Russell D. Roberts
Her Şeyin Bedeli
İmkân ve Refah Üstüne Bir Hikâye
RUSSELL D. ROBERTS
The Price of Everything: A Parable of Possibility and Prosperity
Çeviren: Mustafa Acar
George Mason Üniversitesi’nde ekonomi profesörüdür.
New York Times ve Wall Street Journal’da yazmaktadır.
Roberts özellikle ekonomist olmayanlara iktisat öğretmek
üstüne çalışmaktadır.
ISBN 13: 978-975-251-022-7
Liman Kitapları® / 22
1. Baskı: Ekim 2014
1994 yılında yayınlanan ilk kitabı olan Tercih: Bir Serbest
Ticaret ve Korumacılık Öyküsü (The Choice: A Fable of Free
Trade and Protectionism; Prentice Hall), Business Week ve
Financial Times tarafından iş dünyasıyla ilgili yılın en iyi kitaplarından biri olarak değerlendirilmiştir.
© Liman Kitapları, 2013
© Princeton University Press, 2008
Genel Yayın Yönetmeni: Selçuk Durgut
Sayfa Düzeni: Liberte Yayınları
Kapak Tasarımı: Muhsin Doğan
Baskı: Tarcan Matbaası
Liman Kitapları®
Adres: GMK Bulvarı No: 108/16, 06570 Maltepe, Ankara
Telefon: (312) 230 87 03 | Faks: (312) 230 80 03
E-mail: [email protected]| Web: www.liberte.com.tr
Liman Kitapları® Liberte Yayın Grubu’nun tescilli bir markasıdır.
Roberts, iktisadî içerikli fakat hikâye türünde bir eser olan
Görünmez Kalp: Bir İktisadiyat Romanı (Liman Kitapları,
4. Baskı, 2013) (The Invisible Heart: An Economic Romance; MIT Press) adlı eserini 2001 yılında yayınlamıştır. Roberts’ın bu kitabı iktisat eğitimi almamış kişiler için, bir
iktisat kitabı niteliğindedir. 2008 yılında Roberts’ın diğer
bir romanı The Price of Everything’i (yakında Liman Kitapları’ndan Türkçede de yayınlanacak) yayınlanmıştır. Yazar
bu romanında kendiliğinden doğan düzen, fiyat sistemi ve
kriz durumunda piyasa ekonomisi gibi belli başlı konulara
değinmiştir.
Bunların yanısıra, Roberts, ödüllü bir podcast programı
olan EconTalk’un da sunucusudur.
İÇINDEKILER
Yazarın Notu | 13
Çevirenin Notu | 15
1 KUTUNUN DIŞINDA DÜŞÜNMEK | 19
2 KONTROL DIŞI | 29
3 TÜY KUŞLARI | 46
4 İNANILIR GIBI DEĞIL | 65
5 BAHÇIVANA YÜKLENMEK | 104
6 MEA CULPA | 124
7 ALTIN YUMURTLAYAN TAVUK | 146
8 MEZARLIKTA BIR GECE | 193
9 HER ŞEYIN FIYATI | 211
10 SAHIBI YOK SORUN YOK | 235
11 RÜYALARIN DOKUYUCUSU | 270
12 COŞKUN VE DEĞERLI BIR HAYAT | 296
13 NASIL BITECEK? | 309
Kaynaklar ve İlave Okuma Listesi | 333
Teşekkür | 353
Bir iktisatçı her şeyin fiyatını bilir, ama hiçbir şeyin değerini bilmez.
Oscar Wilde’ın kinik tanımından bir anonim ifade
Karınca yuvalarıyla ilgili önemli bir sır, yönetim diye bir şeyin olmamasıdır. Sorumlu bir yetkili olmadan kendi kendine işleyen bir organizasyon insanların iş yapma tarzına o derece yabancı bir şeydir ki, aklımız
havsalamız almaz. Merkezden kontrol yoktur. Hiçbir karınca bir diğerine emir vermez, ya da ‘işleri şöyle yapın’ diye bir tâlimât vermez.
