İBADETTE SAMİMİYETİN ÖNEMİ (İHLÂS)
Dr. Mehmet CANBULAT
I- Konunun Plânı
A- İhlâs Kavramı
B- İhlâs şirk ilişkisi
C- İhlâs riya ilişkisi
D- Kur’an’ın İhlâsa bakışı
E- Hadislerde İhlâs
F- İhlâs amel ilişkisi
II- Konunun Açılımı ve İşlenişi
Konuya ihlas kavramı açıklanarak başlanır. Daha sonra ilgili ayet ve
hadislerle ihlasın dindeki yeri izah edilir. Bu arada ihlasın şirk ve riya ile
ilişkisi anlatılarak ibadetlerin kabul olabilmesi için gerekli olan huşû, hudû
ve ihlas gibi batini şartlarına vurgu yapılır. Vaazın akışı içerisinde ihlasın
Kur’an tarafından peygamberlerin başlıca niteliklerinden biri sayıldığı
gerçeği dile getirilerek müminlerin de ihlaslı olmaları gerektiği ifade edilir.
Vaazın sonuna doğru genel bir değerlendirme yapılır ve ihlaslı olmanın
gerek fert gerekse toplum hayatında sağlayacağı yararlar anlatılır.
III- Konunun Özet Sunumu
İhlâs kavram olarak, şirk ve riyadan, batıl inançlardan, kötü duygu ve
düşüncelerden, çıkar hesaplarından ve genel manada gösteriş arzusundan
kalbi temizlemeyi,her türlü hayırlı faaliyete iyi niyetle yönelmeyi ve her
durumda yalnızca Allah’ın rızasını gözetmeyi ifade eder. Kulun gerek
tutum ve davranışlarında gerekse sözlerinde yalnızca Allah’ın rızasını
gözetmesi gerekir. Kuşkusuz, ibadetlerin abdest, niyet, tekbir ve kıraat gibi
zahiri şartları yanında bir de huşû, hudû ve ihlâs gibi bâtınî şartları
bulunmaktadır. Örneğin abdestsiz namaz geçerli sayılmayacağı gibi
ihlassız eda edilen bir ibadet de makbul olmaz. Buna göre, amellerin
geçerli olabilmesinin iki şartı vardır. Birincisi, Allah'ın emrettiği şekilde
yerine getirilmiş olması; ikincisi ise ihlasla yani yalnızca Allah'ın rızasını
kazanmak amacıyla yapılmış olmasıdır. Bu iki şartı birlikte taşımayan
hiçbir amel Allah katında kabule şayan değildir. Dolayısıyla, ibadetlerin
ruhudur. Çünkü her şeye değer kazandıran ihlastır. Hz. Peygamber de
1
duaların ihlasla yapılmasını istemiştir. Kişi çok ibadet etmekle değil, ihlaslı
olarak yaptığı ibadetlerle kurtuluşa erecektir. Doğruluğun özel bir şekli
olarak görülen ihlas, bazen niyet anlamında kullanılmaktadır.
Gerçek şu ki, ihlâslı olan kimseler Allah Teâlâ’nın yardımına mahzar
olurlar. Kur’an-ı Kerim’de geçen “ıbâdullâhi’l-muhlesîn” ifadesi, “Allah’ın
yardımına mahzar olup hâlis dindarlığa ve hidayete eriştirilmiş olanlar”
anlamına geldiği müfessirlerce ifade edilmektedir. Yine Kur’an-ı Kerim’de
bildirildiğine göre şeytan ihlâslı kişilere zarar veremeyecektir (Hicr, 15/3942; Sâd, 38/82-83). Bu sebepledir ki Kur’an’da ihlâs peygamberlerin
niteliklerinden biri sayılmıştır (meselâ bk. Yûnus, 12/24; Meryem, 19/51;
Sâd, 38/45-46). Ayrıca Kur’an-ı Kerim’in 112. suresine dinin temel ilkesi
olan tevhidi en halis, en güzel şekilde dile getirdiği için ihlâs adı verilmiştir
İnsanlar, iyilik yapabilecekleri gibi kötülük de yapabilirler. İyilik
yapanlar bunun karşılığında mükâfât elde ederler; kötülük yapanlar ise
günah işlemiş olurlar. Dolayısıyla kişi Kur'an-ı Kerim'de buyurulduğu gibi
zerre miktarı hayır işlerse veya zerre miktarı kötülük işlerse kıyamette
onları görecektir (Zilzâl, 99/7-8). Ne mutlu amellerine şirk ve riya gibi
habaseti karıştırmayanlara!
IV- Konu İşlenirken Başvurulabilecek Bazı Ayetler
ِ
ِ
ِ ِ‫ص ََل َة وي ؤتُوا الازَكا َة و َذل‬
ِ
ِِ
‫ين‬
َ َ
ْ ُ َ ‫يموا ال ا‬
َ ‫َوَما أُمُروا إِاَّل ليَ ْعبُ ُدوا اللاهَ ُمُْلص‬
ُ ‫ِّين ُحنَ َفاء َويُق‬
ُ‫كد‬
