r
ISTANBUL TICARET ODASı
YAYıNLARı
PROF. ıLHAN E. POSTACIOGLU
538 Sayılı Kanunun
İCRA VE İFLAs KANUNUNA
GETİRDİöİ YENİLİKLER
İSTANBUL
1 965
ISTANBUL TIcARET ODAsı
YAYıNLARı
PROF. ıLHAN E. POSTACıO~LU
538 SAYILI KANUNUN.
ıCRA VE IFLAs KANUNA GETIRDIC71
YENILIKLER
İSTANBUL
196 5
538 SAYILI KANUNUN tCRA VE İFLAS KANUNUNA GETtRDtGt
YENİLİKLER
GİRış
1 - 6 Mart 1965 tarihinde Resmi Gazete ile yayınlanan kanunumuz
6 Haziran 1965 de merPyete giriyor. Alacaklıların alacaklarını tahsil hu·
susunda karşılaştıkları zorlukların mühim bir kısmıhı bertaraf etmek üze·
re, uzun tereddüd devrelerinden sonra çıkarılması başarılan bu kanun, alacaklılara ne gibi avantajlar sağlayor, borçluIara yeni ne gibi mükellefiyetler tahrnil ve bunların yanında ne gibi kolaylıklar temin ediyor? Diğer
cihetten üçüncü şahısların durumunda ne istikamette değişiklikler getirmiş oluyor? İşte bir vatandaş ve bir tüccar olarak herkesin kısaca cevabını öğrenmek istediği sualler bunlardır.
Biz bu b-roşürde bu suallerİn cevaplarını okuyucularımızın hukukçu
olmadıklarını farz ederek verrneğe ve kanunun getirdiği yenilikleri mümkün mertebe açık bir dille kendilerine anlatmağa çalışacağız. Bu maksatla
her şeyden önce cebri icra sistemimize kuşbakışı bir nazar atfetmekliği­
bını öğrenmek istediği sualler bunlardır.
BİRİNCİ KısıM
İCRA VE İFLAS
UMUMI
KANUNUNA
BİR BAKıŞ
BİRİNCİ
FASIL
ANA MEFHUl\'ILAR : Haciz, rehiııin paraya çevrilmesi, iflas ve
konkordato.
2. - Muayyen bir hukuk nizamı içinde borçlu, borcunu, vadesi ge 4
lince, norm~n olarak kendi rızasile ahccı klısına öder. Eğer o sırada buna
muktedir değilse, alacaklısından yeni bir vade almağ"a gayret eder. Fakat
alacaklı bu vadeyi kendisine vermek zorunda değildir. Borçlusunun hÜS4
nüniyetine inanmıyor, uzatacağı vadenin borçluya zaman kazandırmak­
tan gayrı bir netice vermiyeceğine kail bulunuyorsa, alacaklı borçlunun bu
temdid taleplerini nazara almıyarak cebri icra yolile alacağını almak çarelerine baş vurur.
para alacağını borçlusundan zorla tahsil için
alacaklınm yapacağı şey borçluya ait mallara İcra makamları vasıtasile el
koydurmak yani malları haciz ettirmek ve bunları yine İcra makamlan
va~!lltasile paraya çevirtmektir. Haciz
neticesinde borçlu haciz konusu
malda tasarruf selahiyetini kaybeder. Binaenaleyh artık başkasına bu
malı muteber olarak devredemez. Haciz malı adeta borçlunun mameleki
içinde hukukan kilitlediğinden artık icra makamları vasıtasile bunun paraya eevrilmesine yani satılarak üçüncü şahsa devir edilmesine ve ısatı§
Vadesinde
ödenmemiş
-3-
bedelinden de borcun ödenmesine bir mani kalmaz.
3 - Alacağını tahsil edememiş olan alacaklının başvuracağı müeyyide sadece hacizden ibaret değildir. Eğer alacaklı daha evvel, borçlusundan
rehin almışsa, bu takdirde haciz yoluna gitmeden evvel rehini İcra makamları vasıtasile paraya çevirtmesi icabeder. Hatta, alacaklı elinde menkul rehini bulunduğu veya alacağı için gayrımenkul rehini (ipotek) aldığı
takdirde evv:ela rehinin paraya çevrilmesi yoluna başvurmak zorundadır.
Rehini paraya çevirdikten sonra elde edilen para, alacağını karşılamazsa, o zaman, tahsil edemediği bakiye alacak için alacaklı haciz yoluna veya bir az sonra göreceğimiz iflas yoluna gidebilir. Yoksa, ta işin
başından rehini bir tarafa bırakıp haciz veya iflas yollarını deneyemez, kaide budur. Fakat kaidenin istisnaları mevcuttur. Evvela alacak emre
muharrer senet (bono) gibi bir kambiyo senedine bağlanmış ve bunun
için rehin alınmış ise, bu takdirde rehinin paraya çevrilmesi yoluna gitmeden doğrudan doğruya haciz yolile borçluyu takip edebilmek yetkisi alacaklıya tanınmıştır. Keza, alacaklı rehin almakla beraber borçlusunu evvela rehin yolile takibe mecbur olmaksızın, dilediği takdirde haciz veya
iflas yolile takip etmek yetkisini borçlusundan yazı ile istihsal etmiş ise,
bu yetkiye müsteniden de, mesele bir az mÜllakaşalı olmakla beraber, doğ­
rudan doğruya haciz veya iflas yollarından birine gidebilir.
Bu suretle alacaklı için rehin almışsa, borçlusunu rehinin paraya çevrilmesi yolile, rehin almamış veya rehin paraya çevrildikten sonra alacağının karşılanmamış bir kısmı kalmış ise, haciz yolile takip etmek sel ahiyetlerinin mevcut olduğunu görüyoruz.
4 - Fakat bir de bu takip yollarının yanında iflas yolile takip de yer
almaktadır. İflas yalnız tüccar olan borçluiara kabili tatbik bir müeyyede dir , ve mefhum olarak umumi hacze tekabül eder. Bu umumi haciz fikrini layıkile anlayabilmek için bir misal üzerinde duralım.
10.000 liralık bir alacağı olan alacaklı borçlusunu haciz yoIile takip
ederse bu takibi neticesinde borçlusunun 10.000 lira değerindeki malları­
na haciz koydurur. Bu suretle haciz, ferdi neticeler husule getirir. Yani
bu hacizden istifade edecek yalnız kendisidir. Diğer alacaklıların bu hacizden istifade etmeleri için ayrıca takip yapıp, eğer kanunun aradığı şart­
lar varsa, bu hacze iştirak etmeleri lazımgelir. Fakat iştirak prosedürü
tahrik edilmeden ve gerçekleştirilmeden bir hacizden yalnız haczi koydurmuş alacaklı istifade eder; diğer alacaklılar istifade edemez.
Bundan başka haciz yalnız taalluk ettiği ve misalimizde 10 bin lira
değerindeki mala mÜllhasır kalır. Haczin dışında kalan mallara borçlu
serbestçe tasarruf etmeğe devam eder. Halbuki aynı 10.000 liralık alacak
için borçlu iflas ettirilmiş olursa, artık bu iflas neticesinde kabili haciz
-4-
ne kadar malları varsa, onun tasarruf sahasından çıkmış olur. Sanki bü­
tün malları ayn ayrı haciz edilmiş gibi.
Diğer cihetten, bu iflâs durumundan yalnız borçluyu iflâs yolile ta­
kip etmiş ve onu iflâs ettirmiş alacaklı değil, bu alacaklı da dahil olmak
üzere borçlunun bütün alacaklıları faydalanır. Şöyle ki; iflâs ile borçlunun
bütün malları bir bütün bir masa teşkil eder; ve bu malların bedeli şu ve­
ya bu alacaklıya verilmeyip iflâs masasına alacağını kayıt ve kabul ettir­
miş alacaklılar arasında alacakları nisbetinde (garameten) taksim olunur.
5. — İflâsın yanında borçluya ait borçların böyle kollektif yani umu­
mî bir şekilde tasfiyesini tazammun eden ve iflâsa nazaran çok daha hafif
bir mahiyet arzeden bir yol da konkordatodur. Fakat konkordatoda inisyatif alacaklıların değil borçlunun elindedir. Yâni prosedürü tahrik ede­
cek olan alacakhlar olmayıp bizzat borçludur.
Konkordato iflâstan evvel ve iflâstan sonra olmak üzere iki nevidir.
İflastan önce yapılmış konkordato borçlunun iflasına mahal bırakmaz.
Binaenaleyh, iflâsı önleyici bir vasfı haizdir. Buna mukabil, iflâs eden
borçlu alacaklıları ile konkordato akdine muvaffak olursa tekrar malları­
nın başına avdet eder ve mallarını bizzat paraya çevirip konkordato şart­
ları dahihnde alacaklılarına müsavi esaslar dahilinde ve alacakları ile mü­
tenasip olarak dağıtır. İflâsla konkordatoyu birbirine yaklaştıran, her ikisindeki umumihk vasfıdır. Ayıran da, iflâsta borçlunun mallarının başın­
dan uzaklaşması, onun yerini alacaklıların seçtikleri iflâs idare memurları­
nın (sendiklerin) almasıdır. Öyle ki iflasta borçlu kendi mallarının yaban­
cısı hükmüne gelmektedir. Konkordatoda ise borçlu mallarının başında kal­
makta, konkordato akdinde alacaklılarına kabul ettirdiği tediye şartları da­
hilinde tediyelerini yapmaktadır, (meselâ borçların % 60 nm, konkordato­
nun kesinleşmesinden 6 ay sonra başlamak üzere üçer aylık müsavi taksit­
lerle 30 ay zarfında 10 taksitle ödenmesi gibi) Bunun için de mallarını uy­
gun gördüğü fiatlarla satmakta, ticaretine devam edegelmektedir.
İKİNCİ FASIL
İcra Teşkilâtı ve Cebri İcra Mekanizması
6. — Yukarıda, para alacaklarının tahsili mevzuunda icra ve iflâs
kanununun koyduğu muayyen müeyyideleri görmüş oluyoruz.
Şimdi bunların kısaca nasıl ve ne gibi bir mekanizma içinde hareke­
te geçtiğini görmekliğimiz lâzımdır. Bunun için de evvelâ memleketimizin
icra teşkilâtını şöyle alelumıım gözden geçirmek icabeder.
Her Asliye Mahkemesinin bulunduğu kaza dairesinde asgarî olarak
bir icra dairesi ve bu dairede de asgarî olarak icra memuru sıfatile vazife
gören bir memur vardır. İstanbul, Ankara gibi büyük merkezlerde icra da­
iresi muhtelif dairelere bölünmüştür. Yani buralarda birden fazla icra da-
iresi mevcuttur. îcraya ait muamelelerin büyük kısmı icra memurları veya
bunların maiyetindeki muavin ve -muayyen muameleler de- kâtipler tara­
fından yapılır. Bu muamelelerde kanuna aykırı veya işin icabına uygun
düşmeyen bir cihet varsa muamelenin iptali veya düzeltilmesi için alâka­
lılar tarafından icra dairesinin bağlı bulunduğu icra tetkik merciinde şi­
kâyet mevzuu yapılabilir. İcra tetkik mercii makamını bir hâkim işgal
eder. Bu hakim alâkalıların şikâyeti üzerine icra muamelelerinin kanu­
na ve maslahata uygun olup olmadığını kontrol eder ve şikâyeti kabul ve­
ya red suretinde bir karara bağlar. İcra tetkik mercii hakimine biraz son­
ra temas edeceğimiz başka vazifeler de verilmiştir.
İcra Tetkik mercii hâkiminin kararları kanunda yazılı olan hallerde
kabili temyizdir. Kararın temyizi için aleyhine karar verilmiş olan alâka­
lı (alacaklı veya borçlu veya üçüncü şahıs) Yargıtay İcra ve İflâs daire­
sine başvurur.
Kanun iflâs ve konkordato mevzularında ayrıca Asliye Ticaret Mah­
kemesine muayyen vazifeler vermiştir.
7. — Teşkilâtın ana hatlarını böylece belirttikten sonra şimdi haciz
yolüe takibin nasıl yapıldığını ve borçlunun mallarına nasıl haciz konula­
bileceğini görelim.
Alacaklı para alacağı hakkında daha önce borçlusu aleyhine ait oldu­
ğu mahkemede dava açıp alacağını ilâma bağlatmış ise Türkiyenin her
hangi bir icra dairesine bu ilâmı tevdi edip haciz yolile borçlusunu takip
edebilir. O zaman icra dairesi borçluya bir icra emri tebliğ eder. Ve beş
gün zarfında borcun ödenmesini ister. Beş gün geçtikten sonra icra me­
muru borçlunun mallarının bulunduğu yere (ticarethane, dükkân veya
deposuna, ikametgâhına) giderek alacak miktarına yetecek mallarına ha­
ciz koyar. Borçlu böyle ilâma müstenid bir icra emrine karşı icra dairesi
(icra memuru) nezdinde borçlu olmadığına dair herhangi bir itirazda bu­
lunamaz. Çünkü alacaklının alacağı kaziyei muhkeme teşkil eden ilâmla
sabittir.
8. — Eğer, borçlu borcunun ilâma bağlanmasından sonra, borcunu
ödediği iddiasında ise, o zaman, takibe icra tetkik mercü nezdinde itiraz­
da bulunarak takibin iptalini ister. Fakat borçlunun bu itirazının mercice nazara ahnabilmesi için iddia ettiği tediyeyi imzası NoterUkçe musaddak veya alacaklısı tarafından merci önünde ikrar edilecek bir makbuzla
isbat etmesi lâzımdır. Borçlu ilâma bağlanmış alacağı, icra dairesi hari­
cinde alacaklısına ödemiş ve alelade hususi bir makbuz almış ise, alaca'
makbuz altındaki imzanın kendisine aidiyetini kabul ve ikrar etmezse, o
zaman merci makbuz altındaki imzanın alacaklıya ait olupl olmadığının
tahkikine girişemez; hakkındaki takibi durduramaz ve iptal edemez. Borç-
lu böyle bir halde ikinci defa ödemede bulunmak zorunda kalır. (Borçlu­
nun ikinci ödemenin kendisine iadesi hakkında mahkemede aynca istir­
dat davası açmak hakkı mahfuzdur.) Binaenaleyh, bir borçlu ilâma bağ­
lanmış borcu ödemek yoluna giderse alacaklısımn dürüstlük derecesini
gözönünde tutarak hareket etmeli, eğer icra veznesine tediyede bulun­
muyorsa, bilfarz defter kayıtlarile veya hususi makbuzlarla iktifa etme­
yip alacakhsmdan, imzasmı Notere tasdik ettireceği bir makbuz almayı
ihmal etmemelidir.
9. — Ancak alacakh borçlusu aleyhine bir ilâm almış değilse, pa­
ra alacağını vâdesinde borçlusundan tahsil edemediği takdirde yine de ha­
ciz yolile takip edebilmek imkânını haizdir. İsviçre kanunundan Türk ka­
nunun iktibas ettiği bu şekil kanunumuzun başlıca hususiyetlerinden bi­
rini teşkil etmekte ve ilamsız icra diye anılmaktadır. îşte şimdi ilamsız ic­
ranın tâbi olduğu prensipleri görmekliğimiz icabediyor.
İlamsız icra yolile haciz yaptıracak olan alacaklı Türkiyenin her han­
gi bir icra dairesine müracaat imkânını haiz değildir. Zira, ilamsız icra
bakımından icra dairelerinin selâhiyeti tahdide uğramıştır. Kaidemiz şu­
dur ki, alacaklı borçlusu aleyhine dava ikame etmek istediği takdirde
hangi yer mahkemesine müracaat edecek ise ilamsız takip için aynı yer
içra dairesine başvurmalıdır. Malûm olduğu üzere selâhiyet evvelemirde
borçlunun ikametgâhına göre taayyün eder. Binaenaleyh, alacaklının ha­
ciz yolile borçlusunu takip mevzuunda evvelemirde borçlunun ikametgâhı
icra dairesi yetkilidir. Borcun tediye mahalli neresi ise, alacakh o yer ic­
ra dairesine de başvurmak selâhiyetini haizdir. Nihayet, alacaklı ve borç­
lu borç senedinde selâhiyetli icra dairesini de muteber olarak kararlaştırabilirler. Bu takdirde alacaklı borç senedinde yazılı icra dairesine de mü­
racaat etmek imkânına sahiptir.
Alacaklı icra dairesine müracaatla haciz yolile borçlusunu şu kadar
lira alacak için takip etmek isteğinde olduğunu bildirir ve gerekli harçlan
ve tebliğ masraflarını öder. Buna takip talebi diyoruz. Takip talebile mü­
ruru zaman kesilmiş olur. İcra dairesi takip talebine muhatap olunca bu
talebin hakiki bir alacağa tekabül edip etmediğini araştırmaz. Yani ala­
caklının iddia ettiği gibi bir alacağı olup olmadığım tahkik etmez. Talebe
uygun olarak ödeme emrini tanzim ile borçluya tebliğ eder. Borçlu ödeme
emrini tebellüğ edince, eğer ödeme emrinde bildirilen borcu kabul etmi­
yorsa icra dairesine 7 gün idinde başvurarak borcu olmadığı hakkında iti­
raz etmesi lâzımdır.
Eğer itiraz etmezse takip kesinleşir. Alacakh da kesinleşen takip üze­
rine borçulunun mallarına haciz konmasını icra memurundan ister. Artık
ondan sonra borçlu borcunu ödemedikçe ve tediyesini kanunun aradığı §e-
killerde isbat etmedikçe haczi kaldıramaz veya mahcuz mallarm paraya
çevrilmesine mani olamaz. Takip kesinleştikten sonra borçlu takibi dur­
durmak için borcunu öderken de şunlara dikkat etmelidir. Y a borcunu ic­
ra veznesine ödemeli; veya alacakhsma Noterden imzasını tasdik ettirece­
ği bir makbuz mukabilinde tediyede bulunmahdır. Eğer adî bir makbuz
mukabihnde alacaklısına tediyede bulunacak ise bilmelidir ki, bu makbuz
altındaki imzayı alacaklı -ihtilâf vukuunda- icra tetkik merciinde inkâr
edecek olursa, borçlu bu imzanın alacaklıya aidiyetini icra makamlarında
isbat iktidarını haiz olamıyacak ve binnetice ilamlı icrada olduğu gibi ikin­
ci bir tediye yapmak zorunda kalacaktır.
Fakat burada bahis konusu ettiğimiz durum ödeme emrine borçlu ta­
rafından itiraz edilmiyerek takibin kesinleşmiş olması hali için bahis mev­
zuu olmaktadır. Zira, borçlu ödeme emrine itiraz etmişse, mücerret itiraz
takibinin kesinleşmesine mani olur ve takibi durdurur.
Demek ki, ödeme emrine müddetinde itiraz borçlu için son derecede
önemlidir. Bundan dolayıdır ki, ödeme emrinin tebliği de borçlu için önem
ifade eden bir hâdisedir. Şunu şuracıkta kayıt edelim ki ödeme emrinin
borçlunun şahsına tebliği de zaruri değildir. Borçlu nâmına adlî tebligatı
tebellüğ etmek zorunda olan bir şahsa meselâ borçlunun ikametgâhında
onunla birUkte oturan yetişkin bir hizmetçiye veya ailesi efradından birine
veya dükkân ve mağazasmdaki bir müstahdeme yapılan tebliğ muteber­
dir. Borçlu, kendinden gayri bir kimseye yapılan tebligatdan kusuru ol­
maksızın geç haberdar olmuşsa, bu bapda kusursuzluğu ve ıttılamm geç
vaki olduğunu isbat ederek ayrı prosedürle bu defa tetkik merciinde ge­
cikmiş itirazda bulunabilir ki gecikmiş itiraz kendiliğinden takibi durdurmayıp merci tarafından ayrıca şayanı kabul görülmek iktiza eder ve
borçlu için garanti arzetmez.
10. — Şimdi ödeme emrine borçlu tarafından müddetinde yapılan
itiraz takibi durdurur dedik. Bu da tabüdir. Zira, zaten alacaklı olarak
icra dairesine müracaat eden şahıs alacakh olduğunu icra memuruna isbat
etmeden sırf onun beyan ve takip talebi üzerine borçlusuna ödeme emri
tebliğ ettirdiğine göre, buna mütenazır olarak da, sırf borçlunun itirazı
ile ve bu itirazın dayanabildiği sebeplerin icra memuruna ispat edilmesine
hacet kalmaksızın takibin durması lâzımdır. Takip itiraz üzerine durun­
ca bu itirazı hükümden düşürmek ve takibi kesinleştirip kesinleşen taki­
be müsteniden haciz istiyebilmek için alacaklının başvurabileceği iki ayrı
yol vardır.
Ya Mahkemeye müracaatla itirazın iptali davasını açar; bu davasın­
da alacaklı olduğunu ve alacağının para alacağı olarak takip tarihinde mu­
ayyen ve belli bir miktarda olduğunu ispat ederse hem alacağına hüküm
alır hem de borçlusunu haksız yere itirazda bulunduğu için inkâr tazmi­
natına mahkum ettirir.
11. — Yahut alacakh icra tetkik merciine baş vurarak itirazın kaldı­
rılmasını ister. Merciin itirazın kaldırılmasına karar verebilmesi için ala­
cağını muayyen vasıftaki bir senetle ispat etmesi gerekir. Senetde aranı­
lan vasıflar şunlardır:
a) Senet altındaki borçluya ait olduğu bildirilen imza noterlikçe musaddak olmah; değilse, borçlu bu imzanın kendisine aidiyetini merci önün­
de kabul etmelidir.
b) Senedin metninden borçlunun borç altına girmiş olduğu anlaşıl­
malıdır. Alelade bir tediyeyi natık bir makbuz, o makbuzu verenin borç
altına girdiğine tam bir delil teşkil etmediği için, bu vasfı haiz değildir. Bi­
naenaleyh, senedin metninde sadece şu kadar lira aldım ibaresi kâfi olma­
yıp şu kadar lira borçlandım veya şu kadar lirayı ödemeği teahhüt ediyoyorum tarzında borcun borçlunun zimmetine terettüp ettiğini ortaya koy­
ması lâzımdır. Borçlu da alacaklı tarafından ibraz edilen böyle bir senede
karşı tediye, ibra takas veya diğer itirazlarını aynı mahiyette bir senetle,
(yâni imzası Noterhkten musaddak veya alacakh tarafından merci önün­
de kabul edilecek bir senetle) ispat edemediği takdirde, o zaman tetkik
mercii itirazın kaldırılmasına karar verecek ve bu suretle takip kesinleşe­
rek alacaklı borçlunun mallarına haciz koydurmak imkânım elde edecek­
tir.
12. — Borçlu kendisine izafe edilen senet altındaki imzayı inkâr eder­
se icra tetkik mercii icabında bilirkişi marifetile imza tatbik ve mukaye­
sesinde bulunur. Bunun için borçluya aidiyeti sabit tatbike medar bir im­
za bulunması gerekmektedir. Çok defa itiraz dilekçesindeki veya vekil iti­
razda bulunmuşsa vekâletnamenin aslındaki imzaya itibar olunmaktadır.
İmzanın borçluya aidiyetine kanaat getirirse, itirazın muvakkaten kaldırıl­
masına karar verir. İtirazın bu suretle muvakkaten kaldırılmasına karar
verilmesi üzerine alacaklı borçlunun mallarına muvakkaten haciz koydurur.
Muvakkat haczin biraz evvel bahsi geçen hacizden farkı şudur ki, alacaklı
muvakkaten haczedilen malların satışını isteyemez. Bunun için muvakkat
haczin kat'i hacze münkalip olması lâzımdır. Esasen borçlu, itirazın mu­
vakkaten kaldırılmasına karar verilmişse kararın kendisine tefhiminden ve
tefhim edilmemiş ise tebliğinden itibaren 7 gün zarfında mahkemede
borçdan kurtulma davası açması icap eder. Bu davayı açmadığı veya açıp
da kaybettiği takdirde itirazın muvakkaten kaldırılması kat'i mahiyet ala­
cak ve eğer alacaklı daha önce borçlunun mallarına muvakkaten haciz
koydurmuş ise bu da kat'i hacze münkalip olacaktır.
13. — Görülüyor ki, borçlunun senet altındaki imzayı inkâr etmesi
halinde alacaklının hakkına kavuşması bir hayli gecikmektedir. Zira ic­
ra tetkik mercii itirazın kaldırılması prosedürü içinde imzayı tahkik edip
imzanın borçluya aidiyetini tesbit etse bile, bu ancak itirazın muvakkaten
kaldırılması neticesini doğurmakta, itirazın kat'i olarak hükümden düş­
mesi ise borçlunun borçdan kurtulma davasını müddetinde açmamasına ve
açtığı taktirde kaybetmesine bağlı kalmaktadır. Tatbikatda borçluların im­
zalarını inkâra yeltenmelerinin sebebini işte bu durumda yani borçlunun
bu usûl hükümleri sayesinde vakit kazanmak endişesinde aramak doğru
olur.
14. — Rehinin paraya çevrilmesi için kanunun koyduğu usuller haciz
yolu ile takipteki usullere benzemektedir. Yalnız ödeme emrine itiraz müd­
detleri farklıdır. Menkûl veya gayrı menkûl rehinin paraya çevrilmesini
alacakh isteyince haciz yolunda olduğu gibi borçluya ödeme emrinin teb­
liği gerekmekte, ödeme emrine itiraz serdedilmediği takdirde rehinin pa­
raya çevrilmesi imkân dahihne girmektedir. Borçlu itirazda bulunmuşsa
yine itirazın icra tetkik merciinden -yani bazı istisnalar bir yana bırakıla­
cak olursa- hacizde mer'i olan esaslara benzer şekilde kaldırılması lâzım
gelmektedir.
