Türkiye Kalkınma Bankası Yayını
OCAK – MART 2014 Sayı: 71
TÜRKİYE KALKINMA BANKASI A.Ş.
Adına Sahibi
İÇİNDEKİLER
Metin PEHLİVAN
Genel Müdür Vekili
Yazı İşleri Sorumlusu
Hatice BAKIR
İnsan Kaynakları Daire Başkanı
MAKALE
 ŞİRKETLERDE HALKA ARZ AZLIĞINI, GİRİŞİMCİLİKTE
HALKTA ARZ FAZLALILIĞINI YÖNETMEK 2
 CEZA HUKUKUNDA BASILI ORTAMDA İŞLENEN
SUÇLAR : GELENEKSEL BELGE SUÇLARI 11
 KUANTUM DÜŞÜNCE VE YÖNETİM TEKNİKLERİ 15
 TÜRKİYE KALKINMA BANKASI A.Ş. 2013 YILI
KARŞILAŞTIRMALI FİNANSAL GÖSTERGELERİ 20
 İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİNE GENEL BİR BAKIŞ 35
 DÜNYADA VE TÜRKİYE’DE ENERJİ SEKTÖRÜNDE
GELİŞMELER, BEKLENTİLER 43
Yayına Hazırlık
İNSAN KAYNAKLARI DAİRE BAŞKANLIĞI
FAALİYETLERİ
Mehmet Ali TOPRAKOĞLU
Düzeltmen
Özlem MUMCU
Yazışma Adresi
[email protected]
 BASIN HABERLERİ - KAMUNUN GÜVENLİĞİ İLE ÖZEL
SEKTÖRÜN HIZLI HİZMETİ : 55
TÜRKİYE KALKINMA BANKASI
 KURUM İÇİ MESLEKİ VE KURUM DIŞI YURT İÇİ EĞİTİMLERİ 57
 SOSYAL FAALİYETLER 63
KREDİ PAZARLAMA FAALİYETLERİ 64
 KALKINMA GAZİANTEP ENERJİ ZİRVESİNDE
 Dergide yayınlanan bütün yazılar
 GÜMTOB TOPLANTISINA KATILDIK.
kaynak gösterilerek iktibas edilebilir.
İŞ ÜRÜN VE PLANLAMA DAİRE BAŞKANLIĞI
 Bu dergi ücretsizdir.
FAALİYETLERİ 65
 Dergimizde yayınlanan yazılardaki bilgi
PROJE VE FİNANS DÜNYASI
ve görüşlerin sorumluluğu yazarlara aittir.
e-dergi OLARAK YAYINLANMAKTADIR.
 ULUSLARARASI PROJELER
 FİNANS
 SEKTÖRLER
 ENDEKSLER
 TEŞVİK BELGESİ İSTATİSTİKLERİ
 İŞ ÜRÜN VE PLANLAMA FAALİYETLERİ
 BU KİTABI OKUDUK
www.kalkinma.com.tr
1
MAKALE
ŞİRKETLERDE HALKA ARZ AZLIĞINI,
GİRİŞİMCİLİKTE HALKTA ARZ FAZLALILIĞINI
YÖNETMEK
Yrd. Doç.Dr. CÜNEYT DİRİCAN
Ecole İstanbul Profesyonel Bilgi Hizmetleri.
www.ecoleistanbul.com
Türkiye’nin kalkınması, büyümesi, ekonomik değerlerin sürdürülebilir olarak üretilmesi adına, bu makalemizde farklı açılardan girişimciliği, kurulan şirketlerin büyümelerini, KOBİ’leri ve halka arzlarını farklı bakış açılarından incelemek, gelecekte
özellikle 2023 hedeflerinin gerçekleşmesinde oluşabilecek bazı tıkanmalara bugünden yön göstermek açısından faydalı olacaktır kanaatindeyim.
Girişimcilik, global büyümede sorun yaşayan tüm dünyada, ekonomilerini canlandırmak isteyen tüm ülkelerde, gelişmiş en büyük ekonomiler dahil, özendiriliyor.
Bugün bir çok üniversitede, KOSGEB ve benzeri kuruluşların da desteği alınarak,
akademik ve profesyonel eğitim dünyasında bir çok girişimcilik ve KOBİ programı
açılıyor. Bu programlara katılım sağlıklı gelişim, büyüme hedefleyen KOBİ’lerin kendilerine ve entelektüel sermaye birikimlerine yapacağı yatırımlar açısından önemli.
Ayrıca girişimcilerin de başarılı iş planları oluşturarak atılım yapabilmeleri için bir
çok eksikliği gidermek açısından faydalı. Süper bir fikirin başarılı olacağı ve tutacağı
anlamına gelmiyor. İş planlarının eksikliği ve yanlışlığı ile finansal yönetimde plansızlık ve başarısızlık, bir çok girişimin ve başarılı fikrin daha ilk 1-2 yılda hayata geçemeden veya tutunamadan yok olmasına neden oluyor.
KOBİ’ler özellikle son 5 yıldır başta devletler olmak üzere finansal kurumların, Telekom ve reel sektörde büyük şirketlerin hedef ilgi alanı. Herkes KOBİ’leri ekonominin
bir dinamosu ve kurtarıcısı olarak görüyor. G-20 zirvelerinde KOBİ’lerin dünya ekonomisindeki daralmaya karşılık çözüm olacağı tartışılıyor, Amerika’da dahi ekonomik krizden çıkış fırsatı olarak KOBİ’lere destekler ön plana çıkarılıyor. KOBİ’ler
adeta Superman gibi dünyanın kurtarıcısı konumunda.
Hatırlamak adına, peki kimdir bu KOBİ’ler ? Çalışan sayısı 1 ila 250 kişi arasında
olup, yıllık cirosu 25 milyon TL altında kalan işletmeler ülkemizde KOBİ tanımına
giriyor. AB standartlarında da ciro rakamının 50 milyon Avro’ya kadar çıkması dışında tanımlar neredeyse hemen hemen aynı. Cirosu yıllık 1 milyon TL’nin altında kalan
ve 1-9 kişi arasında çalışanı olan KOBİ’lere mikro işletme, 1-5 milyon TL ciro arasında
ve 10-50 kişi arasında çalışanı olanlar küçük işletme, 5-25 milyon TL ciro arasında ve
50-250 kişi arasında çalışanı olanlar ise orta boy işletme olarak adlandırılıyor.
2
MAKALE
Son yıllarda KOBİ’ler ile beraber girişimcilik de bir çok alanda bir çok farklı kurumdan
tüm dünyada farklı ve büyük destekler alıyor. Dünya Bankası yan kuruluşu olan IFC tüm
dünyada KOBİ’lerin ve girişimciliğin gelişimi için farklı rollere soyunmuş durumda. Global bazda IFC olmak üzere, tüm dünyada çeşitli kurumlar tarafından yeni işletme kurmak isteyen girişimcilere farklı programlar çerçevesinde hibe veya teşvikler, ucuz krediler yağıyor. Bunun için risk sermayesi şirketleri, yabancı fonlar ve yatırımcılar, iş melekleri adında sermayedarlar büyüme potansiyeli arz eden KOBİ’lere veya yatırım geri dönüşümü yüksek projesi / parlak fikirleri olan girişimcilere başta sermaye desteği olmak
üzere çeşitli destekler veriyorlar. Ülkemizde de bu anlamda başta KOSGEB olmak üzere
Kalkınma Ajansları, TÜBİTAK gibi kurumların destekleri ile KOBİ’lere destekler başarılı
programlar ile iyi sonuçlar veriyor. Ancak madalyonun diğer yüzü tüm dünya ve ülkemiz açısından bu noktada irdelenmeli. Girişimcilik özendirilmeli tabii ki, ancak nasıl bir
değer ve rakamsal sonuç yarattığı önemli.
Girişimcilik ve bunun özendirilmesi, aynı zamanda kurumsal hayatta yapılan yanlışların
ve makro ekonomik anlamda kapitalist dünya düzeninin 2008 krizi sonrası doğurduğu
bir sonuç olarak algılanabilir mi ? Büyüdükçe verimsizleşen şirketlerdeki organizasyonel
yapıların, günün gerçeklerine cevap veremeyen beyaz yakalı profesyoneller tarafından
iyice çözümsüz noktalara getirdiği dünyadaki bir çok büyük işletmenin, ekonomik değer
ve karlılık üretmekte zorlanmaya başladıkça aslında krize neden olan sarmalın daha da
büyümesine ister istemez destek verdiklerini özellikle 2000’li yıllardan sonra bir çok
alanda görmek söz konusu oldu. Başta finansal hizmetler sektörü olmak üzere, yüksek
karlılıkla çalışmaya alışmış sektörler, doymuş piyasalarda daha fazla kar üretemedikçe,
sermaye kaldıraçlarının üzerinde risk almaya başladılar. Gelişmekte olan ülkelere, dünyada artan likiditenin de etkisi ile, doğrudan veya dolaylı olarak bilinçsizce giden sermaye, yatırım geri dönüşlerinde zorlanmaya başladıkça, getirileri maksimize etmek adına
karar vericiler daha da agresif riskleri almaya başladı. 2000 yılından bu yana bu global
likiditenin balon etkileri bir çok alanda fiyat artışları ve patlamaları ile görüldü. Son olarak Lehman Brothers ile bu süreç ülke hazinelerine sıçradı.
2008 krizi ile beraber ekonomisi batan veya batmakta olan ülkelerde, işsizlik, ekonomik
anlamda daralma gibi veya yeni değer zincirleri ile ticari ve ekonomik başarı üretemeyen
holding ve şirketlerin yeni pazar arayışları gibi sonuçların bir yansıması bu anlamda girişimcilik olabilir mi ? Her açılan yeni işletme yeni fırsat ve gelir kapılarını da beraberinde
doğuruyor. Mobilya, elektronik eşya, makine parkı gibi sabit kıymetlere yapılan yatırım
harcamaları ile kredi, iletişim, reklam gibi değişken giderlerin büyük ölçekli şirketlere
yeni gelir fırsatları yaratması, ekonomi çarklarının dönmesi ve tabii ki makro ekonomik
yansımaları açılarından iyi. GYSİH’nın gelişimi, işsizleri iş sahibi yaparak istihdama destek, ticaretin artması ile mal ve nakit akışının canlanması gibi sonuçlar, girişimcilik ve
KOBİ yatırımları ile ivme kazanıyor.
Şimdi gelelim ülkemiz açısından duruma ve madalyonun diğer yüzüne. 2002-2003 yılı
TUİK verilerine göre, KOBİ’ler ülkemizde tüm işletmeler içerisinde % 99,3 oranında yer
alıyor ve bu oranın yaklaşık % 96.5’u mikro işletme seviyesinde. KOBİ’lerin istihdamdaki
3
MAKALE
payı % 77, katma değerdeki payı % 60, toplam satışlar içerisindeki payı % 60’lar
oranlarında gerçekleşiyor. Sanayi Bakanlığı’nın 2011-2013 KOBİ Stratejisi ve Eylem
Planı’na göre Nisan 2011 itibarı ile bu oranlar hemen hemen aynı kalırken, ihracattaki
oransal artış dışında önemli bir oransal farklılık gözlemlenmiyor. Mutlak değer olarak 1.800.000 civarındaki KOBİ sayısı bugün 3.220.000 civarına ulaşırken, KOBİ’lerin
tüm işletmelerdeki oranı % 99,8 seviyelerine çıkmış, mikro işletme sayısı ise bu rakam içerisinde oransal olarak % 93,5 seviyesine gerilemiş ama sanayileşmekte olan, G
-20 ülkesi olarak kendine 2023 yılında dünya ekonomileri içinde ilk 10’u hedefleyen
bir ülke için yeterli değil. KOBİ tanımına girmeyen büyük işletme sayısında ise benzer şekilde çok kayda değer bir artış yok. 2013 yılı kurumlar vergisi gerçekleşmesine
bakılırsa da benzer bir sonuç var. Kurumlar vergisi aynı seviyelerde kalırken gelir
vergisi artıyor. Yani, girişimcilik açısından son derece başarılı gibi görünmekle beraber, sürdürülebilirlik ve büyüme noktasında işletme yönetimi bilimi açısından pek
başarılı bir noktada değiliz denilebilir. Bir başka dikkat çekmek gereken nokta ise
halka arz tarafında.
Bir facebook.com, bir google.com, bir amazon.com, bir Apple bu kadar girişimcilik
desteğine rağmen bu topraklardan henüz çıkamıyor. Kaldı ki, Google robotik çalışmalara sermaye yatırırken, Virgin uzaya ticari seferleri başlatırken, nano teknoloji ile
genetik bilim hayatımıza bu kadar girmişken. Facebook’un piyasa değeri bugün bırakın bir girişimcilik örneği olmayı, kuruluşundan sadece 10 yıl sonra BİST’in en değerli şirketlerinin piyasa değerinin üzerinde bir halka arzı gerçekleştirerek bizlere örnek
olmalı. Apple’ın şirket değeri tek başına neredeyse tüm BİST’i geçiyor. Globalleşen
bir dünyada istisnalar dışında global bir markamız henüz yok. Yavaş yavaş uluslararası pazarlarda yer almaya, mağaza açmaya ve bayilik vermeye, şirket ve marka satın
almaya başlıyoruz. İçeride ise, halka açık firma sayımız 2002 yılında 274 iken, bugün
bu rakam BİST’e kote firma sayısı olarak 422 civarında. Halka açıklık oranları ve büyük işletmelerden halka açık olanların sayısı ise sermayeyi tabana yaydığımızı söylememize pek imkan verecek cinsten değil. Sermayeyi tabana yayma ve kurumsal yönetim açısından daha kat etmemiz gereken mesafe uzun gibi görünüyor. BİST’deki
Gelişen İşletmeler Piyasası üzerinde dikkatle durulması gereken bir başlık. Çünkü,
İstanbul’u bir finans merkezi haline getirme vizyonu ortadayken piyasaların derinliği, ürün çeşitliliği de önemli başlıklar arasında. Bunu sağlamak adına, SPK, KOSGEB,
İMKB ve TSPAKB arasında 04.02.2011 tarihinde imzalanan işbirliği protokolü kapsamında, BİST Gelişen İşletmeler Piyasası’nda işlem görmek üzere, sermaye piyasası
araçlarını halka arz edecek KOBİ’lerin halka arza ilişkin belirlenecek maliyetlerinin
finansmanının sağlaması için KOSGEB tarafından “Gelişen İşletmeler Piyasası KOBİ
Destek Programı” oluşturulmuş durumda. Ama, bu avantajlardan kaç KOBİ’miz haberdar veya haberi varken kaçı halka arzı düşünüyor.
Öte yandan, Hazine’nin 2045’e borçlanabilmesi, kamu bütçesindeki dengenin olumlu gidişatı ile kamu finansmanı ihtiyacındaki azalmanın arasındaki korelasyonu bize
gösteriyor. Ancak, kamunun borçlanma ihtiyacının azalması, kamudaki başarılı finans yönetimi, ülke ekonomisi açısından başka bir başlığı bizlere yaşatmaya başladı.
Portföy yatırımlarında (sıcak para), ödemeler bilançosuna (dengesine) bakıldığında,
4
MAKALE
yatırım yapılacak BİST hisse senetleri dışında VOB’da ve şirket tahvilleri ile diğer
pazarlarda bir piyasa derinliği bulunmadığından, geçtiğimiz yıllara oranla giderek
bir azalma söz konusu. Bu olumlu gelişmenin yarattığı olumsuz sonuç, WhatsApp
gibi başarılı girişimcilik ve halka arz örneği içeren, sermaye çekecek yeni değerleri
yaratamadıkça, vadeli işlem ve emtia sözleşmelerinde derinlik oluşmadıkça, yüksek
seyreden cari açığın finansmanında baskı yaratmaya devam edecektir. Diğer yandan,
turizm gelirlerinin arttırılması, inşaat dışında finansal hizmetler, sağlık gibi sektörleri yurtdışına daha fazla açabilmemiz, yurtdışında yatırım yaparak faiz ve temettü
gelirlerini ülkeye getirecek sermaye birikiminin sağlanması, kur değerinin yönetimi,
taksitlerin kısıtlanması gibi alınan geçici önlemlerden daha önemli.
İstanbul Finans Merkezi’nin Yaratacağı Fırsatlar
Bu noktada, yeri gelmişken Finans Merkezi adayı İstanbul’dan da biraz bahsedelim.
Öncelikle konuya uzak olan halkı veya yeterli bilgiye sahip olmayan kesimleri daha
iyi bilgilendirmekte fayda var. Arama motorlarında “Finans Merkezi” kelimelerinin
karşılığı olarak gelen linklerde, Ataşehir Bölgesi’nde, basında sıkça yer aldığı gibi,
fiziki olarak yapılacak yatırımlar, inşa ve çevre düzenleme çalışmaları, finans kurumlarının Genel Müdürlük binalarının tek bir bölgede toplanması, taşınması Finans
Merkezi kavramının tam karşılığı değil. Yani finans merkezi olmak için sadece binaları dikmek yeterli değil. Evet fiziki olarak yakınlık bir avantaj ama dünyadaki diğer
finans merkezlerine ve genel ülke, bölge özelliklerine bakıldığında başka dinamiklerin de varlığı önem arz ediyor.
İstanbul’un coğrafi üstünlüğü rakiplerine göre tartışılamaz durumda. Yaklaşık olarak, Londra ve Dubai’ye 4 saat, Kahire veya Moskova’ya 1-2 saat mesafede bulunan
bir şehir. Üç kıtanın tam ortasında. Başta bankacılık olmak üzere, finansal hizmetler
sektöründe teknoloji kullanımı ve inovasyon dünyanın önünde gidiyor. Bankacılık
sektörü tüm dünyada örnek olacak şekilde rasyolara sahip. Türkiye bölgesinde ve
dünyada etkin ve sözü geçen bir ülke. Lojistik açıdan denizyolu, havayolu ve karayolu olarak tam bir “hub”. THY dünyada bir marka olarak İstikbal’in göklerde olduğunu teyit ediyor. 80 milyonu zorlayan nüfusun yarısı 35 yaşın altında. Bir G-20 ülkesi
olarak dünyanın en büyük 17.nci, tarımda ise 7.nci ekonomisi. Çok uluslu firmaların
hemen hemen hepsinin varlığı söz konusu. Gümrük Birliği ile Avrupa entegrasyonu
kısmen tamamlanmış durumda. Fırsatlar açısından bakıldığında ise kültür, sanat,
tarih, spor alanında bir çok organizasyona ev sahipliği yaparak daha büyüklerine
aday olmuş durumda ve bunların şehre getireceği yeni yatırımlar söz konusu olacak.
Yeni Ticaret ve Borçlar Kanunu ile sermayeyi yatırıma özendirmek üzere çalışmalar
yapılmış durumda. Sadece İstanbul’da 40’ın üzerinde üniversite bulunuyor. Eskiden
bir tek Marmara Üniversitesi’nde Bankacılık ve Sigortacılık Enstitüsü ve Meslek
Yüksek Okulu bulunurken, bugün bir çok üniversitede bu bölümler mevcut ve sektörün, dolayısı ile finans merkezinin kalifiye eleman ihtiyacını karşılayabilecek akademik ortam bulunuyor. Wi-fi noktaları ile tekno marketler gelişmiş ülkelerden fazla teknik ve altyapı donanımını teyit ediyor. Telekomünikasyonda ve ödeme sistemlerinde örnek ülke konumunda.
5
MAKALE
Şimdi gelelim madalyonun diğer yüzüne... Bir finans merkezinde olması gereken yasal, vergisel konu başlıkları dışında irdelenmesi ve değerlendirilmesi gereken başka
konu başlıkları da var.
Öncelikle yukarıda aktardığımız şekilde piyasaların derinliği ve gelişmişliği. Sigorta
primi üretiminde GSYİH’nın %5’ini yıllardır aşamayan bir sigortacılık sektörümüz
var. TSRŞB verilerine göre, elementer sigortada sektör teknik karlılığı ucu ucuna yakalıyoruz. Yani ekonomik değerlerimizi sigortalamıyoruz, sigortaladıklarımızdan da
kar üretmekte zorlanıyoruz. Zorunlu deprem sigortasında dahi İstanbul gibi bir deprem bölgesinde istenilen poliçe sayısına ulaşılabilmiş değiliz. Tüm Türkiye’de poliçe
sayısı konut sayısının % 35’i seviyesinde. Tüm sektörün % 70 – 75’i dört veya beş poliçe türünden oluşurken, bu poliçelerin başında ise kasko ile taşıt sigortaları bulunuyor. Yani her şeyimiz bir yana, arabalarımız bir yana. Önemli ve öncelikli bir başka
alan sermaye piyasaları. Her ne kadar 2008 krizi menkul kıymetler piyasalarını çok
etkilemiş olsa da, sermayenin hala tabana ne kadar yayıldığının göstergesi olmaya
devam ediyor. Önce gelelim tahvil ve bono ihraçlarına. Dünya Borsalar Federasyonu
verilerine göre, 2010 yılında dünyada 16.600 bono ihracı kayda alınmış ve halka arz
edilmiş. Bu rakam 2011 yılında 15.846 adetmiş. BİST’de aynı dönemde bu rakam 13 ve
23 adet olarak gerçekleşmiş. Meksika’da 2011 yılında 266 adet, Kore’de 674, Hindistan’da 220 adetken, Almanya’da 2449, Londra 1630 adetmiş. Temettü dağıtan şirket
sayısı 2011 yılında Bombay ve Hong Kong borsalarında 1529 ve 1326 adet iken BİST’de
95 adet şirket kar payı dağıtmış. Mısır, İspanya ve İtalya borsalarında bu rakam
100’ün üzerinde gerçekleşmiş. Hisse senedi piyasalarının piyasa değerlerini GSYİH’ya
oranlandığında, payı 2011 yılında Amerika’da NYSE için % 78 iken, Kolombiya’da %
62, Singapur’da %224, Londra’da % 69, Tel Aviv’de % 64, BİST’de % 25,8 seviyesinde
gerçekleşmiş. Dünyanın tüm gelişmiş borsalarında kote edilmiş hisse senedi sayısı
1000’lerin üzerinde, en büyük borsalarda 2000’lerin üzerinde iken, BİST’de bu rakam
422 adet, Tel Aviv Borsası’nda 508 adet.
Bu noktada, teşvik yasalarının farklı açılardan da değerlendirilmesi gerekliliğini tartışmaya açmak gerekiyor. Teşvikleri sadece yeni yatırıma ve çoğunluğu mikro işletme olarak istihdam yaratmakta zorlanacak girişimlere değil, büyüme ve kurumsallaşmaya (kurumsal yönetim ilkeleri, vb.), halka arzı düşünecek KOBİ’lere ya da şirketlere vermeyi düşünmek, bugün 35 yaşın altında olan nüfusun yarın yaşlanacağını bilerek, sosyal güvenlik açığının finansmanı ve vergi gelirlerinin sürdürülebilirliği açılarından önem arz ediyor.
Finans Merkezi’ne dönersek, kamu ve ilgili kurumlar tarafından yapılan çalışmalar ve
çalışma
gruplarının
varlığı
İstanbul
açısından
önemli.
http://
www.istanbulfinansmerkezi.com/ sitesinde ve resmi site http://ifm.ibb.gov.tr/ çeşitli
çalışma raporlarına ulaşmak mümkün. Bu dokümanlarda bir çok çalışma alt grubunun çeşitli gündemler için toplandıkları ve toplanmaya devam edecekleri görülüyor.
6
MAKALE
Bunlardan en önemlisi “Eğitim” başlığı altında. Finans Merkezi projesi kapsamında ilkokullardan başlamak üzere finans bilincini oluşturmak üzere eğitimlerin verilmesi üzerine planlama gerçekten çok önemli ve iyi düşünülmüş olumlu bir karar. Ama eğitim sadece okullarda değil bir çok alanda yapılmalı. Örneğin, DIFC
Dubai International Finance Center’ın avantajlarından birisi bu noktada öne çıkıyor. Taksicilerin çoğunun Bangladeş, Hindistan, Pakistan gibi İngilizce bilen halklardan olması şehre gelen yabancılar açısından iletişim noktasında büyük bir
avantaj. İngilizce bilen taksi şoförleri sadece Finans Merkezi için gerekli değil,
Olimpiyatlara, Avrupa Futbol Şampiyonası’na ve uluslararası organizasyonlara
aday olan her ülke için gerekli ve önemli. Çin Olimpiyatlar için sadece taksi şoförlerini değil, tüm ilgili kamu kurumu çalışanlarını (belediye, güvenlik, vb.) ilgili konularda eğitimlerden geçirdi. Bu noktada esnaf odalarına büyük iş düşüyor. Özellikle, taşımacılık, ulaştırma ve finans merkezi ile yakından iş yapacak esnafa yabancı dil başta olmak üzere, İstanbul tarihi ve İstanbul yaşam kültürü üzerine eğitimler verilmesinde büyük fayda bulunuyor. “Ben karşı tarafın taksisiyim” demenin İngilizce’de anlam olarak tam bir karşılığı dahi yok. Bu noktada, İstanbul’da
daha sık görmeye başlayacağımız yabancı yönetici ve çalışanlara karşı, çok kültürlü ortamlara yönelik hazırlık yapmakta fayda var. KOBİ’ler için bu anlamda önemli fırsatlar bulunuyor. Şehir yaşam danışmanlığından tutun da, hayat koçluğundan, Türkçe öğretmenliğinden, dünya mutfakları restoranı açmaya kadar olabilir.
Yani, sadece emlak danışmanlığı girişimciler için fırsatlar barındırmıyor. Keza,
mali müşavirlik, avukatlık gibi hizmetlerde de yabancı dil, UFRS ve mali analiz
bilgisi, yabancı mevzuatlara da hakimiyet, veya doğru bilgi kaynaklarına ulaşma
metodolojilerine hakimiyet de İstanbul Finans Merkezi’nde yer alacak KOBİ’ler
için önemli.
