Başyazı
Değerli Karınca Dostları, Kooperatifçilik Sevdalıları
Karınca dergimizin 933. sayısı ile karşınızdayız. Sonbaharın başladığı Eylül ayında, bir taraftan insanımız kışa hazırlık yaparken, bir taraftan da yeni yasama yılı ile birlikte kooperatifçiliğimizin sabırsızlıkla beklediği yeni yasal düzenlemelerin biran önce yapılarak, kooperatifçimizin sorunların çözülmesini ve sektörün tıkanıklıklarının giderilmesini bekliyor.
Değerli Dostlar;
Kooperatifçilik artık günümüzde yalnızca eski sosyalist sistemin bir aracı olma yaftasından kurtuldu. Artık sadece eski sol blok ülkeleri ile birlikte anılmıyor. Gelişmiş demokrat,
liberal bir çok ülke kooperatifçilik alanında büyük atılımlar yaptılar, bu sektörden kazançlı
çıktılar, milli refah düzeylerini artırdılar. Artık ülkemizde de kooperatifçiliğe karşı olan ön
yargılar yıkılmalı, sektörün salt konut sektörüne indirgenmesi yanlışına son verilmeli ve
ülke olarak bütüncül kalkınmayı gerçekleştireceğimiz ana-temel tüm sektörlerde kooperatifçilik ruhundan yararlanabilmek için gerekli yasal düzenlemeler biran önce yapılmalıdır. Bu düzenlemeler yapılırken kooperatifçilik alanında dünyadaki gelişmeler dikkatli
izlenmeli ve bu değişim ve dönüşüme uyumlu yeni düzenlemeler için ülkemizde yasal
mevzuat hazırlanmalıdır. Özellikle yeni nesil kooperatifler dikkatlice izlenmeli ve bu uygulamanın ülkemizde de yaygınlaşması için gerekli zemin oluşturulmalıdır.
Esasında tüm dünyada 20. yüzyılın son çeyreğinde tarım ve gıda endüstrilerinde görülen
yapısal değişim, 2000’li yıllarda daha da hızlanmıştır. Bu dönemde görülen yapısal değişimlerde kooperatiflerin etkileşimi şu şekilde olmuştur:
-Piyasalarda çiftçilerle ürün sağlayıcılar ve ürünleri satın alanlar arasında farkın büyümesi,
-Belirli oranlarda odaklaşmaların görülmesiyle, bazı pazarlara ulaşmada önemli oransal
kayıpların görülmesi,
-İç pazar üreticilerin karşı karşıya olduklarından daha düşük maliyette, ancak düşük çevre
ve gıda güvenliğine sahip yeni pazarların piyasaya meydan okumaları,
-Üreticilerin girişimcilik yönlerini değiştiren, çok sayıda üretim şartı içeren sözleşmelerin
yapılması,
-Mülkiyeti elinde bulunduranlarca üretimin ve pazarlamanın denetlenebilmesi, klasik,
yerleşmiş sistemlerin kullanımına daha fazla rağbet edilmesi.
Bu değişim ve etkileşim süreci, üreticilerin; kooperatiflerle koordine içinde bulunan
kooperatif sisteminin geliştirilerek, kendi sanayilerinin denetimlerini üslenmeleri gerekliliğini ortaya koymuştur.
Yeni Nesil Kooperatiflerin ortaya çıkışı ABD’de son dönemlerde görülen bir gelişmedir.
Teknolojideki yeni gelişmeler, yerel ve uluslararası pazarlarda ve ticari düzenlemelerle
görülen hızlı değişim, günümüzde tarımsal sanayiinin ve kırsal toplulukların vazgeçilmez
unsuru kooperatiflere hem meydan okumaları hem de yeni fırsatları birlikte sunmaktadır.
Söz konusu bu ortamda çiftçiler üretimlerini çeşitlendirerek ve yeni fırsatları değerlendirerek, kendi ürünlerine, hizmetlerine ve varlıklarına değer katmak zorunda kalmaktadırlar. Aksi takdirde, söz konusu bu sürece uyulmaması, ekonominin bir çok alanında
1
görülen iflasların ve yok olmaların bu alanda da görülmesine yol açacaktır.
Bu fırsatlar karşılığında bazı çiftçiler kaynaklarını bir havuzda toplamakta ve faaliyetlerinin
değerlendirme sürecinde de inisiyatif sahibi olmaktadırlar. Bu durum doğal olarak gelirlerin artmasına yol açmakta, sonuçta da doğal olarak, kırsal topluluklar için istihdam alanları oluşturulmakta ve ekonomik büyüme sağlanmaktadır.
Bu olumlu sonuçlara yol açan değer odaklı yaklaşıma Amerika Şeker Pancarı üreticileri
1970’lerde öncülük etmiştir. O zamanki model günümüzün yeni jenerasyonuna da ilham kaynağı olmuştur. Sığırcılık, tahıl, soya fasulyesi, yumurtacılık ve kümes hayvancılığı ile uğraşanlar
kooperatifleşmişler, ürünlerinde ve üretimlerinde farklılaşmaya gitmişlerdir. Bazı kooperatifler
hammadde fiyatlarını yükseltseler de üyelere yönelik ekonomik kârlar ürün işlemeye dönük faaliyetlerden dolayı mevcudiyetini korumuştur.
Yeni nesil kooperatiflere (YNK) ABD’den şunlar örnek verilebilir: Dakota Makarna Üreticileri Kooperatifi, Buğday Ekmeği Fırıncılar Kooperatifi, Güney Dakota Soya Üreticileri Kooperatifi,
Kuzey Amerika Bizon Kooperatifi, Iowa Hindi Üreticileri Kooperatifi, ABD Sığır Eti Üreticileri Kooperatifi...Bunların bir kısmının faaliyetleri son zamanlarda oldukça sınırlanmıştır. Doğal olarak da
bu kooperatifler kendilerine yeni faaliyet alanları belirlemişler ve yeni tekniklerle kooperatifçiliği
sürdürmeye başlamışlardır. Diğer bir grup, Pasifik Kıyısı Üreticileri gibi, üreticilerin sunumda bulundukları yeni alanlarda mülkiyet sahibi olmaya çalışmışlardır. YNK’ların diğer bir kısmı ise çiftlik
üretimi için yeni oluşumlara gitmişlerdir. Kooperatifçilik sektöründe özellikle ABD’de görülen bu
gelişmelerin biran önce ülkemize de sirayet etmesini ve kıyaslama yöntemi ile başarılı örneklerin
alınıp uygulanmasını bekliyoruz.
Değerli Karınca Dostları;
Bu temennilerimizin gerçekleşmesi arzusu ile hazırladığımız Karınca dergimizin 933. sayısında
yeni makale ve değerlendirmelerle karşınızdayız. Bu sayımızda ilk yazımız Hakan Tunçağıl tarafından kaleme alındı. Yazar çalışmasında Fortuna Global 500 kapsamında başarılı kooperatif
istatistiklerini sunarak, okuyucunun dikkatini bu yöne çekmeye çalışıyor. 1995 yılından bu yana
her yıl düzenli olarak yayınlanan “Fortune Global-500” listeleri, dünyadaki dorudan yabancı yatırımların %90’ını ve dünya ticaretinin yaklaşık %50’sini göstermesi açısından önem taşıyor. Diğer
taraftan bu listeler, günümüzde yaşanan küresel rekabet ortamında işletmelerin durumlarını,
dolayısıyla kooperatiflerin diğer işletmeler karşısındaki durumlarını da gösteriyor.
Dergimizin bu sayısının ikinci makalesi Ertuğrul Güreşçi tarafından hazırlanmış ve “Tarımda
Kooperatifçiliğin Önemi ve Türkiye’deki Durum” başlığı ile karşınıza çıkıyor. Çalışmada tarımsal
kooperatifçilikte istenen başarının sağlanamamasının temel nedenleri olarak; kooperatifleşme
bilincinin yetersizliği, kooperatiflerde yetişmiş eleman sorunu, kooperatifler için bilgi toplama
ve kayıt sistemindeki eksiklikler, yetersiz kamu desteği, mali sorunlar, finansman sorunları, bazı
grupların kontrolü ve hukuki sorunlara gösterilmiş.
Bu makalenin ardından S. Tunahan Baykara; “Yapı Kooperatiflerinin Kurumlar Vergisi Karşısındaki Durumu”, Yasin Yavuz; “Kooperatif Denetim Kurulları, Yaşanan Sorunlar Ve Çözüm Önerileri”,
M. Akif Özer; “Başarılı Kooperatiflerimizden Örnekler”, M. Akçakaya; “Kamu Yönetiminde Etik
Sorunlar ve Yozlaşma”, Yılmaz Arslan; “Azerbaycan’da Bölgesel Dış Yatırım Olanakları Ve Öncelikli
Alanlar”, Hüseyin Özdemir; “Köyler Mahalle Olunca Sorunlar Çözüldü Mü?” başlıklı makaleleri
ile bu sayımıza önemli katkı sunuyorlar. Ayrıca Nail Tan’ın Prof. Dr. İbrahim Pelin ile ilgili değerlendirmesi ve Tahir Akcan’ın kooperatifçi kadınlarımızla ilgili şiiri de dergimize renk katıyor. Her
zamanki gibi dergimizin son kısmında Geçmiş Zaman Olur ki bölümüyle geçmişe bir yolculuk
yapıyoruz.
Çalışmalarıyla dergimize zenginlik katan tüm yazarlarımıza şükranlarımızı sunuyoruz. Yeni sayıda
buluşmak üzere sağlıcakla kalın.
2
İSTATİSTİKLERDE KOOPERATİFLER:
FORTUNE GLOBAL-500
Hakan TUNÇAĞIL *
Tarım gibi geleneksel alanların dışında banka,
sigorta, eğitim, enerji, sağlık gibi birçok değişik
sektörde insanları bir araya getiren kooperatifçiliğin temelinde “birlikte iş yapma” ve “dayanışma” anlayışı vardır. Aynı ya da benzer ihtiyaçları olan insanlar, kooperatif çatısı altında
bir araya gelerek ihtiyaçlarını en uygun şekilde
karşılamayı amaçlar ve bu esnada kooperatifin
işletme politikasının belirlenmesinde de aktif
rol oynar. Bu nedenle kooperatif ortaklarında
aidiyet duygusu, diğer organizasyonlara göre
daha fazladır.1
Kooperatif işletmeler; sermaye veya şahıs şirketlerinden veya vakıf ve dernek gibi sivil toplum kuruluşlarından farklı olarak hem insani
ve etik değerlere önem verirler hem de bu değerlere uygun olarak işletme faaliyetlerini belirlerler. Bugün, yüz yetmiş yıllık geçmişi olan
yedi “kooperatifçilik ilkesi” doğrultusunda yönetilen bu işletmeler2, ortaklarının çıkarlarını
korurken aynı zamanda faaliyet bölgesindeki
topluma da ürettiği veya desteklediği sosyal
ve kültürel etkinliklerin yanında yarattığı istihdam ve çevreci politikalarla sahip çıkar. Öte
yandan, kooperatifin yönetiminde, kontrolünde, denetiminde kısaca her alanında ortakların
doğrudan veya dolaylı olarak katkısı söz konusudur. Tüm bu özellikleri, kooperatiflerin “insan odaklı işletme” karakterini ortaya koymakta ve onları diğer girişim modellerinden farklı
* Gümrük ve Ticaret Uzmanı ([email protected])
1 HAZAR, Nurettin (1990). “Kooperatifçilik Tarihi” Türk
Kooperatifçilik eğitim Vakfı Yayınları, Ankara, s. 74.
2 International Cooperative Alliance (ICA), “Kooperatifçilik İlke
ve Değerleri” (Erişim: 11.04.2014 Adres: http://ica.coop/en/
whats-co-op/co-operative-identity-values-principles).
Ayrıca
bkz. MCPERSON, Ian (2013) “Cooperatives’ Concern for the
Community: From Members Towards Local Communities’
Interests” EURICSE, Working Paper No:46/13 (Erişim:
11/04/2014
Adres:
http://papers.ssrn.com/sol3/papers.
cfm?abstract_id=2196031)
ve çok daha ileri bir seviyeye taşımaktadır.
Kooperatif İstatistikleri
Usta kooperatifçi Kasım ÖNADIM’ın yaklaşık
yirmi yıl önce belirttiği3 gibi: “Kooperatifçiliğin ‘demode’ olduğunu söyleyenler, kooperatif
kuruluşların demokratik ileri ülkelerde ortaya
koydukları başarıları görmezlikten gelenlerdir.” Biraz da kooperatiflerin yakaladıkları başarıların toplumda geniş kitlelere duyurulamamasından kaynaklanan bu durumun aşılması
amacıyla ulusal ve uluslararası alanda kooperatifçiliğin tanıtılması ve gelişmesine uygun
bir politik ve yasal ortam yaratılmasına yönelik
olarak son yıllarda birçok çalışma yürütülmektedir. Birleşmiş Milletler (BM), Uluslararası
Çalışma Örgütü (UÇÖ) ve Uluslararası Kooperatifler Birliği’nin (UKB) kooperatifçiliğin
geliştirilmesine ilişkin temel kararları, hazırladıkları raporlar ve kitaplar4 dışında son olarak
2012 yılının “Uluslararası Kooperatifler Yılı”
olarak ilan eden BM Genel Kurul Kararı5 bu
çabaların en güzel örneklerindendir.
BM tarafından doğrudan veya UÇÖ, Gıda ve
Tarım Örgütü gibi alt örgütleri aracılığıyla ya
da Avrupa Kooperatif Bankaları Birliği gibi kıtasal düzeyde kooperatiflerin bir araya gelerek
3 Türkiye Milli Kooperatifler Birliği, “Kooperatiflerin Güncel
Sorunları ve Çözüm Önerileri” (1996) ÖNADIM, Kasım, “Açılış
Konuşması” s. 2.
4 AYDOĞUŞ, S. Ed. (2010) Kooperatifçilikle İlgili Uluslararası
Kararlar, (3. Bs), Türkiye Kent Kooepratifleri Merkez Birliği,
Ankara, s. 3 vd.
5 64/136 sayılı BM Genel Kurul Kararıyla 2012 yılı “Uluslararası
Kooperatifler Yılı” olarak ilan edilmiştir. Yıl kapsamında
yürütülen çalışmalarla ilgili detaylı bilgiye Kooperatifçilik Genel
Müdürlüğünün internet sitesinden ulaşılabilir. Ayrıca bkz. Gümrük
ve Ticaret Bakanlığı Kooperatifçilik Genel Müdürlüğü, “2012
Türkiye Uluslararası Kooperatifler Yılı Faaliyet Raporu”, 2013
(http://koop.gtb.gov.tr/data/51ed1eae487c8e11984552f8/
Ko o p e rat i fç i l i k % 2 0 G e n e l % 2 0 M ü d ü r l ü ğ ü % 2 0 U K Y % 2 0
Faaliyet%20Raporu%20Mayıs%202013.pdf)
3
oluşturduğu kuruluşlar aracılığıyla birçok farklı
alanda kooperatiflere ilişkin istatistikî bilgi ve
raporlar üretilmektedir.
Kuşkusuz bu raporlardan en önemli olanı 2005
yılından bu yana, kooperatiflerin ve üst kuruluşlarının bir araya gelerek oluşturduğu en
büyük çatı kuruluş olan Uluslararası Kooperatifler Birliği6 (UKB) tarafından sistematik olarak hazırlanan “Global-300” başlıklı rapordur.
UKB’nin bir proje olarak başlayan bu çalışmaları, kooperatifçiliğin ve kooperatiflerin kendine özgü yapılarıyla ulaştıkları başarıların dünya genelinde tanıtılması amacıyla
hazırlanmakta ve başarılı kooperatifleri detaylı bir liste halinde
kamuoyuna sunmaktadır.
Öte yandan, gerek UKB Raporları
gerekse kooperatiflerle ilgili diğer
uluslararası kurum veya kuruluşlar tarafından hazırlanan raporlar
incelendiğinde dikkat çekici olan
nokta, söz konusu UKB listelerinin üst sıralarındaki kooperatif
işletmelerin birçoğunun, aynı
zamanda iş dünyasına yönelik
hazırlanan dergilerden biri olan
“Fortune” tarafından her yıl açıklanan “Global-500” listelerinde de yer almasıdır7. Bu durum;
ICA’nın ve diğer kuruluşların
yürüttüğü çalışmaların sektörün
kendi kendisini övmesi gibi bir
nitelik taşımadığını, aksine başka
kuruluşlar tarafından yürütülen
araştırmalarla da desteklendiğini
göstermesi bakımından önemlidir.
6 Kurulduğu 1895 yılından bugüne dünyadaki kooperatifleri
birleştiren, temsil eden ve onlara hizmet sunan bağımsız bir
kuruluş olan UKB’nin, Ocak 2014 itibariyle 100 farklı ülkeden,
ekonominin tüm sektörlerinde etkinlik gösteren 272 üyesi
bulunmaktadır. UKB, dünya genelinde bir milyardan fazla
insanı temsil etmesiyle günümüzdeki en geniş sivil toplum
kuruluşlarından biri haline gelmiştir. (UKB internet sitesi Erişim:
15/07/2014 Adres: http://ica.coop/sites/default/files/media_
items/International%20Co-operative%20Alliance.pdf).
7 Fortune Global 500 listeleri (Erişim: 02/01/2014 Adres: http://
money.cnn.com/magazines/fortune/).
4
Fortune Global-500 Listelerinde Kooperatifler
1995 yılından bu yana her yıl düzenli olarak yayınlanan “Fortune Global-500” listeleri, dünyadaki dorudan yabancı yatırımların %90’ını ve
dünya ticaretinin yaklaşık %50’sini göstermesi
açısından önem taşımaktadır. Diğer taraftan bu
listeler, günümüzde yaşanan küresel rekabet
ortamında işletmelerin durumlarını, dolayısıyla kooperatiflerin diğer işletmeler karşısındaki
durumlarını da göstermektedir. Bu kapsamda,
son sekiz yılın listelerinde yer alan on kooperatife ait verileri derlediğimizde kooperatiflerin
başarılı duruşlarını görmekteyiz.
Tablo 1- Son Sekiz Yılda Fortune Global-500
Listesindeki İlk On Kooperatif
Kaynak: Türkiye Kooperatifçilik Stratejisi ve Eylem Planı, Fortune Global-500 Listeleri.
İlk olarak “Türkiye Kooperatifçilik Stratejisi
ve Eylem Planı (2012-2016)”nda yer alan8 ve
8 “Türkiye Kooperatifçilik Stratejisi ve Eylem Planı (2012-2016)”
17/10/2012 tarih ve 28444 sayılı Resmi Gazetede yayımlanmıştır.
“Fortune” dergisi verilerine göre güncellenen
Tablo 1’deki kooperatif işletmeler, özellikle
2010 yılında ekonomik güçlerini ciddi oranda
artırarak 335,7 milyar dolarlık ciro toplamlarıyla son sekiz yıldaki en yüksek ekonomik etkinliğe erişmişlerdir.
2013 yılında ise listede yer alan kooperatif sayısı sekize, ciro toplamı ise 322,8 milyar dolara inmiştir. Ekonomik krizlere karşı diğer işletme modellerine kıyasla daha dayanıklı olan
kooperatiflerin bu özelliklerini son krizde de
kanıtladıkları düşünülürse9, bu düşüşün nedeni
olarak kooperatiflerin ülke ekonomisinin toparlanmasını sağlama yönündeki faaliyetlerine
ağırlık vermesi olduğu söylenebilir.
Tablo 2’den anlaşıldığı üzere, Fortune listelerinde yer alan kooperatiflerin ciro toplamları
yıllar içinde artış göstermiştir. Her ne kadar bazı yıllar düşüş görülse de, 2006 ile 2013 yılı arasında 73 milyar dolarlık fark yaklaşık %30’luk
bir büyümeye işaret etmektedir. Bu artışın,
küresel bir krizin yaşandığı ve etkilerini devam
ettirdiği yıllara rağmen sağlanmış olması da
kooperatif yapıların güçlü yanlarını bir kez daha ortaya koymaktadır.
Tablo 1’de yer alan listenin en üst sırasında bir
Fransız kooperatif bankası olan “Credit Agricole” bulunmaktadır. Banka, üyesi olan bölge
bankaların da katkısıyla 2013 yılında 5,136
milyon avroluk net gelir elde etmiştir. Ayrıca
banka müşterilerine ait toplam varlıklar her yıl
ortalama olarak %3 oranında artmaktadır.10
“Credit Agricole”, her nekadar son yıllarda
biraz ivme kaybetse de 95,2 milyar dolarlık
cirosuyla birçok sermaye şirketini geride bırakarak 2013 yılı listesinde 73. sırada yer almayı
başarmıştır.
Tablo 1’deki listenin ikinci sırasında ise, yakla-
şık otuz bin çalışanı bulunan bir Alman kooperatif bankası olan “DZ Bank” bulunmaktadır.
Bu kooperatif bankasının 2013 yılının ilk altı
ayı içerisindeki net karı 917 milyon avroya ulaşarak bir önceki yılın ilk altı ayına oranla %226
artmıştır11. Bu ekonomik göstergenin vergi boyutuna bakacak olursak, bir önceki yıla oranla
yaklaşık dört kat vergi ödendiğini görmekteyiz.
İlk üç kooperatif işletmenin örnek çizgisi
Ayrıca bkz. Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Kooperatifçilik Genel
Müdürlüğü, “Gelişmiş Ülkelerde Kooperatifçilik Uygulamaları”,
2013 (Erişim: 03/07/2014 Adres: http://koop.gtb.gov.tr/
data/53f446f5f2937070ec108368/GUKU-SON.pdf)
9 International Labour Organization (2009). “Resilience of the
Cooperative Business Model in Times of Crisis”,
(Erişim: 15/01/2014 Adres: http://ilo.org/empent/Publications/
WCMS_108416/lang--en/index.htm).
10 “Credit Agricole” kurumsal internet sitesi (Erişim: 15/03/2014
Adres:
http://www.credit-agricole.com/en/Investor-andshareholder/Press-Releases/Results-for-the-fourth-quarterand-full-year-2013
11 “DZ Bank” kurumsal internet sitesinde yer alan bilgilere
dayanılmıştır (Erişim: 19/01/2014 Adres: https://www.dzbank.
com).
5
On milyon müşterisi ve iki milyona yakın ortağıyla Hollanda’nın en büyük bankalarından biri
olan “Rabobank” 2013 yılı için 2 milyar avro
net kar elde edildiğini bildirmiştir.12 Bu banka
Tablo 1’deki listenin üçüncü sırasındadır.