Yuvanın herhangi bir işinin tamamlanması için ne yapmak gerektiğini
kimse bilmez. Her bir karınca yakın çevresindeki küçük dünyasında
kendi yolunu bulur. Karıncalar birbiriyle buluşur, ayrılır, işlerini yaparlar. Bir şekilde, bu küçücük olaylar yuvaların koordineli davranışını
sevk ve idare eden bir örüntü yaratır.
Deborah Gordon, Karıncalar İş Başında (Ants at Work)
Gezegeninizle ilgili ne öğrendim biliyor musun? Yeryüzünde tam elli
gezegeni dolduracak kadar hayat var. Bitkiler, hayvanlar, insanlar,
mantarlar, virüsler. Herkes kendi yerini bulmak için itişip kakışıyor.
Kafa kafaya tokuşuyorlar. Birbirleriyle besleniyorlar. İrtibat hâlindeler.
K-Pax filminde konuşan Prot karakteri
İktisatın ilginç vazifesi, tasarımlayabileceklerine dâir ne tasavvur
ettikleri konusunda gerçekte ne kadar az şey bildiklerini insanlara
göstermektir.
F. A. Hayek, Ölümcül Kibir (The Fatal Conceit)
YAZARIN NOTU
B
u kitap yakın geleceği konu alıyor.
Hikâyedeki Ramon Fernandez, Ruth Lieber ve bunların karşılaştığı insanlar hayâl
ürünü olup, Stanford Kampüsündeki gerçek
insanlarla aralarındaki herhangi bir benzerlik
tamamen tesadüfîdir. Koca Kutu (Big Box) diye
bir şirket yoktur–şirketin CEO’su Bob Bachman’ın gerçek bir kişiye benzerliği yine tamamen
tesadüfîdir. Bu kitapta zikredilen diğer şirketler,
insanlar ve olaylar ise gerçektir; en azından bu
kitabın baskıya gittiği sırada tasavvur edilebilecek kadar gerçektir. Bu şirketler, insanlar ve olayları mümkün olduğunca Amerika ve Amerikan
Ekonomisi hakkındaki gerçek bilgilerle uyumlu
Roberts | Her Şeyin Bedeli | 13
14 | RUSSELL D. Roberts
şekilde tasvir etmeye çalıştım. Kaynaklar ve ilâve okumalar listesi kitabın sonunda bulunabilir.
ÇEVIRENIN NOTU
P
iyasa, insanoğlunun keşfettiği, birbirini tanımayan milyonlarca insanın birbiriyle işbirliği yapmasını, ekmek parası
için çalışırken aynı zamanda topluma hizmet
etmesini sağlayan mucizevi bir mekanizma. Birkaç yıl önce vefat eden ‘iktisatın asırlık çınarı’
Milton Friedman’dan sağlığında dinlemiştim.
Endonezya’da sabah kalkıp elinde balta ile yağmur ormanının yolunu tutan köylü ile, eline
kitap alıp okuyan Aksaray Üniversitesi’deki bir
öğretim üyesini birbirine bağlayan sihirli bir mekanizmadır piyasa. Bu iki kişi ve yağmur ormanından kesilen ağacın, önce tomruğa, sonra keresteye, sonra kâğıda, sonra da matbaada kitaba
Roberts | Her Şeyin Bedeli | 15
16 | RUSSELL D. Roberts
dönüşüp profesörün eline geçmesine kadar uzanan o karmaşık süreçte görev alan, iş yapan, üretime katkıda bulunan onbinlerce insan birbirini
tanımaz. Bütün bu insanları birbiriyle irtibatlayan mekanizma, bir önceki aşamada elde edilen
ürünün bir sonraki aşamada birileri tarafından
para verilip satın alınacağı bilgisi ve beklentisidir. Hâriçten gazel okuyanları geçelim, üniversitelerde bu işin ilmiyle uğraşıp da piyasanın ve
fiyat mekanizmasının ne kadar büyülü ve barışçıl bir mekanizma olduğunu kavrayamamış, her
fırsatta piyasa kurumuna âdeta söven insanlar
görmek, gerçekten üzücüdür, ironiktir…
Bu kitap, bu satırların yazarının Russell Roberts’tan yaptığım üçüncü çeviri. Aynen Tercih
ve Görünmez Kalp gibi, günlük hayatta karşımıza çıkan iktisadî sorunları, olguları ve tartışmaları hikâye tarzında eğlendirici bir üslûpla ele alan,
güzel bir eser. Ana fikri, yukarıda değinildiği
üzere, büyük liberal düşünür Hayek’ten ilhamla, kendiliğinden doğan düzen fikri, fiyat mekanizmasının nasıl olup da birbirini tanımayan
binlerce insanı işbirliğine yönelttiği, kısaca fiyat
ve piyasa mekanizması. İktisat öğrencileri kadar
öteki bölümlerde okuyan öğrencilere ve “beşik-
ten mezara” öğrenme sürecinde olan, piyasa mekanizmasının büyüleyici güzelliğini merak eden
herkese hararetle tavsiye edilir.
