Ziraat
ODALARI
Türk Çiftçisinin Sesi
Türkiye Ziraat Odaları Birliği Aylık Yayını
KİMSE ÇİFTÇİYİ YOK SAYAMAZ
TZOB Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, Türkiye’nin seçimden başka bir şey konuşmaz olduğunu bildirerek, “Son yılların en büyük doğal afeti yaşanmasına rağmen tarım
sektörü ne siyasetin ne de medyanın gündeminde. 77 milyonu besleyen 5 milyonun
üzerindeki çiftçimizi bu ülkede kimse yok sayamaz, sıkıntılarını görmezden gelemez”
dedi. >>Sayfa 8
www.tzob.org.tr
Yıl: 6 | Sayı: 66 | HAZİRAN 2014
HASAT
BURUK BAŞLADI
TZOB Genel Başkanı Şemsi Bayraktar,
“Muhakkak surette çiftçimizi ayakta tutmamız, moralini düzeltmemiz ve önümüzdeki
yıl tarlaya girmesini sağlamamız lazım. Bu
sene gerçekten çiftçimiz açısından tam bir
felaket yılı oldu. >>Sayfa 3
Meram
BAHÇELİ’DEN TZOB’A ZİYARET
Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli, tüm siyasi kurumlar, sivil toplum kuruluşları, aydınlar özellikle
de halkın Cumhurbaşkanlığı seçimlerine karşı çok duyarlı olmasında fayda bulunduğunu bildirerek, “Geçmişteki gelişen
olaylardan ders çıkararak, Türkiye, bir bunalıma sokulmadan Cumhurbaşkanımızın seçimini gerçekleştirmemizde yarar
görüyoruz” dedi. Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Türkiye Ziraat Odaları Birliği Genel Başkanı
Şemsi Bayraktar’ı Cumhurbaşkanlığı seçimi çerçevesinde, makamında ziyaret etti. >>Sayfa 2
AYIN KONUSU
TOPRAK VE ÇEVRE
BAYRAKTAR’DAN
RAMAZAN
UYARISI
Gıda
da artış
fiyatların iyor
beklenm
>>Sayfa 4
ZİRAAT ODALARI HİZMET YARIŞINDA
■ TARIM VE ÇEVRE >>Sayfa 14
■ TOPRAKLARIN KORUNMASI İÇİN YAPILMASI GEREKENLER >>Sayfa 15
■ EROZYON >>Sayfa 15
■ ÇEVRE AMAÇLI DESTEKLER >>Sayfa 16
■ TÜRKİYE’DE SÜRDÜRÜLEBİLİR TARIMSAL ARAZİ YÖNETİMİ >>Sayfa 17
■ TARIMSAL FAALİYETLERİN TOPRAK ÜZERİNE
OLAN ETKİLERİ VE TOPRAKLARI KORUMAYA YÖNELİK YASAL DÜZENLEMELER >>Sayfa 18
Ortaköy Ziraat Odası
TZOB Genel Başkanı Bayraktar, Aksaray’ın Ortaköy
ilçesi Ziraat Odası’nın hizmet binası açılışında 50 yıllık
kanunun 2004 yılında değişmesiyle Ziraat Odaları’nın
hizmet açısından önünün açıldığını bildirdi. >>Sayfa 6
Bor Ziraat Odası
Türkiye Ziraat Odaları Birliği Genel Başkanı Şemsi Bayraktar birtakım açılışlar ve ziyaretler için gittiği
Niğde’de Bor Ziraat Odasının yeni binasını hizmete
açtı. >>Sayfa 7
Ziraat
ODALARI
Türk Çiftçisinin Sesi
2
2007 yılındaki kuraklıktan farklı oldu. Kuraklık, arkasından don, arkasından birçok
bölgede dolu, arkasından aşırı yağışlar
ve sel felaketi, hortum ve fırtına geldi. Tarım sektörünün bu yıl yaşamadığı afet neredeyse kalmadı. Tabii bunlar Allah’tan,
yapabileceğimiz bir şey yok. Ancak, muhakkak surette çiftçimizi ayakta, moralini
yüksek tutmamız ve önümüzdeki yıl tarlaya girmesini sağlamamız lazım.
[SESLENİŞ]
Ziraat Odalarımızın değerli mensupları,
sevgili çiftçi dostlarım,
Haziran, yurdumuzun hemen her bölgesinde tarım faaliyetlerinin yoğunlaştığı,
hasadın hemen her bölgemizde başladığı, alın terinin, emeğin ürüne dönüştüğü
bir ay… Biliyorsunuz, bu üretim sezonunda hemen her türlü tabii afetle karşı
karşıya kaldık. Birçok üründe tarlalarımıza, bağlarımıza, bahçelerimize adeta
ateş düştü. Yine birçok üründe gelecek
sezonları da etkileyecek zararlar yaşadık.
Bu süreci çok yakından izliyor; düzenlediğimiz toplantılar, yaptığımız görüşmeler, hazırladığımız raporlarla sorunu
ülkemizin gündeminde tutmaya çalışıyor,
çözüm için gayret gösteriyoruz.
Değerli arkadaşlarım,
Mayıs ayında başladığımız ve sahada
yaptığımız incelemeleri Haziran ayında
da ve daha yoğun şekilde sürdürdük. Her
yıl geleneksel olarak düzenlediğimiz Hasat Günü’nü Konya’da yaptık. Bu ziyaret,
inceleme ve toplantılarda da dile getirdiğimiz gibi, tarımda bu yıl yaşadıklarımız,
Peki, çiftçimizin moralini nasıl yükselteceğiz?
Tarım Kredi ve Ziraat Bankası borçlarının birkaç yıl faizsiz olarak ertelenmesini
talep ediyoruz. Bu da yetmiyor elbette…
Çiftçimizin
Sosyal
Güvenlik
Kurumu’na borçları var. Bunların yapılandırılmasını istiyoruz. Çiftçimizin elektrik
borçları müthiş maliyet getiriyor. Sondajla çok derinlerden, yüzlerce metreden
su çekiyor. Muazzam bir elektrik maliyeti
var. Çiftçilerimiz zaman zaman bu maliyeti karşılayamıyor. Elektrik borçlarının
yapılandırılmasını, kapanan sayaçların
da açılmasını talep ediyoruz. Çünkü bir
doğal afet yaşıyoruz.
Özel bankalardan kredi alan çiftçilerimizle alakalı, bankalarla görüşmelerimiz
devam ediyor. Onların da borçları yapılandırmasını talep ediyoruz. Birliklerle,
kooperatiflere olan borçlarla ilgili de aynı
talebimiz söz konusu.
Bütün bunları yaptığımızda çiftçimizin moralini yükseltmiş oluruz. Bunları
yapamazsak, çiftçimiz borçlarını ödeyebilmek için malını mülkünü satıp göç
etmek zorunluluğuyla karşı karşıya kalır.
Sözlerimin başında da belirttiğim gibi,
önümüzdeki yıl, bu ülkenin gıda güvencesi
Yıl: 6 | Sayı: 66 | HAZİRAN 2014
ve Türkiye’deki 76 milyonu besleme adına, muhakkak surette çiftçimizin tarlaya
dönmesini sağlamamız lazım.
7 yıldır Ramazan öncesi fiyatları tespit
edip, başlangıcından sonuna kadar takipçisi oluyoruz.
Bu tedbirler alındığında çiftçimiz tarlaya döner ve üretimine devam eder. Aksi
takdirde bizler tarım sektöründe çalışacak çiftçiyi zor buluruz.
Bu Ramazan öncesi de düzenlediğimiz basın toplantısıyla fiyatları kamuoyumuzla paylaştık. Fiyat artışı görülebilecek
ürünleri, alınması gerekli önlemleri belirttik; mevsimsel olarak üretimin artacağı
ürünlerde fiyat gerilemeleri beklediğimizi
de vurguladık.
Kıymetli Çiftçi Dostlarım,
Birçoğunuz da şahit olmuşsunuzdur.
Gerek merkezi gerekse yerel yöneticilerin
olduğu hemen her toplantı ya da görüşmede üzerinde son derece ehemmiyetle
durduğumuz bir konu daha var: Verimli
tarım arazilerimizin korunması…
Her vesileyle Sayın Valilerimize ve Sayın Belediye Başkanlarımıza sesleniyor,
“Lütfen verimli tarım arazilerini imara açmayın’ diyoruz. Artık yeter...
Cenabı Allah bu toprakları, Türk çiftçisi işlesin, üretsin ve bu ülkeyi beslesin
diye bahşetmiş. Bu toprakların üzerine
bina, fabrika, başka işletmeler yapın, yapılaşmaya gidin diye bize bahşetmemiş.
Günahtır... Zaten biz, bu toprakları açık
bir fabrika görüyoruz. Fabrika üzerine
fabrika kurulmaz. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir şey yok. Biz fabrika üzerine
fabrika istemiyoruz.
Değerli arkadaşlarım,
TZOB olarak, bildiğiniz gibi Ramazanda spekülasyonları ve haksız kazançları
önlemek amacıyla fiyatları takibe alıyoruz.
Bu yıl, bazı ürünlerde yaşanacak arz eksikliği nedeniyle gıda fiyatları, önceki yıllardan çok daha büyük bir önem arz ediyor.
Biliyosunuz Ramazan ayında gıdaya
talep artıyor ve özellikle et, et ürünleri, süt
ürünleri, bakliyat ve unlu mamullere talep
yoğunlaşıyor.
BAHÇELİ'DEN TZOB'A ZİYARET
Bahçeli: “Gerilim istemiyoruz”
Bahçeli, Türkiye Ziraat Odaları Birliği Genel Başkanı Şemsi Bayraktar’ı
İmtiyaz Sahibi
TZOB Adına
M. Nuri Şeyda Sorman
Genel Yayın Müdürü
Bekir Şinasi Özdemir
Sorumlu Yazı İşleri Müdürü
Ebru Mine Esen
Cumhurbaşkanlığı seçimi çerçevesinde,
makamında ziyaret etti.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün görev süresinin 28 Ağustos’ta tamamlanacağını, yasa gereği 60 gün öncesinde yeni
seçilecek Cumhurbaşkanı için sürecin
başlayacağını bildiren Bahçeli, “Bu süreci
değerlendirmek ve görüş alışverişi yapmak amacıyla MHP bir dizi ziyaret sürecini
başlatmıştır. Ziyaretlerimizin bir aşaması
da Türkiye Ziraat Odaları Birliği olmaktadır.
Yayın Kurulu
M. Hikmet Yavuzyiğit
Metin Türkyılmaz
Ömer Kaya
Salim Altay
Dr. M. Fethi Güven
Hasan Hüseyin Coşkun
Prof. Dr. Mevhibe Albayrak
Prof. Dr. Şengül Hablemitoğlu
Prof. Dr. Erdoğan Güneş
Dr. Özden Hiçbirol
Türkiye Ziraat Odaları Birliği olarak da
fırsatçılığa fırsat vermemek için Ramazanın hem öncesinde hem devamında ve
hem de bayramda üretici, hal, pazar ve
market fiyatlarını mercek altına alıyoruz.
Değerli arkadaşlarım,
Bütün bunları paylaşırken bir hususun
altını özellikle çizmek gerekiyor. Bu çalışmaları yaparken bizim üretici fiyatlarını
baskılamak gibi bir hedefimiz asla yok.
Hedefimiz aracılar ve satış noktasında
bulunanlar, üreticiden ürünü ucuza kapatıp pahalı satanlardır.
Mübarek Ramazan ayında da ülkemizin gıda üretimini bu sıcaklara rağmen
sürdüren üreticilerimize çalışmalarında
kolaylık, kazanç ve ürünlerinde bolluk
ve bereket diliyor; bütün İslam âlemi ve
ülkemiz için Ramazan ayının hayırlara
vesile olmasını Cenabı Allah’tan niyaz
ediyorum.
Bayraktar: Enerjimizi, ülkemizin sorunlarının çözülmesi noktasında
harcamak istiyoruz. Enerjimizi öfkeyle sıkıntıyla harcamak istemiyoruz
Çok değerli Genel Başkan Şemsi
Bayraktar’ın tarımda meydana gelen büyük
zayiatla ilgili değerlendirmeleri, değindiği
tedbirleri ve bütün siyasi partileri ilgilendirdiği düşüncesini saygıyla karşılıyorum. 52
milletvekilimizle, hükümetimiz ve TBMM
tarafından tarım kesimimizin iyileştirilmesi
açısından alınacak her türlü tedbire katkı
sağlayacağımızı belirtmek istiyorum” dedi.
Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli, tüm siyasi kurumlar, sivil toplum kuruluşları, aydınlar özellikle de
halkın Cumhurbaşkanlığı seçimlerine karşı
çok duyarlı olmasında fayda bulunduğunu
bildirerek, “Geçmişteki gelişen olaylardan
ders çıkararak, Türkiye, bir bunalıma sokulmadan Cumhurbaşkanımızın seçimini gerçekleştirmemizde yarar görüyoruz” dedi.
‘Ramazan fırsatçılığı yapılmasın’;
‘Halkımızın mağdur edilmemesi için spekülatörlere fırsat verilmesin, piyasaların
canlanması için Ramazanı dört gözle
bekleyen esnafımız da zan altında bırakılmasın’ istiyoruz. Bu talebimizin yerine
gelmesi için, bütün ilgili kurum ve kuruluşları sorumluluklarını ve görevlerini yerine getirmeye davet ediyoruz.
