DAVRANIŞ EĞİTİMİ
Bekir ÖZER > [email protected]
Kişilik insan davranışının dinamik bir unsuru olarak tanımlanır ve davranışa yön veren bir
bütün olarak ele alınır.
Birey, hayatının belirli bir döneminde içinde yaşadığı fizikî ve sosyal çevrenin bir parçası
olduğunun farkına varır ve bunu kabul eder. Onun, insanlar içinde ama diğer insanlardan
farklı olduğunu hissetmesi, kendine ilişkin yeni tutumlar kazanmasına teşvik eder. Toplumla
içiçe ve toplumdan bağımsız duygu, düşünce ve davranışlar keşfeder ve geliştirmeye başlar.
Yaşanan tecrübelerin de etkisi ile birey kendine has, içsel bakış açıları kazanır. Kendini
tanıma aşamasında duygular, düşünceler, değer ölçüleri ve davranışlar bir kişilik değişkeni
olarak ayırdedilebilir bir güç kazanır. Artık seçme yeteneği ve düşünce kapasitesi gelişmiştir.
Bu aşamadan sonra kazanılan melekelerin, potansiyel güçlerin de yardımı ile istenen
davranışa dönüştürülmesi, planlı hedefi olan bir takım süreçlerin devreye girmesini zorunlu
kılmaktadır. Bu süreç, herkesin üzerinde fikir birliğine vardığı eğitim sürecidir. “Bireyin
davranışlarını istendik yolda değiştirme süreci” eğitimin en çok bilinen tanımlarından biridir.
Bu tanım eğitimin bir davranış değiştirme olayı olduğunu gösterir. Sözgelimi düşünme ve
seçme yeteneği, zengin ve kaliteli tecrübe süreçlerinden geçirilebilirse kişilik o alanda
bağımsızlaşır. Bir yönüyle sürekli bir gelişim içinde olan bireyi, olumsuz etkileyen duygu,
düşünce ve davranışlar ortadan kalkma şansı bulur. Kişi belki de “kendini bulmaya/bilmeye
başlar”. Başka bir deyişle kişi duygu ve düşüncelerinin tasarlanmamış akımından sıyrılıp,
kendini inceler, fikirlerini irdeler, kendini motive eden şeyleri araştırır. Benliğinin algısal ve
kavramsal dokusunu inceden inceye tetkik etmeye başlar.
Çocuk, farklı bir kişi olduğunu ne zaman fark etmeye başlar? Tabi bu bir süreç işidir.
Çocuk farklı zamanlarda, farklı derecelerde kendini keşfetme imkânı bulur. Bu konu ele
alınırken çocuğun kendi başına eyleme geçtiği zamanı bir başlangıç noktası olarak kabul
etmek faydalı olabilir. İşte bu dönem çok önemlidir. Tabiatıyla çocuk kendini keşfetmeye
başladığı sırada davranışları ile eyleme geçecektir. Unutulmamalıdır ki, bireyin kişiliği
doğuştan gelen ve sonradan kazanılan fizik ve psikoljik yapı ile psikolojik etkinliklerinin bir
bütünüdür. Sonradan davranış kazanma ise temelinde; sezgi, dikkat, taklit, zihin, hafıza vesair
bir kısım zihinsel gelişim ögelerinin süreçlerinden geçmesiyle oluşur. Örneğin Piaget’e göre
çocukta zihinsel gelişimi artıran, eylemlere girişmeye yol açan ve doğuştan gelen ihtiyaçlar
vardır. Bir yandan fizyolojik temel ihtiyaçların giderilmesi diğer yandan psikolojik
ihtiyaçların bir arada uyumunu sağlamaya çalışmak bazı zorluklar yaşatabilir. Çünkü çocukta
belirli bir hazırbulunuşluk düzeyi yakalansa bile tecrübe eksikliği gibi nedenlerle istenilen
davranış eğitimi gerçekleşmeyebilir.
Bu yüzden eğitimde bireyin fiziksel, duygusal, zihinsel gelişimini tamamlama aşamasında
tecrübe yaşama sıklığının artırılması, yaparak-yaşayarak öğrenme imkânlarının sağlanması
önemlidir. İlk dönemlerde çocuğa verilmek istenen davranış, sözle ifade edilip örneklerle
gösterilmelidir. Model olunan davranışların çocuk tarafından yerine getirilmesi teşvik
edilmeli ve çocuk bu konuda desteklenmelidir.
