İLETİŞİM
SEN DİLİ
• Genellikle kızgınlık ifadeleri sen-dili
ile yapılır.
• Sen-dili ile kurulan iletişimin çocuk
üzerinde düzeltici bir etkisi pek
olmaz.
SEN DİLİNİN
SAKINCALARI
•
•
•
Kızgınlığın gerçek nedenlerini açıklamaz.
Olumsuz davranışın anne-baba üzerindeki
belirgin etkilerini ortaya koymaz.
İfade edilen kızgınlıklar davranışa değil
de kişiliğe yöneliktir. Bu nedenle
çocukta/gençte kırılmalara, gücenmelere
neden olur.
•
•
•
Tekrar bu mesajlarla karşılaşmamak için
çocukta/gençte anne-baba ile iletişime
girme isteği azalır.
Çocuğa/gence yöneltilen kızgınlık
mesajları çocukların ve gençlerin kimlik
duygusunu ve özgüvenini azaltır.
Özellikle küçük çocuklar “geri zekalı,
aptal, tembel” gibi küçük düşürücü
ifadelerin gerçek olduğuna inanabilirler.
•
Sen
dili
ile
ifade
edilen
hoşnutsuzluk ve eleştiri sözleri,
çocuğun
direnmesine,
karşı
gelmesine,
kızmasına
ve
söz
dinlememesine neden olur.
BEN DİLİ
• Çocukların olumsuz duyguları
yaşamamaları için yapılması gereken
Ben–Dili ile konuşmadır.
• Ben dili ile konuşmak kişinin
kendinden konuşması veya kendini
övmesi demek değildir.
 KİŞİNİN O ANDA,
KARŞILAŞTIĞI DURUM VEYA
DAVRANIŞ KARŞISINDA,
KİŞİSEL TEPKİSİNİ DUYGU VE
DÜŞÜNCELERLE AÇIKLAYAN
BİR İFADE TARZIDIR.
• Duygu ve düşüncelerimizi içtenlikle
ifade eden sözcüklerdir.
• Anne-babanın olumsuz davranış
sırasında yaşamakta olduğu olumsuz
etki ve duyguları açıklayan dürüst ve
sorumlu bir kızgınlık ifadesidir.
• Konuşan kişinin gerçek düşünce ve
duyguları ile ilgili iletimleridir.
• Başkaları hakkında değerlendirme ve
yorumlar değil, kişisel duygu ve
yaşantıları açıklar.
BEN DİLİ İLE KONUŞMANIN
YARARLARI
• Duygu ve düşünceleri anında ilettiği için
kullanan kişiyi rahatlatır.
• Kızgınlık ve öfke birikimlerini önler.
• Duyguların açıklanmasını, durumun daha iyi
anlaşılmasını sağlar.
• Çocukların kendilerini, anne-babanın,
öğretmenin yerine koyarak düşünmelerini
sağlar.
• Çocuğun savunucu tutuma geçmeden,
durumdaki rolünü ve sorumluluğunu
görmesine yardımcı olur.
• Olumsuz davranışın değişmesini sağlar.
• Anne-baba ile çocuk arasında yakınlığın
artmasını ve birbirlerine daha saygılı,
sevgi dolu bir birlikteliğin yaşanılmasını
sağlar.
BEN DİLİ İLE KONUŞMANIN
ÇOCUK ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ
•
•
•
•
Çocukların düşünme yeteneklerinin arttırır.
Sebep sonuç ilişkilerini daha iyi anlarlar.
Sorumluluk sahibi bireyler olurlar.
Çocukların daha sağlıklı gelişmesine ve
özgüvenlerinin sarsılmamasına yardımcı olur.
• İç denetim kazanır.
• Başkalarını düşünmeyi, bencil olmamayı, kendi
istek ve tepkilerini de ben-dili ile ifade etmeyi
öğrenir.
ÇOCUKLA SAĞLIKSIZ İLİŞKİ KURMANIN
ÇOCUK ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ
• Çocuğun benlik gelişimini zedeler.
• Bazı olumsuz duyguların gelişmesine
neden olur.
• Çocuğun / gencin kendisi ile ve
dolayısıyla çevresi ile sağlıklı ilişki
kurmasını da engeller.
• Utanç ve suçluluk duyguları gelişir.
• Utanç duygusu ise insanı içten içe
kemiren yok eden bir duygudur.
