‫ّلِل َوحمدي َ َوست ِعيىً َ َوست ْغ ِفري َ َوعُ ُذ ب َّ ِ‬
‫ِِ‬
‫ِبّلِل‬
‫ِإ َّن ا ْل َح ْم َد َّ ْ َ ُ ُ َ ْ َ ُ ُ َ ْ َ ُ ُ َ ُ‬
‫ِم ْه ُش ُرَرِ أَ ْو ُف ِسى َب ََ ِم ْه َس ِِّيئ َب ِت أَ ْع َم ِبلى َب‪َ ،‬م ْه َي ٍْ ِد ِي َّ‬
‫اّلِلُ‬
‫َفالَ ُم ِض َّل َل ًُ ََ َم ْه يُ ْض ِل ْل َفالَ ٌبَ ِد َي َل ًُ ََأَ ْش ٍَ ُد أَ ْن الَ‬
‫يك َل ًُ‪ََ ،‬أَ ْش ٍَ ُد أَ َّن ُم َح َّم ًدا‬
‫اّلِل ََ ْح َد ُي الَ َشرِ َ‬
‫ِإ َل ًَ ِإال َّ َّ ُ‬
‫َعب ُد ُي ََ َر ُسُلُ ًُ‪ ...‬أَ َّمب َب ْع ُد‪:‬‬
‫ْ‬
DÖRT İMÂMIN
AKÎDESİ
MUKADDİME:
Rahmân ve Rahîm olan Allâh’ın ismiyle…
Hamd, -âlemlerin Rabbi olan- Allâh’a mahsustur. O’na
hamd
eder,
O’ndan
yardım
ve
mağfiret
dileriz.
Nefislerimizin şerrinden ve amellerimizin kötülüğünden
O’na sığınırız. O’nun hidâyete erdirdiğini hiç kimse
saptıramaz, saptırdığını ise hiç kimse hidâyete erdiremez.
Şehâdet ederim ki, Allâh’tan başka ibâdete lâyık hiçbir ilâh
yoktur. Ve yine şehâdet ederim ki, Muhammed sallallâhu
aleyhi ve sellem O’nun kulu ve Rasûlüdür…
Bundan sonra:
Bilinmelidir ki, Ümmeti Muhammed’in üzerinde icmâ
‫عبداّلِل سعيد المدرس‬
ٰ
Abdullâh Saîd el-Müderris
ettiği asıl ve ana esas, akîde birliğidir. O akîde birliği ki,
ümmetin arasında vuku bulan tüm ihtilâfları kaldıracak tek
yoldur. Özelliklede tağûtî rejimlerin Ümmeti Muhammed’i
bölerek hizipleştirdiği zamanımızda, buna hava ve su gibi
ihtiyaç duyulmaktadır.
Tağûtî rejimler, Allâh’u Teâlâ’nın arzını kendi çıkarları
ve menfaatleri doğrultusunda coğrafî ve siyasî sınırlar
olarak ayırsa da ortak akîdeyi paylaştığımız her kesimden,
her ırktan ve her dilden insânlarla tek bir ümmetiz ve bir
olmalıyız. Allâh’u Teâlâ, şöyle buyurur:
ِ ّ‫﴿وَا ْعت َِصًُوا بِ َحب ِْم ه‬
﴾﴾٣٠١﴿ ۖ ‫اّلل ج ًَ۪يعًا و َََل ت َ َف َّزقُوا‬
“Hep
birlikte
Allâh’ın
ipine
sımsıkı
sarılın;
parçalanmayın.” [Âli İmrân: 3/103]
ُ ‫َب ۪ري‬
َ ّ‫﴿ َو َا ۪طيعُوا ه‬
ْ‫ح ُكى‬
َ ‫شهُوا َوت َ ْذى‬
َ ‫اّلل َورَسُ ونَوُ و َََل تَنَا َسعُوا َفتَ ْف‬
َّ ‫اّلل َي َع‬
﴾﴾٦٤﴿ َۚ ٍَ‫انصابِ ۪زي‬
َ ّ‫وَاصْ ِب ُزوا ۜ ِا ٌَّ ه‬
“Allâh ve Rasûlüne itaat edin, birbirinizle çekişmeyin.
Sonra korkuya kapılırsınız da gücünüz gider. Sabredin.
4
‫عقيده األئمة األربعة‬
Dört İmâmın Akîdesi
Allâh sabredenlerle beraberdir.” [el-Enfâl: 8/46]
Bu sebeble bizim -Ehl-i Sünnet- menhecimiz İslâm’ın
pak olan akîdesine yapışmak, Müslüman kardeşlerimizle
aramızda vuku bulabilecek olan ayrılık ve ihtilâflardan
olabildiğince sakınmaktır. Ortaya çıkan tüm ihtilâfları ise
Allâh’ın Kitâbı ve Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’in
Sünneti ile gidermektir. Zîrâ Allâh’u Teâlâ, şöyle buyuruyor:
ِ ّ‫﴿ َف ِا ٌْ تَنَا َس ْعت ُ ْى ۪في َش ْيءٍ َف ُز ّدُو ُه ِانَى ه‬
ٌَ ‫ول ِا ٌْ ُك ْنت ُ ْى ت ُ ْؤ ِينُو‬
ِ ُ‫اّلل وَان َّزس‬
‫اّلل وَا ْن َيوْو ْ ه‬
ً ‫اَل ِخ ِز هذنِ َك َخ ْي ٌز َو َا ْح َس ٍُ ت َْأ ۪و‬
ِ ّ‫ِب ه‬
﴾﴾٩٥﴿ ۟ ‫يًل‬
ِ
ۜ
“Eğer herhangi bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz
Allâh’a ve âhiret gününe gerçekten îmân ediyorsanız onu
Allâh’a ve Rasûlü’ne götürün.” [en-Nisâ: 4/59]
Tefsir ulemâsı âyet-i kerîme’de geçen ululemr’den
kastın; şeriatı uygulayan Müslüman yöneticiler ve âlimler
olduğunu haber vermektedirler. Bu nedenle Ümmeti
Muhammed’in tabi olacağı idareciler, Şeriat-ı Garra’yı
uygulayan Müslüman idarecilerdir. Ümmete Kitâb ve
Sünnet üzere fetvâ veren imâmlardır. Konumuz yöneticiler
5
‫عبداّلِل سعيد المدرس‬
ٰ
olmadığından,
Abdullâh Saîd el-Müderris
“imâmlar”
kelimesinden
kastımızı
açıklarsak; ümmet arasında “sırât-ı mustakım” üzere
bulunan tüm âlimler, Ümmeti Muhammed’in imâmlarıdır.
Doğrularında delîl aldıkları nassa tabi olarak onları takip
ederiz. Hatalarında ise onların yine de ecir aldığını bilerek,
bu hatâlarında onları takip etmeyiz. Zîrâ doğrular İslâm’ın,
hatâlar ise insânlarındır. İnsânları hatâlarıyla kabul etmek,
aslında onların insân olduklarını kabul etmek demektir.