Acar
Prof. Dr. Mustafa
Aksaray, 23 Ekim 2013
1
KUTUNUN DIŞINDA DÜŞÜNMEK
H
avana’da bir Temmuz gecesiydi; vakit
geceyarısını henüz geçmişti. Pencereyi döven
tak tak tak seslei arasında kadın uyandı. Kapıyı açtı. Kapıdaki adam kardeşiydi, içeri girip uyumakta olan oğlan çocuğunu kucakladı, omzuna aldı,
âdeta bir demet şeker kamışı taşır gibi taşımaya başladı. Terden bunaltan sokaklara daldılar. Kadının
elinde bir örme çanta ve bir battaniye vardı. Bir örme
çanta bir hayatı taşıyabilir mi? Taşımak zorundaydı.
Yanına alabileceği tek şey oydu. Gecenin ortasında
yol alırlarken, çocuk hâlâ uyuyordu.
Şehrin dışına çıkmak, oradan da ötede sâhile
ulaşmak âdeta asırlar sürmüştü. Sığ sularda kendilerini bekleyen küçük bota doğru yürüyüp güverRoberts | Her Şeyin Bedeli | 19
20 | RUSSELL D. Roberts
Her Şeyin Bedeli | 21
teye tırmandılar.
Oğlan çocuğu gözlerini açtı. Kadın çocuğu kucağına alıp tekrar uykuya dönmesini sağladı. Geriye bakıp o geceyi tekrar düşününce, oğlunu bağrına basışını, tekrar tekrar dualar edişini ve de botun, sallana
sallana kuzeye doğru yol alışını hatırlıyordu.
*
“Kalmadı.”
Kalmadı mı? Ev Depo mağazasında elfeneri
kalmadı ha? İmkânsız. Nasıl kalmaz?
“Ne demek istiyorsunuz?” diye sordu Ramon
Fernandez.
“Kusura bakmayın,” dedi tezgâhtar. “İki saattir
burası tımarhane gibiydi. Keşke size arka tarafta bunlardan biraz daha var diyebilseydim. Ama
yok. Kalmadı. Tek tek satıldı bitti. Birkaç gün
sonra yine gelin.”
O akşam daha erken saatlerde, yer sarsıntısı
başladığında Ramon ve Amy (Okunuşu: Emi)
akşam yemeği yiyorlardı. Deprem vurdukça vuruyor, mutfak raflarındaki bardaklar ve tabaklar
şangır şungur birbirine girerken duvardaki iki
tablo da düşüp kırılıyordu. Derken ışıklar gitti.
Bunun üzerine Ramon akşam yemeği için zaten
hazırlamış olduğu mumları yaktı; panik içinde
dışarı fırlamaktansa, yemeğin tadını çıkarmayı
tercih ettiler. Anlaşılan o sırada birkaç yüz kişi
elfeneri bulma derdiyle Ev Depo’nun kapısına
yığılmıştı.
“Hey, bi dakka,” dedi tezgâhtar. “Siz Ramon
Fernandez değil misiniz?”
Ramon sâdece gülümseyip yoluna devam
etti. İnsanların kendisini tanımalarına alışıktı.