• Bu duygunun temeli çocuğu yetiştiren
aile tarafından atılır.
• Yaşam boyunca kişiyi mutsuz eden bir
duygu olarak varlığını korur.
• Utanç duygusu içinde olan kişi kendisi ve
dış dünya ile sağlıklı ilişkiler kuramaz.
DİNLEME TÜRLERİ
 Görünüşte dinleme
 Seçerek dinleme
 Saplanmış dinleme
 Savunucu dinleme
 Tuzak kurucu dinleme
 Yüzeysel dinleme
ANNE-BABANIN
BİRBİRLERİ İLE OLAN
ETKİLEŞİMLERİNİN
ÇOCUK ÜZERİNDEKİ
ETKİLERİ
• Aile içindeki başarılı ilişkiler, mutlu,
kaygısız, güvenli bireylerin oluşumunu
sağlar.
• Umutsuz çocuklar genellikle
başarısız aile ilişkisinin ürünüdürler.
• Aile içi ilişkilerde zaman zaman
çatışma olması doğaldır.
• Birbirlerini kırmadan çatışma çözme
becerisi gösteren çiftler sağlıklı aile
kurarlar.
ÇATIŞMA NEDİR?
• Çatışma, her hangi bir anlaşmazlıktır
ve hayatın normal bir parçasıdır;
bireylerin gereksinimleri, istekleri,
değerleri ve dürtüleri birbiriyle ters
düştüğünde ortaya çıkabilir.
İNSANLARIN
ÇATIŞMAYLA BAŞ
EDEBİLMEK İÇİN ÜÇ YOL
İZLEDİKLERİ
BİLİNMEKTEDİR.
1. Çatışmadan kaçmak
2. Saldırgan bir tepki vermek
3. Problemi yapıcı bir şekilde
çözmek
SAĞLIKLI AİLEDE
ÇATIŞMALARDA UYGULANAN
KURALLAR
• Duygu ve düşünceler azaltılmadan
ve abartılmadan olduğu gibi ortaya
konulmalıdır.
• Sorunlar şimdiki bağlam içinde ele
alınmalı ve eski birikimler işin içine
sokulmamalıdır.
• Bir çatışma konusu üzerinde
konuşulurken başka çatışma konuları
tartışmaya katılmamalıdır.
• Karşıdakine öğüt verilmemeli,
davranışlar somut biçimde ayrıntılı
ele alınmalıdır.
• Çatışma konusunda aktif dinleme
kullanılmalıdır.
• Yargılamaya gidilmemeli, kişiler kendi
duygu ve düşüncelerini
belirtmelidirler.
• Konunun özü ile,konuya ilişkin olmayan
ayrıntılar birbirinden ayırt
edilmelidir.
• Birinin haklı çıkması yerine, her iki
tarafın da anlaşabileceği bir çözüme
yönelmek gereklidir.
ÇATIŞMAYLA BAŞ
EDEBİLMEDE ÇOCUKLARIN
SAHİP OLMALARI GEREKEN
BECERİLER
•
•
•
•
•
Duyguları keşfetme becerisi
İletişim becerisi
Problem çözme becerisi
Öfke kontrolü
Atılganlığı uygun bir şekilde
kullanabilme
ÇOCUĞA BECERİ KAZANDIRMAK
İÇİN YAPILMASI GEREKENLER
• Çocuğa, vereceği tepkiyi kendisinin seçebileceğini
fark ettirmek.
• Açıkça konuşmaya ve duygularını ifade etmeye
yüreklendirmek.
• Durumu karşısındaki kişinin gözüyle
değerlendirebilmesine yardım etmek.
• Başkalarının bu çatışma durumlarında kendilerini
nasıl hissettiği hakkında konuşmak.
ÇATIŞMA DURUMUNDA
ÇOCUĞUNUZA NELER
SÖYLEYEBİLİRSİNİZ
• Konuş, fakat söylenme.
• Konuş, fakat vurma.
• Sakinleşmek ve bu durumu düşünmek
açısından zamana ihtiyacın varsa dön ve
uzaklaş.
• Bu sorunu çözebilmek için bir yetişkinden
yardım al.
ÇOCUK EĞİTİMİNDE
İZLENMESİ
GEREKEN KURALLAR
• Her çocuk biriciktir, kendine özgü bir
kişiliği vardır.
