“AŞKIN KALPSİZ MANİFESTOSU” ADINI VERDİĞİM BİR YAZI YAZMIŞTIM YILLAR
ÖNCE. YİNE BİR SEVGİLİLER GÜNÜ ARİFESİYDİ ŞÜPHESİZ; ELİMİ ATTIĞIM HER
DERGİDEN, ÇEVİRDİĞİM HER KANALDAN YÜZÜME ÇARPAN KALPLERDEN ARINMA
ÇABASIYDI BİR NEVİ... ÇİFTLER İÇİN TASARLANMIŞ ELDİVENLERDEN, ANCAK
İKİ KİŞİ OTURUNCA DENGEYİ BULAN SANDALYELERDEN, SARILINCA UZAKTAKİ
SEVGİLİYE SMS GÖNDEREN TİŞÖRTLERDEN DEM VURARAK YAYINCILARIN
ÜZERİNDEKİ “AŞKI ANLATMA BASKISI”NI BAŞIMDAN SAVMIŞTIM AKLIMCA.
KİM BİLİR... ADET YERİNİ BULSUN DİYE, ÇİFT OLARAK TASARLAYAN
PROFESYONELLERİ ANLATMAMDAN, RAY VE CHARLES EAMES’İN HİKAYESİNE,
FERRIERI İLE CASTELLI’NİN İLİŞKİSİNE DEĞİNMEDEN ÖNCE MİYDİ, SONRA MI...
HER TÜRLÜSÜNÜ DENEMİŞTİM DE, AKLIMA GELMEMİŞTİ “HAYATTA
TASARLANAMAYAN ŞEYLER VAR” DİYEREK AŞKI ANLATMAK. BESBELLİ
HAYATTA TASARLAYAMADIKLARIMIZ ARASINDA İLK SIRAYI ÇEKEN AŞKIN
TADINA BAKMAMIŞ, SON SIRADAKİ ÖLÜMÜN ACISINA ÇARPMAMIŞTIM.
TASARLAYAMAMAKLA TANIŞMAMIŞ, İLHAMINI ALMAMIŞTIM. AŞKIN
TASARIMDAKİ YANSIMASINI KALBE İNDİRGEMEYE İSYAN ETMİŞ, 14 ŞUBAT
ÖNCESİ MANİFESTOMLA, KENDİMCE, SERİ ÜRETİM AŞKA BAŞ KALDIRMIŞTIM.
O YAZININ ÜSTÜNDEN YILLAR GEÇTİKTEN SONRA... BİR BAŞKA SEVGİLİLER GÜNÜ
ÖNCESİ... TASARLAYAMADIKLARIMLA BİR BİR TANIŞIP... HAYATI FARKLI KILANIN
ONLAR İÇİN, ONLARA İNAT VEYA ONLARA RAĞMEN YARATABİLDİKLERİMİZ
OLDUĞUNU ANLADIĞIM ŞU GÜNLERDE..TASARLANAMAYANLARIN HEPSİNİN TEK
BİR SEBEBİ OLDUĞUNU FARK EDİYORUM: BİR KALP.
BAZEN HEYECANDAN ÇOK ATAN, BAZENSE ATMAKTAN BIKAN...
ŞUBAT 2014
PAPERWORLD NE SÖYLEDİ ?
HEIMTEXTIL
SEVGİ DİLİ OLARAK TASARIM
ALLDESIGN BAŞLIYOR
IMM COLOGNE
POPÜLER ABSÜRT DENEYİMLER
İŞTE O YÜZDEN, GÖZLERİMİ KAPATIP MANİFESTOMA DÖNÜNCE...
KENDİME SADECE... AŞK OLSUN DİYORUM.
Umut Kart
[email protected]
KALE TASARIM MERKEZİ’NİN AYLIK TASARIM GAZETESİDİR, PARA İLE SATILMAZ.
KALEBODUR
HER AÇIDAN
BEKLENMEYENİ
YA R AT I R .
C-Extreme
Çimento, traverten ve
ahşap doku görünümünü
buluşturan fullbody porselen.
Kalebodur’dan.
kale.com.tr
facebook.com/kalebodur
ŞUBAT/2014
Gözde Severoğlu
[email protected]
İNSANA ODAKLANAN
HEIMTEXTIL
Ev tekstili ile ilgili ürünlerin en yenilerini bize sunan Heimtextil, Messe Frankfurt’un ev
sahipliğinde gerçekleşti. Fuarın en önemli özelliği, insana odaklı kurgusuydu.
Yeni yıla girer girmez fuarların da art
arda sıralanacağını biliriz. Döşemelik ve
perdelik kumaş, duvar ve tavan kaplaması,
duvar kağıdı, posterler ile ilgili en yenileri
görmek için Heimtextil, yılı kaçırmadan
keşfetmek ve kendi sektörümüze ders
çıkarmak için başlangıç noktası adeta.
Tekstil sektörü geçtiğimiz yıllarda ulusal
ve küresel krizlerden en çok etkilenen
sektörler arasında gelse de fuar ana
iskeletini korumayı sürdürüyor.
Trend sergileri, konferansları ve eğitimleri
programlanan fuarda, kullanıcıların
gözlemlenmesi için yenilikçi ve kavramsal
ev ortamları kurgulandı. Ek olarak trend
sergilerinden çıkan özetlerin yansımalarını
bulmak üzere ziyaretçiler ile şehre inildi.
Design Live alanında 180’in üstünde
uluslararası katılımcı ev için tekstil
önerilerini sergiledi. Sırada ne var
sorusuna yanıt bulacağınız türden bir
kurguydu. Fuar, Campus adı altında
gerçekleşen etkinlik içinde Avrupa ve
Brezilya’dan gelen genç tasarımcıların
Şehrin Doğası üst başlığındaki
çalışmalarına ev sahipliği yaptı. Bu sene,
fuarda firmaların en yeni ürünlerinin
sergilenmesinin yanında, düzenlenen bir
dizi etkinlik ile ziyaretçilere etkileşimli bir
4 gün yaşatıldı.
Fuarların vazgeçilmezi olan trend
sergilerine gelince karşımıza dört ana
başlık çıkıyor. İlki ‘‘Fikir Çatışması’’.
Bu trend, benzersizlik için teknolojinin
gücünden beslenmeyi öneriyor.
Gelişen teknolojilerin ve malzemelerin
yekpare ve kişiselleştirilmiş sonuç
ürünlere ulaşmamıza sunduğu imkanı
hatırlatıyor. Yago Hortal’ın KL 30 isimli
kanvas çalışması buna bir örnek. Vaka
Valo’nun Esbat Stitches No. 8 çalışması
ise bilgisayar algoritmaları ve benzer
teknolojilerin seri üretime sunduğu
çeşitlilik yaratmadaki kolaylığın bir
ifadesi.
ortaya çıkarılmasını hatırlatan ‘‘Zarafeti
Yüceltmek’’. Doğal malzemelerin
maneviyatı saf formlarındadır. Seri
üretime bir yanıt olarak hikayesi ve
kişiliği olan ürünlere odaklanacağımız
günler yakın. Kusurları ile kabul
ederek doğal detayları onurlandırmaya
odaklanılıyor. Fendi için Formafantasma
tarafından tasarlanan Craftica
malzemedeki kusurları saklamayı tercih
etmiyor, aksine gözler önüne seriyor.
Amba Molly’nin enerji tasarrufuna, üretim
süreçlerine ve ürünlerin uzun ömürlü
kullanımına gönderme yaptığı Atlas,
saflığın bir göstergesi.
‘‘Mühendislik Doğası’’, belirlenen
diğer bir trend. Sürdürülebilirlik için
doğal değerleri sentezlemenin şart
olduğunu söylüyor. Bilim ve doğanın
yakın ilişkide ilerlemesi yeni tekstil
tekniklerinin oluşturulacağını bizlere
hatırlatıyor. Carole Collet’in tasarladığı
Black Strawberry Lace bu ilişkiye bir
örnek teşkil ediyor. Biyoloji, yaratıcılık
için yeni bir başlangıç noktası olarak
kullanıldığında sürecin ilerleyişinde bir
kolaylaştırıcı olabilir. SNDCT ve Masha
Reva’nın tasarladığı Botanical Layers
doğadan alınan desteğin bir özeti.
Son trend ise ‘‘Zanaatı Gençleştirmek’’.
Doğruluğunu geliştirmek için gelenekleri
yeniden incelemek gerekiyor. Geleneksel
zanaat teknikleri, objelere yeni anlamlar
vermek üzere canlanıyor ve yenileniyor.
Geri dönüştürülmüş malzemeler
kullanarak tasarlayan tasarımcılar,
teknoloji ağırlıklı topluma rastlantısallığı
getiriyor. Örgü, dokuma, nakış gibi
geleneksel tekniklerin dilini kullanan
tasarımcılar yaşamlarından hikayeler
aktaracağa benziyor. Stephanie Wong’un
yeni koleksiyonu zanaatı gençleştiren
türden.
Üçüncü trend ise saflığın ve bütünlüğün
Heimtextil, yaşamın içindeki tekstili
keşfetmek üzere başladığı Kavramsal
Yaşam araştırma raporunda insanların
durumsal ihtiyaçlarının yanında
alışkanlıklarının ev yaşamını ve çevresini
tasarlamalarında etkili olacağını
vurguluyor. Bu rapor ile fuarın kumaşa ya
da son ürüne değil insana odaklandığını
görmek mümkün. Dört ana başlık en
genelinde yapılan araştırmanın özetini
sunuyor. Kişisel kolajların öneminin
artacağı bir döneme girdiğimiz Kavramsal
Yaşam, esneklik ve değişim arzusunun
yer aldığı Yeniden Yapılandırma, tak ve
çalıştır prensibindeki Basitlik ve diğer
insanların yaşam alanından ilham alan
Anlık Gizlilik. Raporda, bir malzeme,
renk ya da kumaşa odaklanarak ulaşılan
başlıklar değil, insanın merkezde olduğu
gözlemler ve samimiyet içeren sonuçlar
bulunuyor.
Türkiye’den firmaların çok özen
gösterdiği bir fuar olan Heimtextil,
ülkeleri ayrı ayrı salonlara yerleştirmeyi
denese de karmaşık düzen tercih
edilemeye devam ediyor. Pakistan, Çin
ve Hindistan’ın uzun yıllardır kendi
salonlarının olduğu ve bölgenin kendi
dinamiklerini, ipeğin fırsatlarını görmeniz
de mümkün. Perdelik ve döşemelik
kumaşların yerini yavaş yavaş duvar
kağıdına verdiği de söylenebilir.
Gözde Severoğlu
[email protected]
KRIZE MEYDAN OKUYAN
PAPERWORLD
25 - 28 Ocak tarihleri arasında düzenlenen kağıt, ofis gereçleri ile kırtasiye sektörünü
buluşturan Paperworld, duyulara odaklanıyor, dijital dünyaya uyum sağlıyor ve
adeta ekonomik krize meydan okuyor.
Gerçekleşen küçük ev aletleri, tekstil,
hediyelik eşya fuarlarında küresel ölçekte
yaşanan ekonomik krizlerin yansıması
küçülmelere yol açıyor, fuar katılımcı
sayısında azalmalara neden olabiliyor.
Konu Paperworld olduğunda ise bu
krize ek olarak djitalle uyumlanan hedef
kitlelerin artışı geliyor. Akıllı telefonlardaki
veya tabletlerdeki yeni ajandalarımız,
not defterlerimiz harflerini de kendi
bünyesinde barındırdığından kullanıcıyı
dijital ile yakınlaştırıyor. Dijital ile basılı
arasındaki dengenin keyfini süreceğimiz
şu günlerde dokunmatik ekranların
verdiği duygusal faydanın ya da “kopyala
yapıştır”ın kolaylığını yanında hissetmenin
başka olduğunu fuar aracılığıyla bir kez
daha görüyoruz.
Mürekkebin kokusu, kalemin tutuş formu,
defterin dokusu ile ilgilenenler için fuar
bu sene de dolu doluydu! Kar marjının
oldukça düşük olduğu kırtasiye sektörü,
ofis yaşamını kolaylaştıran ekipmanlar,
sunum için uygun cihazlar, ofise düzen
getirmeye odaklanan ürünler, kağıtlar, yazı
tabletleri, etiketler, zarflar, ajandalar ve
takvimler dışında bilgisayar ve yazıcılar ile
ilgili yenilikleri gördü. Fuar bünyesindeki
sergilere ek olarak ‘‘Go for it’’ kartpostal
yarışması ve yılın plastik ürünü ödülleri
düzenlendi.
2011’den bu yana düzenlenen Yılın Tasarım
Mükemmeliyet Belgesi Asya’ya verildi.
Bulundukları salonun tam ortasında
yer alan ve Alman Tasarım Konseyi’nin
küratörlüğünü üstlendiği sergide bölgeden
seçilen yenilikçi ürünleri ile Asya’daki
dinamikleri gözlemleme fırsatı yakaladı.
Genç ve inovasyona yatırım yapan girişimci
firmaların Alman Ekonomi ve Teknoloji
Bakanlığı tarafından desteklenerek
tanıtımının yapıldığı 6. Salon, yeni fikirlerle
doluydu. BUTT Papierkram baskıdan öte,
aksesuarları üç boyutlu hale dönüşen neon
kartları ve zarfları ile dikkat çekerken,
‘‘Kağıt Sizin İçin İyidir’’ diyen WednesdayPaper Works merak uyandırdı. Mozaiq Eco
Design ekolojik hassasiyetini gözler önüne
serdiği geri dönüştürülmüş kağıda bitkisel
bazlı mürekkepler uygulanan kartlarını ve
etiketlerini sergiledi.
Fuar içinde kitapçılara yönelik ürünlerin
yer aldığı Mr. Books ve kağıtların dünyasını
temsil eden Mrs. Paper, Paperworld’ün aile
üyeleri olarak görülebilir. Bu ikili, fuarı
özetler nitelikte bir seçki ile karşımızdaydı.
Kitapçılara odaklanan sergi, fuar içinden
seçilen yaratıcı ürünleri ve bunun
yanında kendi kendinize mağazanızda
yapabileceklerinizi aktardılar.
Her sene fuar içindeki ürünlerden seçim
yapılarak düzenlenen trend sergisi
ise yine bora.herke.palmisano’nun
küratörlüğündeydi. Duyulara odaklanan bu
sergi dizisinde 2014/2015 için belirlenen
üç tema ise “Kolej Saflığı”, “Nazik Mola”
ve “Muhteşem Zevk” oldu. Temaların
karakterlerine dikkatlice baktığınızda
özünde Sükunet, Sadelik, Farkındalık ve
Yansıma yer alıyor.
“Kolej Saflığı”, akıllı ve çağdaş ana trend
olarak görülebilir. Bu trend, gündelik hayatın
içinde anlamsız gibi görünen başlıkları
içerir. Yüksek ürün kalitesi beklenmez, işin
pratikliği önem taşır. Zarif bej, kahverengi,
gri ve siyah, etkileyici renklerle dikkatle bir
araya getirilir. Baskın klasikleşen gölgeler,
toprakla kesişen sarı, yoğunlaştırılmış
kırmızı ve kot mavisi renk etkisi yaratır ve
klasik bir görünüm kazandırır. Renklerin bir
arada kullanımına ek olarak, düz şeritler,
klasik formlar ve grafik tasarım ürünlere
lüksün şıklığını ve zarafet katar.