Sonuç
Yukarıda yer yer verilen istatistiki bilgiler, kooperatiflerin en iyi faaliyet alanlarını aslında
gelişmiş pazar ekonomilerine sahip ülkelerde bulduklarını göstermektedir. Bu ülkelerde,
gerek köklü bir kooperatifçilik geleneği olması
gerekse kooperatifçiliğin gelişmesine imkan
sağlayan yasal ve kurumsal düzenlemelerin
yerleşmiş olması güçlü kooperatif yapılarının
kurulup işletilmesine uygun bir ortam yaratmaktadır. Gelişmekte olan ülkelerde ise kooperatifçilikten sosyal, kültürel veya ekonomik
gibi birçok alanda beklenilen katkının alınamamış olması; temel sorunlarının çözülememesi
ve bu nedenle kooperatifçiliğin ideal yapıya
kavuşturulamamasından kaynaklanmaktadır.
Doğrudan doğruya kar odaklı bir yaklaşıma sahip olmayıp “insan odaklı” hareket eden kooperatifler, mevcut yapısıyla artan sosyal sorunlara çözüm getiremeyen ve bir yandan da küçülme eğilimine giren kamu sektörünün de etkisiyle “sosyal ekonomi” veya “üçüncü sistem”
ya da “üçüncü sektör” olarak adlandırılan yeni
bir ekonomik, toplumsal ve siyasal yaklaşımı
gündeme getirmiştir.13 Maliyetleri azaltarak
12 “Rabobank” kurumsal internet sitesi (Erişim: 15/03/2014
Adres: https://www.rabobank.com/en/results/ stories/Press_
Release_Annual_Results_2013.html).
13 Köstekli, Ş (2005). İstihdam Stratejileri ve Türkiye İçin Bir
Model Önerisi, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü
Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Anabilim Dalı Doktora
6
daha iyi hizmet sunulabilmesi için devlet fonksiyonlarının sivil toplum örgütlerine devretme
eğiliminin giderek arttığı günümüzde kooperatiflerin de dahil edildiği üçüncü sektör, toplumun bir bütün olarak kalkınmasında önemli ve
yeni görevler üstlenmektedir.
Devletlerin, dayanışma ruhuyla hareket eden
insanların kurduğu kooperatif yapıları destekler yöndeki çalışmalarının bir nedeni de, bu
oluşumların serbest pazar ekonomilerinde
yaşanan zayıflıkları azaltarak çeşitli ekonomik
aktörlerin, ekonomik sistemde yer ve söz sahibi olabilmeleri bakımından denge sağlayıcı bir
işletme modeli olmasındandır.
Ülkemiz açısından ise; kooperatifçiler için bir
“başucu kitabı” niteliğinde olan “Türkiye Kooperatifçilik Stratejisi ve Eylem Planı”nda yer
alan hedefler doğrultusunda dünya genelinde
marka niteliğini kazanmış başarılı kooperatif
yapılarına ulaşılmasının hiç de zor olmadığı
düşünülmektedir.
Kaynakça
AYDOĞUŞ, Serpil Ed. (2010). Kooperatifçilikle
İlgili Uluslararası Kararlar, (3.Bs), Türkiye Kent
Kooepratifleri Merkez Birliği, Ankara.
“Credit Agricole” kurumsal internet sitesi (Erişim: 15/03/2014 Adres: http://www.credit-agricole.com)
“DZ Bank” kurumsal internet sitesi (Erişim:
19/01/2014 Adres: https://www.dzbank.com).
“Fortune Global 500” listeleri (Erişim: 02/01/2014
Adres: http://money.cnn.com/magazines/fortune/).
Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Kooperatifçilik Genel
Müdürlüğü (2013). “2012 Türkiye Uluslararası Kooperatifler Yılı Faaliyet Raporu”, (http://koop.gtb.
gov.tr/data/51ed1eae487c8e11984552f8/ Kooperatifçilik%20Genel%20Müdürlüğü%20UKY%20Faaliyet%20Raporu%20Mayıs%202013.pdf)
Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Kooperatifçilik Genel
Müdürlüğü (2013). “Gelişmiş Ülkelerde KooperaTezi, İstanbul, s. 97.
tifçilik Uygulamaları”, (Erişim: 03/07/2014 Adres:
http://koop.gtb.gov.tr/data/53f446f5f2937070ec
108368/GUKU-SON.pdf)
HAZAR, Nurettin (1990). “Kooperatifçilik Tarihi”
Türk Kooperatifçilik eğitim Vakfı Yayınları, Ankara.
KÖSTEKLİ, Şeyma İpek (2005). İstihdam Stratejileri
ve Türkiye İçin Bir Model Önerisi, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Çalışma Ekonomisi ve
Endüstri İlişkileri Anabilim Dalı Doktora Tezi, İstanbul.
MCPERSON, Ian (2013) “Cooperatives’ Concern
for the Community: From Members Towards Local Communities’ Interests” EURICSE, Working Paper No:46/13 (Erişim: 11/04/2014 Adres: http://
papers.ssrn.com/sol3/papers.cfm?abstract_
id=2196031)
“Rabobank” kurumsal internet sitesi (Erişim:
15/03/2014
Adres:
https://www.rabobank.
com/)
Resilience of the Cooperative Business Model in
Times of Crisis, International Labour Organization,
2009, (Erişim: 15/01/2014 Adres: http://ilo.org/
empent/Publications/WCMS_108416/lang--en/index.htm).
“Türkiye Kooperatifçilik Stratejisi ve Eylem Planı (2012-2016)” Yayımlandığı Resmi Gazete
17/10/2012-28444.
Uluslararası Kooperatifler Birliği kurumsal internet
sitesi (Erişim: 15/03/2014 Adres: http://ica.coop)
Türkiye Milli Kooperatifler Birliği (1996). “Kooperatiflerin Güncel Sorunları ve Çözüm Önerileri” ÖNADIM, Kasım, “Açılış Konuşması”.
7
TARIMDA KOOPERATİFÇİLİĞİN ÖNEMİ
VE TÜRKİYE’DEKİ DURUM
Ertuğrul GÜREŞCİ *
Tarım, insanoğlunun en eski uğraşlarından
birisidir. Avcılık ve toplayıcılıktan, avladığını ıslah etme, topladığını yetiştirime, insanoğlunun en önemli kazanımlarından birisidir. İnsanın bu kazanıma tarihsel süreç
içerinde nasıl ve ne şekilde geçtiği yönünde çeşitli teoriler ileri sürülmekte ve ‘Tarım
Devrimi’ olarak bu durum açıklanmaya çalışılmaktadır (Güran, 2009; 9-12; Demirci
ve Özçelik, 19905-15).
İktisatta ihtiyaçlar, karşılandığı zaman mutluluk veren karşılanmadığı aman üzüntü
ve elem veren istekler ve arzular şeklinde
tanımlanmaktadır. İnsanların zorunlu ihtiyaçları mutlak suretle karşılanması gereken ihtiyaçlarıdır. Bu ihtiyaçları karşılanmadığı takdirde yaşamın idame ettirilmesi
imkânsızdır. Bu nedenle, insanın zorunlu
ihtiyaçlarının karşılanması sürekli ve istikrarlı bir biçimde sürdürülmelidir. Bu ihtiyaçların ise kaynağı tamamen doğal veya
biyolojiktir. Bu noktada, doğal ortamda
veya yetiştirilerek elde edilen bitkisel ve
hayvansal ürünlerin önemi ortaya çıkmakta çünkü bütün bu ürünler insanın zorunlu
ihtiyaçlarını karşılayan temel vasıtalarıdır.
Bu yüzden bu ürünlerin üretimi, sürekli ve
istikrarlı bir şekilde karşılanabilmelidir. Bu
durumda, teknik tarım, tarım politikaları,
genel ekonomi politikaları ve sosyal politikalarla birlikte başarılabilmektedir.
liştirilerek korunması gereken bir sektör olarak değerlendirilmektedir. Temel ihtiyaçların karşılanmasının yanı sıra, devletlerin
ekonomisinde de önemli role sahip olan
tarım sektörü bu önemini şu yönleri ile ön
plana çıkartmaktadır (Karagölge, Kızıloğlu
ve Yavuz; 2011, 3-74; Ayyıldız, 15-31).
1. Sanayi ve diğer sektörlere sağladığı
hammadde,
2. Sanayi ve diğer sektörlere sağladığı iş
gücü ve emek faktörü,
3. Sanayi ve diğer sektörlere sağladığı sermaye ve transferi,
4. Dış ticaretteki rolü,
5. Sosyal ve ekonomik politikalardaki belirleyiciliği,
Tarım sektörü bir ülke için sağladığı bu faydaları sürdürebilmesi için ilk önce kendi
içerindeki sorunları çözmesi gerekmektedir. Bu sorunlar iki ana başlıkta belirlenmektedir ki bunlardan ilki teknik diğeri ekonomik sorunlardır. Bu sorunların çözünde ise genel yaklaşım devletin bu sorunları
çözmesi noktasındaki eksiklik veya yanlışlık olduğu söylenebilir. Çünkü devletin tarım sektöründeki sorunların çözümünde
rol oynaması oldukça doğal bir durumdur.
Doğal olmayan durum sorun çözümünde
tek inisiyatifin devlette olmasıdır. Çünkü
Tarım sektörü her toplum için elzem ve ge- devlet sorunları çözerken eğer karşısında* Yrd.Doç.Dr. Ahi Evran Üniv. İ.İ.B.F. İşletme Bölümü
ki kitle ile birlikte harekete edemez ise bu
([email protected])
kez kâğıt üzerinde bürokratik yorgunlukla
8
ve mali disiplini zorlayan bir anlayışla çöz- yetlerini sürdürmeleri bu noktada önemli
mek zorunda kalacaktır. Bu tür bir çözüm bir zorluk olarak görülmektedir.
ise tarıma ve ülkeye yeni külfetler getirmeTarımsal nüfusun örgütlenmesindeki bu
de oldukça etkin olabilecektir.
zorluklar elbette kamu gücüyle veya inisiTarımsal sorunların çözündeki kitle ise, ta- yatifiyle aşılması mümkündür. Bu tür bir
rımsal üretimi yapan ve tarımdan geçimini örgütlenmede karşımıza bazı alternatifler
sağlayanlardır. Türkiye’de ve diğer birçok çıkmaktadır. Bunlar;
gelişmekte olan ülkelerde tarımsal üretimde faal olan bu nüfusun ciddi bazı prob- 1. Tarımda sendikalaşma,
lemleri vardır ki bunlar;
2. Tarımda üretici birlikleri,
1. Nüfusu yoğunluğunun fazla olması ki bu 3. Kooperatifleşme,
durum tarımda yoksulluk ve geliri düşüklüğüne sürekli zemin hazırlayabilmektedir. Tarımda sendikalaşmanın olabilmesi için,
tarımda işçi-işveren ve hizmet sözleşmesi
2. Nüfusun dağınık ve örgütsüz olması ki sisteminin yani iş kanunun uygulama alabelki de en önemli sorunlardan biriside nına sahip olması gerekmektedir (Güreşci,
budur.
2013). Bu durum çalışma hayatı ile birlikte
ve hukuki düzenlemeler kapsamında ele
3. Eğitim ve bilgi düzeyinin az olması.
alınması gereken özel bir konudur. Üretici
Bu üç soru birbirileri ile bağlantılı ve eşgü- birlikleri ise belirli bir yasa çerçevesinde
dümlü hareket edebilmektedir. Öncelikle daha sınırlı bir alanda kendisini gösteretarımsal sorunların çözümünde bu nüfu- bilmektedir (Güreşci, 2010). Bu noktada
sun sorunlarını çözebilecek bir duyarlılığın gözler kooperatifler üzerine çekilmektekendilerine kazandırılmasıdır. Bu durum dir. Kooperatifçiliğin geçmişi çok eskilere
eğitim ile geçtiğini kaba bir tabirle söyle- dayanmaktadır. Ancak bugünkü anlamda
mek yerinde olacaktır.
kooperatifçilik sisteminin, İngiltere’nin
Rochdale Kasabası’ndaki tekstil işçilerinin
Tarımsal üreticileri doğal olarak tarımsal
kurmuş oldukları tüketici kooperatiflerine
nüfusu bir araya getirebilmek için bu nüdayandığını söylemek yerinde bir değerfusa kendilerine farkındalık kazandırılması
lendirme olacaktır (Ecer, 1992; Koç, 2001).
gerekmektedir. Bu ise, örgütlenme ile gerTürkiye’de ise kooperatifçiliğin Mithat
çekleştirilebilecek bir yol olarak değerlenPaşa’nın ‘Memleket Sandıkları’ ile başlandirilebilmektedir. O zaman denilebilir ki
gıç yaptığı kabul edilmektedir. Bu başlaneğer tarımsal nüfus örgütlenebilirse diğer
gıç özellikle G. Mustafa kemal Atatürk’ün
iki sorununda üstesinden daha kolay gelikooperatifleşmeye verdiği öne ile daha da
nir ve gerçekten ülke kalkınmasında gerekgelişmiştir. Ancak Türkiye’de kooperatifleşli rolü üstlenebilir.
mede 1969 yılında çıkarılan 1163 sayılı KoTarımda örgütlenme birbirinde bağımsız, operatifler Yasası önemli bir dönüm nokdağınık ve köylerde yaşayan kır kültürüne tasıdır. Bu yasa Türkiye’deki kooperatifleri,
sahip toplumlarda elbette oldukça zordur. ortak bir anlayış ile temel kooperatifçilik
Türkiye’de tarımsal nüfusun küçük tarım iş- ilkeleri doğrultusunda bir araya getirmeyi
letmelerinde faaliyet göstermeleri ve köy- hedeflemiştir. Aradan geçen yıllar içerinde
lerde köy kültürü içerisinde tarımsal faali- yasa çeşitliği değişikliğe uğrasa da günü9
müzdeki ihtiyaçları karşılamada yetersiz
olduğu söylenebilir.
Türkiye’de tarımsal kesimdeki kooperatifleşmede, sadece bu yasa etrafında kurulan
kooperatifler mevcut değildir ki bu yasanın
yanı sıra devlet destekli ve özel bir yasa
ile kurulan diğerlerine göre daha avantajlı
konumda olan 1581 sayılı Tarım Kredi Kooperatifleri ve Birlikleri yasasıda mevcuttur.
Türkiye’de kooperatiflerin sayısı ile ilgili aşağıdaki tablodan bazı sonuçlar çıkarılabilir
(Tablo 1).
Bu tablodan yararlanılarak aşağıdaki bazı
sonuçlar elde edilebilir;
1. Türkiye’de tarımsal amaçlı kooperatifler; tarımsal kalkınma, sulama, su ürünleri,
pancar ekicileri ve tarım kredi kooperatifleri başlıklarında toplanmaktadır.
ma kooperatif ortağı sayısı 299,50 kişi, toplam kooperatiflerin ortalamam ortak sayısı
86.27’dir.
5. Tarımsal amaçlı kooperatiflerde kooperatif sayılarının oranları; tarımsal kalkınma kooperatiflerinde (%62.92), sulama
kooperatiflerinde (%19.22), su ürünleri
kooperatiflerinde (%4.02), pancar ekicileri
kooperatiflerinde (%0.24) ve tarım kredi
kooperatiflerinde ise (%13.60).
6. Tarımsal amaçlı kooperatiflerde ortak
sayılarının oranları; tarımsal kalkınma koo-
peratiflerinde ( %21.66), sulama kooperatiflerinde (%7.61), su ürünleri kooperatiflerinde (%0.78), pancar ekicileri kooperatiflerinde (%42.13) ve tarım kredi kooperatiflerinde ise (%27.82).
3. Tarımsal amaçlı kooperatiflerdeki ortak sayısı toplam kooperatif ortaklarının
%47.98’dir.
7. Tarımsal amaçlı kooperatiflerde ortalama kooperatif ortağı sayısı; tarımsal kalkınma kooperatiflerinde (103. 09), sulama
kooperatiflerinde (118. 54), su ürünleri
kooperatiflerinde (57.42), pancar ekicileri
kooperatifinde (52870. 35) ve tarım kredi
kooperatiflerinde ise (612. 89).
4. Tarımsal amaçlı kooperatiflerde ortala-
8. Türkiye’de toplam kooperatif birlik sayı-
2. Tarımsal amaçlı kooperatifler toplam kooperatiflerin %15.42’dir.
10
sı 598 olup bunun %21.07’sini tarımsal a- tedir:
maçlı kooperatif birlikleri oluşturmaktadır.
Türkiye Kooperatifçilik Vizyonu “Güvenilir,
9. Türkiye’de her bir kooperatif birliğine or- verimli, etkin ve sürdürülebilir ekonomik
talama 35.22 kooperatif düşerken bu oran girişimler niteliğini kazanmış bir kooperatarımsal amaçlı kooperatiflerde 60.89’dur. tifçilik yapısına ulaşmak”
10. Türkiye’de toplam 13 merkez kooperatif birliği mevcutken bunun %53.90’nını
tarımsal amaçlı kooperatif merkez birliği
oluşturmaktadır.
Genel amaç “Kooperatifçiliğe daha elverişli
bir ortam sağlamak; toplumda olumlu bir
kooperatifçilik imajı oluşturmak ve sektöre
güveni artırmak; verimli ve etkin uygulamaları ortaya çıkarmak; sürdürülebilirlik,
Tablo 1’den elde edilen sonuçlara göre en
genel sonuç Türkiye’de kooperatifleşmede rekabet edebilirlik ve yenilikçiliği sağlatarımsal amaçlı kooperatifler önemli bir mak; kooperatiflerin ekonomik kalkınmaya
ve gelirin daha adil paylaşımına olan katkıyer tuttuğu görülmektedir.
larını arttırmaktır.”
Tarımsal amaçlı kooperatifleşmede beklenen faydanın sağlanamadığı bir gerçektir. Bu duruma göre Türkiye’de kooperatifçilik
Bunun temel nedenleri aşağıdaki gibi özet- ve tarımsal kooperatifçilik tartışılabilmelidir.
lenebilir:
1. Kooperatifleşme bilincinin yetersizliği,
2. Kooperatiflerde yetişmiş eleman sorunu,
3. Kooperatifler için bilgi toplama ve kayıt
sistemindeki eksiklikler,
4. Yetersiz kamu desteği,
5. Mali sorunlar
6. Finansman sorunları,
7. Bazı grupların kontrolü,
8. Hukuki sorunlar,
Kooperatifleşmenin tarım sektörü için elzem bir örgütlenme biçimi olduğu gelişmiş
bütün ülkelerde kabul görmektedir. Bu durun Türkiye gibi ülkelerde, siyasi, ekonomik
ve sosyal nedenlerden dolayı yeterince gelişme gösterememektedir. Tarımsal amaçlı
kooperatiflerdeki iki yaşsalı uygulama, finans sorunu ve yetersiz eğitim çalışmaları
bunu daha da gün yüzüne çıkartmaktadır.
Türkiye’de kooperatifçiliğin geleceği ile
alakalı olarak 2012-2016 strateji ve eylem
planındaki durum aşağıdaki gibi görülmek-
Kaynaklar
1. Ayyıldız, T. (1992). Tarım Politikası. Atatürk Üniv. Yayınları No. 620, Erzurum
2. Demirci, R. Özçelik, A. (1990). Tarım Tarihi. Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Yayınları No: 1186, Ankara.
3. Güran, T. (2009). İktisat tarihi. Der yayınları, İstanbul.
4. Güreşci, E. (2010). Tarımsal Kalkınmada
Tarımsal Üretici Birliklerinin Önemi: İspir
Bal Üreticileri Birliği Örneği. Türkiye IX.
Tarım Ekonomisi Kongresi, 22-24 Eylül, Ş
Urfa.
5. Güreşci, E. (2013). İş Hukuku Kapsamında Tarımda Çalışanlar. Gümüşhane Ünivers6. itesi Sosyal Bilimler Elektronik Dergisi, Sayı: 7; 122-139.
6. Karagölge, C. Kızıloğlu, S. Yavuz, O.
(2011). Tarım Ekonomisi. Atattürk Üniv. Yayınları No:801, Erzurum.