َ ‫ي لَهُ الد‬
‫الْ َقيِّ َم ِة‬
“Halbuki onlara, ancak dini Allah’a has kılarak, hakka yönelen
kimseler olarak O’na kulluk etmeleri, namazı kılmaları ve zekâtı vermeleri
emredilmişti. İşte bu dosdoğru dindir”1
Not: Ayrıca bu konuda şu âyetlere de bakılabilir:Nisâ, 4/145-146;
A’râf, 7/29; Yûsuf, 12/23-24; Hicr, 15/39-42; İsrâ, 17/64-65; Sâd, 38/8283; Zümer, 39/1-2, 11-14; Mü’min 40/13-14, 65;
V- Konu İşlenirken Başvurulabilecek Bazı Hadisler
ِ َ َ‫عن أيب هري رةَ ر ِضي اهلل عْنه ق‬
‫صلاْيتُ ْم‬
َ ‫ت َر ُس‬
ُ ‫ ََس ْع‬:‫ال‬
ُ َ َ َ َ َْ ُ
َ ‫ إذَا‬:‫ول اهلل صلى اهلل عليه وسلم يقول‬
ِ ‫ فَأ‬،‫ت‬
ِ ‫علَى املي‬
.َ‫صوا لَهُ ال ّدعاء‬
ْ
ُ ‫َخل‬
َّ َ
1 Beyine, 98/5
2
Ebû Hüreyre (r.a)’den rivayet edildiğine göre, “Resûlullah (s.a.v)’i
şöyle buyururken dinledim” demiştir: “Cenaze namazı kıldığınız zaman,
ölen kimseye ihlâsla dua ediniz!”2
ِ ‫اب ب ِن نُ َفي ِل ب ِن ع‬
ِِ
ِ
ٍ ‫ي أَِيب َح ْف‬
‫اح بْ ِن‬
ِ َ‫اح بْ ِن َعْب ِد اللا ِه بْ ِن قُ ْر ِط بْ ِن ري‬
ِ َ‫بد الْعُازى بْ ِن ِري‬
ْ ‫ص عُ َمَر بْ ِن‬
َ ْ ْ ْ ِ ‫اْلَطا‬
َ ‫َع ْن أَم ِري الْ ُم ْؤمن‬
ِ‫ع‬
ِ َ َ‫ ق‬،‫ي ر ِضي اهلل عنه‬
ٍ ِ‫ب بْ ِن لَُؤي ب ِن َغال‬
ِ ‫ي بْ ِن َك ْع‬
ِ ‫ب الْ ُقرِشي الْ َع َد‬
‫ول اللا ِه صلى اهلل عليه وسلم‬
‫و‬
‫د‬
َ ‫عت َر ُس‬
‫ا‬
ِّ
َ
ُ ‫ ََس‬:‫ال‬
َُ
َ
َ
ّ
َ
ٍ ‫ وإِاَّنَا لِ ُكل ام ِر‬،‫ات‬
ِ ‫يء ما نَوى فَمن َكانَت‬
ِ ‫ال بِالنِّ يا‬
‫جرتُهُ إِ ََل اهللِ َوَر ُسولِِه‬
‫ه‬
ُ ‫َع َم‬
ِّ
ْ ‫ إِاَّنَا األ‬:‫ي ُق ُول‬
ْ
ْ
َ
ْ
َ
َ
َ
َ
ِ ‫ ومن َكانَت ِهجرتُه لِ ُدنْيا ي‬،‫فَ ِهجرتُه َإَل اللا ِه ورسو ِله‬
‫ أَ ِو ْامَرأَةٍ يَْن ِك ُح َها فَ ِه ْجَرتُهُ إِ ََل َما‬،‫صيبُ َها‬
ُ ْ
ُ َ ُ َ ْ ْ ْ َ َ ُ ََ
.‫اجَر إِلَْيه‬
َ ‫َه‬
Mü’minlerin emîri Ebû Hafs Ömer ibn Hattâb (r.a.), Resûlullah
(s.a.v.)’i şöyle buyururken dinledim, dedi: “Yapılan işler niyetlere göre
değerlenir. Herkes yaptığı işin karşılığını niyetine göre alır. Kimin niyeti
Allah’a ve Resûlü’ne varmak, onlara hicret etmekse, eline geçecek sevap
da Allah’a ve Resûlü’ne hicret sevabıdır. Kim de elde edeceği bir
dünyalığa veya evleneceği bir kadına kavuşmak için yola çıkmışsa, onun
hicreti de hicret ettiği şeye göre değerlenir. ”3
ِ ِ
ِِ
ِ
‫ول اللا ِه صلى اهلل عليه‬
ُ ‫ال َر ُس‬
َ َ‫ ق‬:‫ت‬
ْ َ‫ي أ ُِّم َعْبد اهلل َعائ َشةَ َرض َي اهلل َعْن َها قَال‬
َ ‫َع ْن أ ُّم الْ ُم ْؤمن‬
ِ ِ ِِ
ِ ‫ش الْ َك ْعبَةَ فَِإ َذا َكانُوا بِبَ ْي َداءَ ِم َن األ َْر‬
:‫ت‬
ْ َ‫ قَال‬.‫ف بِأَاوِل ْم َوآخ ِره ْم‬
ُ ‫ض ُُيْ َس‬
ٌ ‫وسلم يَ ْغُزو َجْي‬
ِ ‫ول اللا‬
ِ ‫ف بِأَاوِلِِم وآَ ِخ ِرِهم وفِي‬
‫يس ِمْن ُه ْم ! ؟‬
‫ل‬
‫ن‬
‫م‬
‫و‬
‫م‬
‫ه‬
‫اق‬
‫و‬
‫َس‬
‫أ‬
‫م‬
‫ه‬
‫س‬
‫ُي‬
‫ف‬
‫ي‬
‫ك‬
،
‫ه‬
َ ‫ يَا َر ُس‬:‫ت‬
َ
َ
ُ
ُ
ْ
ُ
َ
ُ ‫قُ ْل‬
ْ
ْ
ُ
َ
ْ
َ
ْ
ْ
َ
ْ
َ
ْ
َ
َ
َ
ِ ‫ ُُيْسف بِأوِلِِم و‬:‫ال‬
.‫ ُثُا يُْب َعثُو َن َعلَى نِيااِتِِ ْم‬،‫آخ ِرِه ْم‬
َ ْ َ ُ َ َ َ‫ق‬
Mü’minlerin annesi Ümmü Abdullah Âişe (r.a.)’dan rivayet edildiğine
göre Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Bir ordu Kâbe’ye saldırmak üzere
yola çıkacak; bir çöle geldiklerinde baştan sona bütün ordu yere
batacaktır. ” Hz. Âişe der ki, bunun üzerine ben, Yâ Resûlallah, onların
arasında ticaret için yola çıkanlar ve kötü niyetli olmayanlar varken niçin
hepsi birden yere batacaktır? diye sordum. Resûlullah (s.a.v.), “Hepsi
birden yere batacak, âhirette yeniden diriltilip niyetlerine göre hesaba
çekileceklerdir” buyurdu.4
ِ ‫َعن عائِ َشةَ ر‬
َِ‫ال الن‬
،‫ِب صلى اهلل عليه وسلم َّل ِه ْجَرةَ بَ ْع َد الْ َفْت ِح‬
‫ق‬
:
‫ت‬
‫ل‬
‫ا‬
‫ق‬
‫ا‬
‫ه‬
‫ن‬
‫ع‬
‫اهلل‬
‫ي‬
‫ض‬
َ
َ
َ
َ
ْ
ْ
َ
َ َْ َ
َ
ُ
َ َ
ِ ٌ ‫لكن ِجه‬
ِ
.ِ‫استُ ْن ِفْرُُْت فَانِْفُروا‬
ْ ‫ َوإِ َذا‬،ٌ‫اد َونياة‬
َ ْ ‫َو‬
2 Ebû Dâvûd, Cenâiz 56, (III,538).
3 Buhârî, Bed’ü’l–vahy 1, (I,2); İmân 41, (I,20); Nikâh 5, (VI,118); Müslim, İmâret 155, (II,1515,1516).
4 Buhârî, Büyû` 49, (III,19-29); Hac 49, (II,159); Müslim, Fiten 4–8, (III,2209-2210-2211).
3
Âişe (r.a.)dan rivayet edildiğine göre Peygamber (s.a.v.)’i şöyle
buyurdu: “Mekke fethinden sonra artık hicret yok; fakat cihad ve niyet
vardır. Allah yolunda savaşa çağırıldığınız zaman hemen katılın. ”5
ِ ِ
ِ ِ
‫اِب صلى اهلل‬
َ َ‫ي َر ِض َي اهلل َعْن ُه َما ق‬
ِّ ‫األنصا ِر‬
ِّ ِ‫ ُكنَا َم َع الن‬:‫ال‬
َ ‫َع ْن أَِيب َعْبد اللاه َجابِ ِر بْ ِن َعْبد اللاه‬
‫ َوَّلَ قَطَ ْعتُ ْم َو ِادياً إَِّلَ َكانُوا‬،ً‫ إِ َن بِالْ َم ِدينَ ِة لَ ِر َجاَّلً َما ِسْرُُْت َم ِسريا‬:‫ال‬
َ ‫عليه وسلم ِِف َغَزاةٍ فَ َق‬
ٍ
.‫األجر‬
ُ ‫َم َع ُك ْم َحبَ َس ُه ُم الْ َمَر‬
ْ ‫ إَّلَ َشَرُكوُك ْم ِِف‬:‫ض َوِِف ِرَوايَة‬
Ebû Abdullah Câbir İbn Abdullah el–Ensârî (r.a) şöyle dedi: Bir
defasında Peygamber (s.a.v.) ile birlikte bir gazvede bulunuyorduk.
Buyurdu ki: “Hastalıkları yüzünden Medine’de kalan öyle kimseler var ki,
siz bir yolda yürüdüğünüz veya bir vâdiyi geçtiğinizde, onlar da sizinle
birlikte gibidir. ” Bir başka rivayete göre: “Sevap kazanmada size ortak
olurlar” buyurdu.6
ِ َ‫َخن‬
‫َخَر َج َدنَانِ َري‬
َ َ‫س َر ِض َي اهلل َعْنهُ ق‬
ُ ‫ َكا َن أَِيب يَِز‬:‫ال‬
َ ‫يد َم ْع ِن بْ ِن يَِز‬
َ ‫َع ْن أَِيب يَِز‬
ْ ‫يد أ‬
ْ ‫يد بْ ِن األ‬
ِ ِِ
ِ ُ ‫ي تَصد‬
ِ
‫ َواللا ِه َما‬:‫ال‬
َ ‫ فَ َق‬،‫َخ ْذتُ َها فَأَتَْيتُهُ ِِبَا‬
َ ‫اق ِبَا فَ َو‬
ُ ‫ض َع َها عْن َد َر ُج ٍل ِِف الْ َم ْسجد فَجْئ‬
َ ‫ت فَأ‬
َ َ
ِ ‫ فَخاصمتُه إِ ََل رس‬،‫ت‬
،‫يد‬
َ ‫ول اللا ِه صلى اهلل عليه وسلم فَ َق‬
َ ‫إِيا‬
ُ ‫ت يَا يَِز‬
َ َ‫ ل‬:‫ال‬
َ ْ‫ك َما نَ َوي‬
ْ َ َ ُ ‫اك أ ََرْد‬
َُ
.َُ ‫ت يَا َم ْع ُن‬
َ َ‫َول‬
َ ‫َخ ْذ‬
َ ‫ك َما أ‬
Ebû Yezîd Ma`n İbn Yezîd İbn Ahnes (r.a) şöyle dedi: Babam Yezîd
sadaka vermek üzere yanına birkaç dinar aldı ve onları Mescid–i Nebevî de
oturan birinin yanına koydu. Ben Mescid’e uğrayarak paraları aldım ve
babama götürdüm. Babam: Vallâhi ben onları sen alasın diye
bırakmamıştım deyince, Resûlullah (s.a.v.)’in yanına giderek durumu
arzettim. Bunun üzerine Hz. Peygamber şöyle buyurdu: “Yezîd! Sen niyet
ettiğin sadaka sevabını kazandın. Ma`n! Aldığın para da senindir. ”7
ِ َ‫ك ب ِن أُهيب ب ِن عب ِد من‬
ِ ِ ٍ َ‫اق سع ِد ب ِن ِأيب وق‬
ِ َ‫اف بن َزْهرَة بْ ِن كَِل‬
‫ب‬
ْ ْ َ َ ‫ََ َع ْن أَِيب إِ ْس َح‬
َ َْ ْ ْ َ ْ ‫اص َمال‬
َ
َ
ِ ‫ أَح ِد الْعشرَة الْم ْشه‬،‫ب ب ِن لُؤي الْ ُقرِشي الزه ِري رضي اهلل عْنه‬
ِ
،‫اْلَناة‬
ْ ِ‫ود َِلُ ْم ب‬
ُ َ ََ َ َ ُ َ َ َ ّ ُْ
َ ّ َ ْ ‫بْ ِن ُمارَة بْ ِن َك ْع‬
ِ ُ ‫ جاءين رس‬:‫ال‬
ِ
‫ودِين َع َام َح َج ِة الْ َوَد ِاع‬
ُ ُ‫ول اللاه صلى اهلل عليه و سلم يَع‬
ُ َ َ َ َ‫ ق‬،‫َرض َي اهللُ َعْن ُه ْم‬
َ ‫ يَا َر ُس‬:‫ت‬
َ‫ َوأنَا ذُو َم ٍال َوَّل‬،‫ول اللا ِه إِ َين قَ ْد بَلَ َغ ِيب ِم َن الْ َو َج ِع َما تََرى‬
َ ‫ِم ْن َو َج ٍع ا ْش‬
ُ ‫تد ِيب فَ ُق ْل‬
5 Buhârî, Menâkıbü’l–ensâr 45, (IV,253); Cihâd 1, 27, (III,200,210); Müslim, Hac 445, (I,986); İmâret 85,
(II,1487).