15. — İflâs yolu ile takibin seyri ise hacze nazaran bazı mühim fark­
lar arzeder. Evvelâ, haciz yolu ile takip için birden fazla icra dairesinin
selâhiyeti bahis mevzuu olduğu halde, iflas yolu ile takipte selahiyetli ic­
ra makamı münhasıran borçlunun işlerini temerküz ettirdiği icra dairesidir. Binaaneleyh, selâhiyet üzerinde anlaşmalar iflas mevzuunda hüküm
ifade etmemektedir. Alacaklı bu yer icra dairesine müracaatla borçlusu­
na iflas yolu ile takip edildiğini beyan eden bir ödeme emri tebliğ ettirir.
Borçlu itiraz edecek ise itirazını behemahal arzuhal ile icra memur­
luğuna bildirmesi lâzımdır. (Halbuki haciz yolu ile takipte itiraz icra zap­
tına derç ettirilmek suretile de yapılabilmektedir.) Borçlu itiraz etmiş ol­
sun olmasın, iflâsa karar verecek olan mahkeme, borçlunun işlerini te­
merküz ettirdiği yer mahkemesidir.
Şu halde, alacakh ödeme emrinin tebüği formahtesi ikmal edildik­
ten sonra selâhiyetdar mahkemeye müracaatla borçlusu aleyhinde iflâs
davası açar. Mahkeme muhafaza tedbirleri alabilir. Bu meyanda borçlu­
nun mallarına iflâs memurluğu (iflâs dairesi) marifetile el koyabilir ve
bunların ahara devredilmesini önleyebilir. Daha hafif bir tedbir olarak da
borçlunun mallarının defterinin yapılmasına karar verebilir. Bu takdirde
iflâs memurluğu tarafından borçlunun ve ailesinin idaresi için bırakılan
mallar müstesna olmak üzere deftere geçirilen mallarda borçlu tasarruf
selâhiyetini muhafaza etmekle beraber, bu tasarrufları neticesinde elde
ettiği kıymetleri -meselâ satış yapmışsa satış bedelini- aleyhine iflâs ka­
rarı verilince iflâs masasına teslim ve tediyeye mecburdur. Bu mecburiye­
ti yerine getirmeyen borçlu iflâs masasının vereceği müzekkere üzerine
bir aya kadar hafif hapis cezasile cezalandırılır.
İflâs davasına el koyan mahkeme borçlu tarafından ödeme emrine
yapılan itirazın varid olup olmadığını anlamak için- alacağın varhğım tah­
kik eder. Bu hususta bu kabil bir davada tetkiki mümkün delilleri ve bu
meyanda defter kayıtlarını da tetkik konusu yapar. Takibe mesned yapı­
lan alacağın varlığına kanaat getirirse, borçluya borcu 7 gün zarfında
mahkeme veznesine depo etmesini emreder. Borçlu bu emri yerine getir­
mezse, borçlunun iflâsına karar verir.
16. — Borçlunun iflâsı üzerine bütün malları bir masa teşkil eder
ve bu mallar üzerinde borçlunun tasarruf selâhiyeti sona erer. Alacaklılar
yapacakları ilk toplantıda iflas idare memurlarını seçerler. İflâs idare me­
murları da ilân yapıp müflisten alacaklı olanları kayda davet eder. Müra­
caat edenlerin alacaklarını iflâs idare memurları tahkik edip iflas masa­
sına kayıt ve kabullerini icra eder. Masaya dahil mallar iflas idare me­
murlarınca paraya çevrilerek masaya kayıt ve kabulleri icra edilmiş ala­
caklılar arasında alacaklarıyla mütenasip olarak tevzi edilir.
17. — Konkordato ise farklı bir tasfiye şeklini tazammun eder.
Konkordato teklifini borçlu Ueri sürer. Teklif, borçların bir plân ve müsa­
vi esaslar dahilinde yeni vadelere bağlanmak veya borçlarda muayyen nisbet üzerinde tenzilât icra edilmek suretile ödenmesini istihdaf eder.
Borçlu iflâstan önce konkordato akdedebilmek için icra tetkik mer­
ciine bir proje verir ve blânçosunu ibraz eder. Merci projeyi makul ve ala­
caklıları izrar kasdinden âri görürse borçluya iki aylık bir mühlet verir ve
kendisine bîr komiser tayin eder. Komiser alacaklıları alacaklarını kayda
davet eder. Fakat alacağın varlığını kabul edip etmemek borçluya ait bir
selâhiyettir. Borçlunun kabul etmediği alacaklıların ne nisbette rey sahibi
olacağını tetkik mercii tayin eder.
Konkordato mühleti borçlu ile alacakhlar arasında bir nevi mütare­
ke, silâhların karşılıklı olarak muvakkat bir zaman için terki demektir. Şu
bakımdan ki rehinin paraya çevrilmesi müstesna borçlu aleyhine konkodato mühleti zarfında haciz ve iflâs yollarından birile icra takibi yapıla­
maz. Borçlu bu mühlet zarfında rahat bırakılmak istenilmiştir. Zira bu
mühlet zarfında konkordatonun kabulü hazırlıkları tamamlanacaktır. Ala­
caklılar kayıtlarını icra ettirdikten sonra Komiser tarafından bildirilen
yer ve saatte toplanarak borçlunun teklifine müsbet veya menfî rey beyan
ederler. İflâstan önceki konkordatonun kabulü için borçlunun eski kanun­
da ödeme teklifinde bulunacağı borç nisbetinin asgarî olarak % 30 olması
icabederdi.
Konkodatonun kabulü için aranılan diğer şart da rey sahibi olduğu
kabul edilen alacaklıların 2 / 3 nün konkordatoya muvafakat etmesi ve
bunların sahip oldukları alacakların bütün alacakların 2 / 3 sine tekabül
eylemesi lüzumudur (şahıs ve meblağ ekseriyeti).
Konkordato bu suretle kabule mazhar olmuşsa, hüküm ifade etmesi
için ayrıca mahkemenin tasdikine iktiran etmesi lâzımdır. Konkordato­
nun tasdiki için aktedilecek celsede mahkeme konkordatoya itirazları olan
alacaklıları dinleyecek, konkordatonun hüsnü niyetle ve borçlunun mevcudile mütenasip tediye şartlarını ihtiva ettiğine kanaat getirirse, konkor­
datoyu tasdik eyliyecektir. Görülüyor ki, konkordato mühleti sırasında
borçlu bir yandan alacaklıların takibinden masun kalmakta ve komiserin
nezareti altında olsa dahi daima mameleki başında bulunduğu için alacak­
lılardan bazıları veya hepsi aleyhine zararlı muameler yapabilmek, malları­
nı kaçırabilmek imkânını bilfiil elinde tutmaktadır. Esasen kanunumuzda
bu bakımdan kâfi müeyyideler bulunmadığından bu yüzden vâki şikâyet­
ler yeni metinde geniş mikyasta nazara alınmıştır.
îşte şimdi cebrî icra mekanizmasına atfettiğimiz bu kuşbakışı nazar­
dan sonra 538 sayılı kanunun getirdiği yeniliklerin nelerden ibaret oldu­
ğunu görmek zamanı gelmiştir.
ÎKÎNCÎ KISIM
538 SAYILI KANUNUN GETİRDİĞİ Y E N İ L İ K L E R
18. — Kanunun getirdiği yenilikleri bu yazımızın başında da belirt­
tiğimiz gibi borçlulara ne gibi yeni mükellefiyetler ve binnetice alacaklıla­
ra ne gibi kolaylıklar sağladığı zaviyesinden ele alacağız. Keza sırası
geldikçe alacaklılara tahmil edilen yeni mükellefiyetler varsa onlara da
işaret edeceğiz.
Böylelikle okuyucularımızı mümkün mertebe ikaz etmek ve kendileri­
ni kötü süprizlerden alıkoymak istiyoruz. Aynı zamanda hasımlarının şu
veya bu şekilde tutumlarından ne yolda faydalanabilecekleri hakkında da
kendilerine toplu fikir vermiş olacağımız kanısındayız.
BİRİNCİ FASIL
Tebligat Mevzuunda Yenilikler
19. — Evvelâ henüz icra takibine muhatap olmadan adresini değişti­
ren borçlunun yeni adresini alacaklısına bildirmek zorunda olup olmadığı­
nı belirtelim. Eski kanunda böyle bir mevzu yoktu. Yeni kanun ise yalnız
Uâm ve ilâma muadil tutulan senetler (1) borçlularile ipotek senedi
(1)
§u kadarını söyliyelim ki borçlunun Noterde resen tanzim ettirdiği senette
bir borcu ikrar etmesi ilâm hükmündedir.
muayyen
borçlularına böyle bir mükellefiyet yüklemiştir. Maksat bunlara yapıla­
cak tebligatın akim kalmasını önlemek ve alacakir tarafından girişilen
takibin sürüncemede kalmasına mahal bırakmamaktadır.
Borçlu kendisine yüklenen bu mükellefiyeti yerine getirmediği yani
adresini alacakhsına bildirmediği takdirde, ilâmda veya ipotek senedinde
gösterilen adresin kapısına tebliğ varakası tâhk edilmek suretile tebUğat
borçluya muteber olarak yapılmış olur.
20. — Yeni kanuna göre ilâm veya ipotek senedi borçlusu ilâm veya
ipotek senedinde yazıh adresini değiştirdiği takdirde bir az evvel bahis
edilen müeyyideye maruz kalmak istemiyorsa, yeni adresini Noter vasıtasile alacaklısına bildirmeUdir. Bu bildiriyi yaptığı halde alacaklısı onu
izrar için eski adresinin kapısına tebliğ varakasını talik ettirmek suretile
icra işlerini yürütürse bundan dolayı borçlusuna iras ettiği zararı, ve ay­
rıca adeta bir şartı cezai olarak % 15 fazlasile, ödemeğe mecbur olur. Ta­
bu bunun için borçlunun alacakhsına karşı dava ikame etmesi ve o yolda
hüküm alması lâzımdır.
21. — Şunu tasrih edelim ki, ilâm ve ilâma muadil vesikalarla ipotek
senedinin borçluları için bahis mevzuu ettiğimiz bu mükellefiyet yani ad­
reslerini değiştirdikleri takdirde bunu karşı tarafa bildirmek mükellefi­
yeti alacakhlar için de varittir. Alacakh da ilâmda, veya ipotek senedinde
yazılı adresini değiştirdiği takdirde yeni adresini borçlusuna bildirmek zo­
rundadır. Zira bunu yapmazsa borçlusu adresini değiştirir ve yeni adresi­
ni alacaklısına tebUğ ettirmek istediği halde tebUğatı akim kalır ve o za­
man da alacaklı eski adrese tebligat icrasile icrayı tekemmül ettirecek
olursa bu suretle iras edebileceği zarardan dolayı yine de sorumlu sayıl­
mak lâzımgelir.
ÎKÎNCÎ FASIL
llâmlarm tcrasmda Yenilikler
22. — Eskiden ilâma müsteniden icra emri borçluya tebUğ edilince
borçlu ilâmda yazılı borcu ödediğini muayyen bir zamanda bildirmek
ve itirazını o yolda icra tetkik merciine muayyen bir müddet içinde akset­
tirmek zorunda değildi. Şimdi ise durum değişmiştir. Yeni kanuna göre
borçlu ilâma karşı tediye veya müruru zaman itirazlarını icra emrinin
tebliğinden itibaren 7 gün zarfında icra tetkik merciine başvurarak serdetmesi lâzımdır. 7 günü geçirirse artık bu itirazları nazara ahnmaz. Yal­
nız icra emrinin tebUğinden sonra borçlu ödemede bulunmuş ise böyle bir
ödemeyi 7 günü geçirdikten sonra dahi serdedebilir.
23. — Bilindiği gibi muayyen bir para meblağına mahkûmiyeti tazammun eden bir ilâm borçlu tarafından temyiz edilince mücerret tem­
yiz keyfiyeti bu ilâmın icrasını durdurmaz. Yani mevzubahis ilama müs­
teniden icra emrinin borçluya tebliğini müteakip eski kanunda beg gün,
yeni kanunumuza gore yedi giin beklendikten sonra borçlunun mallarma
haciz konulabilecek, hatta bunlarm satışma gidilebilecektir. Ve bu arada
veya daha önce ilamm temyiz edilmiş olması bu muamelelerin geciktiril,mesmi başlı başına icab eden bir sebep teşkil etmeyecektir. Fakat eski ka­
nunumuz rejiminde olduğu gibi yeni kanunumuz sisteminde ilamın temyizi
üzerine ayrıca icra tetkik merciince uygun görülecek miktar ve kıymet­
te malların rehin edilmesi veya haczolunması halinde ilâmı temyiz yoluy­
la inceUyecek olan Yargıtay dairesi ilâmın tasdikine kadar icranın geri
bırakılmasına karar verebilir. Karar verdiği takdirde de icra olduğu yer­
de durur, daha ileri gidemez.
Temyiz neticesinde ilam Yargıtay tarafından onandığı (tasdik edildi­
ği) takdirde alacaklının hakkına kavuşması için yeni kanunumuz radikal
hükümler sevketmiştir. (m. 36 son fıkra). Buna göre ilamın tasdikini mü­
teakip alacakh talep edince başkaca muameleye hacet kalmaksızın eğer
gösterilmiş teminat para ise bu para icra memuru tarafından derhal ala­
caklıya ödenir. Teminat bir menkul veya gayrimenkul rehini ise bu rehin
icra memuru tarafından paraya çevrilir. Bunun için borçluya rehinlerin
paraya çevrilmesinde olduğu gibi ayrıca ödeme emri tebliğine hacet kal­
mamıştır. Eğer teminat borçluya ait malın haczinden ibaret bulunmuş ise
bu mahcuz mallar da paraya çevrilerek ilam alacaklısına ödenir. Yeni ka­
nunumuz burada, haciz dolayisiyle ilâmın icrası geri bırakılmış olan ala­
caklının bu mahcuz malların bedeli üzerinde rüçhan hakkını haiz olduğu­
nu kabul etmiştr. Yani bu bedel üzerinden ilam alacaklısı ilam mucibince
alacağını tamamen alır, bir bakiye kalırsa diğer alacaklılar ancak bu
bakiye üzerinden haklarını istifa edebilecekler yoksa icranın geri bırakıl­
masına imkan vermiş olan ilam alacaklısı lehine vaki hacze iştirak edeme­
yeceklerdir.
ÜÇÜNCÜ FASIL
İlamsız icra mevzuunda haciz yolu ile
takip bakımmdan getirilen yenilikler
24. — Biliyoruz ki ilamsız icra (haciz yolile takip) alacaklının takip
talebiyle başlamakta, borçluya icra dairesi tarafından ödeme emrinin teb­
liği suretiyle devam etmekte, ödeme emri itirazsız kalınca veya itiraz kal­
dırılınca da alacaklı için haczi istemek imkanı hasıl olmaktadır. Yeni ka­
nun bu mevzuda bir hayli yenilikler getirmiştir.
25. — Takip belgeye yani senede dayandığı takdirde belgenin aslı ib­
raz olunmak lâzımdır. Sade alacaklı ashnı ibraz etmeyip kendisi tarafın­
dan tasdik edilecek suretleri de ibraz edebilir. Bu şekli ihtiyar ettiği tak­
dirde borçlu adedinden bir fazla suret vermesi lâzımdır. Zira tasdik edi­
len suretlerden biri icra dairesinde kalacak diğer nüsha borçluya ödeme
emrile birlikte tebliğ olunacaktır. Eski metinde de alacaklı için suret ver-
mek mükellefiyeti vardı. Fakat yeni metin bu mecburiyete daha .fazla
önem vermiştir. Belki artık yeni kanun rejiminde alacaklının takip talebi
sırasında suretini takip dosyasına koymadığı ve borçlusuna tebliğ ettir­
mediği bir vesikaya ileride itirazın kaldırılması safhasında istinat etmesi­
ne imkân kalmamıştır. Onun için alacaklıların istinat ettikleri vesikaların
suretlerini ihtimamla takip talebine eklemeleri ve borçlularına tebliğ et­
meleri gerekmektedir.
26. — 1) — Evvelâ haciz yolile takipte ödeme emrini tebellüğ eden
borçlu 7 gün zarfında, sadece itiraz dilekçesini icra memuruna vermek veveya itiraz hakkındaki beyanını zapta geçirmek suretile itrazmı muteber
olarak yapmış olmaz. Kanun, borçlunun bu ntirazm alacakhya bildirilme­
sini teminen tebliğ olunacak muhtıranın tebliğ masraflarını ödemesini de
ayrıca şart koşmuştur. Eğer borçlu bunu ihmal edecek olursa yani ödeme
emrine itirazda bulunurken tebhğ masraflarını ödememiş olursa onu bek­
leyen müeyyide çok ağırdır. Zira bu takdirde itiraz etmemiş sayılır. (Mad.
62/2 ci fıkra) Kanun borçluya itiraz ettiğine dair bedava ve pulsuz bir
makbuz verileceğini beUrttiğine göre borçlu itiraz edip tebliğ masraflarını
ödeyince icra dairesinden bu makbuzu o esnada almayı ihmal etmemeli­
dir.
27.— 2) — Yeni kanun borçluya itiraz sebeplerini itirazı sırasında bil­
dirmek mecburiyetini tahmil etmiştir. Eski kanunda borçlu böyle bir tak­
yide konulmamıştı. Eskiden borçlu itiraz sebebini bildirmeğe mecbur ol­
madığından başka, bildirdiği sebeple de bağh değildi. Zira itirazın kaldı­
rılması safhasında yeni itiraz sebepleri ileri sürmek veya evvelce bildirdi­
ği itiraz sebeplerini değiştirmek hakkını haizdi. Halbuki şimdi borçlu ar­
tık bu mevzuıja serbest bırakılmamıştır. O, itiraz sebeplerini bildirmek
mecburiyetindedir ve itiraz sebeplerile bağlıdır. Yâni itirazında hangi se­
bebi ileri sürmüşse itirazın kaldırılması safhasında kaideten o sebebin var
olup olmadığı araştırılacak, bunun dışında yeni veya değişik itiraz sebep­
leri dermeyan edemiyecektir. Borçlunun artık itirazUe bağh olmasının
mânası budur ve bu mühim bir yeniUktir.
28. — Bu kaidenin yeni kanunumuzda tek bir istisnası vardır ki o da
şudur: borçlu, alacaklının istinad ettiği senet münderecatına nazaran bir
itiraz sebebi ileri sürüyorsa, bunu daha önce itiraz sırasında serdetmemiş
olsa bile itirazın kaldırılması safhasında yapabiUr. Meselâ alacakh bir alım
senedi ibraz ile bundaki bedelin tahsiUni takip konusu yapmış ise, borçlu,
mahn kendisine teslim edilmediğini itiraz sebebi olarak daha önce derme­
yan etmemiş olsa bile bunu, mercide ilk defa sürebilir ve bu itibarla ala­
caklının istinad ettiği senede dayanılarak itirazın kaldırılmasına karşı koyabiUr. Keza, borç senedindeki vâde hulul etmeden yapılan bir takibe
borçlu sebep beyan etmeden veya borcun henüz muaccel olmadığına do­
kunmadan itiraz etmiş ise, ilk defa olarak mercide vâdenin hulul etmemiş
olduğunu dermeyan edebilir. Bundan başka senetteki tarihe nazaran mü­
ruru zaman defini itiraz sebebi olarak ta dermeyan etmesine, kanaatımızca, engel yoktur.
Fakat bunlar dışmda yani alacakimm ibraz ettiği borç senedinde mesned bulmayan itiraz sebeplerini itiraz sırasmda bildirmeyip ilk defa mer­
cide itirazm kaldırılması safhasında ileri süremez. Meselâ, itirazında bor­
cu tediye ettiğini bildirmediği halde itirazın kaldırılması duruşmasında
borcu ödediğini bildiremez ve tediyesini tevsik eden makbuz ibraz edemez.
Keza verdiği borç senedini muvazaa olarak verdiğini, bunun bir hatır sene^
di olduğunu -Eğer daha önce itirazile birlikte bildirmemiş ise- artık itirazıu
kaldırılması sırasında müdafaa yollu ileri süremez ve bu meyanda yazıh
vesika ibraz edemez. Tediyeyi veya muvazaayı isbata yarayan vesikayı iti­
razın kaldırılması prosedüründe ibraz edebilmesi için daha evvel yani iti­
razı sırasında bu sebepleri (tediye veya muvazaayı) tasrih etmiş olması
lâzımdır.
29. — 3) — Diğer büyük bir değişikUk alacaklı tarafından ibraz edi­
len senet altındaki imzanın borçlu tarafından inkârı bakımından meydana
çıkmıştır. Eski kanun rejimi zamanında borçlu itirazı sırasında kendisine
izafe edilen senedi inkâr mecburiyetinde değildi. İtirazın kaldırılmasını ala­
cakh talep edip senedi ibraz edince icra tetkik mercii bu senet altındaki im­
zanın borçluya ait olup olmadığını resen yani kendiliğinden araştırıyor ve
borçluya aidiyetine kanaat getirmedikçe, itirazın kaldırılmasına karar ver­
miyordu.
Bu hususta, ise 538 sayıh kanun tam bir inkilâp yapmıştır. Borçlu
alacakhnm istinad ettiği senet altındaki imzanın kendisine ait olmadığı id­
diasında ise, bunu (yâni senedin altındaki imzanın kendisine ait olmadığı­
nı) itiraz sırasında açıkça bildirmelidir. Böyle açıkça imzayı inkâr etme­
diği takdirde artık o imza derdest takip bakımından borçludan sâdır sa­
yılır ve imzanın borçlunun imzası mı diye ayrıca tahkikine artık mahal
kalmaz. Fakat yeni kanunumuzun kabul ettiği bu neticenin husule gelmesi
için borçluya tebliğ edilen ödeme emrinde bu cihet kendisine hatırlatılmahdır. (M. 6 0 / 3 ) . Binaenaleyh, ödeme emrinde bu husus kendisine hatırla­
tıldığı halde itiraz sırasında kendisine alacaklı tarafından izafe edilmiş
senedi red etmemiş olan borçlu, artık, o takip içinde, imzanın kendisine ait
olmadığını münakaşa etmek imkânını kaybeder. (Tabiatile ileride görü­
leceği üzere borçlu için menfi tesbit veya istirdat davaları açmak yetkisi
mahfuzdur.)
30. — 4) — icra memuruna müddeti içinde yaptığı itiraz sırasında im­
zasını inkâr eden borçluya tahmil edilen mühim bir mükellefiyet de itira­
zın kaldırılması için merci önünde akdedilecek celsede bizzat isbatı vücut
etmesi lüzumudur (m. 68 a, fıkra 2 ) ; meğer ki daha evvel mazeretini tev­
sik ederek bildirmiş olsun. Bunu yapmadığı takdirde, inkâr ettiği imzanm
kendisine aidiyeti farz ve kabul olunur ve tahkikata girişilmeden itirazm
muvakkaten kaldırılmasma karar verilir. Bu suretle imza tahkikleri için
elverişU medarı tatbik imza bulunmaması yüzünden eski rejimde borçluyu
çağırıp istiktab yapılamamasmdaki mahzurlar tamamen giderilmiştir.
DÖRDÜNCÜ FASIL
A) Alacakhya tahmil edilen mükellefiyetler :
31. — 1 — Bir az evvel borçlunun senetteki imzasını inkâr ettiği tak­
dirde itirazın kaldırılması için merci önünde aktedilen duruşmada bulun­
mak mecburiyetinde olduğunu görmüştük. Buna muvazi bir mecburiyet
alacakh için de bahis mevzuu edilmiştir. Eğer borçlu borcu ödemiş oldu­
ğunu itiraz sebebi olarak der mey an etmiş ise, alacaklı itirazın kaldırılması
duruşmasında alacağını 68 nci maddenin istediği şekilde yani borçludan
sâdır ve borcun varlığını ifade eden bir senetle isbat edince, o zaman borç­
lu da, tediyesini aynı şekilde yani alacaklının imzasını taşıyan bir mak­
buzla isbat mecburiyetindedir. İşte duruşmada, alacaklının vekili, alacaklı
tarafından verildiği bildirilen makbuz altındaki imzanın müvekkiline ait
olmadığı müdafaasında bulunursa, müteakip celsede imza tatbikatı için
alacaklıyı bulundurmağa mecDurdur. Müvekkiline karşı mes'ûl olmaması
için bizzat vekil kendi müvekkiline davetiye tebliğ ettirir. Kabule değer
mazereti olmadığı halde alacaklı gelmeyecek olursa itirazının kaldırılması
talebinden vaz geçmiş sayılır. (M. 68 son fıkra)
31. — 2 —• Alacaklı borçlu tarafından ibraz edilen makbuz altındaki
imzayı inkâr ettikten sonra merci yaptığı imza tahkikatı sonunda imza­
nın alacaklıya aidiyetine kail olursa onun talebini red etmekle beraber
kendisini ayrıca 50 liradan 5.000 liraya kadar para cezasına mahkûm eder.
(Mad. 6 8 / 5 )
B ) Borçluya tahmil edilen mükellefiyetler :
32. — Alacaklı itirazın kaldırılması için kanunun aradığı şekilde borç­
ludan sâdır ve borcun varhğını bildiren bir senet ibraz ettiği takdirde
borçlu itiraz sebebini aynı şekilde bir senetle (tediye definde bulunmuş
ise makbuz, muvazaa definde bulunmuş ise muvazaa senedi ile) isbata
mecburdur. Borçlunun müdafaaları senede bağlanabilecek neviden değil­
se (meselâ borçlanma senedini hataen verdiği, veya borç senedinin kendi­
sinden hile ile alındığı yolunda müdafaalarda bulunmuşsa) veya borçlu­
nun müdafaası (meselâ tediye) senetle kabili isbat müdafaa nevilerinden
olduğu halde, borçlu bunu vaktile ihmal eyleyerek tediyesini makbuzla
tevsik etmemiş ise itirazın kaldırılmasına mani olamaz. Müdafaasını isbat
için umumî mahkemelerde açacağı dava (menfî tesbit davası) itirazın kal­
dırılması bakımından bekletici mesele (meselei müstehire) teşkil edemez.