• Çocuğa kendini yaşama şansı
verilmelidir.
• Çocuğun başarısızlığı halinde kendine
güven duygusunu sarsacak biçimde
davranılmamalı,başkalarıyla
kıyaslanmamalıdır.
• Anne babanın, kızgınlık kırgınlık gibi
duyguları kontrol altına alınmalı,
kesin olduğu kadar makul bir yol
izlenmelidir.
• Çocukta yaşanması doğal olan
kızgınlık ve düşmanlık duyguları,
toplumca yararlı bir yola
yöneltilmelidir.
• Anne babalar çocuk eğitiminde
birlikte hareket edip ortak tutumlar
geliştirmelidirler.
• Çocuğa her istediği şey, istediği anda
sağlanmamalıdır.
• Anne babalar kendilerini kusursuz
göstermekten kaçınmalıdır.
• Sinirli olunduğu zaman tehdit
etmekten, sakin olunduğu zaman da
cömertçe söz vermekten
sakınılmalı,verilen sözler mutlaka
tutulmalıdır.
• Çocuklara kararlı,tutarlı, doğal bir
yaklaşımla sevgi ve şefkat
gösterilmelidir.
• Dürüst ve samimi bir şekilde çalışan
herkesin saygıya layık olduğunu
bilmesi sağlanmalıdır.
• Çocukların, insani değerleri,
yaşayarak öğrenmesi sağlanmalıdır.
• Anne babalar çocuklarını her türlü
küçük sorun ve hayal kırıklığına karşı
korumaktan sakınmalıdırlar.
• Çocukları daima ön planda tutmak,
onlara dünyanın merkeziymiş gibi
davranmak doğru değildir.
• Çocuğun yavaş yavaş, dengeli bir
şekilde bağımsız yaşayabilir duruma
gelmesi için ona destek olunmalıdır.
• Anne babalar tarafından güçlerini
aşmayacak sorumluluklar verilerek
çocukların kendine güven ve başarı
güdüleri harekete geçirilmelidir.
• Anne babalar çocuklarını koşulsuz
sevmelidirler ve bunu açıkça
belirtmelidirler.
• Anne babalar, çocuklarına ilişkin
görüş ayrılıklarını çocukların önünde
tartışıp onların çelişkiler yaşamasına
yol açmamalıdırlar.
• Anne babalar çocuklarının bağımsızlık
girişimlerini engellememelidirler.
• Anne babalar çocuklara saygı duymalı
ve dinlemelidirler.
• Çocuklarla yakından ilgilenilmelidir.
Onların her davranışını reddetmek ya
da her davranışını onaylamak doğru
değildir.
• Anne
babalar
gerektiğinde
bilmediklerini söylemekten ya da özür
dilemekten çekinmemelidirler.
BOŞANMA
ÇOCUKLAR
ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ
• Boşanma evliliğe son vermektedir , fakat
anne-babalığa son vermez.
• Boşanmanın içinde olduğu ilk yıl, hem
boşanan çiftler,hem de çocuklar için en
karışık ve zor yıllardan biridir.
• Boşanmanın çocuğu nitelik ve nicelik
yönünden etkilemesi birçok etmene
bağlıdır.
• Çocuklar anne-babalarının ayrılmasına ve
boşanmasına suçluluktan kızgınlığa ve
yadsımaya kadar değişen çeşitli
biçimlerde tepki gösterirler.
• Boşanma öncesi mutlu bir aile yapısına
sahip olan çocukların, boşanma öncesi
mutsuz aile yapısına sahip olan çocuklara
göre, boşanmadan daha çok etkilendikleri
ve boşanmayı kabullenmedikleri
görülmektedir.
• Anne- baba tek tek çocuklarıyla
ilgilerini kesmemek için gayret
gösterir ve çocuk onlara güvenini
yitirmezse, çocuğun gelişmesinde
herhangi bir olumsuz etki
gözlenmez.
BOŞANMANIN OLUMSUZ ETKİLERİNDEN
ÇOCUĞU NASIL KORUMALI?
ÖNERİLER I
 Çocuğa boşanmanın ne demek olduğu açık
ve sade bir dille anlatılmalı. Bu eşi
kötülemeden ve suçlamadan yapılmalıdır.