“Nazik Mola”da gösterişsiz doğal
malzemeler, basit formlar seçilerek
dinlenmenize fırsat verecek mekanlar
yaratılır. Gözlem yapan ve sükunetini
koruyan bu trend, dengeye odaklanır.
Renklerin etkileşimi, ışık ve gölgenin
yarattığı sakinleştirici his aynı anda yeni
enerji sunar. Vurguladığı ince pastel
tonlar üstüne lila, nane ve bir dizi rengin
karışmasını önerir. Doğal formlar, ışığı ve
gösterişsiz rengi şıklık ve iyi malzeme ile
kesiştirerek dokunulası yüzeyler yaratır.
“Muhteşem Zevk” bireysel ve dikkat çekici
devinim içinde dünyayı yeniden yorumlar.
Grafik, ironik ve füturistik elementlerin
yer aldığı akılcı bir kaleydeskop oluşturur.
Aynı zamanda, dünyayı ve onun milyon
çeşit karakterini çok da ciddiye almaz.
Dinamizm ve dışavurumu iyi bir mizah ile
eşleştirir. Optik sanat ve karikatürler bu
trendin beslendiği başlıklardır. Renkler,
taze ve canlılık içerir. Nane yeşili, gül,
kiraz kırmızısı, koyu lacivert ve açık mavi,
beyaz ile eşleşerek geniş bir renk yelpazesi
yaratır.
ŞUBAT/2014
Ömer Durmaz
[email protected]
AVUKATLAR İÇİN TASARIM
Tevfik Fikret Uçar, “Tasarım dünyayı değiştirebilir mi?” sorusuna yanıt arıyor. Uçar,
Avukat 4.0 projesi kapsamında dava dilekçelerini daha hızlı ve kolay anlaşılır hale
getirmek için Samsun Barosu Genç Avukatlarla İletişim Komisyonu ile çalışıyor.
Tüm dünyada iş hayatının aktörleri,
verimi yüksek ve sürdürülebilir bir
gelecek için olağanüstü bütçelerle
araştırmalar, eğitim çalışmaları
sürdürüyor. Bununla beraber,
demokrasinin, sosyal yaşamın, adil
yargılanmanın ve sonuçta küresel ve
yerel ekonominin temel aktörlerinden
avukatlık mesleği ise bu çalışmalara
doğrudan katılacak bir algı düzeyine
henüz ulaşabilmiş değil. Avukatlık
mesleği, tarihsel yapısı içinde gelişme
kaydedemeyen/inovatif çalışmalar
yapamayan belki de en temel meslek
grubu olarak algılanıyor. Samsun Barosu
Genç Avukatlarla İletişim Komisyonu ise
“AVUKAT 4.0 – Avukatlıkta Geleceğin
Uzmanı” projesiyle bu durumu
değiştirmek üzere!
Projenin tasarlayıcısı ve koordinatörü
Av. Burhan Uyan, Türkiye’nin adalet
sisteminde çığır açacak projeleri
hakkında şunları söylüyor: “Henüz
yedinci mesleki yılını doldurmamış ve
sayılarının tahminen 20.000 olduğu
düşünülen genç avukatların ortak
yönleri, Y-Nesli denen 1980 sonrası
doğumlu olmaları. Kendi nesillerine
has karakteristik özelliklere sahip genç
avukatlar ile deneyimli meslektaşları
arasındaki iletişim engellerinin ortadan
kaldırılması, avukatlık mesleğinin
geliştirilmesi konusunda Y-Neslinin
kendine has algı sistemleri üzerine
kurulu yeni tür çalışma sistemlerin
geliştirilmesi, başlı başına üzerinde
düşünülmesi gereken bir konu. Projemiz,
ülkemizdeki genç avukatların kendilerini
geliştirmeye, yenilemeye, dünyanın
geldiği durumu ve geleceği doğru
algılamaya olan ihtiyaçlarının ne kadar
yüksek olduğunu ortaya çıkardı. Halen
15 genç meslektaşımla birlikte iletişimi
geliştirme projesi üzerinde çalışıyoruz.”
Pazarlama, reklam ve politika
konularında nörolojik araştırmaların
yapıldığı, kişisel–kurumsal itibar ve algı
yönetiminin en temel iletişim stratejisi
olarak düzenlediği, iklim değişikliği
baskısında teknolojik inovasyonların
Projenin Anadolu Üniversitesi, Güzel
Sanatlar Fakültesi, Grafik Tasarım
Bölümü Başkanı Prof. Tevfik Fikret
Uçar’ın danışmanlığında sürdürülen
iletişim tasarımı aşaması, dilekçelerin
sayfa düzenlerinde görsel hiyerarşiyi
oluşturan öğelerin önem sırasına
göre nasıl vurgulanacağı, içeriğin
hızlı, kolay ve etkili bir şekilde nasıl
oluşturulabileceği, olay örgüsünün
grafik öğelerle ardışık olarak nasıl
aktarılabileceği üzerinde duruluyor.
Gerçek davalar üzerinden örnekler
oluşturup tutarlı bir sonuç için çalışılıyor.
Türkiye Barolar Birliği nezdinde heyecan
yaratan proje hedefine ulaştığında,
iletişim tasarımından yararlanarak adalet
sistemimizde nelerin değiştirilebileceğini
hep birlikte göreceğiz.
Dünyadan bir örnek:
“Avukatlar için
Tipografi”
gezegenimizdeki yaşamı şekillendirdiği
günümüzde, avukatlık mesleğinin bu
gelişmelerden uzak kalarak geleceğe
ilişkin umut vadetmesi zor görünmekte!
Bu nedenle, avukatlık mesleğinin
bugününde ve geleceğinde etkili olacak
– çok basamaklı – iletişimi geliştirme
projesinin önemli bir aşamasını
‘iletişim tasarımı’ oluşturuyor: Projenin
“Avukat: Kelime Kuyumcusu – Görsel
İletişim Tasarımı ile Dilekçe Tasarımı”
adlı fazının, özellikle genç avukatların
mesleki başarılarında kritik öneme
sahip olacağı vurgulanıyor. Uyan, bu
konuda şunları söylüyor: “Yaklaşık
78.000 avukatın mevcut olduğu ve
yılda 4.000 genç avukatın barolara
kaydolduğu günümüzde, ne yazık
ki hukuk fakültelerinde ve stajda,
dilekçenin nasıl yazılacağı konusunda
düzenli bir uygulama mevcut değil.
Oysa Türk hukuk sisteminde yazılı
savunma sistemi uygulanmakta ve
bu da avukatların hizmetlerinin
neredeyse % 90’ının bu temel yetkinliği,
sahada kişisel uygulamaları ile
edinmeye çalıştığı anlamına gelmekte.
Hakimlerimizin iş yükü dikkate
alındığında dilekçenin; taşıdığı bilgi,
kavram, duygu ve argümanları, hakime
iletme aracı olarak ne kadar az zamanı
olduğu ortada. Bir avukatın dilekçenin
fonksiyonlarını ve içeriğini en üstün
düzeyde uygulayabilmesi, dilekçenin
yazılmasında her türlü bilimsel sistemin
uygulanmasına bağlıdır. Bu nedenlerle
görsel iletişim tasarımının, dilekçenin
hazırlanmasında temel ve fakat şimdiye
dek hiç yararlanılmamış bir bilim
olduğunu düşünüyoruz.”
“Avukatlar için Tipografi”, popüler bir
web sitesi ve bir kitap projesi. Buradaki
ana amaç avukatlar için etkin tipografi
kullanımının yöntemini ve yararını anlatan
temel bir rehber, başvuru kaynağı olmak.
Eser, Harvard eğitimli tipograf Matthew
Butterick’in hukuki belgelerdeki, kafa
karıştırıcı, zaman kaybettiren, anlamayı ve
aktarmayı zorlaştıran sorunları ayıklama
ve yerlerine doğrularını önerme çabasıyla
başladı. Mükemmel bir yazı/sayfa düzeni
ve tipografi ile kazanılabilecekleri detaylı
bir şekilde anlatan kılavuz, zaman
içerisinde avukatlar için vazgeçilmez bir
mesleki kolaylaştırıcı olarak ilgi gördü.
Butterick eserinde, hızlı ve kolay araçlar
ile profesyonel sonuçlar elde etmek
için tipografinin etkili kullanımı üzerine
örnekler veriyor. Kitaptaki konular,
tipografi nedir, tipografinin yararı ve
önemi nedir, kurallar nereden geliyor,
özel klavye karakterleri, çizgi uzunlukları,
noktalama işaretlerinin usule uygun
kullanımları, doğru yazı tipi seçimi,
hiyerarşik başlıklar, PDF nasıl oluşturulur,
sayfa düzeni vb.’den oluşuyor. Kitapa
ayrıca özgeçmiş, araştırma notları,
kaynakça oluşturma ve alıntılama gibi
belgelerin belirli türleri üzerine dersler
içeriyor.
www.typographyforlawyers.com
MADDENIN HALLERI’NDEN
DISIPLINLERARASI BAKIŞ
Genç sanatçı ve tasarımcıları desteklemek amacıyla kurulan Armaggan Art&Design
Gallery, 50’den fazla sanatçıyı Maddenin Halleri 2 sergisinde bir araya getirdi.
tasarımının imalat aşamalarından biri
olan, 1 mm kalınlığındaki saç levhalardan
oluşturularak hazırlanan Evrim, kollektif
bir çalışma olarak karşımıza çıkıyor. Yüzey
üzerine yağlı boya ile çalışılan böcek deseni,
edebi ve mitolojik olarak eserin ismine de
göndermeler yapıyor.
Sergide kimler var?
Avedis Kendir – Betül Cankara
Didem Durukan – Çiğdem Buçak Telli
Emre Evrenos – Arda Yorgancılar
Evren Erol – Lara Karaso
Gülperin Sertdemir – Haluk Tatari
Zeynep Torun – Mutlu Torun
Nevin Cambaz – Nilgün Sabar
Neşe Çoğal – İpek Altunmaral
Jülide Arslan – Meltem Eti Proto – Aliye
Arslan
Collaborate 4
Nuray Özler – Desen Halıçınarlı
Sami Savatlı – Hüseyin Rüstemoğlu Ayşegül Erbek
Sıla Özgün – Gülfidan Özmen
Önder Özkan – Erim Bikkul
Efe Urgunlu – Tan Mavitan
Nazar Şigaher – Saba Barlas
Gamze Yalçın – Saliha Yılmaz
Yasha Butler – Derya Özparlak
Joelle Hançerli – Nevres Merve Kutlay
Hülya Sözer – Özlem Tuna
Osman Yaldır – Füsun Yaldır
Tablet Design – Meliha Babalık
Sinem Kaya - Hakan Erol
Naif Design – Sinem Yıldırım
Bireysel katılım:
Nergiz Yeşil
Serim Turaçlı
Aziz Tavil
Serkan Akyol
Gönül Nuhoğlu
Sibel Niksarlı
Tan Taşpolatoğlu
2012 yılında ilki düzenlenen ve büyük ilgi
gören Maddenin Halleri sergisinde bu yıl da
sanatçı ve tasarımcılar çalışmalarını “birlikte
çalışma üretme ve disiplinlerarası bakış”
başlıklarıyla hazırladı.
Sanatçı ve tasarımcıların üç aydan fazla
sürede oluşturduğu çalışmalar; deri, ahşap,
gümüş, mermer, bakır, kağıt ve tekstil
malzemeler kullanılarak oluşturuldu.
Açılışında, 800’ü aşkın yoğun davetli
katılımıyla ilgi gören sergide dikkat çeken
çalışmalar yer alıyor.
İngiliz Kraliçesi 2. Elizabeth’e yaptığı
çalışmalarla tanınan, Dünyaca ünlü mücevher
tasarımcısı Avedis Kendir’in Betül Cankara ile
yaptığı ‘’AYK’’ isimli bulunuyor. Ermenicede
güneşin doğuşu anlamına da gelen, dünyaya
barış, huzur, bereket ve farkındalık getirme
anlamını taşıyan AYK, işçilik ve işleme
detaylarıyla; 2 gram altın, 1.865 gram gümüş,
0,12 kırat pırlanta ve 468 kıratlık bereketin
simgesi olan aytaşı işlemesiyle ön plana
çıkıyor.
Genç sanatçı Arda Yorgancılar ve Emre
Evrenos’un birlikte oluşturdukları
‘’Evrim’’ isimli çalışma da serginin dikkat
çekenleri arasında. Flake isimli aydınlatma
Ressam Çiğdem Buçak Telli’nin, “Sevgili
Şeyler” isimli çalışması, kadınların
taşıdıkları sorumlulukları, hayatımızı içine
alan teknolojiyi ve vazgeçemediğimiz
hızlı tüketim alışkanlıklarıyla müdahele
edilen tüm erk ve öteki düşünceleri
anlatıyor. Ortak çalışmalar arasında, Didem
Durukan – Çiğdem Buçak Sevgili Şeyler
ile çalışmalarını sergilerken, Nuray Özler
ve Desen Halıçınarlı tuval bezi üzerine
baskı tekniği ile uyguladıkları “Mevsimsiz”
çalışması ile sergide yer alıyor.
Gördüklerimize karşı görmediklerimiz,
duyduklarımıza karşı duymadıklarımız
ve artan bilgi akışıyla sorguladıklarımızın
içerisinde, sadelik arayışımızın önemli
noktalarda sorgulamamızı sağlayan
çalışmalar da sergide bulunuyor.
Evren Erol’un “Meçhul” ve Lara Karaso’nun
“Hamak ve Konsollu masa” çalışmaları da
Maddenin Halleri 2 temasına bütünsellik
oluşturuyor. Ressam Neşe Çoğal “Dem,
inci ve mercan”, Aliye Arslan ise “İsimsiz”
çalışmalarıyla dikkat çekiyor.
ŞUBAT/2014
Onur Mengi
[email protected]
MOBİLYALARIN
IMM COLOGNE BULUŞMASI
IMM 2014 Cologne Uluslararası Mobilya Fuarı’nda, öğrenci projeleri ile İzmir
Ekonomi Üniversitesi, Güzel Sanatlar ve Tasarım Fakültesi, Endüstriyel Tasarım ve
İçmimarlık ve Çevre Tasarımı Bölümleri de yer aldı.
Her yıl sınırlı sayıda üniversite katılım
kontenjanı olan ve dünyaca ünlü tasarım
okulları ve profesyonel üreticilerin yeraldığı,
Avrupa’nın en büyük ikinci ve dünyanın en
önemli mobilya tasarım organizasyonlarından
biri olarak gösterilen Almanya Köln IMM
2014 Cologne Uluslararası Mobilya Fuarı, bu
sene 65.kez açıldı. 13 - 19 Ocak 2014 tarihleri
arasında düzenlenen fuarda yaklaşık 1000
sergi katılımcısı, 110 farklı ülkeden yaklaşık
toplam 120.000 ziyaretçi vardı.
tarafından, tek parça ve kendi başına ayakta
durabilen mobilyalar üzerinden çalışıldı.
İçmimarlık ve Çevre Tasarımı Bölümleri ne
yaptı? Tasarım süreçleri ve çıkan mobilyalar
ile bu soruya cevap verelim.