Eğitim başlığında, üniversitelerin Bankacılık Sigortacılık Meslek Yüksek Okulu ve
Lisans Bölümü mezunlarının iş bulamaması, finans kurumlarının da personel ihtiyaçlarını gidermek için İktisadi ve İdari Bilimler Bölümü dışında da üniversite mezunlarını istihdam ederek, ayrıca eğitim maliyetlerine katlanması da irdelenmesi
gereken başlıklar arasında. Örneğin, sigortacılık sektöründe ilgili Meslek Yüksekokulu ve mezunlarının genel sektör çalışanlarına göre payı %20 seviyelerinde. Yani
sektörde çalışan her 5 kişiden 1 tanesi eğitimi ile ilgili bir alanda çalışıyor. Bu bölümlerden mezun olanların kendi sektöründe iş bulamaması ya da bulsa dahi tekrardan sigortacılık ile ilgili eğitimler alması da cabası. Sektör ve üniversiteler bu
anlamda finans merkezi için daha çok işbirliği yapmalı.
Yabancı yatırımcı bir finans merkezinde mümkünse vergi avantajları, iş yapma
kolaylığı, esnek iş kanunları olsun ister, ama iş yapacağı şirketlerin kayıt dışı çalışmasını, şeffaf olmamasını, etik ve kurumsal yönetim ilkelerinden çok uzakta olmasını istemez. Internete girdiğinde iş yapacağı firma hakkında yeterli bilgiye sahip olabilmeyi ister. Bilançolarının UFRS’ye göre düzenlenmiş ve denetimden geçmiş olduğundan emin olmak ister. Çekte “Allonge”un ne anlama geldiğini, hamiline çek ve cirolamak ile çizgili çek arasındaki farkı bir yabancıya anlatmak zordur.
7
MAKALE
Bloke çek ve vadeli çek kavramını nasıl İngilizce’ye çevireceğini bulmak daha zor
olduğundan toplantılarda söze “burada piyasada işler biraz farklı yapılır” diye başlanır. Bu noktada, KOBİ’lerimizin dünyada örnek gösterilecek, ekonomide her geçen
gün payı artan kartlı ödeme sistemlerine geçişi de önemli. Hem piyasada iş yapış hızı açısından, hem de ekonomiye olan katkıları açısından.
KOBİ’lerin Gelişim Alanları
Bir başka nokta olarak, KOBİ’lerin finansman imkanlarına ulaşımlarını değerlendirirsek; BDDK verilerine göre KOBİ kredilerinde oransal artış sürerken, bankacılık
sistemi içindeki bilanço ürün dağılımında aldığı oransal payda çok büyük bir değişiklik ve ivme bulunmuyor. Yani diğer kredilerle KOBİ kredileri aynı oranlarda büyümeye devam ediyor. Dünya ortalamalarına göre ilk iki yılda kapanan işletme sayılarının çokluğu da ortadayken bir çok kreditör sıfırdan başlayan girişimcilere kredi
vermeye yanaşmıyor, öte yandan karlılık açısından KOBİ kredilerindeki spread’lerin
yüksekliği 2 yılı aşan KOBİ’leri kaynak aktarmak adına bir cazibe merkezi haline getiriyor. Bu noktada, mikro krediler ve mikro finansman başta olmak üzere, KOBİ
kredilerinden daha katma değerli KOBİ Bankacılığı hizmetlerine geçişi, sürdürülebilir büyüme açısından finansal hizmet kuruluşlarının yatırım yapması gereken başlıklar arasında görülmeli ve özendirilmeli.
Madalyonun diğer yüzüne bakarken, KOBİ’ler ve girişimciler açısından da irdelenmesi gereken noktalar bulunuyor. Kayıt dışılık, know-how ve patent üretememe,
nakit yönetimi ve finansal yönetim, dış ticaret bilgsi yoksunluğu, aile yönetimi anlayışı ile işlerin belli bir ölçekten sonra profesyonellere devredilmemesi, kuşak çatışmaları, küçük olsun benim olsun anlayışları ile franchise ve bayilik sistemine uzak
kalmak kurumsallığa doğru giden yolda öne çıkan engellerden bazı başlıklar. “Başka
yerde şubemiz yoktur” yazısını Burger King, Pizza Hut, Western Union, Levi’s gibi
markalar zamanında mağazalarına asmamakla iyi mi ettiler, iyi irdelemek lazım. Nitekim dışa açılmayı dış kaynak kullanımında da izlemek mümkün. 2011-2013 KOBİ
Stratejisi ve Eylem Planı’na göre KOBİ’lerde danışmanlık, eğitim gibi dış kaynak kullanımlarının yüzdesi % 3-5’ler civarında. Ekonominin % 99,8’inde, eğer yüzyılımızın
en önemli başlığı olarak “Bilgi” %5 seviyesini ancak görebiliyor ise, ki bu yüzde sektörlere göre değişkenlik gösteriyor. Instagram, WhatsApp gibi değerleri ve değer
zincirlerini üretmekte neden zorlandığımızı bu noktada daha çok irdelemek gerekiyor. Kuruluş sözleşmelerinde turizmden inşaata, gıdadan taşımacılığa kadar her türlü faaliyeti yapabilen işletmelerimizi artık katma değerli, sürdürülebilir yeni teknolojilere adapte edebilecek şekilde geliştirmemiz gerekiyor.
Regülatörlere de bu noktada önemli işler düşüyor. Henüz atılım aşamasında olan bir
KOBİ’nin, girişimcinin tabii olduğu kurumlar vergisi oranı 20 yıldır sektörde olan bir
KOBİ ile aynı olmalı mı irdelenmeli. Sadece bölgesel ve sektörel teşvikler yeterli olmayabilir. % 93,5’u hala mikro işletme yani 1-9 kişi arası çalışan bir ülkede, bölgesel
8
MAKALE
SGK teşviği vermenin istihdam açısından yaratacağı etkileri ayrıca değerlendirmek
lazım. Bir işletmenin belli bir nakit akışı yaratarak bir ölçeğe ulaşması ya da ayakları üzerinde durabilecek hale gelmesi 1-2 yıl arasında değişir. Bankaların 2 yıl altındaki bu girişimlere genelde kredi vermedikleri göz önüne alındığında, finansal yönetimi doğru planlamakta zorlanan bu girişimci işletmeler için özellikle giderler
açısından daha fazla destek gerekiyor. Aynı şekilde sağlık sektörü ile danışmanlık
sektöründe girişim yapan iki yatırımcıyı da aynı kefeye koymamak lazım. Her sektörün kendine göre özellikleri, ihtiyaçları var. Aynen, güçlü olduğumuz Turizm,
Otomotiv, İnşaat, Tekstil sektörleri gibi. Gelişmesini istediğimiz alanlarda sektörel
dinamiklerin iyi irdelenmesi gerekiyor. KOBİ’lerimizin özellikle dış ticaret, finansal
yönetim, franchise, pazarlama, stratejik ortaklık alma, örgütlenerek büyüme, halka
arz, profesyonel yöneticiler ile çalışma gibi alanlara dikkatle eğilmesi gerekiyor. Bilgiyi doğru ve vaktinde yorumlamak adına, KOBİ’lerimizin danışmanlık, eğitim fırsatlarına veya KOBİ Koçluğu tanımına da açık olması gerekiyor. Ülkemizde yaklaşık 30.000 civarında ihracat yapan firma olduğu göz önüne alındığında, kur riskini
yönetmeyi bilmeyen, ödeme ve teslim şekillerini bilmeyen KOBİ’leri cesaretlendirecek daha yapısal dönüşümler gerekiyor.
Örnek olarak; Kahve makinesi ithal eden bir KOBİ için, sadece döviz kuru ve akreditif vadesi ile Banka’ya ödediği komisyon değil, başta gençler ve beyaz yakalılar
olmak üzere, ülkede kahve tüketen müşteri segmentlerinin davranış, gelir (değer)
ve ihtiyaçları da kritik hale gelmeye başlıyor. Hatta sosyal medya ve paylaşım ortamlarında, nihai tüketicilerin gruplarına dahil olmak rekabette önemli bir farklılık
ve farkındalık sağlıyor. Bu noktada, akreditif ve yükleme vadesini nakit akışına dahil eden, bayi ve müşterilerinden ticari alacaklarını belli bir vade ile takip eden işletmelerin net işletme sermayesini hesaplaması mümkün gibi görünürken, dünya
kahve üretim miktarından ve oluşan fiyatlardan haberdar olmamak, iç piyasa talebini öngörememek aynı işletmeyi bir anda terste bırakabiliyor. Değişen koşulları iyi
analiz ederek, CRM kullanımı ile yeni teknolojileri finans alanında kendilerine hızla adapte eden işletmeler, likidite ve nakit akışlarını daha etkin yönetebiliyor.
Takip edilecek tonla bilgi varken, hangilerine öncelikle bakmak lazım günümüz
yatırımcılarının ve yöneticilerinin en büyük sorusu. Bilginin verimli yönetimi adına, CRM (Müşteri İlişki Yönetim) Sistemleri işletmeler için en az muhasebe ve finans sistemleri kadar önem arz ediyor. Bu noktada KOBİ'lerin bilgiyi doğru kullanımı, doğru kaynak ve enstrümanları, doğru zamanda ve vadeler için kullanmaları
önemli oluyor. İşte bu noktada, KOBİ’lerimizin KOBİ Koçluğu, yönetim danışmanlığı ve kurumsal eğitim başlıklarına daha fazla yatırım yapma gereksinimi mevcut.
9
MAKALE
Özetle, girişimcilik ve KOBİ’ler ekonominin dinamo taşları, bunda tartışılacak bir
yön bulunmuyor. Ama değer yaratabilmek üzerine daha fazla çalışmak gerekiyor.
Sürdürülebilir büyüme ancak böyle sağlanabilir. Nüfusu 80 milyonu zorlayan bir ülkede, nüfusun hala büyük bir yüzdesi 35 yaşın altında iken, 3.220.000 işletmenin
3.000.000’u hala mikro işletme seviyesinde ise, küçüklerin de bir gün büyüyeceğini
ve büyümesi gerektiğini unutmamak gerekiyor. İleride yaşlanan nüfusun yaratacağı
sosyal güvenlik açıklarını ve vergi geliri azalmalarını sadece nüfus artışı, işletme artışı ya da gider kalemlerinin bazılarını kısarak gidermek mümkün değil. Daha çok büyük işletmeye, daha çok istihdam yaratabilen, yarattığı değerler ile SGK primi ve vergi ödeyebilen kesimlere ihtiyaç bulunuyor. 1992’de 1.047.000 mikro işletme, 2002 yılında 1.800.000 civarında iken bugün 3.220.000 civarına ulaştı ise, sermayeyi tabana
yaymakta girişimciliği değil sermaye piyasalarını hedeflemek daha doğru bir strateji
gibi duruyor. Bu noktada son söz olarak, girişimcilikte halkta yaşanan arz bolluğunu, şirketlerde halka arz bolluğuna taşıyabilmek gerekiyor.
Yrd. Doç.Dr. CÜNEYT DİRİCAN
Marmara Üniversitesi Bankacılık ve Sigortacılık Enstitüsü’nde Bankacılık ve Finans doktorası ve Sermaye Piyasası ve
Borsa master derecelerini aldı. Saint Joseph Fransız Lisesi ve Marmara Üniversitesi İşletme Bölümü mezunudur.
Çeşitli finansal kurumlarda şube, operasyon, kurumsal bankacılık, ödeme sistemleri, iş geliştirme, pazarlama, dağıtım kanalları, CRM alanlarında çeşitli kademelerde yöneticilik görevlerinde bulunmuştur.
Peppers & Rogers Group Yönetim Danışmanlığı firmasında yönetici danışman ve konu uzmanı olarak yurtiçinde ve
Ortadoğu'da farklı ülkelerde farklı projelerde çalışmıştır. Eğitim akademisi kurulması ve Finansal Hizmetler Yakınsamaları ile Kartlı / Kartsız (Mobil) Ödeme Sistemleri gibi Telekom / Finans / Posta alanlarında çeşitli projeler gerçekleştirmiştir.
Innova Bilişim (Türk Telekom) Çözümlerinde yurtiçi ve yurtdışında iş geliştirme, satış ve stratejik yönetim konularında danışmanlık yapmıştır. PWC, Ernst & Young, Peppers & Rogers Group yönetim danışmanlığı firmalarına konu
uzmanı olarak destek vermektedir. Sigorta, kurumsal bankacılık, CRM, bütçe, organizasyon ve ihracatı geliştirme
başlıkları son danışmanlık projeleri arasında yer almaktadır.
PTTBank, PTT Kargo, Birleşik Posta, ISTESOB Akıllı Kart gibi Türkiye’nin ilkleri olan projelerin gelişimlerine imza
atmıştır.
Postbank’ ların ve Posta Bankacılığı’ nın Ekonomideki ve Finansal Sektördeki Yeri, Etkileri ve Türkiye’ de Uygulanabilirliği Üzerine Bir Çalışma (2005) adlı doktora ve Internet Bankacılığı ’nın ve Internet’in Finansal Sektördeki Yeri ve
Etkileri (2000) adlı yüksek lisans tezleri bulunmaktadır.
Arel Üniversitesi’nde, çeşitli kurumlarda ve sektörel birliklerde (TBB, TSEV, İTKİB, vb.) dersler vermekte, danışmanlık, KOBİ koçluğu, köşe yazarlığı, akademisyenlik, eğitmenlik ve profesyonel yöneticilik yapmaktadır.
10
MAKALE
CEZA HUKUKUNDA
BASILI ORTAMDA İŞLENEN SUÇLAR :
GELENEKSEL BELGE SUÇLARI
Metin Turan
Teftiş Kurulu Başkanlığı, Başmüfettiş
[email protected]
Öz
Bilgi ve iletişim teknolojik ve araçlarının gelişmesi günümüzde yaşam biçimi üzerinde büyük etkiler yaratmaktadır. Bu gelişme yaşam biçimi dışında hukuk sistemleri üzerinde de değişim ve gelişim çabalarının artmasına sebebiyet vermektedir.
Bu çalışmada, basılı ortamlarda işlenen klasik bazı suçların, elektronik ortamların
gelişmesi ve bu alanlarda da hukuksal değer kazanması dolayısıyla günümüzde işlenmesinin artık zorlaştığı ve yerini büyük oranda bilişim suçlarına bıraktığı vurgulanmaktadır. Bu çerçevede çalışma, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun belge üzerinde işlenen suçların ihlal edilmesi durumlarını analizine yöneliktir. Ayrıca, yine
çalışmada basılı ortamlarda işlenen fiillerin Ceza Kanunu kapsamında içerik analizi
yapılmak suretiyle ilgili kanun maddeleri değerlendirilmektedir.
Anahtar Sözcükler: Basılı ortam; elektronik ortam; bilişim suçları; Türk Ceza Kanunu
Giriş
Bilgi çeşitli ortamlarda bulunup iletilebilmektedir. Çağımız, önceki dönemlerden
çok daha fazla bilgi ve bu bilginin tutulduğu eserlerin üretildiği bir dönemi içermektedir. Günümüzde, bu eserlerin büyük çoğunluğu elektronik ortamlarda üretilmektedir. Kâğıt maliyetlerinin azaltılması, erişim kolaylığı, elektronik ortamlarda
eserlerin yayılmasının kolay olması vs. gibi daha birçok sebepten dolayı elektronik
eserlerin ve belge ve dokümanların üretimi artmaktadır.
Elektronik ortamlardaki eserlerin başka bir ifade ile elektronik bilginin ya
da enformasyonun artmasının başka bir nedeni de web teknolojilerinin yoğun bir
şekilde çoğalması ve yaygınlaşmasıdır. Web sayfaları ile birlikte iletişimi ve erişimi
kolaylaşan bilgi ve bu bilginin taşıyıcısı olan belge ve dokümanlar hem hızlı yayılmakta hem de çoğalması daha kolay yöntemlere dayanmaktadır. Bu elektronik ortamlarda üretilen belge ve dokümanların üzerinde yapılan ve hukuka aykırı fiiller
büyük oranda bilişim suçları olarak tanımlanmaktadır. Bu suçları önleyici hükümler temel olarak Türk Ceza Kanunu’nun 243-246’ncı maddelerinde yer almaktadır
(Türk Ceza Kanunu [TCK], 2004).
11
MAKALE
Hızla gelişen ve değişen dünyada bilişim suçlarının işlenmesi açısından ülkemizde de önleyici ya da caydırıcı hükümlerin yer aldığı kanunlar ve maddeleri sınırlı
sayıda değildir. Başka bir deyişle, çok sayıda düzenlemelerde bu suçları önleyici hükümler bulunmaktadır. Bunlar, başta 5237 sayılı TCK olmak üzere, 5271 sayılı Ceza
Muhakemesi Kanunu olabileceği gibi 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 5809
sayılı Elektronik Haberleşme Kanunu, 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu vs. şeklinde sayılabilmektedir. Bu hukuk normları kamu ve özel hukuk normları şeklinde
de ayrılabilmektedir (Ceza Muhakemesi Kanunu [CMK], 2004; Fikir ve Sanat Eserleri
Kanunu, [FSEK], 1951; Elektronik haberleşme Kanunu [EHK], 2008; Sermaye Piyasası
Kanunu [SPK], 2012).
Bu çalışmada elektronik ortamlarda işlenen suçlar dışında klasik (geleneksel)
ortamlarda işlenen suçlar ile ilgili hükümler incelenmek suretiyle bu suçların işlenmesinin bilişim suçları dolayısıyla artık zor olduğu hususu analiz edilmektedir.
Türk Ceza Kanunu’nda Belgelere Yönelik Geleneksel Suçlar
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu 2004 yılında yürürlüğe girmiştir. Bu kanunda, o günden bugüne diğer kanunlar gibi günün koşullarına uyma amacıyla çeşitli değişikliklere gidilmiştir.
TCK’nin 1’inci maddesinde Kanunun amacının ne olduğu belirtilmektedir. Buna göre "Madde 1- (1) Ceza Kanununun amacı; kişi hak ve özgürlüklerini, kamu düzen ve güvenliğini, hukuk devletini, kamu sağlığını ve çevreyi, toplum barışını korumak, suç işlenmesini önlemektir. Kanunda, bu amacın gerçekleştirilmesi için ceza
sorumluluğunun temel esasları ile suçlar, ceza ve güvenlik tedbirlerinin türleri düzenlenmiştir." (TCK, 2004) demek suretiyle, temel olarak kanunun amacının suç işlenmesini önlemek olduğu ifade edilmiştir.
TCK’nin bir başka önemli hükmü "Suçta ve cezada kanunilik" ilkesi başlıklı
2’nci maddesidir. Buna göre, "Madde 2- (1) Kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için
kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz. Kanunda yazılı cezalardan
ve güvenlik tedbirlerinden başka bir ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunamaz.
(2) İdarenin düzenleyici işlemleriyle suç ve ceza konulamaz.
(3) Kanunların suç ve ceza içeren hükümlerinin uygulanmasında kıyas yapılamaz.
Suç ve ceza içeren hükümler, kıyasa yol açacak biçimde geniş yorumlanamaz." (TCK, 2004) şeklindedir. Genel olarak incelendiğinde, bu hüküm yargıcın
keyfiliğini önleyen ve bireye Anayasal güvence sağlayan bir düzenleme olduğu
sonucuna varılmaktadır (Toroslu, 2011, s.38).
TCK’nın Kamu Güvenine Karşı Suçlar adlı Beşinci Bölümünde genel olarak
sahtecilik fiilleri işlenmektedir. Belge üzerinde işlenen klasik suçlardan olan "Resmi
belgede sahtecilik" fiili TCK 204’de hüküm altına alınmıştır. Buna göre: "Madde 204(1) Bir resmi belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir resmi belgeyi başkalarını
aldatacak şekilde değiştiren veya sahte resmi belgeyi kullanan kişi, iki yıldan beş yıla
kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
12
MAKALE
(2) Görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmi bir belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren, gerçeğe aykırı olarak
belge düzenleyen veya sahte resmi belgeyi kullanan kamu görevlisi üç yıldan sekiz
yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) Resmi belgenin, kanun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli olan
belge niteliğinde olması halinde, verilecek ceza yarısı oranında artırılır." (TCK, 2004).
Böylece, kanun resmi belgede sahtecilik fiili için cezai tedbirler uygulamaktadır. Bu
hükümle bilginin yer aldığı belgelerin sahte olarak düzenlenmesi ya da gerçek olarak
üretilmiş bir res mi belgeyi aldatıcı özellikte değiştirmenin vs. cezai hükme bağlandığı görülmektedir.
Bu Kanunun Madde Gerekçelerinde de ifade edildiği gibi, kanun maddesinde,
suçun konusu resmi belgedir. Yazılı kağıt (evrak) niteliğine haiz olmayan şey ispat
kuvveti ne derece yada ne olursa olsun belge niteliğinde değildir. Ayrıca, belge niteliğine sahip olunabilmesi için kağıdın ihtiva ettiği yazının anlaşılır olması, bir irade
beyanı içermesi, bunun hukuki değerinin olması, bir hüküm ifade etmesi ve yasal bir
sonuç oluşturmaya uygun olması; adlarının belli olması, kambiyo senetleri gibi bazı
belgeler hariç imzalarının atılması ve bu kişi ya da kişilerin mevcut olmaları şartı
aranmaksızın belli kişi ya da kişilere izafe edilebilmesi (bağlanabilmesi) gerekir
(TCK, 2004).
Yine TCK’nın "Resmî belgeyi bozmak, yok etmek veya gizlemek" konu başlığını taşıyan 205’inci maddesi, "Madde 205- (1) Gerçek bir resmi belgeyi bozan, yok
eden veya gizleyen kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Suçun
kamu görevlisi tarafından işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır."
hükmü ile gerçek bir resmi belgenin bozulması, yok edilmesi, gizlenmesi durumlarında bu fiilleri işleyenlerin hapis cezası ile cezalandırılacakları hüküm altına alınmaktadır. Ayrıca, yine bu suçun kamu görevlisi tarafından işlenmesinin de ağırlaştırıcı niteliğe sahip olduğu belirtilmektedir.
Kanunun bundan sonraki maddesinde, "Resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan" başlıklı maddesi: "Madde 206- (1) Bir resmi belgeyi düzenlemek yetkisine
sahip olan kamu görevlisine yalan beyanda bulunan kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır." demekle, resmi belgeyi düzenleyen kamu
görevlisini yanıltan kişilere de gerek hapis gerekse de adli para cezası öngörmektedir.
Tüm bu hükümlerin incelenmesinden günümüzde resmi belgeler üzerinde
işlenen suçların mevcut olduğu ancak, neredeyse tüm işlemlerin elektronik ortamlarda yapıldığı ya da yapılmaya çalışıldığı göz önüne alındığında bu alanlarda işlenen
suçların sayısı açısından azalma olacağı ve bahsi geçen hükümlerin uygulama alanının giderek daralacağı açıktır.
Sonuç ve Değerlendirme
Bilgi ve bilgi iletişim teknolojilerinin artması ve gelişmesi ile geleneksel anlamada
yapılan hukuki işlemler elektronik ortamlarda da yapılmaktadır.
13
MAKALE
Çok genel olarak tanımlandığında, bilişim suçlarının elektronik ortamlarda işlenebileceği hüküm altına alınmaktadır. Bu suçların bir kısmı geleneksel işlenen suçların bilişim sistemleri vasıtasıyla işlenebileceğini hüküm altına alan hırsızlık ve dolandırıcılık suçlarının nitelikli hali olan suçlar şeklinde işlenebilecekken, bir kısım
suçlar ise Bilişim Alanında Suçlar gibi (TCK 243-246.md.) doğrudan bilişim suçları
olarak işlenmektedir.
Kurumların çoğunun elektronik ortama geçiş ile ilgili olarak girişimlerde bulunduğu ya da geçtiği düşünüldüğünde klasik belgeler üzerinde işlenen suçların yerini
elektronik ortamlarda işlenen bilişim suçlarına bıraktığı göz önüne alındığında konusu belge (evrak) olan bu hükümlerin uygulama alanlarının da daraldığı görülmektedir.
Kaynakça