Bilindiği gibi davranış eğitimi, her ne kadar bireysel gibi görünse de toplumsal bir süreçte
elde edilir. Dolayısıyla davranış eğitiminde aile, okul ve çevre(sokak) üçgeni daima dikkate
alınmalıdır.
Çocuk ilk başlarda anne ve babasını taklit ederek davranış kazanma yoluna gider.
Ebeveyn çocuğuna nasıl davranıyorsa çocukta onlara ve başkalarına karşı aynı şekilde
davranır. Bu esnada anne ve babanın çok dikkatli davranması gerekir. İstenen davranışın
kazandırılmasında çocuğa tutarlı ve iyi model olunması zorunludur. Ebeveyn, kurallar koyar
ve bunu belirtirse çocuk çok uzun süre geçmeksizin ona uymaya başlayacaktır. Şayet çocuk
istenmeyen davranış gösterirse sabırlı olunmalıdır. Çocuğa yönelik olarak cebir, tehdit, baskı
ve şiddete kesinlikle başvurulmamalıdır. Problemlerin daima rahatça ifade edilebileceği
dostça ve arkadaşça ortamlar oluşturulmalıdır. Çocuk istenmeyen bir davranışla reddedileceği
stresine sokulmamalıdır. Nitekim çocuk, anlamını henüz kavramakta zorluk çektiği bu
istenmeyen davranışı göstermekle dikkat çektiğini ya da dikkat ihtiyacını giderdiğini
keşfetmiş olabilir. Eğer aile beklenmedik bir tepkiyle çocuğa kızar, azarlar veya döver ise
çocuk zaten istediği şeyi (dikkat ihtiyacını) elde etmiş olmakla birlikte davranışının bedelini
de ödemiş olacaktır. Geriye, çocuğun anlamını kendine bile açıklamakta zorluk çekeceği
olumsuz duygular kalacaktır. Bu nedenle aslolan, çocuğun davranışlarının altında yatan
nedenleri araştırmak olmalıdır. Çocuğun duygularının açıklanması, onun huysuzlanmasını ve
istenmeyen davranışlar sergilemesi ihtiyacını azaltacaktır.
İstenmeyen davranışların kazanılmasında aile büyüklerinin özellikle de anne ve babanın
etkili olduğu görülmektedir. Anne ve babalar istemeden, farkında olmadan çocuğa yanlış
davranışlar öğretebilmektedirler. Sözgelimi, gelen bir misafiriyle konuşan bir annenin
kulağına, çocuğu fısıldayarak bir istekte bulunur. Anne, konuştuğu için çocuğunun isteğini
yerine getiremez. Veya ebeveyn, yorgun olduğu bir zamanda çocuğun isteklerini ve
meraklarını ihmal ederler. Çocuk, bu sefer ses tonunu yükseltmeye, bağırmaya dahası ağlayıp
tepinmeye başlar. Bu durumda anne ya da ebeveyn hemen çocuğun isteğini yerine getirir.
Böylece bağırma, ağlama ve tepinmenin isteklerini yerine getirmede bir yöntem, bir davranış
şekli olduğu çocuk tarafından öğrenilmiş olur. Oysa anne-baba böyle bir durumda konuşmayı
kısa kesip çocuğunu dinlemeli ve çocuğun olumsuz davranışlarla dile getirdiği isteği uygun
bir dille reddetmelidir.
Burada, ailelerin çocuk yetiştirme konusunda, farklı görüşlere sahip olması etkeni devreye
girmektedir. Kimi, kendi ailesinden nasıl gördüyse aynen bunu uygulamaya devam ederken
kimisi de ailesinin kendisine uyguladığı ama kendisinin hoşlanmadığı yöntemlerden uzak
durmaya çalışmaktadır. Ancak hangi yöntem uygulanırsa uygulansın önemli olan, uygulanan
eğitim şeklinin çocuğun yaşadığı çağa denk bir yöntem olmasıdır. Kültürümüzde yer alan
“çocuklarınızı, kendi çağınıza göre değil, onların yaşayacağı çağa göre yetiştiriniz” deyişi,
çocuk eğitiminin hangi koşullar ve gereklilikler çerçevesinde yapılması konusunda bize ışık
tutmaktadır.
Gazali’nin de deyimiyle daha ilk günlerde çocuğun terbiyesine (eğitimine) önem
verilmelidir. Çocuğun kalbi, saf bir cevherdir. Verilen her şeyi kabul etmeye hazır olan
çocuğun iyi bir insan olabilmesi için, iyi eğitilmesi gerekir. Çocuğu korumak, eğitmek ve ona
ahlâki değerleri kazandırmak görevi de aileye düşer.
