YIL : 77 SAYI : 902
Şubat 2012
Ahmet BAYANER
Muharrem ÇETİN
Rasih DEMİRCİ
Hikmet KAVRUK
Nurettin PARILTI
Adnan TEPECİK
Eriman TOPBAŞ
Mehmet YEŞİLTAŞ
Başyazı
1
Hasan KAVAL
DEĞİŞEN VE GELİŞEN EKONOMİK ORTAMDA
KOOPERATİFLERİN DENETİMİ YETERLİ VE
ÇAĞDAŞ BİR GÖRÜNTÜ VERMEKTE MİDİR?
3
Oktay TUNCAY
KOOPERATİF İŞLETMELERİN DENETİMİ
ÜZERİNE
11
Mehmet KALKAN
KOOPERATİFLERDE DENETİM
17
M. Akif ÖZER
KOOPERATİFÇİLİĞİN TEMEL ÖZELLİKLERİ
19
Halim UTLU
KOOPERATİFLERDEN HABERLER
26
Nuri GÜRGÜR
DERSIM'IN NEDENSE KONUŞULMAYAN
TARIHÇESI
33
YH.Rıdvan ÇONGUR
ÖLÜMÜNÜN 50. YILDÖNÜMÜNDE "BURSA'DA
ZAMAN" ŞAIRI: AHMET HAMDİ TANPINAR
38
Hüseyin ALBAYRAK
FATİH'İN PADİŞAH OLMASI
42
Metin DEMİRSOY
TÜRK DÜNYASINDAN HABERLER
45
26.02.2012
Dergimizde yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına
aittir.
Hüsnü POYRAZ
Prof.Dr. İhsan ERDOĞAN
Özdemir ÜNSAL
Başyazı
Kırsal kalkınma, küçük toplulukların içinde bulundukları ekonomik, sosyal ve kültürel
koşulları iyileştirmek amacı ile giriştikleri çabaların devletin-kamunun-kamu dışının bu
konudaki çabaları ile birleştirilmesi, bu toplulukların ulusal bütünle kaynaştırılması ulusal kalkınma çabalarına gerekli katkıda bulunmalarının sağlanması sürecidir.
Kırsal kalkınma uygulamalarının en başında; ekonomik amaçlar ve sosyal amaçlar gelmekle birlikte; örgütsel amaçlar ve çevresel amaçlarda vardır. Bu bağlamda, kırsal kalkınma
ekonomik ve sosyal açılardan değerlendirildiğinde; gelir düzeyi ve demokratikleşme
kavramları öne çıkmaktadır.
Demokratikleşme ve sosyal refahın artırılması yalnızca makro ekonomik göstergelerinin belli bir büyüklüğe ulaştırılması ile izah edilemeyebilir. Elde edilecek refahın ülkenin
bütün bölgeleri ve toplumun değişik kesimleri arasında adil biçimde dağıtılabilmesi de
önemlidir.
Demokratikleşme sürecinde, sermayenin tabana yayılması, istihdam imkanlarının
artırılması, daha yaygın olarak eğitim, sağlık, ulaşım ve güvenlik hizmetlerinin sunulması
da öne çıkmaktadır. Nitekim, işbirliği yapmak, grup ekonomisi olarak hareket etmek,
birlikte yönetmek ve kolektif olarak rekabet etmek gerekçeleri ile kurulan kooperatif
işletmeler; mülkiyeti ve sermayeyi tabana yayarak; tüketicinin korunmasına, toplumsal
barışa ve demokratik gelişmeye katkı sağlamaktadır.
Kooperatiflerin karakteristik yapısı, genel kabul görmüş kooperatif ilkeleri ve kooperatif mevzuatı gereği; demokratik katılım / yönetim ilkesi esastır. Kooperatifler, yönetim
organlarını kendileri seçerler. Kooperatif ortaklarının hiçbir kısıtlama olmaksızın seçme
ve seçilme hakları vardır. Bu durumda demokrasi kültürünün gelişmesine büyük katkı
sağlamaktadır. Dolayısıyla kırsal kalkınmanın sosyal ve onu tamamlayan ekonomik
amaçlarının gerçekleştirilmesi için birleşmek, işbirliği-güçbirliği yapmak öne çıkmaktadır.
Gelişmiş iletişim araçlarının kullanımı ile Bilgi Çağı olarak isimlendirilen çağımızda, artan rekabetin ortaya çıkardığı ölçek ekonomisi ve bunu teminen gerçekleştirilen şirket
birleşmeleri değerlendirildiğinde; özel sektör ve kamu sektörünün yanında üçüncü sektör olarak kabul edilen ve bizatihi bir birleşme olan kooperatifler de gerçekleştirdikleri
örgütlenme ile bir nevi birleşme gerçekleştirmektedirler. Nitekim bu birleşme veya
örgütlenme; kooperatifler birliği, kooperatifler merkez birliği, kooperatifler milli birliği
ve milli kooperatifler birliği seklindeki bir hiyerarşik yapı içinde olmaktadır. Birim kooperatiften başlayan bu örgütlenme piramit şeklinde dikey bir örgütlenmedir. Ölçek ekonomisi oluşturmanın yollarından birisi birim kooperatif ortak sayısını artırmak iken ikinci
yol üst örgütlenmeyi tamamlamaktır.
1
Dünyada Sosyal, Ekonomik ve Politik Anlamdaki Değişim ve Eğilimler
Demokratikleşme ve sosyal refahın artırılması için orta sınıfın güçlendirilmesi gerektiği
ve kooperatif işletmelerin, mikro - küçük işletmelerin ve esnaf - sanatkarın orta sınıf
olarak kabulü varsayımından hareketle, söz konusu birimlerin kaynak ihtiyaçlarının
karşılanmasında günümüz literatüründe sıkça tartışılan uygulamalardan biri de
mikrofinanstır.
Mikrofinans genel olarak bankacılık hizmetlerinin yoksul ya da aşırı yoksul olarak nitelenen düşük gelirli insanlara sağlanması anlamına gelmektedir. Başka bir ifadeyle mikrofinans, düşük gelirli insanlara kendi geçimlerini sağlamaları, kendi potansiyellerini ortaya
çıkarmaları ve kendi işletmelerini kurmaları için verilen kredi ve diğer finansal hizmetleri
içermektedir. Nitekim, Türkiye nüfus ve yoksulluk istatistikleri hem yoksulluk hem kırsal
kesimde yaşayan nüfus açısından değerlendirildiğinde mikrofinans uygulamalarına
ihtiyaç olduğu görülmektedir. Bu kapsamda esasında; esnaf ve sanatkarlar kredi ve kefalet kooperatifleri ile özellikle kırsalda tarım kredi kooperatifleri Türkiye mikrofinans
kurumları olmakla birlikte, 2002 KEDV Maya Mikro Ekonomik Destek İşletmesi ve 2003
TİSVA Türkiye Grameen Mikro Kredi Projesi mikro kredi sağlanabilecek kaynaklardır.
Türkiye’de Nüfus ve Yoksulluk Verileri
2
DEĞİŞEN VE GELİŞEN EKONOMİK
ORTAMDA KOOPERATİFLERİN
DENETİMİ YETERLİ VE ÇAĞDAŞ BİR
GÖRÜNTÜ VERMEKTE MİDİR?
Hasan KAVAL *
Giriş ve Durum Tespiti
Diğer ülkelerde olduğu gibi ülkemizde
de ekonomik yapı geliştikçe, kurumlarda
da önemli değişimler olmaktadır. Adeta
ekonomik gelişmeler eski kurumların ve
düzenlemelerin önemini yitirmesine ve yeni
kurumların getirilmesine neden olmaktadır.
Ülkemizde Sermaye Piyasası Kurulu, daha
sonra Bankacılık Düzenleme ve Denetleme
Kurulu, Aracı Kuruluşlar Birliği, Borsalar bu
gibi kurulların kurulması bu gelişmelerin
sonucudur. Henüz yeni kurulmuş olan
Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim
Standartları Kurumu’ da kamu yararı
bulunan kurumlarda ve sermaye piyasası
kurumlarında düzenleme yapma ve özellikle
muhasebe ve denetimiyle ilgili düzenleme
yapma yetkisi ile donatılmıştır.
Türkiye’de kooperatifçiliğin gelişimine
bakıldığında, özellikle yapı kooperatiflerine
olan ilginin eskisi kadar olmadığını
görmekteyiz.
Bu gelişmenin çok
farklı nedenleri olabilir. Ancak iki
önemli neden kolayca kabul edilebilir
niteliktedir. Bunlardan birincisi özellikle
büyük şehirlerde orta büyüklükteki
kooperatiflerde, yöneticilerin basiretsizliği
ve
bilgisizliği
nedeniyle
uğranılan
başarısızlıktır. İkinci ve esas önemli etken
* Prof. Dr.Gazi Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi,
İşletme Bölümü Öğretim Üyesi.
ise Toplu Konut İdaresi tarafından yapılan
konutlar ile Gayrimenkul Yatırım Ortaklıkları
desteğinde gerçekleştirilen ultra modern
projeler olsa gerekir.
Kanımızca esas önemli neden yöneticilerin
basiretsiz ve bilgisiz davranışları neticesinde
kooperatifçiliğe duyulan güvensizliktir. Çoğu
kez mesleği konut yapımı olmayan, ancak
ikna yeteneği yüksek kişilerin önderliğinde
kurulan yapı kooperatifleri, başlangıçta çok
iyi niyetli bir şekilde çalışmaya başlamakta,
daha sonra yeterli denetimsizlik nedeniyle
yöneticiler adeta baştan çıkmakta, kişisel
çıkarlar öne çıkmaktadır. Bazen niyet
iyi olmasına rağmen tecrübesizlik ve
bilgisizlik kooperatifin başarısızlığı ile
sonuçlanmaktadır.
Buna rağmen kooperatifçiliğin önemi
azalmamaktadır.
Ancak ekonomik
çevresi
değişmektedir.
Ekonomik
çevresinde meydana gelen değişim
kooperatiflerinde uyum zorunluluğunu
beraberinde getirmektedir. Diğer taraftan
üyelerini daha iyi bilgilendiren, gidişat
hakkında ve faaliyetlerin sonucu hakkında
daha zamanlı ve doğru bilgi veren
kooperatiflerde başarısızlığın önceden
önleneceği beklenmektedir. Bu yazıda
muhasebe ve denetim alanında meydana
gelen değişimler kooperatifler açısından
değerlendirilmeye çalışılacaktır.
3
Denetimin Niteliği
Genelde herkesin bildiği bir deyiş denetimin
en dar anlamını açıklayıcı niteliktedir.
Bu deyiş ise; “İnsana güven iyidir, ancak
kontrole mani değildir.” Bu deyiş insanlık
yaşamının çok değişik olgularında gerekli ve
geçerlidir. Ancak kişi ve kurumların bin bir
zorlukla kazandıkları fonları (tasarruflarını)
daha iyi değerlendireceğini vaat eden
kişilere devretmeleri ve onlardan beklenti
içine girmeleri modern yaşamın sonucudur.
Gerçekten insanlar tasarruflarını bazen
iktisadi işletmelere, bazen kooperatiflere
vermekte
varlıklarının
büyümesini
beklemektedirler.
Bu
tasarrufları
devralanlara belirli bir ekonomik alanda
faaliyette bulunma yetkisi verilmektedir.
Daha sonra bunun sonuçları beklenmektedir.
İşte kendilerine yetki ve sorumluluk verilen
kişilerin veya kişi topluluğunun (kurum
organları-yönetim kurulları) faaliyetlerini
denetlenmez ise, bunların zamanla duyulan
güveni kötüye kullanma olanakları ve
olasılıkları artmaktadır. Bu nedenle, işletme
yaşamında mutlaka yönetici organlara birde
bunları denetleyen organlar (Denetçi) ihdas
edilmektedir. Böylece adeta hırsızın günaha
girmesi engellenmektedir. Böyle bir organın
faydası sadece yetki verilen kişilerin günaha
girmelerinin engellenmesi değil, işletmede
verim ve mevzuata uygunluk da buna
paralel olarak sağlanmaktadır. Bu nedenle
denetimin öncelikle niteliği ve daha sonra
türlerinden bahsetmek gerekmektedir.
Denetim, en genel anlamıyla “iktisadi
olaylarla ilgili iddiaların, önceden saptanmış
ölçütlere uygunluğunu araştırmak ve
sonuçlarını ilgi duyanlara iletmek amacıyla
bağımsız bir şekilde kanıt toplayan ve bu
kanıtları değerleyen sistematik bir süreçtir”
şeklinde tanımlanmaktadır. Bu tanımdaki
unsurları kooperatifleri de kapsayan bir
şekilde yorumlar isek denetimin niteliği
4
ve çeşitleri daha kolay ortaya çıkar. Ancak
bu açıklamalara geçmeden önce denetim
ile gözetimin farkını da belirtmek gerekir.
Gözetim daha çok görevlendirilmiş
düzenleyici kurumlar tarafından uzaktan
belge ve bilgi alma suretiyle yapılan
denetim şeklinde algılanmaktadır. Örneğin,
bankaları Bankacılık Denetleme ve
Düzenleme Kurumu, halka açık şirketleri
Sermaye Piyasası Kurulu gözetim altında
tutmaktadır. Bu kurumlar kendi gözetimleri
altında bulunan kurumlardan bir takım
bilgiler alarak onları devamlı gözetim
altında tutmakta, istenmeyen sınırlara
gelindiğinde
müdahale
edilmektedir.
Gözetimde kullandıkları araç ise bağımsız
dış denetim olmaktadır. Bu kurumlar
bazı özelliklerini kanıtlayabilen denetim
şirketlerine yetki vermekte, bu kurumlar
aracılığıyla kendilerine iletilen bilgi ve
belgelerin güvenilirliğini sağlamaktadır.
Şimdi denetimin niteliğine geçebiliriz.
a) İktisadi Olaylar İle İlgili İddialar: Eğer bir
işletme, bir kurum veya bir kooperatif söz
konusu olursa, belirli bir dönem içinde bir
çok iktisadi sonuç doğuran olay meydana
gelir. Bu olaylar esasen işletmenin belirli
bir organının (örneğin yönetim kurulunun)
kontrolünde meydana gelmiş olaylardır
ve her zaman iktisadilik ve mevzuata
uygunluk açısından tartışılabilir. Yine bu
iktisadi olayların ve sonuçlarının işletmenin
dışında kalanlara rapor edilmesi de belirli bir
disiplin altında gerçekleştirilir. Bu disipline
uygun değilse, işletme dışındakilerin
yanıltılma olasılığı artar. Buradan bir sonuca
gelinmektedir. İşte herhangi bir olayın
yapılmasına ilişkin yetki ve sorumluluklar,
olayın iktisaden kabul edilebilir olması ve
olayın işletmenin dışında kalanlara rapor
edilmesi her biri ayrı bir değerleme ve
denetleme konusu olur.
b) Önceden Saptanmış Ölçütler:
Bu
aşağıda açıklanan denetim türleri ile
de ilgilidir. Eğer denetim bir faaliyet
denetimi veya ekonomiklik denetimi
ise, ticari işletmelerde elde edilen karın,
kooperatiflerde üyeler için alınan malın
fiyatının, üretim veya satış kooperatifi
ise tutturulabilen satış fiyatının, yapı
kooperatifi ise yapılan binaların maliyetinin
avantajlı olup olmadığını tespit gerekir.
Bunu yapabilmek içinde fiilen gerçekleşen
rakamın karşılaştırılabileceği önceden
saptanmış bir ölçü gerekir.
Eğer söz konusu olan mevzuata uygunluk
ise (uygunluk denetimi) yapılan işlemlerin
bir yasal mevzuat veya işletme içi bir
yönerge söz konusudur. Özellikle İdari
veya Hukuki denetim diye de adlandırılan
bu denetimde örneğin kooperatiflerde
Kooperatifler Kanunu, Tüzük gibi bir yasal
düzenleme ile, genel kurullarda alınan
kararlar söz konusudur. Önceden saptanmış
ölçüt olarak bu düzenlemeler ele alınır ve
yapılanlar ile karşılaştırılır.
Eğer söz konusu olan muhasebe denetimi
ise, belirli bir dönem sonunda çıkan
Bilanço, Gelir-Gider Tablosu, Nakit Akım
Tablosu, Özsermaye Değişim Tablosu
gibi
muhasebe çıktısı olan tabloların
yine önceden saptanmış ölçütlere göre
düzenip, düzenlenmediği söz konusudur.
Burada önceden saptanmış ölçütler
Türkiye Muhasebe ve Finansal Raporlama
Standartları olabildiği gibi, küçük ve halka
açık olmayan işletmelerde Vergi yasalarıdır.
c) Bağımsızlık: Bu denetimi yapan kişinin
ne faaliyetlerin icra sorumluluğunu taşıyan
yönetim kurulu veya benzeri organa ve ne
de raporlama sonucunda çıkan bilgileri
kullanacak kişilere (şirketlerde ortaklar,
kooperatiflerde üyeler, kreditörler gibi)
yakın ve onların çıkarları doğrultusunda
hareket eden kişiler olması gerektiğini
vurgular. Denetçinin taraflı olmaması
gerekir. Bu denetimin temel öğelerinden
birisidir.
d) Kanıt Toplama: Denetçi esasında bir yargıç
pozisyonundadır.
Değerlendirmelerini
eldeki bulgulara dayandırmak, kişisel
kanaatine göre değil, somut bulgulara göre
görüş oluşturmak zorundadır. Dolayısıyla
bu kanıtların değişik şekilde elde edilmesi
gerekir. İşte denetçilerin yaptıkları işin aslı
da budur. Kanıt toplarken eğer muhasebe
denetimi söz konusu ise, kasadaki parayı
sayar, stokların sayımına katılır, alacaklılara
ve borçlulara teyit mektubu göndertir. Eğer
söz konusu faaliyet (ekonomiklik) denetimi
ise denetçi örneğin herhangi bir konutun
maliyetini inceliyor ise, sadece faturalara
ve diğer sarf belgelerine bakmakla
kalmaz. Bunların gerçekten bu inşaatlarda
kullanıldığı,
alımlarının yeterli fiyat
araştırması sonucunda gerçekleştirildiği,
yapılan konutların projelerine uygun
olarak yapıldığı, fazla malzeme veya işçilik
kullanılmasının söz konusu olup olmadığı
gibi konularda incelemeler yapması
gerekir. Bu incelemeler bir denetim görüşü
oluşturulması için kanıt toplama sistemidir.
Denetim Türleri
Denetim yapılış ve amaçları açısından
üç türe ayrılır. Bunlar aşağıda kısaca
açıklanmaktadır.
Faaliyet Denetimi
Bu denetimin amacı, yapılan bir işin ulaşılan
bir sonucun en iyi koşullarda gerçekleştirilip
gerçekleştirilmediğini ortaya çıkarmaktır.
Amaç, eğer ucuz ve kaliteli birer konut
teslimi ise, bu yapılan işler sonucunda
ulaşılan maliyetlerin yüksek olup olmadığını
değerlemeye yöneliktir. Eğer bir ticari işletme
ise karın ne derece yeterli olduğunu ölçmeye
5
yöneliktir. Bu denetimin nihai hedefi,
işletme yönetiminin elindeki kaynakları
işletmenin kuruluş amaçlarına uygun bir
şekilde değerlendirip değerlendiremediğini
ortaya çıkarmak, işletmenin güçlü ve zayıf
taraflarını ortaya koymaktır. Böylece geçmişe
ilişkin bir yargı geliştirilebildiği gibi, bazen de
önlem alınması için bir baz çalışma olur. Bu
denetime verimlilik denetimi, performans
denetimi gibi isimlerde verilmektedir.
Muhasebe Denetimi
Bu denetim türü, denetimin konusu
işletmenin belirli bir dönem sonucunda
gelinen noktada Bilançosu, Kar/Zarar
Tablosu, Nakit Akım Tablosu, Öz Sermaye
Değişim Tablosu gibi tabloların önceden
belirlenmiş bir sisteme uygun şekilde
düzenlenip,
düzenlenmediğini
tespite
yöneliktir. Eğer işletmeyi yönetenler değişik
şekillerde işletmenin durumunu olduğundan
farklı (olduğundan dahi iyi veya olduğundan
daha kötü) göstermek isteğinde iseler buna
engel olucu bir niteliği vardır. Nihai hedefi
mali tabloların güvenilir olup olmadığı
hakkında bir görüş oluşturmaktır.
Uygunluk Denetimi
Bu denetim türünde çok daha küçük bir
amaç alınır ve buna uygun davranılıp,
davranılmadığı test etmeye çalışılır. Çoğu kez
bu amaç vergi yasalarına uyumdur. Ancak
kooperatiflerde kooperatifler kanununa,
genel kurulda alınan kararlara, üst birlik
veya merkez birlikle olan ilişkilere ilişkin
yapılan testler bu tür denetim kapsamında
yer alır.
Yasal
düzenlemelere
bakıldığında
faaliyet denetimi ile ilgili bir düzenleme
görülmemektedir. Yapılan işin, görülen
görevin, faaliyetler sonucunda ulaşılan
sonuçların kooperatifin amaçlarına uygun
bir şekilde gerçekleştirildiğini, sonuçlar
6
yetersiz ise ne gibi eksiklik veya zaafların
gösterildiğini araştırma ve raporlama faaliyeti
ile ilgili yasalarda somut düzenlemeler
bulunmamaktadır. Bu faaliyetin esasen
kurumların (kurumdaki kastımız Anonim
Şirketler, Limited Şirketler ve benzerleridir)
ve kooperatiflerin genel kurulunda seçilen
denetçiler veya denetçiler kurulu tarafından
yerine getirildiği sanılır. Oysa ki, bu gerçekçi
değildir. Bu denetçiler daha çok yukarıdaki
denetim türlerinden uygunluk denetimine
benzer bir denetim yaparlar. Bunlar “Genel
Kurul namına bütün işlem ve hesapları
hesaplarını tetkik eder.”* Yine “….görevleri
çerçevesinde
işlerin
yürütülmesinde
noksanlıkları, kanuna ve ana sözleşmeye
aykırı hareketleri….”** tespit ederek ilgili
makamlara veya genel kurula bildirimde
bulunurlar. Bu denetçiler yasaya göre “…
bütün işlem ve hesapları..” incelemek
yetkisine haiz oldukları için, isterler ise,
örneğin herhangi bir yapım işinde veya bir
satın alma işleminde kooperatifin çıkarlarına
ne derece titizlik gösterildiğini inceleyebilirler,
şüphelenirler ise diğer örnekler ile
karşılaştırmasını yapabilirler. Yönetim Kurulu
toplantılarına katılabildikleri gibi, böyle bir
durumda şüpheleri veya yetersiz gördükleri
konulara ilişkin görüşlerini yönetim
kurulu üyelerine bildirebilirler. Böylece
bir anlamda yönetim kurulunu kontrol
etmiş olurlar. Ancak bu tür bir çalışmaya
uygulamada hiç karşılaşılmamaktadır veya
nadir karşılaşılmaktadır. Çünkü bu denetim
faaliyeti çok kapsamlı bir iştir. Bu konularda
uzmanlık ve deneyim gerektirir. Bir veya
iki kişinin yapabileceği bir iş değildir. Ekip
gerektirir. Bu kapsamda seçilen denetçiler
ne faaliyet denetimi yapmaya ehil kişilerdir,
ne de bunu yapabilmek için olanakları vardır.