Elektronik Haberleşme Kanunu.(2008). T.C. Resmi Gazete, Sayı: 27050 (Mük.)
(10 Kasım 2008).
Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu.(1951). T.C. Resmi Gazete (7981, 13 Aralık 1951).
İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun.(2007). T.C. Resmi Gazete, Sayı: 26530 (23 Mayıs 2007).
Sermaye Piyasası Kanunu.(2012). T.C. Resmi Gazete, Sayı: 28513 (30 Aralık 2012).
Toroslu, N.(2011). Ceza hukuku: Genel kısım (16.bs.). Ankara: Savaş Yayınevi.
Türk Ceza Kanunu.(2004). T.C. Resmi Gazete, Sayı: 25611 (12 Ekim 2004).
Türk Ceza Kanunu. (2004). Türk Ceza Kanunu madde gerekçeleri. Ankara. 03
Mart 2014 tarihinde http://www.ceza-bb.adalet.gov.tr/mevzuat/maddegerekce.doc
adresinden erişildi.
Türk Ticaret Kanunu.(2011). T.C. Resmi Gazete, Sayı: 27846 (14 Şubat 2011).
14
MAKALE
KUANTUM
1
DÜŞÜNCE VE YÖNETİM TEKNİKLERİ
“Olasılıklar Evreninin Sınırsız Çeşitliliği”
Özlem Yurdanur ÖZGENÇ
İnsan Kaynakları Yönetimi,
Kurumsal Gelişim ve İletişim Danışmanı-Eğitmen
Latince kelime anlamı “ne kadar” olan “Kuantum” Kavramı ilk kez fizikçi Max
Planck’ın, 1900 yılında siyah cisim ışımasını açıklamak için, “kuant” kelimesini
enerjinin bölünemez en küçük parçası anlamında kullanması ile hayatımıza
girmiştir. Daha sonraki yıllarda Niels Bohr’un hidrojen atomu üzerine çalışmaları, Albert Einstein’in fotoefekt deneyi ile ışık enerjisinin fotonlar halinde geldiğini ortaya atması ve Louis De Broglie’nin madde-dalga teoremi kuantum fiziği
üzerine yapılan çalışmaları derinleştirirken Heisenberg’in belirsizlik kuramı ile
yeni bir boyut kazandı. Bu teori, bir nesnenin gelecekteki konum ve momentumunun aynı anda kesin olarak bilinemeyeceğini, nesnenin bulunabileceği konumların sadece olasılıklarının hesaplanabilmesinin mümkün olduğunu söylemesi bilim dünyasında mekanistik ve kesin sonuçlarıyla bilinen Newtoncu düşünce yapısını yıkan önemli bir adım olarak kabul edilmiştir.
Sonraki yıllarda birçok bilim insanı kuantum denizinde yol almış ve her buluş
bilimi farklı ileri noktalara fırlatmıştır. Son günlerde İsviçre’deki CERN deneyleri
ile tekrar gündeme gelen kuantum fiziğinin fiziksel temelleri birçok düşünce sistemine ve hatta yönetim bilimi gibi fiziğe oldukça uzak bir alana yeni boyutlar
getirmiş, bilindik kuralları neredeyse altüst ederek yeni soruları gündeme getirmiştir.
Newtoncu düşünce yapımız tıpkı fizikteki gibi tüm olayları mekanistik kurallarla
temellendirmiştir. Ekonomik literatürde sıklıkla kullanılan, hatta gerçekliği biraz
da alaya alınan bir kavram olan “ceteris paribus” (etkisi araştırılan değişken dışındaki her turlu parametrenin sabit tutulduğu ve tekrar hareket etmeleri için bir
sonraki teoremi beklemelerini gerektiren varsayım) ilkesinden yola çıkar. Yani
tüm şartlar sabitken kuramları kesin ve nettir. Buna karşılık kuantum fiziği mikro ölçekte atom altı parçacıkların hareketlerini inceler; yani hiçbir şey sabit değildir, sürekli değişiklik halindedir. Tıpkı doğadaki, yani gerçek yaşamdaki gibi...
1
Bu makale Özlem Yurdanur Özgenç‘in Örgüt Mecazları kitabı için kaleme aldığı “Değişimin Mantığını Anlamak: Akış ve Dönüşüm Olarak Örgüt” bölümünden alıntılarla yazılmıştır. (Örgüt Mecazları
Sayfa: 123-150, Editör: Ali Balcı, Ekinoks Yayınları, 2008, Ankara)
15
MAKALE
Buna göre farklı durumlarda aynı olaylar farklı sonuçlar yaratabilmektedir: A şiddetindeki bir rüzgarın öğle saatlerinde ferahlatıcı olurken, gece vakti bir hırka giymeyi
gerektirebilmesi gibi; veya aynı gece saatlerinde aynı ortamda bir kişi hırka giyerken
diğerinin buna ihtiyaç hissetmemesi gibi.. Bu örnekleri sonsuz şekilde çoğaltmak ve
sonsuz sonuçlara ulaşmak mümkündür. Bu durum kuantumun belirsizlik ilkesi ile
hatta paralel evrenler kuramı ile doğrudan örtüşmektedir.
Fizik dünyasında bu denli önemli etkileri olan kuantum bakış açısının düşünce ve
yönetim sistemleri üzerindeki tek etkisi şüphesiz “belirsizlik” değildir. Kuantum
dünyasındaki birçok gelişme ve buluş, felsefeden, stratejik yönetime kadar çok geniş
bir yelpazede yeni açılımlar yaratmıştır.
Alman filozof, Nietzsche'ye göre, dünya sürekli bir değişim içindedir ve varlıklardan
değil; oluşlardan ibarettir. Bizim bir şeyi doğru olarak nitelememiz, onu bir tek olasılığa dayandırarak sorgulanamaz hâle getirmemiz demektir. Gerçekte ise, yaşamın
özel bir formu anlamındaki gerçeklik de, yaşamın değişmesiyle birlikte sürekli bir
değişiklik geçireceğinden biz, hiçbir şekilde keşfedilmesi mümkün bir gerçekliğe sahip olamayız. Çünkü gerçek, somut olarak duran ve görmemizi bekleyen bir şey olmayıp, sürekli olarak yaratılan ve sosyal yaşam içerisinde oluşturulan bir şeydir. Nietzsche’nin değişime ilişkin “Her mevcudiyet iki-yüzlü bir temsildir: ilki imaj, ikincisi imaj’ın imajı’dır. Hayat, bu çifte temsilin fasılasız döllenişidir: ampirik dünya yalnızca görünür ve dönüşür. Şeylerin temsili doğası kendisini oluşta gösterir: o hiçbir
şey vermez, o hiçbir şeydir, herşey dönüşür, bu demektir ki herşey temsildir” sözü
hayat metaforunda tüm olguların yaşadığı dönüşümü ifade etmesi açısından ilgi çekicidir. Bu düşünce kuantum yasaları ile yaratılan olasılıkları ve değişimleri anlatmada ortaklıklar taşımaktadır. “İmajların imajları” sözü kuantumun dualizmini yani
Danimarkalı fizikçi Niels Bohr’un ortaya koyduğu kuantumun parçacık-dalga boyutunu düşünce düzleminde ifade etmektedir.
Kuantumun belirsizliği ve kaos teorisinin düşünce ve yönetim sistemleri üzerindeki
en önemli yansıması gelecek sonuçların bugünden alınan kararların bir fonksiyonu
olacağı ve her zaman geçerli bir gerçeklikten asla söz edilemeyecek olması esnek sistemlerin ancak gelecekte yaşayabilecekleri ve her olasılığa göre farklı sonuçları görebilecek bir bakış açısını örgütler için elzem kılmaktadır.
Kuantum anlayışı ve Kaos teorisi kapsamında düzen kavramı yeniden değerlendirilmeli ve önceden belirlenen kurallara göre yönetim dışında, kendiliğinden beliren
durumlar dikkate alınmalıdır. “Kendiliğinden organizasyon”, “kendinden belirme”
gibi görüşler, kimya kökenli bir kavram olan hiçbir zaman dengeye ulaşmayan ancak
16
MAKALE
2
sürekli değişen sistemler olarak tanımlanan “dispatif sistemler ” in yönetim kulvarındaki yansımasıdır. Otopoyiyez3 teorisyenlerinin örgüte atfettikleri kendi kendine
başvuru ve benmerkezcilik kavramlarına ilave olarak örgütün kendi sistemlerini
üretmesi yanında örgütte bazı oluşumların ve hatta bazen örgütlerin kendilerinin de
kaos teorisine benzerlik gösterir şeklide ve öngörülemez bir biçimde kendiliğinden
oluşması bu kapsamda ortaya atılan görüşler arasında değerlendirilebilir. Bu kendiliğinden organize olma durumu örgütte hiyerarşi ve kontrol kavramlarını yeniden değerlendirme gereğini ortaya koymaktadır.
Aynı kapsamda kendi kendini örgütleme biçimlerinin gerçekleşebileceği bağlamları
şekillendirip yarat-mak, yöneticilerin asıl rolleri arasında yer almalıdır. Sistemler,
eski anlayışlar içinde kapalı kaldığı ölçüde, değişim yaşanması mümkün değildir. Yönetici, sistemin sürekli yeni kimlikler üretmesine olanak verecek şekilde sistemi öncelikle kendisine ve sonra da çevresiyle etkileşime açmalıdır. Kendi dar kalıpları arasına sıkışan örgütlerin benmerkezcilikten kaynaklanan basit narsizm 4 sendromları
aslında örgütün basit bir duygusu olarak algılandığında, zararsız olarak da değerlendirilebilir ancak bu durum dış çevreden kopuk bir kendine dönüşü ifade ettiği noktada, sakıncalar doğuracak ve daktilocu ve saatçilerin yaşadığı sıkıntılar örgüt gündemine gelebilecektir.
Kuantum anlayışının temelleri arasında yer alan “her şeyin başka şeylerle ilişki halinde olmasından” yola çıkılarak “kelebek etkisi 5 ” kuramının yönetimsel etkileri
2
1970 yılında kimyager Ilya Prigogine, hiçbir zaman dengeye ulaşamayan ama çoğul durumlar arasın-
da sürekli değişkenlik gösteren, kimyasal karışımlar için "dispatif sistemler" tanımını ortaya atmıştır.
Örgütler de tıpkı canlılar gibi, enerji akışını kullanan fakat enerjinin neden olduğu düzensizlik artışına teslim olmayan sistemler olarak kendi kendilerini örgütleyebilmekte ve dönüştürebilmektedir.
3
Maturana ve Varela isimli iki biyolog’un ortaya koyduğu sistemin kendi kendini referans alarak geli-
şimine yön vermesine ilişkin teori. Tüm canlı sistemler sadece kendilerini başvuru kaynağı sayan örgütsel bakımdan kapalı ve özerk etkileşim sistemleridir. Çevreye açıklık aslında dış gözlemcinin bu
sistemleri anlamlı kılma çabasının bir ürünüdür. Örgütün çevreyle etkileşimi aslında örgütün bir yansıması ve bir parçasıdır. Çevreyle etkileşimi örgüt kendisi belirler. Kendini başvuru kaynağı olması bu
şekilde tanımlanabilir.
4
Örgütün tüm bildiği aslında yaptıklarıdır ve tüm yaptığı da aslında bildikleridir. Bu durum bir tür
kendine tapınma, sadece kendini referans alma biçimi olarak mitolojideki nergiz çiçeğinin hikayesine
atıfta bulunarak ifade edilmektedir.
5
Kelebek etkisi meteoroloji konusunda yaptığı araştırmalarda Edward Lorenz'in bir sistemin başlan-
gıç verilerindeki küçük değişikliklerin büyük ve öngörülemez sonuçlar doğurabilmesine verdiği isimdir. Lorenz’in teorisi verdiği şu örnek ile adını duyurmuştur: "Amazon Ormanları'nda bir kelebeğin
kanat çırpması, ABD'de fırtına kopmasına neden olabilir”
17
MAKALE
dikkate alınmalıdır. Bu görüş küçük etkilerin büyük sonuçlar yaratabileceği ancak
sözkonusu sonuçların büyüklüğünün önceden kestirilemeyeceği varsayımı ile yöneticinin değişimi kontrol etmek veya öngörmek konusunda her zaman başarılı
olamayacağı tezini gündeme getirmektedir. Kelebek etkisi kuramını ortay atan Lorenz, bu durumu kendi sözleriyle şu şekildi ifade etmektedir: “Ben periyodik olmayan davranış özellikleri gösteren hiçbir fiziksel sistemde öngörü yapmanın mümkün olmadığını artık anlamış bulunuyorum” Halk dilindeki şu dizeler bize kelebek
etkisini hatırlatır niteliktedir:
“Bir mıh bir nal kurtarır,
Bir nal bir at kurtarır,
Bir at bir er kurtarır,
Bir er bir cenk kurtarır,
Bir cenk bir vatan kurtarır.”
Öngörülmesi imkansız olarak, tanımlanan bazı küçük değişikliklerin, kendi başlarına önemli bir değişime sebep olabilecekleri mümkündür. Bu anlayış A, B olur ve
hatta X durumunda A, B olur şeklindeki klasik nedensellik anlayışlarına bağlı genellemeleri çürütmektedir; çünkü X hiçbir koşulda sabit kalmamaktadır. X’i yaratan ve tetikleyen durumlar da değişmektedir. Bu durumda örgüt kuramlarında genel kurallar olarak bilinen iş doyumu, motivasyonu artırır veya yönetimde kontrol,
hata riskini azaltır gibi genellemeler anlamını yitirmektedir. Çünkü her iş doyumu
motivasyonu artırmamakta, iş doyumu çok yüksek olan kişilerin örgütte kuralların
tam anlaşılmaması, iletişim ve ilişkilerin kötü olması vb. birçok nedenle motivasyon düşüklüğü yaşadığı durumlar sözkonusu olabilmektedir. Bu önermenin
“ceteris paribus” durumunda geçerli olabileceği görülmektedir. Bu durum bizi yönetim biliminde çok değişkenli denklemlere götürmektedir ki her seferinde denklemlerin değişkenleri değişmekte ve dolayısıyla sonuçlar da farklılaşmaktadır. İnsanın kendi içerisinde bir kaos ve muamma olduğu yönündeki görüşleri doğrularcasına, insanın olduğu her yerde yönetim farklı kelebeklerin farklı etkilerine açık olmak durumundadır.
Everett tarafından 1956’da ortaya atılan “paralel evrenler” kuramı ise kuantum fiziği tarafından savunulan tüm olasılıkların birden çok evrende gerçekleşebileceğini savunmaktadır.
Yaşamda atılan her adım bir karardır ve atılan adımlar geleceği belirler, atılmayan adımlar
için de farklı olasılıklar vardır. Yani atmadığımız adımların varolduğu sonsuz sayıda evren
olduğu varsayımı düşünce yapımızı zorlayan başka etkenlerden biridir. Kurama göre bizler
şu an attığımız adımların evrenini yaşamakla birlikte ve diğer evrenleri kesin olarak ispatlayamasak bile diğer evrenler matematiksel olarak mevcuttur. Attığımız her adım başta bir
18
MAKALE
olasılıktır ve bir seçimdir ve bu seçimin alternatifleri vardır. Determinist bir yapıda görünse
de olasılıklar boyutu ağır basmaktadır. Paralel evrenler özellikle karar verme süreçlerine daha
derin hassasiyetler getirmiştir. Yönetimsel kararlarda tüm olasılıklara yönelik bütünsel bir
bakış ve alınan karara ait proaktif yaklaşımlar geliştirmek artık her zamankinden önemlidir.
Özetle örgütsel tasarım ve yönetim açısından kuantumun etkisi şu şekilde ifade edilebilir:







Kesin belirsizlik ortamında esnek üretim ve yönetim yapılanmaları başarılı olacaktır.
Benmerkezci yapılar esnekliğin önündeki önemli engellerdendir.
Örgüt çevresi örgütle bir bütün olarak ele alınmalıdır. Karşılıklı etkileşim olasılıkları
için daha fazla bilgi gereklidir.
Yönetimin odağında kontrolden ziyade kendini yöneten ekiplere yer verilmelidir.
Hiyerarşi değil, ekip çalışmasına dayalı bir organizasyon yapısı ve farklılıkların etkin
yönetimi yeni zenginliktir.
Ekipler aşağıdan yukarı örgütlenme ile dizayn edilmeli ve kuantumun teolojik temelli
holistik bakış açısıyla “bir” olarak ele alınmalıdır.
Tüm motivasyon kuramları kişiye özel hale getirilirken birlik algısı da kuvvetlendirilmelidir.
Örgüte daha bütünsel değerlendirmeler sonucu daha proaktif çözümler üretecek bakış
açıları gerekmektedir, tüm olasılıklar ve aralarındaki bağlar daha detaylı ele alınmalıdır.
Niels Bohr’un da savunduğu gibi evrenimiz kuantum fiziği kanunlarına göre düzenlenmiştir.
Yani evrenimiz kesin olarak bilinebilir ve hesaplanabilir değildir; tam aksine olasılıklar üzerinde kurulmuştur. Bu durum bize deterministik bakış açısının anlamsızlığını göstermektedir.
Bu yeni düşünce tarzı ile yönetimde daha esnek ve kendini yöneten yönetim yaklaşımlarının
başarılı olacağı açıktır. Yaşanan değişim ortamı her sonuca aynı yoldan ulaşmayı imkansız
kılmış ve kişilerden ziyade farklı ekiplerden kurulu insan gücünün daha etkin sonuçlar vereceğini ortaya koymaktadır.
Bu yeni dönemde tüm ölçülebilirlik, hesaplanabilirlik ve kontrol edebilirlikler anlamını yitirmiştir; daha çok iletişim ve daha çok odaklanmak gerekmektedir. Örgütlerde kişiselleştirilmiş ödüller ve farklı verimlilik artırma ve motivasyon ölçütleri geliştirilmelidir. Daha nitelikli
bir insan gücü ile çalışmak için niteliği sürekli artan yönetim modelleri ve dinamik bir insan
kaynakları yönetimi gerekmektedir.
Yeni bilim, karmaşıklıkla birlikte yaşamayı ve olasılıkları görmeyi ve farklılıklara şaşırmamayı
öngörmektedir. Bu durum bizim geçmiş düşünme ve yönetim tarzlarımıza karşı büyük bir
meydan okumadır. Önümüze sunulan evren renkleri ve çeşitlilikleri ile bize tekdüze olmayan, kendi içerisinde halen birçok soru işareti barındıran keyifli bir gelecek sunmaktadır. Olasılıklar evreninin bize öğreteceği daha çok şey olduğundan yola çıkarak araştırmak, keşfetmek ve tadını çıkarmak gelecek misyonumuz olmalıdır.
19
MAKALE
TÜRKİYE KALKINMA BANKASI A.Ş.
2013 YILI
KARŞILAŞTIRMALI FİNANSAL GÖSTERGELERİ
Zeynep KOÇ - Uzman
Mali İşler Daire Başkanlığı,
1.
Giriş ve Özet
Türkiye Kalkınma Bankası A.Ş.’nin 2013 yılı finansal raporu, bağımsız denetimden geçirilerek Kamuyu Aydınlatma Platformunda yayınlanmıştır.
Bankamızın bilanço hacmi son bir yıllık dönemde %23,9 oranında büyümüştür.
Bu büyümede bilançonun en önemli bileşeni olan kredilerin etkisi bulunmaktadır. Alınan ve verilen krediler kalemleri paralel bir değişim göstermiştir. Son on
yıllık dönemde aktif toplamı içerisinde kredilerin payı artarken likit değerlerin
payı azalmıştır. Bu süreçte takipteki kredilerin toplam krediler içindeki payı da
giderek düşmüş ve 2013 yılsonu itibariyle %4,46 olarak gerçekleşmiştir. Kredi
portföyümüzden en büyük payı, %59,02 ile enerji sektörü almaktadır. Bankamız,
kaynaklarının büyük bölümünü yurtdışından, özellikle de Avrupa Yatırım Bankası ve Dünya Bankası’ndan sağlamaktadır. Banka faaliyetlerinin finansmanında
ağırlıklı olarak yabancı kaynak kullanılmaktadır. Özkaynakların pasif toplamı
içerisindeki payı, zaman içinde düşme eğilimi göstermiştir. 2013 yılı için 36.621
Bin TL tutarında net karın oluşmasında faiz gelirleri ve faiz dışı giderler etkili
olmuştur. Bu dönemde kredilerden elde edilen faiz geliri, krediler kalemi kadar
artış gösterememiştir. Bankamızın faiz gelirlerinin faiz giderlerini karşılama oranı %428 ile kalkınma ve yatırım bankaları ortalamasının üzerindedir ancak aynı
durum faiz dışı gelirlerin faiz dışı giderleri karşılama oranı için geçerli değildir,
Bankamız için bu oran %22’dir. 2013 yılı faaliyetleri sonucunda özkaynak karlılığı %6,06, aktif karlılığı %1,03, sermaye yeterliliği %21,38 olarak gerçekleşmiştir.
Bu çalışmada Banka’nın 2013 yılı faaliyet sonuçlarının, 31.12.2013 itibarıyla finansal durumunun ve Türk Bankacılık Sektöründeki genel görünümünün ek tablolar ve grafikler yardımıyla açıklanması amaçlanmıştır. Bu doğrultuda Banka’nın
bilanço (varlık-kaynak yapısı), gelir tablosu (faaliyet sonuçları) ve karlılık durumu, önceki dönemler ile karşılaştırmalı olarak incelenmiştir.
20
MAKALE
2.
Bilanço Kalemlerinin (Varlık-Kaynak Yapısının) Analizi
Tablo 1: Kalkınma Karşılaştırmalı Bilanço (31.12.2013-31.12.2012 Dönemleri)
21
MAKALE
Bankamızın 31.12.2013 tarihi itibariyle aktif toplamı 3.556.057 Bin TL olarak gerçekleşmiştir. Aktif toplamı, bir önceki yıla göre %23,9 oranında artmıştır. Bu artışta
verilen ve alınan kredilerdeki artış önemli rol oynamıştır. Aynı dönemde Türk
Bankacılık Sektörü’nün aktif toplamı, %26,4 oranında artarak 1.732 Milyar TL’ye
yükselmiştir. Bankamızın, sektöre paralel olarak büyüdüğü gözlemlenmiştir. Bununla birlikte gerek Bankamızın gerekse Bankacılık Sektörü’nün büyümesinde kur
artışlarının etkisi de göz ardı edilmemelidir. Aktifte satılmaya hazır menkul değerler, verilen krediler kalemlerindeki; pasifte alınan krediler, para piyasasına
borçlar kalemlerindeki artışlar dikkat çekmektedir. Alınan krediler kalemi %25,6
oranında artarken verilen krediler kalemi %22,4 artarak temin edilen kaynakların
tamamına yakını kredi plasmanlarında kullanıldığını göstermektedir. Bilançonun
diğer kalemlerinde değişim çok sınırlı kalmıştır.
Tablo 2: Kalkınma Karşılaştırmalı Bilanço (Aktif)
Bankamızın aktif kalemleri içinde en yüksek artış, %143,1 ile satılmaya hazır menkul değerlerde meydana gelmiştir; bunu %107,5 ile maddi olmayan duran varlıklar
izlemektedir. Banka’nın menkul değerler portföyünün gerçeğe uygun değer farkı
kar/zarara yansıtılan finansal varlıklar ve vadeye kadar elde tutulacak yatırımlar
kalemleri, satılmaya hazır menkul değerler kaleminin aksine 2013 yılında önemli
bir değişim göstermemiştir. Satılmaya hazır menkul değerlerin bilanço varlıkları
içindeki ağırlığı 2012 yılında %3,18 iken bu oran 2013 yılında %6,24’e yükselmiştir.
Banka’nın menkul değer yatırımlarının büyük bölümü, devlet borçlanma senetleri
yoluyla yapılmaktadır.
22
MAKALE
Grafik 1: Aktif Analizi
Yukarıdaki grafikte görüldüğü üzere son on yıllık dönemde likit değerlerin aktif toplamı içindeki ağırlığı giderek azalmıştır. 2004 yılında Banka aktif büyüklüğünün %
43,6 gibi önemli bir bölümü likit değerlerden oluşurken yıllar içinde bu yapı değişmiş ve Aralık 2013 itibariyle likit varlıkların toplam aktifler içindeki oranı %17 olmuştur. Banka aktif ve kredi büyüklüklerinin de izlenebildiği grafikte 2008 yılından itibaren bu iki kaleme ilişkin olarak paralel ve hızlı bir yükseliş görülmektedir. 2004
yılında 517.569 Bin TL tutarında olan aktif büyüklüğümüz, 2013 yılında 3.556.057 Bin
TL seviyesine yükselmiştir. Söz konusu dönemde en hızlı büyüme 1.196.555 Bin TL
aktif artışı ile 2011 yılında yaşanmıştır. Bu büyümede 680.946 Bin TL kredi artışı etkili olmuştur.
23
MAKALE
Grafik 2: Aktif Analizi (2)
Bankamız kredileri, 2012 yılsonuna göre 504.322 Bin TL artarak Aralık 2013 itibarıyla 2.758.732 Bin TL’ye ulaşmıştır. Kredilerin bilanço hacmi içindeki payı %77,6’dır.
Canlı kredilerin %39’u kurumsal ve ticari kredilerden; %61’i KOBİ’lere verilen kredilerden oluşmaktadır. 2004 yılından bu yana Banka aktif büyüklüğü, krediler ile
paralel bir büyüme göstermektedir. Bankacılık sektörü açısından bakıldığında, kalkınma ve yatırım bankalarının 2013 yılında %49,6 ile en yüksek kredi artış oranına
sahip banka grubu olduğu görülmektedir.
Bankamızın takipteki kredileri, 2013 yılında %28,5’e tekabül eden 27.687 Bin TL’lik
bir artış ile 124.907 Bin TL olarak gerçekleşmiştir. 2013 yılında takibe yeni intikallerde artış görülmüş ve 38.460 Bin TL tutarında gerçekleşmiştir, takipteki alacaklardan 24.203 Bin TL tahsilat yapılmıştır. Bu dönemde takipteki alacaklarla ilgili
olarak aktiften silme işlemi yapılmamıştır. Takipteki kredilerin toplam krediler
içindeki payı %4,46’dır. 2004 yılında %19,7 olan bu pay son on yıllık dönemde ciddi
bir düşme eğilimi göstermiştir. Bu oran, aynı dönemde bankacılık sektörü için %
2,7 ; kalkınma ve yatırım bankaları için ise %0,9 olarak gerçekleşmiştir. Kalkınma
ve yatırım bankaları grubunda takibe dönüşüm oranının düşük seyretmesinde bu
grupta yer alan bazı bankaların BDDK Karşılıklar Yönetmeliği’ne tabi olmaması
etkili olmaktadır. Takipteki kredilere, 44.394 Bin TL özel karşılık ayrılmış olup bu
tutar, takipteki kredilerin %35,5’ine karşılık gelmektedir. Bankacılık sektöründe
toplam 29.616 milyon TL tutarındaki takipteki kredilere %76,3 oranında 22.597
milyon TL özel karşılık ayrılmıştır. Kalkınma ve yatırım bankaları için ise bu oran,
420 milyon TL tutarındaki takipteki kredilere 282 milyon TL özel karşılık ayrılması
sonucu %67,1 olarak gerçekleşmiştir.
24
MAKALE
Tablo 3: Kalkınma Karşılaştırmalı Bilanço (Pasif)
Banka’nın yükümlülüklerinin önemli bölümü, yurtiçi ve yurtdışı finansal kuruluşlardan sağlanan fonlar ile orta ve uzun vadeli kredilerden oluşmaktadır. Yurtdışı
finansman kuruluşlarından sağlanan kredilerin büyük kısmı Dünya Bankası, Avrupa Yatırım Bankası, Avrupa Konseyi Kalkınma Bankası, İslam Kalkınma Bankası,
Fransız Kalkınma Ajansı ve Japonya Uluslararası İşbirliği Bankası’ndan sağlanan
kredilerden oluşmaktadır. Yurtiçi finansal kuruluşlardan sağlanan krediler ise
Eximbank, Arap Türk Bankası gibi kısa vadeli borçlanmaların yapıldığı yurtiçi bankalar ile Hazine Müsteşarlığı kaynaklıdır. Bankanın yurtdışı bankalardan ve kuruluşlardan sağladığı kaynaklar, 2013 yılında artış seyrini sürdürüp %36 oranında artarak 2.504.224 Bin TL’ye ulaşmış ve toplam pasifler içindeki ağırlığını korumuştur.
Banka’nın yurtiçinden sağladığı 24.502 Bin TL tutarındaki fonların 12.075 Bin TL’si
Kıbrıs’taki yatırımcı şirketlere kullandırılan Hazine Müsteşarlığı kaynaklı ve riski
Banka’ya ait olmayan kredilerdir. Alınan krediler kalemi toplamda 538.508 Bin TL
artmıştır. 2013 yılında 140.217 Bin TL artarak 221.766 Bin TL’ye ulaşan repo işlemlerinden sağlanan fonların tamamına yakını T.C. Merkez Bankası kaynaklıdır. Repo
faaliyetleri 2012 yılına göre oransal olarak en büyük değişimi gösteren pasif kalemi
olmuştur.
25
MAKALE
Grafik 3: Pasif Analizi
Banka’nın özkaynakları 2013 yılında 27.199 Bin TL artarak 604.097 Bin TL seviyesine gelmiştir. Banka ödenmiş sermayesinde herhangi bir artırıma gidilmemiştir.
2012 yılı karının 8.000 Bin TL’si Hazine’ye aktarılırken 750 Bin TL’si Banka personeline temettü olarak dağıtılmıştır. 2004-2007 yılları arasında Banka’nın pasif yapısında görünen özkaynakların ağırlığı zaman içinde giderek azalmış ve Aralık 2013’te %
17 seviyesine gelmiştir. Banka varlıklarının ve faaliyetlerinin finansmanında daha
çok yabancı kaynak kullanmaya başlamıştır. Özkaynak artış oranı, aktif artış oranının oldukça altında kalmıştır. Son on yıllık periyod incelendiğinde yabancı dış kaynak temininde 2010 yılından itibaren çok hızlı bir artış gerçekleşmiştir, 2011 yılında
alınan krediler rakamı bir önceki yıla göre %123,5 artmış, bu artış pasifte %74,9 büyüme ile sonuçlanmıştır. Alınan kredilerde 2011 yılında görülen bu sıçrama özellikle
Dünya Bankası ve Avrupa Yatırım Bankası ile yapılan anlaşmalar çerçevesinde temin edilen kaynakların artmasının bir sonucudur.
26
MAKALE
Gelir Tablosunun (Gelir-Gider Yapısının) Analizi
Bu bölümde Bankamızın 01.01.2013-31.12.2013 dönemi faaliyet sonuçları analiz edilecektir. Bankamızın söz konusu döneme ilişkin gelir tablosu aşağıda yer almaktadır:
Tablo 4: Kalkınma 01.01.2013-31.12.2013 Dönemi Gelir Tablosu
01.01.2013-31.12.2013 dönemi faaliyet sonuçları incelendiğinde gelirlerimizin önemli
bölümünü faiz gelirlerinin; giderlerimizin önemli bölümünü ise faiz dışı giderlerin oluşturduğu görülmektedir. Faiz gelirlerimiz ise ağırlıklı olarak kredilerden alınan faizlerden
oluşmaktadır. İlgili dönemde Bankamız 47.262 Bin TL vergi öncesi kar elde etmiştir. Bu
kar üzerinden ödenmesi gereken vergi sonrasında 36.621 Bin TL dönem net karına ulaşılmıştır.
27
MAKALE
Tablo 5: Gelirler Analizi (Son İki Yıl)
Faiz gelirlerinin en önemli bileşeni olan kredilerden alınan faizlerde meydana gelen
1.563 Bin TL tutarındaki artış; bankalardan, para piyasası işlemlerinden ve menkul
değerlerden alınan faizlerdeki azalışı karşılamamakta ve dolayısıyla bu dönemde
faiz gelirlerinde 22.023 Bin TL düşüş karşımıza çıkmaktadır. Kredilerden sağlanan
faiz gelirlerinde orta ve uzun vadeli kredilerin etkisi görülmektedir. Banka kredilerindeki artışın kredilerden alınan faizlere yansımaması, faiz oranlarındaki düşüşten
kaynaklanmaktadır. Menkul değerlere ilişkin olarak ise en büyük gelir etkisi satılmaya hazır finansal varlıklar kaynaklıdır. Alınan ücret ve komisyonların %70’i proje
hizmetlerinden elde edilmektedir. Banka’nın diğer faaliyet gelirlerinin büyük bölümü, önceki yıllarda özel karşılık yoluyla gider hesaplarına intikal ettirilen tutarlardan yapılan tahsilat ya da iptallerden oluşmaktadır.
28
MAKALE
Tablo 6: Giderler Analizi (Son İki Yıl)
Faiz giderleri içinde kullanılan kredilere verilen faizlerin; toplam giderlerin içinde ise
faiz dışı giderlerin etkili olduğu görülmektedir. Banka’nın repo işlemlerinden kaynaklı
giderleri 2012 yılına göre önemli ölçüde azalarak 7.717 Bin TL olarak gerçekleşmiştir.
Personel giderleri 49.687 Bin TL ile en büyük faiz dışı gider kalemidir. 2.625 Bin TL
tutarında ticari zararın oluşmasında en büyük etken kambiyo işlemleri kaynaklı zarardır. 6.622 Bin TL kambiyo zararının 2.132 Bin TL’si Bankamızın iştiraki İVCİ’ye yapılan
yatırımların tarihi kurlarla değerlenmesi zorunluluğu nedeniyle gelir yazılamayan tutardır. Sermaye piyasası işlemleri ve türev finansal işlemler, 2013 yılı için karlı sonuçlanmıştır. III., IV. ve V. grup krediler için ayrılan özel karşılıklar, 2012 yılına göre %50
oranında azalarak 4.078 Bin TL olarak gerçekleşmiştir; genel karşılık giderleri ise %
20’lik bir değişim göstererek 5.164 Bin TL’ye düşmüştür.
Bankamızın faiz gelirlerinin faiz giderlerini karşılama oranı, 2012 yılına kıyasla yükselirken faiz dışı gelirlerin faiz dışı giderleri karşılama oranı düşmüştür. Faiz gelirlerinin
faiz giderlerini karşılama oranı, kalkınma ve yatırım bankaları için %365; Bankamız
için ise %428 olarak gerçekleşmiştir. Kalkınma ve yatırım bankaları, faiz dışı giderlerinin %56’sını faiz dışı gelirlerle karşılarken; Bankamız faiz dışı giderlerinin %22’sini
faiz dışı gelirleriyle karşılamaktadır.
29
MAKALE
Grafik 4: Kalkınma Faiz Geliri/Faiz Gideri
Grafik 5: Kalkınma Faiz Dışı Gelirler/Faiz Dışı Giderler
4) Karlılık Analizi
Bu bölümde, Türkiye Kalkınma Bankası A.Ş. ve genel olarak bankacılık sektörünün karlılık durumları analiz edilmiştir. Aşağıdaki grafikte Bankamızın 2012 ve 2013 yılları aktif,
özkaynak karlılıkları ve net faiz marjı verilmiştir:
30
MAKALE
Grafik 6: Kalkınma Aktif ve Özkaynak Karlılıkları ile Net Faiz Marjı
Tablo 7: Banka Grupları İtibarıyla Net Dönem Karı ile Özkaynak ve Aktif Karlılığı
Kaynak: BDDK, Türk Bankacılık Sektörü Genel Görünümü/Aralık 2013
Yukarıda yer alan Grafik 6’da görüldüğü üzere, Bankamız 2012 yılı faaliyetlerini % 1,5
aktif, % 7,6 özkaynak karlılığı ile sonuçlandırmıştır. 2013 yılı faaliyetleri için ise söz konusu oranlar sırasıyla % 1,0 ve % 6,1 olarak gerçekleşmiştir. Kalkınma ve yatırım bankaları özelinde incelendiğinde, her iki oran için de, 2013 faaliyet döneminde bir önceki yıla
göre azalış olmuştur. Aynı durum Bankamız için de söz konusudur. Bununla birlikte, özkaynak karlılığı açısından 2012 yılında Bankamız, kalkınma ve yatırım bankaları ortalamasından daha yüksek bir ortalamaya sahiptir ancak 2013 yılında kalkınma ve yatırım
bankaları ortalamasının biraz altında bir özkaynak karlılığına sahip olduğu söylenebilir.
Net faiz marjı, 2012 yılında % 3,1, 2013 yılında ise % 4,0 olarak gerçekleşmiştir. Bu açıdan incelendiğinde, 2012 yılında sektör ortalamasının altında kalan Bankamız, 2013 yılında sektör ortalamasının üzerinde bir değere ulaşmıştır.
Genel olarak Bankacılık sektörüne ilişkin karlılık göstergelerini kapsayan bir diğer grafik
ise aşağıda yer almaktadır:
31
MAKALE
Grafik 7: Bankacılık Sektörü Karlılık Göstergeleri
Kaynak: BDDK, Türk Bankacılık Sektörü Genel Görünümü/Aralık 2013
2013 yılında net faiz marjı giderek azalan bankacılık sektöründe, üçer aylık dönemler
itibariyle net kar grafiğinde düşüş gözlenmektedir. Bu durumun arkasındaki esas neden son çeyreğe kadar net faiz gelirlerinin azalması; son çeyrek için ise faiz dışı gelir/
gider dengesinin gerilemesi olarak açıklanmaktadır. Bu gelişmelere rağmen 2013 yılında yabancı bankalar haricindeki banka gruplarının net dönem karları artmıştır. Bankacılık sektörü 2013 yılı karının %4,6’sını, bankamızın da dahil olduğu kalkınma ve
yatırım bankaları grubu elde etmiştir. Kalkınma ve yatırım bankalarının net dönem
karı, önceki yıla göre 73 milyon TL artarak 1.141 milyon TL’ye yükselmiştir.
32
MAKALE
Tablo 8: Bankacılık Sektörü Seçilmiş Rasyolar (%)
Kaynak: BDDK, Türk Bankacılık Sektörü Genel Görünümü/Aralık 2013
Aralık 2012’de %2,9 olan bankacılık sektörü takibe dönüşüm oranı, 2013 yılı içerisinde azalarak %2,7’ye düşmüştür. Bu gerileme, bankaların gerçekleştirdiği aktif
satışları ile açıklanmaktadır. Sektörün 2013 yılı özkaynak karlılığı %14,2; aktif karlılığı ise %1,6 olarak gerçekleşmiştir. 2012 yılında olduğu gibi 2013 yılında da en
yüksek aktif karlılığı olan banka grubu, %1,9 ile kalkınma ve yatırım bankaları olmuştur.
33
MAKALE
Grafik 8: Kalkınma Sermaye Yeterlilik Analizi
Aralık 2013 itibarıyla Banka’nın sermaye yeterliliği standart oranı %21,38 ile kalkınma
ve yatırım bankaları ortalamasının altında ancak yasal sınırın ve hedef oranın üzerinde
oluşmuştur. Kalkınma ve yatırım bankaları sermaye yeterliliği, genel olarak diğer bankaların üzerinde bir seyir izlemektedir. Yeterli özkaynak bulundurularak bankaların olası
risklere karşı korunması hedeflenmektedir. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu verilerine göre; banka grupları bazında incelendiğinde 2013 yılında katılım bankaları
haricindeki tüm banka gruplarının konsolide olmayan sermaye yeterliliği oranı azalmıştır. Yılın son çeyreğinde sadece kalkınma ve yatırım bankalarının sermaye yeterliliği
oranı artmıştır.
5) Sonuç
Bankamız için 2013 yılı, 167.320 Bin TL toplam gelir ve 130.699 Bin TL toplam gider
sonucunda 36.621 Bin TL karlı olarak sonuçlanmıştır. Gelirlerimizin önemli bölümü,
faiz gelirlerinden özellikle de Banka’nın ana faaliyet konusu olan kredi kullandırımından
elde edilen faizlerden oluşmaktadır. Giderlerimizin yapısı incelendiğinde ise faiz dışı
giderlerin ağırlıkta olduğu görülmektedir. Bir önceki yıl ile kıyaslandığında 2013’te
Bankamız büyüme hızını artırmış ve %23,9 oranında büyümüştür. 3.556.057 Bin TL tutarındaki bilanço hacminin ana bileşenleri, aktif taraf için verilen krediler; pasif taraf için
ise alınan kredilerdir. Son on yıllık dönem incelendiğinde de bilanço değişimlerinde bu
iki kalemin etkisi açıkça görülmektedir. Aynı süreçte Banka varlıklarının giderek daha
az kısmını likit olarak bulundurma yoluna gitmiştir. Son beş yıllık dönemde ise Banka’nın pasif bileşiminde bir değişim göze çarpmaktadır. Alınan kredilerin hızlı yükselişi
karşısında özkaynakların artışı sınırlı kalmış ve bilanço içindeki ağırlığı azalmıştır. Daha
çok yabancı kaynak kullanımına gidilen bu dönemde Banka’nın finansal kaldıraç oranı
%83 olarak gerçekleşmiştir.
34
MAKALE
İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİNE
GENEL BİR BAKIŞ
Zeki AVŞAR- Kredi II Daire Başkanlığı/ Kıdemli Uzman
Çevre Mühendisi/ A Sınıfı İş Güvenliği Uzmanı
Sanayi devrimi öncesi toplumlar, insan, hayvan, su ve rüzgâr gücünden yararlanmışlardır. Bu dönemde iş kazaları düşmeye, düşen cisimlere, yanmaya, boğulmaya ve
hayvanlar tarafından yaralanmaya bağlı idi.
Sanayi devrimi sonrası buhar gücü ile çalışan makineler geliştirmişlerdir. Bu durum
yeni tehlikeleri de ortaya çıkarmıştır. Çalışanların acemi davranışları kazaları çoğaltmış, ağır yaralanmalar meydana gelmiştir. Zamanla daha güçlü makinelerin gelişmesi ile sanayi bir çatı altında toplanmıştır. Artan işçi sayısı ile birlikte iş kazaları
da çoğalmıştır. Bu dönemde makineler koruyucusuz, işçiler eğitimsizdi. Ayrıca çalışma süreleri çok uzundu.
Uzun bir tarihsel süreç içinde çalışma yaşamında meydana gelen gelişmeler, iş sağlığı ve güvenliği konusundaki gelişmelere de kaynak olmuştur. Çalışanların işyeri ortamındaki fiziksel ve kimyasal etmenlerin zararlarına, üretim araç ve gereçlerinin
tehlikelerine, kullanılan ham ve yardımcı maddelerin çeşitli zararlı etkilerine maruz
kalmaları, iş sağlığı ve güvenliği sorunlarının temelini oluşturmuştur. Bu sorunları
ortadan kaldıracak sağlık ve güvenlik önlemlerinin belirlenmesi ve uygulamaya konulması, üretim sürecindeki gelişmelerin bilimsel yöntemlerle incelenmesi gerektiği
dikkate alınarak bilimsel araştırmalarla sorunların kaynağına inilebilmiştir.
M.Ö 370 tarihinde HİPOKRATES ilk kez kurşunun zararlı etkilerinden söz etmiş,
kurşun koliğini tanımlamış, halsizlik, kabızlık, felçler ve görme bozuklukları gibi belirtilerini saptamıştır. Keza, 1633 ile 1714 yılları arasında yaşayan, felsefeci ve hekim
İtalyan BERNARDINO RAMAZZINI da iş sağlığı ve güvenliği konusunda önemli çalışmalar yapan ve iş kazalarını önlemek için işyerlerinde koruyucu güvenlik önlemleri alınmasını öneren ilk bilim adamıdır. Çalışmalarını bir kitap halinde yayınlamıştır.
“De Morbis Artificum Diatriba, Çalışanların Hastalıkları “adlı bu kitap, alanındaki ilk
kapsamlı ve sistematik yayındır.
35
MAKALE
RAMAZZINI iş sağlığının babası olarak kabul edilmektedir. Bernardino Ramazzini,
Hipokrates çağından bu yana hastalara sorulan gelenekselleşmiş sorulara “ iş sağlığı
ve güvenliği “ ilkesini eklemiştir. Bernardino Ramazzini iş –işçi uyumunun sağlık ve
iş verimi üzerinde etkili olduğu düşüncesini ortaya koyarak ergonomi ilkelerini daha 17. yüzyılda açıklamıştır. Ancak gelişmelerin devamı sanayi devrimi sonrası İngiltere’de olmuştur.
Buhar makinesinin WATT tarafından icat edilmesi ve bunun enerji kaynağı olarak
kullanması ile başlayan Sanayi Devrimi, insanlığın şimdiye kadar yaşadığı en büyük
değişim dalgası olarak değerlendirilmektedir. Alternatif akımın Nicola TESLA
tarafından bulunmasının önemi de gözardı edilmemelidir.
Sanayi Devrimi sonrası, eğitimsiz ve deneyimsiz, köyden kentlere göç eden insanlara makine ve aletlerin kullandırılması iş kazalarını arttırmış, bilhasa metalürji ve
kimya sanayi alanında iş sağlığı ve güvenliği açısından olumsuz gelişmeler olmuştur. Birçok kimyasal madde, sağlık üzerindeki olumsuz etkileri düşünülmeden kullanılmaya başlanmış, işyerlerinde sağlık ve güvenlik yönünden hiçbir önlem alınmaması sonucunda, çalışma ortamındaki yoğunluğu büyük miktarlara varan bu maddelere uzun süre maruz kalan işçilerin sağlığı önemli ölçüde bozulmuş ve meslek
hastalıklarına yakalanmaları ile yaşamlarını yitirmişlerdir.
Çocuk ve kadınlara ödenen ücretlerin düşük olması nedeniyle sanayide kadın ve çocukların çalıştırılması giderek yaygınlaşmış, bu dönemde 8-10 yaşlarındaki çocuklar
ile kadınların maden işletmelerinde ve fabrikalarda 16-18 saat gibi uzun süreler çok
kötü koşullarda çalıştırılmaları sonucu , genç yaşta ölümler çoğalmış, sakatlıklar artmış ve toplumsal huzursuzluk giderek büyümüştür. Bu dönemde yaşama ve çalışma
koşullarındaki olumsuzlukların ortadan kaldırılması istemi ile grev, miting, gösteri
gibi etkinlikler yaygınlaşmıştır. Yaygınlaşan bu tepkilerin sonucunda, 1802 yılında
İngiltere’de “Çırakların Sağlığı ve Morali” adlı yasanın çıkarılmasını sağlamıştır.
İş Sağlığı ve Güvenliği ile ilgili olarak çıkartılan bu ilk yasa çalışma saatini günde 12
saat olarak sınırlamış, işyerlerinin havalandırılmasını sağlamıştır. 1847 yılında çıkarılan “On Saat Yasası “ ile çalışma saatleri sınırlandırılmıştır. 1833 yürürlüğe giren
“Fabrikalar Yasası “ ile fabrikaların denetimi için denetmen atanması zorunlu kılınmış 9 yaşın altındaki çocukların işe alınması ve 18 yaşından küçüklerin işte 12 saatten fazla çalıştırılmaları yasaklanmıştır. 1842 yılında yapılan başka bir yasal düzenleme ile de kadınların ve 10 yaşından küçük çocukların maden ocaklarında çalıştırılmaları yasaklanmıştır. 1844 ‘de ise işyerlerindeki hekimlerin sorumlulukları genişletilerek sağlık açısından tehlikeli yerlerde çalışanların sağlık kontrolleri de bu hekimlerin görevleri arasına alınmıştır.
36
MAKALE
Avrupa’da bu gelişmeler yaşanırken, ABD’de ise hızlı sanayileşmenin yarattığı olumsuz çalışma koşullarının önlenmesi için eyalet hükümetleri gerekli gördükleri önlemleri alma konusunda yetkilendirilmiştir.
İş Sağlığı ve Güvenliği çalışmalarına Massachusetts eyaleti öncülük etmiş ve 1836 yılında çocuk işçiler ile ilgili bir yasa çıkarılmıştır. ABD’deki iş sağlığı ve güvenliği ile
ilgili gelişmelere 1869 ile 1970 yılları arasında yaşayan Alice Hamilton’un çalışmaları
büyük katkı sağlamıştır.
Sosyalist ülkelerde ise sistem kendi içinde denetim mekanizması kurmuş ve denetimin çalışanlarca yapılması sağlanmıştır. SSCB’nin ilk Sağlık Bakanı Alexander Semashko bağımsız sağlık örgütleri kurulması ve bunların özellikle koruyucu sağlık
hizmetlerinde yoğunlaşması konusunda önemli çalışmalar yapmıştır.
Avrupa’da gelişmeye başlayan sosyal güvenlik ilkeleri 19.YY’da
yaygınlaşmış, çeşitli sigorta kurumları kurulmuş ve iş kazaları
ile meslek hastalıkları sigortası uygulanmaya başlamıştır.
1919 yılında Milletler Cemiyeti’ne bağlı olarak çalışmaya başlayan Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) iş sağlığı ve güvenliği
konusunda önemli hizmetlerde bulunmuş, 1946 yılında da Birleşmiş Milletlere bağlı bir uzmanlık kuruluşu haline gelmiştir.
ÜLKEMİZDEKİ GELİŞMELER
Osmanlı‘da küçük zanaat ve atölye üretimine dayanan işyerleri oldukça yaygındı.
Bu işyerlerindeki çalışma koşullarını “Loncaların Kuralları ve Gelenekleri “ belirlemişti. Loncalar 19. Yüzyılın sonlarına kadar varlıklarını sürdürmüşlerdir. Ülkemizde
işçiyi koruyan ilk mevzuat 1865 yılındaki “Dilaver Paşa Nizamnamesidir. Padişah tarafından onaylanmadığından, Dilaver Paşa’nın adı ile anılır.
Birinci Millet Meclisi döneminde çalışma yaşamı ile ilgili ilk önlem 1921 yılında alınmıştır. Bu dönemde konuyla ilgili iki yasa çıkarılmıştır. Cumhuriyetin ilk yıllarından
başlayarak, ülke sanayisinin geliştirilmesine yönelik birçok yatırım gerçekleştirilmiştir. Bu dönemde çalışma yaşamı ile ilgili ilk düzenleme 2 Ocak 1924 tarihli “Hafta
Tatili Yasası” olmuştur. 28 Ocak 1946 tarihli Çalışma Bakanlığı kuruluş yasası ile Bakanlığın görevleri arasına sosyal güvenlik de eklenmiştir. Mevzuatımıza sosyal güvenlik ilk kez bu yasa ile girmiştir.
37
MAKALE
Konuyla ilgili mevzuatımız üç ayak üzerine kurulmuştur:

Devletin Sorumluluğu,

İşverenin Yükümlülüğü,

İşçinin Sorumluluğu.
İş sağlığı ve güvenliği konusunda devlet, işçi ve işveren kesiminin birbirinden farklı
ancak birbirini tamamlayan görevleri vardır. Devlet; mevzuat yapar, teşkilatlanır,
denetler, yaptırım uygular. İşveren önlem alır, işçi alınan önlemlere uyar.
Devletin iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin yükümlülüğü “ Anayasa “dan kaynaklanmaktadır.
TC ANAYASASI
MADDE 48. Herkes, dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetlerine sahiptir. Özel teşebbüsler kurmak serbesttir.
MADDE 49. Çalışma, herkesin hakkı ve ödevidir.
MADDE 50. Kimse, yaşına, cinsiyetine ve gücüne uymayan işlerde çalıştırılamaz. Küçükler ve kadınlar ile bedenî ve ruhî yetersizliği olanlar çalışma şartları bakımından özel olarak korunurlar. Dinlenmek,
çalışanların hakkıdır. Ücretli hafta ve bayram tatili ile ücretli yıllık izin hakları ve
şartları kanunla düzenlenir.
MADDE 56. Sağlık Hizmetleri ve Çevrenin Korunması herkes, sağlıklı ve dengeli bir
çevrede yaşama hakkına sahiptir.
MADDE 60. Sosyal Güvenlik Hakkı herkes sosyal güvenlik hakkına sahiptir.
İş sağlığı ve güvenliği mevzuatımız Anayasa, uluslararası sözleşmeler, yasalar, tüzükler, yönetmelikler, tebliğler ve standartlardan oluşur. İş sağlığı ve güvenliği mevzuatımız teşkilatlanma, denetim ve yaptırımlara ilişkin düzenlemeler ile işverenin işçiyi gözetme borcuna ilişkin düzenlemelerden oluşur.
38
MAKALE
İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ KANUNU
30.06.2012 tarih ve 28339 sayılı Resmi Gazetede
yayınlanarak yürürlüğe giren 6331 sayılı “İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu” nun amacı; işyerlerinde
iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması ve mevcut
sağlık ve güvenlik şartlarının iyileştirilmesi için
işveren ve çalışanların görev, yetki, sorumluluk,
hak ve yükümlülüklerini düzenlemektir. Kanun
kamu ve özel sektöre ait bütün işlere ve işyerlerine, bu işyerlerinin işverenleri ile işveren vekillerine, çırak ve stajyerler de dâhil olmak üzere tüm çalışanlarına faaliyet konularına bakılmaksızın uygulanmaktadır.
Ancak aşağıda belirtilen faaliyetler ve kişiler hakkında bu Kanun hükümleri uygulanmaz:
a) Fabrika, bakım merkezi, dikimevi ve benzeri işyerlerindekiler hariç Türk
Silahlı Kuvvetleri, genel kolluk kuvvetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığının faaliyetleri.
b) Afet ve acil durum birimlerinin müdahale faaliyetleri.
c) Ev hizmetleri.
ç) Çalışan istihdam etmeksizin kendi nam ve hesabına mal ve hizmet üretimi
yapanlar.
d) Hükümlü ve tutuklulara yönelik infaz hizmetleri sırasında, iyileştirme kapsamında yapılan iş yurdu, eğitim, güvenlik ve meslek edindirme faaliyetleri.
6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, çalışan sayısı ve işyerinin tehlike sınıfına
göre kademeli olarak yürürlüğe girmeye başlamıştır. İşçi tanımı bundan böyle
“çalışan” olarak değiştirilmiş ve işyerleri AZ TEHLİKELİ, TEHLİKELİ ve ÇOK TEHLİKELİ olmak üzere 3 tehlike sınıfına ayrılmıştır.
İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı birimlerince
uygulanmaktadır. Bu çalışmalarda Kurumun Müfettiş ve uzmanları yer alırken, özel
sektörde ise İş Güvenliği Uzmanları, İşyeri Hekimleri ve Diğer Yardımcı Sağlık Personeli gibi İş Sağlığı ve Güvenliği Profesyonelleri yer almaktadır.
RİSK VE RİSK DEĞERLENDİRMESİ
6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ile getirilen en önemli yenilik, yasanın yürürlüğe girdiği
tarihten itibaren yasa kapsamında yer alan işyerlerinde “Risk” ve “Risk Değerlendirmesi” yapılması
zorunluluğudur.
39
MAKALE
“Risk”, Tehlike dolayısıyla ortaya çıkan bir olayın oluşturduğu hasar derecesi ile
olayın oluşma olasılığının bileşkesi, “Risk Değerlendirmesi” ise işyerinde var olan ya
da dışarıdan gelebilecek tehlikelerin, çalışanlara, işyerine ve çevreye verebileceği
zararların ve alınacak önlemlerin belirlenmesi amacıyla değişik yöntemlerle yapılan
bir çalışmadır.
Yasa gereği en az 1 SGK lı çalışanı olan işyerleri RİSK DEĞERLENDİRMESİ hazırlamak veya hazırlatmak zorundadır. Risk Değerlendirmesi sonucu ortaya çıkan risklerin önlenmesine yönelik tedbirler alınması da yasal bir zorunluluktur.
50 ve üzeri çalışanı olan Tehlikeli ve Çok tehlikeli işyerleri 2013 yılında İş Sağlığı ve
Güvenliği konusunda İşyeri Hekimi, İş Güvenliği Uzmanı ve Diğer Sağlık personelinden hizmet almaya başlamışken, Az Tehlikeli sınıfa sahip işyerleri bu hizmeti
Temmuz 2016 ayından başlayarak almaya başlayacaktır. Ocak 2014 ayı itibarı ile
Tehlikeli ve Çok tehlikeli İşyerlerinin bu konuda Hizmet alma veya varsa mevcut
yetkili personelinden temin etme sorumluluğu da yürürlüğe girmiştir.
Ayrıca kamu kurum ve kuruluşları hariç olmak üzere 10 (ondan) az çalışanı bulunanlardan, tehlikeli ve çok tehlikeli sınıfta yer alan işyerlerine, iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerinin yerine getirilmesi için Devlet desteği sağlanacağı da ilgili mevzuatta yer almaktadır.
İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİNİN ÖNEMİ

BUGÜN DÜNYADA 2.8 MİLYAR İŞÇİ ÇALIŞMAKTADIR.

DÜNYA GENELİNDE HER YIL 50 MİLYON İŞ KAZASI
OLMAKTA, YILDA 100 BİNDEN FAZLA İNSAN ÖLMEKTE, 2.5 MİLYON İNSAN İŞ KAZALARINDAN SAKATLANMAKTA, 60 MİLYONDAN FAZLA İNSAN İSE
YARALANMAKTADIR.

MEYDANA GELEN 270 BİN İŞ KAZASI SONUCUNDA
AFRİKA, GÜNEY AMERİKA VE ASYA GİBİ ÜLKELERİNİN TÜM ÜRETİMİ;
BİR BAŞKA DEYİŞLE 2.5 KITANIN TÜM ÜRETİM KARŞILIĞI MADDİ VARLIK YOK OLMAKTADIR.

DÜNYADA 40 MİLYON ÇOCUK İŞÇİ ÇALIŞTIRILMAKTADIR. 1998-2001
YILLARI ARASINDA 1,7 MİLYON KİŞİ İŞE GELİP GİDERKEN SERVİS VEYA
DİĞER TAŞIMA ARAÇLARINDA CAN VERMİŞTİR.
40
MAKALE

ÜLKEMİZDE, 6.5 MİLYONU SİGORTALI
VE 5.5 MİLYONU SİGORTASIZ OLMAK
ÜZERE TOPLAM 12 MİLYON ÇALIŞAN
VARDIR.
İSTATİSTİKİ SAYILARA KAYITDIŞI OLAN 5 MİLYON İNSAN DAHİL
DEĞİLDİR.

İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİNİ SAĞLAMAK, HEM İNSANİ BİR SORUMLULUK HEM DE YASAL BİR YÜKÜMLÜLÜKTÜR.

İŞ KAZALARINI ÖNLEMEK: OLUŞAN KAYIPLARI ÖDEMEKTEN DAHA
KOLAY DAHA İNSANCIL BİR YAKLAŞIMDIR.

İŞ GÜVENLİĞİNDE TEMEL YÖNTEM : İŞ KAZALARININ BİRİNCİ DERECEDEN VE DOĞRUDAN NEDENİNİ OLUŞTURAN GÜVENSİZ DURUMLAR İLE GÜVENSİZ DAVRANIŞLAR GİDERİLEREK İŞ GÜVENLİĞİNİN
SAĞLANMASIDIR.

TEHLİKE KAYNAĞI VAR OLUP OLMADIĞI, KİMLERİN VEYA NELERİN
ZARAR GÖREBİLECEĞİ, TEHLİKENİN NASIL GERÇEKLEŞEBİLECEĞİ
İSG’NİN TEMEL SORULARIDIR,

İŞ GÜVENLİĞİNİN TEMEL İLKESİ, ÇALIŞAN İNSANIN EN DİKKATSİZ VE
GÜVENSİZ DAVRANIŞINA KARŞIN İŞ KAZASININ OLUŞMASINI ÖNLEYECEK ÖNLEMLERİN ALINMASIDIR. BUNUN İÇİN İŞYERİ ORTAMINDAN,
ÜRETİM SÜRECİNDEN, ÜRETİM ARAÇLARINDAN, YÖNETİM VE DENETİM AKSAKLIKLARINDAN KAYNAKLANAN TEHLİKELERİN SAPTANMASINI VE AYRINTILI ÇÖZÜMLEMELERİNİN YAPILMASI GEREKMEKTEDİR.

UNUTULMAMALIDIR Kİ:
HER 601 KAZADAN 1 TANESİ ÖLÜM VEYA SÜREKLİ İŞ GÖREMEZLİK, 100
TANESİ GEÇİCİ İŞ GÖREMEZLİK VE 500 TANESİ YARALANMA OLMAKSI
ZIN GERÇEKLEŞMEKTEDİR.

ANCAK KÜÇÜK HASARLA, YARALANMASIZ GEÇİŞTİRİLEN HER KAZA,
DAHA SONRA OLUŞABİLECEK TEHLİKELİ KAZALARIN HABERCİSİDİR.
41
MAKALE
SONUÇ
İş Sağlığı ve Güvenliği (İSG) günümüzde bir yönetim sistemi olarak ele alınmaktadır. İSG; işletmenin genel yönetim sisteminin bir parçası olmalıdır. Bu
amaca yönelik olarak günümüzde dünya genelinde kullanılan Standart OHSAS 18001
( Occupational Health and Safety Assessment Series) dir.

İş sağlığı ve güvenliğinde düzeltici değil önleyici, reaktif değil proaktif
olunmalıdır.

İş Sağlığı Ve Güvenliğinde yeni yaklaşımın ana felsefesi;
İşyerinde risk değerlendirmesinin yapılması, Çalışanların görüşlerinin
alınması ve katılımlarının sağlanması,
Uzman katkısı,
Çalışanların tehlikelerle ilgili bilgilendirilmesi,
Koruma ve önleme bilincinin yerleştirilmesidir.