Anahtar kelimelerden Fonksiyon, mobilyanın
katlanabilirlik, çok amaçlılık, paketlenebilirlik
gibi kullanım ve teknik detaylarının çözümü;
Kullanıcı, mobilyanın kullanıcı davranış,
alışkanlık ve ihtiyaçlarının öğrenciler
tarafından gözlemlenerek keşfedilmesini ve
bunun tasarım sürecine dahil edilmesini;
Nesnenin doğası ise yemek kültürü, oyun,
eğlence yada kent yaşamı gibi aktivite
alanlarını ve temalarını, tasarımın çıkış noktası
ve fikir geliştirme süreçlerinin temellerinin
oluşturulabilmesi için yol gösterici olarak
verildi. Bu tema kapsamında üretilen 25 adet
öğrenci projenin, 17 tanesi fuarda sergilenmek
üzere seçildi. Bu projelerden öne çıkanlar
ise, az yer kaplayan şezlong, ofis içi çalışma
masası ve konsol oyunları için özel tasarlanmış
oturma birimiydi. Yaz aylarında kullanıma
uygun şezlong, kullanılmadığı zamanlarda
üzerinde yeralan 3 ara çubuğun çıkarılmasıyla
kış aylarında en az yer kaplayarak
saklanabilme özelliğine sahip. Ofis mekanları
için tasarlanan metal ayaklı, ahşap üzeri beyaz
lake çalışma masası ise, farklı ofis işleri için
özelleşmiş farklı çalışma yüzeyleri sunuyor.
Aynı zamanda, ofis ortamlarındaki separatör
ihtiyacı da bu masa üzerinden karşılanıyor.
Oyun konsollarında, insan vücudunun aldığı
farklı pozisyonların ihtiyaçlarını karşılayarak
konforlu bir oyun deneyimi sağlayan oturma
birimi de, kullanılmadığı zamanlarda ters
çevrilerek orta sehpa görevi görüyor.
Almanya Köln IMM 2014 Cologne Uluslararası
Mobilya Fuarı – [D³] Schools’ da, birçok
tasarım okulu arasından öne çıkıp, öğrenci
projeleri ile katılmak üzere Türkiye’den tek
davet edilen okul İzmir Ekonomi Üniversitesi
oldu. Endüstriyel Tasarım Bölümü ile İç
Mimarlık ve Çevre Tasarımı Bölümü’nün ortak
yürüttükleri Mobilya Tasarımı dersi öğrencileri
için bu sene “Anahtar Kelimeler F.U.N“ teması
seçildi. Bu tema dahilinde işlenen F(function/
fonksiyon), U(user/kullanıcı) ve N(nature
of object/nesnenin doğası), öğrenciler
Fonksiyon, kullanıcı ve nesne doğası
üzerinden kurgulanan, işlevsel bir mobilyanın
nasıl olması gerektiğini kendi tasarladıkları
ürünler üzerinden anlatmaya çalışan
öğrenciler, IMM 2014 Cologne Uluslararası
Mobilya Fuarı ve sağladığı atmosfer
sayesinde, farklı mobilya tasarımı anlayışlarını
deneyimleme, bunlardan ilham alma ve diğer
Avrupa üniversitelerindeki tasarım öğrencileri
ve en önemlisi uluslararası platformda
iş yapan birçok üretici ile tanışma fırsatı
yakalamış oldular.
1949 yılından bu yana, dünyaca ünlü şirket
yetkililerinin yeni ve yaratıcı düşünceleri
takip ettiği, mobilya sektörün hedeflerinin
belirlendiği ve, ticari ve sektörel firmalar ile
genç tasarımcıların biraraya geldiği fuarda bu
sene 11 adet ayrı bölüm/sergi bulunuyordu.
Pure 11 isimli sergi, premium segment adı
verilen yüksek kalitede üretilmiş, modern
mobilya tasarımları ve kavramları tek bir
mekanda topladı. Pure Editions’da, zamandan
kopuk, daha hayalci karakteri olan tasarımlara
yer verilirken; Pure Villages’da daha çok,
mimari bir düzen içerisinde kurgulanmış,
mobilya, aydınlatma, tekstil malzemeleri,
aksesuarlar ve banyo elemanları göze çarptı.
Ne mutlu ki sergi alanlarında, genç
tasarımcılar da unutulmadı. [D³] Schools’un
da dahil olduğu, Pure One isimli bölüm, hem
yetişen genç tasarımlara ilham vermek, hem
de mevcut tasarımcıları desteklemek üzerine
kurgulandı. [D³] Professionals, bağımsız
tasarımcıların, tasarım stüdyolarının ve genç
tasarımcıların tasarım fikirlerini sundukları,
en keyifli bölümlerden biri oldu. Global
Lifestyles ise, geniş bir yelpazede farklı
ürün tasarımlarının sergilendiği, özellikle
uluslararası olup, oturma odası ve yatak
odası mobilyaları üzerine özelleşmiş bir alan
olarak karşımıza çıktı. Comfort isimli bölüm,
konfora dair belirli özellikleri de olan koltuk,
divan, sofa gibi mobilyalar için ayrılırken;
Sleep, yatak ve baza sistemleri, bunların
tekstilleri ve kullanılan yeni teknolojiler
üzerine çalışanların, fikir ve tasarımlarını
sergiledikleri bir bölüm oldu. Smart sergisinde,
pratik ve daha dinamik çözümlerin sunulduğu,
demonte mobilya ve yatak odası mobilyaları
yeraldı. Prime isimli alanda, ev içerisindeki
herbir yaşam mekanında kullanılmak üzere
modern anlayışla üretilmiş, daha çok katı ve
sağlam (solid) ahşap mobilyalar sergilendi.
Bu bölümde ayrıca belirli dönemlere ait
olup, yeniden üretilen mobilyalara da
rastlamak mümkündü. Son bölüm olan Living
Interiors ise içmimarlık disiplini içerisinde
çalışılan farklı temaların, banyo, zemin,
duvar kaplamaları ve aydnlatma elemanları
üzerinden işlendiği bir sergi olarak karşımıza
çıktı. Peki bu kadar çeşitlilik arasında İzmir
Ekonomi Üniversitesi, Güzel Sanatlar ve
Tasarım Fakültesi, Endüstriyel Tasarım ve
F.Dilek Himam-Er
[email protected]
MÜSAİT BİR YERDE
İNECEK VAR MI?
Bir kentin gelişmişlik seviyesiniz belirleyen toplu taşıma araçları, günlük
hayatımızdaki konfor seviyemizi en dolaysız etkileyenler arasında... Peki onlar
hakkında ne kadar bilgi sahibiyiz dersiniz?
Raylı Sistemler
Trenlerin, ilk kez 1800’lü yıllarda,
İngiltere’de ortaya çıktığı biliniyor ama tam
olarak tasarımcısının kim olduğu belli değil.
1930’lu yıllardan sonra trenler rüştlerini
ispatlıyorlar ve bugün dünyanın birçok
yerinde önemli toplu taşıma araçları arasına
giriyorlar. Özellikle kalabalık, alt yapı ve
mekânsal sıkıntıları olan alanlarda tercih
edilen toplu taşıma araçları kullanılıyor.
Raylı sistemler, son yıllarda birçok tasarımcı
ve fütürist tarafından, geleceğin kamusal
taşıma aracı sistemleri olarak görülmekte.
Raylı sistemler, kentsel planlama ve alt yapı
konusunda gelişmiş ülkelerde bugün enerji
tasarrufu ve sürdürülebilirlik açısından son
derece önemli. Nostaljik tren sevenler için
tramvaylar da var elbette.
En havalı toplu taşıma
Klasik bir toplu taşıma aracı olarak
otobüslerin tasarlandığı dönem aslında
oldukça eski. 1824 yılında John Greenwood
ilk otobüsü tasarlayan isim olarak biliniyor;
omnibus ismiyle ortaya çıkan bu araçlar
bugün körüklü, körüksüz ve iki katlı
modelleriyle şehir içi ve şehirlerarası
ulaşımda vazgeçilmez araçlar arasında.
Otobüs tasarımlarında son dönemde
ekolojik hassasiyetler önem kazanırken
geleceğin otobüsleri tasarruflu enerji
kaynakları ile çalışacak diye konuşuluyor.
Bu anlamda tasarım tarihinin önemli
otobüsleri arasında ülkemizde 1960’lı
yıllarda kullanılan Otokar firmasına ait
“Havalı Apollo” ismi ile hatırlanan Magirus
otobüsleri; dünyada ise Londra’nın iki katlı
kırmızı renkli otobüsleri ile school bus
denilen otobüs modelleri geliyor.
Minibüsler, Dolmuşlar
ve Taksi dolmuşlar
Dolmuşların ve taksi dolmuşların toplu
taşımacılıkta belli bir güzergâhı olan, ancak
yolcu indirip bindirmek için herhangi bir
yerde durabilen bir ulaşım aracı olarak
ülkemizde de yaygın kullanımı var. Minibüs
biçimindeki bu araçlar, geçmişte tam
olarak dolmadan hareket etmedikleri için
“dolmuş” ismiyle anılmışlar ülkemizde.
Türkiye’de dolmuşçuluğun asıl gelişmesi
1945’ten sonra olmuş ve hızlı nüfus artışı
ile toplu taşıma araçlarının yetersiz kaldığı
noktalarda dolmuş ve taksi dolmuşlar daha
ekonomik olduğundan hızla popülerleşmeye
başlamış. Bir süre illegal biçimde trafikte
yer alan bu araçlar 1954 yılında resmi tarife
alma hakkı kazanmış. Birçok ülkede bu
tür ulaşım araçlarına muadillerinin olduğu
biliniyor.
Konfor İsteyenler
İçin Taksiler
Almanya’da kargo taşımacılığı yapan Thurn
and Taxis şirketinin bir süre sonra insanları
da taşımaya başlamasıyla ticari anlamda
“taxi” denilen araçlar da ortaya çıkmaya
başlıyor. Genellikle siyah ve ikonik sarı
renkleri ile görmeye alıştığımı bu araçlar
dünyanın pek çok ülkesinde farklı tasarım
özelliklerine sahipler. Özellikle Latin
ülkelerinde yeşil/beyaz renkli Volkswagen
taksiler kullanılıyor. Londra taksisi olarak
bilinen modellerdeki taksiler de ikonik
taksiler arasında. Taksiler konusunda en
kreatif ülke ise Hindistan olarak görülüyor.
New York gibi dev metropollerde ise
taksiler bir ulaşım aracı olma deneyiminin
ötesine geçmiş. Geleceğin taksileri çok daha
konforlu ve farklı olanaklara sahip olmak
üzere tasarımcılar tarafından kurgulanıyor.
Kötü kokuları emici, taksi içinde bir şeyler
okumak için uçaklarda görmeye alıştığımız
aydınlatma sistemleri, yeni emniyet
kemerleri, akıllı telefon çözümleri ve USB
kullanımı gibi özellikler yeni inovasyonlar
arasında.
Kent Kültürünün
Kahramanları
Bisiklet bir toplu taşıma aracı olarak
ŞUBAT/2014
düşünülemese de son zamanlarda yeni
kentsel dönüşüm süreci içerisinde toplu
taşıma araçlarına entegre kullanımları ile
gündeme geliyor. Özellikle de birçok kentte
yaşam kültürünün önemli bir parçası iken
ülkemizde de popüler olmaya başlayan
bir araç oldu. Geleceğin toplu taşıma
kültürü içinde bisikletli ulaşımın önemi
vurgulanmakta. Bu bağlamda yolların ve
ulaşım ağlarının ve genel olarak kentlerin
bisiklet ağlarına göre planlanması için
savaş veriliyor. Bisikletin ilk olarak kim
tarafında tasarlandığı konusunda tam
bir mutabakat sağlanmamış olsa da
bisiklette seri üretim çabaları 19. Yüzyılla
birlikte artmış. Tekerlek çaplarına göre
farklı işlevlere sahip milyonlarca bisiklet
tasarımı var. Geleceğin bisikletleri
ise aerodinamik özellikleri daha da
genişletilerek, farklı kask tasarımları ve
aksesuarları ile hayranlık bıraktıracak.
Yeraltının Sahipleri
Endüstrileşme ile beraber hızlı taşımacılık
için kullanılan bir diğer raylı sistem olarak
metrolar, yaşamımızın önemli ve pratik bir
parçası haline geldi. Tek farkı yeraltından
gitmesi. Yer altı ve yer üstünde hareket
eden versiyonları olsa da onlar yerin
altının sahipleri. Dünyanın en önemli, en
eski ve ikonik metroları ise Londra, Paris,
New York ve tabi ki de Moskova metrosu.
1800’lerde kullanılmaya başlanan Londra
metrosunun en önemli özelliği dünyada
elektrikli trenin kullanıldığı ilk hat olması.
Tasarımcılar geleceğin metro sistemleri
için kentle daha barışçıl ve bağlantılı açık
alanlar sağlanabilecek çözümler üzerine
çalışıyorlar. Açık hava tiyatrolarından ilham
alınarak yapılan yeni metro tasarımlarında
daha çok yeşil alan ve fonksiyonellik söz
konusu olacak.
At Arabasından Faytonlara
Tekerlekli ve atlı binek arabası olarak
bilinen faytonlar, dünyanın çeşitli
yerlerinde kullanılmış. Her ne kadar
motorlu taşıtların ortaya çıkması
atlı arabaları gözden düşürse de
bugün bir nostaljik turizm amacı ile
hala kullanılmakta. Kırsal alanda ise
popülerliğini hala koruyor. Oturma yerleri
açık veya kapalı olarak düşünülebilirken
motorlu taşıt kullanımının yasak olduğu
alanlarda sıklıkla tercih edilen bir toplu
taşıma aracı haline dönüştü faytonlar.
Avrupa ulaşım araçları tarihinde ise daha
aristokrat bir konumu olmuş faytonların.
Deniz Yolculuğunu
Sevenlere...
İnsanoğlunun su üstündeki ulaşım ihtiyacı
en yaygın olarak vapur ve gemi gibi
araçlarla sağlanmakta. Özellikle deniz
taşımacılığının bolca kullanıldığı kentlerde
feribotlarla, vapurlarla ulaşım sağlanıyor.
Deniz üzerinde gerçekleştirilen ulaşımın en
önemli avantajı ise günümüzün sıkışık trafik
koşullarında görülüyor. Taşıt araçlarının
taşınmasında kullanılan vapurlar içinde
feribotlar veya bir başka isimle arabalı
vapurlar da deniz kenarındaki kentler için
önemli bir toplu taşıma aracı aslında. Bu
anlamda ülkemizde de şehir içi ve şehirler
arası trafikte arabalı vapurlar, hızlı
feribotlar, deniz otobüsleri çokça tercih
ediliyor.
Motorlu Balonlardan
Uçaklara
İnsanoğluna uçabilme deneyimini yaşatan
büyük tasarım harikalarından birisi de
uçaklar. Uçaktan önce kullanılabilen ilk hava
taşıtı ise, 1700’lerde tasarlanan sıcak hava
hidrojen balonu olmuş. Başarısız birkaç
denemeden sonra ilk başarılı zeplin 1852
yılında Fransız Henri Giffard tarafından
üretilmiş. Dönemin uçak harikası olarak
görülen zeplinler, güven kaybedince, masraflı
ve yavaş bulununca Wright kardeşler’in
tasarım dünyasına hediyesi olarak ilk
motorlu uçak kullanılmaya başlanıyor.
Zor bir sektör olan uçak tasarımında bu
güne kadar son derece önemli aşamalar
kaydediliyor; Airbus ve Boeing gibi önemli
uçak firmaları uzay mühendisleri ile işbirliği
içinde. Uçak tasarımı alanındaki yenilikler
arasında daha sessiz ve yakıt tasarrufu
sağlayan, form açısından daha farklı yapılar
kullanılmaya başlanacak.
Bahar Turkay
[email protected]
NE KADAR KAMUSAL?
