ISSN:1304-8120
KAHRAMANMARAŞ SÜTÇÜ İMAM ÜNİVERSİTESİ
SOSYAL BİLİMLER DERGİSİ
Kahramanmaraş Sütçü İmam University
Journal of Social Sciences
CİLT/Volume
11
SAYI/No
2
YIL/Year
2014
KAHRAMANMARAŞ SÜTÇÜ İMAM ÜNİVERSİTESİ
SOSYAL BİLİMLER DERGİSİ
Kahramanmaraş Sütçü İmam University
Journal of Social Sciences
Sahibi /Publisher
Prof. Dr. M.Fatih KARAASLAN
Rektör / Rector
Yayın Kurulu / Editorial Board
Doç.Dr. Murat KARABULUT (Başkan / Editor)
Doç. Dr. M. Akif ÖZDOĞAN (Başkan Yardımcısı / Associate Editor)
Doç. Dr. Salih YEŞİL (Başkan Yardımcısı / Associate Editor)
Doç. Dr. İbrahim KIR (Üye/ Member)
Doç. Dr. Hüseyin AĞIR (Üye/ Member)
Yrd. Doç. Dr. Sadi GEDİK (Üye/ Member)
Sekreterya / Secretary
Arş. Gör. Sebahat ÖZKAN
Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, sosyal
bilimlerin farklı disiplinlerinin ilgi alanlarına giren, çok yönlü olarak tartışma,
araştırma ya da uygulamalar sonucunda üretilen bilimsel çalışmaları ve
çözümleri içeren “hakemli” bir dergidir. Dergi yılda iki kez yayımlanır.
Adres
Sosyal Bilimler Dergisi
Yayın Kurulu Başkanlığı
Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü
AVŞAR YERLEŞKESİ-KAHRAMANMARAŞ
0 344 280 18 46
Tel
0 344 280 18 45
0 344 280 18 48
Faks
0 344 280 18 40
E-mail
[email protected]
Dizgi
Arş. Gör. Sebahat ÖZKAN
Kapak Tasarım
Okt. Arif GÜRLER
Baskı
Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Basımevi
KAHRAMANMARAŞ SÜTÇÜ İMAM ÜNİVERSİTESİ
SOSYAL BİLİMLER DERGİSİ
Kahramanmaraş Sütçü İmam University
Journal of Social Sciences
DANIŞMA KURULU / Advisory Board
Prof. Dr. Ali AKTAN
Erciyes Üniversitesi
Prof. Dr. Cihan OKUYUCU
Yıldız Teknik Üniversitesi
Prof. Dr. Fatih TÖREMEN
Zirve Üniversitesi
Prof. Dr. H.Ezber BODUR
Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi
Prof. Dr. Muhsin KAR
Necmettin Erbakan Üniversitesi
Prof. Dr. Mustafa ÖKMEN
Celal Bayar Üniversitesi
Prof. Dr. Nurettin DEMİR
Başkent Üniversitesi
Prof. Dr. Sadettin TONBUL
Elazığ Üniversitesi
Prof. Dr. Sami TABAN
Osman Gazi Üniversitesi
Prof. Dr. Tahir AKGEMCİ
Selçuk Üniversitesi
Prof. Dr. Tayyar ARI
Uludağ Üniversitesi
Prof. Dr. Uğur YLDIRIM
Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi
Prof. Dr. Yakup CİVELEK
Hitit Üniversitesi
Prof. Dr. Yılmaz ARI
Balıkesir Üniversitesi
Not: İsimler unvan ve alfabetik sıraya göre dizilmiştir.
HAKEMLER / Referees
Prof. Dr. Ahmet EYİCİL
Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi
Prof. Dr. Bilgehan PAMUK
Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi
Prof. Dr. Musa GÜRSEL
Prof. Dr. Mustafa TAŞLIYAN
Mevlana Üniversitesi
Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi
Prof. Dr. Mustafa UÇAR
Hasan Kalyoncu Üniversitesi
Prof. Dr. Şevki ÖZGENER
Doç. Dr. Ali DERAN
Nevşehir Üniversitesi
Niğde Üniversitesi
Doç. Dr. Canan Gamze BAL
Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi
Doç. Dr. H. Güner BERKANT
Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi
Doç. Dr. İbrahim KIR
Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi
Doç. Dr. İzzet DÖŞ
Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi
Doç. Dr. Kazım ÇELİK
Pamukkale Üniversitesi
Doç. Dr. Mahmut YARDIMCIOĞLU
Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi
Doç Dr. M. Ruhat YAŞAR
Kilis 7 Aralık Üniversitesi
Doç. Dr. Rafet AKTAŞ
Yıldırım Beyazıt Üniversitesi
Doç. Dr. Türkay Nuri TOK
Pamukkale Üniversitesi
Doç. Dr. Zeynep HATUNOĞLU
Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi
Yrd. Doç. Dr. Cemil BÜLBÜL
Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi
Yrd. Doç. Dr. Erkan DÜNDAR
Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi
Yrd. Doç. Dr. Evrim URAL
Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi
Yrd. Doç. Dr. İsmail ALTINÖZ
Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi
Yrd. Doç. Dr. Mahmut SAĞIR
Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi
Yrd. Doç. Dr. M. Ali DOMBAYCI
Gazi Üniversitesi
Yrd. Doç. Dr. M. Fetih YANARDAĞ
Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi
Yrd. Doç. Dr. Ö. Okan FETTAHLIOĞLU
Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi
Yrd. Doç. Dr. Selami ÇAKMAKÇI
Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi
Yrd. Doç. Dr. Süleyman GÖKSOY
Düzce Üniversitesi
Yrd. Doç. Dr. Tuba BÜYÜKBEŞE
Hasan Kalyoncu Üniversitesi
İÇİNDEKİLER
/ CONTENTS
Tolga YILMAZ……………………………………………………..…….
Lider Etkinliği Ölçeğinin Türkçeye Uyarlanması Çalışması
Adaptation Study of Leader Effectiveness Scale to Turkish
Hikmet MARAŞLI, M. Cumhur ÇOBAN, Eda TOPBAŞ…
Yalın Muhasebe
Lean Accounting
Hülya Gülay OGELMAN………...…………………………….………..
Türkiye’deki Okul Öncesi Dönem Sosyal Beceri Araştırmaları: 20002013 Yılları Arasındaki Tezlerin İncelenmesi
1
25
41
Researches on Preschool Social Skills in Turkey: Examination of
the Theses Between 2000-2013
Özden ÜRKMEZ………………………..……………………..…………
Eski Çağ’da Maraş ya da Marqašti Germanicia
67
Maraş or Marqašti Germanicia in the Old Age
Mahmut SAĞIR, Kadir BİLEN, Orhan ERCAN…...…………………
Öğretmenlik Uygulaması Dersinin Öğretmen Adaylarının Öz
Yeterlik ve Ders Anlatımlarına İlişkin Algılarına Etkisi
97
Effect of Practice Teaching Courses On Teacher Candidates’
Perceptions Regarding Self Efficacy And Teaching Experiences
İbrahim AKBEN……………………………………..…………………… 115
İşletmelerin Uluslararasılaşma Stratejileri: Kahramanmaraş
İşletmelerinde Bir Alan Çalışması
Internationalization Strategies of Firms: A Field Study In
Kahramanmaras’s Enterprises
Şengül KOCAMAN ……………………………………………………...
Vasıf Öngören ’in Almanya Defteri’nde Göç Olgusu
The Phenomenon of Immigration In Vasıf Öngören’s Almanya Defteri
Durdağı AKAN, Murat BAŞAR, Cemil ŞAHİN.....................…………
Okulların Sosyal Sermayeleri ile Örgütsel İmajları Arasındaki İlişki
The Relaionship Between Social Capital of Schools And
Organizational Image Based On Perceptions of Teachers
147
163
Necdet KONAN, Aslı AĞIROĞLU BAKIR………………..…………..
Lise Öğrencilerinin AB Gençlik Programı’na İlişkin Görüşleri
185
High School Students’ Opinions about EU Youth Programme
Hüseyin ÖZTÜRK, Tekbir KAYMAK…………………..………..……
İlkokul ve Ortaokullarda Öğrenim Gören Öğrencilerin Velilerinin
Taşımalı Eğitime İlişkin Görüşleri
205
View on Mobil Education of Parents of Students Studying in Primary and
Secondary Schools
Mustafa ÇABUK…………………………………………………………
1895 Yılında Geben’de Ermeni Mezalimi
Armenian Atrocities in Geben in 1895
Ömer Faruk DEMİRKOL, Emel ŞENBAYRAM………..…...………..
Basel III Uzlaşısı ve Makro Ekonomik Boyutu
Basel III Accord and Macro Economic Dimension
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi Yazım Kuralları
225
245
263
Lider Etkinliği Ölçeğinin Türkçeye Uyarlanması Çalışması
Tolga YILMAZ
48’inci Hd. Tug. K.lığı, Şırnak
Makale Gönderim Tarihi:20.01.2014, Makale Kabul Tarihi:21.10.2014
Öz: Lider etkinliği, liderin takipçilerinin karşılaşılan zorluklarla
başa çıkmasına ve karmaşık problemler karşısında yaratıcı çözümler
üretmesine yardım etmekte ve yönlendirilmesini sağlamaktadır.
Günümüzün hızla değişen koşullarında değişime uyum sağlayabilen,
takipçilerini ve örgütünü yönlendirebilen etkin liderlere ihtiyaç
duyulmakta ve konuya artan bir ilgi duyulmaktadır. Bu kapsamda
çalışmanın amacı, Chen ve Tjosvold (2005) tarafından geliştirilen lider
etkinliği ölçeğini Türkçe alanyazında yapılacak çalışmalar için
uyarlamaktır. Üç ayrı şehirde (Ankara, Kahramanmaraş ve Şırnak) eğitim
ve sağlık sektörü çalışanlarından oluşan 317 kişilik örneklemden elde
edilen verilerle, Brislin ve arkadaşlarının (1973) belirttiği beş adımlı
yönteme göre yapılan uyarlama çalışmasında ölçeğin beş maddesinden
biri çıkartılarak tek faktörlü yapısı doğrulanmıştır.
Anahtar Kelimeler: Lider etkinliği, lider etkinliği ölçeği, ölçek
uyarlama.
Adaptation Study of Leader Effectiveness Scale to Turkish
Abstract: Leader effectiveness helps the followers of the leader
to deal with the challenges and find creative solutions for complex
problems and guides them. In today’s rapidly changing conditions,
effective leaders -who can adapt change and direct his/her followers and
organization- are required and this issue gets increasingly interesting. The
purpose of this study is to test the validity and reliability of the leader
effectiveness scale in Turkish which is developed by Chen and Tjosvold
(2005). For this purpose data was collected by the way of convenience
sampling from 317 employees working at education and health sector in
three different cities (Ankara, K.Maras, Sirnak) and the 5-step-process
suggested by Brislin et.al (1973) were followed. At the end of the process
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi, Ekim 2014, Cilt:11, Sayı:2, Sayfa:1-24
YILMAZ; Lider Etkinliği Ölçeğinin Türkçeye Uyarlanması Çalışması
.
one of the five items were removed and one-factor-structure of the scale
was confirmed.
Keywords: Leader effectiveness, leader effectiveness scale, scale
adaptation.
GİRİŞ
Günümüzde örgütlerin karşılaştığı değişim hızı ve küreselleşme,
geleneksel bilgi, beceri ve yeteneklerin yerini yetkinliklerin alması
(Singh, 2008; Sanchez ve Levine, 2009), değişen, karmaşık koşullara
uyum sağlayabilen liderlere olan gerekliliği artırmıştır. Bu bağlamda öne
çıkan lider etkinliği takipçilerin/grup üyelerinin karşılaşılan zorlukları
anlamlandırarak, bu zorluklarla başa çıkmasına yardım etmekte ve
yönlendirmekte, takipçilerinin karmaşık problemler karşısında yaratıcı
çözümler üretmelerini sağlayabilmektedir (Bass vd., 2003). Etkili liderlik,
izleyenlerin liderin belirlediği amaca ulaşmaya güdülenmiş olmaları ile
karakterize edilmekte ve bu anlamda etkili liderler insanları istenilen
biçimde davranmaya yönlendirebilmektedir (Gündüz ve Balyer, 2012).
Ancak liderlik doğası gereği karmaşık ve ölçülmesi zor bir süreçtir. Bu
sebeple liderlik konusunda yapılan çalışmalar devam etmekte ve liderliğin
faklı boyutları araştırılmaktadır. Bunlardan biri de lider etkinliği olmakla
birlikte alanyazında lider etkinliğinin ne olduğu ve nasıl ölçülebileceğine
dair tartışmaların devam ettiği; lider etkinliğinin farklı boyutlar ve
değişkenlerle ele alındığı görülmektedir. Türkiye bağlamında ise lider
etkinliği üzerine çalışmalar yapılmış olmakla birlikte ve konuya artan
ilgiye rağmen “algılanan genel lider etkinliğini” ölçmeye dair genel geçer
bir ölçeğe rastlanılmamıştır. Araştırma kapsamında lider etkinliğini
ölçmede kullanılan yöntem ve ölçekler incelenmiş, başka değişkenlerle
birlikte kullanımı uygun olan, kültürel ve bağlamsal özelliklere çok vurgu
yapmadan liderin “genel etkinliğini” değerlendirmeyi amaçlayan, Chen ve
Tjosvold (2005) tarafından geliştirilen beş maddelik ölçeğin Türkçe
yazına kazandırılmasının mütevazı bir katkı sağlayacağı ümit edilmiştir.
Bu kapsamda çalışmanın amacı Chen ve Tjosvold (2005) tarafından
geliştirilen lider etkinliği ölçeğinin Türkçe geçerlik ve güvenirlik
çalışmasını yapmaktır. Bu amaç doğrultusunda üç ayrı şehirde (Ankara,
K.Maraş, Şırnak) eğitim ve sağlık sektörü çalışanlarına ölçek uygulanmış
ve veri elde edilmiştir. Elde edilen veriler geçerlik ve güvenirlik analizine
tabi tutulmuş ve ölçeğin bir maddesi çıkartılarak, 4 madde ile tek faktörlü
yapısı doğrulanmıştır. Çalışmada öncelikle lider etkinliği modelinin
2
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
kuramsal temellerine değinilmiş, lider etkinliği ölçeği ve yöntembilime
dair bilgi ve bulgular sunulmuş, son olarak çalışmayla ilgili sonuç ve
değerlendirmelere yer verilmiştir. Yapılan analizler sonucunda, lider
etkinliği ölçeğinin yüksek geçerlilik ve güvenilirliğe sahip olduğu
belirlenmiştir.
LİTERATÜR İNCELEMESİ
Liderlik çeşitli şekillerde tanımlansa da genel bir ifadeyle; belli
bir grubun üyelerini belirlenen amaçları gerçekleştirmek için harekete
geçirme, bireyleri kendi istediği tarzda etkileyebilme, yönlendirebilme
(Koontz ve Weihrich, 1982; Northouse, 1997), amaçların gerçekleşmesi
için üyelerle etkileşime girme (Heifetz, 1994) yeteneklerinin ve bilgisinin
toplamı (Bass, 1990; Eren, 2001) şeklinde ifade edilebilir. Liderlik
araştırmaları sürecinde ileri sürülen yaklaşımlar konusunda yapılan
çalışmalar dikkate alındığında, liderlik kuramlarının temel olarak dört ana
grup altında toplandığı görülmektedir. Bunlar; liderliğin doğuştan
olduğuna ve liderin birtakım özelliklerine vurgu yapan “özellikler” ya da
“büyük adam” yaklaşımı, liderin davranışlarına odaklanan “davranışsal
yaklaşım”, duruma/koşullara göre liderlik tarzlarını inceleyen
“durumsallık yaklaşımı” ve nihai olarak “liderlikte güncel yaklaşımlar”
adı altında toplanabilecek, son yıllarda öne çıkan liderlik yaklaşımlarıdır
(Yılmaz ve Gürbüz, 2012). Bununla birlikte günümüzün yeni
normallerinde insanın bir değer olarak örgütlerin merkezine alınması;
bilginin, beşeri ve entelektüel sermayenin rekabet üstünlüğü ve örgütlerin
hayatta kalması için kaçınılmaz hale gelmesiyle liderlik sürecinin nasıl
işlediğini açıklamak konusundaki tartışmaların genişlediği söylenebilir.
Bu gelişmelere bağlı olarak özellikle insanların yönetim sürecine
katılımının, etiğin, çok yönlü ve farklı yetenekleri ve bilgiyi elde tutmanın
giderek daha büyük önem kazanmasıyla beraber etkin liderliğin
vurgulandığı, yüksek performanslı örgütler oluşturmak ve beşeri
sermayeyi etkili kullanmak açısından etkili liderlik uygulamalarının öne
çıktığı görülmektedir.
Lider etkinliğini öngörmek karmaşık bir konudur. Çünkü bireyin yani
liderin davranışlarıyla birlikte bu davranışların grup davranışlarına etkisini
ve sonuçlarını da kapsamaktadır. Liderlik tanımına göre liderin
takipçilerini harekete geçirebilmesi için bazı niteliklere, yeteneklere ve
bilgiye sahip olması ve bazı davranışları göstermesi gerekmektedir. Bu
durumda belirlenen amaçlara ulaşılabilmek için liderin takipçileri
üzerindeki etkinliğinin önemi ortaya çıkmaktadır. Çünkü lider belli
3
YILMAZ; Lider Etkinliği Ölçeğinin Türkçeye Uyarlanması Çalışması
.
davranışları veya liderlik tarzını sergilerken, bunun takipçileri üzerindeki
etkisi oranında istenilen amaçlara ulaşacağı beklenmektedir. Derue ve
arkadaşlarının (2011) yaptığı meta analizde lider etkinliğini; bireysel lider
etkinliği, grup hedeflerinin başarımı (grup performansı), takipçilerin iş
tatmini ve liderin etkisinin kabulü (takipçilerin liderden memnuniyeti)
bağlamında değerlendirmişler ve lider etkinliği kriterlerinin mevcut
literatürde üç boyut altında kavramsallaştırıldığını ifade etmişlerdir.
Bu boyutlar;
1.Kapsam: Genel kapsam (liderin genel etkinliği), görev kapsamı
(bireysel ve grup performansı vb.) ve duyuşsal/ilişkisel kapsam
(takipçilerin liderden memnuniyeti, lider üye etkileşimi vb.),
2. Analiz seviyesi: Bireysel, ikili, grup ve örgütsel seviye,
3.Değerlendirme hedefi: Lider (liderin etkinliğinin veya liderden
memnuniyetin değerlendirilmesi) ve diğerlerinin (takipçilerin, grubun,
örgütün (örneğin performansının) değerlendirilmesi vb.) şeklindedir.
Lider etkinliğinin ölçülmesindeki zorluk beraberinde çeşitli
kuramlar geliştirilmesine yol açmıştır. 1869 yılında Galton ve Eysenck’in,
lider olarak bireylerin etkinliğini ve lider olanlarla olmayanları ayırt eden
kalıtımsal özellikleri araştıran çalışmayla konu incelenmeye başlanmıştır
(Derue vd., 2011). Lider etkinliğiyle ilgili çalışmalar geliştikçe yeni
kuramlar ve yaklaşımların ortaya çıktığı görülmektedir. Bunlardan Ohio
State çalışmalarının katkısıyla ortaya konan ve lider etkinliğini
değerlendirmek için oluşturulan kuramlardan en yaygın olanı davranışsal
liderlik kuramıdır (Marta vd., 2005). Bu kurama göre lider etkinliğini
değerlendirmek için iki anahtar liderlik tarzı vardır: İnsana dönük (kişiyi
dikkate alan) ve göreve dönük (işi dikkate alan) liderlik tarzıdır (Basım
vd., 2006). Fakat bu boyutlar kullanıldığında lider etkinliğini
değerlendirmek bazı belirsizliklere yol açmaktadır. Bu belirsizliklere
getirilen açıklama, her durumun kendine özgü koşulları ve her liderin
kendine özgü özellikleri olduğudur (Marta vd., 2005).
Davranışsal çalışmalar devamında durumsal liderlik kuramlarına
yol göstermiştir. Genel geçer bir etkili liderlik tarzı ortaya koyma çabası
başarısız olunca, araştırmalar liderlik sürecinin gerçekleştiği duruma
doğru yönelmiştir (Daft, 1999). Durumsallık kuramları liderliğin oluştuğu
koşullara odaklanmakta ve değişik koşulların değişik liderlik tarzları
gerektirdiğini varsaymaktadır (Daft, 1999; Koçel, 2011). Kuramın temel
varsayımı lider etkinliğinin, liderlik tarz ve davranışının liderin içinde
4
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
bulunduğu koşullara bağlı olduğu şeklindedir (Baron ve Greenberg,
1993). Bu bağlamda durumsal liderlik kuramı, liderlik sürecini etkileyen
çevresel, bağlamsal, durumsal faktörlere odaklanmaktadır (Yukl, 2008).
Kişiye veya işe yönelik davranış yerine her iki davranışın da belli
koşullarda etkili olacağını ve liderin etkinliğini artıracağını ifade
etmektedir. Bununla birlikte hangi durumda hangi liderlik tarzının
uygulanacağına dair somut kanıtları ortaya koyan çalışmaların az olması
ve durumsallık yaklaşımının, genel liderlik koşulları hakkında
varsayımlarda bulunması nedeniyle (Ashour, 1973) araştırmalar devam
etmektedir.
Konunun karmaşıklığı farklı analiz birimleri kullanılmasından,
kapsamından ve değerlendirme hedeflerinden (beklenen sonuçlardan)
gelmektedir. Lider etkinliği araştırmaları için önerilen ve liderin
davranışları ile grubun sonuçları arasındaki temel bağları gösteren
basitleştirilmiş model (Şekil-1) şöyledir.
Şekil-1: Lider etkinliği araştırmaları için önerilen bir model (Ashour,
1973).
Bu modele göre durumsallık yaklaşımı temelinde, liderin
özellikleri ile takipçilerinin özellikleri liderlik sürecinde ortaya çıkan
durumlara bağlı olarak liderin ve takipçilerin davranışlarını etkilemekte ve
sonuçlar buna göre şekillenmektedir. Durumsallık söz konusu olduğunda
doğal olarak liderliğin farklı boyutları ortaya çıkmaktadır. Nitekim lider
etkinliğiyle ilgili olarak yapılan çalışmalar ele alındığında farklı
değişkenler ve boyutlarla konuyu irdeledikleri ve etkin liderin farklı
5
YILMAZ; Lider Etkinliği Ölçeğinin Türkçeye Uyarlanması Çalışması
.
yönlerini ortaya koydukları görülmektedir. Sözgelimi etkili liderlik
tanımlanırken genellikle kişilik özellikleri üzerinde durulmuş (Eissa vd.,
2012) ancak araştırmanın yürütüldüğü bağlama göre bu kişilik özellikleri
değişmiş (Khan ve Ahmad, 2012), farklı bireysel nitelikler vurgulanmış
(Carter, 2009) dolayısıyla doğası gereği zaten karmaşık olan liderlik,
farklı yönleriyle ele alınarak farklı sonuçlara ulaşılmıştır. Judge ve
arkadaşları (2002) tarafından yapılan çalışmada ise etkin liderliği beş
kişilik faktöründen en çok dışadönüklük özelliğinin belirlediği ortaya
konmuştur. Bununla birlikte etkin liderlik süreci değerlendirilirken liderin
motivasyon, gelişim, eşgüdüm sağlamaya ve stratejik problemleri
çözmeye yönelik özellikleri ile proaktif yönü vurgulanmaktadır (Bass,
1973). Öte yandan etkili liderlerin, bulundukları hiyerarşik konumun yasal
gücü ile grup tarafından sağlanan doğal gücü birleştirdikleri, daha genel
denetimsel yöntemleri kullandıkları ve özellikle sonuçlar üzerinde
durdukları (Aydın, 1994’den akt: Gündüz ve Balyer, 2012) ifade
edilmektedir. Diğer bir deyişle kontrolden ziyade güçlendirmeyi,
etkilemeyi ve değişimi destekleyen kişilerdir. Etkin liderlerin
özellikleriyle ilgili yapılan diğer çalışmalarda ise etkin liderlerin etik
ikilemlerle karşılaştıklarında daha kapsamlı ve derin bilişsel muhakemeye
girdikleri, verdikleri kararlar paydaşları etkilediği için daha geniş bir bakış
açısıyla çözüm aramaya eğilimli oldukları (Jurkiewics ve Massey, 1998)
bulgusu elde edilmiştir. Din adamları üzerinde yapılan bir çalışmada ise
lider etkinliğini bireysel ilgi, kişilik ve dindarlık/maneviyat boyutlarının
yordadığı bulunmuştur (Carter, 2009). Farklı örgütsel ve yönetsel
seviyelerde lider etkinliğini oluşturduğu ileri sürülen niteliklerin
değişiklik gösterdiği (Khan ve Ahmad, 2012), yaşın lider etkinliği
üzerinde anlamlı etki yapan bir faktör olduğuna dair destekler
bulunmaktadır (Arıcı, 2002). Eğitim alanında yapılan çalışmalarda okul
müdürlerinin etkili liderlik davranışlarını “ara sıra” gösterdikleri (Gündüz
ve Balyer, 2012), etkili liderlerin olduğu okullarda güven, saygı,
iyimserlik ve isteklilik (intentionality) boyutlarının yüksek çıktığı
bulgulanmıştır (Burns ve Martin, 2010). Yancey ve Watanabe (2009) ise
çalışmalarında Amerikalı ve Japon işçilerin kültürel özelliklerinden dolayı
etkili liderliği farklı şekillerde tanımladıklarını ortaya koymuşlardır. Bu
sebeple lider etkinliği değerlendirilirken belirlenen sonuçlara göre
ölçülmesinde farklılıklar olmaktadır. Örneğin lider etkinliği sanal takımlar
gibi yapılarda liderin belirli bir görevi ne kadar iyi yerine getirdiği ve
takım üyelerinin liderlerini kendi takımlarında görev yaptığını nasıl
değerlendirdikleriyle tanımlanmaktadır (Eissa vd., 2012). Bu demektir ki
her örgüt için liderin etkinliği farklı boyutlarıyla ele alınsa da önemlidir,
6
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
değerlidir. Çünkü iş tatmini, örgütsel vatandaşlık davranışı, birey ve grup
performansı dolayısıyla örgütsel performans gibi sonuçlarla lider
etkinliğinin ilişkili olabileceği düşünülmektedir.
Lider etkinliğinin yukarıda bahsedilen çalışmalarda görüldüğü
gibi farklı bağlam ve durumlarda farklı boyutlarının öne çıkması
durumsallık yaklaşımının ve liderlik doğasının bir getirisidir. Günümüzde
liderliğin vazgeçilmezliği ve artan önemi göz önüne alındığında etkin
liderlik sağlandıktan sonra örgütlerinde uzun dönem çalışan liderlerin bir
öğretmen gibi örgüt kültürünü geleceğe taşımak, devam ettirmek ve
çalışanları kaynaştırmak ve sosyalleştirmek konusunda fayda sağlayacağı
da (Beer, 2009) beklenmektedir. Bu sonuçlardan da anlaşılacağı üzere
hangi liderlik tarzının evrensel olarak etkin liderlik tarzı olduğu henüz
tespit edilememiş olmakla birlikte, genel kanı lider etkinliğinde durumsal
etkenlerin önemli olduğudur (Dessler, 1972). Ancak bu durumsal
etkenlere yönelik tartışmalar devam etmekle birlikte lider etkinliğinin
lidere, izleyicilere, duruma ve bunların arasındaki ilişkilere bağlı olduğu
vurgulanmaktadır. Bu bağlamda, lider etkinliği kavramının ve lider
etkinliğinin nasıl gerçekleştiğinin anlaşılmasına katkı sağlayan durumsal
liderlik kuramlarından Fiedler’in (1967) etkin liderlik kuramı ve
House’un (1971) yol amaç kuramına genel hatlarıyla başvurmanın uygun
olacağı değerlendirilmektedir.
Etkin Liderlik Kuramı
Liderlikle ilgili iki temel soru vardır: Bir kişi nasıl lider olur ve
benzer bir durumda bir lider diğerine göre nasıl daha fazla veya az etkin
olmaktadır (Fiedler, 1967). Fiedler’e göre liderin etkinliği liderlik
durumuna bağlıdır. Durumsallık kuramının bu modeline göre lider
etkinliğini belirleyen üç önemli durumsal değişken vardır. Bunlar; lider ile
takipçileri arasındaki ilişkiler, başarılacak görevin yapısı ve liderin
mevkisine dayanan gücüdür (Koçel, 2011). Lider ve takipçileri ilişkisi,
liderin takipçileri tarafından ne kadar güvenildiği ve beğenildiğinin
derecesidir.
Görevin
yapısı,
görevin
yapılandırılmış
veya
yapılandırılmamış (planlanmış/planlanmamış) olarak tanımlanmasının
derecesidir. Mevki gücü ise örgütteki konumuna göre liderin gücünün
(ödül-ceza, yasayla tanımlanmış otorite vb.) derecesini ifade etmektedir
(Fiedler, 1967). Dolayısıyla bu kurama göre liderin etkinliği, uygun
koşullarda, uygun davranışların gösterilmesine bağlı olmaktadır. Fiedler
ayrıca liderlerin farklı durumlarda farklı davranacağını ileri sürmektedir.
7
YILMAZ; Lider Etkinliği Ölçeğinin Türkçeye Uyarlanması Çalışması
.
Lider etkinliği liderin tarzı ve durumsal özelliklerin uyumu ve
etkileşimiyle belirlenmektedir. En elverişli durum lider ve takipçileri
arasındaki ilişkilerin iyi, görevin yüksek seviyede yapılandırılmış ve
liderin büyük bir mevki gücüne sahip olmasıyla meydana gelmektedir
(Zel, 1996). Etki veya etkinlik liderliğin ayrılmaz bir parçası olmakla
birlikte, her liderin takipçilerini etkileme tarzı ve derecesi değişiklik
göstermektedir. Ancak bu etki baskı ve zorlama olmadan lider ve
takipçileri arasındaki karşılıklı ilişkilerle karakterize edilmektedir (Bass,
1990). Ancak Fiedler’in kuramı etkin liderliği hangi koşulda nasıl
uygulanacağına dair spesifik tanımlamalar vermemesi, performansa nasıl
katkı yapacağının net olarak açıklanmamış olmasıyla eleştirilmektedir
(Ashour, 1973). Ayrıca yapılan çalışmaların bu kuramı tamamen
desteklememiş olması ve akademik yönünün ağır basması diğer eleştiri
konularıdır. Bu kuramı takiben etkin liderliğin duruma göre değişeceğini
ileri süren bir diğer yaklaşım olan yol amaç kuramı ise büyük ölçüde
beklenti kuramına dayanmakta ve liderin gösterdiği davranışın takipçilerin
tatmini ve performansı üzerindeki etkisini açıklamaya çalışmaktadır
(Koçel, 2011).
Yol Amaç Kuramı
Durumsal liderlik yaklaşımları içinde yer alan yol amaç liderlik
kuramı House tarafından (1971) geliştirilmiştir. Kuram temelinde
Atkinson (1958) ve Vroom (1964) tarafından geliştirilen beklenti
kuramına dayanmaktadır (Dessler ve Valenzi, 1977). Bu kuram liderin
gösterdiği davranışın, takipçilerinin motivasyonu, tatmini ve başarı
dereceleri üzerindeki etkisini açıklamaya çalışmaktadır (Northcraft,
1994). House yol amaç kuramı ile takipçilerin tatmini, motivasyonu ve
performansı üzerinde lider davranışının etkinliğini açıklamayı
amaçlamıştır. Lider davranışının harekete geçirme, kişiyi dikkate alma,
otoriterlik, hiyerarşik etki ve denetim yakınlığı gibi boyutlarını, değer ve
işe yararlık değişkenleri bağlamında analiz ederek, lider davranışlarının
etkinliğinin duruma bağlı olduğuna, duruma göre değişebileceğine
odaklanmaktadır (House, 1971).
House’un yol amaç liderlik kuramının öncülüğünde araştırmacılar
lider ve takipçileri arasındaki ilişkilerin sonuçlarının, takipçilerin lider
davranışlarının
faydasını
algılamalarına
bağlı
olduğunu
değerlendirmişlerdir (Miles ve Petty, 1977). Buna göre liderin işlevi genel
olarak, kişisel ödülleri artırarak hedef belirlemek, bu ödüllere giden yolu
netleştirerek ve yol üzerindeki engelleri azaltarak kişisel tatmin fırsatlarını
8
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
artırmayı amaçlamaktır. Belirlenen hedefe liderin güdülenmesinden çok,
astların güdülenmesi önemlidir (Sökmen ve Boylu, 2009). Bu kurama
göre birey, belirli ihtiyaçlarını karşılayacak ve bu ihtiyaçlarını
karşılayacağı davranışlara yönelecektir. Bir başka ifadeyle insan
davranışını etkileyen iki etken vardır. İlki, bireyin belirli davranışlarla
belli sonuçlara ulaşacağına dair inancı/beklentileri; ikincisi ise bireyin bu
davranışlarının sonuçlarına vereceği değerdir (Csoka, 1981).
Beklenti kuramı, liderlik boyutu ile ele alındığında lider
takipçilerini iki yönde güdüleyebilir (Bedelan, 1989’dan akt. Zel, 1996;
Indvik, 1986):
1. Liderin takipçilerinin beklentilerini etkileme derecesi (liderin
davranışları açıkça belirlemesi: yol )
2. Liderin takipçilerinin davranışların sonucuna verdiği değeri
etkileme derecesi (takipçilerin hedefleri ve değer verilen sonuçları
kabullenmesi: amaç ).
Bu bağlamda lider için esas olan takipçilerine amaç belirlemek ve
takipçilerin bu amaçları gerçekleştirecekleri yolu bulmalarına yardım
etmektir. Diğer bir ifadeyle liderin belirli bir durumda liderin takipçisi
karşısında etkin olmak için nasıl davranacağını belirlemesidir
(Mawhinney ve Ford, 1977). Daha spesifik olarak ifade edilirse “liderin
işlevi, takipçilerinin amaçlarını netleştirmekten, bu amaçlara giden yolları
göstermekten, takipçilerinin memnuniyetini artırmaktan ve performans
için değerli içsel ödüller sağlamaktan oluşmaktadır” (Greene, 1979: 23).
Yaklaşımın ikinci önermesi ise liderin bu motivasyonel işlevini
gerçekleştiren belirli liderlik davranışının durumsal olarak belirlendiğidir
(Greene, 1979).
Genel hatlarıyla ele alınan bu iki kuramla, lider etkinliğinin
kuramsal temelleri ve boyutları açıklanmaya çalışılmıştır. Bugüne kadar
yapılan çalışmalarda lider etkinliğinin öncül ve ardıllarını net olarak
ortaya koyan bir kurama olan ihtiyaç tam anlamıyla çözülememiş
görülmektedir. Şayet bu süreç çözülebilirse, yeni bir lider etkinliği kuramı
ortaya çıkacaksa da mevcut kuramlar ışığında çalışmak, lider etkinliği
mekanizmasını daha iyi anlaşılmasına yardımcı olmaktadır.
Lider Etkinliği Ölçeği
Çalışmanın esasını oluşturan lider etkinliği ölçeği “algılanan
genel lider etkinliğini” ölçmeyi amaçlamaktadır. Bugüne kadar yapılan
9
YILMAZ; Lider Etkinliği Ölçeğinin Türkçeye Uyarlanması Çalışması
.
çalışmalar incelendiğinde lider etkinliğinin ölçülmesinde farklı ölçeklerin,
farklı liderlik boyutlarını ele alarak kullanıldığı görülmektedir. Lider
etkinliğinin ölçülmesinde kullanılan ölçekler ve liderlik boyutları Tablo1’de belirtilmiştir.
Tablo-1: Lider etkinliğinin ölçüldüğü çalışmalar
Nu.
Yazar
1
Miles ve Petty
(1977)
2
Morse ve Wagner
(1978)
3
Yukl ve Van Fleet
(1982)
4
Tsui (1984)
5
Ashford ve Tsui
(1991)
6
Velsor vd. (1993)
7
Tsui vd. (1995)
8
Jurkiewicz ve
Massey (1998)
9
Arıcı (2002)
Araştırmada Kullanılan Lider Etkinliği Ölçeği
Denetsel davranış tanımlama ölçeği (SBDQ;
Fleishman, 1972) küçük bürokrasilerde/örgütlerde
lider etkinliğini ölçmek amacıyla kullanılmıştır.
Yönetici etkinliği sürecini ölçmek için bir ölçek
geliştirmek amaçlanmış ve farklı konumlardaki
yöneticilerin durumsal özelliklere bağlı olarak
farklı yönetsel etkinlik göstergeleri veya
davranışları gösterdikleri ifade edilmiştir.
Kritik olay tekniğiyle elde edilen davranışlar,
durumsallık esas alınarak askeri lider etkinliğini
ölçmek amacıyla kullanılmıştır.
Mintzberg’in (1973) yönetsel liderlik rolleri, itibar
etkinliği
ölçeği
ve
resmi
performans
değerlendirmeleri yönetici etkinliğini (itibar
etkinliğiyle) ölçmek amacıyla kullanılmıştır.
İtibar etkinliği (Tsui, 1984) ve Minzberg’in
yönetsel rolleri (1973) yönetsel etkinlik için öz
düzenlemenin ölçülmesinde aktif geribildirimin
rolünü ortaya koymak amacıyla kullanılmıştır.
Yazarlarca oluşturulan dört maddelik lider
etkinliği ölçeği lider etkinliği ile öz algılama
doğruluğu, öz farkındalık ve cinsiyet değişkenleri
arasındaki ilişkiyi incelemek için kullanılmıştır.
Tepki
stratejileri
ve
yönetici
etkinliği
araştırmasında genel lider etkinliğini ölçmek için
Tsui (1984) tarafından geliştirilen üç maddeli
itibar etkinliği ölçeği kullanılmıştır.
Etik muhakeme ölçeği, lider etkinliği üzerinde
etik muhakeme/değerlendirme boyutunun etkisini
ölçmek amacıyla kullanılmıştır.
Kabacoff’un lider etkinliği analizi modeli esas
alınarak geliştirilen ölçek, yöneticilerin yaşlarının
liderlik davranışları üzerinde etkisi olup
olmadığını belirlemek ve varsa bu etkinin hangi
10
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
10
Turan ve
Ebiçlioğlu (2002)
11
Liu vd. (2004)
12
Govindarajulu ve
Daily (2006)
13
Carter (2009)
14
Burns ve Martin
(2010)
15
Khan ve Ahmad
(2012)
16
Gündüz ve Balyer
(2012)
boyutlarda ortaya çıktığını tespit etmek amacıyla
kullanılmıştır.
Etkili liderlerin nitelikleri ölçeği; okul
yöneticilerinin sahip olduğu liderlik niteliklerini
cinsiyet değişkenleri açısından inceleyerek, bayan
ve erkek okul yöneticilerinin sahip oldukları
liderlik niteliklerinin ne derece farklılaştıklarını
belirlemek amacıyla kullanılmıştır.
Lider etkinliği ölçeği (3 maddeli) yazarlarca
önceki çalışmalar esas alınarak geliştirilmiş ve
Çin’de Japon yöneticilerin lider etkinliğini
ölçmek amacıyla kullanılmıştır.
Lider davranışı tanımlama ölçeği (LBDQ)
algılanan denetsel liderlik davranışları etkinliğini
ölçmek amacıyla kullanılmıştır.
Çok faktörlü liderlik ölçeği, NEO-Beş faktör
envanteri ve ruhani üstünlük ölçeği lider
etkinliğini ölçmek amacıyla kullanılmıştır.
Öğretmenlerin liderlik uygulamaları algıları
ölçeği;
müdürlerin
liderlik
özelliklerini
belirleyerek lider etkinliğini ölçebilmek amacıyla
kullanılmıştır.
Değişim liderliği ölçeği, liderin motive etme,
iletişim kurma ve takım oluşturma yeteneklerini
ölçerek lider etkinliğini yordamak amacıyla
kullanılmıştır.
Etkili liderlerin nitelikleri ölçeği (Turan ve
Ebiçlioğlu, 2002) esas alınarak oluşturulan ölçek
okul müdürlerinin etkili liderlik davranışlarını
ölçmek amacıyla kullanılmıştır.
Lider etkinliği kavramının ilk yıllarından itibaren gerçekleştirilen
araştırmaların hemen hemen tümünde birbirinden farklı ve bağımsız
ölçeklerin kullanıldığı gözlenmektedir. Bu durum alanı bir yandan
genişletirken bir yandan da elde edilen sonuçların güvenilirlik ve
geçerliliğini sınırlandırmış, dolayısıyla bulguların karşılaştırılmasını ve
doğal olarak lider etkinliği kavramının gelişim hızını yavaşlatmıştır. Diğer
bir ifadeyle doğası gereği lider etkinliğinin karmaşık bir kavram olduğu
açıktır. Bu sebeple liderlik çalışmaları devam etmekte ve liderliğin her
boyutu ayrı ayrı ele alınmakta ve araştırılmaktadır. Bununla birlikte
liderlikle ilgili Türkiye bağlamında pek çok çalışma yapılmış olsa da lider
11
YILMAZ; Lider Etkinliği Ölçeğinin Türkçeye Uyarlanması Çalışması
.
etkinliği üzerine yapılan çalışmalar sınırlıdır. Bu anlamda lider etkinliği
ile diğer bireysel ve örgütsel değişkenler arasındaki ilişkilerin derecesini
bulgulayan az sayıda görgül çalışma bulunmaktadır. Bu bağlamda bir
(algılanan
genel)
lider
etkinliği
ölçeğine
ihtiyaç
olduğu
değerlendirilmektedir. Yapılan yazın taramasında bu ihtiyacı
karşılayabilecek Chen ve Tjosvold (2005) tarafından geliştirilen ölçek
tespit edilmiş ve Türkçe geçerlik ve güvenirlik çalışmasının yapılmasına
karar verilmiştir. Bu kapsamda çalışmanın amacı lider etkinliği ile öncül
ve ardıl değişkenler arasındaki ilişkilerin gelecekteki araştırmalarda
incelenebilmesi için lider etkinliği ölçeğini Türkçeye uyarlamaktır. Bu
anlamda ölçeğin genel lider etkinliğini temel sorularla ölçmeye yönelik
olmasının ve lider etkinliğine dönük doğrudan sorular sormasının pratikte
kullanışlı bir ölçek olmasını sağladığı ve bu yönüyle de öne çıktığı
düşünülmektedir.
Lider etkinliği ölçeği, Chen ve Tjosvold (2005) tarafından
literatürde yapılan çalışmalara dayanılarak geliştirilmiştir. Temel olarak
takipçilerin, yöneticilerinin bir lider olarak etkinliğine ne derece
inandıklarını ölçmektedir. Liu ve arkadaşları tarafından (2004) daha önce
yapılmış Kuzey Amerikan çalışmalarından (Ashford ve Tsui, 1991; Tsui,
1984) oluşturulan 3 maddelik ölçek, Chen ve Tjosvold (2005) tarafından
geliştirilmiştir. Lider etkinliği ölçeğinin geliştirilme süreci ölçeğin yer
aldığı makalede ayrıntılı olarak belirtilmemiştir. Yazarla yapılan yazışma
sonucunda beş sorulu lider etkinliği ölçeğini yardımcı yazarla birlikte
geliştirdikleri ve çalışmalarında kullandıkları bilgisi elde edilmiştir.
Ölçeğin bugüne kadar Türkçe’ye uyarlanmadığı yazarla yapılan görüşme
ve yazın incelemesi sonucunda tespit edilmiştir. Böylelikle söz konusu
lider etkinliği ölçeğini Türkçeleştirmek ve geçerliğini test etmek
amaçlanmıştır. Ölçeğin Türkçe yazına kazandırılmasıyla, liderlik ve
yönetimle ilgili yapılacak araştırmalara katkıda bulunulacağı ve
gelecekteki lider etkinliği araştırmalarında kullanılabileceği ümit
edilmektedir.
Lider etkinliği ölçeği, 5’li Likert tipi formatta cevapların yer
aldığı (Sıklık seviyesi 1=Hiçbir zaman, 2=Nadiren, 3=Ara sıra, 4=Sık sık,
5=Her zaman) beş maddeden oluşmaktadır. Yanıtlar arasında “Fikrim
Yok” gibi bir seçenek bulunmaması, katılımcıların kaçamak cevaplar
verebileceği bir maddenin ölçekte bulunmasını engelleyerek seçiciliği
artırmakta ve katılımcıları doğru olanı işaretlemeye yönlendirmektedir
(Tabak vd., 2009).
12
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
YÖNTEM
Örneklem
Günümüzün yeni normallerinde ve belirsizliği ve değişim hızı
yüksek çevresinde örgütlerde müdürlük, yöneticilik gibi bürokratik
sorumluluklar yeterli olmamakta, değişimi sağlayacak liderlere ihtiyaç
duyulmaktadır. Bu anlamda okullarda öğretim liderliği, sağlık sektöründe
ise ekip/birim liderliği öne çıkmaktadır. Nitekim çalışma öncesinde sektör
çalışanları ile yapılan ön görüşmeler neticesinde bu sektörlerin etkili
liderlik uygulamalarının arandığı iş alanları olduğu görüşü ifade
edilmiştir. Dolayısıyla alınan geribildirimler ve yazın incelemesi
sonucunda araştırmanın eğitim ve sağlık alanında ve üç ayrı ilde (Ankara,
K.Maraş ve Şırnak) yapılması planlanmıştır. Buna göre iki ayrı
örneklemden (n1=67 ve n2=317) veri elde edilmiştir. İki farklı alandan
veri elde edilmesinin gerekçesi veri elde etme kolaylığıyla birlikte ölçeğin
genellenebilirliğini desteklemektir.
Örneklem I
Birinci örneklemde; oluşturulan maddelerin geçerliliğinin
sınanması ve kontrolünü kapsayan görece küçük bir gruba ön uygulama
yapılmıştır. İlk denek grubuyla ölçeğin tercümesinin kontrolü, bazı
maddelerin anlaşılmasında yaşanabilecek problemlerin giderilmesi ve
ölçeğin maddelerinin düzenlenmesi amaçlanmıştır. Katılımcıları
Ankara’da bir devlet üniversitesinde lisans ve lisansüstü öğrenimine
devam eden öğrenciler ile öğretim görevlilerinden oluşan 67 kişilik bir
pilot çalışma grubu oluşturmaktadır. Bu gruptaki katılımcıların yaş
ortalaması 30,5 olup %33’ü kadındır. Katılımcıların %82’si lisans
eğitimine devam eden öğrencilerden oluşmaktadır.
Örneklem II
İkinci örneklemde ise Ankara ve Şırnak’ta dört ayrı ilköğretim
okulunda görev yapan öğretmenler (n=136) ile Kahramanmaraş’ta faaliyet
gösteren özel bir hastane çalışanlarından (n=181) oluşan toplam 317 kişi
yer almaktadır. Toplamda 400 ölçek katılımcılara gönderilmiş ve analiz
için uygun olmayanlar çıkartılmış olup, geri dönüş oranı %79’dur.
Örneklemde yaş ortalaması 28,1’dir. Katılımcıların %52’si kadın olup
%54’ü üniversite mezunudur. Katılımcılar bir yönetici/amir yönetimi
altında görev yapan çalışanlardan oluşmaktadır. Eğitim alanının
13
YILMAZ; Lider Etkinliği Ölçeğinin Türkçeye Uyarlanması Çalışması
.
seçilmesindeki nedenlerden biri yazında eğitim alanında müdürlerin etkin
liderliğine günümüzde gereksim duyulduğunun belirtilmesi ve
çalışmaların bu yönde yoğunlaşmasıdır. Sağlık sektöründe ise ekip
halinde çalışmanın, eşgüdüm sağlamanın ön plana çıkması ve bu alanda
lider/yönetici etkinliğine önem verildiğinin ön görüşmelerde ifade
edilmesi üzerine çalışmanın bu sektör çalışanlarının da katılımıyla
yapılmasına karar verilmiştir.
İşlem
Ölçeğin Türkçeye uyarlanması için yapılan çalışmada, Brislin ve
arkadaşlarının (1973) belirttiği beş adımlı yöntem uygulanmıştır. Ölçek
öncelikle Türkçe’ye çevrilmiştir. Orijinal ölçeğin çevirisi ilk olarak ayrı
ayrı üç İngilizce öğretim üyesi tarafından, daha sonra yönetim ve
organizasyon alanında çalışan bir öğretim üyesi tarafından Türkçe’ye
çevrilmiştir. Sonrasında ölçeğin orijinali ve dört çevirisi, yönetim ve
organizasyon alanında ulusal ve uluslar arası araştırmaları bulunan bir
akademisyen tarafından kontrol edilerek, çeviriler orijinal ölçek ile
karşılaştırılmış, anlam bütünlüğü gözden geçirilmiş ve orijinal anlamını en
iyi karşılayan çeviri seçilmiş ya da yeni bir çeviri yapılmıştır. Ölçeğin
Türkçe’ye çeviri aşaması böylelikle tamamlanmıştır. Konu ile ilgili
literatüre olan yakınlıkları nedeniyle tercümelerde ilave bilgiye ihtiyaç
hissedilmeden çeviriler yapılabilmiştir.
Çeviri aşamasının ardından çevirinin doğruluğu ve anlaşılırlığı
beş yüksek lisans öğrencisi tarafından değerlendirilmiştir. Ardından ölçek
tekrar İngilizce’ye çevrilmiş ve yapılan çeviri iyi seviyede İngilizce bilen
dört yüksek lisans öğrencisi tarafından değerlendirilmiştir. Ölçek
uygulanmadan önce İngilizce’ye tekrar çevirisi yapılarak, ölçeği geliştiren
araştırmacılardan Dr. Chen’e elektronik posta yoluyla gönderilmiş ve
maddelerin anlamlarının orijinali ile uygunluğu ve kullanılmasına izin
verip vermediği sorulmuştur. Yazarın olumlu geribildirim ve izni
alındıktan sonra çevirinin uygun olduğu değerlendirilerek geçerleme
çalışmasının yapılmasına devam edilmiştir.
BULGULAR
Örneklem I’e İlişkin Bulgular
Örneklem I’e ilk uygulamanın gerçekleştirilmesinden sonra elde
edilen veriler ışığında katılımcılar ile görüşmeler yapılmış ve ölçekteki
tam olarak anlaşılmadığı düşünülen maddeler ile ilgili uzman görüşleri ve
14
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
katılımcıların da katkıları doğrultusunda maddelerin ifade şekli
yenilenerek ölçek tekrar düzenlenmiştir. Gerekli tali düzeltmeler yapılarak
ölçeğe son hali araştırmacı ve konunun uzmanı öğretim görevlisi
tarafından verilerek ikinci örnekleme uygulanmak üzere hazır hale
getirilmiştir.
Örneklem II’ye İlişkin Bulgular
İkinci örneklemden elde edilen verilere öncelikle keşfedici faktör
analizi yapılmıştır. Yazında lider etkinliği kavramı ile ilgili yeterli sayıda
çalışma ile ölçek yapısı ortaya konulmadığından öncelikle keşfedici faktör
analizi yapılması tercih edilmiş, sonrasında doğrulayıcı faktör analizi ile
devam edilmiştir.
Keşfedici faktör analizi
İlk olarak, ölçeğin yapı geçerliğini test etmek ve maddelerin
faktör yüklerinin tespiti için keşfedici faktör analizi yapılmıştır. Mevcut
verilerin yapısının faktör analizi yapılması için uygun olup olmadığına
KMO katsayısı ile Barlett küresellik testi sonuçlarına bakılarak karar
verilmiştir. KMO katsayısı verilerin faktör analizi için uygunluğunu
göstermektedir ve faktörleşme için katsayının ,60’dan büyük olması
beklenmektedir (Büyüköztürk, 2007). KMO katsayısı 0-1 arasında değer
almakta ve 1’e yaklaştıkça verilerin faktör analizine uygunluğu
artmaktadır. Barlett küresellik testinin de anlamlı olması değişkenler
arasında bir ilişki olduğunu göstermektedir. Yapılan analizde KMO
katsayısı ,878; Barlett küresellik testi ise anlamlı [.000] çıkmıştır. Buna
göre örneklemden elde edilen verilerin faktör analizine uygun olduğu
değerlendirilmiştir. Bu safhada yapılan keşfedici faktör analizi
neticesinde, maddelerin öz değeri 1’den büyük olan ve bir faktörden
oluşan, toplam varyansın %84,17’sini açıklayan bir yapıda olduğu
görülmüştür.
Doğrulayıcı faktör analizi
Keşfedici faktör analizinde, değişkenler arasındaki ilişkilerden
hareketle faktör bulmaya yönelik bir işlem varken; doğrulayıcı faktör
analizinde değişkenler arasındaki ilişkiye dair daha önce saptanan bir
hipotez veya kuramın test edilmesi söz konusudur (Büyüköztürk, 2007).
Ölçek geliştirme çalışmalarında yaygın olarak kullanılan keşfedici faktör
analizi yöntemi, daha çok yapı geçerliğini test etmede kullanılabilen bir
15
YILMAZ; Lider Etkinliği Ölçeğinin Türkçeye Uyarlanması Çalışması
.
yöntem olup (Meydan ve Şeşen, 2011) ölçeklerin faktör yapıları hakkında
kolay yorumlanabilir sonuçlar vermektedir. Bu kapsamda keşfedici faktör
analizi sonucunda elde edilen boyutun, içerdiği ifadeler bağlamında ne
derece iyi açıklandığını test etmek için doğrulayıcı faktör analizi
uygulanmıştır. Faktör yapılarının karşılaştırılmasında Ki-Kare değeri ile
RMSEA (Kök ortalama kare yaklaşım hatası), GFI (Uyum iyiliği
endeksi),
AGFI (Düzeltilmiş uyum iyiliği endeksi)
ve CFI
(Karşılaştırmalı uyum endeksi) endeksleri ile Tablo-2’de yer alan diğer
endekslerden yararlanılmıştır. Karşılaştırma sonrasında, değerlerin
istatistiksel olarak anlamlı çıkması ve uyum endekslerinin tek faktörlü
model için iyi uyum değerlerine yakın olması beklenmiştir.
Bu değerlere göre yapılan doğrulayıcı faktör analizi sonuçlarına
göre verilerin ölçeğin tek faktörlü yapısına uyum sağladığı ve faktör
yüklerinin maddelere göre sırasıyla ,930; ,923; ,933; ,889 ve ,912 olduğu
tespit edilmiştir. Fakat ölçeğin uyum iyiliği değerleri kabul edilebilir
seviyede ve anlamlı çıkmamıştır. Bu durumda ölçeğin dördüncü
maddesinin psikometrik özellikleri itibariyle modelin uyum iyiliği
değerlerini bozduğu ve ölçekten çıkarılması gerektiği değerlendirilerek
analiz tekrarlanmıştır.
Tablo-2: Birinci Modelin Uyum İyiliği Değerleri
Birinci Model
(5 maddeli)
CMIN
CMIN/DF
≤5
RMR
≤0,05
GFI
≥0,90
AGFI
≥0,85
110,189
22,038
,078
,878
,633
NFI
≥0,90
IFI
≥0,90
CFI
≥0,95
RMSEA
≤0,08
,937
,939
,939
,258
Geçerlenen ölçeğin orijinali tek faktör olduğu için beş maddenin
tek faktörde toplanması beklenmiştir. Fakat beklenenden farklı olarak
dördüncü madde (Yöneticimin yönetim tarzı daha iyi iş performansı
göstermemi sağlar) ölçeğin anlamlılığını bozduğu değerlendirilerek
çıkartılmış ve analiz tekrarlanmıştır. Dördüncü madde çıkarıldıktan sonra
ölçekte bulunan maddelerin etken varyansları Tablo-3’de görüldüğü
şekilde elde edilmiştir. Buna göre bileşenler toplam varyansın % 86,71’ini
açıklamakta olup faktör yükleri sırasıyla ,944; ,942; ,945 ve ,893’tür.
16
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
Ölçeğin dördüncü maddesi çıkartılarak yapılan analize göre elde
edilen uyum iyiliği değerleri Tablo-3’tedir. Dördüncü madde olmaksızın
analiz edilen modele ilişkin uyum iyiliği değerlerinin iyi uyum (Meydan
ve Şeşen, 2011) özelliklerine sahip olduğu görülmektedir. Bu haliyle
ölçeğin uyum iyiliği değerleri kabul edilebilir seviyede ve anlamlıdır.
Tablo-3: İkinci Modelin Uyum İyiliği Değerleri
İkinci Model
(4 maddeli)
CMIN
CMIN/DF
≤5
RMR
≤0,05
GFI
≥0,90
AGFI
≥0,90
6,870
3,435
,016
,990
,948
NFI
≥0,95
IFI
≥0,95
CFI
≥0,95
RMSEA
≤0,08
,995
,996
,996
,088
Güvenirlik analizi
Ölçeğin
güvenilirliğinin
sınanmasında
Cronbach
Alfa
istatistiğinden yararlanılmıştır. Bu çerçevede her bir faktör için Cronbach
Alfa değerleri ayrı ayrı hesaplanmıştır. Ayrıca ölçekte yer alan soruların
gerek ait oldukları faktörlere, gerekse ölçeğin tümünün güvenilirliğine
sağladıkları katkı, Cronbach Alfa istatistiği yardımıyla incelenmiştir.
Analiz sonrasında tüm maddelerin ölçeğin güvenilirliğine olumlu katkı
sağlaması ve Alfa değerlerinin ,70 ve üzerinde olması
ölçeğin
güvenilirliğinin doğrulanması için asgari kriterler olarak belirlenmiştir. Bu
bağlamda güvenirlik değerlerine baktığımızda, ölçeğin güvenirlik
katsayısı dört maddelik yapısıyla 0,94 olarak bulunmuştur. Bu değer
ölçeğin oldukça güvenilir olduğunu göstermektedir.
SONUÇ ve VARGI
Liderlik günümüzde sadece üst kademelere özgü bir süreç
değildir. Örgütler teknolojik gelişmeleri takip edebilmek ve değişime
uyum sağlayabilmek için, alışılagelmiş düzenin içine girmemiş
çalışanlardan yaratıcı departmanlar, girişim takımları, fikir küvezi gibi
birimler oluşturarak amaçlarını gerçekleştirmek için kullanmaktadır (Daft,
17
YILMAZ; Lider Etkinliği Ölçeğinin Türkçeye Uyarlanması Çalışması
.
2004). Bu tür birimler ise etkin liderliğe gereksinim duymaktadır.
Örgütlerin esneklik kazanmak için yönetsel değişimlerle yeniden
yapılanma, küçülme, takım oluşturma, kontrol sistemleri, bilgi sistemleri
gibi bölümlenmesi yine liderliği ön plana çıkarmaktadır. Lider etkinliğinin
ve örgütlerin liderlerini seçme ve eğitmesinin günümüzde önem
kazanması, konuyla ilgili çalışmaların artacağına işaret etmektedir. Bu
kapsamda yapılan çalışmalar genişlemekle birlikte lider etkinliğinin farklı
boyutlar ve yöntemlerle ölçülmeye çalışıldığı, liderlerin farklı
özelliklerinin ön plana çıktığı ve “lider ile liderin etkinliği” altında yatan
ve durumsallığa dayanan mekanizmaya dair bir kurama ve genel geçer bir
ölçeğe ihtiyaç olduğu görülmektedir. Özellikle Türkçe yazında konuyla
ilgili yapılan çalışmalara katkı sunmak amacıyla bu çalışmanın konusunu
oluşturan lider etkinliği ölçeği de genel lider etkinliğini ölçmesi ve
kültürel özelliklere nispeten uzak olması; liderlikle ilintili diğer birçok
değişkenle modellenebilecek ve pratikte uygulanması kolay bir ölçek
olması sebebiyle uyarlama için tercih edilmiştir. Ölçek kısa bir ölçek
olmakla birlikte uygulamada kullanılan diğer ölçekler dikkate alındığında
(Örneğin, Apaydın vd., 2011; Liu vd., 2004; Tsui vd., 1995; Velsor vd.
1993) ve hâlihazırda genel geçer bir lider etkinliği ölçeği olmadığı
değerlendirildiğinde alanda yapılan çalışmalarda kullanılabilecek bir
ölçek olduğu değerlendirilmektedir.
Bu çalışma ile lider etkinliği ölçeğinin Türkiye’de test edilerek
Türkçeye uyarlanması ve yazına mütevazı bir katkıda bulunmak
hedeflenmiştir. Araştırmanın gerçekleştirildiği şehirlerin farklı olması ve
hem devlet hem de özel sektöre ait kurumlarda çalışmanın yapılması
farklı kültürel özelliklere sahip bireylerin değerlendirmelerinin alınmasını
sağlamıştır. Bu bağlamda lider etkinliği ile ilgili Chen ve Tjosvold’un
(2005) geliştirdiği beş maddelik ölçeği Türkçe’ye uyarlamak üzere
yapılan çalışma sonucunda ölçeğin dördüncü maddesi çıkartılmış, orijinal
ölçektekinden farklı olarak beş yerine dört madde tek bir faktörde
toplanmıştır. Başka bir kültürde geliştirilen bu ölçeğin, Türkçeye tercüme
edilmiş ve uzman görüşleriyle kültürel uyumu değerlendirilen halinin,
orijinal ölçek ile yapısal uyum gösterip göstermediği doğrulayıcı faktör
analizi ile sorgulanmıştır. İlk yapılan doğrulayıcı faktör analizi sonucunda
dördüncü sorunun uyum iyiliği değerlerini bozduğu tespit edilerek
ölçekten çıkarılmıştır. Dördüncü maddede ortaya çıkan olası hatalar;
maddenin cümle yapısı veya içeriğinin orijinalini tam anlamıyla
karşılamaması, katılımcıların soruyu anlamaması, ölçülmek istenilen
değişkeni ölçmekte yetersiz kalması ve farklı kültürlerde farklı
algılamalara neden olması olabilir. Bu durumda çıkartılan maddenin
18
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
yerine benzer kapsamda bir soru konularak veya ölçekten soru çıkartılmış
son haliyle çalışmanın tekrarlanmaması çalışmanın sınırlılıkları
arasındadır. Ayrıca kullanılan yöntem ve örneklemin elde edilen
bulguların
genellenebilirliğini
sınırladığı
da
göz
önünde
bulundurulmalıdır. Ölçeğin Türk kültürüne uyarlanması yönünde
yapılacak diğer çalışmalarda daha geniş boyutlu bir örneklemin alınması
ile ölçeğin genellenebilirliği artacaktır.
Gelecekteki çalışmalarda mevcut tasarımdaki bulguları
kullanarak, durumsal faktörlere odaklanan yeni modellerle ve boylamsal
çalışmaların yapılmasının uygun olacağı düşünülmektedir. Ayrıca lider
etkinliğini ölçen, daha kapsamlı bir ölçek geliştirilmesi de alana şüphesiz
katkı sağlayacaktır. Nitekim bu ölçek liderin algılanan genel etkinliğiyle
ilgili bir ölçüm yapsa da lider etkinliğinin ölçülebilmesi için kritik olay
tekniği gibi farklı yöntemlerin kullanılması, diğer kişisel, bilişsel
değişkenlerin de incelenmesi, boylamsal çalışmaların yapılması,
durumlar, davranışlar ve sonuçlar arasındaki nedensel ilişkilerin iyi
incelenmesi gerekmektedir (Ashour, 1973).
Sonuç olarak bu çalışma ile Chen ve Tjosvold tarafından (2005)
geliştirilen lider etkinliği ölçeğinin Türkçe formunun konuyla ilgili
araştırmalarda kullanılabilecek bir ölçme aracı olduğu söylenebilir.
Araştırma bulguları bir bütün olarak değerlendirildiğinde ise ölçeğin
yüksek güvenirlilik ve geçerliği ile liderin takipçileri tarafından algılanan
etkinliği boyutunun ölçülmesinde kullanılabilecek güçlü bir araç olduğu
ve bu çerçevede konu ile ilgili gelecekte yapılacak çalışmalara katkı
sağlayabileceği söylenebilir.
19
YILMAZ; Lider Etkinliği Ölçeğinin Türkçeye Uyarlanması Çalışması
.
KAYNAKLAR
Apaydın, Ç., Vilkinas, T. ve Cartan, G. (2011). Predictors of Leadership
Effectiveness for Turkish Secondary School Teachers. Ankara
University Journal of Faculty of Educational Sciences, (44)1,
107-129.
Arıcı-Durmuş, A.E. (2002). Yönetici Yaşının Liderlik Davranışları
Üzerindeki Etkileri: Bankacılık Sektöründen Bir Grup Yönetici
Üzerine Bir Araştırma. Akdeniz İ.İ.B.F. Dergisi 3, 1-20.
Ashford, S.J. ve Tsui, A.S. (1991). Self-Regulation for Managerial
Effectiveness: The Role of Active Feedback Seeking, Academy
of Management Journal, 34(2), 251-280.
Ashour, A.A. (1973). The Contingency Model of Leadership
Effectiveness an Evaluation. Organızational Behavior and
Human Performance, 9, 339-355.
Baron, R.A. ve Greenberg, J. (1993). Behavior in organizations. New
Jersey: Prentice-Hall.
Basım, N., Tabak, A., Yalçınkaya, H. ve Çelik, B. (2006). Değişen
Dünyada Liderlik ve Savaş. Ankara: KHO Yayınları.
Bass, B.M. (1990). From Transactional to Transformational Leadership:
Learning to Share the Vision, Organizational Dynamics. 18, 1931.
Bass, B.M. (1973). Bass and Stogdill’s Handbook of Leadership:
Theory, Research and Managerial Applications. New York:
Free Press.
Bass, B.M., Avolio, B.J., Jung, D.I. ve Berson, Y. (2003). Predicting Unit
Performance by Assessing Transformational and Transactional
Leadership. Journal of Applied Psychology, 88(2), 207-218.
Beer, M. (2009). High Commitment, High Performance: How to
Build a Resilient Organization for Sustained Advantage. USA:
Jossey-Bass.
Brislin, R., Lonner, W. ve Thorndike, R. (1973). Cross-cultural
Research Methods. New York: John Wiley.
Burns, G. ve Martin, B.N. (2010). Examination of the Effectiveness of
Male and Female Educational Leaders Who Made Use of the
Invitational Leadership Style of Leadership, Journal of
Invitational Theory and Practice 16, 29-55.
Büyüköztürk, Ş. (2007). Ölçek geliştirme sürecinde istatistiksel
tekniklerin kullanımı ve sorunları, 16’ncı Eğitim Bilimleri
Kongresi, Tokat, 1-44.
20
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
Carter, J.C. (2009) Transformational Leadership and Pastoral Leader
Effectiveness. Pastoral Psychology, 58, 261-271.
Chen, Y.F. ve Tjosvold, D. (2005). Cross-cultural Leadership: Goal
Interdependence and Leader-Member Relations in Foreign
Ventures in China. Journal of International Management, 11,
417-439.
Csoka, L. (1981). Leadership in organizations. New York: USMA
Press.
Daft, R.L. (1999). Leadership: Theory and practice. Orlando:
Dryden Press.
Daft, R.L. (2004). Organization theory and design, London: Thomson.
Derue, S.D., Nahrgang, J.D., Wellman, N. ve Humprey, S.E., (2011).
Trait and Behavioral Theories of Leadership: An Integration and
Meta-Analytic Test of Their Relative Validity. Personnel
Psychology, 64, 7-52.
Dessler, G. (1972). A Test of a Path-Goal Motivational Theory of
Leadership. Academy of management proceedings, August,
(Meeting Abstract Supplement) 178-181.
Dessler, G. ve Valenzi, E.R. (1977) Initiation of Structure and
Subordinate Satisfaction: A Path Analysis Test of Path-Goal
Theory, Academy of Management Journal, 20(2), 251-259.
Eissa, G., Fox, C., Webster, B.D. ve Kim, J. (2012). A Framework for
Leader Effectiveness in Virtual Teams. Journal of Leadership,
Accountability and Ethics, 9(2).
Eren, E. (2001). Yönetim ve organizasyon (Çağdaş ve küresel
yaklaşımlar). İstanbul: Beta.
Fiedler, F.E. (1967). A theory of leadership effectiveness, New York:
McGraw-Hill.
Govindarajulu, N. ve Daily, B.F. (2006). Perceived Effectiveness of
Supervisory Leadership Behaviors in a Manufacturing-Union
Environment. Proceedings of the 37th Annual Conference,
Decision Sciences Institute, Southwest Region Proceedings of the
37th Annual Conference.
Greene, C.N. (1979). Questions of Causation in the Path-Goal Theory of
Leaderships. Academy of Management Journal, 22(1), 22-41.
Gündüz, Y. ve Balyer, A. (2012). Okul Müdürlerinin Etkili Liderlik
Davranışlarının İncelenmesi, Kuramsal Eğitimbilim Dergisi,
5(2), 237-253.
Jurkiewicz, C.L. ve Massey, T.K.Jr. (1998). The Influence of Ethical
Reasoning on Leader Effectiveness an Empirical Study of
21
YILMAZ; Lider Etkinliği Ölçeğinin Türkçeye Uyarlanması Çalışması
.
Nonprofit Executives. Nonprofıt Management and Leadership,
9(2), 173-186.
Heifetz, R.A. (1994). Leadership without easy answers. USA: Harvard
University Press.
House, R.J. (1971). A Path Goal Theory of Leader Effectiveness,
Administrative Science Quarterly, 16(3).
Indvik, J. (1986). Path-Goal Theory of Leadership: A Meta-Analysis,
Academy of Management Best Papers Proceedings, 189.
Judge, T.A., Heller, D. ve Mount, M.K. (2002). Five-factor Model of
Personality and Job Satisfaction: A Meta-Analysis. Journal of
Applied Psychology, 87, 530-541.
Khan, A. ve Ahmad, W. (2012). “Leader’s Interpersonal Skills and its
Effectiveness at Different Levels of Management. International
Journal of Business and Social Science 3,(4).
Koçel, T. (2011). İşletme yöneticiliği. İstanbul: Beta.
Koontz, H. ve Weihrich, H. (1982). Essentials of management, USA:
McGraw-Hill Inc.
Liu, C., Tjosvold, D. ve Wong, M. (2004). Effective Japanese Leadership
in China: Co-operative Goals and Applying Abilities for Mutual
Benefit. International Journal of Human Resource
Management, 15(4), 730-749.
Marta, S., Leritz, L.E. ve Mumfor, M.D. (2005). Leadership Skills and the
Group Performance: Situational Demands, Behavioral
Requirements, and Planning. The Leadership Quarterly 16, 97120.
Mawhinney, T.C. ve Ford, J.D. (1977). The Path Goal Theory of Leader
Effectiveness: An Operant Interpretation, Academy of
Management Review, July, 398-411.
Meydan, C.H. ve Şeşen, H. (2011). Yapısal Eşitlik Modellemesi-AMOS
Uygulamaları. Ankara: Detay yayıncılık.
Miles, R.H. ve Petty, M.M. (1977). Leader Effectiveness in Small
Bureaucracies. Academy of Management Journal, 20(2), 238250.
Morse, J.J. ve Wagner, F.R. (1978). Measuring the Process of Managerial
Effectiveness. Academy of Management Journal, 21(1), 23-35.
Northcraft, G. (1994). Organizational behavior, Orlando: The Dreyden
Press.
Northouse, P.G. (1997). Leadership: Theory and practice. CA: Sage
Publications.
22
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
Sanchez, J.I. ve Levine, E. L. (2009). What is (or should be) the
Difference Between Competency Modeling and Traditional Job
Analysis, Human Resource Management Review, 19 (2), 53-63.
Singh, P. (2008). Job Analysis for a Changing Workplace. Human
Resource Management Review, 18(2), 87-99
Sökmen A. ve Boylu, Y. (2009). Yol Amaç Modeli Kapsamında Önderlik
Davranışlarının İncelenmesine Yönelik Bir Araştırma, Journal of
Yasar University, 4(15), 2381-2402.
Tabak, A. (2005). Lider ve Takipçileri. Ankara: Asil Yayıncılık.
Tabak, A., Sığrı, Ü. ve Türköz, T. (2009). Öz Liderlik (Kendinin
Liderliği) Ölçeğinin Türkçeye Uyarlanması Çalışması. 17.
Ulusal Yönetim ve Organizasyon Kongresi.
Tsui, A.S. (1984). A Role Set Analysis of Managerial Reputation.
Organizational Behavior And Human Performance 34, 64-96.
Tsui, A.S., Ashford, S.J., Clair, L. Ve Xin, K.R. (1995). Dealing with
Discrepant Expectations: Response Strategies and Managerial
Effectiveness. Academy of Management Journal, 38(6), 15151543.
Turan, S. ve Ebiçlioğlu, N. (2002). Okul Müdürlerinin Liderlik
Özelliklerinin Cinsiyet Açısından Değerlendirilmesi. Kuram ve
Uygulamada Eğitim Yönetimi, 31, 444-458.
Velsor, E.V., Taylor, S. ve Leslie, J.B. (1993). An Examination of the
Relationships among Self-Perception Accuracy, Self-Awareness,
Gender, and Leader Effectiveness. Human Resource
Management, 32(2-3), 249-263.
Yancey, G.B. ve Watanabe, N. (2009). Differences in Perceptions of
Leadership between U.S. and Japanese Workers. The Social
Science Journal, 46(2), 268-281.
Yılmaz, T. ve Gürbüz, S. (2012). Stratejik Liderlik, içinde Ed. A. Tabak,
H. Şeşen, T. Türköz, Liderlikte Güncel Yaklaşımlar ve
Uygulamada Kullanılabilecek Ölçekler (399-432), Ankara, Detay
Yayıncılık.
Yukl, G. (2008). Leadership in Organizations. New Jersey:
Prentice Hall.
Yukl, G. ve Van Fleet, D.D.(1982). Cross-stiuational Multimethod
Research on Military Leader Effectiveness. Organizational
Behavior and Human Performance, 30, 87-108.
Zel, U. (1996). Liderlik Teorileri ve Araştırmaları. Ankara: KHO
Yayınları.
23
YILMAZ; Lider Etkinliği Ölçeğinin Türkçeye Uyarlanması Çalışması
.
1
2
3
4
Yöneticim (amirim) liderlik rollerini uygun bir
şekilde yerine getirir.
Yöneticim bir lider olarak sorumluluklarını iyi bir
şekilde yerine getirir.
Yöneticimin, bir lider olarak genel etkinliğinden
memnunum.
Yöneticimin liderliğinde etkin bir şekilde
çalışabilirim.
24
HER ZAMAN
SIK SIK
ARA SIRA
Aşağıdaki ifadeler için size en uygun gelen seçeneği
işaretleyiniz.
NADİREN
Nu.
HİÇBİR ZAMAN
Ek: Lider Etkinliği Ölçeği
Yalın Muhasebe
Hikmet MARAŞLI
Yrd. Doç. Dr., Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi, İİBF, İşletme
Bölümü
Mehmet Cumhur ÇOBAN
Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü,
İşletme Ana Bilim Dalı
İç Denetçi, Bağımsız Denetçi
Eda TOPBAŞ
Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü,
İşletme Ana Bilim Dalı
Tezli Yüksek Lisans Öğrencisi
Makale Gönderim Tarihi: 20.01.2014, Makale Kabul Tarihi:21.10.2014
Öz: Bu çalışmanın amacı, yalın yolculuğa çıkmış olan
işletmelerin yalın üretimini desteklemek amacıyla oluşturulan yalın
muhasebe yaklaşımını tanıtmaktır. Yalın üretimde temel amaç, israfın
elimine edilmesidir. Bu üretim sisteminde işletme süreçleri müşterilerin
artan istekleri doğrultusunda geliştirilir. Ancak, yalın düşünce süreci
muhasebe dışında kurulup geliştiğinden, uygulanması için gereken ideal
koşulların hepsinin aynı anda oluşturulması da oldukça zordur. Yalın
üretimi uygulayan işletmelerin, standart mali tablolarla değil, yalın finansal
verilere ulaşması için muhasebe sistemlerinin de yalınlaşması şarttır. Yalın
muhasebenin amacı; yalın üretimi aktif olarak uygulayan ve devam ettiren
işletmelere faydalı bilgiler sağlamaktır. Uygulamada yalın üretime ait
muhasebe işlemlerinin geleneksel muhasebe yöntemlerine göre yapılması
finansal raporlamada sıkıntı olmakta ve yalın muhasebe ile arasında
çekişme yaratmaktadır. Çünkü geleneksel yöntemler yığın/seri üretimi
desteklemektedir ve bu yöntemlerin, yalın üretimi uygulayan işletmelerde
kullanılması sakıncalıdır. Araştırmalarımıza göre, ülkemizde yalın
muhasebe kavramı çok yaygın olmadığından yabancı literatürde bu alanda
yapılan çalışmalar referans alınarak, yalın muhasebe kavramı ve
uygulamaları incelenmiştir.
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi, Ekim 2014, Cilt:11, Sayı:2, Sayfa:25-39
MARAŞLI, ÇOBAN ve TOPBAŞ; Yalın Muhasebe
.
Anahtar Sözcükler: Yalın üretim, Yalın muhasebe, Yalın
muhasebe uygulamaları
Lean Accounting
Abstract: The purpose of this study is introducing lean
accounting approach which formed to support lean production. The basic
goal of lean production is to eliminate waste. In lean production system,
company process is improved against remaining customer demands. But,
it is also very difficult to generate all of the ideal condition for application
at the same time. The companies which apply lean production also have
to simplify their accounting systems in order to gather correct financial
data. The purpose of the lean accounting is to provide useful information
to those who actively apply and carry on lean production. In practice,
when the accounting processes of lean production are made according to
traditional methods, there are some difficulties in financial reporting.
Because traditional methods support mass production and using these
methods in the companies that apply lean production are unfavorable.
According to our research, lean accounting is not common in Turkey and
for this reason taking international literature as reference, lean accounting
term and its implications is studied.
Keywords: Lean production, Lean accounting, Lean accounting
applications
GİRİŞ
Son yıllarda çoğu işletme üretim stratejilerini önemli ölçüde
değiştirmeye başlamıştır. Bu işletmeler artan rekabet baskılarını
karşılamak için aynı ürünlerden büyük partiler halinde üretim yapmaktan,
bireysel ürünler üretmeye veya müşterilerin bireysel taleplerine göre
şekillenen küçük partiler halinde üretim yapmaya geçmiştir (Carnes,
Hedin, 2005: 28). Müşteri taleplerinin çeşitlenmesi ve küresel rekabet
koşullarından dolayı kitle üretim yerini yalın üretime bırakmıştır. Son
yirmi yılda çoğu işletme, yalın düşünce kavramıyla birlikte, tam
zamanında üretim, hücre çalışması, stok devir hızı, teslim süresi, hurda
oranı, kısıtlar teorisi, altı sigma ve diğer kalite ölçüleri, değer akış
yönetimi, faaliyet tabanlı yönetim ve hedef maliyetleme gibi kavramları
içeren yalın üretim tekniklerini uygulamaya başlamıştır.
26
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
Geleneksel kitle üretim düşüncesinden yalın düşünceye doğru
değişim işletmelerin işlemlerinin kontrolü, ölçümü ve nedenini açıklama
yollarında değişiklik gerektirmektedir. Yalın üretime geçmeye çalışırken
bazı işletmeler geleneksel maliyetleme sistemlerinin yalın programlar için
problem yarattığını, yalın dönüşümlerine zarar verdiğini fark etmişlerdir.
Geleneksel standart maliyetlemenin, işçilik verimliliği ve kullanımına
vurgusunun, büyük partiler halinde üretim, büyük stokların oluşması,
israfı gizlemesi ve finansal performans ölçülerine odaklanma gibi yalın
olmayan davranışlara teşvik ettiğini görmüşlerdir. Yalın yolculuğu seçen
işletmelerin muhasebe, kontrol ve ölçme yöntemlerinin büyük ölçüde
değişmesi önemlidir. Yeni yalın çevrenin güncel, herkes tarafından
anlaşılabilir ve finansal olmayan performans ölçülerine ihtiyacı vardır.
Yalın muhasebe kavramlarını, yalın üretim süreçlerini uygulayan
işletmelerin finansal performanslarını daha iyi yansıtmak için
tasarlanmıştır. Bunlar, maliyetlerin değer akışına göre organize edilmesi,
stok değerleme tekniklerinin değiştirilmesi ve finansal olmayan bilgiyi
içerecek şekilde finansal tabloların muhteviyatının değiştirilmesi gibi
yöntemleri içermektedir. Yalın muhasebenin esası, muhasebeyi yalın
ilkeler ile aynı hizaya getirmektir. Böylece bütün disiplinler işletme
değerine aynı bakış açısından bakabilecek, israfı üretim alanına ek olarak
muhasebeden de çıkaracaktır.
YALIN DÜŞÜNCE
II. Dünya Savaşından sonra Japon üreticiler, hammadde, insan
kaynakları ve mali açıdan büyük bir yokluk çıkmazıyla karşı karşıya
kalmıştır. Öyle ki; TOYOTA, 1940'lann ortasında Amerika'daki
şirketlerin Japon şirketlerine göre çok iyi çalıştığını ifade etmiştir. 1918
yılında Sakichi Toyoda Amerikada eğitim görmüştür. 1953 yılında
Sakichi Toyoda ve Tekstil Mühendisi Taiichi Ohno
Amerika’da
Otomobil üretimini incelemek üzere, otomobil üreticisi Ford firmasını
gitmişlerdir. Bu geziler sonucunda Ford firmasının öncülük etmiş olduğu
kitle üretim sisteminin Japonya için hiç uygun olmadığına karar
vermişlerdir. Ohno ve Toyoda düşük maliyetle yüksek kaliteli ürünler
üretmek için, israflardan arınmış yalınlıkta, üretilebilecek bir üretim
sistemi kurmuştur ve bugün "Toyota Üretim Sistemi" veya "Yalın
Üretim" olarak bilinen, yeni bir disiplin geliştirmişlerdir.
Yalın üretim, ilk olarak Toyota'nın benimsediği ve temel amacı
israfı önlemek olan bir üretim sistemidir. İsrafı önlemek için de; sıfır stok
ve sıfır hata hedefleri benimsenir, mevcut süreç ve sistemlerde sürekli
27
MARAŞLI, ÇOBAN ve TOPBAŞ; Yalın Muhasebe
.
iyileştirme, geliştirme ve uyumlaştırma yapılır. Bugün her ülkeye ve tüm
iş kollarına yayılan yalın üretim basit olarak; ürünün üretilmesinden,
dağıtılmasına ve müşteriye ulaşmasına kadar geçen zamanın azaltılması
ve israfın değerden elimine edilmesidir (Vincenti,2002,58).
Yalın üretim, müşteri ihtiyaçlarını hızlı ve etkin şekilde
karşılamayı amaçlayan organizasyon geneline yayılmış olan bir üretim
anlayışıdır. Bu anlayışa göre; ürüne katma değer sağlayan ve sağlamayan
faktörlerin belirlenmesiyle israf önlenebilir ve üretim süreci kısalır. Yalın
bir üretim sisteminin hedefi, üretimi ihtiyaç duyulan miktarda ve zamanda
kusursuz ve israfsız gerçekleştirebilmektir (Laraia ve diğ., 1999, 242).
Bir organizasyonda sıradan bir günde çok fazla miktarda muda
gözlemek mümkündür. Muda, israf demektir, hiçbir değer yaratmadan
kaynaklan tüketen faaliyetleri gösterir. Yeniden işlenmeyi gerektiren
hatalı ürünler, talep edilmeden üretilen ve stoklarda biriken üretim,
gerçekten gerekli olmayan süreç aşamaları, çalışanların ve ürünlerin
zorunlu olmadan bir yerden başka bir yere nakledilmesi, önceki
aşamalarda zamanında tamamlanmayan işlemler nedeniyle sonraki
aşamalarda boş bekleyen çalışanlar ve müşterilerin beklentilerini
karşılamayan ürün ve hizmetler mudaya örnek verilebilir. Mudanın
panzehiri ise yalın düşüncedir. Yalın düşünce, değerin tanımlanması,
değer yaratan adımların en iyi ve doğru biçimde sıralanması, bu adımların
gerektiği anda aksamaya uğramadan atılması ve giderek daha yüksek
etkenlikle gerçekleştirilmesinin yollarını gösterir. Yalın düşünce giderek
daha az (emek, donanım, zaman ve alan) harcayarak daha fazla
üretebilmeyi ve müşterilerin asıl beklentilerine daha çok yaklaşmayı
sağladığı için yalındır (Womack, James, 1998: 11).
