylediğimiz gibi hepimiz potansiyel engelliyiz ve bunu
unutmamak kaydıyla engellilerin
önündeki engelleri kaldırmak hepimizin görevidir.
Engelsiz bir yaşam, engelsiz bir kent ve engelsiz beyinlerle ancak spor dolu günler
sizinle olsun…
TEBRİKLER
21-31 Ağustos 2014 tarihleri
arasında
İzmir'de yapılan "19.AVRUPA
VETERANLAR ATLETİZM
ŞAMPİYONASI" na gazetemiz
spor yazarı Atletizm Yıldız Milli
Takım Antrenörü Adnan Yahşi
ve eşi Arzu Yahşi katılarak
ülkemizi temsil ettiler.
Adnan Yahşi
45 yaş grubu Gülle Atma
dalında, eşi Arzu Yahşi ise 40
yaş grubu Cirit Atma dalında
AVRUPA 6.sı oldu.
Adnan ve Arzu Yahşi'yi
Köy-Koop olarak tebrik eder,
başarılarının devamını dileriz.
Tarım Bağımsızlıktır
Prof.Dr. Mustafa Kaymakçı
Yayınevi: Anadolu ve Rumeli
Müdafaa-i Hukuk Yayınları
Kitap özellikle Türkiye Tarımında
olumsuzlukları tespit etmek ve çözüm
yollarına öneriler geliştirmek için kaleme alındı. Bu bağlamda kitap, son
otuz yıldır uygulanan ve Adalet ve
Kalkınma Partisi’nin de sahip çıkarak
sürdürdüğü ekonomi politikalarının
tarımda yarattığı çöküşler sergilendi.
Bu sergileme yapılırken emperyal politikaların işlevi temel alındı. Bu nedenle, tarımda kapitalist paradigmaya karşı seçeneklerin neler olabileceği
konusuna da yer verildi.
Kooperatifçilik
Prof.Dr. Ziya Gökalp Mülâyim
Yayınevi: Yetkin Yayınları, Ankara
Kooperatifçilik kitabının 7. Baskısında okurlarına ülkemiz ve dünya
kooperatifçiliğindeki en son durum
ve gelişmeler güncelleştirilerk verilmiş. Kitapta; Genel Kooperatifçilik,
Kooperatifin Tanımı, İlkeleri, Kooperatifle Sermaya Şirketleri Arasındaki Farklar, Özel Sektör Karşısında
Kooperatiflerin Durumu, Devlet ve
Kooperatif, Kooperatifçilik Mevzuatı
ve birçok konu ele alınmış.
Başka Bir
Hayvancılık Mümkün
Prof.Dr. Tayfun ÖZKAYA
Yayınevi: Yeni İnsan
Endüstriyel haycancılık için harcanan milyarlar, yarattığı birçok sorunlardan, epeyce birkişi ve uzman
da bu durumun farkındayken, sorun ne? Endüstriyel hayvancılığa
mahkûm muyuz? Başka yolu, yordamı var mı? İşte elinizdeki kitap bu
sorulara cevap arıyor.
Download

Köy-Koop Haber Gazetesi 34. Sayı - Köy