Yalnız kanun buna tek bir istisna tanımıştır. O da şudur: borçlu kendisine
miras bırakanın borcu için ve onun mirasçısı sıfatile takip ediliyorsa o za­
man terekenin borca batık olduğu hakkında ait olduğu mahkemeden ka­
rar getirmek üzere kendisine mercice mühlet verilebilir, ve mahkemenin
bu babta ittihaz edeceği karar beklenebilir. Bunun dışında bekletici mese­
le yapılmadan takip hukukunun koyduğu şekilde müdafaasını ispat ede­
meyen borçlunun aleyhine itiraz kaldırıhr.
33. — Borçlunun imzasını haksız yere inkâr ettiği merci tarafından
yapılan tahkikat sonunda belli olursa, 50 liradan 5.000 liraya kadar para
cezasına mahkûm edihr. Alacaklı tarafından takip talebi sırasında senedin
ash icra dairesine tevdi edilmemişse, borçlu bu yüzden evvelce vermiş ol­
duğu senedi hatırlayamadığı için itiraz sırasında imzayı inkâr etmiş sayıl­
dığı cihetle onun bu inkârından rücu etmesine kanun fırsat vermiştir.
Borçlu bu kaydedilen şartlar dahilinde inkâr ettiği imzayı itirazın kaldı­
rılması duruşmasında ve en geç alacaklının senedin aslını ibraz ettiği cel­
sede kabul ederse hakkında para cezası hükmolunmaz ve kendine yargıla­
ma giderleri yükletilemez.
34. — Daha önce izah edildiği üzere borçlu imzayı itiraz sırasında in­
kâr ettiği halde mazeretini tevsik etmeden merci önündeki duruşma sıra­
sında bulunmazsa tetkike mahal kalmaksızın itirazın muvakkaten refine
karar veriUr
Keza borçlu duruşmada bulunmuş ve yapılan tetkikat neticesinde de
merci borçlunun inkâr ettiği imzanın kendisine aidiyetine karar vermişse
yine itirazın muvakkaten refine karar verilir. Bu takdirde alacaklı mu­
vakkat haciz yapabilir. Muvakkat haciz ise kat'i hacze çevrilmeden taal­
lûk ettiği malın cebren satışına imkân vermez.
35. — İtirazın muvakkaten kaldırılmasına karar verildikten ve bu
karar borçlunun veya vekilinin yüzüne karşı tefhim edildikten veya tef­
him edilmemiş ise tebUğ olunduktan sonra borçlunun 7 gün zarfında ait
olduğu mahkemede borçtan kurtulma davası açması lâzımdır. Bunu yap­
mazsa muvakkat ref' kat'i r e f e münkaUp olur.
Eski kanun zarfında borçlu borçtan kurtulma davasını her hangi bir
dava gibi açabiUrdi. Yeni kanun ise bu hususta borçluya çok ciddî bir mü­
kellefiyet yüklemiştir. Borçlunun bu davayı açabilmesi için takip konusu
olan alacak tutarmı ve aynca bunun % 15 ni ilk duruşma gününe kadar
mahkeme veznesine nakden depo etmesi veya mahkemece kabul edilecek
aynı değerde esham ve tahvilât veya Banka teminat mektubu tevdi etme­
si şarttır. (M. 6 9 / 2 ) . Görülüyor ki artık borçlunun sırf vakit kazanmak
için borçtan kurtulma davasını açması katî olarak önlenmiştir. Zira borç­
lu bu davayı açmak için alacak miktarını % 15 fazlasile depo etmek mec-
buriyetinde kaldığına göre bunu yaptıktan sonra parasızlığını bile bile
böyle bir davayı açması artık fiilen imkânsızdır. Yeni kanun burada cid­
den büyük ve hayırlı bir inkilâp yapmıştır.
Bunu borçlu yapmadığı takdirde davası red olunur ve itirazı artık
katı olarak kaldırılmış sayılır, (ve binaenaleyh artık borçlu için yegâne
çare takip konusu alacağı tamamen alacaklısına ödedikten sonra istirdad
davası açmaktan ibarettir.)
BEŞÎNCÎ FASIL
Kanunun Borçlu Lehine Nizamladığı Yeni Bir Müessese: Menfi
Tesbit Davası
36. -— Borçlu alacaklısına borcunu bildiren bir senet verdikten son­
ra bu borcunu düşüren veya borcunun miktarını indiren ful ve muamele­
leri senetle isbat imkânını haiz bulunmadığı bilcümle hallerde, ödeme em­
rine karşı yaptığı itirazının kaldırılması yukarıda açıklanan esaslara göre
kendisi için mukadder bir âkibet haline gelmiştir. (Bk. No. 32) O zaman
borçlu senette bildirilen borçla mülzem olmadığı halde icra takibinin aley­
hine neticelenmesi yüzünden haddi zatında borçlu olmadığı bir parayı öde­
mek mecburiyetinde kalması gibi vahim bir ihtimal ile karşı karşıya kal­
maktadır.
îşte yeni kanunumuz borçlu hakkında girişilen takibi şeklî esaslara
bağlayıp icra önünde gecikme sebeplerini mümkün mertebe bertaraf eder­
ken, bazı hallerde, borçluyu tehdit edecek böyle bir tehlike ve ihtimale
karşı onu menfî tesbit davasile korumak cihetine gitmiştir.
Borçlu kendisi aleyhine haciz yoUle takip başlamış olsun veya olma­
sın, alacaklısına her nasılsa verdiği veya her nasılsa alacaklısı elinde bı­
raktığı senet mucibince borçlu gözüktüğü halde haddi zatında borçlu ol­
madığını isbat sadedinde alacaklı aleyhine menfî tesbit davası açmak selâ­
hiyetini haizdir. Böyle bir dava icra takibinden önce borçlu aleyhine neti­
celenir ve borçlunun borçlu olmadığını ortaya koyan bir ilâma bağlanırsa
borçlu bu ilâma müsteniden aleyhindeki icra takibini durdurur.
Fakat menfî tesbit davası henüz bir neticeye bağlanmamış ise bu da­
va açılmış olmakla icra takibine bir tesir icra etmez. Yani menfi tesbit davasmm açılmış olmasına rağmen icra takibi normal seyrine devam eder.
37. — Borçlu açtığı menfî tesbit davasile icra takibinin seyrine tesir
icra edebilmesi için takip konusu alacağın % 15 inden aşağı olmamak şartile irae edeceği teminat mukabiUnde mahkemeden ihtiyatî tedbir kararı
almalıdır. O zaman menfî tesbit davasının icra takibinden önce veya takip­
ten sonra açılmış olup olmamasına göre tedbir kararının tesirleri de değiş­
mektedir.
Eğer dava borçlu aleyhine takip başlamadan önce açılmış ise bu su­
retle alınacak ihtiyatî tedbir kararile takip durur. Yok eğer takip başla­
dıktan sonra tedbir kararı alınmışsa tedbir kararı, bu takdirde, yalnız ic­
ra veznesine girmiş olan paranın alacaklıya verilmesine mânidir, yoksa
takibin yürümesine ve borçlunun mallarının haciz ve satışına engel değil­
dir. Borçlu, takipten sonra menfî tesbit dî^tvasmı açınca bu davanın taki­
binin durması gibi bir netice husule getirmesini istiyorsa, takip mevzuu
alacak tutannm tamammı icra veznesine yatırır. O zaman takip durur ve
menfî tesbit davası zımnında alman tedbir icra veznesine yatırılan para­
nın alacaklıya verilmesine mani olduğundan borçlu o zaman rahatça men­
fî tesbit davasının sonunu bekleyebihr.
Menfî tesbit davası borçlunun aleyhine biterse, eğer borçlu daha ön­
ce takibe yukarıda bildirilen şekillerde tesir edecek surette tedbir kararı
almış ise alacaklı bu yüzden alacağını geç almış olacağından alacaklının
zararlarını tazmin mecburiyetinde kalır. Kanun alacaklının bu hususta uğ­
rayacağı zararları, alacağı miktarının en aşağı yüzde onbeşi olduğunu ka­
bul ediyor. Binaenaleyh borçlu için alacaklı tarafından uğranılan zararın
daha az olduğunu isbat imkânı olmaksızın borçlunun tedbir zımnında irae
ettiği % 15 teminatı bundan böyle kaybetmesi lâzımgelmektedir.
38. — Eğer borçlu menfî tesbit davası açmakla beraber teminat gös­
termek cihetine yanaşmadığından veya sair mülâhazalardan tedbir kara­
rı almamış ve bu yüzden takip nihayetlenerek ondan takip mevzuu olan
alacak tahsil edilmiş bulunursa, bu takdirde açtığı menfî tesbit davasına
istirdad davası olarak devam eder, yâni bu davada haklı çıkarsa icra ta­
kibi neticesinde ödediği parayı alacaklıdan geri alır.
Görülüyor ki menfî tesbit davasını ve takibe tesirlerini tanzim eder­
ken kanun borçluyu olduğu kadar alacakhyı da korumakta, tedbir karar­
lan yüzünden hakkına kavuşması gecikince onun bu zararı karşılanmak­
tadır. Eğer alacaklı menfî tesbit davasında haksız çıkar ve borçluyu hak­
sız takiple zarara uğrattığı anlaşılırsa (meselâ borçlunun mallarına haksız
olarak haciz koydurmuş ise) borçlunun bu zararlarını ödemeğe mecbur­
dur. Kanun yine mütenazır bir hükümle borçlunun zarara uğraması halin­
de bu zararın asgarî, alacağının % 15 ine tekabül ettiğini kabul etmiş ve
bundan aşağı bir tazminata hükmedilemiyeceğini açıklamıştır.
ALTINCI F A S I L
İtirazm Mahkemede İptalinde Yenilikler
39. — Adi alacakların (yani bono gibi bir kambiyo senedinde tecessüm etmemiş alacakların) takibinde ödeme emrine yapılan itiraz üzerine
bu itirazın icra tetkik merciinde kaldırılması hususunda ilamsız icra yolu­
na getirilen yenilikleri görmüş bulunuyoruz.
Fakat alacaklı, daha evvel belirtildiği üzere (bk. No. 10) İtirazı hü­
kümden düşürmek için bu yola gitmeğe, yani icra tetkik merciine müraca­
ata mecbur değildir. İsterse mahkemeye müracatla itirazın hükümsüzlü­
ğüne karar alabilir. Onun, itirazın kaldırılması için elinde İcra ve İflâs
Kanununun aradığı vasıflarda (bk. No. 11 ve 29) bir senet bulunmazsa
bizzarure bu yola gitmesi gerekecektir. Mesela alacaklının elinde 68 inci
maddenin istediği şekilde muayyen bir para borcu ikrarını ihtiva eden bir
senet yoktur da, alacağının varhğma az çok delalet eden bir mektup var­
dır. Veyahut elinde hiçbir vesika yoktur da kendisi de borçlusu da tacir
olduğu için defter kayıtlarına müsteniden alacağını isbat mevkiindedir. Bu
hallerde icra tetkik mercii itirazı kaldıramıyacağı için alacaklı bakımından
baş vurulacak yegane yol mahkemeye müracaatla dava açmaktan ibaret­
tir. Mahkeme dava zımnında yapacağı tahkikat ve incelemelerde senetler
yanında, senet vasfını haiz olmayan sair yazı ve vesikaları ve ayrıca defter
kayıtlarını da tetkik edebileceğinden, İcra ve İflâs Kanununun istediği va­
sıfta ehnde senet bulundurmayan alacaklı dahi mahkeme önünde alacağı­
nı isbat ile lehine hüküm elde etmek imkanına kavuşmaktadır.
Alacaklıyı mahkemeye başvurmaya götüren diğer bir sebep de mah­
kemede alacağın isbatı ile itirazın iptali halinde alacaklı lehine hükmedile­
cek inkar tazminatını elde etmek düşünce ve gayesi olabiUr. Eğer alacak­
lı mahkemenin takdirine mahal kalmaksızın muayyen bir para alacağını
haiz bulunuyorsa (meselâ ödünç verme veya satış neticesinde) bu alacağı
borçlu kendisine ödeme emrinin tebliği üzerine inkar ettiği takdirde bila­
hare kendi aleyhine açılan itirazın iptali davasında alacağın sübut bulma­
sı neticesinde hem alacağı ödemeye, hem de ayrıca alacaklıyı haksız itira­
zı ile oyaladığı için inkar tazminatı tediyesine mahkum edilecektir. Eski
kanunumuz bu inkar tazminatını götürü olarak borçlu aleyhine hükmolunan alacağın % lO'u nisbetinde kabul etmişti. Yani 8.000 liralık bir ala­
cağı haksız yere inkar eden borçlu, davayı kaybedince 8.000 hradan maa­
da muhakeme masrafları ve eğer alacaklı kendisini vekille temsil ettirmişse vekalet ücretine ve bunların dışında ayrıca % 10 inkar tazminatı olan
800 liraya mahkum edilmesi lâzım geliyordu. Buna rağmen gerek masa­
rifi muhakeme ve vekalet ücreti ve gerek % 10 inkâr tazminatı vakit ka­
zanmak gayesini güden borçluları ürkütecek kafi bir tehdit teşkil etme­
mekte idi. Başka bir deyişle borçlular kendilerini bekleyen % 10 inkar taz­
minatına rağmen haksız yere borçlarını inkar yoluna gitmekte beis
görmüyorlardı. Türk Ticaret Kanunu temerrüt faizini % 10 a çıkarmakla
da suiniyet sahibi borçlular tamamen ürkütülmüş ve sindirilmiş olmadı.
Haksız itirazlar yine ahp yürüdü.
İşte borçluların bu kötü temayülü ile mücadele için 538 Sayıh Kanun,
götürü inkar tazminatını % 15'e iblâğ etmiştir. Evvelki misalimizde götü-
rü tazminat olarak arük şimdi 800 değil 1200 liraya hükmedilmek lâzım
gelecektir. Haksız itirazda bulunan şahıs bunu da göze almak mecburiye­
tindedir. Bu suretle tahmin edilebihr ki borçluların kötü niyeti bir derece­
ye kadar kuvveden fiile çıkmak cesaretini gösteremiyecektir.
Bu bahsi bitirmeden şunu da tasrih edelim ki alacak muayyen bir pa­
ra alacağı olarak doğmamış, mesela zarar ziyan iddialarında olduğu gihi
mahkemece miktarının takdir edilmesi lâzım gelmişse o zaman ödeme em­
rine itirazın mahkemede iptali halinde inkar tazminatı hükmetmeye mahal
yoktur. Çünkü borçlu için hakiki borç miktari bu gibi hallerde bilinmedi­
ğinden bu kabil alacak iddialarına karşı itirazda bulunmak haksız bir iti­
raz sayılamaz. Fakat bunun dışında götürü inkar tazminatı sistemi isa­
betli bir sistemdir ve kötü niyetli borçluları düşündürmesi gerekir.
YEDİNCİ F A S I L
Kambiyo Senetleri (Çek, Poliçe Veya Emre Muharrer
Senet Yani Bono) Hakkmdaki Hususi Takip Usulleri
Mevzuunda Yenilikler
40. — Ticaret hayatında kambiyo senetlerinin, yani çek poliçe, emre
muharrer senet (bono) larm oynadığı mühim rol malûmdur. Bunlar saye­
sinde bir kimse muayyen şekiller ve kalıplar içinde kolaylıkla borçlanabil­
mekte, ve alacaklı da bu senetlerden birile haiz olduğu alacağını büyük sü­
rat kolaylık ve emniyetle üçüncü bir şahsa devredebilmektedir. Ticaret ha­
yatının istediği büyük tedavül kabiliyeti bu senetler sayesinde gerçekle­
şebilmektedir. Filhakika kambiyo senetlerinde alacak bizzat senette tecessüm etmekte, ve senedin hâmili olan şahsın senedin kendisine muntazam
cirolarla geldiğini yine o senedin arkasındaki kayıt ve imzalarla ispat et­
tikten sonra, başka bir hususun ispatına çok defa mahal kalmadan, sene­
di ibraz ile hakkını elde etmesi lâzım gelmektedir.
Bu maksadın husulü için, bu senetlere Ticarî mevzuat bakımından
birtakım hükümler bağlanmış olduktan başka bu senetlerde tecessüm
eden alacakların kolaylıkla istifa edilebilmesini mümkün kılacak husu­
sî bir prosedürün tanzimine ihtiyaç vardır. Nitekim, îsviçrede bu ihti­
yaç çok derinden derine duyulmuş, ve adi alacaklara müstenit takipler
uzun boylu, teferruath bir şekilde tanzim ediürken, çek poUçe ve bono­
lara müstenit takipler ayrı ve özel bir usule tabi kılınmıştır. Bu usulün
dikkate çarpan tarafı süratidir. Madem ki alacakh hakkının deUlini teş­
kil eden senedi elinde tutmaktadır, demek ki bu senet ödenmiş değildir.
Binaenaleyh alacaklı bu senedi ibraz edip takip başlayınca borçlu buna
itiraz ederse, takip diğer adi alacaklara müstenit takiplerde olduğu üze­
re durmamah, ancak borçlu itirazını hâkime kabul ettirirse o zaman ta­
kibin durmasını sağlayabilmelidir. İşte İsviçre hukukunda bonolara
müstenit takibin tabi olduğu özel prosedürün dayandığı ana fikir budur.
Eski kanunumuz rejiminde biz de güya kambiyo senetleri için hu­
sûsî bir takip yolu tanzim etmiş bulunuyorduk. Fakat bizde bu takip
şeklinin hususiyetleri kayde değmeyecek kadar ehemmiyetsizdi. Öyle ki,
elinde bir bonosu olan şahıs kanun tarafından hususî bir kolaylığa maz­
har kılınmamıştı, ve adi bir alacak sahibinden aşağı yukarı farksız du­
rumda idi. Her ikisini de, icra takiplerinde bekleyen zorluklar arasında
ciddî bir fark yoktu.
Halbuki şimdi, 538 sayıh kanundan sonra iş değişmektedir. Artık
şimdi bizde de bono çek poliçelere müstenit takipler hususiyet arz etmek­
tedir. Binaenaleyh, bir bononun bono vasfına halel getirmemek, yalnız
Ticaret hukukunun bir kambiyo senetlerine bağladığı neticeler bakımın­
dan değil, fakat aynı zamanda bu alacakların îcra ve İflâs hukuku muva­
cehesinde farklı durumları itibarile ehemmiyet kazanmıştır. Bu münase­
betle şuracıkta kaydedehm ki, tatbikatımızda bononun ne zaman ödene­
ceğinin tasrihi unutulmamakla beraber, ihdas tarihinin konulmasında ih­
mal gösterildiği vakidir. O zaman, böyle bir senet bono vasfını kaybetti­
ğinden şimdi göreceğimiz usul dairesinde takibe mevzu teşkil edemeye­
cektir. Keza bir bono metninde muhtelif taksitlerin gösterilmesi de o
bononun kambiyo senedi vasfına halel getirir ve onu adi bir alacak se­
nedi mertebesine düşürür. Şu halde, bononun bu vasfına halel getirme­
mek için kanunî şekil ve tarifler dairesinde bononun tanzim edilmiş olup
olmadığına bunu iktisap edecek alacaklının dikkat etmesi bizzat kendi
menfaati icabıdır.
Gerçekten biraz sonra görüleceği üzere, alacaklının elinde adi bir
senet yerine bir bono bulundu mu, bu kendisi için adi senede nazaran
çok daha süratli ve çok daha emin, borçlu için de, o derece muhataralı
bir takip şekli sağlamaktadır.
Şimdi yeni kanunun mevzuumuza getirdiği yenilikleri şöylece sıralabiHriz.
1 — Senet altındaki imza borçlu tarafından inkâr edilmeyip borçlu
tarafından başkaca itiraz sebepleri meselâ tediye veya takas dermeyan
edilecekse bu itiraz takibi -adî usulde olduğu gibi- durdurmamaktadır.
Borçlu itirazını doğrudan doğruya ve ödeme emrinin tebliğinden iti­
baren beş gün zarfında icra tetkik merciine behemehal bir dilekçe ile arzetmeli ve takibin durması için merciden bir karar istihsâl etmelidir. Adî
usulde itiraz üzerine takip kendiliğinden durmakta ve takibin durduğu
noktadan ileriye geçmesi ve ezcümle borçlunun mallarına haciz konulabil­
mesi için itirazın hükümden düşürülmesi lâzımgelmektedir. Bu ise ala-
caklmm harekete geçmesini lüzumlu kılmaktadır. Halbuki alacak kam­
biyo senedine dayandı mı roller değişiyor. Borçlu harekete geçip takibin
durdurulması hakkında icra tetkik merciinden karar getirmedikçe takip
devam eder ve ezcümle alacaklının talebi üzerine haciz konulur. Yalnız
169 ncu madde mucibince itiraz mahcuz malın satışına mani olmakta iti­
razın hükümsüzlüğü anlaşılmadıkça mahcuz malın satışına gidilememek­
tedir.
Görülüyorki icra makamlarının yavaş hareketi adî takipte borçlu­
nun lehine olduğu ve borçluya zaman kazandırdığı halde, takip emre mu­
harrer bir senede müsteniden yürütüldüğü vakit icra makamlarının ya­
vaş hareketi borçlu aleyhine olmakta çünkü onlar icranın durmasına ka­
rar vermediği müddetçe takip ilerlemektedir.
2 — Borçlu imzayı inkâr edecekse bu takdirde imzaya ait itirazını
5 gün zarfında icra memuruna bildirmelidir, imza inkârı üzerine takip
durur. Bundan sonrası umumî usulde olduğu gibidir. Yâni itirazın mu­
vakkaten kaldırılması prosedürü diğer takip hallerinde olduğu üzeredir.
Ancak burada umumî hükümlere ve eski rejime nazaran mühim bir hu­
susiyet merci tarafından yapılan tahkikat neticesinde imzanın borçluya
aidiyeti tebeyyün ettiği takdirde borçlunun % 15 inkâr tazminatına mah­
kûm edilmesidir.
Binaenaleyh hülâsa edilecek olursa alacaklının elinde emre muhar­
rer senet bulundu mu bu adî senede nazaran kendisine çok daha sür'atli
bir takip imkânını sağlamaktadır. Adî takipte borçlunun itirazı üzerine
icra makamlarını harekete geçirmek onlardan bir an evvel karar almak
için alacaklının çırpınması icabederken burada gayret borçluya düşmek­
tedir. Çünkü borçlu imzayı inkâr etmiş olmadıkça takip mücerret itira­
zile durmayacak, bilâkis borçlunun tetkik merciinden takibin durmasını
sağlayacak bir karar istihsal etmesi lâzımgelecektir. Borçlu mücerret
itirazile takibi durdurmak gibi bir hevese kapılarak imzasını inkâr yo­
luna gittiği takdirde de merci yaptığı tahkikat sonunda imzanın borçlu­
ya aidiyetine karar verirse borçluyu cezayı nakdîden başka ayrıca ala­
cağın % 15'i nisbetinde inkâr tazminatına mahkûm edecektir ki bu da
emre m.uharrer senetlerde imza inkârının borçlu için pahalıya mâl olacağını
göstermektedir. Halbuki adî takiplerde imzanın inkârı üzerine itirazın
mercide kaldırılması cihetine gidilirse borçlu sadece cezayı nakdiye mah­
kûm edilmekte, inkâr tazminatı ödemeğe mecbur tutulmamaktadır.
SEKİZİNCİ FASIL
Haciz Mevzuunda Yenilikler
A) Haczin tesirleri bakımından
41. — Gayrımenkuller eski kanun zamanında haciz edildi mi artık
borçlu için bunları âhara devir ve ferağ etmek imkânı kalmıyordu. Bu­
nun ise bazan çok ciddî mahzurları olabiliyor. Zira, haczin taallûk ettiği
borcu deruhte etmek suretile gayrimenkulu satın almak isteyen bir kim­
se zuhur edince, böyle bir müşterinin kaçırılmaması borçlu için ciddî men­
faat arzedebilir. İşte yeni kanun isviçre'deki esası benimseyerek bu im­
kânı bahşetmiş bulunuyor.
42. — Haciz gayrimenkulu taallûk ettiği meblağ için takyit etmek­
tedir. Haczin neticeleri alıcıya sarî olmak üzere hacizli gayrimenkulu
üçüncü şahıs satın alabilecek, haczin taallûk ettiği meblâğdan gayrimen­
kulun kıymetine değin mes'ul olacaktır. Bir misal ile izah edersek:
100.000 Ura değerinde bir gayrimenkul üzerinde 40.000 Uralık bir haciz
mevcut ise, gayrimenkul bu 40.000 liralık borçla yükümlü olmak suretile
müşteri A bu gayrimenkulu uygun gördüğü bir bedelle satın alabilecek­
tir. Fakat borç ödenmediği takdirde, bu gayrimenkul artık borçlu namı­
na tapuda mukayyet ve müseccel olmadığı halde, cebri icra yolile satıla­
bilecek ve satış bedehnin 40.000 lirası alacaklıya; eğer bir bakiye kalır­
sa, bu bakiye de borçluya değil fakat gayrimenkulu borçludan hacizle
yükümlü olarak teferruğ etmiş A ya ödenecektir. Eğer gayrimenkul bil­
farz cebrî icra satışile 30 bin liraya satılırsa 30 bin liranın tamamı alacakhya ait olacak aradaki lO.OöO liradan borçlu mes'ul olmakta devam
edecek ve daha evvel gayrimenkulu borçludan satın almış A nm bu far­
kı ödemesi bahis mevzuu olmıyacaktır.
B ) Tapuya aksetmemiş haklar bakımından
43 — Tapuya bağlanmamış bir gayrımenkule borçlu 20 senedenberi
hüsnüniyetle zilliyed bulunursa mahkemeye müracaatla bunun kendi na­
mına tescilini isteyebilir. Bu durumda olan borçlu, gayrimenkul kendi
namına tescil edildikten sonra alacaklısı tarafından haciz edileceğini he­
saba katarak harekete geçmeyebihr.