Yeni Cumhurbaşkanının seçiminde
ortak bir zeminin önemine vurgu yapan
Bahçeli, “Cumhurbaşkanlığı seçimini bir
tartışma zeminine sürükler, kamplaşma,
gerilim stratejileriyle seçimi anlaşılmaz
hale getirir isek Türkiye’nin büyük sıkıntıları olur. Ülkemiz kutuplaşma istemiyor.
Bütünleştirici, insanlarımızı bütün düşünce ve inançlarıyla kucaklayacak, Anayasa
çerçevesinde hareket edecek bir Cumhurbaşkanı ile geleceğe yönelmek istiyor.
Biz de bir siyasi parti olarak sorumluluğumuzu getirmeye çalışıyoruz.
Bayraktar: “Huzura ihtiyaç var”
Genel Başkan Şemsi Bayraktar da
Bahçeli’nin TZOB’u ziyaret etmek suretiyle
gösterdiği nezakete teşekkür etti.
Türkiye’nin bu yıl 12. Cumhurbaşkanını
seçeceğini, bu seçimde ilk defa Cumhurbaşkanını halkın seçmesi olduğunu belirten Bayraktar, “Halkımızın huzura ihtiyacı
var. Özellikle bugünlerde tarım kesiminin
büyük sancıları var. Enerjimizi, ülkemizin
sorunlarının çözülmesi, noktasında harcamak istiyoruz. Yine enerjimizi öfkeyle sıkıntıyla harcamak istemiyoruz. Cumhurbaşkanlığı ülkemizin birliğini ve dirliğini temsil
eden bir makam. Seçilecek Cumhurbaşkanımızın yurtiçinde ve yurtdışında vatandaşlarımızın tamamını kucaklamasını, bütün
sorunlara sahip çıkmasını ve bütün kesimleri kucaklamasını temenni ediyoruz. Başta
tarım olmak üzere büyük potansiyeli olan
21. yüzyıl Türkiye’sine ışık tutacak, önderlik
edecek bilgi ve tecrübeye sahip olmasını,
ülkemizin etkinliğini ve saygınlığını uluslararası platformda temsil edecek kabiliyet ve
yeterlilikte olmasını arzu ediyoruz” dedi.
Görüşmede, MHP Genel Başkan Yardımcıları Atila Kaya, Edip Semih Yalçın,
MHP Genel Sekreteri İsmet Büyükataman, TZOB Yönetim Kurulu Başkan Vekili
M. Nuri Şeyda Sorman, Yönetim Kurulu
Muhasip Üyesi Mustafa Hepokur, Yönetim Kurulu Üyeleri Mehmet Latif Maskan,
Ahmet Bahadır Sezgin de hazır bulundu.
Yayın Türü
Yaygın Süreli Yayın
Yapım Ajansı
Basım Tarihi
24.07.2014
Yönetim Yeri
Türkiye Ziraat Odaları Birliği
Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü
GMK Bulvarı No: 25
Demirtepe/ANKARA
Tel: 312 231 63 00 (Pbx)
Fax: 312 229 65 38 - 231 30 77
e-mail:[email protected]
[email protected]
Kurumsal Yayıncılık | Pazarlama İletişimi
312 447 48 25
Dağıtım
PTT Kargo
Baskı
MATTEK Matbaacılık Basım Yayın
Tan.Tic.San.Ltd.Şti.
Ağaç İş. San.Sit. 1354 Cd. 1362 Sk.
No: 35 İvedik / ANKARA
Tel: 312 433 23 10
Ziraat Odaları aylık yayını basın ahlak
kurallarına uymayı taahhüt eder.
Yayımlanan yazıların sorumlulukları
sahiplerine ait olup, Birliğimiz görüşlerini
yansıtmamaktadır. Dergide yayımlanan
yazılar, kaynak gösterilmek koşuluyla,
diğer yayın organlarında yayımlanabilir.
Gönderilen yazılar iade edilmez.
Ziraat
ODALARI
Türk Çiftçisinin Sesi
Yıl: 6 | Sayı: 66 | HAZİRAN 2014
3
HASAT BURUK BAŞLADI
Bayraktar, Meram'da ilk arpa hasadını yaptı
Türkiye Ziraat Odaları Birliği Genel
Başkanı Şemsi Bayraktar, “Muhakkak
surette çiftçimizi ayakta tutmamız, moralini düzeltmemiz ve önümüzdeki yıl
tarlaya girmesini sağlamamız lazım. Bu
sene gerçekten çiftçimiz açısından tam
bir felaket yılı oldu. Çiftçimizin bağına,
bahçesine, tarlasına ateş düştü” dedi.
Bayraktar, Konya’nın Meram İlçesi Boyalı Mahallesi’nde arpa hasadı yaptı.
Hasat bayramı için düzenlenen törene
katılan Bayraktar, burada Konyalı çiftçilere hitap etti. Bayraktar, hasadın, bir yıl
boyunca sarf edilen emek, alınteri, gayret
ve masrafın karşılığı olduğunu ama bu yıl
hasadın çok iyi olmadığını söyledi.
Kuraklık, don, şiddetli yağışlar ve sel
felaketlerinin çiftçinin ürünlerine büyük zarar verdiğini ifade eden Bayraktar, şöyle
konuştu: “Ekim, Kasım, Aralık, Ocak ve
Şubat ayları maalesef mevsim normallerinin altında yağış aldı. Mart ayında nispeten yağış oldu ama üretimimizi kurtaracak
seviyede değildi. Nisan ayındaki yağışlar
bizi perişan etti. Mayıs, Haziran aylarındaki
yağışlar da hasarımızı gidermeye yetmedi.
Ocak ve Şubat aylarında havaların fevkalade sıcak gitmesi, yağışların az olması bizi
tedirgin etti. Üreticimizi uyarmak zorunda
kaldık ve ‘Aman Allah korusun, bu sıcaklardan sonra meyveler çiçek açar, arkasından gelecek olan bir don bizi perişan
eder’ dedik. Nitekim korktuğumuz başımıza geldi ve Mart sonunda Nisan başında
bir don hadisesiyle karşı karşıya kaldık ve
bazı bölgelerde meyvelerimiz yüzde 100’e
yakın oranda zarar gördü. Tarım sektörünün bu yıl yaşamadığı afet kalmadı.”
Bayraktar, hububat hasadında yaşanan yüzde 3 dane kaybının devam ettiğini ve bunun önlenmesi gerektiğini dile
getirdi.
Şemsi Bayraktar, Türkiye’de ortalama
20 milyon ton civarındaki buğday hasadından 600 bin tonunun hasat sırasında
kaybedildiğine dikkat çekti.
“Pankobirlik bir yapılandırma
düşünüyor”
Hükümetin ve özel bankaların, çiftçilerin
borçlarına yönelik gerekli kolaylıkları sağlaması gerektiğini, Ziraat Bankası ve Tarım
Kredi Kooperatifleri’ne borçların yapılandırılmasının yangını söndürmeye yetmeyeceğini vurgulayan Bayraktar, şunları kaydetti:
“Tarım Kredi ve Ziraat Bankası borçlarının birkaç yıl faizsiz olarak ertelenmesini
talep ediyoruz. Bu da yetmez. Çiftçimizin
SGK’ya borçları var. Bunların yapılandırılmasını istiyoruz. Çiftçimiz cazibe suya
kavuşamadı. Sondajla çok derinlerden,
yüzlerce metreden su çekiyor. Müthiş bir
elektrik maliyeti var ve çiftçi zaman zaman
bu maliyeti karşılayamıyor. Elektrik borçlarının yapılandırılmasını, kapanan sayaçların da açılmasını talep ediyoruz. Özel bankalardan kredi alan çiftçilerimizle alakalı,
bankalarla görüşmelerimiz devam ediyor.
Pankobirlik Genel Müdürü’nü aradım.
Buraya ve kooperatife olan borçlarınız
var. Onlara da bir yapılandırma talep ettik.
Pankobirlik bir yapılandırma düşünüyor.
İnşallah onu da gerçekleştirmiş oluruz.”
“Tedbirler moral yükseltecek”
Zararları giderici tedbirlerin çiftçilerin
moralini yükselteceğine işaret eden Bayraktar, “Bütün bunları yaptığımızda çiftçimizin moralini yükseltmiş oluruz. Bunları
yapmazsak, çiftçimiz borçlarını ödeyebilmek için malını mülkünü satıp göç etmek
zorunda kalır. Çiftçimiz, ‘Çocuklarımızı tarımda, kırsalda tutmak istiyoruz. Eğer gerekli yardımlar yapılmazsa çocuklarımızı
kırsalda tutma şansımız yok. Hiç olmazsa
bulunduğumuz bölgede kamuya eleman
alırken tarımda zarar gören çiftçilerimizin
çocuklarına öncelik sağlansın’ talebinde
bulunuyor. Bu da makul bir teklif. Gerekli
yardımlar yapılmazsa çocuklarımızı kırsalda tutma şansımız yok. Çocuklarımızı
elimizden kaçıracağız. Bu konuyu raporlarımıza intikal ettirerek hükümetimize sunacağız. Çok daha önemlisi, önümüzdeki
yıl, bu ülkenin gıda güvencesini sağlama
adına ve Türkiye’deki 76 milyonu besleme
adına, muhakkak surette çiftçimizin tarlaya
dönmesini sağlamamız lazım. Aksi takdirde tarım sektöründe çalışacak çiftçi bulamayız” dedi.
“Kız çocuklarına miras
bırakmayacağız diye birçok
yerde intikal yaptırılmıyor”
Çiftçi Kayıt Sistemi’nin önemine değinen Bayraktar, çiftçinin bir kısmının
ÇKS’ye kayıtlı olmadığı için Tarım Kredi
ve Ziraat Bankası’ndan kredi alamadıklarını bildirdi. Bayraktar, “Geçen gün Sakarya’daydım. Muhtarla bir toplantı yaptım.
Orada da ÇKS’ye kayıtlı olmayan çiftçilerimiz var. Kız kardeşlerinize miras bırakmamak için ÇKS’ye kayıt yaptırmadıklarını söyledim. Veraset ilamı elinizde intikali
yaptırmıyorsunuz. Bunu yapmayın. İntikal
işlemlerinde vergi alınmıyor. İntikali yaptırın. ÇKS’ye kaydınızı yaptırın. Ve devlet
desteklerinden yararlanın. Kız çocuklarına miras bırakmayacağız diye birçok
yerde intikal yaptırılmıyor. Ve devletten
destek alınmıyor. Ziraat Bankası ile Tarım
Kredi Kooperatifleri’nden düşük faizli ayni
ve nakdi kredi kullanılmıyor. Bunu yapmamız lazım. Bu fevkalade önemli.”
“Verimli tarım arazileri
imara açılmamalı”
Konuşmasında verimli tarım arazilerinin
korunması konusuna da yer veren Bayraktar, şunları söyledi: “Sayın valilere ve belediye başkanlarına sesleniyorum; lütfen verimli tarım arazilerini imara açmayın. Artık
yeter. Türkiye toprak zengini değil. Birinci
sınıf tarım arazileri tüm ülke kara alanının
sadece yüzde 6’sı kadar. Bütün sanayi tesisleri, yapılaşmalar, bütün bu işletmeler,
hepsi verimli tarım arazileri üzerinde. Bu
verimli tarım arazileri çocuklarımızın geleceği. İstikbalimizle oynamaya kimsenin
hakkı yok. Bu topraklar açık bir fabrikadır.
Fabrika üzerine fabrika kurulmaz. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir şey yok” dedi.
Devrim niteliğinde kanun
Parçalı arazilerde tarım yapmanın zorlaştığına dikkati çeken Bayraktar, “Devrim niteliğinde bir kanun çıktı ve Miras
Hukuku değişti. Artık tarım toprakları
parçalanamayacak. Toprakları parçalaya parçalaya 59 dekara kadar düşürdük.
Bir üreticinin toplu olarak 59 dekarı da
yok, orda 10, burada 5, şurada 7 dekar,
toplamda 7 parsel. Türkiye’de 30 milyon
parsel var. Bu parseller üzerinde verimli
üretim yapma, teknoloji kullanma, ekonomik manada üretim yapma şansımız yok.
“Çiftçimiz hedeflere
ulaşmaya hazır bekliyor”
Bizim hedefimiz; bugün var olan 62
milyar dolarlık tarımsal hasılayı 10 yıl içinde 150 milyar dolara çıkarmak. Bugün için
30-35 milyon turisti besliyoruz. 50 milyon
turisti beslememiz lazım. 10 yıl sonra 85
milyonu aşan Türkiye nüfusunu beslememiz lazım. Bunu yapmak için de çiftçimiz
sorunlarını çözmemiz, önünü açmamız
lazım. Bunu yapmadığımız takdirde bu
hedefler bir hayaldir. Şimdiden uyarıyoruz. Bu tedbirleri alın. Çiftçimiz hedeflere
ulaşmaya hazır, bekliyor. Bu ulvi yolda
Cenab-ı Allah yar ve yardımcımız olsun.
Bu etkinliğe katıldığınız için hepinize ve
tüm sıkıntılara rağmen, üretmeye devam
eden çiftçimize teşekkür ediyorum” dedi.
Konuşmaların ardından Şemsi Bayraktar, tarlada arpa hasadı yaptı.
Meram Ziraat Odası Başkanı Ali Ataiyibiner, törende yaptığı konuşmada, hububatta sıkıntılı günler geçirdiklerini, rekoltenin düşebileceğini söyledi. Ataiyibiner,
“Geçtiğimiz günlerde de bazı bölgelerde
sel ve dolu felaketleri yaşadık. Her şeye
rağmen bugün hasat şenliğimiz başladı”
dedi ve önümüzdeki günlerde bir felaket
olmadan hayırlı uğurlu bir hasat olmasını
temenni etti.
