Merhaba.............................................................. 1
Küçük Fidan......................................................2-3
Peygamberim Sabırlıdır...............................4-5
Dedesinin Torunu..........................................6-7
Zehra...............................................................8-9
Hakiki Dost..................................................10-11
Sazlıktaki Bir Kamışın Hikâyesi�������������� 12-15
Aşure........................................................... 16-17
Okulda İlk Günüm İlk Öğretmenim������������� 18-19
Gülce........................................................... 20-21
Ay’a Gidiyorum..........................................22-23
Burçin ile Burhan......................................24-27
Bugün Çocuk Kalbiyim...............................28-29
Hazina Sandığı.......................................... 30-31
Kuş Konmayan Cami..................................32-33
Allame Nine................................................34-35
Raptiye.......................................................36-37
Kelime Avı .......................................................... 38
Şeffaf Kano İcad Etmişler����������������������������� 39
Çözmece..................................................... 40-41
Dört İşlem....................................................... 42
Gülmece............................................................ 43
Bulmaca......................................................44-45
Sizden Gelenler........................................46-47
Posta Kutusu.................................................... 48
Ne çok ders var çalışılacak, ne çok iş var yapılacak… Her şey bir
an da olup bitse, her şey önümüze hazır gelse. Yemeğin pişmesi bu
kadar uzun sürmese, uzakta olan akrabalarımızı özlediğimizde hemen
görebilsek, ektiğimiz tohumlar hemen yetişse… Her şey hemen
olduğunda bu kadar tatlı olur mu annemizin sabırla pişirdiği yemek,
bu kadar güzel kokar mı sabırla tomurcuk olup sonra açılan güller, bu
kadar tatlı olur mu sabırla olgunlaşan meyveler?
Sabretmek zordur ama sonu güzeldir. Bir tırtılın kozasında sabırla
bekleyip rengârenk kanatlarıyla gökyüzünde uçması gibi, küçük bir
tohumun toprakta sabırla bekleyip büyümesi gibi…
Ders çalışmaktan bunaldığımız zaman, işlerden sıkıldığımız zaman
hatırlayalım ki yavru kuşlar bile kanatlanıp uçmak için sabredip
çabalıyor, uzun süren uğraşlarından sonra gökyüzüne kanat çırpıyorlar.
Biz de geleceğe kanat çırpmak için sabırla bekleyip, azimle çalışalım.
Dr. Faruk Görgülü
Diyanet İşleri Başkanlığı Adına Sahibi ve Genel Yayın Yönetmeni: Dr. Yüksel Salman
Sorumlu Yazı İşleri Müdürü: Dr. Faruk Görgülü
Mali İşler ve Dağıtım Sorumlusu: Mustafa Bayraktar (Döner Sermaye İşletme Müdürü)
Yayın Koordinatörleri: Esma GÜNER - Pınar Melike DEMİRALAY
Dizgi: Bayram Uçakoğlu Tashih: Said Şan
İllüstrasyonlar: Orhan AKCAN Tasarım: Bedirhan AKCAN
İdare Yeri: Diyanet İşleri Başkanlığı Üniversiteler Mahallesi Dumlupınar Bulvarı No:147/A 06800 Çankaya / Ankara
Tel: (0312) 295 86 24/61 86 Faks: (0312) 284 72 88 e-posta: [email protected]
www.facebook.com/diyanetcocukdergisi
Milli Eğitim Temel Kanunu (16.6.1983 gün ve 28442 sayılı Kanunu'nun 15'inci Madde ile Değişik 55'inci maddesinin ikinci fıkrası gereğince)
Başkanlığımız yayınlarının öğrencilere tavsiyesinde bir sakınca yoktur. Abone İşleri Tel: (0312) 295 71 96-97 Faks: (0312) 285 18 54 e-posta: [email protected]
Abone Şartları Yurt içi yıllık: 42 TL. Yurt dışı yıllık: ABD için 25 ABD Doları, Avrupa Birliği ülkeleri için 24 Euro, Avustralya için 40 Avustralya
Doları, İsveç ve Danimarka için 200 Kron, İsviçre için 40 İsviçre Frangı. Abone kaydı için, ücretin Döner Sermaye İşletme Müdürlüğünün
T.C. Ziraat Bankası Ankara Kamu Girişimci Şubesindeki
IBAN: TR 08 000 1 00 25 330 599 4308-5019 No'lu hesabına yatırılması ve makbuzun
fotokopisi ile aboneliğin hangi sayıdan başlayacağını bildirir bir mektubun, "Diyanet İşleri Başkanlığı - Döner Sermaye İşletme Müdürlüğü
Üniversiteler Mahallesi Dumlupınar Bulvarı No:147/A 06800 Çankaya / Ankara" adresine gönderilmesi gerekir.
Yayın Türü: Aylık, Yerel, Süreli Yayın Diyanet Çocuk Dergisi (Türkçe) Basım Tarihi: 26.10.2014 Basım Yeri: Ankara
Baskı: EVOS BASIM YAYIN LTD. ŞTİ. İstanbul Yolu 7.Km Necdet Evliyagil Cad. No.24 Batıkent / ANKARA
Tel: (0312) 278 08 24 Fax: (0312) 278 49 62 e-mail: [email protected]
Diyanet Çocuk Dergisi Sayı: 412 Kasım 2014
1
N
EY
YÖ
ya
Der
KÜÇÜK FİDA N
B
ahçeye yeni ekilmiş bir tohumdu.
Topraktan fışkırıp yeryüzüne uzaması
için biraz zaman geçmesi gerekti. Zaman
geçtikçe, küçük bir fidan oldu tohum.
Bahçedeki diğer ağaçların içinde en
küçük boylu kendisiydi, bazen çocuklar
bahçeden geçerken kendisini fark edemeyip
üzerine basacaklar diye korkuyordu.
Canı sıkılıyordu bu duruma. Her gün
aynı şeyleri yaşıyordu ve büyüdüğünü hiç
göremiyordu. Güneşi, suyu, toprağı, bakımı
her şeyi mükemmeldi ama büyümüyordu
işte. Offf! Yanındaki ağaçların boyuna ne
zaman yetişecekti! Ne zaman onlar gibi
meyveler verecek ve çocuklar kendisine
ilgi ve iştahla bakacaktı. Gelecek güzel
günlerin hayaliyle yaşamaktan çok sıkılmıştı,
daha fazla sabredemedi ve kıskançlığını
yanındaki elma ağacına belli etti.