îşte yeni kanun alacaklıya borçlu namına tescil davası açmak yet­
kisi vermekte ve tescile karar aldıktan sonra gayrimenkulun alacaklı le­
hine haciz edilmiş olduğunu farz eylemektedir. Henüz tapuya raptedil­
meden gayrimenkulun el değiştirmesini önlemek için de icra memuru ge­
rekli tedbirleri alabilecektir. Bu suretle yeni kanun tapuya bağlanmamış
gaynmenkuUerin haczine fiilen imkân sağlanması yolunda pek mühim
bir adım atmıştır ki; bunun Anadolumuz bakımından arzettiği ehemmi­
yet meydandadır.
44. — îştirâk halinde mülkiyet suretile tasarruf edilen gayrımenkuUerde borçluya düşecek hissenin haczi de yeni kanunda sağlam esas­
lara bağlanmıştır. Eskiden borçluya diğer mirasçılarla birlikte miras kal­
mış bir gayrimenkul üzerinden alacaklının hakkını alabilmesi tesadüfe
kalmıştı. Her ne kadar Yargıtay alacaklıya taksim davası açmak imkâ­
nını veriyor idise de taksim davası sırasında borçlunun diğer mirasçılar­
la elbirhği ederek gayrimenkulu üçüncü bir şahsa devrine bir mâni yok­
tu, îşte yeni kanun şimdi daha taksimden önce gayrimenkulun haczine
imkân vermekte ve bununla alacakh tarafından açılacak taksim davası
sırasında gayrimenkulun ahara devredilmesini önlemektedir. Bu suretle
alacaklı borçlunun mameleki meyanmda bulunabilecek bu kabil gayrımenkullerden istifayı hak edebilmek imkânına kavuşmaktadır ki bu da
küçümsenecek bir netice değildir.
C) Üçüncü şahıslarm zimmetindeki alacakların veya nezdlerinde bu
lunan mallarm haczi halinde tatbiki gereken müeyyidelerde yenilikler.
45. — Eski kanunumuz bu hususta sevkettiği 89. maddesinde borç­
lunun üçüncü şahıslara karşı serdedebileceği hakkın, ezcümle haiz oldu­
ğu alacakların haczinde adalet hissi ile telifi güç olduğu kadar çok pratik
ve müessir bir yol tutmuştur. Meselâ alacaklı borçlusunu 10.000 lira için
takip ederek mal ve haklarına haciz koydurmak selâhiyetini elde edince
borçlusunun bir bankada mevduatı olduğunu haber ahr almaz veya hat­
ta tahmin eder etmez bu bankaya icra marifetiyle bir haciz ihbarname­
si göndertir. Bunda borçlunun bankadaki mevduatına (varlığı iddia olu­
nan mevduat miktarı aynca beyan edilerek) haciz konduğu ve binaen­
aleyh mevduatın artık hesap sahibi borçluya değil, icra veznesine yatırıl­
ması lüzumu bildirilir ve ayrıca banka zimmetinde iddia edildiği gibi
borçluya ait böyle bir mevduat yoksa yedi gün zarfında icra dairesine
keyfiyeti bildirmesi ve bildirmediği takdirde haczedilen mevduatın ban­
ka zimmetinde mevcut farzolunacağı ve bankanın o meblağı ödemeğe
mecbur kalacağı aynca ihtar olunur. Binaenaleyh borçluya ait iddia edi­
len mevduat yoksa veya haczedildiği miktarda değilse üçüncü şahıs yani
misalimizdeki banka yedi gün zarfında bunu bildirmediği takdirde borç­
luya karşı haddizatında borçlu olmadığı bu parayı borçlunun alacaklısı­
na verilmek üzere icra veznesine ödemek zorunda kalır.
Doğrusu üçüncü şahsı bekleyen bu müeyyide çok ağırdır. Üçüncü
şahıslar bazı kere bu mevzuda gösterebilecekleri ihmali çok pahalıya
ödemektedirler. Hatta tatbikatımızda bu hüküm bir takım suistimallere
yol açmış, alacakhlar haciz ihbarnamelerini gelişigüzel muhtelif banka
şubelerine tebliğ ettirmek suretiyle adeta ''ya tutarsa" kabilinden bir he­
saba girişerek bunlardan birinin gafletinden istifade yoluna gitmişler­
dir. Üstelik üçüncü şahsın müstahdemleriyle hileli anlaşmalar yaparak
üçüncü şahsın yedi gün zarfında cevap vermemesini temin cihetine gidil­
mesi de büsbütün gayrivarit bir ihtimal değildir. Buna karşı üçüncü şa­
hıs elinde olmayan sebeplerden itirazda bulunmadığını ileri sürerek ge­
cikmiş itiraz yoluna başvurabiUrse de bu yolun ne netice vereceği, ileri
sürülen mani sebebin icra tetkik mercnnce kabule şayan görülüp görül­
meyeceği tabiî kesin olarak tayin edilemez.
46. — İşte bu yüzden 89 uncu maddenin değiştirilmesi, hatta büsbü­
tün kaldırılması, bilhassa banka muhitlerinde uzun zamandenberi arzu
edilmekte idi. Yeni kanunumuz bu maddenin alacaklılar için gördüğü bü­
yük hizmetten vazgeçilmesini doğru bulmamış, ve üçüncü şahısların sırf
haciz ihbarnamesine her nasılsa yedi gün zarfında cevap vermemeleri
yüzünden mağdur olmalarına mahal vermemek için de mutavassıt bir
sistem kurmuştur.
Bu sisteme göre üçüncü şahsın sırf sükût etmiş olmasından dolayı
borçlu olmadığı bir parayı derhal ödemesü cihetine gidilmemekte, bu ne­
ticeye tedricî bir şekilde varılmaktadır, f Ihakika yeni kanun birinci ih­
tarı olduğu gibi bırakmış, fakat buna iki ıci bir ihtar eklemiştir. Şöyle
ki: ilk haciz ihbarnamesi cevapsız kaldığı takdirde bu defa üçüncü şahsa
ikinci bir ihbarname yollanır. Ve bunda iddia edilen malın nezdinde bu­
lunduğu veya iddia edilen borcun zimmetini işgal etmekte olduğu husus­
larının artık böylece kabul edilmiş olduğu, ve eğer bu hususlar hakika­
te tekabül etmiyorsa bu ikinci ihbarnameden itibaren yedi gün içinde
menfî tesbit davası ikame ederek bu faraziyenin aksini isbat etmesi lü­
zumu bildirilir. Borçlu bu ikinci ihbarnameyi de cevapsız bırakırsa o za­
man zimmetinde sayılan borcu icra dairesine ödemeğe veya yedinde sayı­
lan malı icra dairesine teslime zorlanır.
Fakat bu ikinci ihbarname üzerine üçüncü şahıs müddeti içinde men­
fi tesbit davası açacak olursa artık dava aleyhine neticelenmeden haciz
ihbarnamesinde gösterilen parayı ödemeğe mecbur edilemez. Üçüncü
şahsın ilk ihbarnameyi cevapsız bırakması yüzünden açmağa mecbur kal­
dığı menfi tesbit davasında borçluya borcu olmadığı hakkındaki iddiasını
isbat külfeti kanun tarafından üçüncü şahsa tahmil edilmiştir. Kanun
bu suretle mümkün mertebe ilk ihbarnameye cevap verilmesini temin et­
mek istemiş ve bu sebeple de yine imkân nisbetinde menfî tesbit davası­
nın açılmasına mahal kalmaması için üçüncü şahsın bu davada haksız
çıkması halinde ayrıca % 15 den aşağı olmamak üzere tazminatla mah­
kûm olacağı esasını koymuştur.
Üçüncü şahsın menfî tesbit davasında iddia edilen borçla zimmeti­
nin meşgul olmadığı hususunu isbat etmesi pek kolay birşey değildir.
Eğer üçüncü şahıs hacizden önce borçluya karşı borcu bulunup bu borç
yine hacizden önce sukut etmiş ise, üçüncü şahıs bu sukutu keyfiyetini
isbat suretiyle menfi tesbit davasında haklı çıkabilecektir. Eğer üçüncü
şahıs borçlu ile hiç münasebette bulunmamış ise o zaman bütün muame­
leleri göz önünde tutulmak suretiyle borçlu ile aralarında hiçbir hukukî
rabıtanın vücut bulmadığının isbatma gidilmek lâzım gelecektir ki bu,
herhalde bilirkişi incelemelerini icab ettirecek, ve isbat külfeti üçüncü
şahsa terettüb ettiğine nazaran bilirkişi tetkikatımn istilzam ettiği mas­
raflar üçüncü şahıs tarafından avans edilmek lazım gelecektir.
Nihayet 89 uncu maddeye getirilen bir yenihk de şudur: Haciz ih­
barnamesi bir hükmî şahsın veya müessesenin merkez ve şubelerinden
hangisine tebliğ edilmiş ise bu ihbarnameye karşı beyanda bulunmak
mükellefiyeti yalnız ihbarnameyi tebellüğ eden merkeze veya şubeye ait
bulunacaktır. Binaenaleyh, eskiden olduğu üzere merkez, kendisine teb­
liğ edilmiş ihbarnameyi bütün şubelerine tamim ile onların cevabını icra
dairesine ulaştırmak külfetinden artık vareste kılınmıştır.
D) tstihkak iddiaları bakımından yenilikler
47. — Mahcuz malın kendisine aidiyetini ileri sürerek istihkak iddia­
sında bulunan üçüncü şahısların bu iddiaları cebrî icranın seyrine tesir
eden bir hadisedir. Evvela bu sebeple icranın talikine karar verilebileceği
gibi neticede bu iddianın doğruluğu tezahür ederse alacaklı haciz ettirdi­
ği o mal üzerinde tabiatiyle artık hakkım elde edemiyecektir. Üçüncü şa­
hıs bu iddiasında hakikaten haklı ise böyle bir netice şüphesiz şayanı
memnuniyettir. Fakat üçüncü şahıs, haddi zatında haklı olmadığı halde
sırf borçlunun yardımı ile kendi lehine birtakım uydurma delillerle iddia­
sında hakh olduğu kanaatini verirse bundan adalet son derece müteessir
olur. Maalesef fiiliyatta da üçüncü şahıslar tarafından serdedilen istih­
kak iddialarının çoğu danışıkh döğüş kabiUndendir ve üçüncü şahısla
borçlunun gizli bir ittifakla alacaklıya karşı giriştikleri sinsi bir mücade­
lenin sık sık rastlanan bir tezahür şeklidir. Bu mücadelenin hakikat h i l a ­
fına alacaklı zararına netice husule getirmesini önlemek için kanun baz;
yeni hükümler getirmiştir.
48. — Evvelâ borçlu elinde bulunan bir malın haczine ıttıla peyda
eden üçüncü şahıs ıttılâmdan itibaren en geç yedi gün içinde istihkak id­
diasını serdetmelidir. Eskiden ise üçüncü şahıs böyle bir müddetle tak-
yit edilmediği için para alacaklıya verilinceye kadar istediği vakit ve çok
defa bilâhare borçlunun aklına gelen bir tertip neticesi bu kabil istihkak
iddiaları ileri sürüyor ve bu yüzden takibi güçleştirilebihyordu. Şimdi ise
istihkak iddiasını üçüncü şahıs hacze muttali olduktan sonra en geç yedi
gün zarfında icra memuruna bildirmediği takdirde bu iddiasını artık o
takipte ileri süremez (Mad. 9 6 / 3 ) . Binaenaleyh icra memuru gecikmiş
bir iddiaya müsteniden istihkak prosedürünü harekete geçirirse alacakh mercie bunu şikâyet yolile arzederek henüz tohum halinde olan ihtilâfı
orada nihayetlendirir. Kanun bu ıttıla keyfiyetinde daha da ileri gitmiş
ve borçlu ile birlikte oturan veya borçlunun iş ortağı olan şahısların hac­
ze ıttılâım farzetmiştir. Yani bu gibi kimseler hacizden itibaren istihkak
iddiasını 7 gün içinde serdetmek mecburiyetindedirler. Haczi daha sonra
öğrendiklerini ileri süremezler. (Mad. 9 6 / 3 )
49. -— Saniyen mal borçlunun elinde ise borçluya aidiyeti asıldır. Bi­
naenaleyh bu takdirde üçüncü şahıs malın kendisine aidiyetini ileri sü­
rünce bunu isbat ile mükelleftir. Bunda umumî kaidelerden ayrılan bir
cihet yoktur. Fakat kanun, mal borçlu ile üçüncü şahıs tarafından müş­
tereken ellerinde bulunduruluyorsa bu takdirde borçlunun malı elinde
tutmasını üstün görmüş ve üçüncü şahıs mala müştereken zilliyed bulun­
duğu halde sanki mal ehnde değilmişcesine yine hakkını isbat külfetini
üçüncü şahsın omuzlarına yükletmiştir.
50. — Üçüncü olarak isbat külfetinin muhtevasını da yeni hüküm­
ler tayin etmektedir. Eskiden mahcuz malların üçüncü şahsa aidiyeti
hakkında bir kaç şahidin beyanı kâfi gelebiliyordu. Şimdi ise üçüncü şah­
sın iddiasında haklı çıkması için böyle mücerret ve umumî bir isbat kâfi
değildir. Şimdi üçüncü şahıstan daha teferruatlı bir isbat şekli istenmek­
tedir. Evvelâ üçüncü şahıs malı ne suretle yani hangi hukukî sebebe
müsteniden iktisab ettiğini ve bu hukukî sebebin tazammun ettiği ivazla­
rı ne yolda elde ettiğini de isbat zorundadır. (M. 97. a / 2 ) Eğer üçüncü
şahıs o malı daha önce satın aldığını iddia ediyorsa hem satış akdini is­
bat edecek, hem de bu satış akdinde ödediği bedeU o tarihte nasıl tedarik
ettiğini, malî durumunun böyle bir bedeli tediyeye ne bakımdan müsait
olduğunu isbat etmek zorunda bulunacaktır. Saniyen malın borçlunun
elinde bulunmasını gerektiren hukukî ve fiili sebep ve hadiseleri göster­
mek ve bunları isbat etmekle mükellef bulunacaktır. Emaneten bıraktı­
ğını ileri sürüyorsa o emaneti icabettiren hadiselerin ne olduğunu ortaya
koyması ve isbat eylemesi lâzımgelecektir.
51. — Nihayet eskiden üçüncü şahıslar istihkak iddiaları dolayisile
takibin gecikmesine sebebiyet vermişler ve sonunda haksız çıkmış bulu­
nuyorlarsa % 10 götürü bir tazminata mahkûm ediürken şimdi bu gö-
türü tazminat miktarı % 15 e çıkarılmıştır.
E ) Mahcuz mahn paraya çevrilmesi balammdan
Bu hususta getirilen yenilikler ya borçlu ve alacaklının menfaatlerini
korumak yahut da açık arttırmaya iştirak ile malı satın alacak üçüncü şa­
hısların menfaatini gözetlemek ve bu suretle icra satışlarına rağbeti art­
tırmak maksadına matuf bulunmuştur.
a) Borçlu ve alacakimm menfaatine uygun hükümler
52. — 1 — Mal kendisine ihale edilen kimse kendisine icra memuru
tarafından menkul mallarda yedi, gayrımenkullerde yirmi günü geçme­
mek üzere verilen mühlet zarfında ihale bedehni ödemeyip ihalerin feshi­
ne gidildikten sonra yapılan yeni ihale farkından mes'ul olduğu gibi, ge­
cikme faizi eskiden % 5 üzerinden hesaplandığı halde şimdi % 10 üzerin­
den tahakkuk ettirilecektir.
2 — Gayrimenkul arttırmalarına iştirak edecek müşterilerin daha
önce irae edecekleri teminat gayrimenkulun muhammen değerinin % 7,5
inden % 10 a çıkarılmıştır.
3 — Gayrimenkul kendisine ihale edilen üçüncü şahıs verilen müh­
let zarfında satış bedelini ödemez ise ihale fesih olunur. Bu fesih üzerine
eski kanun ihalenin yapıldığı arttırmada gayrimenkul üzerinde kalan şa­
hıstan sonra kim en yüksek pey sürmüş ise ona gayrimenkulun teklif
edileceği ve kabulü halinde ona ihale edileceği hakkında bir hüküm ihti­
va ediyordu. (Meselâ Muhammen kıymeti 60.000 hra olan bir gayrımenkule Ahmet 10.000 lira pey sürüp arada başka pey sürülmeden Mehmet
50.000 lira pey sürmek suretile ihale kendisine yapılırsa satış bedelini
ödemeyince bu gayrı menkul Ahmet'e tekhf edilmekte ve onun kabuUle
muhammen bedelin çok dûnunda elden çıkmakta ve bu suretle alacaklı ve
eğer bu tertibe borçlu dahil değilse borçlu büyük zararlara uğramakta
idi.) Şimdi yeni kanun ihalenin feshi üzerine bir evvelki pey sürene tek­
hf yapılabilmesi için bu peyin muhammen bedelin % 75 ini tutmasını ve
eğer satışı istemiş olan alacaklıdan önceki sırada bir ipotek varsa ipotek
bedehni karşılaması şartını aramaktadır. Evvelki misahmize gelehm.
Bunda bir ipotek vesaire yoksa Ahmet'e teklif yapılabilmesi için Ahmet
10.000 hrahk pey değil 45.000 hra pey sürmüş olmahdır. Bu suretle iha­
lelerde çok defa alacaklının hakkını bertaraf etmek üzere borçlu ile üçün­
cü şahsın hileli bir anlaşma ile giriştikleri bu kabil tertipler artık tarihe
karışmış olacaktır.
b) tcrada satılan malı iktîsab etmiş üçüncü şahsm menfaatine uygun
hükümler.
53. — 1 — İhale yapıldıktan sonra bunun kanuna aykırı olduğunu ala­
cakh veya borçlu şikâyet yohle mercie bildirebilir ve bu yüzden ihalenin
bozulmasını isteyebilir. Halbuki müşteri kendisine verilen mühlet zarfın­
da ihale bedelini icraya yatırmış olmalıdır. Ancak ihalenin feshi için ya­
pılan şikâyetin arkası alınmadıkça ihalenin mukadderatı belli olmıyacaktır. Yani şikâyet kabul edilirse, ihale bozulacak ve müşteriye yatırdığı
para iade olunacaktır. Fakat müşterinin yatırdığı para arada faizsiz ola­
rak kalmış olacaktır. Bu sebeple, icra satışlarında muhtemel müşteriler
paralarını beyhude yere bağlamak tehlikesile karşı karşıya kaldıkları
için bu satışlara iştirakten çok defa sarfınazar etmektedirler. îşte yeni
kanunumuz ihaleye karşı şikâyet vukuunda icra veznesine yatırılan iha­
le bedelinin faizsiz bağlı kalmasını önlemek üzere pratik bir hüküm koy­
muş ve müşterinin bedeli nakden ödeyecek yerde bu bedeh karşılayacak
muteber bir banka kefaleti gösterebileceğini hatta daha önce ihale bede­
lini nakten ödemiş ise ihaleye vaki şikâyet üzerine bir banka teminat
mektubu mukabilinde ödediği parayı geri alabilmesini kabul etmiştir.
2 — İhaleye karşı şikâyet müddeti ihaleden itibaren 7 gün olmakla
beraber, eğer kendisine satış ilânı tebhğ edilmesi gereken bir kimseye
ezcümle alacaklı veya borçluya karşı bu formalite yerine getirilmemiş
bulunuyorsa bunun ihaleye şikâyet müddeti ihaleyi öğrendiği tarihten
itibaren yedi gündür. Binaenaleyh eski kanun rejiminde ihaleden seneler
geçtikten sonra dahi bu sebep mevcut olduğu takdirde ihalenin feshi
mümkün bulunuyordu. Yeni kanun her halükârda ihalenin üzerinden bir
sene geçmekle artık şikâyetin ileri sürülmiyeceğini kabul etmiş ve böy­
lelikle müşterinin hukukunu bir senenin mürurile mutlak olarak teminat
altına almıştır. Buna mütenazır bir hükümle, müşteri malın esaslı vasıf­
larında hataya düştüğünü ileri sürecek olursa şikâyetini hataya ıttıladan itibaren yedi gün zarfında dermeyana mecbur olmakla beraber ihale­
den bir sene geçtikten sonra bu selâhiyetini kaybeder. Keza müzayedeye
fesat karıştırıldığı iddiası bakımından da hüküm böyledir. (Yani fesada
ıttıladan itibaren 7 gün ve fakat her halde ihaleden itibaren bir yıl
içinde)
DOKUZUNCU FASIL
Vekâlet ücreti mevzuunda borçlu lehine kolaylıklar
54. — Bu suretle haciz yoUle takip ve bunun neticesinde mahcuz ma­
lın açık artırma ile satışı mevzuunda getirilen yenihkleri gözden geçir­
miş olduk. Rehinin paraya çevrilmesi yolile takip mevzuunda getirilen
yeniliklere temas etmeden önce icra takiplerinde borçluya tahmil edile­
cek vekâlet ücreti mevzuunda alacaklı ile borçlu arasındaki anlaşmalara
icra safhasında kıymet tanmamıyacağı hakkında kanunun getirdiği ye­
ni hükme işaret edehm. Filhakika yeni 138 nci madde vekil vasıtasile ya­
pılan takiplerde vekâlet ücretinin miktarı alacaklı ile borçlu arasında ya­
pılmış sözleşmeye bakılmaksızın icra Memuru tarafından avukatlık ücret
tarifesine göre hesaplanacağını bildirmektedir.
ONUNCU F A S I L
Rehinin paraya çevrilmesi yolunda getirilen
yenilikler
55. — Burada da kanun kendisine ödeme emri tebliğ edilmiş olan
borçluyu itirazını yaparken serbest bırakmamış, itirazının neye taallûk
ettiğini bildirmek zorunda bırakmıştır. Borçlu eğer rehinin mevcudiyeti­
ni inkâr etmek istiyorsa, itiraz ederken rehin yoktur diye itiraz etmeli­
dir. Aksi takdirde, itirazı sadece alacağının varhğma münhasır görüle­
cektir. Borçlu alacağının varlığına itiraz etmeksizin, sadece rehinin mev­
cudiyetini inkâr ederek itirazda bulunursa, alacaklı rehinin paraya çev­
rilmesi yolile giriştiği takibi haciz yolile takip şekline çevirebihr. Bu tak­
dirde alacağının varhğı bakımından itiraz edilmemiş olduğu için ödeme
emri kesin bir mahiyet almış olacağından bu ödeme emrine müsteniden
alacaklı borçlunun mallarına haciz vaz'ettirebilecektir. Rehin menkul re­
hini olmayıp gayrimenkul rehini oldu mu yeni kanun alacaklı bakımından
işi büsbütün kolaylaştıracak hükümler getirmiştir.
56. — Filhakika, eğer İpotek işleyecek bir hesabın bakiyesini garan­
ti etmeyip tahakkuk etmiş bir borcu garanti ediyorsa, yani ipotek sene­
dinde borçlu borcunu kayıtsız şartsız olarak kabul ve ikrar etmiş ise, o
zaman böyle bir alacağı garanti ederi ipoteğin paraya çevrilmesi yeni ka­
nun rejiminde çok kolaylaştırılmıştır. Böyle bir durumda alacağın vade­
si hulul edince alacaklı borçlusunu elinde ilâm varmış gibi takip edecek,
borçlusuna ilâmlara mahsus olan icra emrini icra marif etile gönderecek­
tir. Hatta tebhgat bahsinde işaret edildiği üzere borçlu ipotek senedinde­
ki adresini değiştirmiş ve keyfiyeti noter marifetile alacakhsına bildirme­
miş ise alacaklı tebligatı muteber olarak eski adresine yapabilecektir.
(Bkz. tebligat bahsine No. 19)
57. — İcra emrini tebellüğ eden borçlu bu takibe karşı borcu ödedi­
ğini iddia ediyorsa 7 gün zarfında itirazını icra tetkik merciine arz et­
mek ve tediyesini imzası noterlikçe musaddak veya alacakh tarafından
merci önünde kabul ve ikrar edilmiş bir makbuza istinat ettirmek ve ta­
kibin durmasını ancak bu suretle istemek mecburiyetindedir. Borçlu bor­
cunu haricen hususi bir makbuz mukabilinde kısmen veya tamamen öde­
miş bulunursa yapacağı itirazı mercie kabul ettirebilmesi için o makbuz
altındaki imza noterlikçe musaddak olmak veya alacaklının bunu kendi
imzası olduğunu kabul etmesi lâzımdır. Alacaklı böyle hususi bir senet
altındaki imzayı tanımıyacak olursa, imzanın ona ait olup olmadığının
tahkikine girişilemez. Binaenaleyh borçlunun takibin durması hakkında­
ki talebi red olunur. Borçlu buna karşı temyiz yoluna baş vurur ve takip
edilen alacağın % 15 i nisbetinde bir teminat yatırırsa satış temyiz sebebile durur ise de, borçlunun itirazı kanuni şekillere uymayan bir mak­
buza istinat edince Yargıtay borçlunun bu temyiz talebini müsbet olarak
karara bağlamaz ve binaenaleyh borçlu ipoteğin satışını önleyemez. Sa­
tışı önliyebilmesi için takip başlamadan önce menfi tesbit davası açmak
hakkı kanunda açıkça beUrtilmemiş olmakla beraber bizce mahfuz sayıl­
malıdır. Buna mukabil borçlunun takip başladıktan sonra açacağı menfi
tesbit davası satışı değil icra veznesine girecek paranın alacaklıya verilme­
sini önliyebilmelidir. Fakat her iki halde de menfi tesbit davasının icra­
nın seyrine bu şekilde tesir edebilmesi için borçlunun teminat yatırarak
bu yolda ihtiyatî tedbir karan alması lâzım gelir. (Bakınız menfi tesbit
davası bahsine No. 36 ve 37)
Görülüyorki, borcun baliğini ipotek senedinde borçlu beyan ve ka­
bul etmiş ise takip ilâma müstenit takiplerde olduğu kadar şiddetlidir, ve
borçlunun buna karşı müdafaa imkânları çok daralmıştır. Bu itibarla
ipotek karşıhğı para verenlerin bundan sonra daha mutedil faiz hadleri
ile iktifa edeceğini beklemek yerinde olur.