Yalın düşüncenin amacı, yalın bir üretim sistemine, yalın bir
şirkete, yalın bir değer zincirine ulaşmaktır. Ayrıca yönetimin ilgi
merkezini değiştirerek, değerin israftan ayırt edilmesini sağlamak,
kaynakları mamule ve mamulü etkileyecek çalışmalara odaklamak,
israflardan arınarak zenginliği yakalamaktır. (Özkol,2004: 121) Yalın
düşüncenin beş temel ilkesi ve aşaması vardır. (Womack, James, 1998:
11).



Değer
Değer Akışı
Akış


Çekme
Mükemmellik
28
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
Değer
Yalın düşüncenin başlangıç noktası değerdir ve değer ancak nihai
müşteri tarafından tanımlanabilir. Değer müşteriye sağlanan faydaların
toplamıdır (Womack, James, 1998: 12). Değer, müşterinin istediği ve
ödemeye istekli olduğu ürün veya hizmet özelliklerinin toplamıdır
(McNair, Polutnik, Silvi, 2006: 12). Değer tanımının anlamlı olması için,
müşterinin ihtiyaçlarını belli bir zamanda belli bir fiyattan karşılayan belli
bir ürün (mal ve hizmet) cinsinden ifade edilmesi gerekir. Değeri üretici
yaratır (Womack, Jones, 1998: 12). Değer belirlenirken şu sorulara cevap
aranır: Müşteriler ne ister? Ne zaman ve nasıl ister? Hangi özelliklere
sahip, kapasitede, uygunlukta ve fiyatta olması müşteriler tarafından
tercih edilmektedir? (Duque, Cadavid, 2007: 72).Müşteri tarafından,
belirli bir mamul ve hizmete atfedilen niceliğe verilen
addır.(Balcı,2011:114)
Değer Akışı
Değer akışı ürünün müşteriye ulaşmasında, başlangıçtan sonuna
kadar gerekli olan tüm süreç ve faaliyetlerin toplamıdır (Duque, Cadavid,
2007: 72). Yalın düşüncenin bir sonraki aşaması, her ürün için değer
akışının bütünüyle tanımlanmasıdır. Firmaların nadiren gerçekleştirme
girişiminde bulundukları bu aşama, hemen her zaman inanılmaz
boyutlarda israfın varlığını ortaya çıkarır (Womack, James, 1998: 77).
Değer akımı, mamul ya da hizmetin piyasaya sürülmesinden müşteriye
ulaştırılmasına kadar birbirleriyle bağlantılı faaliyet dizine verilen addır.
(Balcı,2011:114)
Akış
Bu aşamada değer yaratan aşamaların akış halinde olması
sağlanmaktadır ve süreçlerdeki tüm engeller kaldırılmaya çalışılmaktadır.
Mamul ve hizmetlerin müşteriye zamanında sunulabilmesi için
hammaddenin kesintiye uğramadan akmasını sağlamak bu düşüncenin
temel özelliklerinden biridir (Ward, Graves, 2004: 5). Değer akımında
kesintisiz ve hatasız ilerleyen mamul.(Stenzel,2007:300)
29
MARAŞLI, ÇOBAN ve TOPBAŞ; Yalın Muhasebe
.
Çekme
Geleneksel üretim yöntemleri, müşterilerin bir kez üretildikten
sonra alacaklarını umarak ürünleri sistemde itme eğilimindeydi. Çekme
ise sonraki aşamalarda yer alan müşteri istemeden, önceki aşamalarda
hiçbir şekilde ürün ya da hizmet üretilmemesi anlamına gelmektedir
(Ward, Graves, 2004: 5). Çekiş sistemi, tam zamanında üretimin bir
unsurudur. Aşağıya akım sürecinden, yukarıya akım sürecine uyarı
göndermeden hiçbir biçimde üretim gerçekleştirmeyen sisteme verilen
addır. (Balcı,2011:114)
Mükemmellik
İşletmeler yalın uygulamaları benimsedikçe iyileştirmelerin
devam eden bir süreç olduğu daha açık hale gelmektedir. Çabayı, zamanı,
kullanılan alanı ve maliyeti azaltma girişimleri sürekli yönlendirilebilir.
Sonuç olarak yalın üreticiler sürekli gelişme felsefesini benimsemiştir
(Ward, Graves, 2004: 5).
YALIN MUHASEBE
Yalın muhasebe, yalın kavramları üretim süreçlerine uygulamış
olan bir işletmenin, finansal performansını daha iyi yansıtacak şekilde
tasarlanmış muhasebe sürecidir.
Yalın üretim, işletmenin çeşitli faaliyetlerinde kullanılan bütün
kaynakların (zaman dâhil) miktarının en aza indirgenmesini vurgulayan
bir üretim felsefesidir. Tasarımda, üretimde, tedarik zinciri yönetiminde
ve müşteri ile ilgilenmedeki değer katmayan faaliyetleri tanımlamayı ve
ortadan kaldırmayı içerir. Yalın üreticiler organizasyonun her seviyesinde
çok yönlü olarak çalışanları kullanır ve imkân dâhilinde büyük
çeşitliliklerdeki ürünleri üretmek için yüksek oranda esnek ve artan
miktarda otomatik makineleri kullanır. Ayrıca maliyetin, durmak
bilmeyen atıkların yok edilerek azaltılması ve bütün üretim ve destek
süreçlerinin basitleştirilmesiyle azalmasıyla ilgili bir dizi prensip ve
uygulamayı içerir (Blackstone ve Cox 2005,6).
Yukarıdaki tanıma dayanarak, yalın muhasebe nedir? Yalın
üretim operasyonlarındaki sonuçları yorumlayan bir muhasebe sistemi
midir? Veya kendi içerisinde yalın, değer katmayan faaliyetlerin olmadığı
30
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
bir muhasebe sistemi midir? Cevap her iki sorun için de "evet”tir. Maskell
"yalın yönetim muhasebesinin, yalın üretimi aktif olarak uygulayan ve
devam ettiren üretim yerlerindeki insanlara faydalı bilgiler sağlamayı
amaçladığını" belirtmektedir ve yalın muhasebede, "muhasebe
sistemlerinin kendileri yalın olmalı şeklinde eklemektedir. Maskell'e göre;
yalın üretimde stok ne ise, işlemler de yalın muhasebe için aynı şeydir ve
bütün işlemler israftır (Maskell, 2000,23).
Yalın muhasebe ile değer akışı maliyetlerin organizesi, stok
değerleme tekniklerinin değişmesi ve mali olmayan bilgileri de içerecek
şekilde finansal tabloların içeriği değiştirilmektedir.
Geleneksel muhasebe varsayımları ile yalın varsayımların
karşılaştırılması Tablo 1’deki gibi yapılabilir.
Tablo 1. Varsayımları Karşılaştırmak(Maskell, 2000:23)
Geleneksel Varsayımlar
1-Kar, kaynakların tam kullanımı
anlamına geliyor
2-Direkt işçilik, en önemli dönüşüm
maliyetidir
3-Ayrıntılı izleme aracılığıyla iş
kontrolü vardır
4-Tüm aşırı kapasite kötüdür
Yalın Varsayımlar
1-Kar, müşterilerinin çektiği değer
akımını üzerinde maksimize anlamına
geliyor
2-İsraf /Atık = Kaynakları engelleyen
her şeydir
3-Kontrol Sürekli akışa dikkat etmekte
ve israfları kontrol etmektedir
4-Aşırı kapasite esneklik sağlar
Maskell 1996 ve 2000 yılında, yalın üretimi benimseyen
firmaların geleneksel maliyetleme ve muhasebe metotlarının
kullanımından nasıl uzaklaşabileceklerini inceleyen kapsamlı ve teorik
taslak sağlayarak Jenson ve arkadaşlarının 1996 yılında yaptıkları
çalışmadan elde ettikleri bulguları genişletmiştir. Bu anlamda Maskell'in 4
adım yalın muhasebe olgunluk modelinin gelişimi literatüre en önemli
katkı olarak ifade edilir. Bu model, organizasyonun diğer alanlarında
uygulanan yalın değişiklikler ile paralel olarak muhasebe sistemlerinde
yapılması gereken değişiklikler hakkında bilgi verir. Tablo 2 bu modelin
özetini göstermektedir (Ward ve Graves,2004,10).
Model, hangi muhasebe değişimlerinin, yalın uygulamanın
olgunluğuna nazaran hangi basamakta başlaması gerektiğini tanımladığı
için faydalıdır. Fakat Maskell'in çalışmasıyla ilgili bazı kısıtlamalar
mevcuttur. Alınan her tür kararın desteklenmesi için hangi muhasebe
değişikliklerinin yapılması gerektiği ile ilgili bir işaret yoktur. Ayrıca,
31
MARAŞLI, ÇOBAN ve TOPBAŞ; Yalın Muhasebe
.
firmaların doğrusal bir biçimde 4 adıma kayacakları tahmin edilmektedir.
Ek olarak, Maskell'in fikirleri, dünya çapında yalın uygulamaları
desteklemede kullanılması gereken birçok farklı muhasebe araçlarına ve
tekniklerinin geliştirilmesine referans olur. Ancak, bu araçların ve
tekniklerin nasıl kullanıldığı ve hangi içerikte kullanılması gerektiği
genellikle belirsizdir (Ward ve Graves,2004,ll).
Tablo 2. Maskell'in Dört Adımda Yalın Muhasebe Olgunluk
Modeli(Ward ve Graves,2004:11)
Olgunlaşma Adımları
1. Kolay lokma
2. İşlemleri kaldırmak
3. İsrafı elimine etmek
4. Yalın muhasebe
Tanım
Mevcut muhasebe ve kontrol metotlarını sürdürür
fakat süreçler içerisindeki bariz atıkları eler. (örneğin
detaylı işçi raporlamasını ve değişim raporlamasını
azaltma, maliyet merkezlerinin sayısını azaltma,
muhasebe süreçlerini sadeleştirme)
Yalın zamanlar azaldıkça işçilerin detaylı takibinin
çoğunu eler ve WIP önemsiz hale gelir; gereksiz
maliyet ve finans raporlamasını eler.
Firma operasyonlarının artık muhasebe periyotlarına
uygun olmasına gerek yoktur; aylık sonuçlar
ürünlerin satışları, üretimi ve dağıtımıyla ilgili
değildir.
Asgari işlemlere yönelme - üretim tamamlanması
veya ürünlerin yüklenmesi işlemlerini kontrol
sistemleri
sayesinde
bütün
ilgili
bilgilerin
düzenlenmesinde kullanılır.
Solomon'a göre yalın muhasebe; yalın araç donanımını kullanarak
müşterinin gözünde bir ürüne veya hizmete değer katmayan kaynakların
tüketiminin en aza indirgendiği bir muhasebe sistemidir. Yalınlaşmak için
muhasebeyi de "organizasyon içerisinde yalın dönüşümü destekleme ve
motive etmek için doğru, zamanında ve anlaşılabilir bilgiyi sağlamak ve
artan müşteri değerine, büyümeye, kârlılığa, nakit akışına götüren karar
vermeyi düzelten bir muhasebe sistemi" olarak tanımlamıştır." (Solomon,
2003,6). Kısacası; yalın muhasebe, yalın üretimi desteklemek için
meydana getirilmişken, yalın üretimi teşvik eden aynı teknikleri
kullanarak yalın bir biçime dönüşebilir ve dönüşmelidir (Crandall ve
Main,2007,2). Yalın muhasebenin neden önemli olduğu ile ilgili hem
olumlu hem de olumsuz sebepler vardır. Olumlu sebeplere göre yalın
muhasebe (Maskell ve Baggaley,2004,l):
32
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
1. Daha iyi yalın karar vermek için bilgi sağlar. Daha iyi kararlar
da gelirin ve karlılığın arttırılmasını beraberinde getirir.
2. Değersiz işlem ve sistemlerin elimine edilmesiyle zaman,
maliyet ve israf azaltılır.
3. Yalın gelişimlere neden olan potansiyel finansal yararlar teşhis
eder ve bu yararları gerçekleştirmek için gerekli olan stratejiler üzerine
odaklanır.
4. Yalın odaklı bilgi ve istatistikler sağlayarak uzun dönem yalın
gelişmeleri motive der.
5. Değer maksimize edecek değişikliklerin ve değer yaratan
faktörlerin performans ölçümleriyle bağlantı kurarak direkt olarak müşteri
değerini ele alır.
Bütün olumsuz sebepler, geleneksel muhasebe, kontrol ve ölçüm
sistemlerinin eksikliğinden kaynaklanmaktadır. Yalın düşünceyi
benimseyen işletmeler için geleneksel sistemlerin düzgün çalışması
oldukça zordur. Geleneksel sistemler çalışmak için yanlış bir yöntem
değildir ancak bu sistemler yığın üretimi desteklemektedir. Yalın üretim
ve diğer yalın metotlar yığın üretimin kurallarını ihlal etmektedir.
Geleneksel sistemle yalın üretim birlikte kullanıldığı zaman, bu iki
sistemin birbiri ile uyumlu olmadığı görülecektir (Maskell ve
Baggaley,2004,2).
Üretim ve diğer süreçlerin kontrolü, atölye ve değer akışı
düzeyinde görsel performans ölçümleri ile elde edilir. Bu ölçümler
geleneksel maliyet muhasebesi sistemleri tarafından izlenmeyi ve varyans
raporlamaya olan ihtiyacı ortadan kaldırır. Operasyonel performans
ölçümleri üç düzeyde (en az) vardır. Tablo.3 Yalın Muhasebe
Uygulamasında ölçümlemeleri ve Tablo. 4 Yalın Performans Ölçüm
Örneklerini göstermektedir.
Tablo 3. Yalın Muhasebe Uygulamasında Ölçümleme(Maskell,
2009:6)
AMAÇ
İşletme
Ölçümleri
Değer
Akışı
Ölçümleri
İşletmenin üst düzey
yöneticileri. Stratejinin
başarısını izlemek.
Değer akışı performansını
izlemek ve sağlamak için
sürekli iyileştirme sürücü
33
Planla-İyileştirGörsel Hale
Getir-Yap
Aralık
Tipleri
Frekans
Strateji Dağıtım
Aylık
Sürekli
İyileştirme
Haftalık
MARAŞLI, ÇOBAN ve TOPBAŞ; Yalın Muhasebe
Hücre ve
Süreç
Ölçümleri
bilgilerine odaklanma.
Kendi faaliyetlerini izlemek
için hücre ekibinin iç
kontrollerinin
etkinleştirilmesi.
Kusurları
belirlemek ve
onları ortadan
kaldırmak
.
Saatlik veya
her vardiya
da
Tablo 4. Yalın Performans Ölçüm Örnekleri(Maskell, 2009:6)
Stratejik
Konular
Stratejik
Ölçüler
Değer Akış
Ölçüleri
Hücre/Süreç
Ölçüleri
Nakit artışını
arttırma Satışları
ve Pazar payını
arttırma Sürekli
iyileştirme
kültürü
Satış büyüklüğü
Faiz, vergi ve
aşınma payı
öncesi kar, Stok
devir hızı,
Zamanında
teslim, Müşteri
memnuniyeti,
Çalışan başına
satışlar
Kişi başına satışlar,
Zamanında teslim,
Limandan limana
geçen teslim süresi,
İlk uygulamada
elde edilen başarı
düzeyi, Ortalama
birim maliyet,
Alacakların vadesi
Saat başına günlük
üretim, Yan
mamullerin stokta
bekleme süresi, İlk
uygulamada elde
edilen başarı
düzeyi, Faaliyet
ekipman etkinliği
Yalın muhasebe uygulamalarını, Kennedy ve Brewer 2006 yılında
yaptıkları çalışmada, en iyi 500 şirket arasında yer alan ve HPC adını
verdikleri bir şirket üzerinde araştırmışlardır. HPC şirketinin geleneksel
muhasebe uygulamalarından yalın muhasebeye geçişte işletme içinde
yıkmaları gereken dört bölüm olduğunu vurgulamışlardır. Bunlar; finansal
raporlama, ürün maliyetlemesi, performans ölçümü ve işlemlerin elimine
edilmesidir.
Yalın muhasebeye uygun finansal raporlama işlemi için öncelikle
işletmenin üretim bölümündeki faaliyet müdürleri öncelikle üretim
fonksiyonlarını değer akışına uygun hale getirmişlerdir. Bundan dolayı,
HPC şirketi değer akışına uygun olarak aylık gelir tabloları düzenlemeye
ihtiyaç duymuşlardır. Aşağıda yer alan tablo HPC şirketinin geleneksel
tam maliyetleme gelir tablosu ile yeni oluşturulan yalın gelir tablosu
arasındaki farklılığı birlikte göstermektedir. Geleneksel gelir tablosu genel
kabul görmüş muhasebe ilkelerinin gerektirdiği gibi ürün ve dönem
maliyetlerini raporlamaktadır. Yalın muhasebe gelir tablosu ise, değer
34
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
akışına göre ayrılmıştır ve genel fabrika toplamların birleştirir. Toplam
satışlar, fabrika karı ve satışların getirisi her iki finansal tabloda da aynıdır
(Kennedy ve Brewer,2006,69).
Ürün maliyetlerinde karar alma, stok değerleme, performans
ölçümleri ve diğer kullanımlar ilgili bilgiler yalın muhasebe yöntemleri
kullanarak elde edilir. Bir ürün maliyeti gerekiyorsa (uluslararası transfer
fiyatlandırması raporlama gibi) daha sonra bu maliyet özellikleri gibi daha
basit ve yalın odaklı yöntemlerle hesaplanabilir. Dış Raporlama yada
yılsonu defter kapanış bilgileri gelirler ve değer akış maliyetleri (giderler)
kullanılarak yapılır.
Yalın muhasebe uygulamasında işletmenin, herkes tarafından
kolayca anlaşılabilir finansal raporları sunulur. Anlaşılmaz varyans
rakamlar standart maliyetler ve ana konu ile ilgili yanıltıcı ve kafa
karıştırıcı veri içermediği için sade bir dille hazırlanan “gelir tabloları”
kullanılır. Anlaşılması kolaydır. Kutu Skorlar yalın muhasebe içinde
yaygın olarak kullanılmaktadır. Örnek Tablo 5. Geleneksel ve Yalın Gelir
Tablolarının Karşılaştırılması aşağıdaki gibidir.
Tablo 5. Geleneksel ve Yalın Gelir Tablolarının
Karşılaştırılması(Kennedy ve Brewer, 2006: 70)
35
MARAŞLI, ÇOBAN ve TOPBAŞ; Yalın Muhasebe
.
Raporlama aylık değer akışı gelir tabloları ve destek birimleri için
mali tablo alarak hazırlanır. Bütün şirketin konsolide finansal raporunu
sunmak için diğer tablolar bir araya getirilerek elde edilir. Her ay sonuna
yakın tüm dış raporlama için kullanılabilir bilgi hazır edilir. Şirket için
ticari kâr'dan mali kara geçiş ayrıca raporlanır. Bu doğrultuda genel kabul
görmüş muhasebe ilkeleri dikkate alınmalıdır. İçinde bulunulan ay ile bir
önceki ay arasındaki stok değerinin değişimi, grup ve kurumsal tahsisleri,
kurum kazanç/kayıplar gibi diğer çeşitli ayarlamalar aylık değer akışı
içindedir. Ayarlama var ise finansal tabloların dip notları "düzeltilmiş
açıklamada" geleneksel ifadelerle aynı olacak şekilde yazılır. Muhasebe
yöntemi ve alt uygulamaları bu nedenle aynı olacaktır herhangi bir resmi
değişiklik olmayacaktır.
Muhasebe İşlemlerinin basitleştirilmesi ve gereksiz işlemin
ortadan kaldırılması hedeftir. Geleneksel işletmeler karmaşık ve işlem
tabanlı bilgi sistemleri (MRP gibi), veya bazı süreçlerini mali ve
operasyonel kontrolü için Sistemler (ERP) kullanmaktadırlar. Yalın
işletmeler yalın yöntemler, görsel kontrol, düşük stoklar, kısa teslim
süreleri gibi araçları kullanarak iyi iç kontrol uygulamaları altında israfı
elemine işlemini gerçekleştirebilirler. Kök sorunların belirlenememesi ise
çoğunlukla iç kontrol eksikliği nedeniyle olmaktadır. Kök nedenler
bilinip, süreç kontrol altına alındıktan sonra, artık diğer karmaşık ve
savurgan işlem sistemleri kullanmak gerekli değildir ve yavaş yavaş
ortadan kaldırılabilir. Denetim ise değer akışı ve israfa dikkat ederek elde
daha fazla kapasite oluşmasına esneklik sağlayacaktır.
SONUÇ
Günümüzde küreselleşme ve rekabetçi baskılar işletmelerde
ürünlerin üretilme ve fiyatlama yollarını değiştirmiştir ve ürün yaşam
dönemleri önemli derecede kısalmıştır. Kitle üretim için tasarlanmış
muhasebe ve kontrol sistemlerinin bu yeni çevreye uygun olmaması
şaşırtıcı değildir. Geleneksel üretim dünyasını desteklemek için
oluşturulmuş performans ölçülerinin yalına zıt davranışları motive ettiği
açıktır. Bu ölçüleri kullanarak yalın bir işletmeyi yönetmeye çalışmanın
ciddi negatif etkileri olacaktır. Bu nedenle yalın bir işletme olmak
isteniyorsa yalın işletme modeli ile uyumlu performans ölçüleri ve yalın
muhasebe sistemi oluşturulmalıdır. Muhasebe sistemi üretim sistemine
hizmet etmelidir. Başka bir ifadeyle maliyet yönetim muhasebesinin
geliştirilmesi tamamen yalın üretim sisteminin geliştirilmesi ve
uygulanmasına dayanmalıdır.
36
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
Geleneksel muhasebe, maliyet ayırır, bütçeler ve tahminlerle
üretim çıktısı oluşturan bir fonksiyon icra ederken, yalın muhasebe
mevcut muhasebe de fonksiyonları dönüştüren bir yenilikçi muhasebe
sürecidir.
Yalın muhasebe kısa üretim döngüsü oluşturma ve acil tüketici
talebi karşılamak üzerinde yoğunlaşır. Muhasebe kârı müşterilerden
gelecek talep üzerinde değer akış maksimize olduğunu varsayarak, israfın
elemine edilmesi üzerine kuruludur. Denetim ise değer akışı ve israfa
dikkat ederek elde daha fazla kapasite oluşmasına esneklik sağlar.
İşletmeler genellikle iş kararları ve şirket operasyonları
geliştirmek için muhasebe verilerini kullanırlar. Yalın yolculuğa çıkmış
işletmelerde; standart mali raporlamalara değil, yalın bilgilerin mali
tablolara yansıtması esastır.
"Yalın üretim için yeni bir yönetim muhasebe sistemi geliştirmek
gerçekten gerekli midir?" veya "Mevcut muhasebe sistemleri neden
yetersizdir?" sorulan "yalın"lığı kullanacak organizasyonlar için başta
cevap verilmesi gereken sorulardır.
Geleneksel üretim sisteminden, yalın üretim sistemine geçiş kolay
bir süreç değildir. Üretim sistemlerinde "yalın yolculuğu" seçen işletmeler
için muhasebe kontrol ve ölçüm metotlarının da değişmesi oldukça
önemlidir. Geleneksel muhasebe metotlarının yalın dönüşüme karşı daima
bir adım geride kaldığı bir gerçektir. Ayrıca, geleneksel finans ve
muhasebe sistemlerinin yalın dönüşüm için aktif olarak uygulanması
oldukça zordur. Yalın muhasebe sistemi, diğer muhasebe sistemlerinden
farklı olarak yukarıda bahsedilen problemlerle ilgili farklı bakış açılarına
sahiptir. İşletmenin yönetim tarzından, üretim teknolojilerine kadar her
şey uygulanacak muhasebe sistemlerinin farklılaşmasına sebep olur. Bir
muhasebe sistemi diğer muhasebe sistemine göre daha iyidir veya daha
kötüdür demek doğru değildir. Çünkü seçilen ve uygulanan yöntem
işletmenin içinde bulunduğu duruma göre seçilmiş ve şekillendirilmiştir.
Bu çalışmada yalın muhasebenin yalın üretim yapan işletmeler açısından
uygulama kolaylığına değinilmiştir ve yabancı literatürde verilen
örneklerle finansal tablolardaki değişiklikler gösterilmeye çalışılmıştır.
37
MARAŞLI, ÇOBAN ve TOPBAŞ; Yalın Muhasebe
.
KAYNAKLAR
Balcı, B.Rıza (2011), “Yalın Finansal Muhasebe”Altın Nokta Yayınevi,
İzmir (s.114)
Blackstone, J.H. ve Cox, IE (2005), APICS Dictionary (HE), APIACS,
VA.
Carnes,
Kay-Hedin,
Scott
(2005)
"Accounting
for
Lean
Manufacturing:Another Missed Opportunity?", Management
Accounting Quarterly, Vol.7, No.l, Fall.: (s.28-35)
Crandall, R.E. ve Main, K. (2007), "Lean Accounting- Fad or Fashion?",
http://www.sedsi.org/2008_Conference/proc/proc/p070921001.pd
f, (13.12.2013 ).
Duque, Diego Fernando Manotas - Cadavid, Leonardo Rivera (2007)
"Lean Manufacturing Measurement: The Relationship Between
Lean Activities and Lean Metrics", Estudios Gerenciales, Vol.23,
No. 105, octubre-Diciemmbre, (69-83)
Kennedy, EA. ve Brewer, EC. (2006), "The Lean Enterprise and
Traditional Accounting-Is The Honeymoon Over?", Journal of
Corporate Accounting &Finance,10 (2006):s. 63-74.
Laraia, A.C. Moddy, RE. ve Hall, R.W. (1999), The Kaizen Blitz,
Maskell, B.H. ve Baggaley, B. (2004), Practical Lean Accounting,
Aproven System for Measuring and Managing the Lean
Enterprise, Pro¬ductivity Pres. New York.
Maskell, B.H. ve Baggaley, B. (2009), "Lean Management Accounting",
http://www.maskell.com/index.html ( 13.12.2013).
Maskell, B.H. ve Baggaley, B.L. (2006), "Lean Accounting: What's It All
About?", Target Magazine, 22,1(2006) : s.35-43.
Maskell, B.H. ve Kennedy, EA. (2007), "Why Do We Need Lean
Account¬ing and How Does It Work?", The Journal of Corporate
Accounting & Finance. 18,3(2007): s.59-73.
Maskell,
B.H.
(2009).
"What
is
Lean
Accounting?",
http://www.maskell.com/lean_accounting/subpages/lean_accounti
ng/components/What_is_Lean_Accounting.pdf, ( 13.12.2013 ).
Maskell,B.H. (2000), "Lean Accounting for Lean Manufacturers",
Manufacturing Engineering, 125, 6 (2000): 46-53.
McNair, CJ.-Polutnik, Lidija-Silvi, Riccardo (2006) "Customer-Driven
Lean Cost Management", Cost Management, Nov/Dec, 20,6, s.12.
Özkol, A. Erdal (2004) "Yalın Düşünce ve İsrafın Tekdüzen
Muhasebe Sistemi Çerçevesinde Kaydı: Bir Yaklaşım ve
38
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
Örnek Uygulama", Dokuz Eylill Universitesilktisadi ve Idari
Bilimler Fakültesi Dergisi, Cut. 19, Sayi:l. (s.119-138)
Stenzel,Joe (2007), “Lean Accounting:Best Practices for Sustainable
İntegration”,Wiley,ABD
Vincenti, A. (2002), "Lean Machine", Automotive Engineer,
27,1(2002).
Ward, Yvonne-Graves, Andrew, (2004) "A New Cost
Management&Accounting Approach For Lean Enterprises",
School of Management Working Paper Series.
Womack, James P. - Jones, Daniel T.(1998) Yalın Düşünce, Sistem
Yayıncılık, çev. Nesime Acar, Istanbul.
Womack, James P., Jones, Daniel T., Roos, Daniel (1990) Dünyayı
Değiştiren Makine, Panel Matbaacılık, Istanbul.
39
40
Türkiye’deki Okul Öncesi Dönem Sosyal Beceri Araştırmaları:
2000-2013 Yılları Arasındaki Tezlerin İncelenmesi
Hülya GÜLAY OGELMAN
Doç. Dr., Pamukkale Üniversitesi Eğitim Fakültesi
Okul Öncesi Eğitimi Anabilim Dalı
Makale Gönderim Tarihi:04.03.2014, Makale Kabul Tarihi:21.10.2014
Öz: Araştırmanın amacı, 2000-2013 yılları arasında Türkiye’de
gerçekleştirilmiş okul öncesi dönem çocuklarının sosyal becerilerini ele
alan tezlerin incelenmesidir. Araştırmanın örneklemi, okul öncesi
dönemde sosyal beceriler konusunda yapılmış 23 yüksek lisans tezi ve 8
doktora tezinden oluşmuştur. Yüksek lisans tezlerinin büyük bir
bölümünün tarama yöntemli olduğu ve yine önemli bir bölümünün 6 yaş
çocukları kapsadığı görülmektedir. 4 yaş grubundan tek bir tez
bulunurken, 0-3 yaş grubu ile ilgili herhangi bir sosyal beceri tez
çalışmasının yapılmadığı görülmektedir. Doktora tezlerinde genellikle
deneysel yöntemin kullanıldığı görülmektedir. Yaş grubu olarak da
genellikle 6 yaş grubuyla çalışıldığı, yüksek lisans tezlerinde olduğu gibi
0-3 yaş grubuyla ilgili bir çalışmanın yapılmadığı, 4 yaşın dahil edildiği
iki çalışmanın olduğu belirlenmiştir. Tezlerle ilgili detaylı bilgiler sonuç
ve tartışma bölümlerinde yer almaktadır.
Anahtar kelimeler: Sosyal beceri, sosyal beceriler, okul öncesi
dönem, yüksek lisans tezi, doktora tezi.
Researches on Preschool Social Skills in Turkey: Examination
of the Theses Between 2000-2013
Abstract:The purpose of this study is to review the theses
examining social skills of preschool children in Turkey between 2000 and
2013. The sample group of study consisted of 23 postgraduate theses and
8 doctoral theses that were written on preschool social skills. It is
observed that a large part of postgraduate theses uses the survey method
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi, Ekim 2014, Cilt:11, Sayı:2, Sayfa:41-65
OGELMAN; Türkiye’deki Okul Öncesi Dönem Sosyal Beceri
.
and involves 6-year-old children. There is apparently one thesis from the
age group of 4 years; whereas any thesis on social skills in the age group
of 0-3 years has not been conducted. In the doctoral theses generally the
experimental method is used and the children in the age group of 4 years
are studied. It is observed that while there is no study on the age group of
0-3 just like in postgraduate theses, there are two studies including the 4year-old group. Other information about the theses is present in the
conclusion and discussion in detail.
Keywords: Social skill, social skills, preschool period, master
thesis, dissertation.
GİRİŞ
Sosyal beceriler, sosyal ilişkileri başlatan, devamını sağlayan,
sosyal ilişkilerde yaşanan sorunların çözümünde kolaylık sağlayan sözel
ya da sözel olmayan davranışlardır (Gülay ve Akman, 2009, s.14). Sosyal
beceriler, doğumla beraber öğrenilmeye başlanır ve yaşam boyunca
etkisini devam ettirir. Sosyal beceriler, çocukların akran ilişkilerinde de
önemlidir çünkü olumlu akran ilişkilerinin gelişimini desteklemektedir.
Şöyle ki, sosyal becerilere sahip olan çocuklar, akranları arasında
sevilirler, arkadaşlık ilişkilerini kolaylıkla kurabilirler. Böylece akranları
tarafından sevilirler, kabul edilirler ve okula uyum sağlamaları da
kolaylaşır. Sosyal becerilere sahip çocukların oluşturduğu gruplar
dinamiktir. Grup üyeleri arasında iletişimin kalitesinde artış görülmekle
birlikte, başarı da sağlanmaktadır. Sosyal becerilere sahip çocuklar diğer
insanlarla iyi anlaşırlar, girişken oldukları için birçok sosyal etkinliğe
katılırlar. Kendilerine güvenirler, saldırgan davranışlar göstermezler,
liderlik özellikleri gösterebilir ve işbirliği yapmaya uyumludurlar. Ayrıca
iletişim becerilerine sahip oldukları için dinleme, konuşan kişinin sözünü
kesmeme gibi birçok olumlu davranışı gösterebilirler. Sosyal kararlar
vermede başarılıdırlar, güçlü insan ilişkilerine sahiptirler, stresli durumları
soğukkanlılıkla karşılarlar, öfkelerini uygun biçimde, diğer insanlara zarar
vermeden gösterirler, empati kurabilirler, çatışmalardan uzak kalmayı
başarabilir, sosyal problemleri etkin biçimde çözebilirler (Choi and Kim,
2003; Herzog, 2007; Johnson and Johnson, 1990; Lawhon and Lawhon,
2000).
Olumlu iletişim becerileri, paylaşma, oyuna davet etme, sırasını
bekleme, akranlarına sevecen bir şekilde davranma, teşekkür etme,
42
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
dinleme gibi sosyal beceriler okul öncesi dönemden itibaren akran
gruplarında beğenilen, istenilen davranış örnekleridir (Bierman, 2005).
Okul öncesi dönemde çok sayıda sosyal becerilerin doğru bir biçimde
öğrenilmesi, bu becerilerin gerektiğinde, sıklıkla kullanılmasının kısa ve
uzun vadede olumlu sonuçları bulunmaktadır. Okul öncesi dönemde
sosyal yeterliğe ulaşamamış çocuklar uzun süreli olarak, okul yaşamının
ilk yıllarında davranışsal, duygusal (depresyon, kaygı, içe kapanıklık),
akademik problemler (okul başarısızlığı, okulu bırakma gibi)
yaşayabilmektedirler. Ayrıca akranlarıyla, ebeveynleriyle ve diğer
yetişkinlerle ilişkilerinde sorunlarla karşılaşabilmektedirler. Saldırgan,
baskıcı davranışlar gösterdikleri için akranları tarafından reddedilip,
dışlanabilmektedirler (Flanagan 1999; Ward 2002; White, Keonig and
Scahill, 2007). Akranları tarafından reddedilen çocuklar birçok sosyal
beceriyi öğrenme fırsatından da yararlanamamaktadırlar. Çünkü akranlar
birbirleri için aynı zamanda model rolündedirler. Bununla birlikte
akranları tarafından reddedilen çocuklar, kendilerini yalnız hissetmekte,
okuldan uzaklaşabilmektedirler (Çetin, Bilbay ve Kaymak, 2002; Mize
and Abell, 2003). Okul öncesi dönemdeki sosyal becerilerin ileriki
yıllardaki olumlu etkilerinin, ruh sağlığı, duygusal uyum, akademik,
davranışsal uyum, akademik başarı alanlarında olduğu belirlenmiştir.
Örnek olarak, okul öncesi dönemdeki sosyal beceri yetersizliği, çocukluk
ve ergenlik dönemindeki akranlar tarafından reddedilme ile ilişkili
bulunabilmektedir (Gençdoğan, 2008; Uz Baş, 2003). Konu ile ilgili yurt
dışında yapılan çalışmalarda, yaşamın ilk yıllarında sosyal açıdan yetersiz
çocukların yetişkinlik döneminde de sosyal-duygusal yetersizlikler, suç
işleme, kaygı, depresyon, şizofreni gibi sorunlar yaşama olasılıklarının
sosyal becerilere sahip akranlarına göre daha yüksek düzeyde olabildiği
belirlenmiştir (Flanagan 1999; Mueser vd., 1991; Stefan, 2008; Ward
2002; White, Keonig and Scahill, 2007).
Sosyal gelişim doğumdan itibaren başlamakta ve yaşam boyunca
aktif bir süreç içerisinde devam etmektedir. Sosyal becerilerin kısa ve
uzun dönemdeki sonuçları, özellikle yaşamın ilk yıllarında çocuklara
sosyal becerilerin kazandırılmasının önemini ortaya koymaktadır.
Yaşamın ilk yıllarında sosyal becerileri öğrenen ve uygulayabilen
çocukların sosyal ilişkileri başta olmak üzere duygusal, bilişsel, dil ve
hatta öz bakım becerilerinde ilerlemeler sağlanabileceği görülmektedir.
Bu dönemde sağlıklı, başarılı sosyal ilişkiler kuran çocuklar, ileriki
yıllarda da bu ilişkilerini devam ettirecek, topluma uyum sağlayan,
kendini rahatlıkla ifade edebilen, mutlu bireyler olabileceklerdir. Bireysel
ve toplumsal açıdan sosyal becerilerin kazandırılması önem taşımaktadır.
43
OGELMAN; Türkiye’deki Okul Öncesi Dönem Sosyal Beceri
.
Okul öncesi dönemde sosyal beceriler, Türkiye’de son yıllarda
sıklıkla çalışmaların yapıldığı alanlardan birisi olmuştur. Kısa ve uzun
süreli etkileri düşünüldüğünde, sosyal beceri çalışmalarının
yaygınlaştırılması ve çeşitlendirilmesi önem taşımaktadır. Alanyazın
taramasında, Türkiye’de okul öncesi eğitimde sosyal beceriler konusu ile
ilgili yüksek lisans ve doktora tezlerinin incelendiği bir çalışmaya
rastlanılmamıştır. Bu bağlamda araştırmanın amacı, 2000-2013 yılları
arasında Türkiye’de gerçekleştirilmiş okul öncesi dönem çocuklarının
sosyal becerilerini ele alan tezlerin incelenmesidir. Bu çalışma ile küçük
çocukların sosyal becerilerini inceleyen araştırmacılara sonraki
çalışmalarla ilgili yardımcı ve rehber olunabileceği düşünülmektedir.
YÖNTEM
Araştırma modeli
Araştırmada, Türkiye’de 2000-2013 yılları arasında, okul öncesi
dönemde sosyal beceriler konusunda gerçekleştirilmiş tezlerin
incelenmesi amaçlandığı için betimsel nitelikte bir tarama çalışmasıdır
(Büyüköztürk, Kılıç-Çakmak, Erkan-Akgün, Karadeniz, & Demirel,
2009). Çalışma, belli kriterler doğrultusunda incelenen tezlerin
değerlendirilmesini amaçladığı için nitel bir çalışmadır.
Araştırmanın kapsamı
Araştırmanın kapsamını, okul öncesi dönemde sosyal beceriler
konusunda yapılmış 23 yüksek lisans tezi ve 8 doktora tezinden
oluşmuştur. Tezler belirlenirken, 2000-2013 yılları arasında tamamlanmış,
normal gelişim özellikleri gösteren okul öncesi dönem çocuklarıyla
yapılmış ve tezin adında “sosyal beceri”, “sosyal beceriler” ifadelerinden
birinin geçmesi kriterleri dikkate alınmıştır. Tezlere, Yüksek Öğretim
Kurulu Ulusal Tez Merkezi’den (http//tez2.yok.gov.tr) ulaşılmıştır.
Tezlerle ilgili arama yapıldığında yukarıda belirtilen yıl ve anahtar
kelimeler doğrultusunda çıkan tüm yüksek lisans ve doktora tezleri
çalışmaya alınmaya çalışılmıştır. Ancak ulaşılan 31 tezden 11 tezin tam
metne erişime izin verilmediği için bu tezlerin özetlerindeki bilgiler
çalışmada yer alabilmiştir. Tezleri tarama işlemi, 05.12.2013, 08.01.2014
ve 09.04.2014 tarihleri olmak üzere 3 kez gerçekleştirilmiştir. Böylece
Aralık 2013’te konu ile ilgili tamamlanıp 2014 yılında YÖK Ulusal Tez
Merkezi’ne girmiş tezler de dahil olmak üzere 2013’te normal gelişim
44
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
özellikleri gösteren okul öncesi dönem çocuklarıyla gerçekleştirilmiş tüm
sosyal beceri tezlerine ulaşılmaya çalışılmıştır.
Uygulama
Araştırmada,
epistemolojik
doküman
analizi
yöntemi
kullanılmıştır (Karadağ, 2009). Yukarıda belirtilen kriterler doğrultusunda
bulunan tezlerin tam metinleri ve özetleri kaydedilmiştir. Tezler, araştırma
kapsamında belirlenen alt başlıklara göre tek tek incelenmiş ve bu
başlıklarla ilgili dağılımda, betimsel analiz yöntemlerinden frekans ve
yüzde dağılımından yararlanılmıştır (Büyüköztürk, 2004).
BULGULAR
Tablo 1. Sosyal beceri tezlerinin (doktora –yüksek lisans) yıllara göre
dağılımı
Yıllar
2000
2001
2002
2003
2004
2005
2006
2007
2008
2009
2010
2011
2012
2013
Toplam
Y.lisans
1
1
1
4
1
1
6
5
3
23
Doktora
1
1
1
1
2
2
8
Tablo 1’de görüldüğü gibi, 2000-2013 yılları arasında yok.gov.tr
verilerine göre normal gelişim özelliği gösteren okul öncesi dönem
çocuklarının sosyal becerilerini ele alan 23 yüksek lisans, 8 doktora tezi
olmak üzere toplam 31 tez çalışması gerçekleştirilmiştir. Yıllara dağılım
açısından, yüksek lisans tezlerinin en çok gerçekleştirildiği yıl, 2011; en
az gerçekleştirildiği yıl ise 2004, 2006, 2007, 2009 ve 2010’dur. En çok
45
OGELMAN; Türkiye’deki Okul Öncesi Dönem Sosyal Beceri
.
doktora tezinin gerçekleştirildiği yılların 2011 ve 2013; en az ise 2004,
2006, 2008 ve 2009 yılları olduğu görülmektedir. 2000, 2001, 2002, 2003,
2005 ve 2010 yıllarında okul öncesi dönem çocuklarının sosyal
becerilerini ele alan yüksek lisans ve doktora tezi gerçekleştirilmemiştir.
46
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
Tablo 2. 2000-2013 yılları arasındaki yüksek lisans tezleriyle ilgili çeşitli bilgiler (yazar soyadı, tezin yılı, adı, yöntem,
örneklem grubu, il, ölçme araçları)
Yöntem
Yazar
Tezin adı
Örneklem grubu
Tezde sosyal beceri ile ilgili
soyadı*/
Tezin uygulandığı
kullanılan ölçme araçları
yılı
il
Arda, 2011 Alternatif Düşünme Stratejilerinin
Deneysel
Alternatif
Düşünme
Stratejilerinin
Desteklenmesi Programı’nın okul
5-6 yaş grubu (95
Desteklenmesi- Okulöncesi Değerlendirme
öncesi çocukların sosyal becerileri
çocuk)
Seti (Domitrovich, Greenberg, Kusche,
üzerinde etkililiğinin değerlendirilmesi İzmir
&Cortes, 1999)Head Start Yeterlilik Ölçeği
(Öğretmen Versiyonu) (Domitrovich, Cortes,
& Greenberg, 2007)
Aslan,
Drama temelli sosyal beceri eğitiminin Deneysel
Davranış Derecelendirme Ölçeği (Arı, &
2008
6 yaş çocuklarının sosyal ilişkiler ve
6 yaş grubu (34
Çağdaş, 1999)
işbirliği davranışlarına etkisi
çocuk)
Aydın
Bülbül,
4 yaş çocuklarının sosyal becerilerinin
İlişkisel tarama
Sosyal Beceri Derecelendirme Sistemi-(Okul
2008
bazı değişkenler açısından
4 yaş grubu (345
Öncesi Türkçe Formu)
değerlendirilmesi
çocuk)
Ankara
Çimen,
2009
Okul Öncesi Eğitim Programı’nda altı
yaş grubu çocukların sosyal
becerilerinin gerçekleşme düzeyi
Deneysel
6 yaş grubu
(23 çocuk) Erzurum
Sosyal Beceri Ölçeği (Kapıkıran, İvrendi, &
Adak, 2006)
Dervişoğlu,
2007
Okul öncesi eğitim kurumlarına devam
eden 6 yaş çocuklarının, sosyal
becerilerini ve problem davranışlarını
İlişkisel tarama
6 yaş grubu
(200 çocuk)
Sosyal Beceri Ölçeği (Tam metne
erişilememektedir.)
47
OGELMAN; Türkiye’deki Okul Öncesi Dönem Sosyal Beceri
EkinciVural, 2006
ElibolGültekin,
2008
Erler, 2011
Erten, 2012
Eti, 2010
Gülay,
2004
etkileyen faktörlerin incelenmesi
Okul öncesi eğitim programındaki
duyuşsal ve sosyal becerilere yönelik
hedeflere uygun olarak hazırlanan aile
katılımlı sosyal beceri eğitimi
programının çocuklarda sosyal
becerilerin gelişimine etkisi
5 yaş çocuklarının sosyal becerilerinin
bazı değişkenler açısından
değerlendirilmesi
Ebeveyn kabul reddi ile 5-6 yaş
çocuklarının sosyal beceri düzeyleri
arasındaki ilişkinin incelenmesi
Okul öncesi eğitime devam eden 5-6
yaş çocuklarının sosyal beceri, akran
ilişkileri ve okula uyum düzeyleri
arasındaki ilişkilerin izlenmesi
Drama etkinliklerinin okul öncesi
eğitim kurumlarına devam eden 5-6
yaş grubu çocukların sosyal becerileri
üzerine etkisi
Korunmaya muhtaç çocuklarla ailesi
ile yaşayan 6 yaş çocuklarının sosyal
becerilerinin karşılaştırılması
Gaziantep
Deneysel
6 yaş grubu
(40 çocuk-40 anne)
İzmir
İlişkisel tarama
5 yaş grubu
(341 çocuk) Ankara
İlişkisel tarama
5-6 yaş grubu (216
anne-baba) İstanbul
İlişkisel tarama
(Boylamsal)
5-6 yaş grubu (175
çocuk)-Denizli
Deneysel
5-6 yaş grubu (43
çocuk)
Adana
İlişkisel tarama
6 yaş grubu (114
çocuk)
İstanbul-Ankara
48
.
Sosyal Becerileri Değerlendirme Ölçeği
(SBDÖ) (Avcıoğlu, 2007)
Sosyal Beceri Derecelendirme Sistemi
(Öğretmen formu) (Tam metne
erişilememektedir.)
Sosyal Becerileri Değerlendirme Ölçeği
(SBDÖ) (Avcıoğlu, 2007)
Sosyal Beceri Gözlem Formu (Gülay, &
Akman, 2009)
İlişkiyi Başlatma ve Sürdürme Sosyal
Becerisi (Veli-Öğretmen anketi) (Tez
kapsamında geliştirilmiştir.)
6 Yaş Çocukları için Sosyal Beceri Formu
(Tez kapsamında geliştirilmiştir.)
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
Hansa
Bilek, 2011
Okul öncesi dönem çocuklarının ev ile
okul ortamındaki sosyal becerilerinin
karşılaştırılması
Kuyurtar,
2012
Bilişsel temelli sosyal beceri grup
eğitiminin okul öncesi 6 yaş
grubundaki etkililiğinin incelenmesi
Çocuklar için Felsefe Eğitim
Programı’nın altı yaş grubu
çocuklarının, atılganlık, işbirliği ve
kendini kontrol sosyal becerileri
üzerindeki etkisi
Bazı değişkenler açısından okul öncesi
dönemdeki çocukların sosyal
becerilerinin ve ailelerinin ebeveynliğe
yönelik tutumları
Okur, 2008
Özdemir,
2012
Öziskender,
2011
Orff yaklaşımı ile yapılan okulöncesi
müzik eğitiminin öğrencilerin sosyal
becerilerinin gelişimine etkisi
Pekdoğan,
2011
Okul öncesi eğitim kurumuna devam
eden beş-altı yaş çocuklardaki sosyal
becerilerin bazı özellikler açısından
incelenmesi
İlişkisel tarama
Yaş grubu
belirtilmemiş-(136
çocuk-136 anne)
Edirne
Deneysel
6 yaş grubu (12
çocuk)
Deneysel
6 yaş grubu
(24 çocuk)-İstanbul
Okul Öncesi Çocuklar İçin Davranış Ölçeği
(Okyay, & Fazlıoğlu, 2007)
İlişkisel tarama
5-6 yaş ve annebabaları (270 çocuk270 anne-270 baba)
Konya
Deneysel
6 yaş grubu (40
çocuk)
Samsun
İlişkisel tarama
5-6 yaş grubu (330
çocuk)
Elazığ
Anasınıfı ve Anaokulu Davranış Ölçeği-B
Formu-Sosyal beceriler (Seçer vd., 2010).
49
Sosyal Beceri Değerlendirme Sistemi Temel
Eğitim Öğretmen Formu (Tam metne
erişilememiştir.)
Sosyal Becerileri Değerlendirme Ölçeği
(Öğretmen Formu) (Kamaraj, 2004)
Sosyal Becerileri Değerlendirme Ölçeği
(SBDÖ)
(Avcıoğlu, 2007)
Sosyal Beceri Değerlendirme Ölçeği (SBDÖ)
(Avcıoğlu, 2007)
OGELMAN; Türkiye’deki Okul Öncesi Dönem Sosyal Beceri
Pırtık, 2013
Tunçeli,
2012
Turan,
2013
Tutkun,
2012
Türkoğlu,
2013
Yurtseven,
2011
.
Boşanmış ve tam aileden gelen okul
öncesi çocukların sosyal beceri ve
akran tepkilerinin karşılaştırılmalı
olarak incelenmesi
Anaokullarına devam eden 6 yaş
çocuklarının sosyal becerilerinin
okulolgunluklarına etkilerinin
incelenmesi
60-77 aylar arasındaki okul öncesi
eğitimi alan ve almayan çocukların
matematik yeteneği ile sosyal
becerilerinin incelenmesi
60-72 aylık çocukların sosyal
becerilerinin anne ve öğretmen
değerlendirmesine göre incelenmesi
İlişkisel tarama
60-72 ay (120
çocuk)
Konya
İlişkisel tarama
6 yaş (240 çocuk)
Adapazarı
Sosyal Beceri Değerlendirme Ölçeği (SBDÖ)
(Avcıoğlu, 2007)
İlişkisel tarama
60-77 ay
(Tam metne erişilememiştir.)
İlişkisel tarama
60-72 ay
(782 çocuk)-Ankara
Sosyal Becerileri Derecelendirme Sistemi
(Öğretmen ve ebeveyn formu) (Tam metne
erişilememektedir.)
Okul öncesi dönemde çocuğu olan
babaların babalık rollerini algılamaları
ile eşlerinden gördükleri desteğin
çocuklarının sosyal beceri düzeylerine
etkisinin incelenmesi
Annelerin çocuklarına hikaye
okumasının çocukların sosyal beceri
gelişimine etkisinin incelenmesi
İlişkisel tarama
48-60 ay ve üzeri
(533 çocuk-533
baba) Ankara
Sosyal Beceri Ölçeği (Tam metne
erişilememektedir.)
İlişkisel tarama
6 yaş grubu (91
çocuk-91 anne)
Kilis
Sosyal Beceri Değerlendirme Ölçeği (SBDÖ)
(Avcıoğlu, 2007)
*Sıralama soyadların baş harflerine göre yapılmıştır
50
Okul Öncesi Sosyal Beceri Formu (Akman
vd., 2011)
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
Tablo 2’de görüldüğü gibi, okul öncesi dönemde sosyal beceriler
konusunda yapılmış 23 yüksek lisans tezinden 9’i deneysel (Arda, 2011;
Aslan, 2008; Çimen, 2009; Ekinci Vural, 2006; Eti, 2010; Kuyurtar, 2012;
Okur, 2008; Öziskender, 2011; Turan, 2013), 14’ü tarama (Bülbül, 2008;
Dervişoğlu, 2007; Elibol-Gültekin, 2008; Erler, 2011; Erten, 2012; Gülay,
2004; Hansa Bilek, 2011; Özdemir, 2012; Pekdoğan, 2011; Pırtık, 2013;
Tunçeli, 2012; Tutkun, 2012, Türkoğlu, 2013; Yurtseven, 2011) modelle
yapılmıştır. Bu çalışmalardan biri (Erten, 2012) boylamsal çalışmadır.
Deneysel çalışmaların biri haricinde (Eti, 2010) diğerleri 6 yaş ile
gerçekleştirilmiştir.
Yaş açısından çalışmalardan biri hariç (Hansa Bilek, 2011-yaş
grubu tam olarak belirtilmemiştir), diğerlerinde sadece 1 tezde (Bülbül,
2008) 4 yaş grubu çocuklarla; 1 tezde (Elibol-Gültekin, 2008) 5 yaş
grubuyla; 10 tezde (Aslan, 2008; Çimen, 2009; Dervişoğlu, 2007; Ekinci
Vural, 2006; Gülay, 2004; Kuyurtar, 2012; Okur, 2008; Öziskender, 2011;
Tunçeli, 2012; Yurtseven, 2011) 6 yaş grubu çocuklarla; 7 tezde de (Arda,
2011; Erler, 2011; Erten, 2012; Eti, 2010; Özdemir, 2012; Pekdoğan,
2011) 5-6 yaş grubu çocuklarla çalışılmıştır. Bir tezde (Türkoğlu, 2013)
yaş aralığı 48-60 ay, iki tezde (Pırtık, 2013, Tutkun, 2012) 60-72, bir
tezde de (Turan, 2013) 60-77 olarak belirtilmiştir.
Yüksek lisans tezlerinin 17’sinde (Arda, 2011; Aslan, 2008;
Bülbül, 2008; Çimen, 2009; Dervişoğlu, 2007; Elibol-Gültekin, 2008;
Erten, 2012; Eti, 2010; Gülay, 2004; Kuyurtar, 2012; Okur, 2008;
Öziskender, 2011; Pekdoğan, 2011; Pırtık, 2013; Tunçeli, 2012; Turan,
2013; Tutkun, 2012) sadece çocuklarla çalışılmış, üç tezde (Ekinci Vural,
2006; Hansa Bilek, 2011; Yurtseven, 2011) anne ve çocuk, bir tezde baba
ve çocuk (Türkoğlu, 2013) ile iki tezde de anne-baba-çocuk (Erler, 2011;
Özdemir, 2012) ile çalışılmıştır.
Tabloya göre tez çalışmaları en çok (5 tez) Ankara ilinde
gerçekleştirilirken, çalışmaların genel olarak büyükşehirlerde yapıldığı
görülmektedir.
Kullanılan ölçme araçları açısından çeşitlilik görülmekle birlikte
en sık (6 tezde) kullanılan ölçeğin Sosyal Beceri Değerlendirme Ölçeği
(SBDÖ) (Avcıoğlu, 2007) olduğu görülmektedir. Yüksek lisans tezlerinde
yer alan sosyal beceriler açısından ise sekiz tezin (Bülbül 2008,
Dervişoğlu, 2007; Elibol-Gültekin, 2008; Erler, 2011; Kuyurtar, 2012;
Turan, 2013; Tutkun, 2007; Türkoğlu, 2013) tam metnine erişilemediği
için detaylı ve net bilgi toplanamamıştır. İki tezde (Gülay, 2004, Tunçeli,
2012) toplam sosyal beceri puanı kullanılmış, alt boyutlar belirtilmemiştir.
Bir tezde de (Erten, 2012) gözlem sırasında gerçekleştirilen sosyal beceri
51
OGELMAN; Türkiye’deki Okul Öncesi Dönem Sosyal Beceri
.
sayısı ele alınmış, 32 maddelik bir sosyal beceri gözlem formu
kullanılmıştır. Bunların dışında tezlerde ele alınan sosyal beceriler şu
şekildedir:
 Sosyal duygusal yeterlik (Arda, 2011),
 İşbirliği, olumlu ilişkileri sürdürme, grupla ilişkileri sürdürme
(Aslan, 2008),
 Sosyal işbirliği, sosyal ifade (Hansa Bilek, 2011),
 İletişim, uyum, çekingenlik (Çimen, 2009),
 İşbirliği, atılganlık, özdenetim (Okur, 2008),
 Sosyal işbirliği, sosyal bağımsızlık, sosyal etkileşim (Özdemir,
2012),
 İlişkiyi başlatma ve sürdürme sosyal becerisi (Eti, 2010),
Kişilerarası beceriler, kızgınlık davranışlarını kontrol etme ve
değişikliklere uyum sağlama, sözel açıklama, görevleri tamamlama, akran
baskısı ile başa çıkma, kendini kontrol etme, amaç oluşturma, dinleme,
sonuçları kabul etme becerileri (Ekinci Vural, 2006; Öziskender, 2011;
Pekdoğan, 2011; Pırtık, 2013;Yurtseven,2011).
52
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
Yazar
soyadı*/
yılı
Tezin adı
Ayyıldız,
2011
6 yaş (60-72 ay) çocuklarda sosyal
beceri geliştirerek şiddeti önleme
programını etkisi
Dereli,
2008
Çocuklar için Sosyal Beceri Eğitim
Programı’nın 6 yaş çocukların sosyal
problem çözme becerilerine etkisi
Durualp,
2009
Anasınıfına devam eden altı yaş
çocuklarının
sosyal
uyum
ve
becerilerine oyun temelli sosyal beceri
eğitiminin
etkisinin
incelenmesi:
Çankırı örneği
Sosyal
Becerileri
Derecelendirme
Ölçeği’nin Türkçe’ye uyarlanması ve
beş yaş çocuklarının atılganlık sosyal
becerisini kazanmalarında eğitici drama
programının etkisi
Kamaraj,
2004
Yöntem
Örneklem
grubu
Tezin
uygulandığı il
Deneysel
6 yaş grubu
(67 çocuk, 67
anne-baba)
Deneysel
6 yaş grubu (81
çocuk)
Konya
Deneysel
6 yaş grubu (96
çocuk)
Çankırı
Tarama-deneysel
yöntem
Deneysel
4-6 yaş grubu
(756 çocuk/756
anne-baba/148
öğretmen)
5 yaş grubu (32
çocuk)
İstanbul
53
Tezde sosyal beceri ile ilgili
kullanılan ölçme araçları
Sosyal Becerileri Değerlendirme Ölçeği (Tam
metne erişilememiştir.)
Öğretmen Gözlem Formu (Wally Çocuk Sosyal
Problem Çözme Dedektiflik Oyunu Testi
(Johnson, 2000) temel alınarak tez çalışması
kapsamında geliştirilmiştir.)
Sosyal Uyum ve Beceri Ölçeği (Işık, 2007)
Sosyal Beceri Ölçeği (Kapıkıran, İvrendi, &
Adak, 2006)
Sosyal Becerileri Derecelendirme Ölçeği (Tam
metne erişilememiştir.)
OGELMAN; Türkiye’deki Okul Öncesi Dönem Sosyal Beceri
Karaoğlu,
2011
Neslitürk,
2013
Başarıya İlk Adım Erken Müdahale
Programı’nın
5-6
yaş
grubu
çocuklarının problem davranışlarına,
sosyal becerilerine ve akademik
etkinliklerle ilgilenme sürelerine olan
etkisi
Anne değerler eğitimi programının 5-6
yaş çocuklarının sosyal beceri düzeyine
etkisi
ÖzdemirTopaloğlu,
2013
Etkinlik
temelli
sosyal
beceri
eğitiminin çocukların akran ilişkilerine
etkisi
Seven,
2006
6 yaş çocuklarının sosyal beceri
düzeyleri ile bağlanma durumları
arasındaki ilişkilerin incelenmesi
.
Deneysel
5-6 yaş grubu (24
çocuk)
İstanbul
Sosyal Beceri Derecelendirme Ölçeği (Sosyal
Beceri Boyutu) (Sucuoğlu, & Özokçu, 2005)
Deneysel
5-6 yaş grubu (48
çocuk, 48 anne)
Antalya
Deneysel
4-5 yaş grubu (40
çocuk)
Edirne
İlişkisel tarama
6 yaş grubu (110
çocuk)
Muş
Sosyal Beceri Geliştirme Sistemi (Tam metne
erişilememiştir.)
*Sıralama soyadların baş harflerine göre yapılmıştır.
54
Çocuk Davranış Ölçeği (Gülay, 2008)
Sosyal Beceri Değerlendirme Sistemi Temel
Eğitim Öğretmen Formu (Gresham, & Elliott,
1990)
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
Tablo 3’de görüldüğü gibi, okul öncesi dönemde sosyal beceriler
konusunda yapılmış 8 doktora tezinden 6’sı deneysel (Ayyıldız, 2011;
Dereli, 2008; Durualp, 2009; Karaoğlu, 2011; Neslitürk, 2013; Özdemir
Topaloğlu, 2013), 1’i tarama (Seven, 2006), 1’i de (Kamaraj, 2004) hem
tarama hem de deneysel yöntemi yöntemiyle yapılmıştır. Çalışmalardan
4’ü (Ayyıldız, 2011; Dereli, 2008; Durualp, 2009; Seven, 2006) 6 yaş
grubu ile biri (Kamaraj, 2004) 4-6 yaş grubu ile ikisi de (Karaoğlu, 2011;
Neslitürk, 2013) 5-6 yaş grubu ile yapılmıştır.
Doktora tezlerinin 4’ünde (Dereli, 2008; Durualp, 2009; Karaoğlu,
2011; Özdemir Topaloğlu, 2013; seven, 2006) sadece çocuklarla
çalışılmış, bir tezde (Neslitürk, 2013) anne ve çocuk, bir tezde (Ayyyıldız,
2011) anne-baba-çocuk ile bir tezde de (Kamaraj, 2004) iki yöntem ve
çalışma gerçekleştirilmiş, bu doğrultuda ilk çalışmada anne-baba-çocuk
ile son çalışmada da sadece çocuklarla çalışılmıştır.
Tabloya göre tez çalışmaları en çok (2 tez) İstanbul ilinde
gerçekleştirilirken, çalışmaların genel olarak büyükşehirlerde yapıldığı
görülmektedir. Örneklem grubu açısından baba-çocuk ve öğretmen-çocuk
örneklemli teze rastlanılmamıştır. Kullanılan ölçme araçları açısından
çeşitlilik görülmektedir.
Doktora tezlerinde yer alan sosyal beceriler açısından bir tezin
(Ayyıldız, 2011) tam metnine ulaşılamadığı için bu konuda detaylı bilgiye
de ulaşılamamıştır. Diğer tezlerde ele alınan sosyal beceriler şu şekildedir:
 Sosyal problem çözme becerileri, duyguları anlama becerileri
(Dereli, 2008),
 Sosyal uyum, sosyal uyumsuzluk, iletişim, uyumsuzluk,
çekingenlik (Durualp, 2009)
 İşbirliği, atılganlık, kendini kontrol (Kamaraj, 2004; Karaoğlu,
2011; Seven,2006),
 İletişim, işbirliği, kendini ifade etme, sorumluluk, empati, grupla
hareket etme, kendini kontrol etme (Neslitürk, 2013),
 Olumlu sosyal davranışlar (Özdemir Topaloğlu, 2013).
Tartışma
Yüksek lisans tezleri
2000-2013 yılları arasında okul öncesi dönemde sosyal beceriler
konulu 23 yüksek lisans tezinin büyük bir bölümünün tarama modelli
olduğu ve yine önemli bir bölümünün 6 yaş çocukları kapsadığı
55
OGELMAN; Türkiye’deki Okul Öncesi Dönem Sosyal Beceri
.
görülmektedir. 4 yaş grubundan tek bir tez bulunurken, 0-3 yaş grubu ile
ilgili herhangi bir sosyal beceri tez çalışmasının yapılmadığı
görülmektedir. 3 ve 4 yaş grubuyla deneysel bir çalışmanın
gerçekleştirilmediği görülmektedir. Genellikle Marmara, Ege ve İç
Anadolu gibi bölgelerin seçildiği; küçük illerde ve Doğu, Güneydoğu,
Karadeniz ve Akdeniz bölgelerinde gerçekleştirilen çalışmaların oldukça
az olduğu görülmektedir. Yüksek lisans tezlerinin büyük bir
çoğunluğunda çocuklarla çalışıldığı görülmektedir. Anne-çocuk, annebaba-çocuk ve özellikle baba-çocuk örneklemli tezlerin oldukça az olduğu
belirlenmiştir. Öğretmen ve çocuk ile ilgili değişkenlerin bir arada
çalışıldığı teze ise rastlanılmamıştır. Ölçme araçlarının öğretmenler
tarafından doldurulması, öğretmenlerin örneklem grubunda yer aldığını
göstermemektedir. Çünkü öğretmenler, çocukların özellikleri ile ilgili
ölçme araçlarını doldurmaktadırlar. Öğretmenlerin kendi özelliklerinin
çocukların sosyal becerileri üzerindeki etkisi ve/veya sosyal becerilerle
ilişkisi incelendiği takdirde öğretmenler örneklem grubuna dahil edilmiş
olacaklardır.
Yüksek lisans tezleri, sonuçları açısından incelendiğinde deneysel
çalışmalarda; alternatif düşünme stratejilerinin desteklenmesinin sosyal
beceriler üzerinde olumlu etkisi olduğu belirtilmiştir (Arda, 2011). Ayrıca
drama temelli sosyal beceri eğitiminin (Aslan, 2008; Eti, 2010), sosyal
becerilere yönelik hazırlanan etkinliklerin (Çimen, 2009), aile katılımlı
sosyal beceri eğitim programının (Ekinci Vural, 2006), felsefe eğitiminin
(Okur, 2008), Orff yaklaşımı ile müzik eğitiminin (Öziskender, 2011) ve
bilişsel temelli sosyal beceri grup eğitiminin (Kuyurtar, 2012) çocukların
sosyal becerilerini olumlu yönde etkilediği belirlenmiştir. Böylece tüm
deneysel çalışmaların çocukların sosyal becerilerini geliştirdiği
söylenebilir.
Tarama yöntemiyle hazırlanmış yüksek lisans tezlerinde elde
edilen sonuçlara bakıldığında; çocukların ev ile okul ortamındaki toplam
sosyal beceri puanları arasında anlamlı bir farklılık bulunmazken; sosyal
işbirliği ve sosyal ifade alt boyutları açısından anne ve öğretmen görüşleri
arasında farklılık belirlenmiştir (Hansa Bilek, 2011). Anne ve
öğretmenlerin sosyal beceriler konusundaki beklentilerinde de farklılık
belirlenmiştir (Tutkun, 2012). Cinsiyet açısından, kız çocuklarının, erkek
çocuklarına göre sosyal beceri puanlarının daha yüksek olduğu (Bülbül,
2008; Elibol Gültekin, 2008; Dervişoğlu, 2007; Tutkun, 2012) görülmekle
beraber, bazı alt boyutlarda (içsel davranış) anlamlı farklılığa da
rastlanılmamıştır (Elibol Gültekin, 2008).
56
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
Dervişoğlu (2007)’nun çalışmasında ise çocuk sayısı ile sosyal
beceri arasında olumsuz yönde ilişki olduğu belirlenmiştir. Daha önce
okul öncesi eğitim alma ve okul öncesi eğitim alma değişkeni ile sosyal
beceriler arasında olumlu yönde anlamlı ilişkinin olduğu belirlenmiştir
(Dervişoğlu, 2007; Pekdoğan, 2011; Tutkun, 2012). Özel okullarda eğitim
gören çocukların sosyal becerilerinin, devlet okullarında eğitim gören
çocuklara oranla daha yüksek olduğu belirtilmiştir. Bireysel odaya sahip
olan çocukların bireysel odası olmayanlara göre; sosyal becerilerinin daha
yüksek olduğu; gelir seviyesi yükseldikçe sosyal becerilerinin yüksek
olduğu; annelerinin ve babalarının eğitim seviyesi yüksek olan çocukların,
ebeveynlerinin eğitim seviyesi düşük olan çocuklara oranla sosyal
becerilerin daha çok yükseldiği görülmektedir. Çocukların anne
babalarının yaşları büyüdükçe sosyal becerinin arttığı görülmektedir
(Dervişoğlu, 2007; Özdemir, 2012; Pekdoğan, 2011; Tunçeli, 2012;
Tutkun, 2012). Ancak Bülbül (2008)’ün çalışmasında da okul öncesi
eğitim alma ve anne-baba öğrenim düzeyleri değişkenleri ile çocukların
sosyal becerileri arasında anlamlı ilişki bulunmamıştır.
Ebeveynlerin çocukları kabul-red düzeyleri ile çocukların sosyal
becerileri arasında olumlu düzeyde anlamlı ilişki olduğu ve ebeveyn
reddinin, sosyal becerilerin düşüşünde yordayıcı etki sahibi olduğu
belirlenmiştir (Erler, 2011). Ailesi ile yaşayan çocuklar, korunmaya
muhtaç çocuklara göre sosyal becerileri daha sık kullanmaktadırlar
(Gülay, 2004). Boşanmış ve boşanmamış ailelerden gelen çocukların
sosyal beceri puanlarının, boşanmamış aileden gelen çocukların lehine
farklılaştığı belirlenmiştir (Pırtık, 2013). Sosyal beceri düzeyi ile okul
olgunluğu arasında olumlu yönde ilişki bulunmuştur (Tunçeli, 2012).
Çocukların sosyal becerilerinin, annelerin kitap okuma sıklığı ve çocuk
kitabı seçimindeki uzmanlığı ile çocukların okul öncesi eğitim alma
değişkenlerinden etkilendiğini göstermiştir (Yurtseven, 2011). Erten
(2012)’in boylamsal çalışmasında ise okul öncesi dönem çocuklarının
sosyal becerilerinde bir yıl boyunca ilerleme kaydedilmediği
belirlenmiştir.
Doktora tezleri
Sonuçlarda görüldüğü gibi normal gelişim özellikleri gösteren
okul öncesi dönem çocukların sosyal becerileriyle ilgili yapılan doktora
tezlerinde genellikle deneysel yöntemin kullanıldığı görülmektedir. Yaş
grubu olarak da genellikle 6 yaş grubuyla çalışıldığı, yüksek lisans
tezlerinde olduğu gibi 0-3 yaş grubuyla ilgili bir çalışmanın yapılmadığı, 4
57
OGELMAN; Türkiye’deki Okul Öncesi Dönem Sosyal Beceri
.
yaşın dahil edildiği iki çalışmanın (Kamaraj, 2004; Özdemir Topaloğlu,
2013) olduğu belirlenmiştir. Doktora tezlerinde Güneydoğu, Karadeniz
bölgelerinde hiç tez gerçekleştirilmediği görülmektedir.
Doktora tezlerinin sonuçları incelendiğinde, eğitici drama
programının (Kamaraj, 2004), annelere verilen değerler eğitimi
programının (Neslitürk, 2013), şiddeti önleme programının (Ayyıldız,
2011), etkinlik temelli sosyal beceri eğitiminin (Özdemir Topaloğlu,
2013), Başarıya İlk Adım Erken Müdahale Programı’nın (Karaoğlu,
2011), oyun temelli sosyal beceri eğitiminin (Durualp, 2009), sosyal
beceri eğitim programının (Dereli, 2008) okul öncesi dönem çocuklarının
sosyal becerileri üzerinde olumlu yönde etkisinin olduğunu göstermiştir.
Seven (2006) tarafından yapılan çalışmada, bağlanma güvenliği ile sosyal
beceriler arasında olumlu yönde, anlamlı ilişki bulunurken, cinsiyet, annebaba öğrenim durumu arasında farklılık belirlenmemiştir. Kamaraj (2004)
tarafından gerçekleştirilen çalışmada da Sosyal Becerileri Derecelendirme
Ölçeği'nin Öğretmen Formu ve Anne-Baba Formu Türkçe’ye
uyarlanmıştır.
SONUÇ VE ÖNERİLER
Çalışma çerçevesinde Türkiye’de normal gelişim özelliği gösteren
okul öncesi dönem çocuklarının sosyal becerileri ile ilgili farklı konularda
yapılan tez çalışmaları yıllar geçtikçe artış ve çeşitlilik göstermektedir. Bu
sayede gerçekleştirilen tezlerin sonraki yıllarda konu ile ilgili yapılacak
çalışmalara önemli bir kaynak olacakları düşünülmektedir. Araştırmada
birtakım sınırlılıklar da bulunmaktadır. Bu çalışma, normal gelişim
özelliği gösteren okul öncesi dönem çocuklarıyla yapılmış tezlerle
sınırlıdır. Çalışmaya, kaynaştırma uygulamaları, özel eğitime ihtiyaç
duyan çocuklarla, okul öncesi eğitimi öğretmen adayları ve okul öncesi
eğitimi öğretmenleriyle ilgili çalışmalar dahil edilmemiştir. Yayın adında
sosyal beceri, sosyal beceriler ifadelerinden birinin bulunduğu tezlerle
sınırlıdır. 2000-2013 yılları arasında yapılan yüksek lisans ve doktora
tezleriyle sınırlıdır. İlgili kriterler doğrultusunda 2013 yılında
tamamlanmış tüm yüksek lisans ve doktora tezlerine ulaşılmaya
çalışılmıştır. Bunun için çalışmanın hazırlanma ve hakem süreci boyunca
sonuncusu 9 Nisan 2014 tarihli 3 tarama gerçekleştirilmiş ancak 2013
yılında tamamlanıp, 9 Nisan 2014’ten sonra YÖK Ulusal Tez Merkezi’ne
giren konu ile ilgili tezler olduğunda ne yazık ki çalışmanın dışında
kalmış bulunacaktır. Tam metnine ulaşılamayan tezlerle ilgili bilgiler
özetleriyle sınırlıdır.
58
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
Çalışmanın sonuçları doğrultusunda, okul öncesi dönem
çocuklarının sosyal becerileriyle ilgili deneysel ve boylamsal desenli
çalışmalar arttırılmalıdır. 3-4 yaş grubunun sosyal becerilerini ve bu
becerileri etkileyen değişkenleri inceleyen tezler yapılmalıdır. Deneysel
çalışmalar farklı yaş gruplarıyla da yapılmalıdır. Nüfusu az olan illerde,
sosyal beceri çalışmalarının sıklıkla yapılmadığı bölgelerde de çalışmalar
gerçekleştirilmelidir. Anne-baba ve öğretmenleri de çalışma kapsamına
alan sosyal beceri tezleri hazırlanmalıdır. Okul öncesi dönem çocuklarının
sosyal becerilerini ortaya koyan farklı ölçme araçları geliştirilmelidir.
Uluslararası alan yazında sosyal becerilerle ilgili çalışmaların incelendiği
birçok derleme çalışmasına rastlanılmaktadır (Angelico, Crippa and
Loureiro, 2013; Goldstein, Lackey and Schneider, 2014; Humprey vd.,
2011). Bu çalışmalar incelendiğinde geniş yaş aralıklarının, sosyal
becerilerinin yanı sıra ilişkili olan farklı değişkenlerin ve tez dışında
makale, bildiri, kitap gibi yayınların da incelendiği görülmektedir. Bu
doğrultuda, Türkiye’de okul öncesi dönemdeki sosyal beceriler konulu
tezleri, makaleleri, bildiri metinlerini kapsayan derleme çalışmaları
yapılmalıdır.
59
OGELMAN; Türkiye’deki Okul Öncesi Dönem Sosyal Beceri
.
KAYNAKLAR
Akman, Berrin - Topçu, Zeynep - Baydemir, Gözde - Şahin, Seda - Şirin,
Ece- Çelik Arslan, Alev (2011), “6 Yaş Grubu Çocukların Sosyal
Becerilerinin Oyun Arkadaşı Tercihleri Üzerindeki Etkisi”, Ejournal of New World Sciences Academy, 6(2), 1548-1560.
Angelico, Antonio P. – Crippa, Jose A. - Loureiro, Sonia R. (2013).
“Social Anxiety Disorder and Social Skills: A Critical Review of
Literature”, International Journal of Behavioral Consultation
and Therapy, 7(4), 16-23.
Arda, Tuğçe Burcu (2011), “Alternatif Düşünme Stratejilerinin
Desteklenmesi Programı’nın Okul Öncesi Çocuklarının Sosyal
Becerileri
Üzerinde
Etkililiğinin
Değerlendirilmesi”,
Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İzmir: Ege Üniversitesi.
Arı, Ramazan ve Çağdaş, Aysel (1999), “6 Yaş Çocuklarında Davranış
Derecelendirme Ölçeği, 4.Ulusal Eğitim Bilimleri Kongresi
Bildirileri”, 4. Eskişehir Eğitim Fakültesi Yayınları, ss. 88-91:
Eskişehir.
Aslan, Evin (2008), “Drama Temelli Sosyal Beceri Eğitiminin 4-6 Yaş
Çocuklarının Sosyal İlişkiler ve İşbirliği Davranışlarına Etkisi”,
Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Aydın: Adnan Menderes
Üniversitesi.
Avcıoğlu, Hasan (2007), “Sosyal Becerileri Değerlendirme Ölçeğinin (4–
6 Yaş) Geçerlik ve Güvenirlik Çalışması”, Abant İzzet Baysal
Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, 7(2), 87-101.
Ayyıldız, Tülay (2011), “6 Yaş (60-72 Ay) Çocuklarda Sosyal Beceri
Geliştirerek
Şiddeti
Önleme
Programının
Etkisi”,
Yayınlanmamış Doktora Tezi, İstanbul: Marmara Üniversitesi.
Bierman, Karen L. (2005). Peer Rejection. Developmental Processes
and Intervention Strategies. USA: The Guilford Press.
Bülbül, Nurdane Ece (2008), “4 Yaş Çocuklarının Sosyal Becerilerinin
Bazı Değişkenler Açısından Değerlendirilmesi”, Yayınlanmamış
Yüksek Lisans Tezi, Ankara: Ankara Üniversitesi.
Büyüköztürk, Şener (2004), Veri Analizi El Kitabı, Ankara: Pegem
Akademi Yayıncılık.
Büyüköztürk, Şener – Kılıç Çakmak, Ebru - Akgün, Özcan Erkan Karadeniz, Şirin - Demirel, Funda (2009), Bilimsel Araştırma
Yöntemleri, Ankara: Pegem Yayıncılık.
Choi, Dong Hwa and Kim, Juhu (2003), “Practicing Social Skills Training
for Young Children with Low Peer Acceptance: A Cognitive60
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
Social Learning Model”, Early Childhood Education Journal,
31(1), 41-45.
Çetin, Filiz- Bilbay, Aslıhan Alpa- Kaymak, Deniz Albayrak (2002),
Araştırmadan Uygulamaya Çocuklarda Sosyal Beceriler,
İstanbul: Epsilon Yayıncılık Hizmetleri.
Çimen, Nesrin (2009), “Okul Öncesi Eğitim Programı’nda Altı Yaş Grubu
Çocukların Sosyal Becerilerinin Gerçekleşme Düzeyi”,
Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Erzurum: Atatürk
Üniversitesi.
Dereli, Esra (2008), “Çocuklar İçin Sosyal Beceri Eğitim Programı’nın 6
Yaş Çocukların Sosyal Problem Çözme Becerilerine Etkisi”,
Yayınlanmamış Doktora Tezi, Konya: Selçuk Üniversitesi.
Dervişoğlu, Ceren Mavi (2007), “Okul Öncesi Kurumlarına Devam Eden
6 Yaş Çocuklarının, Sosyal Becerilerini ve Problem
Davranışlarını
Etkileyen
Faktörlerin
İncelenmesi”,
Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara: Hacettepe
Üniversitesi.
Domitrovich, Celene E. - Cortes, Rebecca C.- Greenberg, Mark T. (2007),
“Improving Young Children's Social and Emotional Competence:
A Randomized Trial of the Preschool "PATHS" Curriculum”,
Journal of Primary Prevention, 28, s. 67–91.
Domitrovich, Celene E.- Greenberg, Mark T.- Kusche, Carol- Cortes,
Rebecca (1999), Manual for the Preschool PATHS
Curriculum, South Deerfield, MA: Channing-Bete Company.
Durualp, Ender (2009), “Anasınıfına Devam Eden Altı Yaş Çocuklarının
Sosyal Uyum ve Becerilerine Oyun Temelli Sosyal Beceri
Eğitiminin
Etkisinin
İncelenmesi:
Çankırı
Örneği”,
Yayınlanmamış Doktora Tezi. Ankara: Ankara Üniversitesi.
Ekinci-Vural, Deniz (2006), “Okul Öncesi Eğitim Programındaki
Duyuşsal ve Sosyal Becerilere Yönelik Hedeflere Uygun Olarak
Hazırlanan Aile Katılımlı Sosyal Beceri Eğitimi Programının
Çocuklarda
Sosyal
Becerilerin
Gelişimine
Etkisi”,
Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İzmir: Dokuz Eylül
Üniversitesi.
Elibol-Gültekin, Sema (2008), “5 Yaş Çocuklarının Sosyal Becerilerinin
Bazı Değişkenler Açısından Değerlendirilmesi”, Yayınlanmamış
Yüksek Lisans Tezi, Ankara: Ankara Üniversitesi.
Erler, Özge (2011), “Ebeveyn Kabul Reddi İle 5-6 Yaş Çocuklarının
Sosyal Beceri Düzeyleri Arasındaki İlişkinin İncelenmesi”,
61
OGELMAN; Türkiye’deki Okul Öncesi Dönem Sosyal Beceri
.
Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul: Maltepe
Üniversitesi.
Erten, Hatice (2012), “Okul Öncesi Eğitime Devam Eden 5-6 Yaş
Çocuklarının Sosyal Beceri, Akran İlişkileri ve Okula Uyum
Düzeyleri Arasındaki İlişkilerin İzlenmesi”, Yayınlanmamış
Yüksek Lisans Tezi, Denizli: Pamukkale Üniversitesi.
Eti, İnanç (2010), “Drama Etkinliklerinin Okul Öncesi Eğitim
Kurumlarına Devam Eden 5-6 Yaş Grubu Çocukların Sosyal
Becerileri Üzerine Etkisi”, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi.
Adana: Çukurova Üniversitesi.
Flanagan, Cara (1999), Early Socialization, New York: Routledge.
Gençdoğan, Başaran (2008), “Psychometric Properties of the Turkish
Version of the Children’s Self Report Social Skills Scale”, Social
Behavior and Personality, 36(7), 955-964.
Goldstein, Howard – Lackey, Kİmberly C. - Schneider, Naomi J. B.
(2014). “A New Framework for Systematic Reviews: Application
to Social Skills Interventions for Preschoolers With Autism”,
Exceptional Children, 80(3), 262-286.
Gresham, Frank M. and Elliott, Stephen (1990), Social Skills Rating
System. MN: Circle Pines, AGS.
Gülay, Hülya (2004), “Korunmaya Muhtaç Çocuklarla Ailesi ile Yaşayan
6 Yaş Çocuklarının Sosyal Becerilerinin Karşılaştırılması”,
Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara: Hacettepe
Üniversitesi.
Gülay, Hülya (2008), “5-6 Yaş Çocuklarına Yönelik Akran İlişkileri
Ölçeklerinin Geçerlik Güvenirlik Çalışmaları ve Akran
İlişkilerinin Çeşitli Değişkenler Açısından İncelenmesi”,
Yayınlanmamış Doktora Tezi, İstanbul: Marmara Üniversitesi,
Eğitim Bilimleri Enstitüsü.
Gülay, Hülya ve Akman, Berrin (2009), Okul Öncesi Dönemde Sosyal
Beceriler, Ankara: Pegem Akademi.
Hansa-Bilek, Münevver (2011), “Okul Öncesi Dönem Çocuklarının Ev ile
Okul Ortamındaki Sosyal Becerilerinin Karşılaştırılması”,
Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Edirne: Trakya
Üniversitesi.
Herzog, Mary Jean (2007), “Family and Peer Relationships in Preschool:
Children Perceptions of the Familial and Social Domain”,
Unpublished Doctoral Dissertation,
USA: Arizona State
University.
62
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
Humprey, Neil – Kalambouka, Afroditi – Wigelsworth, MichaelLendrum, Ann – Deigthton, M. – Wolpert, M. (2011). “Measures
of Social and Emotional Skills for Children and Young People: A
Systematic Review”, Educational and Psychological
Measurement, 71(4), 617-637.
Johnson, Judith (2000), “Preventing Conduct Problems and Increasing
Social Competence in High-Rısk Preschoolers”, Unpublishing
Doctoral Dissertation, USA: Regent University, Virgina.
Johnson, David W. and Johnson. Roger T. (1990), “Social Skills for
Successful Group Work”, Educational Leadership, 47, 29-33.
Işık, Murat (2007), “Anasınıfına Devam Eden Beş-Altı Yaş Çocuklarına
Sosyal Uyum ve Beceri Ölçeğinin Uyarlanması ve Uygulanması”,
Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara: Gazi Üniversitesi.