6 Müslim, İmâre 159, (II,1518).
7 Buhârî, Zekât 15, (II,116).
4
:‫ال‬
َ ‫ول اللا ِه ؟ فَ َق‬
َ ‫ فَال اشطُْر يَا َر ُس‬:‫ت‬
َ َ‫اق بِثُلُثَ ْي َم ِاِل ؟ ق‬
ُ ‫صد‬
ُ ‫ قُ ْل‬،‫ َّل‬:‫ال‬
َ َ‫ أَفَاَت‬،‫يَِرثُِِن إَِّلا ابْنَة ِِل‬
‫ك إ ْن تَ َذ َر‬
َ َ‫ول اللا ِه ؟ ق‬
َ ‫ث يَا َر ُس‬
ُ ُ‫ث َوالثُل‬
ُ ُ‫ الثُل‬:‫ال‬
ُ ُ‫ فَالثُّل‬:‫ت‬
َ ‫ إِنا‬- ٌ‫أ َْو َكبِري‬- ٌ‫ث َكثِري‬
ُ ‫ قُ ْل‬،‫َّل‬
ِ
ِ ِ
ِ
ِ َ َ‫ورثت‬
َ ‫ َوإِنا‬،‫اس‬
َ‫ك لَ ْن تُْنف َق نَ َف َقةً تَْبتَغي ِبَا َو ْجه‬
ََ
َ َ‫ك أَ ْغنيَاءَ َخْي ٌر م ْن أَ ْن تَ َذ َرُه ْم َعالَةً يَت َك اف ُفو َن الن‬
ِ َ ‫ يا رس‬:‫ فَ ُق ْلت‬:‫ال‬
‫ف بَ ْع َد‬
َ َ‫ ق‬.‫ِف ْامَرأَتِك‬
ِّ ِ ‫ت َعلَْي َها َح اَّت َما ََْت َع ُل ِِف‬
ُ ‫ُخلا‬
َ ‫ُجر‬
َ ‫ول اهلل أ‬
َُ َ ُ
ْ ‫اهلل إَّلا أ‬
ِ ِ
،ً‫ت بِِه َد َر َجةً َوِرفْ َعة‬
َ َ‫َص َح ِايب ؟ ق‬
َ ‫ إِنا‬:‫ال‬
َ ‫ك لَ ْن ُُتَلا‬
َ ‫ف فَتَ ْع َم َل َع َمَلً تَْبتَغي بِه َو ْجهَ اللاه إَِّل ْازَد ْد‬
ْ‫أ‬
ِ ‫ اللا ُه ام أ َْم‬.‫آخُرو َن‬
،‫هجَرتَ ُهم‬
َ ِ‫ضار ب‬
َ ِ‫ف َح ََّت يَنْتَ َف َع ب‬
َ ‫َولَ َعلا‬
َ ُ‫ك أَقْ َو ٌام َوي‬
َ ‫ك أَ ْن ُُتَلا‬
ْ ‫ض أل‬
َ ‫ك‬
ْ ‫َص َح ِايب‬
ِ َ ‫لكن الْبائس سع ُد بن خولَةَ ي رثي لَه رس‬
ِ ،‫وَّلَ تَرادهم علَى أ َْع َقاِبِِم‬
‫صلاى اهللُ َعلَ ِيه َو‬
َ ُْ ُ َ
َ ‫ول اللاه‬
ُ َ ُ َْ ْ َ ُ ْ ْ َ ُ َ
ْ
.َِ َ‫ات ِبَ اكة‬
َ ‫َسلا َم أَ ْن َم‬
Cennetle müjdelenen on sahâbîden biri olan Ebû İshâk Sa`d İbn Ebû
Vakkâs (r.a) şöyle dedi: Vedâ Haccı yılında (Mekke’de) yakalandığım
şiddetli bir hastalık dolayısıyla Resûlullah (s.a.v.) ziyâretime geldi. Ona:
Yâ Resûlallah! Gördüğün gibi çok rahatsızım. Ben zengin bir adamım. Bir
kızımdan başka mirasçım da yok. Malımın üçte ikisini sadaka olarak
dağıtayım mı? diye sordum. Hz. Peygamber: “Hayır”, dedi. Yarısını
dağıtayım mı? dedim. Yine: “Hayır”, dedi. Ya üçte birine ne buyurursun,
yâ Resûlallah? diye sordum. “Üçte birini dağıt! Hatta o bile çok.
Mirasçılarını zengin bırakman, onları muhtaç bırakıp da halka avuç
açtırmaktan hayırlıdır. Allah rızâsını düşünerek yaptığın harcamalara, hatta
yemek yerken eşinin ağzına verdiğin lokmalara varıncaya kadar hepsinin
mükâfatını alacaksın” buyurdu. Sa`d İbni Ebû Vakkâs sözüne devamla
dedi ki: Yâ Resûlallah! Arkadaşlarım gidipte ben kalacak mıyım? (burada
ölecek miyim?) diye sordum. “Hayır, sen burada kalmayacaksın. Allah
rızâsı için güzel işler yaparak yükseleceksin. Allah’tan öyle umuyorum ki,
daha nice yıllar yaşayarak kimi insanlar (mü’minler) senden fayda, kimileri
de (kâfirler) zarar görecektir. Allahım! Ashâbımın (Mekke’den Medine’ye)
hicretini tamamla! Onları geri döndürüp hicretlerini yarım bırakma!
Acınacak durumda olan Sa`d İbni Havle’dir” buyurdu. Bu sözleriyle
Resûlullah (s.a.v.), Sa`d İbn Havle’nin Mekke’de ölmesine üzüldüğünü
ifade etti.8
8 Buhârî, Cenâiz 37, (II,82-83); Vesâyâ 2, (III,186); Nefekât 1, (VI,189); Merdâ 16, (VII,9); Daavât 43,
(VII,160); Ferâiz 6, (VIII,5) ; Müslim, Vasıyyet 5, (II,1250-1251).