Hatâdan korunan bir kimse ya vahiy alıyordur; ya da
melektir. İttibâ ettiğimiz imâmlar için bu ikisini söylemek
ise kişiyi îmân dairesinden çıkaran bir durumdur.
Âlimler, ümmetin imâmlarıdır. Belirli bir zümreye has
olmadıkları gibi tüm ümmetin dayanaklarıdır. İşte onlardan
dördü: İmâm Ebû Hanîfe, İmâm Mâlik, İmâm Şâfiî ve İmâm
Ahmed. (Allâh’u Teâlâ’nın rahmeti üzerlerine olsun.)
Bu imâmlar Ümmeti Muhammed’in ittibâ ettiği
imâmlarından
sadece
dördüdür.
Fıkhı
olarak
bazı
mes’elelerde ayrılmış olsalar bile, akîdenin aslı olan
mes’elelerde yani “usûlu’d-dîn” de birbirlerinden ayrı
değildirler.
6
‫عقيده األئمة األربعة‬
Dört İmâmın Akîdesi
Diğer imâmlarımız ile mesela İmâm Sevrî, İmâm Evzaî,
İmâm İbn Uyeyne, İmâm İbn Medinî, İmâm Ebu Sevr, İmâm
Buhârî, İmâm Ebû Zür’a, İmâm Ebû Hatim, İmâm Tisterî…
Ve İmâm İbn Taberi’nin de akîdesi dört imâm olarak bilinen
imâmlarımızdan farklı değildir. Nitekim Ebû İsmâîl Sabunî
“Akîdetu’s-Selef” isimli eserinde imâmların itikatlarıyla ilgili
bazı
cümleler
zikrettikten
sonra
şöyle
demiştir:
“Naklettiğim bu cümleler tüm imâmların itikatlarıdır ve bu
konuda aralarında en küçük bir ayrılık yoktur.”1
İmâm Esfehanî ise şöyle demiştir: “Muhtelif zaman ve
mekânlarda yaşamış ehlisünnet âlimlerinin itikad üzerine
yazdıkları eserler incelenecek olursa görülecektir ki bu
kitâbların üslupları, konuları, sözleri, yaptıkları alıntılar
tamâmen aynıdır ve az dahi olsa kesinlikle aralarında hiçbir
fark yoktur. Bunların tamâmı sanki tek bir kalemden çıkmış
gibidir.”2
İmâm İbn Teymiyye de imâmların itikatta bir
olduklarını şöyle diyerek dile getirir: “Şâfiî ve Mâlik, Sevrî,
1
2
Akîdetu’s-Selef: 111.
Hucce fi Beyâni’l-Mahacce: 2/224–225.
7
‫عبداّلِل سعيد المدرس‬
ٰ
Abdullâh Saîd el-Müderris
Evzâî, İbn Mübârek, Ahmed ve İshâk gibi selefin itikatları
Fudeyl bin Iyâd, Ebû Süleymân ed-Darânî, Süheyl bin
Abdullâh et-Tusterî’nin ve diğerlerinin itikatları, kendilerine
tâbi olunan imâmların itikatlarıyla aynıdır. Bu imâmlar
arasında usûlu’d-dîn hususunda herhangi bir tartışma veya
ihtilâf yoktur. Ebû Hanîfe’ninde itikadı aynıdır. Tevhîd,
kader vesair mes’elelerde o da yukarıda ismi geçen
imâmlarla aynı itikadı paylaşmaktadır. Tüm bu imâmların
itikatları sahâbe ve ihsan ile onlara tâbi olanların
itikatlarının aynısıdır. Ki bu da, Kitâb ve Sünnet’in dile
getirdiği itikattır.”3
Ancak zaman zaman ve bizimde dehşetle şâhit
olduğumuz üzere onların yolunu takip ettiğini iddia
edenler, kendi taassubiyetlerine delîl teşkil etmesi için
imâmlara istinaden birçok uydurma sözün altına imza atmış
bulunmaktalar. Böylece kendileri perişan oldukları gibi
açmış oldukları şer kapısından geçenlerin günahını da
paylaşmaktadırlar. Buna dair İmâm İbn Teymiyye şöyle
demiştir: “İmâm Ebû Hanîfe, İmâm Mâlik, İmâm Şâfiî ve
3
İbn Teymiyye, Mecmûu’l-Fetâvâ: 5/256.
8
‫عقيده األئمة األربعة‬
Dört İmâmın Akîdesi
İmâm Ahmed’in öyle bağlıları var ki, bunlar birtakım
görüşler öne sürmekte ve bu görüşlere muhalefet edenleri
tekfîr etmektedirler. Oysa gerçekte öncelikle bağlı
bulundukları imâmlar bu görüşlere muhaliftirler. Bu
kimseler bazen de öyle sözler reddetmekte ve bu sözleri
söyleyenleri tekfîr etmektedirler ki, bu sözler, Rasûlullâh
sallallâhu aleyhi ve sellem’e aittir. Bu tartışma ve inkâr,
özellikle esimler ve sıfâtlar konusunda yaşanmıştır. Çünkü
Cehmiyyenin bu konudaki batıl görüşleri birçok insânı
derinden etkilemiş ve bunlar bu görüşler uğruna Rasûlullâh
sallallâhu
aleyhi
ve
sellem’in
sözlerini
inkârdan
çekinmemişlerdir.”4
Meselâ İmâm Ebû Hanîfe’yi ve kendisine tâbi olan
imâmları mürcie olmakla suçlayan zamane selefileri(!),
kendilerinin tâbi olduklarını iddia ettikleri İmâm İbn
Teymiyye’nin şu sözlerini hiç duymamış gibidirler: “Ebû
Hanîfe ve öğrencilerinin itikatları da selef imâmları ile
aynıdır.
4
Usûlu’d-dîn
konusunda
imâmlar
İbn Teymiyye, Derüt-Tearudil’-Akl ve’n-Nakl: 2/308.
9
ittifak
‫عبداّلِل سعيد المدرس‬
ٰ
Abdullâh Saîd el-Müderris
halindedirler.”5
Bu girişten sonra dört imâmımızın usûlu’d-dîndeki
yani akîdeye dair olan görüşlerine ana hatlarıyla değinelim.
5
Derüt-Tearudil’-Akl ve’n-Nakl: 2/308; Mecmûu’l-Fetâvâ: 5/256.
