GEZİ DENIZ, TOPRAK VE SEVDA KOKAN ŞEHIR: AMASRA
10
11
12
2014
Kara Bir Bulut
Şark Çıbanı
Tarihten
Kariyer
Lezzet onların işi:
Gastronomi
English Summary
of Contents
Tarihi Trend:
Orient Express
Söyleşi
Ters köşeleri cazip
bulan oyuncu:
Tülin Özen
Hayal etmekle başladı her şey
Hayal edebilmek, insanoğlunun en büyük meziyetlerinden biri hiç kuşkusuz… Ancak hayal
etmekten daha önemli bir özelliği daha var insanın, o da hayallerinin peşinden gidebilme ve
onları gerçeğe dönüştürme kararlılığı. İrlandalı oyun ve roman yazarı, eleştirmen George Bernard Shaw, bir sözüyle aslında çok iyi özetliyor bu durumu: “İnsanlar, olmuş olanlara bakarak, ‘neden’ diye sorarlar. Ben olmamış şeyleri düşünerek, ‘neden olmasın’ diye sorarım.”
İnsanlık tarihi, “neden olmasın” sorusunu kendisine yönelten ve bu sorunun yanıtını aramak için var gücüyle çaba harcayanların; diğer bir ifadeyle hayallerini gerçek kılmak uğruna
gayret gösterenlerin hikâyeleriyle oluştu biraz da. 21’inci yüzyılı yaşadığımız şu günlerde, hemen her alanda uzun bir mesafe kaydedebilmişsek eğer; bu, yaşadıkları zamanın çok ilerisini
tahayyül edebilenlerin, hayallerini inatla ve ısrarla, hatta kimi zaman da canları pahasına gerçek kılma arzusu ve gayreti sarf edenlerin sayesindedir elbette. Çünkü süregiden hayatta daha
güzelini yapabilmeye dair özlemdir biraz da hayal kurmak. Mevcut koşullarla yetinmeyip hep
daha iyisinin olabileceğine inançtır. Hayalperestlikle arasındaki o derin ve kapatılamaz fark
da işte tam da bu noktada ortaya çıkar. Zira her ne kadar imkânsızı istese bile, aynı zamanda
gerçekçidir hayal kuran. Kararlılığı ve ısrarcılığı, hayallerinin gerçekleşebileceğine dair inancındadır.
Bugün bizim de içinde yer aldığımız otomotiv sektörünün tarihçesine göz gezdirildiğinde, hayal kuranların nasıl büyük işlere imza attıkları da net şekilde görülecektir. Herhangi bir
hayvanın gücünü kullanmadan, itmeden ya da çekmeden, bir motor yardımıyla hareket edebilen bir araç yapma hayaliyle başlayan bu hikâyenin, günümüzde ulaştığı nokta aşikâr. Yenilikçi (inovatif) yaklaşımların kendini en fazla hissettirdiği bu sektörde artık, hemen her gün yeni
bir gelişmeyle karşı karşıyayız. Gerek büyük global, gerekse yerel markalar, yıllardır en büyük
yatırımlarını Ar-Ge alanına yapmakla kalmayıp mobilitenin geleceğiyle ilgili fikir ve hayalleri
olan kurum ya da kişilerle işbirliğine giriyorlar. Ve bu işbirliğiyle ortaya çıkan sonuçlar, dünya
üzerindeki milyonlarca otomobil tutkununun nutkunun tutulmasına vesile olabiliyor.
TÜVTÜRK OLARAK
BIZLERIN DE BIR HAYALI
VAR: HAYALIMIZ, TRAFIK
KAZALARININ VE BU
KAZALARDA CAN VE
MAL KAYIPLARININ
OLMADIĞI BIR
TÜRKIYE’DE YAŞAMAK.
Buharlı ve içten yanmalıdan hibrit motorlara, saatte 15-20’den saatte 400 kilometrelere, karbon fiber sayesinde azaltılan ağırlığa, hatta ve hatta sürücüsüz otomobillere uzanan bu
hikâyede, kat edilecek çok mesafe olduğu aşikâr. Çünkü daha iyi ve daha güzel bir geleceğe yönelik ne hayaller tükendi ne de umutlar.
TÜVTÜRK olarak bizlerin de tek ve yegâne amacı, içinde yer aldığımız uzun soluklu bu
hikâyede, mutsuzluğun, acının yaşanmaması; araç ve sürücü kusurlarından dolayı ocakların
sönmemesi... Evet, kurum olarak bizlerin de bir hayali var: Hayalimiz, trafik kazalarının ve bu
kazalarda can ve mal kayıplarının olmadığı bir Türkiye’de yaşamak. Trafikte can ve mal kayıplarının önüne geçme kararlılığına, gayretine ve azmine sahip herkesle birlikte bu hayalimizi gerçek kılacağımıza yürekten inanıyorum. Neden olmasın!
Saygılarımla…
KEMAL ÖREN
TÜVTÜRK Genel Müdürü
İSTASYON
3
Edirne
Kars
Bursa
Erzincan
ANKARA
Manisa
Marisa
Aksaray
Afyon
Erzurum
I¤dır
A¤rı
Kayseri
Mayatya
Malatya
Konya
Bitlis
Ni¤de
Mu¤la
Mardin
Antalya
G.Antep
G.Antep
Hatay
Hatay
26
Söyleşi
08 Teknoloji
16
Tarihten
İçindekiler
EKİM-KASIM-ARALIK 2014
06 HABERLER
Dünyada ve Türkiye’de
öne çıkan haberler...
10 HAYAT
Son yıllarda adını unutturmuş olsa
da Türkiye’yi terk etmeyen kara bela:
Şark Çıbanı...
16 TARİHTEN
Kapak fotoğrafı: Ahmet Yeşiltepe
4
İSTASYON
Oryantalizmin vagonları, İstanbul’a
1883’te ulaştı. Türkiye’yi Avrupa’ya
bağlayan bu pahalı moda, iki dünya
savaşının ardından, Soğuk Savaş’la
birlikte buharın içinde kayboldu.
Geriye ise hikâyesi kaldı...
10
Hayat
22 KARİYER
Tüm dünyada olduğu gibi,
Türkiye’de de gastronomi ve mutfak
sanatları, yükselen değerlerden
biri. Öyle ki, geleceğin meslekleri
arasında gösteriliyor. Ancak
yetenek, her alanda olduğu gibi
mutfakta da tek başına yeterli değil.
26 SÖYLEŞİ
Enerjik, kategorilere sığdırılamayan,
kendine has bir oyuncu Tülin Özen.
Ve o, sinemanın yanı sıra tiyatroda
ve televizyon dizilerinde de kolayı
değil, zoru tercih ederek yoluna
devam ediyor.
34
Gezi
30 OTOMOBİL
Otomobillerde halen kullanılan ve
yakın zamanda tanıtımı yapılması
planlanan güvenlik sistemlerini
daha yakından tanımakta fayda var.
34 GEZİ
Fatih Sultan Mehmet’in “Çeşm-i
cihan bu mu ola” dediği Amasra,
gezginlerin, özellikle sonbaharda
gezip görmesi gereken yerlerden
biri olarak çıkıyor karşımıza!
40 YEMEK
Dünyanın dört bir yanında
sevilen bir yemek: Kebap
44 SAĞLIK
Ebola, son yıllarda adından sıkça söz
edilen hastalıklardan biri… Acıbadem
Maslak Hastanesi İç Hastalıkları
Uzmanı Prof. Dr. Yavuz Baykal, ebola
virüsüyle ilgili sorularımızı yanıtladı.
46 UZMAN GÖZÜYLE
Ticari taksilerin muayenesiyle ilgili
merak edilen tüm ayrıntılar…
50 OYUN
Konsol ve mobil oyunlar…
58 TÜVTÜRK
İmtiyaz Sahibi
TÜVTURK Kuzey Taşıt Muayene İstasyonları Yapım
ve İşletim A.Ş. Adına Kemal Ören
Yönetim Yeri
Büyükdere Caddesi, No: 255 Kat: 17-18
Maslak-Şişli-İSTANBUL
Yayın Yönetmeni Sema Uludağ
Yayın Koordinatörü M. Koray Özcan
(Sorumlu Müdür)
Görsel Yönetmen Erhan Teksöz
Yapım Yeri Doğuş Grubu İletişim Yayıncılık ve
Ticaret A.Ş. Doğuş Power Center Ahi Evran Polaris
Caddesi No: 4 Maslak 34398 İstanbul
Tel: 0212 304 00 00 (Santral)
Baskı yeri Ömür Matbaacılık A.Ş. Beysan Sanayi
Sitesi Birlik Cad. No: 20 Haramidere-Beylikdüzüİstanbul Tel: 0212 422 76 00
Yayın Türü Üç aylık yaygın süreli yayın, TÜVTÜRK
Araç Muayene İstasyonları kurumsal yayınıdır,
parayla satılmaz. [email protected]
TÜVTÜRK'ten haberler.
İSTASYON
5
MODANIN
TEKNOLOJIYLE
IMTIHANI
n Moda ve teknoloji… Bambaşka iki dünya… Peki, bu iki
dünyanın işbirliğine girmesi nasıl bir sonuç doğurur?
İşte bu soru, kısmen de olsa yanıt buldu. Zira modanın
önde gelen birçok markası, teknoloji firmalarıyla yaptıkları anlaşma doğrultusunda
cep telefonundan etek, para
harcatmayan çanta, ışık saçan şapkalar gibi son derece
orijinal tasarımlar yaratmaya
başladı. Dünyanın önde gelen
moda haftalarında izleyiciye
tanıtılan ilk üründen; cep
telefonundan yapılmış etekten başlayalım. Nokia Lumia
1520 ve 1020 modellerinden
üretilen etek, moda tasarımcısı Fyodor Golan ve tasarım merkezi Kin’in üç ay süren
çalışmalarının ürünü. Etek üzerindeki onlarca telefonun
her birinde farklı bir görüntü bulunuyor ve eteği giyen
hareket ettikçe görüntü de değişiyor.
Telefon eteğin bu alanın tek örneği olmadığı da
aşikâr... Teknoloji ve modanın birleşiminden doğan bir
diğer ürün de “para harcatmayan çanta”. Buluşu, Avustralyalı karşılaştırma sitesi Credit Card Finder, Arduino
adlı fiziksel programlama platformunu ve radyo frekansıyla tanımlama (RFID) etiketini kullanarak geliştirdi.
Çantanın dibine yerleştirilen bir cihaz sayesinde kredi
kartı harcamaları takip edilebiliyor. Sistem, fazla harcama yapıldığında, çanta sahibini uyarıyor. Çantaya ayrıca,
günün “riskli” zamanlarında kapatılmaya programlan-
Mini Lisa’yı
gördünüz mü?
n Dünyanın en ünlü resimlerin-
mış bir saat de yerleştiriliyor.
Alışverişin “tehlikeli” olduğu bir bölgeye girildiğinde,
çantadaki GPS ile harekete geçen LED’ler yanmaya
başlıyor. Alışverişin ucunu kaçırabilecek olanlar için, bir
tanıdığının cep telefonuna uyarı mesajı gitmesi için de
ayarlama yapılabiliyor.
Bu konuda verebileceğimiz son örnekse LED şapkalar. ABD’de her yıl düzenlenen Amerikan futbolu liginin
şampiyonluk maçı Superbowl’da, Kanadalı Pixmob firması, yeni bir “giyilebilir teknoloji” üretti ve 80 bin bilet
sahibine LED teknolojisi iliştirilmiş şapka dağıttı. Devre
arasında, seyircilerin şapkalarındaki ışıkların yanmasıyla
stadyumdan ışık kümesi yükseldi. Bu teknoloji 2014 Soçi
Kış Olimpiyatları’nın açılış töreninde de kullanıldı ve
kalabalık, boyunlarındaki madalyonlarla dev bir video
ekranına dönüştü.
SOLAKLIK KONUSUNDA BILDIKLERINIZI UNUTUN
n Geçtiğimiz aylarda “Scientificamerican” sitesinde yayınlanan bir haber,
okurları solaklıkla ilgili var olan tüm bilgilerini bir kez daha gözden geçirmeye
sevk edecek nitelikteydi. Bugüne kadar yapılan tüm çalışmalar, kişinin hangi
elini kullanacağının daha anne karnında ortaya çıktığını ve genetiğin bu durum
üzerinde önemli bir rol oynadığının altını çiziyordu. Yapılan yeni araştırmayla
durum bir parça değişti. Çünkü bu araştırmada, solaklığın sadece genlerle
açıklanamayacağı; sol el kullanımında çevresel ve sosyo-ekonomik koşulların da
etkili olduğu belirtiliyor. Bu teori, solak ailelerin sağ eli yatkın, sağ eli kullanan
ailelerinse solak çocuklarının olma nedenini açıklıyor aslında. Bununla birlikte
ailenin çocuğa ilk müdahalesi de çocuğa sağ el veya sol el yatkınlığı konusunda
etkiliyor. Dahası da var… Aynı araştırmada, sağ elini kullananlarla solaklar
arasında davranışsal birtakım farklılıklar da gözlemlendi ve solakların, solak
olmayan bireylere göre daha fazla tehlike içerebilecek davranışlarda bulunduğu
ortaya çıktı. Bunun yanı sıra solak olmayanların bazen solaklara göre tehlike
içerecek hususlara karşı daha az dikkatli oldukları belirlendi.
6
İSTASYON
den birisi, dünyanın en küçük tuvallerinden biri üzerinde yeniden
yaratıldı. BBC’nin haberine göre
Georgia Teknoloji Enstitüsü’ndeki araştırmacılar, Leonardo da
Vinci’nin Mona Lisa portresini, 30
mikron, ya da bir saç telinin üçte
biri genişliğindeki bir tabaka üzerine resmetmeyi başardılar. Ortaya
çıkan yeni eser, Paris’teki Louvre
Müzesi’ndeki Mona Lisa portresinden 25 bin kez daha küçük. Bir taramalı kuvvet mikroskobu yardımıyla Termo-kimyasal Nano
Baskı adı verilen yöntem kullanılarak oluşturulan “Mini Lisa”, aslında teknolojide ulaşılan önemli bir
aşamayı simgeliyor. Biliminsanları,
kullandıkları teknikle, moleküllerin
yüzey konsantrasyonunu çok küçük ölçekte değiştirmeyi başardı.
Bu bilimsel ve teknolojik başarı öyküsünün ardında, aslında bir iddia
var. Leonardo da Vinci’nin Mona
Lisa tablosunu yeniden yaratma fikri, doktora öğrencisi Keith
Carroll’un “bu teknolojinin ayrıntılı sanat eserleri yaratamayacağını
iddia edenlerle” girdiği bahis sonucunda ortaya çıkmış.
NE KADAR UZAK
O KADAR IYI
n Süpernova… Diğer adıyla yıldız patlaması... Yıldız
patlamaları, dünyayı sanıldığından çok daha fazla
etkiliyor. Hatta söylenen o ki, Güneş eğer süpernova
şeklinde patlasaydı, dünyadaki tüm canlılar yok
olabilirdi. Bu önemli bir iddia ve bu iddia beraberinde
“patlamadan etkilenmemek için ne kadar uzakta
olmak gerekir” sorusunu da getiriyor. İşte bu
soru, biliminsanlarının yoğun çalışmasıyla yanıtını
buldu. Araştırmaya göre dünyamızla süpernovanın
meydana geldiği yer arasındaki en güvenli mesafenin
50 ila 100 ışık yılı arasında olması gerekiyor. Peki,
bize 50-100 ışık yılından daha az mesafede kaç
tane süpernova bulunuyor? Cevap, süpernovanın
türüne göre değişiyor. Dünyanın etrafında, 50 ışık yılı
uzaklıkta küçük, sönük, beyaz olanların yanmasını
tanımlayan birinci tip süpernovalardan kaç tane
olduğu tam olarak bilinmese de 200 ya da 300 tane
olduğu tahmin ediliyor. Büyük, yaşlanan ve yıkılan
ikinci tiplerdense dünyaya 50 ışık yılı uzaklıkta
herhangi bir süpernova yok!
Twitter’dan
karakter analizi
n Yazarken kullandığımız dilin, sosyal çevremize dair
önemli ipuçları sunduğuna şüphe yok. Telegraph.
co.uk sitesinin haberine göre biliminsanları benzer bir
durumun Twitter için de geçerli olduğunu belirtiyor.
Zira yapılan araştırmalar, söz konusu mecrada
tercih edilen diller baz alınarak, kullanıcıların belli
gruplara ayrılabileceğini gösteriyor. University of
London, Princeton University ve Royal Hollway’den
araştırmacılara göre, Twitter’da kullanılan ortak dil,
kullanıcıların kendilerini benzer düşünen insanlarla
özdeşleştirdiğini ortaya çıkarıyor. Araştırmacılar, 189
bin Twitter kullanıcısına ait 75 milyon iletiyi inceledi
ve belirli bir grup tarafından oldukça sık kullanılan
kelimelerin, diğer kullanıcılar tarafından nadiren
tercih edildiğini ortaya çıkardı. Daha sonra içinde
ortak ilgi alanlarının, kariyerlerin, politik görüşlerin ya
da mezheplerin de olduğu Twitter gruplarına ait bir
“harita” oluşturuldu. Royal Hollway’den Dr. John Bryden,
kullanılan dille yaşam tarzlarının benzerliğini şu sözlerle
açıklıyor: “Birinin kullandığı dile bakarak, o kişinin
hangi gruba ait olduğunu ya da olabileceğini yüzde 80
doğruluk oranıyla tahmin etmek mümkün.”
Aşka kilit vurulmaz!
n Venedik… Âşıklar kenti… İçinde taşıdığı büyü her neyse, en ‘cool’
görüneni bile romantikleştiriyor. Ve romantizm, insana sıra dışı şeyler
de yaptırıyor. Misal sevgisinin sembolü olarak, köprülere asma kilitler
taktırabiliyor. Venedik’teki köprülerin üzeri de bu kilitlerle dolu. Ancak
tarihi eserlerin korunmasına duyarlı olan İtalyanlar, buna karşı çıkıp eski
yapıların bu tür ağırlıklara dayanamayacağını gerekçe göstererek bir
kampanya başlattılar. Kampanyanın başını ise yazar Alberto Toso Fei
çekiyor. Yazar, “Aşkınızı Kilitlerden Kurtarın” adlı kampanyayla ilgili olarak
Gazette del Sud’a verdiği beyanatta bakın neler söylüyor: “İnsanlara bunun
tatlı bir jest ya da duyguların güzel bir ifadesi olmadığını, aksine çok banal
bir şey olduğunu anlatmak önemli.” Kampanya kapsamında Venedik’teki
Rialto, San Marco ve Accademia bölgelerinde broşürler dağıtılmaya
başlandı. Broşürde kalp şeklindeki açık bir kilit resminin altında “Aşkınızın
kilitlere, Venedik’in de sizin çöplerinize ihtiyacı yok” deniyor.
İSTASYON
7
HABERLER
HAZIRLAYAN: RESUL BUKSUR
Intel saate taktı:
MICA
n Teknoloji çılgınlarına yönelik akıllı saatler olsa da, moda ve tasarıma
yönelen çıkmamıştı. Açığı gören Intel, MICA adındaki saatini kamuoyuyla paylaştı. Modayla alakası olmayanların bile ilgisini cezbedecek
tasarımı bir kenara, 1,6 inçlik safir
camlı OLED ekranla da rakiplerinden geri kalmıyor. Apple’ın saat çıkaracağı artık kesinleşmişken, teknoloji devi önlemini şimdiden alıp
imajı çizdirmiyor. Su yılanı derisi üzerine Çin incileriyle lapis taşları bulunan MICA’lara, yakında kedigözü ve obsidyen taşı bulunan farklı
bir model de eklenecek. Dâhili 3G
anteni sayesinde, akıllı telefonla eşleştirilmeden kullanılabilen MICA,
USB veya kablosuz sistem kullanılarak şarj edilebiliyor. Fiyatı henüz
açıklanmasa da, 1000 Dolar’ın altında olması bekleniyor.
Cüzdanda
Ninja var
n İşte, başta erkekler olmak üzere herkesin cüzdanında bulunması
gereken bir alet: Wallet Ninja Multi
Tool. Kartvizit boyutlarında, ancak
18 işlevi yerine getirmek gibi büyük
bir hünere sahip. Adamlar daha ne
yapsın? Fiyatı, 15 Dolar.
8
İSTASYON
TEMIZLIKTE
ÜÇÜNCÜ
BOYUT
DÖNEMI
ASUS’ta Zen saati:
ZenWatch
Torbasız elektrikli
süpürgeleriyle takdir
toplayan James Dyson,
sonunda bombasını
patlattı ve 3D algıya
sahip yeni ürünüyle ev
temizliğinde çığır açan
bir dönemin kapısını araladı.
n Ağustos ayında, Tokyo’da gerçekleştirilen bir etkinlik, ev temizliğinde yeni bir dönemin habercisi gibiydi. Zira torbasız elektrik süpürgeleriyle başta kadınlar olmak üzere milyonlarca kişinin ilgi gösterdiği marka
haline gelen James Dyson, 360 Eye adını verdiği süpürge ve robotunu bu etkinlikte tanıttı. Dyson bu ürünüyle,
kendisinden çok daha önce yola çıkan iRobot, Samsung,
LG, Neaoto ve Vileda gibi markaları geride bıraktığını da
gösterdi. Torbasız süpürgenin ardından pervanesiz vantilatör ve jet hızıyla hava üfleyen el kurutma cihazlarıyla
devrim yaratan Dyson, 16 yıl boyunca üzerinde çalıştığı
Eye 360’ı geliştirmek için neredeyse 47 milyon Dolar’lık
Ar-Ge yatırımı yaptı. Mevcut robot süpürgelerin evin içini algılamakta başarısız olduğunu ve bir türlü düzgün temizlik yapmadığını vurgulayan James Dyson’un, 360 Eye
ile gerçek ev temizliğinin yanı sıra zamandan ve enerjiden tasarruf vadetmesi de ürüne ilgiyi artıran unsurlar arasında.
Peki, Eye 360’ın farkı nereden geliyor? Bu ürün öncelikle isminden de anlaşılacağı gibi üzerinde 360 derece görüş sağlayan özel bir kamera ve algılama tekno-
lojisi taşıyor. Süpürge, söz konusu panoramik kamerası
sayesinde, tüm odayı aynı anda algılanıyor; kızılötesi
sensörleri yardımıyla bulunduğu alanın haritasını çıkararak hızla temizlik harekâtına başlıyor. Dyson robotun
diğer önemli avantajıysa, rakipleri gibi iki değil, üç boyutlu (3D) algıya sahip olması. Saniyede 30 kareye kadar
çekim yapabilen ana kameranın çekim hızı, süpürgenin
hareket hızıyla uyumlu çalışarak odanın her yerinde milimetrik mesafelerle temizlik yapabiliyor.
Bununla birlikte, hareketi sağlayan motoru da özel…
V2 adındaki özel vakum ve hareket motoru, toz ve kirleri rahatça çekerken, makinenin çapı boyunca uzanan
özel fırça, karbon fiber kıllardan yapılmış. 0,4 litrelik toz
ve kir toplama kapasitesi sunan robot, şarj istasyonuna otomatik olarak geri dönmeden önce, 20 ila 30 dakika temizlik yapabiliyor. Yaklaşık 2,4 kiloluk robot, özel
cep telefonu ve tablet uygulamasıyla rahatlıkla özel temizlik programları üretilebildiği gibi, evde
olunmayan durumlarda bile çalıştırılması mümkün. Hatta uzun seyahatlerin ardından temiz bir eve dönmek isteyenler,
robotu önceden gün ve saat olarak programlayıp bu arzularına ulaşabilirler.
Fiyatı henüz kamuoyuna duyurulmasa da 3 bin Dolar civarında olması beklenen Dyson Eye 360’ın, 2015 yılında önce
Japonya, ardından dünyada piyasaya çıkacağı açıklandı. Kendisinin ve sevdiklerinin hayatını bu ürünle kolaylaştırmak isteyenler, şimdiden Tokyo biletini alsın. Daha
ne diyelim?
n ASUS, yeni
akıllı saati
ZenWatch’u IFA
2014’te tanıttı. Yuvarlak köşeleri ve dikdörtgen tasarımıyla
piyasaya çıkan
akıllı saat, deri
kayışı sayesinde de hayli ilgi topluyor. Saat,
Android 4.3 ve üzeri işletim sistemli cihazlarla eşleşebiliyor. Android Wear işletim sistemini kullanan saat için, ZenUI arayüzü geliştirilmiş. 100’e yakın farlı saat görünümü sunan
ZenWatch’ta Cover to Mute adı verilen özellikle, kullanıcılar akıllı saatlerinin ekranını elleriyle bir süre kapattıklarında, akıllı telefonlarını sessiz moda alabiliyorlar. Teknik özellikler
de fena değil. Atılan adımı sayabilen ve yakılan kalori miktarını hesaplayan 9 eksenli sensörü bulunan saat, nabız ölçümü de yapabiliyor. 2,5 inçlik kavisli ekranı Gorilla Glass 3’le
kaplı. 512MB RAM, 4GB dâhili hafıza ve Bluetooth 4.0 var. Dahası IP55 sertifikasıyla suya
dayanıklı. Son olarak telefonunuzu kaybederseniz saat sayesinde kolayca bulabiliyorsunuz.
Yılbaşından önce piyasada olması beklenen
ZenWatch 199 Euro’dan satılacak.
Starck’tan Kask
n Ünlü tasarımcı Philippe Starck,
teknoloji ürünlerinden sonra kask da
tasarladı... En son Apple’ın efsanevi kurucusu Steve Jobs’ın ölmeden
önce yaptırdığı gemisi Venus ile teknoloji tutkunlarının gündemine oturan tasarımcı Giro, şirketiyle birlikte
bu sefer şık bir kaska imza attı. Alüminyum kullanılarak üretilen kaskların satış fiyatıysa henüz belli değil.
Sonunda biri akıl etti
Ayaklara hamak
n Fazla lafa gerek yok. Masanın altına takıyorsunuz, oturmaktan şişen
ayaklara bayram ettiriyorsunuz. Sadece 30 Dolar. www.connectdesign.co.kr
CAT S50
ZOR
KOŞULLARA
AKILLI TELEFON
Action Camera
Collection
n Bildiğiniz gibi Incase her türlü cihaza kılıf ve aparat üretme konusunda uzman. Teknoloji tutkunlarının da işi abartmakta üzerine yok.
“E, o zaman ne duruyoruz, çıkaralım bir koleksiyon” diye düşünmüş
olsalar gerek ki, yeni ürünleriyle bir
kez daha gündemdeler. GoPro’suz
tatile çıkamayanlardansanız veya
doğa sporları tutkunuysanız tam
size göre bir seri bu. Tek tek alabileceğiniz gibi, seri olarak da sahip
olabilirsiniz. Nereden mi? İşte adresi: www.goincase.com/shop/actioncamera
n Ağır iş makinaları ve kamyon üreticisi CAT,
Almanya’daki IFA 2014 etkinliğinde, zorlu koşullara
dayanıklı yeni akıllı telefonunun tanıtımını yaptı.
Android KitKat’lı model, resmen tank gibi. CAT S50,
metal kenarlar, su geçirmez contalama ve kauçuk
kaplamalarıyla dikkat çekiyor. 4,7 inçlik Gorilla Glass,
camlarıyla 1,2 metre yükseklikten düşmeye ve bir
metreye kadar su altına dayanıklı. 4G genişbant desteği,
1,2 GHz dört çekirdekli işlemci, 8 megapiksel kamera,
kablosuz şarj gibi gelişmiş özelliklere de sahip. Ürün
ABD’de 499 Dolar, Avrupa’da 499 Euro’ya satılacak.
İSTASYON
9
HAYAT
Bir Kara Bulut:
Şark Çıbanı
Son yıllarda adını unutturmuş olsa da
Türkiye’yi terk etmedi...
G
Diyarbakır’ın Dicle ilçesine bağlı Durabeyli Köyü’nde yazın
kavurucu sıcağında insanlar ahırlara bitişik damlarda yatıyor.
Leishmania parazitini taşıyan yakarcalardan korunmak içinse
döşeklerin üzerine cibinlik kuruluyor.
10
İSTASYON
ri bulutlar göğün tekinsiz sakinliğinde dağılmaya başlamış. Az önce
yağan yağmurun suyu, giderlerden
ilerliyor. Toprak serin. Kısa bir süreliğine. Hava rahatlamış. Sessizliğin içinden belli belirsiz bir uğultu geliyor. Bu sesin
kaynağı su giderinin üzerinde, az önce gökyüzündekine benzer ama daha ufak bir kara
bulut... İlk bakışta sivrisinek sanmak olası...
Oysa özellikle Çukurova’nın, Şanlıurfa’nın
ve Diyarbakır’ın üstünde dolanan bu kara
bulut yakarcalardan oluşuyor. Giderin üzerindeki buluttan ayrılan bir yakarca, az
ötedeki çocuğa doğru yaklaşıyor. Varlığını,
gelişini duyan, gören olmuyor. İşte bu, küçük çocuğun küçük bedeninde büyük bir iç
savaşın başlangıç anı...
