www.sufitherapy.ca www.sufiterapi.net www.sufitherapy.net
SAYI 8
.
Bediüzaman’ın
Esma Anlayışı
.
Mevlana’da Aşk ve Şevk
8. Sufi Terapi Seansı: Şevk Yolu
Seyr u Sülukte bir Başka Çizgi
7 Nefs : Nefsi Mülhime ve Zühd
Aşk ve Şevk Nasıl Korunur
Şevkte Sufi Telkinleri
Psıkoterapist Notu
Sayfa 2
Şevksiz akabe aşılmaz!
İletişim
Sufi Therapy
Counselling
Email:
[email protected]
İngilizce Siteler
www.sufitherapy.ca
www.sufitherapy.net
Türkçe Site
www.sufiterapi.net
Twıtter hesabı
@sufiterapi
SAYI NO 8
30 Mayıs 2014
CUMA
Acz ü fakr yolu itibarıyla şevk, hizmette fütur getirmeme, ye’se düşmeme;
mâruz kalınan en kötü, en çirkin gibi görünen durumlarda bile, Cenâb-ı
Hakk’ın bir eser-i rahmeti var olabileceği mülâhazasıyla buruk, hüzünlü
fakat ümitli bir bekleyiş ve Allah’a karşı fevkalâde güven içinde bulunma
şeklinde yorumlanmıştır ki, günümüz hizmet erlerinin dört buud ve dört
derinliklerinden biri sayılır.
Sahabe-i kiram efendilerimiz Müslüman olduktan bir saat sonra davete
çıktılar. Sanki özel yoğunlaştırılmış bir kurs gibi yola çıkmış cesareti
buldular kendilerinde. Kimi bir hafta kaldı Suffa’da sonra döndüler
yaşadıkları beldelere.
Ashab uzmanlaşmayı bekleseydi İslam kaç asırda 23 yılda geldiği konuma
gelmezdi. İman ve Kur’an’a gönül veren hemen herkes çok iyi bir plân ve
programla sürekli çalıştırılmalı ve kat’iyen oturmalarına, oturup nefisleri ile
baş başa kalmalarına imkân ve fırsat verilmemelidir. Zira bir yerde oturup
tembel tembel düşünenler hep karanlık düşünür, karanlık konuşur, fitne ve
fesada açık yaşarlar. Aksiyon içinde düşünenler yani bir yandan canla-başla
koşarken, öte yandan yeni yeni projeler üretenler, plân ve programlar
yapanlar ise aydınlık düşünür, aydınlık konuşur, silm ve selâmetin, aşk u
şevkin temsilcisi olurlar. Evet, sizler kıyıda-köşede birikmiş paranızı nasıl
âtıl bırakmaz, onu değerlendirme cihetine gidersiniz. Öyle de insan enerjisi
kullanılmayıp boş ve âtıl kaldığında kendi aleyhine işler. Onun için tıpkı
paranız gibi, enerjinizi de değerlendirme yollarını arama
mecburiyetindesiniz. Öyle ise biz âtıl olamaz, tembel tembel ve miskin
miskin oturamayız.. oturamayız zira, ahir zaman kutsilerinin temel özelliği
aksiyon öncelikli düşünce insanı olmaktır. slâm’a hizmet edenler, mutlaka
şevkle dolu olmalıdırlar. Evet, bizim için ye’se düşmemek, devamlı
metafizik gerilim içinde bulunmak ve hep şevk içinde bulunmakta zaruret
var… Fakat şevk ile, şen-şakrak olmayı birbirine karıştırmamak lazım.
Hizmet erleri için şevk ne kadar faydalı ve yararlıysa, şen-şakrak olmak da o
ölçüde zararlıdır. Evet şevk, İlâhî rahmeti, diğeri ise İlâhî gadabı
celbetmeye birer davetiye hükmündedir. Bilhassa, yapılan bir hizmeti şükran
ve minnetle karşılayıp iki büklüm olacağımız yerde hemen sevinçle
paylaşmaya kalkışmamız çok hatalı bir davranış olsa gerek.Şevke gelince o,
İnşirah Sûresi’nin son âyetlerinde anlatıldığı gibi bir işi bitirdikten sonra
hemen diğer bir işe koyulmak ve hizmette, herhangi bir kesintinin meydana
gelmesine fırsat vermemektir. Ama bunları yaparken rağbet ibresi daima
Cenâb-ı Hakk’a yönelik olmalı ve asla nefse pay ayrılmamalıdır.
Tarîk-ı Nakşî hakkında denilen: Der tarîk-ı Nakşibendî lâzım âmed çâr terk;
terk-i dünya, terk-i ukbâ, terk-i hestî, terk-i terk” olan fıkra-i ra’nâ birden
hatıra geldi. O hatıra ile beraber, birden şu fıkra tulû’ etti: “Der tarîk-ı aczmendî lâzım âmed çâr çiz: fakr-ı mutlak, acz-i mutlak, şükr-ü mutlak, şevk-i
mutlak ey aziz!” (4. Mektub,26.Söz’ün zeyli,24.Söz’ün 2.dalı)
Hayat bir faaliyet ve harekettir. Şevk ise matiyyesidir. İşte, himmetiniz
şevke binip mübareze-i hayat meydanına çıktığı vakit, en evvel düşman-ı
şedîd olan yeis rastgelir. Kuvve-i mâneviyesini kırar. Siz o düşmana karşı
ُ َ‫تَ ْقن‬Ümidinizi kesmeyin.” Zümer Sûresi, 53) kılıncını istimal ediniz.
“( َ‫طوا ال‬
Her günahı işleyen bütün günahkârları şefkatle kucaklayan Mevlana
Hazretlerinin küçücük bir şevksizliğe tahammülü ve müsamahası
olmamıştır. Çünkü Kur’an’da bahsedilen o zor tepe, akabe şevksiz aşılmaz.
Faruk Arslan
MSW, RSW, Psikoterapist
Sufi Terapi/Kitap
Sufi Terapi'nin Fethullah Gülen Hocaefendi'den Sosyal Bilimlere
ve Psikoterapiye kazandırdığı yeni tanımlama “Vecd-ihlası
Vicdanı” terminolojisi vicdanın temiz hali olarak bilimsel
kayıtlara Kanada’nın Wilfrid Laurier Üniversitesi’nde girdi.
Batılı bilim adamları Gülen’in tanımını daha önce “Kozmik
Vicdan” ve “Trans– Ötesi Benlik” olarak tesbit etmişlerdi.
Çünkü vicdan yanlış yapmaktan alıkoyan bir iç bekçidir, doğruları tartan iç ölçüdür, hakikatin nasıl yapılacağını anlatan bir iç
eğilimdir. “VecdVicdan”lı, ihlas, samimiyet ve kalp merkezli
Sufi Terapi der ki: “Allah'a kul olan, köle olan kula kul olmaz,
kimseye köle olmaz, satın alınamaz çünkü vicdanı hür ve temiz
özgür bir savaşçıdır.”
.Kalbin Zümrüt Tepeleri-1
SKalbin Zümrüt Tepeleri, bir seri halinde ilk defa Sızıntı dergisinde
yayınlanmaya başladı. Fethullah Gülen Hocaefendi tarafından kaleme alınan
ve Kur’an ve Sünnet çizgisinde, tasavvufî düşünceye asrın anlayışı içinde
farklı bir bakış açısı sunan bu serinin ilk kitabında toplam 47 başlıkbulunuyor.
Kalbin Zümrüt Tepeleri-2
Kalbin Zümrüt Tepeleri, bir seri halinde ilk defa Sızıntı dergisinde
yayınlanmaya başladı. Fethullah Gülen Hocaefendi tarafından kaleme alınan
ve Kur’an ve Sünnet çizgisinde, tasavvufî düşünceye asrın anlayışı içinde
farklı bir bakış açısı sunan bu serinin ikinci kitabında toplam 50
başlık bulunuyor.
Kalbin Zümrüt Tepeleri-3
Kalbin Zümrüt Tepeleri, bir seri halinde ilk defa Sızıntı dergisinde
yayınlanmaya başladı. Fethullah Gülen Hocaefendi tarafından kaleme alınan
ve Kur’an ve Sünnet çizgisinde, tasavvufî düşünceye asrın anlayışı içinde
farklı bir bakış açısı sunan bu serinin üçüncü kitabında toplam 32
başlık bulunuyor.
Kalbin Zümrüt Tepeleri-4
Kalbin Zümrüt Tepeleri, bir seri halinde ilk defa Sızıntı dergisinde
yayınlanmaya başladı. Fethullah Gülen Hocaefendi tarafından kaleme alınan
ve Kur’an ve Sünnet çizgisinde, tasavvufî düşünceye asrın anlayışı içinde
farklı bir bakış açısı sunan bu serinin dördüncü kitabında toplam 13
başlık bulunuyor.
Sayfa 3
.
Sufi Terapi/ Risale Perspective
Sayfa 4
Risale-i Nur Terapi: Eşyanın hakikatı esma–i ilahiyeden ibarettir
Esmanın insanın ruh ve mana dünyası üzerinde ve tabii ki bedensel varlığı
üzerindeki tesirlerini, hatta bütün varlık üzerinde Cenab–ı Hakkın icraat–ı
Sübhaniyesinin esma üzerinden gerçekleştiğini kabul ediyor ve inanıyoruz.
İslam ve irfan kozmolojisinin merkezinde esma vardır. Üstadımız Said
Nursi, Risalelerde kerrat ile ve farklı ifade ve bağlamlarda bunu ifade
ediyor. Bu ifadelere göre varlığın esma tezgahlarında yaratıldığını
söyleyebiliriz. ”Hakik–i hakaiki’l eşya esma–i ilahiyeden ibarettir”
deniyor risalelerde. Etrafta görüp görmediğimiz, idrak edip etmediğimiz,
bilip bilmediğimiz ne kadar varlık varsa tüm bunların hakikati esmay–ı
ilahidir. Yalnızca uzayda belirli bir mekan kaplayan ve hayyiziyeti olanlar
değil, zaman, oluş, süreç, hareket..her şeyin hakikatini ifade ediyor. Bu
varoluşsal hakikat başka bir açıdan da varlığın tesbihini ifade ediyor.
Her şeyin Allah’ı tesbih ettiğiyle ilgili Kur’an ayeti bu nedenle hem varlığın varoluşsal gerçeğine hem de bu
oluşun esmay–ı ilahiye ile olan alakasına işaret eder. “Ve in min şeyin illa yüsebbihu bihamdih” bu ayeti üstad
hazretleri bir çok yerde serlevha yapıyor. Ya söze onunla başlıyor veya sözü onunla kesiyor. Üstadımızın belki de bu
ayet ile özel bir alakası bulunuyor. Varlığın tesbihine açılma, arifler beyninde maruf olan bir hakikattir. Bu bir
müşahededir .Hz. Peygamber (sav) Efendimizin meşhur bir dualarında, ‘Allahım bana eşyanın hakikatini öğret’
buyurması da buna işaret ediyor. ”Kema hiye” ibaresi var duada..olduğu gibi..yalın halindeki gibi. Bu ibare öylesine
önemli ki, gerek felsefe ve kelamda gerekse irfan ve tasavvuf tarihinde bir çok derin varlık tasavvurlarına kaynaklık
etmiştir. ”Varlık olmak bakımından varlık” demektir. Bunun bilgisini istiyor Efendimiz.
Eşyanın yalın hali nedir? Bir açıdan esma boyutudur. Mazhar olduğu esma bilgisi, bir açıdan da eşyanın gizli
hasselerinin bilgisi. Mesela bir otun hangi hasselere sahip olduğu, fayda ve zararları gibi. Lokman hazretlerine bu
istidat verilmişti ve halk hekimliğinin temeli buradan gelir. Mesela bir insanda hangi istidat ve kabiliyetler var. Yüz,
sima ya da ruh profiline bakarak bu bilinebilir mi? Hepsi bu bilgi dahilindedir. Muhyiddin İbn Arabi hazretleri bu
istidada, ‘İsevi velayet’ diyor. Başka bir açıdan, mesela elinize aldığınız kalemin metafizik hakikatinin bilgisi vardır.
Misal alemindeki karşılığının bilgisi denilebilir. Bu bir anlamda esma, bir yönüyle vird, bir yönüyle irfani bilgidir..