- Ben senin kadar büyüdüğümde, senden
daha çok dalım ve yaprağım olacak ve daha
çok meyve vereceğim, diyerek devam etti:
- Benden büyüksün ve meyve veriyorsun
diye kendini bir şey zannetme! Çok yakında
ben de büyüyeceğim.
Elma ağacı şaşkın bir bakışla:
- Bunu da nerden çıkardın küçük
fidan. Ben bu aşamaya gelebilmek için
2 Diyanet Çocuk Dergisi Sayı: 412 Kasım 2014
yıllarca bekledim, hâlâ da meyvelerimin
olgunlaşması, daha sulu, daha tatlı olması
için bekliyorum, sabrediyorum.
- Yıllarca beklemek mi? Yanlış mı
duydum, dedi minik fidan.
- Hayır, yanlış duymadın. Elinden geleni
yapıp sabırla beklemezsen hiçbir zaman
amacına ulaşamazsın.
O an, birden bir hayal kırıklığı
yaşadı fidan. Bu kadar bekleyeceğini
düşünmemişti. Ama galiba elma ağacı
haklıydı. Hem mademki beklemesi,
sabretmesi gerekiyordu, o halde geçen
zamanı en güzel şekilde değerlendirmeliydi.
Böyle düşünmeye başladığında artık
daha mutluydu. Günler günleri kovaladı ve
küçük fidan yavaş yavaş uzamaya başladı.
Sabretmeye devam etti. Zamanla daha çok
uzadı; dalları, yaprakları çoğalmaya başladı.
Bir gün baktı ki, dallarında çiçekler açıyor,
çiçekler meyveye dönüşüyor. Allah’ım bu ne
büyük mutluluktu…
Sabrının mükâfatını almıştı fidancık.
Etrafında çocuklar cıvıldaşıyor,
meyvelerine ulaşmak için
çabalıyorlardı artık.
Küçük küçük fidanlar
Toprakta uzun süre bekler
Günlerine gün ekler
Büyümek için sabrederler.
“Sabredin, çünkü Allah
sabredenlerle beraberdir.”
(Enfâl sûresi, 46. âyet)
Diyanet Çocuk Dergisi Sayı: 412 Kasım 2014
3
İ
kc pek
an
e
P
ey
v
k ug a m b e r l m l z t l
cuk
umme
e
tic
Ha an A
rh
:O
Çizen
n:
Yaza
Matematikten
sonunda “beş”
almayı başardım anne.
Sabırla çalıştım ve
başardım!
Aferin
yavruma. Bak
gördün, sabrın
sonu selamettir,
ışıktır.
PEYGAMBERİM
SABIRLIDIR
SABIR HER ŞEYİN
İLACIDIR
Peygamberimiz; “Sabır ışıktır,
aydınlıktır.” buyurmuştur.
Anne,
kardeşime
matematikten
anlamadığı konuyu
anlatmaya çalışıyorum ama
anlamıyor! Daha fazla
sabredemeyeceğim!
Kardeşin
küçük yavrum,
anlayabileceği şekilde
anlatmaya çalış, biraz
daha sabırlı ol! Kızma
kardeşine!
Peygamberimiz; “Öğretin, kolaylaştırın,
zorlaştırmayın, öfkelendiğiniz zaman
susun!” buyurmuştur.
Yeni
geldin ama
davranışlarınla
herkese kendini
sevdirdin. Kimseye
kızmıyorsun,
herkese çok kibar
davranıyorsun.
Babam
bana
Peygamberimizin
insanlara karşı çok
sabırlı olduğunu
anlatmıştı. Ben de onun
Peygamberimiz çok sabırlıydı.
gibi davranmaya
Kimsenin kalbini kırmaz, herkese
çalışıyorum.
çok iyi davranır, insanların
hatalarını hoş görürdü.
4 Diyanet Çocuk Dergisi Sayı: 412 Kasım 2014
Sabredip
dua ettik, sonunda
çok şükür iyi bir işe
girebildim!
Çok
şükür
sıkıntılı
günlerimiz sona
eriyor.
Peygamberimiz; “Allah’a sığınanın her
sıkıntısına karşı Allah yeter ve onu
hiç ummadığı yerden rızıklandırır.”
buyurmuştur.
Öğretmenim,
yanımda oturan
arkadaşım beni çok
sinirlendiriyor. Ama ben
sabrediyorum, kötü bir şey
söylemiyorum. Güzelce
uyarıyorum.
Peygamberimiz; “Bir kimse
sabretmek isterse, Allah
ona sabır verir. Hiç kimseye
sabırdan daha hayırlı
bir şey verilmemiştir.”
buyurmuştur.
Kötü
sözler söyleyip
kaba davranmak
yerine, sabırla uyarman
ne kadar güzel.
Aferin sana.
Haydi
gel,
güreşelim, seni
yeneyim de gör!
Gel hadi!
Anne,
okulda arkadaşım
yanlışlıkla defterime su dökünce
öfkeme hâkim olamayıp ona
bağırdım. Sanırım kalbini
kırdım.
Peygamberimiz
; “Güçlü
kişi güreşte ba
şkalarını
yenen kişi deği
l,
öfkelendiği zam
an
öfkesini yenen
kişidir.”
buyurmuştur.
Baba,
abim benden
daha güçlü olduğunu
göstermek için beni
sinirlendirmeye çalışıyor
ama ben karşılık
vermiyorum ona.
İşte
böyle
sabredip,
sinirine hâkim
olarak sen
ondan daha
güçlü olduğunu
gösteriyorsun
oğlum.
Öfkene
hâkim olmayı
öğrenmelisin kızım.
Yeni defter alırız
o önemli değil. Sen
arkadaşının gönlünü
yapmaya bak.
Birisi Peygamberimizin
yanına gelerek
Peygamberimizden
kendisine nasihat etmesini
istemiştir. Peygamberimiz
de ona tek kelime ile
“Öfkelenme!” diye nasihat
etmiştir.
Diyanet Çocuk Dergisi Sayı: 412 Kasım 2014 5
Ku l up
Yll dlzl
rt
e
aM
Mus
‘‘D
ünyadaki en
adil dedenin
yanında
yetişen bu iki
güzel torundan Hz.