Şirket genel kurulunda seçilen denetçiler,
esasında muhasebe denetimi yapmakla
görevlidirler. Çünkü bunlar yukarıda ve
* Kooperatifler Kanunu, Md.65
** Kooperatifler Kanunu, Md. 67
yasada belirtildiği gibi “ …. işletme hesabı
ve bilanço….” incelemek ve denetlemek
durumundadırlar. Bilanço ve diğer hesapların
doğruluğunu ve dolayısıyla yönetim
kurulunun başarı veya başarısızlığını Genel
Kurul’a rapor ederler. Bunların raporları
genel kurula yönetim kurulunun ibrası için
sorun olmadığının ifadesidir. Ancak bunları
yapabilecek kapasitede olup olmadıkları,
fiilen yaptıkları bilimsel anlamda muhasebe
denetimi
ile
örtüşüp
örtüşmediği
tartışmalıdır. Bu konuya aşağıda tekrar
değinilecektir.
ilişkin 65-69 maddeler düzenlenmiştir. Bu
düzenlemeler ise bugün gelinen ekonomik
ortamda yeterli görülmemektedir. Çünkü
bu denetçilerin kimlerden oluşacağına
ilişkin bir düzenleme olmadığı için
kooperatiflerde ve diğer şirketlerde yönetim
kurulu başkanın da karşı çıkmayacağı
bir veya birkaç kişi genel kurulda
seçilmektedir. Bunlarda denetçilerde
bulunması gereken bağımsızlık, mesleki
yeterlilik ve deneyim gibi standartların hiç
birisi bulunmamaktadır.
Yine Kooperatifler Kanunu’nun 75 inci
maddesine göre eğer kooperatif bir üst
birliğe ve oradan da merkez birliğine
bağlı ise merkez birliğinin kendisine bağlı
kooperatifleri denetleme yetki ve görevi
bulunmaktadır. Üst birlik ve merkez birliği
alt kooperatiflere bir danışmanlık ve eğitim
hizmeti vermekle birlikte, alt kooperatiflerin
tek başlarına başaramayacakları güçlükleri
Genelde
denetçilerin
sınıflamasında aşmakta yardımcı olmaktadırlar. Örneğin
kullanılan başka bir kriter ise denetçilerin iç
kredi kullanımında, ihale yapılmasında
denetçi, dış denetçi şeklinde ayırımıdır. Bu
yönlendirici olmaktadırlar. Bunun tabii
anlamda dış denetçilerde bağımsız denetçiler
bir neticesi olarak kanun koyucu bu üst
ile kamu denetçileri (vergi denetimi yapan
maliye müfettişleri, kooperatif kontrolleri, ve merkez birliklerine kendilerine bağlı
bakanlık müfettişleri gibi) olmak üzere ikiye alt kooperatifleri denetleme yetkisi
ayrılırlar. İç denetçiler ise, bizzat kurumun vermektedir. Böylece kim işletmeyi daha
müfettiş, kontrolör, murakıp gibi adlandırılan iyi tanırsa, o öncelikle daha iyi yol gösterir
elemanlarıdır. Maalesef kurumların genel ve daha iyi denetler şeklindeki düşünceden
kurullarında seçilen denetçiler bu tanımların yararlanılmış olunmaktadır. Bu birliklerin
denetiminin hem daha ucuz ve hem de
hiç birine oturtulamazlar.
daha kaliteli olacağı düşünülmektedir***.
Dezavantaj olarak ise birlik içinde
Kooperatiflerin
bir kooperatifin başarısızlığının bağlı
Denetimine İlişkin Ülkemiz bulunduğu üst birlik veya merkez birliğinin
şöhretini olumsuz yönde etkileyeceği
Mevzuatı
düşüncesi ile bağımsızlığın ve tarafsızlığın
Kooperatiflerin denetimine bakıldığında korunamayacağı düşünülmektedir.
ilk göze çarpan özellik bu konuda çok
*** Burchard Bösche, “Besonderheiten des gedağınık ve anlaşılmaz bir anlayışının nossenschaftlichen Prüfungswesens, www.zdkhüküm sürdüğü görülmektedir. 1165 hamburg.de/download/Genossenschaftspruefung
sayılı Kooperatif Kanunu’nda denetçilere (12.02.2012)
Genel
Kurul’da
seçilen
denetçilerin
yaptığı denetim ağırlıklı olarak uygunluk
denetimi ile özdeş gibi görülse de bunu da
karşılamamaktadır. Çünkü bu denetimde
de denetimi yapanların işin ehli olmaları ve
olması gereken/gerçekleşen karşılaştırması
yapabilecek nitelikte kişiler tarafından
yapılması gerekir.
7
Kooperatifleri
denetlemekte
görevli
olan başka ve önemli başka bir kurumsa
“ticaret bakanlığı” dır. Ticaret Bakanlığı
sadece kooperatifleri, kooperatif üst
kuruluşları, merkez birlikleri ve Türkiye
Milli Kooperatifler Birliği’ni denetlemekle
görevli değildir. Kendisine 86’ nci madde
ile başka görevlerde verilmiştir. Bakanlık
bu görevini bizzat kendi elemanları ve
müfettişleri
ile
gerçekleştirebileceği
gibi, kooperatif kontrolörleri tarafından
gerçekleştirebilir. Uygulamada bu görev
kooperatiflerin genel kurulların yapılması
için bakanlık temsilcisi gönderilmesi
ve şikayet olduğunda kontrolör veya
müfettiş gönderilmesi şeklinde yerine
getirilmektedir.
Kooperatifler Kanunu’nda 3476 sayılı
kanunla yapılan değişiklikle Ticaret
Bakanlığı’nın görevleri diğer bakanlıklar
ile paylaşılmış ve “ilgili bakanlık” denetimi
getirilmiştir. Bu kapsamda ilgili bakanlık
tarımsal amaçlı kooperatiflerde Tarım
ve Köy İşleri Bakanlığı (Gıda, Tarım ve
Hayvancılık Bakanlığı), Yapı Kuruluşlarında
Bayındırlık ve İskan Bakanlığı diğerlerinde
ise Sanayi ve Ticaret Bakanlığıdır (Gümrük
ve Ticaret Bakanlığı).
Bu tür denetimlerde maksat, tam bir
muhasebe denetimi veya faaliyet denetimi
değil, bir uygunluk denetimidir. Eğer
kooperatif hakkında bir şikayet varsa,
mevzuata uygunluk, zimmet, görevde
ihmal gibi nedenler varsa inceleme
yapılmaktadır. Bu tür faaliyetler esasında
bir bugünkü anlamda denetim değil,
gözetim görevinin yerine getirilmesidir.
Görüldüğü
gibi,
yurdumuzda
kooperatiflerde
faaliyet
denetimi
veya bağımsız dış muhasebe denetimi
kapsamından
hiçbir
düzenleme
bulunmamaktadır.
8
Denetim Mevzuatında
Gelişmeler ve Bağımsız
Dış Denetim
Günümüzün pazar ekonomisi kapsamında
şirketlerin denetimi için geliştirilmiş
kurum olarak bağımsız dış denetim göze
çarpmaktadır. Bu denetim bir faaliyet
denetimi değil, bir muhasebe denetimidir.
Ancak faaliyet denetiminin bazı sonuçlarını
da beraberinde taşımaktadır. Özellikle para
ve sermaye piyasalarında işlem yapan,
dolayısıyla halkın tasarruflarını daha yoğun
kullanan ve bunları istismar etme olanağı
olan kurumlarda bu sistem zorunlu olarak
kullanılmaktadır. Daha ileri ekonomik
çevrelerde sadece para ve sermaye
piyasasında faaliyet gösteren kurumlar değil,
belirli bir büyüklüğe ulaşan tüm kurumlar bu
denetim kapsamına alınmaktadır. Örneğin
bilanço büyüklüğü, satış hasılatı büyüklüğü,
çalışan sayısı gibi kriterler belirlenmekte
ve bu kriterleri geçen şirket ve kurumlar
bu denetim kapsamına zorunlu olarak
alınmaktadır. Bu sisteme ülkemizde de
geçilmiş bulunmaktadır. Bilindiği gibi yakın
zamana kadar SPK gözetimindeki şirketler,
sigorta şirketleri, bankalar ve belirli bir
enerji sektörü şirketleri bağımsız denetim
kapsamında iken, yeni Türk Ticaret Kanunu
ile büyük şirket olarak kabul edilecek
tüm şirketler girmiş bulunmaktadır.
Şimdiye kadar bir şirket organı olarak eski
Ticaret Kanunumuzda yer alan denetçiler
kaldırılmıştır. Bunun yerine kurumun dışında
serbest meslek olarak muhasebe denetimi
mesleğini icra eden, gözetim kurumlarınca
mesleki yeterliliği onanmış denetçilere
veya bağımsız denetim şirketlerine görev
verilmiştir. Artık büyük şirket tanımına
giren şirketler bir bağımsız denetim şirketi,
orta ve küçük işletmeler ise bir veya daha
fazla Yeminli Mali Müşavir veya Serbest
Muhasebeci Mali Müşavir tarafından
denetlenebilecekler ve genel kurula
raporlama yapacaklardır****. Bunlar artık
sermaye şirketlerinin yasal denetçileridir.
Bunların nasıl denetçi olabilecekleri,
denetimi nasıl yapacakları, sonuçlarının nasıl
raporlanacağı Kamu Gözetimi Muhasebe ve
Denetim Standartları Kurumu tarafından
belirlenecektir. Bunların sicilleri bu kurum
tarafından tutulacaktır.
Bu yeni sisteme göre denetçiler sadece
muhasebe denetimi kapsamında olan
Bilanço (Finansal Durum Raporu), Kar
Zarar Tablosu, Diğer Kapsamlı Gelirler
Tablosu, Nakit Akım Tablosu gibi temel
finansal tabloların Türkiye Muhasebe/
Finansal Raporlama Standartlarına uygun
olarak düzenlenip düzenlenmediğini rapor
etmeyeceklerdir. Bunlara başka görevlerde
verilmektedir. Halka açık şirketlerde şirket
yönetim kurulu öncelikle şirketin taşıdığı
risklerin erken teşhisi ve yönetimi için bir
komite kurmak ve bu komiteden iki ayda
bir rapor almak zorundadır. Bu rapor aynı
zamanda denetçiye de verilecektir. Eğer
şirket halka açık şirket değilse, bu komitenin
kurulması zorunlu değildir. Ancak denetçi
böyle bir kurumun gerekliliğine inanıyor ise
yönetim kurulunu bu konuda bilgilendirir.
Yönetim kurulu da bu komiteyi bir ay içinde
çalıştırmak zorunda kalır (6102 sayılı yeni
TTK md 378). Denetçi denetim raporunda bu
sistemin ve komitenin kurulup kurulmadığını,
böyle bir sistem kurulmuş ise bunun yapısını
ve komitenin uygulamalarını açıklayan bir
rapor hazırlayarak denetim raporu ile birlikte
yönetim kuruluna vermek zorundadır (yeni
TTK md.402). Bu raporda genel kurulda
yapılacak görüşme ve değerlendirmelerin
temel aracıdır.
Bu sistemde denetçilerin başka bir görevi ise
yönetim kurulunun hazırlayıp genel kurula
sunduğu faaliyet raporundaki bilgilerin
**** Büyük, orta, küçük işletme kıstasları Ticaret
Bakanlığı tarafından ayrıca belirlenecektir.
mali tablolar ile uyumlu olup olmadığını
belirlemek ve rapor etmektir. Faaliyet
raporunda şirketin gelişmesine ve geleceğine
ilişkin mali bilgilerin yanında mali olmayan
bilgilerde yer alacağı, şirketin faaliyet
sonuçlarının rakamlarla analizi yapılacağı
için denetçi muhasebe denetiminin dışında
daha geniş, adeta faaliyet denetimine
yaklaşan bir görev yapacaktır.
Diğer
taraftan mali tabloların şirketin durumunu
yansıtan bir resim oluşturup oluşturmadığı
konusunda görüş oluşturacaklardır. Bu
görüşe ulaşabilmek için tüm harcamaları,
tüm gelirleri giderleri inceleyecek bunların
gerçekçi ve işletme için kullanılmış olup
olmadığını test edeceklerdir. Şirketin iç
kontrol sistemini araştıracaklardır. İç kontrol
sistemi bir iç sistem olup, şirketin mal
varlığının korunmasını ve tüm iktisadi sonuç
doğuran olayların kayda geçmesini sağlayan
bir sistemdir. Bu sistem sayesinde işletmede
israflar önlenecek, diğer taraftan mevzuata
da uyum sağlanacaktır. Denetçi görüşünü
mevcut iç kontrol sistemine dayandıracaktır.
Böylece denetçinin sadece muhasebe
belgeleri ile ilgili olmadığı adeta bir faaliyet
denetimi yaptığı ortaya çıkmaktadır. Salt
muhasebe denetiminin de dışına çıkılmakta,
yönetime görev veren genel kurulun karar
almasına katkıda bulunmaktadır.
Denetim ve denetçi konusunda tüm
Avrupa’da bir sistem değişimi son on, on
beş yılda gerçekleştirilmiştir. Avrupa Birliği
kapsamında tüm ülkelerde bağımsız denetim
mevzuatı yenilenmiş birlik bu konuda
mevzuat yaratmıştır. Yeni kurulan Kamu
Gözetimi Muhasebe ve Denetim Standartları
Kurumu’da bu kapsamda geliştirilmiş bir
kurum olarak görülmektedir. Denetim
salt muhasebe denetimi olmaktan çıkmış,
tamamıyla mevzuata uygunluk (uygunluk
denetimi) ve faaliyet denetimi ile birleşmiş
bulunmaktadır.
Örneğin Almanya’da belirli bir büyüklüğü
9
geçen kooperatiflerde, yönetim kurulu
(Verwaltungsrat, Vorstand) ile birlikle
denetim
kurulu
(Aufsichtrat)
şirket
organı olarak görev yapmaktadır. Yine
aynı yurdumuzdaki gibi bağlı bulunduğu
Kooperatifler Birliği (Venband) tarafından
denetim bir kurum olarak düzenlenmiş
bulunmakta ve başarı ile yürütülmektedir.
Ancak buna rağmen bilanço toplamı 1
Milyon Avro’yu, satış hasılatı tutarı 2 Milyon
Avro’yu geçen kooperatifler ayrıca tıpkı diğer
sermaye şirketlerinde olduğu gibi bağımsız
dış denetime tabidir. Ancak bu standartların
altında kalan kooperatifler için bu zorunluluk
iki yılda bir yerine getirilecektir. Denetimlerde
Uluslararası Denetim Standartlarına göre
gerçekleştirilmek zorundadır.
Sonuç ve Öneriler
Kooperatifçiliği yaşatmak zorunda isek
gelişen koşullara uydurmak zorundayız. Bu
nedenle faydalı gördüğümüz kurumları veya
düzenlemeleri de gecikmeden benimsemeli
ve kendimize uyarlamalıyız. Tüm dünyada
olduğu gibi gerek muhasebe düzeninde
gerekse denetimde oldukça hızlı ve kapsamlı
değişimler yaşanmaktadır. Bu değişimler
ülkemizi Ticaret Kanunu’nu yenilemek
zorunda bırakmıştır. Bu kapsamda şirketler
hukukunda önemli değişimler yapılmıştır.
Belirli büyüklüğe ulaşmış şirketlerin tamamı
bağımsız denetim kapsamına alınmış,
şirketlerde bir organ olarak yer alan denetim
kurulları yerini dışarda serbest çalışan
denetçilere bırakmıştır. Denetçiler ise ya
Serbest Muhasebeci Mali Müşavir veya
Yeminli Mali Müşavir olabileceklerdir. Bunlar
bu unvanları yeterliliklerini kanıtlayarak
sınav sonucunda almışlardır. Yani mesleki
eğitim ve deneyim kazanmış kişilerdir.
Ülkemizde de tıpkı yurt dışında ve diğer
şirketlerde olduğu gibi belirli bir büyüklüğü
geçen kooperatiflere bağımsız dış denetim
zorunluluğu getirmenin zamanı gelmiştir.
10
Yeni kurulan Kamu Denetimi, Muhasebe
ve Denetim Standartları Kurumu bazı
kooperatifleri
kamu
yararı
taşıyan
kurumlar olarak niteleyerek bağımsız
denetim kapsamına alabilir. Bu bazı
küçük kooperatiflerimize ek bir maliyet
getirecektir. Bazılarında ise gereksiz
olabilir. Eğer faydası maliyetini geçecekse,
bundan kaçınılmamalıdır. Bu nedenle
kooperatiflerimizin yapısına uygun bir
düzenleme getirilebilir. Örneğin kanunla
kurulmuş kooperatif birlikleri ve buna bağlı
kooperatifler, belirli bir konut yapım sayısını
aşan ve dolayısıyla halkın tasarruflarını
toplayan kooperatifler, yine satış ve bilanço
büyüklüğü belirli bir hacme ulaşmış
kooperatifler için bu düzenlemenin yapılması
oldukça yararlı olacaktır. Kanımızca bu
şekilde bir düzenlemeye normal ticaret
şirketlerinden daha fazla kooperatiflerimizin
ihtiyacı bulunmaktadır.
Esasen bazı faydalı şeylerin hayata geçirilmesi
için yasa gerekmemektedir. Bağımsız denetim
şirketlerinin hizmetlerinden kooperatifler
isteğe bağlı olarak da yararlanabilirler.
Özellikle ana sözleşmelerine koyacakları bir
hükümle bu zorunlu hale getirilebilir.
Böyle bir düzenleme ile kooperatif üyeleri;
yönetime getirdikleri yönetim kurulu
üyelerinin istismara yönelik davranışlarını
çok daha zamanlı yakalama, verdikleri
paraların nereye kullanıldığını, yapılan işlerin
ne ile finanse edildiğini, kooperatiflerinin
gerçekten
borçlu
olup
olmadığını,
inşaatlarının ne ölçüde tamamlandığını
ve ulaşılan maliyet düzeylerinin gerçekten
ne olduğunu daha zamanlı ve güvenilir bir
biçimde görme imkânına kavuşurlar.
KOOPERATİF İŞLETMELERİN
DENETİMİ ÜZERİNE
DR. Oktay TUNCAY
İşletmecilik, işletme olarak isimlendirilen
üretim birimlerinin rasyonel ve kârlı bir
şekilde çalışmasını sağlayacak prensip ve
uygulamaları inceleyen bir bilimdir. Bu sebeple, sanayi, tarım, ticaret ve bu çalışma
konularında kooperatif işletmelerde mikro
ekonominin prensiplerine göre çalışırlar.
İşletmecilik, bir işletmenin organizasyonu
ve işleyişi ile ilgili olarak, kıt üretim faktörlerinin ne şekilde kullanılacağını gösteren
bir seçim ve karar verme ilmidir. İşletme
ekonomisi, üretim alanının birbiriyle ilişkili bütün safhalarını birlikte ele alır. Bu nedenle, işletmecinin yönetim, organizasyon,
plânlama ve pazarlama gibi ekonomik konulardaki bilgisi yanında, üretim teknolojisi
ve üretimle doğrudan doğruya ilişkisi olan
konularda temel bilgilere sahip olması gerekir. Bu konularda bilgi sahibi ve tecrübesi
olmayan bir kişi, genel ekonomik konularda geniş kültürü olsa dahi, üretim teknolojisinden elde edeceği girdi-çıktı ilişkileri ile
üretim ve verimle ilgili katsayıları, ikame
oranları, işletmenin büyüklük ve ölçek ilişkilerine ve elde edilen sonuçlara ait verileri
analiz ve yorumlamada büyük güçlüklerle
karşılaşır(1). İşletmecilik, ürünlerin teknik
yönden sadece nasıl üretileceğine değil, aynı zaman da ekonomik açıdan hangi ürünlerin nasıl, nerede, ne zaman ve ne miktarda
yetiştirileceğine karar verir. Bu problemlerin çözüm yolları uygulamada birbiriyle yakinen ilgilidir. Bu nedenle işletmecinin başarıya ulaşabilmesi için, ekonomi yanında,
teknoloji konusunda da doğru ve geniş bilgi
sahibi olması gerekmektedir.
Mal ve hizmet üretimin iyi bir şekilde yapılabilmesi, ancak üretim faktörlerinin müteşebbis tarafından bir araya getirilerek,
uyumlu bir şekilde organize edilmesiyle
mümkün olabilir. Yani her üretim faaliyetinin gerisinde bilen, düşünen ve karar
vererek işi organize eden ve uygulayan bir
müteşebbis vardır. 0 halde, üretim faktörleri olan tabiat, iş ve sermayeyi kombine ve
organize ederek, üretim faaliyetine girişen
ve elde ettiklerini, kâr amacıyla pazara çıkaran ve yaptığı işin sorumluluğunu ve rizikosunu yüklenen kişiye, müteşebbis denir(2).
Müteşebbisin yaptığı işin esası, bulucu, kurucu, düzenleyici ve denetleyici olmasıdır.
Kooperatifler, ortaklarının ekonomik haklarını savunmak gayesiyle bizzat fertler tarafından kurulan sosyo-ekonomik teşkilatlardır. İnsanlar, ya tüketici veyahutta kredi
alıcısı olarak ekonomik haklarını müdafaa
etmek için birleşmişler ve çeşitli isimler altında kooperatiflerin doğmasına sebebiyet
vermişlerdir.
Kooperatif işletmelere, birbirine bağlı aynı faaliyet basamağında çalışan ekonomik
birimlere hizmet eden bir ekonomik kuruluş olarak bakılabilir. Üyelerin tek başlarına başarmaya güçlerinin ve imkânlarının
kâfi gelmediği veya tek başlarına yapmaya istekli olmadıkları işleri, ortaklığa
devretmeleri üzerine kooperatif işletmeler
kurulur. Kurulan bu kooperatifin bağımsız
11
bir işletme mi olduğu; yoksa, birbirine
bağlı ekonomik birimlerin oluşturduğu bir
karma işletme mi olduğu tartışmalı bir
konudur. Kooperatiflerin ortakları ile çok
sıkı bağları olduğu halde, çalışma esasları
itibariyle kooperatif işletmenin ayrı bir
varlık olduğu, kooperatifçilik ilkeleri çerçevesinde ve işletmecilik prensiplerine
uygun olarak çalışması gerekir.
Ortaklar, tek başlarına yapamadıkları işleri
kooperatif ortaklığa veya işletmeye devretmekle beraber, işletme ilkeleri çerçevesinde denetim hak ve sorumluluğunu da taşırlar.Denetleme olgusu kooperatif işletmelerin gelişmesine paralel olarak kurumsallaşmaktadır. Piyasada tam rekabet şartlarının
hüküm sürdüğü kabul edilirse, kooperatif
ürünleri piyasa fiyatından satacak, dolayısıyla sattıkları malları mümkün olduğu
kadar en yüksek satış hasılatı sağlamaları
kooperatiflerin hizmet maliyetini asgariye
indirecek bir organizasyona sahip olması
ile mümkün olabilecektir. Bu ise, belirli bir
işbölümü ve ihtisaslaşmayı gerektirmektedir. Bu safhada, yardımcı işletmeleri kooperatif geliştikçe ve iş hacminin artmasıyla
yardımcı işletmenin organ işletme haline
dönüştüğünü görüyoruz. Diğer bir deyişle,
yardımcı işletmeli kooperatif, sadece ortaklara yardımcı olma niteliğinden çıkarak, ayrı
bir teşebbüs olarak, işletmecilik kurallarına
göre çalışan, ortak işletmelerde ayrı, dışa
dönük çalışan, fakat ortaklara hizmet götürür yönde fonksiyonunu sürdüren “bir kooperatif teşebbüsün organı” şeklini almaktadır (3).Organ işletmeli geleneksel kooperatif, kooperatif bünyesin de, ihtisaslaşmış
ve teknik çalışan bir organizasyonun gelişmesiyle meydana gelir. Bu gelişme safhasında Yönetim Kurulu iyice temayüz eder.