Allah’ın ayeti dediğimizde de aslında bir yönüyle bu kastedilir. Varlık birer ayettir ve her varlık mazhar olduğu bir
esma tarafından alnından tutuludur. Oluş, hareket, değişim, sükün, sertlik, yumuşaklık, yükseklik, alçaklık her
şey ..”şey” kapsamına giren her şey esma iledir, esmadır, esma tecellisidir, esmadan ibarettir..ama farklı derecelerde,
farklı mertebelerde. Bu mertebeler karıştırılırsa her şey altüst olur…kelami ve itikadi problemler çıkar..varlığın bir
mertebedeki var oluşunu başka bir mertebede okumak büyük bir yanlışa götürür. Vahdeti vücut mülahazaları bu
yüzden avam–ı nas için sakıncalı sayılmıştır. Üstelik hem bilgi ve epistemoloji düzeyinde hem de irfan ve müşahede
düzeyinde hataya düşülür. İslam kozmolojisinde esma bu farklı düzeylerde analiz edilmiştir.
Esma bilgisi ve tecellisi, yalnızca ebced hesabından ibaret değildir. Genelde söylendiği gibi tarikatlarda salikin tüm
yolculukları esmanın ebced değeri üzerinden yürütüldüğü doğru değildir. Bu yaygın bir şey de değildir üstelik. Evet
mazhar olduğu isim veya isimlerin kişinin ruh, kalp, ahlak, huy ve tabiatı üzerinde elbette belirleyiciliği var. İmam
Rabbani hazretleri, buna ‘ mebde–i taayyünü olan isim’ der. Ancak yine de esmanın ebced değerleri ile çekilmesi
yaygın değildir. Bir zaman dil direnir esmaya, bir zaman gelir esma sana gelmeye direnir. Senin esmaya alışman
yetmez, esmanın da sana açılması ve diline gelmesi gerekir. Esma bir çok açıdan önemli bir kaynaktır; kelami,
felsefi, irfani, ontolojik ve epistemolojik yönleri vardır. Zevki ve şühudi boyutu vardır. Tezkiye ve terbiye boyutu
vardır. Yani bir hacı doksandokuzluk tesbihi eline alıp “Allah Allah” demeye başladığında neleri harekete
geçirdiğinden habersizdir. Varlık düzenine ne tür bir müdahelede bulunmakta, ortalığı ne saçmaktadır, çektiği
esmanın ruh ve mana dokusunda ne tür tahavvüllere yol açmaktadır, latif varlıklar ve ruhaniler üzerinde nasıl bir
hareketlenmeye sebep olmaktadır? Tüm bunlardan habersizdir. Her şeyden öte, bu esmanın nezd–i uluhiyetteki
hakikatleri neye tekabül etmektedir? Hepsi bilgimiz dışındadır. Her esma yanyana gelmez, boncuk dizimi gibi
çekilmez. Esma–ı hüsna arasında bir koordinat sistemi bulunur. Bunun ebcedle de ilgisi yoktur. Her isim mesela her
isimle yan yana, alt alta gelmez. Metafizik kurallara aykırıdır. Kozmolojik alemlerde farklı hareketlenmelere, oluşlara
sebebiyet verebilir. Mesir macunu gibi kırkbir baharattan esma oluşturulamaz. Esma böyle bir alan değildir. Yalınız
şu kadar mesmuh yani müsaade edilmiş olabilir ki, ebced değeri ile esma çekmenin doğrudan menfi bir neticesi
olmayabilir. Faydası da olabilir, bilemeyiz. Mutlaka olur, Hadis esmanın çekilmesini tavsiye ediyor. Düzenli
yapıldığında nasıl bir manevi gelişim ve sonuç elde edilebileceğini sadece Allah (c.c.) bilir.
Sufi Terapi/Zikir
Dat
e
and
Ti
me
English
Arabic
There is no god but
God
Lâ ilâhe illallah
Sayfa 5
Times
KALBİN ZÜMRÜT
TEPELERİ SUFİ TERAPİ
ZİKİR TAKVİMİ
200
Table 2 – The Daily Dhikr Schedule, Recitation
God
Allah
66
He
Hu
200
The Truth
Hak
108
The All-Overwhelming
Kahhâr
306
The All-Powerful
Kâdir
314
The All-Strong
Kaviyy
116
of God's Names
Table 4 – The Daily Dhikr Schedule,
“Sekine” (Peacefulness), Recitation of God's
The All-Compelling
Cebbâr
206
The Master
Mâlik
90
The All-Loving
Vedûd
2
0
The Peerlessly AllSingle
Vâhid
19
The One
Ehad
13
The Eternally Besought
-of-All
Samed
134
Names
Date and
Time
English
The
Unique
Turkish
Number
or Arabic of Times
Ferd
33
The AllLiving
Hayy
14
The SelfSubsistent
Kayyûm
156
The Just
Adl
104
The Judge Hakem
68
The Pure
One
170
Kuddus
Sufi Terapi/ İsmi Azam Dualar
Sayfa 6
METAFİZİK GERİLİMİN MUHAFAZASI VE ÜLFET PERDESİNİ AŞMANIN ÇARELERİ (İNANCIN GÖLGESİNDE)
Ledünni (iç alemle alakalı) meseleler.
1.Benlikten vazgeçilmelidir.
2.İradenin kavgası verilmelidir.
3.Nefse düşkünlükten vazgeçilmelidir.
4.Marifetullah’a ulaşmaya çalışılmalıdır.
5.Kalb ve ruhta operasyon yapılmalıdır.
6.Daima tefekkürle kalp ve kafayı beslemek lazımdır.
7.Hayalde de istikamet kazanmak lazımdır.
8.Ölümü çok hatırlamak lazımdır.
9.Hiç ölmeyecekmiş gibi yaşamak, ölümü unutturur.
10.Gecenin siyah zülüfleri sırasında gözyaşları ve teheccüd.
11.Evlenmeli, mümkün değilse oruç tutmalıdır.
12.Ashab-ı Kiram’ın hayatı yaşanıp yaşatılmalıdır.
13.Nifak ve ‘günaha girdim’ endişesi taşınmalıdır.
Afaki (dış aleme ait) meseleler:
1.Cemaat halinde yaşamak hayati bir zarurettir.
2.Yalnız kalmayıp mutlaka iyi arkadaşlar edinmek lazımdır.
3.Gözlerimizi çarşı, sokakta haram manzaralardan sakınmalıyız.
4.İnsan meşguliyetsiz kalmamalıdır.
5.Allah (cc.)’ın dinine yardım edene Allah (cc.) yardım eder.
İRŞAD, TEBLİĞ VE DİNE HİZMETLE CANLI KALMANIN YOLU
1.Allah (cc.) irşad ve tebliğde bulunmayı emreder.
2.Dine hizmetten daha büyük vazife yoktur.
3.İrşad ve tebliğ ‘farzlar ötesi farz’ mesabesindedir.
4.Gaye Allah (cc.)’ın rızasını kazanmaktır.
5.Bu vazifede temel şart dertli ve sancılı olmaktır.
6.Devrimizde en ehemmiyetli mesele imanın kurtulmasıdır.
7.Günümüz dertlerine deva olan kitaplar okunmalıdır.
8.Dine hizmet edenler devrin şartlarını bilmeli ve topluma sırt çevirmemelidir.
9.Efendimiz (s.a.v.)’in takip ettiği strateji bilinmelidir.
10.Netice Allah (cc.)’tan beklenmelidir.
11.Lügatımızda kırılma, darılma ve ümitsizliğe düşme yoktur.
12.İstişare esastır.
13.Ya hayır söylemeli ya susulmalıdır.
Dua ufku’ndan… Bizleri varlığa erdiren ve var olmadaki sonsuz zevki gönüllerimize duyuran Rabbimize, O’nun ilmi adedince
hamd ü senâ; varlığın özü ve nüvesi, yaradılış ağacının meyvesi ve tevhid hakikatinin en gür sesi Efendimiz’e sonsuz salât ü selâm
ediyor ve bir kere daha Yüce Yaratıcı’nın huzurunda ellerimizi açıyoruz: Ey şefkati gazabının önünde bulunan ve merhameti her
şeyi kuşatan Allahım, ey Raûf, ey Rahîm.. benim niyazıma ve benimle beraber Sana teveccüh eden kardeşlerimin yakarışlarına
Zâtına has lütf u kereminin enginliğiyle mukabelede bulun; bize merhamet buyur, lütuflarını üzerimize bol bol yağdır ve bizi
maddî-manevî nimetlerinden mahrum etme. Allahım, lütf u kereminden dileniyorum; beni her işimde en çabuk ve kolay başarıya,
sarsılmaz bir irfan ufkuna, maddî-manevî sağlık ve afiyete, hakiki muhabbete ve Sana kavuşma iştiyakına nâil eyle. Allahım!..
Kullarına karşı cömertliğin gönlümde reca hissini yeşertiyor, Sana teveccüh arzumu tetikliyor ve dergahına koşmam için bana şevk
veriyor; hata ve günahlarım ise, hemencecik merhametine sığınmama mani oluyor ve bağışlanma ümidimi kırıyor. Karamsarlığımı
gider ve Beni dergahına cezbet; ta ki, beşerî sıfâtlardan sıyrılayım, kendimi ötelerden kabarıp gelen dalgaların gel-gitlerine salayım;
endişesiz, korkusuz, telâşsız ve derin bir teslimiyetle, bazen de şevk u tarâb içinde marifet deryasında Sana müteveccihen yüzüpdurayım; gayri mâsivâya dönüp de bakmayayım. Efendimiz Hazreti Muhammed’e,aile fertlerine ve bütün ashabına salât u selam
ederek bunları Senden dileniyorum, Rabbim…
EZBERLEYİN. “Rabbim! Bağışla, merhamet et, Sen merhamet edenlerin en
hayırlısısın.” (Mü’minûn, 118) Ve kul rabbigfir verham ve ente hayrur râhımîn
Sufi Terapi/ Mevlana
MEVLANA’DA AŞK VE ŞEVK
Sayfa 7
Eğer insan, sırf bir bedenden ibaret olsaydı, cismanî dünyasıyla alâkalı
kaygılarının da bir anlamı olabilirdi. Aslında bu mükerrem varlığı sırf
bir beden ve cesetten ibaret görmek, onu çürüyen, kokuşan, mikro
varlıklara yem olan bir mevcut derekesine düşürmek demektir ki bu
da, en eşref bir varlığa karşı hakaretlerin en büyüğü sayılır. Oysaki
insan, yaratılışı, donanımı, ilk mevhibeleri itibarıyla meleklerden de
ulvidir.. evet o, beden ve cismaniyetin çok çok üstünde ve ötesinde
kalbi, ruhu, sırrı, şuuru, idraki, aklı, zekâsı ve daha değişik zâhirîbâtınî derinlikleriyle, görülen çerçevesini çok aşkın bir değerler
enmuzecidir. O, bu ölçüdeki enginlik ve zenginliğiyle kâh kanatlanır, meleklerin kıvanç duyacağı semâlarda pervaz
eder; eder ve gider fanileri sonsuzluktan ayıran zirvelere ulaşır. Kâh akıl, mantık ve muhakemesini sonuna kadar
kullanarak aya, güneşe, yıldızlara seyahatler düzenler; radyo, televizyon, internet vasıtasıyla en uzak mesafelerdeki
ses, görüntü ve değişik bilgi malzemelerini yatak odalarımıza kadar getirir ve sesi aşkın, ışığa yakın bir süratin diliyle
bize "tekârub-i zaman", "tekârub-i mekan"dan ne besteler ne besteler sunar.