Aileler, çocuklarının istenmeyen davranışlarını düzeltmek, istenen davranışların
kazanılmasına yardımcı olmak için aşağıda sıralanan birkaç tedbiri aile içi eğitim sürecinde
uygulayabilirler:
1.Çocuğu birey olarak tanımak: Çocuk bizim çocuğumuzdur; ama bize ait değil, ayrı bir
kişiliktir.
2.Etkin dinlemek: Çocuk bir şey anlattığında onu ciddiye alarak dinlemek, sorduğu
soruları cevaplamaya çalışmak gerekir. Aksi hâlde çocuk önemsiz biri olduğu duygusuna
kapılacak ya da sesini duyurmak ve sorularına cevap bulmak için olumsuz davranışlar
geliştirecektir. Çocuk kendisine ifade fırsatı verildiği ölçüde gelişecektir.
3.Çocuğa yalan söylememek: Anne babanın şaka yaparken bile doğru olmayan bir söz
söylemesi, çocuğa yalanı öğretmenin en güzel yoludur. Böylece çocuğun ebeveynine ve
büyüklerine olan güveni de sarsılacaktır.
4.Sözünde durmak: Çocuğa yerine getirilemeyecek sözler asla verilmemeli, söz
verildiğinde de mutlaka bu söz yerine getirilmelidir. Bu davranış çocukta doğruluk, dürüstlük
gibi ahlâki kavramların gelişmesini sağlar. Aksi hâlde çocukta tam tersi davranışlar
yerleşmeye başlar.
5.Ödül ve cezada denge: Evde belli kuralların sürekliliğini sağlamak gerekir. Çocuğun
akıllı, uslu ve çalışkanlığı dolayısıyla çaba ve davranışları ödüllendirilmelidir. Sınırları
aştığında da hatasıyla doğru orantılı bir bedel ödemelidir.
6.Aşırı koruyucu olmamak: Sözgelimi pantolonunu giymeye çalışan çocuğa “sen
giyemezsin, gel ben giydireyim” şeklindeki çocuğu küçümseyen yaklaşım, çocuğun öz
güvenini sarsacak ve çocuğu anne babaya bağımlı hâle getirecektir. Bu da çocuğun kendisinin
yapması gereken işler hususunda yanlış davranışlar geliştirmesine neden olacaktır.
7.Sorumluluk vermek: Çocuğa bağımsızlık kazanacağı ev işleri veya alışveriş ödevleri
vererek küçük başarıların tattırılması sağlanabilir. Böylece kendi başına iş yapma kabiliyeti
geliştirilmiş olur.
8.Davranışlarla anlatmak: Eskilerin “lisân-ı hal, lisân-ı kalden evladır” diye ifade ettikleri,
davranışlarla anlatma, eğitimin en etkili ifadesidir. Evde, hayatı istenen davranışlarla
düzenlemek, başka hiçbir anlatıma ihtiyaç duyulmadan istenen davranışların öğrenilmesini
sağlayacaktır.
9.Şefkatli olmak: Şefkat sevgiden farklı ve çok daha üstün bir duygudur; verdiği kişiyi de
vereni de iyi hissettirir. Şefkat içteki uyarı sistemini harekete geçirir.
10.Kademeli olarak eğitmek: Çocuktan öğrenmesi istenilen davranışlar, çocuğun içinde
bulunduğu yaş ve psikolojik duruma göre, zamanında ve kademe kademe verilmelidir.
Zamanından önce verilmeye çalışılanlar, çocuğu yorup yıpratacak, verilmekte gecikilenler ise
çocuğun sosyal hayata uyumunda problemler yaşamasına sebep olacaktır.
11.Kendi seçimini yapmasına izin vermek: Çocuğun gelişimine paralel olarak günlük
yaşantısında kendini ilgilendiren seçimler yapmasına izin vermek gerekir. Meselâ kucağa
alınmayıp yürümek isteyen çocuğun ille de kucakta götürülmesi gibi davranışlar çocuğun
tercihlerine saygısızlık olacak aynı zamanda çocuğun kendini geliştirmesini engelleyecektir.
12.Beklentileri belirtmek: Çocuktan beklenen/istenen davranışlar, açık ve net bir şekilde
ifade edilmeli ve sonucun alınması noktasında kararlı olunmalıdır.
13. Takip etmek: Çocuğun ve ailenin karşılıklı sorumluluk takibi yapmaları gerekir.
Böylece çocuk tarafından iyi niyetle atılmış adımlar, sonuçsuz kalan ve boşluğa düşen
eylemler olmaktan çıkar.
