DEĞİŞEN KENT
GÜVENLİĞİ OLGUSU VE
TÜRKİYE’DE MEVCUT
DURUM
NİHAL TATAROĞLU
GÜVENLİK KAVRAMI





Toplum yaşamında yasal düzenin aksamadan yürütülmesi,
kişilerin korkusuzca yaşayabilmesi durumu, emniyet.
Objektif+Subjektif yön: bireylerin güvende olma hissiyatı
politika ve uygulamalarda güvenlikten ziyade asayiş algısı
Asayiş: “bir yerin düzen ve güvenlik içinde bulunması
durumu, düzenlilik, güvenlik”. suç olaylarının aydınlatılması
ve suçluların adalete teslimi gibi bir çerçevede işlevsellik
kazanmaktadır.
Ülkemizde güvenlik hizmetlerinin yerine getirilmesinde hakim
olan merkezi yapı ve yakın bir zamana kadar güvenliğin
ağırlıklı olarak suç sonrası faaliyetler şeklinde ele alınması göz
önünde bulundurulduğunda güvenlik kavramından ziyade,
asayiş kavramına uygun bir yönetsel ve zihinsel yapının
hakim olduğunu söyleyebiliriz. Bu alanda yaşanan dönüşüm
ise asayiş algısından güvenlik algısına evrilen düşünsel
boyutu belirgin hale getirmektedir
GÜVENLİK YAKLAŞIMINDA
DEĞİŞİM



Küreselleşme
süreciyle
güvenlik
sorunları
da
farklılaşmıştır. Modern dönemde güvenlik sorunu
sadece dışsal bir konuyken, günümüzde çeşitlenmiş
ve salt askeri olma boyutu değişmiştir.
BM Güvenlik Konseyi (1992); “İstikrarsızlığın,
ekonomik, toplumsal, insani ve ekolojik alanlardaki
askeri olmayan kaynaklarının, barış ve güvenliği
tehdit etmeye başladığı” ifadesinin bildirgede yer
alması ile, daha önce global güvenlik tartışmalarında
sınırlı yere sahip olan insani konular ve ahlaki
sorunlar, merkezi konuma sahip olmuştur.
Ulusal
güvenlik
anlayışından
insan
güvenliği
anlayışına
Kent ve Güvenlik
Kentsel Güvenlik




“Kentsel Güvenlik” kavramı bir dönüşümü ifade
etmektedir.
Güvenliğe yönelik tehditlerin çeşitlenmesi ve farklı
alanlarda yoğunlaşması ile askeri ve polisiye
varlığa
dayanan
klasik
güvenlik
kavramsallaştırması çözümsüz kalmaktadır.
Modern dönemde dost-düşman ayrımına dayalı
dışsal bir tehdit olan güvenlik sorunları artık bizzat
kentlerin ürettiği sorunlara paralel kentlerin
içinden gelmektedir.
Güvenlik
sorunlarının
günümüzde
kentlerde
artması, yeni şekiller alması ve çeşitlenmesi
dolayısıyla “kentsel güvenlik” kavramı kullanılır
olmuştur.
Kent Güvenliği



Kentleri güvensiz kılan sorunlardan biri
“kentsel suç”tur.
Kırda ilk kez işlenen suçlara rastlanırken,
kentlerde tekrarlı suçlar ve mal aleyhine
işlenen suçlar yoğunlukla görülmektedir.
Güvenlik ihtiyacının kentsel alanlarda daha
yoğun hissedilmesi kentleşme süreçleri ve
nüfus hareketleriyle bağlantılı olarak ortaya
çıkmıştır.
Kentleşme;

“sanayileşmeye ve iktisadi değişmeye paralel
olarak kent sayısının artması ve mevcut
kentlerin
büyümesi
sonucunu
doğuran,
toplum yapısında artan oranda örgütleşme,
işbölümü ve uzmanlaşma yaratan, insanların
davranış ve ilişkilerinde kentlere özgü
değişikliklere yol açan bir nüfus birikim
sürecidir.”
Türkiye’de Kentleşme;
1.
2.
3.
Kırsal alanlardan büyük kentlere nüfus akını şeklinde
gerçekleşen
kentleşmenin
nedenleri
arasında
bölgeler
arasındaki
kaynak,
gelişme
ve
sunulan
hizmet
dengesizliklerinin büyük bir payı bulunmaktadır.
Kentleşme çekici, itici ve iletici güçlerin etkisi ile
gerçekleşmektedir.
ancak
Çekici
nedenleri
oluşturan
sanayileşme, niteliği, kapsamı ve dağılımı bakımından, 1960’lı
yılların ortalarına kadar kentleşme üzerinde etkili olamamıştır.
Bu nedenle kente göç hareketleri çekici nedenlerden ziyade,
alternatifi olmayan ve düşük geliriyle, topraksızlığıyla, eğitim
ve sağlık hizmetlerinden yoksunluğuyla varoluş savaşı veren
kır insanının içinde bulunduğu zor durumlar sonucu
şekillenmiştir.
Ülkemizde kentlerin sanayileşmesi ve kentsel gelişme, Avrupa
kentlerinde görüldüğü gibi bir yüzyıllık sürece yayılarak ve
düşük hızda ortaya çıkmamış, daha çok ani ve sıçramalı bir
büyüme göstermiş ve kentleşme yalnızca kent sayısının ve
kentlerde yaşayan nüfusun artması gibi dar bir çerçevede
Ülkemizdeki Kentleşme Sorunlarının
Suç Ağlarıyla Neden Sonuç Bağlantıları