Törene TZOB Yönetim Kurulu Muhasip
Üyesi Mustafa Hepokur, Konya ve çevre il
ve ilçelerden Oda başkanları, Konya Gıda,
Tarım ve Hayvancılık İl Müdür Vekili Orhan
Tat, Meram Gıda, Tarım ve Hayvancılık İlçe Müdürü Serbülent Ünal, Karatay Gıda,
Tarım ve Hayvancılık İlçe Müdürü Esat Altıntaş, Selçuklu Gıda, Tarım ve Hayvancılık
İlçe Müdürü Sabri Yağlıca ve çiftçiler katıldı.
Ziraat
ODALARI
Türk Çiftçisinin Sesi
4
BAYRAKTAR’DAN RAMAZAN UYARISI
Yıl: 6 | Sayı: 66 | HAZİRAN 2014
kasaba gider. Sürecin sonunda hem süt
hem de et sektörü darbe yer.
Ramazana yakın son 20 günlük fiyatlara bakıldığında dana etinde, kuzu etinde,
tavuk etinde büyük bir artış yoktur. Hatta
son bir yılı değerlendirdiğimizde tavuk eti
fiyatları geriye gitmiştir. Ahırlarımız dolu.
Et fiyatlarının Ramazan ayında yükselmesi için bir sebep yok.
Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığımızın da talebimiz doğrultusunda ithalata
sıcak bakmamasını memnuniyetle karşılıyor ve kendilerine de teşekkür ediyoruz.”
Tarla üretimine geçilmemesi
nedeniyle bir miktar fiyat artışı oldu
Türkiye Ziraat Odaları Birliği Genel
Başkanı Şemsi Bayraktar, yaklaşan Ramazan öncesi gıda fiyatlarına ilişkin,
“Önümüzdeki günlerde tarla ürünlerine
geçilmesiyle; domates, taze fasulye, kabak, patlıcan, patates, karpuz ve kavun
gibi ürünlerde üretim artışı olacak ve fiyatlar daha makul seviyeye oturacak.
Kuru gıdalarda, tavuk, kuzu ve dana
etinde bir fiyat artışı beklemiyoruz” dedi.
Bayraktar, TZOB Genel Merkezi’nde
Ramazan öncesi gıda fiyatlarına ilişkin
değerlendirmelerde bulundu.
Çiftçinin bu yıl yaşamadığı bir doğal
afet kalmadığını belirten Bayraktar, “Çiftçimizin bağına, bahçesine, tarlasına ateş
düştü” diye konuştu.
Doğal afet yaşanan bölgelere Türkiye Ziraat Odaları Birliği Yönetim Kurulu
Üyeleriyle giderek çiftçiye moral vermeye
çalıştıklarını anlatan Bayraktar, sorunları
dinlediklerini, toplantılara bürokratların da
katıldığını söyledi.
Çiftçinin, zararlarının tazminini beklediğini belirten Bayraktar, şunları kaydetti:
“Bu yıl Ramazan öncesi gıda fiyatlarının önceki yıllardan daha büyük bir önem
arz ettiği herkesin malumu. Zira, 20132014 üretim sezonu başlangıcından itibaren, çiftçimizin bağına, bahçesine adeta
ateş düşüren doğal afetlerin hemen her
türlüsünün yaşandığı bir yıl oldu. Kuraklıkla başlayan, ardından don afetiyle devam
eden, dolu, fırtına, aşırı yağış, hortumla,
iki bölgemiz dışında daha önceki yıllarda
görülmedik şekilde tabii afetler yaşadık.
TZOB olarak, yaraların sarılması, ülkemizin gıda güvencesini sağlayan çiftçimizin sorunlarının sahada dinlenmesi ve
incelenmesi için yurt genelini kapsayan
toplantılar düzenledik. Neticede, iller bazında hazırladığımız zararlar, talepler ve
beklentilerle ilgili raporları, başta Başbakanlık olmak üzere, tüm bakanlıklara, muhalefet liderlerine, ilgili birimlere ilettik.
Yerinde yaptığımız incelemelerde tespitlerimiz o ki, çiftçimizin sorunları büyüktür, acilen ve farklı tedbirlerle çözülmesi
gerekmektedir. Bu sorunları, çiftçimize
moral verecek şekilde çözemezsek, gelecek üretim sezonuna hazırlayamaz, çiftçiyi tarlaya sokamayız. Tedbirler; çiftçimize
can suyu, onları gelecek sezona hazırlayacak şekilde moral olmalı, tarlasına, bağına,
bahçesine girmesi için teşvik etmelidir.
Bunu yapamazsak bu yılki sıkıntıların
gelecek yıllara taşınması sorunuyla karşı
karşıya kalabiliriz.
Kısaca özetlemeye çalıştığımız durum nedeniyle, dinen manevi iklimimizin
en değerli bölümünü oluşturan Ramazan
ayında, artan gıda ihtiyacının, spekülasyona bu yıl çok daha açık olduğu hepimizin malumudur. Bazı ürünlerde yaşanan
arz eksikliği, elbette bir miktar fiyat artışlarına yol açacaktır. Ancak, vefakar, cefakar
çiftçimizin bin bir emekle ürettiği, sadece
rızkını çıkaracak kadar elde ettiği gelirin,
hiçbir aracının cebine haksız şekilde bir
kuruş olarak yansımasını kabul etmiyoruz.
Borç ertelemesi
Borç ertelemesinin bir yıl değil birkaç
yıl olmasını istiyoruz. Diğer kurumlara
olan çiftçi borçlarının, elektrik borçları da
dahil olmak üzere erteleme kapsamına
girmesini istiyoruz. Çiftçi Kayıt Sistemine
girmeyen üreticilerimizin borç ertelemesi
yapılmadı. Doğal afetlerden zarar gören
ve ÇKS’ye girmeyen çok sayıda üreticimiz var. Bu üreticilerimize de bir yapılandırma bekliyoruz.
Bunları yapamazsak, çiftçimizin önümüzdeki yıl üretim için tarlaya girme şansı
kalmaz, Allah korusun, Allah, bu ülkeyi
açlıkla imtihan etmesin, en büyük korkumuz budur, çiftçimiz tarlaya girmediği
takdirde önümüzdeki yılların üretimi de
düşecek, ülkemiz gıda güvencesini sağlama noktasında bir tehditle karşı karşıya
kalacaktır.”
“TZOB olarak bu yıl her zamankinden
daha çok önem vereceğiz”
Şemsi Bayraktar, “Türkiye Ziraat Odaları Birliği olarak, 7 yıldır Ramazan öncesi
yaptığımız, ardından ay boyunca takipçisi
olduğumuz çalışmalara, bu yıl her zamankinden daha çok önem vereceğiz. Buradaki sorumluluğumuzun farkındayız. Ancak
bir talebimiz de gıda fiyatlarının spekülatif
yükselmesini önleyecek bütün kurum ve
kuruluşlarımıza yöneliktir. Onların da konuya bizim kadar duyarlı yaklaşacağından,
takipçisi olacağından emin olduğumuzu
önemle vurgulamak isterim” dedi.
Tarım arazilerinin korunması
Tarım arazilerinin amaç dışı kullanımına dikkat çeken Bayraktar, “Ülkemizin
kaybedecek tek karış tarım arazisi yoktur.
Sanıldığı kadar toprak zengini bir ülke
değiliz. Aksine sahip olduğumuz arazinin sadece yüzde 6’sını birinci sınıf tarım
arazileri oluşturmaktadır. Cenabı Allah,
kutsal bildiğimiz bu vatanın toprağını bize, çiftçimiz üretsin, insanlarımızı doyursun diye bahşetmiştir. Biz çiftçiler olarak,
çiftçilerimizin temsilcisi olarak, artık tarım
arazilerimizin imara, sanayiye açılmasını,
kirletilmesini istemiyor, aksine her zamankinden daha çok korunmasını ve kollanmasını bekliyoruz” dedi.
“İthalat lobileri tedirginlik yaratıyor”
Ramazan ayında özellikle et, et
ürünleri, süt ürünleri, bakliyat ve unlu
mamullerde talebin yoğunlaştığını bildiren Bayraktar, şöyle devam etti:
“Fiyatlara geçmeden önce, bir kez
daha uyarmak istiyorum ki; et fiyatlarında
görülebilen en küçük artışta bile harekete
geçen ithalat lobileri, üreticimizde büyük
tedirginlik yaratmaktadır. Hayvan ithalatının ne üreticiye, ne tüketiciye bir faydası
vardır. Tek kazanan yabancı ülkelerin çiftçileri, ithalat lobileri ve aracılar olmuştur.
Bu yıl yaşanan doğal afetler, hayvan
yemi olarak kullanılan ürünlerde de ciddi
üretim kayıplarına neden olacaktır. Hayvancılıkta en fazla kullanılan yemlerden,
mısırda, arpada, soyada, fiğde üretim
kaybı beklenmektedir. 2012 yılında yaşanan ve ithalatla aşılmaya çalışılan ‘saman
krizi’nin bu yıl da yaşanması ihtimali bu
hususun ilk sinyallerini vermesi açısından
önemlidir. En önemli beklentimiz; yem fiyatlarının yükselmesini önleyici tedbirlerin
alınması ve üreticilerin desteklenmesidir.
Yem fiyatları
makul düzeyde tutulmalı
Bu çerçevede, hükümetimizin yem
fiyatlarını makul düzeyde tutacak bütün
tedbirleri almasını bekliyoruz. Türkiye,
orta ve uzun vadede hayvancılıktaki sorunlarını çözmek zorundadır. 77 milyon
nüfusa sahip bir ülkenin, temel gıdalardan olan ette ithalata bağlı olması, kaliteli
kaba yem açığını kapatamaması kabul
edilemez. Mera ıslahı çok önemli. Acilen
yapılması gereken, ucuz yem kaynağı
olan meraların hızla ıslah edilmesi, ucuz
gübre, mazot, tohum temini gibi yem
hammadde üretim maliyetlerini düşürecek tedbirlerin alınması gereklidir.
Ayrıca süt sektöründe istikrarın sağlanması, ucuz besi materyalinin temin edilmesi
bu kapsamda atılacak önemli adımlardan
birisi olacaktır. Süt sığırcılığı, erkek danaların et materyali olarak da kullanılması nedeniyle et fiyatlarını doğrudan etkilemektedir.
Ana yoksa dana yoktur. Süt fiyatlarında
istikrar sağlanamazsa, üretici makul bir gelirle üretimine devam edemezse süt sığırları
Sivri biber, kabak ve salatalıkta örtü altı
yetiştiriciliğinin sonuna gelinmesi ve tarla
üretimine geçilmemesi nedeniyle fiyat artışı olduğunu vurgulayan Bayraktar, kayısı,
fındık, kiraz gibi bazı meyve fiyatlarının da
afetler nedeniyle arttığını anımsatarak,
“Önümüzdeki günlerde tarla ürünlerine
geçilmesiyle domates, taze fasulye, kabak, patlıcan, patates, karpuz ve kavun
gibi ürünlerde üretim artışı olacak ve fiyatlar makul seviyeye oturacak. Kuru gıdada
artış beklemiyoruz. Saydığım ürünlerde
fiyatlarda artış görüldüğü takdirde spekülasyona bağlı olduğu kanaatimiz hasıl
olacak. Fiyatları Ramazan boyunca takip
edecek ve spekülatif artış varsa, kamuoyunu ve ilgili kurum ve kuruluşları bilgilendireceğiz, uyaracağız” ifadelerini kullandı.
Market fiyatları
Ramazana yakın son 20 günlük fiyatlara bakıldığında, market fiyatlarında 5
üründe fiyat değişimi görülmezken, 13
üründe azalma, 18 üründe ise fiyat artışı olmuştur. Fiyat değişimi görülmeyen
ürünler; maydanoz, ayçiçeği yağı, toz şeker, çilek ve kuru kayısıdır. Fiyat düşüşü,
yüzde 34,3 ile en fazla karpuzda görülmüştür. Markette en fazla fiyat artışı ise
yüzde 12,03 ile kirazda görülmüştür. Kirazı yüzde 11,60 ile marul, yüzde 11,35 ile
kuru fasulye, yüzde 11,13 ile limon, yüzde
10,15 ile yeşil soğan izlemiştir.
Üretici fiyatları
Üretici fiyatlarına baktığımızda ise; 8
üründe fiyatlar bir ay önceki fiyatlara göre değişmezken, 11 üründe azalma, 13
üründe ise fiyat artışları olmuştur. Maydanoz, kuru soğan, kuru fasulye, nohut, yeşil
mercimek, pirinç, kuru incir ve zeytinyağı
fiyatlarında değişim meydana gelmemiştir.
Fiyat düşüşü yüzde 27,78 oran ile
en fazla karpuzda görülmüştür. Karpuzu
yüzde 26,92 ile havuç, yüzde 23,40 ile
patlıcan, yüzde 19,25 ile yeşil fasulye,
yüzde 18,67 ile çilek, yüzde 16,67 ile domates, yüzde 16 ile patates, yüzde 14,86
ile Antep fıstığı takip etmiştir.