 Boşanmanın çocuğu bir süre mutsuz
edeceği, fakat onun boşanmada herhangi
bir suçu olmadığı, anne ve baba olarak
sevginin devam edeceği açıklanmalıdır.
• Çocuğu eşle olan çatışmanın dışında
tutmak, barışmak için çocuğu aracı
olarak kullanmamak gerekir.
• Çocuğu anne / babasından birisinin
tarafını tutmak için zorlamamak, veya
ona, eski eşi olduğundan daha iyi
gösterme çabasına girmemek gerekir.
• Eski eşten öç almak için çocuğu ondan
yoksun bırakmaya kalkışılmamalıdır.
BOŞANMANIN OLUMSUZ ETKİLERİNDEN
ÇOCUĞU NASIL KORUMALI?
ÖNERİLER II
• Çocuk bir evi asıl evi olarak
benimsemelidir.
• Çocukta sarsılan güven duygusu anne
babayı sık görmesiyle değil,düzenli ve
sürekli görmesiyle onarılabilir.
• Çocuğa acıma duygularıyla yaklaşmaktan
ya da şımartmaktan kaçınmak gerekir.
• Olur olmaz zamanlarda anne babasına
göndermekle tehdit edilmemelidir.
• Çocuğun olumsuz davranışları anne
babasına benzetilmemelidir.
ÇOCUĞUN OKUL BAŞARISINI
ARTTIRMAK İÇİN VELİYE
DÜŞEN GÖREVLER
1-Yaşına uygun yapabileceği
görevler verin, sorumluluk
duygusunu arttırmaya çalışın.
Çocuğa sorumluluk duygusu
verilmesi kabiliyet ve becerilerin
ortaya çıkmasını sağlar.
2-Çocuğunuz ile iyi vakit
geçirin.
Çocuğunuz ile paylaşacağınız zamanın
uzunluğundan çok kalitesi önemli.
3-Başarısızlıkları için konuşun,
onu
başarıya motive edin.
Öğüt vermek yerine alternatifler
sunmalı çözüm yolları konusunda
yardımcı olmalısınız.
4-Aile içinde huzur ve
sevgi ortamı hazırlayın.
• Huzurlu ortam çocuğun en az 20
oranında performansını arttırır.
5-Uyku düzeni ve
beslenmesine önem verin.
• Yetersiz beslenme ve uyku dikkat
dağınıklığı, halsizlik gibi belirtilerle
öğrenme sürecini etkiler.
6-Yeteneğine uygun sosyal
etkinliğe katılmasını
sağlayın.
7-Disiplin konusunda tutarlı ve
kararlı bir tutum sergileyin.
Kuralların gerekçelerini belirtin,
uyulması konusunda ebeveynler
olarak aynı tutumu sergileyin.
8-Çocuğunuzun fiziksel ve
ruhsal sağlık problemleri
olup olmadığını kontrol edin.
• Fiziksel veya ruhsal sorunu olan
öğrencinin başarısı da düşecektir.
9-Çocuğunuza uygun, dikkatini
dağıtmayacak bir ders çalışma
ortamı hazırlayın.
Çalışmayı etkileyen faktörler:
• Çalışma odası
• Televizyon
• Bilgisayar
• Müzik
• Telefon
10-Verimli ders çalışma
tekniklerini öğretin.
• Başarıda düzen ve disiplin önemlidir.
• Çocuğunuzla “niçin ders çalışması”
gerektiğini konuşun.
• Günlük Çalışma Planı oluşturun.
• Geri getirilmesi olanaksız olan
tek şey zamandır.
• Zamanı en iyi şekilde kullanmayı
bilmek etkin yararlanmasını
sağlar.
• Amaç belirlemesinde yardımcı
olun.
•
•
•
•
•
•
•
•
•
Uzun Vadeli Amaç
--------------------On yıl sonra neleri başarmış olmayı ister ?
Orta Vadeli Amaç
--------------------1 yıl sonra neleri başarmış olmayı ister ?
Kısa Vadeli Amaç
--------------------1 ay sonra neleri başarmış olmayı ister ?
11-Okul idaresi ve ders
öğretmenleri ile iletişim
kurun, okula devamsızlık
yapmama-sına özen gösterin.
SINAV
KAYGISI
SINAV KAYGISI
NEDİR ?