11
YAPI KOOPETİFİNİN KURUMLAR
VERGİSİ KARŞISINDAKİ DURUMU
Saadetdin Tunahan BAYKARA *
GİRİŞ
Türkiye’de kooperatif düşüncesinin ve
hareketinin gelişimi, Mithat Paşa tarafından kurulan Memleket Sandıkları ile başlamıştır. Meşrutiyet ve Cumhuriyetin ilk
yıllarında kurulan kooperatiflerin çokluğu, Atatürk’ün kooperatifçiliğe ne kadar
çok önem verdiğini göstermektedir. 1929
ve 1935 yıllarında çıkarılan tarım kredi ve tarım satış kooperatifleri kanunları
ile Türkiye’deki kooperatiflerin sayılarında
önemli artışlar görülmüştür. 1950’li yıllara gelinceye kadar kooperatif düşüncede
yaşanan bu hızlı gelişim, daha sonraki yıllarda çıkarılan kanunlarda ve düzenlenen
planlarda kendini göstermeye başlamıştır
(Kocabağ, 2011:39) 1163 Sayılı Kooperatifler Kanunu’nda Kooperatif; “Tüzel kişiliği
haiz olmak üzere
ortaklarının belirli
ekonomik menfaatlerini ve özellikle meslek veya
geçimlerine
ait
ihtiyaçlarını işgücü ve parasal katkılarıyla karşılıklı
yardım, dayanışma ve kefalet suretiyle sağlayıp korumak amacıyla gerçek
ve tüzel kişiler tarafından kurulan değişir
ortaklı ve değişir sermayeli ortaklıklar”
* Sayıştay Başkanlığı Sayıştay Denetçisi
([email protected])
12
şeklinde tanımlanmıştır. Aynı Kanunun
2’nci maddesinde bir kooperatifin en az 7
ortak tarafından imzalanacak ana sözleşme ile kurulacağı ve bu Ana sözleşmedeki
imzaların noterce onaylanması gerektiği
belirtilmiştir. Maddenin devamında “yapı
kooperatifleri ile konusuna taşınmaz mal
temliki dahil bulunan diğer kooperatiflerin
ana sözleşmelerinde ortaklara taşınmaz
mal temlik edileceği hakkındaki taahhütler
başka bir resmi şekil aranmaksızın muteberdir.” Hükmü bulunmaktadır. Ülkemizde
Kooperatifler ilgili alanlarına göre farklı
Bakanlıklarla ilişkilendirilmişlerdir. Kooperatifçilik Genel Müdürlüğü verilerine göre
günümüzde Gümrük ve Ticaret Bakanlığı,
Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ve
Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın görev ve
sorumluluk alanında faaliyet gösteren 26
ayrı türde 84.232 kooperatif bulunmakta
olup, bunların ortak sayıları toplamı ise
8.109.225’tir . Konut Yapı Kooperatifleri
Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın görev ve
sorumluluk alanına dahil olup Kooperatifçilik Genel Müdürlüğü internet sitesindeki
Diğer taraftan anılan Kanun ile ilgili olarak
yayınlanan 1 seri no.lu Kurumlar Vergisi
İlgili Bkn. Kooperatif Türleri Kooperatif
Genel Tebliğinin 4.13.1 bölümünde KooBirlik Merkez Birliği
peratiflerin Kurumlar Vergisi muafiyetine
Bir yapı kooperatifi en az 7 gerçek ve/ve- ilişkin detaylı olarak konu ile ilgili gerekli
ya 1163 sayılı Kooperatifler kanununda açıklamalar yapılmıştır. İlgili 1 seri no.lu
belirtilen tüzel kişilerce kurulur ve ticaret Tebliğin 4.13.1. bendinde muafiyet şartları
siciline tescil ile tüzel kişilik kazınır. Çalış- genel olarak şu şekilde sayılmıştır:
mamızın konusu tüzel kişilik kazanmasın- “Kooperatiflerin kurumlar vergisi muafiyedan itibaren vergisel açıdan kurumlar ver- tinden yararlanabilmeleri için ana sözleşgisi kapsamına giren yapı kooperatiflerinin melerinde;
vergisel durumunun Kurumlar Vergisi açı• Sermaye üzerinden kazanç dağıtılmasından ele alınması olacaktır.
masına,
verilere göre sayı dağılımları şu şekildedir;
GENEL OLARAK
KOOPERATİFLERİN
KURUMLAR VERGİSİ
KARŞISINDAKİ DURUMLARI
5520 Sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun “
Verginin konusu” başlıklı 1 inci maddesinde “ Aşağıda sayılan kurumların kazançları, kurumlar vergisine tâbidir” Denildikten
sonra (b) bendinde Kooperatifler sayılmak
suretiyle, Kooperatiflerin KV’ne tabi olacağı hüküm altına alınmıştır. Kurumlar Vergisinde kurum kazancı, gelir vergisinin konusuna giren gelir unsurlarından oluşmaktadır. Kanunun “ Mükellefler” başlıklı 2 inci
maddesinde “Kooperatifler: 24/4/1969
tarihli ve 1163 sayılı Kooperatifler Kanununa veya özel kanunlarına göre kurulan
kooperatifler ile benzer nitelikteki yabancı
kooperatifleri ifade eder. “Denilerek 1163
sayılı Kooperatifler Kanununa veya özel
kanunlarına göre kurulan kooperatiflerin
Kurumlar Vergisine mükellefleri arasında
sayılacağı ifade edilmiştir. 5520 Sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (k) bendinde kooperatiflerle ilgili muafiyet öngörülmektedir
(Baykara, 2013:6-13)
• Yönetim kurulu başkan ve üyelerine
kazanç üzerinden pay verilmemesine,
• Yedek akçelerinin ortaklara dağıtılmamasına,
• Sadece ortaklarla iş görülmesine,
dair hükümlerin bulunması ve bu kayıt ve
şartlara da fiilen uyulması gerekmektedir.
Bu şartlara ana sözleşmelerinde yer vermeyen ya da yer vermekle beraber bu
şartlara fiiliyatta uymayan kooperatifler,
muafiyet hükümlerinden yararlanamayacaktır.”
YAPI KOOPETİFİNİN
KURUMLAR VERGİSİ
KARŞISINDAKİ DURUMU
5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 4
üncü maddesinin birinci fıkrasının (k) bendinde, tüketim ve taşımacılık kooperatifleri hariç olmak üzere, ana sözleşmelerinde
sermaye üzerinden kazanç dağıtılmaması,
yönetim kurulu başkan ve üyelerine kazanç üzerinden pay verilmemesi, yedek akçelerin ortaklara dağıtılmaması ve sadece
ortaklarla iş görülmesine (Yapı kooperatif13
lerinin kendilerine ait arsalarını kat karşılığı vererek her bir hisse için bir iş yeri veya
konut elde etmeleri ortak dışı işlem sayılmaz.) ilişkin hükümler bulunup, bu hükümlere fiilen uyan kooperatifler ile bu kayıt ve
şartlara ek olarak kuruluşundan inşaatın
bitim tarihine kadar yönetim ve denetim
kurullarında, söz konusu inşaat işlerini kısmen veya tamamen üstlenen gerçek kişilerle tüzel kişi temsilcilerine veya Kanunun
13 üncü maddesine göre bunlarla ilişkili
olduğu kabul edilen kişilere veya yukarıda
sayılanlarla işçi ve işveren ilişkisi içinde bulunanlara yer vermeyen ve yapı ruhsatı ile
arsa tapusu kooperatif tüzel kişiliği adına
tescil edilmiş olan yapı kooperatiflerinin
kurumlar vergisinden muaf olduğu hükme
bağlanmıştır.
5520/4- (k) Bendinin Gerekçesinde yapı
kooperatifi adı altında faaliyet gösteren ancak gerçekte “Yap-Sat İnşaat” faaliyetinde
bulunarak haksız rekabete ve vergi kaybına yol açan ve kooperatifçilikten beklenen
sosyal amaçlarla örtüşmeyecek şekilde
faaliyet gösteren oluşumların vergilendirilmesinin amaçlandığı ancak kişilerin karşılıklı dayanışma ve yardımlaşma amacıyla
bir araya gelerek konut ihtiyaçlarını karşılamak üzere kurmuş oldukları yapı kooperatiflerinin ise muafiyetten yararlanmaya
devam edecekleri belirtilmiştir. Ancak Kanunlaşan metin ile Kanun metninin gerekçesinde bir çelişki vardır. Şöyle ki; gerekçede muafiyetten yararlanacak kooperatifleri
“Konut Yapı Kooperatifleri” ile sınırlarken,
Kanun metninde sadece konut değil aynı zamanda işyeri yapı kooperatiflerini de
kapsayıcı şekilde “Yapı Kooperatifleri” denilmiştir. Sonuçta uygulanacak olan Kanun
metni olduğu için ilgili bent ile tüm yapı
kooperatiflerine muafiyetten faydalanma
olanağı getirilmiştir (Baykara, 2013:6-13)
Buna göre konut/işyeri yapı kooperatifleri
14
muafiyet şartını taşıdıkları sürece vergisel
açıdan bir sorun yaşamayacaklardır. Ancak
muafiyet şartının ihlali durumunda ilgili
kooperatifler kurumlar vergisine tabi olacaktır. Bu açıdan konut/işyeri yapı kooperatiflerinin muafiyet şartını ihlal etmemeleri adına aşağıda özelgelerde de belirtilen
hususlara dikkat etmelerinde fayda vardır.
Konut Yapı Kooperatifleri
İle İlgili Özelgeler
Özelge-1 …. arsa tapusunun Kooperatifiniz
tüzel kişiliği adına tescil edilmemiş olması,
gerekse başkasının arsası üzerinde alt veya
üst yapı yapmak suretiyle müteahhitlik faaliyetinde bulunulması nedeniyle kurumlar vergisi mükellefiyetinin tesis edilmesi
gerekmektedir.
Özelge- 2 : Kooperatife ait arsanın kat karşılığı bir inşaat firmasına verilerek her bir
hisse için bir konut elde edilmesinin Kurumlar Vergisi açısından değerlendirilmesi;
“…Kooperatifinizin muafiyet hükmünden
yararlanması mümkün olup kooperatifinize ait arsanın kat karşılığı bir inşaat firmasına verilerek her bir hisse için bir konut elde
edilmesi halinde de, bu işlem ortak dışı işlem olarak kabul edilmeyecek ve muafiyetinizi etkilemeyecektir…
İşyeri Yapı Kooperatifleri
İle İlgili Özelgeler
Özelge-3 : Yapı Kooperatifi aktifinde kayıtlı
taşınmazların üçüncü kişilere satışının vergi kanunları karşısındaki durumu hakkında
verilen ilgili özelgede;
“Kurumlar Vergisi Yönünden:…Yapı kooperatiflerinin kendilerine ait arsalarını kat
karşılığı vererek her bir hisse için bir iş yeri
veya konut elde etmeleri ortak dışı işlem
sayılmaz. …Ancak, kooperatifinizin aktifinde kayıtlı dükkanların üçüncü kişilere satılması, Kurumlar Vergisi Kanununun 4/1-k
maddesinde belirtilen şartlardan “sadece
ortaklarla iş görülmesi” şartını ihlal etmiş
olacağından, bu satış işleminin gerçekleştiği tarihten itibaren kurumlar vergisi mükellefiyetinizin tesis edilmesi gerekmektedir.
Aynı Kanunun 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde, kurumların en az iki
tam yıl süreyle aktiflerinde yer alan taşınmazlar ve iştirak hisseleri ile aynı süreyle
sahip oldukları kurucu senetleri, intifa senetleri ve rüçhan haklarının satışından doğan kazançlarının % 75’lik kısmı maddede
belirtilen şartlar çerçevesinde kurumlar
vergisinden müstesna tutulmuştur.
Diğer taraftan, iki yıldan fazla süredir aktifinizde kayıtlı olan dükkânların satılması,
taşınmaz ticareti kapsamında değerlendirileceğinden, bu dükkânların satışından elde
edilecek kazancın Kurumlar Vergisi Kanununun 5/1-e maddesi kapsamında kurumlar vergisinden istisna edilmesi mümkün
değildir…”
kurullarında, söz konusu inşaat işlerini kısmen veya tamamen üstlenen gerçek kişilerle tüzel kişi temsilcilerine veya Kanunun
13’üncü maddesine göre bunlarla ilişkili
olduğu kabul edilen kişilere veya yukarıda
sayılanlarla işçi ve işveren ilişkisi içinde bulunanlara yer vermeyen ve yapı ruhsatı ile
arsa tapusu kooperatif tüzel kişiliği adına
tescil edilmiş olan yapı kooperatiflerinin
kurumlar vergisinden muaf olduğu hüküm
altına alınmıştır.
Konuya ilişkin yayımlanan 1 seri no.lu. Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinin “4.13. Kooperatifler” başlıklı bölümünde gerekli açıklamalara yer verilmiştir.
Öte yandan, Kooperatifinizin ana sözleşmesinin 6 ncı maddesinde kooperatifin,
ortaklarının iş yeri ihtiyaçlarını karşılamak
amacıyla ortaklarına toplu iş yeri yaptıracağı; 68 maddesinde, yalnız ortakları ile
işlem yapacağı ve sermaye üzerinden kazanç dağıtılamayacağı hükümlerine yer verilmiştir.
Buna göre, Kurumlar Vergisi Kanununun
4 ncü maddesinin birinci fıkrasının (k)
Özelge- 4 : “5520 sayılı Kurumlar Vergi bendinde belirtilen muafiyet şartlarının
Kanununun “ Muafiyetler” başlıklı 4 ncü kooperatif ana sözleşmesinde yer almasımaddesinin birinci fıkrasının (k) bendinde, nın yanında bu şartlara fiilen de uyulması
tüketim ve taşımacılık kooperatifleri hariç kaydıyla kooperatifin kurumlar vergisi muolmak üzere, ana sözleşmelerinde serma- afiyetinden yararlanması mümkün bulunye üzerinden kazanç dağıtılmaması, yöne- maktadır. Ancak bu şartlardan herhangi
tim kurulu başkan ve üyelerine kazanç üze- birinin ihlali halinde Kooperatifiniz adına
rinden pay verilmemesi, yedek akçelerin mükellefiyet tesis edileceği tabiidir”
ortaklara dağıtılmaması ve sadece ortaklarla iş görülmesine (Yapı kooperatiflerinin
SONUÇ
kendilerine ait arsalarını kat karşılığı vererek her bir hisse için bir iş yeri veya konut 5520 Sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun
elde etmeleri ortak dışı işlem sayılmaz.) 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (k)
ilişkin hükümler bulunup, bu hükümle- bendinde, “tüketim ve taşımacılık koopere fiilen uyan kooperatifler ile bu kayıt ve ratifleri hariç olmak üzere, ana sözleşmeşartlara ek olarak kuruluşundan inşaatın lerinde sermaye üzerinden kazanç dağıtılbitim tarihine kadar yönetim ve denetim maması, yönetim kurulu başkan ve üye15
lerine kazanç üzerinden pay verilmemesi,
yedek akçelerin ortaklara dağıtılmaması
ve sadece ortaklarla iş görülmesine (Yapı
kooperatiflerinin kendilerine ait arsalarını
kat karşılığı vererek her bir hisse için bir
iş yeri veya konut elde etmeleri ortak dışı
işlem sayılmaz.) ilişkin hükümler bulunup,
bu hükümlere fiilen uyan kooperatifler ile
bu kayıt ve şartlara ek olarak kuruluşundan
inşaatın bitim tarihine kadar yönetim ve
denetim kurullarında, söz konusu inşaat işlerini kısmen veya tamamen üstlenen gerçek kişilerle tüzel kişi temsilcilerine veya
Kanunun 13 üncü maddesine göre bunlar-
16
la ilişkili olduğu kabul edilen kişilere veya
yukarıda sayılanlarla işçi ve işveren ilişkisi
içinde bulunanlara yer vermeyen ve yapı
ruhsatı ile arsa tapusu kooperatif tüzel kişiliği adına tescil edilmiş olan yapı kooperatiflerinin kurumlar vergisinden muaf olduğu hükme bağlanmıştır. Kurumlar Vergisi
Kanun maddesinde KDV’de olduğu gibi Konut Yapı Kooperatifleri ile İşyeri Yapı Kooperatifleri arasında bir fark gözetmemiştir.
Bu şartları taşıyan tüm yapı kooperatifleri
Kurumlar Vergisinden muaf, taşımayanlar
ise Kurumlar Vergisine tabi olacaktır.
KOOPERATİF DENETİM
KURULLARI, YAŞANAN SORUNLAR
VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ
Yasin YAVUZ *
Bu
makalemizde,
Kooperatiflerin
organlarından biri olan denetim kurullarının
fonksiyonu, kooperatife katkıları, noksan
tarafları ve konuya ilişkin çözüm önerilerine
1163 sayılı Kooperatifler Kanunu ve 6102
sayılı Türk Ticaret Kanunu kapsamında
değinilecektir.
Bilindiği üzere Kooperatifler ile ilgili yasal
çerçeve, 10/05/1969 tarihli resmi gazetede
yayımlanarak yürürlüğe giren 1163 sayılı
Kooperatifler Kanunu’nu ile belirlenmiş ve
bu Kanunu’nun “Anonim şirketlere atıf”
başlıklı 98’inci maddesinde; “Bu kanunda
aksine açıklama olmayan hususlarda Türk
Ticaret Kanunundaki Anonim şirketlere
ait hükümler uygulanır.” hükmüne
yer verilerek, 1163 sayılı Kanun’da bir
hüküm bulunmadığı takdirde Türk Ticaret
Kanunu’nun anonim şirketler ile ilgili
hükümlerinden yararlanacağı hüküm altına
alınmıştır. Bizce de bu tür bir düzenleme,
1163 sayılı Kanun’un oldukça eski olması
ve geniş kapsamlı olmaması nedenleri
ile yerinde olmuştur. Ancak yine de 1163
sayılı Kooperatifler Kanunu, 1959 yılında
çıkarılmasından ve o günden bu yana
Kooperatifler ile ilgili yeni ihtiyaçlar ortaya
çıkmasından dolayı birçok konuya cevap
veremez hale gelmiştir. Denetim konusu
da hiç şüphesiz Kooperatifler Kanunu’nun
yetersiz kaldığı alanlardan biri olup, bu
yazımızda Kooperatiflerin iç denetimlerinde
görülen eksikliklere ve çözüm önerimize yer
* Gümrük ve Ticaret Müfettişi
([email protected])
verilecektir.
Hatırlanacağı üzere 1163 sayılı Kooperatifler
Kanunu’na göre kooperatiflerin organları;
genel kurul, yönetim kurulu ve denetim
kurulu olup, bu organların görev ve
yetkilerinin çerçevesi açık bir biçimde
Kanunda belirtilmiştir.
Anılan Kanunu’nun denetçiler başlıklı 65’inci
maddesinde özetle; denetçilerin, genel
kurul namına kooperatifin bütün işlem ve
hesaplarını tetkik edeceği, genel kurulun
denetleme organı olarak en az bir yıl için
bir veya daha çok denetçi seçeceği, genel
kurulun yedek denetçileri de seçebileceği,
denetçilerin ve yedeklerinin kooperatif
ortaklarından olmasının şart olmadığı
hususları hüküm altına alınmıştır.
Öte yandan Kanun’un inceleme yükümlülüğü
başlıklı 66’ncı maddesi uyarınca Kooperatif
denetçileri sırasıyla;
İşletme hesabıyla bilançonun defterlerle
uygunluk halinde bulunup bulunmadığını,
defterlerin düzenli bir surette tutulup
tutulmadığını ve işletmenin neticeleriyle
mameleki hakkında uyulması gerekli olan
hükümlere göre işlem yapılıp yapılmadığını,
Ortakların şahsen sorumlu veya ek ödeme
ile yükümlü olan kooperatiflerde, ortaklar
listesinin usulüne uygun olarak tutulup
tutulmadığını
İncelemek
zorundadırlar.
bu inceleme faaliyetlerini
Denetçiler
yürütürken,
17
Kooperatif yöneticileri, bu maksatla
denetçilere defterleri ve belgeleri vermek
zorundadırlar. Ayrıca denetçilerin istekleri
üzerine müfredat defteri ve bu defterin
hangi esaslara göre düzenlendiği ve istenilen
her konu hakkında bilgi verilir.
Kanunun Rapor düzenlenmesi başlıklı 67’nci
maddesinde ise özetle; denetçilerin, her yıl
yazılı bir raporla beraber tekliflerini genel
kurula sunmaya mecbur oldukları, görevleri
çerçevesinde
işlerin
yürütülmesinde
gördükleri noksanlıkları, kanun veya
anasözleşmeye aykırı hareketleri bundan
sorumlu olanların bağlı bulundukları organa
ve gerekli hallerde aynı zamanda genel
kurula haber vermekle yükümlü oldukları,
yönetim ve genel kurul toplantılarına
katılacakları, ancak, yönetim kurulunda oy
kullanamayacakları düzenlenmiştir.
Yukarıda
belirtilen
maddelerden
denetçilerin çok önemli görev ve
sorumluluklarının olduğu, bu görevleri
yerine getirirken muhasebe, kanun ve
yönetmelik, bağımsız denetim, yolsuzluk
denetimi gibi konularda önemli bilgi
birikimi ve tecrübelerinin olması gerektiği
anlaşılmaktadır. Ayrıca Kooperatiflerin
diğer şirketlerden ayıran belki de en önemli
özelliğinin sosyal niteliğinin ağır basması
olduğundan iç denetim diğer şirketlere göre
bir adım daha öne çıkmaktadır.
Uygulamada ise durumun hiç de
böyle olmadığını, denetçilerin hayati
fonksiyonlarını yerine getiremediklerini,
çoğunun yeterli bilgi birikimi ve
tecrübeye sahip olmadıklarını, hatta
bazı
kooperatiflerde
anasözleşme
uyarınca atanması gereken denetçilerin
dahi atanmadığını görmekteyiz. Bu
durumun en büyük nedeni ise Kanun ve
anasözleşmelerde, bir denetçide olması
gereken kriterlerin belirlenmemesi ve
denetçilerin ortaklar arasından atanabilmesi
18
olduğu kanaatini taşımaktayız. Günümüzde
şu bir bilinen gerçektir ki denetimin etkili ve
verimli olabilmesi için bağımsız ve yeterli
teknik altyapıya sahip olması, bu alanda
önemli ölçüde bilgi birikimi ve tecrübeye
sahip olunması gerekmektedir. Bugün
uluslararası muhasebe standartlarına
bakıldığında profesyonel muhasebeciler ve
denetçiler için geçerli olan birçok muhasebe
ilklerinin olduğunu görmekteyiz.
Kooperatiflerdeki
mevcut
denetim
sisteminin, birçok usulsüzlüklere ve
eksikliklere meydan verdiğine, daha etkin
ve verimli bir yönetimin oluşamamasına,
kooperatife olan ortaklıktan kaynaklanan
hakların gereği gibi savunulamamasına
yol açmakta olup, bu konuda mevzuat
değişikliğine gidilmesi günümüz şartlarında
kaçınılmaz bir gerçek olmuştur.
Peki bu değişiklik nasıl olmalı ve hangi model
örnek alınmalıdır? Bu konuda çok uzaklara
gitmeye gerek olmadığı düşüncesindeyiz.
Bilindiği üzere 01/07/2012 tarihinde
yürürlüğe giren 6102 sayılı yeni Türk Ticaret
Kanunu’muzun 124’üncü maddesinde;
anonim, limitet, kollektif ve komandit
şirketlerin yanı sıra kooperatifler de şirket
bir türü olarak sayılmıştır. Kooperatifler
Kanunu’nun 98’inci maddesinde ise açık
bir biçimde bu kanunda bulunmayan
durumlar için Ticaret Kanunu’nda anonim
şirketlere ilişkin hükümlerin uygulanacağı
belirtilmiştir. Dolayısıyla Kooperatiflerin
en yakın akrabalarının anonim şirketler
olduğunu söylemek yanlış bir ifade
olmayacaktır.
Kooperatiflerin de örnek almasının yararlı
olacağını düşündüğümüz anonim şirketlerin
denetimine ilişkin düzenlemeler oldukça
yenidir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun
397’nci maddesinde bu konu ile ilgili özetle;
Denetime tabi olan anonim şirketlerin ve
şirketler topluluğunun finansal tabloları
denetçi tarafından, Kamu Gözetimi,
Muhasebe ve Denetim Standartları
Kurumunca yayımlanan uluslararası denetim
standartlarıyla uyumlu Türkiye Denetim
Standartlarına göre denetleneceği, yönetim
kurulunun yıllık faaliyet raporu içinde yer
alan finansal bilgilerin, denetlenen finansal
tablolar ile tutarlı olup olmadığı ve gerçeği
yansıtıp yansıtmadığının da denetim
kapsamında olduğu,
Denetime tabi olanlar, hazırlanmış olan
finansal tablolarının denetimden geçip
geçmediğini, denetimden geçmiş ise denetçi
görüşünü ilgili finansal tablonun başlığında
açıkça belirtmek zorunda olduğu, bu
hükmün, yönetim kurulunun yıllık faaliyet
raporu için de uygulanacağı, denetime tabi
olduğu halde, denetlettirilmemiş finansal
tablolar ile yönetim kurulunun yıllık faaliyet
raporunun, düzenlenmemiş hükmünde
olduğu
hususları hüküm altına alınmış, bağımsız
denetime tabi olacak şirketlerin Bakanlar
Kurulunca belirleneceği, diğer anonim
şirketlerin nasıl denetleneceğinin ise
Gümrük ve Ticaret Bakanlığı tarafından
çıkarılacak Yönetmelik ile düzenleneceği
ifade edilmiştir.