14.Çocuklar arasında adil olmak: Çocuklardan birini diğerine tercih etmemelidir.Bu
konudaki en küçük bir kusur, anne-babayı her iki çocuk nezdinde de etkisiz hâle getirecektir.
15.Hata yapmasına izin vermek: Çocuk deneme yanılmayla daha kolay öğrenir ve her şeyi
denemek ister. Bu da zaman zaman hatalar yapmasını sağlar. Çocuğa hata yapmanın tabii
olduğunu, önemli olanın yapılan hatadan ders alınması gerektiğini öğretmektir. Böyle
yetişmeyen çocuklar, ya hep hata yapmak kokusuyla pasif ve çekingen ya da hatalarını sürekli
gizleyen, gizli-saklı iş yapma davranışı geliştiren bir birey hâline dönüşebilir.
16.Yuva sıcaklığını hissettirmek: Beklemediği bir anda çocuğa gülümsemek, onda güven
ve bağlılık duygusu oluşturup çocuğun davranışlarında pozitif bir etki meydana getirir.
Gülümseme, karşımızdakini fark ettiğimizi, saygı duyduğumuzu ve gülümsenmeye değer
olduğunu ifade eder.
17.Takdir etmek: Herkes içten bir takdiri arzu eder ve bekler. Çocukların beğenilecek,
takdir edilecek yönlerini bulunarak bunları belli ederek takdir ve iltifat edilmelidir. Yaptıkları
her olumlu davranış kutlanmalıdır. Çünkü bütün insanlar övülmek, iltifat görmek, fark
edilmek, sevilmek, sayılmak ve saygınlaşmak için çabalar. Kendilerini iyi hisseden insanlar
da iyi işlere yaparlar.
Ebeveynin her türlü yaklaşım ve tutumu çocuğun eğitiminde, davranışlarının
şekillenmesinde oldukça belirleyicidir. İnsan gelişimini psikanalitik olarak inceleyen bilim
adamları, hayatın ilk yıllarında geçirilen tecrübelerin ömür boyu insanı etkileyeceği görüşünü
savunmuşlardır. Hümanistik yaklaşımda bulunanlar ise insanın doğuştan getirdiği iyi ve
olumlu özelliklerini uygun şekilde geçirilen yaşantılarla ortaya çıkaracağını söylemişlerdir.
Dolayısıyla ilk döneminden itibaren çocuğa gösterilecek olumlu davranış biçimi, onun sağlıklı
bir birey olarak yetişmesine yardımcı olacaktır. Çocuğun kötü örneklerden uzak, örnek bir
model çerçevesinde geliştirdiği istendik davranışları takdir ve teşvik edilmeli, onu mutlu
edecek şekilde ödüllendirilmelidir. Çocuğa istenen davranışı kazandırma çok dikkat ve sabır
isteyen bir durum olmakla birlikte çocuk eğitimi, çocuk gelişimi, psikoloji ve pedagoji bilimi
gerektiren çok geniş bir alandır.
Kaynaklar
1.Prof.Dr.Münire Erden, Doç.Dr. Yasemin Akman, Gelişim-Öğrenme-Öğretme, Arkadaş
Yayınevi, Ankara 1998
2.Prof.Dr. Haluk Yavuzer, Çocuk Psikolojisi, Remzi Kitabevi, İstanbul
3.Rasim Bakırcıoğlu, Rehberlik ve Psikolojik Danışma, Anı Yayıncılık, Ankara 2000
4.Binnur Yeşilyaprak, Eğitimde Rehberlik Hizmetleri, Nobel Yayın Dağıtım, Ankara 2002
5.Hasan Mahmut Çamdibi, Şahsiyet Terbiyesi ve Gazali, Gümüş Basımevi, İstanbul 1983
6.M.F.Gülen, Çekirdekten Çınara, Nil Yayınları, İstanbul 2002
7.Yusuf Gündüz, Çocuğun Kişilik ve Başarı Ortamı, Karınca Matbaacılık, İzmir 1974
8.Prof.Dr. Nevzat Tahran, Makul Çözüm, Timaş Yayınları, İstanbul 2004
9.Canten Kaya, Çocuk Eğitiminde Anne Babaya Öneriler, Zambak Yayınları, İstanbul 2004
10.Mark L.Brenner, Türkçesi: Rahime Demir, Çocuğa Hayır Demek Çözüm Değil, Hayat
Yayınları, İstanbul 1999
11.Selim Aydın, Eğitime Farklı Bir Bakış, TÖV Yayınları, İzmir 1994
Download

davranış eğitimi