Yakarca, pek çok farklı isimle insanın
karşısına çıkabiliyor: Kum sineği, tatarcık,
flebotom... İstinat duvarlarının arasında
veya su giderlerinin çevresinde bulunan yakarcanın, Leishmania parazitlerinin insanlara taşınmasında asli rolü oynadığı biliniyor. Çok eskiden beri bilinmesine rağmen
henüz bu hastalığı önleyecek bir aşı ya da ilaç
keşfedilmiş değil. Üstelik zoonoz (hayvandan insana geçen hastalık) olması nedeniyle
kaynağının kurutulması imkânsız. Küresel
iklim değişiklikleri, çevresel faktörler, yoksulluk ve kötü beslenme, hastalığa yol açan
parazitin yayılmasının temel nedenleri arasında. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre
parazit, dünyada 82 ülkede her yıl en az 20
bin kişinin hayatına mal oluyor ve ortalama
1,3 milyon kişi bu parazitten kaynaklanan
hastalıklara yakalanıyor.
İSTASYON
11
HAYAT
yor, ölüyor. Paraziti alsa bile bulaştıramıyor.
Sinek bir kere kan emdiği zaman midesini
doldurmadıysa tekrar gelip ısırabilir. Enfekte
olmuş bir sineğin birden fazla ısırığı şark çıbanında birden fazla lezyon olmasına neden
oluyor. Sinek ikinci bir kişiyi ısırmaz. Dinlenmek için serin bir yere gider. Sindirim işlemi
tamamlanana dek orada durur,” diyor.
HER SİNEK VEKTÖR DEĞİL!
Leishmania vücudun farklı
yerlerinde yaralara neden
oluyor. Enfekte olan kişinin
yakarca tarafından ısırıldığı
yerlerde çıkan yaralar,
hastalığın görünen yüzü.
Leishmania paraziti deride
hiç yara açmaksızın iç
organlara da yerleşebiliyor.
Dünyada yirmiden fazla Leishmania türü
var. Ancak parazitin üç türü diğerlerine göre
çok daha yaygın. Daha çok Brezilya, Paraguay, Ekvador, Bolivya gibi Latin Amerika
ülkelerinde görülen Leishmania braziliensis, en tehlikeli tür olarak kabul edilen Leishmania infantum (iç organlarla ilgili) ve
Türkiye’de daha çok Güneydoğu Anadolu
Bölgesi’nde yaygın olarak görülen ve şark çıbanı (kutanöz leishmaniasis) hastalığına yol
açan Leishmania tropica.
Şark çıbanı, Anadolu topraklarında yüzyıllardır görülüyor. Halep çıbanı, yıl çıbanı,
güzellik yarası gibi isimlerle de adlandırılıyor. 90’ların başında özellikle Güneydoğu Anadolu’da ciddi bir sorun olan parazit
kökenli hastalık, çeşitli önlemlerle etkisini
azaltmaya başladı. Sağlık Bakanlığı verilerine göre, 1990–2010 yıllarında toplam 46
bin 3 yeni vaka saptanmış. Şanlıurfa, Çukurova bölgesi ve Diyarbakır, şark çıbanı vakalarının en sık rastlandığı yerler.
Dicle
Üniversitesi
Dermatoloji
Bölümü’nden Prof. Dr. Mehmet Harman,
bölgede bu hastalığı yakından takip eden hekimlerin başında geliyor. Celal Bayar Üniversitesi Parazitoloji Anabilim Dalı’ndan Prof.
Dr. Ahmet Özbilgin’le yaptığı akademik
işbirliği sayesinde, büyük bir Leishmania
arşivine sahip olan Harman, Diyarbakır’da
şark çıbanı vakalarına en çok rastlanan ilçe-
12
İSTASYON
ler olarak Dicle, Kulp ve Hani’yi gösteriyor.
Dicle’nin Durabeyli Köyü, son dönemde
şark çıbanı vakalarının görüldüğü yerlerden biri. Gundekebir olarak da bilinen Durabeyli şimdi yaklaşık bin kişinin yaşadığı
eski bir Ermeni köyü. Köye girdiğimizde
ilkokulun bahçesinde oynayan çocuklar bizi
karşılıyor. Bizimle gezen 10 çocuğun en az
sekizinde şark çıbanı izi var. Erkek çocukları,
yüzlerinde dahi çıksa bu yarayı önemsemezken, kız çocukları için durum farklı. Şark
çıbanı genç kızların korkulu rüyası; yüzde iz
bırakan şark çıbanı, özellikle ergenlik sonrasında ciddi psikolojik problemlere neden
oluyor.
İki çocuğu halen tedavi gördüğü için
soyadının bilinmesini istemeyen Mehmet
Bey’in evinin kapısında, köye doktor geldiğini duyan genç ve orta yaşlı kadınları birikmiş halde buluyoruz. Diğer köylerde de
durum aşağı yukarı aynı. Derdine derman
arayan, arayıp da bulamayan herkes, bir
umut bu uzmanlar ekibinden yardım bekliyor. Ziyaretimiz sırasında bir eve misafir
oluyoruz. İki göz evde, dört çocuklu bir aile
yaşıyor. Çocukların tümünde şark çıbanı
izleri görülüyor. Birinin tedavisi sürüyor.
Doktorun yazdığı ilaçlar, sağlık memuruyla
aileye ulaştırılmış. Endişe edilecek bir durum olmadığını söyleyen Prof. Dr. Harman,
“1950’den sonra sıtmayla mücadele sayesin-
de bölgede her türden sinek azaldı. 10 yıldır
bölgede tarama yapıyorum. Binin üzerinde
hasta gördüm, 300 hasta tedavi ettim. Suriye’deki savaştan sonra hasta sayısında artış
var. Ama en büyük sorun iklim ve çevresel
koşullar. Bu köydeki açık kanalizasyonlar ve
diğer çevresel faktörler yakarcaların üremesinde büyük bir etken,” diyor.
ÇEVRESEL KOŞULLAR ÖNEMLİ BİR NEDEN
Çevresel koşulların parazitin yayılmasında ne kadar etkili olduğunu bilen uzmanlar,
hastalığın yayılımını incelemek için en uygun koşullara sahip alanlardan birini seçmiş.
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi ekibi, İzmir’in
Karaburun ilçesinde, pazar yerinin karşısındaki eski bir ağılı, yakarca çalışmalarında üs
olarak kullanıyor. Metruk taş binanın bahçesinde keçiler var, pazardan arta kalan sebze
ve meyvelerin bir bölümü burada çürümeye
terk edilmiş. Ortamın pek de sıhhi olmadığına şüphe yok. Ancak 80 metrekarelik serin,
nemli, karanlık taş bina tam bir yakarca cenneti. Sinekler yakarca tuzaklarından araştırmacılar tarafından teker teker toplanıp üzeri şekerli suya bulanmış tülle kaplı plastik
kafeslere koyuluyor. Acıkanlar şekerli suyu
emmek için yukarı çıkıyor. Yakarcaların içine birkaç sivrisinek de eklenince aralarındaki
fark gayet net ortaya çıkıyor. Yakarcalar sivrisineklere göre çok daha küçük.
Atalarının nereden türediği bilinmese
de bu sineklerin Mezopotamya’dan yayıldığı düşünülüyor. Fransız varsayımına göre,
kuzeye çıkanların bir kolu İran-GürcistanKafkasya üzerinden Avrupa’ya ulaşmış,
Suriye’den Anadolu’ya giren bir diğer kol
ise Amanosları ve Toros Dağları’nı aşmakta
zorlanmış. 1985’ten beri sineklerle ilgilenen
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Parazitoloji
Anabilim Dalı’ndan Prof. Dr. Yusuf Özbel ve
Hacettepe Üniversitesi Ekoloji Bölümü’nden
Prof. Dr. Bülent Alten, TÜBİTAK projesi
kapsamında, Çukurova’daki alan çalışmalarıyla Toros Dağları’nda bazı geçiş boşlukları
olduğunu ispatlamış. Artık Orta Anadolu ve
Ege’de var olan yakarcaların bazı türlerinin
Suriye’den geldiği, neredeyse “kesin bilgi”.
Üç, dört hafta yaşayan yakarcalar, hayatları boyunca en fazla üç ya da dört kilometre uçabiliyor. Bu sinekler bir defada 70–80
yumurta üretiyor ve bunların en fazla yüzde
80’i yaşıyor. Erkek, çiftleşmeyle spermi dişiye aktardıktan sonra yumurtanın gelişimine
başlaması için sineğin kan emmesi gerekiyor.
Özbel, “Bazı türler çiftleşiyor, yumurta yapı-
Dr. Suha K. Arserim, Karaburun’daki nemli, karanlık ağılda, biyolog Mehmet
Karakuş’la birlikte tuzaktan yakarcaları
toplarken, hastalığı taşıyan türlerle ilgili
açılamalar yapıyor: “Her tür sinek vektör
olamıyor. Vektör adı verdiğimiz sinekler,
hastalık etkenini hasta omurgalıdan sağlam
omurgalıya bulaştıran etkenlerdir. Biyolojik
bir döngü geçiren sineğe vektör diyoruz.”
Arserim, Özbel’in ekibinden. Yedi yıldır
sineklerle ve Karaburun’daki yakarca tuzaklarıyla ilgileniyor. Her tür sineğin vektör
olamadığı bilgisi, insanın yüreğine bir nebze
de olsa su serpiyor. Evet, her tür sinek vektör olamıyor. İnsandan beslenen, tercihen
bir defadan fazla kan emme yeteneği olan
ve bunu yaparken de parazitin gelişimine
izin veren sinekler vektör olabiliyor yalnızca.
Normal şartlarda parazitin sineğin içindeki
hücreler tarafından sindirilmesi gerekiyor.
Ancak parazit, kendisini öldürmeye programlanmış hücrenin içinde çoğalmayı başarıyor. Midenin içinde bir delik açıp çıkıyor,
bölünerek çoğalıyor. Parazitin müthiş macerası bununla da sınırlı kalmıyor. Özbel’e ku-
lak verelim: “Sineğin midesinin ön tarafında
bir kapak var. Bu kapak olduğu sürece parazitin başka bir yere gitmesi mümkün değil.
Parazit, enzim salgılayarak kapağa zarar veriyor ve kaçak yapmasını sağlıyor. Sinek tekrar kan emerken kan akımının tersi yönünde promastigot denilen hareketli parazitler
kuvvetli ve uzun kamçısı sayesinde yüzerek,
müthiş ters kan akımına rağmen insana veya
memeli konağa geçiyor. Konakta amastigot
denilen yuvarlak, hareketsiz forma dönüşüp
çoğalıyor. Böylece parazit konağa geçiyor.”
Konak insan da olabiliyor, hayvan da.
Parazite verilen tepki de bünyeden bünyeye
değişiyor. Paraziti alan bünyenin bağışıklık
sistemi güçlüyse, vücut bunu grip benzeri hastalıklarda olduğu gibi yok edebiliyor.
Eğer konak zayıf bir bağışıklık sistemine
sahipse, hastaysa veya çocuksa, hücrenin
gönderdiği sindirim enzimleri başarısız oluyor ve enfeksiyon başlıyor. Hastalık genelde
etkili bir ilaçla tedavi ediliyor, eğer hastada
çok sayıda yara varsa hastanede yatılı olarak
tedavisine devam etmesi gerekiyor. İç organları etkileyen visseral leishmaniasis ise hastanede tedavi edilmediği takdirde ölümcül
olabiliyor.
Türkiye’de Leishmania tropica sıklıkla
görüldüğü için enfeksiyon deri lezyonu olarak tezahür ediyor. Ancak son dönemde iki
farklı kişide rastlanan bulgular, parazitin
farklı bir forma evrildiğini gösteriyor. Yani
daha önce deride kalan parazitin kemiğe ve
karaciğer veya dalak gibi iç organlara yerleşebildiği anlaşılıyor.
İzmir, Karaburun’da bulunan ağıl, yakarcaların
üremesi için elverişli koşullara sahip. Yakarca ile
mücadele birimi saha çalışmasını burada
yürütüyor; ekip yakarcaları araştırmak üzere
kafeslerde topluyor.
İSTASYON
13
HAYAT
Güneydoğu Anadolu’da köylerin içinde veya bitişiğinde bulunan, yağmur suyuyla beslenen ve köylerin ortak malı olan “berm”lerde hayvanlar su ihtiyacını
karşılıyor. Yumurta ve larvaları nemli toprakta olan yakarcalar için bu tür alanlar ideal.
se kanın pıhtılaşmasını sağlayan trombosit
sayısının düşmüş olmasıydı. Teşhis koyulmasaydı organlarda olabilecek kanamalar
ölümle sonuçlanabilirdi,” diyor.
Üç ay boyunca Z.’yle birlikte hastanede
kalan ablası da kardeşinin o dönemde çok
çabuk yorulduğunu ve bir deri bir kemik
kaldığını söylüyor. Ağzındaki aftların kapanmadığını, sık sık burnunun kanadığını
anımsıyor. Düzenli ilaç tedavisi sonucunda
Z. şimdi yaşıtlarıyla arasındaki gelişim farkını kapatmış durumda. Ancak bağışıklık
Bu iki hastadan biri olan Z., Bitlisli bir
ailenin kızı. 12 yaşında, Manisa’nın yoksul
mahallelerinden birinde boyasız bir apartmanın üçüncü katında yaşıyor. Hastalığa
yakalandığında dokuz yaşındaymış. Z.’ye
tanı koymakta zorlanıldığında, Celal Bayar
Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde Prof. Dr. Ahmet Özbilgin kemik iliğinden alınan bir örneği teşhis etmiş. “Z. hastanemize geldiğinde gelişim geriliği vardı. Karaciğeri, dalağı
ve buna bağlı olarak karnı da çok büyüktü.
Bütün kan değerleri düşmüştü; en kötüsüy-
ANADOLU’DA ŞARK ÇIBANI
Hastalığın, kuzey bölgeleri daha az etkilemesinde iklimin ve çevresel koşulların rolü var.
Sıcak iklimi seven parazit ve yakarca, Güneydoğu Anadolu Bölgesi başta olmak üzere,
uygun koşulları bulduğu her yerde ürüyor.
Edirne
İstanbul
Kars
Bursa
Manisa
Marisa
İzmir
Afyon
Erzurum
Erzincan
ANKARA
Aksaray
I¤dır
A¤rı
Muş
Kayseri
Mayatya
Malatya
Konya
Bitlis
Ni¤de
Mu¤la
Mardin
Antalya
İçel
G.Antep
G.Antep
Şanlıurfa
Şanlıurfa
Hatay
Hatay
Türkiye’de şark çıbanı vaka sayıları
14
İSTASYON
0
26 114 1037
Şırnak
sistemi güçsüzken yakalandığı hastalığın
Z.’deki belirtileri, Leishmania tropicanın
karaciğer ve dalağa yerleştiğinin bir ispatı
niteliğinde.
Aslında bu form değişikliği ilk defa
ABD’de fark edildi. Irak Savaşı’nda görev
alan bir Amerikan askerinde bulunan Leishmania tropicanın normalde bir deri lezyonuna dönüşmesi gerekirken, karaciğer ve
dalağa yerleşebildiği ortaya çıktı.
Celal Bayar Üniversitesi’nin desteği ve
TÜBİTAK fonlarıyla Türkiye’nin bu konudaki en kapsamlı laboratuvarında, Prof.
Dr. Ahmet Özbilgin, “Paraziti bu şekilde
davranmaya iten ne? Çevre şartları mı kötüleşti? Parazit, gen yapısını mı değiştirdi?
Karaciğer ve dalağa yerleşen parazitler diğerlerine gen mi aktardı? İşte TÜBİTAK
projesi tüm bu sorulara yanıt bulmak için
yürütülüyor,” diyor.
Parazitin konak olarak yerleştiği canlılar
arasında köpekler ilk sırada. İtalya’da kedilerin de konak olduğu kanıtlanmışsa da şu
ana kadar kedilerin en fazla yüzde altısının
enfekte olduğu gözlemlenmiş. Köpeklerse,
lenf bezleri, kemik iliği, karaciğer ve dalağa
yerleşen parazitler için en önemli konakların
başında geliyor.
Doktorasını doğadaki leishmania kaynakları üzerine yapmış olan Ege Üniversitesi
Tıp Fakültesi Parazitoloji Bölümü Öğretim
Durabeyli Köyü’nde de, her yerde olduğu gibi çocuklar günlerini oyun oynayarak geçiriyor. Yakarcaların üreme alanlarının yakınında oynayan çocukların hastalığa
yakalanma riski artıyor.
Üyesi Prof. Dr. Seray Töz, köpeklerde bu parazitin saptanması durumunda tam tedavisinin mümkün olmadığını söylüyor: “Birkaç
yıl önce ihbar üzerine gittiğimiz bir barınaktaki köpeklerin yüzde 20’sini hasta bulduk.
Hasta köpeklerin hepsi bölgeden uzaklaştırıldı. Ancak iki yıl sonra köpeklerin yüzde
10’u tekrar leishmaniasis olmuştu; çünkü
sinekler, çevredeki tilkilerden aldıkları parazitleri yeniden köpeklere bulaştırıyordu.”
Köpeklerde Leishmania teşhisi genelde
kandan veya gözden sürüntü (swab) örneği alınarak yapılıyor. Eğer teşhis koyulursa
ikili tedavi uygulanıyor. Kısa süre için çok
etkili bir ilaç kullanılırken, daha az toksik
madde içeren başka bir ilaç ömür boyu
kullanılıyor. Köpeklerde hastalık çok ilerlediğinde, tedavisi mümkün olmadığı için,
köpeğin çektiği acı ve toplum sağlığı göz
önünde bulundurularak bu hayvanlar ne
yazık ki, uyutuluyor.
Türkiye’nin dört bir yanından toplanan
örnekler, tanı için Celal Bayar Üniversitesi
Tıp Fakültesi Parazitoloji Bölümü’ne gönderiliyor. Karaburun’dan alınan örneklerle
birlikte ben de Prof. Dr. Ahmet Özbilgin’in
laboratuvarına gidiyorum. Burada tanı koyulan hastanın tedavi edilip edilmeyeceğine
dair rapor hazırlanıyor, parazitler üretildikten sonra Özbilgin ve teknisyen İbrahim
Çavuş tarafından dondurularak arşivleniyor,
DNA’ları çıkarılıyor ve DNA bankasına koyuluyor, ilaç ve aşı çalışmaları gerçekleştirip
parazitlerin DNA baz dizileri tespit edilip
genotipleme yapılıyor. Türkiye’de tek olan
bu laboratuvar aynı zamanda dünyadaki
birkaç örnekten biri.
Altın tanı koymak için hayvan ve insanlardan alınan parazit örneklerinin
“yayma”sı yapılan materyallerin parazitlerin üreyebildiği ortamlara ekilmesi gerekiyor. Bu örneklerin çoğaltılabilmesi için 25
derecelik bir sıcaklık, karanlık ve steril bir
ortama ihtiyaç var. Eğer parazitin üreyebildiği yapay ortamlardan elde edilen sonuç
şüpheye açık kalıyorsa, son çare olarak parazit örnekleri, bir deneğe enjekte ediliyor.
Elbette bunu yapmak için Etik Kurul’dan
izin alınıyor. Bu tür durumlarda denek olarak hayvanlar kullanılıyor. Laboratuvarda
fareler kullanılsa da doğal ortamı Suriye
olan ve bu parazitlerin tescilli konağı olan
hamsterlar daha iyi sonuç veriyor.
Özbilgin’e göre milyonlarca yıllık evrim,
parazitlerin genini hamsterlara, hamsterların genini de parazitlere göre ayarlamış.
Üretilen yaralı doku alınmadan önce hayvan, anesteziyle bayıltılıyor. Örnek yeniden
parazitin üreyebildiği yapay ortama dökülüyor. Bu yapay ortamdan veya hayvandan alınan sonuçtan birinin pozitif olması
hastalığın varlığını ispatlıyor. Parazitolog,
parazite rastlandığı yönünde hekime rapor yazarken hekim de hastalığı Sağlık
Bakanlığı’na bildiriyor.
Leishmania parazitinin hastalığa neden
olan 20’den fazla türü olduğu biliniyor.
Bunlardan bazıları insandan insana, bazıları
da hayvanlardan insanlara yakarcalar aracılığıyla bulaşıyor. Türkiye’deyse bugüne dek
dört tür bulunmuş. Genotiplemesi yapılan
600’den fazla örnek parazit bankasında saklanıyor. Leishmania dışında toksoplazma,
sıtma ve bağırsak amibi örnekleri de, burada, eksi 86 derecede dondurulup sıvı azot
tanklarında depolanıyor. Tüm bu çalışmaların hiç durmadan sorduğu bir soru var: Leishmania, özellikle de iç organlara yerleşen
türü Türkiye’de yayılıyor mu?
Uzmanlar bu konuya büyük bir hassasiyetle yaklaşıyor ve araştırmalarına hiç ara
vermeden devam ediyor. Ancak tehlike, belki de sinsice büyüyor. Suriye’de 2011’de 43
binden fazla leishmania vakası tespit edildi. Bunun en az iki katı kadar kayıt altına
alınmamış hasta olduğu varsayılıyor. Bu
hastaların ne kadarının Türkiye’ye girdiği
bilinmiyor. Daha da önemlisi bu hastaların
ne kadarı tedavisini yarım bıraktığı için ilaca karşı direnç geliştirmiş parazit taşıyor?
Leishmanianın yakın gelecekte daha fazla
gündeme gelmesi biliminsanları için pek de
sürpriz olmayacak gibi duruyor.
Bu konu National Geographic Türkiye dergisinden özetlenerek alınmıştır, NG Türkiye abone hattı: 444 18 59 veya 0 850 222 18 59
İSTASYON
15
TARİHTEN
ORIENT EXPRESS
TARİHİ TREND
Oryantalizmin vagonları, İstanbul’a 1883’te ulaşır. Batı’nın
paralı çocukları, fakir Osmanlı topraklarını “wagon-lits”lerinden
esneyerek seyreder. Krallar, devlet adamları ve ünlü sanatçılar,
Doğu egzotizmini bu trenle zirveye taşır. Türkiye’yi Avrupa’ya
bağlayan bu pahalı moda, iki dünya savaşı ardından Soğuk
Savaş’la birlikte buharın içinde kaybolur.
16
İSTASYON
İSTASYON
17
TARİHTEN
18
İSTASYON
Osmanlı arivlerinden
Trenin açısına
kim saldırdı?
1957
Orient Express sadece zenginlerin treni
olduğu için değil, özel posta vagonu
yüzünden de Rumeli ve Balkanlar boyunca
çetelerin iştahını kabartıyordu. Şirketin
Fransız görevlileri bu vagonda para, değerli
eşya ve evrak taşıyorlardı. 31 Mayıs 1891
tarihinde namlı palikaryalardan Anastasyos,
Çerkezköy civarında treni raydan çıkartarak
soydu. Aralarında tanınmış Alman
işadamlarının bulunduğu 20 rehinenin
hayatı karşılığı olarak 8 bin İngiliz altını
1939
Bugün köşesine çekilmiş olarak müşteri bekleyen Büyük Londra Oteli, o zamanlar bu gibi
müşterilerin gözüne çöldeki vaha gibi görünür.
Yabancı dil bilgilerine güvenerek turistlere yanaşan gayri müslim Osmanlılar da muhataplarının gözünde “kendilerini vazgeçilmez sanan
uşakların her türlü hatası vardır.” Pierre Loti,
özellikle İngiliz turistlerin cehaletlerinden doğan tatminsizlik ve küstahlığı diline dolamadan edemez. Beyoğlu Pera iken, oranın kaşaneleri olan Tokatlıyan Oteli ve Pera Palas’tan
Sarah Bernhardt, Mata Hari, Agatha Christie,
Kalust Gülbenkyan, Maurice Barrès, Le Corbusier, Ernest Hemingway, Alfred Hitchcock,
1938
1889 yılına ait anonim bir
Orient Express afişi.
1934
1932
1927
VAGONA
TAKILANLAR
1906’da Wagons-Lits şirketinin çektirdiği reklam
fotoğrafı: Bir hanımefendi, restoran vagonuna
binmek üzere.
istedi. Alman hükümetinin asker göndererek
işe müdahaleye kalkışması sonucu, Bab-ı
Ali fidyeyi ödemek zorunda kaldı. Suçlular
da kurtuluş akçesi de asla ele
geçirilemedi.
Haziran 1891’de yine Rum
soyguncular İstanbul yakınlarında
trene saldırdı. Ünlü Rum tüccar
ailesi Ralli’nin bir mensubunu rehin
almak istiyorlardı ama olmadı;
çünkü Ralli bir önceki trenle
İstanbul’dan ayrılmıştı (solda).
17 Mayıs 1893 tarihli Sadrazam
Cevad Paşa’nın Padişah II.
Abdülhamid’e sunduğu rapor,
trende neler olabileceğini
gösteriyor:
“Doğu Rumeli dâhilinde Belova
civarında Orient Ekspres trenine
iki defa tüfek atılarak aşçının yaralandığı
Ajans dö Konstantinopl telgraf şirketine
çekilen bir telgrafta görülmüş olmasından
tahkikat yapılması Nafıa Nezareti’ne tebliğ
olunmuştu. İstanbul’dan hareket eden
Avrupa treninin aşçısının intihar kasdıyla
kendisini kolundan yaralamış olduğunun
anlaşıldığı nezaretten bildirilmiş ise de işin
doğrusunun bildirilmesi, trende Bulgar
memuru bulunup da ona suikast için tüfek
atılarak kurşun aşçıya mı isabet etmiştir?
Bu ihtimalin de tahkiki Filibe’de bulunan
Bulgaristan Komiserliği ikinci katibi Fethi
Bey’e yazılmış olmakla padişah hazretlerine
arz olunur efendim.”
Muzaffer Albayrak
1967
M
Avrupa başkentleri üzerinden
odern
ekonomik
pasaport kontrolünden geçtarihin ilk büyük
meden İstanbul’a ulaştıracak
krizine 13 yıl kala,
Orient Express hattını yaratNisan 1860’ta, o
mayı başarır. Bazıları bunun
zamanlar henüz
Maastricht ve Amsterdam
veliaht olan Belçika kralı II. Leanlaşmalarından çok daha
opold, İstanbul’u ziyaret eder.
önce Avrupa Federasyonu’na
Kendisi kafası ticarete yatkın bir
atılan bir adım olarak görür.
insandır. O tarihte henüz emekYolculuk 1883’te başlar, 1885’te
leme çağında olan Belçika’nın,
özlenen güzergâh gerçekleşir.
Doğu Akdeniz havzasında “Hasta
Orient Express katarı, çağında
Adam”ın mirasından ne kadar pay koduyulmamış bir lükse sahip,
partabileceğini keşfetmek peşindedir.
Georges Nagelmackers:
raylar üzerinde giden bir sarayBeş yıl sonra tahta çıktığında, ülkesiOrient Express’in kurucusu.
dır. Süper zenginlerin ve iflas
nin Osmanlı topraklarında yapacağı
etmemiş soyluların para harcayarak birbirine
en verimli yatırımın demiryollarında olacağına
nisbet yapmalarına en elverişli yer sayılır. Günde
inancı tamdır.
birkaç kere kıyafet değiştirmek, akşam yemeğine
Aslında Garibaldi’nin Sicilya’da yaptıklarına
kesinlikle gala kıyafetiyle katılmak, adab-ı muözenerek, eli silahlı birkaç bin gönüllünün başınaşeretin icaplarındandır. Ufukta ışıkları beliren
da İstanbul’u basmak ve bu yolla imparatorludöneme, boşuna “belle époque / güzel dönem”
ğun tamamına el koymak gibi “parlak fikirlere”
dememişlerdir.
de bigane değildir. Ayasofya’da genizlerinden
Alman İmparatoru II. Wilhelm de Osmanlı
gelen seslerle çömelerek ibadet eden halk, açıktopraklarına ilk ziyaretini yaptığında, doğal olaçası kulaklarını tırmalamaktadır. Fakat aynı
rak Orient Express’den yararlanır. Bulgaristan
zamanda Türklerin Hıristiyanlardan, özellikle
Prensi Ferdinand’ın her fırsatta makinist daireRumlardan daha az bağnaz olduklarına inanır.
sine atlayarak trencilik oynadığı bilinir. Eskinin
Avrupa’nın ayaktakımının İstanbul sokaklarını
yıldız muhabiri, en pitoresk tabloyu bile sözleri
kirletmesine de fena halde içerlemektedir. Belile fetheden Paul Morand, Orient Express’i ahı
çika, daha 1838’de, Girit adasını satın almak
gidip vahı kaldıktan sonra bile, Noel ağacı altınistemiştir. Girişken II. Leopold da Sakız, Midilda oyuncak trenini bulmuş bir çocuğun heyecali, Kıbrıs ve Rodos’a talip olarak şansını dener.
nı ile anlatır. Batı’nın paraya boğulmuş şımarık
1869’ta İstanbul’da Belçika konsolosu olan Maçocukları, Osmanlıların fakir topraklarını adeta
urice de Hirsch, Balkanları katederek İstanbul’a
esneyerek seyrederler. Kültüre fazla düşkün olulaşacak ilk demiryolu projesinin imtiyazını
mayan bir milletin edebiyatçısı John Dos Paskapar. Belçika Liège’li Georges Nagelmackers
sos, 1922 yılının işgal altındaki İstanbul’unu
ise önce 1870’de Compagnie des Wagons-Lits’yi
gördüğü anda büyük bir hayalkırıklığına uğrar.
kurar, ardından da yolcularını Paris’ten alıp Orta
John Dos Passos’un
tarihi günlüğü
Graham Greene’in
İstanbul’u
Şark Ekspresi’nde
Cinayet
Hitchcock’un
treni
Uyuşturucu
kaçakçılığı
Bond,
James Bond
Sean Connery
Sirkeci’de
Amerikalı yazar John Dos
Passos’un Doğu Avrupa,
Türkiye ve SSCB’ye yaptığı
gezide tuttuğu
günlük,
OrientExpress
ismiyle
yayınlandı.