Hasan, işte bundan
dolayı hayatının
son dönemlerinde
fedakârlık yapıp
Müslüman kanının
dökülmesine engel
oldu. Ve kardeşi
Hz. Hüseyin,
Kerbela’da şehit
olma pahasına,
hakkı olmayan
şeyin peşine düşen
zalimlere karşı
durmasını bildi.
DEDESİNİN
TORUNU
‘‘
6 Diyanet Çocuk Dergisi Sayı: 412 Kasım 2014
B
ir gece Peygamber Efendimiz
(s.a.s.) kızı Hz. Fatıma’yı ziyaret etti. Damadı Hz. Ali ve kızı Hz.
Fatıma Peygamberimiz ile tatlı tatlı sohbet ettiler. Hz. Hasan ve Hz.
Hüseyin de dedeleriyle her zamanki
gibi oyunlar oynadılar. Birlikte hoşça
vakit geçirdiler. Vakit iyice ilerlemişti.
Peygamberimizi bırakmadılar. Peygamber Efendimiz de geceyi
kızının evinde geçirdi.
Hasan ve Hüseyin, anne
babalarının yorganına sokulup yorgunluktan uyuyakalmışlardı. Efendimiz de
yatağına uzanıp istirahate
çekilmişti.
Gecenin bir vakti Hasan kalktı ve su istedi.
Hasan’ın sesine Hz. Ali
ve Hz. Fatıma uyandılar.
Ancak, Peygamberimiz
Hasan’ı daha önce duymuştu. Hemen yatağından
doğruldu. Onlardan önce
davranıp kalktı ve eline bir
bardak aldı. Kırbadan su
doldurdu. Getirip Hasan’a
uzattı.
Hasan bardağı almak
üzereyken, gürültüye uyanan Hüseyin ileri atıldı.
- Önce ben içeceğim,
diye uzanıp Hasan’ın elinden bardağı almak istedi.
Hasan da vermedi. Küçüklüğünden faydalanmak
isteyen Hüseyin, başladı
mızırdanmaya. Biri almak
istedi, diğeri vermek istemedi derken tartışmaya
başladılar. Hüseyin bu kez
ağlamaya başladı. Saygılarından dolayı müdahale
etmeyi uygun görmeyen anne babaları
ise yattıkları yerden Peygamber Efendimizin ne yapacağını merakla izliyorlardı. Derken Efendimiz,
- Yavrucuğum, kardeşin suyu senden önce istedi. Önce kardeşine içirelim, sonra da sana içiririz, diyerek
Hüseyin’e eliyle engel oldu. Suyu Hasan içti.
Efendimiz, tekrar gitti. Bardağa su
doldurup getirdi. Bu kez de Hüseyin’e
verdi.
Hz. Ali ve Hz. Fatıma çok şaşırdılar.
Hz. Fatıma, yattığı yerden doğruldu.
Peygamberimizin bu davranışına kendince bir yorum getirerek,
- Ey Allah’ın Resulü, sanırım siz
Hasan’ı Hüseyin’den daha çok seviyorsunuz, dedi.
Peygamber Efendimiz de ona,
- Hayır, öyle değil. Ben Hasan’ı
Hüseyin’e tercih etmiyorum. Her
ikisinin de benim gözümdeki değerleri
birdir, buyurdu. Niçin böyle davrandığını da şu şekilde açıkladı:
- Benim Hasan’ı savunmamın sebebi, öncelik onun hakkı olduğu içindir.
Çünkü o, daha önce su istemişti. Sıraya uymak gerekir. Yoksa kıyamet
günü ben, sen, bu ikisi ve şu yerde
yatan Ali, hepimiz cennette aynı yerde
olacağız.
Dünyadaki en adil dedenin yanında
yetişen bu iki güzel torundan Hz. Hasan, işte bundan dolayı hayatının son
dönemlerinde fedakârlık yapıp Müslüman kanının dökülmesine engel oldu. Ve
kardeşi Hz. Hüseyin, Kerbela’da şehit
olma pahasına, hakkı olmayan şeyin
peşine düşen zalimlere karşı durmasını
bildi.
Diyanet Çocuk Dergisi Sayı: 412 Kasım 2014 7
8 Diyanet Çocuk Dergisi Sayı: 412 Kasım 2014
Diyanet Çocuk Dergisi Sayı: 412 Kasım 2014 9
LA
N
Bir a y e t
Bir Hikaye
K
eO
y
i
k
Ru
HAKİKİ
DOST
Ey iman edenler! Al
lah’a karşı gelmekte
n
sakının ve herkes ön
ceden ne göndermiş
olduğuna baksın!
(Haşr sûresi,18. âyet
)
10 Diyanet Çocuk Dergisi Sayı: 412 Kasım 2014
Ç
ok samimi iki arkadaştılar
bundan yıllar önce.
Üniversiteyi beraber
okumuşlar, yıllarca yedikleri
içtikleri ayrı gitmemişti. Gün
gelmiş okul bitmiş, farklı
şehirlerde işe başlamışlar, böylece
yolları ayrılmıştı. Yıllar yılları
kovalamış, hayat telaşı onları
da sarmıştı. Ev, iş, çocuklar
derken birbirleriyle görüşemez
olmuşlardı. Ta ki bir eğitim
programında karşılaşıncaya
kadar…
Yıllar çok şey götürmüştü
onlardan, saçlar ağarmış, kilolar
artmıştı. Ama aralarındaki sevgi
hâlâ çok güçlüydü. Uzun uzun
geçmişi yâd ettiler. Bir simidi
ikiye bölüp yaptıkları kahvaltıları
hatırlayarak bol çeşitli bir kahvaltı
yaptılar. Zengin bir iş adamı
olmuştu Haluk. Şu fani hayatta
her şeyi vardı ama hâlâ daha
iyinin peşindeydi. Asabileşmişti
biraz, nadir gülümsüyordu.
Sürekli konuşuyor, kendisini ve
başarılarını anlatıyordu. Küçük
bir iş yeri vardı Sami’nin. Bir
şeyler üretmenin mutluluğuyla
gülümsüyordu etrafa. Halinden
memnun Rabbi’ne şükrediyordu.
Daha iyi kul olabilmenin
çabasındaydı. Kazancını
paylaşıyor, pek çok yoksula
yardım ediyordu, ama bunları
anlatmıyordu.
Yürekleri ferahlatan bir öğle
ezanıyla ara verdiler muhabbete.