58. — Eğer ipotek senedinde borç miktarı henüz tesbit edilmemiş
ise meselâ muayyen bir Ümit dahilinde işlemekte olan bir hesabı cari
mukavelesinin bakiyesi ipotekle temin edilmişse bu taktirde alacaklıya
terettüp eden mükellefiyetler vardır ki, o da alacağın miktarını tayine
medar olacak vesikaları (borçlunun bu bapta imzaladığı makbuzları, de­
kontları) takip talebine eklemek mecburiyetidir.
Buna mukabil, borçlu da ödeme emri kendisine tebliğ edilince -Adî
takipte olduğu üzere- 7 gün zarfında sebeplerini bildirerek ve eğer ala­
cakhnm alacak miktarını ispat zımnında ibraz ettiği vesikalardaki imza­
nm kendisme aidiyetini kabul etmiyorsa bunu tasrih ederek, itirazlarını
bildirmelidir. Herhalde bu şıkta, borçlu serdedebileceği itirazla alacağın
mevcudiyetini veya miktarını münakaşa edebilecek, fakat ipoteğin mev­
cudiyetini ihtilâf konusu yapamıyacaktır. Eğer borçlu alacağının mikta­
rım münakaşa etmek istiyorsa -meselâ tediyeleri olduğunu bildiriyorsaalacağın ne kadar kısmını kabul etmediğini bildirmek zorundadır. 100000
lirahk takibe karşı meselâ benim tediyelerim olmuştur borcum bu miktarm altına düşmüştür tarzında miktar beyan etmeden yaptığı itiraz din­
lenmez; bunun için meselâ 30.000.- liralık tediyem vardır demesi lâzım­
dır. O zaman takibin bakiye 70.000 lira için devam etmesine hiç bir engel
yoktur.
Borçlu itirazını usulüne uygun olarak yaparak alacağın mevcudiyet
veya miktarını itiraz konusu yapınca alacaklı itirazın kaldırılmasını taki­
bine iliştirdiği vesikalara müsteniden isteyebilecek, ezcümle hesabı cari­
nin işlemesile ilgili vesikalar gereğince alacağının hakiki miktarını isbat
edebilecektir. Yeni kanun hesabı carinin dayandığı mukaveleyi ve bunun
borçlunun imzasını havi vesikalara müsteniden işleyişini tetkik selâhiye­
tini mercie tanımıştır. Merci bu incelemeleri* yaparken kendisine mübrez
vesikalardaki imzalar yerine göre borçlu veya alacaklı tarafından inkar
edilmiş ise imza tahkiklerine de girişebilecektir. Halbuki ipotekle temin
edilmiş borcun tutarı ipotek senedinde borçlu tarafından ikrar edilmiş ol­
duğu takdirde buna karşı tediye iddialarının dinlenmesi için bu tediyeleri
bildiren senet altındaki imzanın ya noterlikçe daha önce tasdik edilmiş
olması yahut alacaklı tarafından merci önünde ikrar edilmiş olması şartı
aranmaktadır. Demek ki borç tutarının ipotek senedinde ikrar edilmiş
olması ile işleyecek bir hesap için ipotek verilmiş olması hallerinde borç­
lunun takibe karşı koyabilmek imkânı birbirinden çok farklıdır. Bordularm buna dikkat etmeleri ve eğer borç tutarmı ipotek senedinde beyan
ve ikrar etmişlerse bilahare bu borca mahsuben yapacakları tediyeleri
alacaklılarma imzası noterlikçe musaddak makbuzlar mukabilinde yapmalarma itina göstermeleri lâzımdır.
Her ne ise alacağın ipotek senedinde kat'i tutarı beyan ve ikrar edil­
memiş ise merci alacak miktarını biraz evvel belirttiğimiz şekillerde tah­
kik edecek ve alacağın varlığına kanaat getirerek itirazı kaldırdığı tak­
dirde borçlu temyiz yoluna gidip satışı durdurmak isterse yukarıda izah
olunduğu üzere borcun % 15 ine tekabül eden teminat irae etmek zorun­
da kalacaktır.
59. — Gerek menkul ve gerek gayrimenkul rehinin paraya çevrilme­
sini müteakip eğer elde edilen para alacağın tamamını karşılamayıp ala­
cağın ödenmemiş bir kısmı kalırsa bu ödenmeyen kısım için alacaklıya
bir rehin açığı belgesi verilir. Eski kanun zamanında bu belge sadece
borçlunun haciz yolile takibine imkân vermek gibi pek mahdut bir neti­
ce husule getiriyordu. Şimdi ise yeni kanun bu belgeye bazı mühim neti­
celer bağlamıştır:
a - Buna müsteniden alacakh rehinin paraya çevrilmesi veya kimse­
nin satışa talip çıkmaması üzerine neticesiz kalan ikinci arttırma tarihin­
den itibaren bir sene zarfında yeni bir ödeme emri tebhğine mahal kal­
maksızın borçlunun mallarını haciz edebihr.
b - Kaydedilen tarihlerden itibaren bir sene geçtikten sonra alacak­
lı ödeme emri tebliğine mecbursa da buna karşı borçlu itiraz edecek olur-
sa alacaklı rehin açığı belgesine müsteniden itirazı kaldırabilir.
Bir de yeni kanun muvakkat rehin açığı belgesi diye yeni bir mef­
huma yer vermiş ve buna alacaklı lehine bazı neticeler bağlamıştır. Ala­
caklı merhun malın (menkul veya gayrî menkul) satışını istedikten son­
ra rehinin takdir edilen ve kesinleşen kıymetine göre alacağını karşılamıyacağı anlaşılırsa (meselâ 100.000 hra tutarındaki alacağını temin
eden rehinin 60.000 lira değerinde olduğu takdir eâiimişse) bakiye için
(Misalimizde 40.000 hra için) muvakkat rehin açığı belgesi verilir. Buna
müsteniden alacaklı borçlunun diğer mallarının haczini isteyebileceği gi­
bi mevcut hacizlere 100 ncü maddedeki şartlar mevcutsa iştirak edebilir.
ONBİRİNCt FASIL
İflâs Yolile Takipte Yenilikler
A) Selâhiyetli icra dairesinin seçimi bakımından alacaklıya tanman
imkânlar
60. — Eski metin zamanında alacaklı borçlusunu iflâs yolile takip
isteğini bildirerek borçlusuna bu yolda ödeme emrini tebliğ ettirmek için
behemehal borçlunun işlerini temerküz ettirdiği icra dairesine başvur­
mak zorunda idi. Borçlu ile arasındaki, selâhiyetli icra dairelerinin tayi­
ni hususundaki anlaşmadan iflâs yolile takipler için istifade edemiyordu.
Şimdi alacakh lehine cüz'i bir değişikhk yapılmıştır. Selâhiyet anlaşma­
sı mucibince meselâ İstanbul îcra dairesinin selâhiyeti kabul edilmiş ise
alacaklı Eskişehirde ticaret yapan borçlusunu iflâs ettirmek için İstan­
bul icra dairesine müracaat ile bu icra dairesi marifetile borçluya ödeme
emri tebhğ ettirebilir. Fakat bilâhare iflâs davasının behemehal borçlu­
nun işlerini temerküz ettirdiği mahallin Ticaret mahkemesinde ikame
edilmesi lâzımdır.
61. — Yeni kanunumuz
lâsını da açıkça derpiş etmiş
den ziyade şubesi bulunması
benin bulunduğu mahal icra
(yetkih) saymıştır.
merkezi yurd dışında bulunan şubelerin if­
Türkiyede bir şubesi varsa bu şubenin; bir­
halinde de Türkiye bakımından merkez şu­
daire ve ticaret mahkemesini selâhiyetli
B ) Yargılama usulü bakımmdan yenilikler
62 — a) Eskiden iflas davası seri usule tabi idi. Bu usul ise yalnız
adı itibarile seri olup neticenin süratle istihsalini mümkün kılan bir usul
değildir. Ona nazaran çok daha sürat temin eden basit usulü muhakeme
şimdi artık iflâs davalarına tatbik olunacaktır. Bu usul sayesinde borç-
luya gıyap kararı tebliğine hacet kalmaksızın dava yürütülebilir.
63. — b) Borçlu ödeme emrine usulü dairesinde 7 gün içinde itiraz
etmemiş ise artık mahkemece alacağın tahkikine girişmeye mahal olma­
dan kendisine takip mevzuu borcu ödemesi için depo emri tebliğ edilir.
Eski kanunda bu hususta sarahat yoktu, ve böyle bir imkânın varlığı
münakaşalı idi. Şu halde borçlunun ödeme emrini itirazsız bırakmış olması
bugün artık kendisi için pek tehlikelidir. 'Zira bu durum kendisine depo
emrinin tebUğini zaruri kılmakta ve borçlu iflâstan kurtulmak istiyorsa
borcu ödemekten başka bir çaresi kalmamaktadır. Eğer borçlu ödeme
emrine bir mani sebebi ile, meselâ ödeme emri tebliğ olunduğu sırada sayahatte bulunması yüzünden 7 gün geçtikten sonra muttali olursa o za­
man gecikmiş itirazını ticaret mahkemesi nezdinde 65 ci maddeye kıyasen yapabilmeUdir. Kanun, adî iflâs yolu bakımından bu hususta açık
bir hüküm koymamış ise de kambiyo senetlerine müsteniden yürütülen
iflâs takiplerinde borçluya böyle bir imkân tanımıştır. Kambiyo senet­
lerine müstenit takipler daha seri olduğu için orada borçluya tanınmış
bir imkândan burada istifade ettirilmemesi için hiç bir sebep yoktur. Şu
halde müddetinde itiraz etmemiş borçlu için gecikmiş itiraz yolu bundan
böyle mahfuz sayılmalıdır. Keza vaktinde itiraz etmemiş borçlu iflâsı ön­
lemek üzere takip konusu borcu ödemek zorunda kalınca 72 ci madde
mucibince istirdat davasını ikâme etmek aynı suretle mahfuz görülme­
lidir.
64. — c) İtiraz yapılmış ise mahkeme bütün vasıfları ve iddia se­
beplerini umumi hükümler dairesinde tetkik eder. Yani mahkemenin in­
celemesi yalnız 68 nci maddede yazılı belgelere münhasır kalmıyacaktır.
Bunda bir yenilik yoktur. Fakat yeniUk olan cihet borçluyu iflâs davasın­
da temsil etmiş vekile depo emrinin tebliğ olunabilmesi imkanıdır. O suretleki, ödeme emrinde bildirilen alacağın varlığı itiraza uğrayıp iflâs
davasında alacak ispat olununca muhakeme celsesinde borçlu hazırsa ken­
disine; borçlu bulunmayıp vekili bulunuyorsa vekiUne, alacağı 7 gün zar­
fında depo etmesi muteber olarak bildirilecek, eskiden olduğu gibi depo
emrinin tebliği için borçlunun peşinden gitmeye mahal kalmıyacaktır.
65. — İflâs davası açılınca alacakh mahkemeden borçlunun mallarım kaçırmasını önlemek üzere muhafaza tedbirleri istiyebilir. (Mallarının
mühür altında muhafazası hatta gayrimenkuUerin tapu kaydına şerh ko­
nulması gibi) îşte iflâs yolu ile takibi tazammun eden ödeme emrinin
tebliğ edilmesi üzerine borçlu itiraz etmemiş olursa iflâs davasını açan
alacaklının talebi üzerine artık mahkemenin behemehal muhafaza ted­
birlerine karar vermesi lâzımdır. Halbuki, ödeme emri itiraza uğramış
olsa mahkemenin derhal muhafaza tedbiri ittihazı icap etmez. Belki ala-
cağın varlığı hakkında daha önce bir kanaat sahibi olması ve alacaklıdan
ileride muhafaza tedbirini yersiz aldığı anlaşıldığı taktirde (borçlunun ve
üçüncü şahsın zararlarını karşılamak üzere) teminat alması gerekmek­
tedir.
66. — Kanunumuzun yerinde olarak getirdiği bir yeniUk de muhafa­
za tedbirlerinin alındığı bahanesile borçlunun maruz kalacağı diğer icra
takiplerini sekteye uğratamamasıdır. Muhafaza tetbirleri alınmış bile ol­
sa iflâs davası açandan gayri bir alacaklı borçluyu haciz yolu ile takip
edebilir. Hatta muhafaza tedbirine konu teşkil etmiş mallarına haciz koydurabihr.
67. — Mahkeme borçlunun iflâsına karar verince bu karar kabili
temyizdir. Fakat borçlu kararı temyiz etse bile iflâs masası teşkil olunur.
Ve borçlunun malları üzerinde tasarruf etmek yetkisi kalkar. Yalnız iflâs
kararı kesinleşmedikçe ikinci alacaklılar toplantısı yapılmaz. İflâs
karai'^ı Yargıtayca bozulsa bile borçlunun
malları üzerindeki tetbirler
devam eder. Şu kadar ki : Ticaret mahkemesi davanın seyrine göre
bu tetbirleri değiştirmeye veya kaldırmaya yetkilidir. Bundan başka
iflâsın açılması borçluya karşı diğer alacaklılar tarafından girişilmiş bil­
cümle takipleri durdurur. İflâsın kesinleşmesini müteakipdir ki, bu takip­
ler düşecektir. (Halbuki eski kanun zamanında mücerret iflâsın açılması
ile bu takipler düştüğünden bilâhare iflâs karan kesinleşmeyip iflâs da­
vası red ile neticelense diğer alacaklıların yeniden takibe girişmesi gere­
kiyordu.)
ONÎKİNCİ FASIL
İflâs yolu ile takibin bono ve diğer kambiyo senetlerine dayanması
halinde yenilikler
68 — Eskiden olduğu gibi alacaklı elindeki bonoya müsteniden borç­
lunun iflâsını istiyorsa o zaman borçluya tebliğ edilen ödeme emrine ken­
disine verilecek ödeme ve itiraz müddeti sadece 5 gündür. 538 sayılı ka­
nunun getirdiği yenilikler şudur ki; Borçlu bu (5) günü itirazsız bırakır­
sa alacaklı derhal iflâsına karar verilmesini mahkemeden istiyebilecekfîr. Borçlu sadece mücbir sebep yüzünden itiraz edememiş ise gecikmiş
itiraz yoluna baş vurabilecektir. Kambiyo senetleri bakımından kanun bu
ciheti tasrih etmiştir. Keza borçlu itiraz etmiyerek bilahara alacaklısına
tediyede bulunmuş ise bu tediyesini resmi belge ile (yani, imzası noter­
likçe tasdik edilmiş bir makbuzla) ispat ederek iflâs davasının reddini
sağlar. Borçlu tediyede bulunduğu halde böyle bir vesika almamış veya
müdafaa sebepleri mevcut olduğu halde itiraz etmemiş ise iflâs davasmm
reddini sağlamak için tediyede bulunmaktan başka çaresi kalmaz. Ka­
nun borçlunun bu suretle borçlu olmadığı bir parayı sırf iflâs davasını
bertaraf etmek üzere ödemesi hahnde 72. ci madde mucibince istirdat
davası açarak geri almak hakkını açıkça» mahfuz tutmuştur.
ONÜÇÜNCÜ FASIL
Konkordatoda Yenilikler
Bütün yenilikler alacaklılar lehinedir. Konkordato daha önce izah
edildiği üzere zaten borçlu lehine hükümler ihtiva eden bir tasfiye şekli­
dir. Bu tasfiye şekhnin alacaklılar aleyhine suiistimal edilmemesi için 538
sayılı kanun mühim yenilikler getirmiştir.
69. — Evvelâ borçlu iflâsı önliyecek şekilde akdedeceği konkordato­
da borçlarının asgarî olarak % 50 sini ödemek taahhüdünde bulunmalıdir. (Eski kanun bu asgarî had için % 30 nisbeti ile iktifa etmişti.)
Saniyen yeni kanun konkordato teklifi ile prosedürü harekete geçi­
ren borçlunun bilahâre ataleti veya suiniyeti yüzünden prosedürün mu­
allakta kalmasını önlemek cihetine gitmiştir. Bunun için de konkordato
mühleti alan borçluya kanun mühlet kararma ait masrafları 5 gün zar­
fında ödeyip tatbik mevkiine koydurmak mükellefiyetini yüklemiştir.
Borçlu bu mükellefiyeti yerine getirmezse verilen mühlet kendiliğinden
kalkar. Diğer cihetden borçlu konkordatonun tasdik edilmesi için gerek­
li harçları -ki. konkordatoya yazılmış alacaklar tutarının . yüzde iki­
sine tekabül eder- tasdikten önce mahkeme veznesine depo etmeye mec­
bur tutulmuştur; öyle ki, bu harçları ödemez ise konkordato mahkemece
tasdik edilmez ve her bir alacaklı borçluyu artık takip etmek imkânına
kavuşur. (Eski kanun zarfında tasdik edilen konkordatonun kesinleşme­
sinden meselâ 6 ay sonra başhyacak tediyelerin gayri muayyen bir müd­
det geciktirmek için borçlular çok defa ilâm harcını ödemiyerek ilâmı al­
maktan çekiniyorlardı. Bir alacaklıda sırf kendi alacağını takip imkanı­
na kavuşmak için bütün alacakların tutarı üzerinden hesaplanan harcı
ödemeyi tabiatile göze almıyor ve bu müphem durumdan suiniyet sahibi
borçlular azami derecede istifade ediyorlardı, işte kanun temas ettiğimiz
hükmü ile bu suistimale nihayet vermiştir.)
Üçüncü nokta : Borçlu konkordato mühleti isterken defterlerinin
durumunu bildiren bir cetvel eklerken Ticaret Kanunu muclbhice tutulma­
sı gereken defterlerin hepsinin tutulmuş olup olmadığını da tasrih mec­
buriyetindedir. Kanunun bu yeni hükmü defterleri eksik tutmuş olan
borçlunun iflâsı önliyen konkordatodan istifade edemiyeceği yolunda yorumlanmıya müsaitdir.
70.
Konkordato prosedürünün borçlu tarafından mal kaçırılması­
na âlet edilmemesi için konulan yeni hükümler.
Konkordato mühleti alan borçlu bir yandan .takiplerden masun ka­
lırken diğer yandan mallarını kaçırmaması için ciddi tedbirlere maruz bı­
rakılmamıştı. Şimdi durum değişmiştir. Borçlu konkordato mühleti istih­
sal edebilmek için icra tetkik mercnne verdiği bilançoda irae ettiği mal­
lar üzerinde tasarruf yetkisini muhafaza etmekle beraber bu malları ve­
ya kıymetleri elinden çıkardığı taktirde karşılığının bilâhare alacaklılara
göstermek mecburiyetindedir. Bu mecburiyetini yerine getirmezse bir aya
kadar hafif hapis cezası ile cezalandırıhr. Kanun bahis konusu mecburiye­
ti muhtelif ihtimaller (konkordato mühletinin verilmemesi, mühletin kal­
dırılması veya b:onkordatonun tasdik edilmemesi ve nihayet korkordatonun fesih edilmesi faraziyeleri) için yerine göre bir sene veya altı ay ola­
rak ifade etmiş bulunmaktadır.
İkinci ve mühim bir yenilik konkordatonun tasdik talebinin reddi üze­
rine mahkemenin hiç bir talep olmadan borçlunun bilançosunda yer alan
aktif kıymetler üzerinde ihtiyatı haciz kararı vermesidir. Bu ihtiyati haciz
kararını her bir alacakh masraflarını ödemek suretile 10 gün zarfında
harekete geçmek şartile tatbik mevkiine koyabilecek ve tastik talebinin
reddine dair kararını müteakip 7 gün içinde 301 nci madde mucibince if­
lâs davası açtığı takdirde de ihtiyatî haczi ayakta tutabilecektir. Bu su­
retle konkordato akim kalınca borçlunun mallarını kaçırmasına mani ol­
mak için alacaklılar eline müessir bir silâh verilmiş bulunmaktadır.
ONDÖRDÜNCÜ FASIL
İptal Davası Mevzuunda Yenilikler.
71. — Borçlunun ne yollarla takip edileceğini ve bunda alacaklılar
lehine yeni kanunun ne kolaylıklar sağladığını ana hatlarile görmüş bu­
lunuyoruz. Haciz olsun iflâs olsun bu takip yolları borçlunun mamelekin­
de yer alan kabili haciz malların borçlunun tasarruf sahasından çıkarıl­
masını ve alacaklı veya alacaklılar lehine paraya çevrilerek bunların ala­
caklarının ödenmesini istihdaf etmektedir. Cebri icranın seyri zaten bu­
dur. Fakat cebri icranın bu tabiî ve zarurî seyrini takip etmesine engel
olmak için borçlu mamelekinde yer alan malları, alacakhlarmm zararına
elinden çıkarabihr. Borçlunun bu kabil alacaklılar aleyhine yapabileceği
mal devirlerinin alacakhlar için tevhd edebileceği zararları bertaraf et­
mek için en güzel çare bundan zarar gören alacaklılara bu kabil devir
muamelelerini iptal ettirmek ve bu suretle bu devir muamelelerine konu
teşkil etmiş malları borçlunun mamelekine iade ederek bunların borçlu
mamelekinden hiç çıkmamış ve borçlunun uhdesinde ve mamelekinde kal­
mış gibi zarar gören alacaklılar lehine paraya çevrilmesini temin etmek­
tir, îşte icra ve iflâs kanunu bu gayeye hizmet için iptal davası müessese­
sini tanzim etmiştir. Bu tanzim tarzına göre borçlusunu takip ederek ha­
ciz ettirdiği malların muhammen kıymetine göre alacağı kısmen karşılık­
sız kalan alacaklıya bu karşılıksız kalan kısmı için muvakkat aciz vesi­
kası verilmekte, haciz ettirdiği malları sattırdıktan ve borçlusuna ait baş­
kaca kabili haciz mal bulamayan alacaklıya'da alacağının ödenmemiş kıs­
mı için kat'î aciz vesikası verilmektedir. Ve işte elinde böyle muvakkat ve­
ya kat'î aciz vesikası bulunan alacaklı alacağının ödenmemiş kısmına te­
kabül edecek surette borçlunun alacaklılar aleyhine yaptığı devir mua­
melelerini iptal ettirmek ve bu kabil devir muamelelerine mevzu teşkil et­
miş mallar üzerinde alacağını istifa etmek selâhiyetini haiz bulunmakta­
dır. Meselâ 100.000 liralık alacağından ancak hacız yolile 60.000 lirasını
tahsile muvaffak olmuş alacakh bakiye 40.000 hra için aciz vesikası alın­
ca borçlunun daha önce kendisini izrar maksadile bir yakini ile hileli bir
surette anlaşarak 90.000 lira değerindeki bir malını buna devir ve ferağ
eylese alacaklı iptal davası açar ve eğer bu şartları mevcut ise muamele­
yi iptal ettirerek bu malı hacız eder ve sattırır. Satış neticesinde 70.000
hra elde edilirse alacaklı 40.000 hrasını alır geri kalan 30.000 lira borçlu­
ya verilmeyip hileli devir neticesinde hadisede malı iktisap etmiş olan
borçlunun yakini üçüncü şahsa kahr. Yani hileli devir yalnız alacaklının
haklarını ihlâl ettiği nisbette iptal edilip alacakhnm haklarına dokunmr
dığı nisbette iptalden masun kahr. îcra ve iflâs kanunu iptal davası aç­
mak ve bu suretle istifayı hak etmek selâhiyetini yalnız elinde muvakkat
veya kat'î aciz vesikası bulunan alacakhya değil fakat aynı zamanda iflâs
masasına tanımıştır. Bir evvelki misalimize avdet edersek sözü geçen
borçlu 90.000 hra değerindeki malını hileli bir şekilde yakini olan bir
üçüncü şahsa geçirip iflas edecek olursa iflâs masası bu devir muamele­
sinin iptalini dava edebilecek ve eğer buna muvaffak olursa mal masaya
iade edilecektir. Yalnız üçüncü şahıs bu malı iktisap için ödediği bedeU
tahsil zımnında masaya kendini kayıt ettirebilecektir.
72. — Mekanizmasını kısaca izah ettiğimiz bu iptal davası şimdiye
kadar tatbikatımızda kendisinden beklenilen neticeleri verememiştir. Bu­
na da iki sebep vardır. Evvelâ iptale tâbi devir muameleleri borçlunun ac­
zinin veya iflâsının tahakkukundan önce muayyen bir müddet içinde (Ka­
nunun derpiş ettiği faraziyelere göre iki veya üç sene içinde) yapılmış ol­
mahdır. Halbuki borçluyu haciz yohle takibe geçen alacakh borç­
lunun itiraz veya sair mukavemetlerinden dolayı haczi vaz'ettirmeğe ba— 4U —
zan iki üç sene geçtikten sonra muvaffak olabilmekte ve o zaman da ma­
hiyet ve bünyesi itibarile kabiU iptal olan muamele kanunun derpiş eyle­
diği devrenin dışmda kaldığı için iptal edilmekten kurtulmaktadır. Sani­
yen iptal davası borçlu ve üçüncü şahıs aleyhine ikame olunacak ve ala­
caklı lehine müsbet bir neticeye bağlanabilmesi için bir çok faraziyeler­
de üçüncü şahsın da suiniyeti olduğu veya hiç olmazsa borçlunun kötü
niyetine vâkıf olduğunun isbatı gerekecektir. Halbuki üçüncü şahsın kö­
tü niyetini veya borçlunun kötü niyetine vukufunu isbat hiç de kolay de­
ğildir. Ve bundan dolayı çok defa iptal davası akamete uğramaktadır.
İşte yeni kanun iptal davasının işlemesine mâni olan bu durumları
tamamen değilse bile geniş mikyasta bertaraf etmiş ve tatbikatta görü­
len hileli toptan devirlerle ciddî bir surette mücadele etmek yolunu tut­
muştur. Bu bakımdan yeni kanunun bir inkilâp yaptığını söylemek mü­
balağalı olmaz.