John McEnroe’dan beri Stanford’daki en iyi tenis oyuncusu olarak, son üç yıldır NCAA tek erkekler şampiyonluğunu kazanmış, geçen yıl da
Wimbledon’da finale kalmıştı. Bay Bölgesi’ndeki
muhtemelen en tanınmış yirmi yaşındaki kişi
oydu. Belki de bütün ülkedeki en tanınmış yirmi
yaşındaki kişi. Tenis ya da sporla ilgilenmeyen
kişiler bile, Ramon daha çocukken annesinin
nasıl olup da küçük bir botla Küba’dan kaçıp bir
şekilde Florida’ya geldiğinin hikâyesini bilirdi.
“Süt bulma ya da soğutucu için buz bulma şansımız var mı sence, yoksa aramaktan vaz mı geçelim?” diye sordu Amy, arabaya geri dönünce.
22 | RUSSELL D. Roberts
“Hayward’daki Koca Kutu mağazasına bakmaya ne dersin?”
“Koca Kutu mu?”
“Şu yeni mağazalar zinciri; Ev Depo, Sam’s
Club ve Border’dan oluşan. Mağazanın arka tarafının ön tarafından farklı bir zaman diliminde
olduğunu söylüyorlar. Yahut en azından farklı bir posta kodu var. Süt bulma şansımızın en
yüksek olduğu yer orası, belki elfeneri de vardır.
Belki bir fanus. Ya da bir lazer. Yahut bir şey işte.
Sözde her şeyi satmaları gerekiyor.”
“Pekâlâ. Benzin depom dolu. Bir deneyelim
bakalım.”
Koca Kutu’nun Bay Bölgesi’nde faaliyete başlaması çok sancılı olmuştu. Yapılan bir referandum San Francisco’ya girmelerine imkân tanımamıştı. Berkeley sâkinleri o bölgede açılmaya
çalışılan mağazaya karşı yürüyüş yapmışlardı.
Şu âna kadar, açılmayı başaran tek mağaza, Oakland’ın hemen güneyinde, Hayward’da açılmış
olanıydı.
Amy ve Ramon, San Mateo Köprüsü’nü geçip 880 no’lu yoldan Hayward’a ulaştılar. Koca
Kutu, Ev Depo mağazasını âdeta bir 7–11 ma-
Her Şeyin Bedeli | 23
ğazası hâline getirmişti. Mağazanın park yeri o
kadar genişti ki, servis araçları alışverişe gelenleri arabalarından alıp mağazanın giriş kapısına
bırakırlardı. İçeri girince de, çoğu müşteri, –küçük trenler ya da tramwaylar gibi, yürüyen bantlar üzerinde mağazanın değişik kısımlarına sizi
taşıyan özel tasarımlı büyük boy golf arabaları
şeklindeki– mini servisleri kullanıyordu. Bazı
aileler, çocuklarını sırf bu mini servislere binip
mağaza içinde sağa sola yerleştirilen bedava örnek ürünlerden denemeleri için, bu mağazaya
getiriyorlardı. Veya, anne–babalar alışveriş yaparken çocuklarını mağazanın orta yerindeki
dev gibi Lego oyun alanına bırakabiliyorlardı.
Ramon ve Amy vakit gece yarısını yeni geçmişken mağazaya varmışlardı. Park yeri kalabalıktı gerçi; ama park edecek bir yer bulup servis
aracına binmekte zorluk çekmediler. Sorun, mağazadan içeri girmekti. Öfkeli bir kalabalık ana
kapıya doğru yürüyor, bağırıp çağırıyordu. Amy
ve Ramon ne olduğunu anlayamamışlardı. Biraz
ilerleyince gördüler. Girişin hemen iç kısmında
kocaman bir yazı asılıydı: SADECE BU GECE,
TÜM FİYATLAR, ETİKETİN İKİ KATIDIR. Bir tür
anti–satış! Göründüğü kadarıyla da, bir halkla
24 | RUSSELL D. Roberts
ilişkiler faciası yoldaydı.
Bitkisel yastık yığınının üstünde duran bir çalışan elinde megafonla kalabalığı yatıştırmaya çalışıyordu. Dediğine göre kararı veren Omaha idi,
dolayısıyla kendisinin yapabileceği bir şey yoktu.