İstanbul Treni (Stamboul
Train) İngiliz yazar
Graham Greene’in meşhur
eserlerinden.
Ostende’den
İstanbul’a giden
Orient Express’te bir
sosyalist, bir hırsız, bir
gazeteci, bir Yahudi
maceralı bir yolculuğa
çıkar. Roman
İstanbul’da sona erer.
Agatha Christie’nin Murder
on the Orient Express adlı
romanı 1934’te yayınlandı.
Romanda,
yazarın ünlü
karakteri
Belçikalı dedektif
Hercule Poirot,
Yugoslavya’da
kara saplanan
trende işlenen bir
cinayeti çözüyor.
“The Lady Vanishes”, Alfred
Hitchcock’un yönettiği, The
Wheel Spins romanından
uyarlanmış film. Trende
kaybolan kadının hikayesi.
İngiliz yazar Eric Ambler’ın
Dimitrios’un Maskesi adlı,
büyük bölümü İstanbul’da
geçen romanında, uyuşturucu
kaçakçılığı yapılan
Orient Express de
önemli unsurlardan
biri. Roman 1944’te
Jean Negulescu
tarafından sinemaya
uyarlandı; film
klasikleşti.
Rusya’dan Sevgilerle,
Ian Fleming’in İstanbul’a
yaptığı bir yolculuktan sonra
yazdığı beşinci
James Bond
romanı. Dizinin
“en iyisi” kabul
edilen kitapta Bond,
Türk casusu
Kerim
ile trene
biner.
Ian Fleming’in romanından
uyarlanan ikinci James Bond
filmini Terence Young yönetti:
“Rusya’dan Sevgilerle”.
Başrolde Sean
Connery’nin
oynadığı film
büyük ölçüde
Türkiye’de çekildi.
Tren istasyonu
sahnelerinde Sirkeci
Garı kullanıldı.
İSTASYON
19
TARİHTEN
Orient Express, 1910’da İstanbul yakınlarında.
İSTASYON
Mücavir hatlar
PRAG BRÜKSEL
PARİS
İ Z
E N
A D
R
K A
BUDAPEŞTE
VİYANA
BERN
BÜKREŞ
BELGRAD
ANKARA
SOFYA
Niş
AT
İK
DEN
ROMA
İZİ
BAĞDAT
ATİNA
CEZAYİR
ŞAM
KUDÜS
E N İ Z
A K D
TUNUS
KAHİRE
2006
2003
TRABLUS
2002
larını süslemesinin simgesel anlamı vardır.
16 Mart 1942’de Hitler Almanya’sı, Orient
Express’in tüm ağlarına el koyar. Savaş bittiğinde şirketin 189 vagonu kaybolmuş, 200’ü
ağır hasar görmüş, 60’ı hurdaya çıkmış, 50’si
de miadı dolmuştur. Soğuk Savaş’ın böldüğü
Avrupa’da istenen şekilde bir demiryolu ağı
kurmak imkânsızdır. Bu tarihten sonra Orient Express gerçek anlamda asla dirilmez. İşin
aslına bakılırsa, “belle époque” denen devri
canlandırmadan Orient Express’in saltanatını
geri getirmek de imkânsızdır. Doğu Bloku’nun
çökmesiyle birlikte türeyen yeni zenginler sınıfıysa sadece parayla “ambiyans” oluşturulamayacağını kanıtlar; Orient Express’i canlandırma projeleri başarıya ulaşmaz.
1999
1990
1997
1977
1974
20
The Seven-Per-Cent Solution
adlı romandan uyarlanan
filmde, Vanessa Redgrave ve
Laurence Olivier başroldeydi.
Sherlock Holmes, savaşı
önlemek için trendeydi.
Toros Ekspresi
Y
Agatha Christie’nin romanı
Şark Ekspresi’nde
Cinayet, Sidney
Lumet tarafından
sinemaya
uyarlandı.Yıldız
kadrodaki
Ingrid
Bergman
buradaki
rolüyle
Oscar
kazandı.
Holmes trende
Ana hat
Bağlantılı hatlar
Rİ
Cinayetin filmi
ORIENT EXPRESS ROTASI
AD
tılı yolcuları, şehrin ölümünü ilan edene
kadar belli bir süre geçecekti. Savaş, bunalım, toplumsal bir erozyona yol açmış,
yeni zenginlerin estetik talepleri de apayrı
bir yönde gelişmişti. Ama henüz Soğuk
Savaş devrinin “fast food” kültürü ortalığı
kaplamamıştı, uçak yolculuğu yeni yeni
gelişiyordu. İki savaş arasında yeni zenginler, Orient Express’le doğuya gitmeye,
İstanbul’dan da Ortadoğu’ya uzanmaya
ı:
rekenin imzalanabileceği tek yer vard
Müta
devam ettiler. Ama o dönemde Orient
aşı
sav
an
-Alm
Orient Express’te Fransız
Meşhur vagon! Orient Express vagonu
Express yavaş yavaş yolunmuş bir egzotik
ti
şirke
Lits
onsWag
nda,
sonu
unda tam
1. Dünya Savaşı’nın
sergilendiği binadan çıkartıldı, demiryol
kuşa dönüyordu. Öyle ki katara sonunda
ne
pièg
Com
a
sa’d
Fran
ildi.
nu,
getir
vago
aya
2419D sayılı
1918 mütarekesinin imzalandığı nokt
ilciler,
üçüncü sınıf vagonlar bile eklendi.
tems
n
Alma
da
Bura
i.
ng,
çekt
a
Göri
ann
anı’n
Orm
Adolf Hitler, Rudolf Hess, Herm
ve İngiliz
Cumhuriyet döneminde Türkler,
lar
aydı
orad
i
Mareşal Foch başkanlığındaki Fransız
heps
Joachim von Ribbentrop,
nda 11
Orient
Express’e eskisi kadar hayran den
Alma
’ta
delegasyonuyla buluştu. Mütareke, vago
1940
ran
Hazi
22
(üstte, sağda).
ı (üstte,
l ve
Keite
ğildir.
1929
yılının 2 Şubat’ında Paris’ten
elm
Wilh
şal
Kasım 1918’de, saat 11.00’de imzaland
Mare
anı
Başk
ay
Genelkurm
nlara
gelen bir katar, İstanbul’a 130 kilometre
solda). Bu hadise Fransızlar için Alma
un başı General Charles
onun
gasy
dele
sız
Fran
açıkhava
ığı
karşı zaferin sembolü oldu. Burada bir
kala karlara saplanır. Trakya’nın ünlü
Huntziger bu kez Fransızların aşağıland
i,
ilend
serg
’de
lides
Inva
n
nlar
Alma
ladı.
müzesi açıldı. Vago
imza
nda
vago
aynı
soğuğu yolcuların iliklerine işlemeye
eyi
arek
müt
bu
1927’de müzeye yerleştirildi. Almanlar
nda vagonu yaktı. Mütareke Müzesi
sonu
şın
başlar. Üstüne üstlük gıda rezervleri
sava
a,
şı’nd
Sava
aşağılanmayı unutmadılar. 2. Dünya
yeni bir vagon yapıldı.
için
de tükenmek üzeredir. İş, yolcular arai.
gird
s’e
Pari
Almanlar 14 Haziran 1940’da
sında bulunan ve avcılıktan anlayan iki
centilmene düşer. Av tüfeklerini omuzlayarak kar tipisine dalarlar ve sonunda
en az kendileri kadar aç bir kurdu avlamış olaöylesine gelişti ki efsanenin de sonu mecburen
Graham Greene, Ian Fleming gibi şöhretler
rak dönerler. İmdat treni, ancak dört gün songeldi. 1914 Temmuz’unun başında, Avrupa’da
ve daha niceleri geçer. Karayoluyla yolculuğun
ra yetişir ve Sirkeci garına ulaşmak daha birkaç
dünya savaşının çıkacağına inanan aklı bahızı, buharlı trene gelene kadar Ortaçağ’dakiygün sürer. 1933 yılında “Vagonli” olayı patlak
şında kimse pek azdı. Bazı askeri çatışmalar
le aynıdır. Köln-İstanbul arasının yaylı arabayverir. Compagnie des Wagons-Lits şirketinin
olacak olsa da, bunun yerel boyutta kalacağı
la 6-7 hafta kadar sürdüğü seyahatnamelerde
İstanbul temsilciliğinde çalışan bir Türk mesanılıyordu. Savaş çıkmakla kalmadı, Orient
dile getirilir. Orient Express’in, Paris-İstanbul
murun, Fransızca değil de Türkçe konuştuğu
Express’i de Temmuz 1914 sonundan 1921 yılıarasını 60 saate indirmesi olağanüstü bir duiçin işten atıldığı duyulunca, 24 Şubat akşamı
na kadar askerlerin emrine tahsis etti.
rumdur. Flaubert ve Nerval gibi eski şöhretler
Darülfünun öğrencileri Taksim’de toplanır,
İstanbul’da en azından üç ay kalmaktayken,
Orient Express’in turistlerine bu bağlamda üç
Cumhuriyet’in Orient Express’i şirketi protesto ederek “Yaşasın Türkiye, yaşasın Türkçe” diye sloganlar atarlar. O günlerde
güncük yetmektedir. Dancourt ve Roux 1913
İstanbul, 1923 yılında sadece başkent olma
öğrenci olarak gösterilere katılan, sıkı Türkçü
yılında Paris-İstanbul arasında ilk uçuşu gerniteliğini kaybetmedi. Bir metropol olmaktan
ve Batı karşıtı çıkışlarıyla ünlenen Cahit Arf’ın
çekleştirdiğinde, bu Orient Express’in gizemini
sosyo-kültürel olarak da çıktı. Yine de onun
resminin bugün Merkez Bankası’nın banknotboğmaya yetmemişti; ama olaylar sonradan
egzotik yüzüne âşık olan Orient Express’in Ba-
Bilgisayar oyunu
Trende dehşet
Doğuya kaçış
Ortadoğu’ya seyahat
Çizgilerle tren
Son popüler kitap
“The Last Express” Jordan
Mechner ve Smoking Car
Productions’ın yarattığı, 1.
Dünya Savaşı başlamadan
önce Orient Express’te geçen
bir bilgisayar oyunuydu.
“Horror on the Orient
Express”, Chaosium
tarafından yaratılan bir
FRP oyunu. Trenin geçtiği
her kentte korkunç olayları
işliyor. İstanbul’da YunanTürk düşmanlığı, fanatik
Müslümanlar gibi
motifler var.
Booker Roman Ödülü’ne aday
gösterilen İngiliz romancı
Magnus Mills’in yazdığı “All
Quiet on the Orient
Express / Orient
Express’te Yeni
Bir Şey Yok” adlı
romanda, ünlü
tren, sıkıcı rutinden
kaçışı simgeleyen
bir metafor olarak
kullanıldı.
İngiliz seyahat yazarı Arthur
Eames’in 8:55 Bağdat Treni:
Agatha Christie ve Orient
Express’in İzinde
Londra’dan Irak’a adlı
seyahat kitabı çok
beğenildi. Bu kitapta
Eames, Irak savaşından
hemen önce yaptığı
bu seyahatte Agatha
Christie’nin iki savaş
arasında izlediği klasik
yoldan gitti.
Agatha Christie’nin eserinden
uyarlanan, Solidor tarafından
çizilen çizgi roman Le
Crime de l’Orient- Express
yayınlandı.
Le Roman de l’Orient Express,
Fransız yazar Vladimir
Fédorovski’nin
trenin
tarihinde yer
etmiş en ünlü
insanların
maceralarını,
bir roman
kurgusuyla
anlattığı bir
eserdi.
Bu konu NTV Tarih dergisinden özetlenerek alınmıştır.
İSTASYON
21
KARİYER
LEZZET
onların işi
Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de gastronomi ve
mutfak sanatları, yükselen değer. Üniversiteye hazırlanan
gençler de, hayatına yeni bir yön vermek isteyen yetişkinler
de bu alanda kariyer peşinde. Ama "mutfakta iyiyimdir"
demekle bu iş olmuyor. Yetenek, her alanda olduğu gibi
mutfakta da tek başına yeterli değil!
YAZI: TÜMAY YAZICI
B
ir düşünelim: Uzun zamandır dargın olduğumuz
bir arkadaşımızla barışmamızı, haydarisinden
deniz börülcesine, envaiçeşit mezeyle donatılmış
bir rakı sofrasına oturarak kutluyoruz. Kız istemeye giderken yanımızda çikolata götürüyoruz.
Evlenirken yedi katlı pasta kesiyoruz. Taziyeevinde irmik
helvası kavuruyoruz. Sohbet ederken Türk kahvesi içiyoruz. Bayramlarda baklava açıyoruz. Velhasıl en sıradanından en özeline, en keyiflisinden en kötüsüne, hayatımızın
pek çok anında, fonda yemek var. Yemek yemek, hayatımızın olmazsa olmazı; her şeyden önce de fizyolojik bir ihtiyaç. Ama şimdilerde tüm dünyada, çok alakası olmayana
bazen yaka silktirecek kadar yaygın bir keyif ve her popüler
keyif aracı gibi koca bir sektörün hammaddesi.
Gerçekten de yemek yemek de yemek yapmak da hiç bu
kadar popüler olmamıştı. Instagram, balkonda brunch’ların,
falanca yerin tiramisusunun, evde yapılan tarçınlı kekin, çok
lüks bir restoranda tadılan spesiyalin fotoğraflarıyla dolup
taşıyor. Herkes yiyor, ama çok az insan yemeğini bir sosyal ağda paylaşmadan yiyebiliyor. Buna televizyondaki yemek programlarını ekleyin. İngiliz bir şef, gri ya da pamuk
gibi bulutların asılı olduğu mavi bir göğün altında, göz alıcı yemyeşil çayırlarda geziniyor; şirin kırsal evlerinin imrendiren mutfaklarında, doğal malzemelerden harikalar yaratıyor. Rüştünü ispatlamış bir gurme, Edirne’den Kars’a,
Anadolu’yu, yerel lezzetleri tatmak için dolaşıyor. Ünlü bir
restoranın şefi televizyonda mutfaktaki sırlarını paylaşıyor...
Yerli yabancı televizyon kanalları, bunlara benzeyen programlarla dolup taşıyor. Bazıları onlara özeniyor, bazıları da
onların özendirdiklerinin peşine düşüyor, yerken fotoğraflıyor. Yani ortada hayatın fizyolojik ihtiyacı, leziz eşlikçisi olmaktan çıkmış, alanı belli, satanı belli ve eskilerin de deyi-
22
İSTASYON
şiyle asla ölmeyecek, bilakis popülaritesi giderek artan bir
sektör var. Son dönemde büyük şirketlerin de bu sektöre dev
yatırımlar yapması, bunun bir göstergesi.
Alıcılarını Instagram’la baş başa bırakıp sektörün kendisine bakalım. Yiyecek-içecek sektörü, daha akademik bir
üslupla ifade edecek olursak gastronomi ve mutfak sanatları, sunduğu iş imkânlarıyla, hem gençler hem de yetişkinler için cazip bir kariyer alanı olarak beliriyor. Üniversiteye hazırlanan gençler, yaratıcılıklarını konuşturabilecekleri
ve mezun olduktan sonra iyi para kazanabilecekleri, ayrıca
uluslararası geçerliliği olan meslekler arıyor. Üniversiteden
mezun olan, ama okuduğundan farklı bir alanda çalışmak
istediğini fark eden gençlerle uzun süre profesyonel iş hayatında yer almış, ama yiyecek-içecek konusuna ilgisini keşfederek kariyerine yeni bir yön vermek isteyen yetişkinler
de var. Bu farklı profillerin gastronomi ve mutfak sanatlarında kariyer yapmaya yönelmesinde, sosyal ağlar ve medya önemli rol oynuyor elbette. Medya özellikle sektörün en
parlak meslek dalı olan “şefliği”, çok romantik bir şekilde
sunuyor. Ama ne derler bilirsiniz; davulun sesi uzaktan
hoş gelir. Diğer bir deyişle; İngiltere’nin resimsi kırsalında, kolunuzda hasır sepetinizle mantar toplamaya çıkmadan önce bir otelin mutfağında belki de bütün gün patates
ya da soğan doğramanız gerekiyor.
DOĞRAMAYA NEREDE BAŞLIYORSUNUZ?
Eskiden usta-çırak ilişkisi ya da en çok meslek liseleri mezunu şef aşçılar varken, artık Türkiye’nin birçok önemli
üniversitesinde açılan dört ya da iki yıllık gastronomi bölümleriyle özel akademilerin sunduğu, bazısı 12 ayı bulabilen sertifika programları var. Bu yıl 10’uncu yaşını kutlayan
Mutfak Sanatları Akademisi (MSA), bu alanın öncü eğiİSTASYON
23
KARİYER
ramlarını ve sonrasında ilgili sınavları başarıyla tamamlayan öğrencilerine, Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) onaylı başarı sertifikası ve uluslararası geçerliliğe sahip sertifikalar
vermesi. Başarılı Doors Akademi mezunları, Alman Sanayi
ve Ticaret Odası’na bağlı, Almanya’da mesleki yeterlilik konusunda sınavla belgelendirme yapan tek yasal kuruluş olan
ve 120 ülkede meslek eğitimini destekleyen Industrie und
Handelskammer (IHK) sertifikası almaya hak kazanıyor.
MSA ise 19’uncu yüzyılda İngiltere Kraliçesi Victoria’nın
direktifiyle kurulan, aşçılık eğitimi konusunda birinci sınıf
altyapısı, eğitim programları ve eğitmenleriyle bir standart
olarak kabul edilen City & Guilds’in serfitikasını veriyor.
Bu diplomaya sahip ünlü executive şefler arasında Michelin yıldızlı Jamie Oliver, Gary Rhodes, Brian Turner’ın yanı
sıra Gordon Ramsey ve Heston Blumenthal’ın yer aldığını
da belirtelim.
ÜNIVERSITE DIPLOMALI ŞEF
İŞ HAZIR!
YIYECEK-IÇECEK SEKTÖRÜ, DAHA AKADEMIK BIR
ÜSLUPLA IFADE EDECEK OLURSAK GASTRONOMI VE
MUTFAK SANATLARI, SUNDUĞU IŞ IMKÂNLARIYLA,
HEM GENÇLER HEM DE YETIŞKINLER IÇIN CAZIP BIR
KARIYER ALANI OLARAK BELIRIYOR.
tim kurumlarından biri. Sektöre yönelik profesyonel aşçılık eğitimi veren özel kurumda, sekiz ayı teori ve uygulama,
dört ayı da mecburi staj olmak üzere toplam 12 aylık Uzun
Dönem Profesyonel Aşçılık, Profesyonel Pasta-Ekmekçilik ile Profesyonel Yiyecek-İçecek İşletmeciliği, Profesyonel Barmenlik ve Miksoloji eğitimleri veriliyor. MSA, öğrenci adaylarıyla, eğitimlere kabul etmeden önce mülakat
yapıyor. Eğitmen şeflerin katıldığı mülakatlarda sektör ve
MSA’daki eğitim hakkında bilgi verilirken, adayın da böyle
bir eğitime hazır olup olmadığı anlaşılmaya çalışılıyor.
Bu alanda daha yeni, ama iddialı diğer kurum ise Doors
Akademi. Doors Akademi’nin profesyonel eğitimleri, yılda
dört kez açılıyor. Başvuru üzerine adaylarla irtibata geçiliyor ve ön görüşme sonrasında ilgilendikleri alanlara göre
kayıtları gerçekleştiriliyor. Akademi’nin profesyonel eğitim
programları, ilgi alanlarına göre farklılık gösteriyor; Aşçılık, Ülker Eksper Pasta ve Ekmekçilik ve Yiyecek İçecek işletmeciliği, Profesyonel Bar-Miksoloji programlarının yanı
sıra meslekte en az beş yılını doldurmuş olduğunu belgelendirebilen adayların başvurabileceği İleri Aşçılık ve Ülker
Eksper İleri Pasta ve Ekmekçilik eğitimleri bulunuyor. Ay-
24
İSTASYON
rıca her iki kurum da kafe, restoran veya bar açmak isteyenlere yönelik yiyecek-içecek işletmeciliği eğitimi veriyor.
Bu eğitim programında öğrenciler yiyecek-içecek sektöründeki tüm mevcut uygulamaları detaylarıyla öğrenirken,
yöneticilik becerilerini geliştirme, satın alma, satış, pazarlama, depolama, üretim, servis, menü bilgisi ve içecek listeleri hazırlama gibi tüm temel fonksiyonlarla ilgili bilgi sahibi olma ve uygulama olanağı buluyor.
Bu sektörde, özellikle mutfakta kariyer yapmak, şef olmak isteyenler için teorik bilgi kadar, pratik de çok önemli.
Mesleğe girişin artık usta-çırak ilişkisinden değil, sertifika
ya da üniversite diploması almaktan geçtiği düşünülürse,
öğrencilerin öğrendiklerini, henüz mezun olmadan gerçek
hayatta uygulamaya, her zamankinden daha çok ihtiyacı
var. Okullar da bunun için eğitim programlarını hazırlarken pratiğe hatırı sayılır biçimde yer açıyorlar. Örneğin Doors Akademi, Türkiye’de bir ilke imza atarak daha ziyade
Almanya’yla özdeşleştirilen DUAL eğitim modelini uyguluyor. Bu eğitim modeli, yüzde 40 okul (bunun da yüzde
70’i pratik, yüzde 30’u teori olarak ayarlanıyor) ve yüzde 60
işyeri uygulamasından oluşuyor. Bu şekilde mutfak sanatının tüm inceliklerini öğrenen öğrenciler, ağırlıklı pratik çalışmalarıyla da sektöre giriş öncesinde sıkı bir hazırlık sürecinden geçmiş oluyorlar. Alanına göre değişmekle birlikte
eğitimlerde ilgili mutfak araç gereçlerinin tanıtımı ve kullanım teknikleri, yiyecek/içecek gruplarının tanıtımı ve pişirme/miksleme teknikleri, soslar, sunum, menü oluşturma,
restoran dekorasyonu ve maliyet hazırlama gibi birçok başlığın yanı sıra beslenme, gıda sağlığı ve hijyen, iş güvenliği
ve kalite yönetimi hakkında ders veriliyor.
Akademilerin en güzel yanlarından biri de eğitim prog-
Mezun olanların neler yaptığına gelince... MEB onaylı,
uluslararası geçerliliğe sahip sertifikanız elinizde. Peki, nerede çalışmaya başlıyorsunuz? Daha doğrusu, bu kadar meraklıya ekmek kapısı sunacak büyüklükte bir sektör var mı?
Yiyecek-içecek, çok canlı ve dinamik bir sektör. Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de yükselen bir değer. Uluslararası ve yerli zincir otellerin, restoranların sayısı artarken
insanların dışarıda yemek yeme kültürleri de yaygınlaşıyor.
Ayrıca tüketicinin bilinçlenmesi, işletmeleri hizmette kalite
çıtasını yükseltmeye zorluyor. Bu da ‘alaylı’dan ziyade ilgili kurumların tedrisatından geçmiş kaliteli mutfak ve servis
elemanına duyulan ihtiyacı körüklüyor. Kısacası, iş çok…
Restoranların, otellerin, kafelerin ya da pastane ve fırınların mutfaklarında çalışabilirsiniz. Üstelik iş ararken yalnız da değilsiniz. Akademiler başarılı mezunlarının iyi birer
işletmede işe girebilmesine yardımcı oluyor. Örneğin Doors Akademi’de bu yıl ilk üçe giren öğrencilere, Türkiye’nin
önde gelen işletmelerinde iş garantisi veriliyor. Sektörün
tecrübelisi MSA’nın da çok geniş bir ağı var ve öğrencilerini
belli başlı işletmelere stajyer olarak yerleştiriyor. Mezunla-
T
ürkiye’de akademilerin dışında özel ve devlet üniversiteleri de gastronomi
alanında eğitim veriyor. Yeditepe Üniversitesi, 2003’te Güzel Sanatlar Fakültesi çatısı altında açtığı Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölümü’yle Türkiye’de bu
alanda dört yıllık eğitim veren ilk üniversite oldu. 11 yıl önce Yeditepe Üniversitesi tekken bugün 20’yi aşkın özel ya da devlet kurumu bu alanda eğitim veriyor.
Özyeğin Üniversitesi Uygulamalı Bilimler Yüksekokulu’nda, dünyaca ünlü Le Cordon Blue ortaklığıyla dört yıllık Gastronomi ve Mutfak Sanatları Lisans Programı
sunuluyor. Bunların dışında Beykent, Okan, Bilgi gibi özel üniversiteler ile Çanakkale 18 Mart, Ankara Gazi, Gaziantep, Nevşehir, Abant İzzet Baysal, Konya Necmettin Erkaban gibi devlet üniversitelerinde dört yıllık gastronomi ve mutfak sanatları eğitimi var. Ayrıca bazı devlet üniversiteleri ve özel üniversitelerde iki
yıllık aşçılık okulları da bulunuyor.
Mutfakta kariyer
isteyenlerin her
şeyden önce
saatlerce ayakta
çalışacaklarını, her ne
kadar diplomalı bile
olsalar mutfaktaki
görev dağılımına
göre en alt seviyeden
işe başlayacaklarını
unutmamaları
gerekiyor.
rının yüzde 85’inin iş bulabildiği belirtiliyor. Ama, her sektörde olduğu gibi gastronomide de mühim olan, kendinizi
‘ustanıza’ ispatlamanız. Bu da işin en zor tarafı. Çünkü ne
şeflik ne de restoran işletmeciliği, romantik komedi filmlerindeki gibi ‘tatlı sert’ bir hikâye değil.
Mutfakta kariyer isteyenlerin her şeyden önce saatlerce ayakta çalışacaklarını, her ne kadar diplomalı bile olsalar mutfaktaki görev dağılımına göre en alt seviyeden işe
başlayacaklarını unutmamaları gerekiyor. Geceniz gündüzünüz birbirine girebilir, üstünüze başınıza yemek kokusu sinebilir, sizden tecrübelilerden en son ilkokul öğretmeninizden duyduğunuz şekilde azarlar işitebilirsiniz. Bu
yüzden dünyanın en saygın aşçılık okulu Johnson & Wales Üniversitesi’nden Jorge de la Torre’nin de önerdiği gibi
mutfakta kariyerin size uygun olup olmadığını anlamak
için en iyisi, önce bir restoran, otel ya da fırında haftada bir
günlüğüne de olsa çalışmak. Çünkü akademiler gibi bu sektöre eleman yetiştiren üniversitelerin iyileri de özel. Yani bu
yolda kariyer edinmek için yüklüce bir miktar yatırım yapmanız gerekecek. Belki de izleyenlerin nefeslerini kesecek
şekilde bıçak kullanabiliyor, sarımsağı bile incecik dilimlere
ayırabiliyorsunuz. Ama saatlerce ayakta çalışmak size göre
değilse ya da kendinize az zaman kalmasına gelemiyorsunuz, yol yakınken kendinize uygun başka bir yaratıcı alan
ya da yeni kariyer sahası edinmek en mantıklısı.
İSTASYON
25
SÖYLEŞİ
Ters köşeleri
cazip bulan oyuncu
Enerjik, kategorilere sığdırılamayan, kendine has bir oyuncu Tülin Özen.
10 yıl önce “Meleğin Düşüşü” filmiyle aldığı Altın Portakal ile hayatımıza
girdi. Sinemada, tiyatroda ve beyazcamda kolayı değil, zoru tercih ederek
yol aldı, alıyor da. Peki, onun için bu 10 yıl nasıl geçti?