10
İMÂM EBÛ HANÎFE VE AKÎDESİ
İmâm Ebû Hanîfe, Kufe’de 80/700’de doğdu ve 150
/767’de zâlim yönetimi tanımadığı için şehit edildi. Allâh’ın
rahmeti üzerine olsun. Zamanımızda onun yolundan
gittiğini iddia edenler, kendisini çok az tanımakta, ekolünü
ve mücadelelerini bilmemekteler. Mücâhid bir âlim olarak
zâlim sultânlara karşı yapılan haklı tüm isyânlara maddî ve
manevî destek verdiğini ise hiç duymamışlardır…
İmâm Ebû Hanîfe’nin fıkhının kaynağı, İbrâhim enNehaî’nin kavilleridir. İmâm Ebû Hanîfe’nin binlerce
talebesi oldu, bunların kırk kadarı müctehid mertebesine
ulaştı. Şehâdetinin ardından ders halkasını talebelerinden
İmâm Ebû Yusuf sürdürdü. Vefâtından sonra fetvâları
yazılıp, ekolü sistemleştirildi. Hanefî ekolünü sistematik
hale getiren, İmâm Ebû Hanîfe’nin talebesi İmâm
Muhammed eş-Şeybanî’dir.
İmâm
Ebû
Hanîfe’nin
talebelerinin
toparladığı
“Fıkhu’l-Ekber” isimli eser, ihtilâflı olmakla beraber İmâm
Ebû Hanîfe’ye ait kabul edilir. Ayrıca “Fıkhu’l-Ebsât”,
‫عبداّلِل سعيد المدرس‬
ٰ
“Kitâbu’l-Âlim
Abdullâh Saîd el-Müderris
ve’l-Muteallim”,
“Kitâbu’r-Risale”,
“el-
Vasiye”, “el- Kasîdetü’n-Numâniye”, “Marifetu’l-Mezâhib”,
“Müsnedu’l-İmâm Ebî Hanîfe” adlı eserler de imâmdan
rivâyet edilmiştir.
İmâm Ebû Hanîfe, fıkhı usulünü şöyle açıklar: “Allâh’ın
Kitâbı’ndakini alır kabul ederim. Onda bulamazsam
Rasûlullâh’ın güvenilir, âlimlerce malûm ve meşhur
Sünneti’yle amel ederim. Onda da bulamazsam ashâbından
dilediğim kimsenin reyini alırım... Fakat iş İbrâhim, Şâ’bi,
Hasen, Ata... gibi zevata gelince ben de onlar gibi içtihad
ederim.”6
İmâm Ebû Hanîfe’ye hadîs konusunda bir kısım
tenkitler yapıla gelmiştir. Bunlar: “İmâm Ebû Hanîfe
hadîste zayıftır.”7 “Reyi ile sahîh hadisleri reddeder.”8
“Onun nezdinde sahîh olan hadîs sayısı onyedi veya elli
civarındadır.”9 Şeklinde özetlenebilir. Ancak İmâm Ebû
Hanîfe bazı hadisleri Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’e
6
Mekkî, Menâkıb: 1/74–78; Zehebî, Menâkıb, 20–21.
İbn Sad, Tabakatü’l-Kübrâ: 6/368.
8
Zâhidü’l-Kevserî, Tenib: 82.
9
İbn Haldun, Mukaddime: 388.
7
12
‫عقيده األئمة األربعة‬
Dört İmâmın Akîdesi
ait oluşunda şüphe bulunduğu, başka bir deyişle hadîsin
sıhhatini tespit için ileri sürdüğü şartlara uymadığı için
reddetmiştir.10 Yoksa İmâm Ebû Hanîfe, değil sahîh
hadisleri reddetmek, mürsel ve zayıf hadisleri dahi kıyasa
tercih ederek tatbik eylemiştir.11 Diğer taraftan İmâm Ebû
Hanîfe meşhur muhaddîsler kadar hadîs bilgisine sâhib
değildi. Buna sebeb olarak da yaşadığı dönemde hadîs
tedvininin
tekâmülleşmemesini
söyleyebiliriz.
Hadîs
konusunda İmâm Ebû Hanîfe’nin şu sözleri onun hadîse
verdiği önemi ve haksız tenkitleri kaldırması gerektiği
kanaatindeyiz: “Hadîs sahîh olduğunda, benim mezhebim
hadîstir.”12 “Allâh’ın Kitâbı’na ve Rasûlü sallallâhu aleyhi ve
sellem’in hadîslerine ters bir görüş bildirirsem, o görüşümü
almayın.”13
İmâm Ebû Hanîfe ayrıca mürcie olmakla da suçlanmış;
Mürcie fukaha olarak vasıflandırılmıştır. Zîrâ Mürcie
değineceğimiz üzere “îmânlarımız makbul, seyyielerimiz
10
İbn Teymiyye, Rafu’l-Melâm: 87.
İbn Hazm, İhkâm: 929.
12
İbn Abidin, Haşiye: 1/163; Resmü’l-Müfti, Mecmuâtür-Resâil: 1/4;
Fullanî, İkâzu’l-Himem: 62.
13
Fullanî, el-İkâz: 50.
11
13
‫عبداّلِل سعيد المدرس‬
ٰ
Abdullâh Saîd el-Müderris
ise mağfurdur” diyen ve bid’ât üzere anılan bir fırkadır.
İmâm
Ebû
Hanîfe
ise
Ehl-i
Sünnet’in
ilk
sancaktarlarındandır. İmâm Ebû Hanîfe’yi Mürcie fukaha
olarak anmak ise; onu aslen bid’âtçi, vasfen Ehl-i Sünnet
yapar. Bunun bâtıl olduğu ise zaten ortadadır…
İmâm Ebû Hanîfe’nin görüşlerini genel olarak
özetlersek:
“Îmân’ın Tarifi” mes’elesinde İmâm Ebû Hanîfe’nin
görüşü: “Îmân; marifet, tasdik, yakîn, ikrar ve İslâm’dır14.15
Gökte ve yerde bulunanların îmânı, îmân edilmesi gereken
şeyler yönünden artmaz ve eksilmez, fakat yakîn ve tasdik
yönünden artar ve eksilir.”16
“Sıfâtlar” mes’elesinde İmâm Ebû Hanîfe’nin görüşü:
“Allâh’ın ezeldeki sıfâtları mahlûk ve sonradan olma
değildir. Allâh’ın sıfâtlarının yaratılmış ve sonradan
olduğunu söyleyen yahut tereddüt eden veya şüphe eden
14
Marifet: İmana dair bildirilmiş olan bilgileri bilmek; Tasdik: Bu bilgileri
doğrulamak; Yakin: Doğrulanan bilgilerde şüpheye ve tereddüde
düşmemek; İkrar: Bu bilgileri dil ile ifade etmek; İslam: (Fıkhul Ekber
deki ifade ile) Allah’ın emirlerine teslim olmak ve itaat etmek demektir.
15
Usûlü’l-Münife li’l-İmâm Ebî Hanîfe: 119-120.
16
Fıkhu’l-Ekber: 55.