İşyerinde olası tehlikeler ve bu tehlikeler gerçekleştiğinde ortaya çıkması beklenen sonuçlar belirlendiğinde, iş kazası ve meslek hastalıklarını önlemek daha
kolay olacaktır.
İŞ KAZASI VE CAN KAYBI SIRALAMASINDA DÜNYADA ÜÇÜNCÜ, AVRUPA’DA
BİRİNCİ OLDUĞUMUZ HUSUSU DİKKATE ALINIRSA,
ÖNLEMEK ÖDEMEKTEN DAHA UCUZDUR!!!
42
MAKALE
DÜNYADA VE TÜRKİYE’DE
ENERJİ SEKTÖRÜNDE GELİŞMELER,
BEKLENTİLER
Filiz KESKİN-Kıdemli Uzman
Ekonomik Ve Sosyal Araştırmalar Müdürlüğü
GİRİŞ
Enerji sektöründe üretim, çevrim ve taşıma teknolojileri dinamik bir yapıya sahip
olup, hızla gelişmektedir. Küresel enerji sektörünün yapısı, arz ve talebinin gelişimi
enerji piyasalarının gelişmesiyle birlikte çevresel faktörlerle de şekillenmeye başlamış olup, küresel iklim değişiklikleri enerji politikalarına da yön vermektedir. Dünyada 2000’li yıllarla birlikte enerji arz güvenliği, politik ve sosyal gündemin en
önemli konularından biri olmuştur.
2011 yılında Japonya’daki deprem ve tsunami felaketi sonrasında Fukushima nükleer
santralında oluşan patlamalar ve bunun sonucunda yaşanan nükleer felaket, nükleer
santrallar tartışmasını da yeniden gündeme getirmiş, Dünya genelinde yenilenebilir
enerji kaynaklarına olan ilgi ve talep ivme kazanmıştır.
Türkiye’de de enerji arzı ve talebi, Türkiye ekonomisinin en önemli konularından
birisi olup, enerji arz güvenliğinin sağlanması, sürdürülebilir kalkınma ve büyüme
için vazgeçilmez bir olgudur. Bu bağlamda, Türkiye ekonomisi için enerji sektöründe ve yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelik enerji üretiminde yapılacak yatırımların önemi artarak varlığını devam ettirmektedir.
1. DÜNYADA ENERJİ SEKTÖRÜNÜN GELİŞİMİ
Uluslararası Enerji Ajansı (UEA)’ nın enerji analizi ve projeksiyonlarını içeren World
Energy Outlook 2012 (WEO) Raporu’na göre, 2035 yılına doğru küresel ölçekte enerji
sektörünün gelişimi ve eğilimleri mercek altına alınmış olup temel bulgu olarak bütün yeni gelişmeler ve politikalar dikkate alındığında, küresel enerji sisteminin hala
sürdürülebilir bir patikaya oturmadığı belirlenmiştir.
World Energy Outlook’un Yeni Politikalar Senaryosu’na göre enerji piyasalarında,
devam eden temel eğilimler şöyledir:
43
MAKALE
 Enerji talebi ve karbondioksit (CO2) emisyonlarının artışı yükselerek devam etmektedir,
 Enerji piyasalarının dinamikleri gittikçe artan bir şekilde yükselen ekonomiler
tarafından belirlenmektedir,
 Fosil yakıtlar ana enerji kaynağı olarak kullanılmaya devam edilmektedir,
 Dünyanın yoksul kesiminin enerji kaynaklarına erişiminin sağlanması hala zor
bir hedef olarak varlığını sürdürmektedir.
Küresel enerji talebinin 2035 yılına kadar en az üçte bir oranında artış göstereceği
tahmin edilmektedir. 2011 yılında 31.2 Gt olan enerji kaynaklı CO2 emisyonlarının
2035 yılında 37.0 Gt’ a yükselerek, dünya sıcaklığının uzun vadede ortalama 3.6 derece artacağı tahmin edilmektedir. Kısa vadede küresel ekonomide daha düşük büyüme oranlarının kaydedilmesi, uzun vadeli enerji ve iklim değişikliği eğilimlerine
sınırlı etki yapacaktır.
Küresel enerji piyasalarını yükselen piyasa ekonomileri sürüklemektedir. OECD dışı
ülkelerin dünya enerji talebindeki payı 2010 yılında %55 iken, 2035 yılında %65’e çıkacağı tahmin edilmektedir. Çin, 2035 yılına kadar talepteki %60 oranındaki artış ile
enerji kullanımında payını en çok artıran ülke konumuna gelirken, Çin’i enerji taleplerinin iki katına çıkacağı tahmin edilen Hindistan ve Orta Doğu ülkeleri takip
etmektedir. OECD ülkelerinin enerji talebinin 2010 yılına göre 2035 yılında %3 oranında artacağı tahmin edilmektedir. Enerji tüketiminde ise enerji kaynaklarından
petrol ve kömürün toplam payının %15 azalarak %42’ye düşeceği tahmin edilmektedir.
Dünya genelinde yenilenebilir enerji üretimi hızla artmakla beraber, ana enerji kaynakları olarak fosil yakıtlar ağırlığını devam ettirmektedirler. Petrol, doğalgaz ve kömüre olan talep mutlak değer olarak 2035 yılına kadar artarken, enerji bileşimindeki
payları %81’den %75’e düşmektedir. Enerji üretiminde, birincil enerji kaynakları
içinde doğalgazın, kömürü geride bırakacağı tahmin edilmektedir. Nükleer enerji
alanında ise 2011 yılındaki Japonya’daki Fukushima Daiichi Nükleer Santral kazasındaki gelişmelerden sonra çeşitli ülkelerdeki politika değişiklikleri üzerine elektrik
üretiminde nükleer enerji payının %12 dolayında kalacağı tahmin edilmektedir. Yenilenebilir enerji kaynaklarının gelişimi, teşviklerin artırılması, maliyetlerin düşmesi, fosil yakıtların fiyatlarındaki artış ve bazı durumlarda karbonun fiyatlandırılmasına bağlı olmaktadır. Elektrik üretiminde, 2012 yılında %20 olan yenilenebilir enerji
kaynakları payının 2035 yılında %31’e çıkacağı tahmin edilmektedir.
Uluslararası reform çabalarına rağmen, fosil yakıtlara yönelik sübvansiyonlar enerji
piyasalarının işleyişini olumsuz etkilemeye devam etmektedir. Küresel ölçekte fosil
yakıt tüketim sübvansiyonları 2010 yılına göre %30 oranında artış göstererek 2011
yılında 523 milyar USD’ a ulaşmıştır. Bu artış, uluslararası enerji fiyatlarında ve fosil
yakıtların tüketiminde artışına neden olmaktadır. Bazı ülkelerdeki reform atılımları,
sübvansiyonların maliyetinin daha da yükselmesini önlerken, yenilenebilir enerjiye
yönelik finansal destek 2011 yılında 88 milyar USD olarak gerçekleşmiştir.
44
MAKALE
Küresel ölçekte, enerji piyasalarının baş aktörlerinden Amerika Birleşik Devletleri’nin enerji bileşimindeki dönüşüm, küresel enerji haritasını şekillendirmektedir.
Bu gelişmenin de enerji piyasaları ve ticareti üzerine önemli etkileri olmaktadır.
ABD, mevcut durumda toplam enerji ihtiyacının %20’sini ithal etmekteyken, 2035
yılına doğru artan petrol, kaya gazı ve biyoenerji üretiminin yanısıra yakıt verimliliğinin iyileştirilmesiyle enerjide kendine yeterli ülke haline gelmektedir. ABD’nin
petrol ithalatının azalmasıyla Kuzey Amerika 2030 yılında net petrol ihracatçısı konumuna gelmekte olup, bunun sonucunda da mevcut petrol ticaretinin Asya piyasalarına kaymasının hız kazanacağı ve bu piyasaları Orta Doğu’ya bağlayan stratejik yolların güvenliğinin öneminin artacağı tahmin edilmektedir.
Yeni Politikalar Senaryosu’na göre dünyada mevcut arz kapasitesini yenilemek ve
artan enerji ihtiyacını karşılamak için enerji sektöründe büyük yatırımlar gerekmektedir. Dünya enerji arz sistemi için 2012-2035 yılları arasında küresel GSH’ nın
%1.5’ine karşılık gelen, toplam 37 trilyon USD yatırım ihtiyacının olduğu tahmin
edilmektedir. Bu toplamın %61’ini OECD dışı ülkelerin yatırım ihtiyacı oluşturmaktadır. Küresel ölçekteki toplam yatırım tutarının 19 trilyon USD’ nın petrol ve
doğal gaz arzında, 17 trilyon USD’ nın ise üretim, iletim ve dağıtım olmak üzere
elektrik enerjisi yatırımlarında kullanılacağı öngörülmektedir.
2. DÜNYA ELEKTRİK ÜRETİMİ VE ELEKTRİK SEKTÖRÜNDEKİ
EĞİLİMLER
Dünya elektrik üretimi, 2011 yılı itibariyle 22,202.18 TWh olup, bunun %48.9’u
OECD ülkelerinde üretilmiştir. Dünyada elektrik üretiminde ABD %19.6 payla birinci sırada yer alırken, %4.7 payla Japonya ikinci sırada ve %2.9 payla Kanada
üçüncü sırada yer almaktadır. Türkiye’nin dünya elektrik üretiminden aldığı pay
ise %1.03’tür (Tablo 1).
Dünyada elektrik enerjisi, ağırlıklı olarak termik kaynaklara dayalı olarak üretilmektedir. Küresel ölçekte 2011 yılı itibariyle elektrik üretiminin %69.71’i termik
santrallere, %11,64’ü nükleer santrallere, %16.06’sı hidrolik santrallere, %0.31’i jeotermal santrallere ve % 2.28’i güneş, rüzgar santralları ve dalga enerjisine dayalıdır.
Termik santrallere dayalı elektrik üretimi içinde de kömür kaynaklı üretim %
59.09 payla birinci sırada yer alırken , doğalgaz kaynaklı üretimin payı %31.32 ve
sıvı yakıtlı üretimin payı %6.86’dır. (Grafik 1)
45
MAKALE
Tablo 1: OECD Ülkeleri ve Dünya Elektrik Enerjisi Üretimi 2011 (TWh)
Kaynak: IEA Statistic, Electricity Information 2013, TEİAŞ Elektrik İstatistikleri.
46
MAKALE
Grafik 1:Dünya Elektrik Üretiminin Kaynaklara
Göre Dağılımı 2011
Dünya elektrik sektöründe, elektriğe olan talebin artmaya devam edeceği ve 2035
yılına kadar küresel elektrik talebinin %70 dolaylarında artarak 32,000 TWh’a ulaşacağı tahmin edilmektedir. Elektrik talebindeki artışın büyük ölçüde, yarısı Çin ve
Hindistan olmak üzere OECD dışı ülkelerden kaynaklanmaktadır. Özellikle OECD
dışı ülkelerde kömüre dayalı elektrik üretimi ağırlığını devam ettirmektedir. OECD
ülkelerinde ise kömüre dayalı üretim azalmakta olup, 2035 yılına kadar yenilenebilir
enerji kaynaklarına dayalı üretimin kömüre dayalı üretimin önüne geçeceği tahmin
edilmektedir.
Küresel olarak yenilenebilir kaynaklara dayalı elektrik üretiminin, üretim bileşimindeki payının 2035 yılında %31 dolaylarına yükseleceği öngörülmektedir. OECD ülkelerinde yenilenebilir-enerji kaynaklarının payının artması çoğunlukla rüzgar(%47),
biyoenerji (%16), güneş (%15) ve hidrolik enerji (%11) kaynaklıdır. OECD dışı ülkelerde hidrolik enerji, yenilenebilir enerji üretimindeki artışın %42’sini oluştururken,
rüzgar enerjisi %25, biyoenerji %16 ve güneş enerjisi %10 oranları ile bu artışta
önem kazanmaktadır.
Dünya elektrik üretiminde kurulu güç 2011 yılı itibariyle tahmini olarak, 5,549.2
GW’ tır. Küresel ölçekte 2035 yılı sonuna kadar mevcut dünya kurulu kapasitesinin
üzerinde 5,890 GW’ lık ilave kapasiteye gerek duyulacağı tahmin edilmektedir.
Dünya elektrik üretiminde kurulu güce eklenecek ilave kapasitenin, üçte birini kullanımdan kaldırılacak santraller yerine yapılacak yenileme yatırımları, üçte ikisini
ise artan elektrik talebini karşılamak için yapılacak komple yeni yatırımlar oluşturmaktadır. 2015 yılına kadar yenilenebilir enerji kaynaklı santrallere 3,000 GW ve doğalgaz kaynaklı santrallere 1,400 GW yatırım yapılacağı düşünülmektedir.
47
MAKALE
Dünya elektrik sektörü için toplam yatırım ihtiyacının, 2012-2023 döneminde 16.9
trilyon USD olduğu tahmin edilmektedir. Bu yatırım tutarının beşte ikisi elektrik
şebekeleri, beşte üçü de üretim kapasitesi yatırımları için gerekmektedir. Üretim
kapasitesi yatırımlarının, %22’si rüzgar, %16’sı hidrolik enerji ve %13’ü güneş enerjisi olmak üzere %60’tan fazlası yenilenebilir enerji kaynaklarına yöneliktir.
Küresel ölçekte modern biyoenerjiye yönelik birincil enerji talebinin (ulaşım için
biyokütle hammaddelerinden elde edilen ürünler, biyoyakıtlar ve elektrik, ısı üretimi için biyogaz), 2035 yılına kadar yaklaşık iki katına kadar çıkacağı tahmin edilmektedir. Küresel biyoenerji kaynakları tahmin edilen talebi karşılamak için yeterli olmakla birlikte bunun için sürdürülebilir arazi kullanımı yönetimi de gerekmektedir. Dünyada 2035 yılında biyoenerji talebinin en fazla, endüstriyel ve konut
ısı kullanımında yaklaşık dünya talebinin yarısını kapsayan AB ülkelerinde olacağı, talep artışında ABD ve Brezilya’nın da AB ülkelerini izleyeceği tahmin edilmektedir.
Dünya elektrik üretiminde yenilenebilir enerji kaynaklarından üretim, halen fosil
yakıt kaynaklı enerji üretimine göre daha pahalıdır. Bu durum da yenilenebilir
enerji sektöründe üretim artışını sağlamak için yenilenebilir enerji sübvansiyonlarını zorunlu hale getirmektedir. Yenilenebilir enerji sübvansiyonları 2011 yılında
2010 yılına göre %24 oranında artarak 88 milyar USD olmuştur. Bu artış, özellikle
Almanya ve İtalya olmak üzere AB ülkelerinde fotovoltaik güneş sistemlerinin
yaygınlaşması sonucu gerçekleşmiştir. Dünya enerji görünümünün son döneminde AB ve Çin’deki rüzgar santralleri gibi bazı yenilenebilir enerji teknolojilerinin
rekabetçi olmasına rağmen, yenilenebilir enerji alanında hızlı gelişme kaydedebilmek için sübvansiyonların, 2035 yılında, yaklaşık 180 milyar USD’ ı elektrik ve
kalanı biyoyakıtlar için olmak üzere 240 milyar USD düzeyinde olması gerektiği
tahmin edilmektedir. Yenilenebilir enerji kaynaklı elektrik üretimi için verilen
sübvansiyonlar, 2012-2023 döneminde 3,5 trilyon USD olarak gerçekleşecek olup,
bu tutarın %25’inden fazlası mevcut durumda kurulu kapasiteye taahhütlerle bağlanmıştır, %70’i ise 2020 yılına kadar verilecektir.
3.TÜRKİYE’DE ENERJİ SEKTÖRÜ
Türkiye’de ana enerji kaynakları, başta linyit olmak üzere kömür ve hidrolik enerjidir. Ancak enerjide dışa bağımlı olan Türkiye’de, elektrik üretiminde yerli kömürün payı düşerken daha çok ithal edilen doğalgaz daha fazla kullanılır hale gelmiştir.
Fosil yakıtların fiyatlarındaki artış eğilimi, iklim değişikliği eksenli kaygılar ve
uzun dönemli potansiyel kaynaklar birlikte düşünüldüğünde, dünya genelinde
yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelim artmıştır. Türkiye de özellikle hidrolik,
rüzgar, güneş, jeotermal ve biokütle olmak üzere önemli miktarlarda yenilenebilir
enerji kaynaklarına sahiptir. Türkiye’de yenilenebilir enerji kaynakları potansiyel
olarak kömürden sonra ikinci sırada gelmektedir.
48
MAKALE
Türkiye’de yenilenebilir enerji üretiminde en önemli pay hidroelektrik enerjiye
aittir. Rüzgar, jeotermal, biyoenerji ve güneş enerjisinin payı henüz az olmakla
birlikte artması beklenmektedir.
Türkiye’de 2012 yılı itibariyle 239,496.8 GWh olan elektrik üretiminin %73’ü termik, %24.2’si hidrolik ve %2.8’i rüzgar ve jeotermal gibi yenilenebilir enerji kaynaklarından üretilmiştir. Türkiye elektrik enerjisi toplam kurulu gücü 2012 yılı itibariyle 57,059.4 MW’ tır. Kurulu gücün %61.38’i termik, %34.37’si hidrolik ve %
4.25’i rüzgar+jeotermal santrallerden oluşmaktadır. TEİAŞ tarafından yapılan projeksiyonlara göre, inşa halindeki kamu ve özel sektör projeleri ve lisans almış olup
işletmeye giriş tarihleri belirsiz projelerle birlikte ve 2019 yılından itibaren nükleer
santralin de devreye gireceği varsayımı ile kurulu gücün 2021 yılında 95,769
MW’a ulaşacağı tahmin edilmektedir. Elektrik üretiminde kurulu kapasitede artışlara paralel olarak, şebeke genişleme ve yenileme yatırımları ile özelleştirme
uygulamaları , özel sektöre dayalı bir elektrik piyasası oluşturma hedefi ile birlikte
değerlendirildiğinde , elektrik üretimi yerli ve yabancı özel sektör yatırımcıları
için geniş yatırım olanaklarının bulunduğu bir sektör olarak değerlendirilmektedir.
Türkiye enerji sektörünün yatırım ortamının değerlendirilmesinde, önemli bir husus, Türkiye’deki mevzuatın Avrupa Birliği müktesebatı ile uyumlu gelişme göstermesidir. Sözkonusu uyum, 2007 Enerji Başlığı Tarama Raporu ve 2010 Türkiye
İlerleme Raporu ile tescil edilmiştir.
Türkiye enerji sektöründe, yatırım ortamını çekici kılan önemli bir faktör de,
Türkiye’nin bölgesel işbirliği projelerindeki yeri ve enerji güvenliği bağlamında
coğrafi olarak birincil enerji kaynaklarına erişim kolaylığına sahip olmasıdır. Türkiye coğrafi konum olarak, dünya petrol ve doğal gaz rezervlerinin önemli bir bölümüne sahip olan Orta Doğu ve Rusya’nın da içinde yer aldığı Hazar Havzası
kaynaklarına yakın olup, rezerv sahibi ülkelerle, doğu ve batı arasında enerji köprüsü olma durumunda, stratejik bir konumdadır. Türkiye, içinde yer aldığı bölgede mevcut ve potansiyel enerji projelerinin birçoğunda yer almakta, enerji köprüsü olma stratejisi ile uyumlu olarak bölgesel işbirliği oluşturma yolunda çalışmalara devam edilmektedir. Bakü-Tiflis-Ceyhan Ham Petrol Boru Hattı, elektrik sisteminin Avrupa elektrik sistemi ile enterkonnekte olması ve Türkiye-Yunanistanİtalya doğal gaz bağlantısı ve Azerbaycan doğal gazını hem Türkiye hem de Batı
pazarlarına taşıyacak Anadolu Geçişli Trans Anadolu Doğal Gaz Boru Hattı
(TANAP) ve Trans Adriyatik Doğal Gaz Boru Hattı (TAP) gibi projeler bu çalışmalara örnek teşkil etmektedir.
49
MAKALE
4.TÜRKİYE ELEKTRİK PİYASASI VE MEVZUATININ GELİŞİMİ
Türkiye, 1980’li yılların başından itibaren elektrik piyasasında serbestleşmeyi hedefleyen bir sürecin içerisindedir. Elektrik piyasasına özel sektörün katılımına yönelik gelişmeler, Avrupa Birliği’ne üyelik hedefi ile de birleştirilmiş, buna bağlı
olarak Türkiye AB müktesebatı ile uyumlu olarak elektrik piyasasında tam serbestleşmeye karar vermiştir. Bu kapsamda , serbest elektrik piyasasının hukuki çerçevesini belirleyen, 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu 03.03.2001 tarihinde yürürlüğe girmiş, sözkonusu kanunla tanımlanan hukuki çerçeve ile elektrik arzındaki
tekelci yapı kaldırılmıştır. Enerji sektöründe düzenleyici ve denetleyici bir kurum
olarak 2001 yılında Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) kurulmuştur.
EPDK’nın amacı, elektrik, doğal gaz, petrol ve LPG’nin yeterli, kaliteli, sürekli, düşük maliyetli ve çevreyle uyumlu bir şekilde tüketicilerin kullanımına sunulması
için , rekabet ortamında özel hukuk hükümlerine göre faaliyet gösterebilecek, mali açıdan güçlü, istikrarlı ve şeffaf bir enerji piyasasının oluşturulması ve bu piyasada bağımsız bir düzenleme ve denetimin sağlanması olarak belirtilmektedir. Bağımsız bir düzenleyici üst kurum olarak olarak EPDK, piyasaya giriş ve çıkışların
kayıt altına alınması amacıyla lisanslandırma, tekel konumunda olan şebekelere
erişimin eşit taraflar arasında ayrım gözetilmeksizin sağlanması amacıyla düzenleme, tekel karlarına fırsat verilmemesi amacıyla tarifelendirme ve piyasa kurallarına uyulup uyulmadığını saptamak amacıyla denetleme ve gerektiğinde idari para
cezası ve/veya idari yaptırım uygulama yetkilerine haizdir.
Elektrik sektöründe, 2004 yılında yayımlanan Elektrik Enerjisi Sektörü Reformu ve
Özelleştirme Strateji Belgesi’nin yarattığı ivme ile dağıtım varlıklarının özelleştirilmesinde büyük ilerleme kaydedilmiş olup, üretim tesislerinin özelleştirme işlemleri ise belirlenen program çerçevesinde devam etmektedir.
14.03.2013 tarihinde ise 6446 sayılı yeni Elektrik Piyasası Kanunu çıkarılmıştır. Yeni Elektrik Piyasası Kanunu ile lisanssız elektrik üretiminin yolu açılmış olup, bu
kanunda elektrik piyasası faaliyetleri, üretim, iletim, dağıtım, toptan satış, perakende satış, piyasa işletim, ithalat ve ihracat faaliyetleri olarak sayılmaktadır. Piyasa faaliyetlerinin yürütülebilmesi için alınması gereken lisans türleri ise üretim
lisansı, dağıtım lisansı, tedarik lisansı ve piyasa işletim lisansıdır.
02.10.2013 tarihli Elektrik Piyasasında Lisanssız Elektrik Üretimine İlişkin Yönetmelik ile de yeni dönemde, uygulamadaki usul ve esaslar belirlenmiştir. Yönetmeliğin amacı, birinci maddede ‘’Elektrik piyasasında, tüketicilerin elektrik ihtiyaçlarının tüketim noktasına en yakın üretim tesislerinden karşılanması, arz güvenliğinin sağlanmasında küçük ölçekli üretim tesislerinin ülke ekonomisine kazandırılması ve etkin kullanımının sağlanması, elektrik şebekesinde meydana gelen kayıp
miktarlarının düşürülmesi amacıyla lisans alma ile şirket kurma yükümlülüğü olmaksızın, elektrik enerjisi üretebilecek gerçek veya tüzel kişilere uygulanacak usul
ve esasların belirlenmesidir.’’ şeklinde ifade edilmiştir.
Yeni Kanun ve Yönetmelik ile elektrik piyasasında, önlisans ve lisans alma ile şirket kurma yükümlülüğünden muaf olarak kurulabilecek üretim tesisleri şunlardır:
50
MAKALE
 İmdat grupları,
 İletim ya da dağıtım sistemiyle bağlantı tesis etmeden izole çalışan üretim tesisleri,
 Kurulu gücü 1 MW veya Kanunun 14. maddesi çerçevesinde Bakanlar Kurulu
kararı ile belirlenmiş kurulu güç üst sınırına kadar olan yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı üretim tesisleri,
 Ürettiği enerjinin tamamını iletim veya dağıtım sistemine vermeden kullanan,
üretimi ve tüketimi aynı ölçüm noktasında olan, yenilenebilir enerji kaynaklarına
dayalı üretim tesisleri,
 Bakanlıkça belirlenecek verimlilik değerini sağlayan kategorideki kojenerasyon
tesisleri,
 Mikrokojenerasyon tesisleri,
 Belediyelerin katı atık tesisleri ile arıtma tesisi çamurlarının bertarafında kullanılmak üzere kurulan üretim tesisleri,
 Sermayesinin yarısından fazlası doğrudan veya dolaylı olarak belediyeye ait
olan tüzel kişilerce, belediyeler tarafından işletilen su isale hatları ile atık su isale
hatları üzerinde teknik imkanın olması ve DSİ tarafından uygun bulunması halinde kurulan üretim tesisleri.
Enerji piyasasında yeni yönetmelikle sektörde yaşanan en önemli gelişmenin lisanssız üretim sınırının 1 MW’a yükseltilmiş olması ifade edilirken, enerji piyasası
aktörlerinin özellikle yenilenebilir enerjide yeniden yatırım planlamalarına başladığı belirtilmektedir.
Yeni yönetmeliğe göre, lisanslı üretim ve lisanssız üretim arasında geçişler serbest
bırakılmış olup, lisanssız üretim tesisleri de enerji alım garantisi alabileceklerdir.
Elektrik piyasasında, yeni kanun ile birlikte yenilenebilir enerjide yatırım projelerinde artışlar başlamıştır. Lisanssız Elektrik Üretim Derneği’nin bilgilerine göre,
20.05.2013 tarihi itibariyle toplam 980 adet lisanssız elektrik üretimi başvurusu yapılmış, başvuruların 659’u olumlu sonuçlanmıştır. Toplam elektrik üretim kapasitesi 249 MW olan olumlu başvuruların dağılımı ise %24 rüzgar, %46 güneş, %1 biyokütle, %18 kojenerasyon, %1 hibrit ve %10 hidrolik enerji şeklindedir. Devlet Su
İşleri’nin konu ile ilgili kendi mevzuatındaki değişiklikleri tamamlamasını takiben
lisanssız HES potansiyelinin de artması beklenmektedir.
Yeni yönetmelikle , rüzgar enerjisi alanında ürün seçenekleri artmakta, 2.5-3
MW’lık rüzgar santrallerinin lisanssız elektrik üretimi kapsamında kurulumu sözkonusu olmaktadır. Güneş enerjisinde ise aynı alanda daha fazla kurulum yapılması ile satın alma maliyetlerinin düşmesi, işletme, bakım ve izleme maliyetlerinin
daha ekonomik olması beklenmektedir.
51
MAKALE
Yeni kanun ve yönetmelikle birlikte özellikle yenilenebilir enerji yatırımlarında
artışların olması, enerji alanında finansman faaliyetlerinde de artış beklentisini
beraberinde getirmektedir. Yeni yönetmelikte finans kuruluşlarının sektöre daha
kolay kredi verebilecekleri değişiklikler sözkonusudur. Yönetmeliğin 29. maddesi
4. fıkrasına göre, lisanssız üretim kapsamındaki bir üretim tesisi için bankalar ve/
veya finans kuruluşları tarafından sınırlı veya gayri kabili rücu proje finansmanı
sağlanması halinde, sözleşme hükümleri gereği, bankalar ve/veya finans kuruluşları ilgili şebeke işletmecisine gerekçeli olarak bildirimde bulunarak, öngörülen
şartlar çerçevesinde başka gerçek veya tüzel kişiye ilgili üretim tesisine ilişkin tüm
yükümlülükleri üstlenmek şartıyla üretim tesisinin devredilmesini ve ilgili gerçek
veya tüzel kişi ile bağlantı ve sistem kullanım anlaşması imzalanmasını talep edebilir.
Yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı elektrik enerjisi üretiminin teşvik edilmesi
amacıyla, üretim lisansı sahibi tüzel kişilere yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı üretim tesisleri için Yenilenebilir Enerji Kaynak Belgesi verilmesi ile 5346 sayılı
Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına
İlişkin Kanun kapsamında işletilecek YEK Destekleme Mekanizmasının kuruluşu
ve işleyişini düzenlemek amacıyla kamu tüzel kişilerinin görev ve yetkileri ile ilgili
gerçek ve tüzel kişilerin hak ve sorumluluklarına ilişkin usul ve esasları kapsayan
Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Belgelendirilmesi ve Desteklenmesine İlişkin
Yönetmelik 01.10.2013 tarih ve 28782 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanmıştır. 5346
sayılı Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına İlişkin Kanun ile 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu’nun hükümlerine dayanılarak hazırlanan yönetmelikle, gerek lisanslı gerekse lisanssız yenilenebilir
enerji kaynaklarına dayalı elektrik üretiminin teşvikini amaçlayan usul ve esaslar
belirlenmiştir.
5. ENERJİ BORSASI
6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu’na göre enerji sektöründe serbest bir platform
oluşturma amacına yönelik olarak, enerji borsasının oluşturulmasında mevzuat
hazırlıkları tamamlanmış olup, Enerji Piyasaları İşletme A.Ş. (EPİAŞ)’ nin 2014
yılında faaliyete geçmesi beklenmektedir. EPİAŞ, 60 milyon TL sermaye ile kurulacak olup, %30 hissesi TEİAŞ’a, %30 hissesi Borsa İstanbul’a ve %40 hissesi de
EPİAŞ’ ta yer alacak piyasa katılımcıları özel şirketlere ait olacaktır.
Enerji Borsası’nın kurulması ile Türkiye’nin enerji konusunda uluslararası enerji
fiyat mekanizması içerisinde yer alması ve etkin, sürdürülebilir ve sağlıklı bir fiyat
mekanizmasının oluşması beklenmektedir. Enerji piyasasına daha fazla likidite ve
şeffaflık getirmesi beklenen EPİAŞ öncelikle Türkiye Elektrik İletim A.Ş. (TEİAŞ)
alanında faaliyet gösteren Elektrik Piyasası Dairesi’nin spot piyasa faaliyetlerini
üstlenerek yapılanacaktır. Elektrik piyasasında EPİAŞ’ ın, yönetişim, piyasa gözetimi ve spot piyasa verilerinin gösterge fiyatlara dönüşümü konularında önemli rol
üstlenmesi ve kısa vadede gaz da dâhil olmak üzere enerji piyasasının işletmecisi
olması beklenmektedir.
52
MAKALE
Gelişmiş ülkelerde EPİAŞ benzeri platformların fazla olduğu görülmekte, Türkiye’de ise henüz bu tarz piyasanın oluşmamış olması nedeni ile elektrik ve doğalgaz fiyatları arasında güçlü bir ilişki sağlanamadığı vurgulanmaktadır. Enerji Borsası’nın kurulması ile gün içi eş zamanlı enerji ticareti ile toptan satış şirketlerine,
üreticilere ve özellikle yenilenebilir enerji alanındaki piyasa katılımcılarına daha
etkin avantajlar sağlanması ve büyük sanayi kuruluşlarının piyasa fiyatlarını gözlemleyerek hem sistem dengesine katkı sağlamaları hem de kendilerine finansal
anlamda getiri sağlamaları, enerji sektöründeki beklentilerdir.
Türkiye’de elektrik piyasası, önümüzdeki dönemde kapasite artırımlarının karşılanması, kapasite artışına paralel olarak şebeke genişleme ve yenileme yatırımları
ile özelleştirme uygulamaları ve özel sektöre dayanan bir elektrik piyasası oluşturma hedefi ile birlikte düşünüldüğünde, iç ve dış özel yatırımcılar için oldukça çekici ve geniş yatırım olanaklarının bulunduğu bir piyasa görünümü arz etmektedir.
SONUÇ
Türkiye’de enerji sektöründe 2013 yılında görülen önemli bir gelişme, 14.03.2013
tarihli 6446 sayılı yeni Elektrik Piyasası Kanunu ve 02.10.2013 tarihli Elektrik Piyasasında Lisanssız Elektrik Üretimine İlişkin Yönetmeliğin çıkarılmasıdır. Yeni
Elektrik Piyasası Kanunu ile lisanssız elektrik üretiminin yolu açılmış olup, bu kanunda elektrik piyasası faaliyetleri, üretim, iletim, dağıtım, toptan satış, perakende satış, piyasa işletim, ithalat ve ihracat faaliyetleri olarak sayılmaktadır.
02.10.2013 tarihli Elektrik Piyasasında Lisanssız Elektrik Üretimine İlişkin Yönetmelik ile de yeni dönemde, uygulamadaki usul ve esaslar belirlenmiştir. Yeni yönetmeliğe göre, lisanslı üretim ve lisanssız üretim arasında geçişler serbest bırakılmış olup, lisanssız üretim tesislerinin de enerji alım garantisi alabilecekleri belirtilmiştir.
6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu’na göre enerji sektöründe serbest bir platform oluşturma amacına yönelik olarak, enerji borsasının oluşturulmasında mevzuat hazırlıkları tamamlanmıştır. Enerji Piyasaları İşletme A.Ş. (EPİAŞ)’ nin 2014
yılında faaliyete geçmesi beklenmektedir. Enerji Borsası’nın kurulması ile Türkiye’nin enerji konusunda uluslararası enerji fiyat mekanizması içerisinde yer alması ve etkin, sürdürülebilir ve sağlıklı bir fiyat mekanizmasının oluşması beklenmektedir.
Sonuç olarak, elektrik üretiminde kurulu kapasitede artışlara paralel olarak, şebeke genişleme ve yenileme yatırımları ile özelleştirme uygulamaları , özel sektöre
dayalı bir elektrik piyasası oluşturma hedefi ve bu hedefe yönelik gerçekleşmeler
birlikte değerlendirildiğinde , enerji sektörü ve elektrik üretimi yerli ve yabancı
53
MAKALE
özel sektör yatırımcıları için geniş yatırım olanaklarının bulunduğu bir sektör olarak değerlendirilmektedir. Enerji sektöründe, talep ve arzda görülen gelişmeler ve
beklentilerle birlikte, yeni kanun ve yönetmeliğin yürürlüğe girmesinin ardından
özellikle yenilenebilir enerji yatırımlarında artışların görülmesi, enerji alanında finansman faaliyetlerinde de artış beklentisini beraberinde getirmektedir.
KAYNAKLAR

World Energy Outlook 2012, International Energy Agency, TÜSİAD 40 İşbirliği ile Türkiye Tanıtımı.

Türkiye Elektrik Enerjisi 10 Yıllık Üretim Kapasite Projeksiyonu (2012-2021)
Türkiye Elektrik İletim AŞ APK Dairesi Başkanlığı, Aralık 2012.

Enerji Yatırımcısı El Kitabı 2012, EPDK .

Elektrik Piyasasında Lisanslar ve Faaliyetler, 6446 Sayılı Kanun Sonrası Durum, Hasan ALMA, Enerji Piyasası Bülteni, Enerji Uzmanları Derneği, Haziran-Ağustos 2013, Sayı:27-28.

Sektör Sınırsız Üretimin Önünü Açan Yönetmelikle Büyüyecek, Bilge ÇOLAK,
ENERJİ Dünya Gazetesi Sektör Araştırması, Kasım 2013.

Enerji Sektörü, Filiz KESKİN, Erdal ERTUĞRUL, Türkiye Kalkınma Bankası
A.Ş., Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Müdürlüğü, Haziran 2009, Ankara.