• Sınav öncesinde ve sınav sırasında
yaşanan,dikkat dağınıklığına ve
başarının düşmesine neden olan yoğun
heyecan duygusudur.
SINAV KAYGISI YAŞAYAN
KİŞİLERDE GÖZLENEN ZİHİNSEL
VE BEDENSEL SORUNLAR
•
•
•
•
•
•
•
uykusuzluk
gerginlik
çarpıntı
karamsarlık
iştah kesilmesi
yorgunluk
dikkatsizlik
SINAV KAYGISININ
NEDENLERİ
• Çalışmak için zamanı doğru
kullanmamak.
• Sınavla ilgili beklenti düzeyinin (anne
babanın yada kişinin )düşük veya çok
yüksek olması.
• Öğrencinin görev ve sorumluluklarını
sık sık ertelemesi.
• Olumsuz düşünce yapısı (bu sınavda
başarısız olacağım)
• Başarısız olmak ve başarısız olarak
değerlendirilmek korkusu.
SINAV KAYGISI İLE
BAŞA ÇIKABİLME YOLLARI
• Sınava hazırlanan çocukla aile sürekli
iletişim içinde olmalı, her zaman yanında
olduğunu hissettirmelidir.
• Sınav başarısını hayattaki tek amaç gibi
göstererek çocuğunuz da isteksizlik ve
tedirginlik yaratılmamalıdır.
• Başkaları ile kıyaslanmamalıdır.
• Yeteneklerini fark edip teşvik
edilmelidir.
• Eski başarıları hatırlatılarak güven
duygusunun gelişmesine yardımcı
olunmalıdır.
• Çocukla birlikte sınavda uygulanacak
stratejiler oluşturulmalıdır.
• Kaygı ,bulaşıcı bir duygudur. Sakin ve
olumlu tavırlarınız çocuğunuza da
yansıyacaktır.
• Kaygı ile başa çıkmak için nefes
eksersizi ve bedensel gevşeme
çalışmalarını öğrenilip uygulanmalıdır.
• Kaygı sorunu çok fazla ve başa
çıkılamıyor ise bir uzmandan yardım
alınmalıdır.
ÇOCUK İHMALİ
VE İSTİSMARI
ÇOCUK KİMDİR?
YASALARA GÖRE;
Daha genç bir yaşta yetişkin
sayılma dışında, 18 yaşın
altındaki her insan çocuk
sayılır.
ÇOCUKLARIN İHMAL
VE İSTİSMARI
• Çocuk ihmali ve istismarı; Genel olarak 18
yaşın altında bulunan çocuklara karşı aktif
olarak girişilen ve onların fiziksel, duygusal,
zihinsel ve toplumsal gelişimlerini zedeleyen
her türde eylemler çocuk istismarı olarak,
onların beslenme, bakım, gözetim, eğitim gibi
ihtiyaçlarının karşılanmaması durumları da
çocuk ihmali olarak ele alınmaktadır.
(Zeytinoğlu S. 1991)
İstismar Türleri
•
•
•
•
Ailenin ihmal ve istismarı
Kurumsal ihmal ve istismar
Toplumsal ihmal ve istismar
İş ve emek ihmal ve istismarı
AİLEDEKİ EKONOMİK VE
SOSYAL STRESLER,
İHMAL VE İSTİSMARA
YOL AÇABİLİR.
Aşırı yoksullukla karşı karşıya kalan,
yetersiz beslenen, kötü konut ve sağlık
koşullarında yetişen çocukların sağlıklı
yetişkinler olmaları beklenemez. Bu tür
olumsuz toplumsal durumlar ana-babayı
fiziksel olarak istismar etmeye
itebileceği gibi, ümitsizliğe düşürerek
çocuğun ihmal edilmesine de yol
açabilmektedir.
İhmal ve İstismar Edilen Çocuğun
Aşağıda Belirtilen Davranış
Bozuklukları Görülebilmektedir:
•
•
•
•
Dikkat toplayamama,
Aşırı manipulasyon,
Direnme, isyankarlık,
Konuşmamayı seçme ve pasif inkar etme
davranışları
• Aşırı uyum gösteren çocuklarda anksiyete,
• Aşırı utangaçlık ve başarısızlık korkuları
• Yaşıtlarına karşı şiddet ve saldırgan tutum
gösterebilmektedir.
• Özgüven eksikliği,
• Çocuğun eğitimini, fiziksel, seksüel ve duygusal
yaşamını etkiler.