Ülkemizde kentleşmenin suça zemin hazırlayan
özellikleri;



İtici güçlerin yoğunluklu etkisi
Bölgelerarası dengesizliklerin etkisi
Sürecin çok hızlı ve ani sıçramalı seyir izlemesi
İtici güçlerin yoğunluklu etkisi




Ülkemizde sanayileşme kentleşmeyi düşük hızla
takip etmiş ve kentlerde göç eden nüfusa yeterli
istihdam yaratılamamıştır.
Çoğunlukla kentlere vasıfsız işçi olarak gelen
köylüler, kentlerde marjinal hizmet sektörü
oluşturmuştur.
Aynı zamanda göç edenlerin büyük bir kısmı
işsiz veya gizli işsiz olarak kent yoksullarını
oluşturmuştur.
Ekonomik sıkıntıların mal aleyhine işlenen
suçlara eğilimi arttırdığı yönünde çalışmalar
bulunmaktadır.
Bölgelerarası dengesizliklerin etkisi
Suça etki eden faktör yoksunluk duygusudur.
 Bölgesel dengesizliklerin etkisi ile oluşan kentleşme süreci
ile bu dengesiz yapı kentsel alanların imarlı alanları ile
gecekondu bölgeleri arasında görülmeye başlanmıştır. Bu
durumun yoksunluk duygusuna sebep olması belli bir
dönemsel eşikten sonra olmuştur.
 Göçün ilk yıllarında dengesiz yapı sosyo-psikolojik vakaya
dönüşmemiştir. Çünkü göç edenler kendi durumlarını kırla
kıyaslayabilmekte ve görece daha iyi görmektedir. geleceğe
yönelik daha iyi yaşam standartları ve gelir düzeyi için
beklentileri vardır.
 İkinci nesilden sonraki kuşakların kırla bağlantıları kesilmiş
ve kendilerini kentlerde daha iyi yaşam standartlarına göre
kıyaslar olmuşlardır. artan beklentilerini gerçekleştirmek için
yeterli araçları bulunmamaktadır. bu da mevcut risk algılarını
dönüştürecek kapasite ve çabalarının azalması ve yeni yaşam
stratejileri için sağlıklı karar alma süreçlerini zayıflatmaktadır.



Çok
yakınında
iyi
yaşam
standartlarında
yaşayanları
görüp,
artan
beklentilerini
gerçekleştirmek için uygun araçlara sahip
olamamalarının sebep olduğu ümitsizlik ve
çaresizlik
duyguları
(amaçlar
ile
araçlar
arasındaki uyuşmazlık) kanun dışı yolların
kullanılmasına neden olmaktadır.
Kentler
içinde
gelir
ve
yaşam
düzeyi
dengesizlikleri, “varlık karşısında yokluğun ve
sahip olamama kompleksinin yarattığı öfke” ile
şiddet olaylarını beslemektedir.
Sürecin çok hızlı ve ani sıçramalı
seyir izlemesi






1980 ÖNCESİNDE KENTLEŞME SUÇ İLİŞKİSİ;
1950-1960; Evrimci modernleşme kuramı; gecekondu
geçici ve zamanla eriyecek olgu
1970; Politik eksenli kuramlar; gecekondulu sorunların
kaynağı yerine şartların mağduru, sömürülen dezavantajlı.
1980 öncesinde gecekondu yerleşiklerinin sosyo-kültürel ve
ekonomik bağlamda kentle bütünleşme çabası var.
Kentli yerleşikler tarafından gecekondu halkına hoşgörülü
tutum var. Toplumsal sınıflar arası düşmanlık yok.
1980 öncesi hemşehri, akraba, tanıdık vb. ilişkileri intibak
sorunlarını giderici ve kent kültürüne temas noktaları
şeklinde tampon mekanizma olarak görülüyor.
1980 öncesinde kentleşme-suç arasında kurulabilecek
paralel ilişki Türkiye gerçeğine uymuyor. Hatta bu dönemde
suç kentleşme ile azaldığı yönünde bulgular var.
Sürecin çok hızlı ve ani sıçramalı
gelişmesi