SÖYLEŞİ: BAHAR ÇUHADAR FOTOĞRAFLAR: MURAT YILMAZ
M
eleğin Düşüşü filmiyle hayatımıza girdi Tülin Özen. İlk film ve bu filmle gelen Altın Portakal, onu bir anda tanınır kıldı. Yıl 2004’tü o zamanlar, tam
10 yıl önce… İTÜ’de elektrik mühendisliğinde okurken dümeni oyunculuğa kıran Özen,
bu ödülle oyunculuk maratonunda belki de ilk 500
metreyi koşmamışken öne doğru itilmiş oldu. Ama bu
itilme boşuna değilmiş! Özen, 10 yıllık oyunculuk serüveninde kolayı değil, hep zoru seçerek kariyerini inşaa etti. Semih Kaplanoğlu’nun “Süt” ve Altın Ayı’lı
“Bal”ında, hem oynadı hem de kamera arkasında çalıştı. Erden Kıral gibi bir ustanın iki filminde, “Vicdan” ve
“Yük”te rol aldı. Gün geldi, genç bir yönetmenin ilk filmi “Karnaval”da da izledik onu. “Beyaz Gelincik” gibi
uzun soluklu ve popüler dizilerde beyazcamda kendini
gösterse de tiyatrodan vazgeçmedi. Müşfik Kenter’in
oynadığı “Nasreddin Hoca Bir Gün...”de, yönetmen
yardımcısı olarak sahne arkasındaydı. “Vakit Tamam
Beyler!”, “3. Evren” ve Berkin Oya’nın “Güzel Şeyler Bizim Tarafta”daysa oyuncu olarak sahne önünde. Böyle böyle 10 yıl geçti. Şimdilerde 3 Ekim’de vizyona giren Cem Yılmaz’ın yönettiği ve başrol oynadığı “Pek
Yakında” filminde izliyoruz kendisini. Enerjik, kategorilere sığdırılamayan, kendine has bir oyuncu o. 10 yıl
onun için nasıl geçmiş şöyle dönüp bir baktık.
İlk soru mühendislikle ilgili olsun: Mühendislik kafasının oyunculuğunuza bir faydasını gördünüz mü?
Mühendislik okuduğum için oyunculuğu daha rahat
yapıyorum gibi bir şey düşünmedim hiç. Ama matematik bilmek başka bir şey... Matematik dediğin, her
türlü problemi bir mantık dizgesine getirip; önermelerle sonuca gitmek olduğu için senaryo okurken bunun faydası oluyor. Bazı şeyleri okurken daha pratiksin. Ama o mantığın ötesinde bir şey varsa, bu insanı
26
İSTASYON
daha da etkiliyor. Fizik ya da matematik bilmek, insan
hayatında çok renkli bir şey. Oyunculuk bedenini de
hareket ettirmek ya… En fiziksel sahneyi bile çekerken
bazı şeyleri çok daha rahat görüyorsun.
Genelde bağımsız yönetmenlerle çalışıyorsunuz, arada diziler var. Bu süreçteki zorlukları nasıl aştınız, sinema dünyasına dair nasıl önyargılarınız vardı?
Önyargım hiç yoktu. Devlet Tiyatroları’nda (DT) prova yapıyordum. Birden “Meleğin Düşüşü”yle ödül aldım ve bir oyuncuymuş gibi bir duruma geldim. Oysa
devam eden bir sürecim vardı. DT’de yan rollerde oynuyordum. “Meleğin Düşüşü”nde de küçüktüm ve o
yaşıma uygun bir rol olduğu için oynadım. Seçmelerden geçtim, ama “Tülin oynasın bunu…” gibi bir şey
değildi. Hâlâ okul kafasıyla devam ediyordum. İTÜ’de
okuyup oyunculuğu merak ettiğim için bu işe başlamıştım. Yoksa, “Oyuncu olacağım, dizilerde oynayacağım” gibi bir şey yoktu. Oyunculuğu merak ederek
başladığım için, DT mi, özel tiyatrolar mı, nerede daha
çok gelişirim, DT’nin sınavına girip başka bir şehre gitsem nasıl olur gibi şeyleri düşünüyordum. Zaten “Meleğin Düşüşü”nden sonra da hemen dizi falan olmadı.
Akışına bırakarak gitmişsiniz. Ama bu akışına bırakmada da hep bir zoru seçme durumu var sizde… Sinema kariyerinize Semih Kaplanoğlu ile başlıyorsunuz,
sonra Erden Kıral… Kamera arkasında onlarla birliktesiniz, işin üretimine dâhil olmaya çalışıyorsunuz…
İçinde olmak istediğim şey, onlardı zaten. Hepsi çok
içgüdüsel. “Meleğin Düşüşü”nde oynayacağım zaman, bir diziden bir başrol teklifi gelmişti. İkisi aynı
anda geldi ve ben “Meleğin Düşüşü” geldiğinde verdiğim tepkiyi biliyorum: Yıllar sonra zıplayarak mutlu
olmuştum. Öyle mutlu oluyorsan, onu yapıyorsun. O
mutluluğu bırakıp ötekini seçer misin, seçmezsin.
İSTASYON
27
SÖYLEŞİ
Yeni bir şeyler öğrenebileceğiniz alanlar, size daha
mı cazip geliyor?
Evet, o insana dair ters köşe durumu çok cazip geliyor. Erden Kıral bana “Vicdan”da o rolü önerdiğinde;
o kadının öteki kadınla işbirliği yapma, o kadar sevdiği kocasına ters dönüp, onunla yasak ilişki yaşayan
kadını merak etmesi gibi tuhaf bir durum vardı. Bu
gerçekten bir ters köşeydi. Bir kadına dair anlatılması
gereken bir şeydi bence. Yüzde 100 anlatıldı mı, tartışılır. Ama ben oralarla ilgili çalıştım. Kocanı mı kıskanıyorsun, o kadında olup da kendinde olmayanı mı
kıskanıyorsun? Bir kadın için iç içe girmiş olabilecek
durumlar bunlar. Öyle bir şey varsa, ona “Evet” demeyi tercih ediyorsun. Bu içimi gıdıklıyor.
Oynayacağınız karakterin içinizi gıdıklaması gerekiyor yani?
Evet, ama hep böyle gitmiyor, bunu bulmak zor bir
şey. Şu noktada gelen işlerle ilgili daha tıkanmış hissediyorum. Çünkü bir sürü kişi, beni daha çok tanıdığını zannediyor. Oysa öyle bir şey yok.
Sizi belli bir şablona oturtabiliyorlar mı? Oturmayan
bir haliniz var çünkü…
Bence de öyle. Ama insanlar şablon yaratmaya çok
hevesliler. Ben hiç bir yönetmen ya da hiç bir oyuncu arkadaşım için “O böyle filmler çeker ya da o şöyle şeyler oynar” demiyorum. Kendimden biliyorum,
insan sadece böyle şeyler yapmak istemeyebilir. Çok
şablon var, beni de iyi-kötü bir şeye oturtuyorlardır.
Nasıl bir şablona oturtuyorlar mesela?
İlk dizimde, “Beyaz Gelincik”te iki sene boyunca ağlayan bir kadını oynadım. Benim için “Çok iyi ağlar
o” gibi bir düşünce var mesela… Basit şeylerden bahsediyorum, ama o şablonlar zaten basit. Mesela “kadın filmi” dediğin ne acaba? “Türkiye’de hiç kadın
filmi çekilmiyor,” denilir. Ne o; kadının başrolde olduğu film mi, kadının güçlü olduğu film mi? Kadının
erkekleri yendiği film mi; ne acaba kadın filmi? Hakikaten anlayamadım. Biz ne zaman, “Bu bir kadın
filmi” diyeceğiz. Bir sürü rezil karakterli erkek filmi
izliyoruz. Hayran olduğumuz bir sürü pis erkek ka-
28
İSTASYON
rakter var. O mesela, “erkek filmi” oluyor. Kadın filmi
olunca ne yapmak gerek? Bir de o kadının politik olarak doğru bir tarafı olması gerek. Erkek için öyle bir
sorun yok; istediği pisliği yapsın, “Çok iyi oynanmış,
erkek filmi” falan oluyor. Kadında böyle bir şey bile
olmayabiliyor. O kadar tehlikeli ki, böyle ayırmak…
O tür şablonlar çok var, sevmiyorum onları. İzleyeceğim şeyi izleyeyim, bende ne etki bırakıyorsa bıraksın.
Seyirciyle aranız nasıl? İnsan ekran yüzü olunca, karakter de parıltılıysa, seyirci sizi çevirebilir, çekiştirir,
fotoğraf ister… Bir sıkıntıdır bu aslında...
Beni hiç rahatsız etmedi. Ama zaten karakter popülerse parlıyorsunuz, dizi bitince de unutuluyorsunuz.
Sonra bir şey daha yapıyorsun, tekrar başlıyor her şey.
Bu iniş çıkışlar benim hayatımı hiç etkilemedi.
Popülerliğiniz yükseldiği dönemleri nasıl atlatıyorsunuz?
Hiçbir şey yapmadım bugüne kadar… Daha çok fotoğraf çektiriyorum. “Merhaba” dendiği zaman daha
çok, “Ya ben tanıyor muydum bu insanı? Ha tamam
ya, oyuncuyum ya ben” gibi birtakım şaşkınlıklar
daha çok oluyor. Ama beni otobüse, metroya bindiremeyecek durumlarla karşılaşmadım, onu yaşayan insanlar da var tabii ki.
Belki “Pek Yakında”dan sonra olur, kitlesel bir film
sonuçta…
Evet, ama “Beyaz Gelincik” de reyting birincisi, ikincisi bir diziydi. Tabii Cem’in (Yılmaz) filmi dendiği zaman başka bir etkisi olur mu, bilmiyorum. Ama çok
da öyle bir izdihamla karşılaşacağımı sanmıyorum.
İnsan yaptığı işin öncesini ve sonrasını bildiğinde, o
işin içinde ufak bir damlacık olduğunu hisseder. Yüzlerce oyuncu gelmiş, gidiyor. Sizin de ustalarla mesainiz oldu. O insanlar size ne kazandırdı?
Erden Kıral ile film çekiyorsan mesela, çekimler boyunca sadece sinemadan bahsedilir. Dili sürçtüğünde yanlışlıkla sana söylediği şey Kurosawa oluyor…
Sinemayı anlatıyor. Bu insanlar yaptığın işin özünü
hatırlatıyor. Ve bunu yeni bir yerden yapıyor. Yeni çı-
O, “Meleğin
Düşüşü” ile
Altın Portakal’ı
kucakladı. Geniş
kitlelerse onu,
“Beyaz Gelincik”
dizisinde
canlandırdığı
Meryemce
karakteriyle
bağırlarına bastı.
kan tüm filmleri senden önce izlemiş oluyor, yeni bir
şey denenecekse yapmak istiyor. Yıllar sonra bu heyecanı yaşayabiliyorsan, bu çok güzel bir şey… Semih
Kaplanoğlu’nun kendi sinemasını yarattığı ve “Böyle
bir sinema dilim var,” dediği yere de şahitlik ettim. Bu
çok güzel bir şey... Bu işe başlarken Yeditepe Üniversitesi tiyatro okulunda, Kaya İlhan diye bir hoca bana
dans dersleri veriyordu. 80 yaşında New York’a indiği gün dans gösterilerine giden, Türkiye’nin ilk balerinlerinden. Vücudu iflas edene kadar yaptığı işi heyecanla yapmak istedi. Kadının yıllardır gördüğü bir
hareketi yapıyorsun ve “Haah!” diyor. Ve bunu yapmacık bir şekilde yapmıyor. Şaşırıyor yani… Çünkü o
sırada olan şeyin içinde bir mucize, enerji ve akış barındırdığını biliyor. Bana bunu veriyorsa hocam dediğim insan, bundan daha kıymetli bir şey yok.
Tiyatro, sinema ve diziler arasındaki vakit ayırma
meselesini nasıl hallediyorsunuz?
Genelde ilk evet dediğim iş hangisiyse, -birçok oyuncunun yapmadığı şekilde, düzgün bir şekilde- diğerlerini bundan haberdar ediyorum. “Benim bir oyunum
var, olmayacaksa yapmayalım bu işi” diyebiliyorsun.
Bunu baştan yaptığında, iyi-kötü onlar program olarak ayarlanabiliyor.
“Pek Yakında” kitlesel bir film... Bu tür büyük bir sette neler yaşadınız?
Sonuçta Cem Yılmaz’ın yaptığı da bir film çekmek; iyi
bir film yapmak ve bir hikâye anlatmak... Konuşmaya başladığımızda, sadece hikâyeden bahsetti. Bu filmin ne kadar büyük bir film olacağını ya da şu kadar milyon insanı hedefliyorum gibi şeylerin hiçbirini
konuşmadık. İlk görüşmeye gittiğimde tamamen
hikâyeden bahsetti. Oradaki kadının, hikâyede nasıl
bir yeri olduğunu anlatıp bunu yapmak isteyip istemediğimi sordu. Bir hikâye var ortada, ben bundan
iyi bir film yapmak istiyorum, anlatmak istediğim
şey, altına imza atılabilecek naif bir şey, sen de bunun
içinde olur musun? “Evet” dedim. Senaryo hazırlandı ve okudum, cevabım gene evetti… Hiç, popüler bir
filmde oynayacağım gibi bir etki olmadı bende.
Steril ve güzel bir set kuruyor Cem Yılmaz…
Harika bir set kuruyor. İşini iyi yapan ve anlaştığı insanlarla bir set kuruyor. İnsanın o işe vereceği emeğe saygı duyduğu yerden bir set kuruyor.
Şanslı ki, birçok insana nazaran bunu yapmak
için parası var, ama bu sadece parayla ilgili olsaydı kötü bir setimiz olurdu. Gerçekten beraber çalışırken çok mutlu olduğu, onu anlayan, onun yapmak istediği şeyi geliştirebilecek insanlarla bir set
kuruyor. Küçük bir film seti kadar iletişimi olan
bir yer... Ben çalışanın birbirinden ayrıldığı bir
yerde mutlu olamam ve Cem de ayırmıyor. Ne kadar kalabalık olursa olsun, gene o sette herkesin
ismini bildim, herkesle muhabbet ettim, dertleştim, harika insanlarla çalıştım.
İSTASYON
29
OTOMOBİL
Bize bizden iyi bakıyorlar
Otomobilin hayat arkadaşımız olduğunu kimse inkâr edemez.
Ancak onun, sunduğu güvenlik özellikleriyle aynı zamanda can
dostumuz rolünü üstlendiğini de unutmamak lazım. Bu nedenle
halen kullanılan ve yakın zamanda tanıtımı yapılacak olan güvenlik
sistemlerini daha yakından tanımakta fayda var. YAZI: EDMON BEKYAN
O
tomobilin insan hayatındaki önemi
tartışılmaz. Hafta içinde evden işe,
işten eve kullandığımız otomobil,
hafta sonları eşimiz, dostumuzla
hayatımızı paylaştığımız yol arkadaşına dönüşür. Marketten aldığımız yiyeceklerin veya
giydiğimiz gömleğin, ayakkabının bulunduğumuz noktaya ulaştırılmasında ona güveniriz. Kısacası artık otomobilsiz bir hayat düşünmek imkânsız... Durum böyle olunca,
yollardaki araç sayısı da katlanarak artmaya
devam ediyor. Bu da beraberinde daha çok
kaza, daha çok can kaybı demek ne yazık ki...
Dünya genelindeki otomobil sayısı bir
milyarı çoktan aştı ve 2050 yılında 2,5 milyara ulaşacağı tahmin ediliyor. Yollardaki
güvenlik, kullanıcılar kadar, üreticilerin de
sorumluluğunda. Bu yüzden markalar, bir
taraftan daha az tüketen çevreci motorlar ge-
liştirmekle uğraşırken, diğer yandan kazaları önlemek ya da kaçınılmaz olduğunda riski azaltmak için yeni teknolojiler geliştiriyor.
Giderek yoğunlaşan trafikte yayaların karıştığı kazaların da sayısı artıyor. Avrupa’da
kazalarda yaşamını yitirenlerin yüzde
14’ünü, ABD’de yüzde 11’ini yayalar oluşturuyor. Çin’deyse bu oran yüzde 26. Güvenlik konusunda önemli çalışmalara imza
atan Volvo’nun geliştirdiği “Yaya Algılama
Sistemi”, otomobilin önünde yer alan radar
sayesinde, yola çıkmak üzere olan kişileri
erkenden tespit ediyor. Sistem yayanın davranışlarını izleyip otomobilin yoluna çıkıp
çıkmayacağına karar verebiliyor. Yaya algılandığında, sürücü önce sesli bir alarm ve ön
cama yansıtılan yanıp sönen kırmızı ışıkla
uyarılıyor. Aynı zamanda otomobilin frenleri
önceden hazırlanıyor. Sürücü o anda başka
Dünya genelindeki otomobil sayısı, bir milyarı çoktan aştı ve 2050 yılında 2,5 milyara ulaşacağı tahmin ediliyor.
Yollarda güvenlik, kullanıcılar kadar, üreticilerin de sorumluluğunda. Ve üreticiler her geçen gün yeni bir projeyle
can ve mal kayıplarının önüne geçen çalışmalara imza atıyorlar.
GELECEK DAHA GÜVENLI OLACAK
Volvo, İsveç Ulaştırma İdaresi ve Norveç Kamu Karayolları İdaresi, her otomobilden ayrı ayrı
elde edilecek yol sürtünme bilgisinin cloud tabanlı bir sistem içinde paylaşılacağı bir proje için
işbirliğine gitti. Bu sayede yolun kaygan bölümleri hakkında elde edilen gerçek zamanlı veri,
yakındaki araçları uyarmak için kullanılacak. Akıllı Ulaşım Sistemi olarak adlandırılan bu uygulama
sayesinde, otomobil buzlu ya da kaygan bir yoldan geçtiğinde, bilgiler cep telefonu şebekesi
üzerinden Volvo’nun veri tabanına aktarılıyor. Ardından kaygan bölgeye yaklaşmakta olan
sürücüler, gösterge panelinde yanıp sönen kaygan yol uyarı işareti aracılığıyla anında uyarılıyor.
Sistemin diğer bir avantajıysa, yolun hangi bölümüne ne sıklıkta tuzlama yapılması gerektiğini de
ortaya koyarak yol güvenliğini artırması.
30
İSTASYON
İSTASYON
31
OTOMOBİL
bir şeyle ilgileniyor ve uyarıya tepki vermiyorsa, otomatik olarak tam güçle fren yapılıyor. Saatte 35 kilometreye
kadar olan hızlarda çarpma engelleniyor. Daha yüksek
hızlardaysa frenlemenin etkisiyle çarpma şiddeti azalıyor. Yeni sistemin ölüm riskini yüzde 85’e varan oranda
azaltacağı tahmin ediliyor.
DÜNYANIN ÖNDE GELEN OTOMOTIV
ÜRETICILERI, ARAÇLARININ DAHA
GÜVENLI VE KONFORLU OLABILMESI IÇIN
HER YIL MILYONLARCA LIRALIK YATIRIM
VE AR-GE ÇALIŞMASI YAPIYORLAR.
BILGILER EKRANDA, SARHOŞLAR DIŞARIDA
Yeni teknolojiye en çok yatırım yapan markalar arasında
bulunan BMW, savaş uçaklarında kullanılan ve pilotun
dikkatinin dağılmaması için öncelikli bilgilerin cama
aktarıldığı Head Up Display (HUB) sistemini otomobile uyarlamıştı. İlk olarak 2004’te, 5 Serisi’nde kullanılan bu sistem, çok beğenildi ve başka markalar da kendi
modellerinde kullanmaya başladı. BMW sonrasında bu
sistemin üç boyutlu ve renkli görüntüye sahip olanını geliştirdi. Cama yansıtılan bilgiler arasında hız, navigasyon
ve yoldaki hız sınırı gibi uyarı tabelalarına ait detaylar da
yer alıyor.
tek Sistemi’ni geliştirdi. Sürücüler, sürüş esnasında yolun
ilerisini tam anlamıyla algılayamayıp otomobillerinin
hızını da ayarlayamadıkları için karşı yöndeki araçlarla
çarpışma riski oluşabiliyor. Bunun üstesinden gelmeyi
amaçlayan sistem, infrared ışığıyla gözün göremediği
alandaki hareketliliği kontrol ediyor. Elde edilen görüntü ön paneldeki ekrana yansıtılıyor. Böylece normalde
karanlık olan bölgede yolu kapatmış bir araç, yaya veya
havyan olup olmadığını önceden tespit edilebiliyor.
Şehirlerarası yollarda karşıdan gelen sürücüleri dikkate almayıp uzun farların kullanılması, diğer sürücülerin
koordinasyonunu kaybetmelerine ve kazaya neden olabiliyor. Volkswagen’in geliştirdiği Dynamic Light Assist far
sistemi, uzunlarla yol alındığında otomobilin önündeki
kamera yardımıyla karşıdan araç geldiğini algıladığında,
uzunları kapatmak yerine, sadece karşıdaki sürücünün
göz hizasına gelen ışık kümesini engelliyor. Böylece uzun
farların aydınlatma avantajını kullanmaya devam ederken, karşıdan geleni de tehlikeye atmamış oluyorsunuz.
GÜVENLIKTE ILKLER
LAZER FARLAR GELECEĞI AYDINLATIYOR
• Otomobilde havayla şişirilen ilk lastiği Michelin tasarladı
ve 1895 yılında tanıttı. 1946 yılındaysa ilk radyal lastiği
kullanıma sundu.
• 1912 yılında Cadillac ve Delco, geleneksel farların ilk
adımını attı. 1920’de uzun ve kısa aydınlatmanın bir arada
bulunduğu ampul üretildi. Halojen farlar 1962, Xenon farlar
ise 90’ların başında kullanılmaya başlandı.
• Amerikalı gemi mühendisi John W. Hetrick tarafından,
1952 yılında tasarlanan hava yastığı, 1971 yılında Ford, 1973
yılında GM tarafından geliştirilerek otomobillerde kullandı.
• ABS sistemi, ilk olarak uçaklarda kullanılmak üzere
1929 yılında üretildi. Mercedes-Benz ve Bosch tarafından
geliştirilmeye devam edilen sistem, otomotivde ilk olarak
1978 model Mercedes S-Serisi’nde kullanıldı.
• 1907 yılında Fransız Maurice Hauda tarafından geliştirilen
amortisör, otomobillerde ilk defa 1927 yılında, Ford
tarafından Model A’da kullanıldı.
• Havacılıkta 1913’te kullanılmaya başlanan emniyet
kemeri, otomotivde Saab GT 750 modeliyle gündeme geldi.
32
İSTASYON
Direksiyon başına uykulu halde geçmek, çocuklar için üretilmiş özel donanımları temin etmemek
veya alkollü araç kullanmak, kaza riskini artıran unsurlar arasında bulunuyor.
Araştırmalar, Avrupa’da ölümle sonuçlanan kazaların
yüzde 25’inin, alkollü araç kullanmaktan kaynaklandığını
gösteriyor. Bu durumun önüne geçilmesi için farklı sistemler geliştiriliyor. Bunlardan biri, motorun elektronik
kontrol sistemiyle iletişim halinde olan alkolmetre. Sürücü, motoru çalıştırmak için, otomobilin herhangi bir noktasına monte edilecek olan alkolmetreye üfleyip sisteme,
promil seviyesinin normal değerler içerisinde kaldığını kanıtlamak zorunda. Aksi takdirde yoluna taksiyle devam etmekten başka çaresi kalmayacak. Bu sistemin bütün araçlarda zorunlu olmasıyla birlikte kaza oranlarında önemli
ölçüde azalma görüleceği kesin.
Bununla birlikte gerekli uyku alınmadan çıkılan yolculuklar, gözlerin istem dışı kapanması ve ardından ara-
cın hâkimiyetini kaybetme riskini oluşturuyor. Bu düşünceyle geliştirilen Şerit Değiştirme Uyarı Sistemi hayat
kurtarıyor. Sistem o kadar geliştirildi ki, sürücü şeritten
çıkmaya başladığı anda, görsel ve sesli uyarılmakla kalmıyor, bir değişiklik olmadığı algılandığında Elektronik
Stabilite Kontrol sistemini (ESP) devreye sokulup hafif
bir frenlemeyle küçük bir savrulma etkisi yaratılıyor. Bu
sayede, hem otomobil şeride döndürülmüş hem de sürücü uyandırılmış oluyor.
KARANLIK GÖRMENIZE ENGEL DEĞIL
Kazaların çoğunluğu hava karardıktan sonra meydana geliyor. Araç sayısı azalsa da risk oranı dört katına çıkıyor.
Bunu engellemeyi amaçlayan Mercedes, Gece Görüş Des-
Audi, R8 LMX modelinde kullandığı lazer far teknolojisiyle bir ilke daha imza attı. Geleceğin teknolojisi
olarak gösterilen ve LED farlardan iki kat daha uzağı
aydınlatan lazer farlar, görüşü ve menzili artırırken, sahip olduğu teknoloji sayesinde, karşıdan gelen araç sürücülerini de olumsuz etkilemiyor. Dört lazer diyottan
oluşan far modülünde bulunan fosfor dönüştürücüler,
lazer ışığını 5 bin 500 Kelvin’lik beyaz ışığa çeviriyor.
Elde edilen ışık çok güçlü olmasına karşın insan gözünü
yormuyor. Ayrıca farlarda bulunan kameralı sensörler
de karşıdan gelen araçları fark ederek, ışığın miktarını
ayarlayabiliyor.
Audi, altı yıl önce R8’de LED farları, 2013 yılında
da A8’de Matrix LED farları seri üretimde kullanan ilk
otomobil markası oldu. Mercedes modellerinde sunulmakta olan Pre-Safe sistemi, otomobilin farklı noktalarında yer alan sensörlerden gelen bilgiler doğrultusunda
kaza olasılığının arttığını algıladığında, araçtakileri en az
hasar görebilecekleri şekilde hazırlıyor. Sistem emniyet
kemerlerinin boşluğunu alıp ön koltukları otomatik olarak hava yastıklarının en etkili olacağı mesafeye getiriyor.
Otomobil kaymaya başlarsa, takla atma ihtimaline karşı
camları ve sunroof’u da kapatıyor.
İSTASYON
33
GEZİ
Deniz, toprak ve
sevda kokan şehir
Bartın’ın belki de Bartın’dan daha meşhur ilçesi Amasra,
özellikle sonbahar aylarında gezilip görülecek yerler
listesinde ilk sırada olmalı. Fatih Sultan Mehmet’in “Çeşm-i
cihan bu mu ola?” sözleriyle hayranlığını gizleyemediği bu
ilçede keşfedilecek çok fazla şey var.
YAZI: SEMA ULUDAĞ FOTOĞRAFLAR: DINÇER DINÇ VE SHUTTERSTOCK
T
oprak kokan şehir / Deniz kokan şehir / Sevda kokan şehir,” diyor bir şarkısında Barış Akarsu ve ekliyor: “Büyüsüyle bekler seni / Caddeler ıslak gözyaşlarıyla / Gitmem bu gece, gidemem artık / Olmasan da
gitmem bu gece.” Amasra’da doğup büyüyen Akarsu, girdiği bir ses yarışmasında birinciliği elde etmiş ve o yarışma boyunca kasabasının adını binlerce kişiye duyurmayı başarmıştı. Hatırlanacağı üzere 2007 yılında geçirdiği bir trafik kazası
nedeniyle aramızdan ayrıldı genç şarkıcı, ardında “Amasra”
adını taşıyan albümünde yer alanlar başta olmak üzere birçok şarkı bırakarak...
Akarsu’nun, “toprak, deniz ve sevda kokan” kasabasına
34
İSTASYON
doğru yol alıyoruz. Amasra, küçük bir liman kasabası aslında ve konuklarını daha ziyade yaz aylarında ağırlamaya alışık.
Yaz boyunca yüzler ve belki de binlerce kişiyi ağırlayan, sokaklarında çocukların koşturduğu, restoranlarının dolup taştığı
bir sahil kasabasının, kış aylarındaki haline tanıklık etmenin
ilginç bir deneyim olacağı aşikâr.
İstanbul’dan yola çıkıp Kocaeli, Bolu, Zonguldak üzerinden Bartın’a, oradan da Amasra’ya gideceğiz. Diğer bir ifadeyle yaklaşık 600 kilometre yol kat edip yedi, sekiz saat
sonra bu şirin kasabaya varacağız. Siz de bizler gibi kendi
otomobilinizle bu yolculuğa çıkmayı planlıyorsanız, özellikle
Bolu’daki tünelleri geçtikten sonra, karşınıza çıkan manza-
ranın tadını çıkarabilmek için gaza biraz daha az basmanızı
tavsiye ederiz. Her iki yanı başımızdan yükselen dağlık alan;
sarıyla yeşilin, kızılla turuncunun iç içe geçtiği yapraklarla
donanmış ağaçlara ev sahipliği yapıyor. Benzerine fotoğraf
ajanslarının arşivlerinde ya da kartpostallarda rastlayabileceğimiz bu tablo, yaşamın her an farklı güzellikleri önünüze
serebileceğini anımsatıyor. Eğer bu güzergâhı hafta içindeki
günlerden birinde kullanıyorsanız, trafiğin son derece az olduğunu da belirtelim.