“Kamu” olarak içine girdiğimiz tartışmaların düşünsel ve söylemsel boyutu tüm
sıcaklığıyla sürerken, “özel mülkiyete ait / özel kullanıma tahsis edilmiş kamusal
alanlar” başka bir boyut olarak incelemeye değer.
orta avlusunda ve ara katında 650 m2’lik
alana yayılan SALT Araştırma, sanat,
mimarlık, tasarım, şehircilik, sosyal ve
ekonomik tarih odaklı kapsamlı bir yayın
koleksiyonu içeren kütüphane ile fiziki
ve dijital dokümanları içeren arşivden
oluşuyor. Herkese açık, ücretsiz hizmet
veren ve açıldığı Kasım 2011’den beri
yaklaşık 50.000 kullanıcı tarafından
ziyaret edilen SALT Araştırma, konumu
ve sunduğu içerik ile SALT’ın araştırmayı,
öğrenmeyi ve tartışmayı özendiren
anlayışını yansıtıyor.
Orijinal tanımı “privately owned public
spaces, POPS” olan bu mekanların kent
yaşamına katılımı, 1961’de New York’ta
kent yönetiminin yatırımcılara belli bir
alanın kamunun kullanımına ayrılması
karşılığında çeşitli imar imtiyazları
tanımasıyla gerçekleşiyor. Simdiyse
kentte aralarında banka, holding, firma
binalarının olduğu yaklaşık 525 adet POPS
mevcut.
Kamuoyunun ilgisini Zuccotti Parkı’ndaki
Occupy Wall Street hareketiyle çeken
özel kullanıma tahsis edilmiş kamusal
mekanların başlıca özelliği, kişiye, kuruma
veya özel kullanıma verilmiş olmakla
birlikte kamuya ücretsiz açık olması
ve serbest erişilebilirliği. Müzelerin,
galerilerin bazı kullanım alanları,
AVM’lerin meydanları, avluları ve özel
bahçeler bu kapsamda değerlendirilebilir.
Bazıları kendiliğinden oluşmakla birlikte,
teşviklerle, kentin ihtiyacını karşılamak
üzerine girişilen çabalarla oluşanlar
var. Örnek olarak; Parisliler’in ufak bir
kent meydanı olarak kullandığı Centre
Pompidou’nun girişindeki açık hava alan
ve AirBnb’nin, Garcia Tamjidi mimarlık
tarafından tasarlanan San Francisco’daki
merkezinin kamuya açık kütüphanesi
verilebilir.
Mimar Korhan Gümüş, bu alanları
“kamusal alan izlenimi kazandırılmış
mekan” olarak tanımlıyor. Gümüş’e
göre, örneğin AVM’lerde ticaretle
kültürel işlevlerin birbirini desteklemesi
amaçlanırken, sonuçta piyasa
mekanizmasından bağımsız olunamıyor.
Gümüş, Lütfi Kırdar, İstanbul Kongre
Merkezi gibi mekanları mülkiyeti kamuya
ait olduğu halde özel olan işletmeler
kategorisine alıyor ve buralarda kamu
hizmeti yönetimin ne kadar kamusal
nitelik taşıdığına bağlı oluyor. Buralarda
daha etkin kamusallaşmasıysa,
mekanın tasarımından önce programını
tanımlayacak bir yönetim planının
hazırlanması, buna göre tasarım sürecinin
gerçekleşmesiyle olabilir. “Harbiye Kongre
Vadisi Projesi” kapsamında düzenlenen
alan için inşaatın başladığı 2008’de
kamuya açık sanatsal etkinliklerin
düzenlenebileceği bir dolaşım alanı
olacak “yeni bir meydan tasarlandığı”
duyurulmuştu. Pratikteyse oradaki
etkinliklerin katılımcılarına ait fuaye alanı
niteliğinde kaldı.
Ada, bu mekanlarda “onlar-biz” ayrımının
hissedilebildiği, mekan kamusal kullanıma
açık olsa dahi, “bize uygun değil”
algısıyla mekana mesafeli yaklaşılabildiği
görüşünde. Bu mekanların çoğunda
güvenlik kontrolünün olmasının gerçek
anlamda kamusallık bağlamında bu algıda
rolü büyük. İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin
Santral kampüsü, ne araç ne yaya
girişlerinde güvenlik kontrolü ve ziyaret
sebebi sorgulaması olmaksınız kampüsün
yeşil alanları başta olmak üzere pek çok
alanın dışarıdan gelenlere açık olmasıyla
olumlu örnekler arasında yer alıyor.
Kampüs bahar-yaz aylarında aileler ve
bölgede ikamet edenlerce kullanılıyor.
Konuyla ilgili, akademisyen Serhan
Ada’nın altını çizdiği meselelerden
birisi, ait oldukları mülkün kullanıcıları
ve dışarıdan gelenler arasındaki ayrım.
Kamuyu farklı kültürel ortamlarla
buluşturan önemli bir mekan örneği
de SALT Araştırma. Şanal Mimarlık
Planlama’nın tasarladığı, Galata binasının
Ümraniye’deki, FOA Foreign Office
Architects’in tasarladığı, 2007’de açılan
Meydan Alışveriş Merkezi ise geniş
kapsamlı bir örnek. Fikir aşamasından
itibaren sadece ticari alan değil, gerçek
anlamda kamusal olarak kullanılabilecek
davetkarlıkta bir “kent meydanı” olması
önemsenmiş. Bu anlayışla tasarlanan alan,
ticari bölümlerin haricinde de pek çok kişi
tarafından kullanılan bir meydan. Mekan,
3 büyük yaya aksının birleştiği noktada
olmasıyla da yaya akışını başarılı şekilde
sağlıyor.
Bu kapsamda önemli butik bir örnek
ise, mimarisi REX Mimarlık’a ait Vakko
Moda Merkezi’ndeki Vitali Hakko Kreatif
Endüstriler Kütüphanesi’yse moda,
mimari, resim, heykel, sinema gibi pek çok
disiplini kapsayan özel bir koleksiyona
sahip ve tüm kullanıcılara, haftaiçi
10.00-17.30 saatleri arasında -randevu
sistemi ile- açık. Açıldığı Mart 2012’den
bu yana 700’ün üzerinde kullanıcı ve
çok sayıda öğrenci grubuna hizmet veren
mekanın kullanıcıları arasında sanatçılar,
akademisyenler, öğrenciler ve sanata
meraklı olan herkes var.
ŞUBAT/2014
Onur Mengi
[email protected]
POPÜLER ABSÜRT DENEYİMLER
Piyasa koşullarında sunulan servis ve hizmet tasarımlarının sayısı arttıkça, içeriği
de çeşitleniyor ve maalesef tuhaflaşıyor. Yoksulluğun deneyimlenmesi için
tasarlanmış hizmet ve mekanları “sıradan” olarak nitelemek zor.
Kim derdi yoksul mahallelerde tatil
yapmaya gideceğiz; zulüm gören
işçiler hangi koşullar altında nasıl
çalışıyorlarmış, deneyerek göreceğiz
ya da açlık çeken toplumlar da neler
yeniyormuş tadacağız diye... Deneyim
sunan farklı servisler, iyisiyle kötüsüyle
tartışılabilir olurken, şimdiye kadar
hiç bu kadar uçlara taşınmamışlardı.
Özellikle farklı toplumların yaşadıkları
mekansal, ekonomik, sosyal ve çevresel
zorlukların, tarihlerindeki hiç hatırlamak
dahi istemeyecekleri bazı dönemlerinin,
bazen kendi coğrafyalarında bazen de
sahte ve kurgulamış başka coğrafyalarda
böylesine bir pazarlama ürünü olarak
kullanılması, son dönemde ortaya çıkan
tatil ve gezi programlarının sundukları
hizmetlerin aslında ne kadar “kötü
deneyim”ler olduklarının en büyük kanıtı.
Son günlerde en çok tartışılan konu da
yoksulluğun deneyimlendiği servisler
ve mekan tasarımları. Bu kapsamda ilk
karşımıza çıkan Emoya Luxury Hotel
and Spa tarafından Güney Afrika,
Bloemfontein’de işletilen Shanty Town.
Global ölçekte bir çok yerleşmede
örnekleri bulunan gerçek Shanty Town’lar
bir kentin eteklerine kurulmuş gecekondu
mahallelerine verilen genel bir isim
aslında. Bizim söz konusu Shanty Town
ise, turistlere lüks bir Güney Afrika
gecekondu deneyimini, kirlenmeden,
internetten kopmadan, sudan fedakarlık
etmeden ve üstelik yerden ısıtarak sunan
bir tanesi. 4 kişilik barakalardan oluşan
köy ölçeğindeki bu mekanda, dışarıda
tuvalet, sıcak su, gaz yağı ile çalışan
kandiller, pilli radyolar ve barbekü
imkanları da mevcut.
Kritik bir açıdan bakıldığında burada,
ayrımcılık, eşitsizlik, kutuplaşma ve
yoksulluk kavramlarını “cazip”, ki
biz ona absürt diyoruz, bir deneyime
çeviren bir mekan ve sistemler bütünü
karşımıza çıkıyor. Tüm bunların cevabını
ise, bu işletmenin sahibi Buks Westraad
şöyle veriyor; “Kent içi otobüs turları
ile bu yaşantıyı seyredip anlamaya
çalışanlar, bu deneyimden fazlasını
talep ediyorlar. Turistler, gerçek bir
gecekondu içerisinde vakit geçirip, birkaç
gün o rutini deneyimlemek istiyorlar.
Bizim yapmaya çalıştığımız şey ise,
olumsuz bir durumu olumlu bir servise
çevirmek”. Hatta bunu Güney Afrika
becerisine ve marifetine bile bağlıyor.
Shanty Town tabiki türünün tek örneği
değil. Endonezya’nın başkenti Cakart’da
kurulmuş olan Banana Republic isimli
turistik köyde ise yoksulluğu, tuvalet,
aydınlatma gibi temel ihtiyaçlarınız
karşılanmadan, yalnızca bir yatak
üzerinde, bunlar da yetmezmiş gibi nehir
taşkınları sonucu oluşan su baskınları ile
birkaç gün yaşamaya çalışıyorsunuz. Rio
de Janeiro’nun en büyük gecekondu alanı
olan Rocinha’da da benzer koşullarda,
fakat bu sefer Brezilya bağlamındaki
yoksulluğu deneyimlemek mümkün.
Listemizde yeralan, Meksika’daki
Parque EcoAlberto isimli parkta ise,
hem iki ülke arasındaki yasal sınırda
sıkışıp kalmış göçmenler gibi yaşama,
hem de yasal olmayan yollardan sınır
geçme gibi farklı heyecanlar var. Parque
EcoAlberto’da çalışan figüranlar, sınır
polisi yada sınırda çaresizce iş ve yiyecek
arayan göçmenler olarak karşımıza farklı
rollerde çıkıyorlar. Kurgu diz boyu. İsveç,
Göteborg’da ise şaşırtıcı bir biçimde
3000 evsizin kent mekanında varolmaya
çalıştığı söyleniyor. Bunu gören Faktum
Hotels işletmesi, 15 dolar karşılığında,
şehrin göbeğindeki park ve köprülerde,
kimi zaman ünlü kafelerin hemen yanında
yeralan evsizlerin favori mekanlarında,
15 dolalık bir rezervasyon ile bir gecelik
konaklama imkanı sağlıyor. Benzer bir
deneyim Amsterdam’da da yaşanabiliyor.
Mokum olarak adlandırılan ve kent
bütününde ücretsiz olarak sunulan
bu hizmette, gerçek bir evsiz kimse
ile turistik noktalarda dilenebiliyor,
restoranların arka kapılarından yiyecek
toplayabiliyorsunuz.
Bu saydığımız deneyimlerin bir çoğu,
farkındalık yaratmak, belirli toplumsal
arızalara dikkat çekmek gibi çok naif
çıkış amaçları olsa da mevcut kapitalist
sistemde birer pazarlama mekanizmasına
dönüşmeleri, dönüşürken de takındıkları
indirgemeci tavır ile ne yazık ki absürt
birer deneyim tasarımı, yada ne
yapacağını şaşırmış olanlar için birer
popüler cazibe mekanı olmaktan öteye
gidemiyorlar.
ŞUBAT/2014
Yasemin Şener
[email protected]
ALLDESIGN’DA BUNLARI KAÇIRMAYIN!
21-22 Şubat’ta gerçekleşecek Alldesign Uluslararası Tasarım Konferansları ve Yaratıcı Endüstriler Fuarı,
tasarım dünyasını üçüncü kez bir araya getiriyor. İşte, dünyaca ünlü yabancı ve Türk tasarımcıları İstanbul’da
buluşturacak Alldesign’da kaçırılmaması gereken konferans, etkinlik ve yenilikler…
Karim Rashid
Efsanesi Alldesign’da…
3000 üzerinde tasarımı, 300 üzerinde
ödülü ve 40’tan fazla ülkede yaptığı
çalışmalarla tasarım dünyasının efsanesi
olarak tanınan, yüzyılın en üretken
ve yaratıcı tasarımcısı Karim Rashid
Alldesign için İstanbul’a geliyor. En çok
amorf ve plastik ürün tasarımları ile
tanınan Karim Rashid son zamanlarda
artan çarpıcı iç mekan tasarımlarıyla
da ilgi topluyor. Rashid, “Her obje
tamamen geri dönüşümlü olmalı böylece
çöp birikmez. Nesiller objeleri orijinal
formları ile iletmek zorunda kalmazlardı.
Böylece antik çağlar düşüncesi oluşmazdı.
Antikaları hiç sevmiyorum”, sözleriyle
tanımladığı tasarım anlayışını Türk
tasarım tutkunlarıyla paylaşacak. BMW’den Elektrikle
Çalışan i3 Serisi…
Alldesign ana sponsoru BMW’nin
inovasyon ve tasarımı buluşturan
elektrikli modeli i3, Alldesign’da
ziyaretçilerle buluşacak. Sıfır emisyon ve
hiç bir elektrikli aracın boy ölçüşemediği
bir güce sahip olan BMW i3 modeli,
tasarım olarak BMW markasının
karakteristik stil özelliklerini taşıyan
çizgilere sahip, aynı zamanda cesur
geometrik hatlarıyla da kendini belli
ediyor. BMW i3, sadece elektrik gücü
üretmek için kullanılan menzil uzatıcı ile
donatılmış dünyanın ilk elektrikle çalışan
otomobili olmasıyla da farklılığını ortaya
koyuyor.
Derin Design’dan Yeni
2014 Koleksiyonu
Derin Design’ın merakla beklenen yeni
2014 koleksiyonundan ilk örnekler
Alldesign fuar alanında olacak.
Fonksiyonellik, modernizm ve sadeliğin
ön planda olduğu Derin Design 2014
koleksiyonunda Aziz Sarıyer, Arif Özden
ve Derin Sarıyer’in yanı sıra Arni Aromaa
ve Sauli Suomela tarafından kurulan,
dünyanın önemli tasarım ofislerinden
Finlandiyalı Pentagon Design’ın mobilya
tasarımları da yer alıyor. Alldesign’da
lansmanı yapılacak ürünlerden biri
kapalıyken tam bir silindir biçimindeyken,
gizli tablası açıldığında canlı renkleriyle
kendini belli eden kademeli bir sehpaya
dönüşen Pentagon Design tasarımı “
Revolve”.