• Madde bağımlılığı(sigara, alkol, uyuşturucu)
• Zararlı gruplara katılma
• Araştırmalara göre; Çocuk ve genç
suçluların çoğunluğu istismara uğramış
çocuklardır.
• Çocuk geleceğe taşıyıcıdır. İhmal ve
istismara uğramış çocuk geleceğin
istismar ve ihmal eden kişisidir.
ÇOCUKLARIMIZ NELERE
İHTİYAÇ DUYARLAR?
SEVGİYE
“ONLARIN HERŞEYDEN ÖNCE SEVMEYE
VE SEVİLMEYE
İHTİYACLARI VAR”
KORUNMAYA
“TEHLİKELERDEN
KORUNMAYA
İHTİYACIM VAR.”
“SOKAKTA
KARŞILAŞABİLECEĞİM
BİR ÇOK TEHLİKE VAR.”
SICAK BİR YUVAYA
“BARINABİLECEĞİM SICAK BİR YUVAYA
İHTİYACIM VAR!”
BESLENMEYE
Çalışan çocuklar pasta, bisküvi, ekmek, çorba, pilav,
makarna gibi yiyeceklerle beslenirken en hızlı
büyümenin gerçekleştiği ergenlik döneminde alınması
gereken kalsiyum gibi mineraller ve proteinden yoksun
kalıyorlar.
EĞİTİME
İlköğretim Temel Kanununda ilköğretimin
tüm vatandaşlar için zorunlu ve ücretsiz
olduğunu
belirten
Anayasa
hükmü
tekrarlanmakta ve 6 ile 14 yaş sınırı zorunlu
ilköğretim süresi olarak tanımlanmaktadır.
“ÇALIŞMAK DEĞİL
OKUMAK İSTİYORUM.”
OYUN OYNAMAYA
• Bebeklik ve çocukluk döneminde oyun oynamanın, araştırma,
çevresini tanıma ve problemleri çözme imkanı sağlayarak dil ve zeka
gelişimini desteklediği yapılan araştırmalarla ortaya konmuştur.
HİÇ DÜŞÜNDÜNÜZ MÜ?
•
•
•
•
•
Bu görevi ne kadar yerine getirebiliyoruz?
Onlara ne kadar iyi örnek oluyoruz?
Çocuklarımızı ne kadar dinliyoruz?
Yoksa annelik babalık rolünü mü oynuyoruz?
Onları işimize geldiğinde küçük, işimize geldiğinde büyük mü
görmek istiyoruz?
• Çocuklarımızın eğitimine ne kadar önem veriyoruz?
• Yoksa onlara kaldıramayacakları yükler mi yüklüyoruz?
ŞİMDİ DÜŞÜNME ZAMANI!!!
ANA-BABA
OLABİLMEK
Ya biz?
Biz de değişime uyuyor muyuz?
Yoksa hala anamızın babamızın çağından
kalma anlayışla mı ana babalık yapıyoruz?
• Çabamız ve endişemiz, onları
en iyi biçimde yetiştirmek.
•
•
•
Bilgi çağındayız ve teknoloji hızla gelişiyor. Hayatın her
alanında ve tabii ki iş kollarında, nitelikli insan gücüne ihtiyaç
artıyor. Kadınlar, iş hayatında artık çok daha aktif yer
almakta. Yaşadığımız hızlı toplumsal değişime paralel olarak,
değer yargılarımız da değişiyor.
Zararlı alışkanlıklara sahip kişilerin sayısıyla beraber,
toplumumuzdaki suç işleme oranında da dikkat çekici bir artış
söz konusu. Eğitim sistemimizde aksaklıklar mevcut..
Anne baba olarak çocuklarımıza en iyi geleceği hazırlamaya
çalışıyoruz. Genç kuşak, umutlar ve hayallerin yanında,
gelecek kaygısı da taşıyor.
• Biz onlara, ne veriyoruz?
• Aşırı sevgiden kaynaklanan ilgi, çocuğu boğar,
bağımlı ve güvensiz bir kişilik yaratır. Çocuk, her
türlü ihtiyacında ve karşılaştığı her sorunda çözüm
kapısı olarak ailesini görür. Bu da, çocuğun
özgüveninin ve sorumluluk duygusunun gelişmesini
engeller.