Üreticide en fazla fiyat artışı yüzde
38,78 ile sivri biberde görülmüştür. Sivri
biberi yüzde 36,36 ile kabak, yüzde 32,80
ile limon, yüzde 30,06 ile yeşil soğan,
Ziraat
ODALARI
Türk Çiftçisinin Sesi
Yıl: 6 | Sayı: 66 | HAZİRAN 2014
5
tahmin ediliyor. Kuru gıdalarda bir fiyat
artışı beklemiyoruz. Tavuk etinde yüzde
0,11’lik bir artış olmuştur. Dana ve kuzu
etinde yüzde 1,1’lik bir artış meydana gelmiştir. Dana, kuzu ve tavuk etinde üretim
yeterli ve bir fiyat artışı beklemiyoruz. Kuru gıdalarda, tavuk, dana ve kuzu etinde
fiyat artışı olursa spekülatif olduğu ortaya
çıkar. Tespit edip ilgili yerleri uyarırız.”
Fiyat artışlarında
doğal afetlerin etkisi var
yüzde 26,86 ile yumurta, yüzde 22,30 ile
kırmızı mercimek, yüzde 17,04 ile elma,
yüzde 10,92 ile marul izlemiştir.
Fiyatı artan ürünlerin hangi nedenle
yükseldiğine baktığımızda, sivri biber, kabak, salatalık gibi ürünlerde örtü altı yetiştiriciliğinin sonuna gelinmesi, tarla ürünlerinin de tam olarak piyasaya çıkmaması
etkili olmuştur. Elma ve limonda ise ürün
depolardan temin edilmektedir. Arzdaki
daralma fiyatları yükseltmiştir.
Et, süt ve yumurtada ise fiyatların az
da olsa yükselmesinin nedeni, artan üretim maliyetlerdir. Kırmızı mercimek fiyatı
yeni sezon ürününe aittir. Geçen sezon
ürünü ile kıyaslandığında fiyatlarda bir
miktar artış görülmüştür. Patates, domates, çilek, yeşil fasulye, patlıcan, karpuz
gibi ürünlerde hasat edilen ürün miktarındaki artışa bağlı olarak fiyatlarda gerileme
yaşanmıştır. Havuçta görülen fiyat düşüşünde ise talepteki daralma etkili olmuştur. Kayısı, fındık, kiraz gibi bazı meyvelerde fiyat artışının nedeni doğal afetlerdir.
Önümüzdeki günlerde tarla ürünlerinin tam olarak piyasaya çıkmasıyla birlikte domates, taze fasulye, patlıcan, biber,
salatalık, kabak, patates, karpuz, kavun
gibi ürünlerde üretim artışı olacaktır. Üretim artışının fiyatlara olumlu yansıması
beklenmektedir. Son 20 günde, baklagillerde kuru fasulyede yüzde 11,35’lik
bir artış olmuştur. Bunun dışında, kırmızı
mercimekte yüzde 0,61’lik bir artış, nohutta yüzde 4,35, yeşil mercimekte yüzde 0,3’lük bir fiyat düşüşü görülmektedir.
Kuru fasulyede bu yıl üretim artışı olacağı
Bildiğiniz gibi Ramazan ayları bir önceki yıla göre on gün önce başlamaktadır.
Fiyatlara bu durumun da etki edebildiği
gözden kaçırılmamalı, ayrıca bazı ürünlerin fiyatlarındaki artışların doğal afetlerden kaynaklandığı unutulmamalıdır.
Geçen yıl Ramazan öncesine göre üretici
ve marketlerde fiyatı artan ürünlere baktığımızda, kuru kayısı, Antep fıstığı, fındık
yaşanan don nedeniyle rekoltedeki kayba
bağlı olarak fiyatlar artış göstermiştir. Kuru fasulyede ise dolar kurundaki yükseliş,
önemli üretici ülkelerde fiyat artışları yaşanması ithal fiyatlarını artırmış, bu da iç
piyasaya yansımıştır. Bu yıl kuru fasulye
üretiminde artış olacağı tahmin edilmektedir. Şu anda üreticinin elinde kuru fasulye bulunmamaktadır. Son yirmi günde
yüzde 11,35’lik fiyat artışının sebebi değildir. Üretimdeki artışa paralel olarak fiyatların gerilemesi beklenmektedir.”
Tüm taraflar gereken
hassasiyeti göstermeli
Ramazan ayının başlamasına sayılı
günler kala tüm gözlerin gıda fiyatlarına
çevrildiğini, tüketicilerin yeterli ve güvenilir
gıdaya uygun fiyatla erişebilmesinin herkesin dileği olduğunu belirten Bayraktar,
şunları kaydetti:
Bayraktar:
“Dînen manevi iklimimizin
en değerli
bölümünü oluşturan
Ramazan ayında,
artan gıda ihtiyacının,
spekülasyona bu yıl
çok daha açık olduğu
hepimizin malumudur.”
“Üreticiden tüketiciye varıncaya kadar
tüm taraflar bu hususta gereken hassasiyeti göstermelidir. Üretici, esnaf, halk,
Ramazan ayını dört gözle beklemektedir.
Tüm taraflar Ramazan ayının anlam ve
önemine yakışır şekilde hareket etmeli, halkımız mağdur edilmemelidir. Gıda
denetimleri artırılmalı, halkın sağlığıyla
oynanmamalıdır. Bu şekilde hareket etmeyenler öncelikle karşılarında bizi bulacaklardır. Bundan kimsenin kuşkusu
olmasın. Ramazan ayı boyunca da piyasaların nabzını tutacağız, tespitlerimizin
sonuçlarını da siz değerli basın mensuplarımız aracılığıyla kamuoyunun dikkatine
sunacağız.
Basınımızın çok değerli temsilcileri,
üreticilerimiz, tüketicilerimiz ve her kesim
için çok önemsediğimiz konuları ele aldığımız basın toplantısına katıldığınız için
en samimi duygularımla teşekkürlerimi
sunuyor, Ramazan ayının milletimiz ve
tüm İslam alemi için hayırlara vesile olmasını Cenabı Allah’tan diliyorum.”
YANGIN ÇOK BÜYÜK
Şemsi Bayraktar, Sakarya’da selden
zarar gören yerlerde ekili alanlara giderek zararı yerinde inceledi
Şemsi Bayraktar son olarak Geyve
Ziraat Odası’nda, Oda Başkanı Süleyman Pınar’dan meydana gelen zarar ve
yapılan çalışmalar hakkında bilgi aldıktan
sonra basın mensuplarına demeç veren
ve soruları yanıtlayan Bayraktar, “Türk çiftçisini önce aşırı sıcak, sonra don ve dolu
daha sonra da aşırı yağışlar vurdu. Çiftçimiz arka arkaya gelen bu felaketler sonucunda eli kolu bağlanmış hale geldi” dedi.
Çiftçi borçlanarak üretiyor
Türkiye Ziraat Odaları Birliği Genel
Başkanı Şemsi Bayraktar, Sakarya’da
geçtiğimiz hafta içinde meydana gelen
selden olumsuz etkilenen ilçe ve köylerde
incelemelerde bulundu, üreticilerle görüştü, muhtar ve kaymakamlardan bilgi aldı.
alan Bayraktar, daha sonra Akyazı Belediye Başkanı Hasan Akcan’ı makamında ziyaret ederek, ”Belediye başkanımıza hem
hayırlı olsun hem de geçmiş olsun dileklerimizi iletmek için ziyaret ettik. Değerli kardeşimize başarılar diliyorum” dedi.
Bayraktar, Ziraat Odaları Sakarya İl Koordinasyon Kurulu ve Akyazı Ziraat Odası
Başkanı Ali Şener Bayraktar, Sakarya Ziraat Odası Başkanı Hamdi Şenoğlu, Sakarya İl Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürü
Mehmet Erdemir, Akyazı İlçe Gıda, Tarım
ve Hayvancılık Müdürü Murat Özer ile birlikte selden zarar gören Sakarya merkez,
Akyazı ve Gevye’de, Hasanbey, Yağcılar,
Yuvalak ve Düzyazı mahallelerinde muhtarlar ve kahvehanelerde toplanan çiftçilerle
görüştü, taleplerini dinledi ve ekili alanlara
giderek zararı yerinde inceledi.
Akyazı’daki incelemelerin ardından
Sakarya’nın Hasanbey Mahallesinde çiftçiler ve mahalle muhtarı ile görüşen Bayraktar, selden en çok etkilenen ikinci ilçe olan
ve can kaybı veren Geyve İlçesinde inceleme ve görüşmelerine devam etti. Geyve
Kaymakamı İdris Akbıyık’ı da ziyaret eden
Bayraktar, karşılıklı görüş alışverişinde bulunarak Akbıyık’tan zararla ilgili bilgi aldı.
İlk olarak Akyazı Kaymakamı Mustafa
Ballı’yı makamında ziyaret ederek aşırı yağışların neden olduğu selden zararı ve sel
sonrası yapılan çalışmalar hakkında bilgi
Bayraktar, Geyve’de sele kapılarak
hayatını kaybeden Taner Yaman’ın ailesine taziye ziyareti yaparak, babası Şaban Yaman’a başsağlığı diledi ve kendilerine yardıma hazır olduğunu ifade etti.
Yaman’ın çalıştığı tavuk çiftliğini de ziyaret
eden Bayraktar, çiftlik sahibi ve çalışanlara
başsağlığı ve geçmiş olsun dileklerini iletti.
Bayraktar, “Ekim alanları yeterli olmadığı için küçük alanlarda fazla maliyetli
üretim yapılmakta ve çiftçi ürettiğinin, alın
terinin karşılığını alamamakta, sürekli borçlanarak üretim yapmaktadır. Ziraat Bankası ile Tarım Kredi Kooperatiflerinin
yanı sıra özel bankalara ve Pancar
Kooperatifleri’ne olan borçların 3
yıla yayılmasını ve yüzde 3 faizin
kaldırılmasını istiyoruz. Taleplerimizi ilgili bakanlıklara ilettik. Yaraların sarılması için elimizden
geleni mutlaka yapacağız. Tarım
Sigortası’nın beklenen ilgiyi görmemesinin sebebi bulunmalıdır.
Arazilerimiz giderek küçülüyor. Yeni çıkarılan, devrim
niteliğindeki Miras Hukuku Kanunu çerçevesinde Sakarya’da
da toplulaştırma çalışmaları
başlayacak. Yaşanabilecek bazı sıkıntılara el birliğiyle göğüs
gerilmeli.
Birliğimizin girişimleriyle 20
Haziran’dan itibaren ödenecek
bu yılki mısır destek primleri ile
çiftçimiz nefes alacaktır” dedi.
Çiftçinin talepleri
Şemsi Bayraktar’dan çiftçinin talepleri
ise şunlar oldu:
•Borç ödemeleri daha uzun süreye
yayılsın ve faizsiz olsun.
•Ziraat Bankası ile Tarım Kredi
Kooperatifleri’nin kredileri artırılsın.
•Çiftçinin öz kaynaklarının artırılmasına yönelik çalışmalar yapılsın.
•Çiftçi çocuklarına kamu alanlarında
öncelikli olarak çalışma hakkı verilsin.
•Devlet selden zarar gören çiftçiye hibe gübre ve tohum versin.
•Çiftçiye ucuz mazot verilsin.
•Ürüne de destek verilsin.
Ziraat
ODALARI
Türk Çiftçisinin Sesi
6
Yıl: 6 | Sayı: 66 | HAZİRAN 2014
ORTAKÖY ZİRAAT ODASI HİZMET BİNASI AÇILDI
Bayraktar: Ziraat odaları hizmette birbirleriyle yarışır hale geldi
belirten Bayraktar, “Çiftçilerimizin yaralarının acilen sarılması gerekiyor. Üreticilerimizin borçları 1 yıl ertelendi ama
bu yeterli değil. Erteleme faizsiz olarak 3
yıla çıkarılmalıdır. Çiftçinin Sosyal Güvenlik Kurumu'na prim borçları var, elektrik
borçları var, bu borçlar yeniden yapılandırılmalı ve üreticiye yeni finansman kaynakları yaratılmalıdır ki yeni üretim sezona sorunsuz hazırlanabilsin” dedi.
Türkiye Ziraat Odaları Birliği Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, 50 yıldır değişmeyen kanunun 2004 yılında değişmesiyle Ziraat Odaları’nın hizmet açısından önünün
açıldığını bildirerek, “Ziraat Odaları hizmette birbirleriyle yarışır hale geldi” dedi.
Bayraktar, Aksaray’ın Ortaköy İlçesi
Ziraat Odası yeni hizmet binasının açılışını
yaptı. Ziraat Odalarının son dönemde büyük gelişmeler gösterdiğini, oda başkanlarının hizmet yarışında olduğunu, başarılı
hizmetler ürettiklerini belirtti. Türkiye’de
764 Ziraat Odası olduğunu ve yüzde 70’e
yakınının kendi binasına, 75'inin toprak
tahlil laboratuvarına, yüzde 44'ünün tarımsal araç ve makina parkına sahip olduğunu vurgulayan Bayraktar, “Bunlar gurur
verici gelişmeler. Ziraat Odalarımızın temel
amacı çiftçimize hizmettir. Biz çiftçilerimizden aldığımız parayı, hizmet olarak geri
veriyoruz. Çiftçimizin parası, onun alın terinin, el emeğinin karşılığı. Bu nedenle, bir
kuruşunu dahi harcarken bunun farkında
olmalıyız. Tabii, geldiğimiz bu seviyeyi daha da ileri taşımalı, daha fazla toprak analiz laboratuvarını, daha fazla tarımsal araçmakina parkını çiftçilerimizin hizmetine
sunmalıyız. Bu anlayışla daha çok, daha
hızlı, daha etkin çalışırsak, çiftçimizin her
derdine merhem oluruz. Tarımın sorunları sadece kamuya bırakılamayacak kadar
önemlidir” dedi.
