YÛSUF ZÝYÂ PAÞA KÜLLÝYESÝ
rýn göbeðinde iri “mühr-i Süleyman” motifi, etrafýnda sa‘lbekli þemseler mevcuttur. Ana kubbenin eteðinde hurma ve çiçek açmýþ aðaçlar alternatif biçimde dizilmiþtir. Pandantiflerde barok kývrýmlarýn
oluþturduðu kompozisyonlarýn ortasýndaki
kare alanlar yazýlýdýr. Tonoz içlerinde þemseler dýþýnda çeþitli bitkisel kompozisyonlar, pencere ve mihrap üstünde barok tepelik kompozisyonlarý bulunmaktadýr. Mihrabýn iki yanýndaki pencere üstünde ayrýca çifte vâv iþlenmiþtir. Son cemaat yeri
kubbesinin pandantiflerinde dilimli ve üç
sa‘lbekli madalyonlar görülmektedir.
Caminin kuzeybatý köþesinde yer alan
minare kesme taþtan inþa edilmiþtir. Sekizgen kaide üzerinde onaltýgen gövdeli,
tek þerefeli ve kurþun kaplý külâhlýdýr. Þerefe altý sarkýtlý mukarnaslý olup korkuluk
levhalarý ajurludur. Yine caminin kuzeybatýsýnda yer alan þadýrvanýn sekizgen haznesi mermerdendir. Üstte bir sýra sarkýtlý
mukarnasla süslenmiþ olan haznenin her
yüzünde silmelerin çevrelediði dikdörtgen
aynalar vardýr. Günümüzde özgünlüðünü
yitiren üst örtünün vaktiyle ahþaptan içten kubbeli, dýþtan ise kurþun kaplý külâhlý olduðu tahmin edilmektedir. Avlunun kuzeybatýsýnda bulunan kütüphane
kare planlýdýr ve pandantiflerle geçiþi saðlanan dýþtan sekizgen kasnaklý kubbeli bir
yapýdýr. Ýki katlý olan yapýda alt kata doðu
yönünde (avluya bakan cephede) iki yanýnda
dikdörtgen açýklýklý, söveli ve demir þebekeli pencere görülen sivri kemerli bir kapý ile ulaþýlmaktadýr. Bu katta güney yönünde bir pencere ve bir niþ ile kapýnýn
karþýsýnda bir ocak mevcuttur. Üst kata
çýkýþ cepheye yerleþtirilen ahþap dikmeli,
sakýflý ve üzeri sundurmalý merdiven ile
saðlanmýþtýr. Bu katta, iki yanýnda benzer
þekilde birer pencere olan sivri kemerli
kapý üzerinde beþ beyitlik bir kitâbe vardýr. Kitâbeden ebced hesabýyla 1212 (179798) tarihi çýkmakta, ayný zamanda camideki ahþap minberin de yenilendiði belirtilmektedir. Ýçte alt kattan farklý olarak
kuzey yönünde bir pencere daha mevcuttur. Kubbe kasnaðýnda her yönde revzen-
Yûsuf
Ziyâ Paþa
Çeþmesi Elazýð
38
li pencereler bulunmaktadýr. Avlunun güney köþesinde “ L ” biçiminde bir koridorun
iki yanýnda beþ gözden meydana gelen
helâ bölümü yer almaktadýr. Helâ ile kütüphane arasýndaki alanda ise günümüze ulaþmayan bir medresenin varlýðý bilinmektedir.
Külliyenin kuzeybatýsýnda 300 m. kadar
uzaklýkta türbe ve çeþme inþa edilmiþtir.