5
ِ
‫إِ َن اللاهَ َّل يَْنظُُر إِ ََل‬:‫ول اللا ِه‬
ُ ‫ال َر ُس‬
َ َ‫ ق‬:‫ال‬
َ َ‫ص ْخ ٍر َر ِض َي اهلل َعْنهُ ق‬
َ ‫الر ْْحن بْ ِن‬
َ ‫َع ْن أَِيب ُهَريْ َرَة َعْبد‬
ِ ‫ و‬،‫ وَّلَ إَِل صوِرُكم‬،‫أَجس ِام ُكم‬
.‫لك ْن يَْنظُُر إِ ََل قُلُوبِ ُك ْم‬
َ ْ َُ
َ ْ َْ
Ebû Hüreyre Abdurrahman İbn Sahr (r.a)’den rivayet edildiğine göre
Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Allah Teâlâ sizin bedenlerinize ve
yüzlerinize değil, kalblerinize bakar. ”9
ِ ُ ‫ سئِل رس‬:‫ال‬
ِ
ٍ ‫وسى َعْب ِد اللا ِه بْ ِن قَْي‬
ُ‫صلاى اهلل‬
َ ‫ول اللاه‬
ُ َ َ ُ َ َ‫س األَ ْش َعري َرض َي اهلل َعْنهُ ق‬
َ ‫َع ْن أَِيب ُم‬
ِ ُّ ‫ أ‬،‫ وي َقاتِل ِرياء‬،ً‫ْحياة‬
ِ
ِ
ِ ِ
‫ك ِِف َسبِ ِيل اللا ِه ؟‬
َ ‫َي ذل‬
َ ‫َعلَيه َو َسلا َم َع ِن الار ُج ِل ي َقات ُل َش َج‬
ً َ ُ َ َ ‫ َوي َقات ُل‬،ً‫اعة‬
ِ ُ ‫ال رس‬
‫ َم ْن قَاتَ َل لِت ُكو َن َكلِ َمةُ اللا ِه ِه َي الْعُْليَا فَ ُه َو ِِف َسبِ ِيل‬:‫صلاى اهللُ َعلَ ِيه َو َسلا َم‬
َ ‫ول اللاه‬
ُ َ َ ‫فَ َق‬
.َِ ‫اللا ِه‬
Ebû Mûsâ Abdullah İbn Kays el–Eş`arî (r.a) şöyle dedi: Resûlullah
(s.a.v.)’e: Biri cesaretini göstermek, diğeri milletini korumak, öteki
kendine yiğit adam dedirtmek için savaşan kimselerden hangisi Allah
yolundadır? diye soruldu. Resûlullah (s.a.v.) şu cevabı verdi: “Kim,
İslâmiyet daha yüce olsun diye savaşıyorsa, o Allah yolundadır. ”10
ِ ‫ إِذَا الْتَ َقى الْمسلِم‬:‫ال‬
‫ان‬
َ َ‫ق‬
َ ُْ
ِ
ِ ُ‫ال الْم ْقت‬
‫ول ؟‬
َ ُ َ‫الْ َقات ُل فَ َما ب‬
ِ ِ ِ ْ ‫عن أَِيب ب ْكرةَ نُ َفي ِع ب ِن‬
‫اِب‬
‫اْلَا ِرث الثَ َقف ِّي َرض َي اهلل َعْنهُ أَ ان النِ ا‬
ْ ْ َ
َْ
‫ ه َذا‬،‫ول اللا ِه‬
َ ‫ يَا َر ُس‬:‫ت‬
ُ ُ‫بِ َسْي َفْي ِه َما فَالْ َقاتِ ُل َوالْ َم ْقت‬
ُ ‫ول ِِف الناا ِر قُ ْل‬
ِ ‫ إِنَه َكا َن ح ِريصاً علَى قَ ْت ِل ص‬:‫ال‬
.‫احبِ ِه‬
َ
ُ َ َ‫ق‬
َ
َ
Ebû Bekre Nüfey` İbn Hâris es–Sekafî (r.a)’den rivayet edildiğine
göre Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu:“İki müslüman birbirine kılıç
çektiği zaman, öldüren de, ölen de cehennemdedir”. Bunun üzerine ben:
Yâ Resûlallah! Öldürenin durumu belli, ama ölen niçin cehennemdedir?
diye sordum. Resûl–i Ekrem (s.a.v.) “Çünkü o, arkadaşını öldürmek
istiyordu” buyurdu.11
ِ ُ ‫ال رس‬
‫صَلَتِِه‬
َ َ‫َو َع ْن أَِيب ُهَريْ َرَة َر ِض َي اهلل َعْنهُ ق‬
ُ ‫اع ٍة تَ ِز‬
َ ‫صَلَةُ الار ُج ِل ِِف ََج‬
َ ‫يد َعلَى‬
َ ‫ول اللاه‬
ُ َ َ َ‫ ق‬:‫ال‬
ِ
ِ ‫ضعاً و‬
ِ ِ‫ِِف ب يت‬
ِ‫صَلتِِه ِِف سوقِ ِه ب‬
ِ
‫َح َس َن‬
‫ر‬
‫ش‬
‫ع‬
‫و‬
‫ه‬
‫َح َد ُه ْم إِذَا تَ َو ا‬
ْ
ْ
َ ‫ين َد َر َجةً َوذل‬
ْ ‫ضأَ فَأ‬
َ
َ ‫ك أَ ان أ‬
ُ
َ َْ
َ َ
ِ ‫الْو‬
ِ
‫ط َخطْ َوةً إَّلا ُرفِ َع‬
ُ ْ‫ ََلْ َُي‬،‫صَلََة‬
‫يد إَّلا ال ا‬
ُ ‫ َّل يُِر‬،ُ‫الصَلَة‬
ُُ
َ ‫ ُثُا أتَى الْ َم ْسج َد َّل يَْن َهُزهُ إَّلا‬،‫ضوء‬
9 Müslim, Birr 33, (III,1987).
10 Buhârî, İlim 45, (I,40); Cihad, 15, (III,206); Farzu’l–humüs 10, (IV,51);Tevhîd 28, (VIII,189); Müslim, İmâre
150, 151, (II,1513).
11 Buhârî, Îmân 22, (I,13);Diyât 2, (VIII,37); Fiten 10, (VIII,92); Müslim, Kasâme 33, (II,1308); Fiten 14, 15,
(III,2213-2214).
6
‫ َو ُح ا‬،ٌ‫لَهُ ِِبَا َد َر َجة‬
‫ فَِإ َذا َد َخ َل الْ َم ْس ِجد َكا َن ِِف‬،‫ط َعْنهُ ِِبَا َخ ِطيئَةٌ َح ََّت يَ ْد ُخ َل الْ َم ْس ِج َد‬
ِ ‫ت ال ا‬
ِ
ِ َ‫صَلَةِ ما َكان‬
‫َح ِد ُك ْم َما َد َام ِِف ََْملِ ِس ِه‬
َ ُ‫ َوالْ َمَلَئ َكةُ ي‬،ُ‫صَلَةُ ه َي ََْتبِ ُسه‬
َ ‫صلاو َن َعلَى أ‬
َ ‫ال ا‬
ِ
ِِ ِ
ِ
ِِ
ْ‫ َما ََل‬،‫ َما ََلْ يُ ْؤذ فيه‬،‫ب َعلَْيه‬
َ ‫الاذي‬
ْ ُ‫ اللا ُه ام ت‬،ُ‫ اللا ُه َم ا ْغفْر لَه‬،ُ‫ اللا ُه ام ْار َْحْه‬:‫صلاى فيه يَ ُقولُو َن‬
.‫ث فِ ِيه‬
ْ ‫ُُْي ِد‬
Ebû Hüreyre (r.a)’den rivayet edildiğine göre Resûlullah (s.a.v.) şöyle
buyurdu: “Bir kimsenin câmide cemaatle kıldığı namaz, işyerinde ve
evinde kıldığı namazdan yirmi küsur derece daha sevaptır. Şöyleki bir kişi
güzelce abdest alır, sonra başka hiçbir maksatla değil, sadece namaz
kılmak üzere câmiye gelirse, câmiye girinceye kadar attığı her adım
sebebiyle bir derece yükseltilir ve bir günahı bağışlanır. Câmiye girince de,
namaz kılmak için orada durduğu sürece, tıpkı namaz kılıyormuş gibi
sevap kazanır. Biriniz namaz kıldığı yerden ayrılmadığı, kimseye eziyet
etmediği ve abdestini bozmadığı müddetçe melekler: Allahım! Ona
merhamet et! Allahım! Onu bağışla! Allahım! Onun tövbesini kabul et!