Bankı, San Francisco Modern Sanatlar
Müzesi, Samsung Sanat Müzesi ve
Bechtler Modern Sanatlar Müzesi başta
olmak üzere dünya mimarlık literatürüne
geçmiş pek çok yapının mimarı. Botta’nın
Alldesign 2014’teki konferansının
izleyicilerden büyük ilgi görmesi
bekleniyor.
Bir Mimarlık Gurusu:
Mario Botta
Lidewij Edelkoort’tan
Trend Kehanetleri…
Postmodern mimarinin İsviçreli
duayeni mimar Mario Botta Alldesign
konusmacıları arasında yer alacak. Milan
Liceo Artistico ve Venedik IUAV’de
eğitim gören, Le Corbusier, Carlo Scarpa
ve Louis Kahn’dan etkilenen ve 1970
yılında Lugano’da kendi stüdyosunu
açan Mario Botta, Yunanistan Ulusal
TIME dergisi tarafından dünyada moda
alanında en etkili 25 kişiden biri olarak
gösterilen, Gucci, Coca Cola, Siemens,
Estee Lauder gibi dünya devi markalara
trend danışmanlığı veren Lidewij Edelkoort
Alldesign’da konferans verecek isimlerden
biri. TIME dergisi tarafından dünyada
moda alanında en etkin 25 kişi arasında
gösterilen, uluslar arası pek çok ödülün
sahibi Lidewij Edelkoort’un alldesign’da
‘Gelecek için B Planı’ adını veridiği
konuşmasında ele alacağı trendlerden
biri “Fırtına öncesi sessizlik”, diğeri
ise “Mükemmel bir dünya” başlıklarını
taşıyacak.
tasarımın kurumsal stratejiye uygun olarak
kullanılması durumunda uluslararası
pazarlarda belirgin bir değer artışına
ve başarı kazanmasında yardımcı
olacağı görüşünü savunuyor. Peter Zec,
tecrübelerini Alldesign izleyicisiyle
paylaşacak.
Red Dot’ın
Fikir Babası Geliyor…
BMS’den “Mirra 2”
Lansmanı…
Dünyanın en saygın ve en önemli tasarım
ödülleri olan Red Dot’un fikir babası,
kurucusu ve Başkanı Prof.Dr. Peter Zec, Alldesign için İstanbul’a geliyor! 25 yılı
aşkın süredir çeşitli ülkelerde sayısız
firmaya tasarım danışmanlığı yapan ve
40’ın üzerinde ülkede tasarım üzerine
verdiği konferanslar ile uluslararası
bir saygınlığa sahip olan Peter Zec,
BMS Mobilya, Alldesign fuar alanında
Herman Miller’ın yeni performans koltuğu
“Mirra 2” tasarım ürününün lansmanını
yapacak. Ayrıca Poltrona Frau’nun “Made
in Italy” kalitesini yansıtan yeni ürünü
“Mamy Blue” ve Baccarat’ın 250 yıllık
kristalize tarihinin son üyesi Arik Levy
tasarımı “Tuile de Cristal” ürünlerini
sergileyecek. Alldesign konuşmacılarından,
ünlü sanatçı, tasarımcı Arik Levy ise 21
Şubat’ta 12.00-13.30 saatleri arasında
BMS Mobilya standında sevenlerine imza
verecek.
Ayşe Birsel’den Bozma/
Yeniden Yapma Oyunu…
Tasarımları MOMA’nın kalıcı sergilerinde
yer alan, uluslararası pek çok ödüle
sahip, dünyaca ünlü endüstriyel tasarımcı
Ayşe Birsel, Alldesign 2014’ün önemli
konuklarından biri. Bir tasarımcı olarak
kullanıcıların ve üreticilerin daha önce
düşünmedikleri ya da üzerinde düşünüp
çözemedikleri problemlere çözüm
getirdiğini söyleyen tasarımcı, sorunları
ayrıştırarak yeni cevaplar ortaya koyuyor.
Birsel, tasarıma bakış açısının temelini
oluşturan bozma ve yeniden yapılandırma
sürecinde yaşadığı deneyimleri Alldesign
izleyicileriyle paylaşacak.
ETMK sunar: Bir Kahve,
Bir Tasarım
ETMK ile işbirliği içerisinde fuar kafe
alanında “Bir Kahve Bir Tasarım” sohbetleri
gerçekleşecek. İlk gün ETMK İstanbul
Şube başkanı Özlem Er moderatörlüğünde
gerçekleşecek söyleşilerde tasarımcı ve
pazarlama/satış profesyonelleri bir araya
gelerek, tasarımın pazarlanmasında
karşılaşılan zorlukları ve fırsatları konuşacak,
fikir alışverişinde bulunacak. İkinci gün ise
ETMK İstanbul Şube Başkan yardımcısı Pınar
Azizoğlu moderatörlüğünde ülkemizdeki
tasarım oluşumları, Tasarım Vakfı, TAK
(Tasarım Atölyesi Kadıköy) ve Atölye İstanbul
kendi tecrübelerini aktaracak.
Didem Bilge
[email protected]
SEVGİ DİLİ OLARAK
TASARIM
Sevgi hangi renktir? Köşeleri var mıdır? Sevgiye dokunabiliyor olsak ne hissederdik?
Ya da sevgi kokar mı? Tadı var mıdır? Peki... Sevgi tasarlanabilir mi?
kıvrımları abartılı kullanarak eğlencesi bol,
kapsamlı bir aşk sandalyesi tasarladığını
ifade ediyor açıklamasında. Zamansız
tasarımların en güzel örneklerinden
biri olarak gösterilen Acapulco Chair’in
üretimine plastik ve çelik malzeme
alternatifleri ile halen devam edilmekte.
Nesneler ve insanlar arasındaki ilişki gün
geçmiyor ki yeni bir boyut kazanmasın.
Y jenerasyonunun kendini nesnelerle ifade
eder hayat tarzının bu sürece katkısını
yadsıyayamız pek tabii ki. Yeni neslin
nesnelerle olan bu karmaşık ve yoğun
ilişkisi biz tasarımcıları da nesnelerin
hayatımızdaki duygusal potansiyellerini
daha çok sorgulamamıza neden oldu.
Sevgi Sokaklara Taştı
Sevgi ve Renkleri
Her rengin bir enerjisi olduğu muhakkak.
Peki sevginin rengi hangisidir? Genel bir
bakış açısı ile renk skalasında renk tonu
açıktan koyuya doğru gittikçe verdiği
etki de giderek karamsarlaşır. Beyaz
ve siyah arasındaki duygu geçişi gibi.
Renk kartelasında pembe duygunun
ve saf sevginin rengidir, hayallerin
ve korunma duygusunun pekişmesini
sağlar. Pembe bir ara renktir. Beyaz ve
kırmızının birleşmesinden oluşur. Beyaz
saflığı kırmızı ise coşkuyu temsil eder.
Beyazın sakinleştirici etkisi varken kırmızı
bizi canlandırır, motivasyonumuzu,
enerjimizi, yaşama sevincimizi artırır. Aşk
duygularını, kan basıncını ve vücut ısısını
harekete geçirir. Kırmızının Sevgililer
Günü’ne damga vurmasının temel nedeni
de budur.
Renklerin insanlar üzerindeki etkisinden
yola çıkarak tasarlanmış bir ürün Moebius
Chair. Moebius Chair Meksikalı tasarımcı
Pedro Reyes tarafından 2013 sonlarında
tasarlanmış olsa da ilham kaynağı
1950’lerde yine Meksika’da tasarlanan
Acapulco Chair’e kadar dayanmakta.
Pedro Reyes kendi tasarımında da
Acapulco Chair’in güven veren kimliğini
korumaya çalıştığını ve tasarımdaki
Times Square Alliance altı yıldır mimar
ve tasarımcıları Sevgililer Günü’ne özel
romantik kamusal alanlar tasarlamaya
davet ediyor. Bu senenin kazananı ise
Brooklyn merkezli tasarım firması Young
Projects oldu. Tasarımları Kammetal
firması ile işbirliğinde hayata geçirildi.
Match-Maker adlı kozmik Sevgililer Günü
tasarımı Mart’a kadar insanları sevgi ile
bağlamayı hedefliyor. Ziyaretçiler Zodyak
işaretleri rehberliğinde kalp çevresindeki
12 noktada yerleşiyor ve renkli iç içe
geçmiş periskoplardan bakan yalnız
ruhlar en ideal dört astrolojik arkadaşı
ile buluşuyor. Tasarımın form olarak zor,
karmaşık ve simetrik oluşu her ziyaretçinin
farklı deneyimler yaşamasını sağlıyor.
Birçok noktadan bakıldığında mükemmel
ve ironik bir kalp olarak gözüken tasarım
diğer açılardan ise karışık ve şaşırtıcı bir
etki bırakıyor.
ŞUBAT/2014
Sevgiyi kırmızı ile birleştiren bir diğer
ürün de Martone Cycling. Erkek bisikleti
üzerine özelleşen bisiklet markası bu
sene Sevgililer Günü için özel bayanlar
için de bir bisiklet tasarladı. Marka
kurumsal farklılığını bütün ürünlerinde
kullandığı kırmızı zincirlere ve gidona
bağlı tasarladıkları sepetler ile yakalamış
durumda. Şehir bisikleti olarak
tasarlanan bu bisiklerde kullanıcının
sürüş hızına göre otomatik ayarlanan son
teknoloji vites sistemi kullanılmış. Yüksek
teknolojili çelikten üretilen ürünler
oldukça sağlam ve bir o kadar da hafif.
Özel tasarım bu ürünün tek renk kırmızı
üretilmesinin nedeni ise basit; canlılık
vermek, motivasyon sağlamak, yaşam
enerjisini artırmak... Bakmak bile kalp
atış ritminizi hızlandırmaya yetiyor öyle
değil mi?
Sevgi Isıtır
Kırmızı ile vücut ısımız arttığına göre
sevginin sıcaklığından ve içimizi ısıtır
samimiyetinden de bahsedebiliriz.
Dış soğuk olsa bile iç sıcacıktır sevgi
olduğunda. Litvanyalı tasarımcı Rasa
Baradinskien de Sevgi Sandalyesi
olarak tasarladığı bu ürünü ile insanlara
sevginin sıcaklığını hissettirmeyi
amaçladığını söylüyor. Geleneksel
sayılabilecek yuvarlak hatlardaki bir
sandalyeye genel formuna müdahele
etmeden iki kol ekliyor ve ürün yenilikçi,
yaratıcı bir ifadeye bürünüyor. Bu
basit ama akılcı dokunuş ile günlük
hayatımızın her anına dahil olan
sandalyenin üretimdeki ve tüketimdeki
duygu boşluğuna çözüm buluyor.
Forma Yansıması
Sevgi ile tasarlanan tüm ürünlerde
formlardaki yumuşak hatlar dikkatimizi
çekiyor. Sevginin olduğu yerde yüksek
tölerans yansıyor kuşkusuz formlara da,
sivri köşeler sevgiyle törpüleniyor. Tıpkı
İtalyan Tasarım Markası Zaaf Design’ın
portfolyosunda yer alan küvet tasarımda
olduğu gibi. Kore banyo kültürünü
günümüz şartlarında, bu kez çiftler için
inceliyor Zaaf Design ve ortaya Brezza
Küvet tasarımı çıkıyor. Firma tasarımı
yorumlarken uzakdoğu inanışındaki
suyun arındırıcı gücünden de ilham
aldıklarını dile getirior. Suya bırakın
tüm köşelerinizi, bıraktıkça yumuşayın
hafifleyin diyor adeta bu tasarım. Brezza
sevginin verdiği hafiflik hissini ve
yumuşaklığı tasarımına taşıyarak çiftler
arasındaki iletişimi, paylaşımı yeniden
yorumluyor. Yıkanma sürecini sosyal bir
deneyime dönüştürmeyi hedefliyor.
Sevginin gücü ile köşelerimizden arınmaya
başladıkça giderek şeffaflaşıyoruz, siz de
farkettiniz mi? Saflığı, şeffaflığı malzede
nasıl ifade ederiz diye düşünürken önce cam
ile kesişiyor yollarımız sonra Fransız cam
ustası Etienne Meneau ile. Meneau sıradışı
formlarla yorumladığı şarap sürahileri ile
ünlü bir tasarımcı. Her yıl yenilerini eklediği
Kalp serisi ürünlerin hepsi sevginin, sevginin
merkezi kalbin yansıması olarak karşımıza
çıkıyor. Serinin tüm parçaları çok özenli
ürünler, sevginin kendisi gibi. Her ne kadar
şarap tutkunları tasarımlarda şarabın hava
ile temas yüzeyini yeterli bulmuyor olsa da
Meneau bu tasarım kararı ile geleneksel
yöntemlere karşı olan tavrını bir kez daha
ortaya koyuyor. Borosilikat camdan yapılmış
bu tasarımlar sadece 8 ya da 12şer adet
üretilmekte.
Yol mideden mi geçiyor?
Sevginin sofralardaki yansımasına geldik
farkında olmadan. Peki sevgi midemize
doğru ilerlerken nasıl bir yol alır sizce? Az
önce bahsi geçen ‘özen’ kelimesi biraz daha
önem kazanıyor bu başlıkta. Sofra ve özen
birleşiminde de aklımıza Malezyalı sanatçı
Hong Yi nam-ı diğer Red geliyor aklımıza.
Kendine Red yani kırmızı denmesinin
nedeni ise kırmızı gıdalarla hazırladığı
tabaklarla yakaladığı popülerlik. Turp,
cherry domatesi, soğan, salatalık, yumurta
gibi günlük hayatımızdan doğadan gıdalar
temel malzemelerini oluşturuyor Red’in.
Sonuçta ise doğa manzaraları, hayvanlar
ya da popüler kültürü yansıtan yaratıcı
tabaklar ortaya çıkıyor. Kısaca sevgi gözden
başlarak iniyor mideye.
Her şekilde yine birleşti yolumuz doğal
olan ile, doğa ile. Sevginin en güzel hali, en
uyumlu, en saf, en canlı, en duygusal, en
özenli hali doğal olanı değil midir zaten?
Tasarımcı Giorgio Camara’nın İtalyan
Lessmore firmasına ‘Sürdürülebilirlik,
Güzellik ve Gezegenimize Saygı’ başlığı
altında tasarladığı ürününde kullanılan
malzemeler yine doğa dostu; karton ve
bioplastik. Seçilen formlar ise oldukça
yalın. 2013 ikinci yarısında satışa sunulan
bu romantik ürün özellikle İtalya’daki
doğa dostu aşıkların 2014 Sevgililer Günü
alternatifleri arasında yerini aldı bile.
Ve son olarak sevgimi yazmadan sözcükler
olmadan ifade edemeyenler için, olmazsa
olmaz, sevgi kartları. Siz yeterki sevginizi
ifade etmek isteyin mutlaka bir yolunu
bulursunuz.
Sanem Odabaşı
[email protected]
ALIŞILMADIK KAĞIT
Kağıt, teknolojinin gelişimi ve algılarımızın değişimiyle birlikte bambaşka bir süreç
içinde. Artık kağıttan takı görmek ne kadar normalse, fayans bulmak da o kadar
olağan… Kağıdın yırtılması ise çoktan geride kaldı!
Her şey kağıtla başladı; bütün fikirler,
düşünceler, hisler, bilgiler önce kağıda
kaydedildi. Kağıt kimi zaman kelimeleri
barındırdı gövdesinde, kimi zaman da
resimleri, çizimleri ve tasarımları. Bu
yüzden “kağıt” bir fikir objesi. Yazar Alain
de Botton aynı fikirde olacak ki, tarih
boyunca bir çok icadın yok olmuş olmasının
nedenini kağıdın olmamasına bağlıyor.
