MİKOPLAZMA
İNFEKSİYONLARI
Yrd.Doç.Dr. Alper ÇİFTCİ
KRONİK SOLUNUM
SİSTEMİ İNFEKSİYONU
(Chronic Respiratory
Disease-CRD,
Mykoplasmose, Maladie
Respiratoire Chronique)
2
• Genellikle piliç, tavuk ve hindilerde solunum
sisteminde görülen bu hastalık büyük
ekonomik kayıplara neden olmaktadır.
• Et hayvanlarında karkas ağırlığının düşmesine,
yumurta hayvanlarında yumurta veriminin
azalmasına neden olan ve salpingitis belirtileri
ile ortaya çıkan infeksiyon, genç hayvanlarda
hareket ve canlılığın kaybolması, artritis,
tenosinovitis, hindilerde de ensefalopati ile
seyretmektdir.
3
• Etiyoloji
• Hastalık etkeni Mycoplasma gallisepticum dur.
• Gram negatif, hareketsiz, sporsuz, kapsülsüz
olan bu mikroorganizmanın da diğer
mikoplazmalar gibi, hücre duvarı yoktur. Bu
nedenle, mikroskopta genellikle, oval, halka,
yüzük, kokoid, dallı, yıldız şeklinde pleomorfik
olarak görülür.
• Gram negatif olmasına rağmen, anilin boyaları
ile çok güç boyanır. Etkenin boyanabilmesi
amacıyla Giemsa, Macchiavello, Castenada ve
Stamp boyama yöntemlerinden yararlanılır.
4
• Hücre duvarından yoksun olan bu mikroorganizmanın,
sitoplazmik membranı üç tabakalı "ünit membran"dan
oluşmuştur. Orta tabakasında lipidlerin bulunduğu bu
membran 70-80 angstrom kalınlığındadır. Diğer iki
tabaka ise protein ve karbonhidratlardan meydana
gelmiştir.
• Ünit membrandaki karbonhidrat molekülleri
komplementin fikse edilmesinde, nötralizan
antikorların saptanmasında, aynı zamanda diğer
suşlarla kros-reaksiyonlarda rol oynar.
• M. gallisepticum'da diğer mikoplazmalardan farklı
olarak bu ünit membranın üzerinde myxoviruslarınkine
benzer çıkıntılar bulunmaktadır. Bu çıkıntılarla
hemaglutinasyon oluşturabilmektedir.
5
• M. gallisepticum, canlı ortamlardan embriyolu tavuk
yumurtasında, doku kültüründe (Hela, tavuk kalbi,
fibroblast, vs) ve deneme hayvanlarında üreyebilir.
• Etken embriyoyu öldürmekte ve doku kültüründe
CPE'ler oluşturmaktadır.
• Ayrıca M. gallisepticum'u zenginleştirilmiş katı ve
sıvı besiyerlerinde üretmek mümkündür. Katı
besiyerlerinde ortası düğmeli, kenarları yuvarlak
koloniler oluşturur. Bu koloniler besiyerine kama gibi
gömülmüşlerdir. Düğme şeklindeki orta kısım yoğun
granüler yapıdadır.
• Bu koloni görünümleri bakterilerin L-formuna benzer.
• Sıvı besiyerlerinde oldukça zayıf bir üreme gösterir.
Bu nedenle besiyerlerine %15-20 at serumu (sterol
ve kolestrol gereksinimi için) ve %10 maya özeti
katılmalıdır. Ayrıca bakteri kontaminasyonlarını
önlemek için penisilin (100-500 UI/ml) ve thallium
acetate (0.25 mg/ml) da ilave edilir.
6
• Epizootiyoloji
• Temel hedef sistem solunum kanalı olmasına
karşın, suşların organ tropizmleri ve
virulensleri arasında da farklılıklar
bulunmaktadır.
• İnfeksiyonun tavuk veya hindilerde seyir
süresi birkaç haftadan 18 aya veya daha uzun
bir süreye kadar değişebilir.
• Etken konakçı vücudu dışında fazla dayanıklı
değildir ve normal kümes koşullarında ancak
birkaç gün canlılığını koruyabilir. Ancak,
eksudatlar içinde bulunduğunda ve/veya soğuk
çevresel koşullarda daha uzun süre hayatta
kalabilir.
• Etken dezenfektanlara karşı duyarlıdır.
7
• Hastalığın oluşmasında, infeksiyona katılan M.
gallisepticum suşunun virulensi, bakteri sayısı,
konakçının türü ve yaşı, diğer patojenlerle birlikte
aynı anda oluşan infeksiyonlar ve hayvanları güçsüz
kılan faktörler, etkili olmaktadır.
• Her yaştaki kanatlılar duyarlı olmasına rağmen, çok
gençler ve özellikle büyüme çağındaki hayvanlar
infeksiyona daha çok yakalanırlar ve hindiler de
tavuklardan daha duyarlıdırlar.
• Hastalık, özellikle, Newcastle, İnfeksiyöz bronşitis
(IB), İnfeksiyöz laringotraheitis (ILT), kolibasillozis
ve koriza gibi hastalıklarla birlikte seyrettiğinde
daha ciddi klinik bulgular oluşturmakta ve
infeksiyonun seyri ve sağaltımı değişmekte ve de
zorlaşmaktadır.
• Bunların dışında, beslenme yetersizliği, havalandırma
yetersizliğine bağlı olarak kümeste aşırı amonyak ve
toz bulunması, ısıtma noksanlığı, aşırı kalabalık, kümes
dezenfeksiyonları ve diğer stres faktörleri hayvanları
duyarlı hale getirmektedir.
8
• Evcil kanatlı hayvanlar arasında hastalığın
doğal konakçıları tavuk ve hindilerdir ve
özellikle intensif olarak yetiştirilen oyun
kuşları da infekte olabilirler.
• Etken nadiren evcil ördeklerden, ara sıra da
kafes kuşlarından ve serbest uçan kuşlardan
da izole edilebilir.
• M. gallisepticum vücuda solunum sisteminden
veya infekte embriyo aracılığı ile girer.
• İnfeksiyon vücutta hematojen yolla yayılır ve
etken başta epitel hücreleri olmak üzere
birçok hücreye karşı affinite gösterir.
9
• Hastalığın bulaşması lateral veya vertikal
olabilmektedir.
• Lateral bulaşmada; hayvanların hastalarla teması
oldukça önemlidir. Ayrıca hayvanlar damlacık
infeksiyonu şeklinde de etkeni direkt olarak
alabilirler. Bu durumda, etken çoğunlukla solunum
sistemine, yani trachea ve sinuslara lokalize olur. Aynı
kümeste barındırılan duyarlı bir sürüde bu tür
bulaşma çok hızlı şekillenebilir ve kümesteki
hayvanların büyük bir çoğunluğu hastalanır. Lateral
bulaşma, indirekt olarak da şekillenebilir. Bu bulaşma
tarzı çiftleşme ile olabildiği gibi, sun'i tohumlama ve
aşılama gibi işlemlerde kullanılan ekipman ve bunları
kullanan bireyler aracılığı ile de şekillenmektedir.
Aynı şekilde kontamine su ve yemlerle veya rüzgar ile
taşınma sonucunda da hayvanlara etken bulaşabilir.
