et-TUHFETÜ’z-ZEKÝYYE
lüsî’ye göndermede bulunmaktadýr. Her
iki sözlük tertip bakýmýndan birbirine benzemektedir. Ancak Kitâbü’l-Ýdrâk’in sözlük bölümünde madde baþlarý Türkçe olup
karþýlýklarý Arapça’dýr; et-Tuhfe’de ise madde baþlarý Arapça’dýr, karþýlýklarý Kýpçak
Türkçesi’yle veya tarihî Türkmence olarak
verilmiþtir. et-Tuhfetü’z-zekkiyye ile Kitâbü’l-Ýdrâk’in dil bilgisi bölümleri büyük
ölçüde örtüþmektedir (Özyetgin, s. 57).
et-Tuhfetü’z-zekiyye iki bölümden oluþmaktadýr. Birinci bölüm Arapça-Türkçe
sözlüktür. Burada Arapça kelimeler ebced
harfleri sýrasýna göre dizilmiþ, her harfte
önce isimler, ardýndan fiiller sýralanmýþtýr.
Hemze kýsmýnda da isimler ebced harfleri sýrasýna dizilmiþ olmakla birlikte burada organ isimleri, at renkleri, at koþumu,
yeryüzüyle ilgili kavramlar, yiyecekler gibi
konu baþlýklarý yer almakta, fiillerin belirli
geçmiþ zamanlarý gösterilmektedir. Sözlük de ebced harflerine göre alfabetik düzenlenmiþtir. Eserde yaklaþýk 3500 Türkçe kelime yer almaktadýr. Gramer bölümü
çok kýsa olup klasik Arap dil bilgisi ayrýmýna
göre Kýpçak Türkçesi’nin isim ve fiille ilgili
belli baþlý konularý iþlenmiþtir.
et-Tuhfetü’z-zekiyye üzerine ilk çalýþmayý 1902 yýlýnda Þemseddin Sâmi gerçekleþtirmiþtir (Daðlýoðlu, s. 40, 58; Levend, s. 98). Agâh Sýrrý Levend, Þemseddin Sâmi’nin yaptýðý tercümenin müsvedde halinde 212 sayfadan oluþtuðunu belirtir. Eseri bilim dünyasýna ilk defa Þeyyad Hamza ile ilgili bir makalesinde M.
Fuad Köprülü tanýtmýþtýr (bk. bibl.). Ýlk
önemli araþtýrma ise Memlük Kýpçakçasý
üzerindeki çalýþmalarýyla bilinen Ananiasz
Zajaczkowski’ye aittir (“Note Complementari sulla lessicorgrafia arabo-turca nell’epoca dello Stato Mamelucco”, Estratto dagli
Annali del R. Istituto Superiore Orientale
di Napoli, Nouva Serie, I, Roma 1940, s.
149-162). et-Tuhfetü’z-zekiyye’nin týpký
basýmýný T. Halasi-Kun gerçekleþtirmiþtir
(La langue des kiptchaks d’après un manuscrit arabe d’Istanbul; reproduction phototypique, Budapeþt 1942). Besim Atalay
eseri Türkçe’ye çevirerek týpký basýmýyla
birlikte yayýmlamýþ (et-Tuhfetü’z-zekiyye
fi’l-lugati’t-Türkiyye, Ýstanbul 1945), bu yayýn için T. Halasi-Kun önemli iki eleþtiri yazýsý yazmýþtýr (bk. bibl). Hüseyin Hüsameddin Yasar ve Abdullah Âtýf Tüzüner’in
Türkçe çevirileriyle T. Halasi-Kun’un Fransýzca ve Ýngilizce çevirileri henüz neþredilmemiþtir. et-Tuhfetü’z-zekiyye’yi Özbekistan’da S. M. Muttalibov Özbekçe olarak yayýmlamýþ (Attuxfatuz Zakiyatu Fillugatit Turkiya [Turkiy Til (Kipçok Tili)
360
Xakida Hoyöb Tuxfa], Taþkent 1968), bu yayýný A. Þükürli deðerlendirmiþtir (bk. bibl.).
Eser üzerinde diðer bir araþtýrma E. I. Fazýlov tarafýndan yapýlmýþtýr (“Zameèanija
o Rukopisi i Jazyke At Tuxfa”, Turcologica
K Semidesjatiletiju akademika A. N. Kononova, Leningrad 1976). Tuhfe E. I. Fa-
zýlov ve M. T. Zijaevoj tarafýndan Rusça
neþredilmiþtir (Ýzyskannyj Dar Tjurkskomu
Jazyku [Grammati¸eskij, traktat XIV v.
Na arabskom Jazyke], Taþkent 1978, E. I.
Fazglov ile birlikte). Bu çalýþmada eser
hakkýnda geniþ bilgi verildikten sonra Rus
gramercilik anlayýþýna göre eserin söz varlýðý ve dil bilgisi özellikleri ayrýntýlý biçimde
incelenmiþtir. Gülhan et-Türk, et-Tuhfetü’z-Zekiyye fi’l-Lügati’t-Türkiyye Üzerine Bir Dil Ýncelemesi adýyla yüksek lisans tezi yapmýþtýr (2006, Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü).
BÝBLÝYOGRAFYA :
Hikmet Turhan Daðlýoðlu, Þemsettin Sami Bey:
Hayatý ve Eserleri, Ýstanbul 1934, s. 40-58; Agâh
Sýrrý Levend, Þemsettin Sami, Ankara 1969, s.
98; Ali Fehmi Karamanlýoðlu, Kýpçak Türkçesi Grameri, Ankara 1994; R. Ermers, Arabic Grammars of Turkic, Leiden 1999; Türk Dil Kurumu
Kütüphanesi Yazma Eserler Kataloðu (haz. Müjgân Cunbur v.dðr.), Ankara 1999, s. 234; A. Melek
Özyetgin, Eb† ¥ayyån: Kitåbu’l-Ýdråk li Lisåni’l-Etråk, Fiil: Tarihî Karþýlaþtýrmalý Bir Gramer
ve Sözlük Denemesi, Ankara 2001, s. 57-59;
Mehmed Fuad Köprülü, “Anatolische Dichter in
der Seldschukenzeit, I. Þejjad Hamza”, KCs.A,
I/3 (1922), s. 183-189; a.mlf., Selçukîler Devrinde Anadolu Þairleri, I: Þeyyad Hamza”, TY, I/1
(1340/1924), s. 27-33; T. Halasi-Kun, “Die mameluk-kiptchakischen Sprachstudien und die
Handschriften in Stambul”, KCs.A, III/1 (1940),
s. 77-83; a.mlf., “Philologica I”, DTCFD, V/1
(1947), s. 1-37; a.mlf., “Philologica II”, a.e., VII/2
(1949), s. 415-465; a.mlf., “Kipchak Philology
and the Turkic Loanwords in Hungarian, I”,
Archivum Eurasiae Medii Aevi, I, Lisse 1975, s.
155-210; a.mlf., “Kipchak Turkic Philology X:
The At-Tuhfah and Its Author”, a.e., V (1985), s.
167-178; Besim Atalay, “Ettuhfet-üz-Zekiyye
Çevirmesi’nin Tenkidi Dolayýsiyle”, DTCFD, VI
(1948), s. 87-126; A. Þükürli, “Ob Uzbekskom Perevode, At-Tuxfat-uz-Zakiyya fil-Lugat-it Turkiyya”, ST, I (1970), s. 100-105; Jale Demirci,
“Kýpçak Sözlükleri”, Kebîkeç, sy. 6, Ankara 1988,
s.145-151; Paþa Yavuzarslan, “Türk Dilinin Sözcük Tarihi Açýsýndan Önemli Bir Eser: et-Tuhfetü’z-Zekiyye Fil-Lügati’t-Türkiyye”, TDAY Belleten 2004/I (2006), s. 153-162.
ÿPaþa Yavuzarslan
–
—
TÛL
( 3À)‫) א‬
Ekvatora dik olarak geçtiði
ve kutuplarý birleþtirdiði farzedilen
boylam
˜
(bk. ARZ).
™
–
—
TÛL-i EMEL
˜
(bk. EMEL).
–
™
—
TULÇA
˜
Romanya’da
tarihî bir nehir liman þehri.
™
Romanya’nýn güneydoðusunda Kuzey
Dobruca’da, Tuna’nýn delta alanýna girerken ayrýldýðý üç koldan Hýzýrilyas (Sfantu
Gheorghe) kolunun sað yakasýnda bir liman
þehri olup bugün Tulcea adýyla bilinir. Osmanlý kaynaklarýnda Tolçý, Tulça, Tulçý þekillerinde yazýlýr. Þehir Aegyssus adýyla milâttan önce VII. yüzyýlda kuruldu. 9-19 yýllarý
arasýnda bölgeye sürgün edilen Roma þairi Sulmonalý Publius Ovidius Naso’nun Epistolae ex Ponto (Karadeniz mektuplarý) adlý eserine göre ismini Carpyus Aegyssus
adlý bir Daçyalý’dan almýþtýr. Tulça’nýn bulunduðu Dobruca bölgesi Augustus zamanýnda (m.ö. 27 – m.s. 14) doðrudan Roma’nýn idaresine girdi. 47’de Moesia vilâyetine baðlandý. Ýmparator Diocletianus döneminde (285-305) Tomis (Köstence, Constanta) ve Noviodunum ile (Ýsakçý, Ýsakça) birlikte Scythia Minor eyaletine katýldý. Roma
Ýmparatorluðu’nun 395’te ikiye bölünmesinin ardýndan Dobruca bölgesi Aegyssus /
Tulça dahil olmak üzere Doðu Roma Ýmparatorluðu’nun sýnýrlarý içinde kaldý. Bu
hâkimiyet 602 yýlýndaki büyük Slav istilâsýna kadar sürdü. 681’den sonra XIV. yüzyýla kadarki karýþýk dönemde sýrasýyla Bulgarlar, Bizanslýlar, Cenevizliler ve Eflaklar
burada egemenlik kurdu. 1419’da Dobruca Osmanlý topraklarý içine alýndý.
Bir Tuna iskelesi þeklinde 1506’dan itibaren daha çok Tolçý adýyla Osmanlý belgelerinde geçmeye baþladý. Þehrin kaderi
büyük Tuna nehrine baðlýydý. 1530 yýlýna
doðru Tolçý Ýskelesi ve köyü Kanûnî Sultan Süleyman’ýn vezîriâzamý Makbul Ýbrâhim Paþa’nýn haslarýna dahildi. Silistre
sancaðýnýn Hýrsova kazasýna baðlý olan Tulça bu sýrada 167 hâne, elli dokuz mücerret (bekâr), on üç bîve ile (dul) dýþarýdan
gelip geçici olarak burada bulunan elli beþ
hâneden ibaret nüfusa sahipti. Ayrýca iki
hâne Çingene bulunuyordu. Bu rakamlara
göre iskele etrafýnda meydana gelen yerleþme yerinde yaklaþýk 1500 kiþi oturuyordu. Köy halký iskele hizmetinde görevli
olduðu için vergi muafiyetine sahipti. Ýskele önemli bir geçit yeriydi; çobanlýk, ýrgatlýk yapan gruplar sýkça buradan geçiyor, çoðu defa uzun süre ikamet ediyor-
TULEK…
du. Ýskelenin geliri 56.000 akçeye ulaþýyordu. II. Selim zamanýna ait bir kanunnâmede Tolça Ýskelesi ve Tolça köyü zikredilmektedir.
XVII. yüzyýlda Tuna ve Karadeniz bölgelerinin önemi artýnca Tulça da ayrý bir kaza merkezi haline getirildi. Kâtib Çelebi’ye göre Tulça kadýlýðý Ýbrâil kadýlýðý gibi yevmî 150 akçelik kazalar içinde yer alýyordu. Ýdarî açýdan Silistre-Özi beylerbeyiliði
çerçevesinde Silistre sancak beyiliðine baðlýydý. XIX. yüzyýlda bütün Dobruca bölgesi gibi Midhat Paþa’nýn Tuna vilâyetine dahil edildi. Kâtib Çelebi’ye göre Ýstanbul’dan Tulça’ya on dört günde ulaþýlýyordu.
II. Osman 1621’de Lehistan seferi sýrasýnda buradan geçerken bir kale, bir cami
ve bir hamam inþa ettirdi. 1067 (1657)
yýlýnda kasabayý gören Evliya Çelebi kalenin IV. Murad döneminde 1044’te (163435) yeniden yaptýrýldýðýný bildirir (Seyahatnâme, V, 105). Ona göre Tuna kýyýsýndaki
bir kaya üstünde inþa edilen kalenin içinde bir cami, bir hububat ambarý, bir cebehâne, Tuna’ya giden bir su yolu, 300 asker için yetmiþ hâne mevcuttu; Tuna istikametine yönelik halde dizilmiþ yirmi büyük top (balyemez) vardý. Evliya Çelebi muhafýzlarýn en baþta gelen görevinin bu kesimi Kazaklar’ýn akýnlarýna karþý savunmak
olduðunu yazar. Hatta kalede iken bir sabah kýrk altý Rus (Kazak) þaykasýnýn çok
yaklaþýp saldýrdýðýný, ancak askerlerin mukavemeti ve büyük toplarýn ateþi üzerine
Karadeniz’e kaçtýðýný ifade eder.
Tulça’daki iktisadî hayat ve ticaretle ilgili olarak II. Selim devrine (1566-1574) ait
kanunnâmede bazý bilgiler yer alýr. Yerli
mallarla komþu bölgelerden buraya gelen
mallar arasýnda at, eþek, kara sýðýr, sýðýr
gönü, koyun ve pastýrma, aðaç (odun),
üzüm, un, tuz, balýk, yapaðý, þarap dikkati çeker. Bu mallarýn birçoðu komþu haraçgüzâr Eflak’tan (bilhassa Braila / Berâil vasýtasýyla) ve Boðdan’dan (özellikle Galati / Galaç vasýtasýyla) sevkediliyordu. Doðudan gelen mallar içinde kumaþ, incir ve deve bulunuyordu. Hem Kýrým’a hem Ýstanbul’a
yakýn bir Tuna iskelesi olduðundan köle ticareti de yapýlýyordu. Tulça, Ýsakça (Sakçý)
ve Maçin’le birlikte bir tür ekonomik ünite
teþkil etmekteydi. Rûznâmçe defterleri bu
üç iskeleyi daima bir arada zikreder (BA,
KK, nr. 1772, s. 131).
1878 Berlin Kongresi kararlarý uyarýnca Kuzey Dobruca kesiminin Romanya’ya
verilmesi üzerine Tulça Osmanlý idaresinden çýktý. Buradaki bir kýsým müslüman
ahali Osmanlý topraklarýna göç etti. Günümüzde burasý Tulcea idarî biriminin (Ju-
det) merkezidir. 2007 yýlý resmî istatistiklerine göre Tulça þehrinin nüfusu 92.372
kiþiydi. Bunun % 91’ini Romenler teþkil
ediyor, geri kalanlarý Lipovan Ruslar ve
Türkler oluþturuyordu. Tulça, Romanya’nýn
baþlýca balýkçýlýk merkezidir. Ayrýca balýk
depolama ve konserve tesisleriyle dikkat
çeker. Balýkçýlýðýn geliþmiþ olmasý balýkçýlýkla ilgili alet sanayiinin de bu þehirde toplanmasýný saðlamýþtýr. Þehirde Aziziye (Sultan Abdülaziz) Camii (1863) yanýnda (bk.
AZÝZÝYE CAMÝÝ) Ortodoks katedral kilisesi, Ermeni, Rus ve Katolik kiliseleri vardýr.
BÝBLÝYOGRAFYA :
Kâtib Çelebi, Cihannümâ (M. Guboglu, Cronici turceþti privind Tarile Române içinde), Bucureþti 1974, II, 112-113; Evliya Çelebi, Seyahatnâme, V, 105-106; B. Cotovu, Ýntemeierea þi dezvoltarea oraþului Tulcea, Tulcea 1909, tür.yer.;
Ahmet Akgündüz, Osmanlý Kanunnâmeleri ve
Hukukî Tahlilleri, Ýstanbul 1994, VII, 736-738;
M. Maxim, “Le régime juridique des chrétiens
dans les ports roumains sous l’administration
ottomane (XVI e-XVII e siècles)”, Analele Universitatii Bucuresti. Istorie, XXIX, Bucureþti 1980,
s. 85-89; a.mlf., “Teritorii româneþti sub administratie otomana in secolul al XVI-lea”, Revista
de Istorie, XXXVI/8, Bucureþti 1983, s. 802-817;
XXXVI/9 (1983), s. 879-890; a.mlf., “Un tezaur
otoman din secolul al XVI-lea descoperit la Nalbant, jud. Tulcea”, Cercetãri Numismatice, VII,
Bucureþti 1996, s. 199-208; J. Hovári, “Customs
Registers of Tulça, 1515-1517”, AOH, XXXVIII/
1-2 (1984), s. 115-141.
ÿMýhaý Maxým
–
—
TULEK…
( 45.À)‫) א‬
Mekke’nin fethi sýrasýnda
müslüman olan Kureyþliler’i ifade eden
bir terim.
˜
™
Sözlükte “âzat edilmiþ, serbest býrakýlmýþ” anlamýndaki talîkin çoðulu olan tuleka kelimesi, Hz. Peygamber tarafýndan
Mekke’nin fethinde Kureyþliler’e hitaben
söylenmesinin ardýndan terim mânasý kazanmýþtýr. Mekke’ye giren Resûl-i Ekrem
kendilerine yapýlacak muameleyi endiþe
ile bekleyen Mekkeliler’e, “Size ne yapacaðýmý düþünüyorsunuz?” diye sormuþ, onlar da, “Senden iyilik bekliyoruz, çünkü sen
hayýrlý bir kardeþsin” cevabýný verince, “Size Yûsuf’un kardeþlerine hitap ettiði gibi hitap edeceðim” diyerek “Bugün sizler
azarlanýp kýnanmayacaksýnýz; gidin, hepiniz serbestsiniz” (tuleka) buyurmuþtur
(Taberî, II, 161).
Tuleka kelimesinin geçtiði baþka rivayetler de vardýr. Tâif kuþatmasýnda Sakýf
kabilesinin kölelerinden Ebû Bekre Nüfey‘
b. Mesrûh efendilerinden kaçýp Hz. Pey-
gamber’e sýðýnmýþ ve müslüman olmuþtu. Sahipleri kendisini geri istediklerinde
Resûl-i Ekrem, “O Allah’ýn ve resulünün
âzatlýsýdýr” (talîkullah ve talîku resûlillâh) demiþtir (Müsned, IV, 168, 310). Kölelikten
âzat edilenler hakkýnda daha çok atîk (çoðulu uteka) kelimesi kullanýldýðý halde Resûlullah’ýn burada talîki tercih etmesi, dini uðrunda efendilerinden kaçmayý göze
alan kölenin gayretini takdir anlamý taþýmaktadýr. Hz. Peygamber’in Mekkeli savaþ esirleri için tuleka, Tâif’te esir alýnan
Sakýfliler için ise uteka sözünü kullanmasýndan hareketle (a.g.e., IV, 363) bazý müellifler, bu iki kelime arasýnda bir farkýn
bulunduðunu ve talîkin atîke nazaran daha üstün bir mertebe ifade ettiðini söylemiþlerdir (Mecdüddin Ýbnü’l-Esîr, en-Nihâye, III, 123). Bu yoruma göre Resûl-i Ekrem, hemþehrileri ve akrabalarý için kölelikten deðil esaretten kurtuluþu anlatan
bir kelimeyi tercih etmiþ olmaktadýr. Tuleka günahkâr müminlerin âhiretteki durumunu anlatma baðlamýnda da kullanýlmýþtýr. Nitekim hiçbir sâlih amel iþlemediðinden cehennemde bir süre ceza çektikten sonra Allah tarafýndan affedilen müminler bazý rivayetlerde tuleka sýfatýyla
anýlmýþtýr (Ýbn Ebû Hâtim, II, 221; Taberânî, el-Mu£cemü’l-evsa¹, IV, 52).
Sahâbe tabakasý içinde tuleka ayrý bir
grup olarak yer almýþtýr. Huneyn seferine
gidilirken orduda ensar ve muhacirler dýþýnda tulekanýn da bulunduðu kaynaklarda özellikle belirtilmektedir (Buhârî, “Megazî”, 56; Müsned, III, 280). Ümmü Hânî’in tulekadan olmasý ve zamanýnda hicret etmemesi sebebiyle, kendisini Hz. Peygamber’le evlenmeye lâyýk görmemesi de
(Tirmizî, “Tefsîr”, 33/17) tulekanýn ilk müslümanlar, muhacirler ve ensar kadar faziletli kabul edilmediðini göstermektedir.
Bazý rivayetlere göre Hz. Ömer de halifeliði döneminde tulekayý diðerlerinden farklý bir muameleye tâbi tutmuþ, onlarý maaþa baðlamadýðý gibi kendilerini orduya
alýp sefere çýkmaya da zorlamamýþtýr (Fâkihî, III, 74). Öte yandan müellefe-i kulûb
arasýnda yer aldýðý bilinenlerin çoðu ayný
zamanda tuleka kapsamýna girdiðinden
iki terim birbiriyle iliþkili olup bazý kaynaklarda müellefe-i kulûbdan sayýlan tulekanýn isimlerini topluca görmek mümkündür (meselâ bk. Ýbn Hacer, VIII, 370). Yaklaþýk 2000 kiþi olduðu kaydedilen tulekanýn (Ýbn Kesîr, III, 377) önde gelenleri arasýnda Ebû Süfyân ile oðullarý Muâviye ve
Yezîd, Abdurrahman b. Semüre, Safvân
b. Ümeyye, Süheyl b. Amr, Hakîm b. Hizâm, Attâb b. Esîd, Hiþâm b. Velîd, Hu361
Download

– — ˜ ™ – — ˜ ™ – — ˜ ™