BÖLGESEL GELİŞMELER
MISIR’DA ‘KARŞI-DEVRİM’
KARŞITI HAREKETİN İMKÂNI
Mısır’da darbeden bu yana gerçekleşen tüm baskılara rağmen, başta Müslüman Kardeşler
olmak üzere, birçok devrimci grubun darbe yönetimine tepkileri devam etmektedir. Bu
grupların Abdülfettah El-Sisi yönetimine karşı protestolarını devam ettirmeleri, karşı-devrim karşıtı bir momentumun canlı kalmasının en önemli sağlayıcısı olagelmiştir.
İsmail Numan TELCİ
S
on dönemlerde Mısır’la ilgili
yapılan analizlerin hemfikir
olduğu bir husus karşı-devrim karşıtı bir momentumun ivme
kazanmaya başladığıdır. Burada aslında iki noktaya dikkat çekiliyor.
Birincisi ülkede yaşanan askeri darbenin bir ‘karşı-devrim’ olarak benimsenmesi; ikinci olarak da darbe
düzeninin sürdürülebilir olmasının
imkânsızlığı. Bu iki durumun birbiriyle bağlantılı olduğunun altını
özellikle çizmek gerekiyor. Nitekim darbe düzeninin devam ettirilmesinin önündeki en büyük
engel karşı-devrime muhalif çizgideki grupların her geçen gün Abdülfettah El-Sisi yönetimine olan
rahatsızlıklarını daha yüksek sesle
dile getirmeleridir. Yukarıdaki iki
temel tespitten hareketle, bu yazıda Mısır’da son haftalarda yaşanan
darbe karşıtı protestolar anlamlandırılmaya çalışılacaktır.
Öncelikle 3 Temmuz 2013’te
yaşanan askeri darbenin karşı-devrim olarak kabul edilebilmesine
izin veren üç unsurun zikredilmesi
yerinde olacaktır. Birincisi darbenin devrimde iktidarını kaybeden
52
Kasım-Aralık Cilt: 6 Sayı: 65
ancien régime aktörlerince yapılarak siyasi gücün gerçek anlamda
el değiştirmesine izin verilmemesi;
ikincisi devrimle birlikte özellikle
siyasi kazanımlar elde eden önceki
rejimin mağdurlarının darbenin
ardından topyekûn cezalandırılması ve son olarak da devrimde etkin
olan ancak darbeye destek veren
kimi hareketlerin darbe yönetimi
tarafından marjinalleştirilerek saf
dışı edilmeye çalışılması.
Karşı-Devrim Olarak Askeri
Darbe
Charles Tilly’ye göre her devrim
kendi karşı-devrimini yaratma
Kasım-Aralık Cilt: 6 Sayı: 65
potansiyelini barındırır. Nitekim
devrimsel süreçlerde genel hatlarıyla rakip iki bloğun iktidarı ele
geçirmek üzere mücadele edişine
şahit olunmaktadır. Muktedir grubun iktidarı kaybetmesi sonrasında devrim sürecinin tamamlanmış
olduğuna inanmak yanıltıcı olur.
Daha önceki birçok örnekte olduğu gibi ancien régime birçok farklı
motivasyonla iktidarı yeniden sahiplenebilmek ya da en azından bir
kısmını ele geçirebilmek amacıyla
karşı-devrim süreci başlatabilir.
Mısır’da Muhammed Mursi’nin
iktidara gelişinin daha ilk aylarında
filizlenmeye başlayan karşı-devrim
hareketi sadece iç dinamikleri değil, dış aktörleri de ciddi anlamda
içeriyordu. Aslında 25 Ocak 2011
Devrimi’nin başat aktörleri Mursi
iktidarına razıydılar. Ta ki Müslüman Kardeşler’in iktidar tecrübesizliğinin pratikteki yansımalarının
ortaya çıkışına kadar. Kapsayıcı olmayan bir yönetim, farklı sesleri
siyasal süreçlere dâhil etmedeki
başarısızlık, Müslüman Kardeşler’den olmayan devrimci aktörlerin taleplerinin karşılanamaması
gibi durumlar devrimin ana aktörleri olan seküler gençlik grupları ile İhvan yönetimi arasındaki
mesafenin açılmasına neden oldu.