• Sivrisinek, bit, pire ve kene gibi vektörlerin kanında
etken bulunmasına karşın, bunların infeksiyon
taşıyıcısı olup olmadıkları henüz tam olarak açıklığa
kavuşmamıştır.
10
• Vertikal bulaşma ise yumurta ile olmaktadır. Bu bulaşma tarzı,
klinik belirti gösteren damızlıklarda yüksek olmasına karşın,
klinik belirtilerin olmadığı kümeslerde de görülmektedir.
Özellikle, damızlıkçı işletmelerde vertikal bulaşma çok önem
taşımaktadır. Tavuk ve dişi hindilerin oviduktundan, horoz ve
erkek hindilerin de spermalarından, M. gallisepticum izole
edilmiştir. Sürüde az sayıda infekte fakat semptom
göstermeyen hayvan olsa dahi, bunların yumurtalarından çıkan
birkaç civciv, hastalığın lateral bulaşmasında ayrıca önemli bir
rol oynar.
• Mycoplasma etkenlerinin hücre duvarı olmadığından, oldukça
duyarlı ve bu nedenle konakçı dışında çok kısa sürede ölecekleri
düşünülmektedir. Ancak yapılan çalışmalarla, M. gallisepticum'un
insan burun boşluğunda 24 saat ve giysilerinde 3 gün kadar
yaşayabildiği saptanmıştır. Bu nedenle, aynı gün içinde birkaç
çiftliğe bakan bakıcılar tarafından, giysiler değiştirilse dahi, bu
etkenin bulaştırılması söz konusu olmaktadır. Bu nedenle,
çiftlikler ve sürüler arasındaki bakıcıların farklı olması, buna
olanak yok ise; bakıcının infekte olmayan sürülerden, şüpheli
sürülere ve daha sonra bilinen pozitif sürülere doğru iş yönünü
takip etmesi sağlanmalıdır.
11
• Semptomlar
• Doğal koşullarda infeksiyonun inkübasyon süresi 1 ay, d
• eneysel infeksiyonlarda ise 10-20 gün arasında değişmektedir.
Hastalığa ait semptomların çoğu solunum kanalında şekillenir ve
diğer solunum sistemi hastalıklarında görülen burun akıntısı ile
karakterize koriza, aksırık, öksürük, tracheal sesler, hırıltılı
soluma ve kısmen açık bulunan gaga arasından soluma gibi
belirtilere CRD'de de rastlanılır.
• Hasta hayvanlarda yem tüketiminin azalmasına bağlı olarak
şekillenen kilo kaybı da gözlenir. Ancak, bu belirtiler erişkin
hayvanlarda her zaman görülmeyebilir. Hayvanlarda aynı anda
meydana gelen diğer infeksiyonlar semptomların
şiddetlenmesine neden olur.
• Horozlarda klinik semptomlar daha belirgindir.
• Yumurta tavuklarında verim düşüklüğü, dölsüz yumurta sayısında
artma (%10'dan fazla) ve döllü yumurtalarda kabuk altı ölümler
şekillenir. Tavuklarda yumurta verim düşüklüğü daha ziyade miks
infeksiyonlar sonucunda ortaya çıkar. Broylerlerde hastalık daha
çok 4-8 haftalıklarda görülür. En önemli belirti karkas ağırlığının
önemli ölçüde azalmasıdır.
12
• Hasta veya ölen hayvanların nekropsileri
yapıldığında, lezyonlar dikkat çekmeyecek
kadar hafif olabileceği gibi, burun delikleri,
trachea ve akciğerlerde aşırı mukus veya
kataral eksudat birikmesi ve hava kesesi
duvarlarında ödem ile de karakterize
olabilir.
• Burun deliklerinde, bronşlarda ve hava
keselerinde kazeöz bir eksudat görülebilir.
• Özellikle hindilerde görülen infraorbital
sinus dilatasyonu, burada biriken ve bazı
olgularda yerini kazeöz materyale bırakan
mukus tarafından oluşturulur.
13
• Hava keselerinin normal şeffaflığını kaybederek
matlaştığı ve kalınlaştığı, bazı durumlarda perikartta
toplanan eksudat nedeniyle kalbin göğüs kemiğine
yapıştığı gözlenir.
• Özellikle, intensif koşullarda yetiştirilen 4-10
haftalık piliçlerin E. coli infeksiyonunda perikarditis,
perihepatitis ve hava kesesi yangısı dahil, solunum
sistemi hastalığı ile birlikte koliseptisemi şekillenir.
• Hindilerde şekillenen ensefalopati durumunda
makroskopik bir lezyon meydana gelmez ve
tavuklarda nadiren şekillenen tenosinovitis ve
artritis olguları da M. synoviae tarafından
oluşturulan hastalık tablosu ile benzerlik gösterir. M.
gallisepticum'dan ileri gelen salpingitis olgularında,
oviduktta kazeöz eksudat birikimi dikkati çeker.
14
• Teşhis
• 1- Klinik ve nekropsi bulguları:
Klinik ve patolojik bulguları hastalığı
tanımlamak için yeterli değildir.
Hastalık infeksiyöz koriza, kronik
kolera, kolibasillozis gibi bakteriyel,
Newcastle, IB, ILT gibi viral
infeksiyonlarla karışır. Hastalığın
kesin teşhisini yapabilmek için
laboratuvar muayenelerine gereksinim
vardır.
15
• 2- Laboratuvar muayeneleri: Laboratuvar
muayeneleri için antibiyotik uygulanmamış canlı
hayvanlardan, taze veya taze iken dondurulmuş
karkaslardan, kabuk altı ölen civcivlerden veya
yumurta kabuğunu kıran fakat yumurtadan çıkamayan
civcivlerden marazi maddeler ve hasta hayvanlardan
da serum alınır. Canlı ve ölü hayvanların orofarinks,
özofagus, trachea, kloakalarından svablar alınabilir.
İnfraorbital sinus ve eklem sıvıları aspire edilebilir.
Ölü hayvanların burun boşlukları, hava keseleri ve
akciğerlerinden de örnekler alınabilir. Embriyolu
yumurtalarda vitellus kesesinin iç yüzeyinden ve
embriyonun da orofarinks ve hava keselerinden
svablar alınabilir. Alınan bütün svab örnekleri
laboratuvara ulaştırılmak üzere mycoplasma buyyonu
içine konurlar.
16
• a) Bakteriyoskopi: Hastalıklı materyallerden yapılan boyalı
preparatlarda etkeni tanımak olanaksızdır.
• b) Kültür:
• Mikoplazmaları üretmek için özel besiyerlerinden (PPLO agar
veya buyyon) yararlanılır. Bu amaçla, besiyerlerine %15-20 at
serumu ve %10 maya özeti katılır. Ayrıca, bakteri
kontaminasyonlarını önlemek için de 50-100 UI/ml penisilin ve
0.25 mg/ml thallium acetate ilave edilir. Kültürler inkübatörde
5-6 gün süreyle 37°C'de tutulduktan sonra petri kutuları
stereoskopik mikroskopla incelenerek üreyen koloniler
mikoplazma yönünden değerlendirilir. PPLO agarda üreme
meydana gelmemesi halinde, ekim yapılan materyalin M.
gallisepticum yönünden negatif olarak değerlendirilmesi için
kültürlerin en az 3-4 hafta süreyle inkübe edilmeleri gerekir.