14
‫عقيده األئمة األربعة‬
Dört İmâmın Akîdesi
kimse kâfirin ta kendisidir.”17
“Müteşâbih
Âyetlerin
ve
Sıfâtların
Te’vîli”
mes’elesinde İmâm Ebû Hanîfe’nin görüşü: “Allâh bir
şey’dir, fakat diğer şeyler gibi değildir. O’nun varlığı cisim,
cevher, araz, had, zıd, eş ve ortaktan uzaktır. O’nun
Kur’ân’da zikrettiği gibi eli, yüzü ve nefsi vardır. Allâh’ın
Kur’ân’da zikrettiği gibi el, yüz ve nefs gibi şeyler,
keyfiyetsiz sıfâtlardır. O’nun eli, kudreti veya nimetidir
denilemez. Zîrâ bu takdirde sıfât ibtâl edilmiş olur. Bu,
Kaderiyye ve Mutezile’nin görüşüdür. O’nun elinin,
keyfiyetsiz sıfât olması gibi, gazabı ve rızası da keyfiyetsiz
sıfâtlarından iki sıfâttır.”18
“Mürtekibi
Kebire”
mes’elesinde
İmâm
Ebû
Hanîfe’nin görüşü: “Helâl kabul etmedikçe, büyük bile olsa
herhangi bir günahı işlemesi sebebiyle bir Müslüman’ı
tekfîr etmeyiz, ondan îmân ismini kaldırmayız.”19
“Halk-ı Kur’ân” mes’elesinde İmâm Ebû Hanîfe’nin
17
Fıkhu’l-Ekber: 20.
Fıkhu’l-Ekber: 26.
19
Fıkhu’l-Ekber: 43.
18
15
‫عبداّلِل سعيد المدرس‬
ٰ
Abdullâh Saîd el-Müderris
görüşü: “Kur’ân-ı Kerîm, Allâh’u Teâlâ’nın kelâmıdır.
Mahlûk değildir.”20
“Ruyetullâh” mes’elesinde İmâm Ebû Hanîfe’nin
görüşü:
“Allâh’u
Teâlâ’nın
cennet
ehline
keyfiyet,
benzetme, yön bahis olmaksızın görünmesi haktır.
Müminler cennete O’nu kulları ile arasında bir mesafe
olmaksızın baş gözleriyle görürler.”21
“Kaza ve Kader” mes’elesinde İmâm Ebû Hanîfe’nin
görüşü: “Kaza ve kader; hayır ve şer Allâh’u Teâlâ’dandır.”
22
“Halk-ı
Efâl-i
İbâd”
mes’elesinde
İmâm
Ebû
Hanîfe’nin “Fıkhul Ekber”deki görüşü: “Kulların hareket ve
sükûn gibi bütün fiilleri hakikaten kendi Teâlâ’dır. Onların
hepsi Allâh’ın dilemesi, ilmi, hükmü ve kaderi ile olur.”23
“İstitaat” mes’elesinde İmâm Ebû Hanîfe’nin “ElVasiye” deki görüşü: “İstitaat (kulun fiili için gerekli olan
güç) fiilden önce de sonra da değil, ancak fiille beraberdir.”
20
Usûlu’d-Dîn İnde’l-İmâm Ebî Hanîfe: 334.
Usûlü’l-Münife li’l-İmâm Ebî Hanîfe: 101.
22
Usûlü’l-Münife li’l-İmâm Ebî Hanîfe: 112-115.
23
Fıkhu’l-Ekber: 29.
21
16
‫عقيده األئمة األربعة‬
Dört İmâmın Akîdesi
24
“İbâdet Mükellefiyeti” mes’elesinde İmâm Ebû
Hanîfe’nin görüşü: “Kâfirler îmân etmekle mükelleftirler.
Îmân etmeden amel etmekle mükellef değillerdir.”
“Habti Amel” mes’elesinde İmâm Ebû Hanîfe’nin
görüşü: “İrtidat eden bir kimsenin amelleri düşer ve bâtıl
olur; îmâna geri döndüğünde amelleri tekrar geri gelmez.”
“Sahâbe” mes’elesinde İmâm Ebû Hanîfe’nin görüşü:
“Nebîlerden (tümüne salât ve selâm olsun) sonra
insânların en faziletlisi, Ebû Bekir es- Sıddîk, sonra Ömer elFaruk, sonra Osman bin Affan Zû’n-Nûreyn, daha sonra
Alîyyu’l-Murtaza’dır. (Allâh hepsinden razı olsun.) Onlar
doğruluk üzere, doğruluktan ayrılmayan, ibâdet eden
kimselerdir. Hepsine sevgi ve saygı duyarız. Rasûlullâh
sallallâhu aleyhi ve sellem’in ashâbının hepsini sadece
hayırla anarız.”25
24
25
Usûlü’l-Münife li’l-İmâm Ebî Hanîfe: 107.
Usûlu’d-Dîn İnde’l-İmâm Ebî Hanîfe: 547.
17
İMÂM MÂLİK VE AKÎDESİ
İmâm Mâlik, Mâlik bin Enes bin Mâlik bin Ebî Âmir elAsbahî’dir. Muhaddîs ve mutlak müçtehid olarak ümmetin
imâmıdır.
İmâm Mâlik, Medine’de 93/711 yılında doğdu; 179 /795’
de vefat ederek, “Cennetu’l-Bâki” mezarlığına defnedildi.
Allâh’u Teâlâ’nın rahmeti üzerine olsun.
Yüze yakın âlimden ders alan İmâm Mâlik’in
yetişmesinde, fikri ve ilmi yapısının oturmasında, başta
Abdurrahman İbn Hürmüz, Rabia, Şıhab Zühri, Ebû Zinad,
Yahya bin Saîd el-Ensarî ve Ömer bin Hattâb’ın azatlısı
Nâfi’in büyük katkıları olmuştur.
İmâm Mâlik Medine’de ders okutur, vuku bulmuş
olaylara fetvâ verir ve değerlendirmelerde bulunurdu.
Vuku bulmamış, farazî olaylar için kesinlikle bir görüş beyân
etmezdi.
İmâm Mâlik, ilimde olgunlaşıp dersler vermeye
başladıktan sonra, bilgilerini daha da derinleştirmek ve
farklı fıkhi görüşleri, incelikleriyle kavrayabilmek için âlimler
‫عبداّلِل سعيد المدرس‬
ٰ
Abdullâh Saîd el-Müderris
ile ilişkisini yoğun bir şekilde sürdürmüştür. Ebû Hanîfe,
Keys, Evzâ’î, Ebû Yusuf, Muhammed bin Hasan, Hammâd
gibi âlimlerle görüşüp, onlarla ilim alışverişinde bulunurdu.
İmâm Mâlik birçok kitâb tedvin etmiştir. Bunlar
arasında en önemlisi “Muvatta” adlı eseri olup, hadîs
külliyatları içerisinde ilk tedvin edilenidir. Derece itibarıyla
Sahihayn’dan
(Buhârî
ve
Müslim’den)
sonra
gelir.