Cumhuriyet Gazetesi, 18.12.2013.

http://www.etkb.gov.tr

http://www.epdk.gov.tr

http://www.teias.gov.tr

http://www.botas.gov.tr

http://www.lisanssızelektrik.org

http://www.elektrikport.com

http://enerjigunlugu.net
54
İNSAN KAYNAKLARI DAİRE BAŞKANLIĞI
BASIN HABERLERİ
PERSPEKTİF
DERGİSİ
OCAK ŞUBAT
2014
“BURSA TİCARET
VE SANAYİ ODASI/
DEMİRTAŞ OSB
( DOSAB ) YAYINI”
55
İNSAN KAYNAKLARI DAİRE BAŞKANLIĞI
BASIN HABERLERİ
56
İNSAN KAYNAKLARI DAİRE BAŞKANLIĞI
EĞİTİM FAALİYETLERİ
KURUM İÇİ MESLEKİ
KURUM DIŞI -YURT İÇİ
EĞİTİMLERİ
OCAK-ŞUBAT-MART 2014
57
İNSAN KAYNAKLARI DAİRE BAŞKANLIĞI
EĞİTİM FAALİYETLERİ
“İŞ YAŞAMINDA PROTOKOL, GÖRGÜ KURALLARI”
EĞİTİMİ
2014 Yılı Eğitim Hizmetiçi Eğitim Programı kapsamında; 18-19
Şubat 2014 tarihlerinde, İnsan Kaynakları - Kurumsal İletişim
Danışmanı, Eğitmen Özlem YURDANUR ÖZGENÇ’in sunumu
ile “İŞ YAŞAMINDA PROTOKOL, GÖRGÜ KURALLARI” konulu eğitim, Bankamız Seminer Salonunda gerçekleştirilmiştir.
Bankamız Şirket personeli de dahil olmak üzere farklı birimlerden 32 kişinin katılımıyla gerçekleştirilen söz konusu seminerde;
1. BÖLÜM: İŞ YAŞAMINDA SAYGI VE PROFESYONLİK:
a) İlişkilerin temeli saygı
b) İş odaklılık, sorumluluk duygusu ve işi sonuçlandırma
c) İşin hakkını vermek
d) Profesyonel davranış ve profesyonel görünmek
e) Nezaket ve saygı temelli ilişkiler
2. BÖLÜM: İŞ HAYATINDA İLETİŞİM :
a) İletişim için ön hazırlık, zihnimizi önyargılardan arındırmak,
b) Dinleme becerisi
c) İletişimin önündeki engeller
d) İletişimin kolaylaştırıcıları
e) İş yaşamında farklı kişiliklerle diyalog
f) Yapıcı dil kalıpları ile geribildirim
g) İşyerinde iletişim
h) Telefonla iletişim kurma becerileri
3. BÖLÜM: İŞYERİNDE İLİŞKİLER VE PROTOKOL KURALLARI:
a) Çalışanlar arası ilişkiler
b) Yönetici ile ilişkiler
c) Yönetici ile diyalog nasıl olmalı?
d) Makam ziyareti, üst yöneticiye bilgi verme makamda davranış
e) Randevular
f) Cep telefonları
4. BÖLÜM: İŞ HAYATINDA DAVRANIŞLAR VE GİYİM KUŞAM :
a) Sözsüz iletişimin gücü: Beden dili
58
İNSAN KAYNAKLARI DAİRE BAŞKANLIĞI
EĞİTİM FAALİYETLERİ

Beden, duruş, temel hareketler

Jest ve mimikler

Renkler ve etkileri
b) İş hayatında giyim kuşam

Yapılan iş ve giyim uyumu

İşyerinde giyim kuralları uygulanmasının nedenleri

Çalışan giyiminde temel kurallar
5. BÖLÜM: OFİS YÖNETİMİ VE SEKRETERLİK BECERİLERİ
a) Yönetici Asistanından ne bekler?

Yönetici gibi düşünebilmek

Yöneticinin ihtiyaçlarını doğru analiz etmek

Çözüm üretmek

Proaktif- stratejik düşünce
b) İş yönetimi

İş dağıtımı

Kaynak kullanımı

Çalışma masası

Gelen Belgeleri saklama

Dosyalama Teknikleri ve Dokümantasyon

Arşivleme

Ajanda yönetimi (ziyaretçiler – toplantılar)

Not Alma

Toplanti Organizasyonlari
 Katilimcilara Bildirme
 Toplantı Planlama

İs Yemeği Organizasyonları

Seyahat Organizasyonu

Davetiye Metni Hazırlanması ve Cevap Yönetimi

Misafirlerin yanında iletişim

Misafir Karşılama ve Uğurlama (Üst Düzey Devlet Yöneticilerini
Karşılama, Uçak Karşılatma, Konvoy Karşılatma, Yabancı Misafirleri Karşılama vb. )

Zihin
Haritaları
konuları uygulamalı olarak ele alınmıştır.
59
İNSAN KAYNAKLARI DAİRE BAŞKANLIĞI
EĞİTİM FAALİYETLERİ
MÜŞTERİ STRATEJİSİ
VE
KANAL YÖNETİMİ
SEMİNERİ
“Müşteri Stratejisi ve Kanal Yönetimi” konulu Eğitim Programı,20 Şubat 2014
tarihinde Seminer Salonumuzda ; Ticari Pazarlama, İş Ürün ve Planlama ve Kurumsal Pazarlama Daire Başkanlığı personelinden oluşan toplam 11 kişinin katılımıyla gerçekleşmiştir.
Bu Eğitimde,

Stratejik Düşünme ve İnovasyon,

Stratejik Pazarlama ve Müşteri Odaklılık,

Altenatif Dağıtım Kanalları Pazarlama ve Satış,

Alternatif Kanallar ve Kullanım Örnekleri
Doç.Dr. Cüneyt Dirican tarafından aktarılmıştır.
60
İNSAN KAYNAKLARI DAİRE BAŞKANLIĞI
EĞİTİM FAALİYETLERİ
MALİ ANALİZ TEKNİKLERİ VE
KREDİLENDİRME SÜRECİ
SEMİNERİ
2014 Hizmetiçi Eğitim Programı kapsamında Mali Analiz Teknikleri ve Kredilendirme Süreci Seminer 18 kişinin katılımıyla 25 – 27
Şubat 2014 tarihlerinde eğitim salonumuzda gerçekleştirilmiştir.
Finansal tabloların analiz yöntemleri ve kredi paketi hazırlama
süreci konularında bilgi verilmesi amaçlanan seminerde;
ilk iki gün:

Bilanço Gelir Tablosu Aktarma Arındırma İşlemleri,

Krizin Mali Tablolara Etkisinin Yorumlanması, Konsolide
Mali Tabloların Hazırlanma Özellikleri,

İnşaat Firmaları Finansal Tablolarının Özellikleri ve İnceleme Farklılıkları ile Finansal Tablolar Analiz Yöntemleri konuları işlenmiş,
üçüncü gün ise