Katı besiyerinde üreme saptanırsa, üzerinde koloni bulunan agar
blokları kesilerek PPLO buyyona pasaj edilir. Sıvı besiyerleri her
gün kontrol edilerek renk değişikliğine göre üreme olup olmadığı
saptanır. Etken izolasyonu yapıldığı takdirde, spesifik
antiserumlar kullanılarak kültürlerin en kısa sürede
immunofluoresans testi veya klonlamayı takiben üreme
inhibisyon testi ile identifiye edilmeleri gerekir.
17
• c) Serolojik testler: Serolojik testler
kullanılarak spesifik antikorların varlığı
gösterilerek de CRD'nin teşhisi konulabilir. Bu
amaçla en çok kullanılan testler arasında
çabuk serum aglutinasyon (rapid serum
agglutination, RSA), tüp aglutinasyon (TA) ve
hemaglutinasyon inhibisyon (HI) testleri ile
birlikte ELISA tekniği bulunmaktadır. Ancak,
bu testlerin spesifite ve/veya sensitiviteleri
zayıftır ve bireysel infekte hayvanların
teşhisinden ziyade sürü taramalarında
kullanıldıkları zaman daha tatminkar sonuçlar
verirler.
18
• RSA testinde, M. gallisepticum'dan hazırlanan boyalı
antijen ile test edilecek şüpheli serum oda ısısında
temiz bir lam veya fayans üzerinde eşit miktarda
karıştırılır. Testte, spesifik antikor içeren tavuk
serumları 2, hindi serumları ise 3 dakika içinde boyalı
antijen ile aglutinasyon oluşturur. Kontrol serumları da
aynı şekilde test edilir. RSA testinde serum titresinin
önemi tam olarak belirlenememiş olmasına karşın, 1:5
RSA titresi şüpheli ve 1:10 veya daha yüksek titreler ise
pozitif reaksiyon olarak değerlendirilir. Taze M.
gallisepticum kültürünün antijen olarak kullanıldığı HI
testinde ise bu titreler sırasıyla 1:40 ve 1:80 veya daha
yükseği olarak dikkate alınır. Serum veya antijene bağlı
birçok değişik faktör testin kesin sonuç vermesi
üzerinde etkili olur ve en uygun koşullarda dahi, RSA
bireysel hayvandaki infeksiyondan ziyade sürü
infeksiyonunu ortaya koymada daha başarılı olmaktadır.
19
• TA testinin uygulanması RSA'dan daha uzun bir süre alır fakat
bu test bazı araştırıcılar tarafından RSA'ya oranla daha kesin
olarak değerlendirilmektedir.
• RSA ve TA'dan daha duyarlı olan HI testi, Newcastle
hastalığının serolojik tanısında kullanılan tekniğe benzer bir
şekilde mikro olarak uygulanır ve çoğunlukla da RSA'da pozitif
reaksiyon veren serumların doğrulanması amacıyla kullanılır.
Ancak, bazı M. gallisepticum izolatlarının hemaglutinasyon
oluşturmadıklarını ve bazılarının da HI antikorlarının sentezini
stimüle etmedikleri unutulmamalıdır. Ayrıca, testte suş
spesifitesinin bulunmasından dolayı, heterolog antijen
kullanılması durumunda yanlış negatif sonuçlar meydana gelebilir.
• Spesifik antikorların saptanması amacıyla bir ELISA tekniği de
geliştirilmiştir fakat bu teknikte de yanlış pozitif veya yanlış
negatif reaksiyonlar sıklıkla meydana gelmektedir.
20
• CRD yönünden temiz olduğu düşünülen bir sürüde bazı
hayvanların serumları serolojik testlerde pozitif reaksiyon
gösterebilir. Eğer hayvanlarda klinik belirti yoksa ve
infeksiyonun yegane belirleyicisi bu antikorlarsa, seropozitif
hayvanlar bir ay sonra yeniden test edilmelidirler. Bu ikinci
muayenede serumlar büyük çoğunlukla negatif bulunurlar. Bazı
durumlarda da, diğer serolojik testlerle veya kültürel
muayenelerle M. gallisepticum infeksiyonunun doğrulanamadığı
fakat RSA testinde çok az sayıda da olsa, sürekli olarak
seropozitif reaktörlerin yer aldıkları sürüler bulunabilir. Bu gibi
durumlarda, şüpheli hayvanların solunum kanalı, konjunktiva,
eklem lezyonları ve kloakalarından alınan marazi maddeler,
mycoplasma'dan ari oldukları bilinen 8-16 haftalık tavuklara
inokule edilerek deneysel infeksiyon oluşturulmaya çalışılır ve
deneme hayvanlarında etkenin ve/veya antikorların varlığı
gösterilir. Deneysel infeksiyon oluşturmak amacı ile şüpheli
materyaller burun içi, infraorbital sinus, trachea ve hava kesesi
gibi çeşitli yollardan inokule edilir. İnokulasyon yapılan tavuklar
özel izolatörlerde 6 hafta süreyle tutularak serumları antikorlar,
dokuları da etkenler yönünden muayene edilir. Bu yöntem in vivo
bioassay olarak adlandırılmaktadır.
21
• Hastalığın ayırıcı tanısında,
Newcastle hastalığı virusu ve
infeksiyöz bronşitis virusu tarafından
oluşturulan orta şiddetteki solunum
sistemi hastalıkları ile çoklu solunum
sistemi hastalıkları ve M. synoviae
infeksiyonları dikkate alınmalıdır.
22
•
•
•
•
•
•
•
•
Sağaltım
Bölüm sonunda anlatılmıştır.
Koruma ve Kontrol
CRD hastalığının en kesin kontrol yöntemi, infeksiyonun
eradike edilmesidir ve infeksiyonun yayılmasının
önlenebildiği durumlarda başvurulabilecek yegane yöntemdir.
Hastalığın kontrolü damızlık sürülerde başlar ve aşağıdaki
noktaları kapsar:
1) M. gallisepticum'un embriyo yolu ile yavrulara geçişinin
önlenmesi için kuluçkalık yumurtaların sağaltımı.
2) Eradikasyon programı sürecinde, yumurtadan çıkan
civcivlerin 200-300 hayvanlık küçük gruplar halinde
tutulması. Taramalar sırasında M. gallisepticum infeksiyonu
saptandığında tüm sürü imha edileceğinden, herbir grup
birbirinden uzak tutulmalıdır.
3) Yavruların M. gallisepticum infeksiyonu yönünden
periyodik olarak kontrol edilmesi.
23
•
•
Yumurtaların kuluçkaya alınmadan önce antibiyotik, ısı veya her ikisi
birden uygulanarak ön inkübasyona tabi tutulmaları ile kuluçkalık
yumurtaların M. gallisepticum ile infekte olmaları önlenebilir.
Antimikrobiyel ajanlar kuluçkalık yumurtalara aşağıdaki yöntemlerden
birisi veya her ikisi ile birlikte uygulanabilir=
– (a) antimikrobiyel maddenin yumurtanın işaretli yerinden albumin içine inokule
edilmesi, ve/veya
– (b) yumurtanın antimikrobiyel solüsyon içine daldırılarak diferensiyel bir
basınç oluşturulması ile solüsyonun kabuktan geçerek yumurtaya ulaşmasının
sağlanması (yumurta daldırma-egg dipping).