Ne var ki, bu engin istidat ve mahiyetine rağmen bazen onun; kinlerin, nefretlerin, hırsların, şehvetlerin ağına düşerek
en sefil varlıklardan daha sefil hâle geldiği de bir gerçek. İşte bu yanıyla da o, efendiliği içinde bir köle, sultanlığı
yanında bir dilenci, semâvîliğe namzet olmasına karşılık da âdeta yerlerde sürüm sürüm bir solucandır. Bu ölçüde
esnek ve her şey olmaya müsait insanoğlu, bütün iç dinamizmiyle Allah'a yönelerek iyilikleri ve güzellikleri Ondan
bilip şükürle şahlanabildiği, fenalıkları da nefsine bağlayıp her zaman ciddî bir teyakkuzla onu kontrol altına
alabildiği, her gün birkaç defa muhâsebe ve murakabe kurnaları altında arınarak fıtrî safvetine ulaşabildiği ölçüde her
akşam, her sabah birkaç kez kötü duygu ve tutkuların enkazı üzerinde hakikî insan olma otağlarını kurabilir;
mütevâziâne fakat içten, üst üste başarılarıyla, ama mahviyet içinde kendini ifade edebilir. Bu, aynı zamanda onun her
hamlede yeniden bir kere daha kendini keşfetmesi, kendi derinlikleriyle kendini duyması ve her lâhza yeni bir "ba'sü
ba'de'l-mevt"e ermesidir ki, biz buna, Mevlânâ'nın ifadesiyle: "Can ayağının ten prangasından kurtulması ve ruhun
semâvîliğe yönelmesi." diyoruz. Aslında bu ölçüde semâvîleşmiş bir ruh, aynı zamanda bütün şuur ve idrak gücüyle
kendi iç derinliklerine yönelir.. sık sık kendini ikmal eder.. her dakika ayrı bir üslûpla nefsinin eksik ve gediklerini
sorgular.. hayatını tamamiyete bağlı götürmeye çalışır.. yer yer varlığın perde önünde, zaman zaman da her şeyin
ötesinde dolaşır.. gönlünün enginliklerini her temâşâ edişinde kendinden geçer.. her temâşâ onda yeniden bir
şahlanma arzusu uyarır.. her arzu onun ruhunda kendini yenileme iştiyakına dönüşür.. derken gönlünü bir "BeytHudâ" gibi görür ve dudaklarından m"Dil Beyt-i Hudâ'dır, ânı pâk eyle sivâdan Kasrına nüzûl eyleye Rahman
gecelerde" sözleri dökülmeye başlar; başlar da yönelir kalbine ve onu, değişik kirli tasavvur ve kirli hayâllerden
temizlemeye koyulur.. sırrını mârifetle süsler, hafîsini aşk u şevk çerağıyla aydınlatır, ahfâsını sadâkat iniltileriyle
seslendirir.. ve oturur-kalkar Ebedî Sevgilinin dertlisi olduğunu, O'nun kurbanı olmaya âmâde bulunduğunu
mırıldanır -ah o ne tatlı derttir ki, anılınca bütün dermanlar unutulur! O ne enfes heyecan ve yorgunluktur ki, gerçek
rahatın derinliği de ancak onun atmosferinde duyulur.- bîkarar gezer çölden çöle, dert peşinde ve O'nunla dertleşecek
koy arar. Mevlânâ, bu ince faslı:
"Ey gönül bir sen, bir de O'nun derdi var; ah O'nun dertlisi olmak ne hoştur! Aslında o dert, senin dermanındır.
Bundan ötürü de sen, O'ndan gelen ızdırap ve sıkıntıları çek de sakın şikayet etme; zira O'nun fermanı budur. Eğer
cismanî arzularını ayaklar altına alabilmişsen, o zaman nefis kelbini öldürmüş olursun ki, işte asıl öldürülecek de
odur" sözleriyle seslendirir ve mevzua kendi ufkunun rengini katar.
Nefis kendini bizzat müstakil bir mevcut gibi görür veya öyle görme istidadındadır. Bu konuda bazen o, öylesine
temerrüde girer ve bayağılaşır ki, her hâli, Mâbuduna karşı isyan buudlu bir düşmanlığa dönüşür, halbuki hiçbir
varlığın kendi kendine ve bizzat mevcudiyeti söz konusu değildir. Aksine, canlı-cansız her varlık, mazhar olduğu
hayat mertebesi itibarıyla, sadece ve sadece Yüce Yaratıcı'nın isimlerine şöyle-böyle ayinedarlık etmektedir. Gerçi o,
belli bir keyfiyeti haiz, belli bir derinliğe sahiptir ama, varlığı O'ndan, çerçevesi O'ndan; hususiyetleri O'ndan,
muhtevası da O'ndandır.. ve her hâlükârda her zaman O'nunla kaimdir. Bu açıdan da nefsine bakan yönleriyle o,
sonsuz karşısında bir sıfır, hakikî mevcut yanında bir hiç, asla nisbeten de bir gölgeden ibarettir. Onun kendini böyle
yorumlaması, hakikî varlığa erme adına olumlu bir hamle, aksi ise ölüm ürperticiliğinde bir tökezlemedir. Evet insan
gaflet edip kendini, dinamikleri kendinden bir varlık gördüğünde, yuvarlanır başaşağı yokluğa gider; benliğinden
vazgeçip Hakk'ın mücellâ bir aynası olduğunu düşündüğü takdirde de, sonsuzluğun üveyki hâline gelir; gelir, kendi
dar çerçevesini yokluğa fırlatarak, Hakikî Mevcudun ziyâ-yı vücûduna erer ve bütün darlıklardan kurtulur.
Sufi Terapi/Kalp Merkezli Farkındalık
ŞEVK MEZHEBİ!
Fakir, bu alternatif yolun
temel esaslarını biraz da
sulandırarak, şiir şeklindeki
bir manzumede şöyle ifade
etmeye çalışmıştım:
"Arkadaşlar, arkadaşlar,
Şevk mezhebi yoldur bize!
İmana doymuş yoldaşlar,
Dikenler hep güldür bize!
Şükür, gördük Hak yüzünü,
Bulduk özlerin özünü,
Minhâc ettik her sözünü,
Beyanı bürhandır bize.
Kuvvet O'nun biz güçlüyüz;
O'nun namıyla ünlüyüz..
Zirveler aşar yürürüz;
Zorluklar âsândır bize.
Malımız yok pek ganiyiz;
O'nun ile olduk aziz.
Tefekkürdür mesleğimiz;
Yaş-kuru irfandır bize.
Ova-oba, bütün çöller,
Her yanda zikreden diller,
Rengârenk açılmış güller,
Herbiri beyandır bize!
Şevkle hizmet şiârımız,
O'nu düşünmek kârımız,
Evvel-âhir âvâzımız:
Kitabı imamdır bize!
O'nu bilip onu bulduk,
Hüzn ü yeisten kurtulduk;
Bulanıktık.. ve durulduk,
Rahmeti ummandır bize."
ْ‫ب تَقَب َّْل ت َْو َب ِّتي َوا ْغس ِّْل َح ْو َب ِّتي َوأَ ِّجب‬
ِّ ‫َر‬
ْ
َ
َ
ْ
ْ
ْ‫س ِّدد‬
َ ‫دَع َْوتِّي َوثبِّت ُح َّجتِّي َواه ِّد قلبِّي َو‬
]3[
،‫صد ِّْري‬
َ ‫سانِّي َوا ْسلُ ْل‬
َ ‫ِّل‬
َ َ‫س ِّخي َمة‬
‫سنَدِّي‬
َ ‫سيِّدِّي َو‬
َ ‫س ِّل ِّم اللَّ ُه َّم َعلَى‬
َ ‫ص ِّل َو‬
َ ‫َو‬
. َ‫صحْ ِّب ِّه أَجْ َمعِّين‬
َ ‫ُم َح َّم ٍد َو َعلَى آ ِّل ِّه َو‬
.
Sızıntı, Ağustos-Eylül 1999,
Cilt 21, Sayı 248-249
[1] Müslim, tevbe 12-13; Tirmîzî, kıyamet 59; İbn Mâce, zühd 28
[2] el-Aclûnî, Keşfü'l-hafâ 2/262
[3] Tirmizî, deavât 102; Ebû Dâvûd, vitr 25; İbn Mâce, duâ 2
Sayfa 8
Sufi Terapi/8. Session English
Sayfa 9
Session Eight: Passion
People are lonely and live in boredom with their place in the
world and the surrounding conditions. They feel discomfort
as if in prison or captivity. Why is it that you stay in such a
sorrowful mood? Why is there sadness in your blessed inner
world? Self-possession will lead you to passion in which is
intense love, more than desire for Paradise, more intense than
the lover's love for the beloved. You’ve exhausted your
power to endure such love. Your heart beating above all is God's pleasure with you. Burning endurance to ashes with
desire of union in words refers to worrying much if the beloved is loved by others. Who is my lover, who casts me in
worry and distress? In this session, group members will bring their artistic talents to conceptualize what being
trustworthy means. . Prayer: Mohammad said, “Say the word of ‘La hawla wala kuwwata illa billahi’l aliyyil azim’
because it is a treasures of Jannat (heaven)” (Hadith-i Sharifm Sunan-i Tirmidi). Translation: there is no power no
strength but from Allah as is very effective means of beseeching Allah’s help and it has a lot of power in it.
A Sufi must feel that I am afraid someone else is in love with my beloved. The fire is so great that I see none other
than Him. I did not know myself as I see myself now, I wonder whether He is me or I am Him? There is no longer
any possibility of rescue or escape. Nothing more than meeting is with the Truly Beloved One. The lover is at the
same time as a lover and the beloved. A willed one is at the same time as being one who wills. O Sufi! You’re at the
same time as one who is sought. My heart is in love and desire; my soul is on fire why are these tears coming from
my eyes, O Dear One! Losing my patience is coming to the end of my endurance. O my Beloved! I have no strength
to bear all that occurs.
Prayer: Now, if they turn away from you, (O Prophet) say: "Allah is all-sufficient for me. There is no god but Him. In
Him I have put my trust. He is the Rabb of the Mighty Throne." (Qur’an, Taubah, 129). In Arabic: “Fe in tevellev fe
kul hasbiyallâh(hasbiyallâhu), lâ ilâhe illâ hûve, aleyhi tevekkeltu ve huve rabbul arşil azîm(azîmi).”
Table 14- Homework for Session eight
Reading
Meditation
Sufi Technique
Prayers
Concepts
Individuality
13 Names Dhikr
Sufi Technique
Twenty One
Morning
Passion
Verification
6 Names Dhikr
Sufi Technique
Twenty Two
Afternoon
Love
Striving
Special Dua
Sufi Technique
Twenty Three
Evening
Divine Love
Life and Time
Memorize Dua
Sufi Technique
Twenty Four
Night
Wisdom
Sufi Terapi/8. Seans
Sayfa 10
8. Seans Şevk Yolu
Şevk, iştiyak, heyecan, metafizik gerilim, himmet, cehd, sa’y, cesaret, ümit, gayret, faaliyet, hareket, teşebbüs, azim,
süreklilik, canlılık… Şevk’i ifade eden ne kadar çok kelime var.Sanki şevkli olmak için ekstra kelime türetilmiştir.
“Ne kadar bedbin ve karamsar insanlar varsa, hepsini tetkik edin, hep karşınıza cihadı terk etmiş
insanlar çıkacaktır.“M. Fethullah Gülen
“Dünya üzerindeki en güçlü silah, ateşlenmiş insan ruhudur.“Marshall Foch
“Çilesi çekilmeyen şeyin aşkı olmaz,Ne geldiyse başımıza aşkımızı kaybetmekten geldi.” N.Fazıl
Erişmek istedikleri bir hedefi olmayanlar çalışmaktan zevk almazlar.Emile Raux
“Kuş kanatlarıyla, insan himmetiyle uçar.” Mevlana
“İnsanın kıymeti himmeti nisbetindedir. Himmeti ise hedef ittihaz ettiği şeye
göredir.”Bediüzzaman
“Mevcutla yetinmek dunhimmetliktir. “ Bediüzzaman
Bediüzzaman Hz., şevkin insan faaliyetlerinin (sa’yi insani) buharı yani enerjisi şevktir.Şevkli, gayretli ve ümitvar
olmak, insana mezara kadar ilim öğrenme psikolojisini kazandırır. İstek duygusu, beynin duygusal lobu ile alâkalıdır
ve irade dışı hareket eder. Şevki korumak için neler yapılabilir? İnsanlarla her münasebet, aşk ve şevkimizi ya
yenileyip artırır veya tüketir. İnsanın his enerjisini sömüren ve tüketen hususların başında negatif insanların ürettiği
kirlilik (karamsar söz, tutum ve davranışlar) vardır. Meselâ sürekli üzücü, kalb kırıcı, insan onur ve haysiyetini
zedeleyici söz söyleyen, tutum ve davranış sergileyen, sürekli endişe ve korku pompalayan, insanları aşağılayan, horhakir gören, suçlu konumuna iten, kusur ve hataları sürekli başkalarının üzerine atan kişiler, çevrelerindeki insanların
aşk ve şevkini, vakumlu süpürgeler gibi emerler. Her toplumda, her zaman bol miktarda bulunan bu tip insanlar,
insanî gelişimin ve huzurlu bir hayatın önündeki en önemli engellerdendir. Böyle bir karaktere sahip kişi; eş, âmir,
yakın bir arkadaş, takımdaki paydaş, iş ortağı veya aile üyesi ise, ondan korunmada nasıl bir strateji geliştirileceği
hususu günümüzde cevaplandırılması en zor sorulardan biridir. Uzmanların hemfikir olduğu çözümlerden biri, bu tip
kişilerle araya mesafe koyup daha az görüşmek, eğer mümkünse irtibatı makul şekilde kesmektir. Çünkü negatif
tutum ve sözler, negatif duyguları (üzüntü, kaygı, korku, öfke, depresyon, sabırsızlık) açığa çıkarır. Bunlar ise, kişinin
enerjisini tüketir. Pozitif tutum ve tavırlar geliştirmek, müspet ve yapıcı konuşmak son derece önemlidir. Bunun için
de, kişi dostlarını ve arkadaşlarını mümkün olduğunca pozitif tavır sergileyen, müspet duyguları harekete geçiren
kişilerden seçmelidir. Diğer yandan kişi, sürekli şikâyet eden, insanları kötüleyen ve onların özel hayatlarını dedikodu
malzemesi yapan toksik fertlerden uzak durmalıdır.