Kredi Paketi Hazırlama Süreci, Standart Kredi Paketi Hazırlanması
konuları uygulamalı olarak grup çalışması ile işlenen konular Mali Analiz Uzmanı ve Danışman Nurten DÜZGÜN SÖNMEMİŞ tarafından aktarılmıştır.
61
İNSAN KAYNAKLARI DAİRE BAŞKANLIĞI
EĞİTİM FAALİYETLERİ
2014
UZMAN YARDIMCILARI
EĞİTİM PROGRAMI
2014 Uzman Yardımcıları Eğitim Programı,
Uzman
Yardımcılığı
sınavı sonucunda başarılı olan ve Şubat 2014
tarihinde Bankamızda
göreve başlayan 7 yeni
uzman yardımcısının
katılımıyla 10 - 28 Mart
2014 tarihleri arasında eğitim salonumuzda gerçekleştirilmiştir.
İlk hafta Kalkınma Bankacılığı gibi genel giriş konuları ile Bankamız birimlerinin tanıtımları, ÇYS, Mali Suçlar Mevzuatı, Bilgi Güvenliği ve EBYS Sistemi
konuları işlenmiş,
ikinci hafta, İş Hayatına İlk Adım, , Ticaret Kanunu, Bankacılık Kanunu, Genel Muhasebe, Vergi Mevzuatı konuları Özlem Yurdanur ÖZGENÇ, Turgut
Özal Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet BATTAL, TOBB ETU
Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zafer SAYAR, Maliye Bakanlığı Vergi Müfettişi Cüneyt TÜRKMEN ile Bankamız Uzman ve Yöneticileri tarafından anlatılmıştır.
Sonraki bir haftada ise : Bankamız uzmanlarının anlatımıyla Yatırım Projelerinin Değerlendirilmesi konuları örnek olaylarla uygulamalı olarak işlenmiştir.
62
İNSAN KAYNAKLARI DAİRE BAŞKANLIĞI
SOSYAL FAALİYETLERİ
KIZILAY KAN BAĞIŞI KAMPANYASI
Kızılay Kan Merkezi tarafından
organize edilen ve Bankamızda;
07 Ocak 2014 tarihinde Necatibey Cad. 7. Kat Seminer Salonunda; 08 Ocak 2014 tarihinde
ise İzmir Caddesi Sergi Salonunda gerçekleştirilen “Kan Bağışı Kampanyası’ na, 29 kişi
kan vererek destekte bulunmuştur.
63
KREDİ PAZARLAMA FAALİYETLERİ
KALKINMA GAZİANTEP ENERJİ ZİRVESİNDE
21.02.2014 tarihinde Gaziantep’te düzenlenen ve açılışı, T.C. Bilim, Sanayi
ve Teknoloji Bakanı Sn. Fikri IŞIK tarafından yapılan Gaziantep Enerji Zirvesi’nde, moderatörlüğünü Hürriyet
Gazetesi çalışanlarından Sn. Merve
ERDİL’ in yaptığı enerji projelerinin
finansmanıyla ilgili panele, Bankamız Kurumsal Pazarlama Daire Başkanı Sn. Hasan ÜSKÜPLÜ panelist olarak katılmıştır.
İlgili zirveye katılan katılımcılar/
yatırımcılar ; Ticari Pazarlama Daire Başkanlığı Uzmanı Sedat ALAN ve Kurumsal
Pazarlama Daire Başkanlığı Uzman Yardımcısı Sevilay KÜRKLÜOĞLU tarafından
bilgilendirilmiştir.
GÜMTOB TOPLANTISINA KATILDIK.
Kurumsal Pazarlama Daire Başkanı Sayın Hasan
ÜSKÜPLÜ ve Ayşegül AS, Güney Marmara Turistik
Otelciler ve İşletmeciler Birliği’ nin (GÜMTOB),
12.03.2014 tarihinde Bursa’da düzenlemiş olduğu ve
Birliğe üye Kütahya, Bilecik, Yalova, Bursa, Eskişehir, Afyon, Balıkesir, Çanakkale illerinden otel sahiplerinin katıldığı “Sektör Bilgilendirme Toplantısı” na katılmışlardır.
Söz konusu toplantıda, Bankamız kredi portföyünde
yer alan ve turizm sektöründe faaliyet gösteren mevcut firmaların otellerindeki modernizasyon, tevsi ve
enerji verimliliğine yönelik yatırımlarını finanse edebilecek olan kaynaklarımız ve kullandırım koşullarımız hakkında bir sunum yapılmıştır. İlginin yoğun
olduğu toplantı da gelen sorular cevaplandırılmıştır.
Ayrıca Birliğin 02.04.2014 tarihinde Eskişehir’de düzenleyeceği aynı içerikli toplantıya kredi kaynaklarımız hakkında bilgilendirme
yapmak üzere davet edildik.
64
İŞ ÜRÜN VE PLANLAMA DAİRE BAŞKANLIĞI
PROJE VE FİNANS DÜNYASI
ULUSLARARASI PROJELER
Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Petrol ve Doğal Kaynakları Bakanlığı, merkezi hükümetin itirazlarına karşın Türkiye'ye ham petrol göndermeye başladıklarını duyurdu. IKBY Petrol ve Doğal
Kaynakları Bakanlığı açıklamasında,
Türkiye'ye petrol akışının Ocak ayının
ilk günlerinde başladığı, petrolün Bağdat'ı atlayarak, yeni inşa edilen boru hattıyla Ceyhan'a sevk edildiği belirtildi.
Ülkede merkezi hükümetle bölgesel yönetim, petrol ve doğal kaynaklar konusunda
anlaşmazlık yaşarken, Bağdat, uluslararası piyasalarda ticarete hükmetme ve ham
petrol ihracatı planlarını oluşturmak için tek hakka sahip olduğunu, bölgesel yönetimse anayasanın verdiği hakla kendi bölgesel yönetimleri hususunda sözü edilen
haklara kendilerinin sahip olduğunu savunuyor.
ABD işgalinden bu yana, bölgesel yönetim yabancı şirketlerle onlarca petrol anlaşması imzalarken, merkezi hükümet ise anlaşmaların yasadışı olduğunu iddia ediyor.
İhracatın Şubat ayında 4 milyon varile, Mart ayında ise 6 milyon varile çıkması
beklenirken Aralık ayının hedefi 10-12 milyon varil seviyelerinde bulunuyor.
Irak, yıllar süren savaş ve ambargonun ardından kendi petrol ve gaz rezervlerini
geliştirmeye çalışırken, 2008'den sonra ülkede güvenliğin iyileşmesine paralel olarak aralarında ABD'den Exxon Mobil, İngiltere'den BP ve Fransa'dan Total'in de
bulunduğu yabancı enerji firmalarıyla bir düzineden fazla anlaşma imzalandı.
Böylelikle günlük petrol üretimi 2,4 milyon varilden 3 milyon varile çıkarken ihracat da günlük yaklaşık 2 milyon varilden 2,4 milyon varile yükseldi.
http://www.cnnturk.com/turkiye/kuzey-iraktan-petrol-akisi-basladi
İsviçre'nin finans kuruluşu UBS'nin araştırmasına göre, Irak Kürdistan bölgesinden
boru hattı ile Türkiye'ye ihraç edilen petrolden Irak yılda 9 milyar dolar gelir elde
edecek. Gelirin en az üçte biri Kürt bölgesine aktarılacak. Türkiye'nin kazancı ise 3
milyar doları bulacak.
Raporda, geçtiğimiz yıl boru hattı ile Türkiye'ye akıtılan petrolün Türkiye, Irak
ve Kürdistan bölgesine ciddi bir ekonomik katkı sağlayacağı kaydedildi. Merkezi
Irak Hükümeti'nin Kürdistan Bölgesi Hükümeti'yle birlikte sevkiyattan yaklaşık 9
milyar dolar kazanabileceğine vurgu yapılan raporda düzenli sevkiyatın devam
65
İŞ ÜRÜN VE PLANLAMA DAİRE BAŞKANLIĞI
PROJE VE FİNANS DÜNYASI
etmesi halinde ihracatın hem bölgesel finans
dengelerini değiştireceği hem de sevkiyatın taraflarına önemli miktarda bir mali gelir sağlayacağı ifade edildi.
Kuruluşun yöneticilerinden Daniel Eckstein,
mevcut siyasi dengelere göre yorumlandığında
Irak, Türkiye ve Kürdistan Bölgesi’nin yakın bir
zamanda petrol ihracatına devam edilmesi konusunda uzlaşacağını tahmin ettiğini söyledi.
http://ekonomi.milliyet.com.tr/usb-k-irak-petrolu-turkiye-ye-3/ekonomi/
detay/1851012/default.htm
Ukrayna ile Rusya arasındaki krizin giderek derinleşmesi enerji yönetimi ve özel
sektörü
kaygılandırıyor.
Moskova
yönetiminin
1.9
milyar
dolarlık doğalgaz borcunun ödenmemesini gerekçe göstererek, Ukrayna’da gaz akışını
keseceğini açıkladı. Bu durum en ucuz fiyata doğalgaz aldığımız Batı Hattı’nın da
kapanmasına neden olabilir ve bu ihtimal gerçekleşir ise fatura kabarabilir. Vatan
Gazetesi haberine göre, Türkiye geçtiğimiz yıl 45 milyar metreküp doğalgaz ithal
etti. Bunun 26 milyar 600 milyon metreküplük bölümü Rusya’dan temin edildi.
Rus doğalgazı Anadolu’ya 2 ana boru hattı üzerinden taşınıyor. Bunlardan ilki Karadeniz’i denizin altından kat ederek gelen ve yılda 16 milyar metreküp doğalgaz taşıma kapasitesine sahip Mavi Akım Hattı. Diğeri 14 milyar metreküp kapasiteli Romanya-Bulgaristan üzerinden gelen Batı Hattı. Türkiye her yıl
Batı Hattı’ndan 10 milyar metreküp doğalgaz ithal ediyor. Bunun tamamı özel sektör tarafından getiriliyor.
Geçtiğimiz yıldan itibaren bu hat üzerinden gelen gaz Türkiye açısından giderek
önem kazanmaya başladı. Çünkü özel şirketler Gazprom’la masaya oturdu ve gaz
için son derece uygun bir fiyat aldı. Enerji Bakanlığı’na yakın kaynaklardan edinilen bilgilere göre, özel şirketler 1.000 metreküp Rus doğalgazı için yaklaşık 310 dolar ödüyor. BOTAŞ ise Mavi Akım’la gelen Rus doğalgazına 440 dolar veriyor.
Rus doğalgazının ortalama
fiyatını aşağıya çeken tek hat
olan Batı Hattı’nın durumu
hem arz güvenliği hem de
fiyat açısından büyük önem
arz ediyor. Dolayısıyla Gazprom’un Ukrayna’ya verdiği ‘
1 Nisan’a kadar ya borcunuzu
ödersiniz ya da gazınızı keserim’ ültimatomu tüm doğalgaz abonelerini yakından ilgilendiriyor.
http://ekonomi.haberturk.com/enerji/haber/929877-turkiyeye-bati-hatti-soku
66
İŞ ÜRÜN VE PLANLAMA DAİRE BAŞKANLIĞI
PROJE VE FİNANS DÜNYASI
FİNANS
Bankacılık Sektörü Kredi Hacmi Arttı
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın (TCMB) Haftalık Para ve Banka İstatistikleri bankacılık sektörü kredi hacmi tablosuna göre, toplam kredi hacmi (TCMB
dahil) 14 Şubat ile biten haftada 952 milyon 827 bin lira artarak 1 trilyon 38 milyar
228 milyon 836 bin liradan 1 trilyon 39 milyar 181 milyon 663 bin liraya ulaştı.
Toplam kredi hacmi 14 Şubat haftasında geçen yılın aynı dönemine oranla yüzde
34,40 oranında, 2013 yılsonuna göre yüzde 2,01 oranında ve bir haftalık dönemde
ise yüzde 0,09 oranında arttı. Verilen kredilerin 1 trilyon 19 milyar 738 milyon 21
bin lirası mali olmayan kesime, 19 milyar 443 milyon 642 bin lirası mali kesime
verilen kredilerden oluştu.
Mali olmayan kesime verilen kredilerin 22 milyon 766 bin lirası Merkez Bankası,
910 milyar 110 milyon 299 bin lirası mevduat bankaları, 47 milyar 938 milyon 279
bin lirası kalkınma ve yatırım bankaları ve 61 milyar 666 milyon 677 bin lirası katılım bankaları tarafından kullandırıldı. Bir haftalık dönemde mali kesime kullandırılan krediler yüzde 0,43 ve 2013 yıl sonuna göre yüzde 9,82 oranında azalırken,
geçen yılının aynı dönemine göre yüzde 40,71 oranında arttı. Mali kesime verilen
kredilerin 12 milyar 895 milyon 607 bin lirası mevduat bankaları, 6 milyar 516 milyon 599 bin lirası kalkınma ve yatırım bankaları, 31 milyon 436 bin lirası katılım
bankaları tarafından kullandırıldı.
Kaynak : Dünya Gazetesi, 20.02.2014
AYB 2,3 milyar Euro Kredi Sağladı
Avrupa Yatırım Bankası( AYB), geçen yıl Türkiye'ye önceki yıla göre yüzde 8 artışla 2,3 milyar Euro kredi verdi. AYB geçen yıl Türkiye'de 26 farklı projeye finansman sağlarken kredilerin önemli bir kısmı aracı bankalar eliyle KOBİ'lere tahsis edildi. AYB geçen yıl TSKB, Eximbank, Denizbank,
Vakıfbank, Halkbank, Ziraat Bankası, Akbank, İş Bankası ve Türkiye Kalkınma
Bankası aracılığıyla KOBİ'lere 1,2 milyar Euro aktarırken yenilenebilir enerji ve
enerji tasarrufu projelerine 200 milyon Euro finansman sağladı. Geniş bant internet altyapısına yönelik farklı projelere 300 milyon Euro kredi veren bankanın desteklediği diğer projeler arasında İstanbul'da sismik riskin azaltılması ve acil duruma hazırlık çalışmaları, Ankara-İstanbul Hızlı Treni, Orman ve Su İşleri Bakanlığı'nın ağaçlandırma ve erozyonla mücadele çalışmaları ve belediyelere krediler
bulunuyor. AYB geçen yıl Avrupa ülkelerine, 63,9 milyar Euro’su AB üyeleri olmak üzere toplam 70,5 milyar Euro kredi kullandırdı. AYB’nin son 5 yılda Türkiye'ye sağladığı uzun vadeli finansman miktarı 11,1 milyar Euro’ya ulaştı.
Kaynak : Dünya Gazetesi, 03.01.2014
67
İŞ ÜRÜN VE PLANLAMA DAİRE BAŞKANLIĞI
PROJE VE FİNANS DÜNYASI
SEKTÖRLER
Sanayi Ciro Endeksi Arttı
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2013
yılı Aralık ayı ve 2013 yılının tümüne
ilişkin sanayi ciro endeksini açıkladı. Buna göre, sanayi ciro endeksi, 2013
yılı Aralık ayında yıllık bazda yüzde
17,3 artarak 173,9 oldu. Sanayinin alt
sektörleri incelendiğinde, 2013 yılı Aralık ayında, bir önceki yılın aynı ayına
göre madencilik ve taş ocakçılığı endeksi yüzde 4,9, imalat sanayi endeksi
ise yüzde 17,7 artış gösterdi. Ana sanayi
grupları sınıflamasına göre, geçen yılın aralık ayında en fazla artışı sermaye malı
imalatı sektörü gösterdi. İmalat sanayi alt sektörlerinin 2013 yılı Aralık ayında
2012 yılı aynı ayına göre en yüksek artış oranı yüzde 35,8 ile başka yerde sınıflandırılmamış makine ve ekipman imalatında görüldü. Bunu yüzde 30,8 ile elektrikli
teçhizat imalatı ve yüzde 30,6 ile kâğıt ve kâğıt ürünleri imalatı takip etti. İmalat
sanayi alt sektörlerinde en fazla düşüş ise yüzde 27,8 ile diğer imalatlarda gerçekleşti. Bunu yüzde 2,4 ile diğer ulaşım araçlarının imalatı ve yüzde 1,3 ile bilgisayarların, elektronik ve optik ürünlerin imalatı takip etti.
Kaynak : ekonomihaber7.com, 14.02.2014
Sanayi Üretimi Yüzde 7.3 Arttı
Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının 2014 yılı Ocak ayına ait sanayi üretim endeksine ilişkin değerlendirmelerine göre; 2014 yılı Ocak ayında takvim etkisinden
arındırılmış sanayi üretimi, beklentileri aşarak bir önceki yılın aynı ayına göre
yüzde 7,3 artmıştır. Arındırılmamış endeks ise yıllık bazda yüzde 7,2 oranında
artmıştır. Mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış sanayi üretimi bir önceki aya
göre yüzde 1,1 artmıştır. 2014 Ocak ayı verileri ana sanayi gruplarına bakılarak incelendiğinde en yüksek artışın ara malları üretiminde olduğu görülmüştür
Kaynak : T.C. Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, 10 .03.2014
68
İŞ ÜRÜN VE PLANLAMA DAİRE BAŞKANLIĞI
PROJE VE FİNANS DÜNYASI
Türkiye; Rüzgardan Elektrik Üretiminde İlk 10’a Girdi.
Türkiye’nin Kurulu rüzgar enerjisi kapasitesi geçen yıl yüzde 28 artışla 3 gigawatt
(GW) sınırına dayanmış ve Türkiye bu sayede rüzgardan elektrik üretiminde Hollanda'yı geride bırakarak Avrupa'nın 10. büyüğü konumuna gelmiştir. Avrupa Rüzgar Enerjisi Birliği'nin verilerine göre Türkiye'nin kurulu rüzgar enerjisi kapasitesi
2012 sonunda 2312 megawatt (MW) iken geçen yıl devreye giren yatırımlarla 646
MW ilave kapasite artışı sağlanmış ve Türkiye böylece 2013 sonunda 2956 MW kapasiteye ulaşmıştır.
Rüzgar enerjisinde Avrupa lideri Almanya, kurulu kapasitesini geçen yıl 3,2 GW
artışla 31 GW'ye çıkarırken İspanya 23 GW ile ikinci, İngiltere 10,5 GW ile üçüncü
sırayı almıştır. Avrupa'da rüzgar enerjisinde ilk 10'u oluşturan diğer ülkeler 8,6 GW
ile İtalya, 8,3 GW ile Fransa, 4,8 GW ile Danimarka, 4,7 GW ile Portekiz, 4,5 GW
ile İsveç ve 3,4 GW ile Polonya olmuştur. Avrupa'da toplam kurulu kapasite geçen
yıl yaklaşık 16 milyar Euro yatırımla sağlanan 12 GW ilave kapasiteyle toplamda
121,5 GW'ye ulaşmıştır. Bu kapasitenin 117,3 GW'sini barındıran Avrupa Birliği'nde
rüzgarın toplam elektrik üretimindeki payı yüzde 8'e çıkmıştır. Kurulu rüzgar
enerjisi kapasitesini geçen yıl yüzde 21 artışla 91,4 GW'ye çıkaran Çin, bu alanda
dünya liderliğini sürdürürken ABD, 61,1 GW ile ikinci sırada yer almaktadır. Almanya ve İspanya'nın ardından Hindistan, 20,1 GW kurulu kapasitesiyle ilk 5'i
oluşturmaktadır. Rüzgar enerjisi üzerine araştırmalarıyla tanınan ABD merkezli
Grand View Research tahminlerine göre 2013 sonu itibariyle dünyadaki toplam 318
GW kurulu kapasitenin 2020'de 760 GW'ye ulaşması beklenmektedir.
Kaynak: Dünya Gazetesi, 17.02.2014
Sağlıkta Satın Alma ve Yatırım Rüzgârı Esiyor
Geçtiğimiz yıl yabancı yatırımcıların ilgi
odağı haline gelen sağlık sektörü, 2014’yılına da büyüme ile başladı. Sağlık sektöründe büyük zincirler bir yandan yeni hastane
yatırımlarına devam ederken diğer yandan
yeni satın almalar için fırsat kolluyor. Özel
Hastaneler ve Sağlık Kuruluşları Derneği
(OHSAD)’nden yapılan açıklamaya göre
sağlık sektöründe gelecek dönemde büyük
zincirlerin ayakta kalacağı ifade edilirken
konsolidasyon sürecinin devam edeceğini tahmin ediliyor. OHSAD ‘dan yapılan
açıklamaya göre; 2014’te daha önce hastane açma izni olan grupların büyüme
69
İŞ ÜRÜN VE PLANLAMA DAİRE BAŞKANLIĞI
PROJE VE FİNANS DÜNYASI
adımlarının yoğun olması bekleniyor. Sadece İstanbul’da 20’ye yakın en az 100-150
yataklı hastane yatırımının olacağı, bundan sonraki dönemde yabancı ortaklığı
olan ve iş yapabilen yerli grupların büyüyeceği tahmin ediliyor. Deloitte 2013 Birleşme ve Satın Alma Raporu’na göre, sağlık sektörü 2013’te de cazibesini korudu.
Rapora göre, 2013’teki 217 satın alma ve birleşmenin toplam tutarı yaklaşık 17,5 milyar dolar oldu. Üretim, e-ticaret ve gıda 4’er işlemle en çok ilgi çeken sektörler
olurken, yatırımcılar arasında öne çıkan diğer sektörler 3’er işlemle perakende,
gayrimenkul ve enerji olarak sıralandı. Finansal hizmetler, sağlık ve lojistik sektörleri de popülaritesini sürdürdü.
Kaynak: Dünya Gazetesi, 16.01.2014
Çelik Sektöründe Gerileme Eğilimi Devam Ediyor
2013 yılını, dünyadan olumsuz yönde ayrışarak, % 3,4 üretim düşüşü ile kapatan
çelik sektörü, 2014 yılına da negatif seyrini sürdürerek girdi. 2013 yılının Ocak ayında, Türkiye’nin ham çelik üretimi % 8,8 oranında gerilemişti. Bu yıl başta Avrupa
Birliği olmak üzere, dünya ekonomilerindeki kademeli iyileşmenin gözlendiği bir
ortamda, Türk çelik sektörünün üretim ve ihracatının yeniden artışa geçmesi bekleniyordu. Ancak gelişmeler beklentilerin aksi yönde oldu. Ocak ayında Türkiye’nin ham çelik üretimi, geçen yılın Ocak ayına kıyasla % 0,9; 2013 yılının Aralık
ayına kıyasla ise % 2.4 oranında düşüşle, 2.83 milyon ton seviyesinde gerçekleşti. Geçen yılın Ocak ayındaki % 8,8 oranındaki gerilemenin üzerine, bu yılın Ocak
ayında da üretim % 0,9 oranında düşüş göstermesi sonucunda, 2012 yılının Ocak
ayına kıyasla, 2014 yılının Ocak ayı üretimi % 9,8 oranında gerilemiş oldu. Türkiye’nin ham çelik üretiminin % 0,9 oranında azaldığı Ocak ayında, nihai
çelik ürünleri üretimi % 5,6 oranında artışla, 2.96 milyon tona yükseldi. Türkiye’nin ham çelik üretimi azalırken, mamul üretiminin artıyor olması, üreticilerin
hurda yerine daha fazla ara ürün olan kütük ve slab ithalatı yaparak üretim gerçekleştirdiklerini ortaya koydu. 2013 yılında % 10 oranında oldukça güçlü bir artış gösteren Türkiye’nin görünür çelik ürünleri tüketimi ise, büyüme eğilimini sürdürdü
ve Ocak ayında, % 6,3 oranında artışla, 2.3 milyon tona yükseldi. Ocak ayında Türkiye, ürettiği çelik miktarının % 85 civarındaki kısmını iç piyasasında tüketti.
Kaynak: Türkiye Çelik Üreticileri Derneği, Mart 2014 Basın Bülteni
70
İŞ ÜRÜN VE PLANLAMA DAİRE BAŞKANLIĞI
PROJE VE FİNANS DÜNYASI
Türkiye'nin Savunma Sanayii İhracatı Yüzde 18 Arttı
Savunma ve havacılık sektörü; Şubat
ayındaki ihracatını geçen yılın aynı ayına
göre yüzde 18, 3 artışla 107 milyon 485
bin dolara yükseltmiştir. Türkiye İhracatçılar Meclisinin (TIM) verilerine göre;
Türkiye’nin söz konusu aydaki ihracatının yüzde 0,9’unu kapsayan sektörde, ihracat yapılan ülkeler arasında ilk sıralarda ABD, Birleşik Arap Emirlikleri ve Tunus yer almıştır. Sektör ihracatının yüzde
33,2 ‘sine denk gelen 35 milyon 701 bin
dolarlık satışı ABD’ye yapılmıştır. Birleşik Arap Emirlikleri’ne 2013 yılının Şubat ayında sadece 2 bin dolar ihracat yapan
sektör, Şubat ayında ihracat rakamını 17 milyon 526 bin dolara yükseltmiştir. Tunus’a 11 milyon 228 bin dolar, İspanya’ya 6 milyon 29 bin dolar, Malezya’ya 5 milyon 988 bin dolar ve İtalya’ya 5 milyon 242 bin dolar ihracat gerçekleşmiştir. Şubat
ayında sektörde en fazla ihracat, 49 milyon 835 bin dolar ile Ankara’dan gerçekleşmiş, Ankara’yı 19 milyon 640 bin dolar ile Eskişehir, 14 milyon 473 bin dolarla İzmir, 14 milyon 346 bin dolarla İstanbul takip etmiştir.
Kaynak :http://haberciniz.biz/turkiyenin-savunma-sanayii-ihracati-yuzde-18-artti
-2671081h.htm 06.03.2014
Türkiye, "Dünyanın en iyi 20 yeri" listesinde
Telegraph gazetesi, emlak yatırımları için
"Dünyanın en iyi 20 yeri"ni seçti, Barcelona kentinin başı çektiği listede Türkiye 5. oldu. Taşınmazlara yatırım açısından dünyanın en
iyi beş yeri, İspanya'nın Barcelona kenti, Fransız
Riviera, Karayip'teki Grenada Adası, İtalya'nın
Toskana bölgesi ve Türkiye olarak sıralandı. "Türkiye'de geçen yılın ilk yarısında yabancıların emlak alımları, yüzde 78 arttı ve İstanbul
kenti başı çekti.
Kaynak: Sabah Gazetesi, 05.01.2014
71
İŞ ÜRÜN VE PLANLAMA DAİRE BAŞKANLIĞI
PROJE VE FİNANS DÜNYASI
Turizmde Büyümenin Lokomotifi Rusya Oldu.
Rusya ve İskandinavya pazarları, sadece Türkiye'nin değil son 10 yılda Avrupa'nın
gözde turizm destinasyonlarının büyümesini de etkiledi. Türkiye Otelciler Federasyonu (TÜROFED) tarafından hazırlanan 2013 Turizm Raporu'na göre, Avrupa'nın en çok turist çeken ülkeleri, geleneksel Avrupa destinasyonlarında gerilerken, 10 yıllık dönemde yakalanan artışın önemli bir kısmını Rusya ve Bağımsız
Devletler Topluluğu (BDT) pazarlarıyla İskandinavya'dan sağladı. Bu dönemde
gerek bu pazarlarda gerekse Avrupalı ziyaretçi sayısında en hızlı büyüme ise Türkiye ve Mısır'da yaşandı.
Son 10 yılda, Almanya'dan turist çeken ülkeler içinde en hızlı büyümeyi yüzde 116
ile Mısır ve yüzde 42 ile Türkiye elde ederken, aynı dönemde Fransa ve Yunanistan'da gerileme yaşandı. İtalya'daki gelişme ise daha zayıf kaldı. Benzer eğilim İngiltere pazarında da görüldü. Bu pazarda Mısır üç kat, Türkiye de 1,5 kat artış yakalarken söz konusu pazarda Fransa, İspanya, İtalya ve Yunanistan önemli oranlarda geriledi. Düşüş ve yükseliş eğilimleri, Hollanda ve İtalya gibi pazarlarda da
görüldü. Son 10 yılda Rusya ve İskandinavya'nın getirdiği canlanmadan dünyadaki
tüm destinasyonlar yararlandı. Raporda yer alan bilgilere göre Rusya'dan çıkışlarda, tüm destinasyonlar üç kattan altı kata kadar büyüme elde etti. İskandinavya'da
da Türkiye ve Mısır'ın daha yüksek oranlarla öne çıkmış olduğu; İtalya ve Belçika
pazarlarındaki büyümeden de en çok Türkiye ve Mısır’ın faydalandığı görülmüştür.
Kaynak : portturkey.com,, 22.02.2014
Turizm Sektörü Günlük 88,5 milyon Dolar Getirdi
Yabancı sermaye ve cari açıkla ilgili dalgalanmaların
yaşandığı ortamda "bacasız sanayi" olarak da adlandırılan turizm, Türkiye'ye geçen yıl günlük yaklaşık
88.5 milyon dolar girdi sağladı. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerinden derlenen bilgilere göre,
Türkiye'nin turizm geliri geçen yıl ilk kez 30 milyar
doları aşarak 32 milyar 310 milyon 424 bin dolar olarak gerçekleşti. Türkiye'ye geçen yıl turizm sektöründen günlük olarak ortalama 88,5 milyon dolar sağlandı. Verilere göre Türkiye'ye son 10 yılda (2004-2013), nüfusunun 4 katına yakın
yaklaşık 302,6 milyon ziyaretçiyi ağırladı. Türkiye'nin aynı dönemdeki toplam turizm geliri de 241 milyar 778 milyon 836 bin dolar olarak hesaplandı.
Kaynak: Dünya Gazetesi, 16.02.2014
72
İŞ ÜRÜN VE PLANLAMA DAİRE BAŞKANLIĞI
PROJE VE FİNANS DÜNYASI
Otomotiv Üretimi Yüzde 10 Azaldı.
Türkiye'nin otomotiv üretimi Ocak ayında
geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 10
azalarak 75,042 adete gerilerken, ihracat
yüzde 11 azalarak 51.423 adete indi. Otomotiv Sanayii Derneği (OSD) verilerine
göre toplam üretimdeki düşüşe karşılık
otomobil üretimi geçen yılın aynı ayına
göre yüzde 30 artarak 52.006 adete yükseldi.
Otomobil ihracatı ise üretimdeki artışa
paralel yüzde 28 artarak 35.925'e yükseldi. Türkiye otomotiv toplam pazarı ise yüzde 8 azalarak 34.288 adete inerken, otomobil pazarı ise yüzde 6 geriledi.
Kaynak : Dünya Gazetesi, 12.02.2014
Otomotiv İhracatına Yan Sanayi Dopingi.
Otomotiv yan sanayi, bu yılın ilk iki ayındaki 1 milyar 627 milyon 168 bin dolarlık
ihracatla otomotiv sektörü ihracatın yüzde 46,5'ini karşıladı. Otomotiv Sanayii
Derneğinin (OSD) yayımladığı verilere göre, ocak-şubatta "otomotiv ana ve yan
sanayi" sektöründeki ihracatçı firmaların performansı, geçen yılın aynı dönemine
göre yüzde 6 artışla 3,5 milyar dolara ulaştı. Otomotiv sektörü ihracatına önemli
katkı yapan "otomotiv yan sanayi" de söz konusu dönemdeki yurt dışı satışını
2013'ün ocak-şubat aylarına oranla yüzde 12 artırarak, 1 milyar 627 milyon 168 bin
dolara yükseltti. Ocak-Şubatta, otomotiv sektöründeki ihracatın yüzde 46,5'ini
kapsayan yan sanayi, iç ve dış lastikte 215 milyon 259 bin dolar, aküde 47 milyon
514 bin dolar, motorda 31 milyon 314 bin dolar, emniyet camında 26 milyon 266
bin dolar, diğer aksam ve parçalarda ise 1 milyar 306 milyon 815 bin dolar ihracat
yapıldı.
Kaynak: Hürriyet Gazetesi, 14.03.2014
73
İŞ ÜRÜN VE PLANLAMA DAİRE BAŞKANLIĞI
PROJE VE FİNANS DÜNYASI
ENDEKSLER
74
İŞ ÜRÜN VE PLANLAMA DAİRE BAŞKANLIĞI
PROJE VE FİNANS DÜNYASI
75
İŞ ÜRÜN VE PLANLAMA DAİRE BAŞKANLIĞI
PROJE VE FİNANS DÜNYASI
TEŞVİK BELGESİ İSTATİSTİKLERİ
Ocak- Aralık Dönemi Yatırım Teşvik Belgelerinin Genel Karakteristikleri
2013 yılı Ocak-Aralık döneminde, öngörülen toplam sabit yatırım tutarı 93.868 milyar TL olan toplam 4.985 adet Yatırım Teşvik Belgesi düzenlenmiştir. Düzenlenen
belgelerde 190.385 kişilik istihdam öngörülmektedir.
Ocak-Aralık döneminde düzenlenen 4.985 adet yatırım teşvik belgesinin 2.937 adedi Bölgesel, 16 adedi Büyük Ölçekli, 2.022 adedi Genel ve 10 adedi ise Stratejik mahiyete sahiptir. Yatırım teşvik belgelerinde öngörülen toplam 93.868 milyar TL’lik
sabit yatırım tutarının 36.452 milyar TL’si Bölgesel, 14.428 milyar TL’si Büyük Ölçekli, 36.839 milyar TL’si Genel ve 6.149 milyar TL’si ise Stratejik mahiyetteki yatırımlara aittir.
2013 yılı Ocak-Aralık döneminde düzenlenen 4.985 adet Yatırım Teşvik Belgesinin
4.745 adedi yerli firmalar, 240 adedi yabancı sermayeli firmalar tarafından alınmıştır. Yerli firmalar için düzenlenen belgelerde öngörülen toplam sabit yatırım tutarı
80.685 milyar TL olurken, yabancı sermayeli firmalar için düzenlenen belgelerde
öngörülen toplam sabit yatırım tutarı 13.183 milyar TL’dir.
Ocak-Aralık Dönemi Yatırım Teşvik Belgelerinin Bölgelere Göre Dağılımı
2013 yılı Ocak-Aralık döneminde verilen teşvik belgelerinin 1.817 adedi I. Bölgede,
808 adedi II. Bölgede, 705 adedi III. Bölgede, 519 adedi IV. Bölgede, 488 adedi V.
Bölgede, 648 adedi ise VI. Bölgededir.
Teşvik belgelerinde öngörülen toplam sabit yatırım tutarının ise 42.090 milyar TL’si
I.Bölgede, 17.187 milyar TL’si II. Bölgede, 10.906 milyar TL’si III. Bölgede, 10.041 milyar TL’si IV.Bölgede, 5.778 milyar TL’si V. Bölgede ve 7.866 milyar TL’si ise VI. Bölgededir.
TEŞVİK BELGESİNE BAĞLANMIŞ YATIRIMLAR (Milyon TL
BÖLGESEL (ARALIK - 2013)
76
İŞ ÜRÜN VE PLANLAMA DAİRE BAŞKANLIĞI
PROJE VE FİNANS DÜNYASI
77
İŞ ÜRÜN VE PLANLAMA DAİRE BAŞKANLIĞI
PROJE VE FİNANS DÜNYASI
30 Haziran 2012 tarihinden Aralık 2013 sonuna kadar düzenlenen yatırım teşvik
belgelerinde öngörülen 131,833 milyar TL’lik toplam sabit yatırım tutarının 9.108
milyar TL’si Madencilik, 54.727 milyar TL’si İmalat, 39.405 milyar TL’si Enerji ve
28.593 milyar TL’si Hizmetler sektörlerindedir
Sektörel yatırım tutarları ile istidamın seyri grafiklerde gösterilmiştir. 2013 yılı
Aralık ayında verilen yatırım teşvik belgelerinde öngörülen toplam 23.298 milyar TL’lik sabit yatırım tutarının 14.514 milyar TL’si Enerji sektöründe, 3.905 milyar TL’si Hizmetler sektöründe, 390 milyon TL.sı Madencilik sektöründe, 4.488
milyar TL’si ise imalat sektöründe gerçekleşmiştir.
Not: 2013 Kasım ayında verilen yatırım teşvik belgelerinde öngörülen toplam sabit yatırım tutarı 6.544 milyar TL dir.
78
İŞ ÜRÜN VE PLANLAMA DAİRE BAŞKANLIĞI
PROJE VE FİNANS DÜNYASI
Ocak-Aralık Dönemi Yatırım Teşvik Belgelerinin Türlerine Göre Dağılımı
2013 yılı Ocak-Aralık döneminde düzenlenen 4.985 adet belgenin 2.956 adedi
komple yeni yatırım, 1.509 adedi tevsi, 520 adedi de diğer mahiyetlerdeki yatırımlardan oluşmaktadır. Ocak-Aralık döneminde yatırım teşvik belgelerinde öngörülen
93.868 milyar TL’lik toplam sabit yatırım tutarının 65.672 milyar TL’si komple yeni
yatırım, 20.388 milyar TL’si tevsi ve 7.808 milyar TL’si ise diğer mahiyetlerdeki yatırımlardan oluşmaktadır.
TEŞVİK BELGESİNE BAĞLANMIŞ YATIRIMLAR (Milyon TL)
YATIRIMIN TÜRÜNE GÖRE (ARALIK - 2013)
79
İŞ ÜRÜN VE PLANLAMA DAİRE BAŞKANLIĞI
PROJE VE FİNANS DÜNYASI
80
İŞ ÜRÜN VE PLANLAMA DAİRE BAŞKANLIĞI
PROJE VE FİNANS DÜNYASI
Ocak-Aralık Dönemi Yatırım Teşvik Belgelerinin Sektörlere Göre Dağılımı
Ocak-Aralık döneminde verilen yatırım teşvik belgelerinde öngörülen 93.868 milyar
TL’lik toplam sabit yatırım tutarının 32.983 milyar TL’si Enerji sektöründe, 19.660
milyar TL’si Hizmetler sektöründe, 7,648 milyar TL’si Madencilik sektöründe, 32.705
milyar TL’sı İmalat sektöründe ve 872 Milyon TL.sı Tarım sektöründedir.
TEŞVİK BELGESİNE BAĞLANMIŞ YATIRIMLAR (Milyon TL)
SEKTÖREL (ARALIK- 2013
81
İŞ ÜRÜN VE PLANLAMA DAİRE BAŞKANLIĞI
PROJE VE FİNANS DÜNYASI
2013 yılı sektörlere göre yatırım ve istihdam paylarını değerlendirdiğimizde, imalat ve enerji sektörünün toplam yatırımlardan % 35’er olmak üzere % 70 pay aldığı ancak, İmalat sektörünün istihdama katkısı % 50 iken, enerji sektörünün % 3
oranında istihdama katkı sağladığı, buna mukabil toplam yatırımlardan % 21 pay
alan hizmet sektörünün istihdama katkısının % 41 olduğu görülmektedir.
Bir kişilik istihdam oluşturabilmek için gerekli yatırım tutarlarına bakıldığında
en düşük bedelin hizmetler ve tarım sektörlerinde bulunduğu, buna karşılık
enerji sektörünün diğerlerinin çok üstünde yatırım gerektirdiği görülmektedir.
82
İŞ ÜRÜN VE PLANLAMA DAİRE BAŞKANLIĞI
PROJE VE FİNANS DÜNYASI
İŞ ÜRÜN VE PLANLAMA FAALİYETLERİ
Bankamız, Etyopya Kalkınma Bankası ve
TİKA’nın taraf olduğu teknik yardım
programı sona erdi. Şubat 2014’de Addis
Ababa’da yapılan toplantıda sonuçlar
değerlendirildi ve programın resmi kapanışı yapıldı. Son derece başarılı geçen
programın ardından, iki kalkınma bankası, işbirliklerini derinleştirme ve yeni
alanlara taşıma kararı aldı. Bu çerçevede
hazırlanan yeni sözleşmenin ilgili kurumların onay süreçlerini tamamlanmasının ardından imzalanması beklenmektedir. Yoğun ve uzun bir çalışma temposunda, programa destek sağlayan bütün mesai arkadaşlarımıza teşekkür ederiz.
ISEDAK (İslam Birliği Teşkilatı Ekonomik ve Ticari İşbirliği Daimi Komitesi) sekreteryası görevini sürdüren Kalkınma Bakanlığı ile Bankamız arasında; ISEDAK üye ülkeleri ve kuruluşlarına yönelik hibe programının ödeme,
izleme ve raporlama faaliyetlerini içeren uygulayıcısı kurum olmasını sağlayan bir protokol Mart 2014’de imzalanmıştır. Bankamız ile proje sahibi ülke kuruluşları arasında operasyonel anlaşmalar ise 2 Nisan tarihinde Ankara’da düzenlenecek bir törende imzalanacaktır.
Avrupa Konseyi Kalkınma Bankası’nda sağlanan 80 milyon EUR tutarındaki kaynağın finansal kiralama şirketleri aracılığı ile KOBİ’lere aktarılması için son aşamaya
gelinmiştir. AKKB’den alt sözleşmelere ilişkin uygunluk görüşünün gelmesinin ardından ilgili finansal kiralama şirketleri ile sözleşmeler imzalanacaktır.
Türkiye’de kümelenme faaliyetlerinin gelişimine küme
üyesi firmaları finansal açıdan destekleyerek katkıda bulunmayı amaçlayan projemiz tamamlanmış ve Ekonomi,
Kalkınma, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlıkları ile paylaşılmıştı. Alınan olumlu geri bildirimler üzerine, projeye
uygun kaynak sağlamaya yönelik modelleme çalışmalarına
ilgili Bakanlıklar ile birlikte başlanmıştır.
83
İŞ ÜRÜN VE PLANLAMA DAİRE BAŞKANLIĞI
PROJE VE FİNANS DÜNYASI
BU KİTABI OKUDUK
Girişimci kimdir? Girişken girişimci midir? Başarılı girişimcilerin ortak özellikleri nelerdir? Her
girişimci iyi bir yönetici midir? Kitap bütün bu
soruların ve daha fazlasının cevabını akıcı bir dille
cevaplıyor. Ayrıca entelektüel seviyenin, dışa açık
olmanın ve yenilikçi yaklaşımın girişimciler için
önemi de kitapta vurgulanan konulardan.
İzmir Caddesi 35 numarada 2.
ve 5. Katlarda hizmet veren
birimimiz 1. Kata taşınmış
olup bütün faaliyetler aynı
katta sürdürülmektedir.
84
HAYATA ELVEDA DEYİP ÖLÜME
MERHABA DİYEN SEVGİLİ
ARKADAŞLARIMIZ
ARİF SERDAR CEYLAN
ZEKİYE NURCAN TUNCA
YUNUS ÜNALDI’ NIN
VEFATI HEPİMİZDE DERİN BİR
ACI VE BÜYÜK BİR ÜZÜNTÜ
YARATTI. SONSUZLUĞA
UĞURLADIĞIMIZ
ARİF SERDAR CEYLAN
ZEKİYE NURCAN TUNCA
YUNUS ÜNALDI’YA
TANRIDAN RAHMET, BAŞTA AİLELERİ OLMAK ÜZERE TÜM YAKINLARINA BAŞSAĞLIĞI DİLİYOR VE
ACILARINI YÜREKTEN PAYLAŞIYORUZ. YOLUNUZ AÇIK , MEKANINIZ
CENNET OLSUN..
85
Download

İÇİNDEKİLER - Türkiye Kalkınma Bankası