Tam da bu noktada stand-by’da
bekleyen ancien régime unsurlarının dış aktörlerle müttefiklik ilişkisi ortaya çıktı. Devrimci gençlik
grupları, karşı-devrim hareketinin
kendilerini de iktidara katacağını
düşünerek bir anlamda kendi yaptıkları devrime karşı yürütülen bir
kampanyaya destek oldular. Zaten
kırılgan, zayıf, tecrübesiz ve iktidarsız olan Mursi yönetimine karşı
geniş kapsamlı bir ittifak karşı-devrimi gerçekleştirdi ve askeri darbe
ile iktidar pozisyonlarını yeniden
eline geçirdi.
Bu noktada Mısır devriminin
tanımını ‘karşı-devrim’ hareketi üzerinden yeniden yapabiliriz.
Mısır’da uzun yıllar baskıya maruz
kalan sosyal ve siyasal hareketler,
Hüsnü Mübarek yönetiminin politikaları yüzünden fakirlikle boğuşan halk kitlelerinin ve eğitim
seviyesi yükselen, sosyal medya ve
internet sayesinde dünyadaki gelişmelerden, demokratikleşme süreçlerinden ve artan özgürlüklerden
daha fazla haberdar olan gençlerin
desteğini alarak ‘baskı rejimine’
karşı sivil bir devrim yaptılar. Halkın pasif kitleler olmaktan çıkarak
aktif siyasal aktörler haline gelme
53
BÖLGESEL GELİŞMELER
yolunda ilerlediği devrim sonrası
süreçte yeniden organize olan ancien régime aktörleri ise ‘baskı rejimine’ yeniden dönüşü hedefleyen
karşı-devrimi askeri darbe yapmak
suretiyle gerçekleştirdiler.
Askeri darbe sonrasında yaşananlar ise karşı-devrim hareketinin
ilk etaptaki başarısını gözler önüne
seriyor. Burada hem darbe ile siyasi
iktidar yeniden ele geçiriliyor hem
de devrimin aktörleri topyekûn cezalandırılıyor. Müslüman Kardeşler hareketinin terör örgütü ilan
edilmesi ve hareketle az ya da çok
bağlantısı olan herkesin ‘teröre destekle’ yargılanması bu durumun en
açık göstergesi. Öyle ki Avustralya
vatandaşı olan ve diğer uluslararası
gazeteciler gibi ülkede habercilik
faaliyeti yapan El-Cezire muhabiri Peter Greste dahi Müslüman
Kardeşler’e destek olmak suçundan yargılanarak 7 yıl hapis cezasına çarptırılabiliyor. Greste’nin bu
cezasındaki temel motivasyonun
El-Cezire kanalına ev sahipliği yapan Katar’ı Müslüman Kardeşler’e
olan desteğinden dolayı cezalandırmak olduğu ise hemen herkesin
kabul ettiği bir durum.
Karşı-devrim hareketinin cezalandırmaları, Müslüman Kardeşler hareketi ile sınırlı kalmamıştır.
25 Ocak Devrimi’nde ön saflarda
yer alan Ahmet Maher, Ala Abdülfettah, Muhammed Adel, Ahmet Douma, Mahinur El-Masri ve
Hasan Mustafa gibi aktivistler de
darbe yönetimi tarafından tutuklanırken, cunta rejimine karşı gelen
hemen tüm gençlik hareketleri hızlı bir biçimde bastırılarak pasifize
edilmektedir.
Askeri rejimin gölgesinde ve
eski rejimin kontrolündeki yargı, karşı-devrim sürecinde öylesi
kararlar aldı ki devrim sürecinde
54
Halkın pasif
kitleler olmaktan
çıkarak aktif siyasal
aktörler haline
gelme yolunda
ilerlediği devrim
sonrası süreçte
yeniden organize
olan ancien
régime aktörleri
ise ‘baskı rejimine’
yeniden dönüşü
hedefleyen
karşı-devrimi
askeri darbe
yapmak suretiyle
gerçekleştirdiler.
gerçekleştirilen eylemlerin sorumluları kendilerini suçlu konumda
buldular. Örnek vermek gerekirse, 2011’in Mart ayında yaşanan
ve eski rejimin en önemli enstrümanlarından olan ‘Muhaberat’
binasına yapılan baskına yönelik
Mısır Cumhuriyet Başsavcısı’nın
soruşturma başlatma kararı, devrimci gençlik hareketlerini nasıl
bir karşı-devrim süreci beklediğinin işaretlerini vermişti. Bu açıdan bakıldığında 30 Haziran’daki
Mursi karşıtı gösterilere katılan ve
3 Temmuz darbesinin ardından sokağa inerek Mısır ordusunu destekleyen devrimci gençlik hareketlerinin aslında ancien régime’in ekmeğine yağ sürdüğünü söyleyebiliriz.