Kat etmemiz gereken tüm yolları aşıp sonunda varıyoruz
Amasra ilçe sınırına. Yahya Kemal Beyatlı’nın İstanbul’a bakması misali, önce bir tepeden bakıyoruz aziz Amasra’ya. Gelen
her konuk bizim gibi yapıyor olsa gerek ki, Amasra’ya tepeden
gören o noktaya, içinde bankların olduğu küçük küçük dinlenme alanları yapılmış. Denize doğru uzanmış bir burun, burnun iki yanında korunaklı liman görevi üstlenen iki koy; bazıları ana karaya bağlı, bazılarıysa bağımsız adalarla sarılmış
küçük bir balıkçı kasabası duruyor karşımızda. Ve bu haliyle
bile keşfe değer unsurlar barındırdığına dair ipuçları sunuyor.
Yaptığımız küçük bir araştırma, başkalarının da benzer
duygulara kapıldığını gösteriyor aslında. Kuruluşu çok eski
tarihlere dayanan, 13’üncü yüzyıldan itibaren Cenevizliler tarafından ele geçirilen bu yer, Osmanlı döneminde de hayli
ilgi görmüş. Hatta Fatih Sultan Mehmet, 1460 yılının Ekim
İSTASYON
35
GEZİ
Küçük tekneler
ve ağlar,
Amasra’nın her
şeyden öte bir
balıkçı kasabası
olduğunu
her daim
hatırlatıyor.
DENIZE DOĞRU UZANMIŞ BIR BURUN, BURNUN IKI
YANINDA KORUNAKLI LIMAN GÖREVI ÜSTLENEN IKI
KOY VE ETRAFI ADALARLA SARILMIŞ KÜÇÜK BIR
BALIKÇI KASABASI AMASRA… SIRF BU NITELIKLERI
BILE GEZGINLERIN AKLINI ÇELMEK IÇIN YETERLI.
ayında düzenlediği sefer sırasında, tıpkı bizim gibi bir tepeden bakmış Amasra’ya. Gözünün erimindeki uzanıp giden
bu küçük yere öylesine hayran olmuş ki, dudaklarından “Lala, Lala! Çeşm-i cihan (dünyanın gözü) bu
m’ola” sözleri dökülüvermiş. Savaşın bu güzelliğe zarar getirmemesi için, kent komutana haber göndererek kalenin anahtarını istemiş. Her
koşulda hâkimiyetin Osmanlılara geçeceğini
idrak eden kale komutanı da, anahtarı Fatih
Sultan Mehmet’in bulunduğu tepeye getirerek yenilgiyi kabul etmiş. Gerisi mi? Gerisi bilindik hikâye… O zamana kadar orada ikamet
eden Rumların bir kısmı gönüllü, bir kısmı da zo-
36
İSTASYON
runluluktan göç etmiş; Karabük-Eflani yöresindeki Kıpçaklar, Amasra’ya getirilerek kasaba Türkleştirilmiş.
BALIK VE O MEŞHUR SALATANIN YARENLIĞI
Tepeden bakarken, küçük kasabanın manzarasına dalıp zamanı unutabilir insan. Fakat
bu yeri daha iyi tanıyabilmek için virajlı yollardan kıvrıla kıvrıla inme zamanıdır şimdi.
Amasra’nın bir balıkçı kasabası olduğunu
belirtmiştik. O nedenle de mevsimine göre
balığın her cinsini bulmak mümkün. Balık avı yasağının kaldırıldığı ve derya kuzuları restoranların vitrinlerinde boy göstermeye
başladığı şu günlerde, yemek tercihini balıktan yana kullanmak
kadar doğal bir şey yok. Kasabanın merkezinde, birbiri yanı sıra
konumlanmış restoranlardan birine giriyoruz. Masamıza önce
dünyaya nam salan salata geliyor ve damağımızdan önce gözlerimize ziyafet çekiyor. Şekil verilmiş havuç ve turplarla süslenen, kırmızı pancar ve kırmızılahananın ayrı bir görsellik kattığı, maruldan mürekkep bir salata bu. Lezzetiyse, görselliğini
aratacak gibi değil. Kısacası, balığın saltanatının hüküm sürdüğü bir kasabada, yardımcı yemek niteliğindeki salata, balıktan
rol çalmakta ve özel bir yer edinmekte zorlanmıyor.
Yukarıdaki satırlarda, Amasra’da kasabayla bağlantılı bir
yarımadanın ve bağlantısı bulunmayan adaların bulunduğunu belirtmiştik. Anakarayla Boztepe Adası’nı birbirine bağ-
layan köprüye doğru yol alıyoruz. Anakaradan Boztepe’ye
varabilmek için üç kemerden geçmek ve manzarayı seyre
dalmak için dik bir yokuşu tırmanmak gerekiyor. Dik yokuşunu tırmanıp “Ağlayan Ağaç” adı verilen yerine ulaştığımız Boztepe, fiziksel performansı yerinde bir yüzücünün
yarım saat içinde varabileceği ya da balıkçıların tekneleriyle yanaşabileceği karadan bağımsız Tavşan Adası’yla burun
buruna neredeyse. Ancak ister tekneyle, ister yüzerek gidilsin insandan yoksun, adıyla müsemma tavşanlarıyla ünlü bu
adaya çıkmak öyle kolay bir iş değil, zira çevresi yosun tutmuş, dik kayalarla çevrili. Tavşan Adası’nı ve gözün erebildiği yere kadar uzanan denizi seyretmenin en iyi yolu, Ağlayan
Ağaç tepesinin oraya gitmek ve vaktiniz uygunsa, küçük bir
İSTASYON
37
GEZİ
Niş içine
oyma tekniği
kullanılarak inşa
edilen Kuşkaya
Yol Anıtı, türün
Anadolu’daki ilk
örneği.
Amasra, küçük
bir balıkçı kasabası olmasına
rağmen zengin
bir tarihi mirasa
sahip.
aile işletmesi olduğu ilk bakışta bile anlaşılan çay bahçesinde, kahvenizi ya da çayınızı yudumlamak.
Ağlayan Ağaç’ın oraya kadar geldiyseniz, Amasra Feneri’ni
görmeden dönmek olmaz. Karadeniz’in en eski feneri olma
unvanına sahip bu yapı, Amasra’yı Karadeniz’in dalgalarından ve rüzgârından bir nebze olsun koruyan Boztepe’nin 77
metrelik en yüksek noktasında bulunuyor. Yapım yılı 1863.
Kurmalı sisteme sahip olduğu için gecede birkaç kez kurulması gerekiyor. Eskiden gaz yakılarak çalıştırılan fener, 1980’den
itibaren elektrikli hale getirilmiş, ancak herhangi bir nedenle elektrikler kesildiğinde eski sistemle hizmet vermeyi sürdürüyor. Fenerin oraya akşamüzeri ve mümkünse gün
batımına yakın çıkmanızı tavsiye ederiz. Buradaki günbatımı manzarası tek kelimeyle
“muhteşem”.
Hatta şanslıysanız, yunus sürülerini bile görebilirsiniz!
İNSAN YAŞADIĞI YERE BENZER
“İnsan yaşadığı yere benzer” der usta
şair Edip Cansever ve ekler; “O yerin suyuna, o yerin toprağına benzer. / Suyunda
yüzen balığa, / Toprağını iten çiçeğe, / Dağlarının, tepelerinin dumanlı eğimine…” Soluk
soluğa tırmandığımız, gölgesinde değilse bile
yanındaki bankta zamandan keyifli bir an çaldığımız Ağlayan Ağaç’tan aşağı inerken karşılaştığımız insanların yüzleri, bu şiir getiriyor aklımıza.
38
İSTASYON
Genci yaşlısı, kadını erkeği fark etmiyor; sanki hepsi aynı sevecenlikle ve huzurla bakıyor hayata. Amasra’nın büyük şehirlere oranla yavaş akan gündelik hayatının bundaki etkisi
yadsınamaz kuşkusuz.
Anakaraya geçtiğimizde, hediyelik eşyalar satan
dükkânların bulunduğu sokağa giriyoruz. Birkaç adım önümüzde elindeki pazar arabasıyla bir kadın ilerliyor. Daha
önce, kasaba merkezinde gördüğümüz tabelada, cuma ve
salı günleri yöresel pazarın kurulduğu yazıyordu. Günlerden
cuma, dolayısıyla “pazara gidiyordur muhakkak” diye düşünerek kadını izlemeye başlıyoruz. Kadının bilgisi
dâhilinde olmayan rehberliği, yöresel ürünler pazarına çıkarıyor bizi. 250-300 metrekarelik alana kurulan
pazar, sağlıklı yaşamın ilk kaidesinin organik ürünler
yemekten geçtiğine inananlar dışında, alıcıyla satıcı arasında doğan muhabbeti sevenleri de memnun edecek nitelikte. Taze meyve ve sebzenin
yanı sıra başında daha ziyade kadınların
bulunduğu, kahvaltılık ürünlerin
satıldığı tezgâhlar, bu tür sohbet
için en ideali. Çünkü satılanlar o
kadınların el emeği, göz nuruyla ortaya çıkmış. Sepet peyniri,
manda ya da inek sütünden
yapılmış tereyağı (tecrübeyle sabittir, muhteşemler), ıhlamur, tarhana, gülden portakal
kabuğuna, dağ çileğine kadar bir dolu çeşidi bulunan reçeller… Satılan ürünlerden bazılarının tadına bakarak, bazılarını
da koklayarak değerlendirmeye tâbi tutuyoruz. Fabrikasyon
ürünlerle arasında büyük fark olduğunu söylemek için, yemek
gurusu olmaya gerek yok.
Yiyecekler bedeni, gözün gördükleri ise kültürel birikimimizi besler. Bedenimiz beslendiğine göre sıra kültürde. Bilinen en eski tarihi 3 bin yıl önceye kadar uzanan Amasra’daki
tarihi eserlerin başında Küçük Hamam, Bedesten, Roma Yolu
Köprüsü, Ceneviz Armalı Kale, Kuşkaya Yol Anıtı ve müzede sergilenen eserler geliyor. İkisi arkeoloji, ikisi etnografi olmak üzere dört teşhir salonu bulunan Amasra Müzesi, kasabanın merkezinde yer alıyor. Arkeolojik ürünlerin sergilendiği
salonlarda Helenistik, Roma ve Bizans dönemine ait eserleri; gözyaşı şişelerini, altın ve bronz süs eşyalarını, amphoraları, haçları, silahları, altın ve bronz sikkeleri, mermer heykelleri,
heykel başlarını, kabartmaları bulmak mümkün. Etnografik
eserleri barındıran salonlardaysa daha ziyade Osmanlı döneminden kalma eserler var. Mutfak kapları, yazım takımları, mühürler, kantarlar, yüzükler, yöresel kıyafetler, süs eşyaları tarih meraklılarını cezbetmeye yetiyor. Müzenin içindeki ve
bahçesindeki eserler bile, Amasra’nın zengin kültürel ve tarihi
yapısıyla ilgili ipuçları sunuyor.
Kasabanın tarihi eserlerinden bir diğeri de Kuşkaya Yol Anıtı. Amasra’dan beş kilometre uzaklıktaki bu anıt,
Anadolu’da yapılmış tek yol anıtı olma özelliğine sahip. Birçok merdiveni çıktıktan sonra ulaşılan anıt, MS 41-54 tarihle-
BILINEN EN ESKI TARIHI 3 BIN YIL ÖNCEYE KADAR
UZANAN AMASRA’DAKI TARIHI ESERLERIN BAŞINDA
KÜÇÜK HAMAM, BEDESTEN, ROMA YOLU KÖPRÜSÜ,
CENEVIZ ARMALI KALE, KUŞKAYA YOL ANITI VE
MÜZEDE SERGILENEN ESERLER GELIYOR.
rinde, Roma İmparatoru Tiberius Germanicus Cladius zamanında, Doğu Eyaletleri inşaat ordusu komutanlığı yaptıktan
sonra kayd-i hayat (ömür boyu) şartıyla Bithynia Pontus Valiliğine atanan Gaius Julius Aguilla tarafından yaptırılmış. Niş
içine oyma tekniği kullanılarak yapılan anıtta, toga giyimli bir
insan figürüyle askerlerin sınırsız gücünü temsil ettiğine inanılan kartal motifi bulunuyor. İki kitabeli anıt, yapıldığı dönemin ihtişamıyla ilgili veriler sunarken, yüzyıllardır varlığını
sürdürmesi tarihi eserlerin korunması konusunda umutlarımızı çoğaltıyor.
Karadeniz’in, doğusu veya batısıyla Türkiye’nin en güzel
bölgelerinden biri olduğuna hiç kuşku yok. Her biri kendine has değerler barındıran kentleri ve küçük küçük kasabalarıyla bu bölge, karış karış gezmeyi hak ediyor doğrusu. Siz de
sonbaharda seyahat planları yapıyorsanız ve bölgeyi ziyaret etmeyi planlıyorsanız, yolculuğunuza Amasra’dan başlamanızı
tavsiye ederiz. Zira satırlarımızın başında yâd ettiğimiz Barış
Akarsu’nun da söylediği gibi toprak, deniz ve sevda kokan bir
kent burası. Hem de her mevsim.
İSTASYON
39
YEME-İÇME
Tarihten gelen lezzet
KEBAP
Çatalla kesilebilen yumaşacık terbiyeli şiş kebap,
ağızda eriyen acılı Adana, çıtır pide üstü yoğurtlu
İskender.... Kebap, hem Türkiye’de hem dünyada, her
geçen gün daha da çok sevilen bir yemek türü...
YAZI: CEMRE NARIN
ADANA’DAKI 1500 LOKANTANIN 400’Ü KEBAPÇILARDAN OLUŞUYOR VE GÜNLÜK ORTALAMA 30 TON ET TÜKETILIYOR.
ALMANYA’DA ISE KEBABIN HAMBURGERDEN DAHA POPÜLER OLDUĞU, YILDA 100 BIN TON DÖNER YENILDIĞI BILINIYOR.
D
üşük balık tüketimi, et ve kebabın tercih edilmesine bağlandı. Kiloyla kebap satan restoranlar, fast
food tarzı zincirler türedi. Türkiye’de kebabın yüz kadar çeşidi olması, mutfağımızdaki öneminin en belirgin göstergesi. Bir
açıklamaya göre, Adana’daki 1500 lokantanın 400’ü kebapçılardan oluşuyor ve
günlük ortalama 30 ton et tüketiliyor. Almanya’da ise kebabın hamburger ve sosisten daha popüler olduğu,
yılda 100 bin ton döner eti yenildiği ve günde iki milyon döner satıldığı biliniyor. Adana kebabı, Siirt
büryan kebabı gibi yöresel yemekler
artık tescillenmişken, 1 Şubat tarihinin “Dünya Döner Günü” olarak kabul
edilmesi de bu konuya verilen önemin
bir göstergesi niteliğinde.
Kebabın bu denli sevilmesinin sebebi,
yüzyıllardır süregelen alışkanlıklardan öte, etin
lezzetini artıracak şekilde hazırlanması, yani dinlendirilmesi, doğru baharat veya sebzelerle terbiye edilip, ateş
40
İSTASYON
üzerinde pişirilmesi. Kebap yapımında kullanılan etin seçimi ve dana-kuzu ayarının dengeli olması da oldukça önemli. Örneğin, tescilli Adana kebabında, sadece erkek koyun eti ve el kıyması kullanılıyor. Yine önemli bir
konu, kıymalı kebaplarda et ve yağ oranının iyi
ayarlanması, mümkünse zırhta veya önce iri
dişli makinede çekilip sonra yeniden zırhta
çekilmesi. Terbiye ederken kullanılan zeytinyağı, süt, yoğurt, soğan, sarımsak, çeşitli baharatlar ve hatta sirke gibi malzemeler etin hem yumuşaklığını hem de
lezzetini etkileyen malzemeler. Bunların yanı sıra kullanılan kömür cinsi ve
ateşin harının kıvamında olması da ustalık istiyor.
250 BIN SENELIK GEÇMIŞ
Kebap denince ilk akla gelen et olsa da patlıcan kebabı, domates kebabı gibi örnekleri de
olduğundan, aslında bir yemek türünden çok bir
pişirme yöntemi sayılıyor. Anlamına bakarsak, doğrudan ateş üzerinde, susuz pişirilen yemekler demek. BöyleİSTASYON
41
YEME-İÇME
nilen eti şişe takarak delme işlemi tam anlamıyla yerleşik
olmayan bu kavimler için en doğal seçenek. Sonuçta eti pişirmenin en etkili yolu küçük parçalara kesip terbiye ederek
yumuşatmak ve doğrudan ateş üzerinde pişirmek. Özellikle
o zamanlarda, sadece koyun, kuzu, keçi gibi hayvanları değil de eti daha sert olan hayvanları da -at, geyik, yabani tavşan gibi- yediklerini düşünürsek, bu yönteme başvurmaları mantıklı. Daha sonra İslam’ın kabulüyle birlikte, en çok
kuzu ve koyun eti yenir olmuş ve kebap da özellikle bu hayvanların etleriyle yapılmaya başlanmış. Osmanlı zamanında şiş kebap aynı zamanda bir güç ve bolluk sembolü olarak
da görülürmüş. Şiş kebap ve tandır kebabını 15’inci yüzyıl
Osmanlı mönülerinde görebiliyoruz. Kuzu ve koyun kadar
tavuğun da kebap ve et yemeklerinde bolca kullanıldığı o
zamanlardan kalan belgelerde belirtiliyor.
DIKEY KEBAPLAR: DÖNER, GYRO, SHAWARMA
TÜRKLERDE ETLE PIŞIRME, ET IŞLEME SANATI, 2 BIN 500 YILLIK BIR TARIHE SAHIP. ORTA ASYA’DA YARI GÖÇEBE
YAŞAYAN TÜRKLERDEN GÜNÜMÜZE KALAN TARIFLERIN ÇOĞU, ETLI YEMEKLERE AIT…
likle içine su katılan yahniden veya tencerede yapılan kavurmadan farklı bir sonuç çıkıyor ortaya.
Direkt ateş üstünde pişirme yöntemi 250 bin sene evvele
dayanıyor. Kebabın tarihi de bir o kadar eski denilebilir. Bu
sebepten, anavatanının tam olarak neresi olduğu konusunda farklı tezler var. Kelime aslına bakıldığında bazı belgelerde Sümer dilinde közleme anlamına gelen “kabuba” kelimesinden kaynaklandığı yazıyor. Türkler’de etle pişirme, et
işleme sanatı 2 bin 500 yıllık bir tarihe sahip. Orta Asya’da
yarı göçebe yaşayan Türkler’den günümüze kalan tariflerin çoğu, etli yemeklere ait. O zamanlar kebapla eş anlamlı kullanılan bir başka kelime de “büryan”. Tandırda yapılan büryan kebabı, koyun veya keçinin bütün olarak ateşte
çevrilmesiyle hazırlanan “çevirme”, ateşe veya küle gömülerek pişirmeye de “gömme” ya da “közleme” denilirmiş. Orta
Asya Türkleri’nin genelde kuzu eti yediklerini, ancak 11’inci
yüzyılda Anadolu’ya yerleşmeleriyle birlikte sebze tüketmeye başladıkları da biliniyor. Bir başka tezdeyse kebap yemenin Araplar arasında yaygın olduğu ve Anadolu’ya buraya göçeden fellahlar tarafından getirildiği savunulmakta.
Sözcük olarak Orta Çağ’da Arapça’da kızarmış et anlamına
42
İSTASYON
gelen “kabab” kelimesinden geldiğini yazan belgeler mevcut. 14’üncü yüzyıla ait bir Arapça sözlükte kebapla eş anlama gelen”tabahajah” kelimesiyse kızarmış et parçalarından
oluşan, ancak bildiğimiz kebaptan farklı olarak sonunda su
eklenen bir yemek türü. Bu teze göre, işte bu tanım yüzünden tas kebabı, kâğıt kebabı gibi aslında yahni olan yemekler kebap başlığı altında bulunuyor.
NOMADIK KAVIMLERDEN DÜNYAYA ŞIŞ KEBAP
Bugün yediğimiz kebaplar, farklı sebzelerin, baharatların,
terbiyelerin, hatta meyvelerin kullanımı sayesinde onlarca
çeşit halinde karşımıza çıkıyor. Tencerede pişen çoban kebabı, süt kebabı; fırında pişen soğan kebabı, tas kebabı; ızgarada pişen simit kebabı, oruk kebabı gibi… Yöresel mutfaklara ve lezzet tercihlerine göre de Adana kebabı, Urfa
kebabı, Antep kebabı, Manisa kebabı, Antakya sini kebabı,
Siirt büryan kebabı gibi farklı türleri gelişmiş. Ancak, kebabı iki ana gruba ayırırsak ve hem Türkiye’de hem dünyada
en yaygın olan iki çeşidini ele alırsak en başta şişte pişirilen
kebaplar ve döner geliyor.
Genel olarak kebapta olduğu gibi şiş kebabın da anavata-
nının neresi olduğu çeşitli kaynaklarda tartışılıyor. Bazıları
Homeros’un yapıtlarında da benzer bir yemek türüne rastlandığını örnek vererek, eski Yunanlılar’dan geldiğini savunuyor. Diğerleri, MÖ 550’de Pers İmparatoru Darius’un
eti şişe takıp askerlerine güç gösterisi yaptığını yazan belgeleri göstererek İranlılar’dan geldiğini
yazıyor. Yine de kelime itibariyle ilk
olarak Orta Asya’daki Türk askerlerinin eti kılıçlarına geçirerek
pişirmeleriyle ortaya çıktığına
inananlar çoğunlukta. Nevin
Halıcı’nın Sufi Mutfağı kitabında, yarı göçebe Türkler’in
avladıkları hayvanların etlerini ince dallara dizdikleri ve
bu şekilde pişirdikleri yazıyor. Halen Anadolu’da kullanılan “Ne şiş yansın ne kebab”
deyişi, hem etin hem şişin yanabilir maddeden yapıldığının işareti.
Larousse Gastronomique’e göre şiş
kebap, Orta Asya’dan Balkanlar’a ve Orta
Doğu’ya yayılmış. Asya’da yaygın olan şişe geçirilmiş et ve
tavuk “satay”, Japonya’da “yakitor”, Fransa’da “brochettes”,
İran’da “chalo kebab” bugün bile oldukça popüler yemekler. Orta Asya Türkleri’ne dönmek gerekirse, “tevmek” de-
Döner kebabın benzerlerine tarihte farklı zaman ve kültürlerde rastlamak mümkün. Onuncu yüzyıl Arap Mutfağı kitaplarında “judhaba” denen yemek, fırında pişirilen bütün
etin sıyırarak kesilmesiyle elde edilirmiş. Bugünkü dönerden farkı, dikey olarak değil de yatay olarak pişmesiymiş.
Bildiğimiz döner kebabın bugünkü haline ancak Osmanlı döneminde rastlıyoruz. 18’inci yüzyılda yazılan Anadolu
seyahatnamelerinde döner kebaba değinilmiş, 1850’lerden
kaldığı düşünülen litografta bir sokak dönercisi resmedilmiştir. Bugün döner kebap porsiyon, pilav üstü, İskender kebap, dürüm içi gibi farklı şekillerde karşımıza çıkıyor. Hem
Türkiye’de hem dünyada en yaygın çeşidi şüphesiz pide, lavaş ya da ekmek arası yenen döner sandviç. Domates, yeşillik
ve soğan gibi malzemelerle zenginleştirilen fast food örneği,
aslında Türkiye’de değil, 1970’lerde Almanya’da icat edilmiş.
Efsaneye göre Almanya’ya yerleşen Mahmut
Aygün, o güne kadar tabakta porsiyon
halinde servis edilen döneri ilk defa
pide ekmeği içinde satmış.
Arap ülkelerinde oldukça
yaygın olan shawarma da bir
başka döner sandviç örneği. İçerdiği baharatlar ve sunum şekli açısından farklı
olsa da aslında Türkçe çevirme kelimesinden türemiş olduğu ve Anadolu’dan geldiği
biliniyor. Amerika’da, özellikle
New York’ta popüler olan gyro da
dönere benzeyen bir başka sandviç.
Pita ekmeğinin arasında yeşillik ve sarımsaklı yoğurt sosu olan tzatziki sos ile servis edilen gyro’nun 1970’lerde Amerika’ya yerleşen Yunanlılar tarafından getirildiği biliniyor.
Kaynağı neresi olursa olsun, mucidi kim olursa olsun,
kebabın Türk mutfağındaki yeri tartışılmaz. Tarih boyu hayatta kalmayı başarmış olan kebap, halen ülkenin dört bir
köşesinde en çok tercih edilen yemeklerin başında geliyor.
İyi kebap yapabilmek bir ustalık işi, yemek de bir ayrıcalık sayılıyor.
İSTASYON
43
SAĞLIK
Kara bela
Ebola
SÖYLEŞİ: SEMA ULUDAĞ
Ebola, son yılların adından sıkça söz edilen hastalıklarından… Türkiye de dâhil
birçok ülke bu hastalığın kendi sınırları içine girmemesi için teyakkuzda. Peki, nedir
bu hastalık, nasıl bulaşır, nasıl yayılır? Acıbadem Maslak Hastanesi İç Hastalıkları
Uzmanı Prof. Dr. Yavuz Baykal, ebola virüsüyle ilgili sorularımızı yanıtladı.
Çeşitli kaynaklar ebola virüsünün ilk olarak
1976 yılında, Kongo Cumhuriyeti’nde ortaya
çıktığını belirtiyor. Hastalığın tarihçesiyle ilgili kısaca bilgi alabilir miyiz?
Doğru, ebola virüsü (EV), ilk defa 1976’da
Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde (Kongo), Ebola Nehri yanındaki bir köyde izole edildi. Daha sonraları, zaman zaman
Afrika’da salgınlar görüldü. Batı Afrika’da,
bu yılın Mart ayında ebola virüsü salgını tek-
Acıbadem
Maslak Hastanesi
İç Hastalıkları
Uzmanı Prof.
Dr. Yavuz Baykal
44
İSTASYON
rar başladı. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre, 4 Ağustos 2014 itibarıyla 932’si
ölümle sonuçlanan 1711 olgu tanımlandı.
Ölüm oranı yüzde 55-60 civarında. Bu, Batı
Afrika’da bugüne kadar rastlanan en büyük
salgın ve Gine, Liberya ve Sierra Leone’yi etkilemekle birlikte, son zamanlarda Nijerya’da
da rastlanıyor.
DSÖ’nün 4 Risk Grubu olarak değerlendirdiği ebola virüsü, neden günümüzün en
tehlikeli hastalıklarından biri olarak kabul
ediliyor?
Virüsle oluşan salgın sırasında, ölüm oranının yüzde 90’lara ulaşması; tedavisi için etkili bir ilaç ve aşı geliştirilememesi nedeniyle
tehlikeli hastalıklardan biri kabul ediliyor.
Bu, Filovirus ailesinin Ebolavirüs cinsi içinde bulunan bir RNA virüsü ve beş ayrı türü
var: Zaire ebolavirus (ZEV), Sudan ebolavirus (SEV), Tai Forest (Ivory Coast) ebolavirus
(TFEV), Bundibugyo ebolavirus (BEV), Reston ebolavirus (REV). Bu beş türden ilk dör-
dü, Afrika’da büyük salgınlara yol açtı. REV’in
Filipinler ve Çin Halk Cumhuriyeti’nde insanları enfekte ettiği saptanmışsa da bugüne
kadar REV kaynaklı bir hastalık ya da ölüm
raporu bildirilmedi.
Hastalığın belirtileri nelerdir? Kişi, benzer
belirtilerle kendini gösteren diğer hastalıklardan ebolayı nasıl ayırt edebilir.
EVH, ani başlangıçlı ateşli bir hastalık; ilk
olarak ateş, halsizlik, iştahsızlık, kas ve eklem ağrısı, baş ve boğaz ağrısı görülür. Ardından kusma, ishal, vücutta döküntüler,
göğüs ağrısı, nefes alma güçlüğü, yutmada
zorluk ortaya çıkar. Burundan, ağızdan, mide
ve bağırsaklardan kanama başlar. Kanama,
hem vücut dışındaki yüzeylerde hem de vücut içinde mukoza, doku ve organlarda olur.
Laboratuvar bulgusu olarak trombositlerde
(kan pulcukları) azalma, karaciğer enzimlerinde yükselme gerçekleşir. Böbrek fonksiyonları bozulur ve idrar çıkışı azalabilir. Kalp
zarı iltihabı, akciğerde ödem, hızlı solunum
ve tansiyon düşüklüğü görülür. Belirtiler başladıktan sonra hastalık hızla ilerler ve genellikle sekiz, dokuz günde hasta hayatını kaybeder. Ayırıcı tanıda tifo, sıtma, şigelloz, kolera,
leptospiroz, hepatit gibi viral kanamalı ateşe
sebep olan diğer etkenlerin araştırılarak, olmadıklarının kanıtlanması gerekiyor. EVH
tanısında kanda ve vücut salgılarında virüs,
virüse ait nükleik asitler ya da serumda antikorlar (IgM ve IgG) araştırılıyor.