– İkinci yöntemde uygulanan diferensiyel basıncı oluşturmak amacı ile; ya
37°C'ye kadar ısıtılmış yumurtalar 2-10°C'deki antibiyotik solüsyonuna 15-20
dakika süreyle daldırılır, ya da, yumurtalar oda ısısındaki antibiyotik
solüsyonuna daldırılır, vakum pompası ile yumurtaların üzerindeki hava basıncı
25 cm Hg düzeyinde azaltılır ve daha sonra hava basıncının normal atmosferik
düzeye yavaş yavaş dönmesi sağlanır.
– İnfeksiyon riskini azaltmak amacı ile ısı uygulamasında yumurtalar 11-14 saat
boyunca yavaş yavaş 46-47°C'ye kadar ısıtılır ve daha sonra oda ısısına kadar
soğumaları sağlanır. Bazı M. gallisepticum suşları ısıya karşı direnç
gösterebilse de, tavuk yumurtalarında infeksiyonun önlenmesinde bu yöntem
çok kullanışlıdır. Ancak bu yöntem %5-10 oranında embriyo ölümlerine neden
olabilir. Hindi yumurtaları için aynı düzeyde etkili olmayan bu yöntemde yüksek
embriyo mortalitesi meydana gelebilir.
24
• Eradikasyon programı süresince yavru sürülerinin M.
gallisepticum yönünden taranması amacıyla kültürel
muayene ve/veya serolojik yoklamalar kullanılır.
• Bu aşamada kültürel muayene için ölü embriyolardan
ve kabuk altı ölen civcivlerden özofagus, hava kesesi,
sarı kesesi ve kloaka gibi organlardan svab örnekleri
alınır. Yumurtadan çıktıktan sonra ilk birkaç hafta
içinde ölen hayvanlardan ise yukarıdaki organlara
ilaveten tracheadan da svab örnekleri alınır. Daha
yaşlı hayvanların özofagus, trachea ve kloakalarından
yaşamlarının herhangi bir döneminde veya özellikle
yumurtlama döneminde iken svablar alınabilir.
• Serolojik muayene amacıyla, yumurtlama dönemi de
dahil, hayvanların tüm yaşam sürelerince belli
aralıklarla yukarıda belirtilen serolojik testler
uygulanır. Bir sürüde bulunan hayvanların tümüne bu
testlerden en az biri uygulanmalıdır.
25
• Anti-mycoplasmal herhangi bir sağaltım işleminden
geçirilmemiş sero-negatif anaçlardan ve kuluçkalık
yumurtalardan, sero-negatif civcivler elde edildiklerinde
sürüler M. gallisepticum infeksiyonu yönünden temiz
olarak kabul edilirler. Bu yöntemlerle M. gallisepticum'dan
ari damızlık tavuk ve hindi sürüleri elde edilebilir ve
bunların civcivleri de M. gallisepticum'dan ari olarak
yumurtadan çıkarlar.
• Hastalıkta bir diğer kontrol yöntemi de, hayvanların ve
kuluçkalık yumurtaların antibiyotiklerle muamele edilerek
infeksiyonun azaltılmasıdır. Bu tip sağaltım klinik hastalık
tablosu bulunduğu durumlarda ve kuluçkalık yumurtalarda,
dolayısıyla, civcivlerde infeksiyonun engellenmesinde
büyük önem taşır. M. gallisepticum'dan ari damızlık sürü
elde etmek için bu uygulamanın önemi yoktur. Kanatlı
hayvanlarda mycoplasma infeksiyonlarının kontrolü
amacıyla yaygın olarak uygulanan antibiyotikler arasında
tetrasiklinler (klortetrasiklin, oksitetrasiklin), makrolidler
(tylosin, spiramisin, spektinomisin, linkomisin), tiamulin ve
quinolonlar (enrofloxacin) bulunmaktadır.
26
•
•
•
•
•
Değişik yaş gruplarından hayvanların bir arada bulunduruldukları ve
üretimin sürekli olduğu işletmelerde M. gallisepticum infeksiyonunun
kontrolündeki başarısızlıklar ve antibiyotik sağaltımının yüksek maliyeti,
infeksiyona karşı korunmada aşılamalar üzerinde yeniden durulmasına
neden olmuştur.
Aşılamanın temel amacı, yumurtacı ve broyler tavuklarla hindilerde
üretim kayıplarının azaltılması ve etkenin yumurta yoluyla yayılmasının
ve ayrıca infekte sürü içinde etken bulaşmasının azaltılmasıdır.
Canlı ve inaktif (bakterin) birçok aşı geliştirilmiş ve bunların
kullanımlarından başarı elde edilmiştir. Canlı aşılar tavuklar için düşük
de olsa virulense sahiptirler.
Broyler piliçler 10 günlükken F-suşu ile göze damlatma veya aerosol
yolla aşılandıklarında bağışıklık kazanırlar. Ancak, bu aşı suşu hindilerde
hastalık oluşturur.
Avustralya'da geliştirilen ve 9 haftalık hayvanlara göze damlatma
yoluyla tek bir doz halinde uygulanan ısıya-duyarlı mutant bir M.
gallisepticum aşısı (ts-11), aşılamadan sonra en az 40 hafta süreyle
solunum sistemi kanalında ve oviduktta virulent M. gallisepticum'a karşı
iyi bir korunma meydana getirmiştir.
27
HİNDİLERİN HAVA
KESESİ İNFEKSİYONU
(Air-Sac Infection,
Mykoplasmose der Puten,
Infection à Mycoplasma
meleagridis)
28
• Bu infeksiyon, hindi palazlarında
–
–
–
–
–
–
büyümenin gecikmesi,
hava kesesi yangısı,
osteodistrofi,
boyunda büküklük,
primer kanat tüylerinde anomaliler
damızlık hindilerde de kuluçkalanma oranında
düşüşler ile karakterize, bulaşıcı bir hastalıktır.
• İnfeksiyon bir zamanlar evcil hindi
sürülerinde çok yaygın görülmesine karşın,
uygulanan eradikasyon programları sonucunda
günümüzde prevalensi oldukça azalmıştır.
29
• Etiyoloji
• Hastalık etkeni M. meleagridis'tir.
• Serolojik olarak farklı olmasına karşın diğer
kanatlı mycoplasma'larının bütün temel
özelliklerini taşıyan M. meleagridis N suşu
diye adlandırılmış, daha sonraları H serotipi
olarak sınıflandırılmıştır.
• Glukozu fermente etmez. Özellikle, hastalık
olgularından yeni izole edildiklerinde bazı
suşlar tavuk ve hindi eritrositlerini aglutine
ederler. M. meleagridis suşları arasında
protein profilleri ve virulensleri bakımından
bazı varyasyonlar bulunmaktadır.
30
• Epizootiyoloji
• İnfeksiyon genellikle genç hindilerde görülür ve immunosupresif
bir etki gösterir.
• Tavuklar bu hastalığa daha dayanıklıdırlar.