Darbe sonrasında Sisi yönetiminin
devrimci gruplara karşı yürüttüğü
baskı ve tutuklama kampanyası bu
durumun açık bir göstergesi olarak
karşımıza çıkmaktadır.
Darbenin Sürdürülebilirliğinin
İmkânsızlığı
Mısır’da darbeden bu yana geçen
süreçte tüm baskılara ve yıldırma
politikalarına rağmen yaşananların en önemli sonucu, Abdülfettah
El-Sisi yönetimindeki darbe düzeninin sürdürülebilirliğinin imkânsızlığının ortaya çıkmış olmasıdır.
Darbe yönetiminin sürdürülebilir
olmasını engelleyen unsurlardan
ilki, ekonomide yapılan yeni düzenlemelerin zaten yoksulluğun
pençesindeki Mısırlıları daha da
zor durumda bırakmasıdır. Hükümetin temel gıda ve benzin gibi hayati önemdeki ihtiyaçlardaki devlet desteğini ciddi anlamda
azaltması halkın büyük tepkisini
çekmektedir. Zaman zaman gerçekleşen ‘ekmek’ temalı gösteriler,
bu durumun bir göstergesidir. Yine
kötüleşen ekonomiyle birlikte hükümetin bazı kamusal hizmetleri
sunamaması da halk tarafından
tepkiyle karşılanmaktadır. Geçtiğimiz yaz boyunca Mısır’da hayatı
felç eden elektrik krizi hükümeti
zor durumda bırakmıştır. Mübarek
döneminde dahi bu tür bir krizle
karşılaşmayan Mısırlıların Sisi yönetimine olan tepkisi bu krizle birlikte ciddi anlamda artmıştır.
Ekonomiyle ilgili bir başka unsur da Mısır darbesinin dış finansörlerinin nereye kadar Kahire’yi
sırtlarında taşıyabilecekleri sorusudur. Darbeye en ciddi desteği veren
Suudi Arabistan başta olmak üzere,
Körfez ülkeleri ve diğer uluslararası aktörlerin Mısır gibi nüfusu 80
milyondan fazla olan bir ülkeyi
ekonomik anlamda beslemeleri,
ancak kısa vadede mümkündür.
Bu dış destekçilerin beklentileri,
Mısır’ın kısa sürede istikrara kavuşması ve ekonomik sürdürülebilirliğini kendisinin sağlaması
idi. Ancak böylesi bir durumun
Kasım-Aralık Cilt: 6 Sayı: 65
gerçekleşmesi hâlihazırdaki veriler
temel alındığında güç gözükmektedir. Bununla birlikte Mısır’daki
darbe yönetiminin maliyetinin,
olası getirilerinden fazla olduğu
düşüncesini de göz önünde bulunduran Körfez ülkeleri, ekonomik
anlamda Kahire’ye olan desteklerini yeniden değerlendireceklerdir.
Öyle ki Körfez monarşilerinin bir
noktadan sonra Kahire yönetimine
olan ekonomik desteği kademeli
olarak azaltmaları dahi gündeme
gelebilecektir.
Darbe düzeninin sürdürülebilirliğine karşı en temel engel ise
siyasi olarak aktif gençlerin darbe
karşıtı duruşlarını sürdürerek protestolara devam etmeleridir. Mısır’da darbeden bu yana gerçekleşen tüm baskılara rağmen, başta
Müslüman Kardeşler olmak üzere,
birçok devrimci grubun darbe yönetimine tepkileri devam etmektedir. Bu grupların Abdülfettah
El-Sisi yönetimine karşı protestolarını devam ettirmeleri, karşı-devrim karşıtı bir momentumun canlı kalmasının en önemli sağlayıcısı
olagelmiştir. Darbe sonrası süreçte
yaşanan tüm baskılara ve tutuklamalara rağmen hemen hemen her
gün darbe karşıtı gösteriler düzenlenmiştir.