Kamaraj, Işık (2004), “Sosyal Becerileri Derecelendirme Ölçeği’nin
Türkçe’ye Uyarlanması ve Beş Yaş Çocuklarının Atılganlık
Sosyal Becerisini Kazanmalarında Eğitici Drama Programının
Etkisi”, Yayınlanmamış Doktora Tezi, İstanbul: Marmara
Üniversitesi.
Karadağ, Engin (2009), “Eğitim Bilimleri Alanında Yapılmış Doktora
Tezlerinin Tematik Açıdan İncelenmesi”, Ahi Evran Üniversitesi
Eğitim Fakültesi Dergisi, 10(3), 75-87.
Karaoğlu, Menekşe (2011), “Başarıya İlk Adım Erken Müdahale
Programı’nın 5-6 Yaş Grubu Çocuklarının Problem
Davranışlarına, Sosyal Becerilerine ve Akademik Etkinliklerle
İlgilenme Sürelerine Olan Etkisi”, Yayınlanmamış Doktora
Tezi, İstanbul: Marmara Üniversitesi.
Kapıkıran, Necla Acun- İvrendi, Asiye Bora- Adak, Atiye (2006), “Okul
Öncesi Çocuklarında Sosyal Beceri: Durum Saptaması”,
Pamukkale Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, Sayı: 19, 1927.
Kuyurtar, Nehir (2012), “Bilişsel Temelli Sosyal Beceri Grup Eğitiminin
Okul Öncesi Yaş Grubundaki Etkililiğinin İncelenmesi”,
Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul: İstanbul
Üniversitesi.
Lawhon, Tommie – Lawhon, David C. (2000), “Promoting Social Skills
in Young Children”, Early Childhood Education Journal,
28(2), 105-110.
Mize, Jacquelyn - Abell, Ellen (2003), “Encouraging Social Skills in
Young Children: Tips Teachers Can Share with Parent”,
63
OGELMAN; Türkiye’deki Okul Öncesi Dönem Sosyal Beceri
.
http://www.humsci.auburn.edu/parent/socialskills.html
(15.02.2012).
Mueser, Kim T.- Bellack, Alan S.- Douglas, Margaret S.- Morrison,
Randall L. (1991), “Prevalence and Stability of Social Skill
Deficits in Schizophrenia”, Schizophrenia Research, 5, 167176.
Neslitürk, Seviye (2013), “Anne Değerler Eğitimi Programının 5-6 Yaş
Çocuklarının Sosyal Beceri Düzeyine Etkisi”, Yayınlanmamış
Doktora Tezi, Ankara: Selçuk Üniversitesi.
Okur, Melek (2008), “Çocuklar İçin Felsefe Eğitim Programı’nın Altı Yaş
Grubu Çocuklarının, Atılganlık, İşbirliği ve Kendini Kontrol
Sosyal Becerileri Üzerindeki Etkisi”, Yayınlanmamış Yüksek
Lisans Tezi, İstanbul: Marmara Üniversitesi
Özdemir, Asım Deniz (2012), “Bazı Değişkenler Açısından Okul Öncesi
Dönemdeki Çocukların Sosyal Becerilerinin ve Ailelerinin
Ebeveynliğe Yönelik Tutumları”, Yayınlanmamış Yüksek
Lisans Tezi, Konya: Selçuk Üniversitesi.
Özdemir-Topaloğlu, Ayşegül (2013), “Etkinlik Temelli Sosyal Beceri
Eğitiminin Çocukların Akran İlişkilerine Etkisi, Yayınlanmamış
Doktora Tezi, Konya: Selçuk Üniversitesi.
Öziskender, Gülin (2011), “Orff Yaklaşımı ile Yapılan Okulöncesi Müzik
Eğitiminin Öğrencilerin Sosyal Becerilerinin Gelişimine Etkisi”,
Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Samsun: Ondokuz Mayıs
Üniversitesi.
Pekdoğan, Serpil (2011), “Okul Öncesi Eğitim Kurumuna Devam Eden
Beş-Altı Yaş Çocuklardaki Sosyal Becerilerin Bazı Özellikler
Açısından İncelenmesi. (Elazığ İli Örneği)”, Yayınlanmamış
Yüksek Lisans Tezi, Malatya: İnönü Üniversitesi.
Pırtık, Şenay (2013), “Boşanmış ve Tam Aileden Gelen Okul Öncesi
Çocukların Sosyal Beceri ve Akran Tepkilerinin Karşılaştırılmalı
Olarak İncelenmesi, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi,
Konya: Selçuk Üniversitesi.
Seçer, Zarife- Çeliköz, Nadir- Koçyiğit, Sezai, Seçer, Fahri- Kayılı,
Gökhan (2010), “Social Skills and Problem Behaviours of
Children with Different Cognitive Styles Who Attend Preschool
Education, Australian Journal of Guidance and Counselling,
20(1), 91–98.
Seven, Serdal (2006), “6 Yaş Çocuklarının Sosyal Beceri Düzeyleri ile
Bağlanma Durumları Arasındaki İlişkilerin İncelenmesi”,
Yayınlanmamış Doktora Tezi, Ankara: Gazi Üniversitesi.
64
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
Stefan, Catrinel A. (2008), “Short-Term Efficacy of a Primary Prevention
Program for the Development of Social-Emotional Competencies
in Preschool Children”, Cognition, Brain, Behavior, 12(2), 285307.
Sucuoğlu, Bülbin ve Özokçu, Osman (2005), “Kaynaştırma
Öğrencilerinin Sosyal Becerilerinin Ölçülmesi”, Özel Eğitim
Dergisi, 6(1), 41-58.
Tunçeli, Hilal İlknur (2012), “Anaokullarına Devam Eden 6 Yaş
Çocuklarının Sosyal Becerilerinin Okul Olgunluklarına
Etkilerinin İncelenmesi”, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi,
Ankara: Hacettepe Üniversitesi.
Turan, Selva Büşra (2013), “60-77 Aylar Arasındaki Okul Öncesi Eğitimi
Alan ve Almayan Çocukların Matematik Yeteneği ile Sosyal
Becerilerinin İncelenmesi”, Yayınlanmamış Yüksek Lisans
Tezi, Konya: Necmettin Erbakan Üniversitesi.
Tutkun, Cansu (2012), “60-72 Aylık Çocukların Sosyal Becerilerinin
Anne ve Öğretmen Değerlendirmelerine Göre İncelenmesi”,
Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara: Ankara
Üniversitesi.
Türkoğlu, Didem (2013), “Okul Öncesi Dönem Çocuğu Olan Babaların
Babalık Rollerini Algılamaları ile Eşlerinden Gördükleri Desteğin
Çocuklarının Sosyal Beceri Düzeylerine Etkisinin İncelenmesi”,
Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara: Gazi Üniversitesi.
Uz Baş, Aslı (2003), “İlköğretim 4. ve 5. Sınıflarda Okuyan Öğrencilerin
Sosyal Becerileri Ve Okul Uyumu İle Depresyon Düzeyleri
Arasındaki İlişkinin İncelenmesi”, Yayımlanmamış Doktora
Tezi, İzmir: Dokuz Eylül Üniversitesi.
Ward, Susan. M. (2002), “Our Children’s Social Skills: An Important Key
to Their Success in Life”. http://www.ccprodroving.com
(20.03.2004).
White, Susan Williams- Keonig, Kathleen- Scahill, Lawrence (2007),
“Social Skills Development in Children with Autism Spectrum
Disorders: A Review Of The Intervention Research”, Journal
Autism Development Disorders, 37, 1858-1868.
Yurtseven, Lütfiye (2011), “Annelerin Çocuklarına Hikaye Okumasının
Çocukların Sosyal Beceri Gelişimine Etkisinin İncelenmesi”,
Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Malatya: İnönü
Üniversitesi.
Yüksek Öğretim Kurulu Ulusal Tez Merkezi- http//tez2.yok.gov.tr
65
66
Eski Çağ’da Maraş ya da Marqašti Germanicia
Özden ÜRKMEZ
Yrd. Doç. Dr., Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Fen-Edebiyat
Fakültesi Arkeoloji Bölümü
Makale Gönderim Tarihi: 10.03.2014, Makale Kabul Tarihi:21.10.2014
Öz: Kahramanmaraş arkeolojik olarak Anadolu’nun en önemli
bölgelerinden biridir. Kentin önemi Prehistorik dönemden günümüze
kadar neredeyse kesintisiz olarak iskân görmesinden ileri gelir.
Yaptığımız araştırmada en eski Maraş yerleşmesinin, bu günkü kentin 32
km. güney-doğusunda Emiroğlu Köyü'ndeki Domuztepe Höyüğü
olduğunu gördük. Bu Neolitik yerleşimden sonra, kent en geç Orta Tunç
Çağı’nda bu günkü Hasancık Köyü mevkiine taşınmış olmalıdır. Buradaki
Orta ve Geç Tunç Çağı yerleşmesinin adı Kültepe metinlerinde geçen
MAMA olabileceği kanısına vardık. M.Ö. 1200 yıllarında Anadolu’yu
tamamen tahrip eden Ege göçlerinden sonra kent Marqâsti ismiyle bu
günkü Kale ve kuzeyindeki düzlüğe taşınmıştır. Aynı zamanda Maraş’ın
altın çağı olan bu dönem M.Ö. 7. yüzyılın sonunda İranlılar nedeniyle son
bulmuştur. Maraş’ın Hellenistik ve Roma dönemlerinde tekrar gelişip
parlaması, Antiokhia ad Taurum ve Germanicia isimleriyle bu günkü
Namık Kemal ve Dulkadiroğlu mahalleleri çevresinde olmuştur. Bizans
dönemindeki büyük 1114 depreminde kent tamamen yok olmuş ve o
zamanki isimleri ile Germanicia ya da Marasin, M.S. 15. yüzyılda
Dulkadiroğlu Beyliği tarafından eski yerinde (kale çevresi) yeniden
kurulmaya başlanmıştır. En azından M.S. 17. yüzyılda ise kentin adı
Maraş olarak anılmaktaydı.
Anahtar Kelimeler: Mama, Marqâsti, Markasi, Marasin, Maraş,
Antiokhia ad Taurum, Germanicia, Germaniceia.
Maraş or Marqašti Germanicia in the Old Age
Abstract: Kahramanmaras is one of the most important
archaeological sites in Anatolia. Importance of the city is, to arise from
localized by peoples, from the prehistoric era to the present day nearly
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi, Ekim 2014, Cilt:11, Sayı:2, Sayfa:67-95
ÜRKMEZ; Eski Çağ'da Maraş ya da Marqašti Germanicia
.
continuously. In our research, appeared that the oldest Maraş is
Domuztepe, which is 32 km. south-east of modern Maraş in Emiroğlu.
After this Neolithic settlement, the town should be moved to the vicinity
of Hasancık village, at the latest in the Middle Bronze Age. We think that,
The Middle and Late Bronze Age Settlement’s name should be MAMA,
according to the text from Kültepe (Kaneŝ). Shortly after completely
destroyed by migrates of Aegean in 1200s BC., the city with the name of
Marqâsti has been moved to castle of Maraş and its north plains. At the
same time, this period that the golden age of Maraş and had ended by
Iranians in the end of 7th century BC. Maraş has been developed and
shined again with names of the Antiokhia ad Taurum and Germanicia,
around of district of Namik Kemal and Dulkadiroğlu, in the Hellenistic
and Roman periods. The city completely destroyed by the great 1114
earthquake of Byzantine period. Germanicia or Marasin established again
in the old place (castle vicinity) by the Principality of Dulkadiroğlu, in the
15th century AD. The name of the city was called Maraş, at least 17th
century AD.
Keywords: Mama, Marqâsti, Markasi, Marasin, Maraş, Antiokhia
ad Taurum, Germanicia, Germaniceia.
İç Anadolu, Doğu Anadolu, Güney Doğu Anadolu ve Akdeniz
bölgelerinin kesişme noktasına konumlanmış Maraş (Kahramanmaraş),
2339 m. yüksekliğindeki Ahır (Ahir) dağlarının güney eteklerine
kurulmuş bir kenttir. Güneydeki geniş İslâhiye ve Amik ovalarının Ahir
Dağı tarafından sınırlandırılmış kuzey ucundaki kentin batısında Amanos
Dağı'nın kuzey ucu, doğusunda ise Kurt ve Kartal dağları yer almaktadır.
Bununla beraber, gerek tarihi vesikalar gerekse arkeolojik buluntular,
kentin çağlar boyunca çok kere yer değiştirdiğine delil olmaktadır.
Çalışmamızda "Maraş" adı ile tüm il sınırı değil, kent merkezi ve yakın
çevresi kast edilmektedir. Bununla beraber özellikle Maraş'ın
kuzeybatısında, 50km. mesafedeki Delihübek Dağı'nın eteğindeki Direkli
Mağarası en az 12.000 yıllık tarihi ile sadece Maraş için değil çevre iller
için de ilgi çekici Prehistorik bulguları ile Maraş'ı insanlık kültürünün
doğum yerlerinden biri haline getirmiştir (Kökten, 1960: 42; Erek, 2008:
323; Erek, 2010: 97). Maraş çevresi tarihinin daha sonraki dönemlerinde
bu sefer karşımıza kentin 32 km. güney doğusundaki Emiroğlu Köyü'nden
geçen Aksu Irmağı'nın doğu kenarındaki Domuztepe Höyüğü çıkar.
68
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
Yerleşim tarihi en azından M.Ö. 7000 yıllarına giden Domuztepe'nin
M.Ö. 5500 yıllarına gelindiğinde 20 hektarlık bir alana yayılan ve
yaklaşık 2000 kişiyi barındıran bir kent konumuna geldiği saptanmıştır
(Campbell, 2010: 113). Bu dönemler için 20 hektarlık bir alan ve 2000
kişilik bir nüfus, Maraş yakınlarındaki bu yerleşmeyi döneminin mega
kenti haline getirmektedir. Neolitik ve Kalkolitik ova yerleşmelerini
çağlar boyunca etkileyen en büyük doğal olay depremdir. Hatta
depremlerin höyüklerin doğal mimarları olduğu söylenebilir. Peki, Maraş
çevresindeki ova kentlerinde yaşayan insanlar ne zaman depremlerin salt
tanrıların kızgınlığından kaynaklı olmadığını ve kayalık yamaç ve
yükseltilerin daha güvenli olduğunu anlamaya başlamışlardı? Ya da
özellikle Tunç Çağı (M.Ö. 3000) ile birlikte ova yerleşimleri dış
saldırılara bağlı olarak güvenliklerini koruyamaz hale mi gelmişlerdi? Bu
sorulara cevap vermek dışında bizim asıl sorumuz, ovadaki Maraşlıların
bugünkü Maraş'ı ne zamandan itibaren merkez şehir haline getirdiği ve
şehrin eskiçağda nasıl geliştiğidir.
Sâlnâme-i Vilâyet-i Haleb'in, Maraş Sancağı'na Dair Mâ'lûmât
bölümünde (Alparslan-Yakar, 2009: 172), Maraş şehrinin ilk önce şimdiki
yerinin 4 saat kadar doğusunda Erkenez suyu kenarında, tahminen
hicretten 300 yıl kadar önce yani M.S. 300-350 yıllarında Asuriler
tarafından kurulduğundan bahsetmektedir. Salnamede verilen bilgilere
göre buradaki yerleşim hicri 4. asırda harap olmuş ve şehir bu günkü
yerine (Kara Maraş) hicri 348, miladi 970 yılında taşınmıştır. Bununla
vesika bilgilerinin bilinen tarihle tamamen tezat olduğu görülebilmektedir.
M.S. 300-350 yıllarında Maraş'ta Roma'nın altın çağı yaşanmaktadır.
Özellikle "tahminen hicretten 300 yıl kadar önce" tabirini, vesikada reel
tarihten habersiz afaki bir söz olarak kabul etmek gerekmektedir. Bizce
salname, aslında burada çok daha eski tarihlere işaret etmek istemiştir.
Vesikada dikkat çeken en önemli bilgiler, Erkenez Çayı yanındaki
yerleşme ve Asurilerdir. Erkenez Çayı Vadisi'ndeki Elmalar Köyü'nde
bulunan Himli Höyük'te, Assur tanrılarından birine ait heykel, Assur çivi
yazısı ile yazılmış bir dini metin ve Assur hükümdarından
Assurnasirpal'in bir heykeli bulunduğu belirtilmektedir (Canpolat, 1948:
10; Gökhan-Kaya, 2008: 16). I. Assurnasirpal (M.Ö. 1050-1031) ve II.
Assurnasirpal'in (M.Ö. 884-859) hükümdarlık tarihlerine bakıldığında,
buradaki yerleşimin en azından M.Ö. 859 yılından önce kurulduğu
söylenebilir. Bununla beraber Anadolu'da M.Ö. 1950 yıllarında başlayan
Assur Ticaret Kolonileri Çağı'nda (Sever, 1996: 54), Anadolu'nun en
büyük karumu olan Kayseri'deki Kaneš Karum (Kültepe) üzerindeki en
önemli kavşak noktalarından biri de Maraş'tır. M.Ö. 2. binyılda
69
ÜRKMEZ; Eski Çağ'da Maraş ya da Marqašti Germanicia
.
Mezopotamya'dan gelen kervan yolu, Maraş üzerinden Göksun, Kemer,
Sarız ve Zamantı'yı izleyerek Kültepe'ye varmaktaydı. Bu saptamalarla
Salnamede bahsedilen yer muhtemelen Himli höyüktür ve kentin ilk kez
Asuriler (Assurlular) tarafından kurulduğu bilgisi kanıtlanabilir olmasa
da, en azından Assur Ticaret Kolonileri Çağı ile ilişkili olarak buradaki
güçlü bir Assur varlığının M.Ö. 2000 yıllarına kadar gidebileceği olasıdır.
Hatta burası küçük karum (pazar/ara ticaret ve konaklama yeri) anlamına
gelen bir vabartum dahi olabilir. Bununla ilgili olarak bir de Mama
Krallığı'ndan bahsetmek yerinde olacaktır.
1955 yılında Kültepe'de bulunan Assur dilinde yazılmış bir
mektupta (kil tablet), Mama Kralı Anum-Hirbi, kendi kontrolü altındaki
Šibuha Prensliği'ne, Kaneš Kralı Waršama'ya bağlı Taišama Prensi'nin
saldırmasından dolayı, krala bu prensi kontrol altında tutmasını tehditkâr
bir dille söylemektedir (Balkan, 1957: 4; Bryce, 2005: 34; Çifçi-Greaves,
2010; 95). Miller, Anum-Hirbi'nin adının Mari'de ortaya çıkarılan krallık
arşivlerinde yer aldığından ve Mama krallığının başında M.Ö. 1795-1765
yılları arasında hüküm sürdüğünden bahseder (Miller 2001: 67). Miller
yazısında bu krallığın Göksun ile Maraş arasındaki dağlık bölgede yer
alması gerektiğini söylerken, Donbaz Maraş'ın kuzey-batısında yer alan
Hasancık köyünden gelen ve Mama adının geçtiği iki çivi yazılı ok ucuna
dayanarak krallığın burada olması gerektiğinden bahseder (Donbaz, 173:
1998). Kahramanmaraş Müzesi arkeologlarıyla yaptığımız görüşmelerde
de Hasancık Köyü'nden bir çok arkeolojik buluntunun eskiden beri ele
geçtiği ve bunların genellikle erken dönem, hatta Hitit buluntuları olduğu
öğrenilmiştir. Söz konusu buluntular tarafımızdan henüz detaylı olarak
incelenmemekle beraber, bu durum Donbaz'ın teorisine ciddi olarak
bakılmasını gerektirir. Ok ucu, diğer buluntular ve konumu, bizce de
Hasancık Köyü'nü şimdilik Mama Krallığı'nın en büyük adayı
yapmaktadır. Özellikle, Hasancık köyünün Mezopotamya ve İç Anadolu
arasında adeta jeomorfik doğal bir köprü olan Ceyhan (Pyramus) nehir
vadisinin güney tarafındaki girişinde yer alması, onun antik dönemdeki
mükemmel konumuna işarettir.
Yeniden salnamede verilen bilgilere dönecek olursak, 2. binyıl
içerisinde ve büyük ihtimalle de ikinci yarısında, ister Maraş'ın
doğusundaki Elmalar Köyü'ndeki Himli Höyük'ten (vabartum?), ister
kuzey-batısındaki Hasancık Köyü'ndeki eski yerleşimden (Mama?),
isterse de Maraş yakın çevresindeki başka bir yerleşimden olsun, kentin
bugünkü yerine M.S. 970 yılında taşınmış olması reel tarihle bağdaşmaz.
Bunun en büyük kanıtı, şehir merkezindeki Erken Demir Çağı'na (Geç
70
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
Hitit Krallığı) ait arkeolojik bulgulardır. Bunları Hititler ve Maraş'ın antik
literatürdeki bilinen ilk isimleri ile birlikte irdelemek yerinde olacaktır.
Hint-Avrupalı bir kavim olarak kabul edilen ve Anadolu'ya
muhtemelen kuzey-doğudan 2. binyılın başlarından itibaren girdikleri
tahmin edilen Hititlere ait ilk izlere Kaneš'de en geç M.Ö. 1800
yıllarından itibaren rastlanmaktadır. M.Ö. 1660/50 yılına gelindiğinde
Hititler, başkenti Hattuşa olan ve başında I. Hattuşili'nin olduğu bir
kraliyete dönüşmüştür. Onun krallık sınırlarını Kuzey Suriye'ye kadar
genişletmesi, Maraş çevresinin de en azından bu dönemde Hitit
topraklarına girdiğinin bir göstergesi olmalıdır. M.Ö. 1380 yılından
itibaren ise, I. Şuppiluliuma'yla birlikte Hititler Mısır ile birlikte Orta
Doğu'nun iki süper gücünden biri olacaktır. Hatta bu durum Orta Doğu'yu
paylaşmak için iki süper güç arasında M.Ö. 1285 yılında yapıldığı tahmin
edilen ilk dünya savaşına ve ardından 1270'te ilk uluslararası barış
anlaşmasının imzalanmasına neden olacaktır (Macqueenn, 2009; Akurgal,
1997; Alparslan, 2009: 95). Fakat yaklaşık olarak M.Ö. 1200 yıllarında
başlangıcı Balkanlar olan Ege Kavimleri Göçü bütün Anadolu
Coğrafyasını karıştırmış, batıda Troia'dan başlamak üzere Mısır'a kadar
tüm krallıklar yerle bir olmuştur. Bundan en çok etkilenen toplum ise
şüphesiz Büyük Hitit Krallığı'dır (Mansel, 1995: 87). Beş yüz yıl
boyunca Anadolu'ya hakim olan, Babil'i yıkan ve Mısır ile boy ölçüşen bu
Krallık, bir anda yıkılmış fakat kültürü tamamen yok olmamıştır.
Özellikle Doğu Akdeniz, Kuzey Suriye, İç Anadolu'nun güney-doğusu ve
Malatya çevresinde Hitit toplumu beylikler ya da krallıklar halinde
yaşamlarını beş yüz yıl daha sürdürebilmişlerdir. Bu krallıklardan biri de
başkenti Maraş olan Gurgum Krallığı'dır.
2. binyıla ait Assur ve Hitit kayıtlarında Gurgum ya da Maraş
adına ilişkin herhangi bir kayıt bulunmamıştır. Bununla birlikte, günümüz
Kahramanmaraş merkezindeki ilk yerleşimin arkeolojik verilerle en
azından Geç Hitit Çağı'nda kurulmuş olduğu rahatlıkla söylenebilir. Kent
merkezinde, üzerinde ortaçağ kalesinin bulunduğu ve Hawkins tarafından
bir höyük olarak tanımlanmış (Hawkins, 2000: 249), bizce ise kayalık bir
yükselti olan tepeye konumlanmış ortaçağ kalesi ve çevresinden gelen
buluntular, buranın eski Maraş'ın (Demir Çağı/Geç Hitit) merkezi
olduğunu göstermektedir. Bir görüşe göre Gurgum ismi Luwicedir ve
kökeni M.Ö. 3. binyıl Luwi kavimlerine dayanmaktadır. Ya da I.
Şuppiluliuma zamanında (1380-1345) geçen "Uru Kar-kum-ma" sözcüğü
daha sonra "Gurgum"a dönüşmüş olabilir (Zoroğlu, 2005: 303). Luwice
yazıtlarda Kurkum olarak anılan şehir, Assur kayıtlarında Gurgum ve
Marqas olarak geçmektedir. Burada Gurgum ismi bir şehirden çok ülkeyi
71
ÜRKMEZ; Eski Çağ'da Maraş ya da Marqašti Germanicia
.
ifade ederken, özellikle Assur Kralı II. Sargon (722-705) zamanında
bölgenin bir Assur eyaletine dönüşmesi ile birlikte Marqas/Marhas'ın
bölgenin başkenti olarak ifade edildiği kabul edilmektedir (Hawkins,
2000: 249). "Marqas" isminin Demir Çağı'ndan itibaren karşımıza çıkan
diğer versiyonları ise Markaji/şi/si (Ramsay, 1960: 309; Luckenbill, 1968:
II: no: 61), Maraj (Atalay, 2008: 17), Marasin (Umar, 1993: 546),
Marassa (Ünal, 2003: 56), Marasion (Ramsay, 1960: 30) ve Marqašti
(Gökçek, 2005: 47; Yıldırım, 2010: 119; Eker, 2013: 25)'dir. Tüm
isimlerle beraber Maraş'ın en eski ismi için en çok kullanılan çeviri
Marqasi'dir. Fakat Yıldırım, Maraş merkezde bulunan iki Assurca tablet
üzerinde Gökçek tarafından yapılan çalışma sonucunda, tabletler
üzerindeki "MAR-BAN (qašti)" geçişinden eski Maraş için kullanılacak
en doğru ismin Marqašti olduğunu belirtmektedir (Yıldırım, 2010: 119).
Biz de bu en son çalışmayı kendimize referans alıp, Maraş'ın M.Ö. 1.
binyılda kullanılmış ismini çalışmamızda Marqašti olarak kabul ettik.
Antik literatürde Gurgum adına ilk kez II. Asurnasirpal (883-859)
döneminde rastlanmaktadır. Asurnasirpal, Nimrud Sarayı'nın açılışına
birçok bölgeden 5000 kişiye yakın insanı davet etmiştir. Bu davetliler
arasında Gurgumlular da yer almaktadır (Hawkins, 1982: 390; Grayson,
1991: 291). III. Salmanasser dönemi (859-824) kayıtları içinde 858 yılı
vergi listesinde ilk kez bir Gurgum Kralı'nın ismi geçmektedir. Bu kayıta
göre Assur'da, bilinen ilk Gurgum Kralı "Mutallu" olup, bu ismin Hititçe
versiyonunun Muvattali olduğu düşünülmektedir (Grayson, 2002: A.O.
102. 2, 16). 853 yılı vergi listesinde ise Gurgum kralı olarak Qualparunda
(II.Halparuntas) anılmaktadır (Grayson, 2002: A.O. 102. 2, 23). Assur
kayıtlarında ilk Gurgum adına ve kral isimlerine 883 yılından sonra
rastlansa da, Luwi hiyeroglifleri bize Gurgum/Marqašti kraliyet
silsilesinin en azından M.Ö. 11. yüzyılın sonlarına (1025-1000)
dayandığını gösterir. I. Larama tarafından Luwice hiyeroglif alfabesiyle
yazdırılan yazıtta "Ben Larama, Astuwaramanza'nın torunu,
Muwatalli'nin oğlu" (Hawkins, 2000: CHLI I: IV.1. MARAŞ 8 [252–5])
ibaresi, şu ana kadar bilinen ilk Gurgum/Marqašti kralının
Astuwaramanza olduğunu göstermektedir. Luwice belgelere dayanarak
M.Ö. 10. yüzyılın başlarında I. Muwattali (1000-950?), 10. yüzyılın
ortalarında I. Larama (975-925?), sonlarında Muwizi (950-900?), 9.
yüzyılın başlarında I. Halparuntiyas (925-858?) ve en azından 858
72
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
yılından sonra ilk kez Assur kaynaklarında görülmeye başlayan II.
Muwattali, II. Halparuntas ve diğerlerinin sırasıyla Gurgum/Marqašti kralı
oldukları anlaşılmaktadır (Bryce, 2012: 122).
Astuwaramansa
M.Ö. ---1025-1000?
I. Muwattali
M.Ö. 1000-950?
I. Larama
M.Ö. 975-925?
Muwizi
M.Ö. 950-900?
I. Halparuntas
M.Ö. 925-858?
II. Muwattali / Mutallu
M.Ö. ---858---
II. Halparuntas / Qualparunda
M.Ö. ---853---
II. Larama / Palalam
M.Ö. 853-800?
III. Halparuntas / Qualparunda
M.Ö. ---805-800---
Tarhulara / Tarhulara
M.Ö. ---743-711
III. Muwattali / Mutallu
M.Ö. 711---
Özellikle 9. yüzyılın sonlarından itibaren Assur-Gurgum
ilişkilerinin siyasi açıdan yoğunlaştığı görülmektedir. Maraş'ın
güneydoğusunda Kızkapanlı Köyü, Gözlü Göl Obası'nda bulunan ve
Kahramanmaraş Müzesi'nde sergilenen Assurca yazılmış sınır taşında,
Gurgum (Maraş), Kummuh (Adıyaman) ve Assur ilişkilerine dair önemli
bilgiler yer almaktadır. III. Adadnirari (810-783) dönemine ait stelde,
Assur Kralı'nın 805 yılında Fırat nehrini geçerek Arpadlı Atarşumik'e
karşı bir sefer yaptığı, sonrasında da Gurgum (Maraş) Kralı Palalam oğlu
Qualparunda ile Kummuh (Adıyaman) Kralı Uşpilulume'nin toprakları
arasına bu sınır taşını diktiği söylenir (Grayson, 2002: 104.3, 205;
Donbaz, 1990: A.O. 104, 205). II. Sargon dönemine (721-705) ait
kayıtlarda ise Marqašti (Maraş) Kralı Tarhulara'nın M.Ö. 711 yılında oğlu
73
ÜRKMEZ; Eski Çağ'da Maraş ya da Marqašti Germanicia
.
Mutallu (III. Muwattali) tarafından öldürülerek tahtan indirildiğinden
bahsedilir. Bu olay üzerine Sargon Gurgum'a bizzat kendi gelip
Mutallu'yu tahtan indirip Gurgum'un bağımsızlığına son vermiş ve bölge
artık Medlere kadar (M.Ö. 612) Assur Krallığı'nın bir eyaleti haline
gelmiştir. Söz konusu Assur yazıtında Markaşi/Marqašti ismi ilk defa
zikredilmektedir (Luckenbil, 1968: II, no:61). Bu ismin daha sonra
filolojik bir evrim geçirerek bugünkü halini (Maraş) aldığı
anlaşılmaktadır.
Fotoğraf 1: Gurgum (Maraş) ve Kummuh
(Adıyaman) arasındaki Assur Sınır Taşı,
Kahramanmaraş
Arkeoloji
Müzesi
(Fotoğraf: Erkan Dündar).
74
Fotoğraf 2: Maraş Kalesi'nin
kuzeyindeki Mağralı Mahallesi'nde
bulunan Geç Hitit Mezar Taşı,
Kahramanmaraş Arkeoloji Müzesi
(Fotoğraf: Erkan Dündar).
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
Maraş Kalesi'nde bulunmuş olan ve Marqašti Kralı III.
Halparuntas'a ait olduğu anlaşılan bir kapı aslanı, 1886 yılından itibaren
127 yıl İstanbul Arkeoloji Müzesi'nde sergilendikten sonra, 2014 yılının
başlarında Kahramanmaraş Arkeoloji Müzesi'ne getirildi ve sergilenmeye
başladı. Yakın tarihte bu aslana ilişkin en eski bilgileri Evliye Çelebi
vermektedir. Maraş kalesini ziyaret eden Evliya çelebi seyahatnamesinde
kalede siyah taştan yapılmış ve girişte birbirlerine bakar vaziyette dört
aslandan bahseder (Seyahatname, IX-X, 140). Günümüz Maraş ilinin de
önemli simgelerinden biri olan aslan, kalede bulunmuş tek kapı aslanıdır.
Anlaşılan Evliya Çelebi'nin Maraş'ı ziyaret ettiği 1054/1676 yılına kadar,
kale girişindeki bu dört aslan da yaklaşık 2500 yıl boyunca saygı
gösterilerek korunmuş, daha sonraki yıllarda bunlardan üçü kaybolmuştur.
Söz konusu aslan ise, özellikle kalede bulunmuş Geç Hitit eserlerinden en
ilgi çekicisi olması ve üzerinde Gurgum krallık soyundan bahseden
hiyeroglif yazılar ile Marqašti'nin lokalizasyonu ile ilgili olarak en önemli
eserdir. Bununla beraber yazıtta geçen ifadeler bizce aynı zamanda bu
kalenin Demir Çağı'nda Marqašti (Maraş) kentinin kalbi yani akropolisi
olduğuna da işaret etmektedir.
"Ben prens Halparuntas. Gurgum şehrinin kralı. Vali Layamaş'ın
oğlu.
Kahraman Halparuntaş'ın torunu. Cesur Muwataliş'in torun
çocuğu.
Prens Halparuntaş'ın torununun torunu. Kutsanmış Muaviş'in
torunun torun çocuğu.
Büyük Layamaş'ın torununun torununun torunu,
Vali Laramaş'ın soyundan, Tanrılar tarafından sevilen,
Halkın tanıdığı, uzak ülkelerde bilinen, yüce ve lütufkâr kral.
Beni ve atalarımı seven tanrılar. Beni babamın tahtına oturttular.
Harap olmuş yerleri tekrar ayağa kaldırdım.
Tarhunzaş ve Ea'nın izniyle bu şehirleri ihya ettim..." (Hawkins
2000, 261).
75
ÜRKMEZ; Eski Çağ'da Maraş ya da Marqašti Germanicia
.
Fotoğraf 3: Maraş Aslanı, Geç Hitit (III. Halparuntas) dönemi, Kahramanmaraş
Arkeoloji Müzesi (Fotoğraf: Erkan Dündar).
Giriş kapısı güneye bakan kale, yaklaşık olarak kuzey-güney
doğrultusunda 200 m. uzunluğa ve doğu-batı doğrultusunda 150 m.
genişliğe sahip, 3 hektarlık düz bir yükselti üzerine konumlanmıştır.
Maraş Kalesi 175 X 150 m. boyutlarında dikdörtgen bir yapıdır. Kale'nin
doğusundaki yokuşun bu günkü adı Uzunoluk Caddesi, batısındaki
yokuşun adı ise Abdullah caddesidir. Bu iki yokuşun da yakın zamanlara
kadar dere yatağı olduğu bilinmektedir. Oldukça yüksek bir düzlüğe
kurulan Maraş Kalesi'nin güney girişi, bu iki derenin suladığı ve bu gün
modern Kahramanmaraş kentinin konumlandığı Maraş Ovası'na
bakmaktadır. Zoroğlu'nun da belirttiği üzere kaleyi batıdan ve doğudan
sınırlandıran bu dereler, aynı zamanda bu yönlerden kaleyi doğal bir
biçimde korumaktadır da (Zoroğlu, 2005: 303). Bununla beraber Ahir
Dağlarından inen bu derelerin Kalenin güneyindeki büyük ovayı nasıl
verimli hale getirdiği de hayal edilebilir. Bu saptamalarla kalenin
korunma, bölgeye hâkimiyet, su ve tarımsal faaliyetler açısından
mükemmel denilebilecek bir tepeliğe kurulduğu söylenebilir. Kalenin bu
jeopolitik konumu, günümüze kadar kullanılmasını ve şehrin bu kale
etrafında gelişmesine imkan vermiştir. Marqašti söz konusu olduğunda
ise kale onun sadece en önemli ve bugün görünen yüzü olmalıdır. Kalenin
konumlandığı yer sadece surların oturduğu bir düzlükten ibaret değildir.
Kalenin kuzeyi, kalenin oturtulduğu düzlüğün genişleyerek büyüyen bir
devamıdır. Buna göre bu düzlük 250 X 200 m. genişliğinde en az 5
hektarlık bir alandır. Bu düzlüğün sınırını ise Ahır dağı eteklerinin
76
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
başladığı ışık caddesi belirlemektedir. Bu caddenin kuzeyindeki sırtlarda
(Mağaralı Mahallesi) ele geçen Geç Hitit dönemi mezar stelleri (Tiryaki,
2010), kale ve yerleşimi ile oldukça ilintili görünür. Anadolu'da antik
dönem yerleşimlerinin çoğunda mezarlıkların şehre en yakın ve tarıma
elverişsiz yamaçlara yapıldığı bilinmektedir. Bu açıdan Maraş Müzesi'nde
sergilenen mezar stellerinin çoğunun buradaki yamaçlardan gelmesi çok
anlamlıdır. Özet olarak bizce Kazım Bey Sokak, Uzunoluk, Abdullah ve
Işık caddeleri arasında kalan 8 hektarlık düzlük Gurgum topraklarının
başkenti Marqašti olmalıdır. Bu düzlüğün güney burnundaki 2,5 hektarlık
kale/akropolis ise kentin yönetim ve aynı zamanda da kutsal yeri
olmalıdır.
M.Ö. 711 yılında Marqašti Assur eyaletinin (Gurgum) başkenti
olduktan sonra yüz yıl boyunca yaşamını bu devletin kuralları ile devam
ettirdi. Tam bu dönemde Kafkaslardan Anadolu'ya giren Kimmerler 714
yılına gelindiğinde Urartu sınırlarını aşarak orta Anadolu'ya kadar
girmişlerdir. At üzerinde Anadolu içlerine yayılan ve şehirleri yağmalayan
bu kavmin Kumuh ve Melidu (Malatya) ya kadar sefer yaptığı
bilinmektedir. Bundan Marqašti'nin (Maraş) nasıl etkilendiği bir muamma
olsa da, bu çalkantılı dönemin bir Assur eyaleti olan Marqašti'yi en azında
ekonomik olarak sarstığı ön görülebilir. Çünkü Assur bu göçebelerle uzun
bir dönem yoğun bir rekabet içine girmiştir. Onları 630 yılında tamamen
yenmiş olsa da, Anadolu ticareti sekteye uğramış ve devlet yara almıştır.
(Sever, 1993: 121; Macqueen 1999, 173). Marqašti'de çöküşün başlangıcı
bu dönemde midir bilinmez, fakat M.Ö. 6. yüzyıla gelindiğinde, en az 400
yıllık güçlü bir şehir olan Marqašti'nin gücünü ve kimliğini kaybettiği
aşikârdır. Yüzyıl boyunca Anadolu'daki Kimmer tehdidi ile uğraşan Assur
güç kaybederken, İran'da Medlerin bir yükselişi olmuştur. Med (İran)
kralı Kyakseres 612 yılında Babil ile birlikte Assur başkenti Nineve'yi
alarak bu devlete son vermiş ve ardından Anadolu'nun içlerine doğru
yayılmaya başlamıştır. Medler Lydia ile birlikte dönemin iki büyük
gücünden biri olmuştur. Yağmacı bir politika izleyen Medler bu
ilerleyişlerinde, arkeolojik izler olmasa da muhtemelen Marqašti'ye de
zarar vermiş olmalıdırlar. 585 yılında Kızılırmak civarında karşılaşan
Medler ve Lydialılar güneş tutulmasını kötüye yorarak savaşmaktan
vazgeçtiler ve Kızılırmak’ı aralarındaki sınır olarak kabul ettiler. Bu
durumda Marqašti'nin 612-585 tarihleri arasında Med toprakları içinde
kalarak, ekonomik, siyasi ve kültürel anlamda büyük kayıplara uğradığı,
belki de yine bu anlamlarda yok edildiği düşünülebilir.
Daha sonraki dönemlerde yine bir İran soyu olan
Akhamenid'lerden Kyros, Medleri yenerek Pers İmparatorluğu'nu
77
ÜRKMEZ; Eski Çağ'da Maraş ya da Marqašti Germanicia
.
kurmuştur. 550 yılı dolaylarında artık bir Pers şehri olan Marqašti,
merkezi Nevşehir/Kayseri olan büyük Kapadokya eyaletinin küçük
yerleşmelerinden biri olarak silik bir biçimde yaşamını devam ettirmiştir.
Buradaki silik tabiri, Maraş'ta 612-330 yılları arasında kayda değer
arkeolojik buluntuların olmayışındandır. Bu durumun kentteki kazı
eksikliğinden kaynaklı olabileceği düşünülse de, kentin çevre coğrafyaları
için de benzer bir durum geçerlidir. Başka bir değişle bu kültürel eksiklik
dönemin siyasi durumuyla bağlantılıdır. Geçiş yolları üzerinde bulunan
Marqašti bu dönemde Persler için çok önemli bir yol olan Kral Yolunun
yakınlarında olmalıdır. Bu yol, batıda Sardeis'ten başlayıp doğuda Pers
kralının oturduğu başkent Susa'ya kadar uzanmaktadır (Herodotos, V. 52).
Herodotos'un bildirdiği üzere yol Kappadokia'dan sonra güneydeki
Kilikya'ya iner, buradan doğuya doğru devam ederek Fırat'ı geçer ve
Susa'ya ulaşır. (Wiesehöfer, 2003: 19, 25, 121). Marqašti'nin bu yol
üzerindeki ya da yakınlarındaki bir kraliyet istasyonu (stahmoi basileioi)
olup olmadığı bilinmez, fakat muhtemelen Anadolu'da 300 yıldan fazla
süren Pers hakimiyeti boyunca son Marqašti kralı Muwattali'nin torunları
on yıllar boyunca Pers ordusunda paralı askerler olarak görev almış
olmalıdır. Şehir halkı ise muhtemelen bir köy yaşamı sürdürmüş
olmalıdır.
Maraş'ın Geç Hitit Krallık Dönemi kadar olmasa da yeniden
özgür bir şehir hüviyetini kazanması, tüm diğer Anadolu yerleşimleri için
de olduğu gibi Büyük İskender sayesinde olmuştur. Bu günkü İskenderun
bölgesindeki Issos ovasında M.Ö. 333 yılında yapılan savaşta, Büyük
İskender Pers İmparatoru III. Darius'u yenerek bu imparatorluğa son
vermiş, böylece bir çok kent gibi Maraş ta tekrar gelişme imkanı
bulmuştur. M.Ö. 323 yılında İskender'in ölmesi sonucunda, bu çok geniş
Hellenistik İmparatorluk onun dört generali tarafından bölünmüş, Maraş
ise başkenti Antiochia (Antakya) olan Seleukos'ların olmuştur. Maraş
Hellenistik Çağ boyunca diğer Anadolu kentleri gibi yavaş yavaş
toparlanıp nüfus olarak tekrar büyümeye başlamış olmalıdır. Kentin
kaderinin tekrar tam olarak olumlu yönde değişmeye başlaması ise
Kommagene Krallığı döneminde olmuştur. Seleukos Kralı IV.
Antiokhos'us (M.Ö. 175-164) ölümünden sonra, Maraş, Adıyaman ve
Antep bölgesinin yöneticisi Ptolemaios, Seleukoslara karşı ayaklanarak bu
bölgede Kommagene Krallığı'nı kurmuştur (M.Ö. 163/162). Maraş bu
tarihten sonra artık bir Kommagene ilidir. Armenia (Ermeni) Kralı
Tigranes M.Ö. 83-69 yılları arasında Maraş'ın da içinde olduğu tüm
bölgeyi işgal etmiştir. Romalı komutan Lucullus'un bölgeye girmesi ile
78
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
Ermeniler bölgeden geri çekilirler. Hemen sonrasında bölgeye gelen
büyük Pompeius Suriye ve kuzeyini Roma'nın bir eyaleti haline getirir.
Maraş da Roma'nın Suriye eyaletinin bir ili olur. Bununla beraber
Kommagene Krallığı'nın varlığı bölgede devam etmektedir. Hatta
Pompeius I. Antiokhos'un (M.Ö. 69-34) Kommagene tahtında kalmasına
müsaade etmiştir. M.S. 17 yılında Roma Kralı Tiberius Kommagene
Krallığı'nın özerkliğine tamamen son vermesine karşı, onun M.S. 38
yılındaki ölümü işleri tekrar değiştirmiştir. Tiberius'tan sonra Roma
tahtına Gaius (Caligula) geçer. Kommagene soyundan IV. Antiokhos,
Tiberius zamanında Roma'da sürgündedir ve Gaius ile yakın dostluklar
kurmuştur. Bu dostluk Gaius Roma tahtına geçince, IV. Antiokhos'un
Kommagene tahtına geçmesine neden olur (İ.S. 38). IV. Antiokhos
krallığının daha sonraki büyük kısmını Roma imparatorları Cladius ve
Nero zamanlarında sürdürmüştür (M.S. 38-72). 72 yılında ise
Kommagene Krallığı İmparator Vespasianus tarafından sona erdirilmiştir.
İşte bu Kommagene Kralı IV. Antiokhos, Maraş'ın kaderini değiştiren ve
yeni bir isimle burada baştanbaşa yeni ve önemli bir kent kurulmasına
öncülük eden kişi olmuştur (Magie, 1950: 549; Tekin, 2010: 157).
M.S. 38 yılında Kommagene Kralı IV. Antiokhos tarafından
kurulduğu kabul edilen yeni Maraş, nerede, nasıl ve hangi isimle
kurulmuştu? Şehrin adı en erken olarak İskenderiyeli Coğrafyacı
Ptolemaios/Batlamyus (M.S. 85-165) tarafından "Γερμανικεια /
Germanikeia" olarak zikredilmektedir (Geographica, V.14.8). Kentin M.S.
161-180 yılları arasında bastığı sikkeler üzerinde ise "καιςαρ (εών)
Γερμανικεών" ifadesi yer almaktadır (Magie, 1950: 1408). Sikkeler
üzerinde görüldüğü üzere aslında bu yeni şehrin orijinal Latince versiyonu
"Caesarea Germanicia"dır. M.S. 38 yılında IV. Antiokhos'u Kommagene
tahtına oturtan Caligula'nın resmi imparatorluk adı, Gaius Iulius Caesar
Augustus Germanicus'dur. Genel olarak Marqašti ya da Markaşi'nin yeni
adı olan Germanicia (Latince) ya da Germanikeia (Yunanca) isminin, IV.
Antiokhos tarafından bir şükran ifadesi olarak Gaius Iulius Caesar
Augustus Germanicus'un onuruna verildiği söylenmektedir. Bununla
beraber bilinmeyen bir nedenden ötürü Caligula, Antiokhos'u tahta
çıkardıktan kısa bir süre sonra tahtan indirilmiş ve Claudius Roma
imparatoru olunca Antiokhos'a Kommagene tahtını geri vermiştir. Başka
bir değişle Antiokhos asıl krallığını M.S. 41-72 yılları arasında 31 yıl
boyunca Claudius’a borçlu olmuştur. Buna istinaden, Germanicia isminin
Caligula'dan çok, Claudius'u işaret ettiği de düşünülmüştür. Her ne olursa
olsun, Germanicia IV. Antiokhos ve Claudius zamanından itibaren
Kommagene topraklarının en büyük dört kentinden biri Maraş/Germanicia
79
ÜRKMEZ; Eski Çağ'da Maraş ya da Marqašti Germanicia
.
olmuştur. Diğer üç büyük kent ise Adıyaman'da Samsat ve Pirin,
Gaziantep'te Dolikhe'dir (Tekin 2010, 157). Bununla beraber
Marqašti/Markaşi isminin 17. yüzyıla kadar unutulmadığını Evliya
Çelebi'den öğrenmekteyiz. Onun söylemesine göre Maraş ismi Markaşi
isminden türemiştir (Özdem, 2010: 302; Seyahatname, IX-X, 140).
Germanicia'nın nerede kurulduğuna geçmeden önce, ismini ve nasıl
kurulduğunu, General Germanicus, imparatorlar Caligula ve Claudius
çerçevesinde biraz daha değerlendirmek yararlı olacaktır.
General Germanicus Julius Caesar Claudianus (M.Ö. 15 - M.S.
19), imparatorluğun başlangıcından beri etkin bir hanedan olan JulioClaudian Hanedanı mensubudur. Ona Germanicus lakabı, M.Ö. 9 yılında
babasının Germania'da (Almanya) kazandığı zaferlerin onuruna
verilmiştir. Germanicus M.S. 18 yılında Tiberius tarafından Asya'ya
gönderildi. Kapadokya ve Kommagene krallarını yenerek bu bölgeleri
Roma eyaletine döndürdü ve sonrasında 19 yılında Antakya'da öldü.
Caligula, ünlü General Germanicus Julius Caesar Claudianus'un oğlu
olarak Gaius Iulius Caesar Augustus Germanicus adıyla doğdu. Küçük
asker sandaleti anlamındaki "Caligula" ismi, çocukluğunda onu çok seven
askerler tarafından bir lakap olarak takıldı. Birçok skandallar içinde
imparatorluğunu yürüten Caligula (Gaius) 38 yılında Kommagene
krallığına getirdiği Antiokhos'u 3 yıl sonra tahtan indirdi. Bu olayın
sonrasında ise bir suikastla öldürüldü. 41 yılında Caligula'nın yerine geçen
Claudius'un resmi adı ise Tiberius Claudius Caesar Augustus
Germanicus'tur. Claudius 41 yılında Antiokhos'u tekrar tahta çıkarmıştır.
IV. Antiokhos tarafında M.S. 38 yılında kurulan ya da daha doğru bir tabir
ile yenilenen yeni Maraş'ın yeni adını kimden ve nasıl aldığı konusundaki
kargaşa yukarıdaki isimlere bakıldığında çok doğaldır (Suetonius,
Germanicus).
General Germanicus Julius Caesar Claudianus İ.Ö. 15 - M.S. 19
İmparator Gaius Iulius Caesar Augustus Germanicus (Caligula) İ.S. 12 41.
İmparator Tiberius Claudius Caesar Augustus Germanicus (Cladius) İ.Ö.
10 - 54
80
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
Fotoğraf 4: CALIGULA/ GERMANICUS
Fotoğraf 5: CLADIUS/ GERMANICUS
(Özgan, 2013: Resim 148)
(Özgan, 2013: Resim: 166)
Antiokhos'un kurduğu yeni kente ismi verilen yukarıdaki
kişiliklerden hangisidir? Bizce her üçüdür de. General Germanicus, bu
toprakları savaşarak Roma'ya kazandıran ve aynı zamanda Caligula'nın
babası olan önemli bir kişiliktir. Yeni kente verilen Germenicia ismi hem
Caligula'yı hem de babasını onurlandırmaktadır. Aynı biçimde Cladius'un
da uzun adının içinde Germanicus vardır. Bu açıdan asıl gelişimine
Cladius zamanında başlayan kentin isminin Germanicus olması, aynı
zamanda Cladius'u da onurlandırmaktadır. İleride Germanicia'da
yapılacak kazılar sonucunda bulunacak yazılı belgelerin, Germenicia
kentinin ismini hangi Germanicus'tan aldığına açıklık kazandıracağı
inancındayız.
1950 yılında yayımlanan Roma'nın Anadolu'daki Rolü/Yeri
Türkçe isimli 2 ciltlik çalışmasında Magie, Germanicia'nın Kappadokia,
Kommagene, Syria ve Kilikia'nın kesişim noktasında olduğunu belirterek
Maraş'ı işaret eder (Magie, 1950: I. 549). Ramsay da, Bizanslı Tarihçi
Thedoret'in (M.S. 393-447), Germanicia'dan Kilikia, Syria, Kappadokia
bölgeleri dahilindeki Euphratesia vilayetinde, Toros dağlarının eteğindeki
bir kent olarak bahsetmesinden yola çıkar. Çeşitli antik yol
güzergâhlarından da bahsederek Germanicia'nın Maraş'ın çok yakınında
ya da yanında olması gerektiğine kanaat getirir (Ramsay, 1960: 16, 35,
306, 308, 333, 345; Alparslan, 2009: 198). Bu ilk çalışmalardan yola
81
ÜRKMEZ; Eski Çağ'da Maraş ya da Marqašti Germanicia
.
çıkarak daha sonraki çalışmalarda da Germanicia'nın Maraş yakınlarında
olması sıklıkla zikredilmiş fakat tam olarak nerede olduğuna işaret eden
bir arkeolojik buluntuya 2007 yılına kadar rastlanmamıştı. 2007 yılının
temmuz ayında Maraş'ın Namık Kemal mahallesindeki bir evin oda
tabanının altında, mozaik olduğu anlaşılmış ve ardından kaçakçılara
satılmak amacıyla tüm mozaik ev sahibi tarafından açılmıştır. Satılmak
üzereyken polis tarafından müdahale edilerek kurtarılan mozaikli ev daha
sonra kamulaştırılarak burada bir kurtarma kazısı yapılmıştır. Bu durum
daha sonra çevredeki mozaikli evlerin haber verilmesine yol açmıştır.
Bağlarbaşı, Şeyhadil ve Dulkadiroğulları mahallelerinde de çok sayıda
mozaikli alanla karşılaşılmıştır. Mozaikler detaylı bir çalışma olmamakla
beraber genel olarak M.S. 3-5. yüzyıllar arasına tarihlenmiş ve özellikle
çevrede ele geçen Germanicia sikkeleriyle de bağlantı kurularak, bu
mozaiklerin Germanicia kentinin zengin villalarına ait olduğu
belirtilmiştir (Ersoy, 2010: 185; Ersoy, 2011: 97; Küçükdağlı, 2012).
Fotoğraf 6: Germanicia mozaiklerinden bir örnek (Fotoğraf: Özden Ürkmez).
Antik bir kentin arkeoloji disiplini içerisinde kesin olarak lokalize
edilebilmesi için yazılı belge gerekir. Germanicia sikkelerinin varlığına
karşın kentin söz konusu bölgede konumlandığını gösteren bir yazıt
yoktur.
Bununla
beraber,
Ptolemaios/Batlamyus
(M.S.
85165/Geographica), Gaius Asinius Quadratus (M.S. 3. Yüzyıl), Thedoret
(M.S. 393-447), Stephanus Byzantinus (Ethnica/1502), Evliya Çelebi
(Seyahatname/1676), Charlise Texier (1802-1871) ve diğer modern
araştırmalar, Roma Döneminden günümüze kadar Germanicia'nın yeri
olarak Maraş'ı işaret eder. Bunlar arasında özellikle Texier, antik
82
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
coğrafyacılardan yola çıkarak, Maraş'ın eski "Antiochia ad Taurum"
kentinin bulunduğu noktada yer aldığını söyler. Ona göre bu kent,
Stephanus Byzantinus'un (1502) aynı isimle söz ettiği (Antiochia) altı
kentten, Ceyhan nehri üzerindeki Kilikya Antiochiası unvanıyla söz ettiği
yerdir (Texier, 2002: 141). Bu gün, "Antiochia ad Taurum" denilince
magazinsel arkeolojide ilk akla gelen yer Gaziantep olmaktadır. Fakat,
Stephanus Byzantinus ve Texier'den yola çıkarsak, bu kentin Ceyhan
nehri yakınlarında olması gereklidir. "Antiochia ad Taurum" yani
"Toros'taki Antiochia/Toros'un Antiochiası" ifadesi ve bu kentin Ceyhan
üzerinde olması, bizce çok büyük ihtimalle Maraş'ı yani Germanicia'yı
işaret etmektedir. Gaziantep'in 10 km. kadar kuzeyindeki Doliche kenti,
Sof dağları ile bağlantılıdır. Bu dağlar Toroslar'ın güney doğu uzantıları
ile bağlantılı olsa da, Toroslar'ın doğudaki asıl sonları Ahir (Son/Son
Toroslar/Anti Toroslar)'dır. Ve Ceyhan yakınlarındaki Germanicia, bu
dağların eteklerine, yani Son Toroslar'ın eteğine konumlanmıştır
"Antiochia ad Taurum". Antep adının, kısa şekilde Antiochia -AyıntapAntep olarak türediği kabul edilse bile, Stephanus Byzantinus'un
değindiği en az 6 tane Antiochia vardır. Bizce bunlardan Antiochia ad
Taurum Antep'ten daha çok Ceyhan üzerinde ve Kilikia Torosları'nda
bulunan Maraş'a yani Germanicia'ya işaret etmektedir. Kommagene
Krallığı'nın dört önemli kentinden yukarıda bahsetmiştik. Bunlardan biri
Doliche iken diğeri Germanicia'dı. "Germanicia" isminin Kommagene
Kralı IV. Antiokhos tarafından (M.S. 38-72), Germanicuslar'dan biri
onuruna verildiği düşünüldüğünde, Germanicia'nın Hellenistik
Dönem'deki adı nedir?
Hellenistik Dünya'nın temellerini atan İskender'in erken ölümü
(İ.Ö.323), ardılları olan generalleri arasında savaşlara neden olmuş ve
sonrasında M.Ö. 312'de I. Seleukos kendi ismindeki krallığını
Maraş/Marqašti'nin de içinde bulunduğu bölgede kurmuştur. I. Antiokhos
Soter (M.Ö. 281-261) Seleukos Krallığı'nın "Antiokhos" isimli ilk
kralıdır. Kommagene Krallığı, yaklaşık olarak M.Ö. 162'de, Ptolemaios
zamanında çökmekte olan Seleukos İmparatorluğu'ndan ayrılarak
bağımsız bir devlet olmuştur (Sartre, 2007: 23). Eğer Hellenistik Maraş,
Seleukos Krallığı zamanında kurulduysa, bu büyük bir ihtimalle I.
Antiokhos Soter (M.Ö. 281) ve V. Antiokhos Eupator (M.Ö. 162)
arasında olmalıdır. Çünkü I. Antiokhos Soter'den daha erken Antiokhos
isimli bir yönetici yoktur. Ptolemaios ise, V. Antiokhos Eupator'un
ölümünden sonra (M.Ö. 162) Kommagene Krallığı'nı kurmuş ve Maraş
artık bu krallığın bir kenti olmuştur. Yeni Maraş eğer Kommagene
Krallığı zamanında kurulmuş ise, Kommagene'nin Antiokhos isimli ilk
83
ÜRKMEZ; Eski Çağ'da Maraş ya da Marqašti Germanicia
.
kralı, I. Antiokhos Theos (M.Ö. 69) ve IV. Antiokhos arasında kurulmuş
olmalıdır (M.S. 72).
Seleukos Kralı I. Antiokhos Soter (M.Ö. 281-261)
Hellenistik Maraş/Antiochia ad Taurum? (M.Ö. 281-162)
Seleukos Kralı V. Antiokhos Eupator (M.Ö. 164-162)
---------------------------------------------------------------------------Kommagene Kralı I. Antiokhos Theos (M.Ö. 69-40)
Hellenistik Maraş/Antiochia ad Taurum? (M.Ö. 69-M.S.72)
Kommagene Kralı IV. Antiokhos (M.S. 38-72)
Bizce bir kentin Erken Roma İmparatorluk Dönemi'nin dört
önemli Kommagene kentinden biri haline gelebilmesi için aynı zamanda
güçlü bir Hellenistik geçmişe sahip olması gereklidir. Yukarıda
yaptığımız değerlendirmelere dayanarak. Maraş/Marqašti'nin büyük
ihtimalle Kale ve çevresindeki Pers Dönemi boyunca 300 yıldan fazla
yaşadığı sessizlik döneminden sonra, Hellenistik Dönem'in başlarından
itibaren yavaş yavaş toparlandığı, nüfusunun tekrar özgür insanlar olarak
artmaya başladığı ve M.Ö. 281-162 yılları arasında, 2007 yılında
mozaiklerin bulunduğu Bağlarbaşı, Şeyhadil, Dulkadiroğulları ve Namık
Kemal mahallelerinin yakınlarında Antiokhos isimli (I-V) Seleukos
kralları ya da çocukları tarafından bölgedeki diğer 5 kent gibi Antiochia
ismiyle kurulduğunu düşünmekteyiz. Daha sonraki antik yazında
Antiochia ad Taurum olarak geçen kentin ismi, son Kommagene Kralı IV.
Antiokhos (M.S. 38-72) tarafından Germanicuslar'dan birinin onuruna
Germanicia
olarak
değiştirilmiş
ve
ismi
bundan
sonra
Marqašti/Markaşi/Marasin/Maraş ile birlikte böyle anılmıştır.
Fotoğraf 7: IV. Antiokhos’a ait Bronz Sikke (İ.S.38-72). (SNG, Levante Supp
111)
84
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
Roma İmparatorluğu M.S. 395 yılında ikiye ayrıldıktan sonra,
Germanicia diğer Anadolu şehirleri gibi Bizans'ın (Doğu Roma) bir
parçası olur. Bu dönemde kente Germanicia ile birlikte Marqašti'den
türemiş olan Marasin de denilmektedir (Honigmann, 1997: 312; Acara,
2010: 213). Germanicia/Marasin, Bizans Dönemi'nde Euphratensis (Batı
Fırat) Eyaleti'nin bir piskoposluğudur. Hatta İsa'nın genel Hıristiyanlık
inancının tersine, Tanrı değil, Tanrısal nitelikler taşıyan bir insan
olduğunu söyleyen Nesturi Mezhebi'nin kurucusu Konstantinapolis Patriği
Nestorios'un (428), M.S. 4. yüzyılda burada doğduğu bilinmektedir.
Germanicia/Marasin, 625 yılında İranlılar ve 637 yılında Araplar
tarafından büyük yıkama uğramış fakat sonrasında yine Bizans'ın önemli
bir kenti olarak varlığını devam ettirmiştir. Hatta Bizasns İmparatoru III.
Leon 717 yılında Germanicia/Marasin'de doğmuş ve bundan sonra kente
Krallar Kenti de denmiştir. Bununla beraber 8-10. yüzyıllar arası kent sık
sık Araplar ve Bizanslılar arasında el değiştirmiştir (Foss, 1991: 845;
Acara, 2010: 213). Daha sonra da Maraş'ta Ermenilerin, Türklerin ve
Haçlıların izleri görülür. Ortaçağ kaynakları Maraş'ın M.S. 1114 yılında
büyük bir depremle yıkıldığından, hatta yerle bir olduğundan
bahsetmektedir. Özellikle Urfalı Meteos bizzat depreme şahit olarak, 29
Kasım 1114 pazar akşamı çok büyük bir depremin Germanicia/Marasin'i
yok ettiğini, hatta Maraş yakınlarındaki Hesuantz Manastırı'nda bulunan
papaz ve rahiplerin göçük altında kalarak öldüklerini söyler. Ermeni yazar
Simbat ta Maraş'ın tamamen yok olup toprak altında kaldığından ve kentte
yaşayan 40.000 insanın bu deprem sırasında öldüğünden bahseder. 13 ve
14. yüzyıllarda Krallar kenti Germanicia/Marasin'den arta kalan yerleşim,
Moğollar, Ermeniler, Memlûklüler ve Dulkadiroğulları'nın eline geçmiş
ve nihayet Dulkadiroğlu Beyi, Yavuz Sultan Selim'in anne tarafından
dedesi Alaüddevle Bozkurt Bey (1480-1515) tarafından bu günkü yerine
daha doğrusu Hellenistik Dönem'den önceki eski yerine taşınmıştır.
Evliya Çelebi 1648 yılında Maraş'a geldiğinde şimdiki Namık Kemal
Mahallesi bölgesinin bağlık bir alan olduğundan, burada eski kente ait
birçok kalıntı gördüğünden ve anlatılanlara göre Bizans Dönemi'nde
Maraş'ın çok gelişmiş, büyük ve tahkimatlı bir şehir olduğundan bahseder
(Vryonis, 1971: 156; Seyahatname 1985, IX-X: 135; Gökhan ve Kaya,
2008: 18; Acara, 2010: 213).
SONUÇ, TEORİ VE ÖNERİ
Günümüz Maraş’ın bir kent olarak ilk kez nerede kurulduğu ve
Eski Çağ boyunca nasıl değiştiği ve geliştiği konulu çalışmamızda genel
85
ÜRKMEZ; Eski Çağ'da Maraş ya da Marqašti Germanicia
.
olarak ulaşılan sonuç, kentin Neolitik Dönem’den Orta Çağ’ın sonlarına
kadar şiddetli tarihi ve jeolojik etkiler ile sürekli yer değiştirdiğidir.
Araştırmamız sonucunda, yer değiştiren kent merkezi bu değişimlerini
zorunlu olarak oldukça kısıtlı bir coğrafya içinde yapmıştır. Hatta bu kent
merkezi daha çok özellikle Maraş içindeki Jeopolitik konumu uygun iki
bölge arasında gidip gelmiştir. Maraş kentinde 2007 yılında bulunan taban
mozaiklerinin kurtarılması amacıyla yapılan küçük çaplı birkaç kazı
dışında hiçbir arkeolojik çalışma yapılmamıştır. Bu çalışmanın eksikliği
kentin eski çağına olan ilgisizlik değil, eski çağ yerleşimlerinin tamamıyla
modern Maraş’ın altında kalmış olmasıdır. Bu yüzden yaptığımız
değerlendirmeler daha çok tarihi kaynaklar, önceki araştırmalar ve çeşitli
yollarla ele geçen kontekst dışı buluntulara dayandırılmıştır. Bu buluntular
kaçak kazı ve toplama yoluyla ele geçmiş olup, çoğu Kahramanmaraş
Arkeoloji Müzesi’nde korunmaktadır. Bu arkeolojik ve epigrafik veriler
dışında, çalışmada söz edilen yerler tarafımızdan ziyaret edilmiş ve uydu
haritaları üzerinden incelenmiştir. Eski Çağ’da Maraş’ın nasıl gelişip
değiştiğiyle ilgili, konu ile ilgili çalışan araştırmacıların zihninde soru
işaretleri yaratma amacı ve de memnuniyetle çürütülmeye açık olarak,
yetersiz arkeolojik kanıtlarla beraber, bütünsel teorimiz aşağıdaki gibidir.
Maraş’ın ilk yerleşimi, bu günkü kentin 32 km. güney
doğusundaki Emiroğlu Köyü'nden geçen Aksu Irmağı'nın doğu
kenarındaki Domuztepe Höyüğü’dür. Yerleşim tarihi en azından M.Ö.
7000 yıllarına giden Domuztepe'nin M.Ö. 5500 yıllarına gelindiğinde 20
hektarlık bir alana yayılan ve yaklaşık olarak 2000 kişiyi barındıran bir
kent konumuna geldiği kazıcıları tarafından belirtilmektedir. Neolitik
Dönem, Anadolu için tarımsal üretici ve kamusal faaliyetlerin temellerinin
atıldığı ve geliştiği kısmen güvenli bir dönemdir. En azından bu dönemde
yerleşimlerin etrafının güçlü bir surla çevrelenmesine ihtiyaç
duyulmamıştır. Kalkolitik Dönem'de ise (M.Ö. 5000-3000) yerleşimler
arası rekabetin gelişmeye başladığı ve buna bağlı surlara ihtiyaç
duyulduğu bir ortamdır. Tunç Çağı'nda ise (3000-1200) bu rekabet ve
buna bağlı güvensizlik ortamı doruğa ulaşmış ve Anadolu yarım adanın
dışından kalabalık göçler almıştır. Dönemin mega kenti Domuztepe M.Ö.
4000 yıllarına doğru terk edilmeye başlanmıştır. Bunun sebeplerinden biri
ovanın ortasındaki bu yerleşmenin söz ettiğimiz dış saldırılara maruz
kalması olmalıdır. Diğer sebep ise büyük bir ihtimalle Kalkolitik
Maraşlının ovanın bir deprem bölgesi olduğunu anlamaya başlamasıdır.
Tunç Çağı artık yerleşimler arası bir mücadele ve ticaret çağıdır. Tunç
Devri Maraşlısı için en mükemmel yerleşim yeri, bu dönemde Ceyhan
86
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
kıyısında İç Anadolu'nun kapısı olan bu günkü Ceyhan Köprüsü
civarındaki Hasancık Köyü civarı olmalıdır. Assurlular Anadolu ile
ticarete başladıkları Orta Tunç Çağı'nda (M.Ö. 2000-1500) bu yere Mâma
demişlerdir. Mâma Krallığı’nın bu dönemde Kaneš ile olan eşit
ilişkilerine bakıldığında, onunda bir Karum olduğu düşünülebilir.
Maraş’ın doğusundaki Erkenez Çayı Vadisi’ndeki Elmalar Köyü’nde
bulunan Himli Höyük ise Mezopotamya’dan gelen ticaret yolu üzerinde,
Mâma Karum’a ulaşmadan önceki bir vabartum olabilir. Mâma en
azından ikinci bin yılın ortalarında bir Hitit kenti olmalıdır. Balkanlardan
gelen ve tüm Anadolu’yu yerle bir eden Deniz Kavimlerini ancak, M.Ö.
1186-1155 yılları arasında hüküm süren Mısır Kralı III. Ramses
durdurabilmiştir. Bu kavimlerin Mısır'a doğru yol alırken geçmesi
gerektiği zorunlu yerlerden biri de Mâma (Hasancık) olmalıdır. Başka bir
değişle, Anadolu'da bu kavimlerin yakıp yıktıkları kentlerden biri de M.Ö.
1186-1155 dolaylarında Mâma olmalıdır. Mâmalı Maraşlılar belki de
kısmen bu halklardan bazıları ile birlikte, belki de tamamen özgün olarak
yeni ve çok daha güvenli bir yerleşim yeri aramaya başlamışlardır. Bu yer
bu günkü Maraş Kalesi ve kuzeyindeki düzlük olmalıdır. Assurluların
Mâma'dan sonra Marqašti dedikleri bu yer, yaklaşık olarak M.Ö. 11501100 yılı dolaylarında kurulmuş olmalıdır. Gurgum topraklarını kontrol
eden Marqaštili Maraşlılar, son dönemlerini Assur hakimiyetinde
geçirseler de, yaklaşık 500 yıl boyunca güçlü ve kültürlü bir krallık
olmuşlardır. Eski Dünya'nın M.Ö. 7. yüzyıldan itibaren Med ve
Akhamenid İranlıları'nın kontrolüne geçmesi, Marqaštili Maraşlıları 300
yıllık bir sessizliğe sokmuştur. Bu sessizliği bozan Büyük İskender ve
Seleukoslar olmuştur. Bu günkü Namıkkemal, Bağlarbaşı, Şeyhadil ve
Dulkadiroğulları mahallesi civarında, M.Ö. 281-162 arasında bölgedeki
birçok yeni Hellenistik kentle aynı isimli Antiochia kenti kurulmuştur.
Antiochia ad Taurum (Torosların Antiochia'sı) M.Ö. 69 yılından sonra
Kommagene Krallığı'nın dört büyük kentinden biri olmuştur. Kommagene
Kralı IV. Antiokhos (M.S. 38-72) ise, kentin adını Romalı üç
Germanicus'tan biri onuruna Germanicia olarak değiştirmiştir. Bizans
Dönemi'nde de bu kent aynı zamanda önemli bir piskoposluk merkezi
olarak varlığını devam ettirmiş ve geçmişi Marqašti hatta belki de
Mâma'ya dayanan Marasin adıyla da anılmıştır. 1114 deprem felaketi ile
kent yok olmaya yüz tutmuştur. Dulkadiroğlu Alaüddevle Bozkurt Bey
(1480-1515) tarafından tekrar kale tarafına taşınarak gelişmeye başlayan
kent, bu tarihten sonra artık bir Türk yurdu olmuştur. 1648 yılına
gelindiğinde Germanicia ismi hafızalardan tamamen yok olmuş,
87
ÜRKMEZ; Eski Çağ'da Maraş ya da Marqašti Germanicia
.
Alaüddevle Bozkurt Bey'in kurduğu son kent önce Markaşi/Marasin
(1480-1515) ve daha sonra da Maraş olarak anılmaya başlanmıştır (1648).
Neolitik
Maraş
Tunç
Maraş
Demir
Maraş
Hellenistik
Maraş
Romalı
Maraş
7000-4000
2000-1150
1150-281
281-38
38-1114
Domuztepe
Hasancık
Kale ve
Çevresi
Mama
Marqasti
Dulkadir/Namık Kemal ve
Çevresi
Antiochia ad
Taurum
Germanicia /
Marasin
- markaşi - markaş- maraş
mama - marqâsti ?
- marasin - maraşin - maraş
Maraş'ta batıdan doğuya Hasancık Köyü, Maraş Kalesi'nin
kuzeyi, Mağaralı Mahallesi, Dulkadiroğlu/Namık Kemal/Bağlarbaşı/Şeyh
Adil mahallerinin en azından 2. derece arkeolojik sit alanı ilan edilmesi
için bizce fazlasıyla arkeolojik bulutu vardır. Bu alanlardaki zorunlu
kazıların da, kaçakçılığın ve tahribatın önlenmesi için müze kontrolünde
yapılması bir zarurettir. Bunlar arasında özellikle Dulkadiroğlu/Namık
Kemal/Bağlarbaşı/Şeyh Adil mahallerinde ortaya çıkarılan mozaikli
alanlar. Bu bölgenin salt Roma Dönemi'ne ait villalardan ibaret olduğu
gibi yanıltıcı bir bilginin kamuoyunda yayılmasına neden olmaktadır.
Kommagene'nin dört büyük kentinden biri olan Roma Kenti
Germanicia'ya ait mozaikler, ancak buzdağının su üzerindeki görünen
kısmıdır. Tahkimli bir Roma Kenti'nin akropolisi, tapınaklar, tiyatro,
hipodrom, agora vb. sayısız birçok yapı ile doludur. Bunların
88
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
Germanicia'da yani Maraş'ın Dulkadiroğlu/Namık Kemal/Bağlarbaşı/Şeyh
Adil mahallerinin altında 1114 yılından beri yattığı neredeyse apaçık bir
durum gibidir. Yaptığımız incelemelerde kentin bu yapılarla dolu
akropolis bölümünün özellikle bahsi geçen mahallelerle Şeyh Şamil
Caddesi arasında, başka bir değişle Şeyh Şamil Mahallesinin altında
olabileceği inancındayız. Bununla beraber, Erken Cumhuriyet Dönemi'ne
ait bazı fotoğraflar, Roma kentinin bu günkü merkezin güney doğusuna
kadar genişlediğine işaret etmektedir. Hatta bunun önemli delillerinden
biri de, yakın bir zaman önce Maraş Çarşısı civarında bir çöküntü
sonrasında tonozlu bir yapının ortaya çıkmasıdır. Bu saptamalarla kentsel
dönüşüm projeleri içinde, Kahramanmaraş için mihenk noktası olan şey,
onun Eski Çağ kalıntılarıdır. Kahramanmaraş, kentsel dönüşüm projelerini
kültürel olarak kendisi için bir avantaja çevirerek Arkeokent olmalıdır.
89
ÜRKMEZ; Eski Çağ'da Maraş ya da Marqašti Germanicia
.
Fotoğraf 8: Erken Cumhuriyet Dönemi'nde bir kazı sonucunda Maraş'ta ortaya
çıkan Roma/Bizans kalıntılarına ait fotoğraf (Belediye Arşivi).
Şekil 1: Neolitik Dönem'den Bizans Dönemi'ne Maraş Yerleşimleri ve Ticaret
Yolu (M.Ö. 7000-M.S. 1114), (Google Earth’ten değiştirilerek).
90
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
Şekil 2: Ceyhan Vadisi'nin güney kapısındaki MAMA (Karum)? Tunç Çağı.
(Google Earth’ten değiştirilerek).
Şekil 3: Maraş Kalesi ve kuzeyindeki Geç Hitit Kenti Marqâsti, Demir Çağı.
(Google Earth’ten değiştirilerek).
91
ÜRKMEZ; Eski Çağ'da Maraş ya da Marqašti Germanicia
.
Şekil 4: İÖ. 1200, (281-162) ve İS. 1114'te kentin yer değiştirmesi. (Google
Earth’ten değiştirilerek).
Şekil 5: M.Ö. 281 – M.S. 1114, Germanicia Kenti'nin Hellenistik ve Roma
kalıntılarının bu gün altında kaldığı mahalleler. En azından 300 Hektar. (Google
Earth’ten değiştirilerek).
92
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
KAYNAKLAR
Kitap ve Makaleler
Acara, Meryem (2010), "Bizans Dönemi'nde Maraş" Dağların Gazali
Maraş, ss. 213-232.
Akurgal, Ekrem (1997), Anadolu Kültür Tarihi, TÜBİTAK, Ankara.
Alparslan, Metin (2009), Hititolojiye Giriş, Türk Eskiçağ Bilimleri
Enstitüsü, İstanbul.
Alparslan-Yakar, Yaşar-Serdar (2009), Seyâhatnâme, Şehir Târihi ve
Coğrafya Kitaplarına Göre Maraş, Ukde Yayınları,
Kahramanmaraş.
Atalay, Besim (2008), Maraş Tarihi ve Coğrafyası, Ukde Yayınları,
Kahramanmaraş.
Balkan, Kemal (1957), Letter of King Anum-Hirbi of Mama to King
Warshama of Kaniş, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara.
Bryce, Trevor Robert (2005), The Kingdom of the Hitites, Oxford
University Press, Oxford.
Bryce, Trevor Robert (2012), The world of Neo Hittite Kingdoms, A
Political and Military History, Oxford University Press, New
York.
Canpolat, Salman (1948), Etiler Zamanında Maraş, İş Matbaası, Maraş.
Campbell, Stuart (2010), “Çanakları,Mühürleri, Ölüm Çukuru’yla
Domuztepe” Dağların Gazeli Maraş, ss. 113-124.
Çifçi-Greaves, Ali-Alan (2010), “Settlement Patterns in the Second and
First Millennia BC Elbistan Plain, ANATOLICA XXXVI, 89110.
Donbaz, Veysel (1998), "Inscribed Spear Heads and some Tablets at the
Gaziantep
Archaeological
Museum",
Altorientalische
Forschungen 25, ss. 173-185.
Eker, Fevziye (2013), "Kahramanmaraş'ın Tarihi Coğrafyasına Bir
Bakış", KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi, 10 (2) 2013, ss. 25-38.
Erek, Cevdet Merih (2008), “ 2007 yılı Direkli Mağarası Kazıları” 30.
Kazı Sonuçları Toplantısı Cilt.1, ss. 323-346.
Erek, Cevdet Merih (2010), “Kahramanmaraş Paleolitik Prehistoryası”
Dağların Gazeli Maraş, ss. 97-112.
Ersoy, Ayşe (2010), “Mozaiklerle Adım Adım Kayıp Kent
Germanikeia’ya…” Dagların Gazeli Maraş, 2010, ss. 185-212.
Ersoy, Ayşe (2011), “Kahramanmaraş, Merkez,Germanicia Antik Kenti
Mozaikli Alan2009-2010 Yılı Kurtarma Kazısı” 20. Müze
Çalışmaları ve Kurtarma Kazıları Sempozyumu, ss. 97-116.
93
ÜRKMEZ; Eski Çağ'da Maraş ya da Marqašti Germanicia
.
Foss, Clive (1991), "Germanikeia", The Oxford Dictionary of
Byzantium, Cilt 2, Oxford-New York, s.845.
Gökçek, L.Gürkan (2005), “Kahramanmaraş’ta Bulunmuş İki Yeni
Asurca Tablet”, Anadolu Arşivleri, ss. 47-58.
Gökhan-Kaya, İlyas-Selim (2008), İlk Çağdan Dulkadirlilere Kadar
Maraş, Ukde Yayınları, Kahramanmaraş.
Grayson, A. Kırk (1991), Assyrian Rulers of the Early First Millenium
B.C. I (1114-859 B.C.), University of Toronto, London.
Grayson, A. Kırk (2002), "Assyrian Rulers of the Early First Millenium
BC II (857-745 BC)", The Royal Inscriptions from
Mesopotamia vol. III., Toronto.
Hawkins, , John David (1982), "The Neo-Hittite States in Syria and
Anatolia", CAH vol. 3 (1), ss. 372-441.
Hawkins, John David (2000), Corpus of Hierogliphic Luwian
Inscriptions, İnscriptions of Iron Age, Volume 1, Berlin.
Honigmann, Ernest (1997), “Maraş” maddesi, MEB İslam Ansiklopedisi,
Cilt 7, ss. 312-315,
Eskişehir.
Kökten, İsmail Kılıç (1960), “Maraş Vilayetinde Tarihten Dip Tarihe
Gidiş” Türk Arkeoloji Dergisi Sayı: X-1, ss. 42-60.
Küçükdağlı, Seydihan (2012), “Kahramanmaraş Germanicia Mozaikleri,
JMR 5.
Luckenbil, Danial David (1968), Ancient Records of Assyria and
Babylonis I-II., New York.
Macqueenn, James G. (2009), Hititler ve Hitit Çağında Anadolu, Çev.
Esra Davutoğlu, Arkadaş Yayınları, Ankara.
Magie, David (1950), Roman Rule in Asia Minor I-II, Princeton.
Miller, Jared L.( 2001), "Anum-Hirbi and his Kingdom" Altorientalische
Forschungen, 28 (1), 65-101.
Mansel, Arif Müfit (1995), Ege ve Yunan Tarihi, Türk Tarih Kurumu,
Ankara.
Özgan, Ramazan (2013), Roma Portre Sanatı I, Ege Yayınları, İstanbul.
Ramsay, William M. (1960), Anadolu’nun Tarihi Coğrafyası, Çev.
Mihri Pektaş, İstanbul.
Sartre, Maurice (2007), The Middle East under Rome, Harvard
University Press.
Sever, Erol (1996), Asur Tarihi, Kaynak Yayınları, İstanbul.
Tekin, Oğuz (2010), “Pers İmparatorluğu’ndan Türk-İslam Egemenliğine
Kahramanmaraş’ta Tarih,Kültür ve Para” Dağların Gazeli
Maraş, ss. 157-183.
94
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
Tiryaki, S. Gökhan (2010), Erken Demirçağ Gurgum
(=Kahramanmaraş) Kabartmalı Mezar Taşları,
(yayınlanmamış doktora tezi) Antalya.
Umar, Bilge (1993), Türkiye’deki Tarihsel Adlar, İnkılap Kitabevi,
İstanbul.
Ünal, Ahmet (2003), Hititler Devrinde Anadolu II, Arkeoloji ve Sanat
Yayınları, İstanbul.
Vryonis, Speros Jr. (1971), The Decline of Medieval Hellenism in Asia
Minor and the Process of Islamization from the Eleventh
through the Fifteenth Century, California.
Wiesehöfer, Josef (2003), Antik Pers Tarihi, Çev. Mehmet Ali İnci,
Telos Yayıncılık, İstanbul.
Yıldırım, Nurgül (2010), “Anadolu’da Bulunan Yeni Asurca Belgeler”
Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tarih
Bölümü Tarih Araştırmaları Dergisi, Cilt.29, Sayı.48, ss. 119135.
Zoroğlu, Kamil Levent (2005), “Kahramanmaraş’ın İlk Çağdaki Yeri ve
Önemi” I. Kahramanmaraş Sempozyumu Bildirileri, Cilt. I ss.
303-307.
95
96
Öğretmenlik Uygulaması Dersinin Öğretmen Adaylarının Öz
Yeterlik ve Ders Anlatımlarına İlişkin Algılarına Etkisi
Mahmut SAĞIR
Yrd. Doç. Dr., Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi, Eğitim
Fakültesi, Eğitim Bilimleri Bölümü.
Kadir BİLEN
Yrd. Doç. Dr., Akdeniz Üniversitesi, Alanya Eğitim Fakültesi, İlköğretim
Bölümü
Orhan ERCAN
Yrd. Doç. Dr., Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi, Eğitim
Fakültesi, İlköğretim Bölümü.