• M. meleagridis, hindi palazlarının kloaka ve b. Fabricius'larında,
yetişkin hindilerin testis ve oviduktlarında ve gelişme
dönemindeki genç hayvanların üst solunum sistemi kanallarında
herhangi bir hastalık oluşturmaksızın bulunabilir.
• Etken, yetişkin hayvanlarda aylarca canlılığını koruyabilir.
• Vücut dışında canlı kalabilme yeteneği ise muhtemelen M.
gallisepticum ve M. synoviae ile aynıdır.
• M. meleagridis ile birlikte aynı anda E. coli veya M. iowae
infeksiyonunun bulunması durumunda hayvanlarda şiddetli hava
kesesi yangısı şekillenirken, M. meleagridis ile birlikte M.
synoviae'nın bulunması durumunda ise, her iki etkenin tek
başlarına oluşturacaklarından çok daha şiddetli bir sinüsitis
meydana gelir.
• Kümes havasında aşırı amonyak ve toz bulunması gibi çevresel
faktörler, M. meleagridis tarafından oluşturulan solunum sistemi
hastalığının şiddetlenmesine neden olur.
31
• Doğal koşullarda sadece hindiler hastalığa
yakalanırlar ve hastalığın makroskopik lezyonları
sadece hindi palazlarında meydana gelir.
• Doğal infeksiyonu takiben hayvanlarda koruyucu bir
bağışıklık şekillenir.
• Yumurta yoluyla veya solunum sisteminden etkenin
vücuda girişini takiben infeksiyon yaygınlaşabilir.
• Bazı hindi palazlarında kuluçkadan çıkış sırasında
hastalık belirtileri görülür.
• Osteodistrofik formda, infeksiyonun uzun
kemiklerdeki üreme plakalarının proliferatif
bölgesine besin maddelerinin gitmesini önlediği, kan
ihtiyacının ise normal karşılandığı düşünülmektedir.
İster distrofik isterse respiratorik form olsun,
hastalığın kesin oluşum mekanizması bilinmemektedir.
32
• M. meleagridis, temel olarak, hasta hayvanların hava
kesesi ve kloakalarında ovidukta ulaşması veya
tohumlama sırasında infekte sperma aracılığı ile
ovidukt içinde infekte olan yumurta ile bulaşır.
Ovidukttun infekte olmasında venereal bulaşma
önemli bir yol olarak kabul edildiğinden, infeksiyonun
yayılmasında erkek hindiler önemli bir rol üstlenirler.
• Yumurtlama periyodunun ilk veya son dönemlerinde
yumurtlanan yumurtalar daha az oranda infekte
olurlar.
• Hayvandan hayvana solunum sistemi yoluyla lateral
bulaşma oluşabileceği gibi, cinsiyet tayini veya
tohumlama sırasında hayvanların elle tutulması ile de
direkt bulaşma şekillenebilir. Bu son bulaşma şekli,
bazı durumlarda infeksiyonun en önemli yayılma
yolunu oluşturur.
33
• Semptomlar
• Yetişkin hindilerin infeksiyonunda klinik belirtiler
görülmeyebilir fakat döllü yumurtaların kuluçkalanma
yeteneklerinde bir düşüş şekillenir.
• Genç palazlarda da infeksiyon klinik belirti
göstermeksizin seyreder fakat hayvanlarda büyümede
gecikme ile birlikte iskelet yapısında bozukluklar ve
kanat tüylerinde havaya kalkma (uçak kanatları)
meydana gelir. Kümesin %10 veya daha fazlası klinik
olarak hastalıktan etkilenir.
• Bazı hayvanlarda sinusitise rastlanır.
• Yüz şişer, burundan akıntı gelir, hırıltılı bir solunum
gözlenir.
• Bazılarında ise tortikollis ve presternal bursitis
görülür.
• Daha çok 3-4 haftalık hindilerde görülen bu
infeksiyonda mortalite %5-10 oranındadır.
34
• Nekropside hava kesesi zarlarının
kalınlaştığı ve bitişik dokuların sarımsı
bir eksudat ile kaplandığı gözlenir.
• Bu lezyonlar, genellikle, 12-16
haftalıktan büyük palazlarda görülmez.
• Hindilerde ayrıca, osteodistrofi ile
karakterize iskelet lezyonları ile birlikte
tarsometatarsal kemiklerde kısalma,
kıvrılma ve bükülme, servikal omurlarda
anomaliler, sinovitis ve ödem gibi
lezyonlar da farkedilir.
35
• Teşhis
• 1- Klinik ve nekropsi bulguları: Klinik ve
nekropsi bulgularının hiçbirisi bu infeksiyon
için tipik değildir, fakat, hindi palazlarında
şekillenen zayıf gelişme ve bozuk tüylenme,
hava kesesi yangısı ve bacak anomalileri ile
karakterize klinik tablo hastalıktan şüphe
ettirebilir. Aynı solunum bozuklukları çeşitli
hastalıklardan da ileri gelebildiği için teşhiste
etken izolasyonu, identifikasyonu ve serolojik
reaksiyonlardan yararlanmak gerekmektedir.
36
• 2- Laboratuvar muayeneleri: Hastalığın kesin tanısı
için palazların solunum sistemi kanalı, kloaka ve b.
Fabricius'larından ve damızlık hindilerin de kloaka,
ovidukt ve spermalarından M. meleagridis'in izole ve
identifiye edilmesi gerekir.
• Etkeni izole etmek için özel besiyerlerinden
yararlanılır. Bu ortamlarda 4-6 günlük inkübasyonu
takiben üreyen kolonilerden sıvı ortamlarda kültürler
hazırlanır. Daha sonra yapılan biyokimyasal testler ve
üreme inhibisyon testi ile etken identifiye edilir.
• İnfeksiyonun serolojik tanısında, serumdaki spesifik
antikorların saptanması amacıyla, M. gallisepticum'da
olduğu gibi lam aglutinasyon, tüp aglutinasyon ve
uygun bir antijen hazırlanması zor olsa da
hemaglutinasyon inhibisyon testlerinden
yararlanılmaktadır.
37
İNFEKSİYÖZ
SİNOVİTİS
(Infectious Synovitis,
Infektiöse Synovitis,
Infection à Mycoplasma
synoviae)
38
• Bu hastalık, ilk kez Amerika Birleşik Devletleri'nde
tavuk ve hindilerde bildirilmiş ve daha sonra tüm
dünyada yaygın olarak görülmüştür.
• Hastalığın ekonomik önemi başlangıçta genç piliç ve
hindilerde synovial membranların yangılanması ile
karakterize eklem lezyonları, topallık ve bunları takip
eden büyümede gecikme ile ilişkili bulunmuştur.
• Bu klinik tablo halen görülmesine karşın, günümüzde
infeksiyon klinik belirtilerin veya makroskopik
lezyonların görülmediği formdan, orta şiddette bir
üst solunum sistemi hastalığı veya predispoze
faktörlerin olaya karışması halinde de daha şiddetli
solunum sistemi hastalığının şekillendiği formlara
kadar değişen şekillerde görülmektedir.
39
• Etiyoloji
• Hastalık etkeni M. synoviae'dır.