Kooperatifin işletme faaliyetlerini(tedarik,
üretim, pazarlama, finansman vs) işbölümüne göre dağıtır. İşletmecilik faaliyetleri artık bizzat ortaklar tarafından değil,
12
işletme içi birimler tarafından fonksiyonel
bir şekilde yürütülmektedir. Yönetim Kurulu Karar Organı haline dönüşmüştür.
Dışarıdan mal ve hizmet alımı veya satımı işletmenin ihtisaslaşmış teknik birimleri tarafından yürütülmektedir.Ortaklar
tarafından seçilen Yönetim Kurulunca, ortak işletmelerin kooperatifle olan karşılıklı katkı-hizmet ilişkileri düzenlenmekte
uyum sağlanmak tadır. Denetim Kurulu bu
safhada da yer almakta olup, ortaklardan
oluşmaktadır. Ortak ihtiyaçların işbirliği ve
dayanışma ruhuyla karşılanması amacıyla
kurulan kooperatiflerde, kimi zaman ortakların ve yöneticilerin yeterli bilgi¬ye sahip
olamamalarından kimi zaman ise kötü niyetli yöneticilerin eylem¬lerinden dolayı
ortakların mağduriyetine yol açan mevzuata aykırı eylem ve işlemlerle karşılaşılabilmektedir. Bu nedenle, kooperatif ortak ve
yöneticile¬rinin iş ve işlemlerinin denetime
tabi tutulması gelecekte karşılaşılabilecek
sorunların önüne geçilmesi ya da varsa işlenmiş olan suçların ve sorumluların tespiti
açısından büyük önem taşımaktadır.Kooperatifler açısından denetim, kooperatiflerin tüm faaliyetlerinin mevzuat hükümleri,
kanun, tüzük, yönetmelik, ana sözleşme,
genel kurul kararları ve iyi niyet esaslarına
uygun olup olmadığının araştırılması için
yapılan tüm çalışmalardır.
Kooperatiflerde denetim kendinden beklenen amaca hizmet etmelidir. Kooperatifte
denetimden beklenen amaç; yanlışlıklardan ve yolsuzluklardan arınmış bir kooperatif yapısına ulaşmak için tüm eksikliklerin
tamamlanması ve yanlışlıkların düzeltilmesidir. Bu nedenle denetimin amacı yıpratmak ya da cezalandırmak değil, yapıcı
sonuçlar elde etmek olmalıdır. Ancak, art
niyet ya da kötü amaç izlenimi veren en küçük bir bilgi veya bulguya ulaşıldığında inceleme ve araştırmaların yoğunlaştırılması ve
bu konuda gereğinin yapılması gerekliliktir.
Kooperatif ortaklarının, kooperatifin faaliyetleri ya da bu faaliyetleri düzenleyen
mevzuat hükümleri konusunda bilgi sahibi
olmaları beklenemeyeceği gibi ortakların
kooperatifin tüm işlem ve hesaplarını denetleyecek imkan ve mesleki bilgilerinin
olması mümkün olmayabilir. Diğer yandan,
kooperatiflerin tüm ortaklarına tek tek tüm
belge ve bilgilerini sunmaları da imkan dahilinde bulunmamaktadır. Bu durumda,
kooperatifin tüm işlemlerinin, kooperatifin
faaliyetlerine engel olmadan en kısa zamanda, en verimli bir şekilde denetlenmesi
ve aynı zamanda ortakların haklarının korunmasının sağlanması amacıyla kooperatiflerde denetçilere ihtiyaç duyulmaktadır.
Bu itibarla, genel kurulca denetçi ya da
denetçiler seçilmektedir. Bu şekilde seçilen
denetçi veya denetçiler, genel kurul namına kooperatifi denetlemekte ve en kısa zamanda denetimden beklenen faydaya ulaşılabilmektedir(4). Kooperatiflerde denetimin faydaları şu şekilde özetlenebilir:
1. Denetimde zamana bağlılık olmaması
nedeniyle kooperatif yöneticilerinin her an
hazırlıklı olmaları ve işlerini mevzuata uygun yapmaları sağlanır,
2. Denetim eğitici ve öğreticidir, kooperatif yönetim kurulunun mevzuat bilgisinin
gelişmesini sağlar.
3. Denetim caydırıcıdır, kooperatifte mevzuata aykırı işlemleri ve suç işleme eğilimini
azaltır.
Bir işletmeden beklentilerin en üst düzeyde olabilmesi, işletmenin yönetiminden
sorumlu olanların, işletmenin sahipleri tarafından ne dereceye kadar kontrol edilebildiğine bağlıdır. İşyeri sahipleri bu katılım
haklarını yönetim ve denetim kurullarında
kullanırlar. Ancak kooperatif girişimde bu
sorun, sahipliğin anlamının değişik olması
(rantiyer anlayışından farklı) ve sahipliğin
maddi çıkar beklentilerinden farklı olması
nedeni ile daha karmaşıktır. Kooperatiflerde birlikte yönetim yapıları, yatırımcı yönlendirmeli şirketlere nazaran daha geniş
kapsamlı pay sahibi çıkarlarını dengelemeli ve daha geniş açılı hedeflerin başarısını
ölçmelidir(5)
Kooperatiflerin kendi yapısı dışında Devletçe yapılması öngörülen bir dış denetimi, bir
de kendi örgüt yapısı içinde gerçekleştirilen
iç denetimi var¬dır. Dış denetim Anayasa’mızın 121. maddesine dayanılarak 1163
Sayılı Kooperatifler Kanunu’nun 86. maddesinde düzenlenmiştir.
Genel anlamda kooperatif denetimi; kooperatifin yapısının, faaliyetlerinin, iş ve işlemlerinin kanun, tüzük, yönetmelik, ana
sözleşme ve genel kurul kararları ile iyi
niyet esasları çerçevesinde değerlendirilmesi, gözlenmesi ve izlenmesi için yapılan
tüm çalışmaları kapsamaktadır. Kooperatif
denetiminden; yöneticileri aydınlatmak ve
çalışmalarına yardımcı olmak, yol göstermek, ortakların menfaatini korumak, bilgilendirmek, kamu yararını korumak, ortaklık
ödentilerinin yerli yerinde kullanılıp kullanılmadığını tespit etmek, varsa yanlışlık ve
yolsuzlukları tespit etmek, sorumluları belirleyip cezalandırmak amaçlanmaktadır.
Kooperatiflerde iç (öz) denetim ve dış denetim olmak üzere iki tür denetim yapıldığını ifade etmiştik. Birer demokratik kuruluş olan kooperatiflerin iç denetimi esastır.
Kooperatiflerde asıl denetim kooperatif
ortaklarının kendi haklarını bireysel ve grup
olarak savunmalarıyla gerçekleşecektir. Kooperatif ortaklarının hak ve yükümlülüklerini iyi bilmeleri, kooperatif yöneticilerinin
de ortaklarının bu haklarını kullanmalarının
en tabii hakları olduğu bilinciyle hareket
etmeleri gerekmektedir. Diğer taraftan, iç
denetim kooperatiflerin genel kurulları tarafından seçilen denetçiler tarafından yeri-
13
ne getirilmektedir. Genel kurul tarafından
yapılan denetim; kooperatifte yapılan ttüm
ifaaliyet ve işlemlerin en yetkili organ olan
genel kurulda görüşülmesi, diğer organların
seçilmesi,,ibrab edilmesi ve gerekirse hukuki sorumluluklarına gidilmesi yönündeki
denetim türüdür..
Ortakların denetimi; bilgi edinme ve suret istemek, iizin almak kaydıyla defter ve
belgeleri incelemek (m. 24,25);genel kurul
toplantılarına katılmak, seçmek ve seçilmek
(m. 26); genel kurulu tttoplantıya çağırmak (m. 44);gündeme madde eklemek (m.
46//3) ;dava hakkı (m. 65, 66).gibi hususları
kapsar.
Genel kurul toplantılarında ortaklar tarafından seçilen denetçiler yolu ile kooperatif
işlemlerinin denetlenmesidir. Denetçilerin
görevleri genel olarak kooperatifin iş ve
muamelelerinin mevzuata ve kooperatif amaçlarına uygunluğunu özenle gözetlemek
ve denetlemektir.
Denetçilerin Kooperatifler Kanunu, Türk
Ticaret Kanunu TTK ve ana sözleşmelerde
gösterilen sekliyle görevleri arasında; bilançonun defterlere uygunluk halinde bulunup
bulunmadığının incelenmesi; defterlerin
düzenli bir şekilde tutulup tutulmadığının
incelenmesi; işletmenin neticeleriyle mameleki hakkında uyulması gerekli hükümlere göre işlem yapılıp yapılamadığının incelenmesi; ortaklar listesinin usulüne uygun
olarak tutulup tutulmadığının incelenmesi;
yönetim kurulu üyelerinin üyelik şartlarını
taşıyıp taşımadıklarının araştırılması; yönetim kurulunun toplantı nisabını kaybetmesi
halinde, boşalan yönetim kurulu üyeliğine
yedek üye çağrılması; genel kurul kararlarına karsı iptal davası açmak; genel kurulu
toplantıya çağırmak; ilk denetçilerin kuruluştaki yolsuzlukları araştırması; kooperatif kasasını teftiş etmek; kıymetli evrakların
mevcut olup olmadığını araştırmak; tasfiye
14
işlemlerine nezaret etmek; genel kurulda karar alınması halinde yönetim kurulu
üyeleri aleyhine dava açmak; yıllık rapor
düzenlemek; noksanlıkları ve mevzuata
aykırılıkları haber vermek, ortaklara açıklama yapmak; genel Kurul ve Yönetim Kurulu
toplantılarına katılmak gibi hususlar sayılabilir.
İç denetim güçlendirilmesi gerekliliği ülkemizde kooperatiflerde yaşanan denetim sorunlarının başında kooperatif ortaklarınca
yapılması gerekli olan öz denetimin sağlıklı
olarak yapılmaması gelmektedir. Ortakların
ayrı ayrı ve müştereken yerine getirecekleri görevleri bulunmaktadır. Durum böyle
olmakla birlikte; genellikle ortaklar genel
kurula katılmamakta, işleri bastan itibaren
takip etmemekte, kanun ve ana sözleşmeden kaynaklanan haklarını yeterli ölçüde
kullanmamaktadırlar. İşlerin baştan sıkı olarak takip edilmemesi nedeniyle zamanla
çeşitli sorunlar ortaya çıkmakta, bu şekilde
birçok kooperatif
ortağı takipsizlik ve ilgisizlik nedeniyle büyük mağduriyetler yaşamaktadır. Öte yandan aslında ülkemizde her kooperatifte en
az 1 denetçi bulunmakta ve kayıt üzerinde
sürekli ve düzenli denetim yapılıyor gözükmektedir. Uygulamada ise genellikle ortakların çoğunun katılmadığı kooperatiflerde
denetçi olarak yöneticilerin önerdiği kişiler
seçilmekte, bu denetçiler tarafından düzenlenen raporlar da çok kısa ve kanunun
aradığı nitelikten uzak bulunmaktadır. Bu
nedenlerle kooperatiflerin kanun ve ana
sözleşme ile öngörülen ortaklar ve denetçilerce denetlenmesinde sorunlar yaşanmakta, kooperatiflerde öz denetim yeterli
düzeyde işlememektedir. Bu kapsamda
Bakanlığımızca, ortakların ve denetçilerin
kendi haklarını bilmeleri ve kullanmalarını
sağlayacak toplantı, eğitim, seminer ve yayın gibi etkinlikler yapılmakta, bu şekilde öz
denetimin güçlendirilmesine çalışılmaktadır.
kendisine bağlı birlik veya kooperatifleri denetleyebilmektedir (KK md.91).
Bütün bunlardan öte, suç ko¬nusu olan
konularda ve kooperatifle üyeleri arasında
ve üçüncü şahıslar arasında alacak/borç
ilişkilerinde söz konusu olan Devlet yargı
kuru¬luşlarının yaptığı denetim söz konu¬su
olabilmektedir. İnceleme alanı¬mıza Devlet
yapısı içinde yürütme erkinin yaptığı dış
denetim ve yargı organlarının yaptığı dış
denetim ayrı bir konudur. Biz burada sadece, kooperatiflerin kendi örgüt yapısı içinde
oluşturdu¬ğu denetleme kurulunun yetki
ve so¬rumluluklardan bahsediyoruz.
Bu sistem ülkemizde çok yaygın olarak işlememekle birlikte, çeşitli birlik ve Merkez
Birliklerinin kendi teftiş kurullarını oluşturmak suretiyle ortakları olan kooperatif ve
birlikleri düzenli olarak denetledikleri görülmektedir. (Örneğin, Fiskobirlik, TARİŞ,
Marmara birlik, Trakya birlik, Ant birlik. gibi
Tarım Satış Kooperatifleri Birlikleri, TESKOMB, Türk Konut vs.)
Buna göre, dış denetim ise temel olarak
kooperatifin türüne göre Sanayi ve Ticaret
Bakanlığı, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı ve
Bayındırlık ve İskan Bakanlığı tarafından ya
da bu bakanlıkların görevlendirmesi üzerine bağımsız denetim kuruluşları tarafından
yerine getirilmektedir.
Ayrıca, kooperatiflerin üyesi olduğu üst
kuruluşlar tarafından ve kredi kullanan
kooperatifler açısın-dan verilen kredilerin açılış gayesine uygun olarak kullanılıp
kullanılmadı¬ğının tespitine yönelik olarak
kredi kullandıran kamu kurum ve kuruluşları tarafından, plan ve projesine uygunluk ile
teknik özellikleri bakımından ilgili belediye
ve kamu kurumları tarafından ve vergi mevzuatına uygunluk açısın¬dan Maliye Bakanlığı tarafından dış denetim yapılmaktadır.
Kooperatif Birlikleri, Kooperatif Merkez Birlikleri, Türkiye Milli Kooperatifler Birliğinin
Bakanlığın görev vermesi durumunda kendilerine ortak kooperatiflerin faaliyetlerini
denetlemesidir (K.K. md. 75). Kooperatif üst
birliklerinin görev ve sorumluluklarından
bir tanesi de, ortaklarının faaliyetlerini koordine etmek ve denetlemektir (KKmd.70).
Bu kapsamda, kooperatif üst kuruluşlarına
bakanlıkça yetki verildiği takdirde üst birlik
Ülkemizde kooperatiflerin Birlikler ve Merkez Birlikleri şeklinde örgütlenebileceği
ve bu üst kuruluşların düzenli bir denetim
sistemi oluşturabileceği Kooperatifler Kanununda hüküm altına alınmakla birlikte
kanunun öngördüğü bu kademeli örgüt
modeli henüz yeterli düzeyde oluşturulamamıştır. Çeşitli Birlik ve Merkez Birliklerinde teftiş kurulları oluşturularak birim
kooperatifler üzerinde denetim yapılmakla
birlikte, bu model ülke geneline yaygınlaştırılamamıştır. Bu örgütlenme yeterli düzeyde olmadığı için Devlet denetimi önem
kazanmıştır.
Çeşitli kuruluşların katkılarıyla hazırlanan
ve Gümrük ve Ticaret Bakanlığınca Yüksek
Planlama Kuruluna sunulan “Kooperatifçilik Strateji Belgesi”nde de, denetim konusu
ele alınmış ve bazı tedbirler açıklanmıştır.
Özellikle de ülkemiz kooperatifçiliğinde ve
bilhassa da yapı kooperatifçiliğimizdeki suistimallerin mümkün olduğunca azaltılması
ve ortakların mağduriyetlerinin giderilmesi
için yaygın ve etkin bir denetim mekanizmasının oluşturulması ve yapı kooperatiflerinde teknik konuların denetlenebilmesi
için tedbir alınması gerektiği vurgulanmıştır. Bu cümleden olarak; yaygın ve etkin
denetim çalışması yapılması; kooperatif
denetçilerine yönelik bir denetim klavuzu
ve rapor düzeni oluşturulması; denetim
elamanı sayısının arttırılması;Birliklerde de-
15
netim kapasitesi oluşturulması birliklerce
KAYNAKÇA
etkin denetimin sağlanması; yapı koope-
(1) A.Fethi Açıl-Rasih Demirci,Tarım Ekonomisi Dersleri,A.Ü.Ziraat fakültesi yayın
Nu;880 ankara .1984.s.170-173.
ratifleri için teknik inceleme kapasitesi ve
kadrosu oluşturulması; ayrıca Birlikler ve
merkez birlikleri için örnek bir denetim yönetmeliği hazırlanması öngörülen tedbirler
arasındadır. Bu tedbirler kooperatifler için
rasyonel ,uygulanabilir bir denetim modeli
sağlayabilecek midir* bu strateji belgesin
ayrıca ele alınarak tartışılması ile açıklığa
kavuşturabilecektir.
16
(2) Rasih Demirci.Rauf Arıkan, İ.burhan
Brdoğan, Genel Ekonomi –Makro-Mikro-3.
Baskı..ankara.1982. Ankara. 2001.s.46.
(3)Cemil Kıvanç,Türkiye Ekonomisinde Tarımsal Amaçlı Kooperatifçilik İşletmeleri,
T.K.K. Yayın Nu;:48. s.133.
(4) Kooperatif Denetim Kurulu Rehberi
Sayfa No – 1; www.izmirstm.gov.tr
(5) ww.orkoop.org.tr/.../www.avrupagirisiminde kooperatifler.
(6) Gümrük ve Ticaret Bakanlığı; Türkiye Kooperatifçilik Strateji Belgesi, Ankara. 2012.
KOOPERATİFLERDE DENETİM
Mehmet KALKAN *
Kooperatiflerde denetim, kooperatiflerin
tüm işlevlerinin kanun, tüzük, mevzuat
hükümleri, yönetmelik, ana sözleşme,
genel kurul kararları ve iyi niyet esaslarına
göre yapılıp yapılmadığının araştırılması
için
yapılan
bütün
çalışmalardır.
Kooperatiflerde
denetim
kendinden
beklenen amaca hizmet etmelidir.
Kooperatifte denetimden beklenen amaç;
yanlışlıklardan ve yolsuzluklardan arınmış
bir kooperatif yapısına ulaşmak için tüm
eksikliklerin tamamlanması ve yanlışlıkların
düzeltilmesidir. Bu nedenle denetimin
amacı yıpratmak ya da cezalandırmak
değil, yapıcı sonuçlar elde etmek olmalıdır.
Ancak, art niyet ya da kötü amaç izlenimi
veren en küçük bir bilgi veya bulguya
ulaşıldığında inceleme ve araştırmaların
yoğunlaştırılması ve bu konuda gereğinin
yapılması gerekliliktir.
genel kurulu, ortakları ve denetçilerce
yapılmaktadır.
Üst denetim: Kooperatif Birlikleri,
Kooperatif Merkez Birlikleri, Türkiye
Milli Kooperatifler Birliğinin kanun ve
ana sözleşme gereğince ya da Bakanlığın
görev vermesi durumunda kendilerine
ortak
kooperatiflerin
faaliyetlerini
denetlemesidir.
Dış denetim: Kooperatifin, kendi personeli
veya kooperatifle doğrudan ilgili olmayan,
bağımsız bir denetim organı, grubu veya
kişisi tarafından denetlenmesidir. Bakanlık,
noter, sicil memurluğu ve bağımsız denetim
kuruluşlarınca yapılacak denetim birer dış
denetimdir. Dış denetim Anayasa’mızın
121. maddesine dayanılarak 1163 Sayılı
Kooperatifler Kanunu’nun 86. maddesinde
düzenlenmiştir.
Kooperatiflerde iç denetim, üst denetim ve Ancak, birer demokratik kuruluş olan
dış denetim olmak üzere başlıca üç türlü kooperatiflerin iç denetimi esastır.
Kooperatifler, 1163 sayılı Kooperatifler
denetim vardır.
Kanunu gereği, kooperatifler ve birlikler,
İç denetim: İç denetim, kooperatifin tüm kendi denetleme kurulları yanında, ilgili
faaliyetlerinin gözden geçirilmek suretiyle bakanlık tarafından ve bu kuruluşların
yapılan bir denetimdir. Amacı, kooperatifin birliklerinde oluşturulan Teftiş Kurulları ile
her türlü usulsüzlüklere karşı korunup kendi müfettiş ve kont¬rolörlerine idarî,
korunmadığının, faaliyetlerin mevzuatla malî, hukukî ve teknik yönden denetim
Bunların
yanında
uyum içinde yürütülüp yürütülmediğinin yaptırılmaktadır.
araştırılmasıdır. İç denetim, kooperatif Kooperatifler Genel Kurullarında alacakları
kararla denetimi; bağımsız denetim
* Türkiye Tarım Kredi Kooperatifleri Merkez Birliği Rehkuruluşlarına da devrederek yaptırabilirler.
berlik ve Teftiş Kurulu Başk. Yrd.
17
Kooperatif organları arasında olan ve
seçimle işbaşına gelen Denetçiler, 1163
sayılı kanun gereğince;” işletme hesabiyle
bilançonun defterlerle uygunluk halinde
bulunup
bulunmadığını,
defterlerin
düzenli bir surette tutulup tutulmadığını
ve işletmenin neticeleriyle mameleki
hakkında uyulması gerekli olan hükümlere
göre
işlem
yapılıp
yapılmadığını
incelemekle yükümlüdürler. Ortakların
şahsan sorumlu veya ek ödeme ile yükümlü
olan kooperatiflerde denetçiler, ortaklar
listesinin usulüne uygun olarak tutulup
tutulmadığını da incelemek zorundadırlar.
Yöneticiler, bu maksatla denetçilere
defterleri ve belgeleri verirler. Denetçilerin
istekleri üzerine müfredat defteri ve bu
defterin hangi esaslara göre düzenlendiği
ve istenilen her konu hakkında bilgi verilir.
Ortaklar gerekli gördükleri hususlarda
18
denetçilerin dikkatini çekmeye ve
açıklama yapılmasını istemeye yetkilidirler.
Denetçiler, her yıl yazılı bir raporla
beraber tekliflerini genel kurula sunmaya
mecburdurlar.
Denetçiler, görevleri çerçevesinde işlerin
yürütülmesinde gördükleri noksanlıkları,
kanun veya ana sözleşmeye aykırı
hareketleri bundan sorumlu olanların bağlı
bulundukları organa ve gerekli hallerde
aynı zamanda genel kurula haber vermekle
yükümlüdürler.”(Md.:66,67)
İlgili Bakanlıklar tarafından yürütülen
denetimler ise, Bakanlıkların Müfettiş
veya Kontrolörlerince yapılmaktadır.