Makale Gönderim Tarihi: 11.03.2014, Makale Kabul Tarihi:21.10.2014
Öz: Araştırmada, Öğretmenlik uygulaması dersinin öğretmen
adaylarının özyeterlik ve sınıfta ders anlatımlarına ilişkin algılarına
etkisinin irdelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu, KSÜ
İlköğretim Matematik Öğretmenliği ile Bilgisayar ve Öğretim
Teknolojileri Öğretmenliğinde öğrenim gören 70, aynı üniversitenin
Pedagojik Formasyon Eğitimi Sertifika Programında farklı branşlarda
öğrenim gören 100 olmak üzere toplam 170 öğretmen adayı
oluşturmaktadır. Araştırma tek grup ön test son test deneysel desen
şeklinde tasarlanmıştır. Araştırmada öğretmen adaylarının özyeterlik
algılarını belirlemek anacıyla Tschannen-Moran ve Woolfolk Hoy (2001)
tarafından geliştirilen (TSES-Öğretmen Özyeterlik Ölçeği) ile Görgün
(2004) tarafından geliştirilen “Öğretmen Adaylarının Sınıfta Ders
Anlatımıyla İlgili Görüş ve Düşünceleri” adlı veri toplama araçları
kullanılmıştır. Veri toplama araçları araştırmanın çalışma grubuna 2011–
2012 akademik yılının ikinci yarısının başında ve sonunda olmak üzere iki
kez uygulanmıştır. Araştırmada, Pedagojik Formasyon Eğitimi Sertifika
ve BÖTE programlarında öğrenim gören öğretmen adaylarının özyeterlik
ve ders anlatımı algılarına Öğretmenlik Uygulaması dersinin etkide
bulunmadığı, Matematik öğretmeni adaylarına ise olumlu yönde etki ettiği
sonucuna ulaşılmıştır.
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi, Ekim 2014, Cilt:11, Sayı:2, Sayfa:97-114
SAĞIR, BİLEN ve ERCAN; Öğretmenlik Uygulaması Dersinin...
Anahtar Kelimeler: Öğretmenlik
Adayları, Özyeterlik, Ders Anlatımı Algısı.
Uygulaması,
Öğretmen
Effect of Practice Teaching Courses On Teacher Candidates’
Perceptions Regarding Self Efficacy And Teaching Experiences
Abstract: The study aims to investigate the effects of Practice
Teaching Courses on teacher candidates’ beliefs related to self efficacy
and their perceptions on teaching in the classroom. Working group of the
study was composed of a total of 170 teacher candidates: 70 from KSU
Primary School Mathematics Teaching and Computer and Instructional
Technologies Teaching and 100 from KSU Teaching of Pedagogical
Formation Certificate Program. The study, designed in the relational
screening model, utilized Teachers’ Sense of Efficacy Scale (TSES)
developed by Tschannen-Moran and Woolfolk Hoy (2001) and Teacher
Candidates’ Views and Notions on Classroom Teaching developed by
Görgün (2004) as data collection tools which were implemented on the
working group twice; at the beginning and at the end of 2011-2012
academic year. Results show that Practice teaching Courses do not affect
self efficacy and teaching experience competences of teacher candidates
in Teaching of Pedagogical Certificate & CEIT programs however they
positively affect teacher candidates in the Mathematics Program.
Keywords: Teacher Candidates, Teaching Practice, Self Efficacy,
Teaching Practice Perception.
GİRİŞ
Öğretmenlerin yürüttükleri eğitim hizmetlerinin niteliğini
belirleyen pek çok değişkenin varlığından söz edilebilir. Bu
değişkenlerden birinin de öğretmenlerin hizmet öncesinde aldıkları eğitim
olduğu kabul edilmektedir. Öğretmen adaylarının hizmet öncesinde
aldıkları Öğretmenlik Uygulaması dersinin öğretmen adaylarına sahip
oldukları kuramsal bilgileri uygulamaya koyma fırsatı sunması nedeniyle
öğretmenlik becerilerinin gelişmesinde önemli bir yere sahip olduğu
düşünülmektedir.
Öğretmen adaylarının öğretme sürecindeki görev ve
sorumlulukları üzerine yapılan araştırma sonuçları (Ashton, Webb ve
Doda, 1983; Anderson, Greene ve Loewen, 1988; Zimmerman, 1995;
Milner, 2002) öğretmenlerin öğretme ve sınıftaki düzeni sağlama
98
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
konusunda davranışlarını etkileyen bazı inanç ve yeterliklerin var
olduğunu ortaya koymuştur. Bu inançların birisi de öğretmenlerin
özyeterlik inançlarıdır. Yine aynı araştırmalarda öğretmen yeterliği
kavramı, öğrenci motivasyonu ve başarısı ile öğretmenlerin sınıf yönetimi
yaklaşımları gibi değişkenlerle ilişkili olduğu ortaya konmuştur. Bu
nedenle öğretmen yeterliğinin, öğretmen davranışlarının en önemli
belirleyicilerinden birisi olduğu söylenebilir.
Her öğrencinin kuşkusuz bireysel farklılıkları söz konusudur. Bu
farklılıklar doğuştan veya sonradan ortaya çıkan bazı yetersizlikler olarak
ta ortaya çıkabilir ve bu yetersizliği olan öğrenciler öğrenme zorluğu
yaşayabilirler. Milner (2002) öğretmenlerin öğrencilerin öğrenme
zorlukları çektikleri durumlar da bile, onlara bir şeyler öğretmek için daha
fazla çaba gösterdiklerini belirterek bunun en büyük sebebinin de,
öğretmenlerin kendilerine ve öğrencilerine olan büyük inançları olduğunu
vurgulamaktadır.
Öğretmenlerin sahip oldukları inançların yanı sıra yine sahip
oldukları bir takım yeterliklerin de mesleki performanslarını etkilemesi
beklenir. Balcı (2005) yeterlik kavramını, bir rolü oynayabilmek için
gerekli bilgi, beceri ve tutumlara sahip olma derecesi olarak
tanımlamaktadır. Eğitim işgöreni olarak öğretmenlerin eğitim hizmetini
etkili bir şekilde sunmaları kuşkusuz onların bir takım yeterliklere sahip
olarak yetiştirilmelerini zorunlu kılmaktadır. Günümüzde öğretmenlerin
rollerini etkili bir şekilde oynayabilmeleri için alan bilgisi, asgari düzeyde
genel kültür ve öğretmenlik meslek bilgisi alanlarında yeterlik sahibi
olmaları beklenmektedir.
Özyeterlik kavramı ise sosyal öğrenme kuramının öncülerinden
Bandura (1986: 391) tarafından,
“kişilerin bir performansı
gerçekleştirebilmek için gerekli olan eylemleri yerine getirebilme ve bu
eylemleri organize edebilme kapasiteleri hakkında kendilerine ilişkin
algıları” şeklinde tanımlanmaktadır. Kinzie, Delcourt ve Powers (1993)
ise özyeterliği, istenilen davranışı gerçekleştirmek için gerekli olan
yeteneğine ilişkin özgüven, verilen görevde gösterilen devamlılık ve
harcanan çaba olarak görmektedir. Sosyal öğrenme kuramının en önemli
ilkelerinden biri insanların kendileri hakkında düşünme, yargıda bulunma
ve kendilerini yansıtma kapasitesine sahip olmalarıdır (Senemoğlu, 2004:
225).
Öğretmenlerin özyeterliği kavramını ise Tschannen-Moran ve
Woolfolk-Hoy
(2001),
öğrencilerde
istenilen
öğrenmeleri
gerçekleştirebilmesi için kapasitesi ve yeteneğine ilişkin öğretmenin
inancı şeklinde tanımlamaktadır. Bu nedenle bir eğitim işgöreninin çeşitli
99
SAĞIR, BİLEN ve ERCAN; Öğretmenlik Uygulaması Dersinin...
yeterliklere sahip olmasının bir anlam ifade etmesi bir başka deyişle sahip
olduğu yeterliklerin yürüttüğü eğitim hizmetlerinin niteliğine yansıması
için kendisinde var olan yeteneklerin farkında olması ve bu yönde bir
inanç taşıması gerektiği söylenebilir. Yüksek bir özyeterlik duygusuna
sahip olan öğretmenler, öğrencilerine bir şeyler öğretmek için bir isteklilik
hali sergiler (Milner, 2002).
Ashton (1990); öğretmen yetiştirme programlarının öğretmenlerin
mesleğe ilişkin inançlarını tanımlamak ve bu inançların davranışa nasıl
dönüşeceği konusunda öğretmen adaylarına destek olmak amacıyla
özyeterlik araçlarının kullanılabileceğini belirtmiştir. Bu nedenle
öğretmen yetiştirme programlarının öğretmenlerin mesleki yeterliklerinin
artırılmasında sahip olmaları gereken mesleki inançları vermelidir.
Ashton, Webb ve Doda (1983), öğretmenlerin öğrencilerin
öğrenmeleri üzerindeki etkisi hakkında yaptığı bir araştırmada,
öğretmenlerin yeterlik inançları ile öğrenci-öğretmen etkileşimi, öğrenci
ders başarısı arasında güçlü ve olumlu yönde ilişkiler bulunduğu sonucuna
ulaşmıştır. Aynı şekilde Klausmeier ve Alen’da (1978), öğretmenin
özyeterliklerinin öğretimin niteliğini, kullanılan yöntem ve teknikleri,
öğrencinin öğrenmeye katılımını ve öğrencilerin öğretilenleri anlaması
sonucunda öğrencilerin başarı durumlarında bir farklılaşmaya yol açtığını
belirmektedir. Zimmerman (1995) ise bu farklılaşmayı öz yeterlik algısı
yüksek öğrencilerin derslerde daha çok çaba harcadığını, başarıya
ulaşmak için daha ısrarcı ve daha başarılı oldukları şeklinde ifade
etmektedir. Benzer şekilde Anderson, Greene ve Loewen (1988),
öğretmenlerde yüksek özyeterlik algısının öğrencilerin dil ve sosyal
derslerdeki başarılarına olumlu katkılar sağladığını belirtmiştir. Gerek
öğrencilerin gerekse öğretmenlerin yüksek özyeterlik algılarının
özgüvenlerinin artmasına yol açtığı ve bunun sonucunda akademik
başarılarının yükselmesine neden olduğu düşünülmektedir.
Öğretmenlerin ve öğretmen adaylarının özyeterlik inançlarının
şekillenmesinde yaşamış oldukları eğitim sürecinin ve bu süreçte aldıkları
derslerin önemli katkısı olduğu ileri sürülebilir. Bu derslerden birinin de
öğretmen adaylarının öğretmenlik rollerininin pratiğe yansımasına yol
açan Öğretmenlik Uygulaması dersi olduğu söylenebilir. Öğretmen
adayları bir dönem boyunca 2 saati teorik 6 saati uygulama olmak üzere
haftada 8 saat Öğretmenlik Uygulaması dersi almaktadırlar. Öğretmenlik
Uygulaması dersi ile öğretmen adayları öğretmenlik uygulamalarının
okullarda pratiğe dönüştürülmesinin yanı sıra mesleğe ilişkin özyeterlik
inançlarının gelişimine ve sınıfta ders anlatmalarına ilişkin algılarına nasıl
katkı yaptığının belirlenmesi önemlidir. Bu nedenle bu araştırmanın
100
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
amacıyla, Öğretmenlik Uygulaması dersinin öğretmen adaylarının
özyeterlik inançlarına ve sınıfta ders anlatmaya ilişkin algılarına etkisi
araştırılmıştır. Araştırmanın alt problem cümleleri şu şekilde
oluşturulmuştur:
1. Öğretmen adaylarının özyeterlik inançları ile öğrenim gördükleri
alan arasında öntest puanlarına göre anlamlı fark var mıdır?
2. Öğretmen adaylarının özyeterlik inançları ile öğrenim gördükleri
alan arasında sontest puanlarına göre anlamlı fark var mıdır?
3. Öğretmen adaylarının öğrenim gördükleri alanlara göre öntest ve
sontest özyeterlik inanç puanları arasında anlamlı fark var mıdır?
4. Öğretmen adaylarının ders anlatımına ilişkin algıları ile öğrenim
gördükleri alan arasında öntest puanlarına göre anlamlı fark var
mıdır?
5. Öğretmen adaylarının ders anlatımına ilişkin algıları ile öğrenim
gördükleri alan arasında sontest puanlarına göre anlamlı fark var
mıdır?
6. Öğretmen adaylarının öntest-sontest ders anlatımına ilişkin algı
puanları arasında anlamlı fark var mıdır?
YÖNTEM
Bu çalışmanın amacı, Öğretmenlik Uygulaması dersinin öğretmen
adaylarının özyeterlik ve sınıfta ders anlatmaya ilişkin algılarına etkisini
belirlemektir. Bu amaçla araştırmanın yöntemi, nicel araştırma
yöntemlerinden tek grup ön test son test deneysel desen şeklinde
tasarlanmıştır. Bu tür araştırmalarda işlemin etkisi tek bir grup üzerinden
yapılan çalışmalarla test edilir (Büyüköztürk, Çakmak, Akgün, Karadeniz,
Demirel, 2013: 201).
Çalışma Grubu
Araştırma Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi (KSÜ)
Eğitim Fakültesi’nde Öğretmenlik Uygulaması dersi alan tüm gruplar
üzerinde yapılmıştır. Bu amaçla veri toplama aracı Bilgisayar ve Öğretim
Teknolojileri Öğretmenliğinde (BÖTE) öğrenim gören 35; İlköğretim
Matematik Öğretmenliğinde (İMÖ) öğrenim gören 35 ve Pedagojik
Formasyon Eğitimi Sertifika Programında (PFSP) öğrenim gören 200
öğretmen adayına uygulanmıştır. Araştırmanın çalışma grubunda yer alan
öğretmen adaylarına uygulanan veri toplama araçlarından BÖTE
101
SAĞIR, BİLEN ve ERCAN; Öğretmenlik Uygulaması Dersinin...
bölümünden 35, İMÖ’den 35 ve PFSP’den dönen 100’ü olmak üzere
toplam 170’i değerlendirmeye alınmıştır.
Veri Toplama Araçları
Araştırmada öğretmen adaylarının özyeterlik algılarını belirlemek
için Tschannen-Moran ve Woolfolk Hoy (2001) tarafından geliştirilen
“Teachers’ Sense of Efficacy Scale” (TSES-Öğretmen Özyeterlik
Ölçeği)’nin uzun formu kullanılmıştır. Bu form üç alt boyut ve toplam 24
sorudan oluşmaktadır. Alt boyutlar, öğrenci katılımından yeterlik,
öğretimsel stratejilerde yeterlik ve sınıf yönetiminde yeterliktir. Öğretmen
özyeterlik ölçeğinin (TSES) Türkçe’ye uyarlaması Çapa, Çakıroğlu ve
Sarıkaya (2005) tarafından yapılmıştır. Araştırmacılar, 628 Türk öğretmen
adayı üzerinde yaptıkları çalışma sonunda, ölçeğin tümüne ilişkin
Croanbach alfa güvenirlik değerini 0,93 bulmuşlardır. Bu araştırmada ise
Croanbach alfa güvenirlik değeri 0,89 olarak belirlenmiştir.
Araştırmada veri toplamak amacıyla kullanılan diğer ölçek
“Öğretmen Adaylarının Sınıfta Ders Anlatımına İlişkin Algıları”
ölçeğidir. Görgen (2003) bu ölçeği, Külahçı’nın (1994) “Mikro Öğretimde
Fırat Üniversitesi Teknik Eğitim Fakültesi Deneyimi II. Değerlendirme”
adlı çalışmasından yararlanarak geliştirmiştir. Bu araştırmada ölçeğin
Croanbach alfa güvenirlik değeri 0,93 olarak belirlenmiştir.
Veri toplama araçları araştırmanın çalışma gurubuna 2011-2012
akademik yılının ikinci yarısının başında ve sonunda olmak üzere iki kez
uygulanmıştır.
BULGULAR ve YORUMLAR
Bu bölümde, öğretmen adaylarının öğretmen özyeterlik inançları
ve ders anlatımına ilişkin algılarına yönelik bulgulara yer verilmiştir.
102
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
Öğretmen Adaylarının Öğretmen Özyeterlik İnançlarına İlişkin
Bulgular:
Öğretmen adaylarının öğrenim gördükleri alanlara göre özyeterlik
inançlarına ilişkin öntest sonuçları üç boyut altında analiz edilmiştir. Elde
edilen bulgular Tablo 1’de verilmiştir.
Tablo 1. Öğrenim Gördükleri Alanlara Göre Öntest Öğretmen Özyeterlik
İnanç Puanlarına İlişkin Tek Yönlü ANOVA Analizi
Boyut
Öğrenci
Katılımını
Sağlama
Öğretim
Stratejileri
Sınıf
Yönetimi
Bölüm
PFSP
BOTE
Matematik
Toplam
PFSP
BOTE
Matematik
Toplam
PFSP
BOTE
Matematik
Toplam
N
100
35
35
170
100
35
35
170
100
35
35
170
31,26
30,66
28,31
30,53
31,63
30,71
29,31
30,96
31,22
31,43
29,31
30,87
Ss
4,39
3,56
2,49
4,05
4,36
2,88
3,30
3,98
4,47
4,20
3,31
4,25
F
P
Fark
7,39
0,001
1-3
2-3
4,67
0,011
1-3
3,05
0,050
-
Tablo 1’de görüldüğü gibi öğretmen adaylarının “Öğrenci
Katılımını Sağlama” boyutuna verdikleri cevapların öntest puanları
arasında farklılık olduğu anlaşılmaktadır [F(2,167)=7,39; p<0,05]. Bu farkın
hangi gruplar arasında olduğuna karar vermek için Bonferonni analizine
bakılmış 1-3 ile 2-3 grupları arasında anlamlı bir farklılık olduğu
görülmüştür. “Öğrenci Katılımını Sağlama” boyutunda PFSP ve BÖTE
öğrencilerinin öntest özyeterlik inançlarının İMÖ öğrencilerinin özyeterlik
inançlarına oranla daha yüksek olduğu görülmektedir.
Öğretmen adaylarının “Öğretim Stratejileri” boyutuna ilişkin görüşleri
incelendiğinde 1 ve 3. gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir
farklılık [F(2,167)=4,67; p<0,05] olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda öntest
puanlarına göre “Öğretim Stratejileri” boyutuna ilişkin PFSP
öğrencilerinin özyeterlik inançlarının İMÖ öğrencilerinin özyeterlik
inançlarından daha yüksek olduğu görülmektedir.
103
SAĞIR, BİLEN ve ERCAN; Öğretmenlik Uygulaması Dersinin...
PFSP, BÖTE ve İMÖ’de öğrenim gören öğretmen adaylarının
“Sınıf Yönetimi” boyutuna ilişkin öntest toplam görüş puanları
incelendiğinde ise her üç grubun özyeterlik inançları arasında istatistiksel
olarak anlamlı bir fark [F(2,167)=3,05; p>0,05]olmadığı belirlenmiştir. Buna
göre, sınıf yönetim becerilerinin öğretmen adaylarının branşlarına göre
farklılaşmadığı ve branş değişkeninin sınıf yönetim becerisine ilişkin
özyeterlik inançlarına etki etmediği söylenebilir.
Öğretmen adaylarının öğrenim gördükleri alanlara göre öz
yeterlik inançları sontest puanlarına ilişkin elde edilen bulgular Tablo 2’de
gösterilmiştir.
Tablo 2. Öğrenim Gördükleri Alanlara Göre Sontest Öğretmen Özyeterlik
İnanç Puanlarına İlişkin Tek Yönlü ANOVA Analizi
Boyut
Öğrenci
Katılımını
Sağlama
Öğretim
Stratejileri
Sınıf
Yönetimi
Bölüm
N
PFSP
BÖTE
Matematik
Toplam
PFSP
BOTE
Matematik
Toplam
PFSP
BÖTE
Matematik
Toplam
100
35
35
170
100
35
35
170
100
35
35
100
Ss
30,17
31,57
32,40
30,92
31,09
32,37
33,03
31,75
31,14
32,31
32,14
31,59
3,87
3,27
1,97
3,55
3,58
4,00
2,38
3,54
3,89
3,63
3,39
3,76
F
P
Far
k
6,23
0,002
1-3
4,76
0,010
1-3
1,76
0,175
-
Tablo 2’de görüldüğü gibi öğretmen adaylarının “Öğrenci
Katılımını Sağlama” boyutuna verdikleri cevapların sontest puanları
arasında farklılık olduğu anlaşılmaktadır [F(2,167)=6,23; p<0,05]. Bu farkın
hangi gruplar arasında olduğuna karar vermek için Bonferonni analizine
bakılmış ve 1-3. gruplar arasında anlamlı bir farklılık olduğu görülmüştür.
Bu duruma göre
“öğrenci katılımını sağlama” boyutunda İMÖ
öğrencilerinin öz yeterlik inançları PFSP öğrencilerinin özyeterlik
inançlarından daha yüksek olduğu görülmektedir.
Öğretmen adaylarının “Öğretim Stratejileri” boyutuna ilişkin
sontest puanları incelendiğinde yine 1 ve 3. gruplar arasında istatistiksel
olarak anlamlı fark [F(2,167)=4,76; p<0,05] olduğu görülmüştür. Yapılan
Bonferonni analizi sonucunda bu farkın PFSP öğrencileri ile İMÖ
104
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
öğrencilerinin özyeterlik inançları arasında olduğu anlaşılmıştır. Buna
göre İMÖ öğrencilerinin sontest özyeterlik inançlarının PFSP
öğrencilerinin özyeterlik inançlarından daha yüksek olduğu söylenebilir.
Öğretmen adaylarının “Sınıf Yönetimi” boyutuna ilişkin sontest
puanları incelendiğinde ise gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı
fark [F(2,167)=1,76; p>0,05] olmadığı belirlenmiştir. “Sınıf Yönetimi”
boyutuna ilişkin PFSP, BÖTE ve İMÖ öğrencilerinin sontest özyeterlik
inançları arasında anlamlı fark yoktur.
Araştırmada öğretmen adaylarının öğrenim gördükleri alanlara
göre öz yeterlik inançlarına ilişkin öntest ve sontest puanları aynı grup
içinde ayrı ayrı analiz edilmek istenmiş; bu amaçla verilere eşleştirilmiş
örneklem t testi uygulanmıştır. Elde edilen bulgular Tablo 3’de
sunulmuştur.
Tablo 3. PFSP Öğretmen Adaylarının Öntest Sontest Puanlarına Göre
Özyeterlik İnançları
Grup
PFSP
BÖTE
İMÖ
Boyut
N
Öğrenci Katılımını Öntest
Sağlama
Sontest
Öntest
Öğretim Stratejileri
Sontest
Öntest
Sınıf Yönetimi
Sontest
Öğrenci Katılımını Öntest
Sağlama
Sontest
Öntest
Öğretim Stratejileri
Sontest
Öntest
Sınıf Yönetimi
Sontest
Öğrenci Katılımını Öntest
Sağlama
Sontest
Öntest
Öğretim Stratejileri
Sontest
Öntest
Sınıf Yönetimi
Sontest
100
100
100
100
100
100
35
35
35
35
35
35
35
35
35
35
35
35
ss
31,26
30,17
31,63
31,09
31,22
31,14
30,66
31,57
30,71
32,37
31,43
32,31
28,31
32,40
29,31
33,03
29,31
32,14
4,39
3,87
4,36
3,58
4,47
3,89
3,56
3,27
2,88
4,00
4,20
3,63
2,49
1,97
3,30
2,38
3,31
3,39
sd
t
P
99 1,92
0,057
99 1,04
0,299
99 0,14
0,888
34 1,10
0,280
34 1,83
0,076
34 ,99
0,330
34 7,94
0,000
34 4,71
0,000
34 3,12
0,004
Tablo 3 incelendiğinde PFSP öğrencilerinin öğretmenlik
özyeterlik inançlarına ilişkin görüş öntest ve sontest puanları arasında tüm
boyutlarda anlamlı fark olmadığı tespit edilmiştir. Bu bulgulara göre
105
SAĞIR, BİLEN ve ERCAN; Öğretmenlik Uygulaması Dersinin...
aldıkları Öğretmenlik Uygulaması dersinin PFSP öğrencilerinin özyeterlik
inançlarında değişiklik oluşturmadığı görülmektedir.
Tablo 3 incelendiğinde BÖTE bölümünde öğrenim gören
öğretmen adaylarının öğretmenlik özyeterlik inançlarına ilişkin öntest
sontest görüş puanları arasında tüm boyutlarda anlamlı bir farklılık
olmadığı belirlenmiştir. Başka bir ifadeyle BÖTE öğrencilerinin almış
oldukları Öğretmenlik Uygulaması dersinin özyeterlik algılarını
değiştirmediği söylenebilir.
Tablo 3 incelendiğinde İMÖ bölümü öğretmen adaylarının
öğretmen özyeterlik inançlarına ilişkin öntest ve sontest puanları arasında
tüm boyutlarda anlamlı fark olduğu tespit edilmiştir [Boyut (1) t(34)=7,94; p
< 0,05; Boyut(2) t(34) = 4,71; p < 0,05; Boyut(3) t(34) = 3,12; p < 0,05]. Bu
duruma göre, İMÖ bölümünde öğrenim gören öğretmen adaylarının
özyeterlik inançlarına ilişkin veri toplama aracında yer alan “Öğrenci
Katılımını Sağlama”, “Öğretim Stratejileri” ve “Sınıf Yönetimi”
boyutlarında sontest puanları daha yüksek olduğu görüldüğünden
Öğretmenlik Uygulaması dersinin özyeterlik inançlarında yükselmeye yol
açtığı söylenebilir.
Öğretmen Adaylarının Ders Anlatım Algılarına İlişkin Bulgular:
Öğretmen adaylarının öğrenim gördükleri alanlara göre ders
anlatım algılarına ilişkin öntest puanlarından elde edilen bulgular Tablo
4’te sunulmuştur.
Tablo 4. Öğretmen Adaylarının Öğrenim Gördükleri Alanlara Göre
Öntest Ders Anlatımı Algılarına İlişkin Tek Yönlü ANOVA Analizi
Bölüm
N
PFSP
BÖTE
Matematik
Toplam
100
35
35
170
64,76
67,09
73,66
67,07
ss
F
p
Far
k
17,53
13,15
11,33
15,90
4,21
0,016
1-3
Tablo 4 incelendiğinde öğretmen adaylarının ders anlatım algıları
öntest sonuçları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık
[F(2,167)=4,21; p<0,05) olduğu tespit edilmiştir. Bu farkın hangi gruplar
arasında olduğuna karar vermek için Bonferonni analizi yapılmış; 1 ve 3.
gruplar arasında 3. grup lehine olduğu belirlenmiştir. Yani öntest
106
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
sonuçlarına göre İMÖ öğrencilerinin ders anlatımına ilişkin algılarının
PFSP öğrencilerinin algılarından daha yüksektir.
Öğretmen adaylarının öğrenim gördükleri alanlara göre ders
anlatım algılarına ilişkin sontest puanlarından elde edilen bulgular Tablo
5’te sunulmuştur.
Tablo 5. Öğretmen Adaylarının Öğrenim Gördükleri Alanlara Göre
Sontest Ders Anlatımı Algılarına İlişkin tek yönlü ANOVA Analizi
Bölüm
PFSP
BÖTE
Matematik
Toplam
N
100
35
35
170
69,38
64,46
64,06
67,27
ss
20,61
14,42
11,07
17,94
F
p
Fark
1,70
0,186
-
Tablo 5 incelendiğinde öğretmen adaylarının ders anlatım algıları
sontest sonuçları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark [F(2,167)=1,70;
p>0,05) olmadığı tespit edilmiştir. Bu duruma göre her üç programda yer
alan öğrencilerin aldıkları Öğretmenlik Uygulaması dersinin ders anlatımı
algılarına etki etmediği söylenebilir.
Araştırmada öğretmen adaylarının ders anlatımı algılarına ilişkin
öntest ve sontest puanları aynı grup içinde ayrı ayrı analiz edilmek
istenmiş; bu amaçla verilere eşleştirilmiş örneklem t testi uygulanmıştır.
Elde edilen bulgular Tablo 6’da sunulmuştur.
Tablo 6. Öğretmen Adaylarının Öntest-Sontest Ders Anlatım Algıları
Bölüm
N
Ss
sd
t
p
Öntest 100 64,76 17,53
99 1,74 0,084
Sontest 100 69,38 20,61
Öntest
35 67,09 13,15
BÖTE
34 0,72 0,475
Sontest 35 64,46 14,42
Öntest
35 64,06 11,07
Matematik
34 3,75 0,001
Sontest 35 73,66 11,33
PFSP
107
SAĞIR, BİLEN ve ERCAN; Öğretmenlik Uygulaması Dersinin...
Tablo 6’da görüldüğü gibi PFSP ile BÖTE bölümünde öğrenim
gören öğretmen adaylarının sınıfta ders anlatım algılarına ilişkin öntestsontest puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olmadığı
belirlenmiştir. İMÖ öğretmen adaylarının ise öntest ve sontest puanları
arasında anlamlı fark olduğu (t(34) = 3,75; p < 0,05) tespit edilmiştir. Buna
göre PFSP ve BÖTE bölümü öğretmen adaylarının öntest ve sontest
puanları arasında ders anlatımına ilişkin algıları arasında fark yokken,
İMÖ öğrencilerinin öntest ve sontest puanları arasında anlamlı fark vardır.
İMÖ öğrencilerinin ders anlatımı algılarına ilişkin sontest puanları öntest
puanlarından daha yüksektir. İMÖ öğrencilerinin aldığı Öğretmenlik
Uygulaması dersinin öğrencilerin algılarını olumlu yönde etkilediği
söylenebilir.
SONUÇ VE ÖNERİLER
Ülkemiz öğretmen yetiştirme sisteminde öğretmenlerin alan
bilgisi, öğretmenlik meslek bilgisi ve genel kültür alanlarında yeterli
olmaları beklenmektedir. Bununla birlikte öğretmenlerin sahip oldukları
özyeterlik inançları ile ders anlatımlarına ilişkin algıları da mesleki
yeterliklerine katkı sağladığı yapılan çalışmalarla ortaya konulmuştur
(Ashton, Webb ve Doda, 1983; Milner, 2002; Zimmerman, 1995). Bu
araştırmada da, Öğretmenlik Uygulaması dersinin İMB öğretmen
adaylarının öğretmenlik özyeterlik inançları ile ders anlatımına algılarına
etkisi olumlu yönde etki yaptığı sonucuna varılmıştır.
Araştırma bulguları doğrultusunda öğretmen adaylarının öntest
sonuçlarına göre öğretmen özyeterlik inançlarına ilişkin veri toplama
aracında yer alan “Öğrenci Katılımını Sağlama” boyutunda PFSP ve
BÖTE bölümü öğrencilerinin öz yeterlik inançları, İMÖ bölümü
öğrencilerinin özyeterlik inançlarına oranla daha yüksek olduğu sonucuna
varılmıştır. Bu durumun,
Matematik ders konularının, Bilişim
Teknolojileri ve diğer derslerin konularına göre daha soyut nitelikte
olması nedeniyle öğretmen adaylarının öğrencilerin dikkatini derse
çekmekte zorlanmalarından kaynaklandığı düşünülmektedir.
Bununla birlikte, yine öntest sonuçlarına göre veri toplama
aracında yer alan öğretmenlik özyeterlik inancı boyutlarından Öğretim
Stratejilerine ilişkin PFSP öğrencilerinin özyeterlik inançları ile İMÖ
bölümü öğrencilerinin özyeterlik inançları arasında anlamlı fark vardır.
Öğretim Stratejileri boyutuna ilişkin PFSP öğrencilerinin özyeterlik
inançları İMÖ bölümü öğrencilerinin özyeterlik inançlarından daha
yüksektir. Bu duruma göre İMÖ bölümü öğrencilerinin sınıf içi eğitim
108
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
etkinliklerinde öğretim stratejilerinde PFSP öğrencilerine göre daha az
çeşitliliğe gittikleri söylenebilir. İMÖ öğrencilerinin matematik dersinde
ağırlıklı olarak geleneksel stratejilere yer vermesi, teknoloji
kullanımlarının sınırlı olması, dersin konularının somutlaştırılmasında
zorlanmasından kaynaklandığı söylenebilir.
Ancak öntest sonuçlarına göre veri toplama aracındaki Sınıf
Yönetimi boyutuna ilişkin PFSP, BÖTE ve İMÖ bölümü öğrencilerinin
özyeterlik inançları arasında anlamlı bir fark bulunmamaktadır. Sınıf
yönetim becerilerinin öğretmenlerin branşlarına göre farklılaşmadığı ve
branş değişkeninin sınıf yönetim becerisine ilişkin özyeterlik inançlarına
etki etmediği sonucuna varılabilir.
Öğretmen adaylarının sontest puanlarına göre özyeterlik
inançlarına ilişkin veri toplama aracında yer alan Öğrenci Katılımını
Sağlama boyutunda İMÖ bölümü öğrencilerinin öz yeterlik inançları
PFSP öğrencilerinin algılarından daha yüksek olduğu sonucuna
varılmıştır. Bu duruma göre, İMÖ öğrencilerinin aldıkları Öğretmenlik
Uygulaması dersinin “Öğrenci Katılımı Sağlama” özyeterlik inançlarına
katkı sağladığı söylenebilir.
Veri toplama aracında yer alan öğretmen özyeterlik inancı
alanlarından Öğretim Stratejileri boyutuna ilişkin sontest sonuçlarına göre
PFSP öğrencilerinin özyeterlik inançları ile İMÖ öğrencilerinin özyeterlik
inançları arasında anlamlı fark vardır. “Öğretim Stratejileri” boyutuna
ilişkin İMÖ öğrencilerinin özyeterlik inançları PFSP öğrencilerinin
özyeterlik inançlarından daha yüksektir.
Son test sonuçlarına göre veri toplama aracındaki Sınıf Yönetimi
boyutuna ilişkin PFSP, BÖTE ve İMÖ bölümü öğrencilerinin özyeterlik
inançları arasında anlamlı bir fark bulunmamaktadır. Bu durum her üç
programda yer alan öğrencilerin sınıf yönetimine ilişkin özyeterlik
inançları arasında fark olmadığı ve sontest sonucunda özyeterlik
inançlarının benzerlik gösterdiği şeklinde yorumlanabilir.
PFSP ve BÖTE bölümünde öğrenim gören öğretmen adaylarının
öntest ve sontest sonuçları arasında özyeterlik inançlarına ilişkin veri
toplama aracında yer alan Öğrenci Katılımını Sağlama, Öğretim
Stratejileri ve Sınıf Yönetimi boyutlarında anlamlı fark yoktur. İMÖ
bölümünde öğrenim gören öğretmen adaylarının öntest ve sontest
sonuçları arasında özyeterlik inançlarına ilişkin veri toplama aracında yer
alan her üç boyutta da anlamlı fark ortaya çıkmıştır. İMÖ öğrencilerinin
özyeterlik inançları veri toplama aracındaki tüm boyutlarda sontest
puanları öntest puanlarından daha yüksektir. Bu bulgulara göre PFSP ve
BÖTE bölümünde öğrenim gören öğrencilerin aldıkları Öğretmenlik
109
SAĞIR, BİLEN ve ERCAN; Öğretmenlik Uygulaması Dersinin...
Uygulaması dersi öğretmen özyeterlik inançlarında bir farklılık
oluşturmazken, İMÖ öğrencilerinin özyeterlik inançlarını artırmıştır.
Çakır, Kan ve Sünbül (2006) tarafından tezsiz yüksek lisans ve
öğretmenlik meslek bilgisi programlarımı öğrencilerin öğretmenlik
mesleğine ilişkin tutum ve öz yeterlik algıları açısından karşılaştırılması
amaçlandığı araştırmada tezsiz yüksek lisans programından mezun olan
kız ve erkek öğrencilerin öğretmenlik mesleğine yönelik tutum puanları
ortalamaları, öğretmenlik meslek bilgisi programından mezun olan kız ve
erkek öğrencilerin tutum puanları ortalamalarından daha yüksek
bulunmuştur. Aynı araştırmada öğretmenlik meslek bilgisi programına
katılan kız öğrencilerle, tezsiz yüksek lisans programına katılan kız
öğrencilerin özyeterlik algıları arasında anlamlı bir farklılık
gözlenmezken, program değişikliği erkek öğrencilerin özyeterlik
algılarında farklılık ortaya çıkmıştır. Çarpi ve Çelikkaleli (2008)
tarafından yapılan öğretmenlerin özyeterliği hakkındaki araştırmada,
öğretmen adaylarının yeterlik inançları üzerinde, cinsiyet, program ve
fakülte değişkenlerinin anlamlı bir etkisinin bulunduğu görülmüştür.
Araştırmada öğretmen adaylarının sınıfta ders anlatımı algılarına
ilişkin öntest puanlarına göre anlamlı fark ortaya çıkmıştır. Bu fark İMÖ
öğrencilerinin sınıfta ders anlatımına ilişkin algılarının PFSP
öğrencilerinin algılarından daha yüksek olduğunu ortaya koymaktadır.
Araştırmanın çalışma grubunu oluşturan PFSP, BÖTE ve İMÖ
öğrencilerinin sınıfta ders anlatımı algılarına ilişkin sontest puanları
arasında anlamlı bir fark yoktur. Bu duruma göre her üç programda yer
alan öğrencilerin aldıkları Öğretmenlik Uygulaması dersinin ders anlatım
yeterliklerini eşitlediği düşünülmektedir.
PFSP ve BÖTE bölümü öğretmen adaylarının öntest ve sontest
puanları arasında ders anlatımı algılarına ilişkin fark yokken, İMÖ
öğrencilerinin öntest ve sontest puanları arasında anlamlı fark ortaya
çıkmıştır. İMÖ öğrencilerinin ders anlatımı algılarına ilişkin sontest
puanları öntest puanlarından daha yüksektir. Aldıkları Öğretmenlik
Uygulaması dersinin PFSP ve BÖTE bölümü örgencilerinin ders
anlatmalarına ilişkin algılarının değişmesine yol açmazken,
İMÖ
öğrencilerinin ders anlatmalarına ilişkin algılarını artırmıştır. Bu duruma
göre İMÖ öğrencilerinin aldığı Öğretmenlik Uygulaması dersinin
öğrencilerin algılarını olumlu yönde etkilediği sonucuna varılabilir.
Altunçekiç, Yaman ve Koray (2005) tarafından “Öğretmen
Adaylarının Özyeterlik İnanç Düzeyleri ve Problem Çözme Becerileri”,
Kahyaoğlu ve Yaygın (2007) tarafından
“İlköğretim Öğretmen
Adaylarının Mesleki Özyeterliklerine İlişkin Görüşleri” ve Güvenç (2011)
110
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
tarafından “Öğretmenlerim Mesleki Özyeterlik Algıları” hakkında yapılan
araştırmalarda Fen Bilgisi öğretmen adaylarının, fen öğretimi konusunda
kendilerini diğer anabilim dallarında eğitim gören öğretmen adaylarına
göre daha yeterli gördükleri sonucuna varılmıştır.
Seferoğlu ve Akbıyık (2005) ilköğretim öğretmenlerinin
bilgisayar özyeterliklerine ilişkin, Akbaş ve Çelikkaleli (2006) sınıf
öğretmeni adaylarının fen öğretimine ilişkin, Üstüner vd. (2009)
ortaöğretim öğretmenlerinin özyeterliklerine ilişkin, Ülper ve Bağcı’nın
(2012) Türkçe öğretmeni adaylarının öğretmenlik mesleğine dönük öz
yeterlik algılarına ilişkin yaptıkları araştırmalarda; öğretmen ve öğretmen
adaylarının branş, mesleki kıdem, cinsiyet gibi değişkenlere göre
özyeterlik algılarında fark ortaya çıkmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Akdağ
ve Walter (2005) tarafından yapılan araştırmada ise, öğretmen
duygusunun cinsiyete göre farklı olduğu, bayanların erkeklerden daha
fazla kendilerini yeterli gördükleri ve öğretmen adaylarının sınıf ve
öğretmenlik kademe tercihine göre ise fark göstermediği sonucuna
ulaşılmıştır.
Araştırma sonucunda PFSP ve BÖTE programlarında öğrenim
gören öğretmen adaylarının özyeterlik inançları ve ders anlatımı algılarına
Öğretmenlik Uygulaması dersinin etkide bulunmadığı, İMÖ öğretmen
adaylarına ise olumlu yönde etki ettiği anlaşılmıştır. Bu sonuca göre
Eğitim Fakültelerinde ve Öğretmenlik Meslek Bilgisi Programı öğretmen
adaylarının özyeterlik inancı ve ders anlatım algılarına etkisini arttırmak
amacıyla aldıkları Öğretmenlik Uygulaması dersinin programı gözden
geçirilebilir ve etkililiği yükseltilebilir.
111
SAĞIR, BİLEN ve ERCAN; Öğretmenlik Uygulaması Dersinin...
KAYNAKLAR
Akbaş, A. ve Çelikkaleli, Ö. (2006). “Sınıf Öğretmeni Adaylarının Fen
Öğretimi Özyeterlik İnançlarının Cinsiyet, Öğrenim Türü ve
Üniversitelerine Göre İncelenmesi”, Mersin Üniversitesi Eğitim
Fakültesi Dergisi. 2 (1), 98-110.
Akdağ, I. ve Walter, J. (2005). “Öğretmen Adaylarının Mesleki Yeterlilik
Duygusu”, SPORMETRE Beden Eğitimi ve Spor Bilimleri
Dergisi. 3(4), 127-131.
Altunçekiç, A., Yaman, S. ve Koray, Ö. (2005). “Öğretmen Adaylarının
Öz-Yeterlik İnanç Düzeyleri ve Problem Çözme Becerileri Üzerine
Bir Araştırma (Kastamonu İli Örneği)”, Gazi Üniversitesi
Kastamonu Eğitim Dergisi. 13(1). 93-102.
Anderson, R., Greene, M. ve Loewen, P. (1988). “Relationships Among
Teachers’ and Students’ Thinking Skills, Sense of Efficacy, and
Student Achievement”, Alberta Journal of Educational Research.
34(2). 148-165.
Ashton, P. T. (1984). “Teacher Efficacy: A Motivational Paradigma for
Effective Teacher Education”, Journal of Teacher Education.
35(5). 28-32.
Ashton, P., Webb, R. ve Doda, C. (1983): “A Study of Teachers’ Sense of
Efficacy” (Final Report, Executive Summary). Gainesville, FL:
University of Florida. (Eric Document Reproduction Service No.
ED 231 833).
Balcı, A. (2005). Açıklamalı Eğitim Yönetim Terimleri Sözlüğü. Ankara:
Tek Ağaç Basım Yayım, Dağıtım.
Bandura, A. (1986). Social foundation of thought and action: A social
cognitive theory. Englewood Cliffs. New Jersey: Prentice Hall.
Çakır, Ö., Kan A. ve Sünbül, Ö. (2006). “Öğretmenlik Meslek Bilgisi ve
Tezsiz Yüksek Lisans Programlarının Tutum ve Özyeterlik
Açısından Değerlendirilmesi”, Mersin Üniversitesi Eğitim Fakültesi
Dergisi. 2(1). 36-47.
Çapa, Y., Cakıroğlu, J. ve Sarıkaya, H. (2005). “Development and
Validation of Turkish Version of Teachers’ Sense of Efficacy
Scale”, Egitim ve
Bilim (Education and Science).
http://www.coe.ohio-state.edu/ahoy/TTSES.pdf. Erişim Tarihi:
01.03.2012
Çarpi, B. ve Çelikkaleli, Ö. (2008) . “Öğretmen Adaylarının Öğretmenliğe
İlişkin Tutum Ve Mesleki Yeterlik İnançlarının Cinsiyet, Program
112
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
Ve Fakültelerine Göre İncelenmesi”. İnönü Üniversitesi Eğitim
Fakültesi Dergisi. 9(15). 33-53.
Görgen, İ. (2003). “Mikroöğretim Uygulamasının Öğretmen Adaylarının
Sınıfta Ders Anlatımına İlişkin Görüşleri Üzerine Etkisi”,
Hacettepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi. 24. 56-63.
Güvenç, H. (2011). “Öğretmen Adayı Öğrencilerin Mesleki Özyeterlilik
Algıları ile Öğrenci Başarısı Sorumluluk Algıları”, e-Journal of
New World Sciences Academy. 6(2). 1410-1421.
Kahyaoğlu, M. ve Yaygın, S (2007). “Öğretmenlik Meslek Bilgisi ve
Tezsiz Yüksek Lisans Programlarının Tutum ve Özyeterlik
Açısından Değerlendirilmesi”, Kastamonu Eğitim Fakültesi
Dergisi. 15(1). 73-84.
Karasar, N. (2011). Bilimsel Araştırma Yöntemi-Kavramlar, İlkeler,
Teknikler-. 22. Baskı Ankara: Nobel Yayınevi.
Kinzie, M. B., Delcourt, M. A. B. & Powers, S. M. (1993). Computer
technologies: Attitudes and self-efficacy across undergraduate
disciplines. Paper presented at the Annual Meeting of the American
Educational Research Association, Atlanta, GA. ED 357 064.
Klausmeier, H.S. ve Allen, P.S. (1978). Cognitive Development of
Children and Youth a Longitudinal Study. New York: Academic
Press.
Külahçı, Ş. G. (1994). “Mikroöğretimde Fırat Üniversitesi Teknik Eğitim
Fakültesi Deneyimi II. Değerlendirme”, Eğitim ve Bilim. 18(92).
36-44.
Milner, H. R. (2002). A Case Study of an Experienced English Teacher’s
Self-Efficacy and Persistence through ‘Crisis’ Situations: Teoretical
and Practical Considerations, High School Journal. 86(1). 28-35.
Seferoğlu, S. S. ve Akbıyık, C. (2005). “İlköğretim Öğretmenlerinin
Bilgisayara Yönelik Öz-Yeterlik Algıları Üzerine Bir Çalışma”,
Eğitim Araştırmaları-Eurasian Journal of Educational Research. 19.
89-101.
Senemoğlu, N. (2004). Gelişim Öğrenme ve Öğretim, Kuramdan
Uygulamaya. Ankara: Gazi Kitapevi.
Tschannen-Moran, M., Woolfolk-Hoy, A., (2001). “Teacher Efficacy:
Capturing an Elusive Concept”, Teaching and Teacher Education.
17. 783-805.
Ülper, H. ve Bağcı, H. (2012). “Türkçe Öğretmeni Adaylarının
Öğretmenlik Mesleğine Dönük Öz Yeterlik Algıları”, International
Periodical For The Languages, Literature and History of Turkish or
Turkic. 7(2). 1115-1131.
113
SAĞIR, BİLEN ve ERCAN; Öğretmenlik Uygulaması Dersinin...
Üstüner M., Demirtaş A., Cömert, M. ve Özer N. (2009). “Ortaögretim
Ögretmenlerinin Öz-Yeterlik Algıları”, Mehmet Akif Ersoy
Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi. 9(17). 1-16.
Zimmerman, B., J. (1995). Self-Efficacy and Educational Development.
In: A. Bandura (Ed.) Self- Efficacy in Changing Societies,
Cambridge University Press.
114
İşletmelerin Uluslararasılaşma Stratejileri: Kahramanmaraş
İşletmelerinde Bir Alan Çalışması
İbrahim AKBEN
Öğr. Gör., Hasan Kalyoncu Üniversitesi
İİSBF, Uluslararası Ticaret ve Lojistik Bölümü
Makale Gönderim Tarihi: 11.03.2014, Makale Kabul Tarihi:21.10.2014
Öz: Günümüzde işletmeler küreselleşme, uluslararasılaşma,
rekabet vb. faktörlerden dolayı uluslararası faaliyetlerde bunmaktadırlar.
Bu süreç bütün dünyadaki işletmeler için de hayati olduğu kadar
Kahramanmaraş işletmeleri içinde hayati öneme sahiptir. Yerel bir işletme
için en önemli stratejik kararlardan biri uluslararasılaşma stratejisini
belirlemek, uygulamak ve gerektiğinde değiştirmektir. Bu çalışmanın
amacı, Kahramanmaraş’ta faaliyet gösteren işletmelerinin günümüzdeki
uluslararasılaşma stratejilerini belirlemek ve bu işletmelerin geleceğe
dönük planlarını ortaya koymak ve bu kapsamda değerlendirmektir.
Çalışma bir alan çalışması ile desteklenmiş ve elde edilen veriler SPSS
16.0 istatistik paket programında uygun teknikler kullanılarak analiz
edilmiştir.
Anahtar Kelimeler: Uluslararasılaşma, Uluslararası İşletmeler,
Uluslararasılaşma Stratejileri.
Internationalization Strategies of Firms: A Field Study In
Kahramanmaras’s Enterprises
Abstract: Companies have to be involved in international
activities due to globalization, internationalization and competition. This
process is vital for the companies across the world as well as enterprises
in Kahramanmaras. One of the most important strategic decisions for a
local enterprise is to define internationalization strategy, implement and
change when necessary. The purpose of this study is to identify and
evaluate current international strategies and future plan of enterprises in
Kahramanmaras. This study is supported with a field study and data is
analysed by using SPSS 16.0 with appropriate techniques.
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi, Ekim 2014, Cilt:11, Sayı:2, Sayfa:115-145
AKBEN; İşletmelerin Uluslararasılaşma Stratejileri…
Keywords: Internationalization,
Internationalization Strategies.
International
.
Companies,
GİRİŞ
Ekonomik reformlar ve yabancı ticaretin liberalleşmesi,
bugünlerde bilinen bütün uluslararasılaşma stratejileriyle, özellikle de
doğu Avrupa’daki ülke pazarlarını açık bir pazar haline getirmiştir
(Springer, 1995: 80), bununla birlikte küreselleşmenin hızla devam ettiği
günümüz rekabet ortamında işletmeler, bazı itici ve çekici faktörlerin
etkisiyle uluslararası faaliyetlere katılmak durumunda kalmışlardır. Bu
konu literatürde uluslararasılaşma adı altında incelenmektedir.
İşletmelerin uluslararasılaşma süreci belli adımlar dâhilinde
gerçekleşmektedir. İşletmeler uluslararasılaşma çerçevesinde geçtikleri
adımlarda farklı stratejiler kullanmaktadır. Bu da ilgili yazında
uluslararasılaşma
stratejileri
adı
altında
incelenmektedir.
Uluslararasılaşma
stratejileri,
bir
işletmenin
operasyonlarının
uluslararasılaştırması arayışı için en önemli stratejik kararları temsil eder
(Datta vd, 2002: 85). Bu stratejiler ihracat (dolaysız ve dolaylı),
ortaklıklar ve direkt yabancı yatırımlar olarak sınıflandırılabilirler (Mutlu,
2008: 101). İşletmelerin stratejilerini belirlerken iyi bir araştırma
yapmaları ve uygulamaları işletmenin performansı içinde son derece
önemlidir (Brouthers, 2002: 218). Diğer önemli bir konu ise bu
stratejilerin uygulanabilirliği ve gerektiğinde farklı stratejilerin de
uygulanmasıdır. Kahramanmaraş’ta faaliyet gösteren işletmeler de
değişen dünyaya ayak uydurmak ve bu çerçevede uluslararası faaliyetlere
katılmak durumunda kalmışlardır. İşletmelerin fason üretimden kendi
markalarını üretmeye geçtikleri bu dönemde, ayakta kalabilmek ve yeni
başarılar elde edebilmek için öncelikle, kendi öz yeterliliklerini iyi
değerlendirmek ve bu doğrultuda kendilerine uygun bir uluslararasılaşma
stratejisi seçmek ve uygulamak zorundadırlar. İşletmelerin seçecekleri
uluslararasılaşma stratejileri, kendi yeterliliklerine, faaliyette bulundukları
endüstri koluna ve niteliğine, rakiplerin durumu ve rekabet ortamı ve
benzeri birçok faktöre bağlı olarak çeşitlilik gösterebilmektedir. Bu
stratejilerin seçimi konusu işletmelerin geleceğe dair planları açısından ve
işletmelerin gerek ulusal gerekse de uluslararası rekabetçilikleri açısından
oldukça önemlidir. Bu çalışmada Kahramanmaraş’ta faaliyet gösteren
işletmelerin uluslararası faaliyetlerini hangi stratejilerle yürüttüklerini
belirlemek ve geleceğe dönük planlarını ortaya koymak ve bu kapsamda
değerlendirmede bulunmak amaçlanmıştır. Yapılan değerlendirmeler
116
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
sonucunda uluslararasılaşma ve stratejileri konularında öneriler
sunulmaya çalışılacaktır. Konu ile ilgili dünyada farklı çalışmalar mevcut
olsa da, Türkiye’de bu çalışmaların da daha çok teorik çalışmalarla sınırlı
kaldığı söylenebilir. Bu bağlamda değerlendirildiğinde, çalışmanın ilgili
yazına önemli katkılar sağlayacağı düşünülmektedir. Kahramanmaraş
özelinde ise, konu ile ilgili herhangi bir çalışmaya rastlanmamış olup, bu
durum çalışmamızın önem ve değerini artırmaktadır. Çalışmamızda,
uluslararasılaşma,
uluslararasılaşma
stratejileri,
Kahramanmaraş
işletmeleri hakkında bilgiler, metodoloji, analiz ve yorumlar yer alacaktır.
Çalışma, sonuç ve öneriler ile birlikte sonlandırılacaktır.
ULUSLARARASILAŞMA
Uluslararasılaşma,
işletmelerin
ulusal
sınırların
dışına
faaliyetlerini yaymasıdır. Bu olgu tarihsel olarak çok eskilere
götürülebilinirse de, bugünkü anlamıyla uluslararasılaşma çağımıza
özgüdür (Erkutlu ve Eryiğit, 2001: 149). Günümüz iş dünyasında birçok
işletme, dünya pazarının hızla şekil değiştirmesi büyük veya küçük
işletmeleri sadece büyüme için değil aynı zamanda ayakta kalmak için de
iç pazarlardan, dış pazarlara yönelmeye başlamışlardır (Czinkota vd.,
2009: 225). İşletmeler imkanları dâhilinde çeşitli nedenlerden dolayı
uluslararası işletmecilik yaparlar. Bu nedenleri aşağıdaki sıralamak
mümkündür (Cavusgil ve Knight, 2009: 6):
- Pazar çeşitlendirme yoluyla büyümenin yollarını aramak,
- Kazançlı yabancı pazarlardan yüksek karlar elde etmek,
- Üretim ve pazarlamanın ölçek ekonomilerinden yararlanmak,
- Birçok pazarda, pazarlama ve ürün geliştirmeden maliyetlerini
amortize etmek,
- Yabancı pazar etkisinden yeni ürün fikirleri elde etmek,
- Yerel pazarlardaki rekabet etkisinden daha fazlasıyla karşı karşıya
kalmak,
İşletmeler, genellikle dolaylı ihracattan başlayarak, direkt yabancı
yatırıma kadar giden bir dizi strateji kullanarak uluslararasılaşma
süreçlerini devam ettirirler. İşletmelerin uluslararası faaliyetlerinde en
önemli konulardan biri, strateji seçimi olup konu ile ilgili bilgiler bir
sonraki bölümde aktarılmaktadır.
117
AKBEN; İşletmelerin Uluslararasılaşma Stratejileri…
.
ULUSLARARASILAŞMA STRATEJİLERİ
Uluslararasılaşma stratejileri, özellikle pazarlama alanında
uluslararası pazarlara giriş yöntemleri olarak da kullanılmaktadırlar.
İşletmelerin uluslararasılaşma stratejileri çok çeşitlidir. Bu stratejiler bir
takım değişkenlerin etkisi altındadırlar. Bu değişkenler arasında şunlar
sayılabilir (Terpstra ve Sarathy, 1994: 317; Jeannet ve Hennessey, 1995:
317; aktaran, Mutlu, 1999: 101):
-
İşletmenin hedefleri,
İşletmenin büyüklüğü ve kapasitesi,
Ürün ve hizmetlerin sayısı ve özellikleri,
Rekabet gücü,
Hedef ve pazarların sayıları ve büyüklükleri,
Tahmini satış potansiyelleri,
Tahmini kar hedefleri,
Esneklik,
Teknoloji,
Siyasi koşullar,
Yönetsel koşullar,
İşletmeler uluslararası pazarlardaki stratejilerini belirlerken
yukarıda belirtilen faktörleri ve bunların etkilerini değerlendirmek
durumundadırlar. Diğer taraftan strateji seçiminde etkili olan bir hususta
her bir stratejinin kendine has avantaj ve dezavantajlarının olmasıdır. Bu
hususlarında işletmeler tarafından dikkatli bir şekilde değerlendirilmesi
sonucu stratejiler belirlenmiş olacaktır. Bu stratejiler ihracat stratejileri,
ortaklıklar ve doğrudan yatırım olarak üç ana başlıkta incelenmektedir.
İhracat Stratejileri
İhracat (exporting), malların ya da hizmetlerin bir ülkeden diğer
bir ülke ya da ülkelere pazarlanması, satılması ve dağıtılması olarak
tanımlanır (Leeman, 2010: 12). Ülke dışı faaliyet biçimlerinden en kolay
olanı ve en sık tercih edileni ihracat faaliyetidir. İhracat aynı zamanda
uluslararası ticaretin en eski biçimidir. Tarihe göre, ihracat faaliyetlerinin
çok önemli bir bölümü, ulusal amaçların elde edilmesi için hükümetler
tarafından üstlenilmiştir. Bugün ise ihracat faaliyetlerinin yaklaşık %
90’ından fazlası özel işletmeler tarafından üstlenilmektedir (Koparal,
118
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
2004: 76). Bu yüzden, ihracat uluslararasılaşmak için en yaygın kullanılan
uluslararasılaşma stratejisidir (Douglas ve Craig, 1995: 155).
İhracatın iki şekli vardır, bunlar Dolaylı ve Doğrudan ihracattır.
Dolaylı İhracat: Dolaylı ihracat, dolaysız ihracata göre çok daha
kolaydır. Çünkü ne özel bir uzmanlık alanı gerektirir ne de geniş nakit
giderleri. Ana ülkedeki ihracatçılar işi yaparlar. Yönetim yalnızca emirleri
verir (Mutlu, 2008: 102).
Doğrudan İhracat: Yerli firma ülke içinde ürettiği ürünleri
doğrudan yabancı müşterilere satar ve böylece aracı kullanmaksızın tüm
ilgili faaliyetleri kendisi üstlenir. Önemli ticari engellerin bulunmadığı
durumlarda, doğrudan ihracat firmanın kesin tercihi olmaktadır (Koparal,
2004: 77). İşletmeler kendi ihracatlarını kendileri yapabilirler. Bir miktar
yatırım yapmayı gerektirir, potansiyel getirisi mevcuttur ama riskte vardır
(Kotler, 1991: 413).
Ortaklıklar
Uluslararasılaşma stratejileri olarak en yaygın olarak ihracat
şeklinde kendini göstermekle birlikte bundan sonra çeşitli ortaklık
stratejileri kullanılır. Bu stratejiler; Lisans Anlaşmaları, Franchising,
Sözleşmeli Üretim, Yönetim Sözleşmesi, Montaj Operasyonları, Anahtar
Teslim Projeler, Yap-İşlet-Devret Sözleşmeleri, Ortak Girişim, Direkt
Yabancı Yatırım ve Birleşme ve Devralmalar olarak sınıflandırmak
mümkündür.
Lisans Anlaşmaları (Licensing): Licensing kelime anlamı olarak;
ruhsat vermek, yetki vermek (Warren, 1998: 375) anlamına gelir. Lisans
anlaşmaları üreticilere uluslararası pazarlarla ilgilenmenin basit bir yolunu
sunar (Kotler, 1991: 414). Lisans anlaşmaları ile bir işletme ticari marka,
patent, ticari sır veya diğer benzer entelektüel nitelikteki değerlerini bir
royalty ya da ücret karşılığında arz eder (Berkowitz vd, 1994: 659).
Bu anlaşmalar bir imalatçının uluslararası piyasalara girişinin
nispeten kolay yollarından biridir. Buna göre lisans veren, bir imalat
sürecinin, tekniğinin, markanın, patentin, ticari bir sırrın belirli bir ücret
veya royalty karşılığında lisansı alan tarafından kullanılması konusunda
karşı tarafla bir anlaşma yapar. Böylece lisansı veren çok az bir riskle o
pazara girmiş lisansı alan da üretim ekspertizi veya tanınmış ve/veya isim
kazanmış olur (Tek, 1990: 190)
Lisans anlaşmasını üstlenen bir işletme (lisansör) elle tutulmaz
nitelikteki haklarını başka bir firmaya (lisansiye) bahşeder. Bu haklar özel
veya özellikli değildir. Birleşik Devletler İç Gelir Servisi (IRS) elle
119
AKBEN; İşletmelerin Uluslararasılaşma Stratejileri…
.
tutulmaz nitelik arz eden hakları beş kategoride sınıflandırır (Daniels ve
Radebaugh, 1989: 460):
-
Patentler, icatlar, formüller, işlemler, dizaynlar, modeller,
Telif hakları, yazınsal, müziksel veya sanat değeri taşıyan
düzenlemeler,
Markalar, marka isimleri, damga isimleri (logolar),
İmtiyazlar, yetkiler, sözleşmeler ve
Metotlar, programlar, prosedürler, sistemler vb. dir.
Lisans anlaşmalarının franchising’in avantajlarıyla paralel birçok
avantajı vardır (Sherman, 2011: 371):
- Risk, gelişme ve dağıtım maliyetini yayma,
- Pazara daha çabuk nüfuz etme,
- İlk baştaki lisans verme ücretinden kazanma ve royalty gelirleri
ile devam etmesi,
- Müşteri sadakatini artırma,
- Mevcut ve test edilmiş yeni teknolojileri test etme imkânı,
Lisans anlaşmasının dezavantajları da şu şekilde sıralanabilir
(Mendenhall vd.,1995: 233):
-
-
-
Ürün veya servis başarılı olursa, işletme lisans vermek yerine
işleri kendisi, yapsaydı lisansa vermesine göre işletmenin geliri
daha az olur,
İşletme kalite için yabancı lisansiye’ye bağlı kalırsa, etkili ve ürün
veya servisin yükselmesi ve lisansiye etkili olmazsa bunu
lisansöre yansıtacaktır,
İşletme, yani lisansiye potansiyel bir rakip olabilir,
Teknoloji paylaşımı için belirli bir miktar gereklidir ve işletme
teknolojisini geliştirmede risk kaybedebilir.
Diğer dezavantajları ise (Durukan, 2005: 282) şu şekilde
sıralanabilir:
-
Sözleşmelerin beş veya on yıllık bir süreyi kapsaması nedeniyle,
lisans alan işletmenin üretim teknolojisinin tamamını
öğrendiğinde ve sözleşme süresinin sonunda lisans veren işletme
için rakip haline gelmesidir,
120
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
-
Dış pazardaki başarının tamamen lisans alan işletmeye bağlı
olmasıdır.
Lisans alan işletmenin satış, tutundurma ve dağıtım
faaliyetlerinde yetenekleri sınırlı ise veya gereken çabayı
gösteremiyorsa, lisans veren işletme hedeflediği dış pazara
istediği ölçüde giremeyecektir
Lisans anlaşmalarının potansiyel dezavantajlarıyla birlikte,
işletme kendi üretim faaliyetlerinden ziyade, lisansiye üzerinde daha az
kontrol gücüne sahiptir. Dahası lisansiye başarılı olursa işletme daha fazla
kardan vazgeçmiş olur ve anlaşma sona erdiğinde kendisine yeni rakip
yaratmış olabilir (Kotler ve Armstrong, 1994: 623).
Franchising: Franchising kelime anlamı olarak; İmtiyaz hakkı
(Warren, 1998: 257) anlamına gelir. Franchising, franchise verenle
franchise alan arasında gerçekleşen ve franchise verenin franchise alana
kendisi adına belirli bir ücret veya satışların belirli bir yüzdesi şeklinde
royalty adı verilen ödeme karşılığında iş yapma imkanı verdiği karşılıklı
bir anlaşmadır (Cengiz vd., 2007: 69). Franchising anlaşmalarının
temelde dört unsuru bulunmaktadır. Bunlar; franchisor ; ticari adınımarkasını, pazarlama ve üretimle ilgili teknik haklarını satan gerçek veya
tüzel kişi, franchise ; yukarıdaki haklarının kullanımını belirli bir süre için
bazı ödemeler karşılığında elde eden girişimci, yatırımcı veya firma,
Franchising anlaşması; franchisor ve franchise arasındaki ilişkinin
niteliğini belirleyen bağımsız bir ticari anlaşma ve franchise; Franchising
anlaşmasına konu olan iştir (Göksu ve Canıtez, 1999: 18). Franchising,
uluslararası olarak bir servis başarısı ve ürün markası sunarak, yerel
işletmenin başarılı bir şekilde sermaye paylaşımı süresi ile yabancı pazara
girmesine izin verir (Buckley ve Paliwoda, 1994: 29). Franchising’in
başlıca yararlarını şu gibi sıralanabilir (Koparal, 2004: 85):
-
-
Franchisee, etkili bir faaliyet sistemiyle desteklenen, başarılı ve
büyük ölçüde yaratılmış talebi bulunan ürün ve hizmetlerin
üretimi işine girer. Uygulanan yüksek derecedeki standardizasyon
ürün ve ortak hizmetlerin (örneğin, McDonald’sın büyük M’si)
derhal tanınabilirliği anlamına gelmektedir. Özünde, franchisee
ürün ve hizmetteki ispatlanmış bir kavramı (Örneğin, fast-food)
uygulamaktadır.
Franchisee’ye, ürün ve pazar geliştirmenin başlangıç
maliyetlerine katılmaksızın geniş kar potansiyeli olan bir
endüstride büyüme fırsatı verilir.
121
AKBEN; İşletmelerin Uluslararasılaşma Stratejileri…
.
Ev sahibi ülke, dünyanın en saygın firmaları tarafından faaliyet
yeri olarak seçilmekten yarar sağlar ve daha prestijli hale gelir.
Franchising’in başlıca sakıncalarını ise aşağıdaki gibi sıralamak
mümkündür (Koparal, 2004: 85):
- Özünde, Franchisee ispatlanmış bir ürün ve hizmet başarısı aşağı
yukarı garanti edilmiş ünlü ve tanınır olmazsa; Franchisee,
sonunda küçük karşılığı olan ürün ya da hizmeti tanıtmada risk
alır.
- Bazı ülkelerde Franchising sözleşmesi kolayca uygulanmaz.
- Ürün zaten ev sahibi ülke dışında geliştirildiği için, Franchising
ülke içi Ar-Ge bedeli olarak kabul edilir.
-
Sözleşmeli Üretim (Contract Manufacturing): Yurt dışında
üretimi tercih eden işletmeler için diğer bir alternatif sözleşmeli üretimdir.
Sözleşmeli üretimde mamulün üretimi dış pazarda yerel bir üreticiye
yaptırılır. Pazarlama faaliyetleri ise genellikle bu şekilde dış pazara giren
işletme tarafından gerçekleştirilir. Ancak bu seçeneğin geçerli olabilmesi
için dış pazarda üretimi gerçekleştiren işletmenin mamulü istenilen kalite
ve miktarda üretebilme yeteneğine sahip olması lazımdır (Karafakıoğlu,
1997: 223). İşletme, yabancı bir işletmeye malının üretim ve pazarlama
yetkisini verme yerine, pazarlama sorumluluğunu kendisinde tutmayı
tercih edebilir. İşletme, üretim için dışarıda yatırım yapmaya hazır
olmayabilir. Örneğin, ABD’nin ünlü departmanlı mağazalar zinciri Sears,
Meksika, İspanya vb. ülkelerde departmanlı mağaza açmak için bu
yönetimi uygulamıştır. Böylece sattığı birçok ürünü yerel üreticilere
sözleşmeyle ürettirmiştir (Tek, 1999: 266).
Uluslararasılaşma stratejilerinin hepsinde olduğu gibi, üretim
sözleşmesinin de avantaj ve dezavantajları vardır. Oldukça korkutucu
dezavantajları olmasına rağmen, birçok işletme için avantajları daha ağır
basmaktadır. Bazı belli başlı avantajları şu şekildedir (Albaum vd., 1995:
236):
-
-
Minimum oranda nakit, zaman yatırımı ve yöneticilik yeteneği
gerektirir. Özellikle rizikolu pazarlarda arzu edilir ve yeni bir
pazara hızlı bir girişe izin verir,
Pazarlama üzerinde kontrol sağlar ve satış sonrasında hizmeti ve
bir markayı korur,
Para riskleri ve mali problemlerden uzak durulmasını sağlar,
Özellikle yerel bir üreticinin üstlenmiş olması istenilir (çünkü
içeride sıkı kontroller veya yüksek gümrük duvarları vardır ya da
122
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
-
hükümet yerel üretici ister) fakat pazarın büyüklüğü bir yatırımı
garanti etmez,
Bir ürüne üretildiği yerin malı olarak etiketlendirilmesine müsade
eder,
Ülke içi ortaklıklardan yabancı şube, bayii veya Ortak
Girişim’den kaçmak fiyatlama problemlerini artırabilir.
Bilinmesi gereken birkaç potansiyel dezavantajı vardır (Albaum
vd., 1995: 236):
-
-
İlki, üreticinin yüklenici firmaya transfer edilen kazanç,
İkincisi, lisanslama gibi, yüksek kalitede ürün üretimi için knowhow sahibi olacak potansiyel bir rakip,
Üçüncü olarak, genellikle tatmin edici bir üretici bulmak zordur
ve hatta daha sonra bir teknoloji transferine gereksinim
duyulabilir.
Son olarak, yeniden bir lisanslamaymış gibi, üretim kalitesinin
kontrolü azdır, öte yandan ürünlerin şartlarını yerine
getirilmesinin reddedebilir.
Avantajları ve dezavantajlarıyla sözleşmeli üretim bir işletmenin
ürünlerini başka bir ülkede üreterek uluslararasılaşma stratejileri
yapmasını sağlarken, iyi kalitedeki özelliği olan ürünün üretildiği ülkenin
menşei damgası taşımasıyla sanki o ülkenin malıymış gibi lanse
edilmesine yol açabilir.
Yönetim Sözleşmesi (Management Contracts): Yönetim
sözleşmesinde, yerli firma, sermaye veren yabancı firmaya yönetim
know-how’ı sağlar (Kotler ve Armstrong, 1994: 623). Böylece yerli firma
maddi ürünler yerine belirli bir hizmet (yönetim hizmetleri) ihraç
etmektedir. Hilton otelleri zinciri dünyada bu yöntemi uygulamaktadır. Bu
yöntem yurt dışı pazarlara en az riskle girme olanağı yaratır. İşe başlar
başlamaz gelir getirir. Eğer bir süre içinde firmaya yönettiği firmanın bir
bölüm payını alma opsiyonu tanınırsa anlaşma daha da çekici hale
gelebilir (Tek, 1999: 267).
Bir firmanın sahip olabileceği en önemli yönetim varlıklarından
biri yönetim sözleşmesidir. Sermaye ve teknolojinin büyük bir bağışı
olmasına rağmen, kalifiye yönetim yetersizliği birçok hükümet
girişimcisinin karşılaştığı zorluklardır (Daniels ve Radebaugh,1989: 471).
Yönetim ehliyetini alan firma için yönetim sözleşmesinin başlıca
yararı, işletmenin etkin bir biçimde faaliyet göstermesi ve kilit
123
AKBEN; İşletmelerin Uluslararasılaşma Stratejileri…
.
personelinin eğitimi için elverişli yönetim ehliyetini seve seve ele
geçirmesidir (Koparal, 2004: 86).
Yönetim sözleşmesinin sözleşme yapan firmaya başlıca yararı,
değerli yönetsel becerilerden ve olanaklarından dünya çapında yararlanma
fırsatı sağlamasıdır. Bunun yanı sıra riskleri önemli ölçüde düşürür çünkü
firma proje üzerinde geniş kontrol uygular (Koparal, 2004: 86).
Başlıca sakıncası ise; sözleşme yapan firmanın teknolojisine aşırı
bağımlı hale gelip, işinin temel aşamaları üzerinde kontrolü kaybetmesidir
(Koparal, 2004: 86). Ve firmanın hünerlerini ve kaynaklarını transfer
etmek suretiyle potansiyel bir rakip yaratarak, gelecekteki sözleşme
fırsatlarını sınırlandırmasıdır (Koparal, 2004: 86).
Bu yaklaşım uluslararası pazarlama için nispeten düşük bir riske
sahiptir (McCarthy ve Perreault, 1988: 384). Hilton otelleri zinciri bütün
dünyada otellerinin yönetimi için bu yöntemi kullanır (Kotler ve
Armstrong, 1994: 623).
Montaj Operasyonları (Assemble Operations): Üretim
stratejisinin bir varyasyonu olarak görülen montaj operasyonlarının,
Amerika gümrük servisine göre anlamı: yapılmış parçaların birleştirmesi
veya düzenlenmesidir.
Katı parçaların birleştirilmesi veya düzenlenmesi için kullanılan
bu yöntemler kaynaklamak, perçinlemek, lehimlemek, zamkla
yapıştırmak, haddelemek ve dikmek olabilir (Mutlu, 2008: 116–117). Yurt
dışında üretim işine girişilmek istendiğinde dış pazarda ihracat ve yerel
üretimin karışımı olan montaj (Türkiye’de pratikte anıldığı şekliyle
anahtar sıkma) orta ya da uzlaşıcı bir yoldur. Firma monte edilecek
parçaları veya ürün içeriklerini o ülkeye gönderir ve orada monte edilir.
Türkiye’de başta otomobil sanayi olmak üzere birçok sanayi montajla
başlamıştır. Bu yöntem ulaştırma ve gümrük tarife maliyetlerini azaltır ve
firmanın yerel gereksinimlere daha iyi cevap vermesini kolaylaştırır
(Tek,1999: 266). Şüphesiz montaj, firmanın yurt dışında yatırım
yapmasını gerektirir. Ancak bu yatırımın büyüklüğü dış pazarın
büyüklüğüne ve buna göre belirlenen montaj biriminin ölçeğine göre çok
farklıdır. Hatta, montaj lisansla gerçekleştiriliyorsa, ana firmanın herhangi
bir yatırım yapması bile zorunlu olmayabilir (Karafakıoğlu, 1997: 223).
Ortak Girişim (Joint Venture): Hukuki olarak tanımlamak
gerekirse Ortak girişim, birbirinden bağımsız birden fazla gerçek veya
tüzel kişilerin belirli bir işi veya sürekli bir faaliyeti gerçekleştirmek için
bir araya geldikleri sözleşmelerdir (Kaymak ve Ercan, 2006: 1293). Ortak
girişimler yabancı bir işletmenin katılımıyla ürünlerin veya hizmetlerin
yabancı bir ülkede üretilmesi ve pazarlanması şekli ile uluslararasılaşma
124
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
stratejilerinden biridir (Kotler ve Armstrong, 1994: 623). Ortak girişimler
çokuluslu ya da uluslararası işletmenin finansal yükünü azaltırken finansal
kaynaklardan daha fazla yararlanmasına imkan sağlar (Yüksel, 1999: 141142).
Her giriş stratejisi gibi Ortak girişimlerin de hem avantajları hem
de dezavantajları vardır. Ortak girişim’in uluslararası işletmeye sağladığı
yararları aşağıdaki gibi sıralamak mümkündür (Koparal, 2004: 85):
-
-
Uluslararası işletme, sermayesinin tamamını tehlikeye atmamakta,
riski yerel işletme ile paylaşmaktadır,
Yerel işletme, ev sahibi ülkeye ilişkin sahip olduğu, tüm değerli
bilgileri uluslararası işletme ile paylaşmaktadır,
Uluslararası işletme, yerel ortağın daha önce kurduğu bu
bağlantılardan yararlanarak ev sahibi ülke hükümetiyle iyi
ilişkiler geliştirmekte ve siyasi üstünlükler sağlayabilmektedir,
Maliyetlerde azalma sağlanır,
Rakiplere teknolojik üstünlük sağlanır,
Pazarda rekabetçi üstünlük elde edilir,
Kaynaklara daha kolay ulaşılır,
Politik baskılar azalır,
Yeni pazarlara girmek kolaylaşır.
Ortak girişim’in uluslararası işletme açısından taşıdığı sakıncalar
ise iki noktada yoğunlaşmaktadır (Koparal, 2004: 86):
- Kontrol olanağının azalması nedeniyle, uluslararası işletme
kontrolü kaybedebilir,
- Karların yerel ortakla paylaşımı gerektirdiği için, uluslararası
işletme daha az bir karla yetinmek zorunda kalabilir.
Örneğin, Benetton, üretim ve pazarlama tesisleri kurmak için, dış
pazarlarda o ülke işletmeleri ile ortaklaşa hareket etmektedir. Ortak
girişim, uluslararası pazarlamayı etkileyen makro çevre faktörlerinden
politik ve ekonomik faktör risklerini azaltır. Bulunulan ülkelerin kendi
işletmeleriyle beraber çalışıldığından risk azalmakta, ancak ortak hareket
edilen yerel ortağın üretim kapasitesi ve teknolojik durumu büyük risk
oluşturmaktadır (Durukan, 2005: 282- 283).
Konsorsiyum (Consortium): Birden çok sayıda, çokuluslu işletme
mülkiyeti paylaşırlarsa bu ortak çalışmaya “Konsorsiyum” denilir. Ancak
bir de Yap-İşlet-Devret (BOT) modellerindeki gibi işi yapmak için
konsorsiyumlar kurulmaktadır. Örneğin, Airbus üretim ve pazarlaması
125
AKBEN; İşletmelerin Uluslararasılaşma Stratejileri…
.
için Avrupa Konsorsiyum’u kurulmuştur. Türkiye’de de Çanakkale
boğazı köprüsü, otoyollar, İstanbul boğazı köprüleri, barajlar vb. projeler
için söz konusu olan konsorsiyumlar mevcuttur (Tek, 1999: 267).
Şüphesiz bu paylaşma işletmelerin birbirlerinin teknik ve sermaye
olanaklarından faydalanmak ve birleşme sonucunda ortaya çıkan sinerjiyi
kullanmaktır. Böylece işletmeler tek başlarına yapamayacakları devasa
büyüklükteki
işlerin
üstesinden
kolayca
gelebilmektedirler.
Konsorsiyumlarda ise iş bitince aradaki sözleşme otomatik olarak sona
ermektedir.
Anahtar Teslim Projeler (Turnkey Projects): Anahtar teslim proje
(turnkey projects), çok uluslu bir işletmenin bir üretim tesisi kurup,
personeli eğitmesi ve tesis projenin bitimiyle birlikte kullanıma hazır hale
getirmesidir. Genelde standardize ürünler üretimi içindir (Tek, 1999: 266).
Anahtar teslim projeler havaalanı, limanlar, elektrik santralleri, barajlar
veya çok büyük fabrikalar gibi tipik projeler içerir. Anahtar teslim
projelerin büyüklüğü nedeniyle, servis sağlayan işletmeler için önemli
ölçüde gelir sağlayabilir (Mendenhall vd., 1995: 236). Anahtar teslim
projeler, kimya, ilaç, petrol rafine etmek ve metal işleme sanayileri gibi
pahalı ve karmaşık üretim teknolojilerinin hepsi için yaygındır (Hill,
2008: 406).
Anahtar teslim projelerin işletme için yararlarını aşağıdaki gibi
sıralayabiliriz (Koparal, 2004: 87):
-
-
İşletmeye özel teknik know-how’ından yararlanma fırsatı sağlar,
Konsorsiyumdaki projelerle ilgili işletmelerin bir araya
getirdikleri toplu finansal kaynaklardan ve tecrübelerden
yararlanmanın mümkün hale getirir,
Ev sahibi ülkeler için başlıca yararı ise, sermaye alt yapılarını
kurmalarında daha uygun ve daha hızlı bir seçenek sağlaması ve
yabancı hükümetler ile uluslararası kuruluşlar tarafından sağlanan
finansal yardım ve düşük maliyetli proje finansmanından
yararlanmalarını mümkün kılmasıdır.
Anahtar teslim projelerin işletmeler için sakıncalarını ise
aşağıdaki gibi sıralayabiliriz (Koparal, 2004: 87):
-
Anahtar teslim projelerinin birçoğunun nispeten kısa dönemli
yapısı ve hükümetleri ilgilendiriyor olması, işletmelerin ev sahibi
ülkeyle uzun dönemli ilişkiler kuramayacağı anlamına gelir; fakat
126
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
-
-
bir ülkedeki başarı, başka ülkeler tarafından yapılacak
sözleşmeleri cezp edebilir,
Firmanın transfer ettiği teknolojiden yerel firmalar gerçek
anlamda yarar sağlayabilir ve ilerde firmanın benzer projelerdeki
başlıca rakipleri durumuna gelebilir,
Firma teknolojisini ve diğer kaynaklarını transfer ettiği zaman,
gerçekte rekabetçi üstünlüğünün bir kısmını da transfer eder ve bu
durumdan uzun dönemde hiçbir çıkar sağlamaz.
Yap - İşlet - Devret Sözleşmeleri (Build - Operate - Transfer):
Yap-İşlet-Devret modeli, bir ülkenin temel alt yapı yatırımlarının
gerçekleşmesinde iş finansmanı sağlamayı ve özel kesime açılmayı
amaçlayan oldukça yeni bir uygulamadır. Bu yöntem yardımıyla ülkede
elektrik santralleri, barajlar, hava alanları, karayolları ve yer altı metroları
gibi büyük yatırım projelerinin gerçekleştirilmesi amaçlanmıştır (Mutlu,
2008: 121).
Yap- işlet-devret bir işletmenin dizaynı, inşası ve ekipmanlarla
donatılması bütün bir fabrikayı veya üretim sistemini ve daha sonra
önceden belirlenmiş bir fiyat için satın alıcıya tekrar dönen bir çeşit
anahtar teslim projedir (Steers ve Nardon, 2006: 209). Bu yöntemde
işletmeler büyük projelerin yapımlarını üstlenirler, proje bittikten sonra
belirli bir süre işletme hakkına sahip olarak işletirler ve bu süre sonunda
projeyi devlete devrederler. Türkiye’de buna en iyi örnek TAV inşaat’tır.
TAV yurt içinde ve yurtdışında hayata geçirdiği projeleri belirli bir süre
işleterek daha sonra devlete devretmektedir.
Uluslararası Birleşme ve Devralmalar (Merger and Acquisitions
– “M&A”) Birleşme (Mergers), bir işletmeyi varlıklarını ve borçlarını
satın alarak devralınan iki ya da daha fazla işletmenin bir
kombinasyonudur (Sherman, 2011: 2). Devralma (Acquisition) ise, bir
tesis gibi bir varlığın, bir bölümün ya da bütün bir işletmenin satın
alınmasıdır (Sherman, 2011: 3). Birleşme ve devralma (M&As) alanı
geçmiş yirmi beş yılı aşkın bir süreye uzanır. Bileşme ve devralmalar, bir
ABD iş olayı olarak kullanılırken, 1990’lı yıllardaki önemli değişiklik ve
Birleşme ve Devralmaların dünyadaki diğer işletmelere kadar yayılması
ve yaygın olarak kullanılmasıdır (Gaughan, 2005: 1). Birleşme ve
devralma stratejileri uluslararası pazarlarda direkt yatırımın bir türü olarak
dış pazarlara hızlı bir biçimde giriş yapmak isteyen işletmeler için önemli
fırsatlar sunmaktadır (Cengiz vd, 2007: 159).
127
AKBEN; İşletmelerin Uluslararasılaşma Stratejileri…
.
Direkt Yabancı Yatırım (Foreign Direct Investment)
Direkt yabancı yatırım, uluslararası yatırım akışının bir bileşimini
temsil eder. Diğer bir bileşen hisse senetlerinin ve bonolarının uluslararası
olarak satışı olan portfolyo yatırımlarıdır. Portfolyo yatırımları
uluslararası finansal ortaklığın temelidir (Vukmanic vd., 1985: 160-184;
aktaran, Czinkota vd., 1994: 439).
Birçok faktör çokuluslu işletmeleri, ortak girişimde bulunmak
yerine direkt yabancı yatırım yapmaya doğru itmektedir. Taşıma
maliyetlerinin sürekli yükselmesi, yüksek vergi oranları, ithalat kotaları,
hükümet teşvikleri gibi birçok faktör çokuluslu işletmelerin direkt yabancı
yatırım yapmayı tercih etmesine neden olabilmektedir (Mutlu, 2008: 122).