73. — inkilâp temas ettiğimiz iki noktada tecelli etmiştir. Evvelâ
alacaklıyı izrar için yapılan tasarruflar hacizden veya iflâsa karar veril­
dikten iki sene evvelki devrede yapılanlardan ibaret değildir. Yeni kanu­
numuzun sisteminde geriye doğru hesaplanacak bu iki senelik devre­
nin başı haciz veya iflâs tarihi olmayıp haciz veya iflâs takibine geçildiği
tarihtir, (Mad. 280) Şu halde borçlu alacaklısı aleyhine 10. Haziran 1965
tarihinde hileli bir tasarrufta bulunsa, alacaklı 10 Haziran 1967 tarihin­
de takibe başlamış olmak şartile borçlunun bu tasarrufu kabili iptaldir.
Yalnız iptal davası tasarruf muamelesine nazaran en geç beş sene içinde
açılmahdır. Binaenaleyh misaUmizde 10 Haziran
1970 tarihine kadar
borçlunun hileli tasarrufu kabili iptal bir mahiyet taşımaktadır. (Eski
kanunda bu müddet üç sene olarak tesbit edilmişken yeni kanun bunu
beş seneye çıkarmıştır.) İptal davasının tasarruf tarihinden itibaren azamî
beş sene zarfında açılması keyfiyeti tasarrufların akibetinin uzun müd­
det muallâkta kalmaması fikrile kabiU izahtır.
74. — Saniyen kanunumuz muayyen faraziyelerde hile karineleri ka­
bul etmiştir. O suretle ki borçlu ile üçüncü şahıs arasında hileye delâlet
etmek üzere teati edilebilmiş sözlerin ve hile kasıt ve iradesinin isbatmdaki güçlükler bu suretle geniş mikyasta bertaraf olunmuştur. Asıl şaya­
nı dikkat olan cihet de bu hile karineleri iki nevi olup birinci neve dahil
olan faraziyelerde borçlu ve üçüncü şahıs hilenin olmadığını isbat edebi»
Hrler. ikinci neve dahil olan hallerde ise borçlu ve üçüncü şahısa bu im­
kân da tanınmamış hilenin varlığı, hilafının isbatma imkân olmayan k a t i
bir karine ile kabul edilmiştir.
Şimdi bu iki nevi muameleden ilkine atfı nazar edelim. Bir borçlu
tediye kabiliyetini kısmen veya tamamen kaybeder ve bilhassa yapılan
— ü —
hacizler neticesinde yarı mevcudu elden çıkıp kalanı muaccel veya bir se­
ne içinde vadesi gelen alacakların ödenmesine kifayet etmiyorsa bu borç­
lunun basiretli bir tacirden beklenmedik hareketlerle mevcudunu eksilten
muamelelere girişmesi halinde bu muameleler iptale tâbidir. Sade şu şart­
la ki borçlunun bu durumunu ve muamelenin böyle bir netice husule ge­
tirmekte olduğunun onunla muameleye girişen şahsın bildiği ayrıca is­
bat olunmalıdır.
Ancak İptale tâbi muameleyi yapan diğer taraf borçlunun karı veya
kocası, baba dede veya evlat veya torunları, yeğeni, kayın biraderi veya
baldızı ise onların bu bilgisini isbata mahal yoktur. Zira onların borçlu­
nun durumunu ve muamelenin mahiyetini bildikleri hakkında kanun
bir karine kabul etmiştir. Yalnız bu şahıslar bu karinenin hilafını isbat
edebihrler.
Şimdi çok daha ehemmiyet arzeden ikinci neve gehyoruz. Bu nev'e
dahil olanlar da borçlunun alacaklılarını izrar kasdile yaptığı kabul edi­
len muamelelerdir. Bu muamelelerin iptah bakımımdan hacız veya iflâs
yohle takipten önce iki yıl içinde yapılmış olmak şartı da aranmamakta
yalnız muamele tarihi ile iptal davası tarihi arasında beş senenin geçme­
mesi şartile iktifa olunmaktadır. Şimdi alacakhlarm izrarı maksadile ya­
pıldığı kanun tarafından kesin bir karine icabı farz ve kabul edilen ve bu
itibarla iptale tâbi olan muameleler şunlardır: a) Ticarî işletmenin oldu­
ğu gibi devri b) veya iş yerindeki ticarî emtianın tamamının veya mühim
bir kısmının devri veya satın alınması c) İş yerindeki ticarî emtianın bir
kısmını iktisapla beraber aynı yerin bilâhare iktisap eden tarafından iş­
gali. İşte yeni kanun bu muamelelerin borçlu tarafından alacaklılarını iz­
rar kasdile yapıldığını ve borçlu ile bu muamelelere girişmiş üçüncü şa­
hısların da bu kasde vâkıf olduklarını kabul etmekte ve elinde aciz vesika­
sı bulunan alacaklıya mezkûr muameleleri beş sene zarfında iptal ettir­
mek selâhiyetini vermektedir. Şu halde toptan devirlerle borçlunun mal
kaçırması ihtimalinin artık tarihe karışacağını tahmin etmek pek yersiz
olmasa gerektir. Çünkü alacağını alamamış ve bu suretle borçlusu aley­
hine aciz vesikası istihsâl etmiş olan alacaklı bu muamelelerin vukuu ta­
rihinden itibaren beş sene içinde dava açmak şartile bunları iptal ettire­
bilecek ve bu muamelelere mevzu teşkil etmiş olan malları hacız ettire­
bilecektir.
Borçlu alacaklısını izrar kasdile hareket etmediğini hiç isbat edemiyecek midir? kanun buna ancak muayyen şekillerde olmak şartile cevaz
veriyor. Borçlu eğer alacaklısına yukarıda (a) (b) (c) bendleri altında
iptale tâbi olduğunu belirttiğimiz muameleleri muamele tarihinden önce
üç ay evvel yazılı olarak bildirmiş veya yine üç ay önce Ticaret Sicilli
Gazetesile, ve bu da mümkün olmadığı halde yine üç ay önce bütün alacakhlarm ıttılâmı temin edecek şekilde münasip vasıtalarla ilân etmiş ise
o zaman bu muamelelerde alacaklıları izrar kasdi bulunmadığı kabul edi­
lir ve bu muameleler ancak bu takdirde muteber sayılır. Demek oluyorki
yukarıda belirtilen muameleleri muteber olarak yapabilmek için borçlu
alacakhlarma bir az evvel tasrih edilen şekillerde bu muameleleri duyurmalı ve bu duyurma keyfiyetinden itibaren üç ay geçmelidir. İlân key­
fiyetinden itibaren üç ay geçmiş olmadıkça bu muameleler sıhhate kavuşamıyacaktır. Yani üç ay dolmadan önce borçlunun her hangi bir ala­
caklısı bahis konusu toptan devre mevzu teşkil etmiş olan mallar üzerin­
de muteber bir şekilde cebri icra hareketlerine geçebilecekler hacız veya
ihtiyatî hacız koydurabileceklerdir. BöyleUkle borçluların toptan devir­
lerle mallarını kaçırmak teşebbüsüne yeni kanunumuz çok ciddî engel
koymuş olmaktadır.
75. — İptal davasında alacaklıya yeni sağlanan veya eski hükümlere
göre mevcut olduğu halde kâfi derecede bilinmediği için açıklanan hü­
kümler şunlardır :
a) Üçüncü şahıs iptale tâbi malları elinden çıkarmış olursa mukabilin­
de elde ettiği hak ve kıymetler üzerinde alacaklı davasını yürütebihr ve
bunlar üzerinde hacız suretile hakkını elde edebilir. Eğer devir mukabi­
linde elde ettiği hak paradan ibaret ise alacaklı üçüncü şahsın elde etti­
ği para nisbetinde tazminata mahkûm edilmesini isteyebilir, (meselâ ip­
tale tâbi bir muamele ile toptan malları iktisap etmiş olan üçüncü şahıs
bu malları perakende olarak elden çıkarmış ve mukabilinde 10.000 lira sa­
tış bedeli iktisap etmiş ise üçüncü şahıs alacaklıya 10.000 lira ödemeğe
mahkûm edilir.)
Kanun iptal davası açmış alacaklının dava sırasında tedbir kararı da
alabileceğini tasrih etmiştir. Bu tedbir kararı icabında teminatsız alına­
bilir. Fakat üçüncü şahıs malı elinden çıkarmış ve dava kendisine karşı
tazminat davası hahne getirilmiş ise o zaman alacaklı üçüncü şahsa kar­
şı ihtiyati hacız kararı alabilmek için teminat göstermek mecburiyetin­
dedir.
b) Eğer iptal davasının konusunu gayrimenkul teşkil ediyorsa dava­
yı kazanan alacaklı ayrıca tapu kaydının tashihine gitmeğe mecbur ol­
madan yani tapu kaydı yine üçüncü şahıs üzerinde gözükmeğe devam et­
tiği halde elde ettiği ilâma müsteniden o gayrimenkulu kendi alacağını
istifa etmek üzere hacız edip sattırabik^cektir. Bu suretle alacaklıya asga­
rî formahte ile iptal davası neticesinde hakkını elde etmek imkânı bahse­
dilmektedir.
76. — îptal davasına muhatap olan üçüncü şahıs iptale tabi muame­
le için ödediği mukabil ivazı (meselâ toptan devir ve alım için ödediği pa­
rayı) aynı davada borçludan isteyebilir ve bunun için hüküm verilme­
sini talep edebilir. Bu suretle kendi hukukunu siyanet için kendisine ka­
nun bir kolaylık bahsetmiştir. Fakat bu kolaylığın alacaklı aleyhine ne­
tice vermemesi yani borçlu ile kabili iptal muameleyi yapmış olan üçün­
cü şahısla borçlu arasında bu ihtilâfın alacakh tarafından açılan dava­
nın uzamasına tesir icra etmemesi için kanun iptal davasının bu ihtilâf­
tan tefrik edilerek daha önce karara bağlanmasına da ayrıca imkân ver­
miştir. (283 sondan bi r evvelki fıkra) Diğer cihetten üçüncü şahıs ödedi­
ği mukabil ivaz için borçludan alacakh durumuna gelmekte ve bu alaca­
ğını borçludan istemek hakkını haiz bulunmaktadır. Eğer borçlu iflâs et­
mişse üçüncü şahıs mukabil ivaz için masaya alacağını kaydettirebile­
cektir. Eğer borçlu iflâs etmemiş ise üçüncü şahıs bu mukabil ivaz için
borçlusunu ayrıca takip edebilecek fakat iptale tâbi muameleye mevzu
teşkil etmiş maldan iptal davasını kazanmış olan alacaklı tamamen istifa­
yı hak etmedikçe bir şey alamıyacaktır.
Kanunumuz bu suretle iflas dışındaki hallerde iptal davasını kazan­
mış alacaklıya borçlunun mamelikine iade ettirdiği mal üzerinde öncelik­
le hakkını elde etmek selâhiyetini tanımış gözükmektedir.
77. — Nihayet iptal davası eski kanunumuz zamanında seri usûlü
muhakemeye tâbi iken şimdi çok daha sür'at ifade eden basit usulü mu­
hakemeye tâbi kılınmıştır.
ONBEŞÎNCI FASIL
Ticareti Terk Eden Tüccarlara Yüklenen Yeni Mükellefiyetler
78. — Borçlunun alacakhiarını izrar için başvurabileceği bir yol da
ticareti terk etmektir. Her ne kadar ticareti terk eden tüccar bir yıl için­
de yine iflâs yolile takip edilebiürse de ticareti terk suretile adresini ve
çok defa izini kaybettirmeğe muvaffak olan borçlu alacaklıların takibin­
den bir çok hallerde fnlen masun kalmak imkânına kavuşmuştur. Şüphe­
siz ticareti terk etmekle beraber borçlu bir evvelki fasılda izah olunan
(malların toptan bir veya bir kaç kimseye devri gibi) iptale tâbi muame­
lelere girişirse alacaklılar bunları iptal ettirmek suretile haklarını bir
dereceye kadar elde edebilirler. Fakat borçlu bu kabil iptale tâbi muamelelere tevessül etmeden ticaret âleminden çekihrse alacakhiarı başkaca
koruyacak hükümlere ihtiyaç vardır.
79. — Yeni kanunumuz bu ihtiyacı duymuş fakat bu mevzuda daha
önce teklif edilen radikal tedbirlere başvurmaktan da çekinerek muta-
vassıt bir yol tutmuştur. Filhakika evvelki çahşmalarda ticareti terk
edenlerin malları ve borçlarını tasfiyeye sevk için sür'atle işleyecek seri
ve özel bir prosedür derpiş edilmişti. Bu prosedürün ilk halkasını borçlu­
ya terettüp eden mal beyanı mükellefiyeti teşkil ediyor ve ikinci safhada
bu mal beyanında yer alan alacaklıların derhal mevkii meriyete koyabi­
lecekleri bir tasfiye şekU yer alıyordu. Yeni kanunumuz bu kadar ileri
gitmemiş yalnız mal beyanı mükellefiyetini benimsemekle iktifa eyle­
miştir.
Şimdi kanunlaşmış yeni hükümlerimizi kısaca tahlil edecek olursak,
ticareti terk eden borçlu bütün aktif ve pasifini yani bir yandan mevcu­
dunu (mallarını hak ve alacaklarını) ve diğer yandan da borçlarını ve
aynı zamanda alacakhlarmm isim ve adreslerini gösteren bir mal beya­
nında bulunmağa ve bu beyanını Ticaret SiciUine bildirmeğe mecbur tut­
muştur. (Madde 44) Kanunun istediği bu beyanı yapmamış veya beyanın­
da mevcudunu eksik göstermiş borçlu bundan zarar gören alacaklının
şikâyeti üzerine tetkik mercii tarafından üç aydan bir seneye kadar ha­
fif hapis cezasile cezalandırılır (Madde 337 a)
Borçlu mal beyanında bulunmakla beraber keyfiyetin Ticaret Sicilli
Gazetesinde ve alacaklıların bulunduğu yerlerde ilânı için gereken ilân
masraflarını da öder. îlân masraflarını ödemeyen tacir beyanda bulun­
mamış sayılır ve binaenaleyh bir az evvel bahsedilen cezaya çarptırılmak
tehlikesile karşı karşıya kalır.
Mal beyanına kanun bazı neticeler de bağlamıştır. Ticareti terk eden
Tacir mal beyanının Ticaret Sicilli Memurluğuna tevdiinden itibaren iki
ay müddetle mal beyanında yer almış kabil haciz mallarına tasarrufta bu­
lunamaz. Bulunursa üçüncü şahısların ziUiyedUk ve tapu sicili hükümleri­
ne dayanarak iyi niyetle yani keyfiyetten haberdar olmıyarak elde ettiği
haklar muteber kalır. Yalnız borçlu bu malları eşine, baba ve dedesine,
evlât veya torununa, birader veya kayınbiraderine veya baldızına kendi­
sini evlat edinmiş ve kendisinin evlat edindiği kimseye devrettiği takdir­
de bu şahısların iktisabı muteber tutulmaz.
Fakat diğer hallerde üçüncü şahsın iktisabı muteber kalmakla bera­
ber bu borçlunun 337 a mucibince cezalandırılmasını icabettiren bir hal
teşkil eder.
ONALTINCI FASIL
ihtiyatı Hacizde Yenilikler:
80. — Daha önce izah edildiği üzere borçlunun mallarına hacız ko-
nulmasını alacaklısının isteyebilmesi, ya alacaklının evvelemirde borçlu­
ya karşı dava ikame edip alacağı hakkında bir ilâm istihsâl edip icra em­
ri göndermesine; veya doğrudan doğruya icra takibinde bulunan alacaklı­
nın, borçlusuna bir ödeme emri tebliğ ettirerek bu ödeme emrinin itirazsız
kalmasına; veya itiraza uğramışsa bu baptaki itirazın hükümden düşürül­
mesine mütevakkıftır. Bütün bu ameliyeler uzun zamana vabestedir. Borç­
lunun bu arada mallarını kaçırması ihtimali daima mevcuttur.
Binaenaleyh kanunumuz alacağı muaccel olan alacakhiara bütün bu
yollardan geçmeden önce borçlunun mallarına ihtiyatî haciz koydurmak
selâhiyetini tanımıştır. Bunun için alacaklının mahkemeye başvurması ve
alacağı hakkında mahkemeye az çok bir kanaat getirerek bilhassa elinde
alacağını tevsik eden belgeleri mahkemeye ibraz eylemesi ve diğer yan­
dan ileride ihtiyatî haczi haksız yere aldığı anlaşıldığı takdirde borçlu­
nun uğrayacağı zararlara karşı teminat göstermesi lâzımgelmektedir. De­
mek oluyor ki alacaklı ihtiyatî haciz kararını mahkemeden alacaktır. Bu
hususta, o alacak için icra takibi nerede veya nerelerde yapılabilecekse
işte o yer veya yerlerdeki mahkeme, ihtiyatî hacız kararı vermeğe selâhiyetü olandır. İhtiyatî haciz alacakh tarafından varlığı iddia olunan bir
alacağın mevcudiyeti ve bu alacağın karşılıksız kalması ihtimali üzerino
alındığından kanun diğer taraftan alacakhya bir vazife yüklemiştir. O da
aldığı ihtiyatî hacze taallûk eden alacağa kat'î bir mahiyet vermek bunun
için ya dava ikame edip alacak hakkında hüküm almak yahut haciz yoli­
le takibe geçip takibi haczin elde edilmesine imkân verecek bir mertebe­
ye vardırmak (yani ödeme emri itiraza uğrarsa itirazın da kaldırılmasını
sağlamak) dır. Eğer alacaklıya böyle bir vazife verilmemiş olsa idi borçlunan ihtiyatî haciz vaz'olunan mallarında tasarruf yetkisi alacakhnm
keyfine göre ilânihaye nez'edilmiş olacaktı. Alacaklı ihtiyatî haczi aldık­
tan sonra alacağına kat'iyet vermeğe mecbur olmalıdır ki ihtiyatî haczin
mukadderatı belli olsun yani ya kat'î hacze çevrilsin yahut büsbütün kalk­
sın. İhtiyatî haczin bir an evvel mukadderatını tayine matuf bu muame­
leler hukuk dilinde ihtiyatî haczi tamamlayan merasim diye adlandırıl­
maktadır.
îşte yeni kanunda getirilen değişiklikler daha çok alacaklıya tahmil
edilen bu mükellefiyetlerin daha ağırlaştırılması daha doğrusu daha sür'atle işleyecek sert müddetler içinde yerine getirilmesi şeklinde tecelli et­
mektedir.
a) İhtiyatî haciz kararını elde etmiş alacaklıya terettüb eden
külfetler
yeni
81. — 1 — Eskiden alacaklı ihtiyatî haciz kararını elde ettikten son-
ra bunu derhal tatbik mevkiine koymak mecburiyetinde bulunmuyor ve
ihtiyatî haciz kararmı istediği vakit icra dairesine vererek bunun infazı­
nı temin etmekte muhtar bulunuyordu.
Yeni kanun bu esası değiştirmiştir. Alacaklı ihtiyatî haciz kararının
verildiği tarihten itibaren on gün içinde kararı veren mahkemenin yargı
çevresindeki icra dairesinden kararın infazını istemeğe yani ihtiyatî haciz
kararını tevdi ederek icra memuru tarafından ihtiyatî haczin tatbikini
talep etmeğe mecburdur. (M. 261) Bunu yapmadığı taktirde ihtiyatî ha­
cız kararı kendiliğinden kalkar. Şu halde ihtiyatî haciz kararı isteyen ala­
caklı müracaatı yaptıktan sonra mahkemenin bu müracaatı lehe karara
bağlayıp bağlamadığını devamlı bir şekilde takip etmeh ve kararın veril­
diğini anlayınca karar tarihinden itibaren 10 günü geçirmeden kararı alıp
icra dairesine ihtiyatî hacız için gerekh masrafları ve avansları yaparak
tevdi eylemehdir.
82. — 2 — İhtiyatî haciz kararı alacakhnm huzurunda tatbik edil­
se ve bu suretle haczin icrasını müteakip icra memuru tarafından tutu­
lan zabıt alacaklı tarafından imzalansa bile ihtiyatî haczin tamamlanma­
sı için gerekli merasime tevessül mecburiyeti ancak ihtiyatî haciz zabıt
varakasının alacaklıya tebliğinden itibaren hüküm ifade ediyor, buna mü­
teallik müddet tebhğ tarihinden itibaren başhyordu.
Yeni kanun bu hususta bu derece şekilci olmak istememiştir. Malla­
rın ihtiyaten haczi sırasında hazır bulunduğu zabıt varakasile anlaşılan
alacaklı haczi müteakip 7 gün zarfında tamamlayıcı merasime yani ihti­
yatî haciz kararı istihsâl ettiği alacak için dava ikamesine veya icra ta­
kibine tevessül etmesi lâzımgelmektedir. Yok eğer haczin tatbiki sırasu
da alacaklı hazır bulunmamış ise o zaman tamamlayıcı merasimi yerine
getirmek mükellefiyeti haciz zabıt varakasının alacaklıya tebliğinden iti­
baren 7 gün içinde bahis mevzuu olacaktır. Esasen kanunumuz ötedenberi olduğu gibi ihtiyatî haczin tatbikini müteakip tutulan zaptın hazır bu­
lunmayan alacakhya icra memuru tarafından üç gün zarfında tebliğini
emretmektedir. Ancak tatbikatta icra memurları bu tebliğ işini savsak­
ladıklarından tatbik edilen bir ihtiyatî haciz kararından aylarca sonra ya­
parlar. Resmî merasimi yerine getirmek imkânı fiilen gayri muayyen bir
müddet mevcut kalmaktadır. Yeni kanundan sonra bu fiih imkân ancak
ihtiyatî haczin alacaklının gıyabında tatbik edilmesi halinde bahis mev­
zuu olacaktır. Şu halde alacakh ye borçlu ihtiyatî haczin tatbikini müte­
akip bunun mukadderatını kesin bir neticeye bağlamayıp bir müddet mu­
allâk tutmakta menfaat görüyorlarsa ihtiyatî haczin tatbiki sırasında
alacaklının bulunmaması cihetini ilzam etmeüdirler, O zaman icra memu­
ru ihtiyatî haciz zabıt varakasını alacaklıya tebhği ihmal eylediği tak-
dîrde ihtiyatî haczi kesin bir neticeye bağlamamak hususundaki taraflann takip ettiği gaye fiilen tahakkuk etmiş olacaktır.
83. — 3 — Tamamlayıcı merasimin sür'atlendirilmesi yönünden ka­
nun şu yeni hükümleri ihtiva ediyor:
a) Eğer alacaklı haciz yolunu tercih etmiş ve takibe borçlunun serdettiği itirazın kaldırılmasını talep ettiği halde merci bunu red etmişse
red kararının tefhiminden itibaren 7 gün içinde mevzuubahis alacak için
dava açmahdır. Aksi halde ihtiyatî haciz kalkar.
b) Alacakh dava yolunu ihtiyar etmiş ise davayı gereği veçhile takip
mecburiyetinde bırakılmıştır. Binaenaleyh bir celseye gelmeyip dosya mu­
ameleden kaldırılmış ise alacaklının bir ay zarfında davayı yenilemesi lâ­
zımdır. Aksi takdirde yine ihtiyatî haciz kararı kalkar.
c) Alacaklı eğer iflâs yoUle takip şeklini tercih etmiş ise; o zaman
borçlunun itirazının kendisine tebliği üzerine 7 gün zarfında itirazın kaldırılmasile beraber iflâsı Ticaret mahkemesinden isteyecektir. Borçlu iti­
raz etmemiş ise durum yine kendisine tebhğ olunarak alacaklının tebli­
ği müteakip 7 gün zarfında Ticaret Mahkemesinden iflâs istemesi lâzım­
gelecektir. (Madde 267) Kanunun koyduğu bu yeni hükmün tatbik edile­
bilmesi için alacaklının ihtiyatî haczi müteakip iflâs yoluna gittiği * tak­
dirde daha evvel ihtiyatî haciz karan aldığını bildirmiş olması lâzımdır.
Fakat bu lüzum haddizatında bir müeyyedeye bağlanmamıştır. Binaenalehy alacaklı ihtiyatî hacizden bahis ederek iflâs yolile takibe tevessül
etmiş ise yeni 267 nci maddenin derpiş ettiği mekanizma işleyemeyecek­
tir.
84. — İhtiyatî haciz selâhiyetsiz bir mahkemeden alındığı takdirde
buna ne yolda itiraz edilebileceği eski kanunda gösterilmediğinden bu hu­
susta tereddütler vardı. Yeni metin mahkemenin yetkisine itiraz edilebi­
leceğini sarahaten bildirmiş olduğundan artık borçlu bu hususta kararı
veren mahkemenin selâhiyetsizhğini muvaffakiyetle ileri sürebilecektir.
(M. 265)
2 — îktiyatî haczin elde edilmesi için yeni metin alacaklının alacağı­
nın varlığına dair belge ibraz etmesini şart koymuş gözüküyor.
(M. 260/2)
85. — İhtiyaten haciz edilen mallar borçlunun elinde ancak gerekli
teminat alındıktan sonra bırakılabilir. Eski metin bu hususta muteber
şahıs kefaletine de yer vermişti. Yeni metin ise bu imkânı kaldırmış eğer
aynı mahiyette yani rehin tesisi suretile teminat gösterilmeyecekse şah­
sî kefaletin ancak muteber bir banka kefaleti (Banka teminat mektubu)
olacağını tasrih etmiştir. (M.263)
ONYEDtNCİ FASIJL
Cezaî Hükümlerde Değişiklikler
86. — Borçlu borcunu ödemediği ve aleyhine yapılan icra takibi de
kısmen veya tamamen semere vermediği takdirde borçluyu tazyik ve bu
suretle alacakhsmm gözünden sakladığı imkânları kullanmağa icbar edil­
mesi için hapis yolile tecziyesi ötedenberi düşünülen bir tedbir olmuştur.
1929 tarihinde İcra ve İflâs Kanunun kabulü ile borç için hapis kaldırıl­
dıktan bu yana muhtelif muhitlerde çok harareüi olarak borç için hapsin
iadesi istenilmiştir. Garp memleketlerinde de halen bu yola başvurulma­
sını temenniye şayan gören hukukçulara rastlanmaktadır.