Peki kağıt sadece bir araç mı? Elbette
hayır. Tasarımcılar ürünlerinde kağıdı
ana materyal olarak kullanmaya, kağıtta
değişiklikler yapmaya, onu dönüştürmeye
ve geliştirmeye çoktan başladı bile.
Yeni Kullanım Yerleri
Kağıt, malzeme olarak oldukça güçlü.
Mimari yapılarda özellikle yalıtım ve duvar
kaplama alanında kullanılabiliyor. Slateish firması richlite adı verilen kağıt bazlı bir
materyalden, iç mimaride kullanılabilecek
bir fayans üretimi yapıyor. Tavan, şömine,
duvarlar veya dekorasyon gerektiren
her türlü alanda kullanılabilinecek türde
oldukça hafif ve dekoratif. Slate-ish takı
tasarımlarında da aynı üründen yola
çıkarak zarif ve sade tasarımlar yapıyor.
Deborah Bowness, duvar kağıtları tasarlayan
en önemli tasarımcılardan. Tasarladığı duvar
kağıtları sadece iç mekanlarda kullanılmıyor
aynı zamanda vitrin tasarımlarında da
kendini gösteriyor. Ted Baker, Paul Smith,
Habitat gibi bir çok marka için vitrin
tasarımları yapan tasarımcı en son Selfridge
için vitrin tasarladı.
Koleksiyondaki çanta da dahil tüm ürünler
kullanıcının hareketlerine göre şekil ve
yön değiştirerek kişileri oyuna davet
ediyor.
Dekorasyon söz konusu olduğunda da
tasarımcılar kağıdın getirdiği yeniliklerden
yararlanıyor. Kube Design, İtalyan firması
olarak sesini 2010 yılında 16. Papa
Benedikt’in Malta’da yaptığı konuşma için
Papa’ya ve Malta’daki tüm dinleyicilere
mukavva kağıttan tasarlanmış sandalyeler
hazırlayarak duyurdu. O günden beri bir çok
farklı proje ve ürün geliştiren Kube Design,
kısa bir zaman önce Ted lambalarını
piyasaya sürdü.
Paola Paronetto’nun Cartocci adlı seramik
koleksiyonunun ana malzemelerinden
biri de kağıt. Üretim sırasında seramik
hamuruna kağıt hamuru da ekleyerek
değişik doku ve teknik oluşturuyor.
Tasarımlarının dokusunda da kağıt yüzeyini
görmek mümkün.
Teknolojik Kağıtlar
Kağıt sadece tasarımcılara ilham vermiyor
“Repap”, başka bir kağıt teknolojisi örneği
olarak karşımıza çıkıyor. İçeriğinde odun
lifi yerine kaya lifi mevcut, bu yüzden
bildiğimiz kağıtlardan değil. Bu özelliğiyle
de orman dostu olarak biliniyor. Bu
kağıtların diğer önemli özellikleri ise eli
kesmiyor ve yırtılmıyor olması. Repap
kağıtlar İtalyan firması Gruppo Cartorama
ile güçlerini birleştirerek Ogami adında
ajandalarını piyasaya sundu. Ajandanın
içeriğinde Repap kağıtların kullanılması
özelliğiyle, kalem kağıda değdiği anda
oldukça yumuşak ve kolay bir yazım tekniği
imkanı sağlıyor.
aynı zamanda kendi içinde de gelişime
uğruyor. DuPont Tyvek belki de geçtiğimiz
yıllar boyunca kağıt teknolojisinde en
büyük değişikliği yapan ürün oldu. DuPont
Tyvek kağıtlar, kağıdın ve kumaşın
özelliklerini bir arada sunan bir materyal
fakat yırtılmaya ve ıslanmaya oldukça
dayanıklı, aynı zamanda 100% oranda geri
dönüştürlebilen bir kağıt.
Kağıt ve Enstelasyon
Kumaşa benzeyen bir kağıt türü
diyebileceğimiz “Tyvek”, geçtiğimiz
yıllarda bir çok tasarımcının yağmurluk
ve çanta tasarımlarında kullanılırken aynı
zamanda ürün tasarımında da yer almaya
başladı. Bu sene ise Rhode Island School
of Design yeni mezunu Jiwon Choi son
derece sade ve minimal özellikler taşıyan
Tyvek malzemesiyle tasarladığı vazoları
geçtiğimiz aylarda sundu. Bir diğer yeni
mezun Julie Waibel, Royal College of Art
moda tasarımı bölümü için hazırladığı
“Enfaltung” adlı bitirme projesinde Tyvek
malzemeden geometrik formlardan
ilham alarak bir koleksiyonu hazırladı.
Geçtiğimiz Eylül ayında Londra’daki
Tasarım Festivali iki ayrı kağıt
enstelasyonuna ev sahipliği yaptı.
Bunlardan bir tanesi Studio Glowacka
ve Maria Fulford Architects iş birliğiyle
gerçekleşen kağıdı şeritler halinde drape
yöntemiyle form vererek ışıkla “Paper
Space” alanında sunulmasıydı. Bir diğer
enstelasyon ise aynı dönemde, V&A
müzesinde gerçekleşti. Lübnan’lı tasarımcı
Najla El Zein 5000 kağıttan rüzgar gülünü
müzenin antre kısmındaki kapıda sergiledi.
Rüzgarla birlikte etkileşime girmesi için
Maurice Asso da bilgisayar programlarıyla
enstelasyona destek verdi.
ŞUBAT/2014
Beste Sabır
[email protected]
KENTI “HISSEDEREK”
TASARLAMAK
20 - 21 Şubat’ta gerçekleşecek 3. Uluslararası Yeşil Binalar Zirvesi’nin katılımcıları
arasında heyecan verici çalışmalara sahip Carlo Ratti ve David Turnbull var. Peki
kenti hissederek tasarlamak ne demek?
Tasarım teknoloji, ekoloji, ekonomi ve bilgi
teknolojilerinin yanı sıra sosyal boyuta da
kök salıyor ve bunun sonucunda, karşımıza
kenti “hissedebilen” projeler çıkıyor. Kenti
hissetmekten kastedilen sonuçlardan öte
süreçlere, var olan gerçeklere odaklanmak.
Güzel, parlak, hızlı uygulanan projelerin
amaç olmaktan çıktığı, insanlara
dokunabilen çalışmalar üretmek.
besinlere ve lokal üreticilere karşı giderek
artan ihtiyaç doğrultusunda tasarlanmış.
Pazarlar ve seyyar satıcılar, çok uzun
zamandır kentlerin ayrılmaz bir parçası.
Kentler büyüdükçe ve karmaşıklaştıkça
gıda dağıtımı ve hareketliliği önemli bir
nokta haline geliyor. Bu paralelde lokal
üreticilerin - çiftçilerin tüketicilerle olan
ilişkisini yeniden tasarlayarak verimli
hale getirmeyi amaçlayan sistem, mobil
satıcıların şimdiki zamanla eşgüdümlü
çalışan sistemi kullanarak dağıtım
yapmasının yanı sıra, lokal ürünlere olan
farkındalığın artmasına yardım ediyor.
İklimsel döngülere cevap veren ağ, ayrıca
bu ürünlere olan arz ve talep arasında bir
bağ kuruyor.
Bu paralelde heyecan verici alışmalar
üreten isimlerden birisi Carlo Ratti. MIT’de
kurduğu “SENSEable City” laboratuvarında
akıllı şehirler üzerinde araştırmalar yapıyor.
Canlılar gibi şehirlerin de hissedebildiğini
ve karşılık verdiğini savunan Ratti,
sensörlerin ve elektroniğin çevre ve
mimariyle ilişkisini inceliyor. Yeni sensör
ve elektronik araçlarla ilişkilendirerek
“kent” kavramına dair fikirlerini zirvede
paylaşacak olan Ratti ve ekibi SENSEable
City Lab’da pasif datayı -yani yaptığımız
telefon konuşmaları, attığımız çöpleri
gibi- kullanarak kent hayatının ilginç
görselleştirmelerini ortaya koyuyorlar.
Basit mimikleri ve hareketleri yakalayan
sensör kullanımlarıyla etkileşimli ortamlar
tasarlayan ekibin çalışmalarından biri olan
“Lokal Isınma” (Local Warming) dinamik
olarak insanların hareketleri paralelinde
ısınmayı sağlıyor. Enerji tüketimini
sınırlandırmayı hedefleyen proje “insanlar
neredeyse orayı ısıt!” diyor. Büyük ofis
alanlarında kaybolan enerjinin altını çizen
çalışma alternatif bir ısıtma sistemi ortaya
koyuyor. Hareketi hisseden sensörler ve
otonom kontrol vasıtasıyla, yerleştirmeler
mekanda hareket eden insanların direk ve
bölgesel olarak ısınmasını sağlıyor. Önce
bir halı ile ayak izleri sisteme tanıtılıyor,
kullanıcılar mekanda hareket ettikçe sensör
sistemin sıcaklığı onları takip ediyor.
Sistemin dış mekana uygulanması ise, iç
ve dış mekan sınırlarının bulanıklaşmasını
sağlıyor. Dış mekan kullanımlarını dinamik
olarak ısıtan akıllı ve karşılık veren sistem,
kişiselleşmiş bir iklim kontrolü sağlarken
Zirvenin bir diğer katılımcısı ise kar
amacı gütmeyen araştırma ve tasarım
organizasyonu Atopia Research
kurucularından David Turnbull. PITCHAfrica
projesi paralelinde ekip, yağmur suyunu
toplayıp filtreleyerek yıl boyunca her gün
1000 Afrikalı için temiz içme suyu sağlıyor.
Yağmur suyunun toplandığı su tankları,
bir buluşma mekanı, pazar veya herhangi
bir açık hava aktivitesi için de kullanılan
futbol sahasının altında konumlanıyor. Su
kıtlığının olduğu bölgelerde, kullanılmayan
kargo konteynerlerinin su depolarına
dönüştürülmesi ile kurgulanan sistemle
toplanan su filtrelenerek yeniden kullanılır
hale getiriliyor. 20 metreye 25 metre
büyüklüğünde olan 800 izleyici kapasiteli
sahaya düşen yağmur suyu, huniler
yardımıyla depolara ulaşıyor. Tipik bir
yağmur sezonunda 1 ila 2 metre aralığında
yağış alan Afrika için tasarlanan sistem
yıllık olarak 1.8 milyon litre su toplama
kapasitesine sahip.
enerjinin sürdürülebilir bir şekilde
kullanılmasına da yardımcı oluyor.
Ratti ve ekibinin bir diğer projesi
pazarları eşleştirmek üzerine odaklanıyor
(Matching Markets). Lokal üreticileri
ve satıcıları, müşteriler ile buluşturan
sistem mekansal sınırlar, iklim, sezon
gibi veriler - değişkenler paralelinde
çalışıyor. Proje, son zamanlarda taze
Yağmur + Futbol = Yaşam (Rain + Football
= Life) diyen ekip, tasarımın yaşamın
içine dağılarak eridiği ve ortaya insanları
hissederek yaşamlarına dokunan projeler
çıkarıyor.
MODA UZAKTAN DOĞAR
Japonya’nın 1960’lı yıllarda ekonomik ve endüstriyel büyümeyi kucaklaması, birçok
ülkenin aksine kültürel mirasını arka plana itmeden tecrübe ettiği bir süreç oldu. Bu
dönemde genç Japon modacılar uluaslararası tasarım sahnesinde büyük rol kazandılar.
Malzemede Yenilikler
Yeni gelişmekte olan iplik ve kumaş
teknolojilerinin ağırlıkla kullanıldığı
tasarımlar sanayileşmiş Japonya’nın
rahatlıkla işleyip üretebildiği bir
hammadde oldu. Kumaş ve dokulardaki
muazzam yenilikler Miyake’nin
“Pleets Please” koleksiyonunda
kendini gösterirken Yamamoto’nun
tasarımlarında burgular, yoğun drapeler
Kawakubo’nunkilerde bol katmanlı ve
tekstürlü parçalara dönüştü. Miyake’nin sentetik kaplama gibi kimyasal
işlemlerden geçirerek özellik kazandırdığı
kumaşlar tasarımların yalın ve minimal
formalarını ön plana çıkaran önemli bir
unsura dönüştürürken Kawakubo romantik
tarihi elementleri sentetik liflerle birleştirdi.
Come des Garçons’un 1980’li yılların başı
için oldukça yenilikçi sayılabilecek dantel
sweatshirt’leri Yamamoto’nun high tech
kumaşlarla oynayarak ve doğal kumaşları
alışılmamış bir biçimde kullanarak elde
ettiği tasarımları sahneye çıkardı.
Dikişsiz Kalıplar
Japon geleneksel giysilerinin minimal
formlarını güncel öğelerle harmanlayan
tasarımcılar, dikişsiz kalıpları da en iyi
şekilde yorumluyorlar. Geleneksel giysilerde
kullanılan formlara 20. ve 21. Yüzyılın
dekonstrüktivist deformasyonlarıyla
birlştirirken yüksek kaliteli bir dikiş
teknolojisini en iyi şekilde ortaya koyan
formlar ve özgün bir kalıp tasarımı ortaya
koymuş oluyor. Comme des Garçons’un
Sonbahar / Kış 2012 koleksiyonundaki
dış giyim parçalarına baktığımızda
rengarenk bir minimallik altında yatan ilkel
geleneksel formları bir çıkış noktası olarak
sezinleyebiliriz.
Geleneksel formlar ve Noh etkisi
Japonya’da 14. yüzyıldan bu yana
sergilenen bir performans sanatı olan Noh
aktörlerinin kostümleri, gerek sade formlara
gerekse bir nevi aksesuara dönüşmüş
olan beyaz maskelere izini kazımış. Adını
resmi olarak Muromachi döneminde
edinen Noh, Japonya’da 14. Yüzyıldan beri
gerçekleştirilmekte. Noh’un yalın sahnesi
ve maskelerinin göz alıcılığı kostümlerin
katmanlarıyla birleştiğinde aktörlere
muazzam bir heykel etkisi veriyor. Üç
boyutun abartılması moda sahnesinde çoğu
zaman mimari formlarla özdeşleştirilse de
konu Japon tasarımcılar olduğunda Noh
etkisini hem üç boyutluluk, hem spiritüellik,
hem de heykelsiliğe vurgu yapan bir unsur
olarak göz ardı etmemek doğru olacak. Shinto ve Tinsellik
Japonya’nın ve Japonların tinselliğini
sembolize eden bir din olan Shinto
Japonya’nın bugünü ve geçmişi
arasında önemli bir bağ kuran bir inanç
modeli. Milattan önce 600’lü yıllarda
gelişen Shinto’nun ilk kayıtlarına
milattan önce 8. yüzyılda rastlanmış.
Bugünkü kullanımı ise savaş anıtları,
hasat bayramları ve çeşitli tarikatların
organizasyonlarından çok öte gitmiyor.
Törenlerin standartlaşmış giysileri ve dili
Nara ve Heian dönemlerinden bu yana
kimliğini korurken yalın formlar moda
sahnesinde güncel parçalara ruhunu
veriyor.