Ülke dışı birleşme ve ele geçirme yöntemlerini aşağıdaki gibi
özetleyebiliriz bunlar (Koparal, 2004: 78):
-
A ülkesinden ihracat firmasının, ihracat yaptığı B ülkesindeki
firma ile birleştiği ihracat bağlantılı birleşme,
A ülkesinden firmanın, iki yabancı yan kuruluşun B ülkesindeki
ana şirketleriyle birleşmesi,
Rakip uluslararası işletmeler arasındaki Ortak Girişim’ler
Ev sahibi ülkedeki ana firmayı ele geçirme (Alman Volkswagen
firmasının İngiliz Rolls - Royce otomobillerini ele geçirmesi gibi)
Başlıca nedeni mevcut ya da potansiyel rekabeti kesmek olan
birleşme ve ele geçirmeler
Bir işletme ihracatta deneyim kazanmışsa ve yabancı pazarlarda
yeteri kadar büyümüşse, direkt yabancı yatırım yapmanın birçok avantajı
vardır bunlar (Kotler ve Armstrong, 1994: 624):
-
-
İşletme, ucuz işçilik veya hammadde yabancı hükümet teşvikleri
ve nakliye tasarrufu imkânına kavuşabilir,
İşletme büyük işler yaptığı için ev sahibi ülkede iyi bir imaj
geliştirebilir,
Genellikle işletme hükümetle, müşterilerle, tedarikçilerle ve
dağıtıcılarla iyi ilişkiler geliştirebilir ve yerel pazarda üretimine
daha iyi adapte olabilir,
Sonunda işletme yatırımın tüm kontrolünü elinde tutar ve bu
yüzden uzun dönemde iyi bir üretim ve pazarlama politikaları
geliştirerek uluslararası amaçlarını gerçekleştirebilir.
128
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
Direkt yabancı yatırımın dezavantajları ise (Kotler, 1991: 415):
-
-
En büyük dezavantajları işletmelerin büyük yatırımının riske
maruz kalması, örneğin, bloke edilmiş ya da devalüe edilmiş para,
kötüleşen pazar veya kamulaştırma,
İşletme indirimleri az bulabilir veya üretimi durdurulabilir,
Ev sahibi ülke, işletmede çalışanların mevcut ücretlerinin
artırılmasını isteyebilir veya artırması için rica da bulunabilir.
Direkt yatırımın en önemli sakıncası, hayli büyük bir yatırımı,
ülkede bloke edilmiş veya devalüe edilme nedeniyle değerini kaybetmiş
yerel paralar, kötüye giden bir pazar durumu gibi risklerle karşı karşıya
getirmesidir (Mucuk, 2001: 313).
KAHRAMANMARAŞ İŞLETMELERİNİN
KARAKTERİSTİKLERİ VE EKONOMİK GÖSTERGELERİ
Çalışmanın ana konusunu oluşturan uluslararasılaşma ve
uluslararasılaşma stratejileri konuları incelendikten sonra, bu kısımda alan
çalışmasının yapıldığı Kahramanmaraş’ta faaliyet gösteren işletmelerin
karakteristikleri
ve
Kahramanmaraş’ın
ekonomik
göstergeleri
açıklanacaktır.
Kahramanmaraş İşletmelerinin Karakteristikleri
Burada, Kahramanmaraş’ın ekonomik göstergeleri olarak,
Kahramanmaraş’ta faaliyet gösteren işletmelerin sektörel dağılımları,
yıllar itibariyle ve ülkelere göre ihracat ve ithalat rakamları olarak yer
almaktadır.
Tablo 1 Kahramanmaraş sanayi sektörleri açısından
incelendiğinde; sektörel olarak ilk sırada, 267 işletme ile tekstil sektörü
(dokuma, iplik, konfeksiyon, örme, boya-kasar, denim) ve hazır giyim
sektörünün yer aldığı, ikinci sırada 191 işletme ile ise gıda (gıda, süt ve
süt ürünleri) ve diğer sektörlerin sıralandığı görülmektedir. Buna göre
Kahramanmaraş işletmelerinin, daha çok tekstil, gıda ve çelik mutfak
eşyaları konusunda faaliyet gösterdiklerini söylemek mümkündür.
129
AKBEN; İşletmelerin Uluslararasılaşma Stratejileri…
.
Tablo 1. 2013 yılı Kahramanmaraş Sanayi Sektörleri (kmtso.org.tr , 2014)
Sektörler
İşletme Sayısı
Dokuma
İplik
Konfeksiyon
Örme
Boya-Kasar
Denim
Hidrofil Pamuk
Çırçır
Gıda
Süt ve Süt Ürünleri
Tarımsal İmalat
Yem
Yapı-Sanayi
Kereste ve Plastik
Çelik Mutfak Eşyaları
Ambalaj
Diğer
Toplam
30
76
74
53
31
3
1
32
163
28
28
10
105
35
77
18
105
869
Çalışan
Sayısı
(Erkek)
3.749
17.860
3.902
5.033
5.490
1.425
15
397
1.870
654
234
214
1.770
337
2.632
714
5.783
52.079
Çalışan
Sayısı
(Kadın)
388
1.652
1.715
410
549
221
10
74
590
423
27
39
99
13
479
100
587
7.376
Toplam
4.137
19.512
5.617
5.443
6.039
1.646
25
471
2.460
1.077
261
253
1.869
350
3.111
814
6.370
59.455
Tablo 2 Kahramanmaraş’ın yıllar itibariyle ihracat ve ithalat
rakamları açısından incelendiğinde; 2013 yılının sonuna kadar, en fazla
ihracatın 2012 ve 2011 yıllarında yapılmış olduğu görülmektedir. Bununla
birlikte 11 yıllık ihracat ve ithalat rakamları incelendiğinde, ithalat
rakamlarının hep ihracat rakamlarından daha fazla olduğu göze
çarpmaktadır. Bunun en önemli nedeni işletmelerin üretimde
kullandıkları, hammadde, makine yedek parçası ve bazı sarf
malzemelerinin ithal edilmesi olduğu söylenebilir.
Tablo 2. Kahramanmaraş’ın Yıllar İtibariyle İhracat ve İthalat Rakamları
(kmtso.org.tr, 2014)
Yıllar
İhracat (USD)
İthalat (USD)
2003
138.460.000
264.684.000
2004
223.489.621
333.756.000
130
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
2005
2006
234.593.024
281.929.954
356.717.000
435.827.000
2007
2008
2009
2010
2011
2012
333.260.582
393.189.701
438.554.180
543.759.498
748.706.697
765.637.621
812.307.000
531.429.000
545.686.000
806.061.000
1.188.074.000
1.037.028.000
2013*
751.969.378
996.810.077
*İhracat Ocak-Kasım dönemi, ithalat Ocak-Ekim dönemi verilerini
içermektedir
Tablo 3. Kahramanmaraş 2012 Alt Sektörlere Göre İhracat Rakamları
(kmtso.org.tr, 2014)
Sektörler
İhracat (USD)
Pay (%)
Tekstil ve Hammaddeleri
580.851.000
75,9
Demir ve Diğer Metaller
71.597.000
9,4
Hazır Giyim ve Konfeksiyon
59.833.000
7,8
Hububat, Bakliyat, Yağlı Tohumlar
30.493.000
4,0
Makine ve Aksamları
4.806.000
0,6
Kimyevi Maddeler ve Mamulleri
4.661.000
0,6
Ağaç Mamulleri ve Orman Ürünleri
1.558.000
0,2
Çimento ve Toprak Ürünleri
1.823.000
0,2
Halı
270.000
0,0
Diğer
9.844.621
1,3
Toplam
765.637.621
100
Tablo 3 Kahramanmaraş’ın alt sektörlerine göre ihracat rakamları
açısından incelendiğinde; ihracatta % 75,9’luk pay ile ilk sırada Tekstil ve
Hammadde ihracatının, ikinci sırada % 9,4’lük payla Demir ve Diğer
131
AKBEN; İşletmelerin Uluslararasılaşma Stratejileri…
.
Metallerin ve üçüncü sırada ise % 7,8’lik pay ile Hazır Giyim ve
Konfeksiyon sektörünün gelmekte olduğunu görmek mümkündür.
Tablo 4 Kahramanmaraş ihracat’ındaki ilk 10 ülke açısından
incelendiğinde; ihracatta ilk sıranın 186.814.000 USD ile İtalya, ikinci
sırada 81.714.000 USD ile Brezilya ve üçüncü sırada ise 40.248.000 USD
ile Rusya Federasyonu’nun geldiği görülmektedir.
Tablo 4. Kahramanmaraş İhracatındaki İlk 10 Ülke 2012 Rakamları
(kmtso.org.tr, 2014)
Ülkeler
İhracat (USD)
İtalya
Brezilya
Rusya Federasyonu
Mısır
Almanya
İspanya
Irak
Portekiz
Fas
Yunanistan
186.814.000
81.714.000
40.248.000
36.548.000
34.608.000
31.855.000
29.641.000
29.480.000
25.052.000
22.232.000
10 Ülke Toplamı
518.192.000
Genel Toplam
765.637.621
Tablo 5 Kahramanmaraş’ın 2012 yılı itibariyle ithalat yaptığı ilk
10 ülke açısından incelendiğinde; ilk sırada 196.946.785 USD ile
ABD’nin, ikinci sırada 114.485.187 USD ile İsviçre’nin ve üçüncü sırada
ise 93.676.573 USD ile Çin’in geldiğini görmek mümkündür.
Tablo 5. Kahramanmaraş’ın İthalatındaki İlk 10 Ülke 2012 Rakamları
(kmtso.org.tr, 2014)
Ülkeler
İthalat (USD)
A.B.D
2
İsviçre
196.946.785
114.485.187
132
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
Çin
Brezilya
Hindistan
Almanya
Özbekistan
İtalya
Avustralya
Türkmenistan
10 Ülke Toplamı
93.676.573
67.433.181
66.951.766
61.631.864
44.241.363
42.361.854
41.051.256
37.285.006
Genel Toplam
1.037.028.322
766.064.835
METODOLOJİ
Çalışmanın
konusunu;
teorik
çerçevede
işletmelerin
uluslararasılaşma stratejileri oluştururken, alan çalışması bağlamında
Kahramanmaraş’ta faaliyet gösteren işletmelerin uluslararasılaşma
stratejilerindeki mevcut durumu ve işletmelerin gelecek planları
oluşturmaktadır. Çalışma Kahramanmaraş il sınırları içerisinde faaliyet
gösteren ve en az dolaylı ihracatla da olsa uluslararasılaşma stratejilerini
kullanan, Tekstil, Gıda, Çelik Mutfak Eşyaları, Kağıt, Endüstriyel
Buzdolabı, Bakır Rulo, Tarım Makineleri vb. iş kollarından oluşan
işletmeleri kapsamaktadır. Çalışma için veriler anket yöntemi ile
toplanmıştır. Anket çalışmasını uygulamak amacıyla öncelikle çeşitli
sektörlerden çok sayıda işletme Kahramanmaraş Ticaret ve Sanayi Odası
verilerine dayanılarak belirlenmiş, bunların içinde uluslararası işletme
niteliği taşıyan 100 işletme belirlenmiş ve bu işletmelerle ile irtibata
geçilerek, çalışma ile ilgili görüşmelere olumlu yanıt veren 50 işletme ile
çalışma tamamlanmıştır. Anketin değerlendirmesi SPSS 16.0 adlı istatistik
paket programında yapılmış, elde edilen bulgular tablo haline getirilerek
yorumlanmıştır. Bu alan çalışmasında toplanan verilerin güvenirliliği ve
geçerliliği veri toplamada kullanılmış olan anket tekniğinin özellikleri ve
anketi cevaplayanların verdikleri cevapların gerçekliği ile sınırlıdır.
Analiz ve Değerlendirme
Bu bölümde alan çalışması ile ilgili olarak elde edilen bulguların
analizleri ve değerlendirmeleri yer almaktadır.
133
AKBEN; İşletmelerin Uluslararasılaşma Stratejileri…
.
Çalışmaya Katılan İşletmelerin Demografik Özellikleri
Çalışmaya katılan işletmelerin demografik özellikleri Tablo 6 ve
Tablo 7’de gösterilmiştir. Tablo 5.1.1 işletmelerin faaliyet alanları
açısından incelendiğinde; çalışmaya katılan işletmelerin % 58 gibi büyük
bir çoğunluğunun tekstil sektöründe faaliyet gösterdiği görülmektedir, bu
da Kahramanmaraş’ta tekstil sektörünün oldukça gelişmiş olduğundan
kaynaklanmaktadır (kmtso.org.tr, 2013). Bununla birlikte çalışmaya
katılan işletmelerin % 18’inin çelik mutfak eşyaları, % 12’sinin gıda
sektöründe, geriye kalan % 12’lik kısmının ise kağıt, endüstriyel
buzdolabı, bakır rulo ve tarım makineleri gibi çeşitli sektörlerden oluştuğu
görülmektedir. Aynı tablo işletmelerin ticari unvanları açısından
incelendiğinde; işletmelerin % 62’sinin anonim şirket, % 30’unun limited
şirket, % 6’sının şahıs şirketi ve % 2’sinin holding olduğu görülmektedir.
Tablo 6. Çalışmaya Katılan İşletmelerin Demografik Özellikleri
İşletmelerin Faaliyet Alanları
f
%
f
%
58
İşletmelerin
Ticari Unvanları
Anonim şirket
Tekstil
29
31
62
Gıda
6
12
Limited şirket
15
30
Çelik Mutfak Eşyaları
9
18
Şahıs şirketi
3
6
Diğer
6
12
Holding
1
2
50
100
50
100
Toplam
Toplam
Tablo 7 işletmelerin faaliyet süreleri açısından incelendiğinde;
işletmelerin % 76 gibi büyük bir çoğunluğunun 11 yıldan fazla bir süredir
faaliyette bulundukları görülmektedir. Buda işletmelerin, genelde yeni
kurulmuş olan işletmeler olduklarını göstermektedir.
Tablo 7. Çalışmaya Katılan İşletmelerin Faaliyet Süreleri
İşletmelerin Faaliyet Süreleri
2 yıldan az
2-5 yıl arası
6-10 yıl arası
11 yıldan fazla
Toplam
134
f
1
1
10
38
50
%
2
2
20
76
100
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
İşletmelerin Uluslararası Faaliyette Bulundukları Bölgeler Açısından
Dağılımları
Tablo 8 çalışmaya katılan işletmelerin faaliyette bulundukları
bölgeler açısından dağılımlarını göstermektedir. Tablo incelendiğinde;
işletmelerin % 82 gibi büyük bir oranının Avrupa’da faaliyette
bulundukları, % 20’sinin Kuzey Amerika, % 12,5 ‘inin Güney Amerika,
% 56,3’ünün Ortadoğu, % 22,4’ü Afrika, %12,5’i Uzakdoğu, %
10,40’ının Orta Asya ve % 4,2’sinin ise Avustralya’da uluslararası
faaliyette bulundukları görülmektedir. Tablo incelenirken, hatırda
tutulması gereken diğer bir durumda işletmelerin birden fazla bölgede
faaliyette bulunduklarıdır. Elde edilen sonuçlar değerlendirildiğinde,
Kahramanmaraş’taki işletmelerin genellikle pazar çeşitlendirme yoluna
gittikleri görülmektedir. Bu durum onlar açısından tek bir pazara bağlı
kalmanın risklerini azaltmaktadır. En son yaşadığımız krizden en az
etkilenilmesinin, sebeplerinden biride firmaların pazar çeşitlendirme
yoluna gitmeleridir ve bu sayede işletmeler belli bir bölgede çıkan
krizlerden en az zararla kurtulmaları mümkün olmuştur. İşletmelerin pazar
çeşitlendirmesi her ne kadar yerinde olsa da, bunun getirdiği operasyonel,
pazarlama ve finansman açısından zorlukları da dikkate almakta fayda
vardır. Farklı ülkelerin de farklı riskleri olduğu asla unutulmamalıdır. Bu
bağlamda dengeli açılımların her zaman daha ön planda olması
gerekmektedir. Diğer taraftan gerekli insan kaynağı ve finansman gücüne
sahip olamayan firmaların aşırı açılımları büyük riskleri de bünyesinde
barındırmaktadır.
135
AKBEN; İşletmelerin Uluslararasılaşma Stratejileri…
.
Tablo 8. İşletmelerin Uluslararası Faaliyette Bulunduğu Bölgeler
f
Avrupa
Evet
Hayır
Toplam
Kuzey
Amerika
Evet
Hayır
Toplam
Güney
Amerika
Evet
Hayır
Toplam
Ortadoğu
Evet
Hayır
Toplam
41
9
50
%
82
18
100
Afrika
Evet
Hayır
Toplam
f
%
11
38
49
22,4
77,6
100
6
42
48
12,5
87,5
100
5
43
48
10,40
89,60
100
2
46
48
4,2
95,8
100
Uzakdoğu
10
40
50
20
80
100
6
42
48
12,5
87,5
100
27
21
48
56,3
43,8
100
Evet
Hayır
Toplam
Orta Asya (Rusya ve Türkî
Cumhuriyetleri)
Evet
Hayır
Toplam
Avustralya (Okyanusya)
Evet
Hayır
Toplam
İşletmelerin Uluslararasılaşma Stratejileri
Tablo 9 çalışmaya katılan işletmeleri şu anki uluslararasılaşma
stratejileri açısından değerlendirmektedir. Tablo 5.3.1 incelendiğinde,
işletmelerin, % 100’ünün ihracat (Dolaylı ve Doğrudan) yapmak ve %
26’sının Ortaklıkları ve %8’inin ise Direkt yabancı yatırım kullanmak
suretiyle uluslararasılaşma stratejilerini kullandıkları görülmektedir. Tablo
ayrıntılı olarak incelendiğinde, ortaklıklar olarak % 6’sının lisans
anlaşmaları, % 4’ünün franchising, %14’ünün Sözleşmeli üretim, %
2’sinin ise Birleşme ve Devralmalar gibi stratejilerini kullanmakta
oldukları göze çarpmaktadır, bununun yanı sıra % 8’inin ise Direkt
Yabancı Yatırım stratejilerini kullanmakta oldukları göze çarpmaktadır.
Tablodan elde edilen sonuçlar değerlendirildiğinde:
- İşletmelerin hepsinin ihracat odaklı bir uluslararasılaşma stratejini
izledikleri görülebilir. İhracat stratejisi Türkiye’de olduğu gibi
Kahramanmaraş’taki firmaların uluslararası faaliyetlerinde ilk
tercih ettikleri stratejilerden biridir. İhracat olarak da KOBİ’lerin
genelde dolaylı ihracatı tercih ederken daha büyük firmaların
doğrudan ihracat yaptıkları bilinmektedir. İhracat stratejisinin
136
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
-
tercih edilmesinden en önemli etken riskin az olması ve
uluslararasılaşma bağlamından ilk adımlarda kullanılan en önemli
stratejilerden biri olmasıdır. Özellikle uluslararasılaşma
çerçevesinde değerlendirildiğinde, çalışmaya katılan firmaların
daha
ilk
aşamalarında
oldukları
görülmektedir.
Uluslararasılaşmanın ileriki adımlarından görülen ortak üretim,
doğrudan yatırım gibi stratejiler Kahramanmaraşlı işletmeler
tarafından çok kullanılmadığı görülmektedir. Bunun nedeni bu
stratejilerin ihracata göre daha büyük riskleri ve yatırımları
barındırmasından kaynaklanmaktadır.
İşletmelerin birden fazla uluslararasılaşma stratejisini aynı anda
kullanabildikleri görülmektedir. İhracat dışında göze çarpan
stratejiler ise, sözleşmeli üretim, lisans anlaşmaları ve Franchising
gibi stratejilerdir. Franchising daha çok gıda sektöründe
dondurma firmalarının uyguladığı bilinmektedir. Sözleşmeli
üretim ve lisans anlaşmalarının ise tekstil sektöründe sıklıkla
kullanıldığı bilinmektedir. İşletmelerin birden fazla stratejiyi aynı
anda kullanmaları önem arz etmektedir çünkü gerek Türkiye’de
ve gerekse Kahramanmaraş ilinde firmalar ihracat dışındaki
stratejileri pek kullanmamaktadırlar. Dolayısı ile en azından bazı
işletmelerin bu yöndeki girişim ve uygulamaları diğer firmalara
örnek teşkil edecek ve yayılmasına yol açabilecektir. Diğer
taraftan farklı stratejilerin kullanılması firmaların bu stratejiler
konusundaki bilgi ve tecrübesini artıracak ve gerekli gördükleri
diğer farklı stratejileri de değerlendirip kullanabileceklerdir.
Özellikle ihracat stratejisi odaklı gelişen uluslararası faaliyetler
artık daha farklı stratejilerle desteklenerek işletmelerin daha farklı
büyüme ve gelişmelerinin önü açılacaktır.
Tablo 9. İşletmelerin Mevcut Uluslararasılaşma Stratejilerinin
Niteliğini Tanımlayan Bulgular
Uluslararasılaşma Stratejileri
f
%
50
0
50
100
0
100
7
14
İhracat
Evet
Hayır
Toplam
Ortaklıklar
Sözleşmeli Üretim
137
AKBEN; İşletmelerin Uluslararasılaşma Stratejileri…
.
Lisans Anlaşmaları
3
6
Franchising
2
4
Birleşme ve Devralmalar
1
2
Yönetim Sözleşmesi, Montaj Operasyonları,
Konsorsiyum, Anahtar Teslim Projeler, Yap-İşlet Devret Sözleşmeleri, Ortak Girişim
Evet
0
0
13
26
Hayır
37
74
Toplam
50
100
Toplam
4
46
50
8
92
100
Direkt Yabancı Yatırım
Evet
Hayır
İşletmelerin Uluslararasılaşma Stratejilerine Dair Geleceğe Dönük
Planları
Tablo 10 işletmelerin uluslararasılaşma stratejileri bağlamında
geleceğe yönelik hedeflerini ortaya koymaktadır. Tablo 5.4.1
incelendiğine çalışmaya katılan işletmelerin % 85,4’ünün ihracata
gelecekte de devam edeceklerini beyan etmişlerdir. Uluslararasılaşma
stratejilerinden ortaklıkları gelecekte kullanmayı düşünenlerin oranı ise %
41,5’tir. Tablo daha ayrıntılı incelendiğinde ise, Ortaklık stratejilerinden,
% 20,8’lik kısmının Sözleşmeli üretim, % 10,4’lük kısmının Birleşme ve
Devralmalar, % 8,3’lük bir kısmının Lisans anlaşmaları, % 2,1’lik
kısmının ise Yap-İşlet-Devret sözleşmelerini kullanmak ve % 14’6’lık
kısmının ise Direkt Yabancı Yatırım stratejilerini kullanmak suretiyle
uluslararasılaşma stratejilerini kullanmak istediklerini beyan etmişlerdir.
Tablodan da görüldüğü gibi işletmeler ihracat stratejisinden
vazgeçmemektedir ama bunun yanından diğer stratejilerinde gündemde
olması sevindiricidir. Uluslararası faaliyetler dendiğinde ilk akla gelen
ihracat olması bir taraftan sevindirici iken diğer taraftan da kısıtlayıcı bir
nitelik taşımaktadır. İşletmelerin uluslararası faaliyetlere katılmada en sık
olarak kullandıkları strateji ihracattır. Unutulmaması gereken teorik
kısımda da anlatıldığı gibi strateji belirlemeyi etkileyen birçok faktör
olduğu gibi, her stratejinin kendine has avantaj ve dezavantajları vardır
(Yeşil, 2010: 24). İşletmeler bu farklı alternatifleri dikkatli bir şekilde ele
alınmalı ve değerlendirip karar vermelidirler (Yeşil, 2010: 24).
138
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
Çalışmamıza katılan işletmelerin farklı stratejileri gelecekte kullanmayı
düşünmeleri bu bağlamda önem arz etmektedir. İşletmeler bu stratejilerin
her birini dikkate alarak rasyonel bir şekilde karar vermeleri uluslararası
faaliyetlerdeki başarı şanslarını artıracaktır.
Tablo 10. İşletmelerin Gelecekteki, Uluslararasılaşma Stratejilerini
Tanımlayan Bulgular
Uluslararasılaşma Stratejileri
f
%
Evet
41
85,4
Hayır
7
14,6
48
100
Sözleşmeli Üretim
10
20,8
Birleşme ve Devralmalar
5
10,4
Lisans Anlaşmaları
4
8,3
Yap- İşlet - Devret Sözleşmeleri
1
2,1
Franchising , Yönetim Sözleşmesi, Montaj Operasyonları,
Anahtar Teslim Projeler, Ortak Girişim, Konsorsiyum
Evet
0
0
20
41,5
Hayır
28
58,5
48
100
Evet
7
14,6
Hayır
41
85,4
48
100
İhracat
Toplam
Ortaklıklar
Toplam
Direkt Yabancı Yatırım
Toplam
SONUÇ VE ÖNERİLER
Ülkemiz dünya ölçeğinde sınır ötesi işlemelerin azlığı nedeniyle
yeni ekonomide bir ağ yapısı oluşturmaktan çok genelde diğer ülkelerde
merkezleri olan ağların bir parçası olmuştur (Kaymakçı vd., 2007: 260).
Bu bağlamda işletmelerin uluslararasılaşma stratejilerini kullanarak
uluslararası pazarlara girmeleri, işletmelere, atıl kapasitelerini
139
AKBEN; İşletmelerin Uluslararasılaşma Stratejileri…
.
değerlendirme, karlarını artırma, mevcut rekabetten korunma ve rekabet
gücü kazanma gibi dış pazarlardaki çekici faktörlerden yararlanmak
suretiyle birçok faydanın yanı sıra işletmelerin uluslararası alanda
ekonomik ve ticari anlamda bir ağ oluşturmaları gibi ek faydalar
sağlayabilirler. İşletmelerin sağladıkları bu faydalar işletmelere olduğu
kadar ülke imajına ve ülke ekonomilerine önemli ölçüde katkıda
bulunurlar. Türkiye 2023 vizyonunda yer alan uluslararası rekabet
gücünün artırılması konusunda “Özel sektörün lokomotif rol üstleneceği,
Küçük ve Orta Ölçekli işletmelerin ekonominin belkemiğini teşkil
edeceği, ülkemizin karşılaştırmalı üstünlüklerini yansıtan, uluslararası
rekabet gücüne sahip, tekelleşmeyi kaldırıp adil rekabetin yerleştirileceği,
devletin rant dağıtımı yerine temel hizmet ve altyapıyı özellikle de gerekli
hukuki ve kurumsal çerçeveyi sağlayıp denetim ve hakemliği üstlendiği,
sosyal sorumluluklarını ihmal etmediği, serbest fakat fanatik olmayan
piyasaya dayalı bir ekonomik sistem başlıca hedeftir (ozetkitap.com,
2014)”. Öngörüsüne paralel olarak, Kahramanmaraş işletmeleri de
potansiyel pazarlardaki fırsatları elde etmek, rekabet güçlerini artırarak
rakiplerinin önüne geçmek ve kar sağlamak için uluslararasılaşma
stratejilerini
kullanma
eğilimi
göstermektedirler.
İşletmelerin
seçebilecekleri ve seçmeleri gereken uluslararasılaşma stratejileri,
işletmelerin, öz yeterliliklerine (sermaye, kapasite, nitelikli işgücü),
ürettikleri ürünlerin miktar, fiyat ve uluslararası potansiyel pazarlardaki
durumuna, rakiplerinin durumuna vs. faktörlere göre çeşitlilik
göstermektedirler.
Bu çalışmada amaç hem teorik çerçevede hem de bir alan
çalışması ile birlikte günümüz Kahramanmaraş işletmelerinin hâlihazırda
kullandıkları uluslararasılaşma stratejilerini tanımlamaktır. Bunun devamı
olarak ta işletmelerin ileride kullanmayı hedefledikleri uluslararasılaşma
stratejilerini belirlemektedir. Çalışmanın diğer bir amacı ise işletmelere
gerek uluslararasılaşma stratejisi konusunda seçim yapma, gerekse de
kullandıkları uluslararasılaşma stratejileri hakkında işletmelere ışık tutucu
önerilerde bulunmak çalışmanın genel amaçları arasında yer almaktadır.
Çalışmanın bulgularına göre; çalışmaya katılan Kahramanmaraş
işletmelerinin, hemen hemen hepsinin doğrudan ve dolaylı olarak ihracat
yapmak
suretiyle
uluslararasılaşma
stratejilerini
kullandıkları
gözlemlenmiştir. Bunun yanı sıra işletmelerin, diğer bir uluslararasılaşma
stratejisi olan Ortaklık stratejileri adı altında Sözleşmeli üretim, Lisans
anlaşmaları, Franchising, Birleşme ve Devralmalar ve Direkt yabancı
yatırım stratejilerini de kullandıkları bulguları elde edilmiştir.
140
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
Çalışmanın bir diğer bulgusu olan, Kahramanmaraş işletmelerinin
ilerde kullanacakları ya da kullanmayı arzu ettikleri uluslararasılaşma
stratejileri konusunda şu bulgulara ulaşılmıştır; çalışmaya katılan
işletmelerin büyük bir çoğunluğunun hâlihazırda kullanmış oldukları
ihracat stratejilerini daha sonraki yıllarda da devam ettirecekleri,
ihracatlarını dolaylı olarak yapan işletmelerin bu söz konusu ihracatlarını
doğrudan yapmaya devam edecekleri bulgularına ulaşılmıştır. Diğer
uluslararasılaşma stratejileri olan ortaklık stratejileri bulguları
incelendiğinde; işletmelerin Sözleşmeli Üretim, Birleşme ve Devralma,
Lisans anlaşmaları ve Yap-İşlet-Devret ve Direkt Yabancı Yatırım
stratejilerini kullanmak istedikleri bulgularına ulaşılmıştır.
Genel olarak elde edilen bu bulgular değerlendirildiğinde,
Kahramanmaraş’ta faaliyet gösteren işletmelerin, Küreselleşmenin
beraberinde getirdiği hem bir gereklilik hem de bir zorunluluk olan
uluslararasılaşma faaliyetlerine çok önemli ölçüde olmasa da kendi
yeterlilikleri çerçevesinde katıldıkları ortaya çıkmıştır. Bütün işletmeler
için olduğu gibi Kahramanmaraş’ta faaliyet gösteren işletmelerinde,
uluslararası faaliyetlerinde başarılı olabilmeleri ve etkinliklerini
artırabilmeleri, gerek ulusal yani ana ülkeden kaynaklanan sorunların
gerekse de ev sahibi ülkelerden karşılaşılan engel ve problemlerin bertaraf
edilebilmeleri adına önemlidir. İşletmelerin uluslararasılaşma stratejileri
belirlerken:
- Kendi öz yeterliliklerini,
- Faaliyette bulundukları endüstrilerin potansiyellerini,
- Rakiplerin durumları,
- Faaliyette bulunacakları ev sahibi ülkelerin, ekonomik, politik,
ticari faktörleri ve risklerini de göz önüne almaları işletmelerin
varlıklarının devam etmesi ve karşılarına çıkacak olan engel ve
risklerin bertaraf edilmesi adına oldukça önemlidir.
Son olarak uluslararası pazarlarda boy gösterebilmek için yeterli
donanıma sahip olmayan Kahramanmaraş işletmeleri, hem ulusal hem de
uluslararası pazarlarda ayakta kalabilmek hem de yaşadıkları sorunları
bertaraf edebilmek ve önlerine çıkan fırsatları en iyi şekilde
değerlendirebilmek için kendileri için en iyi yöntemleri ve stratejileri
geliştirmelidirler. Bu yöntem ve stratejiler için gerekli bilgiden yoksun
işletmeler, geliştirecekleri bu yöntem ve stratejiler için profesyonel
yardım almaları gerekmektedir. Uluslararasılaşma stratejileri konusuna
gereken özeni gösteremeyen işletmeler seçtikleri stratejiler konusunda
başarısızlığa uğramaları yüksek bir ihtimaldir.
141
AKBEN; İşletmelerin Uluslararasılaşma Stratejileri…
.
KAYNAKLAR
ALBAUM, S.GERALD - STRANDSKOV, JESPER - DUERR, EDWIN
ve DOWD, LAURENCE (1995), International Marketing and
Export Management, Addison-Wesley Puplishing Company,
U.S.A.
ALBAUM, S.GERALD - STRANDSKOV, JESPER ve DUERR,
EDWIN (2002), International Marketing and Export
Management, 4th Edition, Financial Times, Prentice Hall, England.
BUCKLEY, ADRIAN (Ed.) ve PALIWODA, STANLEY. J. (1994), The
Essence of International Marketing, Prentice Hall, U.K.
BROUTHERS, KEITH (2002), Institutional, Cultural and Transaction
Cost Influences on Entrymode Choice and Performance. Journal
of International Business Studies, 33 (2), ss.203–221.
BERKOWITZ, ERIC.N -KERIN, ROGER.A. - HARTLEY, STEVEN.W.
ve RUDELIUS, WILLIAM (1994), Marketing, Irwin, Boston.
CAVUSGIL, TAMER ve KNIGHT, GARY (2009), Born Global Firms,
A New International Enterprise, Business Expert Press.
CENGİZ, EMRAH - GEGEZ, A.ERCAN – ARSLAN, MÜGE - PİRİNTİ,
SERDAR ve TIĞLI, MEHMET (2007), Uluslararası Pazarlara
Giriş Stratejileri, Beta Basım Yayım Dağıtım.
CZINKOTA, MICHAEL.R ve RONKAINEN, IIKKA.A (1994),
International Marketing, 4th Edition, Dryden, Washington D.C.
CZINKOTA, MICHAEL.R - RONKAINEN, IIKKA.A. ve MOFFETT,
MICHAEL.H (2009), Fundamental of International Business, 2nd
Edition, Wessex, New York.
DATTA, DEEPAK-HERRMANN, POL ve RASHEED, ABDUL, (2002),
Choice of Foreign Market Entry Modes: Critical Review and
Future Directions, Advances in International Management, 14,
pp:85-153.
DANIELS, JOHN D. ve RADEBAUGH, LEE H. (1989), International,
Business Environments and Operations, Fifth Edition, Addison –
Wesley Publishing Company, USA.
DANIELS, JOHN D. ve RADEBAUGH, LEE H. (1994), International,
Business Environments and Operations, Fifth Edition, Addison –
Wesley Publishing Company, Canada
DOUGLAS, SUSAN P. ve CRAIG, C.SAMUEL (1995), Global
Marketing Strategy, McGraw-Hill, New York.
DURUKAN, TÜLİN - SEYMEN, OYA (ed) ve BOLAT, TAMER (ed),
(2005), Küreselleşme ve Çok Uluslu İşletmecilik, Çok Uluslu
142
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
İşletmelerde Pazarlama ve Halkla İlişkiler Uygulamaları
Küresel Pazarlama, Nobel.
ERKUTLU, HAKAN. ve ERYİĞİT, SÜLEYMAN
(2001),
Uluslararasılaşma Süreci, Gazi Üniversitesi, İktisadi ve İdari
Bilimler Fakültesi Dergisi, 3, ss.149-164.
GÖKSU, NUSRET ve CANITEZ, MURAT (1999), Uluslararasılaşma
Yolları, Pazarlama Dünyası, Globus Dünya Basımevi, yıl:13,
sayı:76, ss.16-21. İstanbul.
GAUGHAN, PATRICK A. (2005), Mergers, What Can Go Wrong
and How to Prevent It, John Wiley & Sons, Inc.
HILL, CHARLES W.L. - HWANG, PETER ve KIM, W.CHAN (1990),
An Eclectic Theory of the Choice of International Entry Mode,
Strategic Management Journal, 11, 2, pp:117-128.
HILL, CHARLES W.L. (2008), Global Business Today, 5th Edition,
McGraw – Hill Irwin, Boston.
JEANNET, JEAN-PIERRE ve HENNESSEY, HUBERT D. (1995),
Global Marketing Strategies, Houghton Comp. Boston.
Kahramanmaraş Sanayi Sektörleri,
http://www.kmtso.org.tr/statik.php?file=ekonomik_gostergeler&me
nuID=18 (07.03.2014).
Kahramanmaraş Yıllar İtibariyle İhracat ve İthalat Rakamları
http://www.kmtso.org.tr/statik.php?file=ekonomik_gostergeler&me
nuID=18 (07.03.2014).
Kahramanmaraş Alt Sektörlere Göre İhracat Rakamları,
http://www.kmtso.org.tr/statik.php?file=ekonomik_gostergeler&me
nuID=18 (07.03.2014).
Kahramanmaraş İhracatındaki İlk 10 Ülke,
http://www.kmtso.org.tr/statik.php?file=ekonomik_gostergeler&me
nuID=18 (07.03.2014).
Kahramanmaraş İthalattındaki İlk 10 Ülke,
http://www.kmtso.org.tr/statik.php?file=ekonomik_gostergeler&me
nuID=18 (07.03.2014).
2023 Türkiye Vizyonu Gelecek Şimdi Başlıyor,
http://www.ozetkitap.com/2023_turkiye_vizyonu.pdf (20.03.2014).
KARAFAKIOĞLU, MEHMET (1997), Uluslararası Pazarlama
Yönetimi, Teori, Uygulama ve Örnek Olaylar, Beta Basım
Yayım, İstanbul.
KAYMAK, ÜMİT ve ERCAN, İSMAİL (2006), Themis, Arıkan Basım
Yayım Dağıtım, İstanbul.
143
AKBEN; İşletmelerin Uluslararasılaşma Stratejileri…
.
KAYMAKÇI, OĞUZ - AVCI, NURİ ve ŞEN, RECEP (2007),
Uluslararası Ticarete Giriş; Teori, Politika ve Uygulama, Nobel
Yayın Dağıtım, Ankara.
KOPARAL, CELİL ve ÖZALP, İNAN (Ed.), (2004), Uluslararası
İşletmecilik, Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi
Yayınları, Eskişehir.
KOTLER, PHILIP (1991), Marketing Management Analysis, Planning
Implementation and Control, Prentice Hall, U.S.A.
KOTLER, PHILIP ve ARMSTRONG, GARY (1994), Principles of
Marketing, Prentice – Hall, New Jersey.
LEEMAN, JORIS J. (2010), Export Planning: A10 – Step Approach,
Institute for Business Process Management, Germany.
MENDENHALL, MARK - PUNNET, BETTY ANEJ., ve RICKS,
DAVID, (1995), Global Management, Blackwell Publishers,
Oxford, U.K.
McCARTHY, EDMUND JEROMY ve PERREAULT, WILLIAM.D.
(1988), Essentials of Marketing, Irwin Homewood, Illinois.
MUCUK, İSMET (2001), Pazarlama İlkeleri, Türkmen Kitabevi,
İstanbul.
MUTLU, ESİN CAN (1999), Uluslararası İşletmecilik, Beta Yayınları,
İstanbul.
MUTLU, ESİN CAN (2008), Uluslararası İşletmecilik, Beta Yayınları,
İstanbul.
SHERMAN, ANDREW J. (2011), Mergers & Acquisitions From A to
Z, AMACOM.
STEERS, RICHARD M. ve NARDON, LUCIARA (2006), Managing in
the Global Economy, M.E. Sahrpe.
SPRINGER, REINER (1995), Market Entry and Marketing Strategies
for Eastern Europe, Journal of East-West Business, 1:3, pp.67104.
TEK, ÖMER BAYBARS (1990), Pazarlama İlkeler ve Uygulamalar,
Mopak, İzmir.
TEK, ÖMER BAYBARS (1999), Pazarlama İlkeleri, Global
Yönetimsel Yaklaşım Türkiye Uygulamaları, Beta Yayınları,
İstanbul.
TERPSTRA,VERN ve SARATHY, RAVI (1994), International
Marketing, Dryden Press, Orlando.
THOMPSON, ARTHUR A. - STRICKLAND, ALONZO J. ve
GAMBLE, JOHN E. (2007), Crafting and Executing Strategy:
144
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
The Quest for Competitive Advantage, McGraw Hill Irwin, New
York.
VUKMANIC, FRANK G. - CZINKOTA, MICHAEL R. - RICKS,
DAVID A. ve ERDİLEK, ASIM (ed), (1985), National and
International Data Problems and Solutions in the Empirical
Analysis of Industry Direct Foreign Investment, in
Multinationals as Mutual Invaders: Intraindustry Direct
Foreign Investment, Croom Helm, England.
WARREN, HELEN (1998), Oxford Türkiye, Oxford University Press,
Oxford.
WELCH, LAWRENCE S. - BENITO, GABRIEL R.G. ve PETERSEN,
BENT (2007), Foreign Operation Methods, Theory, Analysis,
Strategy, Edward Elgar, U.S.A.
WIND, YORAM ve PERLMUTTER, HOWARD V. (1997), On the
Identification of the Frontier Issues in International Marketing,
Columbia Journal of World Business, 12, pp.131-139.
YEŞİL, SALİH (2010), Küreselleşme ve İşletmelerin Küreselleşme
süreçleri: Karşılaşılan Fırsatlar ve Tehditler. Ekonomik ve
Sosyal Araştırmalar Dergisi, Cilt:6, Yıl:6, Sayı:1, ss. 22-72.
YÜKSEL, ÖZNUR (1999), Uluslararası İşletme Yönetimi ve Türkiye
Uygulamaları, Gazi Kitapevi, Ankara.
145
146
Vasıf Öngören ’in Almanya Defteri’nde Göç Olgusu*
Şengül KOCAMAN
Yrd. Doç. Dr., Dicle Üniversitesi, Yabancı Diller Bölümü
Makale Gönderim Tarihi: 21.03.2014, Makale Kabul Tarihi:21.10.2014
Öz: Bu çalışmada, göç olgusu oyunun yazıldığı döneme dair
yazarın kendi bakış açısıyla verdiği siyasi ve ekonomik bilgiler ışığında
analiz edilmeye çalışılmıştır. Oyunda yoksulluktan, çalışma koşullarının
olumsuzluğundan bıkan, tükenen bir ailenin refaha kavuşma arzusuyla
evlerini, yurtlarını terk etme serüveni anlatılır. Öngören, Türkiye’nin çok
partili döneme geçtiği bir süreçte, göçün ekonomik boyutunu önceleyerek,
ülkenin siyasi ve ekonomik sorunlarını seyircinin eleştirisine sunar. Bu
bağlamda, Almanya Defteri 1950’li yıllarda Türkiye’de meydana gelen
toplumsal ve politik değişimlerin yarattığı pek çok sorunun tiyatro
sanatına nasıl yansıtılabileceğinin örneğidir. Brecht'in epik tiyatro
kuramını Türkiye'de ilk kez uygulayan tiyatro yazarlarından biri olarak
tanımlanan Öngören, bu oyunuyla sistem eleştirisi üzerinden ideolojik
çizgisini açıkça gösterir. Ancak yazar siyasal bir sorumluluk yüklenmekle
beraber, seyircisine siyasal bir görüş benimsetmek istemez. Onun yerine,
sorunlar yaratan durumu tarihsel koşullar içinde göstererek seyircinin
eleştirel bir tutum içinde olmasını ister.
Anahtar Kelimeler:
yabancılaştırma, Brecht.
Göç, ekonomik koşullar, epik tiyatro,
The Phenomenon of Immigration In Vasıf Öngören’s Almanya Defteri
Abstract: In this study, the phenomenon of immigration is
investigated in the light of the political and economic information
presented from the perspective of the writer in the period in which the
play was written. In the play, the adventure of a family who is fed up with
*
Bu çalışma, 23/29 Mart 2013 tarihinde Dicle Üniversitesi’nde düzenlenen “Güneydoğu
ve Göç: Sorunlar-Çözüm Önerileri” konulu V. Ulusal Sosyal Bilimler Kongresi’nde “Göç
ve Edebiyat” başlıklı oturumda bildiri olarak sunulmuştur.
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi, Ekim 2014, Cilt:11, Sayı:2, Sayfa:147-161
KOCAMAN; Vasıf Öngören ’in Almanya Defteri’nde Göç Olgusu
.
poverty and bad working conditions and leaves their house and hometown
with a desire for prosperity is told. By prioritizing the economic
dimension of immigration, Vasıf Öngören presents his audience the
political and economic problems in the period when Turkey made a
transition to multi-party system. In this respect, Almanya Defteri is a
sample work which represents how most of the problems resulting from
the social and political changes occurring in Turkey in the 1950s are
reflected into the theatre. Öngören, identified as one of the first writers
applying Brecht’s theory of epic theatre, reveals his ideological line
explicitly through the criticism of the system by this play. However,
although the writer overtakes a political responsibility, he does not want
his audience to accept a political view. Instead, he wants his audience to
be in a critical attitude by presenting the event causing problems in its
historical conditions.
Keywords: Immigration, economic conditions, epic theatre,
distancing effect, Brecht.
GİRİŞ
Göç, bir toplumun sosyal, kültürel, ekonomik, politik, eğitimsel
gibi tüm yapısıyla yakından ilişkili bir olgudur. Bu bağlamda, göçün
toplumun çok çeşitli yapısıyla olan yakın ilişkisi, çok boyutluluğu
antropologların sosyal bilimcilerin, eğitim bilimcilerin, psikologların
ilgisini çekmesine ve konuyu yakından incelemelerine neden olmuştur
(Şahin, 1999: 19). Böylesine çok çeşitli bir yapı sergileyen göç olgusuna
edebiyatın kayıtsız kalması beklenemez. Bir toplumdaki sorunlar,
görüşler, her türlü sosyal kültürel değişimler edebiyata yansır. Stendhal’ın
yazılan eserler için “bir yol boyunca gezdirilen ayna” değerlendirmesi
edebiyat toplum ilişkisini açıkça belirler. Meriç, edebiyat için “toplumun
ifadesidir” diyerek edebiyatın toplumsal bağlamından koparılamayacağı
gerçeğine vurgu yapar. Kısacası, Moran’ın Edebiyat Kuramları ve Eleştiri
yapıtında belirttiği gibi, “eserler gelişigüzel olmaz, gökten inmez.
Eserlerin icatçıları ülkelerinin iklimi, fiziksel, politik ve toplumsal şartları
tarafından belirlenir” (1990: 70).
Çağdaş edebiyatımızda göç gibi toplumu böylesine yakından
ilgilendiren bir konunun ele alınması ise, 1961 yılında Federal Almanya
ile imzalanan İş Gücü Alımı Anlaşması’ndan sonra Türkiye’den bu ülkeye
gerçekleşen göçle birlikte belirmeye başlar. Günümüz edebiyatında ‘göç’
ve ‘göçmenlik’ kavramlarından söz edildiğinde, 1961 yılında Almanya ile
148
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
başlayan yurtdışına işçi göçünün edebiyat yapıtlarına yansıması sürecinin
irdelendiği anlaşılır (Turan, 2009).
Göç ve göçmenlik konusu, yazın dünyasında, 1990’lı yıllara
değin Almanya üzerine odaklaşır. “Çünkü ilk işçi göçünün buraya olması
yanında, nicelik olarak da yoğunluğun bu coğrafyada olmasıyla yönelim
de Almanya’ya kaymıştır. İster Hollanda, ister Belçika, Danimarka olsun
her yurtdışına gidip gelen işçinin ‘Alamancı’ olarak tariflenmesinin
kaynağında da böyle bir sebep saklıdır” (Turan, 2009).
Göçmenlik sorununun ele alındığı ilk yapıt, Almanya’ya işçi
olarak çalışmaya giden ve ilk yazarlık döneminde bu sorunu ele alan
Bekir Yıldız’la başlar. Yıldız, Türkler Almanya’da (1966), Alman Ekmeği
(1975) gibi eserlerinde Almanya’da geçirdiği sürecin zorluğundan söz
eder. Yıldız’ın eserleri Almanya’da yaşayan Türklerden bahseden ilk
eserlerden biri olma özelliği açısından önemlidir. Göç konusuyla ilgili
yazılan ilk eserlerde göç edenlerin yaşadıkları zorlukları ve yaşam
mücadelelerini yansıttıklarını görüyoruz. Daha sonraki yapıtlarda kimlik
sorgulaması, ana vatana geri dönüş ve geri dönüş sürecinin yarattığı uyum
sorunu gibi konular ağırlıklı olarak yer alır. Bu özelliği taşıyan en önemli
yapıtlar; ‘’Yüksel Pazarkaya, Aras Ören, Zafer Şenocak’’ gibi
yazarlarımız tarafından verilir. Bu kez, ilk dönem yazarları gibi yabancı
bir yerde bulunmanın zorluklarından çok, göç edilen ülkede veya geri
dönülen ülkede yaşanılan “yurtsuzluk” ya da “arada kalmışlık” üzerinde
durulur. Göç konusunun yazarlarımız tarafından ele alınıp daha fazla
irdelenmesi gerektiğine dikkat çekmek isteyen Ali Gitmez, “Türk
Yazınında Dış Göç” adlı makalesinde konuyla ilgili şu açıklamaları yapar:
Genelde, işçi göçüne ilişkin Türk yazını, duygusal yoğunluğu fazla
olan bir “gurbet yazını” durumunda, gurbetçiliği konu edinmekte,
iki ekin arasında kalmış, kökünden sökülerek yaban toprağının
kıyıcığına köksüz iliştirilmiş, çoğu karasabanlı geri ekonomik
koşullardan, aradaki gelişim sürecini üç saatte aşarak, ileri
teknoloji toplumuna atılmış Türk işçisinin yeni oluşumları, yeni
koşullanmaları fazlaca işlenmemiş durumda. Çoğu yüzeysel, parça
parça kalmakta bu yüzden; öze inememiş inme sürecini de
tamamlayamamış, yetkinleşmemiş bir yazın bu. Ne var ki, yeni yeni
soluklu sesler de gelmekte, geleceğin olumlu tohumları atılmakta
yazında (1981: 145).
Gitmez’in sözünü ettiği bu soluklu seslerden Adalet Ağaoğlu
(Fikrimin İnce Gülü), Gülten Dayıoğlu (Geride Kalanlar, Geriye
149
KOCAMAN; Vasıf Öngören ’in Almanya Defteri’nde Göç Olgusu
.
Dönenler), Sevinç Çokum, (Çırpıntılar), Nevzat Üstün (Almanya
Almanya) Tarık Dursun (Bağrı Yanık Ömer ile Güzel Zeynep), gibi
yazarlar dış göç olgusunu eserlerinde farklı boyutlarıyla ele alıp
değerlendirirler.
Tiyatro yazınına gelince, “Cevat Fehmi Başkut, Haldun Taner,
Melih Cevdet Anday, Vasıf Öngören” gibi isimleri “1960’lı yılların
tiyatrosunda bizi yakından ilgilendiren toplumsal sorunlarla tiyatro
aracılığıyla hesaplaşan bir anlayışın doğmasında” önemli yeri olan ve
tiyatro yazınına yeni bir canlılık getiren yazarlar olarak gösterebiliriz
(İpşiroğlu, 1995: 113). Cevat Fehmi Başkut, Göç oyununda 1950' lerde
ülkemize tarım makinelerinin gelmesiyle topraksız kalan köylünün,
endüstrileşme aşaması içinde kentlere akın eden ve orda tutunmaya
çalışan insanları temsil eden kapıcı Hüseyin’in öyküsünü anlatır. Haldun
Taner, ünlü Keşanlı Ali Destanı’nda köyden kentte göç eden “gecekondu
halkının sosyal seviyesini, sınıf farkını, seçim politikalarını, politikacıları,
devlet dairelerindeki bürokrasi ve rüşvet olaylarını, devletin
gecekondularla ilgili politikalarını eleştirel –gerçekçi bir bakış açısıyla”
ele alır (Doğan, 2009: 415). 1960’lı yıllarda başlayan “dış” göç serüvenini
toplumun sosyal, ekonomik ve politik konumuyla buluşturan ve “seyirci
ile en iyi iletişim kurabilmiş toplumcu tiyatro yazarı” (Yüksel,1997: 125),
olarak nitelendirilen Vasıf Öngören, 1965 yılında yazdığı ilk oyunu
Almanya Defteri’yle göç nedenlerini sahneye taşımaktan geri kalmaz.
Oyun, 1950-1960’lıların Türkiye’sinde yaşanılan ekonomik koşulların
insanları ülkelerini terk etmeye zorladığı bir dönemin ürünüdür. Özdemir
Nutku’nun deyimiyle, ‘’gurbetçilerin sorunlarını’’ gösteren bir oyundur
(1982: 2528).
ALMANYA DEFTERİ’NDE GÖÇE HAZIRLIK
Almanya Defteri, baş oyun kişisi olan Recep Usta adındaki
otomobil tamircisinin, bozulan ülke şartlarında var olma çırpınışını konu
edinir. Oyunda kişilerinin sosyo-ekonomik durumları öncelenerek
Almanya’ya göç eylemini gerçekleştirme nedeni ortaya konulur. Recep
Usta’nın ve ailesinin ekonomik krizi oyunda aşama aşama verilir.
Öncelikle Türkiye’de yedek parça sıkıntısı olduğundan, Recep
Usta tamirciliği bırakır, fabrika sahibi Kazım’ında baştan çıkarmalarıyla,
çocukların düğün paralarını kullanıp eski araba alımına girişir. Kendisi ve
oğlu taksi şoförlüğü yaparak geçimlerini sağlamağa çalışırlar. Ne var ki,
taksicilik yapmak yine çözüm olmamış, öğlene kadar Recep, öğleden
sonra oğlunun çalışması sonucu taksinin lastikleri yoğun tempoya
150
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
dayanmamış ve taksi şoförlüğü de yeni borçlar getirmiştir. En iyisi
arabayı satmaktır. Ancak, o da pek kolay görünmez. Kazım tarafından
bulunan alıcı, tefeciden başkası değildir. Nitekim bütün çabalara rağmen,
Recep Usta, önce yılların birikimi olan paralarını, sonra tamirhanesini,
daha sonra Kazım tarafından ipotek ettirilen evini yitirir. Araba
tamirciliğinden gazocağı tamirciliğine değin, oyun kişisinin geçirdiği
aşamalar tüm detaylarıyla verilir. Bu durumda tek umut vardır:
Almanya’ya Recep Usta’nın karısı Emine’nin ifadesiyle “gavur ellerine”
çalışmak için göç etmektir. Bu bağlamda, oyunun ana teması göçtür.
Sürekli olarak olumsuzlaşan ekonomik sıkıntılarından kurtulmak üzere
Almanya’ya gitmeyi çözüm olarak gören, Almanya’ya gitmeyi düşleyen
bir ailenin dramı söz konusudur:
Almancılık düşü, yoksulluğu yenme düşüdür. Daha bir tok karın,
daha bir güvenli yarındır beklenen. Topraksız toprak düşlemekte,
küçük işletmeci daha büyükçe bir işletme, dar gelirli işçi de
kendinin olan bir işyeri. Yurtdışına akım, bu düşleri gerçekleştirme
akımıdır (Gitmez, 1981: 151).
Öngören’in Göç oyunu, Gitmez’in sözünü ettiği düşlerin
oyunudur. Oyun, Bir takım şeylerin özlemi olarak insanların kendi
ülkelerinde bulamadıkları fırsatları yakalayabilmek için Almanya’ya bu
hayallerin peşinden koşan insanların öyküsünü anlatır. Düşlerini
gerçekleştirmek adına, Almanya’ya ilk önce Recep Usta’nın çocukları
gitmek için girişimde bulunurlar. Ancak gitmek pek de kolay görünmez.
İş ve İşçi Bulma Kurumu’na başvuran milyonlarca insan gibi, çağrılmayı
beklemek zorundadırlar. Bu durumda, başka yöntemleri gelişir
Almanya’ya gidebilmenin… Bu yöntemi, oyun kişilerinden Mehmet’ten
dinleyelim:
Bu işin adamları var. Dört beş bin lira veriyorsun, onlar yolunu
buluyor (Öngören, 2010: 69).
Mehmet’in bu cümlesi, içinde bulunulan yoksulluğun,
Almanya’ya kaçak yolla gitme gerçeğinin sıkıntılarına katlanmak zorunda
bırakıldığının açık bir ifadesidir. Kaçak işçi olarak öncelikle onlar, yani
ailenin genç işgücü gidecek, sonrasında ailenin geri kalanının gelmesi
sağlanacaktır.
151
KOCAMAN; Vasıf Öngören ’in Almanya Defteri’nde Göç Olgusu
.
Emine:… İki çocuğumda gavur ellerinde. Hasta olurlarsa onlara
kim bakar. … Gitme kızım gitme…gitme oğlum Pişman olursunuz
… (Öngören, 2010: 69).
Annelik duygusuyla dile getirilen bu endişeler, aslında yerini,
yurdunu, sevdiklerini bırakanların arkasından bir dizi annenin, babanın
duyduğu endişelerdir. Emine göç olgusunda “geride kalanların” ‘’geride
bırakılanların’’ sesidir. Göç olgusu sadece ekonomik, toplumsal veya
siyasal nedenlerle insanların bireysel ya da kitlesel olarak gerçekleştirdiği
bir ‘’coğrafi yer değiştirme’’ eylemi değildir. Göç fiziksel bir yer
değişiminden çok, ‘’bir sosyo-ekonomik sistemden diğerine, bir yaşam
örüntüsünden diğerine geçmek demektir. Göç edenler üzerindeki en etkili
bağlamsal değişiklikler, sosyal destek ağlarında, sosyo- ekonomik statüde,
kültürel ortamda ve kişiler arası ilişkilerde meydan gelen değişikliklerdir”
(Demirkan, 2011). Böyle bir durumda, dil, din, gelenek, kültür gibi pek
çok açıdan birbirinden tümüyle farklı geçmişlere sahip bireyler aynı
ortamda yaşamını sürdürmek zorundadırlar. Göç köklü bir değişim
sürecini kapsar ve bu köklü değişimde, Emine, çocuklarının dilini, dinini,
kültürünü bilmediği bir yerde, tüm göçmenler gibi birer “yabancı”
olacaklarının “yalnızlık” yaşayacaklarının farkındadır. Ancak, onlar istese
de istemese de çocukları anne ve babalarını geride bırakarak “yeni bir
dünya” için hazırlanırlar. Çünkü göç, oyun kişileri için son umuttur.
Vasıf Öngören’in ilk oyunu olan Göç, Türkiye’de kurdukları düşler
gerçekleşmeyen, yaşam kavgasında yenik düşmüş, oto tamircisi bir
ailenin, son umudu Almanya’ya işçi olarak gitmeye bağlamasıyla
noktalanan bir yoksunluk ve yoksulluk serüvenini dile getirir
(Yüksel, 1997:118).
Recep Usta’nın bu durumlara düşmesinde ilk etapta en büyük
neden olarak fabrika sahibi Kazım görünür. Başı sıkıştığında Kazım’a
koşan Recep’in içinde bulunduğu bu olumsuz durum, onun tarafından
kendi çıkarlarına uygun hale getirilir. Başka bir deyişle, Recep Usta’nın
dürüstlüğü, emeği fabrikatör Kazım tarafından kullanılır. Evinin
satımından, elindeki paralarının değerlendirilmesine kadar, her işte
Kazım’ın parmağı vardır ve Recep Usta’nın giriştiği işler, hüsranla
sonuçlanır. Bu bağlamda, Recep açıkgözlerin, kurnazların egemen olduğu
bir toplumda Yüksel’in deyimiyle “bozuk düzenle” ile baş etme savaşımı
veren “zor durumdaki küçük insanları” da temsil eder ve “bu küçük
insanlar zaman içinde yenilgiye uğrayarak kaçmayı” tercih ederler (2003:
152
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
12) Oyun ilk aşamada, bir araba tamircisinin yoksulluğa adım adım giden
talihsizlik öyküsü gibi algılanır ancak oyun ilerledikçe, Recep Usta’yı
büyük çıkmazlara sokan öyküsünün gerisindeki toplumsal, ekonomik
koşullarla seyircinin yüzleşmesi sağlanır.
OYUNDA DÖNEMSEL ÖZELLİKLER
Daha önce belirttiğimiz gibi oyun, Türkiye’nin 1950 ve 1960’lı
yıllarını kapsar. Bu yıllar, Türkiye’nin çok partili döneme geçtiği yıllardır.
Cumhuriyet Halk Partisi dışında ikinci bir partinin, Demokrat Parti’nin
kurularak seçimlere çok partili olarak gidildiği ve Demokrat partinin
seçimleri kazanarak 10 yıl gibi uzun bir süre iktidarda kaldığı bir
dönemdir. 1950 yılından itibaren Demokrat Parti liberal bir ekonomik
politika izler ve bunun için ekonominin önünde tek parti döneminde
uygulanmakta olan her türlü planlama, sınırlama ve kısıtlamalar kaldırılır
ve özellikle liberal politikalar gereği özel sektörün geliştirilmesi
amaçlanır.
Demokrat Parti programının birinci bölümünde hem hürriyetler
hem de ekonomik sistem açısından liberalizm ve demokrasi
partinin genel ilkeleri olarak sayılmıştır. Parti programında
ekonomik görüşlerin temeli, özel teşebbüsü desteklemenin
devletçiliğin görevleri arasında sayılmasıdır (Takım, 2012:164).
Demokrat Parti ilk yıllarında, iş sahaları yaratmak, bir şeyler
yapıp üretmek isteyen müteşebbislerin umudu olur. “Her mahallede bir
milyoner yaratma” sloganı tutmuş, herkes milyoner olma hevesine
kaptırmıştır kendini. Fabrikatör Kazım bu hevese kapılanlardan biri olarak
şöyle der:
Kazım: Diyor ki hükümet, bizim idaremizde her mahallede bir
milyoner olacak tamam mı?... Açıkgöz olan, kafasını kullanan
olacak. Ne demiş herifçioğlu, “İşlet kafanı, doldur keseni.” Sen
kafanı işletme, ondan sonra, hükümete, partiye kabahat bul… Bak
hükümet durmadan yatırım yapıyor… Diyor ki, hodri meydan, iş
bilenin kılıç kuşananın… Girişken olana, cesaretli olana yardım
benden. Kredi vereceğim, yardım edeceğim, kendisine güvenen
gelsin meydana. Para kazansın, hem kendisi kalkınsın hem de
memleket diyor Tamam mı? (Öngören, 2010: 16).
153
KOCAMAN; Vasıf Öngören ’in Almanya Defteri’nde Göç Olgusu
.
Ancak, 1950’li yılların ortasına doğru gelindiğinde ekonomik gelişmenin
giderek yavaşladığı görülür: İkinci Dünya Savaşı sonrasında soğuk savaş
döneminin başlaması ile birlikte Amerika Birleşik Devletleri Avrupa
ekonomilerinin hızla gelişmesi için “Marshall Planı” çerçevesinde mali
yardımlarda bulunmuş ve Türkiye de bu yardımlardan belirli bir oranda
pay almıştır. Bunun yanı sıra, 1950-1960 yılları arasında tarımda
makineleşme yoğun olarak kullanılmaya başlanmış ve tarımda
makineleşme kırsal kesimde iş gücü fazlalığını ortaya çıkarmıştır. İnsan
emeğine olan gereksinimin giderek azalması kırsal kesimden kentlere
doğru ilk büyük göç dalgasını başlatmıştır. Kısacası, iktidar, yerli
girişimcilerden aradığını bulamayınca yabancı sermaye yatırımlarına
yönelir. Devlet tekelinde bulunan birçok enerji kaynaklarının işletilmesi
için yabancılara kolaylıklar sağlayan “Yabancı Sermayeyi Teşvik
Kanunu” gibi yeni uygulamalar yapılır. Fakat yapılan teşviklere rağmen,
yabancı yatırımlar ülkenin kalkınmasına yeterli katkıyı sağlayamaz. Bu
dönem özelliklerini Tanilli’nin saptamalarıyla belirtelim:
1950 sonrası, Türkiye’de kapitalizmin daha hızlı gelişmeye, kırsal
bölgelerin kapitalist pazara açılmaya, tarım kesiminden başlayan
hızlı kapitalistleşmenin sanayiyi de etkilemeye doğru gittiği
dönemdir (1990: 92).
Oyunda, ülkenin durumu, Recep Usta’nın arabasını satın almaya
gelen Alıcı tarafından da şöyle özetlenir:
Alıcı: … Bu ülkede milyonlarca insan sıkıntı çekiyor. Milyonlarca
insan aç. Herkes elini uzatıyor. Her taraftan yardım istiyorlar ve
düşünün ben her gün bütün bunların arasında dolaşıyorum
(Öngören, 2010: 43).
1958 yılının sonlarına doğru Türkiye’de ekonomik, siyasal ve
toplumsal koşullar Demokrat Parti iktidarına karşı oluşmaya başlar.
Başbakan Adnan Menderes bu gidişi önlemek için “ Vatan Cephesi” ni
kurarak partisi için çalışanları bu çatı altında birleşmeye çağırır. Ülkenin
yaşadığı bu siyasi çalkantılar oyunda yerini alır ve diyaloglar aracılığıyla
seyirci adeta bilgilendirilir. Ekonomik durumu gittikçe kötüleşen Recep
Usta’nın bankadan kredi alması bile bu oluşuma katılmasıyla mümkün
olur:
154
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
Kazım: Sen Vatan Cephesi’ne gir, düşünürüz bir şeyler. Hem o
zaman, bankaya borcunu yavaş yavaş ödersin. Mesela ödeyemedin,
söyleriz. Deriz ki bu bizden. Vatan Cepheli bu! …
Bu akşam, gelecek hafta Salı, öbür hafta Çarşamba radyodan
söylenecek (Öngören, 2010: 47).
Recep Usta’nın sevinci uzun sürmez. Zira ekonomik güçlüklerin
yanı sıra ülkede siyasal ve toplumsal gerginliğin artması sonucunda 27
Mayıs 1960 askeri müdahalesi olur. Darbenin yaşattığı korku ve endişeler
Emine’nin cümlelerinde yer alır:
Emine: Vatana Cephesi’ne girdiydik ya… Necla, komşulardan
duymuş, Vatan Cephesi’ne girenleri de yakalıyacaklarmış
(Öngören, 2010: 52).
Almanya Defteri’ne yansıyan 1950-1960 yıllarına ait dönemsel
özellikler, bu süreçte yaşanılan siyasal ve ekonomik gerginliklerin ülke
içinde yarattığı kaosa dikkat çekmek açısından önemlidir. Darbeyle oluşan
baskılar, diğer yandan ekonomik kaosla beraber gelen açlık tehdidi “daha
iyi bir yaşam” için farklı yerlere göç isteğinin oluşmasının en etkin nedeni
olarak gösterilir. Öngören, yaşanılan göçün salt bireylerin tercihleri olarak
değil, siyasal ekonomik yapıdaki aksaklıkların bir sonucu olduğunun altını
çizer. Bu aksaklıklar, bir “mahalle milyoneri” olan Kazım ile emeği,
dürüstlüğü kullanılan Recep arasında oluşmuş uzlaşmaz karşıtlıklarda
yansıtılır. Ezen-ezilen çatışmasıyla yazar perspektifini ezilen Recep Usta
üzerinden yansıtır.
Öngören, Almanya Defteri için “Türkiye’deki toplumsal
dönüşümler dizisinin ilk oyunuydu” der (Oral, 1977: 3). Bu toplumsal
dönüşüm sürecinde 1960’lardan başlamak üzere Türkiye’de yaşanan dış
göç olgusu önemli yer tutar. Almanya’nın II. Dünya Savaşı sonrası
sanayileşmeye başlamasıyla birlikte, her ülkeden olduğu gibi Türkiye’den
de binlerce insan işçi olarak çalışmaya gider. Bu elbette zorunlu bir
gidiştir. Kişilerin içinde bulundukları yoksulluk, işsizlik, gibi ekonomik
nedenler, onları Almanya’ya göçe sürükler. Almanya Defteri oyununa
yansıyan şekliyle, Türkiye gerçeğinin bir parçası olan sosyo-ekonomik
koşullar, kişileri daha iyi bir gelecek ümidiyle iş gücü olarak Almanya’ya
göç etmek zorunda bırakır. Oyunda kişilere dair dikkate sunulan sosyoekonomik durumun, Almanya’ya göç olgusuna dair ekonomik gerçekliğin
bir yansıması olduğu ortadadır. Böylesine kendisini yakından ilgilendiren
bir konuda, olayların akışına kapılmış seyircinin oyuncularla
155
KOCAMAN; Vasıf Öngören ’in Almanya Defteri’nde Göç Olgusu
.
özdeşleşmemesi yani duygusal olarak etki altında kalmaması zor görünür.
Özellikle seyirciden izlediği oyuna “eleştirel” yaklaşımı isteniliyorsa! Bu
durum, Öngören’in seyirci ile sahne olayı arasına koyduğu, düşündürücü
olduğu kadar eğlendirici olan estetik uzaklığı sağlayan “yabancılaştırma”
anlatımı sayesinde engellenir. Böylece, yazar, seyircinin önemli bir
toplumsal olay olan “göç’e”, “göçe iten nedenlere” duygusaldan çok
düşünsel açıdan yaklaşmasını önerir.
ALMANYA DEFTERİ’NDE YABANCILAŞTIRMA
Öngören, vazgeçilmez bir tiyatro tutkusuyla,
İstanbul
Üniversitesi Fizik Bölümü’nü bitirmeden 1962 yılında Almanya’ya
gittiğinde hem Brecht tiyatrosunu yakından takip eder, hem de orda
yaşayan Türkleri gözlemleme fırsatı bulur. Türkiye’ye döndükten sonra
tiyatro için yapmak istediklerini şöyle özetler:
Tiyatro olarak yeni bir dünya ve seyirci amaçlıyoruz. Seyircimizi
daha adil, daha iyi bir dünyaya kanalize etmeyi, onu
bilinçlendirmeyi amaçlıyoruz. Dünyanın değişebilirliğini
göstermek, yeryüzünü seyircinin eleştirisine sunmak istiyoruz.
Bunu gerçekleştirebilecek bir tiyatro sistemi vardır. Bugüne
kadar bu sistemin ülkemizde ele alınmayışı dikkatimizi çekmelidir
(Göktaş: 2004: 36).
Yazarın sözünü ettiği bu tiyatro anlayışı, epik tiyatro anlayışıdır.
En sade biçimiyle, Alman tiyatro kuramcısı Erwin Piscator’un ortaya
koyduğu, Alman tiyatro kuramcısı ve yazarı Brecht’in geliştirdiği Birinci
Dünya Savaşı’ndan sonra yaşanan politik, sosyal ve ekonomik sıkıntıları
konu edinen bir tiyatro anlayışı… Şener’in ifadesiyle, epik tiyatro “iki
dünya savaşı arasında gerçekçi-doğalcı akıma karşı çıkan, görünen somut
gerçeğin değil, onun derininde olanın anlatımına önem veren ve bu
anlatımı gerçekleştirmek için yeni biçimler arayan akımların en
önemlisidir” (2010:264). Böylesi yenilikçi bir anlayışın Türk tiyatrosunda
tanınmaya başlaması 1960’lı yıllara rastlar. Bu yıllarda, birçok oyun
yazarımız toplum sorunlarını yeni biçim denemeleriyle tartışmaya
açmaktan,
tiyatromuza
yeni
perspektifler
kazandırmaktan
çekinmemişlerdir. Öngören, 60’lı yılların başında epik tiyatronun ilk
örneklerini vermeye başladığı özgün oyunlarıyla kuşkusuz bir dönüm
noktasıdır.
156
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
Almanya Defteri, Öngören’in epik tiyatroyla tanışmasının
ardından hemen yazdığı, daha sonradan Asiye Nasıl Kurtulur?, Zengin
Mutfağı gibi oyunlarıyla geliştireceği “toplumsal dönüşümler” dizisinin
ilk örneğini teşkil eder. Bu nedenle, “oyunda Türkiye gerçeklerini
gösterme kaygısı ağır bastığından, epik tiyatronun biçimsel özelliklerinin
çoğu görülmez” (Göktaş, 2004: 103). Dış göçe zorlanan küçük esnafı
işleyen oyunda ülkenin ekonomik şartları öncelenerek, 1960’ların
ekonomik manzarası tarihsel süreciyle verilir ve olaylar belli bir episodik
süreç içinde gelişir. Yalnız bu episodik gelişim epik tiyatro’dakinden
biraz farklıdır:
Epik tiyatro’da her sahne kendi içinde dramatik özellikler taşır.
Çoğu kez bu sahneler birbirine ya şarkıyla, ya anlatıcı
kullanımıyla bağlanır. Almanya Defteri’nde ise “her sahne kendi
içinde dramatik” kuralına göre düzenlenmemiştir. Yani oyundaki,
13 oyunda, dramatik aksiyon, oyunda Recep’in yedek parça
sıkıntısına düşmesiyle başlar ve 13.oyunda her şeyini yitirip
çocuklarıyla damadını Almanya’ya göndermesiyle sona erer
(Göktaş, 2004:102).
Almanya Defteri’nde diğer oyunlarındaki kadar çok güçlü olmasa
da, seyircinin oyuna mesafesini koruyabilmek için yabancılaştırmayı
sağlayıcı yollara “kısmen” başvurulur. Bilindiği üzere, Brecht
yabancılaştırmayı, anlaşılması amaçlanan olgunun, alışıldık bildik
olandan soyutlanarak, şaşırtıcı, beklenmedik olana dönüştürülmesi olarak
açıklar ve “yabancılaştırma yoluyla ele alınan konuyu, yazar-yönetmenoyuncu üçlüsü benzetmecilikten öylesine uzak bir bicimde sunar ki,
izleyici bir tiyatro oyunu izlediği bilincini yitirmeden sahnede
gösterilenler üzerine düşünme olanağını bulur” (İpşiroğlu, 1995: 39).
Almanya Defteri’nde yabancılaştırma efekti projeksiyon, kort, veya
parçalı anlatı biçimi gibi dışsal elemanlarla sağlanmamıştır. Ancak zaman
zaman “beklenmedik”, ya da “şaşırtıcı” diyebileceğimiz diyaloglar
sayesinde seyircinin izlediğine dışarıdan, eleştirel bir gözle bakması
sağlanır. Oyunda 1960 darbesi ve yarattığı korku ortamına dikkat çekmek
için evlerinin herhangi bir köşesine bayrak asmayanların
cezalandırıldığına dair söylemlere tanık oluruz. Bir yandan ülkede
yaşanan darbenin toplumda yarattığı kargaşa vurgulanırken bir yandan da
oyun kişilerinden duyulan beklenmedik bir cevap seyirciyi güldürür.
Umulmadık bir anda korku, huzursuzluk, endişe duyguları gülme ile
157
KOCAMAN; Vasıf Öngören ’in Almanya Defteri’nde Göç Olgusu
.
karışır. Memlekette bayrak tükenmiştir, tek çare Emine’nin kırmızı
elbisesidir:
Kazım: Demedim mi Recep, demedim mi? Bunlar yok edecekler
bizi. …
Aman Recep, bir bayrak! Ne yapıp yapıp, bir bayrak bulalım.
Recep: (İstemeyerek) İsterseniz Cemal gidip bir bayrak alsın…
Cemal: Piyasada bayrak kalmadı ki… Herkes bayrak alıp, evinin
penceresinden sarkıtıyor.
Kazım: Peki ne yapacağız?
Cemal: Bilmem.
Kazım: Aman yahu, aman bir bayrak!
Emine: Ben dikerim. (Necla’ya) Kız git, içerde bohçaya bak
bakalım, kırmızı bir bez var mı? Yoksa benim eski, kırmızı entariyi
keseriz (Öngören, 2010: 53-54).
Yine, tamir edilen arabayı satmak için uğraşan Recep Usta ve
ailesinin arabayı görmeye gelen Alıcı’yı evde ağırlayıp onu memnun
etmek için giriştikleri olağanüstü çaba seyirciyi kahkahalara boğmasa da,
Recep Usta ve ailesinin yoksulluk serüveni ile oluşan sıkıntılı havayı bir
an olsun dağıtmaya yeter. Oyun kişileri evlerinde Kazım gibi bir mahalle
milyoneri olan Alıcı’yı ağırlayacaklardır. Evde tamamen bir şenlik, hatta
düğün havası hâkimdir:
Emine: … biz adamı bir güzel ağırlayalım. … Şu yatakları içeri
taşı bari…
Nuriye: Anne pastayı nereye koyacağım.
Cemal: … Anne… Talât Hanım Teyze, “çukur tabak mı kayık tabak
mı istiyor?” diyor.
(…)
Nuriye: (Mutfaktan bir bez getirir. Duvarda asılı fotoğrafın tozunu
alır) Baba bu resmi kaldırsak olmaz mı?
Recep: Niye kaldırıyor muşum?
Nuriye: Baksana fesli, ayıp olur milyonere… (Öngören, 2010: 4041).
Ailenin çaresizliği, bütün umutlarını arabayı görmeye gelen
Alıcı’ya bağlamış olmaları onları trajik kılmaktadır. “Milyoner” olarak
nitelendirdikleri birini evlerinde ağırlamanın verdiği telaşla olayı
olduğundan fazla abartmaları ise onları gülünçleştirir ve seyirciyi
158
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
eğlendirir. Zaman zaman geçim sıkıntısına dayalı karı-koca
çekişmelerinin gülünç sunumu da oyunun eğlendiriciliğini artırıcı
yöndedir. Bu eğlendirme biçimi yaşanılan sorunlardan kaçmak adına
değil, bu sorunları vurgulamak, üzerine gitmek içindir. Öngören’in
anlatımıyla oyunlarındaki eğlendirmenin amacı şöyledir:
Seyirci günlük yaşamından ve içinde yaşadığı toplumun
şartlarından edindiği bir BİRİKİM’le beraber gelir tiyatroya.
Yığınla problemi sıkıntısı ve düşüncesi vardır. Tiyatroya eğlenmeye
açılmaya gelir. Tiyatronun vazgeçilmez fonksiyonlarıdır bunlar.
Dramatik tiyatronun kullandığı gerici sistem, bu birikimlerden
seyirciyi arıtmayı sağlar, onu deşarj eder, rahatlatır ve sokağa
aktivitesi tükenmiş olarak salıverir. Oysa, bilim çağının tiyatrosu
olan epik tiyatroda bu fonksiyon çağımıza yaraşır bir biçimde
düzenlenir. Seyircinin kafasındaki karmaşık ve düzensiz bir şekilde
bulunan bu birikimi, bir düzene sokmaya, problemlerini bilinç
düzeyine sıçratıp açıklamaya yönelen epik tiyatronun
eğlendiriciliği, işte bu bilinçlenmenin getirdiği çağdaş hazdır
(Goriça, 1970) And, 1983: 427).
“Bilim çağının tiyatrosu” olarak nitelendirilen epik tiyatro
anlayışı tiyatronun eğlendirme amacına karşı değildir. Ancak bu, seyirciyi
sadece eğlendirmeye yönelik değil, öğrenmeden, özellikle bilinçlenmeden
geçen bir eğlendirme olarak değerlendirilmelidir. Bu nedenledir ki,
gerçekçi tiyatroda, seyircinin sürekli bir yanılsama içinde olduğu, sahne
ile duygusal bir yakınlık kurduğu ve bunun eleştirel bir tutum sağlamada
engelleyici olduğu savunularak seyircinin oyun kişileri ile özdeşleşmesini
engellemek amacı ile yadırgatma yönteminin uygulanması gerekliliği
belirtilir. Şener, epik tiyatronun eğlendirme görevini, “öğrenmekten ve
usun deviniminden doğan sevinci, yaşam diyalektiğini algılamaktan
doğan zevki, üretici duruma getirilmekten doğan hoşlanmayı
içermektedir” (2010: 276) şeklinde değerlendirir. Bu bağlamda, Almanya
Defteri’nde, Türk siyasi ve ekonomik yaşantısına yapılan göndermelerle
memlekette olan bitene kulaklarını tıkamayan seyirci için ilgiyle takip
edilen bir metin ortaya koyulur. Düşünsel ve eleştirel bir tutum takınması
istenen seyirciden siyasi ve ekonomik şartlar temelinde şekillenen
toplumsal düzenin farkına varması beklenir. Bu amaçla, seyircinin
tiyatroda olduğuna işaret eden, onun bir oyuna geldiğini hatırlatmak adına
zaman zaman komik unsurlara başvurularak yadırgatmaya gidildiği
izlenir. Almanya’ya gerçekleştirilen göç eylemi ekonomik ve siyasi
159
KOCAMAN; Vasıf Öngören ’in Almanya Defteri’nde Göç Olgusu
.
nedenlere bağlanırken oyuna yansıyan sosyo-ekonomik özellikler
nedensellik çerçevesinde “göç nedenini” açıklayıcı bir nitelik kazanır.
Görüyoruz ki, Öngören’in “yapıtlarıyla yarattığı tiyatro olaylarının hiç biri
rastlantısal değildir, (o) malzemesini titizlikle seçen, özenle işleyen, ne
yaptığının baştan sona bilincinde olan” ender tiyatro yazarlarımızdan
biridir (Yüksel, 1997: 125).
SONUÇ
Almanya Defteri’nde çok tanıdık gelen bir “göç” öyküsünden
yola çıkılarak öykünün gerisindeki toplumsal-ekonomik gerçeklere dikkat
çekilir. Öngören bu oyunla sadece Almanya’ya göçün nedensellik sürecini
göstermiştir. Oysaki oyunun sonu Almanya’da yaşanacak sürece işaret
eden yeni bir başlangıçtır.
Yazar, 1950’li yılların Türkiye’sini sahneye taşıyan bu oyunuyla,
çok partili sürece geçiş döneminde yaşanan sorunların yarattığı sonuçları
Recep Usta örneğiyle aktarmakla kalmaz, Brecht tiyatrosundan öğrendiği
biçimsel özellikleri Türkiye’nin sosyal, ekonomik ve politik yapısıyla
başarıyla birleştirir. Kısaca, Brecht’le gelişen tiyatro anlayışını çıkış
noktası yaparak Türkiye’nin 1950’lerden sonra geçirdiği yapısal
değişikleri ve bu değişiklerin bireyler üzerindeki etkilerini tiyatro aracılığı
ile seyircisinin eleştirisine sunar.
160
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
KAYNAKLAR
Doğan, Âbide (2009), “Türk Tiyatrosunda Brecht Etkisi”, Turkish
Studies, Volume 4 /1-I Winter, ss. 409-422.
Demirkan, Burçak (2011), “Göç ve Göç Psikolojisi”,
http://www.tavsiyeediyorum.com/makale_7838.htm, 03. 12. 2011.
Gitmez, Ali S. (1981), “Türk Yazınında Dış Göç”, Türk Dili Aylık Dil
ve Yazın Dergisi, Sayı: 357, Eylül, Türk Dil Kurumu Yayınları,
Ankara, ss.145-159
Goriça İsmet (1970), “Vasıf Öngören İle Bir Konuşma: Epik Tiyatro
Nedir?”, 20 Şubat, Ankara Bayram,’dan aktaran Metin And,
(1983) Cumhuriyet Dönemi Türk Tiyatrosu, Türkiye İş
Bankası Kültür Yayınları, Ankara, s.427.
Göktaş, Erbil (2004), Vasıf Öngören’in Tiyatro Dünyası, Mitos-Boyut
Yayınları, İstanbul.
İpşiroğlu, Z. (1995), Tiyatroda Devrim, İstanbul, Çağdaş Yayınları.
Şahin, Cengiz (1999), Yurt Dışı Yaşantısı Geçiren ve Geçirmeyen
Anadolu Lisesi Öğrencilerinin Sosyal Beceri Düzeyleri
(Yayınlanmamış Doktora Tezi), Gazi Üniversitesi, Ankara.
Şener, Sevda (2010) Dünden Bugüne Tiyatro Düşüncesi, Dost, Ankara.
Moran, Berna (1990), Edebiyat Kuramları ve Eleştiri, Cem Yayınevi,
İstanbul.
Nutku, Özdemir (1982), “Cumhuriyet Tiyatrosu”, Cumhuriyet Dönemi
Türkiye Ansiklopedisi, Cilt: 9 İletişim Yayınları, İstanbul.
Oral, Zeynep (1977), “Vasıf Öngören”, Milliyet Sanat, 25 Mart, sayı:
224.
Takım, Abdullah (2012), “Demokratik Parti Döneminde Uygulanan
Ekonomi Politikaları ve Sonuçları”, Ankara Üniversitesi SBF
Dergisi, Cilt 67, No. 2, 2012, ss. 157-187.
Tanilli, Server (1990), Devlet ve Demokrasi, Say Yayınları, İstanbul.
Turan, Metin (2009) “Göç ve Göçmenlik Ekseninde Türk Edebiyatı”,
http://metin-turan.blogspot.com.tr/2009/07/goc-ve-gocmenlikekseninde-turk.html, 6.07.2009.
Yüksel, Ayşegül (1997), Çağdaş Türk Tiyatrosunda On Yazar, MitosBoyut Yayınları, İstanbul.
Yüksel, Ayşegül (2003), “Vasıf Öngören’in Oyun Yazarlığı”, Tiyatro
(Aylık Tiyatro Dergisi), Sayı: 131, Haziran, Tiyatro Yapım
Yayıncılık, İstanbul, ss. 8-37.