TTK’nın 400’üncü maddesinde kimlerin
denetçi olarak belirleneceği belirtilmiş,
denetçilerin şirketle bağının olmaması için
ciddi kriterler konulmuştur. Bu durum bize
göstermektedir ki, 50 yılı aşkın yürürlükte
bulunan eski 6762 sayılı TTK’daki denetim
anlayışı,
yani
denetçilerin
ortaklar
arasında belirlenip şirkete bağlı bir organ
olma düşüncesi terk edilerek, denetimin
şirket organlarından tamamen bağımsız
Yeminli Mali Müşavirlik Kanununa göre
ruhsat almış yeminli mali müşavir veya
serbest muhasebeci mali müşavir unvanını
taşıyan ve Kamu Gözetimi, Muhasebe
ve Denetim Standartları Kurumunca
yetkilendirilen kişiler ve/veya ortakları bu
kişilerden oluşan sermaye şirketleri eli ile
denetlenmesi anlayışına geçilmiştir. Bu
denetim uluslararası denetim standartları
ile uyumlu Türkiye Denetim Standartlarına
göre yapılmakta olup, bağımsız denetim
konusunda düzenleme yapmaya yetkili üst
kurul ise Kamu Gözetimi, Muhasebe ve
Denetim Standartları Kurumudur.
Aynı zamanda bu kanuni düzenlemelere ek
olarak 16/12/2012 tarihli resmi gazetede
yayımlanan Bağımsız Denetim Yönetmeliği
çıkarılmıştır. Bu Yönetmelikte de bağımsız
denetime tabi olan anonim şirketlerin
denetimine ilişkin ilkeler belirlenmiştir.
Bizce de Anonim Şirketlerde bu tür bir
uygulamaya geçilmesi yerinde ve doğru
olmuştur. Anonim şirketlerin denetimi ile
ilgili benimsenen bu prensibin bir an evvel
Kooperatifler için de mevzuat değişikliğine
gidilerek uygulanması önem arz etmektedir.
Şu hususu da önemle belirtmek gerekir ki
bağımsız denetime tabi olacak şirketler
TTK’nın 397’nci maddesi uyarınca nasıl
Bakanlar Kurulunca belirlenecek, geri kalan
şirketlerin nasıl denetleneceği Yönetmelik
ile belirlenecek ise, benzer bir ayrımın
Kooperatifler ile ilgili de atılması yerinde
ve doğru olacaktır. Örneğin bu kriterler
Kooperatifin ortak sayısı, sermayesi,
yıllık karı, yıllık işlem hacmi vb. hususlara
bağlanabilir. Çünkü bağımsız denetim maddi
olarak birçok küçük çaplı kooperatif için ağır
külfetler getirecektir. Bu kriterler dışında
kalan Kooperatiflerin denetimi ise bağımsız
denetim şeklinde olmaması yerinde olmakla
birlikte, denetimin dışarıdan profesyonel
kişilerin eli ile yapılması gerekliliği de göz
ardı edilemez bir gerçektir.
Böylece ortaklık hakları daha iyi bir
biçimde korunmuş olacak, Kooperatif
Yönetim Kurulları ve muhasebeciler
19
tarafından hazırlanan yevmiye defteri,
bilanço, gelir tablosu, ortaklık senetleri,
envanter defterleri daha sağlıklı bilgi
içerecek, kooperatife girmek isteyen ortak
adayları doğru bilgi edinebileceklerdir.
Bu sayede dolaylı da olsa Kooperatiflerin
ekonomiye olan katkısı daha çok artacak,
Uluslararası
Kooperatifler
Birliği’nin
2020 stratejisi olarak belirlemiş olduğu,
kooperatiflerin ekonomik, sosyal ve çevresel
sürdürülebilirlikte önemli bir aktör olma
hususu da gerçekleştirilebilecektir.
Tüm bu hususlara ilaveten Kooperatif
ortaklarının Kooperatiften bilgi alma
hususlarının, Genel Kurul görüşmeleri
dışında, yönetim kurulu yahut genel kurulun
açık iznine bırakılması gibi prosedürler ile
zorlaştırılması, denetimin işlevi ve nasıl
olması gerektiği ile ilgili var olan görüşümüzü
pekiştirmektedir.
Öte yandan Kooperatifler Kanunu’nda
bağımsız denetime hiç yer verilmediğini
söylemek de yanlış bir ifade olacaktır.
Zira Kanunun teftiş ve denetleme ile
görevlendirme başlıklı 91’inci maddesinde,
ilgili bakanlığın kooperatif üst kuruluşlarını,
ilgili müesseseleri ve bağımsız denetim
kuruluşlarını
denetleme
işleri
için
görevlendirebileceği belirtilmiştir. Ancak
burada bahsi edilen bağımsız denetim
kuruluşları dış denetim ile ilgili olup,
yazımıza konu edilen Kooperatif iç denetimi
ile ilgili değildir.
Ayrıca olumlu olarak nitelendirebileceğimiz
bir gelişme de TTK’nın 397’nci maddesi
uyarınca belirli kriterleri taşıyan tarım
satış kooperatif birliklerinin artık bağımsız
denetime tabi olacağıdır. Hatta bu konu ile
ilgili bir tebliğ çıkarılmış ve denetime tabi
olacak birlikler ile ilgili şartlar şu şekilde
belirtilmiştir;
Aşağıda belirtilmiş olan dört şarttan en az
20
üçünü sağlayan birlikler, 6102 sayılı Kanun
çerçevesinde bağımsız denetime tabidir:
a) Aktif toplam: Elli milyon ve üstü Türk
Lirası,
b) Yıllık net satış hasılatı: Yetmiş beş milyon
ve üstü Türk Lirası,
c) Bağlı kooperatiflerin ortak sayısı: Üç bin
ve üstü,
ç) Çalışan sayısı: İki yüz elli ve üstü.
Bu konuyu örneklendirmek gerekirse, A
Tarım Satış Kooperatif Birliğinin; 2013 yılı
bilanço aktif toplamı 75 milyon, yıllık net
satış hasılatı 80 milyon, ortak sayısı 3500 ve
çalışan sayısı 180 ise bu Birlik 4 şarttan en az
3’ünü yerine getirdiği için bağımsız denetim
kapsamında olacaktır. Ancak B Tarım Satış
Kooperatif Birliğinin 2013 yılında aktif
toplamı 75 milyon, yıllık net satış hasılatı
60 milyon, ortak sayısı 2500 ve çalışan
sayısı 200 ise bu birlik 4 şarttan en az 3’ünü
yerine getiremediğinden bağımsız denetim
kapsamında olmayacaktır.
Tüm
bu
hususlar
çerçevesinde,
Kooperatiflerde halihazırda sürdürülmekte
olan denetim anlayışının sona ermesi
gerektiği
kanaatini
taşımaktayız.
Zira
ortaklar
arasından
seçilebilen
Kooperatif denetim kurulu üyelerinin
birçoğunun denetim nosyonuna sahip
olmadığını görmekteyiz. Denetim nitelikli
olmayınca da Kooperatiflerin işleyişinden
kaynaklanan birçok eksik ve yanlış işlemin
önlenememesine, yolsuzluklara, etkin ve
verimli çalışma ortamından uzaklaşmaya
yol açmaktadır. Bu durum en çok ortaklık
hakları ihlal edilen Kooperatif ortaklarına
zarar vermektedir. Ayrıca iç denetimin etkin
çalışamaması sonucu, başta ilgili bakanlıklar
olmak üzere dış denetim organları harekete
geçmek zorunda kalmaktadırlar. Halbuki
iç denetim mekanizması düzgün işlese
Kooperatif hesap ve işlemleri ile ilgili
kurumlara gelen şikayetlerde önemli
derecede belki yarıdan fazla bir azalma
olacak, böylece kamu kaynakları de
boşa harcanmamış olacaktır. Kooperatif
iç denetim mekanizmasında daha etkin
noktalara geçilmesi için başta Gümrük ve
Ticaret Bakanlığı olmak üzere ilgili tüm
Bakanlıklara önemli görevler düşmektedir.
Dahası bu konu ile ilgili sıfırdan başlayan bir
çalışmaya ihtiyaç olmayacak, hali hazırda
Kooperatifler için örnek teşkil edebilecek
anonim şirketlerde uygulamaya geçirilmiş
olan denetim anlayışı çalışmalara önemli
ölçüde ışık tutacaktır.
KAYNAKLAR
• 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu,
• 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu,
• 26/12/2012 tarihli Resmi Gazete’de
yayımlanan Bağımsız Denetim Yönetmeliği,
• http://www.kgk.gov.tr/KgkWeb.aspx,
Türkiye Denetim Standartları, Uluslararası
Denetim Standartları,
• koop.gtb.gov.tr,
Kurulu Rehberi,
Kooperatif
Denetim
• http://ica.coop/, İnternational Alliance
Cooperative’s Strategy,
•
http://www.ifac.org/,
Federation Of Accountants,
İnternational
•
GÜNAY, Muzaffer; İstanbul Ticaret
Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi Yıl:8
Sayı:15 Bahar 2009,
•
T.C. Anadolu üniversitesi yayını no:
2473 Açıköğretim fakültesi yayını no: 1444,
Muhasebe Denetimi.
21
BAŞARILI KOOPERATİFLERİMİZDEN
ÖRNEKLER
M. Akif ÖZER *
Ülkemizdeki başarılı kooperatiflerimizden
örnekler vermeye devam ediyoruz. Başarılı
kooperatiflerin hikayelerin bilinmesi ve geniş kitlelere aktarılması, bu alanda kurulmuş, kurulacak birçok yeni girişime örnek
olacak, insanımızı cesaretlendirecek ve
iyimser bir bakış açısıyla, benzer örnekleri
uygulamaya aktarmalarını sağlayacaktır.
yük bir şirkete satıyor ve buradan oldukça
iyi gelir elde ediyor. Aylık 70 ton süt satış
miktarına ulaşmış durumdalar. Kooperatif
başkanı iddialı bir açıklamada bulunarak
‘’süt üretiminde Hollanda’yı tahtından indirmeliyiz’’ diyebiliyor.
Kooperatif her geçen gün karlılığımız artıyor. Avrupa ve dünyanın istediği standartlarda süt üretiyor. İneklerden el değmeden
Eskişehir Yakakayı Köy
sağılan süt, direk soğutma tankına gidiyor.
Kalkınma Kooperatifi
Oldukça hijyen ortamda üretilen sütten
müşteriler de gayet memnun. Kooperatif
Eskişehir’de 2010 yılında 30 kişi tarafından
için en büyük risk Holstaine cinsi süt sıve 450 bin lira sermayeyle kurulan Yakağırlarının süt piyasasında yaşanan krizler
kayı Köy Kalkınma Kooperatifi 2 yılda 4,5
yüzünden elde kalabilmesi, üretilen sütün
milyon lira değere ulaşarak önemli bir koosatılamaması…Bu nedenle kooperatif yöperatifçilik başarısına imza attı. Kooperatinetiminin özellikle pazarlama konusunda
fin kuruluş hikayesine baktığımızda birçok
çok etkin stratejiler üretebilmesi gerekiyor.
benzer kooperatifte olduğu gibi girişimci
30 kişi tarafından 2010 yılında kuruluyor.
İzmir Eczacılar Üretim
Kişi başı 10’ar büyükbaş hayvan dağıtılıyor ve 450.000 TL’lik de sermaye konuyor.
Temin ve Dağıtım
Peki bu yapı nasıl kısa bir sürede bu kadar
Kooperatifi
hızlı büyüyor ve kooperatif ortaklarına gelir sağlamaya başlıyor? Bu sorunun cevabı EDAK Ecza Kooperatifi (İzmir Eczacılar Ürekooperatifçilik ruhu ve işbirliği ile hareket tim Temin ve Dağıtım Kooperatifi) 1979 yıeden, kenetlenmiş insanlar. Başta kişi başı lında İzmir’de kuruldu. 2010 Yılı Nisan ayın10 büyükbaş hayvanla başlanan bu yolcu- dan itibaren Bornova, Işıkkent’te kendisine
luk bugün 330 büyükbaş hayvana ulaşmış ait 10.000 m2 kapalı alan kullanımı olan
durumda. Önümüzdeki yıl 450 hedefleri merkez binada devam ediyor. Süreç içinde
var. Kooperatif için 50 bin metrekarelik bir kendini sürekli yenileyen EDAK, iletişim tekalan oluşturulmuş. Hayvanlar dağınık ol- nolojilerini yakından izleyip çok iyi kullanamadığından üretimde ve aşılamada zorluk rak, üyelerinin birincil gereksinimi olan ilaç
çekilmiyor. Kooperatif ürettiği sütleri bü- temin ve tedarik hizmetine çağdaş bir nitelik kazandırma yolunda önemli adımlar at* Doç. Dr. Gazi Ün. İİBF Kamu Yönetimi Böl.
([email protected])
mış. EDAK Eczacılar Kooperatifi olarak 1996
22
yılında başlatılan Toplam Kalite Yönetimi’ne
geçiş süreci, 1997 Aralık ayında ISO 9001
Kalite Belgesi’nin alınmasıyla sonuçlanmış.
Böylelikle EDAK, Türkiye’nin ilk ISO 9001
Kalite Belgesi’ne sahip ecza deposu olmuş.
Kooperatifin faaliyet alanında bulunan üye
eczanelerine daha hızlı ve verimli hizmetle
ulaşabilme yönündeki çabalar 1999 yılında
başlayan şubeleşme çalışmaları ile meyvelerini vermiş; 20. yıl Denizli Şubesi, ardından sırasıyla Muğla, Mersin, Manisa, Aydın,
Karşıyaka, Konak, Adana, Afyon, Buca, Antalya, Balçova, Uşak Şubeleri faaliyete geçmişr. 2014 yılında Uşak Şube, Salihli Bölgeye taşınarak, EDAK Ecza Koop’un 14. Şubesi
olarak bölge eczacılarına hizmet vermeye
devam ediyor.
Kooperatif kendine vizyon olarak; “son tüketicinin ulusal bazda kooperatif üyesi eczaneleri tercih etmesini sağlayacak hizmetleri var ederek, kooperatif üyesi eczaneleri
güçlendirerek, güçlenmek” olarak belirlemiş. Bu paralelde misyonu ise şu unsulardan oluşuyor:
• Eczaneden verilen hizmetin kalitesini
artırmak ve bu yolla eczacılık mesleğinin
saygınlığını yükseltmek,
• Üyelerin; nihai tüketicinin bu hizmeti
veren kooperatif üyesi eczaneleri tercih edecek sayıya ve niteliğe gelmelerini gerçekleştirmek,
• Eczacılık mesleğinin güçlendirilmesi ve
yeni ekonomik düzenin yapılanmasından
kaynaklanan sınırlamalarla savaşmak,
• Üyelerin birincil gereksinimi olan ilaç
temin ve tedarik hizmetine çağdaş bir nitelik kazandırmak,
• Sadece ekonomik değil, sosyal bir kuruluş olarak insanı, doğayı ve çevreyi koruyucu çalışmalar yapmak,
• Bu görevlerin yerine getirilmesinde işletmenin kaynak yutan yapılarını kaynak
yaratan ve bunları her tür teknolojik, ekonomik, mali, organizasyon ve yönetsel düzenlemeler ile yeni hizmet tasarımlarına
tahsis edip hayata aktarmak.
EDAK oluşturulan bu kurumsal yapı altında oldukça etkin faaliyetlerde bulunuyor
ve üyelerin refah düzeyini artırıyor. Kooperatif bünyesinde; 1999 yılında Denizli’den
sonra İzmir merkezdeki ilaç dağıtım ve temin olanaklarını üstün teknoloji kullanarak
artırma yolundaki çalışmalarla 2001 yılı
Haziran ayında Işık Boyacıgiller Otomatik
Sipariş Hazırlama ve Paketleme Sistemi
hizmete açılmış, otomasyon sistemine geçilmesiyle ürünün eczaneye ulaştırılması
yolunda zamana karşı yarışta büyük mesafe
kat edilmiş. Söz konusu sistem, 2010 yılında
kare kod sistemine uygun sipariş hazırlama
sistemine geçinceye dek ecza depoculuğu
sektöründe Türkiye’deki en kapsamlı otomatik hazırlama sistemi kabul ediliyor.
EDAK, TEKB (Tüm Ecza Kooperatifleri Birliği)
bünyesinde geliştirilen “ulusal boyuta yayılma” stratejisi kapsamında kooperatifçilik
hareketine ivme kazandırmak için 2002 yılından 2012 yılına dek Güney Ecza Kooperatifi ile işbirliğine gitmiş, bu işbirliği doğrultusunda Mersin, Adana, Gaziantep Şubelerini
faaliyete geçirmiştir. Halen Adana Şubesi ile
Güney ve Güneydoğu Bölgeleri’ndeki illere
de hizmet götürmeye başlamış.
Toplam Kalite Yönetimi Sürecindeki çalışmalar doğrultusunda sürekli olarak kendini
yenileyen EDAK, üye eczacılarına internet
şubesi hizmeti de vermektedir. Geliştirilen
yazılım ve veri tabanı sistemiyle üye eczacılarının internet üzerinden sipariş verme,
siparişlerinin durumlarını inceleme, EDAK
ödeme ve vadelerini izleme, mesleğiyle
ve EDAK ile ilgili her türlü bilgi ve habere
ulaşabilmesi mümkün olmaktadır. Internet
23
Şubesi’ne erişim EDAK üyeliğinin başlaması
ile birlikte başlamaktadır. Bu durum kooperatife üye olmayı oldukça cazip hale getirmiştir.
Bugün EDAK Ecza Kooperatifi, merkez, şubeleri ve iştirakleri ile birlikte 800 personeli
ile 4 bin 150 üyesine hizmet götürmektedir.
2008 yılı Nisan ayında satın alımı gerçekleştirilen, İzmir Işıkkent’teki merkez binasında
11 bin 900 m2 arsa içinde her bir katı 1800
m2 ve lojistik alanı 6 bin 800 m2 olan toplam 10.000 m2 kapalı alana sahiptir. 23 Nisan 2010 tarihinden itibaren yeni binasında
hizmet vermeye devam eden EDAK, üyelerinin ve çalışanlarının gücüyle hızla büyümeye ve gelişmeye devam ediyor.
EDAK, üyelerinin etkinliğini artırmak için
2010 yılından bugüne ilaç sipariş hazırlama
da karekod sistemine uyumlu paralel hazırlama sistemi ile çalışıyor.
EDAK Ecza Koop. sevkiyat araçlarında yer
alan iklimlendirme özelliği sayesinde araçların gerekli sıcaklıkta olmasını sağlıyor ve
özel takip monitörleri ile araç içi sıcaklığı izleyerek soğuk zincirin kırılmadığını güvence
altına alıyor.
Üyelerin eczanelerine soğuk zincir kırılmadan ulaştırılan ürünleri, hastalara da aynı
hassasiyetle sunabilmeleri için özel ambalaj
ve donanım malzemelerini Farmaofis bünyesinde üyelere sunuyor. Bu özel ürünlerin
arasında, soğuk zincir ilaçlarının eczanede
uygun sıcaklık sınırları içinde tutulması için
eczaneye özel camlı soğutucu dolaplar, sıcaklık takibi yaparak soğuk zincirin kırılmadığından emin olmanız için çeşitli izleme ve
kayıt araçları, bu ürünlerin eczaneden satışının ardından hastalarınızın kullanımına
kadar zincir kırılmadan taşınması için özel
“soğuk zincir taşıma torbaları” bulunuyor.
Üyeler bu hizmetten oldukça memnun.
24
Bugün Ege, Akdeniz ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ndeki 27 il’e 357 ilçeye hizmet
veren EDAK, Türkiye’nin en büyük ilaç dağıtım kuruluşlarından biri olarak öne çıkıyor.
Gerçekleştirdiği sosyal sorumluluk projeleri ile Türkiye’de Çevre Beratı’na sahip olan
17. Kurum olan EDAK, ayrıca Küresel İlkeler
Sözleşmesi’ni (KİS) dünyada imzalayan sayılı kurumlar arasında yer alıyor.
Bolu Çamyayla Tarımsal
Kalkınma Kooperatifi
Bu kooperatifin bizim dikkatimizi çeken en
önemli yönü, Bolu Çamyayla Köyünde tüm
üyeleri kadın olan bir kooperatif olmaları.
Köyün kadınları köylerinin kalkınabilmesi
ve ürettikleri ürünleri satabilmek için bir
araya gelmişler ve bu tarımsal kalkınma
kooperatifini kurmuşlar. Ülkemizdeki kırsal
bölgelerde yaşayan kadınlarımız için çok
önemli bir işbirliği ve girişimcilik örneği
bu kooperatifimiz… Kooperatifin kuruluş
amacında bünyesindeki kadınların çeşitli
eğitim faaliyetleriyle uzmanlaşmaları, bu
şekilde üreticilik yapmaları ve emeklerinin karşılığını almalarının sağlanması olarak belirlenmiş. Kooperatifin bölgede en
önemli faaliyetin üretilen ürünlerin pazarlanması konusunda yeni stratejiler geliştireceği şeklinde belirtiliyor. Esasında bu
sorun ülkemizin diğer bölgelerinde de çok
önemli boyuta ulaşmış durumda. Kırsal
alanda yetiştirilen tarımsal ürünlerin pazarlanması konusunda yeni pazarlar bulan
yapılar süreçte başarılı oluyor. Ürettiği ürünü satamayan çiftçimiz ise maalesef çok
zor durumda kalıyorlar. Bolu’da bu örnek
kadın kooperatifin ülkemizin diğer bölgelerine de örnek olmasını temenni ediyoruz.
Afyon Tavşanlı Taşımacılık
Kooperatifi
Tavşanlı’da 1968 yılında kurulan kooperatif bugün Türkiye’de taşımacılık faaliyetinde bulunan en büyük kuruluşlarından biri
haline gelmiş. 1100 kişilik üye kadrosu ve
ülkemizin her bölgesinde 1300 adet Tır ve
500 adet kamyonluk dev araç filosu ile başarılı hizmetlerini sürdürüyorlar.
45 yılı aşkın süredir hizmetlerine devam
eden kooperatif, ülkemizin saygın kuruluşların taşıma işlerini de sorunsuz olarak
başarılı bir şekilde yürütüyor. Hizmet binasının yanında bulunan
akaryakıt istasyonumuz
ile üyelerin de akaryakıt
ihtiyaçlarını karşılayarak
Türkiye’de yakıt tüketimi
yapan önemli bir kuruluş
haline gelmişler.