İmâm Mâlik’in Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’in
sünnetine ittibâ anlayışı, kendi dilinden şöyledir: “Ben bir
beşerim, isâbet eder, hata da ederim. Benim görüşlerime
bakın; Kitâb ve Sünnet’e uyanları alın, Kitâb ve Sünnet’e
uymayanların hepsini terk edin.”26
İmâm Mâlik’in görüşlerini genel olarak özetlersek:
“Îmân’ın Tarifi” mes’elesinde İmâm Mâlik’in görüşü:
“Îmân söz ve ameldir. Artar ve eksilir.”27
“Mürtekibi Kebire” mes’elesinde İmâm Mâlik’in
görüşü: “Büyük günah işleyen bir kimse günahkâr olmakla
beraber Müslümandır.”
26
27
İbn Abdilberr, Câmiu Beyân: 1/775; İbn Hazım, el-İhkâm: 6/149.
İbn Abdilberr, el-İntikâ: 34.
20
‫عقيده األئمة األربعة‬
Dört İmâmın Akîdesi
“Müteşâbih
Âyetlerin
ve
Sıfâtların
Te’vîli”
mes’elesinde İmâm Mâlik’in görüşü: “Bunlar geldikleri gibi
kabul edilir. Yorum yapılmaz.”28
“Halk-ı Kur’ân” mes’elesinde İmâm Mâlik’in görüşü:
“Kur’ân-ı Kerîm Allâh’u Teâlâ’nın kelâmıdır. Mahlûk
değildir.”29
“Ruyetullâh” mes’elesinde İmâm Mâlik’in görüşü:
“Ruyetullâh vardır.”30
“Kaza ve Kader” mes’elesinde İmâm Mâlik’in görüşü:
“Kaza ve kader; hayır ve şer Allâh’u Teâlâ’dandır.”
“İbâdet Mükellefiyeti” mes’elesinde İmâm Mâlik’in
görüşü: “Kâfirler Îmân etmekle mükellef oldukları gibi amel
etmekle de mükelleftirler.”
“Habti Amel” mes’elesinde İmâm Mâlik’in görüşü:
“İrtidat eden bir kimsenin amelleri düşer ve bâtıl olur.
Îmâna geri döndüğünde amelleri tekrar geri gelmez.”
28
Âcurrî, eş-Şeria: 314; Beyhakî, İtikâd: 118; İbn Abdilberr, et-Temhîd:
7/149.
29
Ebû Nuaym, Hilye, 6/325; İbn Abdilberr, İntikâ: 35.
30
İbn Abdilberr, İntikâ: 36.
21
‫عبداّلِل سعيد المدرس‬
ٰ
“Sahâbe”
Abdullâh Saîd el-Müderris
mes’elesinde
İmâm
Mâlik’in
görüşü:
“Sahâbe’ye sövmek, onların kendi aralarındaki ihtilâflı
mes’elelerde konuşmak câiz değildir. Sahâbe arasında
fazilet olarak önce Ebû Bekir, sonra Ömer, sonra Osman,
sonra Alî gelir.31 Sahâbeye düşmanlık ve kin besleyenlerin
fey’den hiçbir hakları yoktur.”32
“Kelâm”
mes’elesinde
İmâm
Mâlik’in
görüşü:
“Kelâm’a dalan, bid’âtçi olur.33 Kelâm ile dîn öğrenmeye
kalkışan ise zındık olur.”34
“Kaderiyye” fırkası hakkında İmâm Mâlik’in görüşü:
“Dilersek itaat ve dilersek de isyân ederiz” diyenler
Kaderiyye mezhebindendirler.35 Tanıklıkları câiz değildir.36
Tevbeye
çağrılırlar,
tevbe
etmedikleri
takdirde
öldürülürler.”37
İmâm Mâlik bin Enes’e kaderiyeye mensup bir
31
İbn Abdilberr, İntikâ: 34; Kâdî Iyâd, Tertîbul-Medârik: 10/173.
Kâdî Iyâd, Tertîbul-Medârik: 2/44–45.
33
İbn Abdilberr, Câmiu Beyân: 415.
34
el-Herevî, Zemmu’l-Kelâm: 173.
35
İbn Abdilberr, İntikâ: 35; Kâdî Iyâd, Tertibu’l-Medârik:2/48
36
İbn Asım, es-Sünne: 1/87–88; Ebû Nuaym, el-Hilye: 6/326.
37
Kâdî Iyâd, Tertîbul-Medârik: 2/48; Ebû Nuaym, el-Hilye: 6/326.
32
22
‫عقيده األئمة األربعة‬
Dört İmâmın Akîdesi
kimseye kız vermeye dair soru sorulmuş. İmâm ise bu
soruya cevaben: “Mümin bir köle elbette müşrik bir
erkekten
daha
hayırlıdır”
[el-Bakara:
2/22]
âyetini
okumuştur.”38
“Mutezile” fırkası hakkında İmâm Mâlik’in görüşü:
“Kim Kur’ân mahlûktur derse dövülür ve tevbe edinceye
kadar hapse atılır.”39
“Rafizi” ve “Harici” fırkası hakkında İmâm Mâlik’in
görüşü: Tanıklıkları câiz değildir”40
38
İbn Ebû Asım, Süne:1/88; Ebu Nuaym, el-Hilye: 6/326.
Kâdî Iyâd, Tertîbul-Medârik: 1/174.
40
İbn Asım, Sünne: 1/87–88; Kâdî Iyâd, Tertîbul-Medârik: 2/47.
39
23
İMÂM ŞÂFİÎ VE AKÎDESİ
İmâm Şâfiî’nin asıl adı Muhammed bin İdris’tir. Soyu
Rasûlullâh
sallallâhu
aleyhi
ve
sellem
ile
dedesi
Abdulmenaf’da birleşir. 150/767 senesinde Gazze’de
doğdu. 204/820’de Kâhire’de vefât ederek Karafe denilen
yere defnedildi. Allâh’u Teâlâ’nın rahmeti üzerine olsun.
Mutlak müçtehid olarak ümmetin imâmıdır.
Doğumundan kısa bir süre sonra babası vefât etti.
Annesi onu iki yaşında, asıl memleketleri olan Mekke’ye
götürerek orada büyüttü. Medine’ye giderek İmâm Mâlik
bin Enes’ten fıkıh öğrendi. Ondan Muvatta’yı dinledi. İmâm
Muhammed bin el-Hasan’dan Irâk fâkihlerinin kitâblarını
aldı. Onunla fıkhî konularda münazaralarda bulundu.
187’de Mekke’de, 195’de Bağdat’ta Ahmed bin Hanbel ile
görüştü. Böylece Hanbelî fıkhına, usulüne, nâsih ve
mensûh konusuna muttali oldu. Sonra Bağdat’ta “İmâm
Şâfiî’nin eski mezhebi” denilen görüşlerini ortaya koydu.