Kesme taþtan yapýlan türbe kare planlý
olup üst örtüsü tamamlanmadan býrakýlmýþtýr. Köþeleri pahlanan yapýnýn batý yönünde sivri kemerli açýklýklý bir kapýsý vardýr. Kapýnýn üzerinde kitâbe yeri boþ býrakýlmýþtýr ve iki yaný ikiþer küçük niþle süslenmiþtir. Yapýda kuzey ve güney yönünde ikiþer, doðu ve batý yönünde birer sivri
kemerli alýnlýklý ve dikdörtgen açýklýklý pencere görülmektedir. Kapý ve pencereler silmelerle çevrelenmiþ olup pencere alýnlýklarýna “mühr-i Süleyman” motifi iþlenmiþtir. Türbede Yûsuf Ziyâ Paþa’nýn iki kýzýnýn
defnedildiði tahmin edilmektedir. Türbenin doðu yönünde zamanla teþekkül eden
bir mezarlýk vardýr. Türbenin önünde kapýnýn solunda yapýdan ayrý olarak kesme taþtan inþa edilen çeþme dikdörtgen bir hazneye sahip olup bu haznenin güneyinde
geniþ sivri kemerli bir niþ þeklinde düzenlenmiþtir. Külliyenin güneydoðusunda yine 300 m. kadar uzaklýkta hamam yer almaktadýr. Doðu-batý doðrultusunda eðimli bir alanda yer alan yapý tek hamam þeklinde inþa edilmiþtir. Üst örtüsü tamamen,
beden duvarlarý ise kýsmen yýkýk durumdaki hamamýn sýcaklýk kýsmý da moloz dolgulu olup harap durumdadýr. Duvarlarýnda moloz taþ, üst örtüde tuðla ve taþ-tuðla kullanýlmýþtýr. Doðu yönündeki alanda
1970’te yapýlan belediye hamamýndan dolayý bu yöndeki soðukluðu tamamen ortadan kalkmýþ olan yapýnýn dikdörtgen planlý ýlýklýðý, dört eyvanlý ve dört köþe halvet
hücreli sýcaklýðýnýn bulunduðu, batýda dikdörtgen planlý su deposu ile külhanýn olduðu anlaþýlmaktadýr.
BÝBLÝYOGRAFYA :
Mustafa Nuri Paþa, Netâyicü’l-vuk†ât (nþr. Neþet Çaðatay), Ankara 1992, s. 204; Elazýð, Malatya, Bingöl, Tunceli Ýlleri, Elazýð 1983, s. 20;
Erünsal, Türk Kütüphaneleri Tarihi II, s. 117,
262; Ýbrahim Tekin, Tarih Ýçinde Keban (lisans
tezi, 1989), Fýrat Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi, s. 10; Celil Arslan, Elazýð’daki Türk Devri Yapýlarý (doktora tezi, 2003), Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, s. 64-89; Metin Sözen, “Keban’da Türk Eserleri”, TTOK Belleteni,
sy. 306 (1970), s. 12-16; Fuat Þancý, “Keban’da
Yusuf Paþa Külliyesi”, Ýnönü Üniversitesi Darende Ýlahiyat Fakültesi Araþtýrma Dergisi, I/1,
Darende 1995, s. 211-242.
ÿAhmet Vefa Çobanoðlu
–
—
YÛSUF ve ZÜLEYHÂ
( )
˜
Yûsuf peygamberin
Züleyhâ ile olan kýssasý etrafýnda
yazýlan edebî eserlerin
ortak adý.
™
Türk ve Fars edebiyatlarý yanýnda Keþmir, Afgan ve Urdu edebiyatlarýnda da Yûsuf ve Züleyhâ, Kýssa-i Yûsuf, Yûsuf u Züleyhâ, Yûsuf ile Zelîhâ gibi adlar altýnda
mesnevi þeklinde kaleme alýnan hikâye
Tevrat (Tekvîn, bab 37-50) ve Ýncil’de (Resullerin Ýþleri, 7/9-14) yer almýþ, Kur’ân-ý
Kerîm’de de “ahsenü’l-kasas” (kýssalarýn en
güzeli) diye nitelenen müstakil bir sûrede anlatýlmýþtýr (Yûsuf 12/3-102). Ýçerdiði
öðeler bakýmýndan eski Türk edebiyatýnda önemli bir kýssa olan Yûsuf ve Züleyhâ
hikâyesi XIII. yüzyýldan itibaren þairler arasýnda hayli raðbet görmüþ, XIX. yüzyýla kadar yazýlmaya devam etmiþtir. Kýssanýn
kahramanlarýyla baþlarýndan geçenler divanlardaki manzumelerde de telmih yoluyla sýkça anýlmýþ, kýssadan esinlenerek
hayaller geliþtirilmiþ ve bunlar en güzel ifadelerle ortaya konmuþtur. Eski Türk edebiyatýndaki mesneviler içinde konuyu kendi çaðýnýn sosyal yaþamýyla örtüþecek biçimde anlatan þairler oldukça fazladýr. Yûsuf’un kuyuya atýlmasý, Ya‘kub peygamberin sabrý, Züleyhâ’nýn tutkulu aþký ve Yûsuf’un Allah’a tevekkülü hikâyedeki ana
temalardýr.