• Sevginin davranışlara yeterli yansımaması, çocukta
değersiz olduğu ve kabullenilmediği hissini
uyandırır. Sıkı kurallar, sert koşullar ye fiziksel
yaptırımlarla yetişen, kişiliği hiçe sayılan çocuk,
kendi hayatını kontrol almakta zorlanır. Kibar,
sessiz ve uslu, aynı zamanda, çekingen, güvensiz,
küskün, aşırı hassas ve pasif bir kişilik oluşur.
• "Hoş gör, boş ver" anlayışı, çocuğun olumsuz
davranışlarının nedeninin anlaşılmasına ve
düzeltilmesine engel olur. Bu tutumun etkin
olduğu ortamda yetişen çocuk, sabırsızca ve
düşüncesizce davranışlar sergiler
• Aşırı denetim çocuğu pasifleştirir; aşırı
hoşgörü ise onu şımartır, olgunlaşmasını
engeller.
• Aşırı verici ve koruyucu bir biçimde sunulan
sevgiyle, bebek gibi bakılan çocuk, yaşının
gerektirdiği ruhsal gelişimi gösteremeyerek,
kendini ifade ve iletişim yeteneğinden yoksun
kalacaktır.
• Diğer yandan, yetersiz sevgi ve sıkı disiplinle
yetişen çocuk, saldırgan bir tutumla kendini kabul
ettirmeye çalışacak ve iç dünyasını açıklamakta
zorlanacaktır.
•
•
•
•
Sonuç:
Sağlıklı ve iyi insan,
toplumsal bilince sahip bireyler,
birbirini anlayan, mutlu insanlardan oluşan toplum.
•
•
•
Anne babanın, her hangi bir durumda birbiriyle tutarsız ve
uyumsuz
davranmaları, çocukları
çelişkeye
düşerek
kişiliklerini olumsuz yönde etkiler.
Anne babanın, çocukları paylaşarak veya bir olup çocukları
karşılarına alarak oluşturacağı kutuplaşmalar, aile içindeki
huzur, güven ve barış ortamını zedeler, iletişim
bozukluğunun, zıtlaşmanın ve huzursuzluğun etkin olmasına
neden olur.
Tüm fertlerin duygu ve düşüncelerinin, sevinç ve
sıkıntılarının paylaşıldığı içten, açık ve demokratik aile
ortamı, çocuğun mutluluğunun ve başarısının önkoşuludur.
•
•
•
"İçinden
sevmek"
diye
bir
sevgi
türü
yoktur.Dokunmadan, paylaşmadan, dinlemeden sevgi olmaz.
"Önkoşullu sevgi", hep başkalarını memnun etmeye
çalışırken kendini unutan, kendini fark etmeyen bir insan
ortaya çıkarır.
"Vurdumduymazlığı
hoşgörü
sanıp,
sevgi
ile
karıştırmak",
çocuğun
davranışlarının
sonuçlarını
değerlendirmemesine
sebep
olur.
Özgürlük
ve
sorumluluk
bilincinin
gelişmesini engeller.
• Çocuk hakkında ki tüm kararları "çocuğumu en iyi ben
tanırım" anlayışıyla almak ve ondan sadece bu
kararlara uymasını beklemek, mutsuz, kendi yetenek
ve ilgisine uygun bir meslekte çalışmayan, bu nedenle
kendiyle barışık olmayan bir insan yaratır.
• Bu çelişkinin yarattığı huzursuzluk, kişinin hayatının
tüm yönlerine yansır.
• "Sen benim dediğimi yap, yaptığımı yapma"
anlayışı, çelişkili bir tutumdur. Sözlerimiz ve
davranışlarımız birbiriyle uyumlu olmalı.
• Kimse kimseye hayatı öğretmez. Çocuğumuza
hayatı, uygulamaya hazır bir reçete gibi
sunamayız;
ancak
ona
kendi
yolunu
belirleyebileceği bir harita verebiliriz.
• Yaşıtları ile gezmesi, sinema ve tiyatroya gitmesi,
müzik dinlemesi gibi ilgilerine saygı gösterelim.
Unutmayalım ki bunlar, çocuğun hayatı farklı
yönleriyle tanımasına ve kişiliğinin gelişmesine
fırsat verecek aktivitelerdir.