Kuraklık ve don afetinden
Aksaray da önemli ölçüde etkilendi
Bu yıl ülke çapında yaşanan kuraklık
ve don afetinden Aksaray’ın da önemli ölçüde etkilendiğini bildiren Bayraktar, “Aksaray’ın da içinde bulunduğu İç
Anadolu Bölgemizde hububatta rekolte
kaybı, diğer bölgelere göre daha yüksek
olacak. Yaşanan kuraklık, kuruda ekili
ürünlerin gelişimini olumsuz etkilerken,
aynı zamanda barajlarda doluluk seviyelerinin azalmasına, yer altı su sevilerinin
de gerilemesine yol açtı.
Bayraktar, GAP, KOP, DAP, DOKAP
gibi projelerin acilen tamamlanması, suyun toprakla buluşturulması gerektiğini
bildirerek, “Suyun israf edilmemesi çok
önemli. Bunun için, modern sulama sistemlerinin kurulması önemli bir husustur.
İlçemizde bazı üreticilerimiz ürün çıkışlarının yetersiz olması nedeniyle yeniden
ekim yaptı. Bunun bir maliyeti var” dedi.
Üreticinin örgütlenme sorunu var
Ortaköy’ün, hayvancılıkla uğraşan bir
ilçe olduğunu, yaşanan kuraklığın, başta
saman olmak üzere, kaba yem üretimini olumsuz etkileyeceği için hayvancılık
yapan üreticilerin de sıkıntı yaşayacağını
belirten Bayraktar, “Çiftçimizin bir diğer
sorunu da, binbir zorlukla ürettiği ürünü
uygun fiyatla satamamasıdır. Bunun yolu
örgütlenmeden geçmektedir. Eğitim ve
örgütlenme, tarımımız için olmazsa olmaz bir unsurdur” diye konuştu.
Ortaköy Kaymakamı Harun Başıbüyük, Ziraat Odalarının çalışmalarına her
türlü desteği vereceklerini ve yardıma hazır olduklarını bildirdi. Başıbüyük, “Böyle bir hizmet binasını kazandıran Ziraat
Odamıza teşekkür ederiz” dedi.
Açılışa, Ortaköy Kaymakamı Harun
Başıbüyük, Belediye Başkanı Mahmut
Ütük, SGK Aksaray İl Müdürü Saffet Çalışkan, Gıda, Tarım ve Hayvancılık İl Müdürü Zeynep Çakmak, Aksaray Ticaret ve
Sanayi Odası Başkanı Ahmet Koçer, Ticaret Borsası Başkanı Hamit Özkök, Ahiler Kalkınma Ajansı Kalkınma Kurulu Başkanı Hatice Şahin Eroğlu, TZOB Yönetim
Kurulu Muhasip Üyesi Mustafa Hepokur,
Bölge oda başkanları ve çiftçiler katıldı.
Ortaköy Ziraat Odası Başkanı Yıldız
Coşkun, TZOB Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, TZOB Yönetim Kurulu Muhasip
Üyesi Mustafa Hepokur, Kaymakam Harun Başıbüyük ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık İl Müdürü Çakmak’a birer plaket verdi.
Hububat üretimi yapan üreticilerimiz,
yağış yetersizliği nedeniyle zaman zaman mecburen ek sulama yapmak zorunda kaldı. Yapılan zorunlu ek sulamalar
çiftçilerimizin üretim maliyetlerini daha da
artırdı.
Bunun yanı sıra ürün çıkışlarının yetersiz olduğu yerlerde çiftçimiz yeniden
ekim yapmak zorunda kaldı. Bu da maliyetleri önemli ölçüde yükseltti” dedi.
TZOB olarak, bütün bu sorunları, bölge bölge ve il il tarayarak, ayrıca mahallinde kapalı ve saha toplantıları yaparak
bir rapor haline getirdiklerini, bu raporu,
başta Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere, bakanlara, muhalefet partilerine ileterek, çözüm istediklerini
BAYRAKTAR NİĞDE’DE İNCELEMELERDE BULUNDU
Bayraktar: İthalatın önünü açtırmayacağız
et fiyatlarının arttığını söyleyerek ithalatın
önünü açmak istiyorlar. Üretici fiyatları ve
tüketici fiyatlarıyla ben de onlara gideceğim. Üreticiden 18-19 TL’ye eti alıyorlar.
Bizim zaten yem maliyetlerimiz var, bunun
altında satamam çünkü yem fiyatları artıyor. Üretici et fiyatlarını artıramıyor, uzun
zamandır böyle. Bunun altına da düşemeyiz. İthalat kapısını açtığımızda tüketici
fiyatlarını aşağı indirirken, üretici fiyatları
yerinde kalacaksa buna itirazımız yok ama
her ithalat şunu göstermiştir, tüketici fiyatlarını 1-2 lira aşağı indirirlerken, üretici fiyatlarını 5-6 lira aşağı indirmişlerdir. Olan
üreticiye olmuştur.
Türkiye Ziraat Odaları Birliği Genel
Başkanı Şemsi Bayraktar, birtakım açılış
ve ziyaretler için geldiği Niğde’de yaptığı açıklamada, Ramazan öncesi "Et
lobisi"nin çalışmalara başladığını belirtti.
Bayraktar, Niğde Ziraat Odasında düzenlediği basın toplantısında, "Bu sene de
gereken mücadeleyi verecek, ithalatın önünü açtırmayacağız" dedi.
“Her Ramazan öncesi
et ithalatı lobileri hortluyor”
Bayraktar ilk ziyaretini Niğde Ziraat
Odası'na yaptı. Niğde Ziraat Odası Başkanı Veli Kenar ve Yönetim Kurulu Üyeleri tarafından karşılanan Türkiye Ziraat Odaları
Başkanı Şemsi Bayraktar yaptığı açıklamada, her Ramazan ayı başlangıcında et
ithalatı lobilerinin hortladığını söyledi.
Geçmiş yıllarda da bu lobi ile mücadele ettiklerini söyleyen Bayraktar, “Bu
ülkede zaman zaman özellikle et ithalatı
lobileri hortluyor. Bunlar her Ramazan ayı
öncesinde, 'Et fiyatları yükseldi, et ithalatının önü açılmalı' diye faaliyete başlıyor,
basında açıklamalarda bulunuyorlar ama
geçen sene de biz bunlarla mücadele ettik
ve geçen yıl ithalatın önünü açtırmadık.
“Üreticide et fiyatı artmıyor”
Bu sene Ramazan ayında da ithalatı açtırmayacağız. Çok yoğun bir şekilde
“Esas olan üretimdir”
Bir ithalat bugün üretimi
yok eder. Benim yem maliyetlerimi dikkate almayan
anlayışa, üretici fiyatlarını
yüksek görerek ithalat kapısı
açılıp yanlışa düşülürse bu
sefer üretimden vazgeçen
çiftçimiz eti bir süre sonra
tüketiciye pahalı yedirir. Bunun faturası tüketiciye ağır
çıkar. Esas olan, üretimi
artırmaktır. Türkiye bu gayretin içerisinde, desteklemeler bu yönde. Üreticiye
zarar verirsek tüketicide
zarar görür.
Üreticiden alınan fiyatla, tüketici arasındaki makasa baktığımızda parayı kimin
kazandığı ortada, aradaki makas büyük.
Et ile alakalı spekülatif faaliyetlere meydan
vermemek lazım” dedi.
Bu yıl hububat verimlerinin düşük olduğunu belirten Bayraktar, “Hububat rakamları düşecek. Spekülasyona meydan
vermemek için rakam vermeyeceğim
ama geçen seneki üretim rakamlarının
altına ineceğiz, dolayısıyla saman ithalatı
yapabiliriz” diye konuştu.
Bayraktar daha sonra Sazlıca kasabasındaki elma bahçelerini ziyaret ederek
incelemelerde bulundu.
Ziraat
ODALARI
Türk Çiftçisinin Sesi
Yıl: 6 | Sayı: 66 | HAZİRAN 2014
7
BOR ZİRAAT ODASI YENİ HİZMET BİNASINDA
Bayraktar: 764 Ziraat Odamızın,
yüzde 75’i kendi hizmet binalarına kavuşmuş durumda
parayı çiftçimize hizmet olarak değerlendiremezsek beni de, oda başkanlarını da,
çiftçimizden gelen bu para yakar.
Bu sene mart ayından itibaren çiftçimiz
her türlü afeti gördü. Mayıs ayı yağışlarını
beklerken çiftçimiz dolu ve sel felaketiyle
karşılaştı. Türk çiftçisinin bu sene yaşamadığı afet yok.
“Niğde’de bütün
meyveleri don vurmuş”
Allah'tan gelene yapacak bir
şey yok. Ancak birtakım tedbirleri
almak zorundayız. Çiftçimizin bu
sıkıntılı halini paylaşmalı ve gidermeliyiz. Niğde'de elma bahçelerini gezdim, bütün meyveleri
don vurmuş.
Niğde Milletvekili Doğan Şafak, Niğde
Belediye Başkanı Faruk Akdoğan, Bor
Kaymakamı Abdullah Küçük, Bor Belediye Başkanı Sıtkı Erat, TZOB Yönetim
Kurulu Muhasip üyesi Mustafa Hepokur,
il ve ilçe Ziraat Odası başkanları ve vatandaşlar katıldı.
Açılışta Bor Ziraat Odası Başkanlığı
tarafından, TZOB Genel Başkanı Şemsi
Bayraktar'a plaket ve deri seccade hediye
edildi.
Niğde elma üretiminde Isparta, Karaman illerimizden
sonra geliyor. Saha incelemelerim esnasında Niğde elma
bahçelerinde gördüğüm bir
eksikliği söylemek istiyorum.
Meyve bahçelerinde ağaçlar
çok yaşlı. Ağaçları gençleştirmez ve üretimi çeşitlendiremezsek Niğde elma üretiminde
zirveye çıkamaz.
Türkiye Ziraat Odaları Birliği Genel
Başkanı Şemsi Bayraktar birtakım açılışlar ve ziyaretler için gittiği Niğde’de Bor
Ziraat Odasının yeni binasını hizmete
açtı.
Bayraktar, açılışta yaptığı konuşmada, çiftçilerden gelen kaynakları çiftçiye
TZOB
hizmet olarak geri vermeye gayret ettiklerini ifade etti. Şemsi bayraktar şunları
kaydetti: "Türkiye genelinde yaklaşık 764
Ziraat Odamız var. Odalarımızın yüzde
75'i kendi hizmet binalarına kavuşmuş
durumda. 5,5 milyon üyesi ile TZOB
Türkiye'de en büyük birliktir. Odalara gelen para çiftçimizin alın teridir. Eğer bu
Bu hizmet binasının yapımında emeği geçen çiftçilerimize, ilçe ziraat odası başkanıma,
ilçe belediye başkanımıza huzurlarınızda teşekkür ediyorum."
Niğde Ziraat Odası hizmet
binasının açılış törenine CHP
OTOMASYON PROJESİ
DEVREYE GİRDİ
Bayraktar:" 20 hafta sürecek eğitim çalışmalarının sonunda
sistem, Türkiye genelinde 764 Ziraat Odasında kullanılacak."
Sistem, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın Çiftçi Kayıt Sistemi
(ÇKS) ile entegre çalışabilecek.”
TZOB Genel Başkanı Bayraktar,
sistemle ülke geneline yayılmış 764
Ziraat Odası’nın idari işlemlerinin
sistem üzerinden elektronik ortamda yapılmasının mümkün olduğunu
vurguladı.
Tarım sektörüyle ilgili
politikaların belirlenmesinde
rol oynayacak
Türkiye Ziraat Odaları Birliği Genel
Başkanı Bayraktar, TZOB otomasyon
projesinin devreye girdiğini bildirerek,
“Ocak 2013 tarihinde sözleşmesini imzaladığımız otomasyon projemiz devreye girdi. Eğitim çalışmalarına başladık”
dedi.
Bayraktar, yaptığı açıklamada, eğitim
ve yaygınlaştırma çalışmaları için TZOB
bünyesinde eğitim merkezi kurulduğunu,
Ziraat Odalarından gelen personele, uzman eğitimcilerin sistem konusunda eğitim verdiğini belirtti.
Eğitim ve yaygınlaştırma çalışmalarının 20 hafta süreceğini vurgulayan Bayraktar, sistemin Türkiye genelindeki 764
Ziraat Odasında kullanılmaya başlanacağını bildirdi.
TZOB Genel Başkanı Bayraktar,
çalışmalar kapsamında 764 Ziraat
Odası’nın elemanlarının eğitimden geçirileceğini kaydetti.
Otomasyon sistemi
Bayraktar, Türk çiftçisinin refahının
artırılması ve tarım sektörünün istenilen seviyeye ulaşabilmesi açısından
otomasyon sisteminin önemine vurgu
yapan Bayraktar, devreye giren otomasyon yazılım sisteminin uluslararası
standartlara uygun veri depolama sistemiyle birlikte çok geniş bir uygulama
sahasına sahip olduğunu belirterek,
“Çiftçi kütük bilgileri, arazi ve tarımsal
bilgiler, üretim deseni ve miktarları, bina ve tesis varlığı, alet ve makine varlığı,
hayvan ve su ürünleri varlığı sistemde
görülecek.