• Etkenin etiyolojik özellikleri başta M.
gallisepticum olmak üzere diğer kanatlı
mycoplasma'larına çok benzer, ancak, M.
synoviae suşlarının büyük çoğunluğu ilk
izolasyonları sırasında besiyerlerine
mutlaka nikotinamid adenin dinükleotid
(NAD) ilave edilmesine ihtiyaç duyarlar.
40
• Epizootiyoloji
• M. gallisepticum infeksiyonunda olduğu kadar
detaylı incelenmemiş olmasına karşın, bu
hastalığın, özellikle de, solunum sisteminde
görülen hastalık formunun oluşmasında veya
şiddetinin artmasında etkili olan predispoze
faktörler M. gallisepticum
infeksiyonundakiler ile benzerlik gösterir.
• Hindilerde M. synoviae ve M. meleagridis
infeksiyonlarının birlikte bulunması
durumunda, tek başına M. synoviae
infeksiyonuna göre çok daha şiddetli bir
koriza tablosu ortaya çıkar.
41
• Etkenin doğal konakçıları arasında tavuk, hindi ve beç
tavuğu gibi kanatlı hayvan türleri bulunur ve bunlar
arasında da hastalığa karşı en duyarlı olanlar
tavuklardır.
• Tek başına M. synoviae tarafından oluşturulan
hastalık, genellikle, 4-14 haftalık tavuklarla, 10-14
haftalık hindilerde görülmekte ve mortalite %1-10
oranında değişmektedir. Doğal infeksiyonu takiben
hayvanlarda koruyucu bir bağışıklık meydana gelir.
• Hastalığın bulaşması, M. gallisepticum infeksiyonunda
olduğu gibidir.
• Hastalık Newcastle ve IB'li hayvanlarda çok daha
şiddetli seyretmektedir.
• İnfeksiyonun vücuttaki yayılması hematojen yolla
olmakta ve eklem ve/veya solunum sistemi dokularının
hastalığına ek olarak hayvanlarda anemi, tüm vücutta
retiküler hücre proliferasyonu ve vaskülitis görülür.
42
• Semptomlar
• İnfeksiyon hem tavuk hem de hindilerde sıklıkla görülür.
• Klinik belirtiler şekillenmeksizin hayvanlar serolojik
olarak pozitif hale gelebilirler.
• İnfekte hayvanların ancak %10'unda semptomları
görmek mümkündür.
• Hastalıkta, artritik veya respiratorik formda klinik
belirtiler meydana gelir.
• Akut artritik formda, hayvanlarda belirgin bir
depresyon, yüzde ve ibiklerde solgunluk, takatsizlik, yer
değiştirememe ve eklemlerde şişkinlik görülür. Özellikle
ayak ve diz eklemleri etkilenir ve bunun sonucunda
hayvanlarda topallık şekillenir. Hindilerde hasta
eklemlerde şişkinlik her zaman görülmeyebilir. Buna
karşın hindilerde sıklıkla göğüste su dolu kabarcıklar
("breast blisters") şekillenir. Kronik olgularda ise,
eklemlerde şişkinlik ile birlikte topallık gelişir fakat
hayvanlarda sistemik bir bozukluk meydana gelmez.
43
• Eklem lezyonlarından bağımsız olarak gelişen
respiratorik formda ise, tavuklarda orta
şiddette hırıltı ve koriza, hindilerde ise
infraorbital sinuslarda şişkinlik görülür.
• Morbidite büyük ölçüde değişkenlik
göstermekle birlikte tavuklarda ortalama %10
civarında ve hindilerde bundan daha da azdır.
• Diğer viral ve bakteriyel infeksiyonlar ve M.
gallisepticum için bildirilen predispoze
faktörlerle birlikte bulunduğunda, M. synoviae
infeksiyonu daha şiddetli solunum sistemi
hastalıklarına neden olur. Respiratorik formda
şekillenen lezyonlar, M. gallisepticum
infeksiyonunda görülenlere benzer.
44
• Respiratorik formda nekropsi bulguları M. gallisepticum
infeksiyonundakilere benzer.
• Hastalık synovia ve eklemlerde görüldüğünde, periartiküler
dokularda, özellikle de, synovial membranlarda ödem ve
kalınlaşma şekillenir.
• Başta ayak ve diz eklemleri olmak üzere tüm eklemlerde hastalık
görülebilir.
• Bu değişiklikler, sternal bursa dahil, büyüyen ve kalınlaşan tüm
bursalarda ve şişkinleşen tendo kılıflarında da meydana gelir.
Başlangıçta berrak olan, sonradan şeffaflaşan ve sonuçta
kremamsı bir görünüm alan eksudat şekillenir.
• Tavuklarda bu eksudat kazeöz bir hal alır ve genellikle portakal
veya kahverenginde görülür.
• Çok şiddetli olgularda bu tip eksudatlara kafatasında ve boynun
dorsal kısmında da rastlanır. Hindilerde eksudat nadiren kazeöz
bir hal alır. Eklem kıkırdağında erozyonlar da şekillenir. Deneysel
olarak taban yastığı yolu ile oluşturulan infeksiyon sonucunda
tenosinovitis meydana gelir.
45
• Hasta bir sürüdeki hayvanların
bazılarında dalak büyür, karaciğer
şişkinleşir, yeşil veya koyu kırmızı bir
renk alarak benekli bir görünüme döner,
böbrekler de benzer bir şekilde
şişkinleşir, soluk bir renk alarak benekli
bir görünüme döner.
• Timus ve b. Fabricius'da atrofi
şekillenir.
• Nekropside piliçlerde synovial
membranlarda ödematöz bir infiltrasyon
gözlenir.
46
• Teşhis
• 1- Klinik ve nekropsi bulguları: Ne solunum
sistemine ait klinik belirtiler ve nekropsi
bulguları ve ne de eklem lezyonları hastalık için
patognomonik değildirler.
• Hastalığın diğer sinovitislerden (Stafilokok
infeksiyonu) ayrılması için mutlaka ya etkenin
izole ve identifiye edilmesi ya da serolojik
tekniklerle spesifik antikorların varlığının
gösterilmesi gereklidir.
47
• 2- Laboratuvar muayeneleri: Hasta
veya hastalıktan şüpheli hayvanlardan M.
synoviae izolasyonu amacıyla trachea,
akciğer, hava keseleri ve eklem
lezyonlarından alınan marazi maddelerden
ekimler yapılır. Diğer mycoplasma
infeksiyonlarında olduğu gibi M. synoviae
izolasyonu için de özel besiyerlerinden
yararlanılır.
48
• Serolojik reaksiyonlarda spesifik antikorların ortaya
konulması için SPA, TA, HI veya ELISA tekniklerinden
yararlanılır.
• M. synoviae'ya karşı elde edilen antiserumlar SPA
testinde M. gallisepticum antijenini genellikle aglutine
eder. Daha az oranda bunun tersi de meydana gelir. Bu
çapraz reaktivite, iki mikroorganizma arasında ortak
olan ve yakın zamanda varlığı gösterilmiş bulunan ortak
antijenlerden kaynaklanır. Hastalığın respiratorik
formunun ayırıcı tanısı M. gallisepticum infeksiyonunda
olduğu gibidir. Artritik formun ayırıcı tanısında ise
benzer lezyonların oluşmasında rol oynayan stafilokok,
pasteurella, koliform ve salmonella cinsi bakterilerle
bazı reoviruslar dikkate alınmalıdır.