Kişi sağlıklı bir hayat sürebilmek için, fizikî, hissî ve zihnî enerjisini tüketen, bilhassa aşk, şevk ve moralini azaltan
faktörlerin neler olduğunu müşahhas şekilde belirlemelidir. Ne kadar çok pozitif hissî enerjiye sahip olursak, verimli
olma şansımız o kadar artar. Zîrâ hayatın yakıtı olan aşk ve şevkimiz ne kadar çok ise, o kadar fazla şey başarabiliriz.
Sağlıklı ve dengeli beslenmek, düzenli hareket veya spor yapmak, kaliteli uyumak, insanı canlı ve diri tutar.
Kişinin hayatta gerçekleştirebileceği hayalleri, idealleri olmalı ve kişi bu ideallerine odaklanmalıdır. İdeal, gaye ve
hayaller insanın aşk ve şevkini artırır. Çünkü insan ümit, hayal ve beklentilerinden enerji toplar. Bir kişide irade
varsa, enerjisini harekete geçirebilir. İrade ve azim yoksa enerji bloke edilir, kişi kendinde yorgunluk hisseder. Hedef
ve irade aşk ve şevkle bütünleştiğinde, insandaki potansiyel enerji harekete geçer. Benzer hedef ve heyecanları, ruhî
frekansı paylaşan insanları bulmak ve onlarla beraber olmak aşk ve şevki korur ve çoğaltır.
Kişi veya ekip, kabiliyetlerinin farkına vararak hedeflerini doğru belirliyor, kusurlarını görme erdemi gösteriyor, yeni
fikir ve tavsiyelere açık duruyor, kendinden ziyade sistemin başarısını öne çıkarıyor, herkeste az-çok var olan
güzellikleri görebiliyor ve onların sisteme katkılarını mükâfatlandırabiliyor ise, mütevazıdır. Tevazu ise, ilâhî inayetin
gelmesine bir davetiyedir. Sistem bilimi penceresinden bakıldığında, birer sistem olan aile, işletme ve müesseseler,
ya akıllıca veya akıl dışı organize olmuşlardır. Sistemin sağlıklı işlemesi, öncelikle sistemin ne derece akıllı şekilde
örgütlendiğine bağlıdır. Sakinlerine güvenlik atmosferi oluşturan, çeşitliliği ve farklılığı mükâfatlandıran, olumlu her
şeyi fark edip takdir eden, üyeleri birbirleri hakkında empati yapabilen ve sistem içinde önemli ve değerli olduklarını
hissedebilen, işleri kabiliyetlere göre dağıtan, tevazu sahibi fertlere sahip, pozitif hissiyatı harekete geçirilebilen
sistemler akıllı örgütlendiklerini gösterirler. Akıllı örgütlenmelerdeki koruyucu atmosferden dolayı, çalışanların aşk
ve şevklerinin söndürülmesi zordur. Böyle bir sistemde beklentisiz yapılan işlerle (Allah rızası için), dünyevî
beklentiler içinde kazan-kazan anlayışıyla yapılan işler arasında denge vardır. Ortak akıl ışığında kurulan ve bunu
koruyan müesseselerde, insanlar, tükenmişlik sendromuna yakalanmadan, aşk ve şevk içinde sürdürülebilir bir hizmet
üretebilirler.
Sufi Terapi/ Duygu ve Düşünce Takip Ödevi
Sayfa 11
Ev Ödevi olarak Excel dosyasına haftada en az üç gün yapmanız şartıyla aşağıdaki olay, duygu ve düşünce
takip cetvelini koyuyorum. Hergün yaparsanız daha iyi olur ama zor gelir diye haftada üç ile başlayalım. 10
baremli not verme çizelgesinde kendi kendine not veriniz. MODEL doldurma biçimi sufi sitelerine konuldu.
Olay
Kim, ne,
ne zaman,
nerede
Duygular
Ne hissettin?
Her düşünceye 0
ile 100 arası not
ver?
Otomatik
Düşünceler,
Hayaller
Zihninde böyle
düşünmeye
başlamadan
önce neler
oluyordu?
Ağır basanları
işaretle.
Hangi olay
bu sıcak
düşünceleri
destekliyor?
Hangi olay bu
sıcak
düşünceleri
desteklemiyor?
Alternatif
balans
düşünceler
neler?
Bunları yaz
ve her
alternatıfe
ve balans
düşünceye
0 ile100
arası not
ver.
DÜŞÜNCE ÇETELESİ : 5 ayrı örnekle nasıl dolduracağınız Sufi sitesine Excelde konulmuştur...
Duygular Not Baremi:
0
Yok
1
2
3
4
5
10
az
20
az
30
az
40
orta
50
orta
60
orta
70
çok
80
çok
90
güçlü
100
güçlü
Duygul
arı
Şimdi
Yenide
n
Notland
ır
2.
bölümd
e yer
alan
duygula
ra ve
yeni
duygula
ra not
ver
Sufi Terapi/ Kişilik Yapısı
Sayfa 12
Aşk ve Şevk Nasıl Korunur
"Hayat faaliyet ve harekettir, şevk ise matiyyesidir (bineğidir)."
Bediüzzaman
Yapılan işin mânâlı olması, sevilmesi, aşk, şevk ve heyecan vermesi kişiyi hayata bağlayan en mühim
faktörlerdendir. Zîrâ hayatın işleyişi; aşk ve şevk üzerine örgülenmiştir. Hayatın dinamosu faaliyet ve harekettir,
bunların da motoru şevk ve iştiyaktır. Şevk, bir işi, ‘gönüllü ve istekli yapmak' mânâsına gelir. Çünkü insan;
iştiyak, lezzet ve muhabbet duymadığı bir işi yapmak istemez. Yapsa da, iştiyak ve muhabbet duymadığından
yapılan işte bir verim olmaz. Dolayısıyla, yapılan işlerin mükemmel olması, ona katılan aşk ve şevkle irtibatlıdır.
Öğrenme de öyledir. Öğrenilmek istenen şeye karşı bir muhabbet, aşk ve şevk olmalı ki, kişi verimli bir öğrenme
süreci yaşayabilsin. Bundan dolayı aşk ve şevke, talebelik yıllarında çok ihtiyaç duyulur.
Bütün bunlara rağmen günümüz işletme ve müesseselerinde aşk ve şevkin artırılması hususu yeterince ele
alınmamaktadır. Çalışanlar; yorgunluk ve tükenmişlik sendromuna kolayca yakalanabilmektedir. Çalışanların
sağlık, verimlilik ve performansına doğrudan tesir eden ‘şevk hissi' insanın hissiyatı ve ruh hâli ile doğrudan
bağlantılıdır. Hisleri yoğun olan kişiler, şevk ve heyecan gel-gitlerini de yoğun yaşarlar. En verimli üretimler,
iştiyak içinde olunduğu zamanlarda gerçekleştirilir. Aşk ve şevkli bir kimse başarısız olsa bile, yenilgileri
olgunca kabullenir, yıkılmaz. Edison, şevk, gayret, azim gibi hasletlere sahip olmasaydı, birçok buluşa imza
atamazdı. Düşünce ile hareket arasında yer alan hissiyat (duygu enerjisi), düşüncenin harekete dönüşmesi için
gerekli olan aşk ve şevki, azim ve kararlılığı sağlar.
Bir kişinin toplam enerjisi, onun hayatın zorluklarıyla mücadele etmeye ne nispette hazır ve istekli olduğunu,
kendisi için önemli olan şeyi başarmak için mücadele azmini, çalışma kapasitesini, sevdiği insanları koruyup
kollama gayretini, daha iyi bir gelecek inşa etme gücünü, hayata sarılma ve ondan haz alma derecesini çeşitli
derecelerde belirler. Bu arzu ve hedeflere ulaşabilme enerjisinin % 30'u fizikî, % 70'i de hissî ve zihnî
enerjilerden sağlanır. Hissî ve zihnî enerji; zihin canlılığı, kalb itminanı, aşk ve şevk kaynaklı bir hayat sürmek
için
önemlidir. Kişi aşk, şevk ve heyecanını kaybettiğinde hayatında direnç kaybı ve çöküntü başlamakta, maddî.
mânevî kayıplar artmaktadır.
Değerli olduğunun fark ettirilmesi, çevresinden saygı görmesi, çalıştığı veya mensup olduğu kuruma karşı
bağlılık hissinin tatmin edilmesi, kişinin his boyutundaki temel ihtiyaçlarıdır. Bu ihtiyaçları karşılandığında kişi
pozitif hisler (sevilmek, adam yerine konmak, dinlenmek, fark edilmek, mükâfatlandırılmak, yardım etme ve
edilme, şükran duyma ve beklentisiz sevilme) yaşar. Pozitif hisler aşk ve şevki artırırken, tecrübe edilen negatif
duygular da (endişe-korku, nefret-haset-kıskançlık, öfke-sinirlilik, depresyon, düşmanlık, tiksinti) aşk ve şevke
menfî tesir eder. Negatif hisler ateş gibi, insanın aşk ve şevk enerjisini yok eder. İnsan duygulardan beslenen
enerjisini negatif olarak ifade ettiğinde, iş yapmada kullanabileceği çok az enerji kalır. Meselâ beş dakika süren
öfke patlamaları veya nefret ve korku deneyimleri, bir kişinin sekiz saatlik iş yapma enerjisini alıp götürebilir.
Kişi sakin, pozitif tutum ve tavır içinde kalabildiğinde iş yapmada kullanabileceği daha fazla zihin-his-hareket
enerjisine sahip olur.
Sufi Terapi/ Kişilik Yapısı
İnsanın aşk ve şevkini tüketen veya yenileyen durumlar
Sayfa 13
Enerjinizi tüketen birinci grup faktör: Çevrenizdeki insanları memnun etmeye çalışırken, şevkinizin kırıldığını,
moralinizin bozulduğunu hissettiğiniz durumlar. Mutlu ettiğiniz insanların sizi hiç düşünmemesi. Sevilmediğiniz ve
fark edilmediğiniz hissine kapılmanız.
Enerjinizi yenileyen birinci grup faktör: Sınırlarınızı çizmek ve kendinize zaman ayırmak. Beklentisiz olacak
seviyede fedakârlıkta bulunmak. Sizi ümit kırıklığına ve moral bozukluğuna uğratmayacak bir arkadaş çevresi bulmak
veya böyle bir semte taşınmak.
Enerjinizi tüketen ikinci grup faktör: Kendi şahsî hayatınızı yaşayamamak veya başkalarının hayatı içinde kaybolup
gitmek. Kuralları belirsiz ve çerçevesi net olmayan iş ve bağlantılara girmek ve tek taraflı tüketilmek. Öncelikle
üzerindeki haklara riayet etmeden ve hizmetlerini uzun vâdeli düşünmeden, daha ziyade hissî mülâhazalarla başka
insanları mutlu etmeye çalışmak.