161
162
Okulların Sosyal Sermayeleri ile Örgütsel İmajları Arasındaki
İlişki
Durdağı AKAN
Yrd.Doç.Dr., Atatürk Üniversitesi, Kazım Karabekir Eğitim Fakültesi
Murat BAŞAR
Yrd.Doç.Dr., Uşak Üniversitesi, Eğitim Fakültesi
Cemil ŞAHİN
Yrd.Doç.Dr., Gümşhane Üniversitesi, Sağlık Hizmetleri Meslek
Yüksekokulu
Makale Gönderim Tarihi: 26.03.2014, Makale Kabul Tarihi:21.10.2014
Öz: Tarama modeliyle yapılan bu çalışmada okulların sosyal
sermayesi ile imajı arasındaki ilişki incelenmiştir. Çalışmaya Erzurum il
merkezindeki ilköğretim okullarında görev yapan 441 öğretmen
katılmıştır. Katılımcılardan elde edilen veriler SPSS 19 paket programında
değerlendirilmiştir. Yapılan temel bileşenler analizi sonucunda, sosyal
sermayenin paylaşım, memnuniyet bütünleştirme, katılımcılık ve
güvenden oluştuğu tespit edilmiştir. İmaj sermayesi ise çalışma ortamı,
yönetim kalitesi, finansal sağlamlık, duygusal cazibe, hizmet kalitesi ve
toplumsal sorumluluktan oluşmaktadır. Bu çalışmada t testi, tek yönlü
varyans analizi (Anova), korelasyon ve regresyon analizi yapılmıştır.
Sosyal sermaye ve imaj sermaye ölçeğinin Alpha güvenirlik değeri .95,
KMO değeri .96 bulunmuştur. Okulların sosyal sermayesi ile örgütsel
imajları arasında güçlü bir ilişkinin olduğu görülmektedir. Okulların
sosyal sermaye alt boyutları örgütsel imajın %73’ini açıklarken örgütsel
imajının alt boyutları sosyal sermayenin %71’iini açıklamaktadır.
Okulların sosyal sermayesi arttıkça okulların imajının da artmakta olduğu
sonucuna ulaşılmıştır.
Anahtar Kelimeler: Sosyal Sermaye, Örgütsel İmaj, Okul
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi, Ekim 2014, Cilt:11, Sayı:2, Sayfa:163-184
AKAN, BAŞAR ve ŞAHİN; Okulların Sosyal Sermayeleri ile Örgüt...
The Relaionship Between Social Capital of Schools And
Organizational Image Based On Perceptions of Teachers
Abstract:The relationship between social capital and image of
schools has been investigated in this study of scanning model. 441
teachers who are working in primary schools of Erzurum province
participated to this study. The data obtained from the participants were
analyzed using SPSS 19 software package. As a result of the principal
component analysis, it has been found that social capital consists of share,
satisfaction, integration, participation, and trust. Image capital consists of
work environment, quality of management, financial stability, emotional
appeal, quality of service, and social responsibility. In this research, t test,
one-way analysis of variance (ANOVA), correlation and regression
analysis were done. Alpha reliability value of social capital and image
capital scales was found as .95 and KMO value as .96. It has been found
that there was a strong relationship between social capital of school and
organizational image. While sub-dimensions of social capital explained
73% of organizational image, sub-dimensions of organizational image
explained 71% of social capital. It has been concluded that when social
capital of schools becomes stronger, image of schools increases too.
Keywords: Social Financing, Organizational Image, School
GİRİŞ
Örgüt çalışanlarında ve üyelerinde örtülü olarak bulunan bilgi,
öğrenme yararları yaratmak ve dolayısıyla örgütün etkililiğini artırmak
için transfer edilerek ve başkalarıyla paylaşılarak değere dönüştürülebilir
(Bingöl, Aydıntan ve Göksel, 2010). Örgüt üyelerinde var olan bu örtülü
bilginin (Alavi ve Leinder, 2001), norm ve değerlerin, kültürün ve bunlara
bağlı olarak örgütsel güvenin (Fukiyama, 2005), başkalarıyla paylaşımı ve
değer üretimi için transferi, bazı etkenlerin varlığını gerektirir. Bu
etkenlerin en başta geleni sosyal sermayedir (Choi ve Lee, 2003).
Genel bir tanım yapılacak olursa, sosyal sermaye; kişiler arası
ilişkileri düzenleyen ve yöneten, ekonomik ve sosyal gelişmeye katkı
yapan kurumlar, değerler, davranışlar ve ilişki ağlarıdır (Grootaert ve
Bastelaert, 2002). Sosyal sermayenin tanımından çıkarsamayla elde edilen
güven, norm ve değerler, ilişki ağları, etkin katılım ve aidiyet, sosyal
sermayenin unsurlarını oluşturmaktadır. Buna paralel olarak paylaşım,
164
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
memnuniyet, bütünleştirme, katılımcılık ve güven kavramlarının
bileşiminden sosyal sermaye meydana gelmektedir.
Nahapiet ve Ghoshal (1998), geliştirdikleri teorik bir modelde,
sosyal sermayenin işletmeler için değer yaratmada nasıl kolaylaştırıcı bir
rol oynadığını ortaya koymuşlardır. Sosyal sermaye, örgüt içerisinde
sosyal ilişkileri yansıtan, üyelerin ortak amaç yönelimlerini ve paylaşılan
güveni gerçekleştiren (Öğüt ve Erbil, 2009) bir değeri ifade etmektedir.
Fukuyama (2005) sosyal sermayeyi, “insanların ortak amaçları için
gruplar veya organizasyonlar halinde bir arada çalışabilme yeteneği” ya
da “bir grubun üyeleri arasında paylaşılan ve onların birbirleriyle işbirliği
yapmasını sağlayan, kendiliğinden oluşmuş ortak, gayri resmi değerler ve
normlar bütünü” olarak tanımlar. Ayrıca sosyal sermaye; bir toplumun
üretkenliğini ve sağlıklı olmasını etkileyen normlar, sosyal ağlar ve
insanlar arası itibar, güven ve inanılabilirlik olarak da tanımlanabilir
(Töremen ve Sönmez, 2003). Birlikte yaşamanın gerektirdiği bazı
durumlar vardır. Karşılıklı itimat ve saygı, güven, birlikte hareket etme,
ortak amaçlar doğrultusunda yaşama ve çalışma bunlardan bazılarıdır.
Toplumu bir arada tutan, birlik duygusunu, dolayısıyla toplumun
sürekliliğini sağlayan güç ise sosyal sermaye olarak değerlendirilebilir
(Şahin, 2011).
Bireylerin sosyal birikimleri gibi, örgütlerin de sosyal sermayeleri
söz konusudur (Töremen ve Sönmez, 2003). Örgütlerde insan ilişkilerini
biçimlendirerek bireyleri işbirliğine dönük davranışlara yönlendirmede,
güvene dayalı ilişkilerle sosyal ve örgütsel bağlılık sağlamada, norm ve
değerleri örgütsel ve sosyal amaçlar lehine bir niteliğe kavuşturmada
sosyal sermaye önemli bir imkan sunmaktadır (Ekinci, 2010). Okullar,
insan ilişkilerine dayalı işleyişiyle, sosyal ve bütüncül örgüt yapısıyla
sosyal sermayenin yoğun olarak üretildiği ve değere dönüştürüldüğü
örgütler olarak bu imkânı en iyi şekilde kullanması beklenen örgütlerdir.
Sosyal sermayenin bileşenleri olan güven, empati, yardımlaşma
ve hoşgörü davranışları, ilişkilere gösterilen özene bağlı olarak ortaya
çıkarlar. İlişkilerdeki özen insanlar arası güveni oluşturur ve empatiye yol
açar. Ayrıca özen, istekliliği yardıma çevirir. Yardım etme davranışı
başkasını önemseme ifadesidir. Nihayetinde özen yargılamadaki
hoşgörüyü doğurur (Chua, 2002). Bu yapı bir ilişkiler ağı olan okul
örgütünün, sosyal bütünlük içerisinde ilişkilerin geliştirilmesindeki
niteliği ortaya koyar.
Okullar beşeri, kültürel ve entelektüel sermayeleri geliştirmenin
yanında, sosyal sermayeyi üretmek ve kullanmakla da sorumlu
örgütlerdir. Çünkü örgüt içinde örtülü bilgilerin paylaşılması ve sergilenen
165
AKAN, BAŞAR ve ŞAHİN; Okulların Sosyal Sermayeleri ile Örgüt...
yenilikçi davranışların örgüte rekabet avantajı kazandırması (Turgut ve
Begenirbaş, 2014) gibi, sosyal sermaye de okulların rekabet gücünü
artıran bir özelliğe sahiptir. Sosyal sermayesini yeterince geliştirememiş
bir okul örgütü, beşeri, kültürel ve entelektüel sermayeleri geliştirme
fonksiyonunu da yeterince yerine getiremeyecek ve rekabette geri
kalacaktır. Yani kendinden bekleneni gerçekleştiremeyecektir.
Araştırmalar sosyal sermaye ile ekonomik performans arasında
doğrusal bir ilişkinin olduğunu göstermektedir (Yıldız ve Topuz, 2011).
Bir örgüt ne kadar yüksek kalitede sosyal sermayeye sahipse o kadar iyi
rekabet edebilmekte, rakiplerine karşı üstünlük sağlayabilmekte ve hizmet
sunumunda fark yaratabilmektedir. Bununla beraber eğitim örgütleri,
insan yoğun örgütlerdir. İşletme örgütlerinden farklı olarak eğitim
örgütlerinde ağırlıklı olarak bilişsel faaliyetler yürütülmektedir. Bu durum
insan faktörüne vurgu yapmakta, sosyal sermayenin önemini daha fazla
artırmaktadır. Örneğin bir okul yöneticisinin yönetim bilgi, becerileri ve
yeterlikleri, o okulu diğerlerinin önüne geçirebilmektedir. Yine
öğretmenlerin bilgi, becerileri ve yeterlikleri de aynı şekilde, çalıştıkları
okul örgütünü farklı kılabilmekte ve eğitim kalitesini artırabilmektedir.
(Şahin, 2011).
Bir okulu diğerlerinden ayıran ve değerli kılan sahip olduğu
sosyal ve entelektüel sermayesi ile hizmet sunduğu çevresi tarafından
algılanan imajıdır.
İmaj bir kişi veya bir örgüt hakkında insanın zihninde oluşan
düşüncelerdir (Dichter, 1985). Örgütsel imaj ise örgüt üyelerinin,
dışarıdakilerin örgüt üyesi olarak kendileri hakkında ne düşündüğü ve
kendilerini nasıl gördüğü konusunda yaptığı değerlendirmeyi ifade eder
(Karabey ve İşcan 2007).
İnsanlar bir örgüt hakkında olumlu bir değer biçiyor ve bunu
sürekli dillendiriyorlarsa, bu örgütün yüksek bir değere sahip olduğu ileri
sürülebilir (Lievens ve diğ..2007) Son yıllarda kurumların kendilerini
toplumun tüm kesimlerine anlatma ve tanıtma gerekliliği her
zamankinden daha fazla ön plana çıktığı görülmektedir ( Küçük, 2005).
Bu anlamda örgüte yönelik olumlu örgütsel imaj algısı, örgüte ve
bireylere birçok yararlar sunmaktadır (Polat, 2011). Olumlu bir kurumsal
imaj, organizasyonun devamlılığı ve stratejik başarısında önemli bir rol
oynamaktadır. Güçlü bir kurumsal imaj örgütlere duygusal bir katma
değer katar, onları ayırt edilebilir ve inanılır kılar, bu da rakiplerinden bir
adım öne geçmelerine olanak verir. Bu nedenle imaj yönetimce
kullanılması gereken stratejik bir araçtır (Erdoğan ve diğ. 2006).
166
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
Örgütler için paydaş güvenini muhafaza etme ve istikrarı sağlama
örgütsel işleyişin yönünü belirler (Ferguson ve diğ. 2012). Dünya çapında
bilinen büyük örgütler dahi, imajlarında herhangi bir olumsuzluk
yaşadıklarında ekonomik kayıplara uğrayabilmektedirler. Bu nedenle
örgütler, kurumsal imajlarını güçlendirmek için hizmet ettikleri kitlenin
beklentilerini anlamaya çalışmaktadır. Kurumsal imaj ancak bu şekilde
oluşturulur, yönetilir, korunur ve geliştirilebilir( Gürbüz, 2008).
İmaj yaratma ve imaj yönetim sürecini sürdürebilme maliyetli ve
yoğun bir çabayı gerekli kılmaktadır. Bu alanda başarılı kurumların imaj
yönetim süreçlerini yönetmek, sürdürebilir kılmak ve geliştirmek için
büyük çaba ve paralar harcadıklarını söylemek mümkündür
(Küçükaslan,2004).
Kurum imajını genel olarak değerlendirmesine yönelik olarak
yapılan araştırmalar incelendiğinde, kurumun iyi yönetim tarzı, finansal
gücü, yenilik yapma becerileri, nitelikli personeli kuruma çekme ve onları
elde tutma becerileri, sosyal sorumluluk bilinci gibi kriterlerle
değerlendirildikleri görülmektedir (Küçük, 2005).
Günümüz rekabet ortamında ortaya çıkan gelişmelerden, her
alanda olduğu gibi eğitim alanı da etkilenmiştir. Öğrencilerin tercih
ettikleri bir okul olmak için çevrede olumlu bir örgütsel imaj oluşturmak
önemli bir unsur olarak görülmektedir (Cerit,2006). Öğrencilerin ve
velilerin okul tercihlerine ilişkin birçok özellik bulunmaktadır. Okulun
köklü bir kurum olması, yabancı dil öğretim düzeyi, merkezi sınavlarda
öğrenci başarısı, öğretim kadrosu, okulun eve yakınlığı ve eş-dost
tavsiyesi, sayılabilecek başlıca özelliklerdir. Bu özelliklerden en
belirleyici unsurun eş-dost tavsiyesinin olduğu görülmektedir. Bu
tavsiyeler bireylerin kendi kafalarında oluşan imgelerden yola çıkarak
yaptıkları yorumlara dayanmaktadır. Bireylerin kurum hakkında sahip
oldukları imgelerin toplamı ise o kurumun imajına ilişkin oluşan toplu bir
görüşü ortaya koymaktadır ( Gürbüz, 2008).
Diğer taraftan, çalışanlar kurumları ile ilgili kendi imajlarını,
kurumlarının kendi beklentilerine karşılık vermesi ölçüsünde ve kurumun
dışarıdaki görüntüsünden etkilenerek oluşturmaktadırlar. Eğer çalışanların
kendi kurumlarını algılamaları olumlu ise, bu durum çalışanların kurumla
bütünleşmelerine ve onların çok yönlü performanslarının artmasına neden
olacaktır (Küçük, 2005). Araştırmaya konu olan ve bir paydaş grubu olan
öğretmenlerin çalışmakta oldukları okulun sosyal sermayesi ile zihinlerde
oluşan imajı hakkındaki algısının bilinmesi, okulların bu anlamda
potansiyeli ve gücü hakkında önemli bir bilgi elde etmemizi sağlayacaktır.
167
AKAN, BAŞAR ve ŞAHİN; Okulların Sosyal Sermayeleri ile Örgüt...
Amaç
Bu çalışmada okul örgütünün en önemli öğelerinden biri olan
öğretmenlerin görüşlerine göre “ilköğretim okullardaki sosyal sermaye
ve örgütsel imaj ilişkilerinin ve düzeyinin incelenmesi”
amaçlanmaktadır. Bu amaçtan yola çıkılarak aşağıdaki sorulara cevap
aranmıştır.
İlköğretim okullarında görev yapan öğretmenlere göre;
 İlköğretim okullarının sosyal sermayeleri ile örgütsel imaj
boyutları nelerdir?
 İlköğretim okulların sosyal sermayeleri ile örgütsel imaj boyutları
arasında anlamlı bir ilişki var mıdır?
 İlköğretim okullarındaki algılanan sosyal sermaye unsurları
öğretmenlerin;
1. Eğitim düzeyine göre bir farklılaşma var mıdır?
2. Hizmet yılına (kıdeme) göre bir farklılaşma var mıdır?
 İlköğretim okullarındaki algılanan örgütsel imaj unsurları
öğretmenlerin;
1. Hizmet yılına (kıdeme) göre bir farklılaşma var mıdır?
2. Bulunduğu okuldaki hizmet yılına göre bir farklılaşma
var mıdır?
 Okulların sosyal sermayeleri örgütsel imaj unsurlarının anlamlı
birer yordayıcısı mıdır?
 Okulların örgütsel imajları sosyal sermaye unsurlarının anlamlı
birer yordayıcısı mıdır?
YÖNTEM
Araştırma Modeli
Araştırmalarda model, araştırmacı ve araştırılan konuya bağlıdır.
Araştırmacı araştıracağı konu hakkında sağlıklı veriler elde etmek için
konunun yapısına uygun modeli seçer. Konuya uygunluğu nedeniyle
araştırmada tarama modeli kullanılmıştır. Tarama modelleri, geçmişte ya
da günümüzde var olan bir durumu olduğu şekliyle betimlemeyi
amaçlayan araştırma yaklaşımıdır (Karasar, 2013).
168
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
Evren ve Örneklem
Araştırmanın çalışma grubunu 2012-2013 eğitim-öğretim yılında
Erzurum belediye sınırları içinde 32 ilköğretim (I. ve II. Kademe)
okulunda görev yapan 441 öğretmen oluşturmaktadır. Çalışma grubunu
oluşturan öğretmenlerin 231’i kadın, 210’u erkek; 74’ü 1-5 yıl, 120’si 610 yıl, 95’i 11-15 yıl, 87’si 16-20 yıl, 65’i 21 yıl ve üzeri kıdemli; 236’sı
sınıf, 205’i branş öğretmenidir.
Araştırmanın Modeli ve Veri Toplama Aracının Geliştirilmesi
Araştırmalarda modeli araştırmacı ve araştırılan konuya bağlıdır.
Araştırmacı araştıracağı konu hakkında sağlıklı veriler elde etmek için
konunun yapısına uygun modeli seçer. Uygun model araştırma için son
derece önemlidir. Konuya uygunluğu nedeniyle araştırmada tarama
modeli kullanılmıştır. Tarama modelleri, geçmişte ya da günümüzde var
olan bir durumu olduğu şekliyle betimlemeyi amaçlayan araştırma
yaklaşımıdır (Karasar, 2013). Okulların sosyal sermaye düzeylerini
belirlemek için Şahin (2011 ) tarafından geçerlik ve güvenirliği yapılmış
sosyal sermaye anketi, örgütsel imaj düzeylerini belirlemek için de
Gürbüz (2008) tarafından geliştirilen ilköğretim okulu kurum imaj anketi
kullanılmıştır.
Ölçme aracı sosyal sermaye anketi 45 sorudan, örgütsel imaj ise
46 sorudan oluşmaktadır. Elde edilen veriler SPSS19 paket programında
değerlendirilmiştir. Yapılan faktör analizinde sosyal sermaye ölçeğindeki
16. sorunun güvenirliği düşüren madde olduğu görülmüştür. Alpha
güvenirlik katsayısı da, 96 bulunmuştur. Anket üç bölümden
oluşmaktadır. Birinci bölüm öğretmenlerin kişisel bilgilerinden, ikinci
bölüm 45 sosyal sermaye sorularından, üçüncü bölüm okulların örgütsel
imajını ölçmeye yönelik sorulardan oluşmuştur. Yapılan temel bileşenler
analizi sonucunda, tablo 1’de görüldüğü gibi sosyal sermayenin 5 boyutu
ortaya çıkmıştır. Bu boyutlar paylaşım, memnuniyet, bütünleştirme,
katılımcılık ve güven diye adlandırılmıştır. Tablo2’de görüldüğü gibi
örgütsel imajın da 6 boyutu bulunmuştur. Bu boyutlar çalışma ortamı,
yönetim kalitesi, finansal sağlamlık duygusal cazibe, hizmet kalitesi ve
toplumsal sorumluluk diye adlandırılmıştır. Sosyal sermayenin beş
boyutun Alpha güvenirlik değeri. 89, KMO değeri
.96 olarak
bulunmuştur. İmaj sermayenin altı boyutunun Alpha güvenirlik değeri .95,
KMO değeri .97 olarak tespit edilmiştir. Hem sosyal sermaye hem de
169
AKAN, BAŞAR ve ŞAHİN; Okulların Sosyal Sermayeleri ile Örgüt...
örgütsel imaj boyutlarının Alpha güvenirlik değeri .95, KMO değeri .96
olduğu görülmüştür.
Tablo1. Sosyal Sermaye Temel Bileşenler Analizi
Madde
13
12
6
8
5
14
7
4
2
15
11
17
41
39
40
43
44
42
38
45
32
34
19
21
26
20
25
18
31
27
24
28
33
30
35
Paylaşım
718
685
678
653
647
639
636
625
618
600
546
544
Memnuniyet
Bütünleştirme
Katılımcılık
750
718
692
689
688
683
675
628
524
517
670
641
607
597
596
555
541
526
500
494
493
664
663
170
Güven
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
23
37
36
22
29
9
10
1
3
604
575
496
477
461
848
784
587
495
Tablo2.Okulların Örgütsel İmajı Temel Bileşenler Analizi
Madde
1
2
3
6
4
19
7
18
12
11
8
5
40
41
42
43
44
45
46
37
38
35
36
34
39
16
Çalışma
ortamı
765
760
728
675
673
582
528
526
498
482
456
425
Yönetim
kalitesi
Finansal
sağlamlık
747
730
726
683
623
604
549
805
703
692
621
622
596
519
171
Duygusal
cazibe
Hizmet
kalitesi
Toplumsal
sorumluluk
AKAN, BAŞAR ve ŞAHİN; Okulların Sosyal Sermayeleri ile Örgüt...
32
27
33
30
29
31
26
14
10
15
17
22
21
9
25
23
28
24
13
742
608
599
543
515
512
419
609
552
551
544
540
469
463
423
751
643
615
431
Tablo1 ve tablo 2’de okulların sosyal sermaye ve örgütsel
imajları temel bileşenlerinin analiz sonuçları yer almaktadır Yapılan
analiz sonucunda sosyal sermaye; paylaşım, memnuniyet, bütünleştirme ve
katılımcılık alt boyutlarından oluşmuştur. Okulların örgütsel imajı;
çalışma ortamı, yönetim kalitesi, finansal sağlamlık, duygusal cazibe,
hizmet kalitesi ve toplumsal sorumluluk olarak boyutlandırılmıştır.
Araştırmada Şahin (2011) ve Gürbüz (2008) tarafından geçerliliği ve
güvenirlik çalışması yapılmış ölçme araçları kullanılmasına rağmen,
çalışmanın farklı zamanlarda ve farklı yerlerde yapılmasından dolayı
farklı boyutlar oluşabileceği düşüncesiyle faktör analizi yapılmıştır.
Yapılan analizlerde her iki çalışmayla da benzeşen ve farklılık gösteren
boyutların varlığı saptanmıştır.
172
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
Tablo 3. Sosyal Sermaye Ölçeği Maddelerinin Faktör Analizi İçin
Açıklanan Toplam Varyans Yüzdeleri
Başlangıç Öz
Değerleri
Kareler Toplamı
Çıkarımı
Faktörler Toplam Varyans Toplanmış
Yüzdesi Varyans
Yüzdesi
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
19.680
2.549
1.744
1.464
1.424
1.244
1.093
.964
.839
.816
.770
.763
43.733
5.665
3.875
3.253
3.164
2.765
2.251
2.143
1.864
1.812
1.712
1.696
43,733
49,398
53,273
56,526
59,690
62,456
64,707
66,850
68,011
70,095
72,238
73,934
Toplam Varyans Toplanmış
Yüzdesi Varyans
Yüzdesi
19.680 43.733
2.549 5.665
1.744 3.875
1.464 3.253
1.424 3.164
43,733
49,398
53,273
56,526
59,690
Toplam Karelerin
Rotasyonu
Toplam
7,289
7,113
5,930
4,433
2,095
Varyans
Yüzdesi
Toplanmış
Varyans
Yüzdesi
16,198
15,808
13,178
9,619
4,656
16,198
32,005
45,183
55,034
59,690
Tablo 4. İmaj Ölçeği Maddelerinin Faktör Analizi İçin Açıklanan Toplam
Varyans Yüzdeleri
Başlangıç Öz
Değerleri
Faktörler Toplam
1
2
3
4
5
6
7
8
9
21.487
2.785
1.733
1.433
1.430
1.121
.980
.925
1.067
Kareler Toplamı
Çıkarımı
Varyans Toplanmış
Yüzdesi Varyans
Yüzdesi
46.710
6.055
3.767
3.114
3.109
2.437
2.130
2.011
2.371
46,710
52,765
56,532
59,646
62,755
65,191
67,322
69,333
68,011
Toplam
Varyans Toplanmış
Yüzdesi Varyans
Yüzdesi
21.487 38.707
2.785 6.055
1.733 3.767
1.433 3.114
1.430 3.109
1,121 2.437
173
46,710
52,765
56,532
59,646
62,755
65.191
Toplam Karelerin
Rotasyonu
Toplam Varyans
Yüzdesi
Toplanmış
Varyans
Yüzdesi
7,126 15,491 15,491
5,762 12,526 28,016
5,233 11,388 39,404
4,573 9,940 49,345
4,493 9,767 59,112
3,797 6,080 65,191
AKAN, BAŞAR ve ŞAHİN; Okulların Sosyal Sermayeleri ile Örgüt...
10
11
12
.864
.780
.713
1.878 71,211
1.695 72,906
1.549 74,456
Tablo3’te sosyal sermaye ölçeği alt boyutları sosyal sermayenin
%60’nı açıklamaktadır. Örgütsel imaj ölçeğinin alt boyutları imajın
%65’ini açıklamaktadır. Uluslara arası standardın %55 olduğu
düşünüldüğünde her iki ölçeğin de oldukça açıklayıcı olduğu görülebilir.
BULGULAR
Tablo5. Boyutlar Arasındaki Korelasyon Matrisi
Boyutlar
Paylaşım
Memnuniyet
Bütünleştirme
Katılımcılık
Güven
Sosyal Serm. Top.
Çalışma ortamı
Yönetim kalitesi
Finansal
sağlamlık
Duygusal cazibe
Hizmet kalitesi
Toplumsal sorum.
İmaj Toplam
1
69**
74**
55**
43**
89**
74**
65**
46**
56**
68**
49**
72**
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
77**
60**
29**
80**
76**
72**
60**
63**
82**
55**
80**
68**
38**
92**
73**
72**
58**
65**
75**
54**
78**
30**
76**
57**
54**
36**
48**
59**
43**
59**
48**
36**
32**
28**
26**
27**
20**
34**
81**
76**
58**
67**
78**
55**
82**
77**
61**
70**
83**
63**
91**
71**
69**
77**
60**
89**
69**
64**
54**
81**
75**
63**
85**
64**
91**
74**
-
N=441 **p<01
Okulların sosyal sermaye ile örgütsel imaj puanları arasındaki
ilişkinin belirlenmesinde kullanılan Pearson Çarpım Momentler
Korelasyon Analizi sonuçlarına Tablo 5’te yer verilmiştir. Öğretmen
algıları doğrultusunda elde edilen bulgulara göre, sosyal sermayenin tüm
alt boyutlarıyla imaj sermaye arasında pozitif yönde anlamlı ilişki olduğu
sonucuna ulaşılmıştır. Okulların sosyal sermayesi ile örgütsel imaj ölçeği
alt boyutlarından sosyal sermaye ile paylaşım [r=-.89], memnuniyet [r=.80], bütünleştirme [r=-.92] katılımcılık [r=-.76] ve güven[r=-.48],
arasında anlamlı ilişkiler olduğu saptanmıştır. Sosyal sermaye toplamının
en güçlü ilişkisi bütünleştirme boyutuyla olduğu görülmüştür.
174
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
Okulların örgütsel imajı ile imaj sermaye ölçeği alt boyutlarından
örgütsel imaj ile çalışma ortamı [r=-.91], yönetim kalitesi [r=-.89],
finansal sağlamlık [r=-.81], duygusal cazibe [r=-.85] hizmet kalitesi [r=.91] ve toplumsal sorumluluk [r=-.74], arasında anlamlı ilişkiler olduğu
saptanmıştır. Sosyal sermaye toplamının en güçlü ilişkisi çalışma ortamı
ve hizmet kalitesi boyutlarıyla olduğu görülmüştür.
Tabo4. Eğitim Düzeyine Göre Sosyal Sermaye Farklılaşma (Anova)
Değişken
Paylaşım
Farkın
kaynağı
Kareler
Toplamı
sd
Kareler
Ortalaması
F
P
Anlamlı
Fark
I-J
Guruplar
arası
Guruplar
içi
Toplam
2,552
191,160
193,703
2
438
440
1,276
,436
2,923
042
LisansLisansüstü
Öğretmenlerin eğitim düzeyine göre yapılan anaova testinde
paylaşım boyutunda p<05 düzeyinde anlamlı fark bulunmuştur. Farkın
kaynağını belirlemek için yapılan tukey testinde Lisansüstü eğitim
düzeyine sahip öğretmenler okulların sosyal sermayesinde paylaşımı
lisans mezunu öğretmenlere göre daha fazla önemli görmektedir.
Tablo 5. Öğretmenlikte Geçen Hizmet Yılına Göre Sosyal Sermaye
Farklılaşma (Anova)
Değişken
Güven
Farkın
kaynağı
Kareler
Toplamı
sd
Kareler
Ortalaması
F
P
Guruplar
arası
Guruplar
içi
Toplam
8,015
385,403
393,418
2
438
440
1,276
,436
2,923
026
Anlamlı
Fark
I-J
1-5-21 ve
üstü
Öğretmenlerin hizmet yılına göre yapılan anaova testinde güven
boyutunda p< .05 düzeyinde anlamlı fark bulunmuştur. Farkın kaynağını
belirlemek için yapılan tukey testinde eğitim-öğretim faaliyetinde 21 ve
daha üstü hizmette bulunmuş öğretmenler okulların sosyal sermayesinde
175
AKAN, BAŞAR ve ŞAHİN; Okulların Sosyal Sermayeleri ile Örgüt...
güveni mesleğe yeni başlamış 1-5 yıl kıdeme sahip öğretmenlere göre
daha fazla önemli görmektedir.
Tablo 6. Öğretmenlikte Geçen Hizmet Yılına Göre Örgütsel İmaj
Farklılaşma (Anova)
Değişken
Farkın
kaynağı
Kareler
Toplamı
sd
Kareler
Ortalaması
F
P
Çalışma
ortamı
Guruplar
arası
Guruplar
içi
Toplam
14,341
324,734
339,075
4
436
440
3,585
,745
4,814
001
Anlamlı
Fark
I-J
1-5-21 yıl
ve üzeri
6-10- 21
ve üzeri
4,217
184,410
188,626
4
436
440
1,054
,423
2,492
043
1-5-21 yıl
ve üzeri
İmaj
Toplam
Guruplar
arası
Guruplar
içi
Toplam
Öğretmenlerin hizmet yılına göre yapılan anaova testinde güven
boyutunda p< .05 düzeyinde anlamlı fark bulunmuştur. Farkın kaynağını
belirlemek için yapılan tukey testinde eğitim-öğretim faaliyetinde 21 ve
daha üstü hizmette bulunmuş öğretmenler okulların imajının
güçlenmesinde çalışma ortamının iyi olmasının önemini mesleğe yeni
başlamış 1-5 ve 6-10 yıl kıdeme sahip öğretmenlere göre daha fazla
hissetmektedir. Örgütsel imajın tüm boyutlarının oluştuğu toplam puanda
da kıdemli öğretmenler mesleğe yeni başlamış öğretmenlere göre önemli
görmektedir. Öğretmenlerin okulların imajına verdikleri önem mesleki
kıdemlerine göre artmakta olduğu söylenebilir.
Tablo7. Bulunduğu Okulda Geçen Hizmet Yılına Göre Örgütsel İmaj
Farklılaşma (Anova)
Değişken
Farkın
kaynağı
Kareler
Toplamı
sd
Kareler
Ortalaması
F
P
Anlamlı
Fark
I-J
Çalışma
ortamı
Guruplar
arası
Guruplar
içi
Toplam
11,300
327,776
339,883
3
437
440
3,767
,750
5,022
002
1-3-10 yıl ve
üzeri
3
1,869
3,209
023
7-10-10 yıl
5,608
176
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
ve üzeri
Toplumsal
sorumluluk
Guruplar
arası
Guruplar
içi
Toplam
254,537
260,146
437
440
1-3-10 yıl ve
üzeri
,582
Bulunduğu okuldaki hizmet yılı değişkenine göre okulların
imajında çalışma ortamı boyutunda p<.05 düzeyinde fark bulunmuştur.
Farkın kaynağını belirlemek için yapılan tukey testinde Bulunduğu okulda
geçen hizmet süresi 10 ve daha üstü olan öğretmenler okulların imajında
bulunduğu okulda göreve yeni başlamış 1-3 ve 7-10 yıl hizmete sahip
öğretmenlere göre iyi bir çalışma ortamını daha fazla önemli görmektedir.
Öğretmenlerin aynı okulda hizmet süresi arttıkça çalışma ortamına verilen
önem de artmaktadır. Aynı eğitim kurumuna uzun süre emek vermiş
öğretmenlerin çalışma ortamının öneminin farkına vardığı söylenebilir.
İmaj sermayesinin toplumsal sorumluluk boyutunda p< .05 düzeyinde
anlamlı fark bulunmuştur. Bulundukları eğitim kurumunda uzun süre
hizmet etmiş öğretmenler bulundukları eğitim kurumunda göreve yeni
başlamış öğretmenlere göre sanatsal ve sportif faaliyetleri okulun imajının
güçlenmesinde daha fazla önemli görmektedir. Bulunduğu okulda daha
uzun süreli hizmet etmiş öğretmenlerin sportif, tiyatro, müziksel, görsel
sanatlar gibi toplumsal sorumluluk etkinliklerinin kulun imajına katkı
sağladığını düşünmektedir.
Tablo 8. Örgütsel İmaj Toplamı İle Sosyal Sermaye Arasındaki
Regresyon Analizi Sonuçları
İmaj Sermaye
B
SHB
Sabit
,328
,108
Paylaşım
,180
,040
Memnuniyet
,416
Bütünleştirme
Β
t
P
3,021
,003
,182
4,530
,000
,039
,443
10,780
,000
,267
,046
,281
5,861
,000
Katılımcılık
,023
,035
,022
,644
,520
Güven
,017
,019
,025
,879
,380
n=441, R=.86, R2=.73, F=230.769, p<.01
177
AKAN, BAŞAR ve ŞAHİN; Okulların Sosyal Sermayeleri ile Örgüt...
Tablo 8’de Sosyal sermayenin yordanmasına ilişkin çoklu
regresyon analizi yer almaktadır. Örgütsel imaj boyutları ile sosyal
sermaye puanları arasında yüksek düzeyde anlamlı bir ilişki vermektedir (
R=86, R2=73, p< .01). Adı geçen beş boyutla birlikte imaj sermayenin
%73’ünü açıklamaktadır.
Standardize edilmiş regresyon katsayısına (β) göre yordayıcı
değişkenlerin sosyal sermaye üzerindeki göreli önem sırası paylaşım,
memnuniyet, bütünleştirme, güven ve katılımcılık. Regresyon
katsayılarının anlamlılığına ilişkin t-testi sonuçları incelendiğinde
katılımcılık ve güvenin okulların imajını açıklamada anlamlı bir yordayıcı
olmadığı görülmektedir.
Tablo 9.Sosyal Sermaye Toplamı ile Örgütsel İmaj Arasındaki
Regresyon Analizi Sonuçları
B
SHB
Sabit
839
,091
Çalışma ortamı
,356
,044
Yönetim kalitesi
,196
Finansal sağlamlık
Β
t
P
9,215
,000
,412
8,095
,000
,035
,268
5,672
,000
-,022
,027
-,032
-,807
,420
Duygusal cazibe
,058
,036
,070
1,587
,113
Hizmet kalitesi
,174
,044
,216
3,956
,000
Toplumsal sorumluluk
-,025
,028
-,032
-,092
368
Sosyal Sermaye
n=441, R=.85, R2=.71, F=179,906 p<.01
Tablo 9’da sosyal sermayenin yordanmasına ilişkin regresyon
analizi yer almaktadır. Sosyal sermaye boyutları ile örgütsel imaj puanları
arasında yüksek düzeyde anlamlı bir ilişki vermektedir. ( R=85, R2=71,
p< .01). Adı geçen altı boyutla birlikte sosyal sermayenin %71’ini
açıklamaktadır. Standardize edilmiş regresyon katsayısına (β) göre
yordayıcı değişkenlerin sosyal sermaye üzerindeki göreli önem sırası
çalışma ortamı, yönetim kalitesi, hizmet kalitesi, duygusal cazibe,
178
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
toplumsal sorumluluk ve finansal sağlamlıktır. Regresyon katsayılarının
anlamlılığına ilişkin t-testi sonuçları incelendiğinde finansal sağlamlık,
duygusal cazibe ve toplumsal sorumluluk boyutlarının anlamlı bir
yordayıcı olmadığı görülmektedir. Ayrıca, yapılan t testinde
öğretmenlerin cinsiyetine, branşına göre okulların sosyal sermayesi ve
imajının farklılaşmadığı görülmüştür.
SONUÇ
Okulların sosyal sermaye ve örgütsel imajının incelendiği bu
çalışmadan elde edilen bulgulardan okulların sosyal sermayesini
paylaşım, memnuniyet, bütünleştirme, katılımcılık ve güvenin
oluşturduğu, örgütsel imajını da çalışma ortamı, yönetim kalitesi, finansal
sağlamlık, duygusal cazibe, hizmet kalitesi ve toplumsal sorumluktan
oluştuğu sonucuna varılmıştır.
Okulların sosyal sermayesi ile örgütsel imajı arasındaki ilişki
incelendiğinde aralarında güçlü bir ilişki olduğu görülmektedir. Okulların
sosyal sermayesi ile örgütsel imajı birbirini destekleyen unsurlardır.
Okulların sosyal sermayesi güçlendikçe imajının da arttığı söylenebilir.
Okulların yönetim kalitesi ve hizmet kalitesi geliştikçe imajı da
güçlenmektedir.
Okulların sosyal sermayesi öğretmenlerin eğitim durumlarına
göre farklılık göstermektedir. Lisansüstü eğitime sahip öğretmenler
okulların sosyal sermayesinin artmasında ve gelişmesinde paylaşımın
etkili olduğuna inanmaktadır. Öğretmenlerin eğitim düzeyi arttıkça
okulların sosyal sermayesinde paylaşıma verilen öneminin arttığı
söylenebilir.
Sosyal sermaye; güven ve iyi niyeti destekleyen ve arttıran gerekli
bir içeriktir (KOSGEP, 2005). Araştırmada öğretmenlerin aynı okulda
uzun süre çalışması okulun sosyal sermayesinin artmasında çalışanların
birbirine güveninin, velilerin okula güvenin önemini daha fazla hissettiği
sonucuna ulaşılmıştır. Güvene dayalı bir kurum kültürü okul amaçlarına
ulaşılmasında önemli bir etken olarak görülmelidir. Bektaş (2011)
çalışmasında örgütsel imaj faktörlerinin -akademik çevre, fiziksel-sosyal
çevre, toplumsal algılanma- alt boyutları ile birlikte örgüt kültürünün
%57’sini yordadığı; ayrıca, örgüt kültürünü en yüksek yordayan
değişkenin %44 düzeyinde akademik çevre faktörü olduğunu tespit
etmiştir. Ekinci’nin (2012) çalışması da benzer sonuçlar içermektedir.
Ekinci çalışmasında öğretmenlerin sosyal sermayenin alt boyutundan
güvene daha çok önem verdiklerini tespit etmiştir. Öğretmenlerin aynı
179
AKAN, BAŞAR ve ŞAHİN; Okulların Sosyal Sermayeleri ile Örgüt...
okulda uzun süre çalışması okulun sosyal sermayesinin artmasında
çalışanların birbirine güveninin, velilerin okula güvenin önemini daha
fazla hissettiği sonucuna ulaşılmıştır. Turgut ve Begenirbaş (2014)
tarafından yapılan diğer bir çalışmada ise sosyal sermayenin bir alt
bileşeni olan ilişkisel sosyal sermayenin, çalışanların örtülü bilgi
paylaşımı ve yenilikçi davranış sergilemesini anlamlı ve pozitif yönde
etkilediği; güven, normlar ve özdeşleşme gibi unsurların örgüt içerisinde
etkili olduğu ortaya konulmuştur.
Öğretmenlikte geçen hizmet yılına göre öğretmenlerin kıdemi
arttıkça okulların imaj düzeyi mesleğe yeni başlamış öğretmenlere göre
daha fazla önem kazanmaktadır. Deneyim ve tecrübenin çalışma
ortamının imajın güçlenmesinde gerekli olduğu sonucuna varılabilir.
Karabey ve İşcan (2007) çalışmalarında; örgütün dış imajını çekici bulan
çalışanların, örgütle daha iyi özdeşleştiği ve örgütsel vatandaşlık
davranışını olumlu yönde etkilediği sonucuna ulaşmışlardır.
Sosyal sermaye bir grubun ortak ürünler ortaya çıkarmasına
imkân veren bir anlayışın ürünüdür (Altay, 2007). Öğretmenlerin aynı
okulda çalışma süresi toplumsal sorumluluk faaliyetlerine verilen önemi
de arttırmaktadır. Aynı okulda hizmet süresi arttıkça okulu daha yakından
tanıma fırsatı bulan öğretmenler için okulun örgütsel imajının
güçlenmesinde sanatsal, sportif etkinliklerin katkısını daha fazla
hissettikleri ortaya çıkmaktadır. Polat (2011) çalışmasında üniversite
öğrencilerinin üniversiteyle ilgili örgütsel imajını incelemiştir. Öğrenciler
üniversitenin sportif imajını düşük algılamışlardır. Bir örgütün imajının
güçlenmesinde sportif etkinliklerin önemli olduğu söylenebilir.
Araştırmada elde edilen bulgulara göre; okulların sosyal
sermayesi ve örgütsel imajı öğretmenlerin cinsiyetlerine göre
değişmemektedir. Cerit (2006) çalışmasında öğrencilerin üniversitenin
imajına yönelik algılarında cinsiyete göre farklılaşmadığını tespit etmiştir.
Örgütsel imaj sosyal sermayenin % 73’ünü açıklamakta iken
sosyal sermaye örgütsel imajın %71’ini açıklamaktadır. Sosyal
sermayenin gelişmesinde örgütsel imajın önemli bir etken olduğu tespit
edilmiştir. Bir okulun sosyal sermayesi arttıkça imajı da güçlenmektedir.
Yine bir okulun örgütsel imajı güçlendikçe sosyal sermayesi de
artmaktadır. Bir eğitim kurumunda sosyal sermaye ve imaj okulun
gelişmesinde ve güçlenmesinde birbirini destekleyen önemli
etkenlerdendir. Okulların sosyal sermayesi güçlenmeden imajının da
güçlenemeyeceği, imajının güçlenmeden de sosyal sermayesinin
güçlenemeyeceği sonucuna ulaşılmıştır. Bu bağlamda okul örgütlerinin
180
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
daha verimli çalışabilmeleri için okullardaki sosyal sermaye ve örgütsel
imaj ilişkisi üzerine daha fazla araştırma yapılması önerilmektedir.
181
AKAN, BAŞAR ve ŞAHİN; Okulların Sosyal Sermayeleri ile Örgüt...
KAYNAKLAR
Alavi, M. & Leidner, D. E. (2001), Knowledge Management and
Knowledge Management Systems: Conceptual foundations and
research issues, MIS Quarterly, 25(1): 107–136.
Altay, A.(2007). Bir kamu malı olarak sosyal sermaye ve yoksulluk
ilişkisi, Ege Akademik Bakış, 7(1) 2007: 337–36.
Bektaş, F. (2010). Örgütsel İmaj ve Örgüt Kültürü: Öğretmen Adayı
Örnekleminde Nedensel Bir Araştırma, Eğitim ve İnsani Bilimler
Dergisi / Teori ve Uygulama, Cilt (Vol): 1 Sayı, 5-18.
Bingöl, D., Aydıntan, B. & Göksel, A. (2010). Örgütlerde bilgi paylaşım
davranışı: Sosyal sermaye boyutundan bir bakış, Ankara
Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi, 65(4): 88-109.
Cerit, Y. (2006). Eğitim Fakültesi Öğrencilerinin Üniversitenin Örgütsel
İmaj Düzeyine İlişkin Algıları, Kuram ve Uygulamada Eğitim
Yönetimi, Sayı 47, ss:343-365
Choi, B. & Lee, H. (2003). An empirical investigatiotion of km styles and
their effect on corporate performance, Information &
Management, 40: 403-417.
Chua, A. (2002), The influence of social interaction on knowledge
creation, Journal of Intellectual Capital, 3(4): 375-392.
Dichter, E. (1985). What's In An Image. Journal of Consumer Marketing,
Vol. 2 Iss: 1, pp.75 – 81.
Ekinci, A. (2010), Okullarda sosyal sermaye, Ankara: Nobel Yayın
Dağıtım.
Ekinci, A (2012). İlköğretim okullarındaki sosyal sermaye düzeyinin
örgüt içi paylaşıma etkisi, Kuramdan Uygulamaya Eğitim
Bilimleri Dergisi, 12 (4).
Erdoğan B.. Z. Develioğlu, K. Gönüllüoğlu, S. & Özkaya H. (2006)
Kurumsal İmajın Şirketin Farklı Paydaşları Tarafından Algılanışı
Üzerine Bir Araştırma, Dumlupınar Üniversitesi, Sosyal Bilimler
Dergisi,Sayı,15.
Ferguson, D. P., Wallace J. D. and Chandler, R. C. (2012) Rehabilitating
Your Organization’s Image: Public Relations Professionals’
Perceptions of the Effectiveness and Ethicality of Image Repair
Strategies in Crisis Situations, Public Relations Journal Vol. 6,
No. 1 ISSN 1942-46.
Fukuyama, F. (2005). Güven: Sosyal erdemler ve refahın yaratılması,
(Çev: Ahmet Buğdaycı), İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür
Yayınları.
182
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
Gürbüz S. (2008), Yönetici, Öğretmen ve Velilere Göre Ankara İli Özel ve
Kamu ilköğretim okullarının kurumsal imajı, Ankara Üniversitesi
Eğitim Bilimleri Enstitüsü: Yayınlanmamış Doktora Tezi.
Grootaert, C. and Van Bastelaer, T. (2002). Understanding and measuring
social capital: A
multidisciplinary tool for practitioners.
Washington DC: World Bank Publication
Karabey, C.N. ve İşcan Ö.F. (2007) Örgütsel Özdeşleşme, Örgütsel İmaj
Ve Örgütsel Vatandaşlık Davranışı İlişkisi: Bir Uygulama,
İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi, Cilt: 21 Sayı: 2
Karasar, N. (2013). Bilimsel araştırma yöntemleri, Ankara: Nobel Yayın
Dağıtım.
KOSGEP (2005). Ekonomik kalkınmada sosyal sermayenin rolü,
Ekonomik ve Stratejik Araştırmalar Merkez Müdürlüğü
Yayınları: Ankara
Küçük F. (2005) İnsan Kaynakları Açısından Kurumsal İmaj, Fırat
Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt: 15, Sayı: 2, Sayfa: 247266.
Küçükaslan, A. (2004). Örgütsel İmaj Yönetim Süreçlerinin İncelenmesi
ve Bir Uygulama, Marmara Üniversitesi İİBF Dergisi Cilt: 19,
Sayı: 1.
Lievens F., Hoye G. V. and Anseel F. (2007). Organizational Identity and
Employer Image: Towards a Unifying Framework, British
Journal of Management, Vol. 18, S45–S59 DOI: 10.1111/j.14678551.2007.00525.
Nahapiet, J.ve Ghoshal, S. (1998). Social capital, intellectual capital, and
the organizational advantage, Academy of Management Review,
23(2): 242-266
Öğüt, A. ve Erbil, C. (2009). Sosyal sermaye yönetimi, Konya:Çizgi
Kitabevi.
Polat S. (2011), Üniversite Öğrencilerine Göre Kocaeli Üniversitesi’nin
Örgütsel İmajı, Eğitim ve Bilim 2011, Cilt 36 Sayı 160
Şahin, C. (2011). Sosyal ve örgütsel sermayenin ilköğretim ile
ortaöğretim
okullarında
kullanılma
düzeylerinin
okul
yöneticilerinin
görüşleri
doğrultusunda
incelenmesi,
Yayınlanmamış Doktora Tezi, Atatürk Üniversitesi Eğitim
Bilimleri Enstitüsü, Erzurum
Töremen, F. ve Sönmez, N. ( 2003). Sosyal sermayeyi artırma rolü ve
katkısı bağlamında polis davranışları, Polis Bilimleri Dergisi,
5(3-4): 109-130.
183
AKAN, BAŞAR ve ŞAHİN; Okulların Sosyal Sermayeleri ile Örgüt...
Turgut, E. ve Begenirbaş, M. (2014). İlişkisel sosyal sermayenin yenilikçi
davranışa etkisinde örtülü bilgi paylaşımı davranışının aracılık
rolü, Niğde Üniversitesi İİBF Dergisi,7(1): 146-160.
Yıldız, Z., Topuz, H. (2011). Sosyal sermaye ve ekonomik kalkınma
ilişkisi açısından Türkiye üzerine bir değerlendirme, Sosyal
Siyaset Konferansları / Journal of Social Policy Conferences Sayı
/ Issue: 61 – 2011/2, 201–226.
184
Lise Öğrencilerinin AB Gençlik Programı’na İlişkin Görüşleri†
Necdet KONAN
Yrd.Doç.Dr., İnönü Üniversitesi, Eğitim Fakültesi
Aslı AĞIROĞLU BAKIR
Dr., Turgut Özal Anadolu Lisesi, Malatya
Makale Gönderim Tarihi: 01.04.2014, Makale Kabul Tarihi:21.10.2014
Öz: Bu çalışmanın amacı; Avrupa Birliği (AB) Gençlik (Youth)
Programı’nın ve bu kapsamda gerçekleştirilen projelerin hedef kitle yaş
aralığında bulunan lise öğrencileri arasındaki bilinirlik düzeyini
saptamaktır. Araştırmada, genel tarama (survey) modeline dayalı
betimsel yöntem kullanılmıştır. Araştırmanın evreni, farklı lise tiplerinde
(Anadolu, Anadolu Meslek, Meslek, Fen, Genel) eğitim gören
öğrencilerdir. Araştırmanın örneklemini ise her okul türünden 60’ar
olmak üzere toplamda 300 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırmanın veri
toplama aracı olarak, araştırmacılar tarafından geliştirilmiş olan “AB
Gençlik Programı Anketi” kullanılmıştır. Verilerin incelenmesi
sonucunda, öğrencilerin AB Gençlik Programı ve bu kapsamda
yürütülen projeler hakkında çok az derecede bilgi sahibi oldukları
belirlenmiştir.
Anahtar Kelimeler: Avrupa Birliği, AB Gençlik Programı, lise
öğrencisi.
High School Students’ Opinions about EU Youth Programme
Abstract: The aim of this study is to investigate the knowledge
and opinions of high school students, who are among the target age
range, about EU Youth Program and the facilities that are carried out in
this context. As a research model descriptive survey has been used. The
Bu çalışma, Ege Üniversitesi Eğitim Fakültesi tarafından düzenlenen 18. Ulusal
Eğitim Bilimleri Kurultayı’nda sözlü bildiri olarak sunulmuştur.
†
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi, Ekim 2014, Cilt:11, Sayı:2, Sayfa:185-204
KONAN ve AĞIROĞLU BAKIR;Lise Öğrencilerinin AB Gençlik…
high school students studying at different school types (Anatolian High
School, Anatolian Vocational High School, Vocational High School,
Science High School, General High School) constitute the universe of
the study. The sample of the study is constituted of 300 students, 60 of
each from different school types. “EU Youth Program Questionnaire”
has been used as tool to collect the data. As a result of the study,
findings have shown that high school students have a very little and
inadequate knowledge about EU Youth Program.
Keywords: European Union, EU Youth Program, High school
student.
GİRİŞ
AB’ye üyelik süreci, ülkemizin uzun ve henüz sonlandırılmamış
olan süreçleri arasındadır. Bu süreç, ekonomik, politik, kültürel ve
eğitimsel açılardan birçok beklentiyi ve bu beklentilere yönelik
araştırmaları da beraberinde getirmiştir. Bunlar arasında eğitim, özellikle
ilgi uyandıranlar arasındadır. AB ülkelerindeki eğitim koşulları,
sistemlerin niteliği, öğretmen yetiştirmede dikkate alınan ölçütler, vb.
birçok başlık birçok yayında da (Balcı, 2009; Erginer, 2009; Kış ve
Konan, 2012) incelenmiştir. Milli Eğitim Dergisi de bir sayısını tamamen
bu konuya ayırmış ve “AB Sürecinde Eğitim” başlıklı 167. sayısında bu
konuyu derinlemesine irdeleyen çalışmalara yer vermiştir. Erginer (2009),
AB Eğitim Sistemleri adını verdiği çalışmasında AB ülkeleri ve
Türkiye’deki eğitim sistemini kıyaslamakta ve çarpıcı veriler ortaya
koymaktadır. Bu verilerden biri de, hem Türkiye hem de AB ülkelerinin
anayasalarında eğitim konusuna değinmiş olmaları ve eğitimin devlet
denetimi altına alınmış olmasıdır (Erginer, 2009: 344).
AB ülkeleri arasında öğrenci ve öğretmenlerin yer
değiştirmelerini teşvik etmek, dil öğrenimini geliştirmek, uzaktan öğretimi
geliştirmek amacıyla ortak eğitim ve öğretim programları (Sokrates,
Leonardo Da Vinci, Commenius, Erasmus, vb.) geliştirilmiştir. Ayrıca AB
üyesi olmayan ülkeleri de sürece dahil eden eğitim ve öğretim
programlarının Avrupa değer yargıları ve uluslararası rekabet ve etkinlik
ölçütlerine uygun olarak geliştirilmesi için stratejiler mevcuttur (Sakınç,
2003: 346).
Eğitim ve gençlik kavramları birbirinden ayrılamaz. AB ülkeleri
de bu kavramların ayrılmazlığı doğrultusunda ortak sonuca varıp
gençlerin gerek eğitim düzeylerinin artması, gerekse kültürler arası
186
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
etkileşim vasıtasıyla hoşgörünün sağlanması hususlarında katkı sağlamak
amacıyla AB Gençlik Programı’nı faaliyete geçirmişlerdir. Avrupa
Komisyonu tarafından gençler için uygulamaya konmuş bir program olan
Gençlik Programı, Avrupalı gençlerin aktif vatandaşlık, dayanışma ve
hoşgörü duygularının gelişmesini, onların AB’nin geleceğinin
şekillenmesinde rol almalarını sağlamayı amaçlamaktadır (Gençlik
Program Kılavuzu, 2013: 3). Üye ve aday ülkelerle antlaşmalarına taraf
diğer ülkeler bütçelerinden katkı yapıp, kabiliyetlerine göre bu
programlardan yararlanırlar ve hedeflenen standarda ulaşmak için
çabalarlar (Yayan, 2003).
İlk aşaması 1995-1999 ve ikinci aşaması 2000-2006 yıllarında
gerçekleştirilen faaliyetlerin şu anda gerçekleştirilmekte olan üçüncü
aşaması ise 2007-2013 yıllarını kapsayan Gençlik Programı’dır (DPT,
2007). Bu program, ergenlik ve yetişkinlik arasındaki gençlerin
ihtiyaçlarına Avrupa düzeyinde cevap vermeyi amaçlamaktadır (Gençlik
Program Kılavuzu, 2013: 4). 2013-2020 yıllarını kapsayacak olan yeni
dönemde ise, Gençlik Programı ile Hayat boyu Öğrenme Programı
“Erasmus +” başlığı altında birleştirilecek ve eğitim, öğretim ve gençlik
alanlarının yanı sıra spor alanını da kapsayacaktır (www.ua.gov.tr, 2013).
Hedef kitlesi 13-30 yaş olan Gençlik Programı ile topluluğun kendi içinde
ve üye olmayan ülkelerle değişim yoluyla genç insanların eğitimlerine
katkıda bulunacağı ve işbirliğini geliştirebileceği düşünülmektedir (Bulut,
2005: 59). AB politika olarak kültürler ve kültürlerarası ilişkilerde “hepsi
farklı”, “hepsi eşit” şeklindeki bir anlayışı benimsemektedir (Erdoğan,
2006: 54). Irkçılık ve yabancı düşmanlığı ile mücadelenin yanı sıra
kültürel çeşitliliğe saygı programın öncelikleridir (www.ua.gov.tr, 2008).
Gençlik Programı, gençlerin ve gençlik kesiminde çalışanların
gereksinimlerini, yalnızca bu kesimlerin projelerine mali destek vererek
değil, aynı zamanda Avrupa’da yeni ortaklıklar geliştirmeleri için bilgi,
eğitim ve fırsat sağlayarak da karşılamaktadır (Öngün, 2006). Gençlik
Programı altındaki programlara Eylem denilmektedir ve çeşitleri aşağıda
belirtilmiştir (Karahocagil, 2003: 40; www.ua.gov.tr, 2013; Gençlik
Program Kılavuzu, 2013):
Eylem 1.1. Gençlik Değişimleri
Eylem 1.2. Gençlik Girişimleri
Eylem 1.3. Gençlik Demokrasi Projeleri
Eylem 2. Avrupa Gönüllü Hizmeti
Eylem 3.1. AB Komşu Ülkeleriyle İşbirliği
Eylem 4.3. Gençlik Kuruluş ve Çalışanları İçin Eğitim ve Ağ Kurma
187
KONAN ve AĞIROĞLU BAKIR;Lise Öğrencilerinin AB Gençlik…
Eylem 5.1. Gençler ve Politika Sorumluları İçin Toplantılar
Yasal dayanağa göre, Gençlik Programının hedefleri, öncelikleri,
ve önemi şu biçimde ifade edilmiştir (Karahocagil, 2003: 41; Gençlik
Program Kılavuzu: 2013):
1. Gençlerin genel olarak aktif vatandaşlıklarını ve özel olarak
Avrupa vatandaşlıklarını teşvik etmek,
2. Özellikle AB’de sosyal uyumu güçlendirmek amacıyla gençler
arasında dayanışmayı geliştirmek ve hoşgörüyü teşvik etmek,
3. Farklı ülkelerdeki gençler arasındaki anlayışı güçlendirmek,
4. Gençlik faaliyetlerine yönelik destek sistemlerinin kalitesinin ve
gençlik alanındaki sivil toplum kuruluşlarının kapasitelerinin
geliştirilmesine katkıda bulunmak,
5. Gençlik konusunda Avrupa işbirliğini teşvik etmek.
Gençlerin,
Avrupa
vatandaşları
oldukları
bilincine
kavuşturulması, demokratik hayata ve aktif vatandaşlığa teşvik edilmeleri,
programın öncelikleri arasındadır (www.ua.gov.tr, 2008). Gençlik
Programı’nda izlenen politikalara ilişkin görüş alışverişleri de
yapılmaktadır. Bu amaçla, 2008’de Sırbistan’da yapılan “Güney Doğu
Avrupa’daki Gençlik Politikaları” (Seminar on Youth Policy in South
East Europe) adlı seminerde, bu programın desteklenmesine karar
verilmiştir (Ministry of Youth and Sport of the Republic of Serbia, 2008).
AB’ye aday ülke olan Türkiye’nin AB Eğitim politikalarını tanıması,
değerlendirmesi, üzerinde çalışmalar yapması bu gençlik projeleri
sayesinde bir ölçüde gerçekleşmektedir (Topsakal, 2003). Eğitim ve
Gençlik Programı’ndan ülkemizin en üst düzeyde yararlanabilmesinin ön
koşullarından biri, eğitimle bir şekilde ilgisi olan milyonlarca vatandaşın
bilgilendirilmesidir (Euroguidance Türkiye, 2009). Etkinliklere katılan
gençler, faaliyetler çerçevesinde bilgi ve deneyim artırma amaçlı değişim
ve yerleştirmelere katılmış, yenilikçi yaklaşımların ülkemize
kazandırılmasında önemli katkılar sağlamıştır (Hayat Boyu Öğrenme,
2009).
Avrupa Komisyonu tarafından gençler için uygulamaya konmuş
ve AB sınırları içinde ve arasında hareketliliği, yaygın eğitimi,
kültürlerarası diyalogu desteklemek, sosyal, eğitimsel ve kültürel
geçmişlerine bakmaksızın bütün gençlerin dahil edilmesine imkan vermek
amacını güden bir program olan Gençlik Programı, Avrupalı gençlerin
aktif vatandaşlık, dayanışma ve hoşgörü duygularının gelişmesini ve
onların AB’nin geleceğinin şekillenmesinde rol almalarını sağlamayı
188
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
amaçlamaktadır. Bu programlara katılım ancak, programa ilişkin bilgi
sahibi olmak ve ilgi duymakla olanaklıdır. Bu temel gerekçe ışığında AB
Gençlik (Youth) Programı’nın ve bu kapsamada gerçekleştirilen gençlik
projelerinin hedef kitle yaş aralığında bulunan lise öğrencileri arasındaki
bilinirlik düzeyini saptamak amaçlanmıştır.
Problem cümlesi
Avrupa Birliği Gençlik Programı ve bu kapsamda gerçekleştirilen
gençlik projelerinin lise öğrencileri arasındaki bilinirlik düzeyi nedir?
Alt Problemler
Lise öğrencilerinin;
1. AB Gençlik Programı ve Projeleriyle ilgili seminerlere,
bilgilendirme toplantılarına katılımları,
2. Okullarda öğrencilere AB Gençlik Programı ve Projeleriyle ilgili
bilgilendirme ya da yönlendirme yapılmasına ilişkin görüşlerinin,
3. AB Gençlik Programı’na ilişkin bilginin en çok nereden elde
edildiğine ilişkin görüşlerinin
4. AB Gençlik Programı’na ilişkin bilginin en çok nereden elde
edilmek istendiğine ilişkin görüşlerinin
5. Daha önce bir AB Gençlik Projesinde yer alınmasına ilişkin
görüşlerinin
6. AB Gençlik Programı kapsamında bir projeye katılma isteğine
ilişkin görüşlerinin
7. AB Gençlik Programı kapsamında gidilmek istenen ülke ve
nedenlerine ilişkin görüşlerinin
8. AB Gençlik Programı Projelerine katılım yaşına ilişkin bilgisi
9. AB Gençlik Programı Projelerine kimlerin katılabileceğine ilişkin
bilgisi
10. AB Gençlik Programı internet sayfasının ziyaret edilme sıklığının
11. AB Gençlik Programı internet sayfasını bundan sonra ziyaret
etmek istenmesine ilişkin görüşlerinin
12. AB Gençlik Programı Projelerinden birisine katılmanın kişiye
katkısı olacağı inancına ilişkin görüşlerinin
cinsiyetlerine, öğrenim gördükleri alana ve okul türüne göre dağılımı
nasıldır?
189
KONAN ve AĞIROĞLU BAKIR;Lise Öğrencilerinin AB Gençlik…
YÖNTEM
Araştırmanın Modeli
Bu araştırmada, geçmişte ya da halen var olan bir durumu aynen
betimlemeyi amaçlayan (Arslantürk, 2001: 101; Karasar, 1998: 34;
Yozgat, 2001: 26-27) genel tarama (survey) modeline dayalı betimsel
yöntem kullanılmıştır. Bu modelde önemli olan, araştırmacının var olanı
değiştirmeden gözlemlemesi, nesnenin veya bireyin ya doğrudan
kendisini ya da onunla ilgili önceden tutulmuş kayıtları incelemesi ve en
son olarak bu sonuçlarla kendi gözlemlerini de birleştirerek bir yoruma
ulaşmasıdır (Karasar, 1999; 77).
Araştırmanın Evreni ve Örneklemi
Araştırmanın evrenini, Malatya ili merkez ilçe sınırları içinde
bulunan farklı lise tiplerinde (Anadolu Lisesi, Anadolu Meslek lisesi,
Meslek Lisesi, Fen Lisesi, Genel Lise) öğrenim gören öğrenciler
oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini ise araştırmanın veri toplama
aracını yanıtlamayı gönüllü olarak kabul etmiş olan 11. sınıf öğrencileri
oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemi, evrenden yansızlık kuralına göre
belirlenen (Karasar, 1998: 34; Yıldırım ve Şimşek, 1999: 63) her okul
türünden 60’ar öğrenci olmak üzere toplam 300 öğrenciden oluşmaktadır.
Veri Toplama Aracı ve Verilerin Analizi
Araştırmanın temel veri toplama aracı olarak araştırmacılar
tarafından geliştirilmiş olan “AB Gençlik Programı Anketi” kullanılmıştır.
Geçerliği için uzman görüşüne başvurulan anket, kişisel bilgiler ve AB
Gençlik Programı’na ilişkin sorular olmak üzere iki bölümden
oluşmaktadır. Kişisel bilgiler kısmında katılımcıların cinsiyet ve alan
bilgileri elde edilmiştir. İkinci kısımda ise, Avrupa Birliği Gençlik
Programı’nın bilinirlik düzeyini ortaya koyacak sorular yardımıyla veri
elde dilmiştir.
Araştırma ile ilgili tüm hesaplamalar ve çözümlemeler SPSS 17.0
paket programından yararlanılarak yapılmıştır. Anket maddelerine verilen
yanıtların frekans ve yüzde dağılımları hesaplanmıştır. Ayrıca açık uçlu
sorular yardımıyla elde edilen cevaplar incelenerek ve kıyaslanarak çeşitli
yorumlar üretme yoluna gidilmiştir.
190
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
BULGULAR ve YORUM
Araştırmanın bulguları ve bulgulara
problemlerin sırasına göre aşağıda sunulmuştur.
ilişkin yorumları
alt
1. Lise öğrencilerinin AB gençlik programı ve projeleriyle ilgili
seminerlere, bilgilendirme toplantılarına katılımlarına ilişkin görüşlerinin
cinsiyetlerine, öğrenim gördükleri alana ve okul türüne göre dağılımına
ilişkin bulgular Tablo 1’de verilmiştir.
Tablo 1. AB Gençlik Programı ile İlgili Seminerlere, Bilgilendirme
Toplantılarına Katılıma İlişkin Görüşler
Değişkenler
Cinsiyet
Alan
Okul Türü
Toplam
Erkek
Kız
Sayısal
EA–Söz
Anadolu
Fen
Meslek
A. Mslk.
Genel
Evet
N
12
Hayır
%
5.2
0
0
11
1
0
1
4
3
4
12
4.2
2.6
0
1.7
6.7
5
6.7
4
N
220
68
250
38
60
59
56
57
56
288
%
94.8
100
85.8
97.4
100
98.3
93.3
95
93.3
96
Tablo 1 incelendiğinde öğrencilerden 12’sinin (% 4) AB Gençlik
Programı ve Projeleriyle ilgili seminerlere, bilgilendirme toplantılarına
katıldığını belirttiği görülmektedir. Öğrencilerin % 96’sı ise (288 kişi)
katılmadıklarını belirtmişlerdir. Bu veri öğrencilerin AB Gençlik Programı
ve Projelerine ilişkin yeterince bilgi sahibi olamayacaklarının en çarpıcı
göstergesini oluşturmaktadır. Bu Program ve Projelere katılımın
sağlanabilmesi ve beklenen yararın gerçekleştirilebilmesi için öğrencilere
bu olanakların sağlanması gerekmektedir.
2. Lise öğrencilerinin okullarda öğrencilere AB Gençlik Programı ve
projeleriyle ilgili bilgilendirme ya da yönlendirme yapılmasına ilişkin
191
KONAN ve AĞIROĞLU BAKIR;Lise Öğrencilerinin AB Gençlik…
görüşlerinin, cinsiyetlerine, öğrenim gördükleri alana ve okul türüne göre
dağılımına ilişkin bulgular Tablo 2’de verilmiştir.
Tablo 2’deki sonuçlara göre, öğrencilerin %93.3’ü (280) okullarının şu ana
kadar AB Gençlik Programı ve projeleriyle ilgili kendilerine bilgilendirme
ya da yönlendirme yapmadığını belirtmektedir. Sadece %6.7’lük bir oranla
20 öğrenci bu konuda bilgilendirildiklerini ifade etmiştir. Okul-öğrenci
arasındaki tartışılmaz bağ düşünüldüğünde, bu konudaki bilgi ve
yönlendirmede okulların temel birimlerden birisi olması gerektiği ve karar
vericilerin bundan sonrası için bu ilişkiyi daha fazla dikkate alması
önerisinde bulunulabilir.
Tablo 2. Okullarda öğrencilere AB Gençlik Programı ile ilgili
bilgilendirme ya da yönlendirme Yapılmasına İlişkin Görüşler
Değişkenler
Cinsiyet
Alan
Okul Türü
Toplam
Erkek
Kız
Sayısal
EA–Söz
Anadolu
Fen
Meslek
A.Mslk.
Genel
Evet
N
20
Hayır
%
8.6
0
18
0
6.9
2
1
1
8
7
3
20
5.1
1.7
1.7
13.3
11.7
5
6.7
N
212
68
243
37
59
59
52
53
57
%
91.4
100
93.1
94.9
98.3
98.3
86.7
88.3
95
93.3
280
3. Lise öğrencilerinin, AB Gençlik Programı’na ilişkin bilginin en çok
nereden elde edildiğine ilişkin görüşlerinin cinsiyetlerine, öğrenim
gördükleri alana ve okul türüne göre dağılımına ilişkin bulgular Tablo 3’de
verilmiştir.
192
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
Tablo 3. AB Gençlik Programı’na İlişkin Bilginin En Çok Nereden Elde
Edildiğine İlişkin Görüşler
Okul
Öğretmen
İnternet
Arkadaş
Diğer
kaynaklar
N
12
4
14
2
5
0
6
3
2
16
N
69
6
70
15
12
10
19
21
23
85
N
6
4
5
5
1
1
1
1
6
10
N
43
8
47
4
14
7
9
9
12
51
Değişkenler
Cinsiyet
Alan
Okul
Türü
Erkek
Kız
Sayısal
EA–Söz
Anadolu
Fen
Meslek
A.Mslk.
Genel
N
9
1
9
1
0
0
7
3
0
10
%
3.9
1.5
3.4
2.6
0
0
11.7
5
0
3.3
%
5.2
5.9
5.4
5.1
8.3
0
10
5
3.3
5.3
%
29.7
23.5
26.8
38.5
20
16.7
31.7
35
38.3
28.3
%
2.6
5.9
1.9
12.8
1.7
1.7
1.7
1.7
10
3.3
%
18.5
11.8
18
10.3
23.3
11.7
15
15
20
17
Hiçbiri
N
93
35
116
12
28
42
18
23
17
128
%
40.1
51.5
44.4
30.8
46.7
70
30
38.3
28.3
42.7
Toplam
Tablo 3’de, 128 öğrencinin (%42.7) “hiçbiri” cevabını vermiş
olduğu ve dolayısıyla herhangi bir kaynaktan AB Gençlik Programı’na
ilişkin bilgi elde etmedikleri belirtilmektedir. Konuya ilişkin bilgi edinmiş
olduğunu belirtenlerin ise bilgiyi elde ettikleri kaynaklarının ayrıştığı
görülmektedir. Buna göre, bilgi edindiği kaynak, kişi sayısı ve oranlar;
okuldan 10 (%3.3); öğretmenlerinden 16 (%5.3); internetten 85 (%28.3);
arkadaşlarından 10 (%3.3) ve diğer kaynaklardan 51 (%17) öğrenci
şeklindedir. Burada yükselen bir bilgi kaynağı olarak internetin önemi
ortaya çıkmaktadır. Cinsiyet, bölüm ve okul tipi değişkenlerinden her hangi
birisinde öne çıkan bir veri söz konusu değildir.
4. Lise öğrencilerinin, AB Gençlik Programı’na ilişkin bilginin en çok
nereden elde edilmek istendiğine ilişkin görüşlerinin cinsiyetlerine,
öğrenim gördükleri alana ve okul türüne göre dağılımına ilişkin bulgular
Tablo 4’de verilmiştir.
Tablo 4. AB Gençlik Programı’na İlişkin Bilginin En Çok Nereden Elde
Edilmek İstendiğine İlişkin Görüşler
Öğretmen
Okul
Değişkenler
Cinsiyet
Erkek
Kız
N
107
26
%
46.1
38.2
N
53
17
%
22.8
25
193
İnternet
N
43
16
%
18.5
23.5
%
Diğer
Kaynaklar
N
%
5.2
2.9
17
7
Arkadaş
N
12
2
7.3
10.3
KONAN ve AĞIROĞLU BAKIR;Lise Öğrencilerinin AB Gençlik…
Sayısal
EA–Söz
Anadolu
Fen
Meslek
A.Mslk.
Genel
Alan
Okul
Türü
114
19
25
27
30
26
25
133
43.7
48.7
41.7
45
50
43.3
41.7
44.3
56
14
9
13
15
17
16
70
21.5
35.9
15
21.7
25
28.3
26.7
23.3
55
4
23
11
6
10
9
59
21.1
10.3
38.3
18.3
10
16.7
15
19.7
14
0
1
6
4
2
1
14
5.4
0
1.7
10
6.7
3.3
1.7
4.7
22
2
2
3
5
5
9
24
8.4
5.1
3.3
5
8.3
8.3
15
8
Toplam
Tablo 4’e göre, öğrenciler AB Gençlik Programı’na ilişkin bilgiyi
en çok “okuldan” (%44.3) ve “öğretmenlerinden” (%23.3) edinmek
istendiklerini belirtmişlerdir. Bu durum, öğrencilerin bu konudaki
bilgilendirmeyi eğitim-öğretim ortamında ve bu ortamdaki en önemli iletici
olan öğretmenlerden almak istedikleri sonucunu da ortaya koymaktadır.
Dahası, 59 öğrencinin (%19.7) bilgilendirmeyi internet ortamından
edinmek istemesi; öğrencilerin giderek artan internet eğilimlerini ve
bilgilendirme konusunda bundan sonra yapılacaklar açısından bu sonucun
değerlendirilmesi gerekliliğini de ortaya koymaktadır.
5. Lise öğrencilerinin daha önce bir AB Gençlik Projesinde yer alınmasına
ilişkin görüşlerinin cinsiyetlerine, öğrenim gördükleri alana ve okul türüne
göre dağılımına ilişkin bulgular Tablo 5’de verilmiştir.
Tablo 5. Bir AB Projesinde Önceden Yer Alınmasına İlişkin Görüşler
Değişkenler
Hayır
Evet
%
N
%
0.9
0
0.8
0
0
0
1.7
1.7
0
0.7
230
68
259
39
60
60
59
59
60
298
99.1
100
99.2
100
100
100
98.3
98.3
100
99.3
N
Cinsiyet
Alan
Okul Türü
Erkek
Kız
Sayısal
EA–Söz
Anadolu
Fen
Meslek
A. Mslk.
Genel
Toplam
2
0
2
0
0
0
1
1
0
2
194
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
Tablo 5’deki sonuçlar 300 öğrenciden 298’inin (%99.3) daha önce
bir AB Gençlik Projesine katılmadığını ortaya koymuştur. Bu sonuç,
çalışmanın en çarpıcı sonuçları arasında yer almaktadır. Öte yandan, önceki
sorularda AB Gençlik Programı’na ilişkin bilgisi olmadığını belirten
öğrencilerin sayısı dikkate alındığında, ortaya çıkan bu sonucun çok da
şaşırılacak bir sonuç olmadığı görülmektedir.
Katılımcıların doldurdukları ankette, bu sorunun “Evet” ve “Hayır”
kutucuklarının yanında verilen cevabın nedenini/nedenlerini belirtmeleri
için yer bırakılmış ve Hayır cevabı veren öğrenciler sebep olarak kendi
ifadeleriyle “Çünkü böyle bir program olduğunu bilmiyordum”, “Çünkü
karşıma böyle bir teklifle gelen olmadı”, “Hiç böyle bir proje görmedim,
duymadım”, “Çünkü yönlendirme yok”, “Okuldan bu projeler hakkında bir
bilgi almadık” vb. gibi birçok açıklamada bulunmuşlardır. Bu cevaplar açık
bir şekilde öğrencilerin konu hakkındaki bilgisizliğini ve aynı zamanda da
konuya ilişkin bilgilendirme eksikliğini ortaya koymaktadır.
6. Lise öğrencilerinin, AB Gençlik Programı kapsamında bir projeye
katılma isteğine ilişkin görüşlerinin cinsiyetlerine, öğrenim gördükleri
alana ve okul türüne göre dağılımına ilişkin bulgular Tablo 6’da verilmiştir.
Tablo 6, öğrencilerin çoğunluğunun (%72.7) AB Gençlik Programı
kapsamında bir projeye katılmayı istediklerini göstermektedir. 82 (%27.3)
öğrenci ise bu konuda olumsuz yanıt vermiştir. Nedenlerini açıklamaları
istendiğinde ise Evet cevabı verenler “Gelecekte AB’ne gireceğimiz için
Gençlik programlarını daha iyi tanımamız gerekir.”, “Bana yararı olur.
Orada gördüğüm şeylerden ufkum açılır.”, “Bilgilenmek için.”, “Yurtdışına
çıkmak için.”, vb. ifadelerle isteklerini açıklamışlardır. Hayır cevabı
verenler ise, “Gerek yok.”, “bilmiyorum.” , “Bu tür projeler genelde boşa
oluyor” gibi istemediğini belirten, öte yandan bu isteksizliğinin daha çok
bilgisizlikten kaynaklandığı olasılığını ortaya koyan cevaplar vermişlerdir.
Tablo 6. AB Gençlik Programı Kapsamında Bir Projeye Katılma İsteğine
İlişkin Görüşler
Değişkenler
Hayır
Evet
N
%
%
N
Cinsiyet
Alan
Erkek
Kız
Sayısal
EA–Söz
Anadolu
165
53
185
33
46
195
71.1
77.9
70.9
84.6
76.7
76
15
76
6
14
28.9
22.1
29.1
15.4
23.3
KONAN ve AĞIROĞLU BAKIR;Lise Öğrencilerinin AB Gençlik…
Okul Türü
Fen
Meslek
A.Mslk.
Genel
Toplam
32
46
45
49
218
53.3
76.7
75
81.7
72.7
28
14
15
11
82
46.7
23.3
25
18.3
27.3
Aynı soruya ilişkin cinsiyet, alan ve okul türü değişkenleri
açısından ise; sırasıyla kız (%77.9), EA-Söz (%84.6) ve genel lise (%81.7)
öğrencilerinin daha yüksek yüzdeye sahip oldukları görülmektedir.
7. Lise öğrencilerinin AB Gençlik Programı kapsamında gidilmek istenen
ülke ve nedenlerine ilişkin görüşlerinin cinsiyetlerine, öğrenim gördükleri
alana ve okul türüne göre dağılımına ilişkin bulgular Tablo 7’de verilmiştir.
Tablo 7’ye göre, öğrencilerden 211’i (%70.3) AB Gençlik Programı
kapsamında yabancı bir ülkeye gitmek istediğini belirtmiştir. Gidilmek
istenen ülke sıralamasında İngiltere başı çekmektedir. Öğrenciler bu
duruma açıklama olarak, İngilizce bilmelerini ve bu sayede bilgilerini
geliştirme fırsatı bulacaklarını ifade etmişlerdir. İngiltere’nin ardından
sırasıyla Fransa ve İtalya gidilmek istenilen ülkeler arasındadır.
Tablo 7. AB Gençlik Programı Kapsamında Gidilmek İstenen Ülke ve
Nedenlerine İlişkin Görüşler
Değişkenler
Cinsiyet
%
71.1
46
67.6
Sayısal
196
75.1
EA–Söz
15
38.5
Anadolu
47
78.3
Fen
Meslek
55
34
91.7
56.7
A.Mslk.
49
81.7
Genel
26
43.3
Erkek
Kız
Alan
Okul
Türü
Hayır
Evet
N
165
196
N
6
7
2
2
6
5
2
4
1
3
5
2
6
1
1
3
4
%
28.9
32.4
24.9
61.5
21.7
8.3
43.3
18.3
56.7
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
Toplam
211
70.3
8
9
29.7
İlginç bir veri olarak, gidilmek istenilen ülkeler arasında Amerika,
Kanada, Rusya ve Çin de vardır. Dahası bu ülkelere gitmek istediklerini
belirten öğrencilerin çoğunu Fen Lisesi ve Meslek Lisesi öğrencileri
oluşturmaktadır. Bu noktada lise 11 sınıf öğrencilerinin AB ve aday ülkeler
konusunda bilgisiz ya da ilgisiz oldukları sonucuna varılabilir. Çünkü
“Avrupa” kıtası dışındaki ülkeleri de rahatlıkla yazabilmişlerdir. Bu soruya
Hayır diyenlerin sayısı (89) bir önceki soruya hayır cevabını (82)
verenlerin sayısı ile çok yakındır. Bu durum, her iki sorunun da aynı
eğilimlerdeki öğrenciler tarafından ayrı şekilde algılandığı şeklinde
yorumlanabilir.
8. Lise öğrencilerinin AB Gençlik Programı Projelerine katılım yaşı
aralığına ilişkin bilgisi cinsiyetlerine, öğrenim gördükleri alana ve okul
türüne göre dağılımına ilişkin bulgular Tablo 8’de verilmiştir.
Tablo 8’e göre, öğrencilerin 287’si (%95.7) AB Gençlik Programı
projelerine katılım yaşı aralığına ilişkin bilgi sahibi olmadığını belirtirken;
13’ü (%4.3) ise, olumlu görüş bildirmiştir. Belirtilen cevaplar itibariyle
ortaya çıkan veriler, AB Gençlik Programı’nın ve projelerinin bilinirliği
hakkında çarpıcı sonuçlara ulaşmamızı sağlamaktadır. Öğrenciler önceki
sorulara verdikleri cevaplarda da belirttikleri gibi konuya ilişkin yeterli
derecede bilgi sahibi değildirler ve dolayısıyla da bu konuda detay
sayılabilecek olan bir noktayı da bilmemektedirler.
Tablo 8. AB Gençlik Projelerine Katılım Yaş Aralığına İlişkin Görüşler
Değişkenler
Cinsiyet
Alan
Okul Türü
Erkek
Kız
Sayısal
EA–Söz
Anadolu
Fen
Meslek
A.Mslk.
Genel
Toplam
Evet
N
13
0
11
2
1
1
1
6
4
13
197
%
5.6
0
4.2
5.1
1.7
1.7
1.7
10
6.7
4.3
Hayır
N
219
68
250
37
59
59
59
54
56
287
%
94.4
100
95.8
94.9
98.3
98.3
98.3
90
93.3
95.7
KONAN ve AĞIROĞLU BAKIR;Lise Öğrencilerinin AB Gençlik…
9. Lise öğrencilerinin AB Gençlik Programı Projelerine kimlerin
katılabileceğine ilişkin bilgisi cinsiyetlerine, öğrenim gördükleri alana ve
okul türüne göre dağılımına ilişkin bulgular Tablo 9’da verilmiştir.
Tablo 9. AB Projelerine Kimlerin Katılabileceğine İlişkin Görüşler
Değişkenler
Cinsiyet
Alan
Okul
Türü
Erkek
Kız
Sayısal
EA–Söz
Anadolu
Fen
Meslek
A.Mslk.
Genel
Toplam
30
Yaşına
kadar
gençler
Sivil
Toplum
ve
Kamu
N
13
4
15
2
4
3
1
4
5
17
N
4
0
4
0
2
0
1
1
0
4
%
5.6
5.9
5.7
5.1
6.7
5
1.7
6.7
8.3
5.7
%
1.7
0
1.5
0
3.3
0
1.7
1.7
0
1.3
En az 4 gençten
oluşan gruplar
Bilgim
Yok
Hepsi
%
N
2.2
1.5
1.9
2.6
3.3
3.3
0
0
3.3
2
25
1
26
0
3
3
13
5
2
26
%
N
%
185
62
211
36
49
52
45
50
51
247
79.7
91.5
80.8
92.3
81.7
86.7
75
83.3
85
82.3
N
5
1
5
1
2
2
0
0
2
10.8
1.5
10.
0
5
5
21.7
8.3
3.3
8.7
6
Tablo 9’da, öğrencilerin 247’sinin (%82.3) AB Gençlik Programı
projelerine kimlerin katılabileceğine ilişkin bilgi sahibi olmadıklarını
belirttikleri görülmektedir.