Fakat bütün bu temayüllere rağmen kanun koyucu bu yola gire­
memektedir. Zira sırf borcunu ödemediğinden dolayı bir kimsenin hür­
riyetinden mahrum edilmesi bugün insan hürriyetine ve insan hakları­
na tanıdığımız kıymet ile kabiU te'lif değildir. Ancak borcunu ödeme­
menin bir suç sayılması doğru değilse de borcunu ödememek için hileli
yollara başvuran veya ticarî işlerinde büyük bir hiffet ve ihmal gösteren
borçluların durumunu aynı müsamahalı nazarla mütalâa etmek doğru
olmaz. Bu gibi hallerde hapis cezası müeyyidesi modern ceza telâkkilerile de bağdaşabilen bir veçhe gösterir.
İtiraf etmek gerekir ki Türk Kanun koyucusu 538 sayılı kanuna geUnceye kadar bu hususta borçluları himaye için fazla ileri gitmiş ve tec­
ziye edilecek halleri çok dar sınırlar içinde tutmuştu. 538 sayılı kanun
farkh bir istikamet tutmuştur.
87. — Bu sahada ilk kayda değer değişiklik borçlarını ödememek
için mallarını kaçıran, muvazaalı temliklerle başka şahsa geçiren borçlu­
nun fiillerini cezalandıran 331 nci maddede olmuştur. Bu madde eskiden
icra takibine uğrayan borçluyu takipten sonra mal kaçırması halinde
cezalandırıyor ve takipten önce mal kaçırmaları cezasız bırakıyordu. Ye­
ni metin sade takipten sonra mal kaçırmaları tecziye ile iktifa etmemiş
haciz yolile takipten önceki iki yıl içinde dahi alacaklısını zarara sokmak
maksadile mallarını veya bunlardan bir kısmını mülkünden çıkara­
rak, telef ederek hakikî surette yahut gizliyerek başkasının uhdesine ge­
çirerek veya aslı olmayan borçlar ikrar ederek mevcudunu sun'i surette
eksiltmişse aciz vesikası istihsâl etmiş olan veya alacağını istifa edeme­
diğini isbat eden alacaklının şikâyeti üzerine üç aydan üç yıla kadar ce­
zalandırılacağı esasını kabul etmiştir. Borçlunun konkordato akdetmesi
halinde de bu fiillerin konkordato mühleti talebinden iki yıl önce yapıl­
mış olması şartile aynı şekilde cezaya tâbi tutmuştur. Nihayet ilâve edeüm ki eski metinde olduğu gibi bu fiillerin ikama bilerek yardım ve işti­
rak eden kimseler de ceza kanunun iştilâke müteallik hükümleri daire-
sinde cezaya çarptırılmaktadır.
88i — İşlerini basiretsizlikle idare edip kendi aczine ihmalile sebebi­
yet veren borçluların fiillerini tecziye eden 332 nci maddede buna benzer
tadilât yapılmış yani takibe maruz kalmadan 2 sene içinde dahi bu kabil
fiiller suç mevzuu içine ithâl olunmuştur.
89. — Diğer bakımdan müfhsin alacaklılarını izrar maksadile giri­
şeceği tasarrufların mümkün mertebe tereddüde mahal bırakmadan suç
konusu yapılması cihetine gidildiği gibi bu gibi fiillere yardım edenlerin
de tecziyesini imkân dahiline almak için hileli iflâs hallerini sayan 311
nci maddede değişikhkler icra kılınmıştır. Buna göre «hakikate aykırı
muhasebe ve sahte blânçolarla aktifin hakikatte olduğundan fazla veya
noksan gösterilmesi» diğer hileli iflâs halleri mey anına ithâl olunmuş ve
yardımcıların cezalandırılması için de çok şümullü bir mahiyet arzeden
son fıkra da maddeye eklenmiştir. Bu fıkra aynen şöyledir : «Türk Ce­
za Kanununun İştirak hükümleri dışında kalsa dahi, müflisin aktifini
azaltmak maksadile Ona ait menkul ve gayrimenkul malları kısmen ve­
ya tamamen saklayan veya kaçıran ve muvazaa ile temellük eden veya
bu hususlarda yataklık veya tavassut eden veya iflâs masasına müraca­
atla kısmen veya tamamen asılsız alacaklarmı kaydettiren veya müflisin
tediye kabiliyetini azaltmak maksadile kendi adma veya müstear adla
ticarî faaliyetlere girişen kimseler hakkında dahi aynı ceza uygulanır.»
Hileli müflisler Türk Ceza Kanunun 506 ncı maddesi mucibince 2 sene­
den beş seneye kadar ağır hapis cezasile cezalandırıldığına göre hileli
müflise alacaklıları izrar gayesinde yardımcı olacakları bekleyen cezanın
bir hayli ağır olduğu gözden kaçmıyacaktır. Tabiatile suçun sabit görül­
mesi için suç unsurlarının varlığı hakkında hakime kanaat getirmek lâzım­
dır.
Bu hususta ceza usulü prensipleri gereğince Hakim şahit beyanı bi­
lir kişi vesaire gibi her türlü delilleri serbestçe takdir eder. Fakat tabia­
tile sanığa yemin verilemez.
538 sayılı kanun 345 a maddesile sermaye Şirketlerini idare ve tem­
sil ile görevlendirilmiş kimseler veya tasfiye memurları bakımından ehem­
miyet arzeden cezaî bir hüküm sevketmiş bulunmaktadır. Ticaret Kanunununun 324 ncü maddesi sermaye şirketleri için şirket aktifinin şirket
alacaklılarının alacaklarını karşılamağa yetmediği takdirde İdare Mecli­
sine bu durumu derhal mahkemeye bildirmek ve mahkemeye de bu tak­
dirde takibe hacet kalmasızm şirketin iflâsına karar vermek vazifesini
tahmil etmektedir. Ancak 538 sayılı kanuna kadar İdare Meclisine veri­
len bu vazifenin cezai bir müeyyidesi yoktu.
İşte yeni 345 a maddesi mevzuatımızda bu güne kadar yer almamış
yeni bir suç ihdas etmiş olmaktadır. Bu durumda İdare Meclisi, ve eğer
tasfiye başlamış ise tasfiye memurları şirketin iflâsını istemek mecbu­
riyetinde olup bunu yapmadıkları takdirde on günden üç aya kadar ha­
fif hapis veya 1.000 hradan 10.000 hraya kadar hafif para cezasile ceza­
landırılır. Bu suretle idare Meclisi azalarının alacaklıların bazılarını hi­
maye ederek diğerlerinin zararlarına kendilerine tediyede bulunmaları­
nı önlemek ve iflâsın takip ettiği alacaklılar arasında eşitlik prensibinin
bir an evvel sağlanmasını imkân dahiline almak gayesi güdülmüştür. Ay­
nı zamanda iflâs halinde iflâsın tasfiyesi alacakhlar tarafından seçilecek
iflâs idare memurlarına ait olduğundan şirketin kendi iradesile seçtiği
idare Meclisinin ve eğer tasfiyeye geçilmiş ise tasfiye memurlarının va­
zifesine bir an evvel nihayet verilmesi ve iflâs prosedürünün ruhuna uy­
gun surette alacaklıların duruma hâkim kılınması sağlanmak istenmiş­
tir.
Bu broşürün muhtelif yerlerinde yeni kanunun ihdas ettiği yeni suç­
lara temas etmiş bulunuyoruz. Meselâ ticaretin terki ile ilgili mal beyanı­
nın yapılmamasmdan veya hatalı yapılmasından veyahut ticareti terki
müteakip tasarruf yasağına rağmen mallarda tasarruf etmesinden dolayı
bu fiillerden zarar gören alacaklının şikâyeti üzerine borçlunun 3 ay­
dan bir seneye kadar cezalandırılması bu kabildendir. Keza imzasını in­
kâr eden borçlu ve alacaklı hakkında verilmesi derpiş edilen 50 liradan
5.000 liraya kadar para cezalarını bu meyanda zikretmek kabildir.
Müddeti içinde mazeretsiz olarak mal beyanında bulunmayan borç­
luya 337 nci madde mucibince terettüp eden bir aya kadar hafif hapis
cezası için kanun borçlu lehine bir beraet sebebi ihdas etmiştir. Eğer
borçlunun kabili haciz mallarının neler olduğunu alacaklı biliyor veya
bilmesi lâzımgeliyorsa bunun borçlu tarafından ihmali hahnde borçlunun
cezaya çarptırılmıyacağı esası kabul olunmuştur. Bu değişiklik netice­
sinde bilhassa borçlu muayyen bir müessesede çalışıyor veya Devlet me­
muru bulunuyorsa bu sıfatını bilen alacaklı borçlusunun mal beyanında
bulunmadığını ve maaşının kabili haciz kısmını beyan etmediğini ileri sü­
rerek tecziyesini temin edemiyecektir. Keza borçlunun bilinen adresinde
mevcut malların beyan edilmemiş olması borçlu için suç olmıyacaktır.
Ancak kanaatimizce alakah tarafından bilinen veya bilinmesi gereken
malların borcu karşılamağa yeter derecede olması lâzımdır. Zira borçlu­
nun kabih haciz bir mah olmaması onu mal beyanı mükellefiyetinden
vareste kılmadığı gibi bu takdirde mal beyanında bulunmamış olmaktan
ötürü ceza görmesine de mani değildir. Gerçekten kanundaki değişikhğe
rağmen kabili haciz malı bulunmayan borçlu yine de mal beyanında bu­
lunmak mükellefiyeti altında kalmaktadır.
ONSEKtZİNCÎ FASIL
Müteferrik hükümler
Muayyen bahislere göre kanunumuzun getirdiği yenilikleri gördük­
ten sonra şimdi dağmık mevzularda ve bilhassa Kanunumuzla ilgili mu­
amelelerin tevUd ettiği ihtilâflarm hallinde usule müteallik yeniliklere de
kısaca temas etmekliğimiz yerinde olur.
93. — İcra veznesindeki paranın icra memuru tarafından zimmete
geçirilmesi halinde Devletin birinci derecede mes'uliyeti kabul edilmiştir.
Binaenaleyh hak sahibi artık icra memuru aleyhine dava edip onun hak­
kında aciz vesikası almağa mecbur olmaksızın doğrudan doğruya Dev­
leti dava edebilecek ve parayı Devletten alabilecektir. Tabiî Devletin pa­
rayı zimmetine geçirmiş icra memuru aleyhine rücu hakkı mahfuzdur.
94. — Malûm olduğu üzere icra tetkik mercii taralardan birinin şi­
kâyeti veya alacaklının itirazın kaldırılması talebi üzerine ihtilâfa el koy­
maktadır. Keza mahcuz mala istihkak iddialarının halli de icra tetkik
merciine bırakılmıştır.
İcra tetkik mercii karar vereceği bütün bu hususlarda basit usulü
muhakeme kaidelerini tatbik eder. Kanunda sarahat olmayan hususlar­
da duruşma yapıp yapmamak takdirine kalmıştır. Fakat işlerin sürünce­
mede kalmaması ve icra tetkik mercilerinden kararların çabuk çıkması
için yeni kanunumuz icra tetkik mercilerine bazı direktifler vermektedir.
Eğer duruşma yapılmayacaksa merci, iş kendisine geldikten sonra
en geç on gün zarfında kararını vermek
mecburiyetinde tutulmuştur.
Duruşma yapılacaksa bunun mümkün mertebe yakın günde olmasını ve
celse taliklerine ancak zaruret halinde yer verilmesini ve bu takdirde ı
taliklerin onbeş günü. geçmemesini yeni metnimiz emretmektedir. Yc
metnin bu emirlerine icra tetkik mercileri riayet etmezlerse verecekleri
hükümlerin sıhhatine bir halel gelmez. Fakat icabı haUnde tarafların şi­
kâyeti üzerine kanun hükümleri hilâfına gecikmeye yer vermiş hakim
hakkında disipUn cezası tatbik olunabilir.
95. — icra tetkik mercilerindeki işlerde borçluların vakit kazanmak
için çok defa hakimin reddi yoluna gittikleri ve kanunun kendilerine bu
hususta tanıdığı selâhiyeti suiistimal ettikleri görülmektedir. Yeni ka­
nunumuz bu kötü temayülü geniş mikyasta semeresiz bırakabilecek ener­
jik bir usul ortaya koymuştur. Merci hakimi reddediUnce red sebebi usu­
lü gereğince tetkik ediUp varit görülmediğine karar veriUrse bu karar
kaabili temyizdir. Fakat bu kararın temyizi neticesini beklemeğe mahal
kalmaksızın hakkındaki red sebebi varit görülmemiş hakim işe el koya-
bilecek ve ihtilâfı halledebilecektir. İşte Kanunun getirdiği yenilik bura­
dadır. Böyle olunca red talebi redde uğrayan taraf büyük bir ihtimalle
redde müteallik talebinin reddi hakkındaki kararı temyiz etmek yoluna
dahi gitmeyecektir. Eğer tarafın red sebebi hakikaten ciddî ise tezini
Yargıtaya da kabul ettirmek için verilen kararı temyiz edecektir. O za­
man Yargıtay red sebebini varit görür ve Yargıtaym bu kararı kesinle­
şirse ancak bu takdirde bu hakimin verdiği kararlar ortadan kaldırıla­
cak, aksi takdirde yani ahvalin büyük ekseriyetinde olacağı üzere red
talebinde bulunan şahıs kararı temyiz etmediği veya temyiz talebi redde
uğradığı takdirde o hakimin verdiği kararlar muteber olmakta berde­
vam kalacaktır. Böylehkle red talebinin reddi kararının Yargıtayca bo­
zulması gibi pek zayıf olarak gerçekleşmesi beklenecek bir ihtimal yü­
zünden işlerin bugün olduğu gibi gecikmesine artık nihayet verilmiş ola­
caktır.
96. — Alacakh takip işi için kendisini bir Avukatla temsil ettirmiş
ise takip neticesinde haklı çıktığı takdirde icra memuru borçluya ayrıca
tarife mucibince Avukat ücreti ödemeyi tahmil edecektir. Bazan alacaklı
ve borçlu borçlanma sırasında yaptıkları mukavelede alacaklının icraya
müracaatı halinde borçlunun ödeyeceği Avukat ücretini götürü olarak,
-ve ekseriyetle yüksek bir meblağ üzerinden adeta borçlu aleyhine işle­
yecek bir cezai şart gibi- tesbit ederler. Yeni Kanunumuz icra memuru­
nun bu takdir işini yaparken taraflar arasında evvelce yani borçlanma
sırasında tesbit edilebilmiş rakamla mukayyet olmadığını beyan etmiş
ve bu suretle borçluların himayesine gitmiştir. (Bkz, geride No. 5 4 ) ,
97. — Kararların temyizi mevzuunda da bazı değişikliklere yer ve
rilmiştir. Evvelâ temyiz edilebileceği kanunda gösterilen kararlar, eğer
hadisede tefhim edilmiş (yani icra tetkik mercii kararını alakâhlarm yü­
züne karşı bildirmiş) ise, on günlük temyiz müddetinin tefhim tarihinden
itibaren yürüyeceği hususunda yeni metinde bir hüküm yer almıştır. Ha­
disede karar tefhim edilmediği takdirde temyiz müddetine başlangıç ta­
biatiyle tebliğ tarihi olacaktır.
Saniyen eski metin kaabili temyiz olmayan kararların veya temyiz
müddeti geçirildikten sonra yapılmış temyizin, diğer temyiz hallerinden
farkh olarak satışı dahi durdurmayacağı esasını ihtiva eder. Yeni me­
tin aynı esası muhafaza etmekle beraber buna yeni haller de ilâve et­
miştir. Şikâyet müddeti geçtikten sonra yapılan müracaat bu sebeple
reddedilmiş ise bu red kararının temyizi hahnde dahi satış durmayacak­
tır. Keza şikâyetten vazgeçilmesi sebebiyle şikâyet reddedilmişse buna
karşı serdedilecek temyiz talebi de satışı durdurmayacaktır. Diğer cihet­
ten hatırlanacağı üzere ipoteğin paraya çevrilmesi talebine karşı tediye
iddiasında bulunarak takibin iptalini isteyen borçlunun bu talebi redde
uğrarsa red kararma karşı temyiz yoluna gitmesi halinde bu sebeple sa­
tışın durması için ayrıca takip konusu alacağın % 15 i nisbetinde temi­
nat yatırması lâzımdır, (bk. No. 56,57 ve 5 8 ) .
Üçüncü olarak, bir kararın temyiz edilebilmesi için taalluk ettiği
mevzuun 250 lirayı geçen bir değerde olması lâzım gelir. Meğer ki kon­
kordato mühletinin red veya kabulü gibi kıymetin takdirine imkân olma­
yan bir mevzua müteallik kararlar bahis mevzuu olsun.
Nihayet mühim ve fakat şahsen isabetli bulmadığımız bir değişiklik
de Yargıtay îcra ve İflâs Dairesi tarafından verilecek kararlara karşı
icra tetkik mercilerine ısrar hakkının tanınmasıdır. Israr kararı temyiz
edilecek olursa cezaya taallûk etmesi halinde Ceza Genel Kurulu, huku­
ka taallûku hahnde de Hukuk Genel Kurulu tarafından, acele işlerden
sayılarak, tetkik olunacaktır. Buna rağmen işlerin bu yüzden hiç olmaz­
sa bası hallerde haddinden fazla uzamasından endişe etmek caizdir.
98. — Tüccarları hususî olarak ilgilendirmemekle beraber tahliyeye
müteallik takiplerde kanunun getirdiği yeni hükümlere pek kısa olarak
temas edersek; burada da eğer kendisine ihtarlı ödeme emri tebhğ ed:len
borçlu kiracı, alacaklısının dayandığı kira akdini kabul etmek istemiyorsa,
itirazında bu ciheti açıkça belirtmek mecburiyetinde tutulmuştur. Eğer
bunu yapmazsa kira akdini tanımış olduğu kabul edilecek ve istenilen ki­
ra borcunu makbuz mukabilinde ödediğini isbat zorunda kalacaktır. Ak­
si halde yani kendisine bu şıkta yüklenen isbat yükünü yerine getirme­
diği takdirde tahliye kararı verilmek icab edecektir.
Borçlu kendisine izafe edilen kira akdini tanımıyarak itirazında bu­
nu beürtirse, o zaman eğer alacaklının istinad ettiği kira akdindeki borç­
lunun imzası noterlikçe tasdik edilmemiş ise alacaklı imzanın tahkikini
merciden isteyemez ve dava ikame etmek zorunda kalır. Fakat bu tak­
dirde icra takip talebi neticesinde borçluya tebliğ ettirdiği ihtarlı ödeme
emri. Borçlar Kanununun bu kabil davalarda malını kiraya vermiş şa.hsa tahmil ettiği ihtar yerine geçer. Kira mukavelenamesindeki imzasını
haksız yere inkâr ettiğinin bilâhare mahkemede açılan tahliye davasın­
da sübut bulması hahnde kiracı 50 liradan 5.000 liraya kadar para ce­
zasına mahkûm edilir.
Bir de yeni metin mevcut tatbikatı kanunlaştırarak icra merciinden
verilen tahliye kararının temyiz edilmesi sebebiyle tahliyenin durmaya­
cağım fakat ilâmlar hakkında sevkedilmiş 36 ncı maddeye müsteniden
mercice gösterilecek teminatın yatırılması şartiyle Yargıtay îcra ve îf-
lâs Dairesinden icranın geri bırakılması kararı
etmiştir.
getirilebileceğini kabul
Nihayet tahliyesi istenilen yerde üçüncü şahıs ile karşılaşılması fa­
raziyesi 276 ncı maddede çapraşık birtakım hükümlere yer verdiği için,
borçlunun baba, dede, evlât veya torunları, karı veya kocası, ikinci dere­
ceye kadar kan ve sıhrî hısımları (yani kardeş, kayınbirader enişte ve
baldız) borçlunun iş ortaklariyle borçluya tebaan mecurda
oturdukları
anlaşılan kimseler 276 ncı maddenin tatbikinde üçüncü şahıs sayılmamış­
lardır. Şu halde borçlu hakkında alman tahhye ilâmı, başkaca muamele­
ye hacet kalmaksızın bunlar hakkında da infaz olunacaktır.
ONDOKUZUNCU FASIL
İntikali hükümler
99. — Kanunumuz 6 Haziran 1965 tarihinde mer'iyete girmiştir.
Binaenaleyh bu tarihten sonra başhyacak takiblerin artık yeni kanuna
tabi olması lâzım gelmektedir. Keza bu tarihten sonra borçlu tarafından
yapılmış tasarrufların iptale tabi olup olmadığı yeni kanun hükümleri­
ne göre taayyün edecektir.
Fakat eski kanun zamanında başlamış olup da yeni kanun zamanın­
da devam eden takipler için durum ne olacaktır? Bu hususta
kanunu­
muz geçici 2 ci maddesinde takibi üç ayrı safha halinde mütalâa eyle­
miştir. Alacaklının talebi ve ödeme emrinin tanzimi ile itirazın kaldırıl­
ması birinci safhayı; haciz ve haczi tamamlayan muameleler ikinci saf­
hayı; paraya çevirme son safhayı teşkil eder.
Geçici hükümlerin koyduğu prensip şudur ki, yeni kanunun mer'iye­
te girdiği tarihte takip hangi safhada ise o safhanm tamamlanması için
yapılacak müteakip muameleler eski kanuna göre yürütülecektir. Ala­
caklının takip talebi birinci safhaya dahil telâkki olunduğu için, yeni bir
safhaya ait bir muamelenin yapılması hakkındaki talep de keza taallûk
ettiği yeni safhaya dahil telâkki olunmalıdır. Başka bir deyişle, muayyen
bir safhaya müteallik talep ile o safhaya girilmiş olduğu kabul edilmehdir. Binaenaleyh meselâ birinci safha tamamlanmış ve eğer ikinci saf­
haya ait talep 6 Haziran 1965 den önce alacaklı tarafından yapılmış ise
artık ikinci safha tamamen eski kanuna tabi olmakta berdevamdır.
Diğer cihetten 72 nci maddenin yeni metni ve tanzim ettiği menfî
tesbit davası, takip hangi safhada olursa olsun 6 Haziran 1965 ten itibaren açılacak davalar için kaabili tatbiktir.
100. — İflâs yolu ile yapılan takiplerde iflâs kararının kesinleşmesi­
ne kadar geçen devre birmci safhayı, müteakip devre ikinci safhayı teş­
kil etmektedir.
Konkordato mühleti 6 Haziran 1965 den önce verilmiş ise borçlu
% 30 üzerinden Konkardato yapabilecek, fakat mühletin 6 Haziran 1965
den sonra verilmiş olması halinde % 50 nisbetini temin etmek zorunda
bulunacaktır (geçici madde 3)
101. — İstihkak davaları haczin icrası tarihinde, iptal davaları da
iptali istenen muamelenin yapıldığı tarihte yürürlükte olan kanun han­
gisi ise onun hükümlerine tabidir.
İstihkak davaları, eğer taallûk ettiği haciz 6 Haziran 1965 den ön­
ce icra edilmişse, eski Kanuna tabidir. Keza iptal davaları da, iptaU iste­
nilen muamele 6 Haziran 1965 den önce yapılmış ise eski Kanuna tabi
olmakta berdevamdır. Ancak 6 Haziran 1965 den sonra yapılmış haciz­
lerle ilgili istihkak davaları ile yine bu tarihten sonra yapılmış muame­
leler hakkında açılacak iptal davaları yeni Kanunun hükümlerine tabi
olacaklardır.
YİRMİNCİ FASIL
Netice
102. — Fransızların dediği gibi ağaçlar ormanı görmeye mani olur.
Şimdi yeni Kanun hükümlerini hayli teferruatlı bir şekilde gözden ge­
çirdikten sonra onun çeşitli kaidelerine biraz mesafe alarak nazar atfe­
decek olursak karşılaşacağımız manzarayı birkaç kalem darbesiyle ifade
etmek herhalde faydalı olacaktır.
538 Sayılı Kanun ne getirmiştir sualine toplu olarak cevap vermek
icab ederse şu umumi hatları bir kere daha belirtmek uygun olur:
103. — Yeni Kanun ilamsız icra takiplerini mümkün mertebe sür'atlendirmek istemiş ve borçlunun yersiz uzatma temayülleri ve kötü ni­
yetiyle muhtehf yönlerden mücadele etmiştir.
Bu cümleden olmak üzere ödeme emrine itirazda borçlu itiraz se­
beplerini bildirmek mecburiyeti altında bırakılmıvtır. (bk. No. 2 7 ) . Bil­
hassa borçlunun hususi senetler altındaki imzasını itiraz sırasında red
ve inkâr etmeyip bilâhare itirazın kaldırılması safhasında inkâr yetkisi
ortadan kaldırılmış ve imza inkârı sert ve şekilci bir prosedüre tabi kıhnmıştır. Öyle ki, takibe itiraz ederken kendisine alacaklı tarafından
izafe edilen senet altındaki imzayı kabul etmediğini borçlu bildirmemiş
ise artık o senet o takip boyunca kendisinden sadır sayıhr. (Bk. No. 2 9 ) .
İmza inkârları da başıboş bırakılmış değildir. İmzayı inkâr edecek
şahsa, alacaklı olsun borçlu olsun, itirazın kaldırılması celsesinde bulun­
mak mecburiyeti tahmil edilmiştir (bk. No. 30 ve 3 1 ) . İmzasını haksız
yere mkâr eden borçlunun ve alacaklının 50 liradan 5000 liraya kadar
para cezası ile tecziyesine gidilmiştir, bk. No. 3 3 ) .
inkâr edilen imzanın icra safhasında borçluya aidiyetinin tebeyyün
etmesi üzerine borçlunun borçtan kurtulma davası açabilmek yetkisi mu­
hafaza edilmekle beraber, bu davanın dinlenebilmesi için borçlunun takip
mevzuu parayı % 15 fazlası ile karşılayacak değerde teminat göstermesi
şartı aranmış, borçtan kurtulma davasının alacaklıyı taciz vesilesi ya­
pılması geniş mikyasta önlenmiştir, (bk. No. 3 5 ) .