Korku Efsaneleri
Korku unsurları barındıran Japon halk
hikayelerinin kökeni 7. yüzyıla kadar
uzanıyor. Genellikle intikam ve ürkünç
transformasyonlar sonrası geri dönüş
temalarının işlendiği bu mitler 20.
yüzyıl sinema tarihinde de japonlara
ayrı bir yer edindirirken Japon moda
tasarımcıları gerek çok katmalı hafif
kumaşların kullanımı, gerekse ölü etkisini
yarattıkları maskelerle tasarımlarına ve
reklam kampanyalarına benzer temaları
yansıtıyorlar. Yoyi Yamamoto’nun 1985
yıllı reklam kampanyasında uçan bir figüre
rastlıyoruz. Uluslararası Pazarda
Japon Kimliği
Miyake, Kawakubo, and Yamamoto
üçlüsü 20. yüzyılın son çeyreğinde Japon
estetiğine dünya pazarındaki yerini
kazandıran isimler oldu. Bunu takip eden
genç kuşak yine Dünya çapında işlere
imza atarken Batı modasını yansıtan
işler ortaya koyuyor olarak görülse de
Japonların görsel kültürünü estetik,
sosyal ve politik ilhamlarla biraraya
getiriyorlar. Comme des Garçons’un baştasarımcısı
ve marka yöneticisi Rei Kawakubo giysiyi
sosyokültürel çevresini tanımlayan bir
olgu olarak tanımlarken Neo – Realist ve
fütüristik elementleri de tasarımlarında
bir araya getiriyor. Issey Miyake ürettiği
formlarla insan bedeninin hareketliliğine
değinirken Yamamoto belki geleneksel
Japon giysilerinin formlarına en sadık
kalanlardan...1990’larda kimono benzeri
pardösüler ve gömlekler moda dünyasını
kasıp kavurmuştu. Yalın geometrik
formları güncel hazır giyim elementleriyle
birleştirerek sokak modasına yön veren
rahat postmodern ve fonksiyonel parçalar
yaratmayı da ustalıkla başardı.Noh
etkisini tüm bu tasarımcıların defilelerinde
ve reklam kampanyalarında sıklıkla
hissediyoruz. Beyaz maskeler, katmalı
formlar, bazen Japon mitlerindeki korku
unsurları işin içine giriyor ve tüllerin
sınırının yok olduğu ve havaya karıştığı
hayali bir etki yaratan parçalar, beyaz
yüzler ve ölü duruşlar hem tasarımlarda
hem de işin şov ve aksesuar kısmında
kendini gösteriyor. Japon tasarımcıların
modada bugüne uzanan birkaç onyıl
boyunca devam eden minimal etkiyi
1980’li yıllarda ortalık henüz rengarenk
bir karmaşaya bulanmışken öngördüklerini
de unutmamak gerek..
ŞUBAT/2014
Eray Çaylı
[email protected]
ÖZNELEŞEN NESNELER,
ÖZNELLEŞEN NESNELLER
Kente yapılan müdahalelerin tetiklediği yasal tepkiler, toplumun farklı kesimlerinin
resmi otorite nezdindeki konumlarının bir yansıması olarak görülebilir mi?
Türkiye’de son günlerde yaşananlar
hukukla yapılı çevre arasındaki önemli ama
çoğu kez hafife alınan gerilimleri yeniden
gündeme getirdi. Bir yandan Sevan Nişanyan
Şirince’deki yapılarını inşa ederken koruma
mevzuatının tanımladığı kısıtlı ve ağırkanlı
düzen içerisinde hareket etmeyi reddettiği
için hapse girdi. Diğer yandansa, yapılaşmayı
denetleyen kanunların toplumun her kesimi
üzerinde aynı katılıkta uygulanmıyor
olabileceğinin işaretleri yolsuzluk
operasyonları sırasında verildi. Aynı
günlerde, bizde pek bahsi geçmeyen ancak
benzer gerilimlerin izinin sürülebileceği
başka bir vakada da önemli gelişmeler
yaşandı. Bu vaka, Almanya’nın Frankfurt
am Main şehrindeki küçük bir meydanda
yer alan bir anıt etrafında şekillenen bir
inatlaşmaya ilişkindi.
Yolu Frankfurt’a düşenler kentteki
uluslararası fuar alanının önünde yer alan
ve sanatçı Jonathan Borofsky tarafından
1990’da inşa edilmiş olan 21 metrelik
“Hammering Man” adlı heykelle mutlaka
karşılaşmışlardır. Heykel, bir elindeki
çekiçle diğer elindeki levhayı düzenli
aralıklarla dövmekte olan ve paslanmaz
çelikten kesilmiş dev bir insan figürü
görünümündedir. Hammering Man,
tasarımcısının ifadesiyle, emeğin kutsal ve
evrensel bir değer olduğu fikrine düzülmüş
bir methiyedir. Heykelin bu mesajını
yansıtan bir özelliği de yine Borofsky
tarafından inşa edilen farklı boyutlardaki
benzerlerinin bugün dünyada yirmiyi aşkın
şehirde yer alıyor olmasıdır.
İşin ilginci Frankfurt’un bir de “Kleine”
(Küçük) Hammering Man’i bulunmaktadır.
Büyüğünün yaklaşık 1.5 kilometre ötesinde,
Bockenheim ilçesinin mütevazı bir
meydanında yer alan bu küçük kopyası,
boyutları itibarıyla olmasa da inşa edilme
öyküsü açısından anıtsal niteliğe sahiptir.
Öykü, Borofsky’nin eserinin Frankfurt’a
gelişinden beş sene sonra, aralarında
göçmen kökenlilerin de bulunduğu bir grup
aktivist tarafından el yordamıyla üretilen
doğal ölçülerdeki bir benzerinin kentin
faşizm ve ırkçılık karşıtı damarıyla ünlü
bir bölgesine bir geceyarısı dikilmesiyle
başlar. Orijinalinden farkı, insan figürünün
çekiçle dövdüğü nesnenin herhangi bir
metal parçası değil, hırpalanmış bir gamalı
haç olmasıdır. Gerilla bir yöntemle dikilmiş
bulunduğundan anıtın ne yasal olarak imar
izni bulunmaktadır ne de ‘öz’ Hammering
Man’in tasarımcısı Borofsky’den konuyla
ilgili icazet alınmıştır.
Kleine Hammering Man kendisine evsahipliği
yapan yöreyi yıllar içerisinde öylesine etkiler
ki, 29 Mayıs 1993’te Solingen’deki ırkçı
kundaklamada hayatını kaybeden Hülya
Genç’in adı 1997 yılında Frankfurt’ta bir
meydana verilmek istendiğinde akıllara
ilk gelen yer anıtın bulunduğu alan olur.
Böylece Almanya tarihinde illk kez bir
Türkiyeli’nin adı bir meydana verilirken,
Hülya ile Hammering Man’in yolları kesişir.
Ne var ki, yerel yönetimin anıta bakışı
tümüyle olumlu değildir. Önce, paslanmış
olmasına dikkat çekerek anıtın etrafta
oynayan çocukların güvenliğini tehdit
etmeye başladığını öne sürerler. Anıtı yapan
ve sahiplenen aktivistlerse, şayet ortada
teknik ve malzemeye ilişkin sorunlar varsa,
Kleine Hammering Man’in daha dayanıklı
yeni bir kopyasını memnuniyetle inşa ederek
aynı yere koyabileceklerini söylerler. Ancak
kent yönetimi anıtın mevcut tasarımıyla
yeniden inşasının mümkün olamayacağını,
çünkü tasarımının Almanya’da İkinci
Dünya Savaşı’nın sonundan beri yasak olan
gamalı haçı içerdiğini belirtir. Aktivistler
kendilerinin parçalanmış bir gamalı haç
kullandıklarını ve söz konusu sembolün
bu haliyle yasadışı addedilemeyeceğini,
2009’da Stuttgart’ta görülen benzer bir
davada verilen emsal bir mahkeme kararına
atıf yaparak, savunurlar. Kent yöneticileri
bu sefer de anıtın Borofsky’nin eserinin
bir kopyası olduğundan telif yasalarını
çiğnediğini öne sürer ve bu kez de bu
yasal sorundan hareketle anıtın yıkımının
kaçınılmaz olduğunu söylerler.
Tam da bu günlerde doktora araştırması
için anıtla ilgili bilgi sahibi olmak isteyen
ben, anıtın bir grup aktivistin işi olduğundan
habersiz, Küçük Hammering Man’in de
büyükleri gibi Borofsky’nin eseri olduğunu
düşündüğümden sanatçıyla email üzerinden
irtibata geçtim. Borofsky yolladığı cevapta
anıtın kendi imzasını taşımadığını ancak
kamusal alanda yer alan işlerinin civarda
yaşayan insanlar tarafından yeniden
yorumlanmasını gayet doğal karşıladığını
söyledi. Bense bunun üzerine araştırmama
devam ederek Kleine Hammering Man’in asıl
üreticilerine ulaştım. Aktivistlerin bana kent
yönetimiyle yaşadıkları sorunları aktarmaları
üzerine onlara Borofsky’den aldığım
yanıttan bahsettim. Yerel yönetimle olan
anlaşmazlıklarında böylece avantajlı konuma
geçtiler ve Kleine Hammering Man’in hayatı
şimdilik kurtulmuş oldu.
Bockenheim’deki anıtın geçtiğimiz aylarda
meçhul kişi veya kişilerce yine bir gece
operasyonuyla dikilen yeni ve daha dayanıklı
versiyonu şimdilik belediye tarafından
zoraki de olsa kabul görmüş durumda.
Aktivistlerden göçmen kökenli olanlar
bir sonraki hedeflerinden “Hammering
Man’e süresiz oturum izni almak”
olarak bahsediyorlar. “Biz de buraya ilk
geldiğimizde onun gibi yasadışıydık, ancak
zaman içinde bu ülkeye katkıda bulunduk ve
kalıcılaştık,” diyerek de anıtla kendi varlıkları
arasında doğrudan bir ilişki kuruyorlar.
Kente yapılan müdahalelerin tetiklediği
yasal tepkileri toplumun farklı kesimlerinin
resmi otorite nezdindeki konumlarının
bir yansıması olarak gören bu bakış açısı,
Türkiye’deki son olaylar bağlamında
üzerinde düşünülmeye değer.
Fevzi Ondu
[email protected]
OTOMOBILDEN
FAZLASI...
Otomobil markaları, bizi sadece A noktasından B noktasına ulaştırmıyor
artık. A noktasında nasıl giyineceğimizden, B noktasında hangi aksesuarları
kullanacağımıza kadar, hayatımızın her anındaki kararlarımızı etkiliyor.
ŞUBAT/2014
Mercedes-Benz
Kaliteli ürünler sunup, üst düzey tasarımlar
gerçekleştiren Mercedes Benz, lüks sınıfa hitap
eden SLS AMG serisinden, daha şehirli bir
yapıya sahip küçük hacimli ve elektrikle çalışan
Smart yan markasına kadar müşterisine pek
çok seçenek sunabiliyor. Öte yandan... İç ve dış
tasarımını dünyaca ünlü tasarımcılar Martin
Francis ve Tommaso Spadolini’nin yaptığı 14
metre uzunluğundaki “Silver Arrows Marine”
ve “Granturismo” ilk olarak 2012 Monaco
Yatch Show’da görücüye çıkmıştı. Mercedes’in
ülkemizin lüks alışkanlıkları arasındaki yerine
bakarsak, bu yatları ülkemiz karasularında
görebilmek hayal olmasa gerek.
BMW
BMW, Acer ile 2008 yılındaki işbirliği
sonucunda çıkan, BMW’nin tasarımını yaptığı
dizüstü bilgisayardan sonra, geçen sene
Brezilyalı Embraer uçak firmasının yeni
nesil iş jeti Legacy 500’ün kokpit tasarımını
gerçekleştirdi. Tasarımını BMW Group
DesignWorks USA’nın gerçekleştirdiği Legacy
500, 1.82 m kabin yüksekliği, 2.08 m kabin
genişliği,8.17 m kabin uzunluğu ile şık tasarımı
ve düz zeminli modern görünümü dikkatleri
çekiyor. Maksimum 12 kişilik olarak tasarlanan
jet, BMW’nin izlerini kabin içinde iddialı bir
şekilde taşıyor.
Maserati
Milano Tasarım Haftası 2013’te görücüye çıkan
Maserati’nin İtalyan mobilya firması Zanotta
için tasarımını gerçekleştirdiği koltuk “Grand
Tour”, otomobil markalarının mobilya sektörüne
kazandırdığı önemli bir tasarım örneği. Bu tekli
koltukta da görebileceğimiz üzere tasarım bir
Maserati modelinde bulabileceğiniz oturuş
rahatlığını tatmanıza imkan veriyor. Ayrıca
Maserati kendi tasarım ekibi tarafından
tasarlanan plaj havluları, kol saatleri ve bunlar
gibi aklınıza gelebilecek birçok çeşit ürünü
www.maseratistore.com adresinde satışa
sunuyor.
Peugeot
Tasarım departmanını laboratuvar olarak gören
Peugeot, yalnızca otomobil değil, çeşitli ürün
gruplarında kendi çizgilerine has tasarımlar
üretiyor. Bisikletten piyanoya, oyuncaktan
kahve öğütme makinesine kadar hayatın çeşitli
noktalarında kendi izlerini bırakıyorlar. Hibrit
teknolojiye sahip “AE21” modeli elektrikli
bisikletleri, Clever Case (Akıllı Kasa) adı verilen
ve içinde lityum-iyon bataryası bulunan özel
bir şasiye sahip. Bu şasiye aynı zamanda laptop
veya evrak çantanızı yerleştirebiliyorsunuz.
Katlanabilir el tutma kısmı ve pedallarıyla
evinizde kaplayacağı yeri azaltıyor, elektrikli
hibrid bir teknolojiye sahip olduğu için de
yazın sıcak havalarda pedal çevirmeden işinize
veya gezmeye çıkabiliyorsunuz.
www.peugeotdesignlab.com
Porsche
Porsche, Blackberry ile 2 yıl önce adım attığı
akıllı telefon sektörüne yine Blackberry ile
tamamen dokunmatik ekrana sahip akıllı telefon
üreterek dikkatleri üzerine çekti. Bu yaratıcı
ve sıra dışı marka birlikteliğiyle, prestijlerini
sağlamlaştıran firmalara en iyi örnek olarak
sunabiliriz. Ayrıca Porsche Design’ın yarattığı
saat ve aksesuarların yanı sıra ABD’li yat firması
Fearless ve Singapurlu katamaran firması Royal
Falcon Fleet için tasarımını gerçekleştirdiği
tekneler Porsche otomobillerin tasarım
çizgilerini birebir yansıtıyor.
Bikem de Montebello
[email protected]
OSMANLI’DA
MODA VAR MIYDI?
Din, millet, cinsiyet, meslek ve statü ayrımının kıyafetlerde yapılan düzenlemelerden
de geçtiği, toplum huzur ve asayişinin sırrını geleneği korumakta gören çok milletli
bir imparatorlukta moda kendini ifade edemez…mi?
Moda her ne kadar kendini sürekli ve sık
yenileyen, yaratıcısı ve takipçisi olan, ayrıca
kişinin kendini ifade etme şekli olarak
görülen, aslında batının icadı, günümüzde ise
globalleşmiş bir oluşum olsa da, onu kostüm
tarihinin eş zamanlı ikiz kardeşi olarak
görmeliyiz.FIT’nin direktörü Valerie Steele‘in
de dediği gibi Stola ve Togaları hiç değişmese
bile saç modellerindeki bitmez tükenmez
yenilikleri kaçırmamak için kadınların
hayatlarını banyolarda geçirdiği Antik
Roma’da modadan tabii ki bahsedeceğiz.