Bakanlık tarafından yapılan denetimler
daha çok şikayet ve özellikli konular için
yapılmaktadır. Bakanlıklar Kooperatifleri
rutin bir denetime tabi tutmamaktadırlar.
KOOPERATİFÇİLİĞİN
TEMEL ÖZELLİKLERİ*
M. Akif ÖZER **
Diğer ekonomik girişimcilik türleri ile karşılaştırıldığında kooperatifçilik; kendi üyelerinin menfaatini düşünmesi ve ticari hareket etmemesi gibi kendine has özellikler
taşımaktadır. Bu durumu kooperatifçiliğin
diğer faaliyetlerden farkı olarak doğal karşılamak gerekir. Ancak bu hususu açıklığa
kavuşturmak için de kooperatifçilik ile diğer ekonomik girişimcilik faaliyetlerini karşılaştırmamız gerekmektedir.
Kooperatifçilik ve Diğer
Ekonomik Faaliyetler
Konumuz açısından genel olarak sahiplerinin hukuki statülerine bağlı olarak iki genel
ekonomik yapı bulunmaktadır. Kamu kuruluşlarında kamu iradesi, mülkiyetten doğan
haklarını kullanarak kuruluş yönetimi için
doğrudan ya da dolaylı kuralları belirlemektedir. Burada amaç hukuk ve kamu düzeni
çerçevesinde kamu çıkarına dönük mal ve
hizmet üretmektir.
Kamu kuruluşları karşısında özel sektör
kuruluşları ise sahiplerini kârlarını ençoklaştırmayı amaçlarlar. Bunu yaparken de
kuruluşlarının piyasa değerini yükseltmeye
çalışırlar. Başka bir ifadeyle kârlarını mak* Bu metin; Guy Tchami’nin hazırladığı ve http://www.ilo.
org.wcmsp5groupspublic (15-11-09) adresinde yayınlanan
Handbook on Cooperatives for use by Workers Organizations isimli çalışmanın “Key Features of a Cooperative Enterprise” başlıklı bölümünden yararlanılarak hazırlanmıştır.
** Doç. Dr., Gazi Ün. İİBF Kamu Yön. Böl.
([email protected])
simize ederken istisnalar hariç kamu kuruluşları gibi çevreye duyarlılık ve istihdam
yaratma gibi endişelerden uzaktırlar.
Bu çerçevede kooperatifler ise üyelerin
gönüllü olarak bir araya geldiği, kendi genel, ekonomik, sosyal ve kültürel ihtiyaç ve
beklentilerini karşılayacakları özerk ve demokratik kontrolü bünyelerinde barındıran
kuruluşlardır.
Dolayısıyla bu tanım ve içerikten hareket
ettiğimizde kooperatifleri yukarıda yaptığımız kamu ve özel sektör kuruluşları sınıflandırmamıza sokmamız oldukça güçtür.
Diğer taraftan ise kooperatiflerin özel ve
kâr amacı olmayan girişimci kuruluşlar olduğuna da şüphe yoktur.
Bunun daha da ötesinde kooperatiflerin
temel özellikleri değerlendirildiğinde, girişimcilik açısından da az görünen bir örnek
oldukları söylenebilir. Çünkü kooperatif üyeleri faaliyetlerinden dolayı kâr elde eden
hem de mülkiyet sahibi olan kişilerdir. Bu
durum ekonomik ve sosyal iki sonuç doğurmaktadır.
Ekonomik açıdan üyeler kooperatif faaliyetleriyle ortaya çıkan mal ve hizmetleri,
kooperatifin doğası gereği kullanmak zorundadırlar.
Siyasi açıdan ise kooperatif üyelerin ikili
özellikleri yani hem mülkiyet sahibi olmaları hem de faaliyetlerinden dolayı kâr elde
etmeleri sonucu, kooperatif yönetiminde
19
de yer alabilmekte ve karar alma sürecini
etkileyebilmektedirler.
Yönetim Kurulunda yer alabilmektedirler.
Yönetim ve denetim kurullarının seçiminde
oy kullanma hakları bulunmaktadır. Genel
kurul ve ilgili diğer tüm toplantılara katılabilmektedirler.
Yatırımcıların Çıkarları Açısından Kooperatiflerle Şirketler Arasındaki Farklar:
Kooperatiflerin örgütlenme şekilleri ve yapıları, onları diğer şirketlerden ayırır.
Kooperatiflerin karar alma süreçleri “bir
üye bir oy” esasına dayanır.
Kârın dağıtımında hizmet sunumunda ortaya çıkan oranlar belirleyicidir.
Hisselerin nominal değeri elde edilen değerleri yansıtır.
Üye hem sahip hem de tüketici, tedarikçi
ya da işçi gibi kullanıcıdır.
Ana sermaye hisseleri farklılık gösterebilir.
Sorunların çıkması ya da çözümsüzlüğü durumunda kâr dağıtmama ya da sınırlı dağıtım uygulamaları görülebilir.
Görüldüğü gibi kooperatif yapılanmaların
oldukça karmaşık bir yapısı bulunmaktadır.
Hem bir birlik olarak düşünülür hem de ekonomik faaliyetleri içerir. Kooperatifler insanların bir araya geldiği gruplar olarak bir
taraftan karşılıklı bilgi sağlarlar diğer taraftan kooperatif bünyesindeki kişi ve gruplar
kendi para ve birikimlerini çalıştırırlar. Ayrıca girişimciliği bireysel değil toplu yaparak
bunun avantajını da sağlarlar.
Bu durum kooperatiflerin sosyal yönlerini
de gösterir. Burada kooperatif faaliyetin
karşılıklı olduğunu da unutmamak gerekir.
Çünkü tarafların belirli ihtiyaçlarının karşılanması gerekmektedir.
20
Kooperatiflerin çözmeleri gereken ekonomik sorunları da vardır. Örneğin borçlarını
ödeyebilmeleri için üyelerin yeterli mali
güçte olmalarını sağlamak oldukça zordur.
Kooperatif Değerleri ve
İlkeler
Uygulamada kooperatif faaliyetleri ve çalışma hayatı bazı temel değerlerce yönetilir.
Bu değerler; kendi kendine yardım, sorumluluk, demokrasi, eşitlik, dürüstlük, hakkaniyet, dayanışma, birlik, sosyal sorumluluk
ve başkalarını düşünme gibi etik değerlerden oluşur.
Kooperatif ilkeleri ise, kooperatif değerlerinin uygulamaya aktarılmasıyla oluşmuştur.
Rochdale Öncüleri bu ilkelerin çoğunu ilk
kuramlaştıran ve sorumluluğunu taşıyan kişilerdir. Başlangıçta ilk dönem temel sekiz
ilke belirlemişlerdi. 1995 yılında Uluslararası Kooperatifler Birliği (ICA) yaptığı revizyon
ve adaptasyonla ilke sayısını yedi olarak kesinleştirmiştir.
Şimdi bu ilkelere biraz daha ayrıntılı bakalım:
1. İlke - Gönüllülük ve Açık
Üyelik
Kooperatifler gönüllü kuruluşlardır ve faaliyette bulunmak isteyen herkese açıktır. Kooperatifler üyeleri kabul ederken; sosyal,
cinsel, dinsel ayrım yapmazlar. Kooperatifler üyelerince desteklenir ve kuruluşa yeni
üye çekebilirlerse ayakta kalabilirler. Bütün
hayal kırıklığına uğrayan üyeler, esasında
kooperatiflerince sağlanan hizmetlerden
memnun değillerdir. Ya da artık kooperatifin hizmet sunmasına ihtiyaç duymazlar
ve üye olarak kalmaya gerek görmezler.
Bunun yanında bazı üyeler kooperatifin gelecekteki muhtemel başarılarına karşı ön
yargılıdırlar.
görevden alabilirler.
Başka bir ifadeyle kooperatifin gönüllülük
ve açık üyelik yani serbest giriş ve çıkış ilkesi, sınırsız sayıda üyenin kooperatiflere
girebileceği anlamına gelmez. Uygulamada
belirli kooperatifler (özellikle işçi kooperatifleri) kapasitelerine bağlı olarak belirli
sayıda üye kabul ederler. Burada altı çizilmesi gereken nokta, kooperatiflerin kadın,
erkek, cinsiyet, din, sosyal sınıfı ne olursa
olsun tüm bireylere açık kuruluşlar olduğudur.
Kooperatifin genel amaçlarını belirleyebilirler ve değiştirebilirler.
2. İlke - Demokratik Üye
Kontrolü
Kooperatifler, kararların verilmesi ve politikaların belirlenmesi sürecinde aktif olarak
katılan üyelerce kontrol edilen demokratik
kuruluşlardır. Seçilmiş temsilciler olarak
görev yapan kadın ve erkekler, üyelik sorumluluğunu taşırlar. Birincil kooperatiflerde bir üye bir oy kuralı gereği, tüm üyelerin
eşit oy hakları vardır. Diğer kooperatif türlerinde de demokratik kuralların uygulanması ve buna göre örgütlenme esas alınmaktadır.
Bireylerin ağırlıkta olduğu ticari faaliyetlerde özellikle kooperatifin üye sayısı fazlaysa
tüm üyelerin iş ve faaliyetleri yönetmeleri
mümkün olmaz. Bu durumda bireyler arasında atama ya da seçim yapmak gerekir ve
onlara yönetici ya da müdür olarak hizmet
etme konusunda yetki verilmelidir. Böylelikle bu kişiler üyeler adına hareket ederler
ve kooperatifi diğer kuruluşlarla ilişkilerinde temsil ederler.
Yapılan işe göre üyelerin kontrol gücünü
kaybettikleri söylenemez. Hatta günümüz
şartlarında kooperatiflerde üyelerin güçleri
oldukça fazladır:
Müdürleri, yöneticileri seçebilirler ya da
Müdür veya yönetici gibi kendi adlarına
göreve yapmak üzere seçilen ya da atanan
görevlilerin performansını izleyebilirler.
Tüm üyelerin güçlerini ve mali imkanlarını
kooperatif için harcadığı müddetçe, kooperatifte eşit hakları vardır. Üyelerin yöneticileri, yetki verilen kişileri izleme ve onlarla
ilgili karar verme hakları, genel kurullarda
yapılan oylama sırasında ortaya çıkar. Bir
üye bir oy kuralı kooperatifin düzeyine göre uygulanır.
Kooperatiflerde genelde üç düzey vardır.
Birinci düzeyde kooperatif girişimler sadece doğal üyelerden oluşur. İkinci düzey
kooperatiflerde doğal üyelerle ilk düzey kooperatifler arası ilişkiler gerçekleşir.
Son olarak üçüncü düzey kooperatifte ise
en azından bir ikincil kooperatif bulunur.
Bazı ülkelerde bu üçüncü kooperatif türünden de fazla kooperatif türü görülebilir.
Örneğin birçok ülke kendi kooperatif federasyonlarını yerelleştirebiliyor ardından da
bu kooperatifleri bölgesel düzeyde konfederasyona dönüştürebiliyor. Sonuç olarak
konfederasyonların temsil edildiği yerde
ulusal düzeyde Milli Kooperatifler Meclisi
ya da Kooperatifler Milli Ligi oluşuyor.
3. İlke - Demokratik
Üye Kontrolü: Üyelerin
Ekonomik Katılımı
Üyeler kooperatiflerin demokratik kontrol
sürecine katılarak bu kuruluşlara sermayeleriyle destek olurlar. En azından bu süreç
kooperatiflerin genel malvarlığı üzerinde
gerçekleşir. Üyeliğin genellikle karşılığı sınırlıdır. Bazı durumlarda da ticari faaliyet
21
için kooperatife üyelik şartı getirilebilir.
Kooperatiflere üye olmanın; kooperatiflerin geliştirilmesi, mümkün olduğunca rezervlerin korunması, birçok işlemin kooperatif kanalı ile daha kolay gerçekleştirilmesi, kooperatifçiliğin özendirilmesi, üyeliğin
gerektirdiği diğer işlemlerin desteklenmesi
gibi çok çeşitli faydaları bulunmaktadır. Ayrıca kooperatifler, kuruluşun takım gücünü
oluşturan kullanıcı - sahiplerin sinerjisini
kullanmaktadırlar.
Kooperatiflerin faaliyet alanı çevresinde
üyeler arası işbirliği, onların sermayeye katkısından daha fazla anlamlıdır. Sermayenin
rolü yalnızca üyelerin çıkarlarına hareket
edilmesini sağlamaktır. Kooperatif faaliyetlerine fon temin eder. Bir oy bir üye kuralının izlenmesini sağlayarak ve sermayeye
katkıları oranında ödül olarak da üyelerin
hasıladan pay alma kuralını sınırlandırarak,
gücü dağıtmaz ve daha dar alanda tutarak
daha etkin kullanılmasını sağlar.
Tekrar belirtmek gerekirse, daha önce de
söylediğimiz gibi ürünlerin işlemden geçirilip normal hale getirilmesi sürecinde elde
edilen hasılaya çıktı anlamında “artık veya
fazlalık” diyoruz. Kooperatiflerde ne bunun
için yatırım yapılır, ne de bunlar hesaplarda
tutulur ya da üyelerin kooperatifle ilgili işlemleri karşılığında onlara dağıtılır.
Burada üyelere dağıtılanlara da pay veya
hisse diyoruz. Bu pay veya hisseler aracılığıyla üyelere mümkün olan hasılayı paylaşma imkanı verilir. Burada unutulmaması
gereken kritik bir nokta, kapitalist sermayedarlar gibi maksimum kâr elde etmek değil,
üyelerin ihtiyaçlarını karşılamaktır.
Dolayısıyla kooperatiflerde yüksek hasılanın ortaya çıkmaması gayet normaldir.
Tersine bu artık-hasıla eksikliği üyelerin
kooperatif hizmetlerinden memnun olduklarını, en düşük maliyetle hizmet aldıklarını
22
ve mutlu olduklarını gösterir.
4. İlke – Özerklik ve
Bağımsızlık
Kooperatifler üyeleri tarafından kontrol edilen, özerk ve kendi kendine yardım eden
kuruluşlardır. Eğer hükümet kuruluşları ile
anlaşma yaparlarsa ya da dış kaynaklardan
sermaye sağlarlarsa, bu süreci üyelerinin
demokratik kontrol aracı olan sözleşme ile
somutlaştırırlar ve kendi kooperatif özerkliklerini korurlar.
Uzun yıllardır dünyanın belirli birçok bölgesinde özellikle geçiş sürecinde olan gelişmekte olan ülkelerde, kooperatifler; kamu
otoritelerince ve kalkınma ajanslarınca kalkınma planlarında ve hükümet programlarında önemli bir kalkınma aracı olarak kabul
gördüler. Bu alanda projeler yapıldı. Bu faaliyetlerin bir çoğu kooperatif ismi altında
gerçekleştirildi. Bunların çoğu zorunlu üyelik gereği gerçekleştirildi. Hatta samimiyetsiz bir şekilde üyelere vergi avantajı, düşük
maliyetli borçlar ve kredi tahsisleri önerildi.
Bu sözde sahte kooperatifler için bir temel
hedefi gerçekleştirmeleri planlandı: Hükümetlerin kooperatiflere yönelik planlarının
gereğini yerine getirmek. Ancak bu kooperatiflerin çoğu faaliyetleri sürecinde başta
ekonomik katkı olmak üzere üyelerinin tam
desteğini ve aktif katılımın sağlayamadılar.
1995 yılında ICA, bu tecrübeye dayanarak
dördüncü temel ilkeyi kabul etti. Bu ilke
kooperatiflerin yalnızca kendi kurallarına
uygun hareket etmelerine ve kendi belirledikleri amaçları gerçeklerleştirmelerine
izin verildiğinde gelişebileceklerinin altını
çiziyor.
Bununla beraber bu ilke, hükümetlerle veya kalkınma ajanslarıyla beraber çalışmalarını yasaklamıyor. Fakat onların her zaman
özerk ve bağımsız kalmaları gerektiğini sürekli hatırlatıyor.
temdir. Bu altıncı ilkenin arkasında yatan
temel fikir de budur.
5. İlke – Eğitim, Öğretim
ve Bilgi
Kooperatifler aracılığıyla çalışmak ve ikincil kooperatifleri oluşturmak, (yani üyeleri
de kooperatif olan yapılar) küçük hacimli
çalışan ve üyelerine çok yakın olan birincil
kooperatiflerin temel avantajlarındandır.
Bu avantajlı durum; büyük ölçekli kooperatiflerin, birliklerin ve federasyonların, ekonomik hacim, satın alma gücü, profesyonel
personel ve birincil kooperatifin üyesi olma
gibi avantajlarıyla birleştirilebilir.
Kooperatifler; üyelerine, seçilmiş temsilcilerine, yöneticilerine ve çalışanlarına, kooperatifin daha etkin gelişimine katkı vermelerini sağlamak amacıyla eğitim imkanı
sunarlar. Kamuoyunu özellikle de gençleri
ve kanaat önderlerini kooperatifler aracılığıyla sağlanan işbirliğinin ve faydaları ve
özellikleri konusunda bilgilendirirler.
Bir kooperatifte grup dayanışması aile köklerine dayanmaz ancak sözleşmeye bağlılık
esastır. Kooperatif üyesi olmak isteyenlerle, kooperatif üyeleri, örgütsel yapıda hak
ve yükümlülüklerini bilmek zorundadırlar.
Üyeler bir arada nasıl çalışacaklarını öğrenmek ve grup çıkarını etkileyecek kendi
bireysel çıkarlarından vazgeçmek zorundadırlar.
Bu süreçte kooperatif yöneticilerinin büyük sorumlulukları vardır ve bu gerçek gücü de kullanabilmelidirler. Bu gücü akıllıca
nasıl kullanacaklarını ve demokratik ticari
girişimi nasıl yürüteceklerini öğrenmek zorundadırlar. Kooperatifin yöneticileri ve sorumlu müdürleri ayrıca üyelere karşı olan
sorumluluklarının da farkında olmalıdırlar.
6. İlke – Kooperatifler
Arasında İşbirliği
Kooperatifler; yerel, ulusal, bölgesel ve uluslararası yapıda işbirlikleri yaparak, üyelerine etkin hizmet sunarlar ve böylelikle
kooperatif hareketini yaygınlaştırırlar. Organize olarak çalışıp kaynakları bir araya
getirmek ve sürece etkinlik kazandırmak,
sadece bireysel bir çaba değil aynı zamanda kooperatiflerin de uyguladığı bir yön-
Ayrıca birincil kooperatifler için kendi faaliyetleri çerçevesinde faaliyetlerini yürütmek oldukça önemlidir. Bu şekilde bir kooperatif çalışanı, ürünleri için gerekli hammaddeyi satın almasını sağlayacak krediyi
bir kredi birliğinden kolaylıkla sağlayabilir.
7. İlke – Toplumsal
Duyarlılık
Kooperatifler üyelerin onayından geçen
politikalarla toplumlarının sürdürebilir kalkınmaları için çalışırlar. Nerede olursa olsun, kooperatifler ait oldukları toplumla iç
içedirler. Toplumun yaşamı kolaylaştıran
hizmetler, alt yapı kolaylıkları gibi tüm unsurlarından yararlanırlar.
Bu nedenle kooperatiflerin bulundukları
topluma karşı sorumlulukları vardır ve onların ihtiyaçlarını göz ardı edemezler. Tabi
ki bu durum üyelerin; kooperatifin faaliyette bulunduğu toplumun gelişimine ne kadar katkı sağlayacağına karar vermelerine
bağlıdır.
Bu yedinci ilke ICA tarafından Manchester
ilkelerine 1995 yılında eklendi. Buradaki
temel amaç zaman zaman kooperatiflerde görülen egoist, kendi çıkarını düşünen
eğilimleri engellemekti. İlke kooperatiflerin
kendi kaynaklarını nasıl kullanacakları ko-
23
nusunda da oldukça belirleyicidir.
Günümüzde bu tüm ilkelere uyabilen kooperatif olduğunu söylemek zor. Bu ilkeler
ideal bir kooperatif yapısını ortaya koyar.
Tüm kooperatifler de bu ideal yapıda olmayı arzu ederler. Bu ilkeler, kooperatiflere
değerlerini uygulamaya aktarma sürecinde
yol gösterir. Bunlar sayesinde bir kooperatifin diğer yapılardan farklılığı ortaya konur.
Kooperatif Yapıların Temel
Avantajları
Kooperatifler; tüketicileri, üreticileri, mülkiyet sahibi çalışanları ve bunların çoğunun
işin sahibi olarak karar verme sürecinde yer
almalarıyla diğer ekonomik faaliyet yapılarına göre oldukça avantajları vardır.
Bu etkin aktörler, kooperatif girişimin sürekli yenilik peşinde koşmasını sağlarlar.
Kullanıcıların üyelerden oluşması demek;
kooperatifin tüketicilerin ihtiyaçlarının belirlenmesi konusunda birici elden hareket
etmesine ve onların farklı davranış, alışkanlık ve beklentilerini çok iyi bilmesine ortam
hazırlar.
Kooperatif yapıların oluşması, bu alandaki
ekonomik hacimden yararlanmayı kolaylaştırır.
Kooperatiflerde çalışanların aynı zamanda
mülkiyet sahibi olmaları, onların motivasyonunu olumlu etkiler ve etkin çalışmaya
dönük geliştirir.
Üyelerin çıkarlarının korunması, kısa dönemli ekonomik ya da diğer sorunlarla daha etkin mücadeleye imkan verir.
Demokratik karar verme süreci, kararların
sürdürülebilir olmasını ve üyelerin ihtiyaçları ile örtüşmesini sağlar.
24
Rezervlerin dağıtılmaması kurumsal yapının finansman sorunlarını azaltır.
Genelde faaliyetlerin sürdürülebilir gelişmesi, dışsal baskılara rağmen daha kolay
olur.
Kooperatif yönetiminde farklılıklar da zaman zaman ön plana çıkabilir. Örneğin kooperatiflerde kârla ilgili konuşamazsınız.
Fakat artık yani hasıla hakkında görüş belirtirsiniz. Buradaki fark oldukça önemli. Farklılık köklerini kooperatifin doğasında bulur.
Üyelerin yaşam şartlarının geliştirilmesi
açısından da çok önemlidir. Kooperatiflerin
yönetim sistemleri bundan dolayı kârlarını
ençoklaştırmaya çalışan kapitalist girişimcilerin yönetiminden oldukça farklıdır.
Bu durum; kooperatifin hasıla üretmesini
bekleyen kooperatif yöneticileri ve üyeleri
tarafından her zaman açıkça anlaşılmayabilir. Çünkü zaman zaman kooperatiflerin
rolleri farklılaşabilmektedir. Yani bazen kooperatifler üyelerin ihtiyaçlarını mümkün
olduğunca daha etkin karşılamaya çalışabilirler. Bu durumda hasıla düşük olur.
Tüketim kooperatifi için temel amaç, ürünlerini mümkün olan en düşük fiyata, tedarikçiler için en iyi şartlarda satmaktır. Bir
kredi kooperatifi birliği için temel amaç, üyelerinin mümkün olan en yüksek faizle tasarruf etmelerini sağlamak ve onlara mümkün olan en düşük faizle kredi vermektir.