Enerjinizi yenileyen ikinci grup faktör: İç dünyanızı (gönlünüzü) keşfetmeye, iç âleminizi düzene koymaya, içinizdeki
sese (vicdan, gönül, ve unutulmuş, ihmal edilmiş meşru istekleriniz) kulak vermeye ve onunla diyaloga geçmeye
vesile olan sadece size ait bir zaman dilimi… Sizden istenenlere, hayatın uzun soluklu bir koşu olduğunu unutmadan
gerektiğinde ‘hayır' diyebilmek.
Enerjinizi tüketen üçüncü grup faktör: Bütün vaktinizi vazife, ödev ve mesuliyetlere ayırmanız. Kaybettiğiniz his
enerjinizi geri kazanmak için, tek çare olarak yiyeceklere yapışarak hantallaşmanız ve modern çağın salgın hastalığı
şişmanlığa yakalanarak moral çöküntüsü yaşamanız.
Enerjinizi yenileyen üçüncü grup faktör: Hayatınızdaki vazife ve mesuliyetlerinizin arasına eğleneceğiniz, huzur
duyacağınız, rahatlayacağınız aktiviteler serpiştirmeniz.
Enerjinizi tüketen dördüncü grup faktör: Kıskançlık ve haset duygusunun sizi kuşatmasına izin vermeniz. Bu duygu,
his enerjinizi tüketir ve sizi bunalıma sürükler. Kendini sürekli başkalarıyla kıyaslamak kişiyi hırslandırır ve şekvaya
sürükler.
Enerjinizi yenileyen dördüncü grup faktör: Kişi hayatında dâima kendinden daha kötü durumda olanları düşünerek
şükran hisleri içinde bulunmalı ve kanaat etmelidir. Çünkü bu, insanın his enerjisini çoğaltır. Ayrıca her insanın
mutlaka bir zayıf tarafı olduğu unutulmamalıdır. Herkesin bu dünyada bir şekilde (mal, can veya evlâtla) imtihanda
olduğu hiç akıldan çıkarılmamalıdır. Teslim ve tevekkülle aşk ve şevk korunmalıdır.
Enerjinizi tüketen beşinci grup faktör: Sürekli üzüntülü, depresif ve melankolik bir ruh hâli içinde bulunmak.
Değiştirilemeyecek şeylere karşı sürekli üzüntü duymak, kaza hükmü giymiş şeylere karşı isyan içinde bulunmak,
olmamış şeyler için de tembelce bekleyişe geçmek, insanın his enerjisini tüketir.
Enerjinizi yenileyen beşinci grup faktör: Topluma karışmak, takım veya grup hâlinde bir şeyler yapmak üzüntü ve
depresyonun ilâcıdır. Diğer yandan kaderin hükmüne razı olmak, teslim ve tevekkül içinde bulunmak, sabır kuvvetini
içinde bulunulan âna yoğunlaştırmaktır.
Enerjinizi tüketen altıncı grup faktör: Bitmemiş işler, yarım kalmış ödev ve projeler, insanın aşk ve şevkini azaltarak
his enerjisini vakumlar. Kişinin vermiş olduğu kararları; "Acaba yanlış mı yaptım?" şeklinde sürekli zihninde
kurgulaması ve bunu bir takıntı hâline getirmesi.
Enerjinizi yenileyen altıncı grup faktör: Mükemmel kararlar verme takıntısından vazgeçip, tercihlerini yaparak derhal
harekete geçmek. Birikmiş ödev ve projelerinize, uzun zaman geçmesine rağmen yeterli ve uygun vakit
bulamıyorsanız, ‘Onu yapmak istemiyorsunuz!' demektir. Dolayısıyla, onu yapma fikrini kafanızdan silin! Yeni iş ve
projelerini sürüncemede bırakmayın, tamamlayarak yola devam edin!
Enerjinizi tüketen yedinci grup faktör: Yerine getirebileceğinizden fazla vaatlerde bulunarak mesuliyet altına
girmeniz, her projeye, her davete hemen ‘Evet ben de varım!' demeniz enerjinizi tüketir. Sınırlı bir ömürde, sınırlı
kabiliyet ve enerjiyle ancak sınırlı iş ve projede görev alabileceğinizi unutmayın!
Enerjinizi yenileyen yedinci grup faktör: Bir maratona benzeyen dünya hayatında, kendi işinizde başarılı oldukça,
başkalarına daha fazla yardımcı olabileceğinizi unutmayın. Kendi hayatında başarısı olmayanların başkalarına
yardımcı olma ihtimali de düşüktür.
Enerjinizi tüketen sekizinci grup faktör: Sürekli risk almak, kaybetmeye devam etmek, kişinin aşk ve şevkini tüketir.
İlk kayıp ve başarısızlık bir risktir, alarmdır. Ders alınırsa, insan için öğreticidir ve iyi bir tecrübedir. Fakat sürekli
kaybetmek ve bundan ders çıkarmamak, insanı çökerten ve ümitsizliğe sevk eden bir durumdur.
Enerjinizi yenileyen sekizinci grup faktör: Öncelikle kendi yanlışlarınızla yüzleşin; hatalarınıza ağlayabildiğiniz kadar
ağlayın ve kendinizle hesaplaşın! İyice rahatlayıp boşaldıktan sonra, çevrenizdeki liyakatli kişilerle istişare ederek ve
geçmiş tecrübelerinizden ders alarak hayata geri dönün ve bir şeyler yapmaya çalışın!
Sufi Terapi/Haftalık Risale-i Nur Tekniği
Sayfa 14
Risale-i Nurdan Nefsime 4 Nasihat
29. Allah’ı çıkarsız, hesapsız, pazarlıksız sev, dünyanın yaldızlı rüşvetlerine kanıpta aşkını satma.
Unutma bir Allah’a aşık olma zamanı vardır, birde yazılı ölüm zamanı; gerisi zaman israfıdır,
insan ziyandadır, aldanmıştır. Zamana hapis bir kölesin o kadar.
30. Ya Allah aşkının merkezindesin veya hasretle dışında divanesin. Allah aşkınla kendini yenilemek
istiyorsan La İlahe İllalah ve Muhammedün Rasulullah sözünü diline değil kalbine günde bin defa
söylet ki, doğmak için ölmeden ölesin, yoksa gönül viranedir.
31. Kaderin Levhi Mahfuzda yazılı, kaderin her yol ayrımında safi Allah aşkının vicdanındaki sesini
dinle. Zira Allah en dakik saat ustasıdır, acele etme, haberi olmadan yaprak kımıldamaz: Evvel ve
Ahir, Batın ve Zahirdir O.
32. Ararsan Allah buldurur ruh ikizin olan Rahman’ı ve seni hiçlikten varlığa yükseltir, zerre iken
Enenin sahibiyle muhatap olursun ve namazında miraç edersin. Aramayan bulmaz İlahi aşkını.
Unutma, arama dışarıda şeytanı, damarlarında dolaşır, engeller tek aşkını.
Sufi Terapi/Haftalık Konsept
Sayfa 15
Seyr u Sülûkte Bir Başka Çizgi
01 Ağustos 1999 Sızıntı
Fethullah Gülen
Seyr u sülûk-i ruhanîde; letâif-i aşere (on lâtife) veya yedi nefis
mertebesine bağlı olarak kalbî ve ruhî hayat derecesini elde etme,
erbabınca müteâref bir yöntemdir ve çile disiplini dahil bugüne kadar
insan-ı kâmil olmanın biricik yolu kabul edilegelmiştir. Ancak, hem
seyr-i ruhânî hem de onun içinde önemli bir yer işgal eden çile
vasıtasıyla kazanılmış mertebe, derece, mevhibe ve vâridata ulaşmanın
başka alternatiflerinin bulunduğu da bir gerçek. Bilhassa bu
alternatifler arasında, bir mânâda, peygamberlik hakikatinin tecellîsi ve
sahabî mesleğinin inkişaf ettirilmesi yolu da diyebileceğimiz farklı
yöntemler de vardır:
Esbab açısından, çok şeye güç yetirememe şuurunda olma mânâsında
acz; her nesne ve her varlığın hakikî sahibi, maliki Allah olduğu
gerçeğini kavrama anlamında fakr; herkesi ve her nesneyi O'ndan ötürü
kucaklama şeklinde yorumlayacağımız şefkat; her gün yepyeni bir
heyecanla afak ve enfüsü hallaç etme vüs'atinde, disiplinli düşünme
diyeceğimiz tefekkür; ayrıca bu çerçevede sürdürülen hizmette hiç
sönmeyen bir aşk u iştiyak, sonra da bu mazhariyetlerin şuurunda
olarak, bütün bunlara, söz, tavır ve davranışlarla mukabelede bulunma
mânâsına gelen kesintisiz şükür böyle bir alternatif yöntemin temel esaslarıdırlar.
Bediüzzaman Hazretleri'ne göre bu yol, daha kestirme, daha selâmetli ve daha emindir; acz; aşkın yanında, hatta
önünde mahbubiyet ufkuna uzanan öyle ışıktan bir helezondur ki, acizliğin kavranılması ölçüsünde insan bu yöntemle
her yoldan daha sür'atli matlubuna ulaşabilir. Fakr; şuurdaki derinliği ölçüsünde, en disiplinli cehd u gayretlerin bile
önünde öyle tükenmez bir sermayedir ki, hak yolcusu onunla bir hamlede rahmâniyetin vesayetine sığınır ve Kudreti
Sonsuz'un her şeye yeten gücüne ulaşır ve dayanır. Şefkat; aşktan daha derin, daha içten öyle bir duygudur ki;
rahîmiyetin tezahürü böyle bir duyguyu taşıyan hiçbir yolcu şimdiye kadar yolda kalmamıştır. Tefekkür; afak ve
enfüsün tetkik u temâşâsıyla her şeyi hikmete bağlayan aydınlık ruhların yolu.. şevk; her zaman nokta-i istinad ve
nokta-i istimdadının şuurunda olan, dolayısıyla da hiçbir zaman ümitsizlik ve inkisara düşmeyenlerin hâli.. şükür de;
iç içe hiçlere terettüp eden bunca nimete karşı şuurlu mukabelenin ayrı bir unvanıdır.
Mevzû, temel esprisi itibarıyla: "Ben acizim, Sen Muktedir; ben fakirim, Sen Gani; ben muhtac u muztarrım Sen
Rahîm; ben bir mütehayyir ve müteharriyim, Sen ise her yerde aranan, her şeyden sorulan Biricik Hedef ve Gayesin."
esasları üzerine cereyan ettiğinden, herhangi bir aciz u fakir, muhtaç u mütehayyirin kendi nefsini müzekkâ görmesi
ve ona bir paye vermesi ya da daha bugünden unutulma damgasını yiyeceğini bile bile Allah'a karşı belli ölçüde de
olsa, nisyân yaşaması; sa'y u gayretine terettüb eden başarıları kendinden bilmesi, fenalıkları kadere mâletmeye
çalışması ve kendini, bir çeşit müstakil bir mevcut telakki etmesi kat'iyen söz konusu değildir.
Konuyu bu şekilde temellendirince; Bediüzzaman Hazretleri'nin tasnifi çerçevesinde şu dört ana hususdan -iç içeliği
ile beraber- birbirinden farklı dört ayrı hareket noktası ve dört temel disiplin ortaya çıkar.
Bunları:
1) Nefsin mahiyet ve cibilliyetinde bulunan kendini müzekkâ görme temayüllerine rağmen onu tezkiye etmeme ve
aklamama gayreti.
2) Kendini unutması gereken hususlarda unutma azmi, hatırlaması icap eden yerlerde de hatırlama cehdi.
3) İyiliklerin ve kötülüklerin gerçek kaynakları belirlenerek her başarı ve hezimetin onlara bağlanması ve
mazhariyetlerde, fahirlenme yerine hamd u şükür soluklanması, fenalıklarda da teessür ve nedametlerin yaşanması.
4) Hak yolcusunun hemen her menzil, her hâl ve her makamda kendini ve meziyetlerini Hakk'ın ziyâ-yı vücûdunun
bir gölgesi veya gölgesinin gölgesi bilip varlığını, varlığıyla alâkalı hususiyetlerini Hazreti ilm u Vücûd'un bir ayine-i
tecellîsi görmesi şeklinde hulâsa etmek mümkündür.