200’de Mısır’a geçti ve “Yeni Mezheb” denilen görüşlerini
tasnif etti.
‫عبداّلِل سعيد المدرس‬
ٰ
Abdullâh Saîd el-Müderris
İmâm Şâfiî, kendisinden önceki imâmların Sünnet’e
ittibâ ile ilgili sözlerini teyit ederek şöyle demiştir: “Her
insâna Allâh Rasûlü‎ sallallâhu aleyhi ve sellem’in istisnasız
tüm Sünnet’i ulaşmamıştır. Dile getirdiğim görüşlerde ve
belirlediğim prensiplerde, Allâh Rasûlü’nün‎‎ Sünneti’ne
aykırı bir durum varsa, uyulacak Rasûlullâh sallallâhu aleyhi
ve sellem’in sözüdür. O ayrıca benim de sözümdür.41
Müslümanlar şu konuda icmâ etmişlerdir: Rasûlullâh
sallallâhu aleyhi ve sellem’den bir sünnet açıkça beyân
edildikten sonra, bu sünnetin terk edilip başkasının sözüyle
amel edilmesi helâl değildir.”42
İmâm Şâfiî’nin görüşlerini genel olarak özetlersek:
“Îmân’ın Tarifi” mes’elesinde İmâm Şâfiî’nin görüşü:
“Îmân söz, amel ve kalb ile itikattır. Artar eksilir.”43
“Mürtekibi Kebire” mes’elesinde İmâm Şâfiî’nin
görüşü: “Büyük günah işleyen bir kimse günahkâr olmakla
beraber Müslüman’dır.”
41
İbn Kayyım, İlâmu’l-Muvakkiîn: 2/204.
İbn Kayyım, İlâmu’l-Muvakkiîn: 2/201.
43
Beyhakî, Menâkibu’ş-Şâfiî: 1/387-393.
42
26
‫عقيدي األئمة األربعة‬
Dört İmâmın Akîdesi
“Halk-ı Kur’ân” mes’elesinde İmâm Şâfiî’nin görüşü:
“Kur’ân Allâh’u Teâlâ’nın kelâmıdır. Mahlûk değildir.44 Kim
Kur’ân mahlûktur derse o kâfirdir.”45
“Halk-ı Efâl-i İbâd” mes’elesinde İmâm Şâfiî’nin
görüşü: “Kulların dilemesi Allâh’u Teâlâ’nın dilemesine
bağlıdır. Onlar, âlemlerin Rabbi dilemedikçe bir şey
dileyemezler. İnsânlar amellerinin yaratıcı değildir. Bunlar
Allâh’u Teâlâ’nın yarattığı şeylerdir. Kullarında fiilleridir.”46
“Kaza ve Kader” mes’elesinde İmâm Şâfiî’nin görüşü:
“Kaza ve kader; hayır ve şer Allâh’u Teâlâ’dandır.”47
“Halk-ı Efâl-i İbâd” mes’elesinde İmâm Şâfiî’nin
görüşü: “”
“Ruyetullâh” mes’elesinde İmâm Şâfiî’nin görüşü:
“Müminler ondördünde ayı gördükleri gibi kıyâmet
gününde gözleriyle Rablerini göreceklerdir.”48
“Müteşâbih
Âyetlerin
44
ve
Beyhakî, Menâkibu’ş-Şâfiî: 1/407–408.
Şerhu İtikâdi Ehli’s-Sunne ve’l-Cemaa: 1/252.
46
Beyhakî, Menâkibu’ş-Şâfiî: 1/415.
47
Beyhakî, Menâkibu’ş-Şâfiî: 1/415.
48
İbn Abdilberr, İntikâ: 79.
45
27
Sıfâtların
Te’vîli”
‫عبداّلِل سعيد المدرس‬
ٰ
Abdullâh Saîd el-Müderris
mes’elesinde İmâm Şâfiî’nin görüşü: “Bunlar geldikleri gibi
kabul edilir. Yorum yapılamaz.49 Sen bir kimsenin isim
müsemmadan farklıdır yahut ta şey şeyden farklıdır
dediğini
duyarsan
onun
zındık
olduğuna
şahitlik
edebilirsin.50 Allâh’a hamd olsun ki o kendisini tanımladığı
gibidir ve halkın tanımlamalarının üzerindedir.51 Kur’ân’ın
ve Sünnet’in isbât ettiği bu sıfâtları biz de isbât ediyor ve
Allâh’ın kendi zatından uzak tuttuğu gibi, biz de teşbihi
ondan uzak tutuyoruz. Allâh’ın bir benzeri yoktur.52
“İbâdet Mükellefiyeti” mes’elesinde İmâm Şâfiî’nin
görüşü: “Kâfirler îmân etmekle mükellef oldukları gibi amel
etmekle de mükelleftirler.”
“Sahâbe” mes’elesinde İmâm
Şâfiî’nin görüşü:
“Sahâbe’ye sövmek, onların kendi aralarındaki ihtilâflı
mes’elelerde konuşmak câiz değildir. Sahâbe arasında
fazilet olarak önce Ebû Bekir, sonra Ömer, sonra Osmân,
49
İbn Kayyım, İctimâu’l-Cuyûşu’l-İslâmiyye: 165; Zehebî, es-Siyer:
20/341.
50
İbn Abdilberr, İntikâ: 79; İbn Teymiyye, Mecmûu’l-Fetâvâ: 6/187.
51
Şâfiî, er-Risâle: 54.
52
İbn Kayyım, İctimâu’l-Cuyûşu’l-İslâmiyye: 165.
28
‫عقيدي األئمة األربعة‬
Dört İmâmın Akîdesi
sonra Alî gelir.”53
“Kaderiyye” fırkası hakkında İmâm Şâfiî’nin görüşü:
“Kim de Allâh’ın meşietini kendisine ait kabul ederse o da
kaderiyecidir.
Kaderi
bir
kimse
arkasında
namaz
kılınmaz.”54
“Mürcie” fırkası hakkında İmâm Şâfiî’nin görüşü:
“Kim îmân sözden ibarettir derse o mürciedir. Mürcie bir
kimse arkasında namaz kılınmaz.”55
“Rafızî” fırkası hakkında İmâm Şâfiî’nin görüşü: “Kim
Ebû Bekir ve Ömer hak halife değildir derse o Rafızî’dir.
Rafızî bir kimse arkasında namaz kılınmaz.”56
53
Beyhakî, Menâkibu’ş-Şâfiî: 1/432.
Zehebî, es-Siyer: 10/30; Beyhakî, Menâkibu’ş-Şâfiî: 1/433.
55
Zehebî, es-Siyer: 10/30; Beyhakî, Menâkibu’ş-Şâfiî: 1/433.
56
Zehebî, es-Siyer: 10/30; Beyhakî, Menâkibu’ş-Şâfiî: 1/433.