Tek tuşla bütün bilgi ve belgeler...
Çiftçilerimizin
Sosyal
Güvenlik
Kurumu’na kayıtları çevrimiçi olarak yapılacak. E-Devlet kapsamında kamu ve
diğer kuruluşlarla web servisleri üzerinden bilgi paylaşımında bulunulacak.
Çiftçi bilgilerinin kontrolü çevrimiçi yapılacak ve gerekli belgeler hazırlanabilecek” dedi.
Hatayı en aza indirecek ve hız kazandıracak otomasyon sisteminde, çiftçilerimize ilişkin üye kayıt defterleri başta
olmak üzere üyeliklerine dair tüm ayrıntıların yer alacağının altını çizen Bayraktar,
“İçişleri Bakanlığı aracılığıyla kimlik ve
adres bilgileri, Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü aracılığıyla tapu kayıtları, Maliye
Bakanlığı ile vergi bilgileri, SGK ile sosyal güvenlik bilgileri sorgulanabilecek.
Şemsi Bayraktar, otomasyon sisteminin yurt çapında Ziraat Odaları
arasında iş ve işlemlerde standart
birliğine ve tarımla ilgili verilerin en
kısa zamanda Türkiye Ziraat Odaları Birliği bünyesinde tek merkezde
toplanmasına olanak vereceğine,
sistemin tarım sektörünün içinde bulunduğu durumun izlenmesini sağlayacağına, kısa ve uzun vadeli tarımla ilgili politikaların belirlenmesinde
önemli katkılarda bulunacağına dikkati çekti.
Bayraktar, otomasyon sistemine
geçmek için TZOB bünyesinde uluslararası standartlara uygun bir veri
merkezi oluşturduklarını, merkezde
otomasyon yazılım çalışmaları için gerekli tüm donanımın eksiksiz yer aldığını belirtti.
Ziraat
ODALARI
Türk Çiftçisinin Sesi
8
DOĞAL AFETLER
TZOB Genel Başkanı Şemsi Bayraktar,
çiftçinin başının dertten kurtulmadığını;
kuraklık, don, dolu, fırtına, aşırı yağış gibi
doğal afetlerin tarımı vurmaya devam ettiğini bildirdi. 2013-14 üretim döneminin
başından bu yana yağışların yetersizliğinin
yanı sıra, Mart ayında gerçekleşen dondan
üreticinin büyük zarar gördüğünü hatırlatan Bayraktar, “Yaşanan felaketlerin üzerine bazı bölgelerde meydana gelen dolu
yağışı, tuz biber olmuş, büyük sıkıntıdaki
çiftçiye yeni bir sorun yaşatmıştır” dedi.
Zarar gören yerler
Ziraat Odalarından alınan bilgiye göre, özellikle Bursa, Yozgat, Manisa, Mersin, Ankara, Eskişehir, Kırıkkale, Çorum,
Kayseri, Samsun ve Amasya’nın bazı ilçelerinde meyve, sebze, zeytin, buğday,
arpa, mısır, nohut, pancar, yonca, bağ
alanlarında yüzde 20-100 arasında oranlarda zarar yaşandığına dikkati çeken
Bayraktar, şu bilgileri verdi:
Bursa Gürsu: Meyve üretimi ile seracılık yapılan Bursa Gürsu’da, elma, armut
ve şeftalide yüzde 20-90 arasında oranlarda zarar görüldü. 400 dekar alanda bulunan seraların yüzde 50’si zarar gördü.
Bursa Mudanya: 6 köy meydana gelen dolu yağışından olumsuz etkilendi.
Özellikle 3 köyde yağışlar etkili oldu. Armut, elma ve şeftalide yüzde 40 ile yüzde
50 oranında hasar bekleniyor.
Bursa Osmangazi: 2 köyde zarar görüldü. Özellikle çiçeklenme döneminde olan
zeytin ağaçlarında zarar meydana geldi.
Zeytinde bir sonraki yıl ürünü verecek olan
meyve gözlerinde hasarlar oluştu.
Bursa Nilüfer: Çaylık köyünde 4 bin
dönüm kadar bir alanda, buğday, zeytin
ve meyvelerde zarar meydana geldi.
Yozgat Boğazlıyan ve Sarıkaya: Her
iki ilçede de buğday, arpa, silajlık mısır
ve nohutta yüzde 100’e varan oranlarda
hasar meydana geldi. Tarlalar biçer döver
giremez durumda.
Manisa: Merkez ilçede 5-10 bin dönüm alanda başta bağ, mısır, domates olmak üzere ekili tüm ürünlerde yüzde 100’e
varan oranlarda dolu zararı görüldü.
Manisa Akhisar: Buğday ekili alanlar
ile bağlarda, bir miktar da mısır ekili alanlarda zarar meydana geldi.
Mersin Silifke: Şeftali, elma, kiraz ve
ceviz başta olmak üzere tüm meyveler ve
seralar zarar gördü. Gelecek yıl sürgün verecek olan dallar da zarar meydana geldi.
Zarar bazı alanlarda yüzde 100’e yaklaştı.
Ankara Sincan: Meydana gelen dolu
yağışından meyve ve sebze alanları ile
arpa ekili alanlar hasar gördü. Hasar tespit çalışmalarına göre, yüzde 30-40’dan
yüzde 80’lere varan oranlarda kayıp oldu.
Ankara Çubuk: Meyve, sebze ve buğdayda yüzde 70 hasar bekleniyor.
Eskişehir: Toplam 400 bin dekar alanda hububat, meyve ve sebze zarar gördü.
Çankırı: 2 köyde buğday ve arpada
hasar dışında büyük bir kayıp yaşanmadı.
Kırıkkale Sulakyurt: Hasar Tespit Komisyonu raporuna göre, buğdayda yüzde
41, ayçiçeğinde yüzde 50, bağlarda ve
kavun-karpuzda yüzde 35-40 kayıp var.
Kırıkkale Keskin: Buğday ve arpada
zarar meydana geldi. Yıldırım düşmesi
sonucu 3 hayvan telef oldu.
Çorum: Merkezde patates, sebze ve
soğanda bir miktar hasar meydana geldi.
Aşırı yağışlar yer yer sel baskınlarına yol
açtı. Yüksek yerlerde sorun görülmedi.
Çorum İskilip: Bağ ve bahçelerde bir
miktar hasar meydana geldi.
Çorum Bayat: 2 köyde etkili olan dolu
yağışı arpa ve buğdaya yüzde 30 ile yüzde 40 arasında zarar verdi.
KİMSE ÇİFTÇİYİ YOK SAYAMAZ
Yıl: 6 | Sayı: 66 | HAZİRAN 2014
Çorum Osmancık: İşyerlerinde hasar
meydana geldi. Sele kapılan bir kişi hayatını kaybetti.
Kayseri Kocasinan: 30 bin dönüm
tarım alanı doludan büyük zarar gördü.
Buğday ve arpada; bağ ve bahçelerde
hasar bazı yerlerde yüzde 100’ü buldu.
Kayseri Bünyan: 20 bin dönüm ekili
alanda dolu zararı oldu. Buğday, arpa
ürünlerinde; bağ ve bahçelerde yüzde
100’e yaklaşan hasar meydana geldi.
Samsun Canik, Atakum ve İlkadım: Canik, Atakum ve İlkadım ilçelerinde buğday
ve meyvede yüzde 20-30 kayıp bekleniyor.
Amasya: Merkez ilçede dolu çok zarar
vermezken, buğday, pancar, yonca selden tamamen zarar gördü.”
TARSİM sigorta eksperleri ve hasar tespit komisyonlarının çalışmalarına devam
ettiğini bildiren Bayraktar, “Dolu zararı sigorta kapsamında olsa da üreticinin büyük
bölümü çeşitli nedenlerle sigorta yaptıramamıştır. Kuraklık gibi kapsam dışı afetler
için 2090 sayılı Kanun ihtiyaca cevap verememektedir” dedi.
TZOB Doğal Afetleri Değerlendirme
Toplantıları sonuç raporu
Yaşanan afetlerin yerinde tespiti ve
beklentilerin belirlenmesi amacıyla, Ziraat
Odaları temsilcileri, bakanlık, ilgili kurum,
kuruluş yetkililerinin katılımıyla “Doğal Afetleri Değerlendirme” toplantıları yaptıklarını,
zarar gören tarım alanlarını inceleyip tespitte bulunduklarını hatırlatan Bayraktar,
hazırladıkları raporları, Başbakan Recep
Tayyip Erdoğan’a, CHP Genel Başkanı
Kemal Kılıçdaroğlu’na, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye, Hazine’den sorumlu
Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, Gıda,
Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker,
Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ve Bakanlar Kurulu üyelerine, TBMM Tarım, Orman
ve Köyişleri Komisyonu Başkan ve üyelerine, bölge milletvekillerine ilettiklerini belirtti.
“Seçimden başka bir şey
konuşmaz olduk”
Üreticimizin, tarlasına, bahçesine ateş
düştü. Çiftçimiz zor durumda. Bunlar
önemli sorunlar. Bunu konuşup, çözüm
yolları üretmemiz gerekirken, seçimden
başka bir şey konuşmaz olduk. 2013 yılı
sonundan bu yana sürekli seçimi konuşuyoruz. Seçimler elbette önemli. Demokrasinin vazgeçilmez unsuru. Ama gelişmiş
ülkeler öncelikle seçimi değil, geçimi
konuşuyor. Gelişmiş ülkelerde sokakta,
çarşıda, tarlada, pazarda seçim konuşulmuyor. Herkes işinde gücünde. Çalışıyor,
üretiyor. Sistem normal düzeninde işliyor”
dedi.
Türkiye’nin gerçek gündemine, işine
gücüne dönmesi gerektiğini, ülkenin sorunlarına çözüm araması gerektiğini belirten Bayraktar, şunları söyledi:
TZOB Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, Türkiye’nin seçimden başka bir şey
konuşmaz olduğunu bildirerek, “Son yılların en büyük doğal afeti yaşanmasına
rağmen tarım sektörü ne siyasetin ne de
medyanın gündeminde. 77 milyonu besleyen 5 milyonun üzerindeki çiftçimizi bu
ülkede kimse yok sayamaz, sıkıntılarını
görmezden gelemez” dedi.
Bayraktar, çiftçinin zor durumda olduğunu, Türkiye’nin bunu da konuşması,
çözüm yolları üretmesi, gerçek gündemine dönmesi gerektiğini belirtti.
Şemsi Bayraktar, yaptığı açıklamada,
2013-2014 üretim döneminde başlangıcından itibaren, kuraklık, don, dolu, aşırı
yağış, fırtına, hortum gibi doğal afetlerin
hemen her türlüsünün yaşandığını, 81 ilin
büyük çoğunluğunda zarar meydana geldiğini vurgulayan Bayraktar, İç Anadolu ve
Akdeniz bölgelerinin kuraklıktan şiddetli bir
şekilde etkilendiğine, tahılların hepsinde
rekolte düşüşü beklendiğine dikkati çekti.
Bayraktar, en önemli tahıl olan buğdayda geçen yıl 22 milyon 50 bin ton olan rekoltenin, bu yıl 18 milyon tonu bulmasının
bile sevindirici bir gelişme olacağını bildirdi.
Kuraklık başta olmak üzere doğal
afetlerin sadece tahılları ve meyveyi olumsuz etkilemeyeceğini, yem bitkilerinde de
rekolte kaybına neden olacağına dikkati
çeken Bayraktar, şöyle devam etti:
“Önemli üretim bölgelerimizde yaşanan kuraklık nedeniyle buğday ve arpada sap boyu yeterince gelişemedi. Bu da
saman üretiminin beklenenin çok altında
kalacağını gösteriyor. Türkiye, 2012 yılında saman ithal etmek zorunda kalmıştı.
Saman ithalatına yönelik düzenlemeler,
bu yıl da böyle bir yola gidileceğini bize
gösteriyor” dedi.
Zaten kaliteli kaba yem açığı yaşadığımızı hatırlatan Bayraktar, bu yıl hayvan
yemi olarak da kullanılan buğday, arpa,
mısır, çavdar, yulaf ve tritikalenin yanı sıra
fiğ gibi yem bitkileri üretiminde de önemli
rekolte kaybı beklendiğini, bunun hayvancılığı da olumsuz etkileyeceğini, üreticinin
maliyetlerini artıracağını vurguladı.
“Tarımın bu yıl yaşamadığı afet kalmadı ama gündemde yer almıyor. Son
yılların en büyük doğal afeti yaşanmasına rağmen tarım sektörü ne siyasetin ne
medyanın gündeminde. Televizyonlarda
seçim, dış politika üzerine oturumlar yapılıyor. Tarımı konuşan yok.
Gıda güvencesinden daha önemli bir
konu var mı? Bu afetin sonuçlarını Ağustos ayından itibaren göreceğiz. Tedbirler
alınmadığı takdirde Türkiye’nin gıda güvencesini sağlayamayız. Tarımın sorunları ve çözüm yolları tartışılmalı. 77 milyonu
besleyen 5 milyonun üzerindeki çiftçimizi
bu ülkede kimse yok sayamaz. Tarıma niçin medyamız bu kadar uzak? Çiftçimiz,
insanlarımızı doyuruyor. Bundan daha
önemli bir konu var mı? Bazı kesimlerin
bunun farkında olmaması bizi üzüyor.”