Hemen yanı başlarındaki camide
okunuyordu ezan. Telaşla kalktı
yerinden Sami. “Haydi!” der gibi
baktı Haluk’a. Önce anlayamadı
Haluk. Anladığındaysa fena
bozuldu: “Sen hâlâ orada mısın
Sami, bunca işin gücün arasında
namaza nasıl vakit buluyorsun
Allah aşkına!” Sami kırık döküktü:
“Elhamdülillah hâlâ oradayım,
Allah aşkına namaz kılıyorum.
Kabul olur inşallah.” Haluk
toparladı kendini: “Âmin inşallah
da, yani ben yoğunluktan hiç
vakit bulamıyorum namaza
filan.” Sami ısrarlıydı: “Önce
namazımızı kılar, kalan vakitlerde
hayatımızı programlardık eskiden
de hatırlasana. Esas görevimiz
kulluk, unuttun mu? Haydi, geç
kalıyoruz.”
Haluk kulaklarına kadar
kızarmış bir halde ayağa kalktı.
Hep kendisi söylerdi bu sözü yıllar
önce. “Haydi Sami, namaza geç
kalıyoruz!” Her yatsı ve sabah
namazını, yoksul öğrenci evlerinin
arkasındaki küçük camide
cemaatle kılarlardı. Kendini
yeniden doğmuş gibi hissettiğini
hatırladı namaz çıkışlarında. İçi
titredi.
Camiden çıktıklarında aynı hissi
taşıyordu. İçi içine sığmıyordu.
Sami’nin ellerini tuttu: “İyi ki
bugün seninle karşılaştım. Meğer
ne çok şey unutmuşum ben.
Allah’ım sana şükürler olsun,
Allah’ım beni affet!”
Diyanet Çocuk Dergisi Sayı: 412 Kasım 2014 11
O
YÜ ĞAN
CE
l
l
l
l
l
l
l
Coc ca
DU U k k
sUNMe
D
tlu
Mu zlem
:
n
a
Yaz en: Ö
Çiz
SAZLIKTAKİ
BİR KAMIŞIN
HİKÂYESİ
Genç kamışlardan bir tanesi
sabahın erken vaktinde göl
kıyısından gelen ayak sesleriyle
uyandı. Elinde ney bulunan
aksakallı bir dede sazlıklara
doğru yaklaşıyordu. Aksakallı
dede önce göl suyundan güzel
bir abdest aldı, sonra büyük
bir saygıyla ney üflemeye
başladı. Göldeki kamışlar,
sazlıklara yuva yapmış kuşlar
ilahilere kulak veriyor, tabiat
neyden çıkan notalara ritim
tutuyordu.
Göl sakinleri şaşkınlık içerisinde birbirlerine bu kadar güzel ney
üfleyen bu dedenin kim olduğunu soruyorlardı.
Kamış “Ben bu aksakallı dedeyi tanıyorum” dedi: “O
besteleri dünyaca tanınan çok büyük bir sanatkâr.
Adı İsmail Dede Efendi. Biliyor musunuz onun
besteleri o kadar etkileyiciymiş, sesi o kadar
güzelmiş ki padişah III. Selim onu saraya
müezzin olarak tayin etmiş.”
Kamışlar yaşını başını almış bir dedenin,
alt tarafı aslı kamış olan bir neye bu
kadar saygı göstermesine bir anlam
verememişti. Aralarından bir tanesi,
“Ney’inizi çok seviyorsunuz herhalde, ne
kadar çok saygı gösterdiniz ona.” diye
Dede Efendi’ye seslendi.
12 Diyanet Çocuk Dergisi Sayı: 412 Kasım 2014
Dede Efendi gülümseyerek:
“İslam terbiyesi almış insanlar
eşyalarına saygı duyarlar.
Elbiselerini asla oraya buraya
atmazlar. Bu davranışıyla onlar
hem kendisine hizmet ettikleri
için eşyalarına teşekkür etmiş,
hem de o eşyayı kendisine
verdiği için Allah’a şükretmiş
olurlar.” diye cevap verdi meraklı
kamışa.
Dede Efendi elindeki neyi
göstererek “İşte bu ney de narin sesler çıkartabilmek
için benimle birlikte olgunlaştı. Bu yolculuğa çıkan binlerce kamıştan
sadece birkaç tanesi ney olabilir. Tıpkı kamış gibi insanların da çok
azı olgun insan olma yolculuğunu tamamlayabiliyor.” dedi.
Ney olmaktan söz açılınca bizim genç kamışın gözlerinin içi
parladı. Onun en büyük hayali ney olmaktı. Sazlıklarda hiçbir yere
kıpırdamadan beklemekten canı çok
sıkılıyordu. Ama Dede Efendi’nin
gölden ayrılırken söylediği,
“Kilitli kapıları açacak anahtar
sabırdır.” sözleri kaldı aklında.
Genç kamış, Dede Efendi’nin
boyunu ölçeceği güne kadar
bekledi, bekledi, sabırla
büyüdü…
Diyanet Çocuk Dergisi Sayı: 412 Kasım 2014 13
Bir zaman sonra
kamışın boyunu ölçmek
için yeniden göle
gelen Dede Efendi
uykudan yeni uyanmanın
mahmurluğunu yaşayan
kamışa “Sabır imtihanını
başarıyla geçtin, ney
olmanın vakti geldi.
Ama sakın unutma, eğri
bir neyden asla doğru bir
ses çıkmaz.” dedi. Göle
yansıyan suretine bakınca
üzerindeki eğrilikleri fark eden
kamış ney olabilmek için doğru sözlü ve
güvenilir olması gerektiğini anladı. Dede Efendi’nin gözü sürekli
onun üzerindeydi. Kamış uzun bir ahlaki eğitim aldıktan sonra
içerisinden hiçbir çatlak ses çıkmayacak doğruluğa ulaştı. Ama
bugüne kadar yaşadıkları yolculuğun sadece başıydı. Gerçek bir
ney sesi çıkarabilmesi için aynı zamanda içini tamamen boşaltması
da gerekiyordu. Ne var ki kamış, göl hayatını çok seviyordu, göl
hayatının zevklerinden nasıl vazgeçecekti şimdi. İçini boşaltınca cılız
bir kamış olarak kalmayacak mıydı? Üstelik sazlıklarda göbekli bir
kamış olmak zenginlik göstergesiydi.
Kamışın umutsuzluğa kapıldığını gören Dede Efendi ona, Hazreti
Mevlana’nın Mesnevi adlı kitabında geçen neyin hikâyesini anlattı.