Elinde bir set kartpostal, istek ve şikâyet formu
falan vardı, kalabalığın tansiyonunu düşürmek ve
canını kurtarmak için elindekileri dağıtmaya hazırdı. Ön kapı etrafında dolanıp duran kalabalığın
kartpostallarla falan pek ilgilendiği yoktu. Onların derdi, daha doğrudan ve âcil bir geribildirim
ve müşteri memnuniyeti yolu bulmaktı.
Kapıdaki serseri kalabalığın dışında, mağaza
her zamanki gibiydi. Tramvaylar meşgûl ve kalabalıktı, yükselen fiyatlara rağmen alışveriş eden
insanları taşıyorlardı. “İnanılır gibi değil,” diye
mırıldandı Ramon. “Gidelim mi?” diye sordu
Amy’ye.
“Bir elfeneri istiyorum. Varsa biraz süte de hayır demem. Zaten geldik, burdayız. Biliyorum
bu bir soygunculuk, ama korkuyorum. Hiç mumum yok. Hayat ne zaman normale döner onu
da bilmiyoruz.”
Kaldılar. Süt ve elfeneri bulmaları zor olmadı.
Her Şeyin Bedeli | 25
Her ihtimâle karşı birkaç ekstra pil de aldılar.
Yalnızca üç kasa açıktı, ama Amy ve Ramon her
zamankinden biraz daha uzun kuyruk beklemeye razıydılar.
İkisinin her zaman konuşacak çok şeyleri vardı. Üniversitenin ilk yılında, NCAA kuralları ve
düzenlemelerinin dolaşık yolları konusunda
burslu sporculara yardım amacıyla yapılan bir
toplantıda tanışmışlardı. Ramon yanında oturan
uzun boylu sarışın voleybolcu kızdan kalemini
istemişti. Konuşmaya başlamışlar, neredeyse
hiç ortak noktaları olmadığını görmüşlerdi. Kız
ABD’li bir senatörün kızıydı. Georgetown’da büyümüş ve kapıları herkese açık olmayan bir özel
okulda okumuştu. Biyoloji eğitimi alıyor, tıp fakültesine gitmeyi plânlıyordu. Ramon Miami’de
yoksulluk içinde büyümüştü. Annesi temizlikçi
bir kadındı. Siyaset bilimi okuyordu. Kız sarışın, oğlan esmerdi. Kız voleybolcuydu. Oğlansa
tenis oynuyordu. En azından ikimizin uğraştığı
spor dalının da bir filesi var, diye takılmıştı kıza,
farklılıklarına rağmen konuşmaya devam ettiler.
Kıza o gece sinemaya gitmeyi teklif etti, derken
çok geçmeden birlikte epey vakit geçirmeye başladılar, antrenmandan, çalışmadan, ders saatin-
26 | RUSSELL D. Roberts
den ve de ödev saatinden ne kadar vakit ayırabildilerse artık.
Koca Kutu mağazasında kuyrukta beklerken,
Amy ve Ramon’un konuşması, kuyruğun ön tarafından gelen vahşî bir gürültü kakofonisi ile
kesildi. Bir kadın İspanyolca feryat ediyordu. Bir
elinde bir kavanoz bebek maması vardı. Diğer
eliyle kucağındaki çocuğu tutuyordu. Her iki
nesne de kasiyere tehlikeli görünüyordu, savunma pozisyonunda elleri havadaydı ve de İngilizce yalvarmalarının pek bir faydası olmuyordu.
Derken, kadın bağırmayı bıraktı, ağlamaya başladı. Annesinin ağladığını gören bebek de çığlığı
basıyordu. Kasiyer sessizce bekliyor, ne yapması
gerektiğine karar vermeye çalışıyordu.
Ramon kuyruğun ön tarafına geldi, kadının
omzuna eliyle dokundu ve nâzik bir tonda İspanyolca bir şeyler konuşmaya başladı. Kadın
ağlamayı kesti. Ardından bebek de sustu. Kasiyer gülümsedi, bu içinden çıkılmaz durumun
sona erdiğini umuyordu.