Kur’an âyetlerinden ve müfessirlerin rivayetlerinden hareketle kaleme alýnan Yûsuf ve Züleyhâ mesnevisi þöylece özetlenebilir: Ken‘an ilinde yaþayan Hz. Ya‘kub’un
on iki oðlu vardýr. Bunlarýn küçük kardeþleri Yûsuf bir gece rüyasýnda on bir yýldýz
ile ayýn ve güneþin kendisine secde ettiðini görür. Rüyasýný anlatýnca babasý kardeþlerine bundan söz etmemesini tembih eder, çünkü kardeþleri Yûsuf’u kýskanmaktadýr. Babasý Yûsuf’u ne kadar sakýnsa da kardeþleri onu bir gün kýrlara çýkarýp eðlendirme bahanesiyle babalarýndan
alarak bir kuyuya atarlar ve gömleðini kana bulayarak dönüþte babalarýna Yûsuf’un
kurt tarafýndan parçalandýðýný söylerler.
Korktuðu þeyin baþýna geldiðini gören Ya‘kub oðlunun hasretiyle o kadar acý çeker
ki yaþadýðý yer “beytü’l-ahzân, külbe-i ahzân” (hüzünler evi) diye anýlmaya baþlar. Bir
müddet sonra da aðlamaktan gözlerine
perde iner. Öte yandan Mýsýr’a gitmekte
olan bir kervan kuyunun yakýnýnda konaklar, su almak üzere gönderilen kiþi kuyu-
YÛSUF ve ZÜLEYHÂ
nun baþýna gelip kovasýný suya daldýrýnca
Yûsuf kovaya yapýþarak kuyudan çýkar. Kervandakiler onu yanlarýna alarak Mýsýr’a
vardýklarýnda köle diye satýlýða çýkarýrlar.
Güzelliði bütün þehre yayýlan Yûsuf’u Mýsýr azizinin karýsý Züleyhâ satýn alýr, ergenlik yaþýna gelince de ona âþýk olur. Yûsuf
ise Allah korkusuyla ona karþýlýk vermez.
Züleyhâ’nýn kölesine âþýk olduðunu duyan
Mýsýr’ýn asil kadýnlarý onu kýnayýnca Züleyhâ kadýnlarý evine davet eder. Önlerine
meyve tabaklarý yanýnda keskin birer býçak koydurur ve Yûsuf’u içeriye çaðýrýr. Yûsuf’un güzelliði karþýsýnda þaþkýna dönen
kadýnlar meyve yerine ellerini keserler. Fakat Yûsuf’tan kâm alma isteðinden vazgeçmeyen Züleyhâ bir gün ondan kaçan
Yûsuf’un peþine düþer ve tam yakalayacaðý sýrada gömleðini arkadan yýrtar. Olayý
öðrenen kocasý gerçek suçlunun Züleyhâ
olduðu anlaþýldýðý halde dedikodulardan
çekinerek Yûsuf’u zindana attýrýr. Yûsuf
zindanda iken peygamberliðe erer ve kendisine rüya tabiri bilgisi verilir. Mýsýr sultanýnýn gördüðü bir rüyayý tabir edince
zindandan çýkarýlýr ve ülkenin malî iþleriyle görevlendirilir. Sultanýn rüyasýndan hareketle aldýðý tedbirler sayesinde yedi yýl
süren bolluk zamanýnda erzak biriktirip
ardýndan gelen yedi yýllýk kýtlýk döneminde
ülkeyi sýkýntýdan kurtarýr. Bu sýrada kardeþleri erzak almak için Mýsýr’a gelince
onunla karþýlaþýrlar. Yûsuf anne bir kardeþi Bünyamin’i yanýnda alýkoyup diðer kardeþleriyle gömleðini babasýna gönderir.