Sonra da “Gölden binlerce kamış toplanır, ancak onların sadece
14 Diyanet Çocuk Dergisi Sayı: 412 Kasım 2014
birkaç tanesi ney olabilir. Ya
ney olamayan binlerce kamış gibi
çürüyüp gideceksin ya da bütün
bu zorluklara sabredip hayâlini
kurduğun güzel sesli bir ney
olacaksın” diye ekledi.
önüne geldi Dede Efendi’nin. O
da kamışla aynı şeyleri yaşamıştı.
Kamışa: “Bu yolda hiçbir zaman
‘ben oldum’ demek yoktur. Ben
ney oldum dersen hiçbir zaman
ney olamazsın” dedi.
Kamış susuzluktan yanarken;
içerisindeki kirin, göl sevgisinin,
kıskançlık, haset gibi kötü
davranışların akıp gittiğini
gördü. Boğuk da olsa bir ses
çıkarabiliyordu artık. Dede
Efendi’nin sözlerini dinlemenin
meyvesini görmeye başlamıştı.
İçi içine sığmıyordu sevinçten.
Hiç vakit kaybetmeden Dede
Efendi’ye seslendi: “Dede
Efendi, Dede Efendi, içimdeki
fazlalıklardan
kurtuldum. Ses de
çıkartabiliyorum,
ney oldum ben,
ney oldum!”
Bu nasihate kulak veren
kamıştan gelen sesler gün
geçtikçe Dede Efendi’nin istediği
kıvama geliyordu. Sadece Allah
sevgisine ulaşabilen kamışlardan
çıkan bu sesi duyan Dede Efendi,
kamışın ney olma yolculuğunun
sonlarına geldiğini anladı. Allah
sevgisi bütün vücudunu saran
kamış ney olmuştu artık. Dede
Efendi ile birlikte dünyadaki
her dilden, her renkten çocuğa
Allah sevgisini anlattı. O
konuştuğu zaman birdenbire
bütün çocuklar etrafını
sarıveriyordu. Ney Allah’ı
seviyordu, Allah da
bütün çocuklara onu
sevdirmişti.
Bir an
için gençliği
gözlerinin
Diyanet Çocuk Dergisi Sayı: 412 Kasım 2014 15
l p Aynasl
LC
U
Ka
YO
hal
i
n
l
ü
G
Aşure
İnanmayanlar
rtuluruz”
“Dağlara çıkar ku
dediler.
Fakat…
tında kalınca
Dağlar da sular al
k oluverdiler...
İman etmeden yo
Nuh Peygamber
İnsanları çağırdı
İmana,
İyiliğe,
Güzelliğe…
ok insan
İman etmedi birç
…
Onun bu davetine
mi
ber’e bir ge
Allah Nuh Peygam
ti.
yapmasını vahyet
Günler geçti…
şekillendi
Gemi yavaş yavaş
madı,
İnanmayanlar anla
Bu neydi?
Nuh Peygamber,
işer ikişer
Her hayvandan ik
Aldı gemiye.
uyardı
İnsanları yeniden
e”
“Gelin binin gemiy
Ama…
ü geçti
İnanmayanlar güld
Bu davete.
Vakit gelince,
r boşaldı
Gökten yağmurla
ırdı
Yerden sular fışk
Vee…
yükseldi…
Sular yükseldikçe
16 Diyanet Çocuk Dergisi Sayı: 412 Kasım 2014
lar üstünde
Gemi günlerce su
yüzdü.
Yağmur durdu,
Yer suyunu yuttu
Vee…
dağa
Nuh’un Gemisi bir
oturdu.
yecek neyi varsa
Herkes yanında yi
getirdi.
cir, üzüm
Nohut, fasulye, in
ndık, badem
Buğday, kayısı, fı
uç
Ne varsa avuç av
…
Dolduruldu kazana
Kazan kaynadı,
t oldu,
Kaynadıkça bereke
Şifa oldu.
Bütün insanlar
bununla doydu.
uh Tufanı”
Bu olay tarihte “N
“aşure” oldu…
Bu yemeğin adı da
Diyanet Çocuk Dergisi Sayı: 412 Kasım 2014 17
l
RY
A
l
l
KUSAGL
l
GOK
A
AK
S
a
l
Nej
OKULDA İLK GÜNÜM
İLK ÖĞRETMENİM
Nihayet geldi işte. Okullar açıldı.
Ziller çaldı ve benim yaşımda bir sürü
arkadaşım için biraz ürkek, biraz
sevinçli, biraz da endişeli olduğumuz
zamanlar başladı. Ertesi gün okula
gideceğim düşüncesi beni o kadar
heyecanlandırmıştı ki gözüme uyku
girmedi. Annem sabah odama geldiğinde
ben çoktan yatağımdan kalkmış ve bana
alınan okul kıyafetlerini giymiştim bile.
Bu, benim ilk gün hevesinden ziyade
Ali ve Osman’la yaptığım sözleşmeye
dayanıyordu. Hepimiz aynı mahallenin
çocuklarıydık, aynı okula gidecektik.
Evimiz okula yakındı, bu yüzden
yürüyerek gidebiliyordum. Annem
benden daha heyecanlıydı. Özenle
üstümü başımı düzeltti. En çok da
saçlarımı. O an annem mi okula yeni
başlayacak, ben mi diye düşünmeden
edememiştim. Okulun bahçesinden
içeri girdiğimiz an yaşadığım korkuyu
tarif edemem. Midemde tarif
18 Diyanet Çocuk Dergisi Sayı: 412 Kasım 2014
edemediğim bir ağrı başladı birden.
Sanki tüm insanlar benim üstüme
geliyordu. Ben küçücüktüm ve nasıl
başa çıkacağımı bilmiyordum. Annemin
elini sıkmışım; o anı daha sonra bana
anlattığında hatırladım. Gözlerim
onlarca çocuğun içinden arkadaşlarımı
aradı. Bahçe çok büyüktü ve oraya
buraya koşturan çocuklarla doluydu.
Ali ve Osman’a seslenmek istesem de
sesim çıkmıyordu sanki. Çok şükür ki,
onlar beni bahçe kapısında gördüler
ve yanıma geldiler. Birden rahat bir
nefes aldığımı hissettim. Ne kadar
zaman geçti bilmiyorum ama bir süre
sonra zil çaldı, annem korkmamam
gerektiğine dair bir şeyler söyledi
ve gitti. Şimdi ne olacak derken
orta boylu, gözlüklü, güler
yüzlü bir hanım, kucağında bir
sürü dosyayla sınıfa girdi.