Dolayısıyla bu temel hedefler kooperatif
türlerine göre değişir. Burada şöyle bir soru
karşımıza çıkar: Eğer kooperatif türlerine
göre hedefler böyle değişken ise o zaman
hasıla artışı kooperatif faaliyetle nasıl sağlanacak?
Temel kooperatifçilik ilkelerinden üçüncüsüne göre hasılanın kooperatifi geliştirmek
için kullanılması gerekir. Bu süreçte hisseleri oranında ortaklara yaptıkları faaliyetlerde katkı sağlanır, ya da üyelerin belirlediği
yöntemlerle diğer kooperatif faaliyetleri
desteklenir.
Üyelerin ekonomik katılımını öngören üçüncü ilke çoğu zaman yukarda belirtilen
nedenlerden dolayı tartışmaya açık kabul
edilir. Çünkü sermaye üzerinde de sınırlı
faiz alma imkanı vardır. Bu durumda üyelerin ekonomik katkılarının nasıl olacağı belirsizleşir. Bu sınırlılık kooperatif yönetimini
de etkiler. Özellikle pay dağıtımında faizin
düşük olması, hisse başı oranların da düşük
olmasına yol açar. Kooperatifin sermayesi
ile ilgili faize dönük sınırlılıklar, üyelerin kooperatiflerine yatırım yapmalarını da sınırlandırır.
Bazı yazarlar, hisse başına faiz ödemesinin
kooperatifin çalışmaları ile ters orantılı olduğunu iddia ediyorlar. Yani ödeme artarsa, kooperatif çalışmaları geriler. Hatta bu
durum tembel kooperatif üyelerinin, aktif,
etkin, katkı sağlayan çalışkan kooperatif
üyeleri karşısında ödüllendirilmesini sağlıyor.
Kanada gibi bazı ülkelerde, kanuni düzenlemeler dağıtılan kooperatiflerin mal varlıklarının dondurulduktan sonra diğer kooperatiflere transferini öngörüyor. Başka
bir deyişle sorunlu kooperatifin üyesi, aktif
katılım sağlamışsa, bu katkıları diğer koo-
peratife aktarılıyor ve orada hak sahibi oluyor. Burada kooperatifin bir şirket gibi davranamayacağını da hatırlamak gerekiyor.
Kooperatifler kapitalist şirketler gibi hareket edemezler. Aynı amaçlarla da kurulmamışlardır. Örneğin yatırım fonlarından para
kazanmaya bakış açısı iki girişim arasındaki
farklılıkları ortaya koyuyor.
Benzer şekilde, kooperatif aktiflerinin mülkiyeti de önemli tartışmalara yol açmaktadır. Bazı kanunlar kooperatif için toplu mülkiyeti esas alıyor. Ancak birey olarak üye,
hissesi haricinde kooperatiften herhangi
bir talepte bulunamıyor. Bundan dolayı kooperatifin dağıtılması durumunda bireyler
kooperatif aktiflerinden pay alamıyorlar.
Ayrıca burada yasaların kooperatif aktiflerinin kötü niyetli kişilerin eline geçmemesi
için de hükümler getirdiğini belirtmek gerekir.
Kooperatifler kendilerine has özellikleri
nedeniyle birçok ülkede üyelerine özellikle
vergi konusunda avantajlar sağlarlar. Bütün kooperatiflerin sundukları avantajlar,
kooperatiflerin sınırlı doğaları gereği garanti altındadır. Çünkü o değerleri kaybetmeleri sosyal karakterleri nedeniyle kolay
değildir. Burada önemli olan, kooperatif
ilkelerinden ödün vermeden ekonomik faaliyetleri yürütmektir.
25
KOOPERATİFLERDEN HABERLER
Halim UTLU *
Suudiler’in gözü tarım
kooperatiflerinde
Suudi Arabistan merkezli Nesma Holding’inTürkiye’deki şirketi Nesmal’ın CEO’su
Mehmet Koca, Nesma’nm Türkiye’de
tarım,lojistik ve inşaat başta olmak üzere,
satın alma ve sıfırdan yatırımlarla büyümeyi planladığını, bunun ilk aşaması olarak Tarım Kredi Kooperatifleri bünyesindeki bazı
şirketlere bu yıl ortak olacaklarını söyledi.
Gübre Fabrikaları’nın eski Genel Müdürü olan Koca, yeni şirketinin hedefleri hakkında
bilgi verdi.Koca,”Nesma Holding Türkiye’de
büyümek istiyor.Hem sıfırdan yatırım,hem
de satın alma ve ortaklıklar yoluyla büyüyecek.Tarım Kredi Kooperatifleri bünyesindeki bazı şirketlere ortak olacağız.Ortaklık bu
yıl içinde gerçekleşecek.”dedi.Koca,Nesma
olarak ayrıca inşaat ve lojistik başta olmak
üzere,Türkiye’de satın alma ve sıfırdan yatırımlar da yapacaklarını sözlerine ilave etti.
(Reuters -Kayseri Star Haber 2.2. 2012)
Balık Fiyatları Arttı
TRABZON- Zam şampiyonu yüzde 100 artışla 12 TL’den 25 TL’ye toptan satışı yapılan
mezgit oldu. Konu ile açıklamalarda bulunan Doğu Karadeniz Balıkçılar Kooperatifi
Başkanı Ahmet Mutlu, bu seneki balık sezonunun tam anlamıyla hayal kırıklığı olduğunu dile getirdi. Mutlu “Yaşanan kış koşulları, deniz suyundaki ani değişiklikler ve
bilinmeyen diğer nedenlerden dolayı balık
26
çeşitliliğinde azalmalara neden oldu.
Bu da avlanan balığın azalmasına gelen talebin karşılanamamasına neden oldu. Balık
azken talep fazla oluyor. Özellikle balık lokantalarındaki artış talebi üst seviyeye çekiyor. Şu anda hamsinin kasası 60-70 TL civarında. Çinekop’un ise kilosu 20-25 TL. Çeşit
çok az. Avlanan balıklar ancak lokantaların
taleplerini karşılamaya yeter. Balık haline
gelen kasa miktarları komik derecede, bu
seneki av sezonu tam bir hayal kırıklığı diyebilirim, hatta şok etkisi yarattı da denebilir.
Düşünün Mart’ın 20’sine kadar avlanması
gereken tekneler limana bağlanmış durumda. Gürcistan’a avlanmaya giden tekneler
bile eli boş dönüyor. Orda da balık çeşitliliğinde azalmalar var. Küçük balıkçılar da,
misina yasağı nedeniyle sürece katkıda
bulunamıyor, onlar da oldukça mağdur durumda” dedi.
Öte yandan balık fiyatlarındaki artış nedeniyle halk tezgahlara sadece bakmakla yetiniyor. Balık halinden oldukça yüksek fiyatlarla alınarak tezgahlara konan balıklardan
hamsi 6-7 TL, mezgit ve çinekop 20-25 TL
arasında satışı yapılıyor. (İHA/Anayurt Gazetesi/4 Şubat 2012)
Kaü Kağızman’da,
Kooperatifçilik Programı
Açıldı
KARS (ANAYURT)- Kafkas Üniversitesi Meslek Yüksekokulları Koordinatörlüğünden ya-
pılan açıklamada YÖK tarafından Kağızman
Meslek Yüksekokuluna 8 yeni programın
kabul edildiği belirtildi.21 Kasım 2011 tarihinde Kağızman Meslek Yüksekokulunca
çalışması yapılan ve MEYOK tarafından son
hali verilerek üniversite senatosunda kabul edilerek YÖK’e sunulan 8 yeni program
28.12.2011 tarihli Yükseköğretim Yürütme
Kurulu toplantısında incelenmiş ve 2547
sayılı Kanun’un 2880 Sayılı Kanun’la 7/d-2
maddesi uyarınca Kağızman Meslek Yüksekokuluna aşağıdaki programların açılmasını
uygun görüldü.
bir sonuçtur” denildi.(4 Şubat 2012)
Bu gölümler: İnternet ve Ağ Teknolojileri, Menkul Kıymetler ve Sermaye Piyasası,
Dış Ticaret, İnsan Kaynakları, Kooperatifçilik, Sağlık Kurumları İşletmeciliği, Tarımsal
İşletmecilik programı ve Tıbbi ve Aromatik Bitkiler Yetiştiriciliği Programları olarak
açıklandı.
Sosyal Güvenlik Kurumu Kanunu’yla Emekli Sandığı, Bağ-Kur ve SSK’nın kaldırılarak
“Sosyal Güvenlik Kurumu” çatısı altında
birleştirildiğini ve yeni yapılanmaya gidilirken birçok maddenin de değiştiğini anlatan
Ali Taşkın, yapılan düzenleme ile birlikte
işverenlerin ve esnafın Bağ-Kur borçlarının
yapılandırılarak geriye dönük borçlandırıldıklarını belirterek, kanun kapsamında balıkçılarında geçici tarım işçisi vasfında BağKur’lu olabilme hakkına sahip olduklarını
hatırlattı.(İHA/Anayurt Gazetesi/2 Şubat
2012)
27.03.1997 yılında kurulmuş olan Kağızman Meslek Yüksekokulu (KMYO), bugüne
kadar toplam 9 programla eğitim-öğretim
faaliyetlerini sürdürmekteydi. 28.12.2011
tarihinde açılan bu yeni 8 programla Kağızman Meslek Yüksekokulu (KMYO), program sayısı 17’e yükseldi. Kafkas Üniversitesi
Rektörlüğü’nden yapılan açıklamada: “Bir
süre öncesine kadar herhangi bir üniversite mezunu olmak yeterli iken, günümüzde,
globalleşen dünyamızda, artık bir rekabet
gücü ve bir farklılık kazandırmayan ve zaman kaybına değmeyen eğitim-öğretim veren yüksekokullar tercih edilmemektedir.
Nitekim, son yıllarda, üniversite çağına gelmiş milyonlarca öğrenci olmasına rağmen,
bir çok üniversitede onbinlerce kontenjan
boş kalmaktadır. Dolayısıyla bir süre sonra,
çok yakın zamanda, popülerliğini kaybeden
Yüksekokullar hukuken olmasa da, doğal
bir seleksiyona uğrayacaklar ve fiilen kapanacaklardır. Bu, rekabetin şiddetlendiği ve
acımasızlaştığı koşullarda, ölüm gibi mutlak
Balıkçılar geriye dönük borçlanma istiyor
KASTAMONU- Kastamonu’nun İnebolu ilçesinde bulunan Balıkçılar Kooperatifi Başkanı Ali Taşkın, Türkiye’de hayatını balıkçılık
yaparak kazanan insanların sosyal güvenlik
konusunda mağdur edildiklerini iddia etti. İnebolu Balıkçılar Kooperatifi Başkanı
Ali Taşkın, işverenlere, esnafa ve çiftçiye
sunulan imkanların balıkçıya sunulmadığını
belirterek, Türkiye’de balıkçının üvey evlat
muamelesi gördüğünü ileri sürdü.
6,5 Milyon Tl Kredi Hedefi
Fethiye Esnaf Kefalet Kredi Kooperatifi
Başkanı İsmail Başoğlu, 2012 yılında esnafa 6 milyon 500 bin TL kredi kullandırmayı
hedeflediklerini belirtti.2008-2010 yılları
arasında Türkiye ve dünyada yaşanan kriz
nedeniyle daha önce 13 milyon TL’ye kadar
verdiği kredi limiti yılda 2 milyon TL’ye kadar düşen Fethiye Esnaf Kefalet Kredi Kooperatifi, 2011 yılında 4 milyon 500 bin TL
kredi verdi.
Ekonomik anlamda yaşanan gelişmelerin
ardından bu yıl daha fazla esnafa kredi vermeyi amaçlayan Kooperatif, 2012 yılı kredi
hedefini 6 milyon 500 bin TL olarak belirle-
27
di. Fethiye Esnaf kefalet ve Kredi Kooperatifi Başkanı İsmail Başoğlu 2008-2010 yılları
arasında dünyada ve Türkiye’de yaşanan
krizin kendi ortakları için kötü olduğunu belirtti.(İHA/Anayurt Gazetesi/2 Şubat 2012
Arıcılığın Geleceği Tehlikeli
SAKARYA - Çorum İli Arı Yetiştiricileri Birliği
Başkanı Yücel Saygı, Sakarya İli Arı Yetiştiricileri Birliğini ziyaret etti. Saygı, düzenlenen
“Arı yetiştiricilerinin sorunları ve çözüm
önerileri” konulu toplantıda yaptığı konuşmada, Türkiye’de kilometre kareye 5,5 kovanın düştüğünü, 57 olan arı yetiştiricilerinin yaş ortalamasının ise arıcılığın geleceği
açısından önemli bir sorun olduğunu söyledi.
Zor şartlarda üretim yapan arı yetiştiricilerinin sorunlarına duyarsız kalınması nedeniyle arıcılığın Türkiye’de bir türlü gelişemediğine de dikkat çeken Saygı,Türkiye
Arı Yetiştiricileri Merkez Birliği yönetimine
alternatif yeni bir çalışma programı oluşturduklarını, yönetime geldiklerinde ise tüm
arıcıların yöneticisi olacaklarını söyledi. Yücel Saygı, yeni çalışma programlarını şöyle
özetledi:
“Bugünkü mevcut durumu itibari ile Merkez Birliği Yönetimi; Türkiye arıcılarını kucaklayamayan, biz demekten imtina eden,
yalnızca ben diyen kişilerden oluşmaktadır.
Yönetime geldiğimizde, ben değil biz diyeceğiz. Yönetim kurulu üyeleri bölgelerine, iline göre değil, kabiliyet ve hizmet edebilme
kabiliyetine göre seçilecektir. Islah amaçlı
kurulmuş bulunan Arı Yetiştiricileri Birlikleri
bu güne kadar hiçbir ıslah çalışmasını başlatmamıştır. Biz, Türkiye’de ekonomik öneme haiz bulunan Muğla arısı, Anadolu Arısı, Trakya ve Karadeniz arılarının bölgelere
göre ekotip tanımlamalarını yaparak, ıslah
çalışmaları başlatacağız.
28
Ana arı üretiminde kalite kontrol yönetimi
getirilecektir. Arı sağlığı ile ilgili projemiz
hazırdır. Sahte bal satışını önlemek ve toplumu bilinçlendirmenin tek bir yolu vardır.
‘Arıcılık Kanunu’ bu güne kadar üç dönemde
hazırlandı, ancak hiçbiri yöneticilerin şahsi
menfaatlerinden dolayı meclise gitmedi. Bu
kanun bizim olmazsa olmazlarımızdandır.
Kovan imalatında bir standaret oluşturulacak ve ülke genelinde aynı standartta kovan
üretilmesi sağlanacaktır.
Çalışır durumda olmayan bir çok birliğin bal
dolum tesisleri ile ilgili hazırladığımız proje
kapsamında birliğimizin tek bir markası olacak ve TAB (Türkiye Arıcılar Birliği) markası
adı altında arıcılarımızın ürünleri satılacaktır. Arıcılarımız, arıcılık ile ilgili her konuda
bilgilendirilecek ve eğitilecektir. Online konaklama projesi hazırlanacak ve arıcılarımızın hizmetine sunulacaktır. Bal veriminin ve
Bal Ormanlarının artırılması için çalışmalar
yapılacaktır. Ana arı desteklemesi gündeme alınacak ve desteklemenin ana arı üreticileri üzerinden yapılması sağlanacaktır.
Ülkemizde arıcıların yaş ortalaması 57’nin
üzerindedir. Gelecek 10 yılın planlaması yapılarak gençlerin arıcılığı meslek edinmeleri
sağlanacak, organik arıcılığın yaygınlaştırılması için ilgili Bakanlık ile ortak çalışmalar
yapılacaktır.” (İHA/Anayurt /3 Şubat 2012)
Esnafa,‘Tedbiri Elden
Bırakmayın’ Uyarısı
ISPARTA- Esnaf ve Sanatkarlar Kredi Kefalet
Kooperatifleri Göller Birliği Başkanı Ahmet
Tural, üyelerine ‘Krizi unutmak istiyoruz
ama tedbiri de elden bırakmayın” şeklinde
uyarıda bulundu. Isparta, Burdur ve Antalya illerinden 45 kefelet kooperatifinin bağlı
olduğu Esnaf ve Sanatkarlar Kredi Kefalet
Kooperatifleri Göller Birliği Başkanı Ahmet
Tural, birliğe bağlı 38 bin üye olduğunu söyledi.
Tural, 2011 yılında üyelerine 355 milyon
TL finansman kredisi kullandırdıklarını ve
kredi kullanımında geçen yıllara göre artış
yaşandığını gözlemlediklerini söyledi. Kefalet kredilerinin cazip faiz oranlarıyla esnaf
tarafından kullanıldığına dikkat çeken Tural,
“Esnafımıza 12 ay için yüzde 5, 24 ay için
yüzde 6 gibi faiz oranlarıyla, 48 aya kadar
kredi kullanım imkanı tanınıyor. Esnaf, 50
bin TL’ye kadar kredi kullanabiliyor. Ayrıca
yardım sandığından 10 bin TL’ye kadar krediden yararlanabiliyor” dedi.(İHA/Anayurt
/3 Şubat 2012)
Umutlarını İneklere
Bağladılar
AMASYA- Amasya’nın Yassıçal beldesinde
ziraat mühendisi bir kadının başkanlığındaki kooperatif üyeleri, umutlarını Gıda, Tarım
ve Hayvancılık Bakanlığı’ndan sağlanacak
büyükbaş hayvan desteğine bağladılar. Amasya merkeze bağlı yaklaşık 2 bin nüfuslu
Yassıçal beldesinde faaliyet gösteren Yassıçal Beldesi Tarımsal Kalkınma Kooperatifi
Başkanı Ziraat Mühendisi Özlem Köse, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın uyguladığı süt sığırcılığı desteklemelerinden
faydalanmak için geçen yıl başvuruda bulunduklarını ancak olumsuz yanıt aldıklarını
belirtti.
Köse, tarım ve hayvancılıkla geçimin sağlandığı beldelerinde daha önce bireysel girişim
ve örgütlenmelerin olmadığını, buna karşın
44 kişinin büyük umutlarla bir araya gelerek
oluşturdukları kooperatifin ise ilk başvuruda olumsuz yanıt alınmasının ardından üyelerin umutsuzluğa kapıldığını söyledi. Köse,
“Devlet yetkilileri her zaman köylerde, beldelerde birlik ve kooperatif kurulmasını,
verilecek desteklemelerin bu sayede sağlanabileceğini söylüyordu. Biz, büyük çoğunluğu ihtiyaç sahibi olan belde sakinlerimizle
bir araya gelip kooperatif oluşturduk. 44
üyenin arasında tek kadın ve ziraat mühendisi olmamdan dolayı beni başkan seçtiler”
dedi.(İHA/Anayurt /1 Şubat 2012)
Kredi Hedefi 4,5 Milyar
ANKARA- Tarım Kredi Kooperatifleri Genel
Müdürü Abdullah Kutlu, 2012 yılında çiftçilere 4,5 milyar liralık kredi kullandırmayı
hedeflediklerini belirterek, ‘’Bu yıl çiftçilere 1 milyon 600 bin ton kimyevi gübre, 250
milyon litre akaryakıt, 700 bin ton karma
hayvan yemi, 180 bin ton sertifikalı tohum
desteği vereceğiz’’ dedi. Yönetim Kurulu
Başkanı İlhami Teke ise, kooperatifin ortakların ihtiyaçlarını karşılama oranını kat
kat artıran bir kuruluş olduğunu belirterek,
‘’Ortaklarımız şunu iyi bilmelidirler ki; verdikleri emanet en iyi şekilde yerine getiriliyor’’ dedi.
Tarım Kredi Genel Müdürü Abdullah Kutlu,
birliğin 1 milyon 100 bin çiftçiye hizmet götürdüğünü ifade ederek, geçen yıl 316 bin
çiftçi ve personele eğitim verildiğini söyledi.
Kredi pazarında Ziraat Bankası’ndan sonra
en büyük ikinci kuruluş olduğunu kaydeden
Kutlu, ‘’2002 yılında ülkemiz genelinde 302
milyon TL kredi kullandırılırken, 2010 yılında bu rakam 2,6 milyar TL’ye, 2011 yılında
ise yüzde 50 artışla 3,9 milyar TL;ye ulaştı’’
dedi.(A.A/Anayurt / 31 Ocak 2012)
Çiftçiye ‘Piyasa’ Farkı
Ödendi
SAMSUN- Genel merkezi Samsun’da olan
Karadeniz Yağlı Tohumlar Tarım Satış Kooperatifleri Birliği (Karadenizbirlik), 2011 yılı
ayçiçeği nihai alım fiyatını, piyasadaki gelişmeleri dikkate alarak kilogram başına 0.25
TL artırdı. Daha önce toplam 43.5 milyon TL
ödemede bulunarak sezonu kapatan Karadenizbirlik, böylece çiftçiye ek olarak yaklaşık 1 milyon TL daha ödeme yaptı.
29
Karadenizbirlik olarak daima üreticinin emeğini verdiklerini söyleyen Genel Müdür
Ünal Erarslan, “Birliğimiz yönetim kurulu
tarafından, dünya ve ülke fiyat gelişimleri
sürekli takip edilmekte, bu gelişmeler doğrultusunda ortaklarımıza en iyi fiyatın verilebilmesi adına tüm imkanlarımız kullanılmaktadır. Birliğimiz, her yıl olduğu gibi bu
yıl da bizlere güvenen ortaklarımızın menfaatlerini gözetecek şekilde fiyat belirlemeye gayret etmiş, ayni ve nakdi tarımsal girdiği desteklerini sürdürmüştür” dedi.(İHA/
Anayurt / 30 Ocak 2012)
Rekabet Fiyatta Değil
Lezzette
AYDIN - 4.7 milyar TL’yi bulan peynir sektöründe pazar paylarını arttırmak isteyen
yerli üreticilerle, ithalat yapan firmalar arasındaki rekabet tat yarışına dönüşünce, yöresel ve klasik Türk peynir çeşitlerine sucuk
baharatlısından cips soslusuna, fıstıklısından fesleğenlisine, çörek otludan barbekülü, hardallıya kadar farklı lezzetler katıldı ve
çeşit sayısı 105’i buldu. Satışa sunulan ve
sofralarda kendisine yer bulan peynir çeşitleriyle ilgili olarak bir çalışma yapan Nazilli
ÖR-KOOP Bilgi Birimi çalışanı Muammer Kaya, bu tatlarla klasik ve yöresel Türk peynir
çeşidi sayısının son 2 yıl içinde 38’e ulaştığını söyledi.
Türkiye’de satılan peynir çeşidinin de 105’i
bulduğuna işaret eden Kaya, ithal edilen
peynirlerin pazar payına dikkat çekerek,
“Holllanda ve İtalya başta olmak üzere, yurt
dışından ithal edilen peynir çeşidi sayımız
67’ye dayandı. Ambalajlı ve açıkta satılan
peynirler arasındaki fiyat rekabeti de yerini lezzete bıraktı. Ambalajlı peynirlerin
toplam pazardan aldığı pay da yüzde 30’u
buldu” dedi.