Ya‘kub gömlekten Yûsuf’un kokusunu alýnca onun yaþadýðýný anlar ve gömleðin gözlerine sürülmesiyle tekrar görmeye baþlar. Daha sonra Yûsuf bütün ailesini Mýsýr’a davet eder, Ya‘kub da ailesiyle birlikte Mýsýr’a gider. Yûsuf’u selâmlamak üzere hepsi önünde eðilir, böylece onun rüyasý da gerçekleþmiþ olur.
Türkçesi’ne tamamlanarak aktarýlmýþ ve
Ýsmail Hikmet Ertaylan tarafýndan týpkýbasýmý yapýlmýþtýr (Yûsuf ile Züleyhâ, Ýstanbul 1960). XIV. yüzyýlda yazýlan Yûsuf
ve Züleyhâ’lar arasýnda en dikkate deðer
olaný Þeyyad Hamza’nýn ünlü mesnevisidir.
1529 beyitten meydana gelen eserin pek
çok baskýsý mevcuttur. Þeyyad Hamza’nýn
lirik anlatýmý ve akýcý üslûbuyla mesnevi
hem çok okunmuþ hem de sonraki eserlere örnek oluþturmuþtur (bk. DESTÂN-ý
YÛSUF). Kesin adý ve ne zaman yaþadýðý
bilinmeyen Süle Fakih’in Yûsuf ü Züleyhâ’sý 5005 beyitlik bir eserdir. Yalýn bir
Türkçe ile kaleme alýnan mesnevinin on
yedi nüshasý bilinmektedir (Köktekin, sy.
4 [1996], s. 176-177). Ayný yüzyýlda Yûsuf
ve Züleyhâ mesnevileri içinde önemli bir
eser de Erzurumlu Darîr’in kaleme aldýðý
mesnevidir. Tek nüshasý bulunan mesnevi (ÝÜ Ktp., TY, nr. 311) 2126 beyit olup ayrýca çeþitli kahramanlarýn aðzýndan söylenmiþ yirmi bir gazel içerir. Bu eser de
daha sonraki Yûsuf ve Züleyhâ mesnevilerini hayli etkilemiþtir. Gerek Þeyyad Hamza’nýn gerekse Darîr’in eserleri Eski Anadolu Türkçesi’nin güzel örnekleri arasýndadýr ve dil özellikleri bakýmýndan önemlidir.
XV. yüzyýlda Yûsuf ve Züleyhâ mesnevisi yazan þairler arasýnda Nahîfî (2653 beyit), Hatâyî (1234 beyit) ve Akkoyunlu Ahmedî’nin (2986 beyit; kitap hakkýnda bir
araþtýrma için bk. Azamat, sy. 7-8 [1988],
s. 348, 351, 357) adlarý anýlsa da asýl çaða
damgasýný vuran eser Hamdullah Hamdi’ye aittir. Yûsuf ve Züleyhâ’lar arasýnda
çok önemli kabul edilen bu mesnevi Molla Câmî’nin ayný adý taþýyan mesnevisinden ilham alýnarak yazýlmýþtýr; ancak ihtiva ettiði millî ve mahallî unsurlarla Türk
insanýnýn duygularýný ve geleneðini de çok
iyi yansýtmaktadýr. Lirik bir üslûpla yazýlan, anlatýmda Züleyhâ’nýn öne çýkarýldýðý
mesnevi 6241 beyittir. Kendisi de on bir
kardeþin en küçüðü olan Hamdullah Hamdi, âdeta kendi baþýndan geçenlerle paralellik kurarak kaleme aldýðý bu eserini
II. Bayezid’e sunmuþ, fakat beklediði ilgiyi görememiþtir. Mesnevide ayrýca dokuzu Züleyhâ’ya ait deðiþik kahramanlarca söylenmiþ on beþ gazel bulunmaktadýr
(Hüseyin Ayan, sy. 5 [1972], s. 31, 32). Ayný yüzyýla ait Yûsuf ve Züleyhâ’lar arasýnda, Hüseyin Baykara adýna Çaðatayca yazýlan ve Hâmidî’ye (Dolu, V [1954], s. 5158; Korkmaz, III/1 [1968], s. 7-48) yahut
Kutbüddin Ahmed Câm Cendepîl’e (Korkmaz, III/1 [1968], s. 12) nisbet edilen eserle Anadolu sahasýnda Çâkerî’ye izâfe edilen 4200 beyitlik mesnevi (15. yy. Þâiri Çâkerî ve Dîvâný, hazýrlayanýn giriþi, s. 5, 6)
sayýlabilir.