• İnfeksiyonun tanısında, ayrıca, monoklonal antikorbloke edici ELISA ve M. synoviae için duyarlı ve
spesifik olan ticari PCR teknikleri de kullanılmaktadır.
49
• Koruma ve Kontrol
• M. synoviae infeksiyonunun kontrolünde
uygulanan yöntemler, M. gallisepticum
kontrolündeki yöntemlerle aynıdır.
• Ancak, M. synoviae antimikrobiyel
maddelere karşı M. gallisepticum'dan
daha dirençlidir.
• Şu an için M. synoviae infeksiyonunun
kontrolü amacıyla hazırlanmış aşılar
bulunmamaktadır.
50
MYCOPLASMA IOWAE
İNFEKSİYONU
• M. iowae grubu mikroorganizmalar esas
olarak hindilerde ve bazen de tavuklarda
infeksiyon oluşturmasına rağmen serbest
uçan birçok kanatlı hayvan türünden de izole
edilmiştir.
• M. iowae, hindilerde kuluçka performansında
azalmalara ve ıskarta palaz sayısında
artışlara neden olur.
• İnfeksiyon, evcil hindi sürülerinde yaygın
olarak görülmektedir.
51
• Etiyoloji
• Hastalık etkeni M. iowae'dır.
• Kanatlı mycoplasma'larının genel özelliklerini
taşıyan M. iowae, başlangıçta serolojik
çalışmalara dayanılarak, I, J, K, N, Q ve R
harfleriyle adlandırılan 6 serovara ayrılmış
fakat bu gruplandırma daha sonra yapılan
moleküler çalışmalarda destek görmemiştir.
• Suşlar arasında virulens varyasyonları
bulunmaktadır. M. iowae genç hayvanlarda
geçici bir immunosupresyon meydana
getirebilir.
• M. iowae'nın eritrositleri aglutine etme
özelliği bulunmamaktadır.
52
• Epizootiyoloji
• M. iowae, yumurtadan yeni çıkmış palazların kloaka ve
üst solunum sistemi kanalında bulunur fakat birkaç
hafta geçtikten sonra yaşın ilerlemesi ile birlikte bu
bölgelerden izolasyonu güçleşir.
• Yetişkin hayvanlarda ise etken ovidukt ve kloakada
bulunur fakat bu dokularda hastalık meydana
getirmez.
• M. iowae'nın konakçı vücudu dışında canlı kalabilme
yeteneği diğer kanatlı mycoplasma'larına benzerse de
onlardan daha uzun süre hayatta kalabilir.
• Genel amaçla kullanılan mycoplasmacidal ilaçlara karşı
diğer patojenik kanatlı mycoplasmalarından daha
dayanıklıdır. Tiamulin ve florokinolon gibi
antibiyotikler etken üzerinde aktivite gösterebilirler.
53
• Tavuklar da arasıra infekte olabilmelerine karşın,
evcil kanatlı hayvanlar arasında infeksiyona karşı en
duyarlı konakçı hindilerdir. İnfeksiyon hindilerde
kuluçka veriminde düşüşlere neden olur.
• Etken, infekte dişilerin ovidukttunda kontamine olan
infekte yumurtalar aracılığı ile bulaşır. Ovidukt
infeksiyonunun başlamasında ve devam etmesinde
venereal bulaşma önemlidir ve bu anlamda
infeksiyonun yayılmasında erkek hayvanlar önemli bir
rol üstlenirler.
• Bir arada barındırılan hayvanlar arasında lateral
bulaşma da meydana gelebilir ve bu tip bulaşma
özellikle suni tohumlama sırasında gerekli hijyenik
tedbirlerin alınmaması ile daha da artar.
• Koruyucu bir immun yanıtın şekillenmesine bağlı
olarak, yumurtlama döneminin sonlarına doğru
yumurtlanan yumurtalarda infeksiyon daha az oranda
görülür.
54
• Semptomlar
• Yetişkin hayvanlarda M. iowae infeksiyonu klinik belirti
göstermeksizin seyreder fakat, infekte sürünün
kuluçkalanma oranında %2-10 arasında bir azalma meydana
gelebilir.
• İnfekte yumurtaların bazılarından civciv çıkabilir ve
bunların bir kısmı da büyüme ve yemden yararlanma
oranları düşük olan ıskarta hayvanlar olabilir ve bir
kısmında da bozuk tüylenme şekillenebilir.
• Hindi embriyolarında ve bir günlük hindi palazlarında
virulent M. iowae suşu ile oluşturulan deneysel infeksiyon
sonucunda, hayvanlarda büyümede gecikme, bozuk
tüylenme, bacaklarda bükülme, kondrodistrofi ve yüksek
mortalite ile karakterize genel bir hastalık tablosu ortaya
çıkar.
• Ticari işletmelerde bu derecede şiddetli hastalık tablosu
çok nadir şekillenir fakat infekte damızlık yumurtalardan
çıkan palazların az bir bölümünde yukarıda bildirilen
bozukluklardan bir veya birkaçı görülebilir.
55
• Teşhis
• 1- Klinik ve nekropsi bulguları: Hastalıkta
görülen temel klinik belirti olan kuluçka
performansındaki yeteneğindeki düşüş
infeksiyon için spesifik bir bulgu değildir.
• Kesin teşhis için, M. meleagridis
infeksiyonunun bulunmadığı durumlarda
gelişememiş embriyolardan, genç palazlardan
veya yetişkin hindilerden M. iowae'nın izole ve
identifiye edilmesi gereklidir.
• Etkenin doğada çok yaygın olmasından dolayı,
ticari işletmelerde hastalığın etkilerinin
gözden kaçırılabileceği de unutulmamalıdır.
56
•
2- Laboratuvar muayeneleri: M.
iowae izolasyonu amacıyla
yumurtadan yeni çıkan hayvanların orofarinks, kloaka ve
hava keselerinden, yetişkin hayvanların da ovidukt, kloaka
ve üreme kanalından alınan marazi maddelerden ekimler
yapılır.
• Yumurtadan yeni çıkan ve yetişkin hayvanların tek başına
kloakalarından alınan örneklerden M. iowae'nın izole
edilmesi oldukça zordur.
• Aynı hayvanın kloakasından farklı dönemlerde alınan
örneklerde bile M. iowae izolasyon oranları farklılıklar
gösterebilir.
• Serolojik tanı amacıyla serumların SPA veya HI ile test
edilmesi herhangi bir değer taşımaz çünkü oluşan doğal
antikorlar antijeni aglutine edecek derecede güçlü
değildirler ve M. iowae'nın HA özelliği yoktur. Bu
nedenlerle, tatmin edici bir serolojik veya moleküler teknik
geliştirilinceye kadar M. iowae infeksiyonunun taranması
kültürel muayenelerle yapılmalıdır. PCR teknikleri
geliştirilmiştir ve bunların teşhiste kullanılabilirlikleri
araştırılmaktadır.
57
• Koruma ve Kontrol
• M. iowae infeksiyonunun kontrolünde
uygulanan yöntemler, M. meleagridis
kontrolündeki yöntemlerle aynıdır.