54
29
İMÂM AHMED VE AKÎDESİ
İmâm Ahmed, Ebû Abdullâh Ahmed bin Ahmed bin
Hanbel bin eş-Şeybâni’dir. Muhaddîs ve mutlak müçtehid
olarak
ümmetin
imâmıdır.
Soyu
Nizar
kabilesinde
Rasûlullâh sallallâhu aleyh ve sellem ile birleşmektedir.
164/780 yılında Bağdat’ta doğdu ve yetişti. 241/855 yılında
Bağdat’ta vefât etti. Allâh’u Teâlâ’nın rahmeti üzerine
olsun.
Abbasîler zamanında “Halk-ı Kur’ân” ideolojisi yayılıp,
Emir Memun bunu zorla ulemâya kabul ettirmek
istediğinde önünde sadece İmâm Ahmed bin Hanbel
durabildi. Bu sebeble işkenceye ve hapse mahkûm edildi.
Yirmi sekiz ay hapiste kalan Ahmed bin Hanbel, serbest
bırakıldıktan sonra iktidara gelen Vâsık devrinde de aynı
muhalifliğini sürdürdüğünden gözetim altında tutuldu, beş
yıl hadis dersi veremedi. Nihâyet Mütevekkil devrinde
Memun’un “Kur’ân mahlûk değildir diyen kimse kalmasın”
vasiyetine ve bu katı siyasete son verildikten sonra yeniden
hadîs çalışmalarına döndü. Onun bu zorluklarla dolu günleri
‫عبداّلِل سعيد المدرس‬
ٰ
Abdullâh Saîd el-Müderris
ondört yıl sürdü.
İmâm Ahmed, İmâm Şâfiî ve İmâm Ebû Yusuf’a
talebelik yaparak onların fıkhını öğrendi. İmâm Ahmed
toplayıp tedvin ettiği hadis ve sahâbe fetvalarını fıkhının
dayanağı yaptı. Kırk yaşından sonra, topladığı beş bine
yakın talebeye ders verdi.
İmâm Ebû Hanîfe’nin fıkhı, nasıl rey ağırlıklı ise;
Ahmed b. Hanbel’in fıkhı da hadis ağırlıklıdır. Kendisi
“Müsned” adlı bir kitâb yazmıştır. Bu kitâb onun yüz elli bin
hadis içinden seçtiği otuzbin civarında hadisten oluşur.
İmâm Ahmed de kendinden önceki imâmların
menheci üzerine Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’in
sünnetine “ittibâ” ederek şöyle der: “Rasûlullâh sallallâhu
aleyhi ve sellem’in hadîsini reddedenin helâk olmasına
ramak kalmıştır.57 Evzaî’nin görüşü, Mâlik’in görüşü, Ebû
Hanîfe’nin görüşü... Bunların hepsi birer görüştür. Bana
göre
de
hepsi
eşittir.
Delîl
ise
ancak
rivâyetler
(hadîsler)dir.58 İnsânların bu zamanki kadar hâdis talebine
57
58
İbn Cevzî, Menâkıbu’l-İmâm Ahmed: 182.
İbn Abdilberr, Câmiu Beyân: 2/149.
32
‫عقيده األئمة األربعة‬
Dört İmâmın Akîdesi
muhtaç oldukları bir devir bilmiyorum. Birçok bid’ât ortaya
çıktı. Her kim hadîsi bilmiyorsa bid’âte düşer.”59
Ancak onun, her hadîs duyanın yahut okuyanın o
hadîsle hemen amel etmesini savunduğu söylenemez.
Böyle birinin bulduğu hadîsi öncelikle ilim ehline sorması
gerektiğini belirtir. Zira avam için nasih-mensuh, has-amm,
muhkem-müteşabih ve luğat-ıstılah gibi nassı anlamaya
yardımcı ilimlerin bilinmesi söz konusu değildir…
İmâm Ahmed’in görüşlerini genel olarak özetlersek:
“Îmân’ın Tarifi” mes’elesinde İmâm Ahmed bin
Hanbel’in görüşü: “Îmân ikrar ve ameldir. Artar ve
eksilir.”60
“Mürtekibi Kebire” mes’elesinde İmâm Ahmed bin
Hanbel’in görüşü: “Büyük günah işleyen bir kimse
günahkâr olmakla beraber Müslüman’dır.”61
“Müteşâbih
Âyetlerin
ve
Sıfâtların
Te’vîli”
mes’elesinde İmâm Ahmed bin Hanbel’in görüşü: “Allâh’u
59
İbn Cevzî, Menâkıbu’l-İmâm Ahmed: 183.
Abdullâh bin Ahmed, es-Sünne: 1/307.
61
İbn Cevzî, Menâkıbu’l-İmâm Ahmed: 165.
60
33
‫عبداّلِل سعيد المدرس‬
ٰ
Abdullâh Saîd el-Müderris
Teâlâ, kendi zatını ne ile nitelendirmiş ise siz de onu öylece
nitelendiriniz. Kendi zatı hakkında neyi reddetmiş ise
Allâh’tan onların uzak olduğunu belirtiniz...”62
“Halk-ı Kur’ân” mes’elesinde İmâm Ahmed bin
Hanbel’in görüşü: “Kur’ân Allâh Azze ve Celle’nin
kelâmıdır. O, yaratılmamıştır.”63
“Ruyetullâh”
mes’elesinde
İmâm
Ahmed
bin
Hanbel’in görüşü: “Ruyetullâh vardır. Allâh’ın âhirette
görülmeyeceğini iddia eden bir kimse kâfirdir.”64
“Kaza ve Kader” mes’elesinde İmâm Ahmed bin
Hanbel’in görüşü: “Kazanın ve kaderin hayırlısı ve şerlisi
Allâh’u Teâlâ’dandır.”65
“İbâdet Mükellefiyeti” mes’elesinde İmâm Ahmed
bin
Hanbel’in
görüşü:
“Kâfirler
îmân
etmekle
mükelleftirler. Îmân etmeden amel etmekle mükellef
değillerdir.”
62
İbn Cevzî Menâkıbu’l-İmâm Ahmed: 221.
Şerhu İtikâdi Ehli’s-Sunne ve’l-Cemaa: 1/158.
64
Tabâkatu’l-Hanâbile: 1/185.
65
İbn Cevzî, Menâkıbu’l-İmâm Ahmed: 169–172.
63
34
‫عقيده األئمة األربعة‬
Dört İmâmın Akîdesi
“Habti Amel” mes’elesinde İmâm Ahmed bin
Hanbel’in görüşü: “İrtidat eden bir kimsenin amelleri düşer
ve bâtıl olur. Îmâna geri döndüğünde amelleri tekrar geri
gelir.”