XVI. yüzyýlda kaleme alýnan ilk Yûsuf ve
Züleyhâ kimliði tam tesbit edilemeyen Þerîfî adlý bir þaire ait olup 1172 beyittir (Yû-
Taþlýcalý Yahyâ’nýn Yûsuf u Züleyhâ hikâyesinin ilk iki sayfasý (Millet Ktp., Ali Emîrî, Manzum, nr. 986)
Türk edebiyatýnda Orta Asya’dan Anadolu sahasýna kadar birçok edip ve þair
Yûsuf ve Züleyhâ kýssasýný ele almýþtýr.
Bu eserler yazýldýklarý coðrafyanýn ve zaman diliminin sosyal anlayýþý, kardeþlik,
baba-oðul iliþkileri, aþk, hasret vb. konulara dair gelenekleri yansýtýr. Bilinen ilk Yusuf ve Züleyhâ mesnevisi 1232-1233’te Yesevî derviþlerinden Ali tarafýndan yazýlmýþtýr. Hece vezniyle dörtlükler halinde düzenlenen ve Fars edebiyatýndaki örneklerine benzemeyip kýsmen orijinal sayýlan
eser yayýmlanmýþtýr (Kýssa-i Yûsuf Aleyhisselâm, Kazan 1839). Ýkinci eser Haliloðlu
Ali’ye ait olup Kýrýmlý Mahmud’un Kýpçak
Türkçesi’yle kaleme aldýðý, ancak yarým
kalan Yûsuf ve Züleyhâ’dan Anadolu
39
YÛSUF ve ZÜLEYHÂ
suf u Zelîhâ, haz. Zuhal Kültüral, hazýrlayanýn giriþi, s. V, VI). Ardýndan Kemalpaþazâde’nin Molla Câmî’nin etkisinde yazdýðý 7777 beyitlik eseri (Yûsuf u Zelîhâ,
haz. Mustafa Demirel, hazýrlayanýn giriþi,
s. XXI, XXXV), Taþlýcalý Yahyâ’nýn Hamdullah Hamdi’yi örnek alýp nazmettiði 5179
beyitlik baþarýlý mesnevisi (nþr. Mehmed
Çavuþoðlu, Ýstanbul 1979), Gubârî’nin yalýn bir Türkçe ile kaleme aldýðý 2106 beyitlik eseriyle Hâmidîzâde Celîlî’nin mesnevisi gelir (Levend, TDAY Belleten 1967, s.
99). XVII. yüzyýlda bu alanda Bursalý Hevâî Mustafa, Zihnî Abdüddelîl ve Rif‘atî Abdülhay efendilerin adý zikredilebilir (Levend, Türk Edebiyatý Tarihi, I, 128). XVII.
yüzyýldan sonra yazýlan mesneviler eskileri kadar baþarýlý deðildir; bunlardan Köprülüzâde Esad Paþa, Molla Hasan, Ahmedî-i Âmidî’nin eserleri sayýlabilir. Ayný dönemde Türkmen sahasýnda Nevrûzî’nin
Yûsuf u Züleyhâ’sý (7670 beyit) sevilerek okunmuþtur. Eserde mesnevi dýþýnda
farklý nazým þekillerinde þiirler de vardýr.