Kooperatif aşağıdaki faaliyetleri yerine getirerek,
üyelerin memnuniyetini sürekli artıyor:
Gemi Boşaltma Hizmeti:
• Karadan gemiye, gemiden Karaya yükleme ve boşaltma (tahmil-tahliye) Hizmeti
• Dolum sahasına getirilen konteynerlere makine veya makinesiz iç dolum ve boşaltma hizmetlerinin verilmesi.
• Kuru yüklerin (hurda,kağıt, çubuk de-
mir ve sac ürünleri v.b.) gemiden Kamyona
veya kamyondan gemiye yükleme ve boşaltma hizmetleri
• Yükün, rıhtım ve geçici depolama yerlerinden veya kara-deniz vasıtasından alınıp, gemi veya bordasına getirilmesi, yüklenmesi, geminin ambar veya güvertesine
indirilmesi, yükleme-boşaltma hizmetlerinin verilmesi.
Şehirlerarası Nakliyat:
1968 yılından bu yana günlük ortalama
11.000 tonluk kapasiteye ulaşılmış olan
kooperatif, Türkiye’de taşımacılık faaliyetinde bulunan en büyük kuruluşlarından
birisi haline gelmiş. 400 kişilik üye kadrosu
ile ülkenin her bölgesinde 400 adet Tır ve
500 adet Kamyonluk dev araç filosu ile şehirlerarası nakliyat hizmeti sunuyorlar.
Hafriyat İşleri:
Kooperatif güçlü makine parkı ve tecrübeli uzman kadrosu ile vatandaşın, hafriyat
işlerine en hızlı şekilde çözüm üretmeye
çalışıyor.
Petrol İstasyonu:
Kooperatif bünyesinde bulunan petrol istasyonu perakende satışın yanında üyelerin yakıt ihtiyacını da karşılayarak, onların
kooperatif avantajlarından yararlanmalarını sağlıyor.
25
KAMU YÖNETİMİNDE ETİK
SORUNLAR VE YOZLAŞMA
Murat AKÇAKAYA *
GİRİŞ
Soyut bir kavram olan devletin ete kemiğe büründüğü ve toplumun tüm kesimleriyle somut
ilişkiler kurduğu alan kamu yönetimleridir. Toplum, devletin soluğunu ve varlığını, devletin
görünen yüzü ve görünen eli olan kamu yönetimleri sayesinde hisseder. Kamu yönetimleri
1980’lerden bu yana sürekli eleştirilmekte ve
reforma konu olmaktadır. Pahalı, yavaş, yetersiz, kalitesiz mal ve hizmet üretmeleri; etkili,
verimli ve rasyonel hareket etmemeleri, vatandaşların kamu yönetimlerini daha çok şikâyet
etmeleri sonucunu doğurmaktadır. Kamu yönetimindeki olumsuzluklar, kamu hizmetlerini
karakterize eden; sürekliliğin, değişkenliğin ve
eşitliğin ortadan kalktığı anlamına gelmektedir. Sonuç ise kamu yönetiminde; etik sorunlar,
güven kaybı, performans düşüklüğü ve israf
olarak ortaya çıkmaktadır. Kullanılan yöntem,
teknoloji, örgüt yapısı ve işleyişiyle kamu yönetimleri tam bir karmaşıklığı, hantallığı ifade
etmektedir. Gelişen teknolojiye ayak uyduramayan, sağlıklı iletişim kurulamadığından
koordinasyon sağlayamayan ve verimsizlikle,
kaynak israfıyla boğuşan, aşırı merkeziyetçi ve
hiyerarşik bir yapı sergileyen kamu yönetimleri
tam bir darboğaz içindedir.
Kamu yönetiminin iyileştirilmesi çalışmaları yapı, personel, süreç boyutlarıyla ele alınmakta;
hizmetlerin sunumunu gerçekleştiren personel (iç müşteri) boyutu yeniden yapılandırma
çalışmalarının önemli sacayaklarından birini
oluşturmaktadır. Bilgi toplumunda kamu personel sisteminin sağlıklı işleyen ve aksamayan
bir yapıya kavuşturulmasında, çalışanların etik
anlayışını olumlu yönde geliştirmelerinin öne* Doç. Dr. Gazi Üniversitesi İİBF Kamu Yönetimi Bölümü
([email protected])
26
mi büyüktür. Kamu yönetiminde etkinliği ve adaleti sağlamak için etik ilkeler uygulanmalıdır.
Bu ilkeler halkın yönetime güvenini sağlama
ve hizmet kalitesinin yükseltilmesi açısından
önem arz ederler. Rüşvet, yolsuzluk, zimmet
başta olmak üzere etik olmayan davranışların
sergilenmesi ve görevin kötüye kullanılması,
vatandaşın yönetime olan güvenini ortadan
kaldırdığı gibi, kamu yararının gerçekleşmesini
de engellemektedir.
GENEL OLARAK ETİK
“Etik” Kavramı
Etik kavramı, Yunanca “ethos” sözcüğünden
türetilen “davranış biçimi ifade eden karakter”
anlamına gelen ve ahlaki değerler statüsü olarak tanımlanır. Bu noktada bazı sorular aklımıza gelebilir: Etiğin kaynağı nedir? Vicdan mı,
din mi, sorumluluk ya da zorunluluk mu, hukuk mu? Kişisel sorumluluk ve ahlak dürüstlüğü için güvenilir ölçüt ne olabilir? Bu soruların
yanıtlarını irdelerken, etik tanımlarını değerlendirmekte yarar vardır.
Etiğin tanımı konusunda ortak bir ifade oluşturmak birçok bilim adamı için zor olmuştur.
Günümüzde literatürde etiğe dair çeşitli tanımların yapıldığı görülmektedir. Bir grup görüş etiği, ‘bir bireyin izlemesi gereken ahlaki
standartlar ve kurallar’ biçiminde ele alırken,
daha sonra etik, ‘bireylerin doğru olarak nasıl
davranacağını açıklayan ve tanımlayan ilkeler,
değerler ve standartlar sistemi’ şeklinde ifade
edilmiştir.
Toplum tarafından belirlenmiş, ahlaki (moral)
ilkeler ve değerler kümesi olarak tanımlanabilen etik, ahlaki görev ve yükümlüklerin, doğru
ya da yanlış, iyi ya da kötünün ne olduğu konu-
sunda bireylerin yaşamına rehberlik etmektedir (Akkoyunlu, 1998:126).
risi, ahlak ise onun uygulamasıdır (Kahraman,
2003: 15).
Türk Dil Kurumu’nun Türkçe Sözlüğünde (1988:
474, 30) etik; Fransızca kökenli, 1. Töre bilimi,
ahlak bilimi 2. Ahlaki, ahlakla ilgili;
Etik kuralların açık ve belirli bir alana ilişkin
yazılı kuralları içermesi beklenir. Örneğin, sanat etiği, siyaset etiği, tıp etiği, hukuk etiği,
eğitim etiği, medya etiği vb. alanlar için ortak
ilkler söz konusu olmakla beraber, bunlar daha
çok kendilerine özgü ilkeleri içerir. Bu ilkeler,
uyması beklenen bireylerin özelliklerine göre
değil, evrensel kabul gören kavramlara dayalı
olarak geliştirilirler (Pehlivan, 2001: 7).
Ahlak; Arapça kökenli 1. Bir toplum içinde kişilerin benimsedikleri, uymak zorunda oldukları
davranış biçimleri ve kuralları. 2. Belli bir toplumun belli bir dönemde bireysel ve toplumsal
davranış kurallarını tespit eden ve inceleyen
bilim. 3. İyi nitelikler, güzel huylar;
Ahlak bilimi ise; Yarar, iyi, kötü gibi sorunları
inceleyen, törelere dayanan bir davranış yasası
geliştiren, neyin uğrunda savaşılmaya değer,
neyin hayata anlam kazandırdığı, hangi davranışın iyi ve hangisinin kötü olduğu gibi sorunları kendine konu edinen bilim, etik olarak tanımlanmaktadır.
Etik, insanların kurduğu bireysel ve toplumsal
ilişkilerin temelini oluşturan değerleri, normları, kuralları, doğru-yanlış ya da iyi-kötü gibi
ahlaksal açıdan araştıran bir felsefe disiplinidir
(Pehlivan, 2001: 6).
Bir kaynakta etik (Aydın, 2005: 24) genel olarak; insan tutum ve davranışlarının doğru-yanlış, iyi-kötü açısından değerlendirilmesi olarak
cevaplamıştır.
Başka bir kaynakta (Cüceloğlu, 1999: 403) etik
kavramı, doğru olan nedir, nasıl davranılmalı?
Sorusunu inceleyen felsefe alanı olarak tanımlanmış; “Nasıl davranmam gerekir, ne yapmalıyım?” sorularının etik alana ait sorular olduğunu ifade edilmiştir.
Etik ile ahlak kavramlarının günlük dilde birbirinin yerine kullanılmaktadır. Bunun sebebi,
“etik” kavramının dilimize ahlak karşılığı olarak
batıdan girmiş olması ve zaman içerisinde bu
şekilde yerleşmiş olmasıdır. Ancak etik ile ahlak kavramları birbirinden farklıdır. Aralarında
genişlik-darlık, kuram-uygulama açılarından
farklılık vardır. Ahlak, bir disiplin olarak, etiğin
günlük yaşama ait pratiğe yansıyan kurallar
demetidir. Etik doğru ve yanlış davranışın teo-
Bu çalışmada, ahlak ve etik kavramları arasında ayrımlar ve karşıtlıklar yaratmaya dönük
felsefi bir tartışma içine girmemeye özen gösterilmiştir.
Etik kavramı, daha geniş anlamda, toplumun
ürettiği değer yargılarıyla birlikte hukukun başlangıç noktasını da içerecek biçimde ve özellikle kişisel davranışlarda gözetilen değer yargılarını aşan anlamda, toplumun gelişimini etkileyen ve yönlendiren değer yargılarını ifade
edecek biçimde kullanılmıştır. Ahlak kavramı
ise, daha dar bir anlamda, kişisel davranışları yönlendiren değer yargıları olarak ele alınmaktadır. Böylelikle, “etik” kavramının “ahlak”
kavramını da bütün olarak kapsayan, fakat onu
aşan bir anlamı ortaya çıkar. “Ahlak” kavramı
ise “etik” ile hiçbir anlamda çelişmeyen, fakat
onu kapsadığı alana kadar genişlemeyen bir
çerçevede anlaşılmalıdır (Sayın,1998:8).
Etik Evrim
Tarih içinde ahlaka uygun bir davranış ilkesi
ya da kuralı bulmak için sayısız çaba gösterildiğine tanık oluyoruz. Lao-Tsu’nun yöntemi,
Budha’nın “orta yolu”, Stoacıların “erdem”i,
Aristoteles’in “altın ortası”, Epikür’ün
“sağduyu”su ve arayanlara her şeyin verileceği, İsa’nın “Cennet”i, hepsi de doğru etik
davranışın evrensel kuralını bulmak için gösterilmiş ciddi çabalardır. Etiğin ortaya çıkması için insanlığın doğru ile yanlışı kavramasını
beklemek gerekmiştir. Coğrafi uzaklığın insan
ilişkilerinde engel olmaktan çıkması, insanların
zamanla ulusçuluk, ırkçılık ve cinsiyet kıstaslarından kurtulmaları, etik anlayışın gelişiminde
27
önemli rol oynamıştır. 1865’te Amerika’da köleliğin kalkması, ırkçılığın ötesinde bir etik gelişim sağlamıştır. İnsanlar arasındaki eşitsizliğin
giderilmesi, etiğin gelişiminde devrimsel bir
boyut olarak değerlendirilebilir.
Feodal sömürünün ikili doğası, ahlak sistemine
de yansır: Kilisenin resmi ahlakı ve baronların
laik ahlakı. Kilise ahlakı, baron ahlakı gibi egemen sınıf bir ahlakıdır. Buna göre, feodalizmden kapitalizme bilinen geçiş sürecinin getirdiği yasal ve ekonomik değişmeler, bireyin konumu ve toplumun ahlakının yanı sıra, egemen
toplumsal sınıfın ahlakında da değişmelere yol
açar. Kapitalist bir sistemin gereksindiği karakter türü, yeni üretim biçimine dayanan yeni bir
ahlak tarafından tanımlanır. Ahlakın temeli, teorik olarak, öte dünyada yatabilir. Ama insanın
görevi, bu dünyada kendinde daha iyi bir kişilik
geliştirmeye çalışmasıdır. Bu dönemde burjuvazi, hedeflerini özgürlüğe başvurarak kutsallaştırır: Din özgürlüğü, ticaret özgürlüğü, bireyin özgürlüğü. Kapitalist etiğin temel özelliği,
etik alanda bireysel özgürlüklerin yerini alması
vurgusunun ağırlıklı oluşudur
Çağdaş dönem, bir bakıma doğaüstü güçlerin
egemen olduğu Ortaçağlardan, doğal güçlerin
egemen olduğu yeni bir çağa geçiş anlamına
gelmektedir. Bu yeniçağda, ahlakın altyapısını
belirleyen etik ve siyasal anlayışı, dinsel görüşün etkisinden kurtarmak için yoğun çaba harcanmaya başlanır. Machiavelli ve Hobbes’in
çalışmalarında insan, sürekli olarak iktidar ve
güç peşinde koşan yaratık olarak görülmüştür.
Rousseau, doğal durumdaki insanın, iyiliğin
gelişmesi ile birlikte ortaya çıkan eşitsizlikler
ve baskıdan olumsuz yönde etkilendiğini ileri
sürer. Grotius tarafından geliştirilen doğal hukuk kavramı, insan doğası üzerinde odaklanan
ilginin bir uzantısı olmuştur. Buna göre akıl, insanı belirleyen evrensel ve ortak bir özelliktir.
Aklın doğası, siyasal örgütlenmeyi oluşturan
etik kurallar ya da yasalarla görülmektedir. Spinoza, Goethe, Hegel, Marx ve Fromm; insan
doğasının en belirleyici yönünü, insanın üretkenliğinde bulurlar (Alkan, 1993: 95).
28
KAMU YÖNETİMİNDE
YÖNETSEL ETİK,
MEMURLARIN ETİK
ANLAYIŞI VE YOZLAŞMA
Yurttaşların kamu yönetiminde çalışanlardan
beklediği şeylerin başında onların ahlaklı olmaları gelmektedir. Kamu görevlilerinin normal
görev davranışlarının kişisel çıkar sağlamak
amacıyla saptırmaları, rüşvet, irtikâp, ihtilas,
zimmet gibi Ceza Kanunu’nun suç saydığı yüz
kızartıcı eylemlerin kamu görevlilerince icrası
kamuoyunca nefretle karşılanmaktadır.
Ancak ne yazık ki, son yıllarda kamu görevlilerince bu anlamda işlenen suçlar artma
eğilimindedir. Bu durum, halkın memura,
dolayısıyla onların temsil ettiği devlete karşı
güvensizliğini doğurmaktadır. Bundan kurtulmanın yolu sağlam bir kamu görevlisi etiğinin
gelişmesini sağlayacak önlemlerin alınmasıdır.
TÜSİAD’ın Optimal Devlet başlıklı raporunda
bu amacı gerçekleştirecek biçimde bir “Devlet
Ahlakı Yasası” çıkarılması önerilmektedir (Ergun, 1998: 3638).
Yönetim Ahlakı
Fertlerin, iyi ve kötü kavramlarını birbirinden
ayırabilmesi için, üyesi olduğu toplumdan algıladığı değer yargılarının bütününe denilen
ahlakın, etkilendiği nesneye göre çeşitliliği söz
konusudur. Örneğin, akılcı olması saflığını, bütün toplumlarca kabul edilmesi genel ya da evrenselliğini, inanç sistemlerinden etkilenmesi,
dini yönünü ortaya çıkarmaktadır.
İletişimci ve demokratik bir yapı özelliği gösteren toplumlarda ise, tüm bunların birleşiminden oluşan sosyal bir ahlak anlayışının varlığı
söz konusu olmaktadır. Bu anlayış, toplumun
önemli bir parçası olan kamu yönetimi kurumlarına yansımakta ve kurum kültürü ile birlikte
yönetim ahlakının oluşumunu sağlamaktadır.
Bu nedenle, nasıl ki, sosyal ahlak deyince akla
sadece iyi şeyler gelmiyorsa, yönetim ahlakı
için de bazı kötü uygulamalar söz konusudur.
Diğer bir değişle, yönetim ahlakı ile anlaşılması gereken, iyi ve kötülerden oluşan bütün kurumsal kültür oluşumlarıdır.
nulmasında ve kamu kaynaklarının yönetiminde karşılaşılan etik ilişkileri inceler. Etik ilkeler
kamu yararının gerçekleşmesinde oldukça
önemlidirler.
Yönetim ahlakını olumlu manada ele aldığımızda, genel ahlak anlayışındaki iyilerin, kuruluş
amaçlarına etkisi şeklinde karşımıza çıktığını
görürüz. Aslında yönetim ahlakı dendiğinde
olumlu anlamı hedeflenmektedir. Diğer bir
değişle olması istenen, faydalı ve doğru olan
yönetim ahlakı anlayışı, olumlu ahlaka göre yapılanlardır.
Kamusal hizmetlerin toplumda eşit olarak sunulması, kamusal kaynakların yalnızca bir kısım
kişilerin tasarrufunda bulunmaması için kamu
yönetimi etiği ayrı bir öneme sahiptir. Ast-üst
ilişkileri, eşitler arası ilişkiler, siyasetçilerle ilişkiler ve toplumla olan ilişkiler ayrı ayrı kamu
yönetimi etiğinin öne çıktığı alanlardır.
Buna göre olumlu yöndeki yönetim ahlakı anlayışı, sosyal ahlak anlayışına göre dürüst bir
insanın, kuruluş personeli olduğundaki ahlaki
görünümüdür. Örneğin; çalışması, aldığı ücreti
hak etmesi, görevini zamanında yapması, astlarına adaletli davranması, üstlerine karşı sorumlu hareket etmesidir.
Toplumda oluşan ve ahlaki anlamda kötü ve
yanlışı gösteren değerlere göre, kurum içinde
de şekillenen bir ahlak anlayışı bulunmaktadır.
Bu anlayış, yönetim ahlakının olumsuz yönüdür ( Bilgin, 1997:466–467). Olumsuz anlamdaki yönetim ahlakı, kamu kuruluşunun meşru
ve hukuki olan amaçlarına günlük ve ya uzun
dönemde ters düşecek şekilde davranmak,
böylece kuruluşu verimsiz ve etkisiz bırakmaktır.
Yönetim ahlakının oluşumunda psikolojik, sosyolojik, ekonomik ve siyasal, hatta dini inanç
ve gelenekleri de önemli etkisi olan faktörler
alarak sıralayabiliriz. Ancak, tüm bunların yönetim ahlakını daha çok fert bazında etkilediğini söylemek gerekir. Çünkü bütün bu faktörlerin daha etkili olmasında kurum içi faktörlerin
etkisi büyük olmaktadır.
Etiğin önem kazanmasının temelinde, yönetimin daha etkili işleyebilmesi nedeniyle gerekli
standartların belirlenmesinin yanında kamu
hizmetleriyle ilgili görülen rüşvet ve yolsuzlukların da büyük etkisi olmuştur.
Kamu çalışanları, gündelik çalışmaları sırasında kamu kaynaklarının yönetilmesi, vatandaşlarla ilişkiler ve politika oluşturma işlevleri gibi
bazı durumlarda takdir yetkisi kullanırlar. Etik,
bu kamu gücünün keyfi şekilde kullanımına set
oluşturur. Devlete ve onun kurumlarına karşı güven sağlamanın ve bunu korunmanın en
önemli unsurudur.
Kamu yönetiminde etik, bir durum değil bir faaliyettir. Etik davranışın desteklenmesi, yalnızca uyulması gereken kuralların listesinin ya da
ulaşılması gereken bir statünün belirlenmesi
değildir. Devletin işleyişinin temelinde olan ve
hep devam eden bir yönetim sürecidir; yönetimin başarısında ve evriminde oldukça önemlidir (TÜSİAD, 2003:21-22).
Kamu Yönetiminde Etiğin Önemi
Bürokratlar, bürokrasi sisteminin veya yönetiminin içinde bulunan bireylerdir. Bürokratların temel görevi, atanmış oldukları kamu görevlerinde dürüstlük, tarafsızlık ve güvenirlik
içinde, kamusal yararı göz ardı etmeden, halka
ve halkın seçmiş olduğu siyasetçilere hizmette
bulunmaktır. Ancak bu pek çok kez böyle olmamaktadır. Kamu yönetimi, kamu hizmetlerinin;
açıklık, şeffaflık, hesap verebilirlik, tarafsızlık,
dürüstlük ve süreklilik ilkeleri doğrultusunda
çalıştıkça etkili ve verimli olabilir.
Kamu yönetimi etiği, kamu hizmetlerinin su-
Kamu görevlilerinin etik davranışları; gücün
Bu nedenle yönetim ahlakının oluşumunu etkileyen faktörleri, kamu personelinin çalıştığı
kuruma ilişkin faktörler olarak ayırarak ele almak gerekmektedir.
29
kötüye kullanımını önlemeye, gereken süreci
kısaltmaya, devlete ve onun kurumlarına yönelik güvenin devamını sağlamaya yardımcı olmaktadır (State Services Commission,1999:8).
Bu bakımdan kamu yönetiminde etiğin önemi,
düşünce ve sözlerin ötesinde performans ve
faaliyetlerle ilgili olmasından kaynaklanmaktadır (Lewis, 1991:3).
Memurların Yönetim
Ahlakını Etkileyen Kurum
İçi ve Kurum Dışı Faktörler
Kurum Dışı Faktörler
Kamu yönetiminde yönetim ahlakının oluşumunu etkileyen bazı dış faktörler bulunmaktadır. Bu faktörler çok çeşitli olmakla birlikte,
önemli olanları şu şekilde sıralayarak incelemek mümkündür:
Doğal Faktörler
Evrensel ya da genel diyebileceğimiz bu faktörler, hemen bütün insanların kabul edip, ilke
edindiği türdendir. Örneğin dürüstlük, dostluk,
yalan söylememek, hırsızlık yapmamak ve verilen sözde durmak genel kabul görmüş ahlak
kurallarıdır. Bu kurallar aslında yönetim ahlakının temelini teşkil etmektedir.