diye ona dua ederler. ”12
ِ ِ
ِ ِ ِ‫اس عب ِد اهلل ب ِن عبااس ب ِن عب ِد الْمطال‬
‫صلاى‬
َْ ِ ‫َو َع ْن ِأيب الْ َعبا‬
َ ‫ َع ْن َر ُسول اللاه‬،‫ب َرض َي اهلل َعْن ُه َما‬
ُ َْ ْ َ ْ
ِ
ِ ‫ات وال اسيِّئ‬
ِ ْ ‫ إِ ان اللاه َكتَب‬:‫ال‬
ِ
،‫ات‬
َ َ‫اَل ق‬
َ ‫ تَبَ َارَك َوتَ َع‬،‫يما يَْرِوي َع ْن َربِِّه‬
َ َ َ‫اْلَ َسن‬
َ ‫ ف‬،‫اهللُ َعلَيه َو َسلا َم‬
َ َ
ِ ‫ُثُا ب ا‬
‫ َوإِ ْن‬،ً‫اَل عِْن َدهُ َح َسنَةً َك ِاملَة‬
َ ‫ فَ َم ْن َه ام ِِبَ َسنَ ٍة فَلَ ْم يَ ْع َم ْل َها َكتبَ َها اهلل تَبَ َارَك َوتَ َع‬:‫ك‬
َ ‫ي ذل‬
ََ
ٍ ‫َضع‬
ٍ
ِ ِ
ٍ ِ ِ ِ
‫ َوإ ْن َه ام‬،ٍ‫اف َكثِ َرية‬
َ ْ ‫َه ام ِبَا فَ َعملَ َها َكتبَ َها اهللُ َع ْشَر َح َسنَات َإَل َسْبع َمائَة ض ْعف إِ ََل أ‬
ً‫ َوإِ ْن َه ام ِِبَا فَ َع ِملَها َكتبَ َها اهلل َسيِّئَة‬،ً‫بِسيِّ ٍئة فَلَ ْم يَ ْع َم ْل َها َكتبَ َها اهلل عِْن َدهُ َح َسنَةً َك ِاملَة‬
ِ‫و‬
.َِ ‫اح َد ًة‬
َ
Ebü’l–Abbâs Abdullah İbn Abbâs İbn Abdülmuttalib (r.a)’dan
nakledildiğine göre, Resûlullah (s.a.v.)Allah Teâlâ’dan rivayet ettiği bir
hadiste şöyle buyurdu: “Allah Teâlâ iyilik ve kötülükleri takdir edip
yazdıktan sonra bunların iyi ve kötü oluşunu şöyle açıkladı: Kim bir iyilik
yapmak ister de yapamazsa, Cenâb–ı Hak bunu yapılmış mükemmel bir
iyilik olarak kaydeder. Şayet bir kimse iyilik yapmak ister sonra da onu
yaparsa, Cenâb–ı Hak o iyiliği on mislinden başlayıp yedi yüz misliyle,
hatta kat kat fazlasıyla yazar. Kim bir kötülük yapmak ister de vazgeçerse,
Cenâb–ı Hak bunu mükemmel bir iyilik olarak kaydeder. Şayet insan bir
12 Buhârî, Salât 87, (I,122-123); Ezân 30, (I,158-159); Büyû` 49, (III,20); Müslim, Tahâret 12, (I,208); Mesâcid
272, (I,459).
7
‫‪kötülük yapmak ister sonra da onu yaparsa, Cenâb–ı Hak o fenalığı sadece‬‬
‫‪bir günah olarak yazar. ”13‬‬
‫اب‪ ،‬ر ِضي اهلل عْن هما قَ َ ِ‬
‫َعن أَِيب َعْب ِد الار ْْحن عبد اللا ِه بْ ِن عُمر بْ ِن ْ ِ‬
‫ول اللا ِه‬
‫ت َر ُس َ‬
‫ال‪ََ :‬س ْع ُ‬
‫ْ‬
‫اْلَطا َ َ َ ُ َ‬
‫ََ‬
‫ِ‬
‫يت إَِل َغا ٍر‬
‫صلاى اهللُ َعلَ ِيه َو َسلا َم يَ ُق ُ‬
‫ول انْطَلَ َق ثََلَثَةُ نَ َف ٍر ِم ْان َكا َن قَ ْب لَ ُك ْم َح اَّت َآو ُاه ُم الْ َمبِ ُ‬
‫َ‬
‫فاْن َدرت صخرةٌ ِمن ا ْْلب ِل فَسدات علَيهم الْغَار؟ فَ َقالُوا‪ :‬إِناه َّل ي ْن ِجي ُكم ِمن ِ‬
‫هذهِ‬
‫ُ ُ‬
‫ْ ْ‬
‫فَ َد َخلُوهُ‪َ ُ ْ َ ْ َ ََ َ َ ْ َ ْ َ َْ ،‬‬
‫ِ‬
‫صخرةِ إَِّلا أَ ْن تَ ْدعوا اللاه بِ ِ‬
‫ال رجل ِمْن هم‪ :‬اللاه ام َكا َن ِِل أَب و ِان َشيخ ِ‬
‫ان‬
‫ََ ْ َ‬
‫ُ َ َ‬
‫صال ِح أ َْع َمال ُك ْم‪ .‬قَ َ َ ُ ٌ ُ ْ ُ‬
‫ال ا ْ َ‬
‫ِ‬
‫ِ‬
‫اج ِر يَ ْوماً فَلَ ْم أُر ِْح َعلَْي ِه َما‬
‫َكبِ َريان‪َ ،‬وُكْن ُ‬
‫ب الش َ‬
‫ت َّلَ أَ ْغب ُق قَ ْب لَهما أ َْهَلً َوَّل ماَّلً فَنَأَى ِيب طَلَ ُ‬
‫ت َِلُما َغبُوقَ ُهما فَو َج ْدتُ ُهما نَائِم ْ ِ‬
‫ت أَ ْن أُوقِظَ ُه َما َوأ ْن أ ْغبِ َق قَ ْب لَ ُه َما‬
‫ي فَ َك ِرْه ُ‬
‫َ َ‬
‫َح اَّت نَ َاما فَ َحلَْب ُ َ‬
‫َ َ‬
‫ِ‬
‫ِ‬
‫استِي َقاظَ ُه َما َح ََّت بََر َق الْ َف ْجُر و ِّ‬
‫الصْب يَةُ‬
‫أ َْهَلً أ َْو َماَّلَ‪ ،‬فَلَبِثْ ُ‬
‫ح َعلَى يَدي ‪ -‬أنْتَظُر ْ‬
‫ت ‪َ -‬والْ َق َد ُ‬