XIX. yüzyýlda Tâib’in Yûsuf u Züleyhâ’sý
yirmi sekiz gazel ve dört murabba ilâvesiyle 2488 beyte çýkmýþ (Gönül Ayan,
Osm.Ar., sy. 26 [2005], s. 76), Âteþzâde
Mehmed Ýzzet Paþa’nýn eseri ise yarým
kalmýþtýr. Mensur Yûsuf ve Züleyhâ yazanlar arasýnda Celâlzâde Mustafa Çelebi, Galatalý Mehmed b. Ýbrâhim, Altýparmak
Mehmed Efendi’nin isimleri zikredilir (Kavruk, s. 64). Doðrudan basýlarak çoðaltýlan
ilk Yûsuf ve Züleyhâ kitabý Süleyman Tevfik’e aittir (Ýstanbul 1331).
Muhammet Kuzubaþ, Ýstanbul 2010). Bu
mesnevi üzerine yazýlmýþ çok sayýda tez,
kitap, makale ve bildiri Hanife Koncu tarafýndan bir makalede toplanmýþtýr (bk.
bibl.). Yûsuf ve Züleyhâ modern Türk edebiyatýnýn da konularý arasýnda yer almýþ,
bu hususta manzum ve mensur çeþitli
eserler yazýlmýþtýr. Bunlardan bazýlarý þunlardýr: Nazan Bekiroðlu, Kalbin Üstünde
Titreyen Hüzün: Yusuf ile Züleyha (roman, Ýstanbul 2000); Melek Özlem Sezer,
Yusuf ile Zeliha (manzum, Ýstanbul 2011);
Nurullah Çetin, Yeni Türk Þairinin Yusuf ile Züleyha Hikâyesi Duyarlýðý (inceleme, Ankara 2004).
Bibliyografyada yer alanlar dýþýnda çeþitli incelemelerle birlikte yayýmlanan Yûsuf ve Züleyhâ mesnevileri þunlardýr: Dehri Dilçin, Þeyyad Hamza, Yusuf ve Zelîha (Ýstanbul 1946); Hamdullah Hamdî’nin Yûsuf ve Zelîhâ Mesnevisi (Giriþ,
Metin, Ýnceleme ve Týpkýbasým, haz. Zehra Öztürk, I-II, Cambridge 2001); Diyarbakýrlý Ahmedî, Yûsuf u Züleyhâ: Ýnceleme, Metin, Dizin, Sözlük (haz. Ýdris Kadýoðlu, Malatya 2005); Öznur Tuba Aktaþ,
Köprülüzâde Esad Paþa’nýn Terceme-i
Yûsuf u Züleyhâ Adlý Eserinin Bilimsel Yayýný ile Eserin Þekil ve Muhteva
Bakýmýndan Ýncelenmesi (yüksek lisans
tezi, 2006, Mimar Sinan Güzel Sanatlar
Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü);
Ýbrahim Taþ, Yusuf ve Zeliha (Ýstanbul
2008); Melike Gökcan Türkdoðan, Klasik
Türk Edebiyatýnda Yusuf u Züleyha
Mesnevileri Üzerine Mukayeseli Bir
Çalýþma (doktora tezi, 2008, Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü); Oflu
Bilal Efendi, Kýssa-i Yusuf u Zelîha (haz.
seyin Baykara Adýna Yazýlmýþ Çaðatayca Manzum Bir Yusuf Hikâyesi”, TDED, V (1954), s. 5158; Agâh Sýrrý Levend, Türk Edebiyatý Tarihi, Ankara 1988, I, tür.yer.; a.mlf., “Divan Edebiyatýnda Hikâye”, TDAY Belleten 1967 (1968), s. 99;
40
BÝBLÝYOGRAFYA :
Þeyyad Hamza, Yûsuf u Zelîhâ (haz. Ümit Özgür Demirci – Þenol Korkmaz), Ýstanbul 2008,
hazýrlayanlarýn giriþi, s. 9-25; a.e. Destân-ý Yûsuf (haz. Osman Yýldýz), Ankara 2008, hazýrlayanýn giriþi, s. 56, 57, 59; Darîr, Kýssa-i Yûsuf: Yûsuf u Züleyhâ (haz. Leylâ Karahan), Ankara 1994,
hazýrlayanýn giriþi, s. 9-27; Hamdullah Hamdi, Yûsuf ve Züleyhâ: Ýnceleme ve Seçmeler (haz. M.