Uluslararası pazarda peynir ile yaşanan
30
gelişmelere değinen Kaya, “Çerkez, Çeçil,
Antep, Tel, Yörük, Mihalıç gibi önde gelen
yöresel peynir çeşitlerinin ambalajlı olarak
raflara girmesinin ardından, yeni tat arayışlarına ağrılık veren peynir firmalarının, peş
peşe piyasaya sürdükleri yeni tatlarla yerli
çeşit sayısı 38’e ulaştı.
Bunda da ithal peynirlerin toplam pazardan aldığı payın hızla artması etkili olurken,
İtalya’nın Ricotta, Mozerella ve Parmesanı,
Hollanda’nın Maassdam, Edam ve Gouda’sı,
İngiltere’nin Cheddarı, İsviçre’nin Gravyer
ve Emmantelisi, Fransa’nın Mimolette, Brie
ve Camembertisi zincir market raflarında
yaygınlaştı. Bununla birlikte yerli firmalar
da ürün yelpazelerine domatesli, fesleğenli,
cips soslu, heliz otlu, sucuklu, fıstıklı, karabiberli ve hardallı seçeneklerini tüketicinin
damak zevkine sundu” diye konuştu.
Peynir üretiminde son yıllarda meydana gelen değişimi de değerlendiren Kaya; şunları
söyledi: “Türkiye’de üretilen yaklaşık 12 bin
320 bin ton sütün, yüzde 55’i peynir olarak
işleniyor. 700 bin tonluk peynir pazarının
yüzde 70’ini de, ambalajsız açık ürünler
oluşturuyor. Ancak, açık peynir üretiminin
pazardan aldığı pay, son 3 yılda yüzde 80’lerden, yüzde 70’lere kadar geriledi. Bunda da
ambalajlı peynir üreticilerinin, beyaz, kaşar
gibi tek tip klasik peynir üretiminden farklı
yörelere ait özel çeşitlere yönelmesi etkili
oldu.” (İHA/Anayurt / 27 Ocak 2012)
Nakliyecilerin Sorunu
İşsizlik
YOZGAT- Yozgat’ta buğday ve pancar sezonunun kapanmasıyla birlikte nakliyecilik
işinin bittiğini söyleyen Taşıyıcılar Kooperatifi Başkanı Nazım Altan, “Yogat’ta kış olup
olmaması mesele değil, bizim her zamanki
sorunumuz işsizlik. Kış olunca işler tamamen duruyor. İş olabilmesi için şehrimizde,
fabrikaların kurulması lazım. Üretim olmayınca nakliye de olmuyor. Şu anda 100 aracımız, 1.5-2 aydır yatıyor. Buğday ve pancar
sezonu bitti, bizimde işimiz bitti” dedi.
Altan, “Sorgun ilçemizde şeker fabrikası ve
kömür madeni var. Yerköy ilçemizde organize sanayi bölgesi ve seramik fabrikası var.
Boğazlıyan’da yine bir şeker fabrikası var.
Yozgat’ta ise hiçbir şey yok. Daha önce bizi ziyaret eden milletvekillerimiz, TMO’nun
deposunda bulunan buğdayların nakliyesinin yapılacağı sözünü verdiler ama bu söz
yerine getirilmedi” diye konuştu.
Yozgat Taşıyıcılar Kooperatifi üyesi Mustafa
Irkılata da, ülkenin yönetimindeki önemli
iki ismin Yozgatlı olduğunu belirterek, “Biz
onlardan rica ediyoruz, kendileri olmasa
da, fabrika kurabilecek bir sürü işadamlarını tanıyorlar, onlara öncülük edip Yozgat’a
fabrika kurdursunlar. Bizim elimizde bir bira fabrikası vardı, onu da kapatıp yıktılar.
Buğday nakliyesi olacaktı, ondan da bir iş
çıkmadı. Ofisin deposunda 50-60 bin ton
buğday var. Yeniden buğday alımı yapıldı.
Bize söz verilmişti, buğday nakliyesi olacak
size iş çıkartacağız demişlerdi, hiç bir sonuç
çıkmadı.Özellikle milletvekillerimiz bununla
ilgilensin.” dedi.
Zamlardan yakınan Irkılata, “ Mazotun fiyatı 4 lira oldu, ama bizim nakliyecik işine hiçbir zam gelmiyor. Devlet sürekli para istiyor,
ama bizim parayı kazanıp kazanamadığımızı sormuyor”derken, Seyit Ünal isimli nakliyeci de”Vergi borçlarımızı ödeyemiyoruz,
üniversitede çocuk okutuyoruz ihtiyacını
karşılayamıyoruz” ifadelerini kullandı.(İHA/
Anayurt / 21 Ocak 2012)
Tarımın Durumu Ele Alındı
ESKİŞEHİR -Türkiye Tarım Kredi Kooperatifleri Merkez Birliği Yönetim Kurulu Başkan
Vekili Varol Yıldız, Kütahya Bölge Birliği Mü-
dürü Mustafa Çırak, Merkez Birliği Başmüfettişi Seyfullah Armağan, Tarım İl Müdürü
Mevlüt Gümüş, Eskişehir Tarım Kredi Müdürü Arif Sırcı ve Eskişehirli çiftçiler, Tarım
Kredi Kooperatifleri Merkez Birliği’nde Vali
Dr. Kadir Koçdemir’le Eskişehir’de tarımın
durumunu ele aldılar. Tarım Kredi Kooperatifleri hakkında bilgi veren Bölge Müdürü
Mustafa Çırak, Eskişehir’de 29 kooperatif
ve 84 personelle 6936 faal çiftçiye hizmet
verdiklerini ifade etti.
Çırak daha sonra şöyle devam etti; “ Hizmetlerimizin sürekliliğini sağlamak üzere,
gerekli yatırımları gerçekleştirebilmek için;
çiftçilerimize kullanabilecekleri kredi kaynaklarını sağlamak; çalışanlarımızın ve toplumun ekonomik ve sosyal gelişmesine yardımcı olmak üzere, tüm kaynakların akılcı
kullanımını sağlamak ana ilkemizdir.
Eskişehir’de çiftçilerimizin ürettikleri ürünleri uygun koşullarda depolayabilmek ve
değerinde satabilmek amacıyla 7 farklı noktada toplam 25.500 tonluk çelik silo tesisi
kurulmuştur.Mahmudiye’de bulunan 10
ton/saat kapasiteli tohum eleme tesisi ile
çiftçilerimize sözleşmeli üretim kapsamında
ürettirilen hububatlar işlenerek çiftçilerimizin tohumluk ihtiyaçları karşılanmaktadır.”
Her geçen gün köylerden kente göçün arttığını ifade eden Vali Koçdemir de“Göçleri
engelleyebilmek için köydeki yaşamın kente
göre daha cazip hale gelmesi gerekiyor. Bunun için de destek politika ve uygulamaları
günün şartlarına göre gözden geçirilmelidir.
Arazi toplulaştırma, ölçek ekonomilerinden
istifade etme ve ürünün pazarlanmasında
rekabet kabiliyetinin korunmasına ağırlık
verilmelidir. Ancak böylelikle tarımsal faaliyetleri cazip hale getirebilir ve gıdada kendimize yeterli olma durumunu muhafaza
edebiliriz” dedi.
(İHA/Anayurt / 20 Ocak 2012)
31
İş Garantili Çıraklık
Merkezi
ANTALYA- Antalya Büyükşehir Belediyesi
ve Akdeniz Sanayi Sitesi Kooperatifi işbirliğinde hayata geçirilen Çıraklık Gençlik
Merkezi’nde kalan çocuklar, hem eğitimlerine devam ediyor, hem de bir meslek sahibi
oluyor.Antalya Büyükşehir Belediyesi ve Akdeniz Sanayi Sitesi Kooperatifi protokolüne
göre, inşa edilen Çıraklık Gençlik Merkezi,
13-18 yaş arası çocukların barınma ihtiyaçlarının yanı, sıra bir meslek sahibi olmalarına imkan sağlıyor. Sabahtan akşama kadar
sanayi sitesinde kullanılan ağır makineler
ve yağın içinde simsiyah olan çırakları akşam yurda döndüklerinde ise sıcak bir aile
ortamı bekliyor.
Akdeniz Sanayi Sitesi Kooperatifi Başkanı
Mehmet Öztürk, Türkiye’ye örnek olacak
bir projeyi Büyükşehir Belediyesi ile birlikte hayata geçirdiklerini,son yıllarda sanayi
sektöründe yaşanan teknik eleman ve çırak
sorununu çözmeye yönelik bir proje olduğunu anlatarak şöyle konuştu: “Bu proje özellikle sanayi sitesinde çalışmak isteyen fakat kalacak yer sorunu olan çocukları hedef
alıyor.Merkeze kaydolan çıraklar, ücretsiz
olarak konaklama, yemek ve diğer ihtiyaçları karşılanıyor. 15-18 yaş arasında olan ve
sanayide çalışacak çırak adaylarımıza, çalışacakları iş yerini garanti ediyoruz. Onların
her türlü ihtiyacını ücretsiz karşılıyoruz.”
Merkezde şu an 48 çırağın kaldığını, daha
önce sanayi sitesindeki dükkanlarda barındıklarını, şimdi ise aile ortamı gibi bir
merkeze kavuştuklarını belirten Öztürk,
sözlerine şöyle devam etti: “İlk kez sanayiye
gelen çıraklarımıza istediği işte çalışma im-
32
kanı sunuyoruz. Evlerde olmayan her türlü
konfor yurtta var. Klimalı 4’er ve 8’er kişilik
odalar, 24 saat sıcak su ve sosyal aktiviteler
için alanlarımız var Çırakların yağlı elbiseleri
görevliler tarafından yıkandıktan sonra, ütülü bir şekilde kendilerine teslim ediliyor.”
(İHA/Anayurt / 20 Ocak 2012)
GÜBRETAŞ’tan “Nar Gibi
Kampanya”
ANAYURT- Bu yıl 60’ıncı yılını kutlayan GÜBRETAŞ, “Nar Gibi Kampanya” ile çiftçilere ve
bayilerine yüzlerce hediye veriyor.1 Ocak-25
Haziran tarihlerini kapsayan kampanyanın
talihlileri ise, 27 Temmuz’da İstanbul’da
yapılacak çekilişle belli olacak. Gübre sektörünün öncü firması olan ve 60’ıncı yaşını
çeşitli etkinliklerle kutlayan GÜBRETAŞ’tan
çiftçi ve bayilerine yepyeni bir kampanya.
1 Ocak-25 Haziran tarihlerini kapsayan ve
2012 yılının ilk satış kampanyası olan “Nar
Gibi Kampanya” ile Gübre Fabrikaları T.A.Ş.
(GÜBRETAŞ), çiftçi ve bayilerini hediye yağmuruna tutuyor.
Traktörden bilgisayara, ticari araçtan yurtdışı gezilerine kadar yüzlerce hediye verilecek olan “Nar Gibi Kampanya”nın talihlileri,
27 Temmuz’da İstanbul’da yapılacak çekiliş
ile belli olacak. İkramiyeler ise talihlilere, 10
Eylül-26 Ekim tarihlerinde teslim edilecek.
Kampanya tarihleri arasında çiftçilerin başta Tarım Kredi Kooperatifleri olmak üzere,
GÜBRETAŞ bayilerinden tek seferde aldıkları, her 500 TL ve katları tutarında GÜBRETAŞ katı gübresi için, bir çekiliş hakkı elde
ederken, bayiler ise, kampanya boyunca
toplamda yaptıkları her 15 bin TL ve katları
tutarında GÜBRETAŞ katı gübresi alımı için
bir çekiliş hakkı kazanacak.(20 Ocak 2012)
DERSIM’IN NEDENSE
KONUŞULMAYAN TARIHÇESI
Nuri GÜRGÜR *
1935’den beri adı Tunceli olan Dersim’in
tarihî, sosyal, ekonomik ve psikolojik yapısı,
coğrafi durumu dikkat nazara alınmadan, sadece 1937-1938’de yapılan iki askerî harekât
üzerinden yapılacak bir değerlendirme çok
eksik kalır. Çünkü buranın şartları 1935’den
sonra ortaya çıkmadı. Bölgenin Anadolu’nun
başka hiçbir yerine benzemeyen kendine özgü özellikleri, yerleşik bir aşiret düzeni, sosyal, kültürel ve psikolojik yönleriyle yüzyıllar
boyunca kendisini çevresinden farklı kılan
bir yapısı mevcuttur. Bu tablo, ülkemizde yaşanan sosyo-ekonomik gelişmelere paralel
olarak son dönemlerde değişmeye başlasa
bile geçmişten gelen çizgiler farklı formatta
da olsa devam ediyor.
Dersim Osmanlı Devleti bünyesinde sürekli bir problem olmuştur. 11.yy.dan itibaren
bölgeye gelip yerleşen aşiretler coğrafi durumun da etkisiyle çevreye entegre olamadılar. Gelenek ve göreneklerine, inanç yapılarına sıkı sıkıya bağlı kalarak, kendilerini çevreden tecrit ettiler.
Dersim’in toprak yapısı büyük kısmıyla tarıma elverişli değildir. Coğrafi durumu nedeniyle yollar ve dolayısıyla ulaşım son derece
elverişsizdir. Hayvancılık ekonominin ana
unsurudur. Bölgedeki madenlerin işletilmeye başlanmasından sonra 20.yüzyılın başlarından itibaren küçük çapta da olsa oluşan
sanayi ile ticaretin tamamına yakını yüzyıllar
* Türk Ocakları Genel Başkanı
boyunca Hıristiyanların ve özellikle Ermenilerin elinde bulunuyordu. Tarım alanlarının
sınırlı olması aşiretler arasında sık sık arazi
ve otlak anlaşmazlıklarına yol açıyor, kavgalara neden oluyordu.
Bölgenin sosyal yapısı büyük nispetle aşiretlerden oluşuyordu. Başlarında bulunan bir
veya birkaç reis tartışılmaz bir otoriteye sahipti. Çemişkezek ve Çarsancak kazalarında
yaşayan halkın dışındaki aşiretlerin tamamına yakını Alevi (Kızılbaş) inancını benimsemişti. İnanç önderleri olan dede ve seyyidlerin kitle üzerinde etkileri büyüktü. Bazı
aşiretlerin reisliği de seyyidler tarafından
yürütülüyordu. Osmanlı kayıtlarında reisler
Ağa sıfatıyla geçer.
Osmanlı Devleti Yavuz Sultan Selim döneminde bölgenin siyasal ve sosyal statüsünün
belirlenmesinden sonra, uzun yıllar bölgeyle
ilgilenmek gereğini duymadı. Bunun sonucu
olacak Dersim feodalitesi yerleşip kökleşti. Ancak 18.nci yy’ın ortalarından itibaren
Dersim aşiretlerinin çevre halkı üzerindeki
baskısının giderek tırmanması neticesinde
payitahta iletilen şikayet ve istekler üzerine, asayişi sağlamak maksadıyla önlemler
alınmaya çalışıldı. Mesela 1754’de Çarsancak kazasından Divan-ı Hümayun’a iletilen
şikayetler yörenin en etkili aşiretlerinden
Şeyh Hasanlılar’ın eşkıyalık yaptıkları, can
ve mal güvenliğinin kalmadığı, mahallinde
üzerlerine gönderilen askerlerin de bunlarla
baş edemedikleri anlatılıyor; Erzurum ve Di-
33
yarbakır eyaletleri valilerinin duruma müdahale ederek asayişin sağlanması, aşiret ileri
gelenlerinin idam edilmeleri, diğerlerinin de
ıslah edilme ihtimali bulunmamasından dolayı sürgün edilmeleri isteniyor.
Aşiretlerin çevre halkına baskı ve saldırılarına devam etmesi üzerine, payitahttan
Maden Emini, Palu Hâkimi, Kemah Voyvodası, Erzincan Ayanı ve Kiğı Beyi’ne emirler
gönderilerek saldırıların önlenmesi istenir.
Devlet arşivlerinde buna benzer pek çok yazışma vardır. Mesela 1780’de Gümüşhane,
Kuruçay, Kemah, Çemişgezek, Eğin ve Tercan
kazası ahalisinin Divan-ı Hümayun’a sundukları dilekçede aşiretlerin saldırılarından
dolayı can, mal ve namus güvenliklerinin
kalmadığı, halkın eşkıyanın şerrinden başka
yörelere göç etmeye başladıkları anlatılıyor
ve aşiretlerin bu tutumlarını değiştirmeye
niyetli olmadıklarından bahisle, buralardan
vakit geçirilmeden sürülmeleri isteniyor.
Bu tarihlerde Erzurum Valisi’ne gönderilen fermanda şöyle deniyor: “…..Kuzican ve
Kemah ve Gürcaniş derunlarında bulunan
ekrâd ile Kemah ve Erzincan Boğazı’nda
ve Sarıkaya’da oturan ekrâd hulûl-i bahara
dek etraflan îhata, mêzkur Şeyh Hasanlu ve
Dersüm’lü ve Güvenlü vesâir mahallerdeki
ekrâd-ı Şekavet mu’tâdın dahi bi-mennihi
teâlâ evvel bahar bu yerlerden kaldırılmaları
ve başka yerlere iskan edilmeleri….” emredilmiştir.
Ancak alınan sert tedbirlere rağmen asayiş
sağlanamadığından, bölge halkının korku ve
huzursuzluğu sürdüğünden, yazışmalardan
anlaşıldığı üzere tedbir alınması yönündeki
talepler sık sık tekrarlanmıştır. Alınan bütün
tedbirlere rağmen 19.ncu yüzyılın ikinci yarısına kadar Devletin Dersim mıntıkasında
denetim ve kontrol kurması mümkün olamamıştır. Tanzimat Fermanı’yla birlikte yeni
idarî teşkilatlanmaya geçilirken, bölge Dersim Sancağı adıyla yapılandırılmış, devlet otoritesini sağlamak üzere askerî harekât baş-
34
latılmıştır. Bunun amacı bölgede “…Dersim
Sancağı denilen mahal Harput ve Erzurum eyaletleri civarında ve Çarsancak ve Çemişgezek ile Kiğı kazalarının vuslatında vâkî olarak
ekser kura ve mezraları zikrolunan kazalarla”
hudutlu olduğu belirtiliyor, “…üç-dört yüz
seneden beru içlerine hükümet girmemiş ve
kendilerü dahî dağ ve ormanlarda gezerek”
yaşamakta olan aşiret mensuplarını asayişi
bozacak davranışlarından vazgeçirmeye çalışmak, silahlarını teslim etmeyi sağlamaktır.
Bir yıl kadar süren harekât oldukça başarılı
sonuçlanmış, bazı aşiretler askere direnmeye çalışsalar da tutunamayıp dağılmışlar,
bunların bir miktar silahına el konulmuştur.
Payitahta gönderilen arzlarda bilhassa iki
noktaya dikkat çekilmiştir: 1- Bu aşiret mensuplarının çift ve çubuğa alıştırılmaları suretiyle ıslaha çalışılmaları, 2- Silah teslim
etmeyen bazı aşiret mensuplarının dağ ve
ormanlara savuşarak saklanmaları, bunların
her an yeni saldırılar yapma ihtimali dikkate
alınarak bölgede yeterli sayıda asker bulundurulması.
Devlet asayişi sağlamakta zorlandığı gibi vergi de toplayamamaktadır. Harput valisinin
13 Mart 1857 tarihli yazışmasında “…. Koçgiri aşireti eşkıyasının tefrîk, ahz ve giriftleriyle icrâ olunan ıslahâttan dolayı aşîret-î
merkûme ahalisî tarafından teşekkül” ettikleri ve bundan böyle uygunsuz kişileri aralarında barındırmamaya söz verdikleri bildirilmiştir. Ancak vergi ve asker alma konusunda
başarısız kalınmıştır.
Devletin çok zor şartlar içerisinde bunaldığı
bu dönemde Dersim meselesinde çaresiz kalan merkezî yönetim bölgedeki bazı kaymakamlıkları aşiret reislerine vermek suretiyle
onlar üzerinden kontrolü sağlamaya çalıştı.
Bu durum aşiretlerin tahakkümcü yapısını
güçlendirmiş, eşkıyalık olayları giderek tırmanmıştır. Eşkıyalık yapan aşiret reislerinden
bazılarının yakalanıp sürgüne gönderilmeleri
nispî bir sükûnet sağlasa da, bölge halkı üze-
rindeki baskı ortadan kalkmamıştır. Özellikle
Cebel-i Dersim denilen bölgede aşiretlerin
tutumu değişmemiştir. 1877-1878 OsmanlıRus savaşı başlarken, Devletin otoritesini kabul etmeyen Mansur Ağa isimli bir aşiret reisi
daha önce sürgüne gönderilen aşiret reisleri
için af çıkarılmasını, yerlerine dönmelerinin
sağlanmasını, isteklerinin kabul edilmemesi
durumunda Rus ordusuyla birlikte hareket
edeceklerini söyleyerek şantaj yapmıştır. Fakat zor durumda olan Osmanlı Devleti’nin bu
istekleri kabul etmesine rağmen sözlerinde
durmamışlar, hem eşkıyalığı sürdürmüşler,
hem de Çarlık ordusuyla işbirliği yapmışlardır. 1877’de Koçuşağı Reisi Ahmet Ağa, Eğin
ve Çemişgezek bölgelerine saldırmış, bazı
aşiretlerin birleşerek ortak hareket etmesi
karşısında bunlarla muharebeye başlayan
Eğin Kaymakamı Osman Bey saldırganları üç
gün süren çarpışmadan sonra püskürtmeyi
başarmıştır. Aynı tarihlerde bir başka saldırıyı Kırgam Aşireti yapmış, Hozat’ı basarak
yağmalamıştır. Osmanlı Devleti bir taraftan
Rus ordularıyla cephede savaşırken diğer
yandan bu eşkıyayla uğraşmak zorunda kalmıştır.
93 harbinden sonra da durum değişmemiştir. 1892’de Koçuşağı ve Samuşağı aşiretleri
birleşerek çevreye zarar vermeye başlayınca, Dersim Mutasarrıfı Ali Şefik Paşa, bunlara karşı harekât başlatmıştır. Ancak aşiretlerin birlikte hareket etmeleri sonucu devlet
güçleri büyük zayiat vermiş, bir miralay ile
elli asker hayatını kaybetmiştir. Diğer vilayetlerden takviye güçlerin gelmesi üzerine
aşiretlerle barış antlaşması yapılmıştır. Ancak aşiretlerin tutumu değişmemiştir; verdikleri sözleri tutmamışlar, alıştıkları şekilde
davranmayı sürdürmüşlerdir. Soruna çözüm
bulma amacıyla 1894’de 4.Ordu Müşirliği’ne
Zeki Paşa getirilerek bölgenin ıslahı görevi
kendisine havale edilmiştir. Ne var ki, bu tedbirler de sonuç vermemiş, Dersim’e bitişik
kaza ve köylerin yanı sıra Erzurum, Erzincan,
Malatya ve Ma’mûretü’l-Azîz gibi vilayetlerin
halkı zor durumda kalmışlardır. Halkın sürüp
giden bu eşkıyalığa karşı şikayet ve talepleri
telgraf hatlarının işlemeye başlamasından
sonra daha da yoğunlaşmıştır.
Dersim Sancağı mutasarrıfı Arifî Paşa’nın Dahiliye Nezareti’ne sunduğu raporda şu ifadeler dikkat çekicidir: “Dersimlilerin saldırganlıkları hayat kaygısından kaynaklanmaktadır.