10. Lise öğrencilerinin AB Gençlik Programı internet sayfasını ziyaret
etme sıklığına ilişkin görüşlerinin cinsiyetlerine, öğrenim gördükleri alana
ve okul türüne göre dağılımına ilişkin bulgular Tablo 13’de verilmiştir.
Tablo 10. AB Gençlik Programı İnternet Sayfasını Ziyaret Etme Sıklığına
İlişkin Görüşler
Değişkenler
Cinsiyet
Erkek
Kız
Alan
Sayısal
EA–Söz
Anadolu
Evet (Bir kez)
N
%
43
18.5
11
16.2
12
42
3
30.8
16.1
5
198
Birçok kez
N
%
37
15.9
3
4.
4
2
5.1
38
14.6
4
6.
7
Hayır
N
152
54
%
65.5
79.4
25
181
53
64.1
69.3
88.3
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
Okul
Türü
Fen
Meslek
A.Mslk.
Genel
Toplam
4
8
13.3
48
80
18
13
16
6.
7
30
21.7
26.7
9
15
4
33
32
40
55
53.3
66.7
54
18
40
15
25
6.
7
13.3
206
68.7
Tablo 10, AB Gençlik Programı internet sayfasının ziyaret edilme
sıklığına ilişkin 54 öğrencinin (%18) “Bir kez”;, 40 öğrencinin ise (%13.3)
birden fazla ziyarette bulunduğu bilgisini ifade ettiğini ortaya koymaktadır.
Buna rağmen 206 öğrenci ise (%68.7) böyle bir girişimde bulunmadıklarını
açıklamışlardır.
11. Lise öğrencilerinin AB Gençlik Programı internet sayfasını bundan
sonra ziyaret etmek istenmesine ilişkin görüşlerinin cinsiyetlerine, öğrenim
gördükleri alana ve okul türüne göre dağılımına ilişkin bulgular Tablo
14’de verilmiştir.
Tablo 11. AB Gençlik Programı internet Sayfasının Bundan Sonra Ziyaret
etmek İstenmesine İlişkin Görüşler
Değişkenler
Cinsiyet
Alan
Okul Türü
Toplam
Erkek
Kız
Sayısal
EA–Söz
Anadolu
Fen
Meslek
A.Mslk
Genel
Hayır
Evet
N
154
55
177
32
44
32
37
45
51
209
%
66.4
80.9
67.8
82.1
73.3
53.3
61.7
75
85
69.7
N
78
13
84
7
16
28
23
15
9
91
%
33.6
19.1
32.2
17.9
26.7
46.7
38.3
25
15
30.3
Öğrencilerin 209’ u (%69.7) AB Gençlik Programı internet
sayfasını bundan sonra ziyaret etmek istediğini belirtmiş, bu soruda,
rakamlar ve oranlar bir önceki soruyla tersine dönmüş, “Evet” cevabı
verenlerde en yüksek kişi sayısı ise 51 ile (%85) Genel liseden çıkmıştır.
Verilen cevaplar, şu ana kadar konuya ilgi göstermemiş ya da bu
programdan hiç haberdar olmamış öğrencilerin bundan sonra (bu çalışma
ile fikir sahibi olduktan sonra) daha ilgili olmak istediklerinin göstergesidir.
199
KONAN ve AĞIROĞLU BAKIR;Lise Öğrencilerinin AB Gençlik…
12. Lise öğrencilerinin AB Gençlik Programı Projelerinden birisine
katılmanın kişiye katkısı olacağı inancına ilişkin görüşlerinin cinsiyetlerine,
öğrenim gördükleri alana ve okul türüne göre dağılımına ilişkin bulgular
Tablo 12’de verilmiştir.
Tablo 12. AB Gençlik Programı Projelerine Katılmanın Kişiye Katkısı
Olacağı İnancına İlişkin Görüşler
Değişkenler
Cinsiyet
Alan
Okul Türü
Erkek
Kız
Sayısal
EA–Söz
Anadolu
Fen
Meslek
A.Mslk.
Genel
Toplam
Hayır
Evet
N
159
51
177
33
44
29
44
42
51
210
%
68.5
75
67.8
84.6
73.3
48.3
73.3
70
85
70
N
73
17
84
6
16
31
16
18
9
90
%
31.5
25
32.2
15.4
26.7
51.7
26.7
30
15
30
Tablo 12’ye göre, öğrencilerin 210’u (%70) AB Gençlik Programı
projelerinden birisine katılmanın kendilerine katkı sağlayacağına
inanmaktadır. 91 (30.1) öğrenci ise bu tarz projelere katılma gereği
hissetmediğini ortaya koyan cevaplar vermiştir.
SONUÇ VE ÖNERİLER
Bu çalışma ile, Avrupa Birliği Gençlik (Youth) Programı’nın ve bu
kapsamada gerçekleştirilen gençlik projelerinin hedef kitle yaş aralığında
bulunan lise öğrencileri arasındaki bilinirlik düzeyini saptamak
amaçlanmıştır. Bu amaçla toplanan verilerin incelenmesi sonucunda, lise
öğrencilerinin AB Gençlik Programı ve bu kapsamda yürütülen projeler
hakkında ya hiç bilgi sahibi olmadıkları ya da çok az düzeyde bilgi sahibi
oldukları belirlenmiştir. Öğrencilerin %93.3’ü okullarının şu ana kadar AB
Gençlik Programı ve projeleriyle ilgili kendilerine bilgilendirme ya da
yönlendirme yapmadığını belirtmişlerdir.
Öğrencilerin %99.3’ü daha önce bir AB Gençlik Projesine
katılmadığını ve bu konuda bilgiyi en çok “okuldan” (%44.3),
“öğretmenlerinden” (%23.3) ve “internet” ortamından (%19.7) edinmek
istendiklerini belirtmişlerdir. Bunun nedeni olarak da “Çünkü böyle bir
200
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
program olduğunu bilmiyordum”, “Çünkü karşıma böyle bir teklifle gelen
olmadı”, “Hiç böyle bir proje görmedim, duymadım”, “Çünkü yönlendirme
yok”, “Okuldan bu projeler hakkında bir bilgi almadık” vb. yanıtlar
verilmiştir. Öğrencilerin %72.7’si AB Gençlik Programı kapsamında bir
projeye katılmayı istediklerini belirtmiş; “Gelecekte AB’ne gireceğimiz
için bu programları iyi tanımamız gerekir”, “Bana yararı olur. Orada
gördüğüm şeylerden ufkum açılır”, “Bilgilenmek için”, “Yurtdışına çıkmak
için” gibi gerekçeler göstermişlerdir. Gidilmek istenen ülke sıralamasında
İngiltere başı çekmektedir. Öğrenciler bu duruma açıklama olarak, İngilizce
bilmelerini ve bu sayede bilgilerini geliştirme fırsatı bulacaklarını ifade
etmişlerdir. İngiltere’nin ardından sırasıyla Fransa ve İtalya gidilmek
istenilen ülkeler arasındadır.
Öğrencilerin %95.7’si AB Gençlik Programı projelerine katılım
yaşı aralığına ve %82.3’ü AB Gençlik Programı projelerine kimlerin
katılabileceğine, ilişkin bilgi sahibi olmadıklarını belirtmişlerdir. Öte
yandan ulaşılan sonuçlara göre, öğrenciler her ne kadar bilgi sahibi
olmasalar da yapılan çalışmaya ilgi göstermiş ve bu çalışma vasıtasıyla
konuya ilişkin bilgi edinmeye çalışmışlardır. Bu sonuç da bize, öğrencilerin
uygun koşullar sağlandığı takdirde Gençlik projeleri hazırlama ya da
mevcut projelere ortak olma konusunda istekli olacaklarını göstermektedir.
Kış ve Konan (2012: 58) tarafından gerçekleştirilen ve öğretim
elemanlarının Erasmus Programına yönelik bilgi ve görüşlerinin
araştırıldığı çalışmada da benzer sonuçlara ulaşılmıştır. Öğretim
elemanlarının konuya ilişkin bilgisinin çok alt düzeyde olduğu
belirlenmiştir. Öğretim elemanlarının Erasmus programına ilişkin bilgi
alanlarından bazılarında % 98.2’lere varan oranda bilgi sahibi olmadıkları
saptanmıştır. Bu çalışma öğretim elemanlarının bilgilerinin düşük ancak
ilgilerinin yüksek olduğunu da göstermiştir.
Anketin en sonunda öğrencilere “Avrupa Birliği Gençlik Programı
Projelerine ilişkin belirtmek istediğiniz varsa lütfen yazınız” şeklinde
belirtilen kısma verilen cevaplar da ilgiye değerdir. Öğrencilerin bir kısmı
bu bölümü boş bırakmayı tercih ederken, bazıları ise bu çalışma sayesinde
Avrupa Birliği Gençlik Programı Projelerine ilişkin bir fikir sahibi
olduklarını ve konuya ilgilerinin çekildiğini belirtmişlerdir. Bu çalışma
biraz da olsa öğrenciler için bir bilgilendirme ya da en azından merak
uyandırma işlevini görmüşse bu araştırmacılar tarafından sürece olumlu bir
katkı olarak görülmektedir.
Ulaşılan bulgular bir bütün olarak değerlendirildiğinde, lise
öğrencilerinin Avrupa Birliği Gençlik Programı Projelerine ilişkin
yeterince bilgi sahibi olmadıkları görülmektedir. Bunun yanı sıra
201
KONAN ve AĞIROĞLU BAKIR;Lise Öğrencilerinin AB Gençlik…
bilgilendirilmek isteğinin ve Avrupa Birliği Gençlik Programı Projelerine
ilginin yüksek olduğu da görülmektedir. Elde edilen sonuçlara bakılarak,
AB Gençlik Programı’na ilişkin bilgilendirmelerin, öğrencilerin de talepleri
doğrultusunda, okullar, öğretmenler ve internet ortamı aracılığıyla
yürütülmesinin uygun olacağı ve verimli sonuçlar doğuracağı
görülmektedir. Böylece çağ nüfusunun, ülkemizin üye olmayı hedeflediği
Avrupa Birliğine ilişin doğru ve yansız bilgilendirmesi sağlanabilir. Bunun
sonucunda Avrupa Birliği Gençlik Programı Projelerine katılımın daha çok
artması ve umulan yararın gerçekleşmesi beklenebilir.
202
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
KAYNAKLAR
Arslantürk, Z. (2001). Sosyal bilimciler için araştırma metod ve teknikleri.
İstanbul: Çamlıca Yayınları.
Balcı, A. (Ed.) (2009). Karşılaştırmalı eğitim sistemleri. (Genişletilmiş 2.
Baskı) Ankara: Pegem Akademi.
Bulut, M. A. (2005). Avrupa Birliği nedir? Sakarya: Vipajanş Yayınları.
Erdoğan, İ. (2006). Avrupa Birliği vizyonu, Türkiye’de eğitim ve özel
okullar. AB Vizyonu, Türkiye’de Eğitim ve Özel Okullar
Sempozyumu (Ed: İ. Erdoğan), (45-57) İstanbul: Neta
Matbaacılık.
Erginer, A. (2009). Avrupa Birliği eğitim sistemleri: Türk eğitim
sistemiyle karşılaştırmalar (3. Baskı). Ankara: Pegem Akademi.
Euroguidance Türkiye (2009). http://euroguidance.iskur.gov.tr/ (Erişim
Tarihi: 10.06.2009).
Gençlik Programı Kılavuzu (2008). http://www.ua.gov.tr/uploads/
genclik/2008/program-guide/ Program Kilavuzu _2008-TR.pdf
(Erişim Tarihi: 08.06.2009)
Gençlik Program Kılavuzu (2013). http://www.ua.gov.tr/docs/defaultsource/gen%C3%A7likprogram%C4%B1/2013yiaprogramkilav
uzu.pdf?sfvrsn=0 (Erişim Tarihi: 18.11.2013).
Hayat Boyu Öğrenme (2009). http://www.ua.gov.tr/programlar
/hayatboyu-%C3%B6%C4%9
Frenme-program%C4%B1
(Erişim Tarihi: 08.06.2009)
Karahocagil, S. (2003). AB eğitim ve gençlik programları. A. Ç. İlhan
(Ed.), Avrupa Birliği ve Eğitim (ss. 35-48). Ankara: Ankara
Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Yayınları, Yayın no:
192.
Karasar, N. (1998). Araştırmalarda rapor hazırlama. (9. Baskı). Ankara:
Nobel Yayın Dağıtım.
Karasar, N. (1999). Bilimsel araştırma yöntemi. Ankara: Nobel Yayın
Dağıtım.
Kış, A. ve Konan, N. (2012). İnönü Üniversitesi öğretim elemanlarının AB
eğitim programlarından Erasmus’a ilişkin bilgi ve görüşleri.
Ankara Avrupa Çalışmaları Dergisi, 11 (1), 41-60.
Milli Eğitim Dergisi (2005). AB sürecinde eğitim, (Özel sayı). Milli
Eğitim: Üç Aylık Eğitim ve Sosyal Bilimler Dergisi, Yaz, Yıl: 33,
sayı: 167.
Ministry of Youth and Sport of the Republic of Serbia (2008). Seminar on
Youth Policy Development in South East Europe, Belgrade,
203
KONAN ve AĞIROĞLU BAKIR;Lise Öğrencilerinin AB Gençlik…
Serbia,
(22-24
September)http://youth-partnershipeu.coe.int/youth
partnership/documents/EKCYP/Youth_Policy/docs/YP_
strategies /Policy/partnership6.pdf (Erişim Tarihi: 26.11.2013)
Öngün, E. (2006). Türkiye’nin Avrupa Birliği eğitim ve gençlik
programlarına katılımı sürecinde erasmus yoğun Türkçe dil kursu
için web tabanlı tanısal ölçek ve e-ders uygulaması.
(Yayınlanmamış Doktora Tezi). İstanbul: Marmara Üniversitesi
Sosyal Bilimler Enstitüsü.
Sakınç, S. (2006). Avrupa Birliği yüksek öğretim programları ve
üniversitelerin sorumluluğu. İ. Kalaycı (Ed.) Avrupa Birliği
Dersleri (ss. 345-368). Ankara: Nobel Yayın Dağıtım.
Seminar on Youth Policy Development in South East Europe (2008).
Ministry of Youth and Sport of the Republic of SerbiaBld.
Mihaila Pupina 2, 11 000 Belgrade, Serbia http://www.saltoyouth.net/download/1677.pdf (Erişim Tarihi: 08.06.2009).
DPT (2007). AB Eğitim ve Gençlik Pogramları Merkezi Başkanlığı (Türk
Ulusal Ajansı) Leonardo da Vinci AB Mesleki Eğitim Programı
http://www.ua.gov.tr (Erişim Tarihi: 08.06.2009).
Topsakal, C. (2003). Avrupa Birliği eğitim politikaları ve bu politikalara
Türk eğitim sisteminin uyumu. (Yayınlanmış Doktora Tezi).
İstanbul: Marmara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü.
Tuzcu, G. (2006). Avrupa Birliği’ne giriş süreci ve eğitimde vizyon 2023.
Ankara: Türk Eğitim Derneği.
Ulusal Ajans (2008). http://www.ua.gov.tr/index.cfm?action=detay&
yayinid=7461927F111B
3AFFA71DE3198573F086F893B
(Erişim Tarihi: 08.06.2009)
Ulusal Ajans (2013). http://www.ua.gov.tr/programlar/gen%C3%A7likprogram%C4%B1 (Erişim Tarihi: 18.11.2013)
Ulusal Ajans (2013).http://www.ua.gov.tr/programlar/gen%C3%A7likprogram%C4 %B1/proje-ba %C%9Fvurusu-%C3%B6ncesi/
eylem-ve-sunumlar (Erişim Tarihi: 18.11.2013)
Ulusal Ajans (2013). http://www.ua.gov.tr/programlar/gen%C3%A7likprogram%C4%B1 (Erişim Tarihi: 18.11.2013)
Yayan, M. (2003). AB eğitim programları ve Türkiye'nin yararlanma
kabiliyeti. Milli Eğitim Dergisi. Sayı: 158 Bahar. http://yayim.
meb.gov.tr/dergiler /158/yayan. htm (Erişim Tarihi: 08.06.2009).
Yıldırım, A. ve Şimşek, H. (1999). Sosyal bilimlerde nitel araştırma
yöntemleri. Ankara: Seçkin Yayınevi.
Yozgat, F. (2001). Bilimsel araştırma metodları. Ankara: Yargı Yayınevi.
204
İlkokul ve Ortaokullarda Öğrenim Gören Öğrencilerin
Velilerinin Taşımalı Eğitime İlişkin Görüşleri
Hüseyin ÖZTÜRK
Yrd. Doç. Dr., Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi
Eğitim Fakültesi Eğitim Bilimleri Bölümü
Tekbir KAYMAK
Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü
Eğitim Bilimleri Ana Bilim Dalı, Yüksek Lisans Öğrencisi
Makale Gönderim Tarihi: 09.05.2014, Makale Kabul Tarihi:21.10.2014
Öz: Bu araştırmada 2013-2014 Eğitim-Öğretim yılında Malatya
ilinde taşımalı eğitim uygulaması yapılan 8 (sekiz) devlet okulunda
çocukları taşımalı eğitimle öğrenim gören öğrenci velilerinin görüşlerine
başvurulmuş ve araştırma sonunda taşımalı eğitim uygulamasına yönelik
öneriler geliştirilmiştir.
Veri toplama aracı olarak, yarı yapılandırılmış görüşme formu
kullanılmıştır. Veriler nitel araştırma yöntemlerinden görüşme yöntemiyle
toplanmış ve betimsel analiz yöntemine göre değerlendirilmiştir.
Araştırma sonucunda velilerin taşımalı eğitime yönelik
görüşlerinin genelde olumlu olduğu görülmüştür. Velilerin taşıma merkezi
okullarını eğitim yönünden yeterli bulurken, taşıma araçlarında yardımcı
rehber personeli yetersiz buldukları sonucuna varılmıştır. Taşıma merkezi
okullarının arzu edilen düzeyde olması için veli beklentilerinin dikkate
alınması ve uygulamaların bu öneriler doğrultusunda geliştirilmesi
önerilmektedir.
Anahtar Kelimeler: Veli görüşü, taşımalı eğitim, taşıma merkezi
okul ve taşımalı eğitim sorunları.
View on Mobil Education of Parents of Students Studying in
Primary and Secondary Schools
Abstract: In this research, researcher developed some proposols
about practice of mobile education that appealed at 8 schools with view of
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi, Ekim 2014, Cilt:11, Sayı:2, Sayfa:205-224
ÖZTÜRK ve KAYMAK; İlkokul ve Ortaokullarda Öğrenim Gören …
parents in term of education of 2013-2014 in Malatya which primary and
secondary school are in some building.
As data collection device, semi- structured data collection device
is used in this research. Data were collected through interview method
from qualitative research methods and evaluated according to descriptive
analysis metod. In conclusion, it has been shown the opinions of parents
on mobile education is generally positive. Parents deems adequate
transportation-centred schools but guide to help staff working in transport
is insufficient.
It has been suggest that parents expectations should be considered
to be at the desired in level of transportation center school and
applications should be developed in this direction.
Keywords: parent’s views, mobile education, transportationcentred schools, primary school problems.
GİRİŞ
Örgün eğitim kurumu içerisinde yer alan her öğretim
kademesinden; kuruluş amacında belirtilen hedefleri gerçekleştirmesi
beklenir. Bu yüzden eğitim-öğretim hizmetini sunma görevi okullara
verilmiştir. Okulların kendi hedeflerini gerçekleştirebilmesinin en
belirleyici öğesi yeterli ve nitelikli olmasıdır. Nitel ve nicel yetersizlikler,
eğitim sürecini hiç şüphesiz olumsuz etkilemektedir.
Milli Eğitim Temel Kanununda, İlköğretim ve Eğitim Kanununda,
beş yıllık kalkınma planlarında ve Milli Eğitim şuralarında belirlenen
hedefler ve getirilen önerilere rağmen ilköğretimin görevini fonksiyonel
olarak yerine getirebilmesi için gereken yapısal ve yönetimsel şartların
yeterince yerine getirildiği söylenemez. Kırsal alanda bu yetersizlik daha
fazladır.
Uzun yıllar, küçük yerleşim birimlerindeki bu uygulamaya dönük
programlar düzenlenememiş, bağımsız sınıf programının birleştirilmiş
sınıflarda da uygulanması öngörülmüştür. Birleştirilmiş sınıf
uygulamasına yönelik bir okul programı modeli de geliştirilememiştir.
Küçük yerleşim birimlerine okullar açılması veya kırsaldan kente göç
nedeniyle bazı köy okullarının boşalması, bu okulların tüm sınıflarında
10-15 kişilik öğrenci mevcudu ile eğitim-öğretimin sürdürülmesi
sonucunda; öğrenci azlığı nedeni ile okulların kapanması, okul binalarının
âtıl hale gelmesine neden olmuştur (Altunsaray, 1996: 1).
206
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
Böylece nüfusu az olan birçok yerleşim yerinde öğrenci sayısı
düşen okullar kapanırken; buralarda gerçekleşen eğitim faaliyetlerinin
taşıma merkezlerine kaydırılması öngörülmüştür. Dağınık yerleşim
birimlerindeki öğrencileri birleştirilmiş sınıf uygulamasından kurtarmak,
bina, derslik, ders araç gerecini ve öğretmeni daha rantable kullanmak,
müstakil sınıflarda daha iyi bir ortamda eğitim-öğretim sunmak amacıyla
"Taşımalı İlköğretim Uygulaması"na geçilmiştir.
Taşımalı eğitimin olumlu ve olumsuz yönleri kamuoyunda
tartışılmaya, bu konuda araştırmalar yapılmaya başlanmıştır. Bu cümleden
olarak; elinizdeki bu araştırma, Malatya ilinde taşımalı ilköğretim
uygulamasını kapsam, belirlenen idari şartlar çerçevesinde işleyişinin
değerlendirilmesi, problemlerin tespit etmek ve çözüm önerilerinde
bulunmak üzere yapılmıştır. Bu araştırmada çocukları taşıma merkezinde
eğitim gören velilerin görüşlerine başvurulmuş ve araştırma sonunda
taşımalı eğitim uygulamasına yönelik öneriler geliştirilmiştir.
Türkiye'de Taşımalı Eğitim Uygulaması
Taşımalı eğitim ne demektir? Taşımalı İlköğretim Yönergesine
göre (1994) Taşımalı İlköğretim, ilköğretim çağındaki çocuklar ile
birleştirilmiş sınıflar programı uygulayan öğrencileri ve az nüfuslu
dağınık yerleşim birimlerinde bulunan okullardaki öğrencilerin, merkezi
olarak seçilen ilköğretim kurumlarına günü birlik taşınıp eğitim-öğretin
görmelerinin sağlanması için yapılan uygulamaları kapsamaktadır.
Taşımalı eğitim uygulamasına 1989-1990 öğretim yılının 2.yarısından
itibaren Kırklareli'nde üç, Kocaeli'nde iki merkezde deneme mahiyetinde,
pilot uygulama olarak başlanmış, verimli bulunması üzerine; proje
genişletilerek dokuz ilde daha taşımalı eğitim uygulanmaya koyulmuştur
(MEB, 95: 3). Bu uygulamaların başarılı görülmesi üzerine 1990-1991
öğretim yılından itibaren
Antalya, Çankırı, Gaziantep, Konya, Van, Balıkesir illerinde
başlatılması için bakan onayı alınmıştır (Büyükkaragöz ve Şahin, 1995:
41). 1990-1991 öğretim yılında 9 ilin 35 ilçesine bağlı 258 okul ve
yerleşim biriminden 3289 öğrenci 78 merkez okula (Arı, 2003:104), 19911992 öğretim yılında 29 ilin 160 ilçesine bağlı okul ve yerleşim
biriminden 18256 öğrenci 408 merkez okuluna, 1992-1993 öğretim
yılında 43 ilin 325 ilçesine bağlı okul ve yerleşim biriminden 53676
öğrenci 938 merkez okuluna, 1993-1994 öğretim yılında 56 ilin 537
ilçesine bağlı okul ve yerleşim biriminden 84263 öğrenci 1653 merkez
okuluna, 1994-1995 öğretim yılında 57 ilin 493 bağlı okul ve yerleşim
207
ÖZTÜRK ve KAYMAK; İlkokul ve Ortaokullarda Öğrenim Gören …
biriminden 74981 öğrenci 1630 merkez okula taşınmıştır (Öztürk, 2001:
113).
1995-1996 öğretim yılında 62 il 557 ilçede uygulanmakta olan
proje çerçevesinde 5994 okulun öğrencileri 2182 merkezi okula
taşınmıştır. Taşınan öğrenci sayısı 95554'tür.
1996-1997 öğretim yılında 64 il ve 574 ilçede uygulanmakta olan
proje çerçevesinde 7069 okulun öğrencileri 2252 merkezi okula
taşınmıştır. Taşınan öğrenci sayısı 115275'tir (MEB, İOGM, 1996).
1997-1998 öğretim yılında eğitimde niteliğin yükseltilmesi, okulu
bulunmayan
yerleşim
birimlerindeki
öğrencilerin
ilköğretime
kavuşturulması ve birleştirilmiş sınıf uygulamasının en aza indirilmesi
amacıyla taşımalı ilköğretim uygulaması 71 ilin 18066 köy ve
mezralarından 264441 öğrenci taşınmıştır. Bu uygulamada 1 öğrencinin
devlete yıllık maliyeti 16.900 TL'dir (Uluğbay, 1997: 47).
1999-2000 öğretim yılında taşımalı eğitim yapılan il sayısı 74,
taşınılan merkez sayısı 5370 ve taşınılan okul sayısı 22391'dir. Toplam
621986 öğrenci taşınmıştır. Bu öğrencilerden 339762'si erkek 282224'ü
kızdır (MEB, 2000: 93-96). 1997-1998 öğretim yılından itibaren
Kesintisiz Zorunlu Eğitim uygulaması taşımalı eğitimin yaygınlaşmasına
neden olmuştur (Öztürk, 2001: 114).
2012-2013 öğretim yılındaki verilere göre; 80 ilde, 7037 taşıma
merkezine, 18401 yerleşim biriminden 4141722’si erkek ve 396637’si kız
olmak üzere; toplam 810809 öğrenci ile taşımalı eğitim yapılmıştır.
Bunlardan 274504’ü ilkokul, 536305’i ortaokul öğrencisidir (Millî Eğitim
İstatistikleri, 2013: 116).
Taşımalı eğitin uygulamasının yasal dayanakları var mıdır, varsa
bunlar nelerdir? T.C. Anayasasının 42. mad. ile 222 sayılı İlköğretim ve
Eğitim Kanununun nüfusun az ve dağınık olduğu yerlerde; köyler
gruplandırılarak; merkezi durumda olan köylerde ilköğretim bölge
okulları ve bunlara bağlı pansiyonlar, gruplandırılması mümkün olmayan
yerlerde ise yatılı ilköğretim bölge okulları veya gezici okullar açılabilir,
hükmünü içeren 9. maddesi ile 1739 sayılı Milli Eğitim Temel
Kanununun 8. maddesinde; eğitim de kadın, erkek herkese fırsat ve imkân
eşitliği sağlanır. Maddi imkânlardan yoksun başarılı öğrencilerin en
yüksek eğitim kademelerine kadar öğrenim görmelerini sağlamak
amacıyla parasız yatılılık, burs, kredi ve başka yollarla gerekli yardımlar
yapılır. Özel eğitime ve korunmaya muhtaç çocukları yetiştirmek için özel
tedbirler alınır denilmektedir.
MEB Tebliğler Dergisinin Aralık 2014 tarihli sayısında
yayımlanan 34 maddeli Taşımalı İlköğretim Yönergesi ile MEB
208
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
02.08.2012 tarih ve 11016 sayılı genelgesi doğrultusunda zorunlu eğitim 8
yıldan 12 yıla çıkarılmasıyla birlikte; ortaöğretim öğrencileri de taşımalı
eğitim kapsamına alınmıştır.
Bu konuya ilişkin araştırmalar aşağıda ele alınmıştır.
Altunsaray (1996), "Taşımalı İlköğretim Uygulamasının
Değerlendirilmesi (Balıkesir Örneği)" başlıklı araştırmasında, taşımalı
ilköğretim uygulamasını öğretmenlerin, yöneticilerin, müfettişlerin
görüşlerine dayalı olarak belirlenmesini amaçlamıştır. Araştırma 19951996 öğretim yılında Balıkesir ilinde bulunan 89 taşıma merkezi okulun
30'unda gerçekleştirilmiştir.
Geliştirilen veri toplama aracı ile taşıma merkezlerinde bulunan
sınıfların öğretmenleri, yöneticiler ve bu okulu denetleyen müfettişlerin
uygulamaya ilişkin görüşleri alınmıştır. Araştırma sonucunda; taşınan
öğrencilerin eğitim-öğretim açısından olumlu etkilendikleri, ancak taşıma
merkezi olan okulların fiziki yönden, eğitim araç-gereçleri yönünden
yetersiz oldukları, taşınan öğrencilerin beslenme problemlerinin olduğu,
Valilik ve Milli Eğitim Müdürlüğünün destek sağlamada yetersiz
kaldığının görüldüğü ifade edilmiştir.
Arı (2003), "Taşımalı İlköğretim Uygulaması (Uşak Örneği)"
başlığı altında yaptığı araştırmasında, iki farklı anket, öğretmen ve
öğrencilere uygulanmış, araştırmadan elde edilen bulgular tablolar halinde
verilerek değerlendirilmiş ve aşağıdaki bulgulara ulaşılmıştır.
Öğrenciler arasında sınırlı da olsa gruplaşmaların olduğu,
öğrencileri derse motive etmekte güçlük çekildiği, öğrencilerin derse
hazırlıksız geldiği, taşıma merkezi olan okulların fiziki kapasitelerinin
yetersiz olduğu, velilerin veli toplantılarına katılımının düşük olduğu,
çocuklarının durumları ile yeterince ilgilenmedikleri ortaya çıkmıştır.
Işık ve Maya (2003), "Taşımalı İlköğretim Uygulaması ve Bu
Uygulamaya Son Verilmesiyle İlgili Veli Görüşleri" başlığı altında
yaptıkları araştırmaları 2000-2001 öğretim yılında Çanakkale ilinde
gerçekleştirmişlerdir. Veli görüşlerini belirlemek amacıyla geliştirilen
"Taşımalı İlköğretim Uygulamaları ve Veli Görüşleri Anketi"
kullanılmıştır.
Araştırma sonucunda, öğrenci velilerinin büyük çoğunluğunun
taşımalı eğitimi istemediği, taşımalı eğitimden vazgeçilerek okullarının
yeniden açılmasını istedikleri, köylerinde sürdürülen birleştirilmiş sınıf
uygulamalarından memnun olmadıkları sonucuna varılmıştır.
Boğuşlu (2007), "Taşımalı Sistemin İlköğretim Okulu
Öğrencilerinin Fen Başarılarına Bilişsel, Duyuşsal ve Psiko-motor
209
ÖZTÜRK ve KAYMAK; İlkokul ve Ortaokullarda Öğrenim Gören …
Davranış Açısından Etkisi" başlığı altında yaptığı çalışmasında Bayburt
ilinde taşımalı eğitim gören öğrenciler ele alınmıştır. Öğrencilere, taşımalı
eğitimin etkilerini kapsayan 24 soru sorulmuş elde edilen veriler
değerlendirilmiştir. Çalışmada elde edilen veriler, taşımalı eğitimin
öğrenci başarıları açısından etkili olduğunu ve büyük ölçüde amacına
ulaştığını ortaya koyduğunu, özellikle bilişsel ve duyuşsal alanda
öğrencilerin başarılarının üst düzeyde olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Özgün (2007), "İstanbul'da Taşımalı Eğitimin Okul-Veli-Öğrenci
Açısından Olumlu ve Olumsuz Etkileri" başlıklı yüksek lisans tez
çalışmasında; İstanbul'da taşımalı eğitimin okul, veli ve öğrenci açısından
olumlu ve olumsuz etkilerini değerlendirmeyi amaçlamıştır.
Yüce (2008), "Taşımalı Eğitim-Öğretim Yapan İlköğretim
Okullarındaki İkinci Kademe Öğrencilerinin Sosyal Bilgiler Derslerine
Yönelik Tutumlarının Değerlendirilmesi (Sincan Örneği)" başlıklı yüksek
lisans çalışmasında; normal ve taşımalı sistemde eğitim-öğretim gören
ilköğretimin II. kademesindeki öğrencilerin sosyal bilgiler dersine yönelik
tutumlarını belirlemeyi amaçlamıştır. Araştırmanın evrenini 2006-2007
eğitim-öğretim yılında Ankara ili Sincan ilçesinde taşımalı eğitim yapan
ilköğretim okullarındaki öğrenciler oluşturmaktadır. Örneklem grup
olarak bu ilköğretim okullarında eğitim gören 137 taşınan ile 137 yerleşik
öğrenci tesadüfi örnekleme yoluyla tespit edilmiştir. Yapılan bu araştırma
sonucunda, yerleşik eğitim-öğretim gören öğrencilerin sosyal bilgiler
dersine karşı olan tutumlarının, taşınan öğrencilere göre daha olumlu
olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Elde edilen başka bir bulgu ise; sosyal
bilgiler dersine karşı olumlu tutum sergileyen öğrencilerin ders notları en
yüksek (5) iken, tutum azalmasına bağlı olarak öğrencilerin ders
notlarında anlamlı bir düşme olduğu görülmüştür.
Kaya ve Aksu (2009), "Fırsat ve Olanak Eşitliğinin
Sağlanmasında Bir Adım Olarak Taşımalı Eğitim" konulu
araştırmalarında; öğrenciler arasındaki başarı farklarının kapatılmasında
taşımalı eğitimin rolünün belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırma,
Gaziantep ili Nizip ilçesine bağlı İkizce Köyü'nde bulunan ve taşıma
merkezi okulu olan İkizce İlköğretim Okulu'nda gerçekleştirilmiştir.
Araştırma sonuçlarına göre; taşımalı eğitim fırsat ve imkân
eşitsizliğinin ortadan kaldırılması ve öğrenciler arasındaki farklılıkların
kapatılmasında önemli bir rol üstlendiği görülmüştür. Bunlar; okul
başarıları bakımından taşımalı öğrenciler, taşıma merkezi öğrencilerine
göre; not ortalamaları bakımından, devamsızlıkları açısından, sınıf okul
birincileri ve seviye tespit sınavı sonuçları açısından taşımalı öğrencilerin,
210
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
taşıma merkezi öğrencilerine göre daha başarılı oldukları sonucuna
ulaşılmıştır.
Taşımalı eğitim ile ilgili araştırmalar incelendiğinde genel olarak,
taşımalı eğitimin öğrenci başarısını olumsuz etkilediği görülmektedir.
Kimi zaman nicel, kimi zaman nitel, kimi zaman da nitel ve nicel
yöntemlerin bir arada kullanıldığı araştırmaların yapıldığı görülmüştür.
Yapılan bu araştırmalar, taşımalı eğitimin eğitim-öğretimi etkileyen
birçok durum hakkında önemli bilgiler sağlamaktadır. Öğrencileri
etkileyen her durumu incelenebilir niteliktedir. Bu araştırmaların daha
çok, öğrencilerin akademik başarısı üzerinde durdukları görülmüştür.
Taşımalı eğitimin sorunlarını tek yönlü olarak inceleyen ve daha çok nicel
yöntemler kullanılarak yapılan araştırmaların olduğu da görülmektedir.
Yine taşımalı eğitimi araştıran ve bu araştırmayı yaparken nitel araştırma
yöntemini kullanarak veli görüşlerine başvurarak konuyu derinlemesine
inceleyen araştırmalara nadiren rastlandığını belirtmeliyiz.
Bu araştırmanın problem cümlesi “ilkokul ve ortaokullarda
öğrenim gören öğrenci velilerinin taşımalı eğitime ilişkin görüşleri
nelerdir?” şeklindedir. Araştırmada aşağıdaki sorulara cevap aranmıştır.
Araştırmanın problem cümlesinden hareketle, araştırma
probleminin ayrıntılarına yönelik oluşturulan ve araştırmada cevap aranan
alt problemler aşağıdadır:
1. Velilerin taşıma merkezi olan okulun evlerine uzaklığına ilişkin
görüşleri nelerdir?
2. Velilerin taşıma merkezinin fiziki durumunun (bahçe, spor salonu,
dersliklerin) yeterliliğine ilişkin görüşleri nelerdir?
3. Velilerin taşıma merkezinin laboratuar, kütüphane, vb. eğitim araç
ve gereçlerinin yeterliliğine ilişkin görüşleri nelerdir?
4. Velilerin taşıma merkezinde çocuklara verilen yemeklere ilişkin
görüşleri nelerdir?
5. Velilerin taşıma merkezlerindeki sağlık hizmetlerinin yeterliliğine
ilişkin görüşleri nelerdir?
6. Velilerin öğrencileri taşıyan araçların güvenliliğine ilişkin
görüşleri nelerdir?
7. Velilerin öğrencileri taşıyan araçların kapasiteleri ve ısıtma
sistemlerinin yeterliliğine ilişkin görüşleri nelerdir?
8. Velilerin araç şoförlerinin eğitiminin yeterliliğine ilişkin görüşleri
nelerdir?
9. Velilerin taşıma servislerinde yardımcı rehber personelin olup
olmadığına ilişkin görüşleri nelerdir?
211
ÖZTÜRK ve KAYMAK; İlkokul ve Ortaokullarda Öğrenim Gören …
10- Velilerin çocuklarının gittiği okulun taşıma merkezli ilköğretim
okulu olarak seçilmesine ilişkin görüşleri nelerdir?
11- Velilerin çocuklarının taşımalı eğitim almasına ilişkin görüşleri
nelerdir?
12- Velilerin taşımalı eğitimde okuyan çocukların başarılı olup
olmadığına ilişkin görüşleri nelerdir?
13- Velilerin çocuklarının istekli okula gidip gitmediklerine ilişkin
görüşleri nelerdir?
14- Velilerin çocuklarının taşımalı eğitimle kaliteli bir eğitim alıp
almadıklarına ilişkin görüşleri nelerdir?
15- Velilerin taşınan öğrenciler ile merkez okuldaki öğrenciler
arasında başarı seviyesi arasında fark olup olmadığına ilişkin
görüşleri nelerdir?
16- Velilerin taşımalı eğitim dışında hangi eğitim yönteminin olmasını
istediklerine ilişkin görüşleri nelerdir?
Araştırmanın Amacı
Eğitim, her öğrencinin doğuştan gelen insanlık hakkıdır. Her ülke
vatandaşlarına bu hizmeti götürmekle yükümlüdür. Dolayısıyla eğitim bir
kamu hizmetinden öte kişilik hakkıdır. Dolayısıyla eğitim çağındaki her
çocuğa eğitim hizmeti ulaştırılmalıdır. Bu eğitim hizmetinin
ulaştırılmasında coğrafi, iklim, ekonomik vb nedenlerden bazı
uygulamalar ortaya çıkmıştır. Taşımalı eğitim de çocukların eğitim alma
hakkını gerçekleştirmeyi amaçlamaktadır. Taşımalı eğitim önemli bir
uygulamadır ve yıllardan beri ülkemizde uygulanmaktadır.
Bu araştırmanın amacı ilkokul ve ortaokullarda öğrenim gören
öğrenci velilerinin taşımalı eğitime ilişkin görüşlerini ortaya koymaktır.
YÖNTEM
Bu bölümde araştırmanın modeli, verilerin toplanması ve analizi
ile bilgiler yer almaktadır.
Araştırmanın Modeli
Araştırma, taşımalı ilkokul ve ortaokullarda okuyan öğrencilerin
velilerinin taşımalı eğitimle ilgili görüşlerinin incelenmesine yönelik nitel
bir çalışmadır.
212
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
Nitel araştırmalar gözlem, görüşme ve doküman analizi gibi veri
toplama yöntemlerinin kullanıldığı, algıların ve olayların doğal ortamda
gerçekçi ve bütüncül bir şekilde ortaya konmasına yönelik sürecin
izlendiği bir araştırmadır (Yıldırım ve Şimşek, 2011: 39).
Araştırmanın Örneklemi
Araştırmanın örneklemi 2013-2014 eğitim-öğretim yılında
Malatya ilinde bulunan sekiz Taşıma Merkezi okulunda okuyan
öğrencilerin 20 velisinden oluşmaktadır.
Araştırmada
örneklem
seçiminde;
amaçlı
örnekleme
yöntemlerinden kolay ulaşılabilir durum örneklemesi kullanılmıştır.
Yıldırım ve Şimşek'e (2000: 54-93) göre; bu örnekleme yöntemi
araştırmaya hız ve pratiklik kazandıracaktır. Nitel araştırmada örneklem
seçimi, araştırma probleminin özelliği ve araştırmacının sahip olduğu
kaynaklarla yakından ilişkilidir. Bu sebeple bazen bir birey bile, tek
başına bir araştırmanın örneklemini oluşturabilir. Görüşme yoluyla;
deneyimler, tutumlar, düşünceler, niyetler, yorumlar ve zihinsel algılar ve
tepkiler gibi gözlenemeyeni anlamaya çalışırız.
Görüşme yapılan velilerin 2'si kadın, 18'i erkektir. Velilerin
yaşları 27-68 aralığındadır. Velilerin 2'si ev hanımı, 9'u serbest meslek,
3'ü işçi, 6'sı ise çiftçidir. Örneklemin belirlenmesinde gönüllülük esas
alınmıştır. Bu bakımdan, görüşme yapılacak velilere araştırmanın amacı
ve süreci hakkında bilgi verilmiş ve araştırmaya katılmaya gönüllü olup
olmadıkları sorulmuştur.
Veri Toplama Araçları
Araştırmada, nitel araştırmalarda kullanılan veri toplama
yöntemlerinden görüşme yöntemi kullanılmıştır. Görüşme esnasında veri
toplama aracı olan görüşme formu kullanılmıştır. Bu form, araştırmacılar
tarafından geliştirilmiştir. Geliştirilme sürecinde, formun kapsam
geçerliliğini sağlamak amacıyla literatürden faydalanılmış, ayrıca eğitim
bilimleri uzmanlarının görüşleri alınmıştır. Araştırma verilerinin
toplanmasında araştırmacılar tarafından veliler için geliştirilen "Yarı
Yapılandırılmış Görüşme Formları" kullanılmıştır.
Veli görüşme formu, taşıma merkezi okullarının fiziki altyapısı,
eğitim durumu, verilen yemekler, okulun evlerine uzaklığı, öğrencilerin
memnuniyeti, araç kapasiteleri ve ısınma durumu, şoförlerin eğitim
durumu hakkında toplam 16 sorudan oluşmaktadır.
213
ÖZTÜRK ve KAYMAK; İlkokul ve Ortaokullarda Öğrenim Gören …
Verilerin Toplanması ve Analizi
Araştırma verilerinin toplanmasında veri toplama yöntemlerinin
kullanıldığı bir süreç izlenmiş, araştırma verileri 2013-2014 eğitimöğretim yılı güz döneminde toplanmıştır.
Verilerin toplanması örneklemde yer alan Taşıma Merkezli
okullarda okuyan öğrencilerin velileri ziyaret edilerek, araştırmanın
yöntem ve uygulama aşamaları araştırmacılar tarafından açık bir şekilde
tanımlanarak, verilerin toplanması için uygun yer ve saatler belirlenmiştir.
Belirlenen veliler evlerinde ziyaret edilerek araştırma hakkında bilgi
verilmiş ve gönüllük esasına dayalı olarak 20 veliyle yüz yüze
görüşülmüştür.
Veriler görüşme yöntemine göre toplanmış olup, görüşmede elde
edilen veriler analize tabi tutulmuştur. Veriler, nitel araştırma
yöntemlerinden betimsel analiz yöntemine göre düzenlenmiştir.
Veriler düzenlenirken araştırma sorusunda ifade edildiği şekilde
kategorilere ayrılmış ve ele alınmıştır. Açıklamalarda neden sonuç
ilişkisine bakılmış ve bulgulara ilişkin sonuçlar ortaya konulmaya
çalışılmıştır (Yıldırım ve Şimşek, 2008:224).
Katılımcıların görüşlerine göre doğrudan alıntılar yapılmıştır. Bu
alıntılar velilerin her birine verilen numaralarla kodlanmıştır.
BULGULAR
Bu bölümde; araştırmanın nitel verilerinin analizi sonucunda elde
edilen bulgular yer almaktadır. Bulgular araştırmanın alt amaçları
doğrultusunda sunulmuş, nitel bulgular veli görüşlerinden örnek ifadelerle
desteklenmiştir.
Velilerin Taşıma Merkezinin Evlerine Olan Uzaklığı Hakkında
Görüşlerine İlişkin Bulgular
Velilere yöneltilen ilk soru taşıma merkezinin evlerine olan
uzaklığını değerlendirmeleri yönündedir. Görüşme yapılan velilerin yarısı
(10/20) taşıma merkezinin eve uzaklığının 1-10 km arasında, velilerin bir
kısmının 11-20 km arasında (6/20), diğerleri ise 21-30 km arasında (4/20)
olduğunu belirtmişlerdir.
214
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
Velilerin Taşıma Merkezinin Fiziki Durumunun (bahçe, spor salonu,
derslikler) Yeterliliği Hakkındaki Görüşlerine İlişkin Bulgular
Görüşme yapılan 20 veliye taşıma merkezinin fiziki durumunun
yeterliliği sorulmuştur. Velilerin çoğunluğu (14/20), taşıma merkezinin
fiziki durumunun köylerindeki okula göre daha iyi olduğunu ifade
etmişlerdir. Diğer veliler, (16/20) yeterli olmadığını söylemişlerdir.
Velilerden biri “okulun fiziki durumundan memnun değilim” şeklinde
görüş belirtmiştir.
Velilerin Taşıma Merkezinin Laboratuar, Kütüphane vb. Eğitim
Araç ve Gereçlerinin Yeterliliği Hakkındaki Görüşlerine İlişkin
Bulgular
Araştırmaya katılan velilerin çoğunluğu (16/20) taşıma
merkezinin laboratuar, kütüphane, eğitim araç ve gereçlerinin yeterli
olduğunu belirtmişlerdir. Bazı veliler, "okulun kütüphanesi büyük"
bazıları da "okuldaki eğitim araç ve gereçleri çocuklarımızın ihtiyacını
karşılıyor" şeklinde görüş bildirmişlerdir. Diğer veliler (4/20), taşıma
merkezinin laboratuar, kütüphane, eğitim araç ve gereçlerinin yeterli
olmadığını söylemişlerdir. Velilerden biri ise "okulun araç gereçleri
yetersiz" şeklinde görüş bildirmişlerdir.
Velilerin Taşıma Merkezinde Çocuklarına Beslenme
Verilmediği Hakkındaki Görüşlerine İlişkin Bulgular
Verilip
Araştırmaya katılan 20 veliye taşıma merkezinde çocuklarına
beslenme verilip verilmediği sorulmuş, velilerin tümü (20/20) taşıma
merkezinde çocuklarına beslenme verildiğini, yemeklerinin yeterli ve
güzel olduğunu, çocuklarının memnun olduklarını belirtmişlerdir.
Velilerin Taşıma Merkezindeki Sağlık Hizmetlerinin Yeterliliği
Hakkındaki Görüşlerine İlişkin Bulgular
Görüş bildiren velilerin yarıdan fazlası (12/20), taşıma
merkezindeki sağlık hizmetlerinin yetersiz olduğunu belirtmişlerdir. Bir
veli, "sağlık hizmetleri hiç yeterli değil, çocuğum hastalandı ilgilenen
olmadı" şeklinde cevap vermiştir. Araştırmaya katılan diğer veliler (6/20)
taşıma merkezindeki sağlık hizmetlerinin yeterli olduğunu söylemişlerdir.
215
ÖZTÜRK ve KAYMAK; İlkokul ve Ortaokullarda Öğrenim Gören …
İki veli ise; "sağlık hizmetleri konusunda herhangi bir problemimiz yok"
demiştir.
Velilerin Öğrencileri Taşıyan Araçların Güvenliliği Hakkında
Görüşlerine İlişkin Bulgular
Velilerin çoğu (13/20), öğrencileri taşıyan araçların güvenli
olduğunu belirtmişlerdir. Diğer veliler (5/20) öğrencileri taşıyan araçları
güvenli bulmadıklarını ifade etmişlerdir. Velilerden ikisi; “öğrencileri
taşıyan araçların hızlı gittiklerini bu yüzden güvenli bulmadıklarını” ifade
etmişlerdir.
Velilerin Öğrencileri Taşıyan Araçların Kapasiteleri ve Isıtma
Sistemleri Hakkındaki Görüşlerine İlişkin Bulgular
Velilerin yarıdan fazlası (12/20), öğrencileri taşıyan araçların
kapasitesinin ve ısıtma sistemlerinin yeterli olduğunu belirtirken; diğerleri
(8/20) yeterli olmadığını söylemişlerdir. Velilerden ikisi; "çocuklar, bazen
ayakta gidiyor ve araçlar soğuk" şeklinde görüş belirtmişlerdir.
Velilerin Araç Şoförlerinin Eğitimi Hakkındaki Görüşlerine İlişkin
Bulgular
Velilerin yarıdan 1 fazlası (11/20) araç şoförlerinin eğitimlerinin
yeterli olmadığını ifade etmişlerdir. Bir veli "şoförler bilgili değil" bir
diğeri "eğitimli şoför olsaydı çocuğumu daha rahat emanet ederdim"
demiştir. Diğer veliler (9/20), araç şoförlerinin eğitimlerini yeterli
bulduklarını söylemişlerdir. Bir veli de “ şoförler yeterli bilgiye sahip”
şeklinde görüş bildirmiştir.
Velilerin Taşıma Servislerinde Yardımcı rehber Personel
Bulundurulup Bulundurulmadığı Hakkındaki Görüşlerine İlişkin
Bulgular
Velilerin tümü (20/20) taşıma servislerinde rehber personel
bulundurulmadığını belirtmişlerdir. Görüşülen velilerin bir kısmı (6/20)
“Yıllardır rehber personelin hiç olmadığını”, iki veli ise; “rehber personel
olmaması çok büyük bir eksiklik” şeklinde görüş belirtmişlerdir.
216
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
Velilerin Çocuğunun Gittiği Okulun Taşıma Merkezli İlköğretim
Okulu Olarak Seçilmesini Doğru Bulup Bulmadıkları Hakkındaki
Görüşlerine İlişkin Bulgular
Velilerin büyük çoğunluğu (17/20) “ çocuğunun gittiği okulu
taşıma merkezi ilköğretim okulu olarak seçilmesini doğru bulduklarını”
belirtmişlerdir. Diğer üç veli ise; “çocuğunun gittiği okulu taşıma
merkezli ilköğretim okulu olarak seçilmesini doğru bulmadıklarını” ifade
etmişlerdir. Bir veli ise; “Rahat gidip geliyorlar, servis parası yok. Onlarla
ilgileniyor, akşam ödevlerinde yardımcı oluyoruz” ifadesini kullanmıştır.
Velilerin Çocuğunun Taşımalı Eğitim Almasından Memnun Olup
Olmadıkları Hakkındaki Görüşlerine İlişkin Bulgular
Velilerin çoğunluğu (15/20) çocuğunun taşımalı eğitim
almasından memnun olduklarını ifade etmiştir. Velilerin beşi ise;
çocuğunun taşımalı eğitim almasından memnun olmadıklarını ifade
etmişlerdir. Bir veli ise; “Okul bize yakın olsaydı, yürüyerek gitseydi daha
iyi olurdu, kışın yollar kötü oluyor.” şeklinde görüş bildirmiştir.
Velilerin Taşımalı Eğitimde Okuyan Çocukların Başarılı Olup
Olmadığı Hakkındaki Görüşlerine İlişkin Bulgular
Velilerin çoğunluğu (16/20) taşımalı eğitim gören çocukların
başarılı olduğunu, diğer veliler ise; (4/20) başarılı olmadığını
söylemişlerdir. Bunardan biri "çocuğumun arabada midesi bulanıyor,
kendini derse veremiyor" demiştir. Diğer bir veli ise; “ taşımalı eğitim
başarı için engel değildir.”şeklinde düşüncesini belirtmiştir.
Velilerin Çocuğunun İsteyerek Okula Gidip Gitmedikleri Hakkındaki
Görüşlerine İlişkin Bulgular
Velilerin tümü (20/20) çocuklarının isteyerek okula gittiklerini
belirtmişlerdir. Velilerden biri ise; “Okumak gibisi var mı? Okumak
iyidir, kültürlü olmak, toplumda bir yerinin olması ne kadar güzel”
şeklinde görüşünü belirtmiştir.
217
ÖZTÜRK ve KAYMAK; İlkokul ve Ortaokullarda Öğrenim Gören …
Velilerin Çocuğunun Taşımalı Eğitimle Kaliteli Bir Eğitim Alıp
Almadıkları Hakkındaki Görüşlerine İlişkin Bulgular
Velilerin büyük çoğunluğu (18/20) “ çocuğunun taşımalı eğitimle
kaliteli bir eğitim aldığını,” diğer iki veli ise; “kaliteli bir eğitim
almadığını” ifade etmişlerdir.
Velilerin Taşınan Öğrenciler ile Merkez Okuldaki Öğrenciler
Arasında Başarı Seviyesi Arasında Fark Olup Olmadığı Hakkındaki
Görüşlerine İlişkin Bulgular
Görüşülen velilerin yarıdan çoğu (12/20) fark olmadığını, diğer
veliler ise (8/20) fark olduğunu ifade etmişlerdir. Konuya olumlu bakan
velilerden biri; "kim çalışırsa o başarılı olur. 4 km gidip gelmesi başarıyı
olumsuz etkilemez" demiştir.
Velilerin Taşımalı Eğitim Dışında Hangi Eğitim Yönetiminin
Olmasını İstedikleri Hakkındaki Görüşlerine İlişkin Bulgular
Araştırmaya dâhil 20 veliye taşımalı eğitim dışında hangi
yöntemin olmasını istedikleri sorulmuş, velilerden tamamına yakını
(19/20) evine yakın bir okul olmasını belirtirken, kalan bir veli ise
taşımalı eğitim uygulamasından memnun olduğunu ifade etmiştir. Bir
veli; “taşımalı eğitimin sağlıklı olduğunu düşünüyorum. Çünkü şehirlerde
ücretli servislerle eğitim ve öğretime devam ettiklerini biliyorum, merkezi
bölge okulları yerine; birkaç köy arasına taşıma okulu yapılsaydı daha iyi
olurdu.” Şeklinde görüş belirtmiştir.
SONUÇ VE ÖNERİLER
Bu bölümde; verilerin analizi ile elde edilen bulgulara dayanılarak
ulaşılan sonuçlara, bu sonuçların diğer araştırmalarla olan benzerlik ve
farklılıklarının ele alındığı tartışmaya, uygulama ile ilgili ve ileride
yapılacak araştırmalara yönelik önerilere yer verilmiştir.
Sonuçlar
Araştırmaya dahil olan velilerden görüşme yöntemi ile elde edilen
bulgular, araştırmanın amaçları dikkate alınarak değerlendirilmiş ve
aşağıdaki sonuçlar elde edilmiştir.
218
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
Velilerin yarısı evlerinin taşıma merkezine yakın olduğu; kalan
kısmının da uzak olduğu sonucuna varılmıştır.
Velilerin görüşlerinin büyük çoğunluğu; taşıma merkezinin fiziki
durumunun yeterli olduğu yönündedir. Taşıma merkezi okullarının fiziki
açıdan iyi olduğu sonucuna varılmıştır.
Taşıma merkezi okullarının laboratuar, kütüphane, eğitim araç ve
gereçleri açısından yeterli olduğu sonucuna varılmıştır.
Taşıma merkezindeki öğrencilere düzenli yemek verildiği
sonucuna varılmıştır.
Taşıma merkezi okullarının sağlık hizmetinin yeterli olduğu
sonucuna varılmıştır.
Taşıma merkezli okullara öğrenci taşıyan araçların güvenli olduğu
sonucuna varılmıştır.
Öğrencileri taşıyan araçlarının kapasitelerinin ve ısıtma
sistemlerinin yeterli olduğu sonucuna varılmıştır.
Araç şoförlerinin eğitiminin yeterli olduğu görüşünü ifade
ettiklerinden şoförlerin eğitiminin yeterli olduğu sonucuna varılmıştır.
Taşıma servislerinde yardımcı rehber personel bulundurulmadığı
sonucuna varılmıştır.
Taşıma merkezli okulların ilköğretim okulu olarak seçilmesinin
doğru olduğu sonucuna varılmıştır.
Öğrencilerin taşımalı eğitim almasından memnun oldukları
sonucuna varılmıştır.
Taşımalı eğitime devam eden öğrencilerin başarılı olduğu
sonucuna varılmıştır.
Öğrencilerin isteyerek okula gittikleri sonucuna varılmıştır.
Öğrencilerin taşımalı eğitimle kaliteli bir eğitim aldıkları
sonucuna varılmıştır.
Taşınan öğrencilerle merkez okuldaki öğrenciler arasında başarı
farkı olmadığı sonucuna varılmıştır.
Veliler, her ne kadar taşımalı eğitimle ilgili olumlu görüşler
belirtseler de evlerine yakın bir okulun bulunmasını istedikleri sonucuna
varılmıştır.
Tartışma
Veliler, genel anlamda çocuklarının taşımalı eğitimle aldıkları
eğitimden memnuniyetlerini dile getirmektedirler. Altunsaray'ın (1996:
29), "Taşımalı İlköğretim Uygulamasının Değerlendirilmesi" başlıklı
araştırmasında; "taşınan öğrencilerin eğitim-öğretim açısından olumlu
219
ÖZTÜRK ve KAYMAK; İlkokul ve Ortaokullarda Öğrenim Gören …
etkilendikleri, taşımalı eğitimden memnun kaldıkları" sonucuyla
araştırmadan elde edilen "kaliteli bir eğitim aldıkları" sonucu benzerdir.
Aileden sonra en önemli eğitim kurumu hiç şüphesiz okuldur.
Okul, aile gibi doğal bir kurum olmaktan öte belirli amaçlar
gerçekleştirmek üzere oluşturulmuş sosyal bir kurumdur.
Bizim bu araştırmamızda taşıma merkezi okullarının fiziki
duruma ilişkin bulgularla Altunsaray'ın (1996: 32), "Taşımalı İlköğretim
Uygulamasının Değerlendirilmesi" başlıklı araştırmasında "taşıma
merkezi olan okulların fiziki ve eğitim araç-gereçleri yönünden yetersiz
durumda oldukları" bulgusu benzerdir. Her devirde şartların, toplumsal
ihtiyaçların öngördüğü eğitim özellikleri ve eğitim mekânları, hatta eğitim
sistemleri oluşturulmuştur. Tarihsel veriler, toplumların belirli
dönemlerde felsefi, dini ve bilimsel gelişmelerin sonucunda eğitim
sistemlerinin amaçlarına uygun olarak ideal eğitim ortamları ve mekânları
düşünmüş ve gerçekleştirmiş olduklarını göstermesi, yapılan her iki
araştırmadaki bulgunun benzerliği ile bağdaşmaktadır.
Taşıma merkezindeki okulların araç kapasiteleri hakkında;
Altunsaray'ın (1996: 87) araştırmasındaki "araçların kapasite olarak
istenilen düzeyde olmadığı" bulgusuyla araştırmamızdan elde edilen
öğrencileri taşıyan araçların kapasitelerinin ve ısıtma sistemlerinin yeterli
olduğu sonucu örtüşmemektedir. İki araştırma arasında 18 yıllık bir
zaman dilimi farkı vardır. Bu sürede eksikliklerin giderildiği
düşünülmektedir.
Altunsaray'ın (1996: 94) araştırmasında sağlık hizmetlerinin
yeterliliği konusunda ulaştığı "sağlık hizmetlerinin yetersizliği açık bir
şekilde görülmektedir" bulgusuyla araştırmamız sonucunda elde edilen
"velilerin çoğu taşıma merkezinde verilen sağlık hizmetinin yeterli
olduğu" bulgusuyla örtüşmemektedir. Birçok özel okulda doktor ve
hemşirenin bulunduğu göz önüne alınırsa devlet okullarının bu
imkânlardan yoksun bulunması düşündürücüdür. Devlet okullarına sağlık
hizmetleri ile ilgili kadro tahsis edilebilir. Çocuklar bizim geleceğimizdir,
iyi bir geleceğin sağlıklı bir nesille sağlanabileceği unutulmamalıdır.
Altunsaray'ın (1996: 95) araştırmasında "öğrencilerin beslenme
sorunu ile karşı karşıya bırakıldığı" bulgusuyla araştırmamızdan elde
edilen "taşıma merkezindeki öğrencilere yemek verildiği ve bundan
memnuniyet duyulduğu" sonucu örtüşmemektedir. Yeterli, dengeli ve
sağlıklı bir beslenme her yaş döneminde olduğu gibi; özellikle çocukluk
döneminde çok önemlidir. Hızlı büyüme ve gelişme nedeni ile çocukların
pek çok besin öğesine olan ihtiyacı, hayatın diğer dönemlerine göre daha
220
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
fazladır. Yine bu dönemde kazanılacak beslenme alışkanlıkları yaşam
boyu sürmektedir.
Taşıma
servislerinde
rehber
personelin
bulundurulup
bulundurulmadığı sorusuna görüşme yapılan velilerin tümü olumsuz
cevap vermişlerdir. Altunsaray'ın (1996: 116) rehber personel konusunda
ulaştığı "öğrenci araç servislerinde rehber personelin olmadığı"
bulgusuyla örtüşmektedir. Bu durum; çocukların servis araçlarındaki
güvenliğini olumsuz yönde etkilemektedir. Her yıl onlarca çocuğun trafik
kazalarında hayatını kaybettiği (Öztürk, 2001: 154) düşünülürse; rehber
personelin önemi daha iyi anlaşılır diye düşünüyoruz.
Bilek ve Kale'nin (2012: 615), "Taşıma Merkezi Okullarda Görev
Yapan Öğretmenlerin Görüşlerine Göre Taşımalı Eğitim Uygulaması"
başlıklı araştırmasında, "öğrencilerin birleştirilmiş sınıf yerine müstakil
sınıflarda okuması öğrencilerin akademik başarısını olumlu yönde
etkilemektedir, ayrıca merkez öğrenciler ile başarı farkı azalmaktadır"
sonucu ile bizim araştırmamızda elde edilen "taşımalı eğitimde okuyan
öğrencilerin başarılı olduğu, taşınan öğrenciler ile merkez okuldaki
öğrenciler arasında başarı farkı olmadığı" sonucu paraleldir.
Taşdemir'in (2010: 133), "Taşımalı Eğitime İlişkin Veli Görüşleri:
Sorunlar ve Öneriler" başlıklı araştırması sonucunda "velilerin çoğunluğu
çocuklarının gittiği taşıma merkezi ilköğretim okulunun seçilmesini doğru
bulmakta" sonucuyla elde edilen, “velilerin, öğrencilerin taşımalı eğitim
almasından memnun oldukları sonucuna varılmıştır" sonucu benzerdir.
Velilerin bu memnuniyeti, daha çok başka alternatif olmadığına
bağlanmaktadır. Birçok veli ise taşımalı eğitim dışında uygulanan
birleştirilmiş sınıf modelini uygun görmemektedir. Bu açıdan taşımalı
eğitim mevcut şartlarda uygun bulunmaktadır.
Öneriler
Bu bölümde araştırmanın sonuçları doğrultusunda uygulamaya ve
gelecekte yapılabilecek araştırmalara yönelik olarak şu öneriler
getirilebilir.
Taşıma servislerinde yardımcı rehber personel bulundurulmadığı
göz önüne alınırsa, Milli Eğitim Bakanlığının bu görev için kadro tahsis
etmesi ve milli eğitim müdürlüklerinin bu konuda düzenli denetim
sağlamasıyla bu konudaki sıkıntı giderilebilir.
Velilerin tamamına yakını evlerine yakın bir okul olmasını
istemektedir. Ülkemizin geniş bir alana yayılmış olması, değişik iklim
özelliklerine, dağınık yerleşim yerlerine ve iç göçlere maruz kaldığı
221
ÖZTÜRK ve KAYMAK; İlkokul ve Ortaokullarda Öğrenim Gören …
düşünülürse; taşımalı eğitimin devam etmesinin uygun olduğu
görülmektedir. Bunun yanı sıra, bazı köylerde öğrenci sayısının az
olmasından dolayı birleştirilmiş sınıf uygulaması yapılmaktadır. Eğitimi
olumsuz etkileyen bu durumun önüne geçilmesi için taşımalı eğitim
önerilmektedir.
Bu araştırma 2013-2014 eğitim-öğretim yılında Malatya ili
sınırları içinde bulunan 8 taşıma merkezli okulda öğrenim gören
öğrencilerin velileriyle gerçekleştirilmiştir. Diğer illerde ve hatta Türkiye
genelinde taşımalı eğitim konusu araştırılabilir.
Bu araştırmaya veri toplama amacıyla taşıma merkezli okullarda
öğrenim gören öğrencilerin velilerinin görüşleri incelenmiş olup; taşıma
merkezli okullarda görev yapan yöneticilerin, öğretmenlerin ve taşıma
merkezli okullarda görev yapan yöneticilerin görüşlerine yer
verilmemiştir. Aynı şekilde taşıma merkezli okullarda görev yapan
yöneticilerin, öğretmenlerin ve öğrenim gören öğrencilerin taşımalı eğitim
üzerine görüşlerini inceleyen araştırmalar yapılabilir.
222
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
KAYNAKLAR
ALTUNSARAY, A. (1996), "Taşımalı İlköğretim Uygulamasının
Değerlendirilmesi (Balıkesir Örneği), Yayımlanmamış Yüksek
Lisans Tezi", Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü,
Balıkesir.
ARI, A. (2003), "Taşımalı İlköğretim Uygulaması (Uşak Örneği), Gazi
Eğitim Fakültesi Dergisi", 23 (1), 101-115.
BAŞARAN, İ. E. (1974), "Türkiye'nin Zorunlu Öğrenim Sorunları ve
Çözüm Yolları", Yayımlanmamış Doktora Tezi, Ankara
Üniversitesi.
_______,(1982), Temel Eğitim ve Yönetimi, Ankara Üniversitesi, Eğitim
Fakültesi Yayın No: 111.
BİLEK, E & KALE, M. (2012) "Taşıma Merkezi Okullarda Görev Yapan
Öğretmenlerin Görüşlerine Göre Taşımalı Eğitim Uygulaması
Tezi", Gazi Üniversitesi
BOĞUŞLU, V. (2007), "Taşımalı Sistemin İlköğretim Okulu Öğrencilerin
Fen Başarılarına Bilişsel, Duygusal ve Psiko-motor Davranış
Açısından Etkisi", Yayınlanmış Yüksek Lisans Tezi, Kafkas
Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, Kars.
BÜYÜKKARAGÖZ, S. & ŞAHİN, H. (1995), Taşımalı İlköğretim
Uygulamaları, Eğitim ve Bilim Dergisi, 19 (96).
ERPOLAT, M. E. (1991), Taşımalı İlköğretim Uygulaması, Çağdaş
Eğitim, sayı: 116.
IŞIK & MAYA (2003), "Taşımalı İlköğretim Uygulaması ve Bu
Uygulamaya Son Verilmesiyle İlgili Veli Görüşleri", Kastamonu
Eğitim Dergisi, 11 (2), 285-296
İOGM.(2010), "Taşımalı İlköğretim Şubesi", Taşımalı İlköğretim
Uygulaması http://iogm.meb.gov.tr
KARAKÜTÜK, M.(1996), "Taşımalı İlköğretim Uygulaması ve
Sorunları", Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara
KAYA, Y. K. (1993), İnsan Yetiştirme Düzenimize Yeni Bir Bakış, Bilim
Yayınları, Ankara. 346s
KAYA, A. & AKSU, B., M. (2009), "Fırsat ve Olanak Eşitliğinin
Sağlanmasında Bir Adım Olarak Taşımalı Eğitim", Elektronik
Sosyal Bilimler Dergisi, 8 (27), 178-179
KÜÇÜKOĞLU, A. (2001), "İlköğretimde Taşımalı İlköğretim
Uygulamasına İlişkin Öğretmen ve Yönetici Görüşleri",
Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Erzurum, 2001.
223
ÖZTÜRK ve KAYMAK; İlkokul ve Ortaokullarda Öğrenim Gören …
MEB. (1994), Temel Eğitim Pilot Projesi Uygulama Programı, Ankara,
1994.
MEB. (2013), Millî Eğitim İstatistikleri, Ankara, 2013.
MEB.
(2013),
Taşımalı
İlköğretim
Yönergesi
http://mevzuat.meb.gov.tr/html/107.html 23.12.2014
ÖZKAN, N. (1997), "Taşımalı İlköğretim Uygulamasında Sosyal
Gelişmeler, Güçlükler ve Çözüm Önerileri", Yayımlanmış
Yüksek Lisans Tezi, Hacettepe Üniversitesi, Sosyal Bilimler
Enstitüsü, Ankara.
ÖZGÜN, A. (2007), “İstanbul’da Taşımalı Eğitimin Okul-Veli-Öğrenci
Açısından Olumlu ve Olumsuz Etkileri”, Yayımlanmamış Yüksek
Lisans Tezi, Yeditepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü,
İstanbul.
ÖZTÜRK H. (2001), “Belçika’da ve Türkiye’de Zorunlu Eğitim”, NÜAF
Destekli Araştırma, Nobel Yayıncılık, Ankara.
TAŞDEMİR, M. (2010), “Taşımalı Eğitime İlişkin Veli Görüşleri;
Sorunlar ve Öneriler (Şile İlçesi Örneği)”, Yeditepe Üniversitesi
Sosyal Bilimler Enstitüsü Eğitim Yönetimi ve Denetimi Yüksek
Lisans Programı Yayımlanmış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul
ULUĞBAY, H. 1998 Yılı Bütçe Raporu, Ankara.
VARIŞ, F.(1997), Eğitime Giriş, A.Ö.F. Yayınları, Eskişehir.
YANGIN, E.(1991), “Taşımalı İlköğretim Uygulaması”, Milli Eğitim
Dergisi, Milli Eğitim Bakanlığı Yayını, 197
YEŞİLYURT VE DİĞERLERİ (2007), “İlköğretimde Taşımalı Eğitim
Araştırması (Van İl Merkezi Örneği)”, Elektronik Sosyal Bilimler
Dergisi www.e-sosder.com, 6 (19), 197-213
YILDIRIM, A. & ŞİMŞEK, H. (2000), Sosyal Bilimlerde Nitel Araştırma
Yöntemleri, Seçkin Yayıncılık, Ankara. 366 s.
_______, (2011), Sosyal Bilimlerde Nitel Araştırma Yöntemleri, Seçkin
Yayıncılık, Ankara. 366 s.
YÜCE, S. (2008), “Taşımalı Eğitim- Öğretim Yapan İlköğretim
Okullarındaki İkinci Kademe Öğrencilerinin Sosyal Bilgiler
Derslerine Yönelik Tutumlarının Değerlendirilmesi (Sincan
örneği)”, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Gazi Üniversitesi
Eğitim Bilimleri Enstitüsü, Ankara.
224
1895 Yılında Geben’de Ermeni Mezalimi
Mustafa ÇABUK
Yrd. Doç. Dr., Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi
Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü
Makale Gönderim Tarihi: 24.06.2014, Makale Kabul Tarihi:21.10.2014
Öz: Zeytun Ermenileri Osmanlı Devleti’ne karşı uluslararası
siyasi şartları ve problemleri de kullanarak sık sık isyan etmişlerdir. Bu
isyanlardan en büyüğü ise 1895 yılında gerçekleştirildi. Bu isyanda
Zeytun Ermenileri, oluşturdukları silahlı gruplarla sadece Zeytun’da değil
Maraş’ın birçok belde, köy, kasaba ve kazasında terör estirdiler.
Ermenilerin saldırılarında birçok masum ve savunmasız halk hayatını
kaybetti. Zeytun Ermenilerinin katliam yaptıkları yerleşim yerlerinden biri
de Geben‡ idi. Bu makalede 1895 yılında Zeytun Ermenilerinin Geben’de
Müslüman Türk halkına yapmış oldukları mezalim ele alındı. Ermeni
eşkıyalar, 21 Kasım 1895 tarihinde Geben Köyü’nde 68 adet savunmasız
sivil Müslüman ahaliyi katlettiler, birçok kişiyi yaraladılar. Arkalarında,
yüzyıldan fazla bir zaman geçmesine rağmen hala unutulmayan bir acı
bıraktılar. Yöre insanı bu acı ve zulümler üzerine ağıtlar yaktı.
Bu çalışmada yörede katliama maruz kalan insanların akrabaları
tarafından yakılan ağıtlar derlendi. Ağıtlardaki olaylar arşiv belgeleri ve
yayımlanmış eserler de dikkate alınarak değerlendirildi. Elde edilen
veriler ışığında Ermenilerin Geben’de yaptıkları katliam ortaya konuldu.
Anahtar Kelimeler: Türkler, Ermeniler, İsyan, Zeytun, Geben,
Ağıt.
Armenian Atrocities in Geben in 1895
Abstract: Zeytun Armenians revolted against Otttoman State
many times, in these revolts they got benefit from international political
‡
Kahramanmaraş’ın Andırın İlçesine bağlı bir kasabadır. Andırın’ın 30
km. kuzeyinde bulunmaktadır.
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi, Ekim 2014, Cilt:11, Sayı:2, Sayfa:225-243
ÇABUK;1895 Yılında Geben’de Ermeni Mezalimi
.
conditions and problems. The biggest Armenian revolt occured in Zeytun
in 1895. Armenians murdered and slaughtered many innocent Turks.
During this revolt Armenians organised terrorist attacks not only in
Zeytun but they also attacked muslims in other villages and towns of
Marash. One of these villages is Geben. In this research, we investigated
massacre of Geben Which was organized by Zeytun Armenians in 21
November 1895. In this massacre Armenians killed 68 Muslim Turks and
wounded many of them in Geben village. This massacre still alive in the
memory of Geben Turks although it has been occured more than a century
ago. Inhabitants of Geben showed their sadness and worries in laments. In
this essay, we collected laments which were song by relatives of victims.
Then, we evaluated historical events in this laments with the help of
archive manuscripts and articles. So, we expressed massacre of Geben
which was organised by Zeytun Armenians.
Keywords: Turks, Armenians, Revolt, Zeytun, Geben, Lament.
GİRİŞ
Ağıtlar insanların yaşadıkları büyük acılar ve olayların sonucu
olarak, insanların söyledikleri şiirlerdir. Anadolu kadınları kendilerini
derinden etkileyen olaylar karşısında ağıtlar yakmışlardır. Acılarını
ağıtlarda dile getirmişlerdir.
Ağıt yakan kişi olayın kederini, hüznünü kendi yüreğinde
hissetmelidir. Acıyı hissetmediği zaman ağıt yakamaz. Ağıt kederin,
acının ve hüznün doğal sonucu olarak kendiliğinden ortaya çıkar. Mesela,
daha önce çok iyi ağıt söyleyen kadınlardan başka olaylarda da ağıt
yakması istendiği zaman, aynı başarıyı gösterememiştir. Acının
büyüklüğü, o olaylarla ilgili yakılan ağıtın da büyük olmasına neden
olmuştur.
Günümüzde, özellikle de bahar aylarında Ermenilerle ilgili birçok
haber medyada yer almaktadır. Bazı ülkeler her yıl Ermenilerin Osmanlı
Devleti zamanında zulüm gördüğünü iddia etmekte ve Türklerin
Ermenilerden özür dilemesini istemektedirler. Bu iddialar incelendiğinde
Ermenilerin çok masum insanlar oldukları, yanlış yapmadıkları, sadece
Hristiyan oldukları için katledildikleri belirtilmektedir. Bu tür yanlı olarak
yapılan yayınlarda ise Ermenilerin Anadolu’da yaptıkları zulümlere
genellikle yer verilmemektedir. Son yıllarda bu asılsız iddialara karşı
birçok kitap, tez ve makale yazılmış, belgesel ve filmler yapılmıştır. Bu
226
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
çalışmalarda gerçekler ortaya konulmaya ve insanlar bilgilendirilmeye
çalışılmıştır.
Arşivlerdeki belgeler ve belgelere dayalı olarak hazırlanan eserler tarih
ilminin temel yapı taşıdır. O sebeple göz ardı edilemez. Ancak, bu
çalışmalar, sözlü tarihin samimi, içten ve insanları duygusal yönden
etkilediği gibi olmamaktadır. Sözlü tarih çalışmasının önem kazandığı
devirde, sözlü edebiyatın en önemli öğelerinden olan ağıtların ortaya
çıkarılarak milletin hafızasında yer alan acı gerçeklerin ortaya koyulması
gerekmektedir. Ermeniler, bazı yabancı güçlerin kışkırtmasıyla isyan
ederek Anadolu’nun birçok yerinde pek çok katliam ve zulüm yaptıkları
gibi Geben’de de katliamlar yapmışlardır. Bu çalışmada yöre insanının
hala bu acıların hatırasını ağıtlarda yaşattığı ortaya koyulmuştur.
Maraş’ın Andırın İlçesinin Geben Köyü’nde yaşayan Türk halkı
1895 yılında Zeytun Ermenilerinin isyan ettikten sonra çevre köylerde
olduğu gibi kendi köylerinde de neden olduğu katliamı ve zulmü ağıtlarda
dile getirmişlerdir. Ermenilerin çıkardığı isyanlarda işkence gören,
eşlerini, annelerini, babalarını, kardeşlerini, çocuklarını ve hatta
bebeklerini kaybeden Türk kadınları, yüreklerinde kopan fırtınaları ağıtlar
şeklinde ifade etmişlerdir.
Bu çalışmada, 1895 yılında Zeytun (Süleymanlı) Ermenilerinin
Geben’de yaptıkları katliam üzerine söylenen 12 gelin ağıtı ve yine
olaylarda annesini ve daha bir bebek olan kardeşini kaybeden ve kendisi
de katliamdan yaralı olarak kurtulan bir genç kızın yaktığı ağıt üzerinden
yola çıkılarak olaylar ve bölgede yapılan zulümler araştırıldı.
1895 ZEYTUN§ İSYANI
Maraş’ta yüzyıllardır nüfusun büyük çoğunluğunu oluşturan
Türkler ile beraber Ermeniler barış içerisinde yaşadılar. Ancak, yayılmacı
devletlerin bölgeyi ele geçirmek için Ermenileri kışkırtıp isyana teşvik
etmesi, barış ortamını bozdu. Yayılmacı güçlerin politikalarına alet olan
Ermenilerin isyan etmesi sonucu çok sayıda masum Türk hayatını
§
Kahramanmaraş’ın 60 km. kuzeyinde bir yerleşim yeridir. 1915 yılında adı
Süleymanlı olarak değiştirilmiştir. Süleyman Bey, Maraş Jandarma Komutanı
iken 1915 yılında Ermenilerce Zeytun’da şehit edilmiştir. Şehit düşen Binbaşı
Süleyman Bey'in adı padişah fermanıyla bu kasabaya verilmiştir.
227
ÇABUK;1895 Yılında Geben’de Ermeni Mezalimi
.
kaybetti. Ermeniler Maraş ve çevresinde uluslararası politikalarda ses
getirecek büyüklükte isyanlar çıkardılar.
Maraş’ta en çok Ermeni isyanı çıkan yer Zeytun’du. Çünkü,
Zeytun’da Ermeni nüfusu diğer yerleşim yerlerine göre fazlaydı ve
Zeytun bölgesi isyan etmek için elverişli bir coğrafyaya sahipti. Bu
nedenlerle Zeytun Ermenileri zaman zaman dünyadaki gelişmeleri de
dikkate alarak Osmanlı Devleti’nin uluslararası alanda bir sorunla karşı
karşıya kaldığı dönemlerde isyan etmekteydiler. Zeytun’da 1895 yılında
büyük Ermeni isyanı çıktı. 6000 Ermeni'nin katıldığı isyan 19 Ekim 1895
tarihinde patlak verdi. İsyana katılanların tamamı İngiliz yapımı harp silah
ve araçları ile donatılmıştı. İsyandan önce Ermeniler yurtdışından çok
sayıda silah almışlardı ve bu silahları Akdeniz üzerinden Kıbrıs,
Süveydiye ve İskenderun yoluyla Maraş, Zeytun ve Haçin’e
ulaştırmışlardı. Ermeniler topladıkları paralarla Amerika’dan 50 bin
martin, 70 bin lover, 2.000.000 adet rovelver fişeği satın almışlardı
(Eyicil, 2008: 120,153).
1895 Zeytun isyanını, Hınçak Komitesi mensuplarından Agasi ile
adamları çıkardı. İsyanın önde gelen elebaşlarından olan Abah da
Agasi’ye katıldı. Abah, Amerika’dan gelmişti ve önde gelen bir Ermeni
ailesine mensuptu. Avrupa’dan gelen Hraçya ve Mleh de asilere katıldı.
İsyancılar, Avrupa’dan getirilen silahlarla donatılmışlardı. Agasi, yapılan
toplantılarda Zeytunlulara, isyan için gerekli olan silah ve paranın komite
tarafından verildiğini söylemişti. İngiltere’nin Halep konsolosu ile sürekli
irtibatta olduğuna ve İngiltere’nin, İskenderun limanına kendilerine destek
için kuvvetler göndereceğine Ermeni halkını inandırmıştı (Çabuk, 2013:
175).
Asi Ermeniler, Zeytun’da bulunan kışlaya saldırarak Miralay ve
400 askeri kuşattılar. 30 Ekimde Ermeni eşkıyası tarafından Zeytun kışlası
istila edildi. Asiler, askerleri derilerini yüzerek şehit ederken Ermeni
isyancıların eşleri de Türk askerlerinin uzuvlarını kestiler (Ermeni
İsyanları (1878-1895) C.I, 2008, Belge No:44).
Ermeni asiler, Zeytun kışlasında bulunan silah ve mühimmatı ele
geçirdiler. Kışlada ele geçirdikleri malzeme, 370 martini marka tüfek, 120
bin fişek, iki krup top, 70 top mermisi, iki varil barut fıçısı, iki depo arpa,
iki depo pirinç ve fasulye, bir depo tuz, 30 kadar tava, 30 bin kilogram un,
büyük bir samanlık, 30 bidon yağ, 2 bin çorap, 300 asker üniforması, 16
topçu katırı, 20 at ve her türlü ilaçlarla dolu olan bir eczane deposuydu.
Bu durum isyancıların daha da güçlenmesine ve hedef büyütüp isyan
hareketlerini çevre yerleşim yerlerine yaymalarına neden oldu (Bağçeci,
2008: 132).
228
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
Zeytun kışlasının düşmesinden sonra Ermeniler Çukurhisar
Köyü’ne saldırıp 86 savunmasız sivil Türk’ü şehit edip 17’sini de
yaraladılar. Çukurhisar da çok feci işler yaptılar. Ermeniler, kızların
göğüslerini kesip birbirlerine “Karebet sana portakal vereyim” diye attılar.
Kadınların karınlarını deşip çocukları çam ağaçlarına bağladılar (Ermeni
İsyanları (1878-1895) C.I, 2008, Belge No:44).
Zeytun’da isyan eden Ermeniler bölgede terör estirmeye devam
ettiler. Zeytunlu asiler, her yöne saldırılar düzenlediler. Maraş’a bağlı
Yenicekale nahiyesinin Gürünler köyüne hücum ederek on evi içindeki
eşya ile beraber yaktılar. Yenicekale, Döngel ve Mucukderesi köylerini
yağmalayarak kısmen yaktılar. Sürüleriyle birlikte birçok Müslümanı da
diri diri yaktılar.
Maraş’ın kuzey batısındaki köylerin bir kısmı ile Andırın
civarındaki bir kısım köylüler, Ermenilerin saldırılarından korkarak
evlerini bırakıp yollara düştüler. Andırın’ın Geben Köyü’nü basan
Ermeniler, mal ve hayvanları gasp edip, kadın, yaşlı ve çocuk
demeden birçok kişiyi öldürdüler. Geben’i ele geçirerek kaçan
Müslümanların evlerini yağmaladılar. 15 Kasım Cuma günü saat yedi
sıralarında ise sayıları 800’ün üzerinde olan Zeytun, Fırnıs ve Geben
Ermeni eşkıyası, Andırın kaza merkezine saldırarak Müslüman
ahaliyi katlettiler ve Müslümanların mallarını gasp ettiler (Bağçeci,
2008:119-120).