Naci Onur), Ankara, ts. (Ertem Matbaacýlýk), hazýrlayanýn giriþi, s. 18, 25; 15. yy. Þâiri Çâkerî ve
Dîvâný (haz. Hatice Aynur), Ýstanbul 1999, hazýrlayanýn giriþi, s. 5, 6; Kemalpaþazâde, Yûsuf u Zelîhâ (haz. Mustafa Demirel), Cambridge 2004,
hazýrlayanýn giriþi, s. XXI, XXXV; Abdurrahman
Gubârî, Yûsuf u Züleyhâ: Ýnceleme-Metin (haz.
Hasan Aktaþ, yüksek lisans tezi, 2006), Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, hazýrlayanýn
giriþi, s. V, 51-55; Þerîfî, Yûsuf u Zelîhâ (haz. Zuhal Kültüral), Ýstanbul 2001; Muhammed Nevrûzî, Yûsuf u Züleyhâ: Ýnceleme-Metin (haz. Çoban Hýdýr Uluhan), Ankara 2007, hazýrlayanýn giriþi, I, 7; Halide Dolu, Menþeinden Beri Yusuf Hikâyesi ve Türk Edebiyatýndaki Versiyonlarý (doktora tezi, 1953), ÝÜ Ed. Fak.; a.mlf., “Sultan Hü-
Hasan Kavruk, Eski Türk Edebiyatýnda Mensur
Hikâyeler, Ýstanbul 1998, s. 64; Recep Demir,
Hatâyî-i Tebrizî ve Molla Câmî’nin Yûsuf u Züleyhâ Mesnevîleri Üzerinde Karþýlaþtýrmalý Bir
Ýnceleme: Ýnceleme-Metin (doktora tezi, 2006),
Yüzüncü Yýl Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü; Müjgân Çakýr, “Erzurum-Erzincan-Diyarbakýr
ve Kars Yollarýnda Bir Paþa: Âteþ-zâde Mehmed
Ýzzet ve Yûsuf u Züleyhâsý”, IV. Uluslararasý Van
Gölü Havzasý Sempozyumu (ed. Oktay Belli),
Ankara 2011, s. 393-396; Ýsmail Hikmet Ertaylan, “Türk Dilinde Yazýlan Ýlk Yûsuf ve Züleyhâ”, TDED, III/1-2 (1948), s. 211-230; Zeynep
Korkmaz, “Hüseyin Baykara Adýna Yazýlmýþ Çaðatayca Yûsuf ve Züleyhâ Mesnevîsinin Tanýnmayan Bir Yazmasý ve Eserin Yazarý”, TDe., III/1
(1968), s. 7-48; Hüseyin Ayan, “Hamdullâh Hamdî’nin Yusuf u Züleyhâ Mesnevîsindeki Gazeller”, EFAD, sy. 5 (1972), s. 31, 32; Nihat Azamat,
“Yeni Bir Ahmedî ve Ýki Eseri: Yûsuf ü Zelîha,
Esrarnâme Tercümesi”, Osm.Ar., sy. 7-8 (1998),
s. 348, 351, 357; Kâzým Köktekin, “Bir Yusuf ve
Zeliha Þairi Süle Fakih ve Eseri”, Atatürk Üniversitesi Türkiyat Araþtýrmalarý Enstitüsü Der-
gisi, sy. 4, Erzurum 1996, s. 176-177; G. K. Merguerian – A. Najmabadi, “Zulaykha and Yusuf:
Whose Best Story?”, IJMES, XXIX (1997), s. 485508; Gönül Ayan, “Ahmed Yesevi Etkisiyle Yazýlan Ýki Yusuf u Züleyha”, Türkiyat Araþtýrmalarý Dergisi, sy. 3, Konya 1997, s. 31-38; a.mlf.,
“Tâ’ib ve Yûsuf u Züleyhâ’sý”, Osm.Ar., sy. 26
(2005), s. 76; Hasibe Mazýoðlu, “Yûsuf u Züleyhâ