Ramon kuyrukta bekleyen insanlara, kasanın
35 dolar yazdığını, oysa kadının sâdece 20 doları
olduğunu anlattı. Koca Kutu mağazasının ken-
Her Şeyin Bedeli | 27
disini ikiye katlanmış fiyatlarla kazıklayacağını
nereden bilsindi? Kasiyer, aldığı bazı şeyleri geri
vermesini teklif edince kadın çılgına dönmüştü.
Çocukları için bez ve yiyecek almadan eve nasıl
dönebilirdi?
Ramon başındaki Stanford beyzbol şapkasını
çıkardı, içine 2 dolar koydu ve “aranızdan başka
yardım etmek isteyen kimse var mı?” diye sordu. Bir dakika bile geçmeden, kuyruktaki diğer
insanlar 15 dolarlık eksiği tamamlamışlardı. İlk
önce kadın parayı kabûl etmek istememişti. Fakat Ramon kadına sessizce bir şeyler söylemeyi
sürdürdü, sonunda kadın parayı aldı ve kasadan
geçme işlemini bitirdi. Ramon Amy’ye kendisini
beklemeyip kasadan geçmesini söyledi. O arada
Meksikalı kadının yanında durup onunla laflamaya devam etti. Amy dışarı çıkınca, Ramon’u
mağazanın önünde istif edilmiş bitkisel yastık
yığınının yanında buldu. Yanıbaşında kucağında
bebeğiyle Meksikalı kadın vardı. Kadının yanında da daha önce mağaza önünde gördükleri
o Koca Kutu çalışanı vardı. Kaçıp gitmek ister
gibi bir hâli vardı, fakat Koca Kutu’ya âit megafon Ramon’un elindeydi. Mağaza çalışanı şirket
malına yakın bir konum alma ihtiyacı hissetmiş-
28 | RUSSELL D. Roberts
ti. Kalabalık çok daha büyümüş, sâkinleşmişti.
Ramon Fernandez’i elinde megafonla bir yastık
yığınının tepesinde gecenin 01:00’inde görmek
insanların merakını celbetmişti.
“Aç çocuklar ve şefkatli bir anne üzerinden
nasıl bir mağaza fahiş bir kâr elde etmek ister?
Omaha’ya bir mesaj vermemiz gerek!” Kalabalık tasdik edici tonda gürledi. Amy Ramon’un
inisiyatifine ve tarzına hayretle bakıyordu. Sanki
bir tenis kortundaymış gibi doğal ve rahat görünüyordu. Ramon bir süre devam etti; kalabalığı
kızdırıp kıvama getirmişti. Tek kelime söylemiş
olsa, mağazanın bütün ön camlarını indirebilirlerdi. Oysa onun başka bir plânı vardı. Bunun
yerine, o sesini yumuşattı, temposunu düşürdü.
Yoksulluğun verdiği çaresizlik duygusundan ve
şirketlerin kurumsal gücünün dizginlenmesi
gerektiğinden söz etti. Kalabalıktaki insanlar,
mıhlanmış gibi ona bakıyorlardı. Sözünü bitirince, Ramon’u alkışladılar ve şikâyet kartlarını
doldurmaya başladılar.
2
KONTROL DIŞI
B
azıları derler ki, Ramon’un babası
Küba’dan yetişen en büyük beyzbol oyuncusuydu. Hatta bazılarına göre o, tüm zamanların gelmiş geçmiş en büyük beyzbol oyuncusuydu,
nokta, dengi yoktu. Annesinin anlattığı hikâyeye
göre, Jose Fernandez dâima oyunu ya bir sayı turu
ile kazanırdı, ya bir pikeyle yakalama yahut orta
sahadan, topun fırlatıldığı kaleye dosdoğru bir atış;
öyle bir atış ki, yayından fırlamış bir ok gibi, namludan çıkmış bir kurşun gibi, yahut donmuş bir ip
gibi. Kulübeden fırlayıp da şapkasına vuruncaya
kadar kalabalık kendisine tezahürat yapardı. Kadının anlattığı hikâyelerin hepsi doğruydu. Babası millî takımın muhasebecisiydi. Onbeş yaşında
Roberts | Her Şeyin Bedeli | 29
Download

Piyasa