“Sahâbe” mes’elesinde İmâm Ahmed bin Hanbel’in
görüşü: “Sahâbe’ye sövmek, onların kendi aralarındaki
ihtilâflı mes’elelerde konuşmak câiz değildir. Sahâbe
arasında fazilet olarak önce Ebû Bekir, sonra Ömer, sonra
Osman, sonra Alî gelir.”66
“Kelâm” mes’elesinde İmâm Ahmed bin Hanbel’in
görüşü: “Kim kelâmla uğraşırsa iflah olmaz. Kim kelâmla
uğraşırsa onun bir cehmi olma ihtimali uzak değildir.”67
66
67
İmâm Ahmed, Kitâbu’s-Sünne: 77–78; Menâkıbu’l-İmâm Ahmed: 175.
İbn Batta, İbâne: 2/538.
35
HÂTİME:
Bunlar kendilerine din hususunda asırlardır ittibâ
edilen selef imâmlarımızın görüşleridir. Şâhit olunduğu
üzere imâmlarımız usulu’d-din’de birbirlerinden farklı
görüşler
ortaya
atmamışlardır.
Onlara
tabi
olarak
görüşlerini kabul etmek ehlisünnetten olmak demektir.
İhtilaf etmek ise Ehl-i Bid’ât olmak demektir.
Ehl-i Sünnet imâmlarımızın görüşlerini özetleyerek
risalemizi tamamlayalım. İmâmlarımız buyurdular ki:
1. Allâh’u Teâlâ, kendisini Kitâbı’nda nasıl tanıttı ise
öyledir.
2. Allâh’u Teâlâ’nın yed, vech, istivâ, nüzul gibi sıfâtları
vardır. Bunlar te’vîl edilemez. Ayrıca lügat mânâları ile de
açıklanamaz.
3. Allâh’u Teâlâ’nın isim ve sıfâtları sonradan
yaratılmış değildir.
4. Allâh’u Teâlâ’nın kelâmı olan Kur’ân mahlûk
değildir. Kim böyle söylerse kâfirdir.
5. Hiçbir şey Allâh’u Teâlâ için vâcib olamaz.
‫عبداّلِل سعيد المدرس‬
ٰ
Abdullâh Saîd el-Müderris
6. Îmân, kalb ile tasdik, dil ikrar, organlarla ameldir.68
Artar ve eksilir.69
7. Büyük günah sâhiblerinin işi Allâh’u Teâlâ’ya aittir.
Dilerse af eder dilerse azâb eder.
8. Allâh’u Teâlâ şirk üzere ölenleri af etmez.
9. Allâh’u Teâlâ dilediğini hidâyete dilediğini dalâlete
iletir.
10. Kul için en hayırlı olanı yaratmak Allâh’u Teâlâ için
gerekli değildir.
11. Kıble ehli, küfre varmayan günahları nedeniyle
tekfîr edilemez. Gizliliklerini ise Allâh’a havale edilir.
12. Kaderin hayırlısı ve şerlisi Allâh’u Teâlâ’dandır.
13.
Kulların
tüm
fiilleri
68
Allâh’u
Teâlâ’nın
İmâm Ebû Hanîfe, îmânın tarifini diğer selef imâmlardan farklı
yaparak ameli îmânın tarifine asıl olarak almamıştır. Ancak mürciye
fırkası gibi amel ile îmânın arasını mutlak mânâda da ayırmamıştır. Bu
dikkat edilmesi gereken bir konu olup, birçok kimse bunu
anlayamamaktadır.
69
Yine İmâm Ebû Hanîfe bu konu hakkında da diğer selef
imâmlarımızdan ayrılmış gibi gözükse de aslında selefin “iman artar ve
eksilir” yorumunu şerh etmiş ve şöyle demiştir: “Îmân inanılacak şeyler
açısından artmaz eksilmez. Yakin ve tasdik bakımından artar eksilir.”
38
‫عقيده األئمة األربعة‬
Dört İmâmın Akîdesi
yaratmasıyladır.
14. Allâh’u Teâlâ, kullarının itaat etmesinden râzı
olduğu gibi isyân etmelerinden râzı değildir.
15. İstitaat kula eylem anında verilir. Eylemin ne
öncesinde vardır. Nede sonrasında devam eder.
16. Allâh’u Teâlâ, kuluna gücünün üstünde yük
yüklemez.
17. İsrâ ve miraç haktır.
18. Kabir sorgusu ve azâbı haktır.
19. Öldükten sonra dirilmek haktır.
20. Mizan haktır.
21. Şefaat haktır.
22. Sırât haktır.
23. Ruyetullâh haktır.
24. Cennet ve cehennem haktır. Her ikisi de
mahlûkturlar. Ve ebedî olarak yok olmayacaklardır.
25. Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’in havuzu
39
‫عبداّلِل سعيد المدرس‬
ٰ
Abdullâh Saîd el-Müderris
haktır.
26. Öldürülen kimse eceli ile ölmüştür.
27. Helal rızık olduğu gibi haramda rızıktır.
28. Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’den sonra
ümmetin en hayırlısı Ebû Bekir, sonra Ömer, sonra Osman
ve sonra Alî’dir. Allâh’u Teâlâ’nın rahmeti üzerlerine olsun.
29. Sünnet ve cemaate uyup, ihtilâf ve ayrılıklardan
sakınmak Ehl-i Sünnet alametidir.
30. Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’in ashâbına
tan edilemez. Onlar hakkında karşı sükût gereklidir.
31. Adil İslâm Devleti’ne karşı silâh ile başkaldırmak
câiz değildir.
32. Yönetime geçen Müslüman yöneticilere itaat
vâcibtir.
33. Cihâd, Allâh’u Teâlâ’nın Rasûlullâh sallallâhu aleyhi
ve sellem’i gönderdiği günden, kıyâmet gününe kadar
geçerlidir.
40
İÇİNDEKİLER
DÖRT İMÂMIN AKÎDESİ ............................... 3
MUKADDİME: ............................................ 3
İMÂM EBÛ HANÎFE VE AKÎDESİ ............... 11
İMÂM MÂLİK VE AKÎDESİ ........................ 19
İMÂM ŞÂFİÎ VE AKÎDESİ .......................... 25
İMÂM AHMED VE AKÎDESİ .......................31
HÂTİME: ................................................... 37
Âlimler, ümmetin imâmlarıdır. Belirli bir
zümreye
has
olmadıkları
gibi
tüm
ümmetin dayanaklarıdır. İşte onlardan
dördü: İmâm Ebû Hanîfe, İmâm Mâlik,
İmâm Şâfiî ve İmâm Ahmed. (Allâh’u
Teâlâ’nın rahmeti üzerlerine olsun.)
Bu imâmlar Ümmeti Muhammed’in ittibâ
ettiği imâmlarından sadece dördüdür.
Fıkhı olarak bazı mes’elelerde ayrılmış
olsalar
bile,
mes’elelerde
akîdenin
yani
aslı
“usûlu’d-dîn”
birbirlerinden ayrı değildirler.
olan
de
Download

imâm ebû hanîfe ve akîdesi