Dersim halkı seyid ve ağaların elinde esirdir.
Dersim’de ıslahat yapabilmek için burada
mevcut askerî kuvvetin takviye edilmesi gerekir. Ancak bu yapılırken aşiretlerin elinde
bulunan her türlü silahı toplamak icap eder.
Askere gitmeyenleri ve ayrıca şekavete teşvik eden ağa ve seyyidleri Dersim’e ayak basmamak üzere bu bölgeden çıkarmak lazımdır. Katilleri ve suçluları derhal yakalayarak
adliyeye teslim etmek gerekir. Bu tür icraat
Dersim’de asayişi temin edecektir. Zira Dersimlileri öğüt ve bağış yoluyla veya ettikleri
yeminlere aldanarak ıslah etmek mümkün
değildir.”
Buna benzer bütün yazışmalar ve belgeler
Dersim’de sürüp gelen eşkıyalığın, saldırı ve
soygun olaylarının, asayiş sorununun halledilmesi için etkili önlemler alınması hususunda genel bir görüş birliğinin bulunduğunu, bölgede görev yapan bütün yöneticilerin
ortak fikrinin bu yönde olduğunu gösteriyor.
Dikkat edilmesi gereken en önemli husus,
yapılan tespitlerin problemin temelinde
Kürtlük ve Alevilik şeklinde etnik nitelikte
bir algıya dayalı olmamasıdır. Temel sorun
tarih içerisinde bölgenin kendine özgü yapısının, reis ve seyidlerin katı ve otoriter
hâkimiyetleri altında, feodalitenin, aşiret düzeninin, asayişsizliği buralarda yaşantının bir
parçası haline getirmesidir; aşiretler bir yandan kendi aralarında çatışırken, diğer yandan
çevre halkı her an mallarına ve canlarına vaki
olacak bir saldırı ihtimali karşısında sürekli
korku ve endişe içerisinde yaşamak zorunda
bırakmasıdır.
19 Mayıs 1908 tarihinde 2000 kadar aşiret
35
mensubu Laçin Uşağının merkezi olan Kakder müfrezesine saldırmışlar ve askerlerin
bulunduğu tepeyi ele geçirerek telgraf malzemesine el koymuşlardır. Aynı gün Diyap Ağa idaresindeki aşiretler Çemişgezek civarındaki köylere saldırmışlar ve Pertek civarında
da yağmada bulunmuşlardır (Prof. İbrahim
Yılmazçelik-Osmanlı Devleti Döneminde
Dersim Sancağı, Syf:153).
Dersim de sorunlar meşrutiyetin ilanından
sonra da devam etmiştir. Çıkarılan af kanunuyla bazı reis ve seyidlerin cezai takibattan kurtulmaları herhangi bir pişmanlığa ve
davranışlarını değiştirmelerine yol açmamış,
alıştıkları şekilde davranmaya devam etmişlerdir.
1909 yılında 4.Ordu Komutanı olan İbrahim
Paşa, Devlet merkezine gönderdiği bir raporda; Dersim Sancağı’nın 54 aşiret ve 500
köyden meydana geldiğini belirttikten sonra
buradaki icraatta tedibat ve ıslahatın bir arada yapılması gerektiğini ve özellikle ıslahatta
önem verilmesini istemiştir(Prof. İbrahim Yılmazçelik, Dersim Sancağı, Syf.158).
1.Dünya Savaşı sırasında Dersim aşiretleri
genellikle bekle-gör politikası izlediler. Ermeniler aşiretleri yanlarına çekebilmek için
büyük çaba gösterdiler. Tehcir sırasında bir
kısım Ermeniler aşiretlere sığındılar, onların
kimliğine bürünerek bölgede kalmayı başardılar. Tehcir edilen Ermeni kafileleri yol boyunca aşiretlerin saldırılarına maruz kaldılar.
Kafileleri sevk eden askeri birlikler sayıca
yetersiz olduklarından, silahlı Dersimlilerin
saldırı ve yağmalamaları önlenemedi. Pek
çok Ermeni aşiret mensubu saldırganlar tarafından öldürülüp yanlarındaki para ve mücevherata el konuldu. Ruslar çekilirken önde
gelen aşiret reislerinden Seyid Rıza, önce tarafsız kaldı, daha sonra Devletin kalıcı olduğu anlaşılınca Ermenilerle mücadeleyi tercih
etti. Hükümet Bektaşilerin başı olan Çelebi
Cemalettin Efendi vasıtasıyla Dersimlileri
Türk ordusuyla birlikte olmak üzere telkinde
36
bulunması amacıyla bölgeye gönderdi ancak
Dersimliler daha çok gelişmeleri izlemekle
yetindiler.
Dönemin etkili Kürtçü liderlerinden Nuri
Dersimi şunları söylüyor: “Harp içerisinde
Dersim Türk egemenliğinden kurtulmuş ve
özerklik kazanmıştı. Fakat ne yazık ki bölgenin güneyinde Kürtlerden oluşan Hamidiye
alayları ile uzun zamandır kölelik yapan köylüler yine kendilerini kullandırttılar ve Kürtlerin yararının aksine Rus ordularına ve Ermeni
kardeşlerine karşı gönüllü birliklerle birlikte
bir intihar savaşı sürdürdüler.”
Rusların çekilirken bıraktıkları silahların çoğunu ellerine geçiren aşiretler savaşın sonuna doğru silahlı bir güç haline gelmişlerdi. İstanbul’daki Kürdistan Teali Cemiyeti 1918’de
geniş bir ayaklanma hazırlamak için bölgeye
elemanlar gönderdi. Sivas’ın bazı kazalarında veteriner olarak çalışan Nuri Dersimi ve
Kürt Teali Cemiyeti üyesi Haydar ve Alişer
kardeşler bu girişimlerin başında yer alıyorlardı. Kısa bir süre sonra bu fitne çabaları
sonuç verdi ve millî mücadele döneminin
önemli problemlerinden biri olan “Koçgiri
İsyanı” patladı.
Bu olayın en önemli tarafı etnikçi Kürt hareketinin ilk defa olarak siyasî bir taleple ortaya çıkmasıydı. Hozat’ta toplanan isyanın elebaşıları TBMM’ne telgraf çekerek bağımsız
Kürdistan hakkını Meclisin tanımaması durumunda bunu silah zoruyla kazanacakları
tehdidini ilettiler. Bu sırada Dersim’den dört
milletvekili Meclis’te bulunuyordu. Ankara Hükümeti olayı anlaşma yoluyla çözmek
maksadıyla isyanın elebaşılarından Haydar
Bey’i Ümraniye valisi, kardeşi Alişer’i Refahiye Kaymakamı olarak atadı. Tutuklanmış
olan Nuri Dersimi’yi Seyid Rıza’nın tehdidi
üzerine bıraktı. Ancak isyan devam etti. Kürtler Ümraniye’yi ele geçirerek pek çok asker
ve komutanlarını öldürdüler. TBMM Hükümeti bu durumda yapması gerekeni yerine
getirdi, Nureddin Paşa’nın komutasındaki
askerî birlikler kısa sürede isyanı bastırarak,
düzeni sağladılar. Ancak bu ayaklanmanın
bastırılması problemin etnik mecrada daha
da genişleyerek devamını engellemek anlamına gelmiyordu. Bir başka ifadeyle Koçgiri
kalkışması bir milat olmuştur. Bu zamana
kadar Dersim ve çevresinde tamamıyla eşkıyalık ve asayiş sorunu olarak devam edip gelen olaylar, bu başkaldırıyla birlikte Kürt Teali
Cemiyeti’nin istediği alana kaymış, etnik ve
politik bir talep haline dönüşmüştür. Etnikçiayrılıkçı Kürtçülük hareketinin başlangıç noktası Koçgiri olayıdır.
Geçmişte yaşanan ve artık tarihi nitelik kazanan olayları, günümüzde bir hesaplaşma
yahut öç alma niyetiyle ele almanın kimseye
yararı olmaz. Çünkü tarihe bu tarz bir yaklaşım ister istemez gerçeklerin bir kısmını
görmezlikten gelmeye, haklı çıkma kaygısıyla
olayları kurgulayarak okumaya yol açar. Üs-
telik hesaplaşma çabası hedef seçilen konuyla sınırlı kalmaz. Çorap söküğü gibi birbirini takip ederek geniş bir zaman kesitinin
tümüne sirayet eder. Her hesaplaşma girişiminin karşı tepkileri oluşacağından, toplumun huzurunu kaçıracak başka hiçbir konu
olmasa bile, gündem en hayati güncel meselelere bile yer kalmayacak şekilde ağzına
kadar doldurulmuş olur. Sonuçta düşmanlıklar derinleşip, yaygınlaşır, toplumsal barışın
sağlanması hayal olur.
İstenen buysa Dersim konusu en uygun vesiledir, herkes hazır konu açılmışken akıl ve
mantığı bir yana koyarak yumruklarını sallamaya devam etsinler.
Bu yazı hazırlanırken Prof. İbrahim Yılmazçelik’in
Osmanlı Devleti döneminde Dersim Sancağı isimli
kitabından yararlanılmıştır.
Tarih: 02.12.2011 Saat: 07:54 Gönderen: admin
37
ÖLÜMÜNÜN 50. YILDÖNÜMÜNDE
“BURSA’DA ZAMAN” ŞAIRI :
AHMET HAMDİ TANPINAR
H.Rıdvan ÇONGUR
Doğduğu yıl 1901. 23 Haziran, bir yaz günü… İstanbul’da dünyaya gelir ama, babası Hüseyin Fikri Efendi kadıdır ve çocukluğundan itibaren Doğu ve Güney Anadolu
şehirlerinde görevlidir. İlkokula İstanbul’da
Ravza-i Maarif ‘te başlar başlamasına da
ortaokul, lise yıllarında Sinop, Ergani, Siirt,
Kerkük, Musul, Antalya olmak üzere şehir
şehir taşırlar, babasının görev yerini değiştirmesi sebebiyle…Tanpınar, böylece çocukluk ve ilk gençlik yıllarında, memleketin
çeşitli yörelerini tanıma imkanı bulur,
Ahmet Hamdi Tanpınar 25 Ocak 1962’de,
daha altmışlı yaşların basamağında, genç
denilebilecek yaşta aramızdan ayrıldı. Ölümünün 50. yıldönümü dolayısıyla onu anmak için yazmaya karar verdiğimde, hayat
hikâyesinden, bilim adamlığı ve edebiyatçılığından önce düşünce dünyasına eğilmek
daha yararlı olur diye düşündüm. Şiirleri,
romanları, her biri ders niteliği taşıyan makaleleriyle de unutmayacağımız bir insan
elbette; ama pek çoğumuzu şiirleri, roman
ve hikâyeleri kadar düşünce yazıları, hatta
edebiyat üzerine yazdığı yazılardaki düşündürücü bölümlerin de ilgilendirdiği muhakkak. Bu yönünün oluşumunda, geçirmiş olduğu çocukluk ve gençlik yıllarının rolü var.
Neden mi, söyleyelim.
38
20. Yüzyılın başları yaşanıyor ve Osmanlı
Devleti, tarihin dönemecinde… Artık geçmiş yüzyıllarda ulaşılan haşmetten eser yok
! Bir zamanlar üç kıtaya uzanan, pek çok ülkeyi içine alan sınırlar daraldıkça daralmış,
milletçe zor günler yaşanılmakta...
Onun ilkokulun ilk sınıflarından başlayıp
Darülfünun (İstanbul Üniversitesi’nden)
mezun olduğu 1923 yılına kadar bütün çocukluk ve gençliği savaşlar içinde geçmiştir.
Aile maddî sıkıntı çekmiş ve o üniversitede
parasız yatılı eğitim görmek zorunda kalmıştır. Tanpınar, ortaokul dönemini anlatırken, Balkan felaketini yaşadıkları günlerden
söz eder, der ki :“Kerkük’e 1914 yılı Temmuzunun başında gitmiştik. Bu yüzden, bu
şehirle o savaşın hatıraları bende birleşirler.
Memleketin felaketini, “çeşitli cephelerde
sessizlik var” cümlesi altında örtmeğe çalışan ajans haberleri bazen bir yığın karakol
çarpışmalarının sonunda bir şehrin düştüğünü haber verirdi. Basra’nın, Bağdat’ın,
Erzurum’un düşüşünü böyle öğrenmiştik.”
Çocuklukla gençlik arasında milletinin
felâketini görerek geçen uzun yıllar… Bu
dönemi yaşarken şairimiz, en çok kitap
yokluğu çekmekten yakınmaktadır. Yine bu
yıllarda onun Musul’da annesinin ölümüne şahit olduğunu görürüz. Şair, annesini
toprağa verdikten bir yıl sonra, babasının
görev değiştirmesi sonucu Antalya’ya gelir.
Bugünlerle ilgili hatıraları yine ondan dinleyelim: “Antalya’ya 1916 sonbaharında geldim. Epeyce büyümüştüm. Tek başına geceleri deniz kıyısında ve kayalıklarda (Hastane
başında) gezmek hakkım vardı.”
Güneyin bu sıcak deniz şehri, engin masmavi sularıyla Tanpınar’ın duygu ve düşüncelerini şekillendirmek bakımından, bütün
hayatı boyunca unutamayacağı bir rol oynar. Onu, şiire yönelten tarihi sahil kenti olmuştur diyebiliriz. Hatıralarında yer alan şu
cümleler bizi doğrular gibidir:
“Denizin iki manzarası beni çıldırtırdı. Biri
kayalıkların sahile bakan bir yerinde, sabah
ve akşam saatlerinde durgun denizin ışıkla
ve dipteki taş ve yosunlarla aldığı manzaradır. Bir de öğle saatlerinde güneş vuran suyun elmas bir havuz gibi genişlemesi. Bu kayalarda beni mesut eden şeylerden biri de
yine sakin saatlerde kovuklara suyun dolup
boşalmasıydı. Bunlar benim muhayyilem
için büyük manaları olan şeylerdi.
Bu ancak büyülenme kelimesiyle anlatılabilecek bir haldir. Fakat galiba bu da yetmez;
hakikat şu ki, üzerimde bir türlü çözemediğim bir sır, gelecek zamana ait bir ders tesiri
yapıyorlardı.”
Antalya, şairin hayatında, gözlerinin önünde serilip uzanan Akdeniz’le birlikte
rûhunu, tesiri altına alan sihirli ve şiirli bir
tabiat parçası, hiç unutamadığı bir yurt kö-
şesidir. Yıllar sonra kaleme aldığı şiirlerinde,
yaşadığı bu sahil şehrinden esintiler görüyoruz ve düşünce dünyası bu gördükleri ve
yaşadıklarından beslenmektedir. Bu şehrin,
sadece sanat anlayışını değil, düşüncelerine
de etkisi olmuştur. Antalya Lisesini bitirdikten sonra İstanbul’a gelir, yüksek öğrenime
başlar.1920 yılında İstanbul düşman işgali
altında iken, Üniversite’de, o zamanki adıyla İstanbul Darülfünunun’da “Edebiyat” şubesinin öğrencisidir, hocası ise Yahya Kemal
Beyatlı’ dır. Tanpınar’ın şiirlerinde, ilk olarak hocasının etkisi altında kaldığı görülür.
Hiç şüphesiz, sadece şiirde değil, milliyetçi
görüş ve düşünceye, millî fikirlere yönelişinde de yine hocasının büyük bir payı olduğu muhakkak. Yahya Kemal de, gençlik
döneminde uzunca bir süre Paris’te yaşamış, Batı’yı görmüş, sanatına yön verirken
bir yandan da düşüncelerinde büyük değişimler olmuştur. Ülkesinden kaçan genç
adam değildir yurda döndüğünde, Beşir
Ayvazoğlu’nun dediği gibi “Evine dönen adam” dır o…Tarihiyle tanışmış, Türklüğüyle
kucaklaşmıştır. Tanpınar, böyle bir hocanın
öğrencisidir, ondan çok şeyler aldığı muhakkak…
Mazi Düşmanlığı mı, Hayır!
Tanpınar, hayatının ilk otuz yılında, hem
Osmanlı’nın – elbette Türklüğün - kara günleri ile Cumhuriyet in kuruluşu ve başlatılan
yenilik hareketlerini, hem de yıllar sonra
geçen zaman içinde eski ve yeni, Batı ve
Doğu arasındaki farkı gördü ve gördüklerini
gözlerimizin önüne şöyle serdi:
“O günden bugünlere, kötü bir itiyat benzerini hiçbir millette göremediğimiz ‘geçmişini karalama alışkanlığı’ şeklinde sürüp
gitti. Bu gün ise, bir bölük yazar ve okumuş
– yazmış sözde aydına bakılacak olursa, bu
itiyattan hâlâ vazgeçmiş olmadığımızı görüyoruz! Mazi, geçmiş yüzyıllara ait tarih ve
39
olaylara bakarak insanlar tarafından, bir
devre öncülük eden, adını koyan bu medeniyet iken neden kötülensin?
O medeniyetin, o tarihin bir kalemde silinip atılması mümkün mü? O, bizim yarattığımız, her şeyi ile bizim olan medeniyetin
Batı’dan geri olduğunu kim söyleyebilir ve
kim iddia edebilir ? Geçmişi, maziyi kötülemenin ve küçümsemenin yanlışlığını
“Garp” la ölçüşebilecek bir medeniyetten,
bir insan ve hayat üstünlüğünden geldiğimizi anlıyorum.”
Evet, böyle söyleyen, bu değerlendirmeyi
yapan Tanpınar’ ın kaygısı ne mazidir, ne
de Batı... Onun kaygısı, yüreğinde duyduğu
“görülen bu hâlimizden başka bir şey” değildir. Bu sebeple der ki :
“Ne maziyi sevmek, ne Garb’ı tanımak ve ona
hayran olmak bizim için kâfi değildir. Mazi, nihayet geçmiş bir zamandır; Bizde ancak kendisine içimizden bir şeyler katarak hakkıyla yaşayabilir. Biz ise bugün bile değiliz ; Yarınız.”
“Eski” ve “Yeni” Kavgası
Tanzimat’a kadar uzanan yıllar , bir bakıma nasıl
boşa harcanmışsa ; Tanzimat’tan Meşrutiyet’e
ve daha sonrasına ve Cumhuriyet’e kadar geçen bir o kadarki zaman içinde de ‘eski-yeni, ilerici-gerici’ tartışmaları ve kavgalarının yaşanması abesle iştigaldir. Cumhuriyet’ in ilânından
sonra kazandıklarımızı, ulaştığımız başarıları,
arkadan gelen yıllar yiyip bitirince, millî bir ülküden çıktığımız yolda, aynı başarıyı gösteremedik, yarı yolda kaldık.
İster ‘Türk inkılâbı’, ister ‘Türk yenileşme hareketi’ deyin, kalkınma çabaları, Türk’ten gayrı insanların, hatta Türk’e ve İslâm’a düşman
olanların eline düştü. Hem de “yenilik, ilerilik”
diye diye...
Maziden kopmanın tehlikeleri düşünülmeden,
ilerde doğabilecek tehlikeler dikkate alınmadan, bir fikir yoksulluğuna mahkûm edildik.
40
Bütün bunlardan dolayı, yıllar sonra vardığımız
nokta, hiç mi hiç iç açıcı olmadı... Gelecek adına “ahkâm kesenler”, eskiye ait ne varsa, geçmişin izini neler taşıyorsa bir bir sildiler, apaçık
tarih düşmanlığı yaptılar. Bunlara göre mazi ve
Doğu ile ilgili ne varsa, geri kalışın kaynağı, çağdaşlaşma yolundaki engellerdi. Buna, maksatlı
bir şekilde dinimizi katanlar da oldu!
“Çağdaşlaşma, Batı’yı sadece tekniğiyle değil,
kültürüyle, yaşayışıyla, mümkün olan her şeyi
ile aktarmak, taklit etmek, almakla olur” diyenler ön safları tuttular; çünkü tek yol buydu
onlara göre...
Kurtuluşun yolu ne olmamalıydı peki?
Eski’den yeni’ye geçişin, bizim için düşünülmesi mümkün olabilecek şeklini ve bu soruların
cevabını Tanpınar şöyle veriyor : “Dedelerimizin, diyor, büyük meziyetlerini, hayatlarının
kendilerine has ve gerçek oluşu yapıyordu.
Garp medeniyetinin büyük meziyeti de bir realitenin mahsulü olmasında ve inkişâfını onunla beraber yapmasındadır. Bizim için asıl olan
miras ne mazidir, ne de Garptadır; önümüzde
yumak gibi duran hayatımızdadır. Onu yakaladığımız, onun meseleleri üzerinde durduğumuz, onlarla yoğrulduğumuz, bu meseleleri
fikir hayatımızın zarurî yol uğurları gibi değil,
temeli olarak kabul ettiğimiz zaman tarihin ve
hususî coğrafyamızın bize yüklediği büyük role
erişeceğiz”
Dâvaları Çözemeyişimiz
Tanzimat ‘ tan bu yana süregelen ve Tanpınar’
ın da benzetmesiyle bir çeşit “Oedipus kompleksi”, yani bilmeyerek babasını öldürmüş adamın kompleksi içinde yaşayışımız, artık son
bulmalıdır. Medeniyet anlayışımızın sonucu,
edindiğimiz bu komplekstir ki, bize bir neslin
çözeceği dâvaları, nesilden nesle havale ettirmekte, kendi hareketimizin sonuçlarını bize
yabancı kılıklara bürünmüş gösterebilmekte,
bize öz hayatımız yerine, belli zaman aralıkları
halinde tecrübe devreleri yaşatmaktadır.
Tanpınar böyle olduğuna yürekten inanıyordu.
Bizlere, bu günkü halimizi görüp umut veren
de onun geleceğe böyle bir umutla bakması
olmuştur, diyebiliriz. Şunu unutmayalım ki, birlik olma yolunun daha başındayız, millî hayata
geçişte kararlılık ve yol alınması gerekiyor, iç ve
dış meseleler, millî çıkarlarımıza uygun çözümler bekliyor.
Tabiî bunları gerçekleştirmek için de, gönül birliği ile bir ve beraber olmayı…
Bilim, sanat, düşünce ve dâva adamı yönüyle
Ahmet Hamdi Tanpınar’ın görüşlerini böylece
aktarmaya çalıştık. Biraz da sanatı, şiirimize kazandırdıkları açısından hatırlayalım ve onu bin
şiiriyle sözlerimizi bağladıktan sonra yazımıza
son verilim.
Gümüşlü bir fecrin zafer aynası,
Muradiye, sabrın acı meyvası
Ömrünün timsali beyaz Nilüfer,
Türbeler, camiler, eski bahçeler,
Şanlı hikâyesi binlerce erin
Sesi nabzım olmuş hengâmlerin
Nakleder yâdını gelen geçene.
Bu hayalde uyur Bursa her gece,
Her şafak onunla uyanır, güler
Gümüş aydınlıkta serviler, güller
Bursa’da Zaman
Serin hülyasıyla çeşmelerinin,
Bursa’da bir eski cami avlusu,
Başındayım sanki bir mucizenin,
Küçük şadırvanda şakırdayan su ;
Sus sesi ve kanat şakırtısından
Orhan zamanından kalma bir duvar...