Ancak, M. iowae'ya karşı etkili olabilen
antibiyotikler tiamulin ve bazı
kinolonlarla (enrofloksasin ve
danofloksasin) sınırlıdır ve hastalığın
taranması kültürel muayenelerle veya
etken DNA'sının PCR tekniği ile
belirlenmesine dayanmaktadır.
58
Mikoplazma İnfeksiyonlarında Sağaltım
• Mikoplazma infeksiyonlarının sağaltımı amacıyla
tylosin, spectinomycin, lincomycin,
erythromycin ve son yıllarda da
quinolone'lardan yararlanılmaktadır.
• Bu antibiyotikler gıda ve içme sularıyla
verilebildiği gibi, yumurtaların antibiyotiklere
batırılması şeklinde de kullanılmaktadır. Ancak
alınacak sonuçlar, hayvanların yaşına ve sürünün
mikoplazma ile beraber geçirdikleri
infeksiyonların durumuna göre değişmektedir.
• Antibiyotiklerin kullanımını aşağıda belirtildiği
şekilde özetlemek mümkündür.
59
• 1- Antibiyotik inokulasyonları: Kıymetli
grandparent damızlıklara, M. gallisepticum ve
M. synoviae ile mücadelede, klinik belirtilerin
başlangıcında inokulasyon yolu ile
antibiyotiklerin verilmesi etkili bir yöntem
olabilir. Ancak hindilerin M. meleagridis'den
ileri gelen infeksiyonlarında bu sağaltım
yöntemi uygun değildir.
• 2- Gıda ve içme suları ile antibiyotiklerin
verilmesi: Antibiyotiklerin bu şekilde 5 gün
süre ile verilmesi sonunda, infeksiyon oranı ve
yumurta ile bulaşma oranı oldukça
azalmaktadır. Ancak bu uygulama tamamiyle
"infeksiyondan ari" bir sürü elde etmek için
yeterli değildir.
60
• 3- Yumurtaların antibiyotiklerle
muamelesi: Bu amaçla iki yöntem
kullanılmaktadır.
• a) Yumurtalara injeksiyon
• b) Yumurtaları antibiyotik solusyonları
içine batırmakYumurtaların
antibiyotiklerle muamelesi sonunda,
kuluçkadan çıkış oranı düşük olabilir.
61
• Mikoplazma İnfeksiyonlarında Koruma
ve Kontrol
• Mikoplazma infeksiyonlarında korunma,
hastalığın yayılmasını önlemede ve
hastalığın eradikasyonunda çok önemli
bir konudur.
• Bu amaçla aşağıda belirtilen önlemlerin
alınmasında büyük yarar vardır.
62
• Alınması gereken koruyucu ve hijyenik
önlemler: Bu amaçla alınması gereken önlemler
aşağıda belirtilmektedir.
• 1- Damızlık çiftliklerinde
– a) Hayvanlar mümkün olduğunca ayrı bölümlerde
tutulmalıdır.
– b) Damızlık çiftliklerden ayrı olmalı ve dışarıdan
infeksiyonun girebileceği düşünülen yerler, iyi izole
edilmelidir.
– c) Ziyaretçiler kesinlikle çiftliklere alınmamalıdır.
– d) Çalışanların koruyucu giysileri olmalı ve personelin
dezenfeksiyon programına dikkat etmesi
sağlanmalıdır.
63
• 2- Kuluçkahanelerde
– a) Yumurtaların alındığı çiftliğin Mikoplazma
infeksiyonları yönünden durumunun araştırılması
gerekmektedir.
– b) Eğer infekte çiftliklerden gelen yumurtalar
biliniyor ise, infekte ve temiz yumurtalar farklı
günlerde ve mümkünse farklı inkübatörlerde
kuluçkalanmalıdır.
• 3- Ticari çiftliklerde
– a) Kümesler beton duvarlı olmalı ve belli bir
dezenfeksiyon programı uygulanmalıdır.
– b) Kümes yakınında araçlara müsaade edilmemeli ve
kümeslere ziyaretçi alınmamalıdır.
– c) Diğer kanatlılarla temas olmaması sağlanmalıdır.
– d) Yumurtalar yıkanmamalı, yerlerdeki yumurtalar
kuluçkada kullanılmamalı ve kuluçkalık yumurtalar
fumige edilmelidir.
64
• Aşılama:
• M. gallisepticum infeksiyonlarının kalıcı bir
problem olduğu kümeslerde, aşılama, hastalığın
önlenmesinde önemli bir konudur.
• Yumurta veriminde azalmalara ve solunum
infeksiyonlarına karşı korumak için ticari
yumurtacılara, yine solunum infeksiyonlarına
karşı korumak için broylerlere ve yeni nesillere
infeksiyonun bulaşmasını azaltmak veya elimine
etmek amacıyla da damızlıklara M.
gallisepticum aşıları yapılabilir. Bu amaçla
inaktif ve canlı aşılardan yararlanılmaktadır.
65
• İnaktif aşılar, temiz sürülerde, canlı mikoplazma
etkenlerinin girişine neden olmamakla önemlidir. Ayrıca
bu aşılar, solunum sistemi virusları (Newcastle ve IB
virusu) veya E. coli ile sinergetik etki göstermezler,
dolayısıyla, bu infeksiyonların seyrettiği kümeslerde
rahatlıkla kullanılırlar. Ancak, bu aşıların
immunojeniteleri düşüktür.
• Canlı aşılar, kümese hastalığın girmesinde tehlikelidir.
Aşılamada kullanılan "F" suşu hindiler için virulenttir.
Bundan dolayı bu aşının kullanımı, yakındaki hindi
sürüleri için tehlike arzeder. Ayrıca, aşılanmış
kanatlılar, mikroorganizmanın taşınmasına neden olur.
Aşı suşu solunum sistemi virusları ve E. coli ile
sinergetik etki de gösterebilir. Ancak, canlı aşılar
invaziv M. gallisepticum suşlarına karşı korunma sağlar
ve solunum kanalında non-patojenik bir M. gallisepticum
suşunun (örneğin "F" suşu) bulunması, lokal immuniteyi
uyararak, patojenik suşların dereceli olarak elimine
edilmesinde yardımcı olur.
66
• Canlı aşılardan "F" suşu ile hazırlanmış aşılar en
virulenttir. Son yıllarda Ts-11 ve 6-85 gibi daha az
virulent aşılar geliştirilmiştir.
• Ts-11 M. gallisepticum'un Avustralya suşundan
geliştirilmiş ısıya duyarlı bir mutanttır.
• 6/85 suşu ise modifiye edilmiş bir saha suşudur.
Ancak bu aşılar yumurtacı tavuklar için uygundur.
• Aşılamalar değişik yöntemlerle yapılabilir. Göz damla,
içme suyu, sprey ve intranasal inokulasyon şeklinde
uygulamak mümkündür.
• Mikoplazmadan ari kümesler oluşturmak: Serolojik
yoklamalarla portörlerin ayrılması şeklinde yapılan bu
kontrol programları ülkeden ülkeye değişmektedir.
Genel anlamda, serolojik yoklamaların grandparent
kümeslere küçük gruplar halinde uygulanması tavsiye
edilir.
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
Download

MİKOPLAZMA İNFEKSİYONLARI