Ziraat
ODALARI
Türk Çiftçisinin Sesi
Yıl: 6 | Sayı: 66 | HAZİRAN 2014
Bayraktar, 13 Haziran 2014 tarihinde
yaşanan dolu ve aşırı yağışlardan etkilenen yerler konusunda ise şunları kaydetti:
“Orhaneli, Gürsu, Orhangazi ve Nilüfer
ilçelerimizle Yozgat Boğazlıyan ilçesine
bağlı 2 belde ve 7 köyde, Gaziantep’te
aşırı yağış ve dolu nedeniyle buğday,
arpa, nohut gibi ürünlerle; armut, incir,
erik, elma, şeftali, kiraz, zeytin, sebze
bahçeleri ve seralarda yüzde 90’lara varan oranlarda zarar oluştu. Aşırı yağışlar
nedeniyle Sakarya’nın Hendek, İzmir’in
Tire, Konya’nın Seydişehir gibi ilçelerinde
çeşitli zararlar gerçekleşti.
TABİİ AFETLER
HAZİRAN AYINDA DA
DURMADI
TZOB Ziraat Odaları Birliği Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, Ekim 2013’de başlayan üretim sezonunda doğal afetlerin
hemen hepsini yaşayan çiftçinin, Haziran
ayında da rahat yüzü görmediğini bildirdi.
Bayraktar, “Bursa, Yozgat, Muğla,
Manisa, Ankara, Eskişehir, Çankırı, Kırıkkale, Çorum, Kayseri, Samsun, Amasya,
Denizli, Nevşehir, Manisa, Adana, Mersin, Kahramanmaraş, Osmaniye, Düzce,
Zonguldak, Bartın, Karabük, Kocaeli, Sakarya, Bolu, Yalova, Bilecik, Sinop, Ordu,
Tokat, Sivas, Gaziantep, İzmir, Konya illerinde 4, 5, 6 ve 13 Haziran tarihlerinde
görülen aşırı yağış, bazı illerde de dolu
ürüne zarar verdi” dedi.
Ekim-Nisan döneminde Mart ayı dışında normalin çok altında kalan yağışların
Mayıs ayında normalin üzerine çıktığını
belirten Bayraktar, şunları kaydetti: “Mayıs
ayında yağış ortalaması normalin yüzde
21, geçen yılın yüzde 37,2 üzerinde 58,5
milimetre olarak gerçekleşmiştir. Mayıs
yağışları normalin üzerinde olsa da kış
aylarında yağışların yetersiz kalması nedeniyle 2013 Ekim-2014 Mayıs döneminde,
birikimli yağışlar genel olarak normalden
ve geçen yılın aynı dönemindeki yağıştan
az oldu. Ekim-Mayıs aylarında birikimli
olarak normale göre yağış azalması yüzde 32,2 ile en fazla Akdeniz Bölgesinde
görüldü. Bu bölgeyi yüzde 30,6 ile Güneydoğu Anadolu Bölgesi, yüzde 30,5 ile
Doğu Anadolu Bölgesi, yüzde 26,5 ile İç
Anadolu Bölgesi, yüzde 14,1 ile Karadeniz Bölgesi, yüzde 13,1 ile Ege Bölgesi,
yüzde 12,8 ile Marmara Bölgesi izledi.”
Mayıs ayında kuraklık riskinin oluştuğu
İç Anadolu bölgesinde normalinin üzerinde oluşan yağışın, bazı alanlarda faydalı
olduğunu belirten Bayraktar, kış yağışlarındaki yağışlar yetersiz olduğu İç Anadolu ve Akdeniz Bölgelerinde bahar aylarına
kadar yeterli gelişimi tamamlanamayan
alanlarda, Mayıs yağışlarının etkisinin beklenenin altında kaldığını, hasadın devam
ettiği Akdeniz Bölgesinde gerçekleşen aşırı
yağışların buğday hasadını zorlaştırdığını, İç Anadolu Bölgesinde aşırı yağışların
sele dönüştüğü alanlar ile dolu yağışının
gerçekleştiği buğday alanlarında zarar
meydana geldiğini bildirdi. Ekim ayından
bu yana yaşanan risklerin tümü değerlendirildiğinde hububatta kış kuraklığının ardından yaşanan don, dolu, aşırı yağışların
bu yıl verim kaybına yol açtığını vurgulayan
Bayraktar, Haziran ayında yaşanan afetlerle ilgili olarak şu bilgileri verdi:
•4 Haziran 2014 tarihinde dolu ve aşırı
yağışlardan etkilenen yerler:
Bursa Gürsu: Meyve üretimi ile seracılığın yoğun olarak yapıldığı Bursa
Gürsu’da, elma, armut ve şeftalide yüzde
20’den yüzde 90’lara varan oranlarda zarar meydana geldi. 400 dekar alanda bulunan seraların yüzde 50’si zarar gördü.
Bursa Mudanya: 6 köy meydana gelen dolu yağışından olumsuz etkilendi.
Özellikle 3 köyde yağışlar etkili oldu. Armut, elma ve şeftalide yüzde 40 ile yüzde
50 oranında hasar bekleniyor.
Bursa Osmangazi: 2 köyde zarar görüldü. Özellikle çiçeklenme dönemindeki
zeytin ağaçlarında zarar meydana geldi.
Zeytinde bir sonraki yıl ürününü verecek
olan meyve gözlerinde de hasarlar oluştu.
Bursa Nilüfer: Çaylık köyünde 4 bin
dönüm kadar bir alanda, buğday, zeytin
ve meyvelerde zarar meydana geldi.
Yozgat Boğazlıyan ve Sarıkaya: İki
ilçemizde de buğday, arpa, silajlık mısır
ve nohutta yüzde 100’e varan oranlarda
hasar meydana geldi. Tarlalar biçerdöver
giremez durumda.
Manisa: Merkez ilçede 5-10 bin dönüm alanda başta bağ, mısır, domates
olmak üzere ekili tüm ürünlerde yüzde
100’e varan oranlarda dolu zararı görüldü.
Manisa Akhisar: Buğday ekili alanlar
ile bağlarda, bir miktar da mısır ekili alanlarda zarar meydana geldi.
Mersin Silifke: Şeftali, elma, kiraz ve
ceviz başta olmak üzere tüm meyveler
ve seralar büyük zarar gördü. Gelecek yıl
sürgün verecek olan dallar da zarar meydana geldi. Zararın bazı alanlarda yüzde
100’e yaklaştığı görüldü.
Ankara Sincan: Dolu yağışından
meyve ve sebze alanları ile arpa ekili alanlar hasar gördü. İlçede yapılan hasar tespit çalışmalarına göre, yüzde 30-40’dan
yüzde 80’e varan oranlarda kayıp oldu.
Ankara Çubuk: Meyve, sebze ve
buğday alanlarında yüzde 70 üzerinde
hasar bekleniyor.
Eskişehir: Toplam 400 bin dekar
alanda hububat, meyve ve sebze doludan zarar gördü.
Çankırı: 2 köyde buğday ve arpada
hasar olmakla birlikte büyük bir kayıp
yaşanmadı.
Kırıkkale Sulakyurt: Hasar Tespit Komisyonu raporuna göre, buğdayda yüzde 41, ayçiçeğinde yüzde 50, bağlarda
yüzde 35-50, kavun-karpuzda yüzde 3540 kayıp meydana geldi.
Kırıkkale Keskin: Buğday ve arpada
zarar meydana geldi. Yıldırım düşmesi
sonucu 3 hayvan telef oldu.
Çorum: Merkez ilçede patates, sebze
ve soğanda hasar meydana geldi. Aşırı
yağışlar yer yer sel baskınlarına yol açtı.
Yüksek yerlerde bir sorun görülmedi.
Çorum İskilip: Bağ ve bahçelerde bir
miktar hasar meydana geldi.
Çorum Bayat: 2 köyde etkili olan dolu
yağışı arpa ve buğdaya yüzde 30 ile yüzde 40 arasında zarar verdi.
Çorum Osmancık: İşyerlerinde hasar
meydana geldi. Sele kapılan bir kişi hayatını kaybetti.
9
Kayseri Kocasinan: 30 bin dönüm tarım alanı doludan zarar gördü. Dolu yağışı olana yerlerde ekili olan buğday, arpa,
bağ ve bahçelerde hasar bazı yerlerde
yüzde 100’ü buldu.
Kayseri Bünyan: 20 bin dönüm alanda dolu zararı oldu. Ekili olan buğday, arpa, bağ ve bahçelerde yüzde 100’e yaklaşan hasar meydana geldi.
Samsun Canik, Atakum ve İlkadım:
Bu ilçelerimizde buğday ve meyvelerde dolu nedeniyle yüzde 20-30 kayıp bekleniyor.
Amasya: Merkez ilçede dolu çok zarar vermezken, buğday, pancar, yonca
selden tamamen zarar gördü.
•5 Haziran 2014 tarihinde dolu ve aşırı
yağışlardan etkilenen yerler:
Denizli Honaz: İlçede şiddetli yağmur
gerçekleşti. Dağlık köylerde sel oldu.
Nevşehir: İlçenin Yassıca, Küllüce,
Karahasanlı, Kanlıca, Karasenir ve Merkeze bağlı mahallelerinde yaşanan aşırı
yağış ve dolu büyük zarara neden oldu.
Özellikle buğday arazilerinde zarar var.
Manisa Merkez, Sarıgöl, Saruhanlı: Dolu yağışı üzüm bağlarına, buğday,
mısır, domates ve karpuz ürünlerine zarar verdi. Bağlarda yedek budaklar zarar
gördüğü için gelecek senenin ürününün
de etkileneceği tespit edildi. İl genelinde
yaklaşık 7 bin dekar alanda zarar oluştu.”
•6 Haziran 2014 tarihinde dolu ve aşırı
yağışlardan etkilenen yerler:
Bayraktar, 6 Haziran 2014 tarihinde Meteoroloji Genel Müdürlüğü verilerine göre Adana, Osmaniye’yi içine alan Çukurova’nın aşırı yağışların,
Çukurova dışında Adana bölgesi, Tarsus,
Kahramanmaraş’ın batısı, Düzce, Zonguldak, Bartın, Karabük çok kuvvetli, İstanbul,
Kocaeli, Sakarya, Bolu, Yalova, Bursa’nın
doğusu, Bilecik, Eskişehir, Ankara’nın kuzeyi, Kastamonu, Çankırı, Sinop, Samsun,
Ordunun Batısı, Çorum, Tokat, Amasya, Sivas’ın güney ve batısı, Kayseri,
Nevşehir’in doğusu ve Yozgat’ın kuvvetli
yağışların etkisi altında kaldığını belirtti.
•2-9 Haziran 2014 tarihinde yaşanan
dolu ve aşırı yağışlardan etkilenen yerler:
Sakarya Akyazı ve Hendek: Akyazı
İlçesi’nde bir hafta boyunca düşen aşırı
yağışlar özellikle mısır ekili alanlarda zarara
yol açtı. Boyca büyük olan mısırlarda yatmalar olurken, çürüme şeklinde zarar da
meydana geldi. Hendek İlçesi’nde bir hafta
süren aşırı yağışlar sele yol açtı. Mısır ve
buğday alanları sele maruz kaldı. Dolu yağışı ise fındıklarda bir miktar zarar meydana getirdi. Tespit çalışmaları devam ediyor.
•13 Haziran 2014 tarihinde dolu ve
aşırı yağışlardan etkilenen yerler:
Bursa: Dolu bölgede tahıl, meyvesebze ve zeytinde önemli derecede zarar
meydana getirdi. Kirazlarda aşırı yağışlar
çatlamaya yol açtı. Meyve (şeftali, üzüm,
incir, erik, elma, kiraz), sebze, zeytin ve
bağ alanlarında yüzde 20’den yüzde
100’e varan oranlarda zarar meydana geldi. Aşırı yağışların çiçeklenme döneminde
meydana gelmesi sonucu zeytinde tutum
az, üzümde ise kavrulma olmuştur.
Sakarya Hendek: Hendek’te ovada
merkeze yakın köylerde meydana gelen
aşırı yağışlar, ekilen mısırlarda çürüme görüldü yol açtı. Yeniden ekim yapılma durumu var. Sebzelerin tamamı zarar gördü.
İzmir Tire: Aşırı yağışlar ve dolu sebze
ekili alanlar ile buğday, mısır ve zeytinliklerde hasara yol açtı. 5-6 bin dekar alan
fazla yağış ve doludan etkilendi.
Adana Seyhan: Buğday hasadı tamamlandığı bölgede, yağış olan yerlerde
sebze ve meyvede kısmi zarar görüldü.
Konya Seydişehir: Buğdayda pas
hastalığı görülmeye başlandı. Havaların
kapalı gitmesi halinde kayıp bekleniyor.”
•19-20-21 Haziran 2014 tarihinde dolu
ve aşırı yağışlardan etkilenen yerler:
Bursa Karacabey: Aşırı yağış ve dolu
özellikle domates ve karpuzlarda yüzde
60-70 oranlarında zarara yol açtı. İlçe tarım müdürlüğünce oluşturulan hasar tespit komisyonu çalışmaları devam ediyor.
İstanbul Silivri: Aşırı yağış ve dolu
ekili alanlarda zarara neden oldu. Özellikle dolu yağışı buğdayda başakların kırılmasına ve yatmasına yol açarak zarar
meydana getirdi. Ayçiçeğinde de bir miktar zarar meydana geldi.
Kocaeli Kandıra: İlçeye düşen aşırı
yağış büyük hasara yol açmamakla birlikte,
özellikle yeni ekilen mısırlarda yağışın çıkış
dönemine rastlaması zarara neden oldu.