Bunun yanında ödeme emrine itirazın kaldırılması prosedüründe
borçlu itiraz sırasında serdettiği sebepleri vesika ile isbat zorunda bıra­
kılmış, bu müdafaalar vesikaya bağlanamamış olduğu takdirde dahi tek
bir istisna dışında icra tetkik merciinin mahkemede açılacak davaları
bekletici mes'ele yapmasına müsaade edilmemiştir, (bk. No. 3 2 ) .
İcra takip mevzuunu teşkil eden alacağın mevcut olmadığı hakkın­
da borçlunun daima menfi tesbit davası açabilmek yetkisi açıkça ifade
edilmiş olmakla beraber mücerret bu davanın ikâme edilmiş olması key­
fiyetinin icra takibine tesiri kabul edilmemiştir. Yalnız menfi tesbit da­
vası zımnında alınacak tedbir kararlarının icra takibine tesiri kabul edil­
miş fakat bu tedbir kararlarının ittihazı için irae edilecek teminatın as­
garî tutarı tayin edildiği gibi, menfî tesbit davasının takibin başlamasın­
dan önce veya sonra açılmış olmasına göre tedbir kararının icra takibi­
ne ne şekilde tesir edebileceği, mahkemelerin takdirine yer bırakılma­
dan, açıkça gösterilmiştir (bk. No. 36 ve 3 7 ) .
Borçlunun suiniyetiyle mümkün mertebe müessir bir şekilde müca­
dele için de ödeme emrine haksız yere itiraz ettiği anlaşılan borçluya
götürü olarak tahmil edilen % 10 inkâr tazminatı % 15'e çıkarılmıştır,
(bk. No. 3 9 ) .
104. — İlâmdaki ve ipotek senedindeki adresini değiştiren alacakh
ve borçlu, yeni adreslerini karşı tarafa bildirmek mecburiyetinde bıra­
kılmıştır. Aksi takdirde eski adrese yapılan tebligat muteber sayılmış­
tır. Bu suretle ilâmların icrasında ve ipoteğin paraya çevrilmesinde, teb­
ligatın yapılmasındaki zorluk ve imkânsızlıklar geniş mikyasta bertaraf
olunmuştur, (bk. No. 20, 2 1 ) .
105. — Bono, çek, ve pohçelere yani kambiyo senetlerine müstenit
takipler bugünküyle kıyas kabul edemiyecek derecede sür'atli ve mües­
sir bir hale getirilmek istenmiştir. Evvelâ kambiyo senetlerine müstenit
takiplerde mücerret itirazın, satış hariç, bu takipleri
durdurmayacağı
esası kabul edilmiş ve takibin durması için itirazın yapılmış olması kafi
görülmeyip itirazın merci' tarafından kabul edilmesi şartı
aranmıştır.
Bu suretle kambiyo senetlerinde merciin bir an evvel karar vermesini te­
mine gayret gösterecek şahıs artık alacakh değil, bundan sonra borçlu
olacaktır.
Kambiyo senetlerindeki imzanın inkârı halinde takibin duracağı
esası muhafaza edilmiş olmakla beraber imzanın borçluya aidiyetinin
itirazın kaldırılması prosedüründe icra tetkik merci tarafından anlaşıl­
ması halinde merciin dahi borçluyu % 15 inkâr tazminatına mahkûm ede­
ceği kaidesi konmuştur. Şu halde inkâr tazminatına hükmetmek selâhiyeti eskiden yalnız mahkemelere itirazm iptali davaları dolayisiyle tanın­
mış olduğu halde, bu selâhiyet artık bugün kambiyo senetleri bakımın­
dan itirazın kaldırılmasına karar verecek icra tetkik mercilerine de teş­
mil edilmiştir. Bunun mânası da şudur: alacakhlar çok kere, icra tetkik
merciinden itirazın kaldırılmasını isteyecek yerde borçlularını inkâr taz­
minatına mahkûm ettirmek için mahkemeye müracaatı tercih ediyorlar
ve bundan dolayı mahkemede zaman kaybına nza göstermek zorunda
kahyorlardı. Şimdi bir alacaklının eünde kambiyo senetlerinden biri bu­
lundu mu, imzasını haksız yere inkâr etmiş borçlusunun bu mukaveme­
tini hem mercide nisbeten kısa zamanda itirazın kaldırılmasını sağla­
makla kıracak, hem de borçlusunu % 15 inkâr tazminatına mercide
mahkûm ettirmek imkânına kavuşacaktır. Kambiyo senetlerinin ticaret
hayatında arzettiği tedavül kolaylığı yanında icra takipleri bakımından
alacaklara bu kabil imkânları sağlaması bu senetlere rağbetin daha da
artmasını mucib olacaktır.
106. — Mahcuz malların paraya çevrilmesini başlıca engelliyen is­
tihkak iddiaları da bir dereceye kadar sınırlandırılmıştır. Borçlunun ehnde bulunan malın haczine ıttıladan itibaren üçüncü şahıs istihkak iddia­
sını yedi gün zarfında ileri sürmek mecburiyetmde bırakıldığı gibi muay­
yen hallerde de üçüncü şahsın hacze ıttılaı var sayılmaktadır, (bk. No.
48). Bundan başka yine mahcuz mal, borçlunun elinde olduğu vakit,
üçüncü şahsın istihkak iddiasının kendi lehine karara bağlanması için
sadece malın kendisine aidiyetini isbat etmesi kafi görülmemiş, ona bu
malı nasıl tedarik ettiği, malı iktisab için ödediği parayı ne suretle temin
ettği yolunda da ayrıca bir isbat külfeti tahmil olunmuştur, (bk. No. 5 0 ) .
107. — Haczin neticelerine geUnce; mahcuz gayrimenkulun
ferağ
edilmemesi yerine hacizle yüklü olarak ferağına imkân verilmiş (bk. No.
42). ihalelere karşı şikâyet vaki olduğu takdirde müşterinin ihale bede­
lini nakden ödeyecek yerde isterse bunun yerine banka kefaleti göster­
mesi imkân dahiline konmuştur, (bk. No. 5 3 ) . Diğer cihetten ihalenin
feshi haünde evvelce pey sürene ihalenin yapılması faraziyesinde karşı­
laşılan hileli kombinezonlara nihayet verihniştir. (bk. No. 5 2 ) . En sonra,
ihaleye karşı şikâyet hakkındaki yedi günlük müddet muhafaza edilmek­
le beraber, ihaleye ıttıla peyda edilmemiş bile olsa ihaleden itibaren bir
sene geçtikten sonra artık şikâyetin dinlenemiyeceği esası konmuştur,
(bk. No. 5 3 ) .
Bundan başka iştirak hahnde mülkiyet suretiyle tasarruf edilen
malların veya tapuya raptedilmemiş gayrimenkullerin haczinde alacak­
lılar lehine ciddî sayılacak kolaylıklar sağlanmıştır. (Bk. No. 44 ve 4 3 ) .
Buna mukabil borçlunun üçüncü şahsa karşı haiz olduğu hakların hac­
zinde üçüncü şahsın haciz mevzuu alacak zimmetini meşgul etmediği
takdirde 89 uncu madde mucibince yedi gün zarfında itirazda bulunması
mükellefiyetine bağlanan sert ve kat'i müeyyideler yumuşaltılmış, bu
müeyyidelerin tedricî bir şekilde tatbikini tazammun eden bir sistem or­
taya konmuştur, (bk. No. 45, 4 6 ) .
108. — Rehinin paraya çevrilmesi mevzuunda kanun, borçlujm iti­
raz sebeplerini beyana mecbur tutmuş ve rehinin mevcudiyetini müna­
kaşaya matuf itirazların alacağın mevcudiyetine sâri olmayacağını ka­
bul ederek bu kabil bir itiraz üzerine alacaklının rehinin paraya çevril­
mesi yolunu bırakarak itiraza uğramadığı kanunen farzolunan alacağına
müsteniden takibe haciz yoluyle devam edebilmesine imkân vermiştir,
ipotek senedinde borç miktarı beyan ve ikrar edilmişse borçlunun tediye
defilerini ancak ilâma karşı takiplerdeki rejim dahilinde serdedebileceği
esası kabul edilmiştir (bk. 55 ve 5 6 ) .
Bundan başka borçlu itirazlarının reddi üzerine temyiz yoluna git­
tiği takdirde ancak alacak miktarının % 15'i nisbetinde teminat göster­
mesi halinde ipoteğin satışını durdurabileceği prensip haline getirilmiş­
tir (Bk. No. 56 ve 5 8 ) .
Nihayet, Kanun muvakkat rehin açığı belgesi diye yeni bir vesika
ihdas ederek henüz rehin paraya çevrilmeden dahi alacaklının haciz yo­
luna müracaatına imkân verdiği gibi, kat'i rehin açığı belgesine borç ik­
rarı mahiyetini tanımak suretiyle alacaklının, bunu müteakip yapacağı
haciz yolu ile takibini mühim mikyasta kolaylaştırmıştır (bk. No. 5 9 ) .
109, — İflâs yolu ile takipte de alacaklılar lehine yenihkler yapıl­
mıştır. Ödeme emrine müddetinde itiraz edilmemesi hahnde alacağın İf­
lâs davası zımnında isbatma mahal bırakılmamıştır (Bk. No. 6 3 ) . Muha­
faza tedbirleri tanzim edilmiş ve İflâs davası açan lehine muhafaza ted­
birleri alınm-ış olmasından, aynı borçlu aleyhine diğer alacakhlar tarafmdan girişilen haciz yolu ile veya rehinin paraya çevrilmesi yolu ile takip­
lerin müteessir olmayacağı esası ifâde olunmuştur, (bk. No. 6 6 ) .
Konkardato sahasında ise, alacakhlarm himayesi mevzuunda daha
etrafh hükümler konulmuştur. (Bk. No. 59 ve 7 0 ) . Evvelâ Konkardatonun İflâsı önleyecek şekilde akdedilebilmesi için eski kanunun aradığı
borçların asgarî % 30 nisbeti üzerinden tediyesi, % 50 ye iblâğ olun­
muştur. Saniyen, Konkardatonun tasdiki harçlarını peşin olarak ödemek
mükellefiyeti borçluya yüklenmiştir. Nihayet Konkordatonun
akamete
uğraması halinde borçlu mühleti almak için mercie ibraz ettiği bilanço­
sunda gösterdiği mal ve kıymetleri aynen veya bunların yerine kaim olan
kıymetleri iraeye mecbur tutulmuş, bu malların kaçırılmasına engel ol­
mak için ayrıca konkordatonun tasdikini reddeden mahkemenin talep
dahi olmaksızın bunlar üzerinde ihtiyati haciz kararı vermesi prensibi
vaz olunmuştur.
110. — Borçlunun mal kaçırmalarını önleyebilmek için iptal davası­
na tâbi muameleler genişletilmiş ve bilhassa bir ticarethanedeki mevcut
malların tamamının veya büyük bir kısmının toptan satışı halinde hile
karinesi kabul edilerek bu karinenin hilafının isbatı gayet sıkı, sert
ve dar şekillere bağlanmıştır, (bk. No. 7 4 ) . Diğer cihetten hile sebebiy­
le iptale tabi muamelelerin iptale tabi oldukları devre, bir yandan haciz
veya iflâsın tekemmülünden geriye doğru değil, fakat haciz veya iflâs yo­
luyla takibin başladığı tarihten geriye doğru hesaplanması esası kabul
edilmiş ve diğer yandan da mevzuubahis müddetin başlangıç tarihi yal­
nız geri atılmakla kalmamış fakat bu müddet dahi üç seneden beş seneye
çıkarılmak suretiyle, mahiyeti itibariyle kaabili iptal muamelelerin es­
kiden görüldüğü üzere birçok hallerde müddetlerin geçmesinden dolayı
iptal müeyyidesinden masun kalmaları önlenmiştir, (bk. No. 7 3 ) .
Keza ticareti terk eden borçlu mal beyanında bulunmağa mecbur
tutulmuş ve beyanında yer alan mallarında iki ay müddetle tasarruftan
men edilmiştir.
111. — Nihayet cezaî hükümlerde tadilât yapılmış, borçlu yalnız
aleyhine takip başladıktan sonra mal kaçırma halleri için değil, fakat
takip başlamadan önce iki yıl zarfında mal kaçırmaya matuf bilcümle
tasarrufları dolayisiyle de ceza hükümlerinin tatbikine maruz bırakıl­
mıştır (bk. No. 8 7 ) . Bunun yanında yeni birtakım fiiller de yeni suçların
tarifinin içine alınmak suretiyle suçluya karşı tatbik edilen ceza pohtikası genişletilmiştir, (bk. No. 89 ve müteakip).
Buna mukabil mal beyanında bulunmamak suçunun beyana dahil ola­
cak mallar alacaklı tarafından bilindiği isbat edilmek suretiyle nihayet
bulacağı kabul edilmiştir ki borçlu lehine sevkedilen başlıca hüküm bu­
dur.
112. — İhtiyatî hacizde yapılan değişiklikler ihtiyati haczin mual­
lâkta kalmamasını, ya bir an evvel kat'i hacze münkalip olmasını veya
kalkmasını temin sadedinde alacaklıya birtakım yeni mükellefiyetler
tahmiU şeklinde tecelU etmiştir, (bk. No. 80, 81, 8 2 ) . Bundan böyle ala­
caklıların yeni kanun rejimi altında ihtiyatî haciz kararı aldıktan sonra
müteakip merasimi gerçekleştirmek hususunda çok dikkatli davranma­
ları lâzım gelecektir.
Buna mukabil ihtiyaten haczedilen malın borçlunun elinde bırakıl­
ması keyfiyeti daha ciddî teminat şekillerine bağlanmıştır. (Bk. No. 85).
113. — Nihayet şikâyetlerin çabuk karara bağlanması, reddi hakim
taleplerinin mercideki işleri mümkün mertebe sektedar etmemesi için hü­
kümler sevkolunmuş (Bk. No. 9 5 ) , sadece ismi sür'at ifade eden seri mu­
hakeme usulü bırakılarak buna nazaran çok daha müessir olan basit
muhakeme usulü sistemi ikame edilmiştir. Yalnız, Temyiz bozmalarına
karşı mercilere ısrar hakkı verilmiş ve bu da Kanunun umumî temayü­
lüne nazaran istisnaî bir hal teşkil etmiştir.
Borçlu lehine yapılan bir tâdil borçluyu bazı hallerde cidden ağır bir
tazyik altında bırakacak vekâlet ücreti anlaşmalarının icra safhasında
muteber sayılmaması ve münhasıran borçlunun tarifedeki ücretlerle mülzem tutulmasıdır (bk. No. 9 6 ) .
114. — Bu değişikhkleriyle kanunun ihtiyaçlara daha iyi cevap ve­
receği hakkındaki samimî bir kanaat besliyoruz. Şüphesiz herşey Kanu­
nun değiştirilmesiyle kendiliğinden hallolmaz. Teşkilâtın gerek kemmiyet, gerek keyfiyet bakımından yeter derecede olmasının da işlerin matlub üzere yürümesinde büyük hissesi vardır. Fakat Kanuna ilişkin betaet
sebeplerinin yeni hükümlerle yüzde altmış-yetmiş nisbetinde giderildiğini
söylersek gelecekteki tecrübelerin bizi tekzib etmeyeceğini umarız.
İstanbul, 27 Mayıs 1965
İlhan E . Postacıoğlu
İstanbul Üniversitesi İcra ve İflâs
Hukuku Profesörü
TAHLİLİ FİHRİST
GİRİŞ
1. — Broşürün gayesi
BİRİNCİ KISIM
İCRA VE İFLAS KANUNUNA UMUMİ BİR BAKIŞ
Birinci fasıl
Ana mefhumlar : Haciz, Rehinin paraya
çevrilmesi, iflâs ve konkordato
2. — Haciz
3. — Rehinin paraya çevrilmesi yolu ve bu yolun diğer yollara nazaran
mevkii
4. — İflâs ve iflâsın hacizle mukayesesi
5. — Konkordato ve konkordato ile iflâsın mukayesesi
İkinci fasıl
İcra teşkilâtı ve cebrî icra mekanizması
6. — İcra teşkilâtı
7. — İlâma müstenit haciz
8. — İlâma müstenit haciz yolu ile takibe karşı itiraz
9. — İlamsız icra : takip talebi, ödeme emri, ödeme
gecikmiş itiraz
emrine itiraz ve
10. — Ödeme emrine itirazın hükümden düşürülmesi : itirazın mahkeme­
de iptali
11. — İtirazın kat'i olarak kaldırılması
12. — İtirazın muvakkaten kaldırılması
13. — İmza inkârları dolayisiyle takibi kesinleştirmek hususunda rastla­
nan güçlükler
14. — Rehinin paraya çevrilmesi yolu ile takip
15. — Borçlunun iflâs yolu ile takibi
— 62 —
16. — iflâsın ne yolda tasfiyeye tâbi tutulduğu
17. — Konkordato prosedürü, konkordato mühleti
İKİNCİ KISIM
538 SAYILI KANUNUN GETİRDİĞİ Y E N İ L İ K L E R
18. — Bu kısma giriş
Birinci fasıl
Tebligat mevzuunda yenilikler
19. — İlâmla mahkûm olan veya ipotek vermiş borçlunun ilâm veya ipo­
tek senedinde yazılı adresi değiştirdiği takdirde bunu alacakhsına
bildirmek mükellefiyeti; bu mükellefiyetin yerine getirilmemesi
hâlinde müeyyide
20. — Bildirmeye rağmen eski adrese tebliğ halinde alacaklıya yüklenen
mes'uUyet
21. — Alacaklının kendi adresindeki değişikliği bildirme mükellefiyeti
İkinci fasıl
İlâmların icrasında borçluya tahmil edilen yeni mükellefiyet
A) İtiraz bakımından borçluya tahmil edilen yeni mükellefiyet
22. — İcra emrine itirazın müddete bağlanması
B ) İlâmın temyizi dolayisiyle icrasının geri bırakılmasında alacak­
lının daha iyi korunması
23. — İcranın geri bırakılmasına yarayan mahcuz mal üzerinde ilâm
alacaklısının rüçhan hakkı ve bu mevzuda verilen rehinlerin para­
ya çevrilmesindeki hususiyetler
Üçüncü fasıl
İlamsız icra mevzuunda haciz yolu ile takip
bakımından getirilen yeniUkler
24. — Mevzua giriş
A) Alacaklıya tahmil edilen yeni mükellefiyet
25. — Takip talebine mesnet vesika suretlerinin
ve bunun müeyyidesi
eklenmesi mecburiyeti
B ) Yeni kanun tarafından ödeme emrine itiraz eden borçluya iti­
raz safhasında tahmil edilen mükellefiyetler
26. — 1) Ödeme emrine itirazın alacaklıya ulaştırılması için tebliğ mas­
rafının ödenmesi lüzumu
27. — 2) Borçlunun itiraz sebeplerini bildirmek
mecburiyetinde olması
ve bunlarla bağh kalması
28. — Kaidenin istisnası
29. — 3) imzanın açıkça inkârı lüzumu
30. — 4) İtirazın kaldırılması celsesinde bulunmak mecburiyeti
Dördüncü fasıl
İtirazın kaldırılması safhasında yenilikler
A) Alacaklıya tahmil edilen mükellefiyetler
31. — 1) Borçlu tarafından tediye sebebine binaen itiraz yapılmış ise
alacaklı için celsede bulunmak mecburiyeti
31 bis. — 2) îmzanm inkârı cezaöı
B ) Borçluya tahmil edilen mükeUefiyetler
32. — Müdafaasının dayandığı sebepleri senetle isbat mecburiyeti; bek­
letici mes'ele yapüamaması, kaidenin istisnası
33. — İmza inkârının haksızlığı halinde 50 hradan 5.000 liraya kadar
para cezası, istisnası
34. — İtirazın muvakkaten kaldırılması
35. — Borçtan kurtulma davası
Beşinci fasıl
Kanunun borçlu lehine nizamladığı yeni bir müessese :
Menfî tesbit davası
36. — Menfî tesbit davasına yeni kanunda neden ihtiyaç duyulduğu
— 64 —
37. — Menfî tesbit davasının takibe tesir etmesi için
tedbirler
alınacak ihtiyatî
38. — Menfî tesbit davasının devamı sırasında borcun ödenmesi üzerine
aynı davaya istirdat davası olarak devam edilebilmesi
Altmcı fasıl
İtirazın mahkemede iptalinde yenihkler
39. — İtirazın iptali davasının ve bu konudaki yeni hükümlerin izahı
Yedinci fasıl
Kambiyo senetleri (çek, poliçe veya emre muharrer senet yani
bono) hakkındaki hususi takip usulleri mevzuunda yenilikler
40. — Bu takip usulünün hususiyetleri ve bu konuda getirilen yeniUkler
Sekizinci fasıl
Haciz mevzuunda yenilikler
A) Haczin tesirleri bakımından
41. — Devir imkânsızlığını tazammun eden eski sistemin mahzuru
42. — Yeni sistem - mahcuz
gayrimenkulun, haciz konusu
borçla yü­
kümlü olarak devredilebilmesi imkânı
B ) Tapuya aksetmemiş haklar bakımından
43. — Alacaklının, borçlusuna ait olup henüz tapuya aksetmemiş hakla­
rı, borçlunun hareketsizliği hâlinde, tapuya aksettirebilmek imkâ­
nı ve bunun faydası
44. — İştirak hâlinde mülkiyetde borçluya düşecek hissenin haczi
C) Üçüncü şahısların zimmetindeki alacakların veya nezdlerinde
bulunan malların haczi hahnde tatbiki gereken müeyyidelerde ye­
nilikler
45. — Eski 89. madde hükmünün mahzurları
^
65 ^
46. — Bu maddenin yeni sistemi
D) İstihkak iddiaları bakımından yenilikler
47. — İstihkak iddiası ve bu iddianın danışıklı olarak ileri sürülmesinin
alacaklı için arzettiği tehUke
48. — İstihkak iddiasını serdetmek imkânının süre ile sınırlanması'
49. — Alacaklıyı himaye eden karineler
50. — Alacakhyı himaye için kabul edilen yeni isbat rejimi
51. — Haksız yere istihkak iddiası öne sürülmesi
hâlinde derpiş edilen
tazminatın yükseltildiği
E ) Mahcuz malın paraya çevrilmesi bakımından
a) Borçlu ve alacaklının menfaatine uygun hükümler
52. — Eski hükümlerdeki faiz ve teminat nisbetini arttıran ve hileU kom­
binezonları ortadan kaldıran yeni hükümler.
b) İcrada satılan malı iktisap etmiş üçüncü şahısların menfaa­
tine uygun yeni hükümler
53. — Alıcının ihale bedeli yerine teminat yatırabilmesi ve bunun fayda­
sı; ihalenin feshi için ikih sürenin kabulü.
Dokuzuncu fasıl
Vekâlet ücreti mevzuunda borçlu lehine kolaylıklar
54. — Tarifede gösterilen miktarda vekâlet ücreti yükletileceği
Onuncu fasıl
Rehinin paraya çevrilmesi yolunda getirilen yenihkler
55. — İtirazın neye taallûk ettiğini bildirmek mecburiyeti ve müeyyidesi
56. — Tahakkuk etmiş bir borcu temin eden ipoteklerin ilâma kıyas edil­
mesi esası
ALFABETİK ARAMA İNDEKSİ
(Rakamlar paragraf numarasmı gösterir)
Adres değişikliği
Bono bk. Kambiyo senetleri
Borçtan kurtulma davası
Cari hesap
Cezaî hükümler
Çek bk. Kambiyo senetleri
Depo emri
Devletin meşguliyeti
Emre muharrer senet bk. Kambiyo senetleri
Gecikmiş itiraz
Haciz
— İhbarnamesi
— Kavramı
— İn iflasla mukayesesi
— İn tesirleri
Hakimin reddi
Hapis bk. Cezaî hükümler
İcra teşkilâtı
İflâs
— davası
— kavramı
— yolu ile takip
— ın tasfiyesi
— la konkordatonun mukayesesi
Kambiyo senedine müstenit —
İhale bk. Paraya çevirme
— nin feshi
İhtiyatî haciz
İlamh icra
İlamsız icra
İmza inkârı
İntikal hükümleri
İpotek bk. Rehin
İptal davası
İstihkak iddiaları
İstirdat davası
İştirak halinde mülkiyet
İtiraz
19,20,21
35
58
86 ilâ 92
64
93
9
45,46
2
4
41,42
95
6
62
4
15,16,60 ilâ 67
16
5
68
53
80 ilâ 85
7,8,22,23
9 ilâ 12
13,29,31 bis
99 ilâ 10^
71 ilâ 77
47 ilâ 51
38
44
îcra emrine —
îflas takibinde —
Ödeme emrine —
...
22
63,65,68
9,26,27,28
Ödeme emrine — m hükümden düşürülmesi ...10 ilâ 12,30 liâ 34,39
Rehinin paraya çevrilmesi takibinde —
Kambiyo senetleri
55,57
40,68
Konkordato
5,17,69.70
Mal beyanı
79
Mal kaçırma (keza bk. îptal davası)
Menfî tesbit davası
Muhafaza tedbirleri (iflasta)
Ödeme emri
70,87
36 ilâ 38
65,66
9
— ne itiraz bk. itiraz
Paraya çevirme
52,53
Poliçe bk. Kambiyo senetleri
Rehin
— açığı belgesi
— in paraya çevrilmesi yolu ile takip
59
3,14,55 ilâ 59
Satış bk. Paraya çevirme
Selâhiyet (yer itibariyle)
60,84
Tahhyeye müteaUik takip
98
Takip talebi
Tapuya aksetmemiş haklar
Tebligat
9,25
43
19 ilâ 21,26,64
Temyiz
23,97
Ticaretin terki
78,79
Üçüncü şahıs nezdindeki mal ve hakların haczi
45,46
Vekâlet ücreti
54,96
Yetki bk. selâhiyet
Download

İCRA VE İFLAs KANUNUNA