´
Virüs nasıl bulaşıyor? İnsandan insana bulaşmasıyla hayvanlardan insanlara bulaşması arasında ne tür farklılıklar gösteriyor?
EV’nin doğal kaynağı henüz bilinmese de,
yapılan çalışmalarda virüsün hayvanlardan
insana geçtiği düşünülüyor. Doğal kaynağının özellikle meyve yarasaları olduğu kabul
ediliyor. Afrika’da, Yağmur Ormanları’nda
hasta veya ölmüş şempanze, goril, yarasa,
maymun, antilop ve kirpilerde saptandı. Bu
virüsle infekte bir hayvanın kanı, çeşitli salgıları veya organlarıyla temas edildiğinde;
bütünlüğü bozulmuş deri (çatlaklar, çizikler)
ve mukozalardan virüs insana bulaşıyor. Kuluçka süresi ortalama sekiz, 10 gün. Hastalığa karşı iki tip maruziyet söz konusu. Primer
olarak ebola endemik sahasına seyahat sonucu bulaşırken, sekonder olarak insandan insana veya söz konusu hayvanlardan insanlara
bulaşıyor. Virüs, hasta kişinin vücut salgıları,
kanı ve organlarıyla temas sonucunda toplum içinde insandan insana kolayca bulaşabiliyor. Hasta kişinin kan ve vücut salgılarının bulaştığı, döküldüğü objelerle temas da
dolaylı yoldan bulaşmaya neden olabiliyor.
Bulaşma riski semptomların ortaya çıktığı andan itibaren, sıklıkla da ateşle birlikte
başlıyor. Hastalıktan iyileşenler, vücut salgılarıyla haftalarca virüsü etrafa saçıyor. Virüs,
dış ortamda sıvı ya da kuru materyal içinde
birkaç güne kadar canlılığını koruyabiliyor.
Ölen kişilerin vücutlarıyla temas sonucunda
bile bulaşma gerçekleşebiliyor. Solunum yolundan bulaşma henüz kanıtlanmadıysa da
dikkat edilmesi lazım.
Tedavi süreci nasıl sürdürülüyor?
Hastalığın henüz etkili bir antiviral tedavisi
yok ve aşı da geliştirilemedi. Sıvı-elektrolit
dengesinin düzeltilmesi, oksijen takviyesi,
kan basıncının düzenlenmesi gibi tümüyle
destek tedavisiyle sınırlı. Araştırılan ilaçlar;
ribavirin, nükleozid analog inhibitörleri, interferonlar, immünglobulinler, monoklonal
antikorlar, aktive protein C ve doku faktör
inhibitörlerinin incelendiği çalışmalar devam ediyor.
İlaçların bulunması konuda, içimizi ferahlatacak, kayda değer bir gelişme var mı?
Bu konuda çalışmalar devam etmekte olup,
ZMapp, 3 EV glycoprotein epitoplarına karşı
geliştirilen bir antikordur. İnfeksiyondan sonra ilk 24 ila 48 saat içinde verildiğinde yararlı
bulundu. Kullanılan üç hastadan ikisinde, etkili oldu. AVI-7537, EV VP24 proteinine etkili
olup hayvanlarda etkili bulundu. Bir pyrazinecarboxamide derivesi olan T-705 (favipiravir)
Zaire Ebola virüsüne (EBOV) karşı etkili oldu.
Hayvanlarda bu ilacın infeksiyon sonrası altı
gün içinde kullanılması, hızlı bir şekilde virüsün temizlenmesini sağlıyor, laboratuvar değerlerinde düzelme görülüyor ve ölümü önleyebiliyor. Dolayısıyla bu, ebola kanamalı ateşi
için muhtemel bir ilaç olabilecektir.
Türkiye de dâhil Batı ülkelerinin bu hastalığın kendi ülkelerine de sıçramaması için
alması gereken öncelikli önlemler nelerdir?
Salgın olan bölgeye mümkünse gidilmemesi
bulaşmayı önleme açısından çok önemli. Vi-
rüs, çamaşır suyuna ve deterjanlara duyarlı;
ellerin sık sık sabunla yıkanması, sabun ve
su bulunmadığı durumlardaysa en az yüzde
60’lık alkolle ellerin silinmesi korunmada
etkili. Bulaşmış yüzeylerin temizlenmesinde
çamaşır suyunun 1/10’luk solüsyonları kullanılabilir ve bu solüsyonun etki süresi 24
saattir. Virüs kaynatmayla 5 dakikada etkisiz hale geliyor, dış ortamda sıvı ya da kuru
materyal içinde birkaç güne kadar, oda ısısında ve buzdolabındaysa günlerce canlılığını
koruyabiliyor. Hastalık şüphesi olanlardan
klinik örnek alacak kişinin uygun kişisel korunma önlemlerini de uygulaması gerekiyor.
Öncelikle tüm yüzü (özellikle ağız, burun ve
gözleri) kapatacak şekilde maske-gözlük, sıvı
geçirmeyen önlük ve eldiven kullanılmalı.
Laboratuvarlarda çalışanlar benzer şekilde
korunmalı. Ülkemizde Sağlık Bakanlığı tarafından “Ebola Virüs Hastalığı Vaka Yönetimi
2014” kitapçığı yayınlandı ve olgu tanımları,
olası ve şüpheli olguların yönetimi ve seyahat
ve temas tedbirleri bu kitapçıkta açıklandı.
AKLINIZDA BULUNSUN
Salgından etkilenen bölgelerde yaşayanlar, hastalıktan korunmak için aşağıdaki önlemleri alabilirler.
Diğer bulaşıcı hastalıklarda olduğu gibi, ebolayı önlemenin en önemli yollarından biri ellerin düzenli olarak yıkanması... Ellerin su ve sabunla yıkanması (sabun bulunmadığı yerlerde alkol-
bazlı el losyonun kullanılması) ciltten potansiyel enfekte materyalleri uzaklaştırır ve hastalık geçişini önler.
Eldiven kullanıldığında, önce eldiven çıkmadan, ardından da eldivensiz ellerin bol su ve sabunla yıkanması.
Ölü hayvanlarla, özellikle de primatlarla (goril, şempanze, orangutan vb.) temastan kaçınılması.
EV enfeksiyonu olduğundan şüphelenilen insan ya da hayvanlarla yakın temas ederken enfeksiyon kontrol önlemlerinin alınması.
Sağlık tesislerinde hastalık bulaşma riski yüksek. Bu nedenle sağlık çalışanlarının koruyucu kıyafetlerini giyilmesi (önlük, eldiven, maske, göz koruyucu ekipman gibi), enfeksiyonun yayılmaması için ekipman ve enjektörlerin sterilize edilmesi ya da uygun şekilde imha edilmesi ve hastaların vücut salgılarının da uygun bir şekilde imha edilmesi gerekiyor.
Amaç enfekte hastaların salgı ve kanlarıyla teması önlemek. Hastanın ölmesi durumunda, cesetle doğrudan temasın önlenmesi de aynı biçimde önem taşıyor.
İSTASYON
45
UZMAN GÖZÜYLE
Taksilerin Muayenesi
AYDINLATMA KONTROLÜ
Fren testini tamamladıktan sonra, istasyon içerisine doğru hareket eden aracın arka kısmında bulunan
aydınlatma donanımlarının kontrolü, istasyon kanal girişlerindeki kapıların yanında asılı olan konveks aynalar
yardımıyla yapılır. Kontrol edilmesi zorunlu olan tüm arka aydınlatma aksamı (park lambaları, plaka aydınlatma
lambaları, fren lambaları, sis lambaları, sinyal lambaları, dörtlü ikaz sistemi, geri vites lambaları) bu aynanın
yardımıyla incelenebilmektedir. Aracın yan ve ön kısmında bulunan sinyal lambaları, kısa farlar ve uzun farlar da
ayrıca kontrol edilmektedir.
Hepimizin ihtiyaç duyabileceği ve trafikte önemli bir yer işgal eden taksilerin muayene edilen
unsurları hakkındaki bilgileri, TÜVTÜRK Teknik Eğitmeni Hakan Burçin Uluçay anlatıyor.
Karayolları Trafik Yönetmeliği, Araçların İmal, Tadil ve Montajı
Hakkındaki Yönetmelik, Motorlu Araçlar ve Römorkları Tip
Onayı Yönetmeliği gibi yönetmeliklerde; karayollarında
kullanılabilen; insan, hayvan ve yük taşımaya yarayan motorlu,
motorsuz ve özel amaçlı taşıtlarla lastik tekerlekli traktörlerin
genel adı “Araç” olarak tanımlanır. Bu araçlar, çeşitli şekillerde
kazanç sağlamak amacıyla kullanılıyorsa “ticari taşıt” olarak
adlandırılır. Taksi, yapısı itibarıyla sürücüsü dâhil en çok
sekiz oturma yeri olan, insan taşımak için imal edilmiş ve
taksimetre veya tarifeyle yolcu taşıyan (M1 sınıfı) ticari motorlu
araçtır. Dolayısıyla taksilerin, M1 sınıfında yer alan araçların
özelliklerine sahip olmaları beklenir. Taksilerin muayenelerinde,
M1 sınıfı (binek) araçların özelliklerinin yanı sıra ilgili yasa ve
yönetmeliklerle belirlenmiş, bu tip araçlara özgü donanımlar da
kontrol edilir.
ALT KONTROLLER
ARAÇ İÇİ KONTROLLERİ
MOTOR HAVUZU
ARAÇ TANIMLAMA VE MOTOR HAVUZU KONTROLLERİ
Muayene işlemlerine araç tanımlamayla
başlanır. Araca ait tescil bilgileriyle araç
üzerindeki plaka, motor numarası ve şasi
numarası karşılaştırılarak tanımlama yapılır.
Binek araç muayenesindeki sonraki adım,
motor havuzu bölgesinin kontrolüdür. Motor numarasının yanı sıra bazı
araçların şasi numaraları da motor havuzu içerisinde ön göğüs sacında
ya da amortisör kulesinde yer aldığı için araç tanımlama adımıyla motor
havuzu kontrolleri bir araya gelmiş olur.
ŞASİ NUMARASI
Motor havuzunda bulunan aksamların sabitlik, sağlamlık, fonksiyonellik,
sızdırmazlık, yalıtım, sıvıların seviyeleri, yağ kaçakları, yakıt kaçakları,
kaput kilitleme mekanizmasıyla kilidi ve amortisör bağlantı kulelerinin
kontrolleri yapılır.
FREN TESTİ VE FREN SİSTEMİ KONTROLLERİ
Muayenede ikinci adım, fren testidir. Bu test, araç muayene istasyonlarımızda bulunan fren test cihazlarında
gerçekleştirilir. Fren testinde servis, park fren kuvvetleri ve verimleri, aynı aks üzerindeki iki tekerlek arasındaki
fren kuvvetlerinin farkı (fren kuvveti sapması), frenlerdeki kademelendirme, frenlerin bloke olması süresi
gibi hayati değerler ölçümlenerek değerlendirilir. Bu değerlerin herhangi birinin uygun olmaması, aracı trafik
güvenliği açısından önemli bir tehdit haline getirebilir. Örneğin bir araçta kabul edilebilir miktardan fazla
fren kuvveti sapmasının olması, aracın ani frenleme sırasında kontrolsüz bir şekilde yön değiştirmesine ve
kaymasına neden olabilir ki, bu da aracın hız ve yük durumuna göre hayati tehlike oluşturabilir.
46
İSTASYON
Kanal bölgesinde muayenesi sürdürülen aracın görünmeyen, ancak güvenlik
ve konfor açısından hayati önem taşıyan donanımları, kanal içerisinde
gerçekleştirilen alt kontrollerle incelenir. Bu kontroller aracın direksiyon
sistemini, süspansiyon sistemini, güç aktarma organlarını, lastikleri, fren
sistemi parçalarını, güç aktarma organlarını, egzoz sistemini, yakıt deposu
ve yakıt iletim sistemini, şasi ve karoseri donanımını kapsar. Kontrollerin
kolaylaştırılması amacıyla binek araçlar ön ve arka aks bölgelerinden krikoyla
kaldırılarak süspansiyon ve direksiyon sistemi parçaları erişilebilir hale
getirilir. Amortisörler, viraj denge çubukları, tekerleklerle tekerlek rulman
boşlukları, rot-rotil boşlukları, yaylar, alt takozlar, salıncak burçları aracın yolda
yönlendirilmesi ve güvenli yol tutuşu için tasarlanmış aynı zamanda da kötü yol
koşullarından (çukur ya da tümseklerden kaynaklanan darbeler, su ve stabilize
yol parçaları gibi sıçrayabilen maddelerden) etkilenebilen parçalardır.
FAR TESTİ
Aracın kısa, uzun mesafeli
farlarıyla varsa sis farlarının
çalışıp çalışmadığı, farların
kırılma açısına uygun ayarlanıp
ayarlanmadığı (yön ve yükseklik
ayarı) ışık şiddetleri ölçülerek
değerlendirilir. Bu ölçümler
için öncelikle far imalatçısının
belirlediği kırılma açısı değeri motor havuzu kontrolleri sırasında tespit edilerek
far ölçümünde kullanılmak üzere not alınır. Daha sonra ölçüm cihazına bu değer
girilir, gerekli ayarlamalar yapılır ve far ölçümü gerçekleştirilir. Farlar gece
sürüşlerinde, hem sürücünün uygun mesafeli görüş alanına sahip olması hem
de karşıdan gelen araç sürücüsünün görüşünü bozacak açıda olmaması için
uygun ayarda olmalıdır. Far ayarındaki sapmalar karşıdan gelen araçlar için de
önemli riskler oluşturabilir.
Kabin içi kontrollerde, hem sürücü ve yolcu için güvenlik ve
konfor koşulları hem de aracın sistemleri hakkında sürücüye
sinyaller veren ikaz sistemleri değerlendirilir. Aydınlatma ikaz
sistemi, debriyaj ve fren
pedal lastikleri, emniyet
kemerleri, kalorifer ve
havalandırma tertibatı,
koltukların sağlamlığı ve
sabitliği, cam silecekleri
ve cam yıkama sistemiyle
su miktarı, kapı kolları ve menteşeleri, korna, direksiyon ve
direksiyon kilitleme sistemi, iç ve dış dikiz aynaları, güneşlikler,
camlar, far yükseklik ayarlayıcı mekanizma, aracın kilometre
bilgisi bu kapsamda gözden geçirilir. Ayrıca araçlarda
bulunması zorunlu ilk yardım seti, yangın söndürme tüpü,
üçgen reflektörler de kontrol edilir.
TAKSİLERE ÖZGÜ İLAVE KONTROLLER
Taksilerde ayrıca; taşıtın içini aydınlatacak, sürücünün gözünü
almayacak, beyaz ışıklı iç lamba bulunmalıdır. Taksilerde
ücret belirlemekte kullanılan taksimetrelerin Bilim Sanayi ve
Teknoloji Bakanlığı’nca belirlenen özelliklere sahip olması
gerekir. Taksimetre, yolcu tarafından görülebilecek şekilde
araç içerisinde monte edilmiş ve her zaman kullanılır durumda
bulunmalıdır. Muayenede
taksimetre mühür kontrolü de
yapılır. Taksilerde kenarları
105 x 320 mm ebadında,
ışık geçiren, krom sarısı
renginde pleksiglastan imal
edilmiş, her iki yüzünde “TAKSİ” yazısı yer alan ayırıcı işaret
bulunmalı, taksi kelimesinden başka hiç bir yazı içermeyen
bu işaret, geceleri taksi boş iken yakılıp yolcu alındığında
söndürülmelidir.
İSTASYON
47
SOSYAL MEDYA
TWITTER, E-TICARET
ALANINA MI GIRIYOR?
Neslican Ciddi, Sosyal Medya Uzmanı, Likeable Istanbul
n Mikro blog sitesi olarak yola çıkan
Twitter, kullanıcılar tarafından zamanla popülerliğini artırdı. Aldığı olumlu geribildirimlerle Twitter, her geçen gün kendini biraz daha
geliştiriyor. Son olarak Twitter’ın e-ticaret
alanına gireceği konuşuluyor. E-ticaret
altyapısı için Stripe ile anlaştığı söylenen Twitter’da tweet’lerin altına eklenecek “Buy
Now / Satın Al” seçeneğiyle kullanıcılar, Twitter üzerinden ayrılmadan alışveriş yapılabilecek. E-ticaret
markaları için büyük avantaj yaratması
beklenen satın alma seçeneği, Twitter’ın
markalar tarafından kullanılma oranını da
artırabilir. Twitter’ın mikro blog yapısın-
dan dolayı kullanıcılar tarafından tercih
edildiği bir gerçek. Aynı zamanda Twitter’a
satın alma butonu geldiğinde, kullanıcıların Twitter’dan ayrılmadan satın alma işlemini gerçekleştirmesi demek, Twitter’ın
rakiplerini geride bırakacağı anlamına gelebilir. Markalar için yadsınamaz faydası dışında
kullanıcı deneyimi açısından da oldukça başarı arz eden sistem, Twitter’ı
daha da sevdirecek gibi gözüküyor. Her şeyin kolaylaştığı, kullanıcı
deneyimini önemseyen projelerin yapıldığı
dijital dünyada, kullanıcıların bir ürün gördüğünde web sitesinden ayrılmadan satın
alma işlemini gerçekleştirmesi, şüphesiz ki
satın alma davranışını olumlu etkileyecek.
Facebook’tan
“olta” haberlere önlem
n Haber akışında kaliteyi artırmak isteyen Facebook, haberleri ön plana çıkarmasına karşılık “hangi ünlü havaalanında yakalandı?”, “böylesini görmediniz”,
“bunu gördüğünüze inanamayacaksınız” tarzındaki ‘olta’ haberlerin gösterimini azaltacağını duyurdu. Bu konuda sıkı bir denetim uygulayacak olan Facebook’un kurallara uymayan sayfaların organik
erişiminin düşeceği tahmin ediliyor. Online yayınlara açık ara en
çok trafik sağlayan Facebook’un yeni düzenlemesi, içerik kalitesini artırırken kullanıcısını da memnun edecek görünüyor.
Yeni Foursquare
daha çok yeni mekân
n Yaptığı güncellemeyle check-in yapma
özelliğini tamamen Swarm’a taşıyan Foursquare, logosuyla birlikte bambaşka bir platforma dönüştü. Foursquare kullanıcıları,
geliştirilen uygulamayla artık ilgi alanlarına
göre yeni mekânları kolaylıkla keşfedecekler. Mekân önerisinde bulunacak olan Foursquare’in, yeni güncellemesinde en önem verdiği noktaysa, aynı kişilere aynı mekânları
önermemek. Yani kullanıcılara gittikleri mekânlar ve ilgi alanlarına uygun yeni yerler önerilecek. Kullanıcılar ayrıca, uygulamaya girip ilgi alanlarını kendileri seçerek, yeni mekânlar keşfedebilecek.
Örneğin; İtalyan mutfağını çok seven bir kullanıcı, kendi profilinde İtalyan mutfağını ilgi alanlarına eklediğinde, Foursquare o kullanıcıya bu doğrultuda yeni yer önerisinde bulunacak. Kullanıcıların
karşısına böylece, ilgilenmediği ya da sevmediği bir yer çıkmayacak. Kişiselleştirme ve kullanıcı deneyimi açısından oldukça ilgi çekici duran bu güncelleme, kullanıcının verileriyle doğru orantılı sonuçlar çıkardığı takdirde, yeni yerler keşfetmek isteyenler açısından
çok sevilecek gibi duruyor.
Ice Bucket Challenge farkındalık furyası
n ALS hastalığına farkındalık yaratmak amacıyla başlatılan #icebucketchallenge kampanyası, son günlerin en çok konuşulan konusuydu. 24 saat
içerisinde para bağışı ya da buzlu su dolu bir kovanın baştan aşağı dökülüp başkalarına meydan okunarak farkındalığın yayılması, kampanyanın asıl
amaçlarındandı ve büyük ölçüde başarılı oldu. Ancak tabloya bütünsel olarak
baktığımızda karşımıza farklı kareler çıkıyor. Patrick Steward gibi yaratıcı ve
zekice çözümler üretenlerin yanı sıra dikkat çekmek istedikleri hastalığın ismini telaffuz edemeyenlerden tutun, talihsiz kova kazalarına kurban giden-
INSTAGRAM’DAN YENI
UYGULAMA: HYPERLAPSE
Tuğçe Arugün, Sosyal Medya Uzmanı, Likeable Istanbul
Hareketli Tweet’ler
Twitter, analitik servisini
kullanıcılarına açtı
Kubilay Cengiz, Sosyal Medya Uzmanı, Likeable Istanbul
n Twitter, bugüne kadar yalnızca reklam verenler, Twitter Card kullanıcıları ve onaylanmış hesapların görebildiği analitik servisini, bütün kullanıcılarına açtı. Twitter’da attığınız
her tweet’in kaç kişi tarafından görüldüğü, kaç kez tıklandığı, ne kadar etki yarattığı gibi
detaylı analizleri artık siz de görüntüleyebilirsiniz. Bunun için yapmanız gereken tek şey
https://analytics.twitter.com adresini ziyaret edip, Twitter hesabınızla giriş yapmak.
48
İSTASYON
n Dijital dünyanın eskimeyen dosya
türü GIF’lerin Twitter’a gelmesiyle artık
tweet’ler de hareketlendi. Şimdiye kadar
Twitter üzerinde doğrudan video paylaşmak için tek şansı Vine olan kullanıcılar,
bu geliştirmeyle video-tarzı bir içerik türüne kavuştu. Daha önceden Giphy, Tweetpic gibi üçüncü parti
servisler üzerinden GIF desteği bulunan Twitter, artık böyle bir
desteğe ihtiyaç duymuyor.
Kullanıcıların tweet’lerine görsel olarak ekledikleri GIF’ler,
tweet açıldığında döngü halinde oynamaya başlıyor. Android ve
iOS Twitter uygulamalarında, GIF desteği de bulunuyor.
lere kadar, binlerce kişi sosyal medya gündeminde hayli konuşuldu. Öte yandan bazı kesimler de meydan okumak yerine, dünya üzerinde azalmakta olan
su rezervlerine dikkat çekmek istedi; kâh Zambiyalı çocukların ilk defa damıtılmış suyla karşılaştığı görüntüleri paylaşarak, kâh Gazze’deki çocukların durumuna dikkat çekmek için başlarından aşağı inşaattan kalan kum yığınını
dökerek kampanyaya farklı bir eleştirel bakış kazandırdı. Kampanyanın tüm
dünyada ses getirdiği bir gerçek, ancak amacına ne kadar fayda sağladığını
siz okuyucuların yorumuna bırakıyoruz.
n Geçtiğimiz birkaç yıl içerisinde sosyal
medya paylaşımlarında video, emin adımlarla ilerleyerek yerini sabitlemeyi başardı. Yedi saniyeye hikâye sığdırmaktan tutun Microduction tekniğine kadar, birçok
yenilik, kısa video paylaşımıyla hayatımıza girdi. Şimdi karşımızda, yepyeni bir uy-
gulama var: Hyperlapse. Peki, nedir bu
Hyplerlapse? Instagram’ın bu yeni uygulaması, çok basit bir teknik üzerine kurulu. Hyperlapse, belirli aralıklarla çekilen
fotoğrafların birleştirilmesiyle uzun süreli olayların kısa bir video içerisinde akıcı bir biçimde gösterilmesiyle oluşuyor ve
bu durum Time-lapse video sanatçılarını pek mutlu etmeyeceğe benziyor. Yakın
zamanda bu gibi bir ihtiyacı bize en fazla
hissettiren parça parça yüklenen ya da tek
videoya sığdırmak için hızlıca amacını bile
ifade etmeyen #icebucketchallenge videoları olmuştu. Türkiye’den Hyperlapse uygulamasına hayli yoğun ilgi olduğu gözlenirken, önümüzdeki dönemde markalar
tarafından yaratıcı kullanımlara zemin olacağına eminiz.
Sosyal medya sayfaları
ve
Gizlilik kontrolünü
yaptınız mı?
n Facebook’ta neyi, kiminle paylaştığınız gün geçtikçe
daha fazla önem kazanıyor.
Facebook uzun zamandır
gündemde olan gizlilik konusunu kullanıcılarının işini
kolaylaştıracak şekilde geliştirdi ve Gizlilik Kontrolü
özelliğini uygulamaya başladı. Yeni uygulama sayesinde kullanıcılar, kimin neyi gördüğünü daha hızlı ve kolay kontrol edebilecek. “Privacy Checkup /
Gizlilik Kontrolü”ne Facebook’un ana sayfasında, sağ üst köşede bulunan kilit ikonuna tıklayarak ulaşabilirsiniz. Bu uygulama
öncelikle içeriklerinizin doğru kişilerle paylaştığınızdan emin olmanıza vesile oluyor. Diğer yandan Facebook ile giriş yaptığınız
üçüncü parti uygulamaları ve bu uygulamaların sizin profilinizde yapacağı paylaşımları kimlerin göreceğinizi kontrol etmenizi sağlıyor. Her uygulama için ayrı ayarlama yapabiliyor, kullanmadığınız uygulamaları silebiliyorsunuz. Son olarak da profil
bilgilerinizi kimin görebileceğini kontrol edebiliyorsunuz.
tarafından hazırlanmıştır.
İSTASYON
49
OYUN VE TEKNOLOJİ
HAZIRLAYAN: RESUL BUKSUR
OTOMOBILIMIZDEKI ÜÇÜNCÜ GÖZ
GoPro kameralar, hayatımızın her alanına girdi artık. Peki, bu
kameraları araçlarımıza takarsak neler olur? İşte bu sorunun yanıtı…
n GRAND THEFT AUTO: SAN ANDREAS
YILIN MOBIL OYUNU
Geçen yılın Aralık ayında PC ve konsolda
efsaneleşen oyun Grand Theft Auto, iPhone ve
iPad’lere geldiğinde, oyunun tutkunları tarafından
kuşkuyla karşılanmıştı. Ancak şüpheler boşa çıktı.
Oyunun son versiyonu San Andreas, dokunmatik
ekranlara o kadar iyi uyum sağladı ki, bu sefer
oyun yediden yetmişe hızla yayıldı. Hatta beş
yaşında fanatik oyuncuları olduğunu bile biliyoruz.
Oyunun içindeki şiddet öğeleri belli bir yaşın altında
gerçekten zararlı olsa da, bu yaşlara kadar indiği
de bir gerçek. Şimdiye kadar denemediyseniz iOS
ve Android versiyonlarına 6,99 Dolar ya da 12.99
TL’ye sahip olabilirsiniz.
Mini Cooper’ı üreten BMW çoktan kendi konsollarına aplikasyonu entegre etti bile..
n GoPro, günümüzen en popüler
kameralarından. Bu kadar çok meraklısı olan
bir ürünün, geçtiğimiz aylarda yenilenen
iPhone, iPad ve Android aplikasyonu sayesinde
hızla yayılan bir trendin, nasıl uygulandığını
anlatmamak olmaz. Aracınızın dikiz aynalarının
veya varsa bile her zaman bulanık olan park
kamerasının ötesine geçmeye ne dersiniz?
SANAL
GERÇEKLIKTE
YARIŞ BAŞLIYOR
“Konsolda ya da bilgisayarda otomobil yarışı yapmak isteyenler için yeni bir dönem başlıyor” dersek,
abartmış olmayız. Zira 3D teknolojisini taşıyan gözlükler, oyunseverleri sanal âlemin içine çekerek,
gerçek bir dünyada yaşıyorlarmış izlenimi yaratıyor.
n Bilgisayar ya da konsol fark etmez. Bunlar, otomobil
yarışını severler için altın günler. Cihazlar, ekranlar ve
oyun motorları o kadar gelişti ki, neredeyse ekranın
içine gireceğiz. İşin içine bir de 3D teknolojileri
eklendiğinde, durum hayli eğlenceli hale geliyor.
Ancak teknolojiyi geliştirenler ve oyun şirketleri,
her gün yeni bir maden keşfetmek için çalışmalarını
sürdürüyorlar. 3D üzerine sanal gerçeklik de onlardan
biri. Sanal gerçeklik ne mi? Gözünüze özel bir gözlük
takıyor ve tasarlanmış bir dünyada, tıpkı gerçek
dünyadaymışçasına oyunun içine giriyorsunuz.
50
İSTASYON
TÜVTÜVRK okurlarına ilk elden bir haber verelim.
Kasım ayında otomobil yarışı tutkunlarının merakla
piyasaya çıkmasını beklediği yeni Project CARS
oyunu, sanal gerçeklik tarafından destekleyecek. Yine
her yerde karşımıza çıkan sanal gerçeklik gözlüğü
geliştiricisi Oculus şirketiyle işbirliği yapan Project
CARS yapımcıları, oyun içinde kafanızı çevirip arkaya
baktığınızda gerçekten arkaya görebileceğiniz son
derece ilginç bir oyuna imza atmaya hazırlanıyor.