Japonlar, Çinliler ya da Osmanlılar gibi
geleneksel toplumlarda olduğu gibi. 11.yüzyıl
Japonya’sında, gelenekle beraber küçük bir
azınlık en son yenilikleri giymekle gurur
duyup bir de önceki senenin renklerini
taşıyanlara burun kıvırıyorsa, 15. yüzyıl Ming
hanedanlığında gençler modaya kilitlenmiş
yaşadıysa, değişimi bir insan ömrüne
sığdırmaya çalışmayıp, binlerce yıllık geçmişi
olan kültürlerin zamanı çok daha geniş
kullanmasında bir kusur aramamalıyız.
Gömlek, şalvar ve entariden oluşan Osmanlı
giyim geleneği, Orta Asya’nın devamıdır,
uzak doğuyla akrabadır, İslam ve Anadolu
geleneklerinden etkilenmiştir. Kökeni Orta
Asya olan önden açık boy entari, kaftan, hırka
gibi aynı kesim kıyafetlerin üstüste giyilmesi,
kadın ve erkek kıyafetlerinin aslında birbirine
çok benzer olması, kıymetli kumaşları ziyan
etmeyecek, gösterişli motifleri bölmeyecek
şekilde basit kesimlerin kullanılması unsurları
yüzyıllar boyu değişmemiştir. Her ne kadar
Fatih’in sarayında kadınlar Orta Asya ve
Anadolu’nun serbest stilinde giyinebilmiş
olsalar da, İslamin kabulüyle zaman içinde
erkeğe göre statülerini yitirmeleri ve 16.
yüzyılla beraber Arabistan/Suriye kökenli
yaşmak ve ferace furyasıyla kapanmaları
tarihin cilvelerindendir.
Osmanlılarda esas değişenler, kollar,
dekolteler, etek boyları, başlıklar, işlemeler,
renkler, kumaşlar ve desenlerdir. Bizler,
Lanvin’in tasarımcısı Alber Elbaz’in gördüğü
Dekoltelere gelirsek, 15. yüzyılda entarinin
küçük bir yakası, 16.da ise yakasız ancak
ufak bir ‘V’ açıklığı var. V şeklindeki dekolte
17. yüzyılda göğüsleri açıkta bırakacak kadar
derinleşirken, 18. yüzyılda yaka kesimi
derin ovallerle göğüsleri tamamen dışarda
bırakıyor. 19. yüzyıl ortalarına gelindiğinde
yakalar oldukça kapalı ve yuvarlak duruma
geliyor ardından dik yaka ortaya çıkıyor.
Şalvarlar Selçuklu’larda bol paçalı, 16.
yüzyılda dar ya da geniş, boyu dizle bilek
arasında, 18.yüzyılda uzun, bol, çizgili ve
çiçekli, 19. yüzyılda ise dar.
gibi, bugün modayı oranlarda ve detaylarda
görmüyor muyuz ? Osmanlı’da şehirli ve
saraylı kadın arasında, kemer, mücehver, saç
süsü ve başlık detaylarıyla ayrım yaratmaya,
ya da entarilerin eteklerini sürümek ya da
belde toplamak gibi herkese verilmeyen
haklarla farklılık, yenilik oluşturmaya, amacı
değişik de olsa bugün ‘styling’ demiyor
muyuz ?
İslam’ın resmi yasakladığı, padişah
kaftanlarını saklama geleneğinin kadınlara
uygulanmadığı, aslında saray halkıyla
yayılması gereken modanın, harem
mahremiyetinde saklı kaldığı Osmanlı’da
kadın kıyafetleri hakkındaki bilgileri
16.yüzyıldan itibaren Batılılar’ın, 18.
yüzyıldan sonra da Levnî ve Abdullah Buharî
gibi nakkaşların hazırladıkarları kıyafet
albümlerinden ve sayısı 4’ü aşmayan Lady
Montagu gibi İstanbul’da yaşamış kadın
yazarlardan alıyoruz.
Şu kısacık yazı sayesinde neleri mi bilebiliriz ?
Örneğin entarilerin Selçuklular’da olduğu
gibi uzun, bol kollu, yakasız ve önden açık
olarak ilelebet kalmadığını, 16. yüzyılda kalça
seviyesinde ve son çeyreğinde parçalı kaftan
olarak görüldüğünü, 18. yüzyıl Lale Devri’nde
hem uzun (ama ayak boyunun üstünde), hem
kısalarına rastlandığını, yanlarının yırtmaçsız,
genişletmek için peş denilen ekli, üst kısmının
ise sıkıca bedene oturduğunu, 19. yüzyılla
beraber tamamen bir değişime girdiği,
önceleri derin yırtmaçlar kazanarak üç etek
ismini aldığını, kesiminin darlaştığını, iki etek
denen önü kapalı yanları yırtmaçlı entariye
dönüştüğünü, yüzyıl ortasında eteğinin
iyice uzadığını (183-220cm), kesiminin yine
bollaştığını, hırka veriyonunun göğsü pensli, sırtı baklava kesimli ve takma kollu ceketlere
(salta) dönüştüğünü görüyoruz.
Gömleklerin 16. yüzyılda çok geniş kollu,
17. yüzyılda kısa hırkaların altında ayak
bileklerine kadar uzun ve şeffaf, kol ağzının
17. yüzyılda geniş ve şeritli, 18. de dar ve
uzun, bir süre sonra balık ağzı şeklinde evaze,
19. yüzyılın ortasında, elleri geçerek çok uzun
ve oyalı, ardından Avrupa’nın etkisiyle, takma,
patronu dirsek kıvrımlı, manşetli ve düğmeli
olduğunu görüyoruz.
Ferace deyip geçmeyin. 16. yüzyılda ufak
yakalı, geniş kollu ve etekli, 17.yüzyılda daha
geniş yakalı ve büyük düğmeli, Lale Devrinde
rengarenk, yakaları bele inecek, daha sonra
neredeyse yere varacak kadar uzun. 1872’den
sonra her ne kadar arada II. Abdülhamid
yasaklasa da yerini çarşafa bırakıyor. II.
Meşrutiyet’ten sonra çarşaf geniş bir pelerin
ve eteğe dönüşüyor ardından gittikçe
kısalmaya başlıyor.
16. ve 17. yüzyılda taşlı ve altın kemerler,
17.yüzyılda kapaniçe adlı pelerinler, 18.de
bele sarılan büyük kaşmir şallar gözde. 15.
yüzyılda konik, bir sonraki asırda tüylü fes,
17. yüzyılda üst kısmı geniş alt kısmı dar
yüksek hotozlar, 18. yüzyılda, bir tarafa yatan
asimetrik kumaş başlıklar moda. Osmanlı
kadını her zaman mücehverli, kürklü, zengin
kumaşlı ve gösterişli giyiniyor. Kısa ya da
uzun kollu kaftanlar ermin, samur, sincap
gibi yazlık ve kışlık bir kürk hiyerarşisi içinde,
birbirinden güzel motiflerle astarlanıp, Rusya
ile önemli bir ticaret kapısı oluşturuyor.
1858’de Sultan Abdülmecid’in kızlarının
düğününde bütün saray halkı korseyle tanışsa
da, kapalı, kuyruklu ve şalvarsız Avrupa dantel
işlemeli entariler boy gösterse ve 1870’ den
sonra Osmanlı kadını Avrupa kadınından
farksız giyinmeye başlasa da, Müslüman
kadınları minyatür detaylarında her zaman
sarı ayakkabılarıyla farkedeceğiz.
ŞUBAT/2014
Kick Boks İçin
Tasarım
Türkiye Kick Boks
Federasyonu kurumsal
kimliğinde kullanılacak
özgün logonun peşinde...
Yarışma jürisinde Prof. Dr.
Meltem Yılmaz (Hacettepe
Üniversitesi Güzel Sanatlar
Fakültesi Dekanı), Yrd.
Doç. Dr. Duygu Koca
(Hacettepe Üniversitesi İç
Mimarlık ve Çevre Tasarımı
Bölümü), Arş. Gör. Atila
Işık (Hacettepe Üniversitesi
Grafik Bölümü), Orhan
Ayhan (Spor Yorumcusu
ve Türkiye Kick Boks
Federasyonu Asbaşkanı),
Salim Kayıcı (Türkiye Kick
Boks Federasyonu Başkanı)
gibi değerli isimler yer
alıyor. Son başvuru tarihi ise
14 Mart 2014.
Karbon Fiber
Yarışması
‘Talk Mode’
Seminer
Moda tasarımı alanında
kendini geliştirmek
isteyen tekstil sektörü
profesyonelleri ve
öğrencilerinin katılımına
uygun, tasarım süreçleri
ve markalaşmanın çeşitli
başlıklarla ele alındığı,
İMA ve MTD işbirliğinde
gerçekleştirilen Talk
Mode Seminerleri 2014
Bahar Dönemi’nde ayın
2. ve 4. Perşembeleri,
19.00 – 21.00 saatleri
arasında İstanbul Moda
Akademisi’nde devam
ediyor. 13 Şubat Perşembe
günü serinin ilk semineri
olan ‘Erkek Moda
Sektörüne Bakış’ konusuyla
Niyazi Erdoğan erkek
modasını mercek altına
alacak.
Koza Açıldı
22. Koza Genç Moda
Tasarımcıları Yarışması
Türk modasına yeni isimler,
yeni çizgiler kazandırmayı
amaçlıyor. Yarışmanın
değerlendirme kriterleri
ise yaratıcılık düzeyi
(tasarımların özgün olması
ve yeni fikir içermesi),
tasarımların uygulanabilirliği
ve giyilebilirliği, malzeme
seçiminde yaratıcılık,
malzeme-tasarım uyumu. Son
başvuru tarihi 14 Mart 2014
Cuma olan yarışmayla ilgili
daha detaylı bilgi almak için
itkib.org.tr adresini ziyaret
edebilirsiniz.
3. Karbon Fiber Tasarım
Yarışması’nın teması
karbon fiber malzeme
özelliklerini (hafiflik,
dayanıklılık, şekillendirme
gibi) kullanarak yeni
tasarım ve ürünler
geliştirmek. Son başvuru
tarihi 03 Mart 2014 olan
yarışmanın iki ayrı teması
bulunuyor. Malzeme ve 3D
Print. Malzeme kısmında
tasarımcılardan fiber
malzeme özelliklerini estetik
ve orjinal olarak birleştiren
“aydınlatma elemanı”
tasarlaması bekleniyor. 3D
Print kısmında ise fiber
malzemenin 3 boyutlu
baskı özelliklerini teşvik
etmeyi amaçlayan, “fused
filament fabrication” (FFF)
tekniklerini tasarım ve el
işini harmanlayarak güzel bir
form ile gösterebilecekleri
tasarımlar bekleniyor.
Iğdır’a
Logo Lazım
Iğdır Valiliği Logo Tasarım
Yarışması’nın konusu, sürekli
yenilenen ve gençleşen, hem
tarihi değerleri, hem çağdaş
nitelikleriyle yüksek yaşama
standartlarına sahip ve
örnek bir şehir olma yolunda
kendini sürekli geliştiren
Iğdır’ın bu özelliklerini
yansıtacak ve Iğdır
Valiliği kurum kimliğinde
kullanılacak, özgün amblem/
logonun tasarlanması. Son
başvuru tarihi 21 Şubat 2014
olan yarışmayla ilgili daha
detaylı bilgiyi igdir.gov.tr’den
alabilirsiniz.
Serap Alp
[email protected]
Maksder
Zamanı
MAKSDER 5. Mobilya
Aksesuar Ürünleri
Tasarım Yarışması,
MAKSDER tarafından her
yıl, sektördeki gelişimi
teşvik etmek, uluslararası
pazarlarda rekabet
edebilecek ürünlerin
oluşmasına zemin
hazırlamak, tasarımın
sektör içindeki önemini
vurgulamak, bu
alanda başarı gösteren
tasarımcıları özendirmek
ve ödüllendirmek
amacıyla düzenleniyor.
Tasarımların son teslim
tarihi 03 Eylül 2014.
Yarışma Üniversitelerin
Mimarlık, İç Mimarlık ve
Endüstri ürünleri tasarımı
bölümlerinde eğitim gören
ya da bu fakültelerden
mezun olmuş kişilerin yanı
sıra mobilya tasarımı ile
ilgilenen uygulayıcıların
katılımına açık.
Sağlıklı
Cam Ambalaj
“And The
Winner...”
Geçtiğimiz günlerde NBA
takımlarından Charlotte
Bobcats’in sahibi Michael
Jordan yaptığı açıklamayla,
takımın eski ismi olan
Hornets’i yeniden kullanmaya
başlayacağını duyurmuştu.
Seneye NBA’e geri dönecek
Charlotte Hornets için
alternatif bir logo oluşturmak
için yapılan yarışmayı Türk
tasarımcı Eren Gürbüz
kazandı. Yarışmayı 99designs
isimli bir oluşum düzenledi.
Yarışmada 1100’ün üzerinde
tasarım arasında birinciliği
alan Eren Gürbüz imzalı
logo oldu. Logoda ayrıca
Charlotte’un lakabı olan
Queen City’i de görmek
mümkün.
2. Anadolu Cam Afiş
Tasarım Yarışması’nın
konusu, cam ambalajın
gıdaların tadı, kokusu ve
aromasını değiştirmeden
uzun süre ve daha
sağlıklı saklanmasını
sağlayabilen, gerçek bir
doğa dostu ambalaj olduğu
gerçeğinin yansıtılması.
Bu gerçekten yola çıkarak
cam ambalajın en sağlıklı
ambalaj malzemesi olduğu
bilincinin yaratılması,
güçlendirilmesi, cam
ambalajın gerçek bir
doğa dostu olduğu
konusunda tüketicinin
bilinçlendirilmesi ve geri
dönüşümün öneminin
vurgulanması. Teması “
Cam Ambalaj, Sağlıklı
Ambalaj” olan yarışmanın
son başvuru tarihi 14 Mart
2014.
Yayın Türü: Aylık Sahibi: Kaleseramik Çanakkale Kalebodur Seramik A.Ş. Koordinasyon: Kale Tasarım Merkezi
Editör: Umut Kart (sorumlu) Katkıda Bulunanlar: Gözde Tüfekçi Sayfa Tasarımı: Emre Senan Tasarım ve Danışmanlık;
Emre Senan, Özge Güven, Nurhan Seyrekbasan Danışma Kurulu: Serhan Ada, Erdem Akan, İhsan Bilgin, Asiye Bodur,
Füsun Curaoğlu, Yeşim Demir, Ömer Durmaz, Alpay Er, Cem Erciyes, Sertaç Ersayın, Hakan Ertem, Güran Gökyay, Korhan
Gümüş, Gamze Güven, Gülay Hasdoğan, Tansel Korkmaz, Zeynep Bodur Okyay, Suha Özkan, Kuyaş Örs, Nevzat Sayın, Emre
Senan Baskı: Veritas Baskı, Yeşilce Mahallesi Diken Sokak No: 34. Levent-İstanbul Tel: 0212 294 50 20 İletişim: Kale
Tasarım Merkezi-Silahtarağa Mah. Kazım Karabekir Cad. No: 2/6 34060 Eyüp/İstanbul, Tel: 0212 311 75 68, 0212 371 53 95
[email protected], [email protected] Kale Tasarım Merkezi’nin ücretsiz tasarım gazetesidir.
www.kaletasarimmerkezi.com
www.kaletasarimmerkezi.com
Download

Tasarım Gazetesi Şubat sayısı için