Sufi Terapi/Haftalık Okuma
Sayfa 16
Şimdi bu hususları, Hazreti Pir'in temel düşüncesine sadık kalarak biraz daha açalım:
Birinci durum ve hareket noktası açısından konu şöyle özetlenebilir; nefis, mahiyet ve cibilliyeti itibarıyla fevkalâde
kendine tutkundur. O her şeyden önce kendini sever; başkaları ile olan irtibatını da yine kendine bağlar: Öyle ki o
bazen, inanmış bir gönlün, Mabud-u Mutlak ve Maksûd-u Bilistihkak'a teveccüh etmesi ölçüsünde kendine yönelir,
kendine perestiş eder; dolayısıyla da hiçbir kusuru, hiçbir kabahati kabule yanaşmaz; yanaşmaz ve kendini hep
müzekkâ görür. Onun bu olumsuz tavırlarına karşı "cihad-ı ekber" çerçevesinde, kararlı bir mücâhede ile nefsin
sürekli sorgulanması, murakabe ve muhâsebe izâbehânelerinde eritilip yumuşatılması, yoğrulup şekillendirilmesi ve
ne pahasına olursa olsun kat'iyen onun aklanmasına gidilmemesi; aklanmasına gidilmemesi bir yana, tezkiye
edilmeme azim ve kararlılığının bir aklanma kurnası kabul edilmesi gerekir ki, özündeki insanî derinlikler inkişaf
ettirilebilsin.. evet eğer biz, sürekli tezkiye-i nefs etmemek suretiyle bir temizlenme arayışına bağlı kalabilirsek,
melekler de, ruhânîler de nezafet ve nezahetimize gıptalar yağdıracak ve bir hadisin işaretiyle, dört bir yandan bu
yolun yolcularıyla musafahaya koşacaklardır[1]; aksine, onu hep paka çıkarma ve müzekkâ görme gafletine düşersek,
cinleri de, şeytanları da ürkütecek menfur bir mahiyetin mümessilleri hâline gelmemiz kaçınılmaz olacaktır. Evet Mevlânâ' nın da dediği gibi- bazen insan, şeytânî duyguların tesirinde âdeta bir iblis olur; bazen de, kalbî ve ruhî
hayatın zirvelerinde meleklerle atbaşı hâle gelir..
İkinci durum ve disiplin açısından şunlar söylenebilir; tezkiyesiz "nefs-i emmâre"si bulunması itibarıyla insan, bir
lâhza bile gönlünden çıkarmaması gereken en hayatî mevzûları sık sık unutabilir, hatta bazen onları hatırlamak dahi
istemez; buna mukabil, hiç hatırlanmaması gerekli olan hususları da bir türlü gönlünden söküp atamaz. Halbuki o, her
zaman, Allah rızâsı istikametinde hizmeti, amelde ciddiyeti, çevresindeki kimselere karşı sorumluluğunu, ölümü ve
ölüm ötesini düşünmeli; buna mukabil, her türlü kini, nefreti, ihtirası, nefsanî haz ve arzuları ruhundan söküp
atmalıdır ki; içindeki ruhânîliği söndürmesin, şeytânîliği de hortlatmasın.
Evet, yoldakiler olarak bizim için her zaman, Allah'a iman ve O'nun rızâsı çizgisinde yaşamayı ganimet bilmemiz;
bütün duygu, düşünce ve davranışlarımızla O'nu memnun etmeye yönelmemiz; her yerde ve her zaman hayatımızı
O'nun maiyyetine bağlamamız ve bu sırlı maiyyet sayesinde -ki " ‫ خوددال َم ِّگيرت َن َها‬،‫اين َجا َكسِّست پن َهان‬Burada gizli biri var, ey
gönül kendini yalnız sanma." (Mevlânâ) fehvasınca- her lâhza ayrı bir münasebet bulup O'nunla gönül irtibatımızı sıkı
tutarak, sınırlılığımızı aşıp sınırsızlığa yürümemiz, damlayı deryaya döndürüp cüz'de küllün esrarına talip olmamız
bizim için birer esastır. Hayatımızı bu esaslar dairesinde sürdürebildiğimiz ölçüde, olmaz gibi görünen şeyler zamanla
birer birer aşılır, cüzler küllün aks-i sedası ve aynası hâline gelir; yoklar varlık rengine bürünür; reşha kamerin önüne
geçer; toprak semâlar kadar ulvileşir ve zerre gibi çok küçük mahiyetler kâinatlar kadar genişler.
Âşıklar Sultanı Mevlânâ bu mülâhazayı ifade sadedinde:
"Denizin yolunu bulmuş bir küpün önünde, ırmaklar secdeye varırlar." der ve bize kendi varlık hendesemizi
aşmamızı, ruhumuzun o sırlı potansiyel vüs'atine ulaşmamızı salıklar.
Üçüncü durum ve disiplin açısından şu mülâhazalar zikredilebilir:
Seyr-i afakî ve seyr-i enfüsî ile henüz tam inkişaf etme yoluna girememiş bir nefis, iyilikleri kendinden, fenalıkları da
ya esbab ya da çarpıttığı o yanlış kader telâkkisinden bilir; mazhariyetleriyle coşup şükürle gürleyeceğine, ucup,
gurur, fahir gibi iç çöküntü ve çözülmelere girerek hamd ü sena hislerini öldürmenin yanında ufkunu da bu fena
huyların isiyle-pasıyla kirletip varlık yolunda her zaman yokluğa düşebilir. Ama eğer o, bütün iyilikleri Allah'tan birer
mevhibe, fenalıkları da kendi iradesinin ürünü görebilirse, en olumsuz durumlarda dahi iç içe vâridlere mazhar olup
çok değişik güzellikleri birden duyabilir. Elverir ki o, hemen her zaman kemalini kemalsizliğe bağlayıp, sürekli Hak
karşısında iki büklüm bulunsun; kudretini acizliğinin semeresi, servetini de fakirliğinin lâzımı bilerek şevk u şükürle
gürleyebilsin. Evet, bir mü'min olarak her zaman, bütün meziyetlerimizin Allah'tan, bütün rezilelerimizin de nefisten
kaynaklandığını bilmemiz, bu mülâhazaya bağlı iç kontrol sistemimizi sürekli hareket hâlinde bulundurmamız çok
önemlidir. Hak yolcusu, bu disiplinlere bağlı kalarak iç dünyasını canlı ve hareketli tutabildiği takdirde, en verimsiz
ortamlarda bile hep meyve verir ve hep yeşile yürür. Aksine onun ruh dünyasında değişik erozyonlarla çoraklaşma
başladığı andan itibaren de, en münbit zeminlerde dahi o, sadece dikenlere dâyelik eder ve viranelerin yascısı
baykuşlar gibi inler durur.
Dergâh-ı dildâra kurban arardım,
Dediler ki kurbandır cânın senin." (M. Lütfi)
deyip inlemiş.. ve niceleri:
"Derman arardım derdime,
Derdim bana derman imiş.
Pinhân arardım aslıma,
Aslım bana pinhânmış." (Niyazi)
Sufi Terapi/Haftalık Ev Ödevi Sayfa 17
Dervişlik, hayatını Allah'ın rızâsına bağlamanın ayrı bir unvanıdır. Onu, özüne, sözüne, nefsine hâkim olarak aşk u şevk
rehberliğinde Hakk'ı arama diye tarif edenler de olmuştur ki, minvechin ayrı bir önem arzeder. Merhum Rızâ Tevfik'in melâmet
urbası içinde sunduğu dervişlik, böyle bir mülâhazayı tenvir bakımından oldukça önemlidir:
Dervişlik özüne hâkim olmaktır,
Esîr-i nefs olan derviş değildir.
Aşkı rehber edip Hakk'ı bulmaktır,
Keşkül, teber, asâ, tığ, şiş değildir.
İbadet namına dalgın oturma!
Bağırma, tepinme, göğsüne vurma!
"Yâ Hû", "yâ Hay" diye köpürüp durma,
Zikr-i Hak hazm için geviş değildir.
Sırr-ı Hakk'ı gönlünden öğren,
Gönüldür aşk ile dîdârı gören;
Ârif-i âgâha o zevki veren,
Benk ü bâde, afyon, haşhaş değildir.
Ayrılma insandan öz kardaşından;
Gerçek er sultandır, keşiş değildir.
Keramet umma hiç Necef taşından,
Hakk'ı göremezsin Bağlarbaşı'ndan,
Ham ervah her yanda var yığın yığın,
Nedir onlarla verip aldığın!
Uzlete mail olan gönlüne sığın!
Cihan gönül kadar geniş değildir."
BU HAFTANIN OKUMA VE GÜNLÜĞE ŞİİR YAZMA ÖDEVLERİ ŞUNLAR:
Hikmet
http://www.kalbinzumruttepeleri.com/fethullah-gulen-kalbin-zumrut-tepeleri-2/1869-fethullah-gulen-kalbin-zumruttepeleri-hikmet.html,
Hürriyet
http://www.kalbinzumruttepeleri.com/fethullah-gulen-kalbin-zumrut-tepeleri-2/1872-fethullah-gulen-kalbin-zumruttepeleri-hurriyet.html,
Mücahede
http://www.kalbinzumruttepeleri.com/fethullah-gulen-kalbin-zumrut-tepeleri-2/1899-fethullah-gulen-kalbin-zumruttepeleri-mucahede.html,
Vakt
http://www.kalbinzumruttepeleri.com/fethullah-gulen-kalbin-zumrut-tepeleri-2/1950-fethullah-gulen-kalbin-zumruttepeleri-vakt.html
Tahkik
http://www.kalbinzumruttepeleri.com/fethullah-gulen-kalbin-zumrut-tepeleri-2/1932-fethullah-gulen-kalbin-zumruttepeleri-tahkik.html,
Sufi Terapi/ Risale-i Nur Ufku Sayfa 18
Şevk u iştiyak
Şiddetli arzu, aşırı istek, marifet kaynaklı neş'e, sevinç ve
hasret çekme manâlarını ihtiva eden şevk; sûfîyece, tam
idrak ve ihata edilemeyen veya müşahede edilip de sonra
kaybolan mahbûba "sevgili" karşı, kalbin arzu ile coşması
şeklinde ta'rif edilmiştir. Bazıları onu, ma'şûkun cemâlini
görmek için âşığın kalbinde tütüp duran neş'e, sevinç,
heyecan ve hasret; bazıları da, mahbûba meyi ü
muhabbetten gayrı, âşığın kalbindeki bütün hâtıraları,
bütün meyilleri, bütün iştiyakları, bütün arzuları ve bütün
dilemeleri yakıp kül eden bir kor şeklinde
yorumlamışlardır. Şevkin menşei muhabbet, muhabbetin neticesi de şevktir. Hasretle yanan bir kalbin şifâsı
vuslattır; şevk de bu yolda nurdan bir kanat.. âşık vuslata erince, şevk de zail olur; ama iştiyak daha da artar
ve müştakın vicdanı her mazhariyetten sonra köpürür ve " ‫ َه ْل ِم ْن َم ِزي ْد‬Da-ha var mı, arttırılamaz mı?" der.
Onun içindir ki, her an ayrı bir marifet, ayrı bir muhabbet ve ayrı bir zevk-i rûhânî ile aşkı, şevk ufkunda,
şevki, iştiyak kutbunda devredip duran Ufuk İnsan ve Kutup Peygamber(sav), bir vuslat kuşağı sath-ı
mailinde en birinci dilek olarak: "Allah'ım Sen'den, Sen'in cemâl-i bâ kemâlini müşahedeye ve Sana vuslata
şevk istiyorum" sözleriyle O'na yalvarır ve mezîd ister. . Şevk u iştiyak iki şekil ve iki surette cereyan eder:
1. Sevgiliyi müşahede ve vuslattan sonra meydana gelen ayrılık esnasındaki iştiyaktır ki; Mevlâna'nın "ney"i,
Yunus'un "dolab"ı, o ürperten inilti ve gıcırtılarıyla, ezel bezmindeki vuslat ve maîyyete duydukları şevkten
birer feryattır ve bu feryat "Şeb-i arûz"a kadar da sürüp gidecektir.
2. Müştak olan âşık, sevdiğini perde arkası görür, fakat tam ihata edemez; hisseder, ama tam duyamaz..
parmağını aşkın balına banar; ne var ki bir adım daha atmasına izin verilmez.. "yandıkça yandım bir su!” der
ama, yanması matluptur, çığlıkları nazara alınmaz...
Ruhun, böyle zamanüstü "elest" bezminde [1] O'nu müşahede edip de sonra beşeriyetin gereği veya teklif sırrı
ve gaybe imânın öne çıkması sebebiyle, muvakkat bir hasret ve hicrana atılan insanoğlu, bir ömür boyu O'nu
sayıklar durur ve O'na iştiyakla yanar, tutuşur. Bundan daha önemlisi de, nezih ruh, temiz gönül ve selim
fıtratlara karşı, istiğnâ izâtisine muvafık şekilde Zât-ı akdes'in şevkidir... Kim bilir belki de, sinelerde ocak gibi
tütüp duran iştiyakın asıl kaynağı da bu şevktir..?
Şevk, zahir ve bâtın duyguları mahbûba tevcih edip ondan başkasına karşı olan iştihâlara bütünüyle kapanma,
iştiyak ise, ona karşı arzu ve isteklerle dolup taşmadır.. ve bunların her ikisi de ruhu besleyen önemli
kaynaklardandır. Her ikisi de elemli fakat inşirah verici, sıkıntılı, fakat ümit va'dedicidirler.
İnsanlar arasında, aşkla yanıp, şevkle inleyenden daha ızdıraplı fakat aynı zamanda daha mes'ûd kimse
yoktur. O, vuslat mülahazasıyla neş'elenip coştuğu zaman o kadar rûhânîleşir ki, o esnada "Cennet'e gir!"
deseler, ihtimal ki girmez. Ayrılık hasretiyle de öyle yanar-yakılır ki, Dost'la (c.c.) hemhal oluncaya kadar,
ateşini Cennet kevserleri bile söndüremez. Ne var ki, içinde bulunduğu o cehennemin kurtulmayı da hiç mi hiç
düşünmez... Düşünmek bir yana, onun şevk u iştiyakına Cennet sarayları dahi mâni olsa, Cehennem ehlinin
ateşten kurtulmak için feryatlar kopardığı gibi, o da çığlıklar atar. Dünya insanları şevki, şevk ehlini bilmez,
şevk ehli de, kendini dünyaya kaptırmış olanlara hayret eder ve onların hallerinden ürperir. Nasıl ürpermesin
ki, Cenâb-ı Hakk Hz. Davud'a şöyle ferman eder: "Ya Dâvud, eğer dünyaya meyl ü muhabbet gösterenler,
onları nasıl beklediğimi, onlara olan şefkatimi ve günahlara baş kaldırmalarını nasıl istediğimi bilselerdi, Bana
olan şevk u iştiyakla ölürlerdi..."
Şevk, bir alev gibi bütün benliği sarınca, âşık, ızdırap ve haz karışımı duygularla coşar ve çığlık atar: "Şevk
başımı döndürüp beni hayrete sürükledi; şevk ciğerimi kebâb etti; şevk gözlerimle uykum arasına girdi.. Şevk
beni aştı; şevk beni ızdıraba boğdu; şevk ruhuma dehşetler saldı.' Bazen, ruhtaki bu infial bedene akseder, onu
raks ve semâa zorlar. İnsan iradesinin "hâl"e yenik düştüğü bu durumlarda âşık mazur sayılır: “Vecd ehlini
husûsî hallerinden vazgeçirmek isteyene: 'Sen bizimle aşk şarabını tatmadın, bırak bizi, de!’ Behey ma'nâ
bilmez nadan; ruhlar sevgiliye karşı şevkte köpürünce, cesetler oynamaya başlar. Ey aşıkları coşturup maşuka
sevkeden rehber! Ayağa kalk ve onları şahlandır; kalk sevgilinin adıyla gönüllerimize hayat üfle!”
Acz u fakr yolu itibariyle şevk, hizmette fütur getirmeme, ye'se düşmeme; mâruz kalınan, en kötü, en çirkin
gibi görünen durgunlarda bile, Cenâb-ı Hakkın bir eser-i rahmeti var olabileceği mülahazasıyla buruk,
hüzünlü fakat ümitli bir bekleyiş ve Allah’a karşı fevkalade güven içinde bulunma şeklinde yorumlanmıştır.
Sufi Terapi/Haftalık Şiir veya Günlük
Sayfa 19
Son ev ödevi Kalbin Zümrüt Tepeleri’nden bu 8 Sufi konsepti okuduktan sonra şiir yazma veya günlük tutmadır. Bir
not defteri alınız, bilgisayara değil, elyazınızla yazarak günlük tutmaya başlayınız.. Eğer şiir yazamıyorsanız bunu
yapabilirsiniz.. Öğrendiklerinizi şiir ve günlüğe dökmeye çalışınız ve yazarak zihne, kalbe, ruha kazıyınız.
ÖRNEK BİR ŞİİRİM. RÜYETİ ŞİR FARUK MAHLASIM. HERKUL:ORG’DA YAYINLANMIŞTIR.
Sufi Terapi/ Şevkte Sufi Telkinleri
Sayfa 20
Mevlana der ki:
"Dervişler için ihtişamlı bir hayat ayıptır. İhtişamlı hayat onların
gönlünde bir yük gibidir. Dost yolunda yokluk (ona olan ihtiyacını
duyma hissi) çok hoştur. Zira Dost yolunda saltanat ve ihtişam dikene
benzer; dervişin ayağını incitir."
Sufi Üstad Kuşeyrî der ki: Şevk, sevgiliyi temâşa için kalbin coşması
ve heyecanlanmasıdır. Şevk, muhabbet miktarınca olur. Sufi Ebu Ali
Dakkak (r.a.) in şevk ve iştiyak arasındaki farkı
«Göz onu görünce geri dönmez, temaşadan bıkmaz ve usanmaz,
sevgiliyi temaşa için tekrar tekrar iştiyakla bakar».
Sufi Ebu Abdurrahman Sülemî´nin, Nasrabâzî´den şunu nakledyor:
«Halktan herkesin bir şevk makamı vardır, fakat iştiyak makamları
yoktur. İştiyak hâline giren kendisinde eser ve karar görülmeyecek
derecede hayrete düşer ve kendinden geçer»
Sufi Ebu Osman, «Şevkin alâmeti rahatlıkla ölümü arzu edebilmektir», darken, Yahya b. Muaz, «Şevkin alâmeti
çocuk sütten kesilir gibi şehvet ve nefsaniyetten kesilmektir», demiştir.
Sufi İbn Atâ´ya şevkden sorulmuş, o da: «Şevk, yüreğin yanması, kalbin tutuşması ve ciğerin parçalanmasıdır»,
demişti. Yine İbn Atâ´ya şevkden sorularak; Şevk mi, muhabbet mi daha üstündür denilmiş. O da, «Mahabbet
üstündür. Çünkü şevk ondan doğar», demişti.
Sûfilerden birine, iştiyak hâlinde misin diye sorulmuş. O da-. Hayır! Şevk, gaip olan şey için bahis konusu olur, O ise
hazırdır, demişti. Sûfîlerden biri: Şevk, yürekten çıkan bir alevdir, alevin doğuş sebebi hicrandır. Bu alevi vuslat
söndürür dedi. Şevk ve iştiyak: özlemek, hasret, kalbi istila eden ve yakan ateş. Aşk ve sevgi ağaç; şevk bu ağacın
meyvasıdır. Dakkak (r.a.): «Şevkin alâmeti afiyet tahtında otururken ölümü temenni etmektir. Yusuf (a.s.) gibi. Hz.
Yusuf kuyuya atıldığı zaman: ´Rabbım, canımı al!´ dememişti. Zindana atıldığı zaman da: ´Rabbım, canımı al
demedi. Anne ve babasına kavuşup, kardeşleri ona secde edip, nimet ve mülkün doruğuna ulaştığı vakit: ´Rabbım,
beni müslüman olarak öldür!´ (Yusuf, 12/101) demiştiSufi İbn Hafif, «Şevk, kalplerin vecde gelerek rahatlaması ve
Rabbı´-nın dîdarına yakın olmayı arzu etmesidir», demiştir. Sufi Bayezid Bistamî, «Allah´ın öyle kuları vardır ki,
Cennette kendisini temaşa etmelerine bir perde ile engel olsa, Cehennemliklerin Cehennemden Rab´larına sığındıkları
gibi, Rab´larına sığınır ve emân dilerler», demiştir. Sufi Fâris, «İştiyak sahiplerinin kalpleri Allah Taâlâ´nın nuru ile
aydınlanmıştır. İştiyakları harekete geçince bu nur, semâ ile arz arasını aydınlatır. Sonra Allah bunları meleklerine
takdim eder ve: Bunlar Bana kavuşmanın iştiyakı içindedirler, siz şahit olunuz ki, Ben bunlara daha çok müştakım,
buyurur». Resûlüllah (s.a.) ın: «Sana kavuşma şevki ihsan etmeni niyaz ederim. bir cüzün de kendisine ait olmasını
isterim. Yuce Allah şevkin dahi başkasına ait olmasını kıskanmıştır». (Allah; kulunun
kendisinden başkasına özlem duymasını kıskanır, buna razı olmaz). Derler ki: Allah´a yakın olanların şevki Allah ile
aralarında bir perde bulunanların şevkinden daha mükemmeldir. Onun için denilmiştir ki: Şevkin en çok olduğu gün
çadırların (sevgiliye ait) çadırlara yaklaştığı zamandır. Derler ki: İştiyak sahipleri Allah´a vâsıl olmak için ölüm
kadehini kafalarına diker ve bir yudumda içerler. Çünkü onlar için perde kaldırılmıştır. Onun için baldan daha tatlı
olan vuslatın zevkine ermişlerdir. Seri diyor ki: «Şevkte tahakkuk ve temekkün mertebesine erdi mi arif için en yüce
makam şevk olur. Arif, şevkte temekkün derecesine erdi mi, kendini meşgul eden her şeyi terk ederek iştiyak
duyduğu varlığa yönelir». Ebu Osman Hirî: Allah Taâlâ´nın: «Şüphesiz ki, Allah´ın (vaadi ve) eceli gelecektir».
(Ankebut, 29/5) âyetini izah ederken: «Bu iştiyak sahipleri için bir taziyettir. Bunun mânası şudur: Ben biliyorum ki
bana iştiyakınız size galiptir. Ben sizinle görüşmek için bir vakit tayin ettim. Yakında iştiyak duyduğunuz varlığa
kavuşacaksınız», demiştir. Hz. Şuayb sürekli ağlıyordu. Rab Teâlâ ona şöyle vahyetti: Eğer bu ağlama cennet içinse
sana cennetimi mubah kıldım, yok eğer Cehennemden kurtulmak için ise seni Cehennemden âzâd eyledim. Hz.
Şuayb: Hayır, hayır ya Rab! Bu ağlama sana karşı duyduğum iştiyakdandır, dedi. Hakk Taâlâ´dan vahiy geldi: Bunun
için peygamberimi ve kelimimi (Hz. Musa´yı) yirmi sene sana hizmet ettireceğim!»
Kim Allah´a müştak olursa, her şey ona iştiyak duyar, denilmiştir. Hadiste: «Cennet, (Allah´a kavuşmayı özlemiş
olan) üç kişiyi özlemiştir: Ali, Ammar, Selman», denilmiştir Üstad bu Ali´nin şöyle dediğini duydum: «Şeyhlerden
biri, ben çarşıya çıktığım zaman eşya bana iştiyak duyuyor, ben ise bunların hepsinden hür ve azadeyim», demiştir.
«Âşık maşukuna kavuştuğu zaman ağlamasının sebebi nedir diye Cüneyd´e sorulmuş. O da: Bu ağlama, sevinçten ve
özlemin şiddetli oluşundan ileri gelir. Bana nakledilen bir menkıbeye göre birbirinden ayrı kalan iki kardeş
buluştukları zaman kucaklaşmışlar, biri oh ne kadar şevkliyim, diğeri âh ne kadar vecidliyim, coşkunum!, demişlerdi,
diye cevap vermişti».
Sufi Terapi/ Tasavvuf
Sayfa 21
7 NEFS ve 7 GELİŞİM DÜZEYİ
NEFS-İ MÜLHİME=ZÜHD
“Mal toplayıp onu tekrar tekrar sayanların vay haline!”
Zühd, dünyadaki şeyleri özlemekten ve arzulamaktan vazgeçme halidir. Cüneydi Bağdâdî Hazretleri’ne göre zühd:
“Elin dünya malından, kalbin tamahkârlıktan âzad olmasıdır.” Maddî ve maddî ihtiyaçları yüceltmek şöyle dursun;
zerre miktarı hatırlanması, düşünülmesi dahi yoktur bu makamda.
Zühd makâmı, batılı psikoterapilerde olgunluk ve kişilik bütünleşmesi evrelerine karşılık gelir. Bu evrede, kişi
kendisine, hayatına ve başkalarına biraz uzaktan bakmayı dener.
Karen Horney’e göre olgunluk, yanılsamalardan derece derece kurtuluştur.
Erikson’un insan gelişimi kuramında ise olgunluk, en üst basamağı oluşturur. Bu aşamada ego bütünlüğü gelişir,
benlik kendi içinde bir düzen ve anlam bulur. Erikson bu dönemin bilgelik ile bezendiğini söyler. Bu bilgelik,
yaşantılara bir bütün olarak bakabilmektir.
Zühd makâmına eşlik eden nefs; ilham edilmiş nefs anlamına gelen, Nefs-i Mülhime’dir. İdris Şah’ın deyimiyle:
“İlham edilmiş nefs, gerçek zihinsel bütünleşmenin başlangıcıdır. Orada zihin eski verimsiz hâlinin aksine; daha
yüksek bir seviyede işlemeye muktedir olur.”
Zühd; alışkanlıklar, savunmacı tavırlar ve yanıltıcı düşünmeler üzerinde bir kazı çalışmasıdır. Kişi, bu kazıyla
bilinçdışının set vurulmamış enerjilerine ulaşır. Bu enerjilerin yaşanması ve ifade edilmesi ancak Nefs-i Mülhime ile
hayata geçirilir.
Erich Fromm, modern insanın olmak ile sahip olmak arasında bir temel tercih noktasında bulunduğunu söylediği
yapıtında şöyle yazar: “Tüketim, günümüz aşırı üretim toplumunun belki de en önemli sahip olma biçimidir.
Tüketilen şeyin geri alınması imkansız olduğu için, bu durum korku duygusunu azaltmaya yarar. Ama her tüketilen
şey, tüketildiği andan itibaren ve tüketiciyi tatmin edemez hale geldiği için de, insanlar yeniden ve daha fazla
tüketime yönelmek zorunda kalmaktadırlar.”
Psikanaliz, batılı psikoterapiler ve bir dizi batılı psikoloji, olgunluğun ötesinde herhangi bir gelişim evresini
düşünmezler. İnsan gelişiminin mânevî, evrensel ve aşkın evrelerini keşfetmeyi arzulamazlar. Oysa tasavvufta gelişim
yeni başlamaktadır. Kişi fakr, sabır, tevekkül ve rızâ olmak üzere dört gelişim basamağından daha geçerek İnsan-ı
Kâmil mertebesine ulaşacaktır.
Sufi Therapy/ Offering Forty Teachings
Sayfa 22
Gülen’s mentor Said Nursi, who died in 1960, was one of the
pivotal Muslim scholars of the twentieth century to establish positive
psychology and psychiatry, and the idea of dialogue and alliance
within our soul, mind and heart in his work. I will explain these
teachings by paraphrasing Nursi's conflict resolution principles in
the context of human nature in general. I used spiritual analogy
through inspiration.
Sufi Technique Twenty-Nine: Belief is the highest aim of life. True
happiness is only found in belief enriched with the knowledge of
God, through reading His signs in everything, and enriching it by
loving all for the sake of God. With this perception, true enjoyment,
pain-free pleasure, grief-free joy, and life’s happiness are only to be
found in belief and in the sphere of the truths of belief (Gülen, 2009;
Nursi, 1996, p. 163).
Sufi Technique Thirty: When God granted self-knowledge as a
component of measurement it served as a key to unlock the hidden
treasure of the knowledge of the Divine names. Expanding on ‘I’ as the unit of understanding God’s immense
attributes, as examples of a person’s insight, “Like I am the owner of this house, so too is the Creator the owner of the
universe.” And with its partial knowledge, it may understand His knowledge, and with its small amount of acquired
art, it may understand the originative art of the Glorious Maker. For example, the ‘I’ says: “As I made this house and
arranged it, so someone must have made the universe and arranged it,” and so on. Thousands of mysterious states,
attributes, and perceptions which make known and show to a degree all the Divine attributes and functions are
contained with the ‘I’. That is to say, the ‘I’ is mirror-like, and, like a unit of measurement and tool for discovery, it
has an indicative meaning; having no meaning in itself, it shows the meaning of others (Gülen, 2005; Nursi, 1996)
Sufi Technique Thirty-One: The ‘I’ as “a unit of measurement” with which “the attributes of dominicality and
functions of Divinity might be known.” The ‘I’ helps human beings “draw a hypothetical and imaginary limit.” The
‘I’ imagines in itself a fictitious dominicality, ownership, power, and knowledge: it draws a line. By doing this it
places an imaginary limit on the all-encompassing attributes, saying, “Up to here, mine, after that, His”; it makes a
division. With the tiny units of measurement in itself, it slowly understands the true nature of the attributes (Gülen ,
2009; Nursi, 1996, p. 559).
Sufi Technique Thirty-Two: A human being is such an unique work of art of Almighty God. He is a most subtle and
graceful miracle of His power whom He created to manifest all His Names and their inscriptions, in the form of a
miniature specimen of the universe (Gülen , 2009; Nursi, 1996, p.320).
Sufi Technique Thirty-Three: The human being is the choice result of the universe and the most important creature in
the view of the Creator. A human is “the summary and result of the universe, and God’s vicegerent on earth, and its
delicate fruit.” The position of vicegerency, with the acceptance of the Trust, exalts human beings to an elevated rank
over the rest of creation and charges them with the duty of caretaker of other beings in the universe (Gülen , 2000;
Nursi, 1996, pp 42-43).
Sufi Terapi/ Kalplerin Keşfi Sayfa 23
Yahya Bin Hz. Zekeriyya (A.S.) bir keresinde karnını arpa ekmeği ile fazlaca doyurur, o gece her zamanki zikrini ya-pamadan
uykuya dalar. Allah (C.C.) O’nu vahiy yolu ile şöyle azarlar, «ey Yahya! Benim evimden daha hayırlı bir ev mi buldun, yoksa bana
yakın olmaktan sana daha faydalı bir muhit mi buldun? izzet ve celâlim hak-kı için, eğer Firdevs ile cehennemin her ikisini
yakından görüp mukaye-se etsen gözyaşı yerine irin ağlar ve dikişli elbise yerine demir giyerdin.»
Hz. Ebubekir (R,A\) şöyle buyurur, «Allah’a ibadet etmenin tadına varayım diye müslüman olduğumdan beri doyasıya yemedim.
Allah’a kavuşmak şevki ile kanasıya içmedim. Çünkü, çok yemek, az ibadete sebep olur, insan çok yiyince vücudu ağırlaşır,
gözkapaklarına ağırlık çöker, azalan gevşer. Böyle bir kimsenin elinden, kendini ne kadar zorlarsa zorlasın uykudan başka bir şey
gelmez, çöplüğe atılmış bir leş gibi olur» Minlacil alezhinde böyle denilmiştir."
Vehb şunu söylemiştir: İlim, semadan indirilen yağmur suyu gibi saf ve temizdir. Fakat, nasıl ki her ağaç bu suyu kökleriyle alır,
emer ve onu kendi özelliğine göre ya tatlı, ya da acı ve ekşi bir meyveye dönüştürür. Tıpkı bunun gibi, insanlar da ilmi öğrenir ve
onu kendi tıynetlerine göre ya tevazu ve takvaya, ya da kibir ve fücura çevirir. Bu böyle olduğu için, fıtratı temiz olan kimse ilmi
öğrenince, onunla daha temiz hale gelir. Fıtratı kirli ve kendisi
kibirli olan bir kimse ise, ilmi öğrenince onunla kir ve kibri daha da
artar."
(Kalplerin Keşfi/İmam Gazali)
"Sevilen, seven birinin olmasını, kendisinden başkasında sükunet
bulmamasını ve başkalarından tamamen ayrılmasını ister. Burada tatminlik, tatmin olmamaktadır. Lezzet yanmaktır. Karar
kararsızlıktır. Rahat yaralı olmaktır. Bu makamda kurtuluşu istemek, nefsini fitneye atmaktır. Nefsini bütünüyle sevgiliye bırakman
gerekir. O'ndan gelecek her şeye razı olman demektir. O'ndan geleni, yüz çevirmeden, itiraz etmeden kabul etmen gerekir."
(Mektubat/İmam Rabbani)
"Modern öncesi zamanlarda, insanlara dünyanın daha derin ve daha anlamlı olan bir şeyi gözden saklayan bir perde olduğu
öğretilirdi. Onlar, çok geçmeden perde açılacak, ve kendi iş ve etkinliklerinin meyvesiyle yüz yüze gelecekler diye bilirlerdi.
Günümüzde insanlar dünyanın aslında bir aldatmaca (illusion) olduğunu unutmuşlardır. Sadece bu kadar da değil, onların çok
büyük bir kesimi bir lütuf ve inayet, ilahi iradenin bir görüntüsü ve Allah'ın ayetleriyle dolu olan doğal dünya hakkında ilk elden
hiçbir bilgiye sahip değildir. Onlar dünya hakkındaki bilgilerini tali ve türemiş bir görüntüden alıyorlar; yani televizyon, sinema,
radyo ve dergilerden. Dahası, onların birçoğu şimdi üçüncü dereceden bir görüntüye gömülmüş durumda: 'Fiili realitenin'
elektronik perdesine. Nasreddin Hoca'nın dediği gibi, çorbanın suyunun suyunun suyunun suyu ile yetinmeye çalışıyorlar. Perde
üstüne perde olan bir perde, karanlık üstüne karanlık olan bir karanlık, cehalet üstüne cehalet olan bir cehalet içinde yaşıyorlar.
Her perdenin bir yüzü gizlediği, her karanlığın bir ışığı gölgelediği ve her cehaletin bilgiyi gerektirdiği konusunda hiçbir fikirleri
yok." (Tasavvuf-Kısa Bir Giriş/William C. Chittick)
"En derin anlamda, bütün tabiatın Müslüman olduğu söylenebilir; bu onun kendisini bütünüyle Allah'ın iradesine teslim ettiği
anlamındadır. Bütün mahlukat, Allah'ın kendilerine vermiş olduğu tabiatı takip eder. Bir armut ağacından daima armut çıkar, bir
balık daima balık tabiatına ve kuş da kuş tabiatına sadık kalır. Yalnızca insanlardır ki, kendi asli tabiatına isyan etme özgürlüğüne
sahiptir. Bu sebeple, yaratılmış nizam veya tabiat alemi insana, Allah'ın iradesine teslim olma anlamında mükemmel bir Müslüman
olmanın anlamını hatırlatır sürekli."
(Genç Müslümana Modern Dünya Rehberi/Seyyid Hüseyin Nasr)
"İnsana yolu gösteren derttir, hem de her işte. İnsan, hangi işe koyulura koyulsun, o işin derdi, o işin hevesi, aşkı, gönlünde
doğmazsa adam, o işe girişemez; o iş, dertsiz kolay gelmez ona. İster dünya olsun, ister âhiret... İster alış-veriş olsun, ister
padişahlık... İster bilgi olsun, ister yıldız; isterse başkası; hepsi de böyledir. Meryem de doğum ağrısı başlamadan baht ağacının
yanına gitmedi. "Doğum ağrısı, onu hurma ağacının dibine sevk etti." Onu, ağaca götüren o dertti de kuru ağaç meyve verdi. Beden
Meryem'e benzer. Her birimizin bir Îsâ'sı var. Bizde dert meydana gelirse Îsâ'mız doğar; fakat dert olmazsa Îsâ, geldiği o gizli
yoldan gider, gene aslına kavuşur; ancak biz mahrum kalırız; faydalanamayız ondan."
(Fihi Ma Fih/Mevlana)
Download

sufiterapinewsletter8Türkçe