Tuhaf görünebilir, ancak bu oyunu eğer Oculus
teknolojisi desteleyen bir gözlük takarak oynarsanız,
kafa ve belli noktaya kadar vücut hareketlerinizle
oyunu yönlendirebileceksiniz.
Sanal gerçeklik, merakla beklenen bu oyunun
yeniliklerinden sadece bir tanesi... Yeni nesil otomobil
yarışı oyunlarından kabul edilen Project Cars, yeni
grafik yetenekleriyle de dikkat çekici. Slightly Mad
Studios’un geliştirdiği oyun, PC ve PS4 dâhil birçok
platformda oynanabilecek. Firma artık efsaneleşen
Gran Turismo ve Forza Motorsport ile rekabet için
ne gerekiyorsa yapıyor. Oyunda, Need for Speed:
Shift’te de bulunan Madness isimli motor kullanılacak.
Dahası oyunda gelişmiş bir sosyal yardımlaşma ve
profesyonel destek geliyor. Oyunculara, profesyonel
yarışçıların tüyolar verecek olması da cabası. Şimdiden
belli olan isimler, ünlü İngiliz BBC kanalı otomobil
programı sürücüsü “Stig” lakaplı Ben Collins, Clio
Cup and European Touring Car Cup yarışçısı ve aynı
zamanda Formula 1 yıldızı Lewis Hamilton’ın kardeşi
Nicolas Hamilton ile resmi Formula 1 Renault and
ELMS sürücüsü Oli Webb. Oyunda, 67 sürülebilir
otomobille 52 pist bulunuyor. Son bir bilgi daha;
oyunu, Oculus Rift dışında Sony PlayStation 4’ün
sanal gerçeklik gözlüğü Project Morpheus’un da
desteklenmesi gündemde.
Fiyatları malum, 800 Dolar civarında. Zaten
varsa, maliyetiniz bir hayli düşüyor.
İkinci ve önemli kısım tabii ki kamerayı
arabanıza sağlam bir şekilde yerleştirmek.
Bunun için şirket, geçtiğimiz aylarda iki
yeni aparat çıkardı: Vakumlu ve kelepçe
montaj aparatları. Her ikisini de rahatlıkla
kullanabilirsiniz. Vakumluyu tercih ediyorsanız,
cam veya kaporta yüzeyini çok iyi
şekilde temizlemeniz gerekiyor.
Kelepçe ise bagaj çubukları ve
tampon gibi yerlerde müthiş iş
görüyor. Bu arada önemli bir
noktayı vurgulamakta fayda var.
Kamerayı araçta uygun bir yere
de saklayabilirsiniz. Ancak hem
caydırıcılık, hem de etik açıdan
görülür yerde olması, bizce daha
uygun.
En sevdiğiniz açıyı belirleyip
kamerayı sağlam bir şekilde taktıktan
sonra tek yapmanız gereken
AppStore’dan veya Android marketten
GoPro aplikasyonunu indirmek.
Eğer kamera sistemini sürekli olarak
kullanacaksanız, size tavsiyemiz uygun
Yolda giderken üçüncü bir gözün size eşlik etmesini istiyorsanız,
bir taşıma aparatı da alarak akıllı
en azından bir GoPro Hero3’ünüzün olması gerekiyor.
telefonunuzu veya tabletinizi (ki, bizim
GoPro kameranız varsa eğer, kamera, özellikle
favorimiz iPad) aracınızı konsolunda uygun bir
uzun yola giderken güvenliğinizi artıracak
noktaya monte etmeniz. Aplikasyon sayesinde
bir öneri olabilir. Kurulumu ve kullanımı son
GoPro’nun tüm özelliklerini kablosuz olarak
derece basit bir sistem bu… Daha da önemlisi,
yönetebilirsiniz. Bununla birlikte anlık olarak
görünür haldeki kamera, özellikle tehlikeli
görüntünün önümüzde akıp gitmesi de bir diğer
bölgelerde caydırıcı etki yaratırken herhangi
avantaj. Kayıtlarınızı hareket halinde olduğunuz
bir olumsuzluk durumunu kayıt altına alma
için henüz anlık olarak aktaramasanız da, kayıt
özelliğini de taşıyor.
edip hemen sonra cep telefonunuzdaki 3G
Sistemin nasıl işlediğine gelince… Öncelikle
sayesinde eposta ile gönderebilir, Instagram
bir GoPro kamera ediniyorsunuz. Bu sistemi
ve Facebook’ta paylayabilirsiniz. GoPro ile ilgili
kurmanız için en az HERO3’e ihtiyacınız olacak.
bizden bu kadar, eğlencesi size kalmış.
n ROBIN WILLIAMS, WORLD OF WARCRAFT’TA
Tüm dünyada en fazla
oynan MMORPG oyunu
World of WarCraft’ın
son eklenti paketi
Warlords of Draenor,
Ağustos ayında
kapalı beta testlerini
başlattı. Şirket her
Beta testte olduğu gibi,
efsaneleşmiş gerçek
kişileri temsil eden ve
onların adını taşıyan
özel kahramanları oyuna ekliyor. Beta testlere
katılmayı başaran oyun tutkunları, şirketin
daha önce söz verdiği gibi, geçtiğimiz aylarda
hayata veda eden Robin Williams’ın oyuncu
olmayan karakteriyle (NPC) karşılaştılar. NPC’ye
Robin adı verildi. Robin’i görmek için oyundaki
Talador kıyısına gitmeniz gerekiyor. Buradaki
Ever-Burning Lamp’i ovarsanız NPC, Robin
Williams’in ünlü repliklerini söylüyor. Eğer Talador
kıyılarını dikkatli bir şekilde gezerseniz, Robin
Williams’ın filmlerine dair farklı sürprizlerle de
karşılaşabilirsiniz.
İSTASYON
51
ÇOCUK
yarasaların
Bazı
işitme duyusu
Garip
AMA
,
Gercek
yaprakların üzerinde
SÜBYENİN
GÖZBEBEKLERİ
EVLERİNİ MAMUT
KEMİKLERİNDEN
W HARFİ
YAPARDI.
Bir
astronot
Ay’da
golf topuna
vurdu.
52
İSTASYON
yapabilir.
AVUSTRALYA’DA
YAŞAYAN LİRKUŞU
OTOMOBİL
ALARMLARINI
TAKLİT EDEBİLİR.
Avusturya’da bir orkestra
sebzelerden yapılmış müzik
enstrümanları kullanıyor.
KEMİK EVİN
BİR BENZERİ
LARI
K
I
L
A
B
RİNGA
RİNG
A
K BALIK
A
R
A
R
A
K
LARI
I
Ç
GAZ
GAZ
LIKÇRILA
KRAR.RI
RİNGA BAK
A
U
ARA
M
K
İLETİŞİLİET
İŞİAMRAK
GAZ ÇIKAR KURA
R.
İLETİŞİM KURAR.
ölü taklidi
yürüyen böceklerin
sesini duyacak
kadar güçlüdür.
AŞAĞIDAKİ BİLGİLER
SENİ ŞAŞIRTACAK
TARİHÖNCESİ
DEVİRLERDE YAŞAYAN
BAZI İNSANLAR
Güney
Afrika’daki
bir meteor
krateri
İrlanda’nın
tamamından
daha
büyüktür.
Uğurböceği
kendini
tehdit altında
hissettiğinde
DAZLAK KARTAL
ŞEKLİNDEDİR.
SU ÜSTÜNDE
YÜRÜMEK İÇİN
KANATLARINI
KULLANABİLİR.
Bir mucit saatte
65 kilometre hızla
gidebilen ve benzinle
çalışan paten icat etti.
İLK
MİKRODALGA FIRININ
AĞIRLIĞI NEREDEYSE
340
KİLOGRAMDI.
Bazı
zehirli kurbağalar
zehirlerini
tatlandırmak için
şeker üretir.
Avusturya’da
çift sayılı
çiçeklerden
oluşan
buketlerin
kötü şans
getireceğine
inanılır.
EFSANEYE
GÖRE
ABD’DEKİ
ÖZGÜRLÜK
HEYKELİ
YAKININA
GÖMÜLÜ
BİR KORSAN
HAZİNESİ
İnsanların
esnediğini
HİKAYEM
A
O KADAR D
I
IC
SIK
DEĞİL!
gören
köpekler de
esner.
UZMANLAR
HER
BALARISININ
FARKLI BİR
KARAKTERİ
OLDUĞUNU
DÜŞÜNÜYOR.
VAR.
Çin’de
Çin’de
laşık
yakin
e
’d
yaÇ
la5
şık
2k3
3kr5
klalışık
f2a
a
y
far2k3lı5
dilrklı
fa
du
il şulur.
on
k
konuşudluil r.
şulur.
konu
Avustralya’da tamamen
yeraltında yaşayan
bir çiçek türü vardır.
SPIDER-MAN
ABD’DEKİ
YOSEMITE
ULUSAL
PARKI’NDA
GECELERİ
SIK SIK
GÖKKUŞAĞI
GÖRÜLÜR.
MWANZA
düz başlı kaya keleri
andırır.
Bu konu NATIONAL GEOGRAPHIC KIDS Türkiye dergisinden alınmıştır, NG KIDS abone hattı: 444 18 59 veya 0 850 222 18 59
İSTASYON
53
KÜLTÜR
SANAT
Hayk Kirakosyan, İskender Pala, Meral Çetinkaya, Selim Atakan, Solgül Öden, Belmin Söylemez, Bülent Emin Yarar ve
Ebru Ceylan (soldan sağa) Altın Portakal Jürisi’nde bulunan diğer isimler.
EN IYIYI ONLAR SEÇECEK
Antalya Altın Portakal Film Festivali, 51 yaşında. Yarım yüzyılı
deviren Festival’in bu yılki jüri başkanı ise Yılmaz Erdoğan.
n Sadece Türk Sineması’nın değil, Avrupa ve
Asya’nın da en köklü organizasyonlarından
biri Antalya Altın Portakal Film Festivali.
10-18 Ekim tarihlerinde gerçekleşecek
Festival, bu yıl tam 51’inci yaşını kutlayacak.
Ön jürinin onlarca film arasından seçtiği 12
film jüri tarafından değerlendirilip bu yılın
Altın Portakal’ına değer bulunan yapım ve
oyuncular seçilecek. Peki, ödüle değer filmler
kimler tarafından belirlenecek. 51. Antalya
Altın Portakal Film Festivali Ulusal Uzun Metraj
Film Yarışması’nın jürisi, çeşitli disiplinlerden
bir araya gelen yönetmen, yapımcı, senarist,
oyuncu, görüntü yönetmeni, akademisyen,
edebiyatçı ve müzisyenlerden oluşuyor.
Kimler mi var bu isimler arasında. Ödüllü
yönetmen, kurgucu ve metin yazarı Belmin
Söylemez; sinema ve tiyatro sanatçısı, tiyatro
yönetmeni ve akademisyen Bülent Emin
Yarar; Nuri Bilge Ceylan filmlerinin senaristi
ve oyuncusu Ebru Ceylan; görüntü yönetmeni
Hayk Kirakosyan; yazar İskender Pala; tiyatro
ve sinema oyuncusu Meral Çetinkaya; film
müziğinin usta isimlerinden, besteci Selim
Atakan ve oyuncu Songül Öden. İşte bu dev
kadro oyuncu, yönetmen, senarist Yılmaz
Erdoğan’ın başkanlığında toplanarak en iyiyi
belirlemeye çalışacak.
Vizontele serisi, Neşeli Hayat, Organize İşler
ve Kelebeğin Rüyası gibi filmlere yönetmen,
senarist ve oyuncu olarak imza atan Yılmaz
Erdoğan, daha önce de 2005 yılında 42. Altın
Portakal’da jüri üyesi olarak görev almıştı.
Ancak Ferzan Özpetek başkanlığında Yılmaz
Erdoğan’ın yanı sıra Nuri Bilge Ceylan, Hülya
Koçyiğit, Kenan Işık, Tuna Erdem, Zuhal
Olcay ve Feride Çiçekoğlu’ndan oluşan 2005
jürisi, en iyi film olarak Ulaş İnaç’ın yönettiği
Türev’i seçerek Altın Portakal tarihinin en çok
tartışılan kararlarından birine imza atmıştı.
Yüzyıllık Aşk
54
İSTASYON
Türk Pop Müziği’nin
günümüzdeki önemli
temsilcileri bir araya
geliyor. Nasıl mı?
“Extra Orchestra” adını
verdikleri ve yakın bir
tarihte müzikseverlerle
buluşacak albümleri
vasıtasıyla…
n Müzik, rekabetin yoğun yaşandığı
sektörlerden biri… Bu sektörün şarkıcıları listelere girebilmek, albüm satışlarını artırabilmek amacıyla var
güçleriyle çalışırken, bir yandan da
rakiplerini geride bırakabilmenin yöntemlerini arıyorlar. Ama her zaman
işlerin böyle yürüdüğünü iddia etmek
de pek mümkün değil. Metin Özülkü,
Sibel Alaş, Ferda Anıl Yarkın, Reyhan
Karaca ve Ege, birlikte de bir şeyler yapılabileceğini kanıtlamak istercesine bir araya geldi. İsmi geçen şarkıcılar, geçtiğimiz günlerde Türkiye’nin ilk ünlüler orkestrası olma unvanı taşıyan Extra Orchestra’yı kurdular ve
DIZISI DE IZLENIR
n Ünlü yönetmen Mantin Scorsese
imzası taşıyan, başrollerinde Leonardo
DiCaprio ve Mark Ruffalo’nun oynadığı
“Shutter Island / Zindan Adası” filmini
izlemeyen var mı, bilinmez? Eğer
kaçırdıysanız, DVD’sini alma şansı
da bulamadıysanız, yüreğinizi biraz
olsun ferahlatacak bir haberimiz
var. Çünkü rivayet o ki, bu filmin
şimdi de dizisi çekilecek. İzleyiciden
tam not alan birçok yapımda imzası
bulunan HBO’nun, dizi versiyonunu
yapabilmek amacıyla filmin yapım
şirketi olan Paramount ile görüşmelere
başladığı söyleniyor. Dizinin çekilip
çekilmeyeceği, çekilirse ne zaman
yayınlanacağı henüz belli değil. Belli
olmayan bir diğer nokta da yönetmenin
kim olacağı. Scorsese ismi geçiyor gerçi
ama bekleyip görmek lazım.
Extra Şarkılar adını taşıyan albüm çalışması içine girdiler. Pasaj Müzik etiketiyle müzikseverlerle buluşacak albümde, her şarkıcı kendi şarkısını ünlüler orkestrası eşliğinde seslendiriyor.
Hiçbir kitap
onun yerini tutmuyor
n İstanbul Modern, kuruluşunun 10’uncu yılın-
da Türk sinemasının 100’üncü yıldönümüne ithafen, “Yüzyıllık Aşk” adını taşıyan bir sergi hazırladı. Türkiye’de ilk defa gerçekleştirilen bu
araştırma sergisi, 25 Eylül’den itibaren ziyaretçilere açıldı ve 31 Aralık’a kadar gezilebilecek.
Türkiye coğrafyasında sinema tarihinin doğuşu olarak anılan 1914 yılından günümüze uzanan 100 yıllık serüvenin hikâyesi olarak nitelendirebileceğimiz serginin küratörleriyse Gökhan
Akçura ve Müge Turan. Sinemanın seyirciyle
buluşma anlarına, bu buluşmanın yarattığı şaşırtıcı ve büyülü kolektif ve kişisel dünyalara
yer veren “Yüzyıllık Aşk”, oluşumundan bugününe, sinemayı yaşatan unsur olarak seyirciye odaklanarak, günümüze kadar pek dikkate
alınmayan bir noktadan, seyircinin bakışından
Türkiye’de sinema olgusunu değerlendirmeyi amaçlıyor.
ÜNLÜLER ORKESTRASI
İŞ BAŞINDA
NAR PHOTOS, YOLDA
n Bağımsız fotoğraf kolektifi Nar Photos’un 2003
- 2013 arşivinden bir derleme niteliği taşıyan “Yolda” sergisi, 28 Mayıs’tan itibaren sanatseverlerin
beğenisine sunuldu. İstanbul Modern’de 9 Kasım’a
kadar gezilebilecek sergide, Türkiye’nin yakın tarihinde yaşanan veya etkisi bugüne uzanan olay ve
durumların özeti var. Konulara dışarıdan bakmayan, tanıklığın ötesinde müdahil olan, samimi bir
yaklaşımla ele alınan bu görsel arşiv, ziyaretçileri
içinde bulunduğu zamanla yüzleşmeye, hesaplaşmaya davet ediyor.
n Bir yazar düşünün, daha ilk kitabında milyonlarca okur
kitlesine hitap etmeyi başarabilsin. Hatta kitabı filme alınıp
hasılat rekorları kırsın. İngiliz yazar J. K. Rowling, kaleme aldığı
Harry Potter kitabıyla, işte tam da böyle bir başarıyı yakaladı.
Yedi kitaplık seri, yediden yetmişe herkesin ilgisini çekti. Sonra…
Sonra Rowling, biraz da Harry Potter’dan aldığı cesaretle Boş
Koltuk adını verdiği bir kitabı daha okurla buluşturdu. Fakat
heyhat… Bu kez olmadı; aynı başarı yakalanamadı. İşte bu
durum Rowling’i yeni bir adım atmaya yöneltti ve yazar, Harry
Potter için ek bir bölüm yayınladı. Kendisine ait “pottermore.
com” adlı internet sitesinde yayımlanan bölüm, daha önce
serinin hiçbir kitabında yer almayan bir karakterin hikâyesini
anlatıyor. Yayınlanan ek kısımda Celestina Warbeck isimli
karakter, Harry Potter’ın en yakın arkadaşı Ron’un annesinin en
sevdiği şarkıcı olarak tanıtılıyor. Yeni bölümde kitabın hayranları,
karaktere ait olan şarkıyı da dinleyebiliyor. Bakalım J. K. Rowling,
bu tür kısa hikâyeleriyle eski günlerine geri dönebilecek mi?
YALAN DÜNYAYA
SANAL ZIYARET
n Televizyon kanalları yeni yayın
dönemi münasebetiyle onlarca dizi
ve programı izleyicinin beğenisine
sunadursun, Google Maps, yeni
uygulamasıyla geniş kitlelerin gönlünü
fethetmeyi başarmış görünüyor. Zira
Google Maps, Game of Thrones, True
Detectivi gibi milyonlarca izleyici
kitlesine sahip dizilerin setlerini yeni
uygulaması sayesinde meraklılarının
ziyaretine açtı. Tabii sanal olarak…
Google’ın kullanıcılarının beğenisine
sunduğu bu yeni uygulama sayesinde,
birçok önemli yapımın hayranları,
çekimlerin gerçekleştiği yerlerin
orijinal halini sanal olarak gezebilme
imkânı buluyor.
İSTASYON
55
GECİKME CEZALARINA İNDİRİM
ARAÇ SAHİPLERİNE
GÜN DOĞDU!
Torba yasa olarak bilinen 6552 sayılı
yasadan, araç sahiplerinin yüzünü
güldürecek bir düzenleme çıktı. Araç
muayenesi, trafik cezası ve motorlu
taşıt vergisi gecikme ücretlerinde büyük
indirimler getirildi. Muayenesini geciktiren
araç sahipleri, muayene ücretlerini
ödemedikleri her ay için yüzde 5 ceza
bedeli yerine, çok daha düşük olan
enflasyon oranından borçlarını
ödeyebilecekler.
İşte detaylar...
ARAÇ
MUAYENESİNDE
100 LİRA’LIK BORÇ
18 LİRA’YA İNİYOR!
Gecikme ücreti oluşan dönem ve süreye göre borç tutarının YEDİDE BİRİ
oranında indirimlerle ödenebiliyor.
Örneğin(*);
1 yıl gecikmiş bir otomobil için 100 TL yerine 18 TL,
4 yıl gecikmiş bir minibüs için 400 TL yerine 50 TL,
4 yıl gecikmiş bir kamyon için 535 TL yerine 68 TL,
4 yıl gecikmiş bir traktör için 203 TL yerine 25 TL,
10 yıl gecikmiş bir minibüs için 991 TL yerine 120 TL,
10 yıl gecikmiş bir otobüs/kamyon için 1340 yerine 169 TL,
10 yıldır muayenesiz bir traktör için 510 TL yerine 62 TL,
ödenerek aftan yararlanılabiliyor.
*Rakamlar yaklaşıktır. KDV dahildir. Her araç
için gecikme süresine göre farklı oranda
indirimler oluşabilir.
BAŞVURMAKTA GECIKMEYIN
Mtv, trafik ceza gecikmeleri için de yeniden
yapılandırma imkânı geldi
SON BAŞVURU
Yasalara göre araç muayene işleminin
gerçekleştirilmesi için, araç sahiplerinin Motorlu Taşıtlar
Vergisi, Trafik Cezası veya otoyol geçişleri borcunun
bulunmaması gerekiyor. Kanun düzenlemesiyle,
bu borçları nedeniyle uzun süre aracını muayene
ettiremeyen araç sahipleri için önemli bir fırsat doğdu.
ARALIK
120 LİRA’NIN ALTINDA KALAN
TRAFİK CEZALARI SİLİNİYOR
31 Aralık 2013 tarihinden önce verilmiş olan ve tutarı 120
liranın altında kalan trafik idari para cezalarının
tebliğ edilmesinden, tebliğ edilmiş olanlarınsa
tahsilinden vazgeçilecek.
YARARLANMAK ISTEYENLER NE YAPMALI?
• Araç muayenesi için öncelikle Motorlu Taşıtlar Vergisi, trafik cezası
veya otoyol geçiş borçlarının bulunmaması gerekiyor.
• TÜVTÜRK randevu aşamasında veya öncesinde borç sorgulaması yapabilir.
• Borcu olan araç sahipleri 1 Aralık 2014 tarihine kadar www.tuvturk.com.tr internet
adresinden borçlarını online olarak yeniden yapılandırarak ödeyebilir.
ARALIK SON GÜN
IKINCI EL SATIŞTA
KOLAYLIK!
MUAYENESİZ
TRAKTÖR VE
MOTOSİKLETLER İÇİN
BÜYÜK FIRSAT
Muayenesini yaptırmamış 1 milyon 700 bin motosiklet ve 1 milyon traktör
sahibinin de yeni yasal düzenlemeden yararlanması bekleniyor.
2014 yılında yürürlüğe giren bir yönetmelikle muayenesi olmayan araçların, artık ikinci el satışı yapılamıyor.
Yeni yasal düzenleme sayesinde ikinci el satışta karşılarına çıkacak yüksek tutarlı vergi ve trafik cezası borcu olan araç sahipleri, borçlarını
borçlarını yeniden yapılandırma
fırsatına kavuşuyor.
BORÇ YOKSA VEYA YENIDEN YAPILANDIRILMIŞSA;
• www.tuvturk.com.tr internet adresinden ve 0 850 222 88 88’den ücretsiz randevu
alınarak muayeneye gelinebilir.
• Bu fırsattan yararlanmak isteyenler, gecikmiş muayenelerini 31 Aralık 2014 tarihine
kadar yaptırabilir.
11 Eylül 2014’ten sonra muayene süresi dolan araçlar, geciktikleri takdirde, her
geciktikleri ay için yüzde 5 ceza ödemeye devam edecek. Motorlu Taşıt Vergisi,
trafik idari para cezaları, köprü ve oto yollardan usulsüz geçişler nedeniyle
kesilen cezaların gecikmesinin tamamı af kapsamına girecek ve
gecikmeler mevcut oranlar yerine aylık enflasyon oranından
hesaplanacak Motorlu Taşıtlar Vergisi ve trafik para
cezaları peşin ödenebileceği gibi altı, 12 ve 18
eşit taksitte de ödenebilecek.
Ücretsiz ayrıntılı
bilgi için
www.gib.gov.tr ve www.tuvturk adreslerini ziyaret
edebilir veya T.C Maliye Bakanlığı’nın Vergi İletişim merkezi
444 0 189 NO’lu bilgilendirme hattını arayabilirsiniz.
Ücretsiz Araç Muayene
randevusu için
www.tuvturk.com.tr internet adresini ziyaret
edebilir ve 0 850 222 88 88 numaralı çağrı
merkezini arayabilirsiniz.
56
İSTASYON
İSTASYON
57
TÜVTÜRK
Gezici traktör muayene
istasyonu yola çıkıyor
TÜVTÜRK KALIBRASYON LABORATUVARI AÇILDI
İstasyonlarda kullanılan manometre, şeritmetre ve lastik diş derinlik ölçüm kumpaslarının kalibrasyonunu yapacak TÜVTÜRK Kalibrasyon Laboratuvarı, 24 Haziran’dan itibaren hizmet vermeye başladı.
İstanbul’da, Maslak Atatürk Sanayi Sitesi’nde kurulan laboratuvar,
gelen cihazların tüm standartlara uygun şekilde kalibrasyonunu yaptıktan sonra, ilgili istasyonlara gönderiyor. Laboratuvarın açılışıyla birlikte TÜVTÜRK Kalibrasyon ekibi
de göreve başladı ve Haziran ayında 18 istasyonTaksilerdeki güvenlik seviyesini artırmayı, taksi şoförlerinin kendi kenda 38 kanalın kalibrasyon işlemini gerçekleştirdi.
dine düzeltebileceği kusurlar için muayene tekrarına gelmelerini önlemeyi
Temmuz’da dört istasyonda 15 kanalın bakım
amaçlayan TÜVTÜRK, yeni bir kampanya başlattı ve taksi şoförlerine yönelik bilgilendirkalibrasyonu tamamlandı. Laboratuvarlame çalışmaları yaptı. TÜVTÜRK, İstanbul Taksiciler Esnaf Odası’yla işbirliğine giderek, takrın faaliyetleri hızla gelişiyor.
si sahipleri veya kullanıcılarının, muayene öncesinde kendi kendilerine kontrol ve tamir
edebilecekleri noktaları broşür haline getirdi. Bu projeyle ayrıca sadece İstanbul’da günde ortalama 200 bin kişinin yararlandığı taksi hizmetinin trafik ve yolcu güvenliğine uygun olarak verilmesi hedefleniyor. Taksi sahiplerinin ve/veya şoförlerin kolayca yapabileceği; araçtaki fiziki kusurları, aydınlatmayı ve lastikleri kapsayan kontroller hakkında
bilgilerin sunulduğu broşürler, Zeytinburnu, Kartal, Ferhatpaşa, Bağcılar ve Kadıköy’de
taksimetre ücretlerindeki yeni düzenleme nedeniyle toplu halde taksimetrelerini
ayarlatmaya gelen taksicilere dağıtıldı. Broşürlerde ayrıca, araçlarda sadece TÜVTÜRK’ün uzman teknisyenlerince tespit edilebilecek kusurların
bulunabileceğine; broşürde bulunan sorunların olmamasının,
TÜVTÜRK’ün, Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı’nın (UDHB) koordinasyoaraç muayenesinin olumlu sonuçlanacağı anlamına
nuyla 2010’dan bu yana desteklediği Trafikte Sorumluluk Hareketi (TSH) kapsamında, özel hegelmediğine dikkat çekildi.
def gruplarına alt projelerle ulaşma stratejisiyle oluşturulan çalışmalar tüm hızıyla devam ediyor. Bu
strateji doğrultusunda, taşımalı eğitim sisteminde çalışan servis şoförlerine özel, yeni bir proje hayata
geçirildi. UDHB, Jandarma Genel
Komutanlığı, TÜVTÜRK ve MicheToplantıya UDHB Karayolu
lin Lastikleri arasında imzalanan
Düzenleme Genel
işbirliği protokolüyle uygulamaya
Müdürlüğü Denetim,
alınan “İyi Dersler Şoför Amca”
Kontrol ve Araç Muayene
adı verildi. Projeyle servis şoförDairesi Başkanı Yılmaz
lerine trafik güvenliği, ilk yardım,
Kılavuz, JGK Trafik Şube
Müdürü Jandarma Yarbay
iletişim ve ilgili mevzuat eğitimMete Özcan, Türkiye
leri verilecek. Çalışmada ayrıca
Şoförler ve Otomobilciler
okul yönetimi, öğretmenler, öğFederasyonu Genel
renciler ve velilere yönelik çeşitli
Sekreteri Nesip
iletişim faaliyetleri de gerçekleşKemaloğlu’nun yanı sıra
tirilecek. Projenin hazırlık çalışMichelin ve TÜVTÜRK
malarına yön verebilmek, proyöneticileri katıldı.
je ortaklarıyla hedef gruplar arasında iletişim ve etkileşim kurabilmek üzere 27-28 Ağustos’ta
Ankara Başkent Öğretmenevi’nde Proje Gelişim Çalıştayı düzenlendi. Proje ortakları,
pilot illerdeki taşımalı eğitim şube müdürleri, akademisyenler, taşımalı eğitimde görev alan servis firması sahibi ve şoförleri konuyla ilgili görüş ve düşüncelerini paylaştılar.