‫ي تضاغَو َن ِعْن َد قَ َدمي ‪ -‬فاست ي َقظَا فَش ِربا َغبوقَهما‪ .‬اللاه ام إِ ْن ُكْنت فَع ْلت ذلِ‬
‫ك ابتِ‬
‫اء‬
‫غ‬
‫َ‬
‫َ‬
‫ُ َ ُ‬
‫ْ‬
‫ْ َْ‬
‫ُ‬
‫ََ َ ْ‬
‫َ َ ُ َُ‬
‫َ‬
‫وج ِهك فَ َفِّرج عنا ما َْنن فِ ِيه ِمن ِ‬
‫وج ِمْنهُ‪.‬‬
‫ت َشْيئاً َّل يَ ْستَطيعُو َن ْ‬
‫هذهِ ال ا‬
‫ص ْخَرة‪ ،‬فَانْ َفَر َج ْ‬
‫ْ‬
‫اْلُُر َ‬
‫َ ْ َ ْ ََ َ ْ ُ‬
‫قَال اآلخر‪ :‬اللَ ُه ام إِناهُ َكانَ ْ ِ‬
‫ب الن ِ‬
‫ت أُحبُ َها‬
‫َح ا‬
‫ااس إِ َا‬
‫ِل ابْنَةُ َع ٍّم َكانَ ْ‬
‫ِل َوِِف ِرَواية‪ُ :‬كْن ُ‬
‫ت أَ‬
‫ت َ‬
‫ال النِّساء‪ ،‬فَأَرْدتُها علَى نَ ْفسها فَامتَ نَ ع ِ‬
‫ت ِِبا َسنَةٌ ِم َن‬
‫َش ِّد َما ُُِي ُّ‬
‫ب ِّ‬
‫َكأ َ‬
‫ت م ِِّن َح اَّت أَملا ْ‬
‫َ ْ َْ‬
‫الر َج ُ َ َ َ َ َ‬
‫ِ‬
‫ِ‬
‫ِ‬
‫ِّ ِ‬
‫ت‪،‬‬
‫ي نَ ْفس َها فَ َف َعلَ ْ‬
‫ين َوَمائةَ دينَا ٍر َعلَى أَ ْن ُتَلِّ َي بَْي ِِن َوبَ ْ َ‬
‫السن َ‬
‫ي فَ َجاءتِِْن فَأ َْعطَْيتُ َها ع ْش ِر َ‬
‫ٍ‬
‫ت‪ :‬ات ِاق اللاهَ َوَّلَ تَ ُف ا‬
‫ي ِر ْجلَْي َها‪ ،‬قَالَ ْ‬
‫ض ا ْْلَ َاُتَ‬
‫ت بَ ْ َ‬
‫ت َعلَْي َه َاوِِف ِرَوايَة‪ :‬فَلَ اما قَ َع ْد ُ‬
‫َح اَّت إِ َذا قَ َد ْر ُ‬
‫إَِّلا ِِبق ِِّه‪ ،‬فَانْصرفْت عْن ها وِ‬
‫ااس إِ‬
‫ِل َوتَرْك ُ ا‬
‫ب الن ِ‬
‫ب الا ِذي أ َْعطَْيتُ َها‪ ،‬اللا ُه ام إِ ْن‬
‫َح‬
‫أ‬
‫ي‬
‫ه‬
‫َ‬
‫ُّ‬
‫ا‬
‫َ‬
‫َ‬
‫ت الذ َه َ‬
‫َ‬
‫ََ ُ َ َ َ َ‬
‫ُكْنت فَع ْلت ذلِ‬
‫ك ابتِ‬
‫ك فَافْ رج عناا ما َْْنن فِ ِيه‪ ،‬فانْ َفرج ِ‬
‫ِ‬
‫الص ْخَرةُ َغْي َر أاهنُ ْم َّل‬
‫ت‬
‫ه‬
‫ج‬
‫و‬
‫اء‬
‫غ‬
‫َ‬
‫َ‬
‫َ‬
‫َ‬
‫ُ َ ُ‬
‫ْ‬
‫ْ‬
‫َ‬
‫ُْ‬
‫ََ‬
‫ََ‬
‫َ ُ‬
‫اْلروج ِمْن ها‪ .‬وقَ َ ِ‬
‫ِ‬
‫َجَرُه ْم َغْي َر َر ُج ٍل‬
‫ال الثاال ُ‬
‫استَأْ َجْر ُ‬
‫هم أ ْ‬
‫ث‪ :‬اللا ُه ام ْ‬
‫تأَ‬
‫ُجَراءَ َوأ َْعطَْيتُ ْ‬
‫َ َ‬
‫يَ ْستَطيعُو َن ُُْ‬
‫اح ٍ‬
‫ِ‬
‫وِ‬
‫ا‬
‫ت ِمْنهُ األ َْمو ُال‪ ،‬فَ َج ِ‬
‫ي‬
‫ر‬
‫ث‬
‫ك‬
‫َّت‬
‫ح‬
‫ه‬
‫ر‬
‫َج‬
‫أ‬
‫ت‬
‫ر‬
‫م‬
‫ث‬
‫ف‬
‫‪،‬‬
‫ب‬
‫ه‬
‫ذ‬
‫و‬
‫ه‬
‫ل‬
‫ذي‬
‫ل‬
‫ا‬
‫ك‬
‫ر‬
‫ت‬
‫د‬
‫َ‬
‫ا‬
‫َ‬
‫َ‬
‫َ‬
‫ا‬
‫َ‬
‫َ‬
‫ُ‬
‫َ‬
‫ْ‬
‫اءين بَ ْع َد ح َ‬
‫ُ‬
‫َ‬
‫ُ‬
‫ْ‬
‫ُ‬
‫َ َ‬
‫ْ‬
‫َ‬
‫َ َ‬
‫َ‬
‫َ‬
‫َ‬
‫ِ‬
‫َج ِرَك‪ِ :‬م َن اإلبِ ِل َوالْب َق ِر َوالْغَنَ ِم‬
‫فَ َق َ‬
‫ال‪ :‬يَا َعْب َد اهلل أ َِّد إِ َا‬
‫أج ِري‪ ،‬فَ ُق ْل ُ‬
‫ت‪ُ :‬ك ُّل َما تََرى م ْن أ ْ‬
‫ِل ْ‬
‫َوالارقِ ِيق‪ .‬فَ َق َ‬
‫َستَ ْه ِز ُ‬
‫ال‪ :‬يَا َعْب َد اللا ِه َّل تَ ْستَ ْه ِز ُ‬
‫ئ بِ َ‬
‫ئ ِيب ! فَ ُق ْل ُ‬
‫ك‪ ،‬فَأ َ‬
‫فاستَاقَهُ‬
‫َخ َذهُ ُكلاهُ ْ‬
‫ت َّل أ ْ‬
‫فَلَم ي ْت رْك ِمْنه شيئاً‪ ،‬اللاهم إِ ْن ُكْنت فَع ْل ِ‬
‫ك فَافْ ُر ْج َعناا َما َْْن ُن فِ ِيه‪،‬‬
‫ك ابْتِغَاءَ َو ْج ِه َ‬
‫ت ذل َ‬
‫ُ َ ُ‬
‫ْ َُ ُ ْ‬
‫َُ‬
‫فَانْ َفرج ِ‬
‫ص ْخَرةُ فَ َخَر ُجوا َيَْ ُشو َن‪.‬‬
‫ت ال ا‬
‫ََ‬
‫‪13 Buhârî, Rikâk 31, (VII,187); Müslim, Îmân 207, 259, (I,118).‬‬
‫‪8‬‬
Ebû Abdurrahman Abdullah İbn Ömer İbnü’l-Hattâb (r.a)’dan rivayet
edildiğine göre, Resûlullah (s.a.v.)’i şöyle buyururken dinlediğini
söylemiştir: “Sizden önce yaşayanlardan üç kişi bir yolculuğa çıktılar.
Akşam olunca, yatıp uyumak üzere bir mağaraya girdiler. Fakat dağdan
kopan bir kaya mağaranın ağzını kapattı. Bunun üzerine birbirlerine:
Yaptığınız iyilikleri anlatarak Allah’a dua etmekten başka sizi bu kayadan