Yazarý Sulý Fakîh’in Adý Sorunu”, TDAY Belleten 1999/I-II (2003), s. 169-176; Hanife Koncu,
“Yûsuf ve Züleyhâ Bibliyografyasý”, Türkiye
Araþtýrmalarý Literatür Dergisi, V/10, Ýstanbul
2007, s. 617-630; Þahin Köktürk, “Halil Oðlu Ali’nin Yusuf ile Zeliha Hikâyesi”, Turkish Studies,
II/4 (2007), s. 555; Sibel Üst, “Nahîfî’nin Yûsuf u
Zelîhâ Mesnevisi”, a.e., II/4 (2007), s. 823, 824;
Melike Gökcan Türkdoðan, “Yusuf u Züleyha Mesnevilerinde Sosyal Hayatýn Yansýmalarý”, Atatürk
Üniversitesi Türkiyat Araþtýrmalarý Enstitüsü
Dergisi, sy. 38, Erzurum 2008, s. 51-70; Ahmet
Mermer, “Yusuf ile Zeliha”, TDEA, VIII, 619-621.
ÿHanife Koncu
™ FARS EDEBÝYATI. Dinî kaynaklý bir
Doðu edebiyatý ürünü olan Yûsuf ve Züleyhâ mesnevisi Fars edebiyatýnda da iþlenen konulardan biridir. Farsça eserlerde Yûsuf ve Züleyhâ hikâyesine yapýlan
telmih ve atýflar ilk defa X. yüzyýlda Ferruhî-i Sîstânî, Müncîk-i Tirmizî ve Ebû Hanîfe Ýskâfî gibi sebk-i Horasan þairlerinin
methiyelerinde görülür. Yûsuf’un ve diðer
kahramanlarýn baþýndan geçenler, þairlerin kendi zamanlarýndaki bazý olaylar ve
kiþilerle iliþkilendirilmiþ, böylece anlatým
zenginliði saðlanmýþtýr. XI. yüzyýl þairlerinden Katrân-ý Tebrîzî’nin divanýnda bu hikâyeye yirmiden fazla atýf yapýlmýþ, Nâsýr-ý
Hüsrev, Hâkanî-i Þirvânî ve Nizâmî-i Gencevî gibi þairler þiirlerinde hikâyeye sembolik yaklaþýmlarla yeni bir anlatým kazandýrmýþtýr. Meselâ Nâsýr-ý Hüsrev bir þiirinde, Yûsuf’un duasýyla Züleyhâ’nýn gençliðinin geri gelmesini kýþ mevsiminden sonra baharýn tekrar canlanmasýna benzetmiþ, baþka bir yerde kendi þiirinin etkisini Yûsuf’un duasýyla kýyaslayýp Farsça’nýn
bu sayede hayat bulduðunu söylemiþtir.
Hâkanî-i Þirvânî de hikâyenin farklý yönlerine atýfta bulunmuþtur. Örnek olarak Hâfýz-ý Þîrâzî’nin, “Kaybolan Yûsuf Ken‘an’a
geri dönecek üzülme / Hüzün kulübesi bir
gün gülþene dönecek üzülme” beytiyle Ganî’nin, “Ey Ganî! Ken‘an’daki yaþlý adamýn
(Ya‘kub) karanlýk gününe bak ki onun gözlerinin nuru Züleyhâ’nýn gözlerini aydýnlattý” beyti anýlabilir (M. Ecmel Han, IX/4
[1958], s. 20). Yûsuf ve Züleyhâ’ya ait sembollerin dinî þiir türünde daha çok kullanýldýðý görülmektedir. Senâî ve Ferîdüddin
Attâr gibi mutasavvýf þairler eserlerinde
hikâyedeki sahra, kuyu, zindan, Mýsýr ve
Züleyhâ gibi kavramlara tasavvufla ilgili
Download

– — ˜ ™