Son olarak da ertelenen yeni
akademik yılın 11 Ekim’de başlamasıyla birlikte yeni bir protesto
dalgası ülke genelinde yaşanmaya başlamıştır. Kahire, El-Ezher,
İskenderiye, Ayn Şems, Zagazig,
Feyum ve Süveyş üniversiteleri gibi ülkedeki köklü eğitim kurumlarında binlerce darbe karşıtı öğrenci
protestolara katılmıştır. Üniversitelerdeki protestolara katılımın yoğunluğu darbe yönetimi tarafından endişeyle takip edilirken, daha önce alınan güvenlik önlemleri
protestolarla birlikte artırılmıştır.
Kasım-Aralık Cilt: 6 Sayı: 65
Darbe yönetiminin
sürdürülebilir
olmasını engelleyen
unsurlardan ilki,
ekonomide yapılan
yeni düzenlemelerin
zaten yoksulluğun
pençesindeki Mısırlıları
daha da zor durumda
bırakmasıdır.
Gösterilere öncülük eden hareketlerin temel talepleri daha önce
tutuklanan arkadaşlarının salıverilmeleri, polis ve güvenlik birimlerinin kampüslerdeki faaliyetlerine
son verilmesi, üniversitelerde akademik özgürlükleri engelleyen kararların kaldırılması ve özel güvenlik şirketi Falcon’un kampüslerdeki
görevlerine son verilmesidir.
Protestoların ilk günü olan 11
Ekim’de Mısır’ın 15 vilayetinde
toplamda 71 öğrenci polis tarafından gösterilere katıldıkları gerekçesiyle tutuklandı. Protestoların
devam ettiği 12 Ekim’de 44, 13
Ekim’de ise 17 öğrenci güvenlik birimlerince gözaltına alındı. Özgürlük Gözlemcisi Öğrenciler hareketinden yapılan açıklamada gözaltına alınan üniversitelilerin büyük
çoğunluğu gün ağarmasına yakın
bir vakitte evlerine ağır silahlı güvenlik güçlerince yapılan baskınlar
sonrasında tutuklandılar. Herhangi
bir yasal iznin söz konusu olmadığı
baskınlarda, öğrenciler, ailelerine
açıklama yapılmaksızın ve herhangi bir suçlama olmaksızın gözaltına alındılar. İzleyen günlerde ülke
çapındaki birçok üniversitede protestolar devam etmiş, güvenlik güçlerinin müdahalesi nedeniyle öğrencilerle polis arasında çatışmalar
yaşanmıştır. Polisin protestolara
müdahalesi çoğu zaman sert olurken, en az 2 öğrencinin yaşanan
çatışmalarda hayatını kaybetmesi
çok sayıda yeni gösterinin ateşleyicisi olmuştu.
İfade ve Düşünce Özgürlüğü
Birliği’nin raporuna göre, Mısır’daki akademik yılın ilk haftasında en az 58 öğrenci protestosu
düzenlenirken, 195 öğrenci gözaltına alınmıştır. İzleyen günlerde de protestolar ve tutuklamalar
devam etmiş, her geçen gün polisin kampüslerde uyguladığı şiddet
artmıştır. Tutuklanan öğrencilerin
büyük çoğunluğu uzatılan yargılama süreçleri nedeniyle süresiz
bir biçimde hapis yatmaktadırlar.
Öğrencilere yönelik diğer bir cezalandırma yöntemi olarak üniversite
ile ilişiğin kesilmesi uygulanmaktadır. Protestolara katılan 100’ün
üzerinde öğrencinin okullarından
atıldığı insan hakları örgütlerince
rapor edilmiştir.
Darbe karşıtı gençlerin tüm güvenlik önlemleri ve tutuklamalara
rağmen protestolarını sürdürmeleri, bir anlamda Mısır’daki devrim ateşinin de sürekliliğine işaret
ediyor. 2014’ün Nisan ayında sona eren bir önceki akademik yılda
üniversitelerdeki protestolara polisin müdahalesi sonucu en az 16
öğrencinin hayatını kaybetmesine
rağmen yeni protestoların artan bir
sıklıkta ve katılımla devam etmesi
bu durumun göstergesidir. Diğer
bir açıdan bakılacak olursa protestolar darbe düzeninin sürdürülebilirliğinin de imkânsızlığına işaret
etmektedir. Bunun en önemli göstergesi, rejimin baskı politikalarına
rağmen karşı-devrim karşıtı hareketin 25 Ocak 2011’de başlayan
devrim sürecini sürdürme konusundaki kararlılığıdır.
Arş. Gör., Sakarya Üniversitesi
55
Download

karşı-devrim