• Çocuğumuzu anlamak, neyi neden yaptığını
öğrenmek istiyorsak, onu yargılamadan tarafsız
olarak dinleyelim. Böylece, gerçek duygularını ve
sorunlarını öğrenmeye şansımız olur.
• Anne baba olarak görevimiz, çocuğun
sadece maddi ihtiyaçlarını karşılamakla
sınırlı değildir.
• Hayatın önemli bir sürecinde, okulu ve
dersanesiylle işbirliğine önem vermeli,
başarının hedeflendiği yolda ekibin bir
parçası olmalıyız.
•
•
•
•
Çocuğumuzu, ailenin diğer bireyleriyle aramızda olan
çatışmalarda tanık veya yargıç olarak kullanırsak, onu
sevdiği insanlar arasında seçim yapmaya zorlamış
oluruz.
Dolabını,
çekmecelerini,
defterlerini,
ceplerini
karıştırarak özel hayatına saygı göstermemek; bize
olan güvenini azaltır, aramıza duvar örer.
Çocuğumuzun mükemmel olmasını bekleyerek, onu
başkalarıyla kıyaslamayalım.
Onun farklı bir birey olduğunu kabul ederek, bizim
için özel ve değerli olduğunu ona hissettirelim.
• Çocuğunuza, "Sana güveniyorum, elinden geleni
yapacağına inanıyorum" mesajını verin. Asla "Bu
kafayla gidersen...", "Ben demedim mi..." diye
başlayan sözler söylemeyin.
• Hayat sadece ders ve sınav üzerine kurulmamıştır.
• Çocuğunuzla bu konular dışında da sohbet ederek,
duygu ve düşüncelerinizi birbirinizle paylaşın.
• Çocuğumuzu tanımaya, ilgi, yetenek ve
değerlerini öğrenmeye çalışalım. Onun ilgi
ve
yetenekleri
dışındaki
alanlara
zorlamayalım.
• Bir elma ağacından erik elde edemeyiz,
daha kaliteli elma almaya çalışalım.
• Çok çalışması değil, düzenli çalışması konusunda
telkinlerde bulunalım. Kendini programlamasına ve
zamanını yönetmesine yardım edelim.
• Sevgi sözcüklerini çocuğumuza cömertçe kullanalım;
sarılmayı, öpmeyi asla ihmal etmeyelim.
• Hiç bir zaman onu "sevgisizlik" le cezalandırmayalım.
O, her şeye rağmen bizim çocuğumuzdur.
•
•
•
Hoşgörülü ve demokratik ailelerde büyüyen çocuklar,
çevreleriyle ilişkilerinde daha etkin, girişimci, kendini
rahatlıkla ifade edebilen, özgüven sahibi insanlar
olurlar.
'Sınavı ve başarılı olmayı, çocuğun "var olma nedeni"
haline getirirsek, onun elini kolunu bağlamış, özgüvenini
zedelemiş ve kaygılarını çoğaltmış oluruz.
Unutmayalım ki, başarılı olmayı en çok O istiyor; ama
belki de ne yapacağını bilemiyor.
• Çocuğunuzu, her zaman sınav psikolojisi
içinde başarıya programlanmış bir robot
gibi görmeyin.
• Gençliğinin dinamizmi ve neşesini onunla
paylaşın. Ona değerli olduğunu hissettirin.
• Çocuğunuzun danışmanı olun.
• Sevgi, övgü ve takdir, insana değerli
olduğu duygusu verir. Çocuğunuza,
yalnızca sınav başarısı beklentisiyle
değil, her koşulda ve hayatın her
alanında ona güvenerek yardımcı olun.
• Sınava hazırlık sürecini, bir amaç doğrultusunda
ve belli bir kaygı çerçevesinde çocuğunuzla
paylaşmanın fırsatı olarak görün.
• LGS ve ÖSS de dahil, hiç bir sınavın hayatın
sonu ya da hayatın kendisi olmadığını, hayatın
tüm fırsat ve seçenekleriyle bir süreç olduğunu
unutmayarak, çocuğunuza da aynı anlayışı
kazandırmaya çalışın.
KATILIMINIZ İÇİN
TEŞEKKÜRLER
• Kaynakça:
• İlkim Öz- Çocuk Olmak
• Haluk Yavuzer- Çocuk Eğitimi El Kitabı
Download

SEN DİLİ