Bu proje,
taksicilere özel
İYI DERSLER
ŞOFÖR AMCA!
58
İSTASYON
Tarım alanında faaliyet gösteren traktör sürücüsü ya da sahiplerinin, muayene istasyonlarının uzak olması nedeniyle araçlarını muayeneye getirmekte zorlandığı gerçeğinden hareket
eden TÜVTÜRK, çiftçilerin yaşamını kolaylaştıracak bir çalışmaya imza attı. Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığının
yaptığı son düzenleme ile kullanımına izin verilen gezici traktör muayene istasyonlarını hizmete sunan TÜVTÜRK, bu proje
aracılığıyla çiftçilerin araçlarının kolayca ve zamanında muayene edilmesinin sağlanması hedefleniyor.
Öncelikle Adana, Ankara, Antalya, Balıkesir, Bursa, Çorum, İzmir, Kayseri, Konya, Manisa ve Samsun’da
uygulanacak bu projede çiftçiler, www.tuvturk.com adresini ziyaret ederek ya da 0850 222 88 88 numaralı telefonu arayarak kendilerine en yakın gezici traktör muayene istasyonuyla ilgili bilgi alabilecek.
Böylece çiftçiler hem traktörlerini daha güvenli hale getirecek hem de muayene eksikliği nedeniyle doğabilecek olası sorunları yaşamayacak.
Bununla birlikte gezici traktör muayene istasyonu olarak hizmet verecek araçların
Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı tarafından denetimi yapıldı. Bakanlık yetkililerinin yaptığı denetime Müsteşar Yardımcısı Talat Aydın,
Karayolu Düzenleme Genel Müdürü Ali Rıza Yüceulu, Denetim,
Kontrol ve Araç Muayene Dairesi Başkanı Yılmaz Kılavuz
ve Şube Müdürü Atilla Karaaslan nezaret etiler.
FETHIYE’DE
MOTOSIKLETLERE ÖZEL
ISTASYON
Her şey daha
iyi hizmet için
Müşteri memnuniyetinin sağlanması ve araç sahiplerinin ihtiyaçlarının karşılanması için sürekli yeni adımlar atan
TÜVTÜRK, İstanbul’daki Tuzla İstasyonu’ndaki kanal sayısını dörtten
altıya çıkardı. Böylece TÜVTÜRK’ün
İstanbul’daki 15 adet istasyonunda
toplam kanal sayısı da 77’ye yükseldi. Ağır ve ticari araçların yoğunlukla bulunduğu Tuzla ve çevresindeki araç sahiplerinin muayenelerini
daha etkin bir kapasitede yaptırabilmelerini sağlayacak ek
kanallar, 20 Ağustos’tan
itibaren hizmete
girdi.
Motosiklet kullanıcılarının muayene işlemlerini daha
kolay yapabilmesini ve böylece trafik güvenliğini artırmayı
hedefleyen TÜVTÜRK, İstanbul
ve Antalya’dakilerinin ardından
motosikletlere özel dördüncü istasyonunu Fethiye’de hizmete
açtı. Fethiye şehir merkezinde,
Adnan Menderes Bulvarı’nda faaliyet gösteren istasyon, motosiklet kullanıcılarına büyük kolaylık sağlayacak. Motosiklet
sahipleri, uzman teknisyenlerin
görev aldığı istasyondan randevulu ya da randevusuz
yararlanabilecek. Randevu için www.tuvturk.com.tr internet adresi ziyaret edilebileceği gibi 0850 222 88
88 numaralı çağrı merkezi de aranabilecek. Bununla birlikte TÜVTÜRK’ün
Muğla sınırları içindeki Fethiye, Bodrum, Marmaris, Muğla Merkez
ve Milas araç muayene istasyonlarında, motosiklet muayenesi
hizmeti verilmeye devam edecek.
Ödüle değer
öneriler
Çalışanların, sisteme katkı sağlamasını hedefleyen
TÜVTÜRK, bir süredir Bireysel Öneri Prosedürü adıyla bir uygulama gerçekleştiriyor. Prosedür çerçevesinde
2013 yılına ait bireysel öneriler değerlendirildi. Bu değerlendirmenin ardından Aydın Merkez İstasyonu Amiri Akın Toker’in tespit muayenesi ve çekme belgeli araçlarda belge kontrolü; Van Erciş İstasyon Amiri Ali Ercan
Hükenek’in Egzoz Emisyon Muayenesi raporlarının
rengi; Malatya Merkez İstasyon Amir Yardımcısı Ercan Salman’ın mobil istasyon cihaz kumandasıyla ilgili önerileri
ödüle değer bulundu.
İSTASYON
59
TÜVTÜRK
Egzoz gazı
emisyon testi
eğitimlerine devam
BILMEK HER ZAMAN
KAZANDIRIR!
Egzoz Gazı Emisyon Kontrolü ile Benzin ve Motorin Kalitesi Yönetmeliği’nde 30 Kasım’da değişiklik yapılacak. Değişiklik nedeniyle oluşacak ihtiyacı karşılamayı amaçlayan
TÜVTÜRK Akademi, egzoz gazı emisyon ölçümü eğitim sertifikası verme yetkisi alarak, bu alandaki çalışmalarını yoğunlaştırdı. Gerek kurum içinde çalışanlara, gerekse dışarıdan gelen katılımcılara eğitim ve bu eğitimlerin
ardından sertifika veren TÜVTÜRK Akademi, bugüne kadar 19 lokasyonda
1325 kişiye ulaştı.
İstanbul istasyonlarında yapılan
muayene hizmetine, bilgi birikimini
geliştirmek ve de kaliteyle bütünleştirerek değer katmak için düzenlenen Bilgi Yarışması Finali, 23
Ağustos’ta Orhanlı İstasyonu’nda
gerçekleşti. 180 kişinin katılımıyla
gerçekleşen finalde Haraççı İstasyonu birinci olurken, bu istasyondan yarışmaya katılan Aydın Yangöz, Osman Tatlısu, Gökhan Demir
ve Selçuk Tevattepe, İspanya seyahati kazandı. Misafirlerin barbekü partisiyle ağırlandıkları organizasyonda, eğlence DJ eşliğinde
devam etti. Bununla birlikte, 2013 yılında bu yarışmaya katılıp birinciliği elde edenler, ödülleri olan Almanya seyahatini gerçekleştirdiler. İlyas Karabulut, Esra Saykal ve Erdoğan Yurttaş, Operasyon Müdürü Namık Volkan Akdemir ile birlikte dört
günlük Münih gezisine gittiler. TÜV SÜD Genel Merkez, İstasyon ve
Crash Test Center’ı ziyaret eden katılımcılar, tarihi şehir turu
yapıp, BMW Müzesi’ni gezdiler.
Tarım
araçları
için bu kez
Samsun’a
gidildi
İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü başta olmak üzere ilgili kurum ve kuruluşların Tarım Araçlarının Güvenli Kullanımı Projesi’nin yurt geneline yaygınlaştırılması kapsamında sürdürdüğü çalışmaların son durağı Samsun’du. Projeyle, başta traktörler
olmak üzere trafiğe çıkan tüm tarım araçlarının şoförlerinin trafik kurallarıyla ilgili bilgilendirilmesi, güvenli sürüş tekniklerinin benimsetilmesi, tarımsal faaliyetlerin güvenli bir
şekilde yapılmasının sağlanması, sürücülerin araçlarını daha iyi tanıması ve böylece tarım araçlarının sebebiyet verdiği trafik kazalarının azaltılması amaçlanıyor. Traktörlerin
muayene oranlarının artırılması hedefi doğrultusunda gerek bizzat, gerekse iş ortakları kanalıyla faaliyetler düzenleyen TÜVTÜRK, 11 Eylül’de Samsun’da gerçekleşen bu dördüncü etkinliğe katılım gösterdi. TÜVTÜRK’ün Samsun’daki İş
Ortağı Özön A.Ş. tarafından temsil edildiği ve Bafra Asırlık Büyük
MEB Temel Eğitim Genel Müdürlüğü, Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme BakanPark’ta gerçekleşen etkinlikte, temsili bir traktör muayelığı ve TÜVTÜRK’ün işbirliğiyle hayata geçirilen Can Dostları Hareketi’nde çıta her genesi yapılarak traktör muayenesinin önemiyle ilgili
çen gün yükseliyor. Trafik güvenliği ve bireysel sorumluluk konusunda farkındalığı artırmayı
görsel materyaller dağıtıldı.
hedefleyen projede, ilkokulların dördüncü sınıf öğretmenlerine özel eğitim seminerleri verili-
CAN DOSTLARI
HAREKETI’NDE
ÇITA YÜKSELIYOR
yor. Seminerlere katılanlar, daha sonra kendi okullarındaki diğer dördüncü sınıf öğretmenlerine
eğitim programını aktarıyor. Proje dâhilinde öğrencilere ve velilere trafik güvenliği eğitimi verilirken servis sürücülerine yönelik iletişim çalışmaları yapılıyor. İlki 2010-2011 eğitim öğretim yılında gerçekleşen eğitimlerle bugüne kadar, Türkiye genelinde 385 ilköğretim okulunda 3 bin
700 öğretmene eğitim verildi. Öğretmenler aracılığıyla 115 bin öğrenciye, 230 binden fazla veliye ve 7 bin servis şoförüne ulaşıldı. 2014-2015 eğitim öğretim yılına ilişkin eğitim seminerinin
ilki, 2-4 Eylül’de düzenlendi. 11 ilden 95 öğretmenin katıldığı seminerde, trafikteki tehlike ve riskler, taşıt sahibi olmanın getirdiği sorumluluklar, kazalardan korunma, emniyet kemerinin önemi gibi konular ele alındı. TÜVTÜRK İletişim ve İş Geliştirme Direktörü Koray Özcan, Trafikte Sorumluluk
Hareketi hakkında bilgi paylaştıktan sonra, projenin TÜVTÜRK’ün toplumsal gelişime katkıda
bulunma hedefinin parçası olduğunu belirtti. Proje aracılığıyla bu eğitim öğretim yılında, 11 ilde 682 öğretmene,
21 bin öğrenciye, 42 bin veli ve
500 servis şoförüne ulaşılması planlanıyor.
60
İSTASYON
İzmir
Fuarı’nda trafik
eğitimi
TÜV SÜD İLETİŞİM YÖNETICILERI
İSTANBUL’DA AĞIRLANDI
TÜV SÜD Doğu ve Orta Avrupa Bölgesi iletişim yöneticileri toplantısı, 7-9 Eylül
tarihlerinde gerçekleşti. İstanbul’daki Point Hotel Barbaros’ta düzenlenen etkinliğe
TÜV SÜD Global Pazarlamadan Sorumlu Başkan Yardımcısı Liz Fendt başta
olmak üzere, bölge pazarlama yöneticileri katıldı. TÜVTÜRK İletişim
ve İş Geliştirme Direktörü Koray Özcan, toplantının son günü
TÜVTÜRK’ün iletişim faaliyetlerini ve Trafikte Sorumluluk
Hareketi’ni anlatan bir sunum yaptı. 10 Eylül’deyse
TÜVTÜRK Tuzla, Dudullu, Maslak Motosiklet
İstasyonlarının yanı sıra TÜVTÜRK Genel
Müdürlüğü ziyaret edildi.
Trafikte Sorumluluk Hareketi (TSH), bu kez de İzmir’deydi. TSH
kapsamında, 5-7 Eylül tarihlerinde İzmir Fuarı’nda, trafik güvenliği ve bireysel sorumluluklarla ilgili farkındalığı artırmayı amaçlayan saha etkinlikleri düzenlendi. İzmirliler, etkinliklerde emniyet kemeri takmanın önemini
simülatörler vasıtasıyla birebir yaşayarak öğrendiler. Simülatördeki 360 derece dönen araca, emniyet kemeri takarak ve takmadan binen katılımcılar,
5 kilometre gibi düşük bir hızda takla atan araçta emniyet kemerinin nasıl
hayat kurtardığını yaşayarak öğrendi. Alkol gözlüğüyle minyatür kaleye şut
çekmeye çalışan İzmirlilerse alkolün algılar, muhakeme ve hareket kabiliyeti üzerindeki etkisini idrak ettiler. Vatandaşlar, trafik güvenliği konulu bilgi
yarışmasına da büyük ilgi gösterdi. Bunun yanında, iki tekerlekli araçlarda kask takmanın önemine dikkat çeken bir yarışma düzenlendi. İzmirliler etkinlik alanında yer alan TÜVTÜRK Gezici Araç
Muayene İstasyonu’nda taşıt güvenliği ve araç muayeneleri hakkında merak ettiklerine yanıt bulabildiler. Üç gün süren etkinliğe, yaklaşık 12 bin kişi katıldı.
İstanbul’da
randevusuz araç
muayenesi yapılmayacak!
TÜVTÜRK, İstanbul’da sadece randevuyla hizmet veren istasyon sayısını artırdı. Uygulandığı istasyonlarda müşteriler tarafından memnuniyetle karşılanan randevu sistemi, 16 Haziran’dan itibaren Şile ve Kavaklı istasyonlarında da geçerli olmaya
başladı. Muayene taleplerinin hafta ve gün içerisine eşit şekilde dağılmasında etkin bir
rol oynayan randevu sistemi, araç sahiplerinin istasyonlarda daha az beklemesine, dolayısıyla zamandan tasarruf etmelerine aracılık ediyor. Şile ve Kavaklı’dakiler de dâhil edildikten sonra, TÜVTÜRK’ün İstanbul’da bulunan Çatalca, Dudullu, Esenyurt, Hadımköy,
Haraççı, Kavaklı, Mimarsinan, Orhanlı, Pendik, Samandıra, Silivri, Şile ve Tuzla araç muayene istasyonlarıyla Kızıltoprak ve Maslak’taki motosiklet muayene istasyonlarının tamamında, sadece randevuyla araç kabulü yapılacak. Bu istasyonlarda, periyodik araç muayenesinin yanında tadilat sonrası muayene, tespit ve muayene tekrarı hizmetleri de
artık sadece randevulu olarak alınabilecek.
Yalova
Emniyeti
bilgilendirildi
TÜVTÜRK, Yalova İl Emniyet Müdürlüğü ve Jandarma Komutanlığı personeline araç muayenesini konusunda bilgi veren
bir toplantı yaptı. 20 Ağustos’ta yapılan toplantıya, her iki birimin müdür yardımcılarıyla albay rütbesine sahip 120 kişi
katıldı. Toplantıda katılımcılara TÜVTÜRK adına Alper Demirel ve Raşit Bayraktar, TÜVTÜRK Yalova İş Ortağı Yalı AŞ adınaysa Faruk Seyman ile Vedat Çiçek bilgi aktardı.
İSTASYON
61
ENGLISH SUMMARY
She finds odds about humans
attractive
Tülin Özen, who came into our lives with the Golden Orange award she won 10 years ago for her role in
“Angel’s Fall”, chooses the hard path in cinema, theatre and TV. Interview by: BAHAR ÇUHADAR Photos: MURAT YILMAZ
Let the first question be about engineering:
Have you ever benefited from being an engineer
when you’re acting?
I have never thought anything like “I act more
easily because I studied engineering.” However,
knowing mathematics is something else… Since
math is bringing all kinds of problems on a logic
system and coming to conclusions with propositions, it helps when I am reading a scenario.
You get more practical while you read some
at Turkish State Theatres back in the day. Then
I was given an award for my role in “Meleğin
Düşüşü / Angel’s Fall” and then recognized as
an actress. In fact, I was already in an ongoing
process. I was acting as a supporting actress at
State Theatres. I was very young at the time of
Angel’s Fall, and I played that role because it
was suitable for my age. I started acting because
I was curious about being an actress when I was
a student at ITU. Otherwise, there was no such
You usually work with independent directors;
and you take part in TV series every now and
then. How did you overcome the difficulties of
this process? What kind of prejudices about the
cinema did you have before, for example?
I did not have any prejudices. I was rehearsing
62
İSTASYON
Are you more attracted to the areas in which
you can learn new things?
Yes, I find the odds about humans very attractive. When Erden Kıral offered me that role in
“Vicdan”, there was a weird situation in the film
such as a woman’s cooperation with “the other woman”, turning her back on her husband
whom she loved very much, and being curious
about the woman he was having an affair with.
That was really a surprise. I think it was something that was needed to be told about a woman. It is debatable that it was told a hundred per
cent well, though.
So the character you will play has to excite you?
Yes but it does not always go that way; it’s hard
to find that. I feel stuck about the job offers at
this point because a lot of people think they
know me better. But there is no such thing.
SHE WAS AWARDED WITH
GOLDEN ORANGE FOR HER
ROLE IN “ANGEL’S FALL”. SHE
WAS WIDELY EMBRACED FOR
THE MERYEMCE CHARACTER
SHE PLAYED IN THE TV SERIES
“BEYAZ GELINCIK.”
things. To know physics or mathematics colors
up your life. You know, acting is also moving
your body… Even when you shoot the most psychical scene, you see some things more clearly.
the offer to play in Angel’s Fall. I was jumping
around in happiness. You do what makes you
happy. Would you give up that happiness and
choose the other? I don’t think so.
thing like “I will be an actress; I will take part
in TV series.”
It seems that you went with the flow. However,
you have always chosen the hard path… How
did this motive take shape?
They were what I wanted to be a part of, anyway. It’s all intuitive. At the time of “Angel’s
Fall”, I was made an offer to play a lead role in a
TV series. I received both offers at the same time
and I remember my reaction when I was made
Can they put you into classifications? Cause it
seems like you can’t be stereotyped easily…
I think so, too. But people are so keen on stereotyping. I never say “He makes that kind of
motives or she plays such and such characters”
about a director or actor/actress friend. I know
from experiences that one may not want to do
only that kind of stuff. There are many classifications; I’m sure they put me into one in someway or other.
What kind of a classification, for example?
I played a woman who cried for two years in
my first TV series “Beyaz Gelincik”. So for example, there is a general opinion about me such
as “She cries very well.” I’m talking about simple
classifications but those classifications are simple anyway. For instance, what is “a woman’s
film?” It is said that “No woman’s film is made
in Turkey”. What is it; is it a film in which there
İSTASYON
63
ENGLISH SUMMARY
Gastronomy is their job
is a female protagonist or in which the woman
is strong? Is it a film in which women defeat
men? What is it? I really could not understand.
When will we say “This is a woman’s film?” We
watch many man’s films with horrible characters. There are many nasty male characters that
we admire. That, for example, happens to be “a
man’s film.” What is needed to be done when it’s
a woman’s film? In addition, that woman has to
be on the right side politically. There is no such
problem for a man; he can do all kinds of dirty
tricks. It becomes “a man’s film with a very good
acting.” Even that may not be the case when it
comes to women. It is so dangerous to separate
them like that… There are many classifications
like that, and I don’t like them. Let me watch
whatever I will watch, and let it leave whatever
impression on me.
As in the whole world, gastronomy and culinary arts are booming in Turkey. Talent itself is not enough in
the kitchen, just like in every other field of business. Written by: TÜMAY YAZICI
E
How do you get over the times that your popularity rises?
I haven’t done anything so far… I get my photos taken more often. When people say “Hello”
to me, I’m surprised thinking “Do I know this
person? Ah, ok, I’m an actress.” However, I have
never come across a situation that has kept me
from getting on a bus or metro. Of course there
are people experiencing that kind of things.
Maybe you would, after the movie “Pek Yakında”; it’s a movie for the masses after all…
Yes but ‘Beyaz Gelincik’ was also rated very
high. Of course, I don’t know if it will have a
different affect considering that it’s Cem’s (Yılmaz) film. But I would not gain such a big popularity anyway.
Hundreds of actors/actresses have passed by.
You have also worked with great people who are
very good at their job. What have you gained by
working with them?
For example, if you are making a film with
Erden Kıral, the only topic that is being talked
about during the filming is cinema. They tell
you about cinema. Those people remind you
the essence of the job you are doing. And they
do it from a new place. They have watched the
most recent films before you do; they want to do
something new. If you are excited after years, it’s
great… I also witnessed the point where Semih
Kaplanoğlu created his own cinema and said
“This is my language of cinema.” It’s such a
beautiful thing…
How do you solve the problem of making time
for the theatre, cinema and TV series? Generally, I let the others know about (unlike many
actors) the first job I say yes. You can just say “I
have a play; if it is not going to work then let’s
not do it.” When you do it from the beginning,
the others can be arranged accordingly.
part of; would you like to be a part of it?” I said
yes. After the script was written, I read it and
said yes again. I never felt like I was going to be
in a popular film.
“Pek Yakında” is a movie for the masses… You,
on the other hand, have worked for independent films so far. What kind of experiences did
you have in such a big set?
What Cem Yılmaz does after all is making a
film, making a good film and telling a story.
When we started talking about it, he only mentioned the story. We did not talk about how big
the film was going to be or how many audience
he was targeting etc. When I first went to see
him, he just told me about the story. He told
me how the woman was placed in the story, and
asked me whether I would like to play her or
not. He said “There is a story here and I want
to make a good film out of it; what I would like
to tell is something innocent that you can be a
Cem Yılmaz builds a sterile and nice set…
He builds a great set with people he gets along
with and people who do their job well. You
understand that he respects the effort one will
make for that job. He is lucky to have that money compared to many people but if it was all
about money, we would have a bad set. He just
builds a set with people whom he gets happy to
work with, who understand him, and who can
develop what he wants to do. It’s a place where
there is a good web of communication just like
a small set. I can’t be happy in a place where
workers are discriminated, and Cem doesn’t do
it. No matter how crowded the set was, I knew
everyone’s name; I chatted with everyone, and
worked with great people.
ating is a must in our lives; above all, it’s a physiological need. However, nowadays it is such a common pleasure throughout the world that people,
who are not specifically interested in it, are fed up with the
whole trend. Also, like every other means of popular pleasure, it’s an object of a giant sector. Really, both eating and
cooking had never been this popular. Few people can eat
their meal without sharing it on social media. Add to this
fact the cooking programs on TV. Local or international TV
channels are full of cooking shows.
Some people try to imitate them,
while some go after what they cook
on TV, and take photos of the food
when they’re eating. So, there is a
sector here that is no more a physiological need and delicious companion of life. Instead, we have a
sector here that will never die, as
the old saying goes. On the contrary, its popularity increases day
by day. The fact that big companies have recently been making
great investments in this sector is
a big sign.
Food&beverage sector or gastronomy and culinary arts if we put
it more academically, appears as an
attractive career for both the youth
and adults because of the job opportunities it offers. While there
used to be apprenticeship or chefs
that were graduated from vocational high school; now there are 4 or
2-year gastronomy departments
at many important universities in
Turkey, and there are certificate
programs that private academies
offer. Celebrating its 10th anniversary this year, Culinary Arts Academy of Istanbul (MSA) is one of the leading institutions in this
field. Providing professional culinary education for the sector,
this private institution offers a 12-month program, 8 months
of which is comprised of theory and practice; and 4 months of
which includes mandatory internship.
The new but powerful institution in the field is Doors Akademi. The professional programs at Doors Akademi are carried out four times a year. After the candidate applies to the
program, he/she is contacted by the school and registered ac-
cording to his/her area of interest upon a pre-interview. In addition, both institutions provide professional food/beverage
management education for those who want to open a café,
restaurant or a bar. Within this education program, students
learn all practices in food/beverage sector in detail while they
develop their management skills, and have knowledge about
all basic functions such as purchasing, sales, marketing, storing, production, service, menu information and preparing
beverage lists.
In this sector, practice is as important as theoretical knowledge
especially for those who want to
build a career in the kitchen, and
to become a chef. Therefore, these
schools make room for practice in
considerable amount. For example,
for the first time in Turkey, Doors
Akademi applies the DUAL education model which is mostly identified with Germany. The system is
made of 40 per cent courses and 60
per cent work place practice.
One of the best sides of these
academies is that they issue Turkish Ministry of National Education
approved certificates of achievement as well as internationally valid certificates to the students who
complete the courses and pass the
exams. Successful Doors Akademi
graduates deserve to receive Industrie und Handelskammer (IHK)
certificate, issued by German
Chamber of Industry and Commerce. MSA, on the other hand,
issues certificate of City & Guilds,
which was founded in 1878 by the
order of Queen Victoria of England.
What do the graduates do? In
fact, there are many job opportunities in this field; you can
work in the kitchen of restaurants, hotels, cafes or of patisseries and bakeries. Moreover, the academies also help successful graduates to be employed by a good business place.
However, the important thing in gastronomy, like in every
other sector, is that you prove yourself to your “master.” And
that is the hardest part of the job because neither being a
chef nor being restaurant manager is a sweet story as in romantic comedy movies.
İSTASYON
65
ENGLISH SUMMARY
TÜVTÜRK news
Show 2013 took their award German trip. İlyas Karabulut,
Esra Saykal and Erdoğan Yurttaş took a 4-day trip to
Munich with Operation Manager Namık Volkan Akdemir.
Having visited TÜV SÜD Head Office, Station and Crash
Test Center; the visitors joined a city tour, visited BMW
Museum, and attended various events.
HAVE A GOOD COURSE
MR. DRIVER!
n Within the scope of Traffic Responsibility Action (TRA),
which has been supported by TÜVTÜRK since 2010 in
coordination with the Ministry of Transportation, Maritime
Affairs and Communications (TMAC); the projects with
strategies aiming specific target groups continue. In
accordance with this strategy, a new special project for school
bus/shuttle drivers has been brought into action. Carried
out with the cooperation protocol signed among TMAC,
General Commandership of Gendarmerie, TÜVTÜRK
and Michelin; the project has been named “Have a Good
Course, Mr. Driver”. According to the project, the school
bus/shuttle drivers will be trained in traffic safety, first
aid, communication and related regulations. Various
communication activities will also be held for school
management, teachers, students and parental guardians. A
project development workshop was held on 27th and 28th
of August at Ankara Başkent Öğretmenevi to shape the
project’s preliminary work, and to build communication and
interaction between project associates and target groups. The
project associates, department chiefs of mobile education
in pilot cities, academicians, school shuttle firm owners and
drivers exchanged ideas about the topic.
THE WINNERS OF İSTANBUL
QUIZ SHOW DISCLOSED
n Held to increase the knowledge of and add quality to
the inspection services at Istanbul stations, Quiz Show
Finale was organized on the 23rd of August at Orhanlı
Station. 180 people attended, and Haraççı Station won the
competition. Aydın Yangöz, Osman Tatlısu, Gökhan Demir
and Selçuk Tevattepe that competed from Haraççı Station
were awarded a trip to Spain. Afterwards, the guests were
invited to the barbecue party and the entertainment went
on with DJ music. Aside from that, the winners of the Quiz
66
GEÇ
KALMAYIN
TÜVTÜRK CALIBRATION
LABORATORY OPENED
n TÜVTÜRK Calibration Laboratory, which will verify the
measurements of manometer, tape measure and tire tread
depth devices used at the stations, began offering service on
the 24th of June. Founded at Maslak Atatürk Sanayi Sitesi
in Istanbul, the lab does calibration of devices in accordance
with standards, and then sends them to related stations.
With the opening of the lab, TÜVTÜRK Calibration team
also began active duty and did calibration of 38 channels at
18 stations during June. In July, maintenance & calibration
of 15 channels at 4 stations were completed.
C
M
Y
CM
MY
CY
CMY
TÜV SÜD COMMUNICATION
EXECUTIVES HOSTED IN
İSTANBUL
K
n TUV SUD Central Eastern Europe communication executives meeting was held in 7-9 September. TÜV SÜD Vice
President of Marketing Liz Fendt and regional marketing executives attended the meeting that was held in Point Hotel
Barbaros. TÜVTÜRK Communication and Business Development Director Koray Özcan made a presentation on the last
day of the meeting about TÜVTÜRK’s communication activities and Traffic Responsibility Action. On 10th September,
TÜVTÜRK Tuzla, Dudullu, Maslak Motorcycle Stations and
TÜVTÜRK Head Office were visited.
*Motorlu Taşıt Vergisi
TÜVTÜRK Araç Muayene ‹stasyonları
İSTASYON
TÜVTÜRK, bir TÜV SÜD - DOĞUŞ - BRIDGEPOINT ortaklığıdır. www.tuvturk.com.tr
Yürürlüğe giren 6552 sayılı kanun düzenlemesiyle
muayene gecikme cezalarındaki büyük indirim traktörleri de
kapsıyor! Traktörünüzün gecikmiş muayenesini hemen
yaptırın, bu tarihi fırsatı kaçırmayın! Ayrıntılı bilgi için:
tuvturk.com.tr, TÜVTÜRK: 0850 222 88 88 ve
Vergi İletişim Merkezi: 444 0 189
GEÇ
KALMAYIN
TÜVTÜRK Araç Muayene ‹stasyonları
TÜVTÜRK, bir TÜV SÜD - DOĞUŞ - BRIDGEPOINT ortaklığıdır. www.tuvturk.com.tr
Download

Sayı 12 - TÜVTÜRK Araç Muayene İstasyonları