Elindekileri masaya bıraktı
ve sınıfa göz gezdirerek,
“Günaydın” dedi. Hepimizin gözleri onun üstündeydi. Sıra
sıra gezdi ve hepimizle tanıştı. O an içim rahatladı. Birden
tüm korkularım öğretmenimize karşı sevgiye dönüştü.
Anladım ki annem, bizi anne gibi seven bir öğretmene
emanet etmişti.
Diyanet Çocuk Dergisi Sayı: 412 Kasım 2014 19
20 Diyanet Çocuk Dergisi Sayı: 412 Kasım 2014
Diyanet Çocuk Dergisi Sayı: 412 Kasım 2014 21
he
m
Et
im R
h
a
E
İbr
ÖZ
A
y’a çıkmak, Dünya’yı oradan seyretmek
Emre’nin en büyük hayaliydi. Okuldan
eve dönerken, oyun oynarken, hatta
ödevlerini yaparken uzun uzun düşünür,
derinlere dalardı. Yatağına yattığında ise
hayallerini süsleyen o kocaman Ay’a nasıl
gidebilirim diye iç geçirirdi. İçinden hep Ay’a
gitmek ve oradan Dünya’yı seyretmek hissi geçer,
uzay ile ilgili bütün yazıları okur, Ay resimlerine bakar,
öylece uzaklara dalar giderdi.
Peki, Ay nasıl bir yerdi? Gittiğimde üzerinde durabilir
miyim? Ya aşağı düşersem! Park var mıydı? Ya market?
Orada da çikolata yiyebilir miyim acaba? Susar mıyım?
Ya aç kalırsam! Dünyamız kadar da kalabalık değildir
herhalde diye düşüne düşüne uykuya dalardı.
Günlerden bir gün kendi kendisine şöyle dedi: “Belki
bir gün ben de uçak yolculuğu yapar gibi Ay’a giderim.
Arkadaşlarım da olur belki. Gittiğimde yıldızları özellikle
de Dünya’yı seyrederim, harika olur.” Ama bir yandan da
korkuyordu: Geri dönebilir miyim acaba? Orada kalırsam!
Çok da karanlık bir yer! Of annem de yok!
m
u
r
o
y
i
d
i
G
a
’
y
A
22 Diyanet Çocuk Dergisi Sayı: 412 Kasım 2014
İnanılması güçtü ama bir gün gözlerini açtığında Ay’ın
üstünde buldu kendini. O kadar şaşırdı ki ne yapacağını
bilemedi bir anda. Gözlerini kapatıyor, bir süre sonra
tekrar açıyordu. Bir yandan da heyecandan titriyordu.
Ya Rabbi, ne yapacağım şimdi, dedi. Etrafına baktı,
kimseler yoktu. Ve sakin olmaya karar verdi. Zaten ne
zamandır hayal ettiği yerdeydi.
Sakinleşip etrafını seyretmeye başladı. Karanlıktan
her zaman korkan o çocuk sanki gitmiş, yerine başka
biri gelmişti. Allah’ın verdiği huzurla artık ürkmüyor,
titremiyordu. Tekrar sağa sola bakmaya başladı ve:
“Allah’ım bu ne muhteşem bir yer! Dünya, Ay, yıldızlar
hepsi havada duruyor.” dedi.
Yaklaşık bir saat doya doya seyretti etrafı.
İstediğine kavuşmuştu. İyice doymuştu. Nasıl
döneceğim peki? Annemler ne yapıyorlar
acaba? Evimi, odamı ve arkadaşlarımı
özledim, burada kalsam açlıktan
ölürüm derken bir anda uyandı ve okul
servisinin korna sesini duydu.
Diyanet Çocuk Dergisi Sayı: 412 Kasım 2014 23
24 Diyanet Çocuk Dergisi Sayı: 412 Kasım 2014
Diyanet Çocuk Dergisi Sayı: 412 Kasım 2014 25
26 Diyanet Çocuk Dergisi Sayı: 412 Kasım 2014
Diyanet Çocuk Dergisi Sayı: 412 Kasım 2014 27
ba
n
KoNUsaN
esyalar
Ço
ye
i
k
Ze
P
Bugün Çocuk
Kalbiyim
ırıl pırıl, yepyeni bir sabah gülümsedi yine. Her şey ne
güzel görünüyor. Dışarıda çocuklar mı, kuşlar mı cıvıldayan? Sesleri neşe veriyor. Güneş cömert mi cömert. Sermiş ışıklarını her yere. Sonbahara aldırdığı yok. İşte yine geldi
bizimki.
Gülerek sabah şarkımı mırıldanıyorum:
“Şemsettiiin,
Yine mi erken geldiiin?
Erken geldin, ne iyi ettiiin.
Bizi sevindirdiiin.”
Şemsettin, bugün de birinciliği kimseye kaptırmadı. Sabahleyin sınıfa en erken yine o geldi. Elinde dolu poşetler vardı. Gözlerinin içine baktım, uykudan eser yok! Çakı gibi, dimdik ayakta.
Uykusunu güzelce almış. Erken kalkan, erken yol alıyor tabii.
Çantasını, elindeki poşetleri sınıfa bırakır bırakmaz koridora
koştu, her zamanki gibi. Arkadaşlarının gelmesini bekleyecek.
Kim bilir bu bekleyiş ne kadar sürecek?
Ama yok, çocuklar bugün erkenciler. Hızla doluyor sınıf. Nerdeyse herkes tamam. Hayırdır inşallah. Daha derse yarım saat
var. İster istemez konuşmalarına kulak kesiliyorum.
- Hiç bir şey eksik olmasın Ercan.
- Rahat ol, her şey planladığımız gibi.
- Şemsettin, sen bizim şişirdiğimiz balonları, fenerleri as.
Senin boyun daha uzun.
- Sema, siz de okuyacağınız şiirlerin tekrar provasını yapın.
- Tamam, çalışıyoruz zaten.
- Hediyemiz öyle ortada durmasın, şimdilik gizleyin.
- Annen pastayı geç getirmez değil mi Elif?
- Yok yok, tam saatinde.
- Şöyle çok güzel oldu.
- Ay o kadar heyecanlıyım ki, anlatamam.