hiçbir şey kurtaramaz, dediler. İçlerinden biri söze başlayarak: Allahım!
Benim çok yaşlı bir annemle babam vardı. Onlar yemeklerini yemeden
çoluk çocuğuma ve hizmetçilerime bir şey yedirip içirmezdim. Birgün
hayvanlara yem bulmak üzere evden ayrıldım; onlar uyumadan önce de
dönemedim. Eve gelir gelmez hayvanları sağıp sütlerini annemle babama
götürdüğümde, baktım ki ikisi de uyumuş. Onları uyandırmak istemediğim
gibi, onlardan önce ev halkının ve hizmetkârların bir şey yiyip içmesini de
uygun görmedim. Süt kabı elimde şafak atana kadar uyanmalarını
bekledim. Çocuklar etrafımda açlıktan sızlanıp duruyorlardı. Nihayet
uyanıp sütlerini içtiler. Rabbim! Şayet ben bunu senin rızânı kazanmak için
yapmışsam, şu kaya sıkıntısını başımızdan al! diye yalvardı. Kaya biraz
aralandı; fakat çıkılacak gibi değildi. Bir diğeri söze başladı: Allahım!
Amcamın bir kızı vardı. Onu herkesten çok seviyordum. (Bir başka
rivayete göre: Bir erkek bir kadını ne kadar severse, ben de onu o kadar
seviyordum). Ona sahip olmak istedim. Fakat o arzu etmedi. Bir yıl kıtlık
olmuştu. Amcamın kızı çıkıp geldi. Kendisini bana teslim etmek şartıyla
ona 120 altın verdim. Kabul etti. Ona sahip olacağım zaman (bir başka
rivâyete göre: Cinsî münasebete başlayacağım zaman) dedi ki: Allah’tan
kork! Dinin uygun görmediği bir yolla beni elde etme! En çok sevip arzu
ettiğim o olduğu halde kendisinden uzaklaştım, verdiğim altınları da geri
almadım. Allahım! Eğer ben bu işi senin rızânı kazanmak için yapmışsam,
başımızdaki sıkıntıyı uzaklaştır, diye yalvardı. Kaya biraz daha açıldı; fakat
yine çıkılacak gibi değildi. Üçüncü adam da: Allahım! Vaktiyle ben birçok
işçi tuttum. Parasını almadan giden biri dışında hepsinin ücretini verdim.
Ücretini almadan giden adamın parasını çalıştırdım. Bu paradan büyük bir
servet türedi. Birgün bu adam çıkageldi. Bana: Ey Allah kulu! Ücretimi
ver, dedi. Ben de ona: Şu gördüğün develer, sığırlar, koyunlar ve köleler
senin ücretinden türedi, dedim. Adamcağız: Ey Allah kulu! Benimle alay
etme, deyince, seninle alay etmiyorum, diye cevap verdim. Bunun üzerine
o, geride bir tek şey bırakmadan hepsini önüne katıp götürdü. Rabbim!
Eğer bu işi sırf senin rızânı kazanmak için yapmışsam, içinde
bulunduğumuz sıkıntıdan bizi kurtar, diye yalvardı. Mağaranın ağzını
tıkayan kaya iyice açıldı; onlar da çıkıp gittiler”.14
14 Buhârî, Büyû` 98, (III,37-38); İcâre 12, (III,52-52); Hars ve’l–müzârea 13, (III,69-70); Enbiyâ’ 53, (IV,147-
9
VI- Yararlanılabilecek Bazı Kaynaklar
1.Gazâlî, İhyâu Ulûmiddîn, IV,376-386
2. Süleyman ATEŞ, T. D. V. İslâm Ansiklopedisi, “ihlâs” maddesi.
3. Nevevî, Riyazü’s-salihin Terceme ve Şerhi, Müt. M. Yaşar
KANDEMİR, İ. L. ÇAKAN, R. KÜÇÜK, Erkam yay., İst., 1997, I/89140;
4.Komisyon, Kur’an Yolu, D.İ.B, Yay., Ankara, 2003, (ilgili ayetlerin
tefsiri.)
148); Edeb 5, (VII,69-70); Müslim, Zikir 100, (III,2099).
10
Download

1 - Kutlu Doum