Sosyal Faktörler
Doğal faktörler bütün insanların kabul ettiği
ilkeler olurken, sosyal faktörler, bu ilkelerin yanı sıra o yöreye ait kültürün bir parçası olarak
ortaya çıkmaktadır. Ancak bu faktörler önemli
bir değişken olarak inanç sistemlerinin rolünü
unutmamak gerekir. Çünkü din olgusu bazen
akılcı, bazen de akılcı olmayan çeşitli kural ve
ilkeleri karşımıza bir gelenek öğesi olarak çıkarmakta ve ahlakın bir parçası şeklinde toplumun gündemini oluşturmaktadır.
Burada geleneklerden, değer yargılarından
oluşan, yasalarla zorunlu kılınan ve eğitimle
topluma empoze edilen “resmi ahlak” ile değişen ekonomik ve sosyal şartlarla aynı hızda
ilerleme özelliği taşıyan “resmi olmayan ahlak”
30
ayırımını yapmak gerekir
(Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu
Başkanlığı, 1996: 4).
Hukuki Faktörler
Bundan önceki iki faktör yazılı hiçbir metinde
yer almazken, hukuki faktörler anayasa, yasa,
tüzük ve yönetmelik gibi hukuki metinlerde
yer almaktadır. Böylece, bürokrasinin o kurallı
işleyişine uymakta ve bir süre sonra kurum öğesi haline gelmektedir. Örneğin, yetkilerin ve
sorumlulukların sınırlarının belirlenmesi, ihale
şartlarının hazırlanması, teknik bilgilerde uluslar arası standartlara uyum gösterilmesi kurum
oluşumundaki hukuki faktörlerdir.
Kurum İçi Faktörler
Kamu yönetimi içerisinde eğer bir ahlak oluşumu söz konusu ise, bunda dış faktörler kadar
bazı iç faktörlerin de rol oynadığını kabul etmek gerekir. Bunların yapı ve işleyiş olarak ele
aldığımızda iki tür faktörün, bürokratik faktör
ile personel faktörü olduğunu görürüz:
Yönetim ahlakı oluşumundaki en önemli iç faktör kurumun yapı ve işleyiş biçimidir. Bu biçim,
kamu yönetimi kurumları için bürokrasi anlamına gelmektedir.
Bürokrasi türü bir kurumlaşmada, klasik yönetim teorileri içinde yer alan Weber’e göre
herkese uygulanan kurallar ve her kesin uyması gereken genel kurallar vardır. Bu kurallara uyulması durumunda hizmetler yürüyecek,
uyulmaması durumunda aksamalar olacaktır.
Bu yüzden aksatanlar için ceza sistemi söz konusudur.
Teorik olarak çok iyi işleyeceği düşünülen bu
sistemin sakıncalı tarafı, personelin farklı zamanlarda farklı davranabileceği değil de, diğer
üretim unsurları gibi her zaman aynı tepkiyi
göstereceği düşüncesidir. Bir esneklik yoktur.
Bürokrasinin uygulanması sırasında ise, örneğin, ülkemiz genelinde merkeziyetçilik, kurumsal büyüme, yönetsel gizlilik ve dışa kapalılık,
yönetsel tutuculuk gibi kurumsal; kuralcılık ve
sorumluluktan kaçma, yönetimde siyasallaşma, kayırmacılık, yolsuzluk, rüşvet ve aracılar
kullanma gibi işlem sorunları ortaya çıkabilmektedir (Örnek, 1992 :73).
şunlardır:
Kamu yönetimi personelini, sergiledikleri davranışlara göre bir ayırıma tabi tutabiliriz. Buna
göre kamu yönetiminde seçilmiş de olsa, atanmış ya da kariyerden gelmiş de olsa personeli
şu üç davranış kalıbı içerisinde değerlendirmek
mümkündür. Bunlar: Çıkarcı, Görevci, Ahlakçı.
- İşini verilen emir kadar yapar. Fazlası için çaba göstermez.
Çıkarcı: Bu personel tipi gerek ferdi ve sosyal
düzeyde, gerekse kurumsal düzeydeki her türlü ahlaki kuralı hiçe sayan ilkesiz bir kişiliğe
sahiptir. Ferdi çıkar sağlayabileceği her türlü
fırsatı değerlendirebilecek bir özelliği olması
nedeniyle çıkarcının, yönetim ahlakı olumsuz
yönde etkileyecek temel davranışları vardır. Bu
davranışların önemlilerini şu şekilde sıralayabiliriz:
- Yönetsel kuralları ihlal edenleri görmezlikten
gelir.
- Ahlak dışı ya da yasa dışı davranışlarda bulunur.
- Başkalarının zaaflarını kendi çıkarları içinde
kullanır.
- Yetki ve görevlerini kendi çıkarları doğrultusunda kullanır.
- Hiçbir ahlak dışı ya da yasa dışı işe kalkışmaz.
- Ferdi ve ya birlikte hiçbir eylemde bulunmaz.
- İşinde her zaman “hiçbir sorun istemiyorum”
tutumu sergiler.
- Onun için işi, emekli oluncaya kadar zaman
ayırdığı bir süreçtir.
- Hizmetin nitelik ve etkinliğinden çok karzarara önem verir.
- Bilgi almak isteyenlere kuruluşunun savunucusu kesilir.
Ahlakçı: “Başkalarının sana yapılmasını istemediğini sen de onlara yapmamalısın.” genel
ahlak kurallarını kendisine ilke edinmiş ola ahlakçı personel tipi, demokratik bir toplumda
kamu yönetiminin işleyişinde de temel ahlak
kurallarının gereği ve yararına inanır. Bu amaçla, kamu personelinin ahlakçı temel davranışlarının şunları içermesi gerektiğini düşünür:
- Çıkarı uğruna belgeleri değiştirir, bekletir veya yok eder.
- Ne kendisinin, ne de başkalarının ahlak dışı
ya da yasa dışı işler yapmasını ister; yapanları
engeller. Böyle davrananları affetmez.
- Başkalarının yanlışlarını kendi çıkarı için maskeler.
- İşini en iyi bir biçimde yapmaya çalışır. Yapanları destekler.
- Çıkarı uğruna verimsizlik ve adaletsizlikleri
önemsemez.
- Çıkarcıların fark edilmesi için çalışmayı ödüllendirir.
- Kuramsal yapı ve işleyişi, gücü oranında çıkarı için değiştirir.
- Ahlaklı davrananların kurumsal hayatını zorlaştırır.
Görevci: Douglas Mc Gregor’un çalışanları güdülemek için ayırıma tabi tuttuğu insan doğası
tiplemesindeki (X) teorisine, uygun bir personel tipine çok benzeyen görevci, kurumsal işleyişi bozmayan, tarafsız bir çalışandır. Otoriteye
yanlış olsa bile karşı çıkmayıp, önderini izleyen
görevcinin sergilediği bazı temel davranışları
- Dürüstlüğü savunur. Bürokratik oyunları önlemeye çalışır.
- Yasal ya da ahlaki amaç dışında açık ve dürüst iletişimi sürdürür.
- Üstlerinin verdiği yasa ve ya ahlak dışı emirlere karşı direnir.
- Kamu yönetiminin halka hizmet için olduğunun bilincindedir.
- Emrindeki personel ve diğer imkânları top-
31
lum yararı ve birey özgürlüğünü dikkate alarak
kurum amaçları doğrultusunda kullanır (Bilgin,1997 : 475).
Kamu Yönetimi ve
Yozlaşma
Devletin büyümesi ve yükünün artması kamu
yönetiminin de büyümesine ve yükünün artmasına yol açmıştır. Bu durum ise bürokratik
mekanizmanın hantallaşmasına, verimlilik ve
etkinlik gibi değerlerden uzaklaşarak birçok
olumsuz sonuca neden olmaktadır. Bu olumsuzluklardan en önemlisi ve tartışılanı da yozlaşma olgusudur.
Kamusal alandaki bozulma ve çürümeyi anlatmak için çoğunlukla yolsuzluk ve yozlaşma kavramları kullanılmaktadır. (Şen,1998:5).
Türkçe sözlüklerde yozlaşma, “doğasındaki iyi
nitelikleri sonradan yitirmek; tereddi etmek;
bir şeyin manevi niteliklerinden uzaklaşması”
şeklinde tanımlanmaktadır. (TDK,1992:778).
Yolsuzluk ve yozlaşma, İngilizce’de “corruption” kavramıyla ifade edilmektedir. Bu kelimenin ahlaki çöküntü ve toplumsal çürümeyi
anlatan bir anlam taşıdığı söylenebilir. (Cingi,1997:665).
Yolsuzluk kavramı, kamu görevlisinin “çıkar
sağlama” ve “yasalara aykırı davranış”ını ön
plana koymaktadır.
Bürokratik alandaki bozulma ve çürümeyi açıklamada “yozlaşma” kavramı kullanılmakta
ve bu kavram “yolsuzluk” kavramından daha
geniş anlamda ele alınmaktadır. Böylelikle “çıkar sağlama” ve “‘yasalara aykırılık” öğeleriyle
beraber tanıma, “‘ahlak normlarına aykırılık”’
öğesi de katılmaktadır.
Yozlaşma, yüksek ahlaki davranış standartlarını veya hukuku ihlal edecek biçimde, özel çıkar,
tercih, prestij veya belli bir grup veya sınıfın çıkarı için kamusal gücün kullanılması biçiminde
tanımlanabilir. Bir kaynakta yönetimde yozlaşma olgusu, kamu hizmeti gören kişi veya grup-
32
ların, özel maddi çıkarlar veya statü kazançları
sağlamak nedeniyle, normal görev davranışlarını bu özel amaçlar doğrultusunda saptırmaları olarak ele alınmaktadır (Ergun,1978:24).
Yozlaşma, fonksiyonel açıdan bir işlevsizlik
durumunu ifade etmektedir. Yozlaşma, sosyal
açıdan verimsiz, etik açıdan çirkin, ekonomik
olarak çarpıtıcı ve siyasal bakımdan meşruluğu ortadan kaldıran bir nitelik taşımaktadır.
Bununla birlikte yozlaşmayı, köşeyi dönmek,
hizmetleri daha hızlandırmak veya dışarıdaki
grupların bir araya gelmesini kolaylaştırmak gibi bazı açılardan yararlı karşılayanların bulunduğu da belirtilmelidir (Gould,2001:763).
Yozlaşmanın kaynağı kamu yetkisinin kullanımı
olduğu için, kamu yetkisi de toplumca siyasal
işlemlere ilişkin olarak siyasetçiler, yönetsel
işlemlere dair olarak da kamu yöneticileri tarafından kullanıldığı için yozlaşmayı yönetsel
yozlaşma ve siyasal yozlaşma şeklinde iki gruba ayırabiliriz (DDK,1996:15).
Yönetsel işlevlere ilişkin kamu yetkisinin, kamu
yetkisinin, kamu yönetimi veya siyasal uygulama süreci içerisinde çıkar gözetilerek yasal düzenlemelere aykırı olarak kullanılması yönetsel
yozlaşma olarak tanımlanabilir. Kamusal alanda görevli personelin özel maddi çıkarlar veya
bulundukları statüyü kullanarak kazanç elde
etmek amacıyla, görevlerinin gerektirdiği davranışlardan kaçınarak bu özel amaçları elde edebilme yönünde davranışlar sergilemeleri yönetsel yozlaşma olgusunu ortaya çıkarmaktadır(Kılavuz,2003:181).
Siyasal yozlaşma, siyasal karar alma sürecinde
rol alan aktörlerin özel çıkar sağlamak maksadıyla toplumda mevcut hukuki, dini, ahlaki ve
kültürel normları ihlal edici davranış ve eylemlerde bulunmalarıdır (Aktan,1994:45).
Sınırsız siyasal güç ve yetkiler birçok dönem
siyasal yozlaşmanın kaynağını oluşturmuştur.
Siyasal yolsuzlukların baş aktörleri siyasal yöneticilerdir.
Siyasal yozlaşma siyasal süreç içerisinde çok
çeşitli biçim ve türlerde ortaya çıkmaktadır.
Rüşvet, zimmet, adam kayırmacılık, hizmet ka-
yırmacılığı, patronaj, kamu sırlarını sızdırma,
siyasal dalavere benzeri davranışlar siyasal
yozlaşmaya örnek verilebilir (Aktan,1992:27).
Kamu yönetimi anlayışında ahlaki anlamda
ortaya çıkan etik erozyon ve yaygınlaşan yozlaşmış uygulamalar, toplumun tüm katmanları
üzerinde yoğun şekilde etkili olmaktadır. Günümüzde ortaya çıkan yozlaşma türleri klasik
olarak niteleyebileceğimiz rüşvet, irtikâp, zimmet, ihtilas ve adam kayırmacılık faaliyetlerinden öteye giderek siyasal kayırmacılık, hizmet
kayırmacılığı, oy ticareti, lobicilik, rant kollama,
gönül yapma şeklinde teknik açıdan çeşitlilik
kazanmıştır.
Yozlaşmanın varlığı için üç unsurun bir arada
bulunması gerekmektedir: (Toke,2003:633).
- Takdire dayalı güç: İlgili kamu çalışanı takdir
yetkisine dayalı bir biçimde mevzuatı ve politikaları belirleyip uygulayacak bir otoriteye sahip olmalıdır.
- Ekonomik rantlar: Takdir yetkisi var olan rantları çekmeye veya elde edilebilecek yeni rantlar oluşturmaya imkân tanımalıdır.
- Zayıf kurumlar: Siyasal, yönetsel ve yasal kurumlar, görevlilerin takdir yetkisine dayanarak
birtakım rantları elde etmeye veya rant oluşturmaya imkân tanıyacak bir durumda bulunmalıdır.
Kamu Yönetiminde Etik
İlkeler
Kamu yönetimi etiğinin vurguladığı ilkeler, yüksek davranış standartlarının geliştirilmesini cesaretlendirici, kamu güvenliğini artırıcı ve karar alımına yardımcı bir nitelik taşırlar. Bunlar,
çıkar kavgalarını önleyen ve tarafsızlığı sağlayan bir içeriğe sahiptirler. Kamu yöneticileri ve
tüm kamu görevlilerinden, kamu adına yetki
kullanırken, kurumlarının amaçlarını ve kamu
yararını gözetmeleri, etik ilkelere bağlı kalarak
hareket etmeleri beklenir.
Kamu yönetiminde olması ve uyulması ge-
reken ilkeler şu şekilde sıralanabilir (Pehlivan,1997:18-25): Adalet, eşitlik, dürüstlük, tarafsızlık, sorumluluk, insan hakları, hümanizm,
bağlılık, hukukun üstünlüğü, sevgi, hoşgörü,
laiklik, saygı, tutumluluk, demokrasi, olumlu
insan, açıklık, hak ve özgürlükler, emeğin hakkını verme ve yasa dışı emirlere karşı direnme.
Kamu yönetiminde etik; kamu yöneticilerinin
ortaya koyması gereken davranış kuralları, prosedürler ve şekil şartları gibi bir takım yöntemlerin kullanılması olarak karşımıza çıkmaktadır.
yönetsel etik ya da kamu yönetimi etiği, yönetsel kurum ve kuruluşların her türlü eylem
ve işlemlerinde hem önlenmesi gereken hem
de teşvik edilen olumlu davranışları içeren
bir dizi ilke ve standartlardan oluşur (Nohutçu,2001:393). Kamu görevlilerinin görevlerini
yürütürken uymaları gereken etik kurallarının
belirlenmesi ve bu kuralların uygulanmaması
halinde doğacak yaptırımların kamu görevlilerine belirtilmesi kamu yönetimlerinde yolsuzluğun ortadan kaldırılması hususunda önemli
bir basamak oluşturmaktadır.
Etik ilkeler doğrultusunda iyi bir kamu görevlisinde bulunması gereken özellikler şöyle sıralanabilir (Alada,1993:45):
• Hizmet sunduğu topluma karşı sorumluluk
duygusunu taşımak,
• Sunulan hizmette sürekli en yüksek kaliteyi
elde etme çabası içinde olmak,
• Doğru ve adil hareket etmeye özen göstermek,
• Tüm davranış ve hizmetlerde dürüst ve saygılı olmak,
• İnanarak kendini işine adamak,
• Çalışma arkadaşlarına ve yerel topluluk üyelerine karşı sevecenlik ve dostluk göstermek,
• Yardımsever ve hoşgörülü olmak,
• Çalışama hayatında işbirliğini, dayanışmayı
ve işe saygıyı ön planda tutmak,
• Demokratik mekanizmaların çözümleyicili-
33
ğine inanmak.
Kamu yönetiminde her geçen gün verimsiz, nitelikten ve nicelikten yoksun hizmetlerin verildiği, yolsuzluk ve dolandırıcılığın arttığı hususu
vurgulanır olmuştur. Bu nedenle devletin asli
görevlerine dönerek küçülmesi gerektiği vurgulanır.
Kamu yönetimlerinde yapılan çoğu araştırmalarda yaşanan etik olmayan davranışlar tanımlanmış ve kamu yöneticisini bu davranışa iten
sosyal ve ekonomik nedenler belirlenerek çözüm önerileri getirilmeye çalışılmıştır.
dan birisi, kamuda etik dışı faaliyetlerdir. Kamu
yönetiminde etik dışı faaliyetler, vatandaşların
devlete olan güvenini azaltmaktadır. Bu durum
devletin kamu ihtiyaçlarını karşılamasındaki
etkinliğini düşürmekte, sosyal ve ekonomik kurumların verimli ve etkin bir şekilde çalışmasını
engellemektedir.
Bir etik altyapının sekiz kilit unsuru bulunmaktadır. Bunlar;
- siyasi irade,
- etkili bir yasal altyapı,
Örneğin bu anlamda (Aktan,1994:113-114);
- etkin hesap verme mekanizmaları,
— Etik dışı davranışları kontrol edebilmek amacıyla yeni yasalar konularak, - cezaların etkinleştirilmesi,
- uygulanabilir davranış kuralları,
— Araştırma ve soruşturma sisteminin kurularak etkin bir denetim sağlanması,
— Bürokraside var olan patolojik uygulamaların en aza indirilmesi
— Ücret dengesizliklerinin çözümlenerek adil
bir ödüllendirme düzeninin kurulması,
— Yönetsel işlem ve eylemlerde açıklık ilkesinin yerleştirilmesi gereği,
— Toplumsal anlamda bir kınama ve baskı
ortamının oluşturularak, başta basın olmak
üzere kitle iletişim araçlarıyla etik dışı davranışlarla ve yozlaşmış uygulamalarla mücadele
edilmesi şeklinde birçok öneri ortaya atılmıştır.
Kamu Yönetiminde Etik
Kodları
Kamu yönetimlerinin en büyük sorunu olarak
gösterilen etik sorunları son zamanlarda çok
konuşulan konulardan birisi olmuştur. Kamu
yönetiminde yeniden yapılanma süreci bağlamında bu sorunlar ele alınmış ve etik sorunların giderilmesi için çeşitli girişimler önerilmiştir.
Türk Kamu Yönetiminin en büyük sorunların-
34
- kamu yönetiminde uygun çalışma koşulları,
- etik konularda eşgüdüm sağlayan kuruluşların varlığı ve
- kamu görevlilerini denetleyen etkin bir sivil
toplum.
Etiğe dayalı bir yönetim sisteminin oluşturabilmesi için, kamu görevlilerinin benzer olaylar karşısında benzer tutum ve davranışlarda
bulunmasının sağlanması, yeni davranışların
standartlaştırılması gerekmektedir.
Etik ilke ve standartlar (codes of ethics), kabul
edilebilir davranışları tanımlamak amacıyla
yapılan sistematik gayretlerdir. Etik ilkeler, iyi
davranışta bulunma ve kötü davranışlardan
kaçınma konusunda, kamu görevlilerine rehberlik ederler; devlete olan güvenini artırırlar ve kamu örgütlerindeki yönetsel davranış
standartlarını yüceltirler; değerlerin çatıştığı
durumlarda karar vericilere yol gösterirler
(Plant,1994:221). Etik ilkeler, örgütlerdeki ahlak dışı davranışların cezalandırılması için de
rehberlik görevi yaparlar. Etik ilkeler yazılı veya
yazılmamış, genel veya özel biçiminde sınıflandırılabilir.
Etik ilke ve standartların hazırlanma aşamasında dikkat edilmesi gereken bazı noktalar
vardır. Bunlardan birincisi, dürüstlüğü ve ahlaki sorumluluğu tanımlamaya girişen standart-
ların, toplum tarafından genel kabul görmüş
standartlarla açıkça çelişmemesi gerekir (Steinberg,1996:119)
yasaya uymamak kişiyi hapse götürür. Hukuki
düzenlemeler kişiyi “ zorunlu” kılar, etik kodlar
ise “gereklilik” bağlamında şekil alır.
Etik dışı faaliyetlerin siyasal sistemlere verdiği
yıkıcı zararların bilincine varılması çağdaş demokratik ülkelerde genel olarak kamuda ve
özellikle etik sisteminde ciddi reform hareketlerini başlatmıştır. Etik sisteminde reform hareketleri mevzuatlarda dağınık halde bulunan
etik davranış ilke ve kurallarının bir bütün halinde, açık ve anlaşılır dille yazılmış etik kodlarında sistemleştirilmesiyle başlamaktadır. Günümüzde, uluslar arası alanda genel olarak kabul görmüş etik davranış ilkeleri şöyle sıralanabilir; tarafsızlık, hukukilik, dürüstlük, bütünlük,
liyakat, nesnellik, sadakat, liderlik, şeffaflık,
hesap verebilirlik, eşitlik, süreklilik ve güven.
Kodların kurallar, ilkeler ve standartlardan
oluştukları söylenebilse de çoğu kez kişilerin
nasıl karakterde olmaları gerektiği tespit edilir,
erdem sahibi olmaları istenir. Her yerel yönetim birimi, yasama organınca çıkarılacak, kentin ve başka hükümet birimlerinin yetkililerince yürürlüğüne konacak ahlak kuralları için uygun yapı belirlenmesi gerekmektedir. Ahlak
kodlarının oluşturulması ve güncelleştirilerek
yayımlanması çalışanların zihinlerindeki dağınıklığı toparlar ve ortak bir sorumluluk anlayışı
yaratır.
Etik davranış kodlarının belirlenmesi kamu
yönetimlerindeki çalışanlar için önemli bir
unsurdur. Bu kodların belirlenerek anlaşılır
bir şekilde çalışanlara sunulmalı ve bu kodların belirlenmesi ve denetimi için etik kurulları
oluşturulması gerekmektedir.
Etiğe dayalı bir yönetim sisteminin oluşturulabilmesi için, kamu görevlilerinin benzer olaylar karşısında benzer tutum ve davranışlarda
bulunmasının sağlanması, yani davranışlarının
standartlaştırılması gerekmektedir. Belli olaylar karşısında ortaya konulacak ahlaki olarak
iyi ve doğru eylem biçimlerinin saptanarak,
bunların bir araya getirilmesi, etiğe dayalı bir
yönetim sisteminin oluşturulmasında önemli
bir ihtiyaçtır.