- Ben de.
- Şu sınıfı öyle süsleyeceğiz ki gören bir daha
görmek isteyecek.
- Çabuk olun, vaktimiz daralıyor.
28 Diyanet Çocuk Dergisi Sayı: 412 Kasım 2014
Çocuklar hararetle çalışırken kapıdaki gözcü, sınıfı yabancı gözlerden
korumaya çalışıyor. Meraklanmamak elde mi? Hey ne oluyor burada,
diye bağırasım geliyor. Sesimi duyuramam diye vazgeçiyorum. Bugün
bayram değil seyran değil. Bugün günlerden ne acaba?
Takvim. Sonradan geliyor aklıma. Evet, takvime bakıyorum. 24 Kasım’ı
gösteriyor. Doğru ya, bugün öğretmenler günü. Sınıfa dönüyorum tekrar. Rengârenk olmuş her yer. Çocuklar, heyecanla koşturmaya devam
ediyor. Sürprizlerin ardı arkası kesilmiyor.
Bir ara Selim tebeşiri alıyor eline. O güzel yazısıyla bir güzel öğretmen şiiri yazıyor üzerime. Öğretmen sevgisi, nakış nakış işleniyor sanki.
Tugay öğretmen, ne kıymetli, ne şanslı bir öğretmen. Ve işte büyük an.
Tugay öğretmen, içeri giriyor. Sevinçten ne diyeceğini bilmiyor. Herkes
ayakta. Bu güzel sevgi gösterisi karşısında çocuklarını bir bir kucaklıyor. Niye bu kadar zahmet ettiniz çiçeklerim, diyor.
- Öğretmenim, diyor Şemsettin.
Böyle kıymetli bir öğretmene az bile.
Az bile hepsi
Okulu, okumayı bize sevdirene.
Bize ileriyi gösterene…
Güzel Şemsettin, ne güzel söyledin.
Yok yok, bugün yazı tahtası falan değilim. Bugün bu mutlulukta atan
çocuk kalbiyim.
Diyanet Çocuk Dergisi Sayı: 412 Kasım 2014 29
30 Diyanet Çocuk Dergisi Sayı: 412 Kasım 2014
Diyanet Çocuk Dergisi Sayı: 412 Kasım 2014 31
ne
r
KuB
BEDEN
AVL UYA
ü
aG
Esm
Biz güvercinlerin camilerin kubbelerine,
avlularına konmayı sevdiğimizi biliyorsunuz. Ama öyle bir cami var ki kubbesine
yaklaşamıyoruz bile. Hatta halk arasında
adına Kuşkonmaz Camii denmiş. Üsküdar
Şemsi Paşa Camii’nden bahsedeceğim size.
KUŞ
KONMAYAN
CAMİ
si Ahmed Paşa, kubbesinin
16. yüzyılın sonlarına doğru Şem
için onların kubbeye hiç
kuşlar tarafından kirletilmemesi
istemiş. Mimar Sinan’a
konamayacağı bir cami yaptırmak
olmadığını sormuş. Mimar
İstanbul’da böyle bir yerin olup
ının kesişmesi nedeniyle
Sinan da kuzey ve güney rüzgârlar
si Paşa Camii’nin bukuşların yaklaşamadığı şu anki Şem
ya inşa edilmiş. Caminin
lunduğu yeri önermiş. Ve cami ora
olarak kullanılıyor. Şemsi
medresesi günümüzde kütüphane
bitişik.
Ahmed Paşa’nın türbesi de camiye
Kubbesiz, düz damlı veya
üstü daha farklı, modern şek
ilde örtülmüş camiler de va
rdır. Ancak özellikle Osma
nlı
camilerini kubbeli görürsün
üz. Kubbe dışa doğru çıkınt
ı
yapan yapısıyla geniş alanla
rı tek bir çatı altında daha
iyi toplar. Manevi bir ortam
oluşmasına daha çok yardı
m
ettiği gibi sesin çoğalması
nı da sağlar.
Ayın Sorusu:
an
Yapılarda kubbeyi ustalıkla kullan
tığı
Mimar Sinan’ın İstanbul’da yap
ri
birçok camiden üçünün adı hecele
gi
karıştırılarak verilmiş. Bunlar han
camiler, bulun bakalım!
32 Diyanet Çocuk Dergisi Sayı: 412 Kasım 2014
Mihmahri Tansul
Şehdeza
Sünileymaye
Üsküd
a
kendi r’a yolunu
si gib
z
i kubb düşerse
ama s
e
o
s
camiy n derece z i de küçük
arif b
i mut
laka z
u güz
Bahçe
el
iy
s
boğaz inden İsta aret edin.
nb
ın
huzur ı seyrede ul’u ve
b
a
i
Şems dalarsınız lir, içinde
i Ahm
. Mim
ed Pa
a
de un
şa’ya r Sinan ile
utma
dua e
yın!
tmey
i
Diyanet Çocuk Dergisi Sayı: 412 Kasım 2014 33
34 Diyanet Çocuk Dergisi Sayı: 412 Kasım 2014
Diyanet Çocuk Dergisi Sayı: 412 Kasım 2014 35
36 Diyanet Çocuk Dergisi Sayı: 412 Kasım 2014
Diyanet Çocuk Dergisi Sayı: 412 Kasım 2014 37
Rum
e
i
aŞ
ys
mş
ek
KELİME AVI
Aşağıdaki tabloda karışık bir şekilde yerleştirilen harfler arasında yanda
yazılı Peygamberlerin isimleri saklı. Haydi, bu isimleri bulalım!
Adem
İdrİs
Nuh
Hud
Salİh
İbrahİm
Yusuf
Eyyüp
Musa
Davut
Süleyman
Yunus
İsa
38 Diyanet Çocuk Dergisi Sayı: 412 Kasım 2014
a
Vur
YA
G
B i l U L U M S E Y I NM
iMl i-yorU
A
lK
AKVARYUM GİBİ
ŞEFFAF KANO İCAT
ETMİŞLER; HEYYO!
Kano, düz tipli, hafif ve portatif teknedir. Kano kelimesi İspanyolca’dan gelmekte imiş. Orjinali canoa imiş.
Türkçe’ye ise Fransızca’dan geçmiş. Dönüşe dönüşe dilimize girmiş. Aynı kendisi gibi. Ne demek bu şimdi? Kano da
dönüşüyor. Kendisi dönüşüyor yani.