13 Aralık 1895 tarihli Halep Vilayetinden alınan şifreli
telgrafta, Zeytun Ermenilerinin Beşen, Kürtül, Süsükürtler, Avkasır,
Kerimli, Demrek, Sarı Mollalı, Köşürge, Çukurhisar, Geben ve
Andırın merkezi yağma edip Müslümanlardan 250 erkek ile 16 kadını
katlettikleri, ayrıca kadın-erkek, küçük-büyük 100 kadar insanı da
yaraladıkları bildirildi. Telgrafa göre bu köylerde yakılan evlerin 500
kadar olup ahalisi göç etmişti. Kadınların memelerini kesmek,
çocukları anne babalarının gözleri önünde boğazlamak, barut ile
gözlerini yakıp öldürmek vahşiliklerini gerçekleştirmişlerdi. Alabaş
nahiyesinde 2 jandarmayı yakmışlardı. Maraş Jandarma Binbaşısı
ile yanındaki 3 jandarmayı şehit edip birini ağır bir şekilde
yaralamışlardı. Nizamiye Mülazımı Hasan Ağa’nın gözü önünde 3
evladını, sonra da kendisini ve hanımını öldürmüşlerdi. Andırın’da
Yusuf Çavuş’u vücuduna barut dökerek, Bertiz’de Nizamiye
onbaşısını şehit ettiler. İsyancılar birçok adam öldürme, işkence ve
yağmaya iştirak ettiler. Geride, gözleri kamayla çıkarılmış, diri iken
uzuvları barutla yakılmış cesetler bıraktılar. 1895 Zeytun isyanında
Ermeniler 125 kayıp verirken Müslümanlardan 20.000 kişi hayatını
229
ÇABUK;1895 Yılında Geben’de Ermeni Mezalimi
.
kaybetti (Ermeni İsyanları (1878-1895), C.I, 2008, Belge No:44;
Eyicil, 2007: 322).
Tüm bu yaptıkları katliamlara rağmen Osmanlı Devleti,
Avrupalı devletlerin araya girmesi nedeniyle Zeytun Ermenilerine
hak ettikleri cezayı veremedi. Asilerle Osmanlı Devleti arasında 6
ülkenin (İngiltere, Fransa, Avusturya, Almanya, İtalya, Rusya)
konsoloslarının araya girmesiyle 28 Ocak 1896 tarihinde bir antlaşma
imzalandı. Zeytun eşkıyasının elebaşlarından olan Agasi, Raçyan,
Abah ve Mleh adlı 4 kişi 1896 yılında Mersin’den Fransız
konsolosunun teminatı ile Fransız vapuruna bindirilip Marsilya’ya
gönderildi (Uras, 1976: 492; Çabuk, 2013:177).
ZEYTUN ERMENİLERİNİN GEBEN’ DE YAPTIĞI KATLİAM
1895 yılında Zeytun Ermenileri Çukurhisar’da katliam yaptıktan
sonra Bunduk ve Sisne (Altınyayla) üzerinden Geben’e gelmişlerdi.
Sisneliler Ermenilerin geldiğini haber alınca bir kısmı köyü terk ederek
Tokmaklı’ya kaçtı. Bir kısmı ise köyün arkasında bulunan dağa kaçarak
saklandı. Ermeniler Sisne’de 16 tane evi yaktılar. Yanan evlerin etrafında
sinsin** oynadılar (Ermeni İsyanları (1895-1896), C.II, 2008, Belge No:44
s.220; Hatice Temiz, Görüşme, 29 Ekim 2012). Zeytun isyanının elebaşı
olan Agasi de hatıratında; Sisne’de Türklerin kaçtığını ve Zeytundan
gelen Ermeni asilerin de Sisne’de hükümetin bulundurduğu zahire
ambarına el koyarak bol miktarda erzak ve buğdaya sahip olduklarını
anlattı. Ancak Sisne’de hükümetin böyle bir ambarı yoktu. Zeytun
Ermenileri köylülerin kışlık erzaklarına el koymuşlardı ve birçok insanın
evini de erzaklarıyla birlikte ateşe vermişlerdi (Hatice Temiz, Görüşme:
29 Ekim 2012; cezmyurtsever-andirintarh.blogspot.com (Erişim Tarihi:
27.12.2013).
Ermeniler, Sisne üzerinden Geben’e vardılar. Zeytun Ermenileri
21 Kasım 1895 tarihinde Geben’de 68 Müslüman’ı kadın, ihtiyar, çocuk
demeden katlettiler, 27 haneyi yaktıktan sonra pek çok kadını tutsak edip
Zeytun'a götürdüler. Olaya tanık olanlar Geben’den 40 kadının
Ermenilerce esir edilip Zeytun’a götürüldüğünü ve bayanların Zeytun’da
bir kilisenin avlusunda 5-6 gün tutulduğunu ve bu kadınların namuslarına
tecavüz edildiğini ifade etmişlerdi. Geben sakinlerinden olan ve olayları
bizzat yaşamış olan yakın akrabalarından öğrenen ve olaylarda birçok
yakınını kaybeden Musa Tecirlioğlu ve Memiş Daş, 1895 Geben katliamı
**
Sinsin Oyunu: ateşin etrafında dönerek oynanan bir oyun türü.
230
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
sırasında Ermenilerin kadınların memelerini kestiklerini, memesi kesilen
kadınlardan birinin de Memiş Daş’ın teyzesi Hürü Hanım olduğunu
söyledi. Bu kişiler, 1895 katliamına kadar Geben’de ayrı bir çocuk
mezarlığı olmadığını ancak bu olay sırasında Ermenilerin çok sayıda
çocuğu topluca ve parçalayarak katletmesi üzerine köyde mezarlığın
yanına bir de çocuk mezarlığı yapıldığını bildirdiler. Musa Tecirlioğlu
bazı cesetlerin sadece başının gömülü olduğunu gövdenin olmadığını
babasından dinlediğini belirtti. Tanıklar olaydan kurtulan erkeklerin
Çokak Köyüne kaçtıklarını yakalananların ise öldürüldüğünü belirttiler.
Özellikle çocuklar kaçamadıklarından ve geride kaldıklarından Ermeni
asilerin ellerinden kurtulamamışlardı. Geben’deki her Türk evinden 1895
katliamında ölü çıkmıştı. Olaylarda ölü çıkmayan Türk evi yoktu (Ermeni
İsyanları (1895-1896), C.II, 2008, Belge No:44; Yurtsever, 1999: 15-20).
Zeytun isyanının elebaşı olan Agasi de hatıralarında Geben’de
Ermenilerin yaptıkları katliamla ilgili şu bilgileri verdi. “Geben Türklerini
cezalandırmak için, Zeytun’da bir savaşçı taburu oluşturduk. Başlarında
birçok genç prens ve arkadaşlarımız Abah ve Hraçya vardı. Bu tabur 22
Kasım’da yola çıktı. Yanımızda 450 kişi vardı. Sayımız Gançililerin
gelişiyle 1200’e kadar ulaştı. Savaşçılarımız, Geben’in Türk kısmına
aniden girdiler. Buranın sakinleri, hiçbir direniş göstermedi. Ovadan Ali
Bey’in kampına gitmek için liderlerini köyden uzaklaştırdılar. Zeytunlu
süvariler onları takip etti ve Ali Bey’e haber vermek için kaçan kişilerin
büyük bir kısmını öldürdüler. Ayrıca savaşçılarımız köye girip, köyün her
yanını yağma ettikten sonra, Zeytun’a geri döndüler.” (Bağçeci,2008:122)
Geben’e baskın yapan Ermeni asiler,Türklere görülmemiş zulüm
ve işkence yaptılar. Erkekleri öldürüp kadın ve kızları kirlettiler. Gelinleri
yanlarında Mayal Yaylasına götürüp sinsini oynattılar. Bu Geben katliamı
sırasında meydana gelen acı olaylar bölge insanlarının zihinlerindeki
tazeliğini hala korumaktadır. Bu acı olaylardan birini Hatice Temiz şöyle
anlatmaktadır. “Geben’den bir kadın genç bir kızını ve kundaktaki
çocuğunu alıp Ermenilerden kaçarken Ermeni asiler kadını silahla vurup
öldürmüştü. Yanındaki genç kızı ise yaralamıştı. Yaralı kız bir çalılığa
saklanmıştı. Küçük çocuk emekleyerek kızın yanına gelmiş ve acıktım
diye ağlamış. Kız da git de anamı em diye anasının cesedini göstermiş.
Kendisi saklandığı yerden çıkmaya korkmuş. Çocuk emekleyerek kadının
yanına varmış ve ölü kadını emerken kadının vücuduna isabet etmiş olan
mermideki sıkı çaputundan çıkan ateşten alev almış ve yanmaya başlamış.
Kız korkusundan çalılıklardan çıkıp kardeşinin yangınını söndürememiş.
Çocuk yanarak can vermiş. Kız bu olayla ilgili daha sonra şu ağıdı
yakmış.
231
ÇABUK;1895 Yılında Geben’de Ermeni Mezalimi
.
Yüce dağda görünürüm
Boz abaya bürünürüm
Eller bebek severken
Ben ellere yerinirim
Gebenin önü esik
Guşluklayın gavur basık
Gavur musun bire gavur
On iki gelini birden kesik”
Kaynak: (Hatice Temiz, Görüşme: 29 Ekim 2012)
Geben’de Ermenilerin yaptığı katliamla ilgili olarak derlenen bir
ağıt ise araştırmacı Mehmet Temiz tarafından Celil Dalkıran’dan derlenen
ve şehit edilen gelinlerden birinin bacısının yakmış olduğu ağıttır.
Gelinlerden birinin bacısı aşağıdaki ağıdı söylemiştir.
“Geben’in de yazıları,
Ceylan kovalar tazıları,
Gurban olum babam kızı,
Yetim koydun kuzuları.
Geben’den yükledim yükü,
Varsın sallayı sallayı,
Gollarım yoruldu bacım,
Beşik sallayı sallayı.”
Kaynak: (Temiz, 2005:368)
Ermenilerin Katliamı İtirafı
Zeytun isyanları hakkında Maraş havalisinde Ermeniler tarafından
sazla okunup söylenen Türkçe mersiyede Ermeniler, Geben dâhil olmak
üzere yaptıkları katliamlarla övünmektedirler. Aşağıda mersiyenin Geben
ve Andırın’la ilgili kısmı verilmiştir.
“En evvel cenk Bertiz’de oldu,
İkincide asıl kışla vuruldu,
Üçüncü de Çukurhisar vuruldu,
Dördüncü Andırın çekti figanı.
232
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
Beşinci de Yeni Kale vuruldu,
Altıncı Geben’de Türk’e zulüm oldu,
Yedinci de büyük büyük cenk oldu,
Asker mağlup olup terk etti canı.
…
Methedelim Panos Çolakyan’ı,
Saldırdı orduya kara dumanı,
On sekiz saatlik tüm Andırın’ı,
Vurup harap etti Türk Müslüman’ı.
Yenidünya, Nisan, Panos Çakıryan,
Andırın’da oldu cenkleri yaman,
Hücum zamanında sarsıldı asman,
Tüfeklerden çıkan renkli dumanı.
Aşık Nisan, Bedros, Kevork namı,
Alacı Manuel oldu birinci,
Hay fedailerden intikam öcü,
Andırın Türkleri tattılar acı.
Baron Tersemeksiyan Geben’i sarstı,
Tutup Mehmed’i ilk defa kesti,
Andırın’da Türk’ü gayretle bastı,
Figanları tuttu arş-ı Rahmanı.
Fersenli rahib oldu zorbacı,
Andırın ağası hissetti acı,
Türk kızları teslim oldular bacı,
Dediler doğrudur İsa imanı.
Su Andırın’daki Ermeni mahpusu,
İmdada çağırdı Partogumyosu,
Katlettiler dahi Yusuf Çavuş’u,
Ölümden kurtuldu mahpuslar canı.”
Kaynak: (Kanar, 2001: 28-31)
233
ÇABUK;1895 Yılında Geben’de Ermeni Mezalimi
.
SONUÇ
Ağıtlarda da dile getirildiği gibi Geben'de Türkler birçok
katliama, zulme ve işkenceye maruz kaldı. Zeytun ve Geben’de Türk
kadınları, maruz kaldıkları insanlık dışı muameleleri ve gördükleri zulmü
söyledikleri ağıtlarla anlattı. Anadolu’nun diğer yerlerinde, zulme maruz
kalmış şehirlerinde, hala halkın zihninde, hikâyelerinde ve ağıtlarında
anlattığı birçok olay bulunmaktadır. Bunun için çok daha kapsamlı
çalışmaların yapılması gerekmektedir. Bu çalışmada amaç bu yönde
küçük de olsa bir kapı açmaktır. Gayet tabi ki Ermeni zulmü ile ilgili
bütün ağıtlara ulaşılamamıştır. Ancak ulaşılan ağıtlar bile onların
yaşadıklarını ayrıntılı bir şekilde anlatmaktadır.
Ermeniler devamlı yayılmacı güçler tarafından kullanılmakta ve
asılsız iddialarını sık sık gündeme getirmektedirler. İddialarda
Ermenilerin masum oldukları propagandası yapılmaktadır. Gerçekte ise
olaylar incelendiğinde arşiv belgelerinde ve sözlü halk kaynaklarında
Ermenilerin masum olmadıkları, bilakis birçok savunmasız insanın
katliamından sorumlu oldukları görülmektedir. Bu asılsız iddialar o kadar
çok gündemde tutulmaktadır ki kendi tarihini ve geçmişini bilmeyenler
dahi bu propagandalara kanmaktadır. Bu asılsız ve taraflı propagandalara
karşı arşivler açılarak gerekli cevaplar verilmiştir. Ancak bu çalışmaların
sözlü tarih çalışmasını da içine alacak şekilde geliştirilmesi, sadece
belgelerin değil, milletin kültürünün bir parçası olarak yaktığı ağıtların da
incelenerek bu iddiaların çürütülmesi gerekmektedir.
234
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
KAYNAKLAR
BAĞÇECİ, Yahya, (2008), 1895 Zeytun Ermeni İsyanı, Erciyes
Üniversitesi, Yayınlanmamış Doktora Tezi, Kayseri.
BOA. HR. SYS,2810/2
BOA. Y. PRK. A, 10/42
BOA. Y.PRK. ASK, 107/78
ÇABUK, Mustafa, (2013), 1875–1925 Yılları Arasında Adana, Antakya,
Antep, Maraş Ve Mersin Bölgelerinde Misyonerlik Faaliyetleri
Ve Ermeni Olayları, Yayınlanmamış Doktora Tezi,
Kahramanmaraş.
EYİCİL, Ahmet, (2008), Osmanlı’nın Son Döneminde Maraş’ta Ermeni
Siyasi Faaliyetleri, Gün Yayınları, Ankara.
GÜRÜN, Kamuran, (2005), Ermeni Dosyası, Remzi Kitabevi, İstanbul.
HATİPOĞLU, Süleyman, 2006. Çukurova’da Ermeni Mezalimi, Hatay
Folklor Araştırma Derneği Yayını, Antakya.
KANAR, Mehmet, (2001), Ermeni Komitelerinin Emelleri ve İhtilal
Hareketleri Meşrutiyetten Önce ve Sonra, Der Yayınları, İstanbul.
KILAVUZ, Hüseyin, (2007), Türk Basınında Adana Ermeni Olayları,
Niğde Üniversitesi, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Niğde.
Osmanlı Belgelerinde Ermeni İsyanları (1878-1895), C. I, Başbakanlık
Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Osmanlı Arşivi Daire
Başkanlığı Yayınları, Ankara, 2008.
Osmanlı Belgelerinde Ermeni İsyanları (1895-1896), C. II, Başbakanlık
Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Osmanlı Arşivi Daire
Başkanlığı Yayınları, Ankara, 2008.
TEMİZ, Hatice ile 29 Ekim 2012 tarihinde saat 10:30 ‘da Andırının
Altınyayla Köyünde yapılan Röportaj(Kendisi 1930 doğumludur.)
TEMİZ, Mehmet, (2005), Kahramanmaraş Andırından Derlenen Ağıtlar,
Fırat Üniversitesi, Yüksek Lisans Tezi, Elazığ.
TOROS, Taha, (2001)Kurtuluş Savaşında Çukurova, Kültür Bakanlığı
Yayınları, Ankara.
URAS, Esat, (1976)Tarihte Ermeniler ve Ermeni Meselesi, Belge
Yayınları, İstanbul.
YURTSEVER, Cezmi, (1999), Zeytunlu’nun 311 Mirası…, Köksav
Yayınları, Ankara.
YURTSEVER, Cezmi, (2010),“agasinin-katliamgunlugunden”,cezmyurtsever-andirintarh.blogspot.com (Erişim
Tarihi: 27.12.2013).
235
ÇABUK;1895 Yılında Geben’de Ermeni Mezalimi
.
BELGELER:
EK-1 Zeytun, Fırnıs ve Geben Ermenilerinden oluşan eşkıyanın Andırın’ı
bastığı Müslüman haneleri yakıp yağmaladığı hakkında Halep Valisinin
gönderdiği belge. (HR. SYS,2810/2; Ermeni İsyanları (1895-1896),C.II,
2008: 440)
Belgenin Transkribi
Bab-ı Ali
Daire-i Sadaret-i Uzma
Telgraf Odası
Halep Vilayetinden varid olan şifreli telgrafnamenin suretidir.
Dünkü gün sekiz yüzü mütecaviz Zeytun, Fırnıs ve Geben Ermeni
eşkıyası Andırın Kazası merkezi üzerine hücum ederek derunundaki
Cami-i şerif ile Hristiyan hanelerinden maada Hükümet Konağıyla İslam
hanelerini yağma ve ihrak ve firara muktedir olmayan memurin ve ahali
ailelerini esir eyledikleri ve Kaymakam ile heyet-i kazanın birer tarafa
savuşmuş oldukları oradan gelen iki nefer jandarmanın ifadelerinden ve
Kozan Mutasarrıfının kumandanlığa mevrud telgrafnamesinden
anlaşıldığı Maraş Mutasarrıflığından şimdi alınan telgrafnamede işar
kılınmış ve bu gibi taarruzat ve şekavetin önünü almak için bu babda her
ne türlü tedabir icrası iktiza eder ise Kumandan Mustafa Remzi Paşa
236
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
hazretleriyle bil müzakere iki üç güne kadar icra ve ikmaliyle ve kuvve-i
askeriye sevkiyle asayiş ve emniyetin iade ve takarrürü için cevaben
mutasarrıflık-ı mezkûra tebliğat-ı kaviyye icra kılınmış olduğu maruzdur.
Ferman.
Fi Teşrin-i Sani Sene 1311 (1895)
Halep Valisi,
Hasan
EK-2 Halep Vilayetinden gönderilen şifreli telgrafta Zeytun
Ermenilerinin Geben ve diğer Müslüman köylerinde 250 Erkeği ve 16
kadını katlettiği ve 100 kadar kadın ve erkeği ise büyük küçük demeden
yaraladığını bildiren arşiv belgesi. (HR. SYS,2810/2; Ermeni İsyanları
(1895-1896), C. II, 2008: 444)
237
ÇABUK;1895 Yılında Geben’de Ermeni Mezalimi
.
Belgenin Transkribi
Yıldız Sarayı Hümayunu
Başkitabet Dairesi
Halep Vilayeti’nden Şifre Telgrafname
Suret
Zeytun eşkiyası şimdiye kadar civarlarında bulunan İslam
karyelerinden Beşen ve Kürtül ve Süsükürtler ve Avkasır ve Kerimli ve
Demrek ve Sarı Mollalı ve Köşürge ve Çukurhisar ve Geben karyeleriyle
Andırın merkezini yağma ve ihrak ve ahali-i Müslimenin zükurundan iki
yüz elli ve inasından on altı nüfus katl ve zükur ve inasdan sagir ve kebir
yüz kadar nüfus cerh etmişlerdir. Bu köylerin mahruk haneleri beş yüze
karib olup ahalisi hicrete mecbur olmuştur. İslam kadınlarının memelerini
kesmek ve çocukları ebeveyninin gözü önünde boğazlamak ve barut ile
gözlerini yaktıktan sonra öldürmek gibi harekat-ı vahşiyanelerinin vuku’u
muhakkaktır. Alabaş Nahiyesinde iki jandarmayı yaktıkları gibi Maraş
Jandarma Binbaşısı ile maiyeti üç jandarmayı şehid ve birisini tehlikeli
surette cerh ve esnayı rahda Nizamiye Mülazımı Hasan Ağa’nın gözü
önünde üç nefer masum evladını ve muahharan kendisiyle haremini ve
Andırın’da Jandarma Çavuşu Yusuf’u ve Bertiz’de nizamiye onbaşısını
şehid eylediler. Zeytun içinde ve sair yerlerde pek çok katl ve… İşkence
ve yağma ika eylemişlerdir. Tahkikat ve tafsilatı iade-i asayişe
mütevakkıfdır.
C. (Cemaziyel ahir) fi 1 Kanun-ı Evvel sene 1311. Bu babda
Maraş Mutasarrıflığından olunan istifsara cevaben alınan telgrafname
balaya naklolunmakla ol babda ferman.
Fi 1 Kanun-ı Evvel sene 1311 (15 Aralık 1895)
Halep Valisi Zihni
EK-3 Zeytun Ermenilerin 9 Teşrini Sani 1311(21 Kasım 1895) tarihinde
Geben’i basarak kadın çocuk, ihtiyar demeden 68 Müslüman’ı
katlettiklerini ve 27 evi yaktıklarını bildiren arşiv belgesi. (HR.
SYS,2810/2; Ermeni İsyanları (1895-1896), C.II, 2008: 454)
238
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
Belgenin Transkribi
7 Teşrin-i sani 1311(19 Kasım 1895) Miralay İzzetli Ali
Beyefendindi ki hüsnü hizmetlerine müfafeten avatıf-ı seniyyeden bu kere
rütbesi mirlivalığa terfi buyrulmuştur. Geben nam mevkiye muvasalatla
oraya mütehassın külliyetli eşkıyayı itaate teklif eylediğinde eşkıyayı
merkuma kabul etmeyerek asakir-i şahane üzerine kurşunlar endahtına
cesaret eylediklerinden olunan mukabele-i meşrua ve savlet-i şiraneye
dayanamayarak evvelce tahliye etmiş oldukları hanelerine asakir-i şahane
girip şiddet-i şitadan barınmamak kastıyla kendiler ateş verip Fırnıs
cihetine firara şitab eylediler.
7 Teşrin-i Sani sene 1311 Yenicekale’ye tabi Nasara ve
Mucukdere karyeleri ahalisi dahi evvelce mahsusen gönderilen
jandarmalarla maraş’ a gelmeyen Terasanta rahipleriyle beraber hiçbir
mecburiyet olmadığı halde mevalarını terk ile Zeytun eşkiyasına iltihak
eylediler.
9 Teşrin-i Sani 1311 Ermeni eşkiyası kuvve-i külliye ile bağteten
Geben İslam karyesine hücum ve orada bulunan altmış sekiz nüfus nisvan
ve sıbyan ve ihtiyarları, adamları katliam ederek yirmi yedi haneyi ihrak
eyledikten sonra Fırnıs cihetine kaçtılar.
15 Teşrin-i Sani sene 1311 Fırnıs ve Zeytun dağları arasında kalıp
etrafı eşkıya haşeratıyla muhat bulunan Mihal namında dört beş haneli bir
İslam karyesine dahi Zeytun haydudları hücum ve emval ve mevaşilerini
gasb ile kimisini katlederek kimisini de kayalardan aşağı atarak orayı da
bitirdiler.
Zeytun Kasabasında Ermenilerin İka Eyledikleri Cinayet-i Azime
239
ÇABUK;1895 Yılında Geben’de Ermeni Mezalimi
EK-4 İskenderun ve Mersin açıklarındaki iki İngiliz harb gemisinde
bulunan 1000 kadar silahlı Ermeninin Zeytun ve Geben’e sevk edilmek
istendiği istihbaratının alındığına dair arşiv belgesi. (Y. PRK. A, 10/42;
Ermeni İsyanları (1878-1895), C.I, 2008: 343)
240
.
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
Belgenin Transkribi
Bab-ı Ali
Daire-i Sadaret-i Uzma
Telgraf Odası
Suret
İskenderun ve Mersin arasında dolaşmakta bulunan İngiliz sefaini harbiyesinden iki vapurda bin müsellah Ermeni olup bunların evvel be
evvel Payas Kazasında Çokmerzimen ve Üzerli nam Ermeni karyeleri
ahalisi vasıtasıyla Zeytun ve Geben karyesi ahalisine güya Leon
hükümdarının payitahtını yeniden ila etmek teşvikat-ı muzırrasıyla
mezkûr bin Ermeninin hemen oraya sevkine teşebbüs olunmuş ise de
mezkûr iki karyede kolera zuhur etmesiyle ahali dağılarak kaçmış
olmasına mebni henüz tedabir-i muzırralarına muvaffak olamamış ancak
hala sefainin dolaşmakta ve vakit gözetmekte oldukları ve mezkûr mahal
Geben karyesine otuz altı saat mesafede ve bu cihetlerin sevahile en karib
bir mahal olduğu şimdi hafiye tarafından haber verilmiş ve Zeytun ve
Andırın kaymakamlıklarına tebligat-ı mukteziye icra kılınmış ise de
Adana Vilayeti’ne icab edenlere iradesi menut-ı re’y ve irade-i Vilayetpenahileridir.
Diğer Suret
Zeytun Kaymakamlığından şimdi alınan telgrafda İskenderun’a
gelen sefain-i ecnebiye ile iki şapkalı çıkmış ve biri Zeytun
Kaymakamlığına memur diğeri Maraş’a geleceği Zeytunluların miyanında
tekevvün eylediği işar olunmuş ve bu ise diğer telgrafname-i bendeganem
ile arz olunan ahvalin sıhhatini müeyyid bulunduğu maruzdur.
Halep Vilayetinden varid olan şifreli telgrafname suretidir.
Maraş Mutasarrıflığından şimdi alınan iki kıta telgrafnamenin
sureti balaya naklolundu. Mealine nazaran Payas ve Yumurtalık
sevahilinin beren ve bahren ve müstemirren devru teftiş ile nazar-ı
takayyüdat altına alınması için icab edenlere evamir-i katiye ita
buyurulması ve buraca lazım gelenlere de tebligat-ı mukteziye icra
kılındığı maruzdur. Ferman.
Fi 23 Temmuz sene 1311(4 Ağustos 1895)
Vali Hasan
EK-5 1895 yılındaki Zeytun Ermeni isyanına Geben, Saimbeyli vs.
yerlerden de Ermenilerin peyderpey katıldığına dair arşiv belgesi.
(Y.PRK. ASK, 107/78; Ermeni İsyanları (1878-1895), C.I, 2008: 405)
241
ÇABUK;1895 Yılında Geben’de Ermeni Mezalimi
.
Belgenin Transkribi
Maraş Kumandanlığından Suret
C. (Cemaziyel ahir) 19 Teşrin-i evvel sene 1311. Elbistan
Taburuyla Maraş’tan sevk olunan üç yüz nefer asakir-i şahane bugün
Bertiz’e muvasalat edip birleşecekleri binaeleyh dün her iki cihetden sevk
edilen asakir-i şahane mukaddema sevk edienler ile beraber bin
mikdarındadır. Birleşebildikleri halde köprüyü muhafaza etmek üzere iki
242
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
yüzü terk edilerek bakisi yarın Zeytun’a hareket etmeleri musammemdir.
On bin kuvvetinde tahmin edilen eşkiyaya karşı sekiz yüz mevcudlu bir
kuvvet kâfi değilse de kışla beş günden beri taht-ı muhasara ve
muhatarada bulunarak asakir-i şahane suret-i şiddetle müzayakada
bulunduklarından ve şimdilik elde başka kuvvet olmadığından eşkiyayı
mümkün mertebe işgal ederek kışladaki asakir-i şahaneye erzak ve su
aldırmak üzere mezkur müfrezenin izamı tasmim edildiği ve dört taburdan
aşağı bir kuvvetin izam edilmemesi kumandanlıktan işar edilmeyerek
Maraş Redif Taburu silah altına alınarak Maraş’ta alıkonulması ve
Maraş’taki Nizamiye Taburu’nun Zeytun’a izam emredildiği ve Maraş
Taburu’nun kamilen celb ve cem edilemediğinden henüz nizamiye taburu
Zeytun’a izam olunmadığı ve eşkıya on bini mütecaviz olduğu ve dört
kola ayrılarak kısmı azamları Zeytun Kışlası’na ve bir kısmı Andırın ve
diğer kısmı Elbistan ve kısmı mütebakisi Maraş İslam karyelerine taarruz
etmekte bulundukları ve Haçin’den Geben’den ve sair mevakiden
peyderpey iltihak ve ictima etmekte oldukları ve Zeytun’da el-an üç
günlük erzakları mevcud olduğu ve Zeytun Kışlası hakkında buğün
alınana fena havadis tahkik edilmekte olduğu maruzdur. Ferman.
Fi 19 Teşrin-i Evvel sene 1311 (31 Ekim 1895)
Kumandan-ı Maraş
Mirliva Ziver
243
244
Basel III Uzlaşısı ve Makro Ekonomik Boyutu
Ömer Faruk DEMİRKOL
Yrd. Doç. Dr., Harran Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi,
İşletme Bölümü
Emel ŞENBAYRAM
Öğr.Gör., Harran Üniversitesi Suruç Meslek Yüksek Okulu, Bankacılık ve
Sigortacılık Bölümü
Makale Gönderim Tarihi: 18.09.2014, Makale Kabul Tarihi:21.10.2014
Öz: Son yıllarda uluslararası piyasaların hızlı gelişimi, finansal
araçların çeşitlenmesi, küreselleşme olgusu vb. gibi birçok etken risk
yönetiminin önemini daha da arttırmıştır. Özellikle, ulusal bazda başlayan
olumsuz bir gelişmenin kısa sürede uluslararası boyutlara ulaşması risk
ölçümünde daha hassas düzenlemelere olan ihtiyacı arttırmıştır. Basel III
Uzlaşısı ile uluslararası alanda finansal istikrarın sağlanması ve olası
küresel krizlerin önlenmesi amaçlanmıştır. Bu çalışma ek düzenlemeler
seti olan Basel III Uzlaşısının kapsamını ve makro ekonomik etkilerini
incelemek amacıyla yapılmıştır.
Anahtar Kelimeler: Basel III Uzlaşısı, Basel Kriterleri,
Bankacılık Düzenlemeleri
Basel III Accord and Macro Economic Dimension
Abstract: In recent years, the rapid development of international
markets, diversification of financial instruments and many factors such
as the phenomenon of globalization have increased the importance of risk
management. In particular, reaching a negative development, which
begins on a national basis to international heights in a short
time, has increased the need for more precise regulations in risk
measurement. Basel III Accord has intended to ensure financial
stability in the international arena and prevent the possible global crisis.
This study is designed to examine the scope of the Basel III Accord which
is an additional set of regulations and its macro-economic effects.
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi, Ekim 2014, Cilt:11, Sayı:2, Sayfa:245-262
DEMİRKOL ve ŞENBAYRAM; Basel III Uzlaşısı ve Makro Ekonomik...
Keywords: Basel
Regulations
III Accord,
Basel
Criterions,
Banking
GİRİŞ
Küreselleşme olgusu başta bankacılık sektörü olmak üzere dünya
ekonomisinin en önemli yön belirleyicilerinden biridir. Özellikle “yayılma
etkisi”nin bir sonucu olarak yerel bazda başlayan olası bir sıkıntının kısa
süre içerisinde uluslararası boyutlarda yıkıcı bir etkiye dönüşmesi
dünyanın küçük bir pazara dönüştüğü fikrini kanıtlar niteliktedir.
Teknolojik gelişmelere paralel olarak finansal araçlardaki çeşitlenme
makro ekonomik belirsizlikleri arttırarak risk ölçümünü zorlaştırmıştır. Bu
durumun en somut örneği dünyada etkisi halen devam etmekte olan
finansal krizlerdir. Krizlerin banka bilançolarında sermaye olarak gözüken
tutarların fonksiyonel olarak sermaye görevini yerine getirememesine ve
bankalarca risklerin yeterli ölçüde belirleyip önlem alamamalarına sebep
oluşu, mevcut düzenlemelerin güncellenmesi gerektiği görüşünü
güçlendirmiştir.
Ulusal ve uluslararası alanda işbirliğini öngören düzenlemelerde
amaç; rekabetçi, istikrarlı, şeffaf ve etkin bir finansal yapı oluştururken
denetim mekanizmasının ve risk yönetiminin etkinliğini de arttırmaktır.
Dolayısıyla Aralık 2009’da güncelleme sürecini başlatan Basel Komitesi,
“Basel II Değer Arttırımı” olarak ifade edilen bu revizyon sürecini "Basel
III Uzlaşısı” olarak belirlemiştir. Yeni ek düzenlemeler seti şeklinde
geliştirilmiş olan Uzlaşısı’nın 2019’a kadar da kademeli olarak
uygulanması beklenmektedir.
Basel III Uzlaşısı; bankacılık sektörünün olası her türlü finansal
ve ekonomik dalgalanmalardan doğabilecek kriz ortamlarına karşı
hazırlıklı olmalarını, yeterli risk yönetimi ve denetim mekanizmaları
geliştirmelerini sağlayarak asimetrik bilgiyi minimize ederek şeffaflığı
güçlendirmelerini amaçlamaktadır.
Basel III Uzlaşısı’nda yer alan yüksek sermaye yeterliliği
rasyoları, bankaları kredi hususunda daha seçici davranmaya itecektir.
Ayrıca artan risk ağırlıkları, bankaları yüksek kredi derecesine sahip ve
yüksek teminatlı müşterilere yöneltecektir. Risk potansiyeli yüksek olan
şirketlerin ise ancak yüksek faiz karşılığında kredi alabilmeleri, zaten
kısıtlı kredi olanaklarına sahip olan KOBİ’ler başta olmak üzere çoğu
şirketin baskı altında kalmasına sebep olacaktır.
246
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
YENİ UZLAŞI GEREKSİNİMİ
Son yaşanan küresel ekonomik krizin gelişmiş ve gelişmekte olan
ülke ekonomilerinde oluşturduğu tahribat, finansal ve operasyonel risklere
karşı bankaların rezervlerinde belirli bir oranda sermaye bulundurmaları
ve böylelikle banka iflaslarına yol açan uluslararası krizleri engellemek
amacı ile oluşturulan Basel II’nin yetersiz kaldığını doğrulamaktadır.
Besel II Kriterlerinin kademeli olarak uygulanmaya başlandığı
yıllarda küresel krizin patlak vermesi Uzlaşının krize sebep olduğu
fikrinin doğmasına sebep olmuştur. Fakat Basel Kriterleri’nin krizi
yaşayan tüm ülkelerde henüz tam anlamıyla uygulanmadığı ve hemen
hemen tüm ülkede halen Basel I Kriterleri’nin uygulanıyor olması söz
konusu görüşü çürütmektedir.
Bankacılık ve finans sisteminin direncini arttırmaya yönelik
ihtiyaç duyulan reformların temelinde likidite ve sermaye kalitesinin
yükseltilmesi, etkin bir ekonomik döngünün sağlanması ve sermaye
yükümlülüğünün arttırılması yatmaktadır.
BASEL III UZLAŞISI’NIN KAPSAMI ve AMACI
Basel III Uzlaşısı son yaşanan finansal kriz sonrasında sistemdeki
aksaklık ve eksiklikleri gidermek amacıyla Basel Komitesi tarafından
geliştirilen ek düzenlemeler setidir. Uzlaşı mevcut kriterleri tümden
değiştiren bir düzenleme olmayıp, mevcut düzenlemelere nazaran risklere
karşı daha duyarlı bir sistemin oluşması için hazırlanılmış reformlardan
oluşmaktadır. Söz konusu reformlar, mikro (banka) düzeyde reformlar ve
makro (sektör) düzeyde reformlar olmak üzere iki ana gruba
ayrılmaktadır. Basel Komitesi yeni reformlarla banka ve sektör düzeyinde
esneklik ve sağlamlık kazandırmayı hedeflemektedir.
Basel III Uzlaşısı ile amaçlanan bankacılık sektörünün olası her
türlü finansal ve ekonomik dalgalanmalardan doğabilecek kriz ortamlarına
karşı hazırlıklı olmaları, yeterli risk yönetimi ve denetim mekanizmaları
geliştirerek asimetrik bilgiyi minimize edip şeffaflığı güçlendirmektir.
Son olarak ifade etmek gerekir ki; esasında Basel III olarak lanse
edilen yeni dönem düzenlemeleri yasal özkaynak hesaplaması, finansal
kaldıraç, likidite ve diğer konulara ilişkin düzenlemeler olmak üzere
çeşitli başlıklara ayrılabilir. Bunun yanı sıra ülkemiz mevzuatında henüz
uygulaması bulunmayan (Çekirdek Sermaye-Common Equity)/(Risk
Ağırlıklı Varlıklar-Risk Weighted Assets) oranı artırılmış; sermaye
koruma tamponu (Capital Conservation Buffer) ve döngüsel sermaye
247
DEMİRKOL ve ŞENBAYRAM; Basel III Uzlaşısı ve Makro Ekonomik...
(Countercyclical Capital) isimli oranlar ihdas edilmiştir. Söz konusu
değişiklikler Basel II’nin temel felsefesinden ciddi sapmalar göstermeyen
ve yükümlülükleri daha da sıkılaştıran bir özellik göstermektedir
(Cangürel vd., 2010 : 3).
Önümüzdeki yıllarda Basel III büyük olasılıkla finansal
kurumların güvenliğini ve sağlamlığını arttıracak olsa da bazı bankacı ve
regülatörler söz konusu reformların uygulanması aşamasında aceleci
olmamaları hususunda ilgili tarafları uyarmıştır. Küresel bankacılık
sektörünün halen krizin etkisinde olması sebebiyle Basel Komitesi Basel
III’ün uygulanmasında artan sermaye ve likidite seviyelerini arzu edilen
dengeye gelebilmesini sağlayacak bir takvim planı kurmuştur (King ve
Tarbert, 2011 : 11).
248
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
2011
Kaldıraç
Oranı
Min. Ortak
Özsermaye
Oranı
Sermaye
Koruma
Tamponu
Min. Ortak
Sermayeye ek
koruma
tamponu
CET 1’den
gelen
kesintiler
aşaması
(DTAs, MSR
ve finansal
limiti aşan
kısım dahil)
Asgari Tier 1
Sermaye
Asgari
Toplam
Sermaye
Asgari toplam
sermayeye ek
koruma
tamponu
Tier 1/Tier 2
sermayelerini
merkez gören
sermaye
araçları
Likidite
Karşılama
Oranı
Net İstikrarlı
Finansman
Oranı
Tablo 1. Basel III Uygulama Süreci
Uzlaşı’nın Aşamaları (Tarih 1 Ocak ile başlar)
2012
2013
2014
2015
2016
2017
Denetimsel
Gözetim
2018
1 Ocak
2019
İtibari ile
Paralel Geçiş
1 Ocak 2013- 1 Ocak 2017
Kamuoyu açıklaması 1 Ocak 2015 ile
başlar.
%3,5
%4
%4,5
%4,5
%4,5
%4,5
%4,5
%0,63
%1,3
%1,875
%2,50
%3,5
1. Sütuna
geçiş
%4,0
%4,5
%5,13
%5,8
%6,375
%7,0
%20
%40
%60
%80
%100
%100
%4,5
%5,5
%6,0
%6,0
%6,0
%6,0
%6,0
%8,0
%8,0
%8,0
%8,0
%8,0
%8,0
%8,0
%8,0
%8,0
%8,0
%8,63
%9,7
%9,875
%10,5
2013’ten itibaren 10 yıllık süreçte yürürlükten kaldırılacak.
Gözeti
m
süreci
başlar
Asgari
standartları
n
uygulanma
sı
Gözeti
m
süreci
başlar
Asgari
standartları
n
uygulanma
sı
Kaynak: BIS, Basel III: A global regulatory framework for more resilient, banks
and banking systems December 2010, p.69’den derlenmiştir.
249
DEMİRKOL ve ŞENBAYRAM; Basel III Uzlaşısı ve Makro Ekonomik...
BASEL III UZLAŞISI’NDAKİ GÜNCELLEMELER
Sermaye Kalitesi: Basel III Uzlaşısı’nda önemle üzerinde durulan
konulardan biri banka sermayelerinin kalitesinin arttırılmasıdır. Uzlaşı ile
birlikte sermaye tanımının değişmesi, sermayenin önemini her koşul ve
süreçte niteliksel ve niceliksel olarak arttırmıştır. Mevcut kriterlerde
bulundurulması gereken sermaye oranının belirlenmesi yeterli iken, yeni
kriterlerde yüksek sermaye kalitesi olası kayıpları absorbe edebilmek
anlamına gelmektedir. Diğer bir ifade ile yeni düzenleme ile ana sermaye
veya çekirdek sermaye bünyesinde ödenmiş sermaye gibi kaliteli sermaye
kalemlerinin kalması sağlanmıştır. Ayrıca Basel II Uzlaşısı’nda yer alan
sermayenin ana sermayenin %100’ünü geçemeyeceği hükmü ve üçüncü
kuşak sermaye (Tier 3) uygulaması kaldırılmıştır.
Finansal kuruluşlara yapılan ve eşik değeri aşan yatırımları,
mortgage servis hizmetlerini ve ertelenmiş vergi aktifini içeren
düzenleyici ayarlamalar (sermayeden indirilen değerler ve ihtiyatlı
filtreler) 1 Ocak 2018’den itibaren çekirdek sermayede bir indirim kalemi
olarak kullanılacaktır. Bunun için kademeli olarak 2014’ten başlamak
üzere bu unsurların %20’si, 2015’te %40’ı, 2016’da %60’ı, 2017’de
%80’i, 2018’de %100’ü çekirdek sermayeden indirilecektir. Bu geçiş
sürecinde kalan kısımlar için eski uygulamalar geçerli olacaktır (Gürel
vd., 2012, 21).
Tablo 2’de de belirtildiği gibi çekirdek sermaye, Tier 1 ve ana
sermaye oranları kademeli olarak artırılmıştır. Bu kapsamda çekirdek
sermaye oranı %2’den %7’ye, Tier 1 %4’ten %8,5’e kademeli olarak
yükseltilmiştir. Ana sermaye oranı ise Basel II’de asgari olarak % 8 iken
yeni düzenlemelerde bu oran zorunlu olarak % 10,5 seviyelerine
arttırılmıştır. Tier 1 oranı bankalara kar dağıtımı gibi konularda esneklik
sağlanabilmesi adına % 8,5 olarak belirlenmiştir. Basel Komitesi sürekli
sermaye ihtiyacı olan bankacılık sektöründe tutulması gereken sermayenin
kalitesiyle birlikte miktarını da arttırmış ve önemle vurgulamıştır.
250
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
Tablo 2. Güncellenmiş Sermaye Çerçevesi: Basel II’den Basel III’e
Risk
Ağırlıkl
ı
Varlıkla
rın
Yüzdesi
Çekirdek Sermaye
Mi
n.
Basel II
Not:
Basel
III
Makro Düzeyde
Sağduyulu Gözetim
Sermaye Gereksinimleri
Korum
a
Tampo
nu
Zoru
nlu
2
Yeni tanımla ortalama
uluslararası bir banka
için yaklaşık %1’e
eşdeğer
4.5
2.5
7.0
Tier 1
Sermaye
Mi
n.
Zoru
nlu
4
Ana
Sermaye
Mi
n.
Zoru
nlu
Konjonkt
ürel
Tampon
Aralık
Ek
Kayıp
Karşıla
ma
Kapasit
esi
SIFI
için
0-2,5
SIFI
için
Sermay
e ek
yükü
8
Yeni
tanımla
ortalama
uluslararası
bir banka
için yaklaşık
%2’e
eşdeğer
6
8.5
8
10.5
Kaynak: Jaime Caruana, “ Basel III: towards a safer financial system”,
BIS,September 2010, p,7’den derlenmiştir.
Basel Komitesi, Basel III Uzlaşısı’nda makro iktisadi değişkenler
sonucu ortaya çıkan sistematik risklerin etki alanını daraltabilmek adına
bir takım önlemler almıştır. Bu önlemlerden ilki ekonomik dalgalanmalara
karşı % 0-2.5 oranında sermaye tamponu bulundurulması gerekliliğidir.
Sermaye tamponu ile finansal sistemlerin ekonomik gelişme ve daralma
dönemlerinde aşırı dalgalanmalar karşısında esnekliğinin sağlanması
amaçlanmıştır. Uzlaşı’da vurgulanan diğer bir husus ise finansal
kuruluşlar için ortak veya bağlı sayılabilecek sistematik riskler üzerinde
özellikle durulması gerektiğidir.
Likidite: 2007 ‘de ABD’de mortgage krizi ile başlayıp kısa süre
içerisinde birçok ülke ekonomisini derinden sarsan küresel kriz ’likidite
krizi’ olarak da bilinmektedir. Söz konusu krizin bu şekilde
adlandırılmasının sebeplerinden en önemlisi, kriz öncesi finansal
251
DEMİRKOL ve ŞENBAYRAM; Basel III Uzlaşısı ve Makro Ekonomik...
piyasalarda görülen fazla likidite, düşük volatilite ve düşük faiz oranları
sebebiyle ihtiyatlı davranmayan bankaların varlıklarını likit etmede ciddi
sorunlar ile karşılaşmalarıdır.
Basel III Uzlaşısı’nda likiditeye ilişkin olarak iki oran
belirlenmiştir.
Likidite Karşılama Oranı (Liquidity Coverage Ratio): Bankaların
1 aylık dönemde likidite yapısını ölçüp yüksek kalitede likit varlıkların
kötü durum senaryolarını karşılayabilme gücünü ölçen orandır. Bankanın
likit varlıklarının, 30 gün içerisinde gerçekleşecek net nakit çıkışlarına
bölünmesi ile belirlenen bu oranın 1’den büyük olması gerekmektedir.
Oranın 1’den küçük olması bankanın likit varlıklarının net nakit çıkışlarını
(30 gün içerisinde gerçekleştirilen nakit çıkışları ile 30 gün içerisindeki
nakit girişleri arasındaki fark) karşılamada güçlük çektiğini
göstermektedir.
Net İstikrarlı Fonlama Oranı (Net Stable Funding Ratio):
Bankaların uzun vadeli likidite yapısı ölçerek, mevcut bilanço
faaliyetlerinin uzun vadeli kaynaklarla fonlanma gücünü ölçen orandır.
Bankanın mevcut istikrarlı fonlama tutarının ihtiyaç duyulan istikrarlı
fonlama tutarına bölünmesiyle oluşan oranın % 100’den büyük olması
gerekmektedir.
Piyasalarda finansal krize ilişkin olarak ortaya konan kuralların
çok sıkı olması ve hızla yürürlüğe konulması durumunda küresel çaptaki
ekonomik canlanmanın tehlikeye girebileceği, hatta ciddi bir resesyona ya
da finansal buhrana neden olabileceği endişeleri mevcuttur. BIS Ağustos
2010’da, yaklaşık 24 ulusal otorite ve uluslararası kuruluşun
yetkililerinden oluşan FSB/BCBS Makroekonomik Değerleme Grubu
(MDG) tarafından hazırlanan “Güçlü Sermaye ve Likidite
Gereksinimlerine Geçişin Makroekonomik Etkilerinin Değerlendirilmesi”
ve “Güçlü Sermaye ve Likidite Gereksinimlerinin Uzun Dönem
Etkilerinin Değerlendirilmesi” isimli iki ara rapor yayımlanmıştır. Bahsi
geçen bu raporlarda, güçlü sermaye ve likidite gereksinimlerinin
uygulanmasının makroekonomik etkilerinin uygulamaya geçiş sürecinde
ve tam uygulamaya geçildiği aşamadaki olası sonuçlarının faydaları ve
uzun dönem maliyetleri sayılaştırılmaya çalışılmıştır. Basel Komitesi
tarafından açıklanan daha yüksek sermaye ve likidite oranlarından
beklenen en önemli fayda finansal kriz olasılığının azaltılmasıdır. Ancak
sermaye ve likiditeye ilişkin asgari oranların artırılmasının kriz
olasılığının azaltılmasında ne kadar etkili olacağı belirsizdir (Cangürel
vd., 2010 : 9).
252
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
Kaldıraç Oranı: Sermaye oranlarını destekleyici nitelikte olan
şeffaf, basit, anlaşılır ve risk bazlı olmayan kaldıraç oranı getirilmiştir.
Söz konusu oran birinci kuşak sermayenin (ana sermaye) belirli dönüşüm
oranlarıyla dikkate alınmış bilanço dışı kalemler ve aktifler toplamına
bölünmesi suretiyle (Ana Sermaye / Aktifler + Bilanço Dışı Kalemler)
bulunacak olup 2017 yılının ilk yarısına kadar sürecek olan paralel
uygulama döneminde %3 oranı test edilecektir. Yapılacak olan QIS
çalışmalarının ve paralel uygulamanın sonuçları da dikkate alınarak nihai
hali verilmiş olan kaldıraç oranı 1 Ocak 2018 tarihinden itibaren Birinci
Yapısal Blok’a dâhil edilecektir (Cangürel vd., 2010 : 7).
Süreç içinde en olası sonuç Basel Komitesinin kaldıraç oranının
önemini arttırmayı düşüneceğidir. Fakat zamanla daha gelişmiş uzlaşı
gereksinimi söz konusu uygulamanın bir şekilde yerine getirilmesini
gerektirir. Örneğin oranın bağlayıcı olmadığı yıllarda bir “gözlem süreci”
söz konusu idi. Fakat bağlayıcı olmadığı süreç içerisinde uzlaşının inşa
edilebilmesi mümkün değildir. Bir başka olasılık ise oranın bağlayıcı
olması için asgari sermaye gereksinimlerinin belirleyici olacağı seviyenin
mümkün olduğu kadar düşük tutulmasıdır (Elliott, 2010 : 10).
Karşı Taraf Riski: Teknik detayları oldukça yüksek olan bu
teklifte, bankaların stres senaryoları ve tarihsel verilere dayanarak
hesaplayacakları karşı taraf riski için ilave sermaye tutmaları
amaçlanmıştır.
Bankaların "en kötü durum senaryoları"’na karşı sermaye
ihtiyaçlarının hesaplanmasının önemini vurgulayan Basel Komitesi, bu
hususta aşağıda maddeler halinde açıklanan bir dizi önemli konuya
odaklanmıştır (King ve Tarbert, 2011 : 7).
Olası risklere karşı stres testi: Bankalar sermaye
yükümlülüklerini kullanarak olası risklerin hesaplanmasında
stres testine ihtiyaç duyacaklardır. Stres kalibrasyonu verileri
en az üç yıllık olmalı, bunlar bankanın karşı taraf kesiti için
belirlenen artan kredi sürecini içeren veya piyasada kullanılan
veriler olmalıdır. Veriler piyasa koşullarının gerektirdiği
şekilde üç aylık veya daha sık güncellenmelidir.
ii- Kredi değerleme ayarları: Varsayılan risk sermayesine ek olarak,
bankalar karşı tarafın kredi itibarındaki düşüşten kaynaklanan
kayıplara karşı sermaye bulundurma ihtiyacı duyacaktır.
Belirli durumlarda muhtemel zararların banka regülatörleri
tarafından maddi kayıp olarak görülmesi güvenli finansman
işlemleri kapsamına girmemektedir. Tam hesaplama metodu
i-
253
DEMİRKOL ve ŞENBAYRAM; Basel III Uzlaşısı ve Makro Ekonomik...
bankaların belirlediği modellere bağlı olmasına rağmen
hesaplamalar “tahville eşdeğer” değere dayandırılmalıdır.
iii- Yanlış yönlü risk: Karşı taraf kredi riski değerini arttıran başka bir
ölçü yanlış yönlü riskin tanımlaması ve azaltılmasıdır. Bu
riskler karşı taraf kredi itibarının düşüşüne rağmen bankanın
maruz kaldığı karşı tarafın artması durumunda ortaya çıkar.
Basel III kapsamında bankalar yanlış yönlü riskleri hem
belirlenen sektörlerin analizini yaparak hem de belirli
işlemleri referans alarak izleme ihtiyacı duyacaktır.
iv- Teminatlı karşı taraf: Basel III kapsamında teminat hesaplama ve
yönetimi için bir takım önlem önerilmiştir. Basel Komitesi
repo türü ve diğer işlemler için on iş günü, işlemlerin
netleştirilmesine ilişkin marj hesaplamaları için ise beş iş
günü şeklinde asgari peryodlar belirlemiştir. Bankaların tabi
olduğu Basel III, risk altında uygun süreyi değerlendirirken
karşı taraf riskinin yoğunlaşması durumunda işlem
değiştirmenin mümkün olacağına dikkat çekmektedir.
v- Merkez karşı taraf: Merkezi karşı tarafın kullanımına yönelik
geçişe tezgâh üstü piyasalar yerine türev piyasaların tercih
edilmesi, bu piyasalardaki azalışta önemli bir faktör olarak
görülmektedir. Basel Komitesi bu yaklaşımı uygun nitelikteki
merkez karşı taraf risklerinin %2 gibi düşük bir sermaye
yükümlülüğünde olmasını önererek desteklemektedir. Ayrıca
merkez karşı taraf risklerinin sermaye ile ilgili tedbirler,
teminat ve yönetim de dâhil olmak üzere Menkul Kıymetler
Komisyonları Örgütü tarafından belirtilen kriterlere uygun
olması gerekir.
vi- Gelişmiş karşı taraf kredi riski yönetimi: Basel Komitesi, karşı
taraf risklerinin değerlendirilmesinde prosedürlerinin ve
uygulamalarının kalitesini artırmak için ek tedbirler
önermektedir. Hesaplama modellerinin bütünlüğü sağlanmalı,
modeller düzenli doğrulama ve testlere tabi tutulmalı ve
banka ve denetçi sonuçlarıyla tutarlı olmalıdır. Bankaların
operasyonel risk yönetimi fonksiyonunun üst yönetimin aktif
katılımı ile desteklenmesi önemlidir.
vii- Döngüsellik ve Sistematik Risk: Döngüselliği yeterince dikkate
almamasıyla eleştirilen Basel II’nin bu yöndeki eksikliğini
kapatmak amacıyla ülke şartlarına ve tercihlerine bağlı olarak
%0 ile %2,5 arasında değişen döngüsel sermaye tamponu
uygulaması getirilmiştir. Anılan tamponun çekirdek
254
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
sermayeden ya da zararı tam karşılama kapasitesi olan diğer
sermaye bileşenlerinden ayrılması gerekmektedir. Döngüsel
sermaye tamponunun ekonominin büyüme hızına bağlı olarak
artırılıp azaltılmasıyla hızlı kredi büyümesinin önüne
geçilmesi hedeflenmektedir. Sermayeyi korumak adına
sistemik risklere karşı Basel III ile getirilen sermaye koruma
tamponu çekirdek sermayeye, birinci kuşak sermayeye ve
toplam sermayeye kademeli olarak eklenecektir. Söz konusu
oranın 2016 yılından 2019 yılına kadar kademeli olarak
arttırılarak 2019 yılında %2,5 olarak nihai şeklini alması
planlanmaktadır.
Sermaye
koruma
tamponunun
sağlanamaması durumunda bankaların faaliyetlerine olağan
olarak devam etmesi ancak bununla birlikte bankaların kar
dağıtımına değişen oranlarda kısıtlamalar getirilmesi
planlanmaktadır. Bankaların sermaye koruma tamponu için
tuttuğu sermayenin, otorite tarafından belirlenen standart
orandan (%2,5) düşük olması halinde, bu iki oran arasındaki
farka bağlı olarak kar dağıtımı üzerinde değişen oranlarda
kısıtlamalar yapılması öngörülmektedir (Cangürel vd., 2010 :
6).
UZLAŞI’NIN UYGULAMA SÜRECİ
Küreselleşme olgusu, risk çeşitliliği ve risklerin tam olarak
ölçülememesi gibi sebeplerden dolayı başta bankacılık sektörü olmaz
üzere birçok sektör küresel ekonominin istikrarı hususunda uluslararası
işbirliğini gerektirmektedir. Basel Uzlaşıları çerçevesinde belirli
aralıklarla yapılan sayısal etki çalışmaları ile ulusal ve uluslararası
denetim kuruluşlarının denetim ve kontrolleri sektörün etkinliğini
arttırmaktadır. Bankaların makroekonomik belirsizliklere karşı sermaye
tamponu oluşturmasını ve ekonomik faaliyetlerin aşırı etkisini
yumuşatmak için sermaye kalitesinin arttırmasını gerektiren Basel III
Uzlaşısı gelişmiş ve gelişmekte olan birçok ülke için 2013-2019 dönemi
içerisinde kademeli olarak uygulanacaktır. Uygulama sürecinin olumsuz
etkilerini azaltmak için geçişin kısa sürede yapılmaması ve bu süreçte
etkinliğin ölçülebilmesi için yardımcı ek çalışmaların yapılması
önerilmektedir.
255
DEMİRKOL ve ŞENBAYRAM; Basel III Uzlaşısı ve Makro Ekonomik...
Tablo 3. Basel III (Sermaye) Uzlaşısı’nın Kabul Durumu (2013 Mart
Sonu İtibariyle)
Ülkeler
Arjantin
Basel III
3,4**
Avustralya
Belçika
Brezilya
4*
(2)**
3**
Kanada
4*
Çin
4*
Fransa
Almanya
Hong Kong
(2)**
(2)**
4*
Hindistan
Endonezya
4*
2**
İtalya
Japonya
(2)**
4*
Kore
2**
Lüksemburg
Meksika
(2)**
4*
Uygulama Planı
3) 8 Şubat 2013 tarihinde yayınlanan Son 3.
Yapısal Blok kuralları 31 Aralık 2013
tarihinde
yürürlüğe
girmiştir.
(4) 1. ve 2. Yapısal Bloklar için son kurallar 1
Ocak 2013 yürürlüğe girmiştir.
(AB sürecini izleyin)
1 Mart 2013 tarihinde yayınlanan nihai
kurallar 1 Ekim 2013 tarihinde yürürlüğe
girmiştir.
10 Aralık 2012 çıkarılan kredi değerleme
ayarlaması kuralları 1 Ocak 2014 tarihinde
yürürlüğe girmiştir.
Bankaların maruz kaldıkları karşı taraf riskine
ilişkin kurallar kısa sürede yayınlanacaktır.
(AB sürecini izleyin)
(AB sürecini izleyin)
Asgari sermaye standartlarının nihai kurallar 1
Ocak 2013 yürürlüğe girmiştir. Sermaye
kurallarının
2014
yılında
çıkarılması
beklenmektedir. Açıklama kurallarının 30
Haziran 2013 tarihinde yürürlüğe girmesi
planlanmaktadır.
Endüstri yorumlarını içeren Haziran 2012
Basel III Danışma Taslağı piyasaya
sunulmuştur.
(AB sürecini izleyin)
Sermaye koruma tamponu ve konjonktüre
karşı tamponu kapsayan kurallar henüz
yayınlanmamıştır. Taslak yönetmelik için
2014/15 beklenmektedir.
Taslak düzenleme 27 Eylül 2012 tarihinde
yayınlanmıştır.
Son düzenlemeler hazır ve diğer büyük
ülkelerle faaliyet alanı sağlamak için uygun
bir zamanda uygulanacaktır.
(AB sürecini izleyin)
Bankaların maruz kaldıkları karşı taraf
256
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
Hollanda
Rusya
(2)**
3**
Suudi Arabistan
Singapur
4*
4*
Kuzey Afrika
İspanya
İsveç
İsviçre
4*
(2)**
(2)**
4*
Türkiye
2**
İngiltere
ABD
(2)**
2**
AB
2**
kuralları henüz belirlenmemiştir.
(AB sürecini izleyin)
Kaldıraç oranı için taslak yönetmeliğin
2013’te halkın katılımı için yayınlanmıştır..
Yeni
sermaye
kuralları
çerçevesinde
raporlama 1Nisan 2013’te başlamıştır. Nihai
sermaye tanımı düzenlemeleri ve sermaye
yeterlilik oranları Şubat 2013 yayınlanmıştır.
Bankaların maruz kaldıkları karşı taraf riskine
ilişkin nihai kurallar belirlenmiştir ancak 1
Temmuz
2013’ten
itibaren
yürürlüğe
girmiştir.
(AB sürecini izleyin)
(AB sürecini izleyin)
"İsviçre yaklaşım"na paralel uygulaması
küçük bankalar için 2018 yılına kadar izin
verilmiştir.
Sermaye gereksinimlerini kapsayan taslak
yönetmelik 1 Şubat 2013 yayınlanmıştır.
Tamponları kapsayan taslaklar ise 2013 yılını
takip edecektir.
(AB sürecini izleyin)
Önerilen kural koyucuların ortak bildirimleri
Haziran 2012’de onaylandı. ABD kurumları
kamu yorumların dikkate aldıktan sonra
kuralları
sonuçlandırmak
niyetindedir.
ABD’deki Basel III ve Basel 2.5 kural
koyucuları Dodd-Frank düzenleyici reform
yasalarının uygulanmasında uygulanabilir
çalışmaları ile koordine edilmelidir.
Avrupa Parlamentosu ve AB Konseyi Basel
III uygulanması ve kurumsal yönetim ve ücret
yapıları ile ilgili ek tedbirleri içeren
yasama metinleri üzerinde anlaşma sağladı.
Milletvekilleri eylemlerin yılın ilk yarısında
önce yürürlüğe girmesi konusunda hemfikir,
uygulama için izin tarihi 1Ocak 2014.
Kaynak: http://www.bis.org/publ/bcbs/b3prog_rep_table.pdf, (Erişim Tarihi: 24.04.2013)
Kod numaraları: 1:taslak yönetmelik yayınlanmadı, 2: taslak yönetmelik yayınladı,
3:
nihai kural yayınlandı, 4: nihai kural yürürlükte.
*: düzenleme kabulü tamamlandı, **: düzenlenme benimsenme sürecinde, ***: herhangi
bir ilerleme yok.
257
DEMİRKOL ve ŞENBAYRAM; Basel III Uzlaşısı ve Makro Ekonomik...
UZLAŞI’NIN MAKRO EKONOMİK ETKİLERİ
Basel III Uzlaşısı mevcut sermayenin etkinliği ile birlikte sermaye
yeterliliği rasyolarında da yapmış olduğu artışla bankaların risk
yönetimine gereken önemin verilmesini gerekli kılmıştır. Dolayısıyla
bankalar Basel III kriterlerinin uygulama aşamasında üstlenebilecekleri
riskleri doğru bir şekilde belirlemek ve hesaplamak zorundadırlar. Diğer
bir değişle söz konusu kriterler ile artan sermaye maliyetleri kredi
verenleri daha seçici olmaya iterken, artan risk ağırlıkları doğal olarak
tercihi yüksek kredi derecesine
ve yüksek teminatlı müşterilere
yöneltecektir. Bu durum ödeme gücü zayıf olan veya belirlenen kriterler
dışında kalan şirketlerin ihtiyacı olan krediyi yüksek faizle almaya mecbur
bırakırken risk potansiyeli düşük olan şirketler için geçerli değildir.
Dolayısıyla zaten kısıtlı kredi olanaklarına sahip olan KOBİ’ler başta
olmak üzere birçok şirket büyük bir baskı altında kalacaktır. Ayrıca
sermaye yeterliliği oranlarının hesaplanmasında risk ağırlıklarının
bankalar tarafından belirlenecek olması KOBİ’ler açısından olumsuz
sonuçlar doğuracaktır.
Basel II kriterlerine göre bankaların KOBİ’lere kredi vermesinin
şartı, AAA derecelendirme notuna sahip şirketlere göre daha fazla
sermaye bulundurmaları idi. Bu durumda Basel III’ün, Basel II’ye daha
nicel ve nitel sermaye gerekliliği düşünüldüğünde daha karamsar bir tablo
görmek mümkündür.
Basel Uzlaşıları’nın ulusal ve uluslararası faaliyet gösteren tüm
bankaları tek tip standartlar dâhilinde işlem yapmaya itmesi
küreselleşmenin bir sonucu olarak olası olumsuz bir durumun yayılma
etkisini arttırmaktadır. Yani yerel bankalarda karışılabilecek olası bir
olumsuz durumun doğrudan veya dolaylı olarak kısa süre içerisinde
uluslararası boyutlara geçmesi muhtemeldir.
Basel III Uzlaşısı’nın tahmin edilen olumsuz etkilerinin yanında
olumlu etkileri de bulunmaktadır. Öncelikle Basel III risk çeşitliliğinin
belirlenmesinde ve bu risklerin hesaplanarak elimine edilmesi hususunda
önemli kriterlere sahiptir. Söz konusu kriterlerle ekonomide belirsizliğin
azaltılarak sektörde şeffaflığın arttırılması amaçlanmaktadır. Ayrıca Basel
III ile mikro ve makro düzeyde ihtiyatlılığın geliştirilmesi sağlanarak
özellikle olası sistematik risklere karşı sermaye planlarının yapılması
sağlanmıştır. Bankaların ulusal ve uluslararası denetim kuruluşlarınca
kontrolü sektördeki asimetrik bilgiyi azaltırken sektöre açıklık
kazandıracaktır. Dolayısıyla piyasa disiplini sağlanarak kayıtsızlığın
önüne geçilmesi amaçlanmıştır.
258
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
BDDK’nın Aralık 2012 Finansal Piyasalar Raporu’na göre
Türkiye’nin ana sermaye kalemi toplam özkaynakların neredeyse %85’ini
oluşturmakta olup katkı sermaye %15,9 gibi bir oranda gerçekleşmiştir.
Ana sermayenin en önemli kalemleri olan ödenmiş sermaye ve yedek
akçeler sırasıyla toplam özkaynakların %27,8 ve %46,69’ini oluşturmakta
olup sektörün yüksek kalitede sermaye ile çalıştığına işaret etmektedir.
2013 yılının ilk çeyreğinde yedek akçelerdeki artış özkaynak kalitesini
daha da arttırmıştır. Ayrıca Basel III Kriterleri içerisinde yer alan üçüncü
kuşak sermaye kaleminin özkaynak hesaplamalarından çıkarılması Türk
Bankacılık Sektörü’nde zaten hesaplanmaması ülkemiz bankacılık
sektörünü etkilemeyecektir.
Açıkladığımız bilgilerden yola çıkarak Türk bankaları için
sermaye yeterlilik oranı ve çekirdek sermaye yeterlilik oranı arasındaki
farkın ABD ve Avrupa’daki bankalara kıyasla daha az olacağı çok
belirgindir. Konu daha çok Avrupa ve ABD’deki bankalar açısından önem
arz etmekte olup bu ülke bankalarının sermaye bileşenleri arasında
çekirdek sermaye olarak tanımlanmayan ancak toplam sermayede yer alan
tutarlar oldukça yüksektir. Daha önce de ifade edildiği üzere, Basel III’te
sermayenin niteliği ile ilgili değişikliklerin yapılmasının nedeni, son
finansal krizde banka bilançolarında sermaye olarak gözüken tutarların
fonksiyonel olarak sermaye görevini yerine getirecek nitelikten uzak
olmasının görülmesidir. Ayrıca Türkiye’nin %8 olarak kabul edilen
sermaye yeterlilik oranına ilave olarak 2006 yılında asgari %12’lik hedef
oran belirlemesi kriz sürecinde Türk bankalarının sermaye sıkıntısı
çekmemesindeki en etkili proaktif önlemlerden biridir. Nitekim küresel
krizde Türkiye, OECD ülkeleri arasında da bankacılık sektöründe
kamunun sermaye desteğine ihtiyaç duymayan tek ülke olmuştur
(Cangürel vd., 2010 : 12).
Basel III Uzlaşısı’nda yer alan likidite karşılama oranının Türk
bankacılık sektöründe hesaplanmakta olan likidite oranı ile uyumlu olması
ve Türkiye’de faaliyet gösteren hiçbir bankanın SYR’sinin %12’nin
altında bulunmaması Basel III düzenlemelerinin uygulanması aşamasında
Türk bankacılık sektörünün zorlanmayacağının kanıtıdır. Basel III
Uzlaşısı’nın uygulama sürecinde sağlam bir özkaynak yapısı, sağlıklı bir
likidite profili, düşük kaldıraç oranı ve mevduat bazlı fonlama yapısı ile
Türkiye’nin olumsuz etkilenmeyeceği gibi diğer gelişmekte olan ülkelere
nazaran bazı noktalarda üstünlük de sağlayabiliri
259
DEMİRKOL ve ŞENBAYRAM; Basel III Uzlaşısı ve Makro Ekonomik...
SONUÇ
Son yıllarda dünya finans sisteminde yaşanan ekonomik daralma
ve bankacılık krizleri gelişmiş ve gelişmekte olan birçok ülke ekonomisini
olumsuz yönde etkilemiştir. Bu durum özellikle dünyanın en büyük
şirketler listesinin ilk sıralarında olan bazı şirket ve bankanın iflasın
eşiğine gelmesine, bazılarının ise devredilmesine sebep olmuştur.
Ülkelerarası finansal sistemlerin entegrasyonunun hızlanması, yeni
finansal araç ve süreçlerin meydana gelmesini sağlarken önemsiz
sayılabilecek ekonomik sıkıntılara bile küresel açıdan bakmayı zorunlu
kılmıştır.
Basel Uzlaşıları, sistemik risklerin minimize edilerek etkin bir
finans sisteminin kurulması ve piyasa disiplininin sağlanması adına
uluslararası işbirliği gerektiren düzenlemeler setidir. Zaman içerisinde
mevcut piyasaların gelişimine paralel olarak güncellenen düzenlemelerin
nihai hali Basel III Uzlaşısı’dır. Mevcut düzenlemelere nazaran risk
kültürünün daha ayrıntılı ele alındığı, nitel ve nicel sermayenin arttırıldığı,
şeffaflık ilkesi gereği açıklık sağlanarak piyasa disiplininin sağlandığı
Basel III Uzlaşısı ile uluslararası finans sisteminin etkinliğinin arttırılması
amaçlanmıştır.
Aralık 2009’da istişare metni ile güncelleme sürecini başlayan
Basel III Uzlaşısı’nın 2019’a kadar da kademeli olarak uygulanması
beklenmektedir. Basel III, bankaları yüksek sermaye yeterliliği rasyoları
sebebiyle kredi verme hususunda daha seçici davranmaya itecektir. Artan
risk ağırlıkları bankaların tercihlerini yüksek kredi derecesine sahip ve
yüksek teminatlı müşterilere yöneltecektir. Düşük risk potansiyeli olan
şirketlere ise ancak yüksek faiz karşılığında kredi verilebilecektir.
Dolayısıyla kredi temini konusunda ödeme gücü düşük işletmelerin baskı
altında kalması beklenmektedir.
Tüm bankaları tek tip standartlar dâhilinde faaliyet göstermeye
iten Uzlaşı’nın bankaları homojenleştirerek benzer hareket eğilimlerine
zorlaması, olası bankacılık krizlerin etkisini artırıcı nitelikte olabileceği
görüşü mevcuttur. Son yaşanan küresel ekonomik kriz bu görüşü
desteklemektedir. Lehman Brothers’ın iflası sırasında Basel III kriterleri
ile uyumlu olması ve yüksek riske sahip portföylerin, finansal
matematiğin illüzyonu ile düşük riske sahip gibi gösterildiği sigorta
sözleşmelerinin en büyük satıcısı olan AIG’nin iflasın eşiğine gelmesi gibi
sonuçlar sebebiyle kriterlerin krizleri önleyebildiğini söylemek güçtür.
Türk bankacılık sektörü, küresel ekonomik kriz sürecini
gelişmekte olan diğer ülke bankacılık sektörlerine göre sorunsuz
260
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
geçirmiştir. Bu durumun en büyük sağlayıcısı ülkedeki hiçbir bankanın
sermaye yeterliliği rasyosunun %12’nin altında olmamasıdır. Sahip
olduğu sermaye tamponu ile Türk bankacılık sektörünün Basel III
Uzlaşısı’ndan olumsuz etkilenmeyeceği kanısındayız.
261
DEMİRKOL ve ŞENBAYRAM; Basel III Uzlaşısı ve Makro Ekonomik...
KAYNAKLAR
BDDK (2012) , Finansal Piyasalar Raporu, Aralık 2012, Sayı: 28
BIS, (2010), Basel III: A global regulatory framework for more resilient,
banks and banking systems, December 2010
Douglas J. Elliott (2010), “Basel III, the Banks, and the Economy”, The
Brookings Institution , July 2010
Eymen Gürel, Esra Burcu Bulgurcu Gürel, Neslihan DEMİR (2012), “
Basel III Kriterleri”, Bankacılık ve Sigortacılık Araştırmaları
Dergisi, Cilt 1 Sayı 3-4, Ocak 2012
Jaime Caruana, (2010), “ Basel III: towards a safer financial system”, BIS,
September 2010
Ozan Cangürel, Serkan Güngör, Veli Ulvi Sevinç, İskender Kaycı, Sadık
Atalay (2010), “Sorularla Basel III”, BDDK, Aralık 2010
Peter King, Heath Tarbert (2011), “Basel III: An Overview”, Banking
Financial Services, Volume: 30, Number: 5, May 2011
http://www.bis.org/publ/bcbs/b3prog_rep_table.pdf,
(Erişim
Tarihi:
24.04.2013)
262
KAHRAMANMARAŞ SÜTÇÜ İMAM ÜNİVERSİTESİ
SOSYAL BİLİMLER DERGİSİ
Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Sosyal Bilimler
Dergisi, 2004 yılından itibaren sosyal bilimlerin farklı disiplinlerinin ilgi
alanlarına giren, çok yönlü olarak tartışma, araştırma ya da uygulamalar
sonucunda üretilen bilimsel çalışmaları ve çözümleri içeren“hakemli” bir
dergidir. Derginin dili Türkçe'dir; ancak İngilizce, Almanca ve Fransızca
yazılar da yayıma kabul edilebilir. Yayımlanan yazıların sorumluluğu
tümüyle yazar(lar)a aittir.
Dergi yılda iki kez yayımlanır. Dergiye gönderilecek makaleler
başka bir yerde yayınlanmamış ya da yayınlanmak üzere gönderilmemiş
olmalıdır. Ayrıca makale ile birlikte yazar(lar) tarafından dergimiz
sayfasında (Belge ve formlar) yer alan Makale Başvuru Formu ve Telif
Hakları Devir Formu’nun da doldurulup imzalanarak Dergi Yayın Kurulu
Başkanlığına gönderilmesi gerekmektedir.
Sosyal Bilimler Dergisi; sosyal ve beşeri bilimler alanında özgün
ve nitelikli çalışmaları değerlendirerek ve yayınlayarak bilimsel ve
toplumsal gelişime katkıda bulunmak ve alanında aranan dergiler arasında
olmayı vizyonu olarak belirlemiştir.
Sosyal Bilimler Dergisi; vizyonunu gerçekleştirmeye çalışırken
dürüstlük ve şeffaflık, bilim ve iş etiği doğrultusunda hareket etmeyi ilke
edinmiştir.
YAZIM KURALLARI
1. Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Sosyal Bilimler
Dergisi, sosyal bilimlerin farklı disiplinlerinin ilgi alanlarına
giren, çok yönlü olarak tartışma, araştırma ya da uygulamalar
sonucunda üretilen bilimsel çalışmaları ve çözümleri içeren
“hakemli” bir dergidir. Dergi yılda iki kez yayımlanır.
2. Dergiye gönderilecek makaleler başka bir yerde yayınlanmamış
ya da yayınlanmak üzere gönderilmemiş olmalıdır.
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi, Nisan 2014, Cilt:11, Sayı:1
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi Yazım Kuralları
.
3. Makalelerin 2500 kelimeden az, 5000 kelimeden fazla olmaması
(derginin sayfa düzenine göre yaklaşık 8–15 Sayfa aralığında
olması), incelemeye alınmasının ön koşuludur.
4. Türkçe ve İngilizce özetler çalışmanın başında yer alacak ve
madde 5’te belirtilen marjlar doğrultusunda 11 punto olarak
yazılacaktır. Türkçe ve İngilizce başlıklar sayfa ortasında yer
almalı, ilk harfler büyük olacak şekilde küçük harflerle ve koyu
yazılmalıdır. Yazarların isimleri küçük, soyadları büyük harflerle
ve koyu, unvan ve kurumları, ilk harfleri büyük olacak şekilde
küçük harflerle ve açık olarak isimlerin altına yazılmalıdır. Bütün
ana bölüm başlıkları büyük; alt bölüm başlıkları ilk harfler büyük
olacak şekilde koyu; ikincil alt başlıklar ilk harfler büyük olacak
şekilde koyu-italik olarak yazılmalıdır. Bölüm ve alt bölüm
başlıklarına numara konulmamalıdır.
5. Eser, Times New Roman karakterinde, makale başlığı İlk harfler
büyük 12 punto ve koyu; metin ve alt başlıklar 11 punto ve 1 satır
aralığı ile yazılmalıdır. Başlıklar ve paragraf başı metinden 0,5 cm
içeriden başlamalıdır. Yazılım marjları A4 boyutundaki kağıda,
üstten 5 cm, alttan 6 cm, sağdan 4 cm soldan 4,5 cm, üst bilgi için
4 cm ve alt bilgi için 5 cm boşluk bırakılacak şekilde olmalıdır.
6. Metin içindeki göndermeler, ayraç içinde (yazarın/yazarların
soyadı, kaynağın basım yılı: ilgili sayfa numarası sırasını
izleyerek) verilmeli ve yararlanılan kaynakları eksiksiz ve tam
künyesiyle içeren kaynakça listesi, metin sonunda gösterilmelidir.
7. Niteliğine göre, kaynağın metin içindeki göndermelerde ve
kaynakçadaki yazılış biçimleri aşağıda örneklenmiştir:
a) Tek yazarlı kitaplar ve makaleler:
Metin içinde: (Öktem, 1999: 71)
Kaynakçada: Öktem, Niyazi (1999), Devlet ve Hukuk
Felsefesi Akımları, Der Yayınları, İstanbul.
Metin içinde: (Van de Walle, 1999: 25)
Kaynakçada: Van de Walle, Nicolas (1999), “Economic
Reform in a Democratizing Africa”, Comparative Politics,
Vol. 32, No: 1, October, ss. 21-41.
b) İki yazarlı kitaplar ve makaleler:
Metin içinde: (Weiss ve Hobson, 1995: 12)
Kaynakçada: Weiss, Linda ve Hobson, John M. (1995),
Devletler ve Ekonomik Kalkınma, (Çev.
Kıvanç
Dündar), Dost Kitabevi, Ankara.
264
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi / KSU Journal of Social Science 11(2) 2014
c)
d)
e)
f)
g)
Hall, Stuart ve Held, David (1995), "Yurttaşlar ve
Yurttaşlık", Yeni Zamanlar 1990'larda Politikanın
Değişen Cephesi, (Der. Hall, Stuart – Jacques, Martin),
Ayrıntı Yayınları, İstanbul, ss.47-68.
İkiden çok yazarlı kitaplar ve makaleler
Metin içinde: (Miller vd., 1994: 131)
Kaynakçada: Miller, David - Coleman, Janet – Connolly,
William – Ryon, Alan (1994), Blackwell'in Siyasal Düşünce
Ansiklopedisi, (Çev. Bülent Peker-Nevzat Kıraç), Ümit
Yayınları, Ankara.
Makaleler için de aynı sistematik izlenecektir.
Derleme yayınlar:
Metin içinde: (Çitci, 1998: xii)
Kaynakçada: Çitci, Oya (Der.) (1998), 20. Yüzyılın Sonunda
Kadınlar ve Gelecek, TODAİE, Ankara.
Yazarsız/kolektif yayınlar:
Metin içinde: (TODAİE, 1991: 101)
Kaynakçada:
TODAİE
(1991),
Kamu
Yönetimi
Araştırması–Genel Rapor, TODAİE, Ankara.
İkincil kaynaktan yapılan alıntılar:
Metin içinde: (Erer, 1963: 219)
Kaynakçada: Erer, Tekin (1963), On Yılın Mücadelesi,
Ticaret Postası Matbaası, İstanbul’dan aktaran
Cem Eroğul, Demokrat Parti (Tarihi ve İdeolojisi), AÜ
SBF Yayın No: 294, Ankara 1970, s. 102.
Elektronik ortamdan yapılan yollamalar:
i) Alıntı bir yazarın eserinden yapılmış ise, metin içindeki
yollamalar yazılı kaynaklardaki yöntemle yapılmalı;
kaynakçada ise, yazar/yazarların soyadı, adı, yayın ya da
gözden geçirilme tarihi, belgenin tam adı, açılı parantez
içinde eksiksiz http ya da ftp adresi ile belgeye ulaşma tarihi,
aşağıdaki örneğine uygun olarak verilmelidir.
Metin içinde: (Hiro, 1998)
Kaynakçada: Hiro, Philip (1988) “Politics Lebanon: Lebanase
Voting
Again”,
IPS
World
News,
http:www.oneworld.org/ips2 (10.02.2000).
ii) Alıntı doğrudan bir siteden yapılmış ise, metin içinde
sitenin genel adresi, kaynakçada alt adresleri de kapsayan
genel bağlantı adresi, bağlantı tarihi ile birlikte verilmelidir.
Metin içinde: (todaie.gov.tr, 1999)
265
KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi Yazım Kuralları
8.
9.
10.
11.
12.
13.
.
Kaynakçada:http:www.todaie.gov.tr/inshak/konferans.html
(10.11.1999).
h) Göndermeler dışındaki açıklamalar dipnot olarak ilgili sayfa
altında belirtilmelidir.
Bilgisayar ortamında yazılmış makalelerin dört nüsha bilgisayar
çıktısı, Microsoft Office 2003 şartlarında kopyalanmış ve dosya
adı belirtilmiş bir Cd ile birlikte gönderilmelidir. Makalenin
yaklaşık 100’er sözcükten oluşan Türkçe ve İngilizce özeti, yine
İngilizce ve Türkçe olarak, dâhil edileceği disiplin ya da alan ile
işlediği konuyu doğrudan gösterecek 3-5 anahtar sözcük metne
eklenmelidir.
Eserde yer alacak her türlü şekil, grafik, harita ve fotoğraflar
bilgisayar ortamında hazırlanmalıdır.
Yazarlar, kısa mesleki öz geçmişlerini, iletişim adreslerini ve
telefon/faks numaraları ile varsa e-posta adreslerini
bildirmelidirler. Öz geçmiş bilgileri, yazarın kurum adresini,
akademik ve/veya yönetsel unvanını, çalışma alanlarını içermeli
ve yaklaşık 30-40 kelimeden oluşmalıdır.
Yayımlanan eserlerin sorumluluğu yazar(lar)a aittir. Yayımlanan
veya yayımlanmayan eserler iade edilmez.
Dergiye gönderilen makaleler Yayın Kurulunca ön incelemeden
geçirilmekte ve uygun bulunanlar hakemlere gönderilmektedir.
Hakemlerden gelen raporlar doğrultusunda, makalenin
basılmasına, yazardan rapor çerçevesinde düzeltme istenmesine
ya da geri çevrilmesine karar verilmekte ve bu karar yazara
bildirilmektedir. Basımı uygun bulunan makalelerin, derginin
hangi sayısında yayımlanacağına Yayın Kurulu karar
vermektedir. Yazar, bu karar konusunda da bilgilendirilmektedir.
Yazarlar Garanti Bankası K.Maraş Şubesi 118 6299841 nolu KSÜ
Vakfı hesabına Sosyal Bilimler Dergisi açıklamasıyla KSÜ
Personeli için 15 TL; Üniversite dışı başvuranlar için 30 TL
yatırarak banka dekontunu eserlerine eklemiş olarak başvuru
yapmalıdırlar.
Önemli Not: Yukarıdaki yazım kurallarına uymayan öneriler
değerlendirmeye alınmayacaktır.
KSÜ SBD Yayın Komisyonu Başkanlığı Sosyal Bilimler Enstitüsü
Müdürlüğü Avşar Kampüsü-Kahramanmaraş
266
Download

Tüm Sayı (2014 - 2) - KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi