‫ّلِل َوحمدي َ َوست ِعيىً َ َوست ْغ ِفري َ َوعُ ُذ ب َّ ِ‬
‫إ َِّن ا ْلحمد ِ َّ ِ‬
‫ِبّلِل‬
‫َ ْ َ‬
‫ُ‬
‫ُ‬
‫َ‬
‫َ‬
‫ْ‬
‫ُ‬
‫َ ْ ُُ َ ُ‬
‫َ ُ َ ْ‬
‫ِم ْه ُش ُرَرِ أَ ْو ُف ِسى َب ََ ِم ْه َسيِئبَ ِت أَ ْع َم ِبلىبَ‪َ ،‬م ْه َي ٍْ ِد ِي َّ‬
‫اّلِلُ‬
‫َف ََل ُم ِض َّل َل ًُ ََ َم ْه ُي ْض ِل ْل َف ََل ٌ َب ِد َي َل ًُ ََأَ ْش ٍَ ُد أَ ْن ََل‬
‫يل َل ًُ‪ََ ،‬أَ ْش ٍَ ُد أَ َّن ُم َح َّم ًدا‬
‫اّلِل ََ ْح َد ُي ََل َشرِ َ‬
‫ِإ َل ًَ إ ََِّل َّ ُ‬
‫َعب ُد ُي ََ َر ُسُلُ ًُ‪ ،‬أَ َّمب َب ْع ُد‪:‬‬
‫ْ‬
Asr Sûresi Tefsîri
3
ASR SÛRESİ
Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın ismiyle…
Hamd, -âlemlerin rabbi olan- Allâh’a mahsustur. O’na
hamd eder, O’ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin
şerrinden ve amellerimizin kötülüğünden O’na sığınırız.
O’nun hidâyete erdirdiğini hiç kimse saptıramaz, saptırdığını
ise hiç kimse hidâyete erdiremez. Şehâdet ederim ki,
Allâh’tan başka ibâdete lâyık hiçbir ilâh yoktur. Ve yine
şehâdet ederim ki, Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem
O’nun kulu ve Rasûlü’dür.
Bundan sonra:
Asr Sûresi, mushaf sırası itibariyle Kur’ân-ı Kerîm’in yüz
üçüncü sûresidir. Kuvvetli görüşe görüşe Mekke’de inmiştir.
Üç âyettir.
Bu sûrenin âyetleri, kısa ve öz olmakla beraber, çok
kapsamlı ve geniş mânâları içermektedir. Bunları tam olarak
Abdullâh Saîd el-Müderris
4
ifâde etmek ise cildler dolusu yazmayı gerektirir.
Bu sûrede, insânın kurtuluş menhecinin yahut onun için
felaket ve hüsran olacak yolun da hangisi olduğu açıkça ve
kesin bir üslûb ile bildirilmiştir.

‫‪Asr Sûresi Tefsîri‬‬
‫‪5‬‬
‫﷍‬
‫سُ ى َر ُة ا ْلع َْص ِز‬
‫﷌‬
‫﷽‬
‫َص ِز ﴿‪� ﴾١‬ا َّى ْ ِ‬
‫ْسب َى لَ ۪في خُسْ ٍز ﴿‪� ﴾٢‬ا َّْل ا ّلَ ۪ذييَ ٰا َهٌُىا‬
‫﴿وَا ْلع ْ‬
‫اْلً ﷏‬
‫صىْا بِ َّ‬
‫َوع َِولُىا َّ‬
‫بلص ْب ِز ﴿‪﴾﴾٣‬‬
‫الصبلِح ِ‬
‫َاصىْا بِب ْلح ِ َّق َوتَىَا ﷏‬
‫َبث َوتَى ﷏‬
‫‪‬‬
Abdullâh Saîd el-Müderris
6
SÛRENİN MEÂLİ:
Rahmân ve Rahîm olan Allâh’ın ismiyle.
1. Asr’a yemin olsun.
2. İnsân gerçekten ziyandadır.
3. Ancak îmân edenler, sâlih ameller işleyenler, birbirine hakkı tavsiye edenler ve sabrı tavsiye edenler müstesna.

Asr Sûresi Tefsîri
7
SÛRENİN KELİME MEÂLİ:
1. ‫ وَا ْلع َْص ِز‬Asr’a yemin olsun.
ِ ْ insân ‫ لَ ۪في خُسْ ٍز‬ziyandadır.
2. ‫ �ا َّى‬Gerçekten ‫سب َى‬
‫اْل ًْ ﷏‬
3. ‫ �ا َّْل‬Ancak ‫ الَّ ۪ذي َي‬o kimseler ki ‫ ٰا َهٌُىا‬îmân ettiler ‫َو َع ِولُىا‬
َّ ve sâlih amel işlediler ‫صىْا‬
‫َبث‬
ِ ‫الصبلِح‬
‫ َوتَىَا ﷏‬ve birbirlerine tavsiye
َّ ِ‫ ب‬sabettiler ‫ بِب ْلح ِ َّق‬hakkı ‫صىْا‬
‫ َوتَىَا ﷏‬ve birbirlerine tavsiye ettiler ‫بلص ْب ِز‬
rı

SÛRENİN TEFSÎRİ:
1. ﴾﴾١﴿ ‫ ﴿وَا ْلع َْص ِز‬Asr’a yani zamana yahut öğleden akşama
kadar olan vakte yemin olsun.
Allâh Azze ve Celle, sûreye Asr’a yemin ederek başlamaktadır. O’nun yemin etmesi, haber verdiği şeylerdeki
önemi ve te’kidi ifâde etmek; îmân ve güveni temin etmek
içindir. Bunlara dikkat ve tefekkür edilmesi gereğini ifâde
eder.
Daha önce açıklandığı üzere kulların yemini, ancak
kendilerini yaratan, yaşatan ve yöneten zat üzerine olur ki, o
da Allâh Subhânehu ve Teâlâ’dır. O’ndan başka bir şey için;
ata, vatan, onur, şeref, namus… üzerine yemin etmek haramdır. Kâbe, mushaf ve peygamber üzerine yemin etmek
de aynı hükümdedir. Abdullâh İbn Ömer radîyallâhu anh’dan
rivâyet edildiğine göre, Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem,
şöyle buyurmuştur:
Asr Sûresi Tefsîri
9
ِ َّ ‫ُل‬
ِ َّ ‫عه عب ِد‬
‫اّلِل‬
ُ ‫ َق َبل َر ُس‬:‫ َق َبل‬،ًُ ‫اّلِلُ َع ْى‬
َّ ‫اّلِل ْب ِه ُع َم َر َر ِض َي‬
َْ ْ َ
ِ َّ ِ‫ «مه ح َل َف ب َِغير‬:‫اّلِل ع َلي ًِ َس َّلم‬
ِ
»‫اّلِل َف َق ْد َم َفر أَ َْ أَ ْشر َك‬
َ ْ َ َ َ َ ْ َ َّ ‫َص َّلى‬
ْ
َ
َ
“Kim Allâh’tan başkası adına yemin ederse kâfir veya
müşrik olmuş olur.” [(SAHÎH HADÎS:) Ebû Dâvûd (3251); Tirmizî (1535)…]
Allâh Azze ve Celle’den başka bir şey üzerine yemîn
etmek, ona tazim göstermek olduğundan Allâh’tan başkası
adına yemîn etmek câiz değildir. Nitekim hadîsi şerîfte
Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem, Allâh’tan başkası adına
yemîn etmeyi -kişiyi dînden çıkarmayan- küfür yahut şirk
saymıştır. Çünkü sözle de olsa, Allâh’tan başkası adına yemîn
etmek, tazimde Allâh’tan başkasını, Allâh’a denk tutmaktır.
Allâh Subhânehu ve Teâlâ’nın bu âyetinde zamâna yahut onun bir parçası olan öğleden sonraki vakte yemin etmesi, zamana dikkat çekerek onun önemini ve onu hayırlı bir
şekilde değerlendirmeyi ifâde etmektedir. Çünkü zaman,
ebedi olan âhiret hayatının sermayesidir. Bunun değerlendirilmesi, boş ve faydasız yere tüketilmemesi gereklidir. İbn
Abbâs radîyallâhu anhmâ’dan rivâyet edildiğine göre,
Abdullâh Saîd el-Müderris
10
Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem, şöyle buyurmuştur:
ِ َّ ‫ُل‬
‫اّلِل‬
ُ ‫ َق َبل َر ُس‬:‫ َق َبل‬،‫اّلِلُ َع ْى ٍُ َمب‬
َّ ‫َع ِه ْاب ِه َع َّببس َر ِض َي‬
‫ َشب َبب َل َقب َل‬:‫ «ا ْغ َت ِىم َخ ْم ًسب َقب َل َخ ْمس‬:‫اّلِل َع َلي ًِ ََ َس َّلم‬
‫َص َّلى‬
ْ
َ
ْ
ْ
َ
ْ ُ َّ
‫ ََ َفرا َغ َل َقب َل‬،‫ ََ ِغ َى َبء َك َقب َل َف ْقرِ َك‬،‫ ََ ِص َّح َت َل َقب َل َس َق ِم َل‬،‫ٌِر ِم َل‬
ْ
ْ
ْ
َ
َ
»‫ ََ َحي َبت َل َقب َل َم ُْ ِت َل‬،‫ُش ْغ ِل َل‬
ْ
َ
“Beş şey gelmeden önce beş şeyi ganimet bil: (1) İhtiyarlık gelmeden gençliğinin, (2) Hastalık gelmeden sıhhatinin, (3) Fakirlik gelmeden zenginliğinin, (4) Meşguliyet
gelmeden boş vaktinin, (5) Ecel gelmeden hayatının…”
[(SAHÎH HADÎS:) el-Hâkim (7846); el-Beyhakî (Şuabu’l-Îmân: 9767)…]
Bu sebeble akıllı bir kimsenin kendisine emânet ve imtihan olarak verilen zaman nimetini iyi değerlendirmesi, boş
ve mânâsız şeylerle kaybetmemesi gereklidir. Sûrenin üçüncü âyetinde ifâde edilen sâlih âmellerin peşinden giderek
hüsrana uğrayanlardan olmamalıdır.
ِ ْ ‫ ﴿ �ا َّى‬Allâh’a itaatin dışında amel eden
2. ﴾﴾٢﴿ ‫سب َى لَ ۪في خُسْ ٍز‬
‫اْل ًْ ﷏‬
insân cinsi, gerçekten ziyandadır.
Asr Sûresi Tefsîri
11
Bu âyet, sûrenin başındaki yeminin cevâbıdır. İnsân kelimesinin başındaki elif-lâm ise istisnâ karinesiyle istiğrak
içindir. Yani her insân, bütün beşer türü her asırda ve her
zamanda ve özellikle son asırda bulunan insânlar, istisnâ edilenler hariç hepsi, mutlak bir zarar ve ziyan, aldanış ve kaybediş içindedir.
İnsânların istisnâ edilenler hâriç husrda yani ziyan ve
aldanış içinde olması, kazanacak yere kaybetmesi, nimetlenecek yere hasret ve nedamet çekmesi, iltifat yerine azâb
olunması, kendisine verilen zaman nimetini Allâh’ın emrettiği
şekilde değerlendirememiş olması sebebiyledir. Zaman, insanoğluna verilen ömrün imtihan aracıdır. Geçicidir, bâki değildir. Geçtiğinde geri gelmez; içindeyken ise geleceği bilinemez…
Maalesef ki insânların çoğu su misâli akıp giden zamanın kıymeti ve değerlendirilmesi hususunda aldanış içindedir.
İbn Abbâs radîyallâhu anhmâ’dan rivâyet edildiğine göre,
Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem, şöyle buyurmuştur:
ِ َّ ‫ُل‬
‫اّلِل‬
ُ ‫ َق َبل َر ُس‬:‫ َق َبل‬،‫اّلِلُ َع ْى ٍُ َمب‬
َّ ‫َع ِه ْاب ِه َع َّببس َر ِض َي‬
Abdullâh Saîd el-Müderris
12
ِ ‫بن م ْغبُن ِفيٍِ مب َم ِثير ِمه الى‬
ِ ‫ « ِوعمت‬:‫اّلِل ع َلي ًِ َس َّلم‬
:‫بس‬
‫َص َّلى‬
َّ َ
َ
ُ َ ََ ْ
َ َ َ ْ َ ُ َّ
ِ
»‫الص َّح ُة ََال َفرا ُغ‬
َ
“İki nimet vardır ki, insânların çoğu onları değerlendirme hususunda aldanmıştır: Sağlık ve boş zaman.”
[(SAHÎH
HADÎS:) Buhârî (6412); Tirmizî (2304)…]
Bu sebeble elden ve ömürden hızlıca kayıp giden zamanı Allâh’ın râzı olacağı şekilde değerlendirmek gereklidir.
Husrdan kurtuluşun tek çaresi budur.
َّ ِ‫صىْا ب‬
َّ ‫ ﴿ �ا َّْل الَّ ۪ذي َي ٰا َهٌُىا َو َع ِولُىا‬An3. ﴾﴾٣﴿ ‫بلص ْب ِز‬
‫صىْا بِب ْلح ِ َّق َوتَىَا ﷏‬
‫َبث َوتَىَا ﷏‬
ِ ‫الصبلِح‬
cak şirkten ari bir şekilde îmân edenler, sahîh olarak sâlih
ameller işleyenler, birbirine hakkı yani îmânı ve tevhîd üzere
kalmayı tavsiye edenler itaat ve günahlardan uzak durmak
üzere sabrı tavsiye edenler müstesna, insânların tamâmı
ziyandadır.
Bu âyet, bir önceki âyetteki insân lafzından istisnâdır.
Çünkü ifâde edildiği üzere istisnâ edilenler dışında insânların
tümü hüsrandadır. Allâh Subhânehu ve Teâlâ bu âyetinde
hüsrana uğramaktan istisnâ olacak kimselerin sıfâtlarını,
Asr Sûresi Tefsîri
13
başka bir ifâdeyle hüsrana uğramamak için gerekli olan şartları beyân etmektedir. Bunlar: Îmân ehli olmak, sâlih ameller
işlemek, hakkı ve sabrı tavsiye etmektir. İşte bu sıfatlar, kurtuluşun ve mutluluğun anahtarıdır. Allâh’ın kulundan râzı
olmasının vesilesidir. Dünyâ ve âhiret saadettir. Ebedi mutluluğa giden yoldur...
Îmân ehli olmak, Allâh Azze ve Celle’ye şirk koşmadan
inanmak ve gereğince amel etmekle mümkündür. Çünkü
nice insân vardır ki, Allâh’a îmân ettiği halde tevhîdin rükünlerinden bir rükünde olması gerektiğinden başka bir inanç ve
ameliye içerisindedir. Allâh Teâlâ, şöyle buyurmaktadır:
ِ ّٰ ‫﴿ َوهَب ي ُ ْؤ ِه ُي ﷎ا ْكثَ ُزهُنْ ِب‬
﴾﴾١٠٦﴿ ‫بّلل �ا َّْل َوهُنْ هُشْ ِز ُكى َى‬
“Onların çoğu Allâh’a ancak şirk koşarak inanırlar.”
[Yûsuf: 12/106]
İşte bu yani şirk koşarak îmân etmek, ifâde edilen hüsranın temel sebebidir. Yani îmâna şirk bulaştırmak, ebedi
olan hayatı kaybederek onu azâb ve bitmek tükenmek bil-
14
Abdullâh Saîd el-Müderris
meyen nedametler içinde rezil bir şekilde geçirmektir.
Îmân, Allâh Subhânehu ve Teâlâ’ya inanmakla birlikte,
O’nun emrince yaşamayı gerektirir. Bu da Allâh’ın dışında
kendisine tapılan tüm mabutlardan ve onlara tapanlardan
beri olmakla başlar. Allâh Azze ve Celle, şöyle buyurmaktadır:
ِ ّٰ ِ‫ىث َوي ُ ْؤهِيْ ب‬
‫بّلل َف َد ِ اسْ مَوْ ﷏س َ بِب ْل ُع ْز َو ِة‬
ِ ‫﴿ َفوَ يْ يَ ْك ُف ْز بِبل ّطَب ُغ‬
﴾﴾٢٥٦﴿ ‫َاّلل ﷏س ۪وي ٌع َع ۪لي ٌن‬
ُ ّٰ ‫صب َم لَهَب و‬
‫ا ْل ُىثْ ٰدًۗ َْل ا ًْ ِف ﷏‬
“O halde her kim tâğûtu red ederek Allâh’a îmân ederse, kopması mümkün olmayan sapasağlam bir kulba yapışmıştır. Allâh işitir ve bilir.” [el-Bakara: 2/256]
Sahîh bir îmân için tüm sahte mabutların yani tâğûtların
reddedilmesi, rubûbiyyetin ve ulûhiyyetin yegâne sâhibi
Allâh Azze ve Celle’nin rablığında ve ilâhlığında birlenmesi ve
de bir kılınması gerekir. Allâh’u Teâlâ’yı rablığında bir kılmak
yaratan, yaşatan, yöneten, idare eden, hüküm veren, işleri
dengede tutan, rızık veren, dirilten ve öldüren… olduğunu
Asr Sûresi Tefsîri
15
tasdik ve ikrâr ederek O’nu bu ve benzeri fiillerinde birlemektir. İlâhlığında bir kılmak ise, duâ ve hüküm, yardım ve
imdat isteme, kurban ve adak kesme, himmet ve hidâyet
bekleme gibi ibâdet cinsinden olan herhangi bir şeyi ondan
başkasına yapmamaktır. Ve de tevhîdî bir îmâna dair lüzumlu
olan diğer şeyler…
Sâlih ameller işlemek, Allâh’ın râzı olacağı şeyleri yerine
getirmek demektir. Bu, hayatın ve ölümün amacıdır. Allâh
Azze ve Celle şöyle buyurmaktadır:
‫ْث وَا ْل َح ٰيى َة لِ َي ْبل ُ َى ُكنْ ﷎ا ّي ُ ُك ْن ﷎ا ْح ﷏س ُي عَوَ ًل‬
‫﴿ ﷎ا ّلَ ۪ذي َخلَ َق ا ْلوَ ى ﷏‬
﴾﴾٢﴿
“O, hanginizin daha güzel amel yapacağını denemek
için ölümü ve hayatı yaratandır.” [el-Mülk: 67/2]
Bu sebeble insanoğlu “îmân ettim” demekle değil,
îmânını isbât ederek kurtuluşa erecektir. Bu da ancak sahîh
bir îmânın gereği olan sâlih amelleri işleyerek gerçekleşir.
Makbul bir îmân, sâhibini Allâh’ın râzı olduğu şeyleri işleme-
16
Abdullâh Saîd el-Müderris
ye ve gadab ettiklerinden ise uzaklaşmaya sevkeder. Sâlih
ameller de kişinin îmân üzere sağlamlaşmasını ve sebât etmesini sağlar. Bu sebeble İslâm’ın gereği olan ameller,
îmânın aslına dâhildir. Sâlih amellerin çoğalması îmânın artmasına ve kuvvetlenmesine; eksilmesi ve kötü amellerin işlenmesi ise îmânın azalmasına ve zayıflamasına sebeb olur.
İşlenen kötü amellerden tevbe ederek sâlih amellere devam
etmek saadetin sebebidir. Allâh Teâlâ, şöyle buyurmaktadır:
َ‫صبلِحًب َفعَسٰ ٰٓ ً ﷎ا ْى يَ ُكى َى ِهي‬
‫َبة َو ٰاهَيَ َوع َِو َل ﷏‬
‫﴿ َفبَ َّهب هَيْ ت ﷏‬
﴾﴾٦٧﴿ َ‫ا ْل ُو ْف ِل ۪حيي‬
“Ancak kim tevbe edip îmân eder ve sâlih amellerde bulunursa artık kurtuluşa erenlerden olmayı umabilir.”
[el-Kasas:
28/67]
Sâlih ameller, ifâde edildiği üzere Allâh’ın râzı olacağı
şeylerin tamâmını içine almaktadır. Ancak bunun, kendi içinde sınıflandırılması ve sıralaması mevzu bahistir. Sâlih amellerin içine öncelikli olarak farzı ayn olan ibâdetler girmektedir. Hiçbir kimse bu ibâdetlerden muaf değildir. Bu ibâdetle-
Asr Sûresi Tefsîri
17
rin sahîh olarak yapılabilmesi için ise amellerinden önce onlara dair gerekli olan bilgilerin öğrenilmesi gerekir. Yani ilim,
amelden öncedir. Farzı ayn amellerin başında vaktinde kılınan namaz ve vücûb bulduğunda geciktirilmeden verilmesi
gereken zekât gelmektedir. Namaz, kişi ile küfrün arasındaki
perdedir. Fahşadan koruyucu bir duvardır. Zekât ise malın
temizleyicisi ve fakirin hakkı olarak Rabbimizin mükellefteki
emânetidir. Farz-ı ayn olan ameller, namaz ve zekâttan başlayarak eksiksiz olarak yerine getirilmelidir. Böyle kurtuluşa
ermek mümkün olur. Allâh Azze ve Celle şöyle buyurmaktadır:
ٰ ْ ِ‫الص ٰلى َة َوي ُ ْؤت ُى َى ال َّز ٰكى َة َوهُنْ ب‬
َّ ‫﴿ ﷎ا ّلَ ۪ذييَ ي ُ۪ديوُى َى‬
ْ‫بْل ِخ َز ِة هُن‬
‫﴾ ا ُ ۬و ٰل ٰٓ ِئ َ َع ٰلً ُه ً ي ِهيْ َربِّ ِهنْ َوا ُ ۬و ٰل ٰٓ ِئ َ ُه ُن ا ْل ُو ْف ِلحُى َى‬٤﴿ ‫ي ُى ِقٌُى َى‬
﴾﴾٥﴿
“Onlar, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren kimselerdir. Onlar âhirete de kesin olarak îmân ederler. İşte onlar,
Rablerinden gelen bir hidâyet üzeredirler ve işte onlar kurtu-
Abdullâh Saîd el-Müderris
18
luşa erenlerin ta kendileridir.” [Lukmân: 31/4-5]
Hakkı ve sabır tavsiye etmek, şirkten ari tevhîdî bir
îmânı ve bunun üzerine yaşamayı ve de Allâh’a itaat üzere
günahlardan uzak olarak, başa gelen bela ve musibetlere
isyan etmeden kavuşmayı tavsiye etmek demektir. Bu da her
türlü iyiliğe davet etmekle ve her türlü kötülükten de men
etmekle, iyilikleri işlemekteki niyeti ve sebâtı, kötülüklerden
de kaçınmaktaki kararlılığı ve sabrı elde etmek için insânları
uyarmak ve teşvik etmekle gerçekleşir. Allâh Azze ve Celle,
şöyle buyurmaktadır:
‫وف‬
ِ ‫﴿ َو ْلمَ ُكيْ ِه ٌْ ُكنْ ا ُ َّهتٌ يَ ْ عُى َى �الًَ ا ْل َخ ْي ِز َوي َْأ ُه ُزو َى بِب ْلوَ ْع ُز‬
﴾﴾١٠٤﴿ ‫َويَ ٌْ َه ْى َى ع َِي ا ْلو ٌُْ َك ِز َوا ُ ۬و ٰل ٰٓ ِئ َ ُه ُن ا ْل ُو ْف ِلحُى َى‬
“Sizden, hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten
men eden bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa erenler onlardır.” [Âli İmrân: 3/104]
Şirke ve fıska karşı uyararak tevhîde ve sâlih amellere
dâvet etmek, beyân edildiği üzere hüsrana uğramaktan kur-
Asr Sûresi Tefsîri
19
tuluş sebebidir. Buna göre, güç nispetinde öncelikli olarak
yapılması gerekli olan şirkten men ederek Allâh’ın tevhîdine
çağırmaktır. Sonra ise O’na karşı sâlih amelleri işlemeye
dâvet etmektir. Bunun gerçekleşmesi için kullanılacak materyaller ve yöntemler zamana ve mekâna göre değişiklik
arzedeblir. Bu bazen, sözlü veya yazılı olabildiği gibi seyfi de
olabilir. Bazen umûmî bazen de husûsîdir.
ِ‫ َوصَلَّى ال َّلهُ عَلَى خَ ِيرِ خَلْ ِقهِ ُمحَمَّدٍ وَعَلَى آِلهِ وَ َصحِ ِبه‬،َ‫وَا ْلحَمِدُ ل َّلهِ َربِّ ا ْلعَالَ ِمني‬
.َ‫وَسَلَّم‬
Hamd âlemlerin rabbi olan Allâh’a mahsustur. Salât ve
selâm yaratılmışların en hayırlısı Muhammed sallallâhu aleyhi
ve sellem’in, âlinin ve ashabının üzerine olsun.
Download

asr sûresi - Tevhidi Davet