Eskiden ağaçtan oyma kanolar vardı. Sonra çeşitli maddelerden yapılmış kanolar olmuş. Şimdilerde ise daha başka
bir kano gündemde. Yakın bir zaman önce şeffaf kano icat
edilmiş. Ne demek şeffaf kano? Yani üstünden baktığınızda okyanus kıyılarında yahut küçük denizlerde bulunduğunuz yeri ve dip canlıları izlemek bu kano ile mümkün.
Adeta bir akvaryumun üzerinde seyahat eder gibi, düşünsenize. Bu kayık oldukça rağbet görür gibi geliyor bana.
Hatta bir de bunun daha büyüğü kayıkların yapıldığını düşünsenize. Ve hatta şeffaf büyük bir gemi de hayal edebilirsiniz. Geminin odalarından deniz canlılarının bütününü
görebilseniz ne güzel olur değil mi?
Diyanet Çocuk Dergisi Sayı: 412 Kasım 2014 39
Co
LABİRENT
zmece
1 den 10 kadar rakamları
birleştir bakalım ortaya ne çıkacak
AYNISI
HANGİSİ?
40 Diyanet Çocuk Dergisi Sayı: 412 Kasım 2014
Diyanet Çocuk Dergisi Sayı: 412 Kasım 2014 41
ed
Maca
mm
ha İN
u
M ER
Ç
BUL
DÖRT İŞLEM
klarından
iş olan harfleri şifre kutucu
Arkadaşlar! Aşağıda verilm
temanüştürün. Ortaya çıkan ma
yararlanarak rakamlara dö
rakamsal sonucu yine şifre
tik işlemlerini yapın. Çıkan
Her işlemin
rak harflere dönüştürün.
kutucuklarından yararlana
inizde bir
diğ
tir
dir. Heceleri birleş
sonucu bir heceyi vermekte
başarırsınız.
i başlayın; sabrederseniz
mesaj bulacaksınız. Hayd
Dört işlem bulmacasının cevabı:
Sabır, başarının anahtarıdır.
42 Diyanet Çocuk Dergisi Sayı: 412 Kasım 2014
Diyanet Çocuk Dergisi Sayı: 412 Kasım 2014 43
Pınar Melike DEMİRALAY
44 Diyanet Çocuk Dergisi Sayı: 412 Kasım 2014
1. Buğday, nohut, kuru yemiş gibi
malzemelerin bir arada kaynatılmasıyla
yapılan tatlı.
edip, kendisine inananları ve tüm
hayvanlardan birer çift yanına alan
peygamber.
2. Birisi Peygamberimizin yanına
gelerek Peygamberimizden kendisine
nasihat etmesini istemiştir.
Peygamberimiz de ona tek kelime ile
“………………..” diye nasihat etmiştir.
6. Dünya’nın uydusu olan gök cismi.
3. Binaların üstünü kapatmak için
kullanılan, yarım küre şeklindeki
yapısıyla geniş alanları tek bir çatı
altında toplayan yapı.
8. Su ile abdest alınamadığı
durumlarda, temiz toprak veya yer
cinsinden bir maddeye elleri sürerek
yüzü ve iki kolu mesh etme.
4. Kaval biçiminde, yanık sesli,
kamıştan yapılmış, üflemeli bir çalgı.
9. Kur’ân-ı Kerim’in 59. sûresi.
5. Büyük tufandan korunmak
için Allah’ın emriyle gemi inşa
11. Mimar Sinan’ın önemli eserlerinden,
Kuşkonmaz olarak da bilinen camii.
7. Hastalık ve sıkıntılara karşı
sabır konusunda örnek gösterilen
peygamber.
10. Mesleği bilgi öğretmek olan kimse.
1. Çıktığı deniz yolculuğunda, kendisini
büyük bir balığın yuttuğu peygamber.
5. Kürekle yürütülen dar, uzun, hafif
ve portatif tekne.
2. Mevlana Celaleddin-i Rumi’nin altı
ciltlik eseri.
6. Hz. Peygamber’in torunu, Hz.
Fâtıma ile Hz. Ali’nin küçük oğlu.
3. Osmanlı Devleti’nin son büyük
bestekârlarından biri. İsmail………..
7. Sıkıntıya ve üzüntüye katlanma,
başa gelen bela ve musibetlere
dayanma.
4. “Haram kılınan, yasaklanan; kutsal
olan, saygı duyulan” anlamlarına gelen,
Hicrî takvimin ilk ayı.
8. Tatlı veya tuzlu su hayvanlarının
yapay bir ortamda beslendiği ve
yetiştirildiği cam su kabı.
Diyanet Çocuk Dergisi Sayı: 412 Kasım 2014 45
ILIÇ
Songül Bilge K
Mustafa ÇİM
EN
Oğuzhan G
ÜLÜKOĞ
LU
Fatıma Zehra ÖZSÜRÜCÜ
N
ur ŞAHİ
Merve N
46 Diyanet Çocuk Dergisi Sayı: 412 Kasım 2014
Ebra ÖZSÜ
RÜCÜ
AN
Kübra ERDOĞ
Dilara ALDEMİR
ÜNGÖR
Hatice Nur G
Pınar GÜLÜKOĞLU
Medine ERDEM
et
Muhamm LVİ
SE
Furkan
Aybüke ŞAHİN
Zeynep GÜ
LLÜ
ER
Nisanur ÖND
Diyanet Çocuk Dergisi Sayı: 412 Kasım 2014 47
MEKTUBU
GELENLER
Duman/ Konya
Ahmet Furkan
reli
Şansal/ Kırkla
Mehmet Emin
Kahramanmaraş
maraş
Furkan Tozar/
ozar/ Kahraman
T
an
k
ur
F
te
Muhamm
hir
Aykutlu/ Kırşe
a
ys
e
üm
R
an
Reyy
pınar/ Elazığ
Abdullah Gökçe
n Köse
Nursel-Gülsere
ir
Medine Aydem
ış
Zeynep Karakam
Sevgili Arkadaşlar, bizlerle
paylaşacağınız mektuplarınızı
bekliyoruz. Hoşça kalın.
NCİ
Nurefşan EKİ
A Y IN
M EK T U P LA R I
Zeliha KARAHAN
48 Diyanet Çocuk Dergisi Sayı: 412 Kasım 2014
Download

Çocuk Dergisi - Diyanet İşleri Başkanlığı