Etik Kodu, belli bir grup ya da ülke içindeki insanların nasıl davranmaları gerektiğini gösteren ve genel ilkeler olarak kabul edilen yazılı
kurallar kümesi olarak ifade edebiliriz. Yasalar
ile etik kodlar arasında da ayrım vardır. Yasal
yükümlülüklerin temel özelliği cezai yaptırım
içermesidir. Bazı durumlar hariç Etik Kodların
hiç bir yaptırım gücü yoktur. Etik Kod ile belli bir
konudaki yükümlülüğün tespit edilmiş olması,
ilgili kişide “manevi” etki ile içsel yaptırım gücüne dönüşür. Etik bir yükümlülüğe uymamak
kişinin kötü hissetmesine sebep olabilir, ancak
Etik davranış kodları, genel ya da belirli, ilham
verici ve idealist veya zorlayıcı ve yasalara harfi harfine uyan belgeler olabilir. Etik davranış
kodları kamu faaliyetinin kapsamıyla, mesleki
standartları birbirine bağlayarak kamu görevlilerinin etik davranışlarını tanımlar (Bruce,1996:13).
Etik davranış kodları, özlü ve esnek yapıları,
basit ve açık anlatımıyla bütün kamu sektörü
çıkar çatışması politikasının standartlarını ortaya koymak ve belirli ilişkilere ve yaşanan toplumsal ve siyasi değişimler sonucu ortaya çıkan
yeni sorunlara dikkat çekmek için oldukça kullanışlı bir yol sunmaktadır (Kamu Etik Kurulu
Kurulması Hakkında Kanun Gerekçesi).
Kodlar, kurumlarda tüm çalışanların o kurumun değerlerini ve ilkelerini anlamasında,
kendinden beklenenleri bilmesinde ve uygulamada bu doğrultuda davranmasında yardımcı
olur. Ortak kelimeler havuzu oluşturarak, kurul
üyelerinin etik açıdan daha iyi ve daha tutarlı
bir hizmet vermelerini temin eder. Ve kodlar
yönetim kurullarına farklı bakış açıları vererek
daha verimli çalışmalarını sağlar (http://www.
elegans.com.tr/arsiv/68/haber036.html).
Etik ilkeler, iyi davranışta bulunma ve kötü davranışlardan kaçınma konusunda, kamu görevlilerine rehberlik ederler; devlete olan güveni
arttırırlar ve kamu örgütlerindeki idari davranış standartlarını yüceltirler; değerlerin çalış-
35
tığı durumlarda karar vericilere yol gösterirler.
Etik ilke ve standartlar, halkla kamu yönetimi
arasındaki kamusal güvene dayalı özel ilişkiyi
sağlamada, önemli bir rol üstlenirler.
Etik davranış kodlarının işlevlerini şu şekilde
sıralayabiliriz:
- Yolsuzluk, görevini kötüye kullanma gibi etik
dışı davranışlarla mücadele etmek,
- AB standartların uygun kamu çalışma koşullarının sağlanması,
- Kamu’da ‘iyi yönetişim’ modelinin gelişmesini
gerçekleştirmek,
- Kamusal eylemlerin açık olabilmesi için olanaklar sağlamak,
- Kamu görevlilerinin çalışmalarında çeşitli denetim araçlarını sağlamak,
- Toplumun kamu yönetimine güvenini sağlamak,
Etik ilke ve standartlar, bir kamu kurumunda
karşı karşıya kalınan etik ikilemlerin çözümünde ve kamu yöneticilerinin davranışlarını yönlendirmede yardımcı olabilirler.
SONUÇ
Kamu yönetimlerinde değişim süreci içerisinde görülen ve çeşitli şekillerde giderilmeye çalışılan sorunlardan birisi de bu süreçte ortaya
çıkan etik sorunlardır. Devlette etik, adaletli ve
faziletli bir toplumsal yaşamın ön koşuludur
diyebiliriz. Etik amaca hizmet eden bir araç
olduğundan zorunlu bir araçtır. Kamusal etik,
adaletli ve faziletli bir toplumsal yaşamı amaçlamaktadır.
Kamu Yönetimlerinin sorunlarının başında yolsuzlukların yaşanması gelmektedir. Yolsuzluk,
yetkinin doğrudan kamu görevlisinin kendi
çıkarı için kullanması şeklinde olabileceği gibi
yakınlarının korunması şeklinde dolaylı olarak
da kullanabilirler. Bütün bu olumsuzlukların
karşısında devletin kapalı olması yani şeffaf olmaması da halkın kamu görevlisine ve devlete
36
olan güvenini sarsmaktadır.
Kamuda etik dışı faaliyetlerin ortaya çıkarılması ve etik ihlallerde bulunan kamu görevlilerinin hesap verebilirliklerinin sağlanması için
şeffaflık konusu üzerinde durulması gereken
bir konudur. Türk kamu yönetimindeki gizlilik
vatandaşın devlete şüpheyle bakmasına sebep
olmaktadır. Kamu yönetiminde şeffaflığın sağlanması sadece bilgiyle erişim haklarının tanınmasını değil, vatandaşın karar alma sürecine
aktif katılımını da sağlamaktadır.
Etik bilincin devlet yönetiminde en tepeden
aşağıya kadar var olması, bir siyasal sistemin
iyi işleyişinin garantilerinden birisidir. Birçok
çağdaş ülkede bu bilinç oluşmuş ve etiksel
yaklaşımlara önem verilmiş iken ülkemizde ise
bu yaklaşımın önemi henüz anlaşılmış ve bu
amaçla çeşitli düzenlemelere gidilmiştir. Örneğin, daha şeffaf bir kamu yönetimi anlayışını
sağlamak üzere vatandaşa bilgi edinme hakkı
sağlanmış ve vatandaşın devlete güveninin
artması amaçlanmıştır.
Etik ilkelere bağlı bir yönetsel yapı yaratabilmek için, öncelikli olarak yapılması gereken
açık, anlaşılır bir dilde belirlenmiş olan etik
kuralların ortaya konması, kamu çalışanlarına
bu etik kuralların duyurulması ve kamusal faaliyetlerde belirlenmiş kurallara uyulmasının
sağlanmasıdır. Etik standartların belirlenmesi
ve idarenin her kesiminde etik davranışın zorunluluk haline getirilmesi için, etik kurallar
da resmileşmekte ve kanunlaşmaktadır. Ülkeler, etik ilkeleri kodlaştırma yoluyla bu ilkelere
maddi birer karakter kazandırmakta ve bu ilkelere herhangi bir ihlalde yaptırım gücü uygulanmaktadır.
Çağdaş demokratik ülkelerin seneler önce
terk ettikleri ayrıcalıklar sisteminin kaldırılması, kamu yönetiminde etik davranış ilkelerinin
yerleşmesi yönünde atılmış ciddi bir adım olacaktır. Kamu adına kamu gücünü ellerinde bulunduranların bu gücü suiistimal ettiklerinde
hesap verebilir kılınmamaları ya da kanunlarla
sağlanan ayrıcalıklardan yararlanmaları kamu
yararı amacına hizmet etmemektedir. Bu ayrı-
calıkların kaldırılmasıyla birlikte kamu idaresi
daha saydam, daha hesap verebilir ve daha
etkin olacaktır. Bu, verimliliği de etkileyecek,
kalkınmaya katkı sağlayacaktır.
İyi işleyen ve etik kurallara bağlı bir yönetsel
alt yapı, belirli davranış standartlarını destekleyen bir kamu yönetimi ortamına katkıda bulunur. Etik alt yapının unsurları siyasi irade, etkin hesap verme mekanizması, uygun çalışma
koşulları, medya dâhil etkin bir sivil toplumdur.
Memurların uzmanlıkları, profesyonellikleri,
liyakatleri elbette önemlidir, ama kamu yönetimi bakımından asıl önemli olan memurların
etik anlayışıdır. Memurların kamu yararının
daha da geliştirilmesi için, kamu yönetiminin
etkin ve verimli çalışması için bir takım etik
değerlere uyması zorunludur. Son olarak da
şunları söyleyebiliriz. Kamu yararına çalışan
görevlilerin uyması gereken bir takım temel
kurallar şunlar olmalıdır: Karar alımında halkın
katılımını sağlamak, halkın sorularına doğru,
basit, hızlı cevap verilmesi, halkın hükümetle
olan ilişkilerinde yardım edilmesi, işlerin basitleşti-rilmesidir.
KAYNAKÇA
Akkoyunlu Ertan, K. (1998), “ Çevre Etiği”, Amme İdaresi
Dergisi, Cilt 31, Sa yı 1, Mart.
Aktan, C. C. (1992), “Politik Yozlaşma ve Kleoptokrasi,
1980-1990 Türkiye Deneyimi”, Ankara.
Aktan, C. C. (1994), “Siyasal Yozlaşmanın Önlenmesine Yönelik Çözüm Önerileri”, Politik Yozlaşma ve Şeffaf Yönetim
Sempozyumu.
Aktan, C. C. (1994), Temiz Toplum ve Temiz Siyaset, T Yayınları, İstanbul.
Alada, A. B. (1993), Yerel Yönetim ve Ahlak.
Aydın, İ. (2005), “Eğitim ve Öğretimde Etik”, Eğitime Bakış
Dergisi, Yıl 1, Sayı 2, Ocak.
Bilgin, K. U. (1997), “ Kamu Yönetiminde Yönetsel Etiğin
Yönetim Ölçeğinde Değerlendirilmesi”, 21.Yüzyılda Nasıl bir Kamu Yönetimi Sempozyum
m u ,
TODAİE Yayınları, Ankara.
Bilgin, K. U. (1998), “Kamu Yönetimde Yönetim Ahlakı”,
Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Der-gisi, Prof. Dr.
Süleyman Aslan’a Armağan, Konya.
Bruce, W.P. (1996), “Codes of Ethics, and Codes of Conduct: Perceived Contribution to the Practice of Ethics in
Local Government”, Public Integrity Annual.
S.Cingi.(1997), “Yolsuzluk Olgusu ve Ekonomik Analizi”, Yeni Türkiye, Siyasette Yozlaşma Özel Sayısı.
Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu Başkanlığı
(1996), Ankara.
Cüceloğlu, D. (1999), Anlamlı ve Coşkulu Bir Yaşam İçin Savaşçı, Sistem Yayıncılık, İstanbul.
DDK (1996), “Yolsuzluklarla Mücadeleye Yardımcı Olmak
Maksadıyla Gerekli Tedbirlere İlişkin İnce-leme Raporu”,
Başbakanlık Basımevi, Ankara.
Ergun, T. (1998), “Cumhuriyetin 75. Yılında Kamu Personel
Rejiminin Temel Sorunları”, Yeni Türki-ye Dergisi, Cumhuriyet Sayısı, Ankara.
Ergun, T. (1978) “Yönetimde Yozlaşma Olgusu Üzerine” ,
Amme İdaresi Dergisi, Cilt XI.
Gould, D.J. (2001), “Administrative Corruption”, Handbook
of Comparative and Development Public Administration,
Ed. Ali Farazmand, Marcel Dekker Incorporated, USA.
Kahraman, N. (2003), İlköğretim Müfettişlerinin Mesleki
Etik İlkeleri ve Bu Etik İlkelere Uyma Düzeyleri, Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü, Yayımlanmamış Yüksek
Lisans Tezi, Ankara.
Kılavuz, R. (2003), Kamu Yönetiminde Etik ve Bir Sorun Alanı Olarak Yozlaşma, Ankara.
Lewis, C. W. (1991), The Ethics Challenge in Public Service:
A Problem - Solving Guide, Jossey - Bass Publishers, USA.
Nohutçu A. (2001), “Etik ve Kamu Yönetimi”, Çağdaş Kamu
Yönetimi II içinde, M.Acar ve H. Özgür(Der), Nobel yayıncılık, Ankara.
Pehlivan, İ. (2001), Yönetsel, Mesleki ve Örgütsel Etik, Pegem Yayıncılık, Ankara
Pehlivan, İ. (1997), “ Yönetimde Etik Sorunu ve Kamu Yöneticisinin Etik Dışı Davranışları”, 21. Yüz-yılda Nasıl Bir
Kamu Yönetimi Sempozyumu: Yönetsel Etik ve Denetim,
TODAİE Yayınları, Mayıs, Ankara.
Plant, J. F. (1994), Codes of Ethics, Handbook of Administrative Ethics,(Ed. Terry L. Cooper), Markel Dekker, Newyork.
Öztürk, N. K. (1998), “Kamu Yöneticilerinin Kararlarında
Etik Değerler”, Amme İdaresi Dergisi, Cilt 31, Sayı 2,
Haziran.
Örnek, A. (1992)”Kamu Yönetimi”, Meram Yayını, İstanbul.
Sabuncuoğlu, Z. (1991), İşletmelerde Halkla İlişkiler, Ezgi
Kitabevi, Mart.
TDK (1988), Türkçe Sözlük 1, Türk Dil Kurumu Yayınları:
549, Ankara.
Sayın, D. (1998), “Yönetsel Etik”, Yerel Yönetim ve Denetim
Dergisi, Cilt II, Sayı 12.
State Services Commission (1999), An Ethics Framework
for the State Sector, Occasional Paper, No.15, New Zealand.
Şen, M. L. (1998), “Kamu Yönetiminde Yozlaşmanın Önlenmesinde Yönetsel Etik Yaklaşımı”, Dokuz Eylül Üniversitesi
Sosyal Bilimler Enstitüsü, Doktora Tezi, İzmir.
Toke S. A. (2003),”Economic Analysis of Corruption: A Survey”, The Economic Journal,No:113,
Türk Dil Kurumu (1992), Türkçe Sözlük, Cilt.2, İstanbul.
TÜSİAD (2003), Kamu Hizmetinde Etik: Güncel Konular ve
Uygulamalar.
5176 sayılı Kamu Etik Kurulu Kurulması Hakkında Kanun
Gerekçesi, www.tbmm.gov.tr
http://www.elegans.com.tr/arsiv/68/haber036.html
37
Azerbaycan’da Bölgesel
Dış Yatırım Olanakları ve
Öncelikli Alanlar
Yılmaz ARSLAN *
Azerbaycan Cumhuriyetinin yakın geçmişindeki ekonomik durumuna dikkat ettiğimizde son dönemlere kadar girişimciler
tarafından yapılan yatırımların büyük bir
bölümünün Bakü şehri ve Abşeron ekonomik bölgesinin payına düştüğünü görebiliriz. Bunun da en temel nedeni diğer
bölgelerde yatırımlar için uygun ortamın
olmaması, altyapı alanlarının gerekli koşullarda olmaması ve ya az gelişmiş olmasıdır. Fakat “Azerbaycan Devleti bölgelerin
sosyo-ekonomik gelişimi Devlet Programı
(2004-2008 yılları)”-nın başarılı bir şekilde
uygulanması sonucu ülkede makro ekonomik göstergeler düzeyinde yüksek ilerleme sağlanmış, bölgelerde altyapı alanları
yeniden yapılandırılmış ve geliştirilmiştir.
Azerbaycan’ın bulunduğu elverişli coğrafi ortamı, doğal koşulları, zengin yeraltı
ve yerüstü kaynakları burada özellikle de
bölgelerde ülke ekonomisinin çeşitli alanlarının oluşturulması ve geliştirilmesi için
geniş imkanlar sağlamaktadır. Sadece bu
yüzden ister iç, isterse de dış yatırımın yapılması için Azerbaycan’ın bölgelerinde uygun ortamlar mevcuttur.
tırım ortamının daha fazla iyileştirilmesi
için girişimciliğin geliştirilmesi, petrol dışı
sektörün harakete geçirilmesi ve yeni iş
yerlerinin açılmasının hızlandırılması amacıyla genel vergi listesinden 9 tanesi çıkarılmış, tarım üreticileri, toprak vergisi dışında diğer vergilerden muaf tutulmuşlar.
Ülkede mevcut olan lisans verme sistemi
köklü şekilde değiştirilmiş, lisans verilmiş
faaliyet alanlarının sayısı büyük ölçüde azaltılmış, lisansların süresi ise uzatılmıştır.
Azerbaycan’a yatırımların teşvik edilmesi amacıyla devlet tarafından “açık kapı”
stratejisi uygulanmaktadır. Dış yatırımların,
modern teknolojilerin ve donanımların,
yönetim deneyiminin ülke ekonomisine
katılması yoluyla yüksek kaliteli, rekabet edebilecek ürünlerin üretilmesi Azerbaycan
devletinin belirlediği gelişim stratejisinin
önemli bir parçasıdır.
Genellikle ülke ekonomisinin gelişimi için
tüm mali kaynaklar sayesinde temel yatırımların hacmi son beş yılda 33,5 milyar
manat (42,73 milyar dolar) olmuş, bunun
yüzde 53,2-si iç ve yüzde 46,8-i ise dış yatırımlardan oluşmuştur. Azerbaycan’da ya-
Bu süreçte hayata geçirilmiş programlar
neticesinde ülkede 900 bini sürekli olmak
üzere 1,2 milyondan fazla yeni iş yeri, 55,6
bin işletme (müessese) kurulmuş, işsizlik
%5’e , yoksulluk oranı ise %5,3’e düşmüştür. Devlet programları kapsamında yapılmış geniş çaplı çalışmalar bölgelerin önümüzdeki yıllarda da gelişmesi için sağlam
* Azerbaycan “Odlar Yurdu” Universitesinin doktora
oğrencisi ([email protected])
38
Devlet programlarının uygulandığı 10 yıl içinde gayri safi yurtiçi hasıla 3,2 kat, petrol
dışı sektör 2,6 kat, sanayi sektörü 2,7 kat,
tarım sektörü 1,5 kat, yatırımlar 6,5 kat,
halkın gelirinin 6,5 kat ve ortalama aylık
ücretleri 5,5 kat artmıştır.
bir zemin oluşturmuştur.1
ülke ekonomisinde ki gelişme eğilimlerini
güçlendirdi. Son zamanlarda ise kültür ve
Şu anda Azerbaycan kalite yönünden ye- turizm alanına ilgi daha da artmıştır.
ni sosyal-ekonomik gelişme aşamasına
girmiştir. Bu aşamada ülke ekonomisinde Zengin kültürel-tarihi mirasa ve elverişçözülmesi acil olan önemli sorunlardan bi- li doğal koşullara sahip olan Azerbaycan,
ri bölgelerde ki girişimcilik faaliyetlerinin turizm alanında da büyük inkişaf imkanlagelişimini hızlandırmak, mevcut emek kay- rına sahiptir. Azerbaycan’da turizmin birnaklarını, doğal ve ekonomik potansiyel- çok türlerinin (köy, tedavi-sağlık, ekolojik,
leri verimli kullanarak ekonominin sürekli kültürel, spor, dini vb.) gelişimi için geniş
gelişmesine, halkın istihdam edilmesine ve fırsatlar mevcuttur.
ülkede yoksulluk seviyesinin daha da azalTurizm sektörü, ülke bütçesine dahil olan
tılmasını hedeflemektedir.
döviz girdisinin temel faktörlerinden biri
Azerbaycan’da iç ve dış yatırımlar için tu- olarak kabul edilir. İstatistiki bilgilere göre
rizm, tarım, oto sanayi, gıda ve tekstil en 2012 yılında Azerbaycan’a gelen turist saönemli potansiyele sahip alanlardır.
yısı iki milyondan fazla olmuştur. Görülen
kompleks çalışmaların neticesinde ülkeye
1. Turizm sanayi: Bir çok ülkede turizmin gelen turist sayısı her yıl artmaktadır. Üldinlenme, seyahat ve doğal tedavi özellik- kede faaliyet gösteren turizm şirketleri ağı
lerinin birlikte gelişimi için uygun koşullar genişlemektedir. Şu anda ülkede 123 tuyoktur. Yalnız, Azerbaycan’da bütün bu rizm işletmesi lisanslı şekilde faaliyet gösturizm alanlarının geliştirilmesi için gerek- termektedir ve 2002 yılına oranla turizm
li olan koşullar mevcuttur. Bölgelere göre şirketlerin sayısı 3 kattan fazla artmıştır.
turizmin gelişimine dikkat ettiğimizde, Ab- Bu da göstermektedir ki, son dönemlerde
şeron bölgesinde özellikle de Bakü ve Bakü gerek Azerbaycan’a gerekse Azerbaycan’ın
kenarı yerleşim yerlerinde deniz turizmini, yerleşmiş olduğu bölgeye turistlerin ilŞeki-Zakatala bölgesinde dağ-orman, Dağ- gisi günden güne artmaktadır. Şu anda
lık Şirvan ve Gusar arazilerinde kış ve yaz Azerbaycan’da turizm sektörü kendisini geturizminin, bunun dışında bir çok bölgeler- liştirme aşamasına girmiştir. Azerbaycan’da
de ise tedavi amaçlı turizmin geliştirilmesi turizm sektörünün istikrarlı gelişimini sağiçin uygun altyapıya sahip olduklarını gör- lamak ve turizmin ülke ekonomisinin önde
mekteyiz. Bunun dışında Nahçıvan ve Len- gelen sahalarından birine dönüşmesine
keran bölgelerinde de turizm alanlarının sağlamak amacıyla “Azerbaycan devleti
büyük bir bölümüne dış yatırımların teşvik 2010 - 2014 yıllarını kapsayan dönemde
edilmesi için doğal, ekonomik koşullar bu- turizmin gelişmesine dair Devlet Progralunmaktadır.
mı” kabul etmiştir.
Azerbaycan diğer SSCB ülkeleri gibi ba- Azerbaycan’ın bölgelerinde turizm sektöğımsızlığını elde ettiği dönemde bir takım rüne uygun olan Guba-Haçmaz, Şeki-Zagasosyo-ekonomik sorunlarla karşılaşmıştır. tala ve Dağlık Şirvan bölgelerinin ekonomiYaşanan bu süreçler elbetteki kültür ve tu- lerinin öncelikli olarak geliştirilmesi daha
rizm alanlarında da etkisini göstermiştir. uygundur. Haçmaz bölgesinde kış turizmi,
Fakat 1995 yılından itibaren ülkede ger- Şamahı bölgesinde ise dağ turizmin geliştiçekleştirilen ekonomik ve sosyal projeler rilmesi için uygun koşullar mevcuttur.
39
Turizm sektörünün geliştirilmesi için bölgeler de zengin doğal ve uygun coğrafi koşullar mevcuttur. Turizm sektörü, sosyal ve
ekonomik açıdan bölgelerin güçlenmesine
katkı sağlayan bir faktördür ve turizmin
sektörünün gelişmesi sayesinde çok sayıda
işyeri açılır, iletişim sistemleri gelişir, yerel
halkın maddi refah durumu daha da artar.