1980 SONRASINDA KENTLEŞME-SUÇ İLİŞKİSİ
Ülkemizde 1980 sonrasının değişen koşullarında sınıflar arası
uzlaşmanın yerini ayrışma almış ve tüm toplumsal sınıfların
izlediği stratejiler saldırganlaşmıştır.
1980 sonrasında gecekondululara karşı geliştirilen olumsuz algı,
gecekondu yerleşiklerinin kamu veya özel kişilere ait alanları
“gasp” ile kendine ait mülkiyete dönüştürmesi, idarenin de bu
hususu hukuki düzenlemelerle desteklemesiyle gerçekleşmiştir.
Gecekondular geçici bir olgu değil, kente yönelik sürekli tehdit
olarak
algılanmaya
başlamıştır.
Gecekonduların
yaşadığı
toplumsal bozulma eksenli dönüşümü anlatmak üzere “varoş”
söylemi türetilmiştir.
Kentleşmenin ilk dönemlerinde aktif güven ağları ve tampon
mekanizmalar olarak görülen hemşehri ve akraba ilişkileri, 1980
sonrasında cemaat-mafya ilişkilerine dönüşmüştür. Mafya ve
terör örgütlerinin artmıştır.
Gecekondu alanlarında oluşan alt kültür grupları, suçlu
davranışlarının yaygınlaşmasına neden olmuştur.
1990’lı yıllarda Zorunlu Göç





1992 sonrasında köy boşaltma olaylarıyla
artmıştır.
Gönüllü göçün sağladığı esneklikten mahrumdur.
(kentte bağlantıları yok, tüm hane üyeleri birlikte
ve hazırlıksız göç ediyor, gönüllü göçe göre daha
yoksul, kentte dil sorunları var.
Bu göçmen grubuna yönelik terörist şaibesi
nedeniyle yalnız kalmışlar.
Zorunlu göçle gelen ailelerin çocukları sokakta
yaşayan
ve
çalışan
çocukları
oluşturmuştur.(potansiyel suç mağduru ve suç
faili olma riski yüksek)
Ancak suçla bağlantı kurmak için yeterli çalışma
bulunmamaktadır.
Sınıraşan göçler;

Ancak Türkiye kentlerinin suça yönelik karşı karşıya
olduğu tehlike içgöç ve onun giderilemeyen sorunları
ile sınırlı değildir. Transit ülke olduğu kadar hedef
ülke konumunda olan Türkiye, coğrafi konumundan
dolayı sınır aşan göçlerin hemen her biçiminden
etkilenmektedir. Birçok suç türlerinin uluslararası
ağlar ile sürdürüldüğü ve yasadışı göçler ile kentlerin
içinde varlık bulduğu düşünüldüğünde AB ülkelerinin
bu konuda aldığı sıkı önlemler ve göç yönetimi daha
anlaşılır olmaktadır. Ancak küresel düzlemde
ülkelerin göçe ilişkin olan öngörülü tutumları
ülkemizin bu konuda aynı tavrı sergilememesi
nedeniyle ülke güvenliği ve kentsel güvenlik
kapsamında tüm sorunların ülkemize ihracına neden
olacaktır.



Gelişmiş ülkelerde, suçun maddi ve suç korkusu gibi
sosyo-psikolojik etkilerle yaşam kalitesini etkilemesi
yanında toplumsal sürdürülebilirliği de tehdit etmekte
olduğu farkedilmiş ve kentsel güvenlik politika ve
uygulamalarında dönüşüm yaşanmıştır.
Felsefe; yerel halkla bağları güçlendirilmiş ve
paydaşlarla işbirliği ilişkisi geliştirilmiş “ortak güvenlik
üretimi”. Bu tutum, merkezi yönetimin tek başına
güvenlik politikalarının başarısızlığı ve güvenliğin
sosyo-psikolojik boyutu fark edilmesiyle paralel
gelişmiştir.
Yöntem; suç öncesi ve sonrasına bütünleşik yaklaşan,
soruna özgü çoklu çözüm stratejileri üreten
bütünleşik stratejik yöntemler güvenlik politikalarında
kullanılır olmuştur.
Sonuç




Ülkemizde kentsel güvenlik konusu tanımlanmamış sorun
alanlarıdır. Henüz kavramsal olarak dahi strateji belgelerine
girmemiştir. Turizmi baltalama gibi ekonomik kaygılarla
görmezden gelinmektedir.
Göç olgusu ile güvenlik sorunları arasında bağlantı kuran bir
yaklaşım yoktur. Göç olgusu hala sadece içgöç olgusu
çerçevesinde ele alınmaktadır.
Ülkemizde güvenlik alanında gelişimler yaşanmaktadır. Ancak
bunlar gelişim sürecinde olup, henüz bu konuda yaşanan zihinsel
dönüşüm içselleştirilmemiştir ve gelişmeler şekilsel boyuttadır.
Acilen kentsel güvenlik politikası oluşturulmalı. Bu politikalar
uluslar arası düzenlemelerle uyumlu ve yerel ihtiyaçları
önceleyen çizgide olmalı. Politikaların oluşturulması ve
işletilmesinde çok paydaşlı bir işbirliği kurulmalı ve yerel halk
sürece dahil edilmeli. Bu politika kapsamlı güvenlik sorunlarını
tespit eden ve çözüm stratejileri üreten bir çizgide olmalı.
Kentsel suç olgusu da kentsel güvenlik politikasının alt başlığı
içinde yer almalı.
TEŞEKKÜRLER…
NİHAL TATAROĞLU
[email protected]
Download

BM Güvenlik Konseyi