Billûr bir âvize Bursa’da zaman.
Onunla bir yaşta ihtiyar çınar
Yeşil türbesini gezdik dün akşam,
Eliyor dört yana sakin bir günü.
Duyduk bir musıkide gibi zamandan
Bir rüyâdan arta kalmanın hüznü
Çinilere sinmiş Kuran sesini.
İçinde, gülüyor bana derinden.
Fetih günlerinin saf neşesini
Yüzlerce çeşmenin serinliğinden
Aydınlanmış buldum tebessümünle.
Ovanın yeşili, göğün mavisi
İsterdim bu eski yerde seninle
Ve mimarîlerin en ilâhisi.
Baş başa uyumak son uykumuzu,
Bu hayal içinde... Ve ufkumuzu
Bir zafer müjdesi burda her isim ;
Çepçevre kaplasın bu ziya, bu renk,
Sanki tek bir anda gün, saat, mevsim
Havayı dolduran uhrevî âhenk.
Yaşıyor sihrini geçmiş zamanın
Bir ilâh uykusu olur elbette
Hâlâ bu taşlarda gülen rüyânın.
Ölüm bu tılsımlı ebediyette,
Güvercin bakışlı sessizlik bile
Belki de rüyâsı büyük cetlerin,
Çınlıyor bir sonsuz devam vehmiyle.
Beyaz bahçesinde su seslerinin.
41
Ayın İçinden
FATİH’İN PADİŞAH OLMASI
Hüseyin ALBAYRAK *
bir oğlu dünyaya geldiği müjdesini verdiler.
Genç adam, yirmi sekiz yaşında, ikinci oğlunun gelişini, gözleri sevinç yaşları ile dolarak
karşıladı:
-- Ravza-i Muradda, bir gül-i Muhammedî
açtı! Dedi.
O yıl ve ertesi yıl, Anadolu’da ve Rumeli’de
doğan çocukların çoğu oğlandı. Ve koyunlar,
keçiler ikiz yavruladılar. İneklerin yavruları
hep dişi oldu ve atların yavruları erkek oldu.
Tarlalarda başakların daneleri iri ve olgun
oldu, bağ ve bahçelerde ağaçlar meyva ile
donandı. Sanki istikbalin Fatih’inin ordususun sayısı çok, rızkı bol olsun istenildi…
İkinci Mehmed en iyi şekilde yetiştirildi, değerli hocalardan dersler aldı, cengaverlik
öğrendi.12 yaşlarında iken, babası Sultân
Murad Han, yorgunluğunu bahane ederek
: “Sağlığımda oğlumun padişahlığını göreyim” demiş ve tahtını İkinci Mehmed’e devrederek Manisa sarayında istirahata çekildi.
Yedinci Osmanlı Sultânı İkinci Mehmed,
Türk tarihinin en büyük ve en muhteşem
kumandanlarından ve devlet adamlarından
birisidir. Babası İkinci Sultân Murad, annesi
ise Hümâ Hâtun’dur. 29/30 Mart 1432 yılında Edirne’de Eskisaray’da dünyaya geldi.
İkinci Murad, sabah namazını kılmış, seccadede Kur’ân okuyordu. Sûre-i Muhammed’i
bitirmiş, Sûre-i Feth’e başlamak üzere idi ki,
* [email protected]
42
Böylece İkinci Mehmed (Fâtih) 12 yaşında iken padişahlığı ordu merkezi olan Edirne’de
ilân edildi. Küçük bir çocuğun devletin başına geçmesinden Avrupa’daki devletlerin
ümitleri ve hevesleri kabardı. Hazırlıklara
giriştiler, çocuk yaştaki bir padişahın varlığından da rahatsız olan yeniçerilerde de huzursuzluklar başladı. Hatta çıkan bir isyan da
zor bastırıldı. Bu da yetmezmiş gibi haçlı ordusunun Osmanlı topraklarına saldırdığı ha-
İkinci Murad zamanında Türk satveti yüksek
bir duruma ulaşmıştı. Bizanslılar Türk siyasetine boyun eğmiş, Bulgaristan ve Sırbistan tamamen ortadan kaldırılmıştı. Büyük
Sultân bir gün Meriç Nehri üzerindeki Kirişçi
adasında bir gezinti yapmıştı. Atla sarayına
döndü. Fakat fena halde soğuk aldığından
yatağa düştü. Şiddetli bir baş ağrısına tutularak iki gün sonra , 3 Şubat 1451 yılında 48
yaşında iken vefat etti.
beri alınınca, küçük padişahtan izin alan Halil Paşa, Sultân Murad’ı Edirne’ye davet etti.
Fakat Sultân Murad, “Harbi asker ve kumandanlar yapar. Padişah cenkte devletin şânını
temsil eden bir ferttir, ha ben, ha oğlum…”
şeklinde cevap verince, Sultân Mehmed’e
edebiyat tarihimizin belâgat örneklerinden
biri olan şöyle bir ferman yazdırılır:
“Gelin, ordunun başına geçin. Eğer siz padişah iseniz küffârın hücumunu defetmek için
gelmek vaciptir, eğer ben padişah isem, emrimize itaat ederek gelmek yine vaciptir!”
Durumun ciddiyetini ve oğlu İkinci
Mehmed’in içinde bulunduğu müşkül durumu anlayan Sultân Murad, Manisa’dan
kalkarak ikinci defa Rumeli’de devletin başına geçti. Bu moralle Varna önlerinde haçlı
ordusu ağır bir mağlubiyete uğratıldı.
Koca Murat, kazandığı Varna zaferinden
sonra, saltanatı tekrar oğlu Mehmed’e bıraktı. Kendisi yine Manisa’ya gitti. Fakat yeniçerilerin ayaklanması üzerine Sultân Murad, tekrar tahta çıkmak zorunda kaldı
Macarlar, Türkler’den öc olmak için bir birleşik bir haçlı ordusu daha hazırladılar. Koca Murad, ordusunun başına geçti, oğlu
Şehzâde Mehmed’i de savaşa götürdü. İki
ordu Kosova’da karşılaştılar, bu çetin savaş
Türklerin oldu.
Sultan Murad’ın ölümü on altı gün (bazı
kaynaklarda on üç gün) gizli tutuldu. Babasının ölümünü Manisa’da haber alan İkinci
Mehmed, iki gün sonra Çanakkale Boğazı’na
ulaştı. Derhal karşıya geçerek Gelibolu’da
Rumeli topraklarına ayak bastı. Ancak aynı
sür’âtle yoluna devam etmedi, Gelibolu’da
iki gün bekledi. Bu müddet içerisinde
Edirne’ye haberler gönderdi.
Durumun duyulması üzerine, yeni hükümdarı görmek isteyen halk yollara döküldü.
İkinci Mehmed, Edirne’ye geldiğinde şehre
bir saatlik mesafede vezirler, beylerbeyiler
ûlamadan oluşan bir topluluk tarafından
karşılandı. Kendisini istikbale gelenlerle birlikte şehre girdi. 18 Şubat 1451 Perşembe
günü Edirne’de ikinci defa tahta cülûs ettiği
zaman on dokuz yaşındaydı.
Yeni padişah İkinci Mehmed, ilk hümümdarlığından sonra Manisa’da geçirdiği zaman
zarfında artık tam şahsiyetini kazandığı bir
yaşa gelmiş ve yeterince de eğitilip yetiştirilmişti. Birinci saltanatında olduğu gibi yaşı
icabı vezirlerin tesirinde kalmayacağı iradesini daha ilk günden itibaren ortaya koymuştu. Bu irade ona İstanbul’un kapılarını açmış
ve bir cihan imparatorluğunun kurulması ile
bir çağın kapanıp, yeni bir çağın açılmasını
gerçekleştirmiştir.
Rumca bir vekayinâme yazan Kritovulos
İkinci Mehmed’i şu satırlarla över:
“Sultân Mehmed Hân, büyük bir devletin
43
asırdaşlarından ziyâde, gelecek asırların insanları tarafından görülür. İşte Sultan Mehmed de o şâhikalardandır.”
Bu üstün kudret ve irade, İkinci Mehmed’i,
Fâtih Sultân Mehmed yaptı, Hazret-i Peygamberimizin
“Kostantaniye
(İstanbul)
muhakkak feth olunacaktır, onu fetheden
kumandan ne mübarek kumandan, onun
askerleri ne mübaret askerlerdir” diyerek
övdüğü o ilâhi medhe nail oldu.
Fâtih Sultân Mehmed’in hükümdarlığı otuz
yıl sürdü; bu otuz yıl içinde iki imparatorluk,
büyüklü küçüklü on yedi devletin ülkesini
imparatorluğa kattı, ikiyüzden fazla şehir
fethetti.
varisi ve hesapsız bir servetin, silâhın ve
askerin sahibi, Asya ve Avrupa’nın en güzel
ve mâmur kısımlarının hâkimi iken elinde
toplanan bu kudret ve satvetle yetinmedi.
Cevval zekâsı cihanı dolaştırdı. Eski ve yeni
ilimlere tam vukufu kendisini fevkelâdeliğe
doğru götürmüştü. Arap ve acem edebiyatında herkesin teslim ettiği sağlam bilgisi
şöyle dursun, Yunan hükemâsının Arap ve
Acem lisanlarına tercüme olunmuş eserlerini okumuş, bu felsefe mezheplerinde
mütehassıs kimseleri hocalığında istihdam
etmişti. İhmâl nedir bilmezdi, maksatlarına
dostoğru koşardı. Satvette, şecaatte, akıl ve
zekâda eski Yunan ve Roma’nın büyük hükümdarları, cengâverleri O’nun yanında küçük kalırlar.”
Reşat Ekrem Koçu ise şu yorumu yapar:
“Dehâlar, başları gök yüzünde ulu dağlara
benzer; nasıl ki insan o dağların içinde iken
kendini kaybeder, fakat azamet ve ihtişamını uzaklaştıkça görür, kavrarsa, dehâlar da
44
O’nun 30 yıllık saltanatı, başlı başına bir tarih olup, Türk’ten başka hiçbir milletin tarihinde bu türlü şeref sayfaları yoktur. Bir Türk
olarak Fatih Sultân Mehmed ile övünüyoruz
ve O’na lâyık olamamanın da bir yerde ezikliğini yaşıyoruz.
TÜRK DÜNYASINDAN HABERLER
Metin DEMİRSOY
TÜRKPA Kazakistan’daki
Seçimleri Gözlemleyecek
Dünya Ahıska Türkleri
Birliği Yönetimi Toplandı
http://turkkazak.com, 13 Ocak 2012
www.gokgazete.com, 13 Ocak 2012
Türk Dili Konuşan Ülkeler Parlamenterler
Meclisi Uluslararası Gözlemciler Misyonu
15 Ocak 2012 tarihinde Kazakistan’da yapılacak milletvekili seçimlerini takip edecek.
Gözlemciler Misyonuna Azerbaycanlı ve
Türkiyeli milletvekilleri ve TÜRKPA Genel
Sekreterliği mensuplarından oluşan heyet
dâhil. TÜRKPA gözlemciler misyonu seçim
öncesi hazırlık sürecini ve seçimleri Almatı
şehrinde takip edecek. Ziyaret çerçevesinde
gözlemcilerin Almatı Şehir Akimatı Başkanı
(Valisi), Nur Otan ve Ak Jol partilerinin temsilcileri ile görüşmesinin yapılması da planlanıyor. Kazakistan Cumhuriyeti Merkez Seçim Komisyonu’nda 8 partiden 386 adayın
adaylığı kabul edildi. Olağanüstü parlamento seçimlerinden sonra TÜRKPA gözlemciler
misyonunun seçimlerin sonuçlarına ilişkin
nihai raporu basın toplantısında kamuoyuna iletilecek. Bu, TÜRKPA’nın 6. seçim gözlemi olacak.
Dünya Ahıska Türkleri Birliği (DATÜB) yönetimi, çeşitli değerlendirmelerde bulunmak
üzere ve Ankara’da açılacak olan “Sürgünün
Sessiz Tanıkları: Ahıska Türkleri 1944″ konulu fotoğraf sergisinin programını görüşmek üzere merkezde toplandı. Dünya Ahıska Türkleri Birliği’nin Avrupa Konseyi’nden
sonra ikincisini Ankara’da 9-15 Ocak 2012
tarihlerinde düzenlediği “Sürgünün Sessiz
Tanıkları: Ahıska Türkleri 1944″ konulu fotoğraf sergisi açılış programını değerlendirmek üzere DATÜB yönetimi bir araya geldi.
Dünyanın birçok ülkesinden gelen Yönetim
Kurulu üyeleri Ankara Kızılay’da bulunan
merkez binada toplandı. Toplantının asıl amacının serginin açılışı öncesi bir değerlendirme yapmaktı. Ancak, toplantıya Yurtdışı
Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı Koordinatörü Orhan Gazigil ile Ahıska Masası
Uzmanı Gürkan Polat’ın da katılımıyla konu
Vatana Dönüş ağırlıklı oldu. Geçtiğimiz 3-12
Aralık 2011 tarihlerinde Azerbaycan’daki
yapılan toplantılarla alakalı görüşler soruldu. Koordinatör Gazigil toplantılar hakkında Yönetim Kurulu Üyelerini bilgilendirerek
Başbakanlığın konu üzerindeki görüşünün
olumlu olduğunu, ancak projeler kapsamında daha profesyonelce hareket edilmesi
gerektiğini vurguladı. Bunun için gerekli çalışmaların başlatıldığını da söyleyen Gazigil,
gelişmeleri yakinen takip ettiğinin altını çizdi. Bu konuda Avrupa Konseyi nezdindeki
Kazakistan Dışişleri Bakanlığı Resmi Temsilcisi Altay Abibulayev, 120 basın mensubunun, seçim sürecini takip etmesi için bütün
imkânların oluşturulduğunu belirtti. Abibulayev, 15 Ocak’ta Kazakistan’da yapılacak
milletvekili seçimlerini takip etmek için 789
uluslararası gözlemci, 308 AGİT Temsilcisi,
206 BDT Temsilcisi, 9 Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi Temsilcisi, 10 TÜRKPA
Temsilcisi ve 29 ülkenin 126 gözlemci resmi
olarak akredite oldu, dedi.
45
çalışmalar hakkında DATÜB Genel Başkan
Yardımcısı ve Avrupa Temsilcisi Burhan Özkoşar son gelişmeler hakkında bilgi sundu.
Öte yandan DATÜB Genel Başkan yardımcısı
ve Gürcistan Temsilcisi İsmail Molidze
Gürcistan’ın ve Azerbaycan’daki statü alanlar hakkındaki bilgileri ise DATÜB Yönetim
Kurulu üyesi ve Azerbaycan Temsilcisi Sabircan Celilov toplantıda bulunanlara geniş bilgisundular. DATÜB Genel Başkanı Ziyatdin
İsmihanoğlu Kassanov konuyu toparlayarak
vatana dönüşle alakalı çalışmalara hız verilmesi için herkesin daha çok çalışıp erken bir
zamanda sonuçlandırılması gerektiği talimatını verdi. Türkiye’den bu konuda yüksek
düzeyde destek alacakları sözünü aldıklarını
şimdi ise bu sözün yerine getirilmesi gerektiğini söyledi. Bunun için gerekli girişimlerin
yapılacağını söyledi. Daha sonra Ankara’da
Zafer çarşısı Güzel Sanatlar galerisinde açılacak olan sergisinin ön çalışmaları hakkında, DATÜB Genel Başkan Vekili Prof. Dr. İlyas
Doğan gerekli bilgileri verdi.
BTC ile 3.5 Milyon Ton
Türkmen Petrolü Taşındı
www.haberler.com, 11 Ocak 2012
Bakü-Tiflis-Ceyhan (BTC) petrol boru hattıyla 3.5 milyon ton Türkmen petrolünün
pompalandığı bildirildi. Rusça yayın yapan
“turkmenistan.ru” haber sitesinin haberine
göre, 1 Ocak 2012 itibariyle 3 milyon 500
bin ton Türkmen petrolü BTC hattıyla taşındı. Azerbaycan’ın devlet petrol şirketi SOCAR, söz konusu boru hattıyla pompalanan
46
Türkmen petrolü hakkında rapor hazırladı.
Rapora göre, hat üzerinden 2011 yılında 2
milyon 24 bin ton Türkmen petrolü taşındı.
1 Ocak 2012 tarihi itibariyle BTC hattıyla 3.5
milyon ton Türkmenistan petrolünün sevkiyatının gerçekleştirildiği belirtildi. Türkmen petrolü Hazar Denizi’nden tankerlerle
Bakü’ye ulaştırılıyor. Türkmenistan’da, Rus
yapımı yeni dev tanker gemiler bulunuyor.
Türkmen petrolünün BTC ile taşınmasını öngören anlaşma Temmuz 2010 yılında imzalanmıştı.
TÜRKSOY’dan Turan
Yazgan’a Onur Madalyası
www.gokgazete.com, 10 Ocak 2012
Uluslararası Türk Kültürü Teşkilatı TÜRKSOY;
Türk Kültürüne hizmetlerinden ötürü Prof.
Dr. Turan Yazgan’a “TÜRKSOY Onur Madalyası” takdim edecek. Kuruluşundan itibaren
ortak Türk kültürünün araştırılması, geliştirilmesi, tanıtılması ve gelecek kuşaklara aktarılması için faaliyetlerini sürdüren TÜRKSOY, Türk dünyasına kültür, sanat ve bilim
alanında büyük katkılarda bulunan kişilere
minnettarlıklarımızın sunulması ve hizmetlerinin toplum tarafından daha yakından
tanınması amacıyla “TÜRKSOY Onur Madalyası” takdim etmektedir. Bu çerçevede Türk
dünyası, eğitim, kültür ve sanat alanında uzun yıllar emsalsiz katkılarda bulunmuş olan
Sayın Prof. Dr. Turan Yazgan ile ilgili bir panel
düzenlenecek ve TÜRKSOY SAYI: 294 • ŞUBAT 2012 • TÜRK YURDU 73 Genel Sekreteri
Düsen Kaseinov, kendisine “TÜRKSOY Onur
Madalyası” sunacaktır.
TÜRK KOOPERATİFÇİLİK KURUMU
GENEL KURUL İLANI
Türk Kooperatifçilik Kurumu Derneğimizin 2011 yl Olağan Genel Kurul toplants
aşağdaki gündem ile 17 Mart 2012 Cumartesi günü saat 11:00’de Türk
Kooperatifçilik Kurumu toplant salonunda (Ceyhun Atf Kansu Caddesi 1271. Sok.
Nu: 35/9-10 Balgat /ANKARA) yaplacaktr.
Çoğunluk sağlanamamas durumunda ayn gündem ile 24 Mart 2012 Cumartesi günü
saat 11:00’de ayn adreste tekrar yaplacaktr.
Üyelerimize duyurulur.
GÜNDEM
1.
2.
3.
4.
5.
6.
7.
8.
9.
10.
11.
12.
13.
14.
15.
16.
Prof. Dr. Nevzat AYPEK
Türk Kooperatifçilik Kurumu
Yönetim Kurulu Başkan
Açlş
Sayg Duruşu ve İstiklal Marş
Başkanlk Divannn Seçilmesi
Açlş Konuşmas
Otuz Yln Dolduran Üyelere Plaket Takdimi
2011 Yl Faaliyet Raporu ve Denetim Raporunun okunmas ve müzakere
edilmesi
Yönetim ve Denetim Kurullarnn İbras
2012 yl çalşma program ve bütçe teklifinin görüşülmesi
2012 yl Çalşma program bütçesinde gerektiğinde gider ödemeleri
arasnda aktarma ve değişiklik yapmaya, fasllar ve bölümler açmaya ve
kapatmaya ilişkin Yönetim Kuruluna yetki verilmesi,
Kurum üyelerine ödenecek yolluk ve yevmiyeyle Kurum organlarnda görev
alanlara ve kurum personeline ödenecek ücretleri belirlemek üzere Yönetim
Kurulunun yetkili klnmas,
Kurum mülkiyetinde bulunan arsalarn üzerine bina yaplmas, kat karşlğ
verilmesi, satlmas veya benzer şekilde değerlendirilmesi, ayrca yeniden
gayrimenkul satn alnmas, satlmas, bağşlanmas ve intifa ve irtifak
haklarnn tesisi ve devredilmesi hususunda Yönetim Kuruluna yetki
verilmesi,
Yabanc ülkeler kooperatif kuruluşlaryla kooperatifçilik konusunda teknik,
bilimsel, eğitim, kültürel, vesair konularda işbirliği yapmak veya işbirliğini
veya koordinasyon hizmetlerini öngören protokol ile sair anlaşmalar
imzalamak konusunda Yönetim Kuruluna yetki verilmesi,
Kuruma yeni üye kabulü ve mevcut üyelerden üyelik şartlarn kaybedenlerin
üyeliklerinin sona erdirilmesi konularnda Yönetim Kuruluna yetki verilmesi,
Yönetim ve Denetleme Kurulu Üyelerinin Seçilmesi
Dilek ve Temenniler,
Kapanş
47
TÜRK KOOPERATİFÇİLİK EĞİTİM VAKFI
GENEL KURUL İLANI
Türk Kooperatifçilik Eğitim Vakf 2011 yl Olağan Genel Kurul toplants aşağdaki
gündem ile 17 Mart 2012 Cumartesi günü saat 12.00‘de Türk Kooperatifçilik Kurumu
toplant salonunda (Ceyhun Atf Kansu Caddesi 1271. Sokak Nu: 35/9-10 Balgat /
ANKARA) yaplacaktr.
Çoğunluk sağlanamamas durumunda ayn gündem ile 24 Mart 2012 Cumartesi günü
saat 12:00’de ayn adreste tekrar yaplacaktr
Üyelerimize duyurulur.
Prof. Dr. Nevzat AYPEK
Türk Kooperatifçilik Eğitim Vakf
Yönetim Kurulu Başkan
GÜNDEM
1.
2.
3.
4.
5.
6.
7.
8.
9.
10.
11.
12.
13.
48
Açlş
Sayg Duruşu ve İstiklal Marş
Başkanlk Divannn Seçilmesi
Açlş Konuşmas
2011 Yl Faaliyet Raporu, Bilanço ve Gelir Gider Tablosu ile Denetim Kurulu
Raporunun okunmas ve müzakere edilmesi
Faaliyet Raporu, Bilanço ve Gelir Gider Tablosu ile Denetim Kurulu Raporunun
Onaylanmas,
Yönetim ve Denetim Kurullarnn İbras
2012 Yl Çalşma Program ve Bütçe Teklifinin Görüşülmesi
Gayrimenkul Alm ve Satmyla İlgili Yönetim Kuruluna Yetki Verilmesi
Yönetim, Denetleme ve Çalşma Kurullarna Ödenecek Ücretlerin Tespiti İçin
Yönetim Kuruluna Yetki Verilmesi
2012 Yl Bütçesinde Gerektiğinde Gider Ödemeleri Arasnda Aktarma ve Değişiklik
Yapmaya, Fasllar ve Bölümler Açmaya ve Kapatmaya İlişkin Yönetim Kuruluna
Yetki Verilmesi
Dilek ve Temenniler,
Kapanş
Download

İndir (PDF, 2.13MB) - Türk Kooperatifçilik Kurumu