Petrol dışı sahalarının çoğalması ve gelişmesi ile istikrarlı ekonomik gelişmelerin
sağlanması Azerbaycan için önemli bir görev olarak ortaya çıkmaktadır. Çok sayıda
yapılan araştırmalar, turizm sektörü petrol
dışı sahalar arasında önde gelen sektörlerden birini oluşturmaktadır. Şu anda turizm
sektörü küresel çapta hızla gelişen ticaret
sahalarındandır. Dünyada ki toplam milli
hasılanın yüzde %10’u, ihracatın %8’i uluslararası turizmin payına düşmektedir, gösterilen hizmetlerin tahminen 1/3’ü uluslararası turizm aracılığıyla gerçekleştirilmektedir. Dünyada çalışabilir nüfusun %8,1 ‘i
turizm sektöründe ve sektörle ilgili ekonomik sahalarda çalışmaktadır. Bölgelerde
turizmin sektörünün gelişmesi ekonominin çeşitli sahalarına, özellikle de ulaşımın,
iletişimin ve ticaretin gelişmesine uyarıcı
bir etkiye sahiptir. Bölgede turizm potansiyelinin yükseltilmesi için önemli faktörlerden biri de arazinin transit potansiyelinin
artırılması ve ulaşım hizmetleri pazarında
çeşitliliğin artırılmasıdır. Ayrıca bölgede
turizmin gelişmesinde, elverişli iklim ve
doğal ortam, mineral sular, manzara ekzotikliği ve tarihi-kültürel anıtlar büyük role
sahiptir. Birçok bölgenin mineral ve termal
sularla zengin olması, bu bölgelerde termal tatil komplekslerinin oluşturulmasında zorunlu faktörlerdendir.
yayılmasını sağlamaktır. Azerbaycan ekonomisinde tarım, petrol ve inşaat sahalarında sonra üçüncü en büyük saha olmakla
iş imkanları açısından en büyük paya sahibdir (2006 yılında tarımda tüm çalışan
nüfusun %39,1’i, petrol sektöründe ise %
1’i çalışmaktaydı). Aynı zamanda bu saha,
kırsal (köy) bölgelerde yoksulluğun azaltılmasında etkili sektördür. 2
Azerbaycanda tarıma yararlı arazilerin ve
farklı iklime sahip bölgelerin olması çeşitli, kaliteli ve imalat yapmaya değecek ürün
yetiştirilmesine imkan vermektedir. İklim
çeşitliliği suptropik iklimden tundura iklimine kadar değişiklik göstermektedir. Bu
da tek bir sezonda bir kereden fazla ürün
toplanmasına olanak sunmaktadır. Ülke
ikliminin çeşitliliği farklı ürünlerin yetiştirilmesine fırsat vermektedir. En temel tarım
ürünleri; buğday, pamuk, tütün, çay, zeytin, meyve ve sebzedir. Tarım en fazla kuzey-doğu, güney-doğu, batı bölgelerinde
yaygındır.
Guba-Haçmaz ve Şeki-Zakatala bölgelerinde meyve üretiminin, Lenkeran bölgesinde sebze ve çay üretiminin, Dağlık Şirvan
bölgesinde üzüm üretiminin ve Aran bölgesinde ise hayvancılığın ve çiftçilik faaliyetlerinin geliştirilmesi için uygun ortamlar olduğunu söyleyebiliriz. Bu bölgelerde
bahsettiğimiz alanlara yatırım yapılması
için geniş imkanlar ve devlet tarafından
özel teşvikler mevcuttur.
3. Oto Sanayi: Azerbaycanda uygun ortam
olmasına rağmen oto sanayinin bir çok
alanları geliştirilmemiştir. Oto sanayinin
inkişafı için Bakü şehri, Abşeron bölgesi
ve Gence-Kazak bölgesinde geniş imkan2. Tarım: Azerbaycan için bugün en önem- lara sahiptir. Oto sanayi ve metal imalatı
li hedeflerden biri ekonominin petrolden alanlarındaki mevcut bulunan eksikliklebağımlılığını ortadan kaldırmak ve ekono- rin ortadan kaldırarak sektörün yeniden
mik kalkınmanın kırsal bölgelere daha fazla yapılandırılması, teknolojik donanımların
40
ve üretim araçlarının üretimini sağlamak mallarının üretimi içine dahil olan Tekstil
önemli konulardan bazılarıdır.
için yeterli hammadde kaynaklarına, işçi
gücüne ve pazara sahiptir. Fakat tarih bo4. Gıda Sanayi: Gıda endüstrisi
yu bu uygun fırsatlar yeterince değerlendiAzerbaycan’da üretilen ürünlerin miktarına
rilememiştir. Bunun sonucu olarak ülkeye
ve bu sahada çalışan nüfusun sayısına göre
kumaş, elbise, ayakkabı ve başka malların
sanayi sahaları arasında birinci sıradadır.
büyük bir kısmı dışarıdan ve pahalı fiyatlaBu alan Azerbaycan devletinin uzmanlaşra getirilmektedir. Bunun dışında pamuk,
mış sahalarından biridir. Gıda endüstrisinipek, yün kumaşların ilk imalatı, hazır bir
de şarap, konserve, tütün ve mineral sular
ürün haline getirilmesi için imkanlar mevüretilen temel ürünlerdendir.
cuttur. Azerbaycan’da bu ürünler özellikle
Konserve sanayisi işletmelerinde meyve- hammadde şeklinde ihraç olunmaktadır.
sebze konserverleri ile birlekte meyve ve Tekstil sanayisini Aran, Gence-Gazak ve
balık mahsulleri de üretilmektedir. Ham- Abşeron ekonomik bölgelerinde geliştirme
maddenin kolay temin edilmesi için ge- imkanı bulunmaktadır.
nellikle meyve-sebze konserve işletmeleri
Ədəbiyyat Siyahisi
Haçmaz bölgesinde kurulmuştur. Bu sektörle ilgili Guba-Haçmaz’da konserve işlet- 1. “Azərbaycan Respublikası regionlarımesi, Guba, Gusar ve Hudat şehirlerinde nın 2014-2018-ci illərdə sosial-iqtisadi inkonserve fabrikaları faaliyet göstermekte- kişafı Dövlət Proqramı”
dir. Nahçıvan bölgesinde Ordubad, ŞekiZagatala bölgesinde Şeki, Gebele, Balaken, 2. http://azerbaijan.az/_Economy/_AgriGah, Nic, Aran bölgesinde Ucar, Göyçay, culture/_agriculture_a.html
Sabirabad ve Lenkeran-Astara bölgesinde 3. http://azerbaijans.com/content_719_
Lenkeran ve Masallı ana konserve sanayi az.html
merkezlerindendir.3
4. “Azərbaycan Respublikasında 2010
Tarım sanayi kompleksinin son ürün üre- — 2014-cü illərdə turizmin inkişafına dair
ten gıda ürünleri sanayisinin ülke ekono- Dövlət Proqramı” http://www.e-qanun.
misinde büyük rolü vardır. Genel sanayi az/files/framework/data/19/f_19342.htm
üretiminin %3’u ve sanayi kurumlarının
üçte biri bu alanın payına düşmektedir. 5. “Azərbaycan Respublikası regionlarıAzerbaycan’ın bölgelerinin tamamında gı- nın sosial-iqtisadi inkişafı Dövlət Proqramı
da sanayisinin farklı alanlarının geliştiril- (2004-2008-ci illər)”
mesi için uygun ortamlar bulunmaktadır.
6. “Azərbaycan 2020: Gələcəyə Baxiş” In5. Tekstil Sanayi: Azerbaycan hafif sanayi kişaf Konsepsiyasi
41
KÖYLER MAHALLE OLUNCA
SORUNLAR ÇÖZÜLDÜ MÜ?
Hüseyin ÖZDEMİR *
Yeşilöz köyünde doğmuşum (eski adı Keşanuz).
nin verdiği yetkileri bağımsız olarak kullanabilirdi.
Yılın her gününde ikindi rüzgârlarının sert estiği, sularının şarıl şarıl aktığı Kızık Yaylasında…
Şimdi Büyükşehir Belediyesi kapsamı içinde köy tüzel kişiliği de elinden alınarak ilçe
(Güdül) Belediyesinin Mahallesi olarak değiştirildi. Artık bizim köyler TÜZEL KİŞİLİĞİ bulunmayan, merkezi idare ile birlikte hareket
eden, sosyal kentsel bir birim olarak MAHALLEYE dönüştürüldü.
Yeşilöz; Köroğlu Dağlarının güney yamaçlarına sırtını dayamış, Etilerden kalan yüze yakın
mağarası (Eski Eserler ve Mağaralar il Müdürlüğü), yer altı evleri, peri bacaları, şelaleleri, ormanları, dağları ve yaylaları ile içinden
akan Kirmir Çayı ile yörenin en cömert coğrafyasına sahiptir.
Bir zamanlar yatağına sığmayan metrelerce
yüksekten akan Kirmir Çayını besleyen dereler üzerine yapılan dört adet baraja rağmen
KÜSMEDİ KİRMİR ÇAYI. Bu gün dere görünümünde de olsa yöresine can vererek akmaya
devam ediyor.
Yeşilöz üçyüz elli haneli bir köydü. 1974’de
kasaba oldu ve 2009 seçimlerinden itibaren
5747 sayılı yasa ile tekrar köye dönüştürüldü!
Köyün bir ağırlığı vardı.
Yerinden yönetim ilkesine bağlı olarak yetkileri yasa ile belirlenmiş, halkının müşterek
ihtiyaçlarını karşılamak üzere köy halkının
oyları ile seçilen muhtar ve ihtiyar heyeti
ile yönetilen TÜZEL KİŞİLİĞE sahip en küçük
idari bir birimdi.
Bütçesi vardı. Mal edinebilir, borçlanabilir,
dava açabilir ve yasayla kamu tüzel kişiliği* Emekli Genel Sekreter([email protected])
42
Bundan böyle bu coğrafyada yirmi altı (26)
köyle, pardon mahalle! ile tek elden yönetileceğiz. Birlikten güç mü doğar, tam tersi mi
olur? sorusunun yanıtını zaman verecek.
Dağları, ovaları, meraları, dağında bayırında
ve de köy meydanlarında gürül gürül akan
köy çeşmeleri, çocukluklarının geçtiği köyünden ayrılıp da gurbette sıla özlemi çekenlerin zihinlerinin baş köşesinde yer alırdı köy
yaşamları.
Çünkü orada;
Dostlukların en hilesizliği
Yardımlaşmanın karşılıksızlığı vardı
Aynı yolda yürünür
Aynı okulda okunur
Aynı camide namaz kılınır
Aynı olaya birlikte gülünür, aynı acı birlikte
paylaşılırdı.
Konuşulmasa da bakışlar meramları anlatmaya yeterdi.
Merak ediyorum,
Ahmet Kutsi TECER köyü anlatan o duygulu
şiirini bugün aynı hissiyatla mahalleye yazabilir miydi?
ORDA BİR KÖY VAR UZAKTA
Orda bir köy var, uzakta,
O köy bizim köyümüzdür.
Gezmesek de, tozmasak da
O köy bizim köyümüzdür.
Orda bir ev var, uzakta,
O ev bizim evimizdir.
Yatmasak da, kalkmasak da
O ev bizim evimizdir.
Orda bir ses var, uzakta,
O ses bizim sesimizdir.
Duymasak da, tınmasak da
O ses bizim sesimizdir.
Orda bir dağ var, uzakta,
O dağ bizim dağımızdır.
İnmesek de, çıkmasak da
O dağ bizim dağımızdır.
Orda bir yol var, uzakta,
O yol bizim yolumuzdur.
Dönmesek de, varmasak da
O yol bizim yolumuzdur.
Bundan sonra ne olacak?
21. yüzyılın en önemli sermayesi insandır.
Şüphesiz ki yaşamın bilgi kaynağı da insandır.
Her analitik çalışma insan beyni ekseni içinde döner. Bu da disiplinli çalışmanın ürünü
olan iletişim ve etkileşim ilişkilerinin karar
verme sürecinde doğru kararlar alınmasına
bağlıdır.
Ayrıca sebze ve meyve yönüyle de Ankara ve
civar illerinin ihtiyaçlarını karşılamaktadır.
Daha da ötesi
13.yy.da Osmanlılarla Anadolu’ya gelmiş
olan Ankara Tiftik Keçisi, Orta Anadolu’da
ancak yoğun olarak bu yörede yaşama tutunabilmiştir.
Evliya Çelebi’nin, üzerindeki deseni ressam
Behzat bile çizemez dediği Ankara Keçisinin
tiftiğinden üretilen “Sof” ve tiftik bölgenin
önemli bir geçim ve ihraç kaynağı olabilir.
Esasen yöre Etilerden beri çeşitli kültürlere
hizmet etmiş tarihi bir yerleşim yeridir. Fetret devrinde alaylara karargâh olmuş daha
sonraları da II. Beyazıt’ın askerlerini konuk
etmiştir.
Gel gelelim ki zaman değirmeni sessiz sedasız dönerken önce köylü kentleşeceğiz diye
köyünden evinden edilmiş, şehrin varoşlarında yaşamaya mahkûm kılınmıştır.
Yolumuz hangi köye (mahalleye!) uğrasa, evlerin ışığı yanmaz, bacaları tütmez, kapılarında kocaman zincirli asma bir kilit görürüz.
Köylerde (mahallelerde!) ilköğretim okulları
kapalı, sağlık ocakları kapalı.
İlçedeki Adliye, Askerlik Şubesi, Hastanesi ve
çoğu Devlet Kurumu artık Beypazarında…
Güdül Yöresi;
Beypazarına 50 km uzaklıkta bir vatandaşın
aracı yok cebinde de parası. Hastalandığında nasıl kat eder 90 yaşında Hacer Nene bu
yolu?
Termal suları, Dağları, Göletleri, Akarsuları,
Şelaleleri, Ormanları, Yaylaları, Yeraltı evleri, Mağaraları, Anıt yazıları ve kalyonları ile
oldukça cömert tabiat varlıklarına sahiptir.
Devletin temel görevi vatandaşını koruyup
kollamaksa bu görevini yerine getirmek bir
yana yıldan yıla sorunların artarak devam etmesi niye?
43
ÖLÜMÜNÜN 70. YILINDA
TKK KURUCUSU ORD. PROF.
İBRAHİM FAZIL PELİN
ARMAĞANI HAKKINDA
TKK kurucularından ve ilk yönetim kurulu
üyesi Ord. Prof. İbrahim Fazıl Pelin, bundan
70 yıl önce 24 Kasım 1944 tarihinde aramızdan ayrılmıştı. Uzun yıllar ders verdiği,
görev yaptığı İstanbul Üniversitesi İktisat
Fakültesi Dekanlığı, ölümünden dört yıl
sonra 1948 ylında bu değerli elemanları
için bir armağan kitap yayımladı. Prof. Dr. F.
Neumark ve Doç. Dr. M. Orhan Dikmen’in
baskıya hazırladığı kitabın adı Ordinaryüs
Profesör İbrahim Fazıl Pelin’in Hatırasına
Armağan. İstanbul’da İsmail Akgün Matbaasında 1948 yılında basılmış. 327 s. İstanbul Üniversitesi Yayınları: 358/İktisat
Fakültesi Yayınları: 39.
Kitabın başındaki Neumark ve Dikmen imzalı kısa Önsöz’ün ardından 1944 yılında
İktisat Fakültesi Dekanı Ord. Prof. Dr. Ömer
Celâl Sarc ile Ord. Prof. Dr. Ali Fuat Başgil’in
Prof. Pelin’in cenaze töreninde yaptıkları
konuşmalara yer verilmiş. Dekan Sarc’ın şu
cümleleri ne kadar düşündürücüdür:
“Fazıl Pelin’i ne ilim adamı ve hoca olarak
ne de insan olarak unutamayız ve unutmayacağız. Ölüm döşeğinde bile derslerini düşünen, gözlerini hayata kapamadan birkaç
saat evvel asistanıyla dersleri hakkında tertibat alan hocanın hatırasını tebcil etmek,
İktisat Fakültesi için kutsal bir borçtur.”
Nail TAN *
pençeleştin. Her gün ölümün biraz daha
yaklaştığını gördün, sabrettin, sessizce inledin, sarardın, soldun.
Memleket ve üniversite senden daha çok
hizmet beklerken sen 58 yaşında hayata
gözlerini yumdun. Küçük oğlunun ölümüyle aldığı yarası henüz kapanmadan ihtiyar
anneciğine bir yara da sen açtın. Sadık ve
vefakâr eşini, aziz yoldaşın Fatine’yi acılı
yaslar içinde bırakıp gittin.”
Kitapta bu yazılardan sonra doğrudan doğruya armağan incelemelere geçiliyor. Klasik armağan kitaplarda görüldüğü gibi Prof.
Pelin’in hayatı ve bilimsel çalışmalarıyla ilgili bir bölüm düşünülmemiş.
Kitapta yer alan incelemeler, içindekiler
bölümünde yer aldığı sıralamaya göre şöyledir:
Prof. Dr. Celâl SARC: Türkiye’de Tuz Talebi
Prof. Dr. Alfred İSAAC: İşletme İktisadı Görüşü ile Faiz Problemi
Prof. Gerhard KESSLER: Grev, Lokavt, Kara
Liste ve Boykot Gibi İş Mücadeleleri Hakkında Bazı Mülahazlar
Ord. Prof. Şükrü BABAN: Ekonomi İlminin
Değeri
Fazıl Pelin’in acılarla dolu hayatını da Prof.
Başgil’in şu ifadelerinden öğreniyoruz:
Doç. Dr. M. Orhan DİKMEN: Vergilerde
Malî Olmayan Gayeler ve Bunların Türk
“Zavallı Fazıl! Zalim bir hastalıkla senelerce Vergi Mevzuatındaki Yeri
* Araştırmacı Yazar ([email protected])
44
Ord. Prof. Dr. Ali Fuat BAŞGİL: Devletin Ül-
Kitap, birkaç bakımdan çok önemlidir. Öncelikle meslektaş vefasını göstermektedir.
Prof. Dr. Recai G. OKANDAN: Devletin
Diğer yandan 1940’lı yıllarda İstanbul ÜniBeşerî Unsuru
versitesi İktisat Fakültesinin öğretim kadOrd. Prof. Dr. Ziyaeddin Fahri FINDIKOĞLU: rosundaki seviyeyi gözler önüne sermektedir. Makalelerdeki ciddiyet, araştırma ruhu
İktisadî Tefekkür Tarihimizden Bir Parça
ve metodu da dikkati çekmektedir.
Ord. Prof. A. Samim GÖNENSAY: Devletin
Ord. Prof. İbrahim Fazıl Pelin (1886-1944),
Mirasçılığı ve Veraset Vergisi
Türk Kooperatifçilik Kurumu tarihi bakıProf. Dr. Mehmet Ali ÖZEKEN: Türkiye Sa- mından çok önemli bir bilim adamıdır.
nayinde İşçilik Mevzuunun İktisadî Prob- Hem kurucu üyemiz hem de ilk yönetim
lemleri
kurulu üyemizdir. Bilindiği gibi kurumuProf. Dr. Refii Şükrü SUVLA: Devalüasyon muz 20 Mayıs 1931 tarihinde Gazi M. Kemal Atatürk’ün direktifleri üzerine İstanbul
ve Tatbikatı
Üniversitesi öğretim üyelerince kurulmuşOrd. Prof. Dr. Elexander RÜSTOV: Teknik tur.
Terakki, Aşırı Nüfus ve Kitleleşme
Ord. Prof. İbrahim Fazıl Pelin’i ölümünün
Doç. Dr. Hıfzı TİMUR: Paranın Hukukî Ma- 70. yılında saygıyla anıyoruz. Mekânı cenhiyeti
net olsun!
ke Unsuru
45
Hizmetler Kervanına Katıldı Kadınımız
M. Tahir AKCAN *
Yan yana geldiler kooperatif kurdular
Konuyu tetkik edip üstünde çok durdular
Ticari gazeteyle her yere duyurdular
Hizmetler Kervanına Katıldı Kadınımız
Tüm sermayelerini çevirdiler paraya
Hemen parmak bastılar azgınlaşan yaraya
Çalışma sistemini almazlar avaraya
Hizmetler Kervanına Katıldı Kadınımız
Çevresinde yer alan aleve su sıktılar
Var olan engelleri birer birer yıktılar
Altın bileziğini takıp yola çıktılar
Çalışma Hayatına Atıldı Kadınımız
Birliktelik kurup her imkân sağladılar
Bayıltan acıları gördüler dağladılar
İşsizlikten yakınıp yıllarca ağladılar
Hizmetler Kervanına Katıldı Kadınımız
Bir kısım ortakları ayırıp elediler
İmtiyazlı sınıfta olmak istemediler
Alnımızın akıyla çalışırız dediler
Hizmetler Kervanına Katıldı Kadınımız
Bir araya geldiler çalışan tüm dadılar
Güç iş başardığını bize kanıtladılar
Sorulan her soruyu bir bir yanıtladılar
Hizmetler Kervanına Katıldı Kadınımız
Hep bertaraf ettiler çekilmez olan nazı
İzahatlar sonunda her kesim oldu razı
İlgili Müdürlüğe hemen yazdılar yazı
Hizmetler Kervanına Katıldı Kadınımız
İşini kurmak için ayrı bir baş çektiler
Hiç kimseleri yoktu yalnızdılar tektiler
Her tarafa başarı tohumunu ektiler
Hizmetler Kervanına Katıldı Kadınımız
Müteşebbis kadınlar çabuk göze battılar
Var gücüyle çalışıp gücüne güç kattılar
Biriken heyecanı üzerinden attılar
Hizmetler Kervanına Katıldı Kadınımız
Her vurulan darbeyi iz bırakır sandılar
Ön ayak olanları unutmayıp andılar
Anında toparlanıp gönülden inandılar
Hizmetler Kervanına Katıldı Kadınımız
Dökülen göz nurundan gözlerimiz yaşardı
Birlikteliği duyan her kim varsa şaşardı
Girişimci kadınlar büyük işler başardı
Alım Satım İşine El Attı Kadınımız
Artık kadınlarımız denk atıyor ayağı
Çekmek istemiyorlar iş âlemine yağı
Tahir’im der bu işi ben de sevdim bayağı
Hizmetler Kervanına Katıldı Kadınımız
* T.C. Gümrük ve Ticaret Bakanlığı
Kooperatifçilik Genel Müdürlüğü Şube Müdürü
([email protected])
46
geçmiş zaman olur ki...
47
48
Download

İndir (PDF, 3.01MB) - Türk Kooperatifçilik Kurumu