Edirne Lalapaşa ve Süloğlu: Haziran
ayının 20’sinde özellikle Lalapaşa ve Süloğlu ilçelerinde dolu ayçiçeğinde çiçek
tablaları ve yapraklarda zarara neden oldu. Buğdayda ise başakların kırılmasına
ve yatmaya yol açtı. Buğday ve ayçiçeğinde meydana gelen zarar TARSİM eksperlerine iletildi. Hasar tespit çalışmaları
devam etmekle birlikte ürünlerde yüzde
40 ile yüzde 60 zarar bekleniyor.
Sakarya Erenler ve Gevye: Dolu yağışı bir miktar zarara yol açtı.
Üreticinin zararları telafi edilmelidir
Bayraktar, çiftçinin Haziran ayında
bile büyük zarara uğradığını bildirerek,
Ziraat Odalarımızdan TZOB’a intikal
eden raporlara göre başka illerdeki hasar tespitlerini de takip ettiklerine dikkat
çekti. Bayraktar, zarar gören alanlarda
TARSİM sigorta eksperleri ve hasar tespit komisyonlarının çalışmalarının devam
ettiğini bildirdi.
Bayraktar:
"Çiftçimiz
Haziran ayında bile
büyük zarara uğradı.
Üreticilerin zararları
telafi edilmelidir."
Ziraat
ODALARI
Türk Çiftçisinin Sesi
10
Yıl: 6 | Sayı: 66 | HAZİRAN 2014
Bayraktar:
“Cazibe sulama olmadığı için
fazla elektrik kullanılarak
metrelerce yer altından
çekilen su,
maliyeti artırmaktadır.”
DESTEKLEMELERDEN
BLOKE
KALDIRILMALI
Türkiye Ziraat Odaları Birliği Genel
Başkanı Şemsi Bayraktar, bu yıl, görülmemiş kuraklık, don, dolu ve sel afetleri
yaşayan çiftçinin büyük sıkıntı içerisinde
olduğunu, bunun üzerine bir de destekleme ödemelerinin bloke edilmesinin
çiftçiyi tamamen mağdur ettiğini bildirerek, “Destekleme ödemeleri üzerindeki
bloke kaldırılmalı, ödemeler yapılmalıdır”
dedi.
Bayraktar, yaptığı açıklamada, tarımsal sulamaya ilişkin elektrik borcu bulunan çiftçilere, bu borçları ödeninceye
kadar, 2014 yılında yapılması gereken
tarımsal destekleme ödemelerinin verilmemesinin çiftçiyi zor durumda bırakacağını belirtti.
Güneydoğu Anadolu Bölgesinde faaliyet gösteren Dicle Elektrik Dağıtım
A.Ş (Dicle EDAŞ) tarafından pamuk ve
mısırda 2013 yılı için dekar başına 90 lira olarak belirlenen elektrik bedellerinin
yüksek olduğuna dikkati çeken Bayraktar, “Üreticinin önemli maliyet kalemi
olan Elektrik bedelleri düşürülmeli, aşağı
çekilmelidir” dedi.
“Üreticilerimiz hak ettiği destekleme
ödemelerini almalılar”
Çiftçinin, ülke çapında yaşanan kuraklık, don, dolu, aşırı yağış gibi afetler nedeniyle sıkıntılı bir üretim dönemi geçirdiğini
bildiren Bayraktar, şunları kaydetti: “2014
yılı destekleme ödemelerinin, tarımsal
sulamaya ilişkin elektrik borçlarının ödenmesine bağlanması çiftçimizi mağdur
eder. Destekleme ödemeleri üzerindeki
bloke kaldırılmalı, ödemeler yapılmalıdır. Üreticilerimizin hak ettiği destekleme
ödemelerini alabilmeleri gerekir.
V
R
E
E
Ç
G
A
Y
ÜN Ü
N
Ü
D
Deniz seviyesini değil,
sesinizi yükseltin.
Türkiye Ziraat Odaları Birliği Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, çevre sorunları ve
iklim değişikliğinin tarımı olumsuz etkilediğini, bilimsel raporların, iklimde 1950’lerden beri gözlenen bazı değişikliklerin 1000
yıllık zaman diliminde benzeri görülmemiş
düzeyde olduğunu tespit ettiğini bildirerek,
“Artık iyice belirgin hale gelen küresel ısınma, iklim rejimini bozuyor. Dünyanın bazı
bölgelerinde kuraklık yaşanırken, bazı bölgelerini sel götürüyor” dedi.
Şemsi Bayraktar, yaptığı açıklamada,
Dünya Çevre Günü’nün çevre sorunlarına dikkat çekmek, doğayı ve dünyayı
korumak için küresel farkındalığı artırmak
amacıyla her yıl 5 Haziran'da kutlandığını
belirtti.
Bu yıl Çevre Günü’nün temasının “Küçük Adalar ve İklim Değişikliği” olarak belirlendiğini bildiren Bayraktar, bu yıl kutlamaların “Deniz seviyesini değil, sesinizi
yükseltin” sloganıyla yapıldığını vurguladı.
Küçük ada devletleri yılı
Araştırmaların iklimde meydana gelen
değişikliklerin tarih boyunca uygarlıkları
derinden etkilediğini gösterdiğini, özellikle
sanayideki hızlı gelişim ve insan faaliyetleri
sonucu atmosfere verilen sera gazlarındaki artışın iklim değişikliği kavramını önemli
kıldığını bildiren Bayraktar, “Birleşmiş Milletler, küçük ada devletlerinin sorunlarının
çözülmesi ve sürdürülebilir kalkınma hedeflerinin yakalanabilmesi amacıyla 2014
yılını Kalkınmakta Olan Küçük Ada Devletleri Yılı olarak ilan etti. Küçük ada devletleri
başta doğal afetler olmak üzere dış etkenlere açık durumdalar ve iklim değişikliğinin
oluşturduğu yıkıma karşı mücadele ediyor.
Dünya Meteoroloji Örgütü ve Birleşmiş
Milletler Çevre Programı tarafından 1988
yılında kurulan ve insan faaliyetlerinin neden olduğu iklim değişikliğinin risklerini
değerlendirmek üzere çalışmalar yapan ve
Türkiye’nin de üyesi bulunduğu Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC)
5. Değerlendirme Raporu’na göre, küresel
iklimdeki ısınma kesindir. 1950’lerden beri
gözlenen değişikliklerin bazıları bin yıllık zaman diliminde benzeri görülmemiş düzeyde. Bu dönemde atmosfer ve okyanuslar
ısındı, kar ve buz miktarları azaldı, deniz
seviyesi yükseldi ve sera gazlarının atmosferdeki konsantrasyonları arttı. Yine 19512010 yılları arasında küresel ortalama yüzey
sıcaklıklarındaki artış, çok yüksek olasılıkla
insan faaliyetlerinden kaynaklandı. Küresel
ortalama deniz seviyesi 1901-2010 yılları
arasında 19 santimetre yükseldi. Rapora
göre okyanuslar 21. yüzyıl süresince de
ısınmaya devam edecek” dedi.
“İklim değişikliği sorunu
küresel düzeyde çözülmeli”
Tüm dünyayı ilgilendiren iklim değişikliği sorununun küresel düzeyde çözülmesi
gerektiğine dikkati çeken Bayraktar, şöyle
devam etti: “İnsanlığın kötü sonla karşılaşmayı beklemeden bilim dünyasının çalışmalarını dikkate alması gerekmektedir.
Ülke olarak bizim de küresel çözüm içinde
yer almamız, iklim değişikliğine uyum politikalarımızı belirlememiz zorunludur.İklim
değişikliğine uyum sürecinin etkin olabilmesi için fosil yakıtlara dayalı enerji yatırımlarının yerine rüzgar, güneş enerjisi,
biyogaz ve biyokütle gibi daha temiz ve
doğayla dost yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelim sağlanmalıdır. Yenilenebilir
enerji kaynakları ile sürdürülebilir enerji
altyapısı oluşturulmalı, emisyonları azaltmak üzere acil eylem planları hazırlanmalı
ve bir an önce uygulamaya konulmalıdır.
Çevre sorunları ve bu sorunlar içinde
yer alan iklim değişikliği, insanlık aleyhine işleyen bir süreçtir. Etkilerini artık
somut olarak görmeye başladığımız bu
süreci yavaşlatmak, belki de durdurmak
elimizde. İklim değişikliğiyle mücadele
için sesimizi yükseltirsek geleceğimizi
kurtarabiliriz.”
Cazibe sulama olmadığı için fazla
elektrik kullanılarak metrelerce yer altından su çekilmekte, sulama yapılmaktadır. Bu sulama şekli üretim maliyetlerini
artırmaktadır. Çiftçimiz için büyük bir yük
oluşturmaktadır.
Büyük miktarlara ulaşan elektrik borçları yapılandırılmalıdır. Bunlar yapılandırılmazsa, destekleme ödemeleri yapılmazsa önümüzdeki yılın üretimi tehlikeye
girer.”
“Çiftçimiz hasattan sonra yeni
üretim dönemine hazırlanacak”
Çiftçinin hasattan sonra yeni üretim
dönemine hazırlanacağını belirten Bayraktar, “Çiftçimiz hasatta ürünü toplamak
ve biçmek için para harcayacak. Hasattan sonra da tarlasına kültürel işlemler yapacak, girdi kullanacak, yeni üretim sezonuna hazırlanacak. Bütün bunlar parayla
olacak.
Çiftçimize yeni finansman olanağı
yaratılmalı, destekleme ödemeleri yapılmalı ki gelecek yılın üretim sezonuna
hazırlansın” dedi.
Son 1400 yılın en sıcak 30 yılı
Rapora göre son 30 yılın her on yılının,
1850'den beri gözlenen on yıllık dönemlerden daha sıcak olduğunu vurgulayan
Bayraktar, “Kuzey Yarım Küre’de 19832012 arasındaki dönem, son 1400 yılın en
sıcak 30 yıllık dönemi oldu. Küresel ortalama yüzey sıcaklığı, 1901-2012 döneminde
yaklaşık 0,9°C'lik bir artış gösterdi. Küresel
ısınmanın 2100 yılı sonrasında da devam
edeceği öngörülüyor” dedi.
İklim değişikliği küresel gıda
güvenliği için büyük bir risk
İklim değişikliğinin; insan sağlığı, küresel gıda güvenliği ve ekonomik kalkınma
için büyük bir risk oluşturduğuna dikkati
çeken Bayraktar, “İklim değişikliği karşısında en hassas bölgelerden birisi Akdeniz
Havzası. Yağışlar azalıyor, kuraklık belirtileri dikkat çekiyor. Ülkemiz küresel ısınma
tehdidi altında. Belirgin hale gelen küresel
ısınma, iklim rejimini bozuyor. Dünyanın
bazı bölgelerinde kuraklık yaşanırken, bazı
bölgelerini sel götürüyor. Türk çiftçisi de bu
yıl kuraklık, don, dolu, fırtına gibi bütün doğal afetleri yaşadı. İç Anadolu ve Akdeniz
Bölgelerimiz kuraklıktan önemli oranda etkilendi. Çiftçimizin bu badireyi atlatabilmesi
ve yeni üretim dönemine hazırlanabilmesi
için finansman desteği sağlanmalıdır” dedi.
Kaynaklarımızı etkin kullanmak
ve israfı önlemek zorundayız
Suyun, tarımsal sulama, enerji üretimi
ve sanayi için öneminin tartışılamayacağını, iklim değişikliği sonucu yağışlardaki
azalmanın kuraklık ve çoraklaşmayı getireceğini ve tarımsal üretimin olumsuz etkileneceğini belirten Bayraktar, “Tüm bu
olumsuzluklar gıda güvenliğini tehdit eder
boyuta ulaşabilecektir. Hepimiz biliyoruz ki
tarım, gıda güvenliği ve sürdürülebilir kalkınma için merkezi bir rol oynamaktadır. Bu
nedenle kaynaklarımızı etkin kullanmak ve
israfı önlemek zorundayız” dedi.
Ziraat
ODALARI
Türk Çiftçisinin Sesi
Yıl: 6 | Sayı: 66 | HAZİRAN 2014
İ
C
İ
T
E
R
Ü
T
E
K
R
A
M
FİYATLARI ARAŞTIRMASI
kabak, yüzde 17,47 ile yeşil fasulye, yüzde
16,70 ile kuru soğan, yüzde 10,92 ile yeşil soğan, yüzde 9,57 ile çilek, yüzde 8,15
ile sivri biber, yüzde 7,36 ile kuru fasulye,
yüzde 5,98 ile marul, yüzde 2,57 kırmızı
mercimek, yüzde 2,52 ile yeşil mercimek,
yüzde 2,26 ile ayçiçek yağı ve yüzde 2,17
ile de maydanoz izledi. Markette en fazla
fiyat artışı ise yüzde 29,92 ile kuru kayısıda
görüldü. Kuru kayısıdaki fiyat artışını yüzde 19,91 ile havuç, yüzde 16,14 ile limon,
yüzde 14,77 ile Antep fıstığı, yüzde 11,02
ile lahana, yüzde 5,27 ile kuru üzüm, yüzde 5,18 ile kuru incir, yüzde 4,92 ile nohut,
yüzde 3,81 ile patlıcan, yüzde 3,40 ile dana eti, yüzde 2,85 ile kuzu eti, yüzde 2,33
ile elma, yüzde 1,60 ile tavuk eti takip etti.”
Üretici fiyatlarındaki değişimler
TZOB Genel Başkanı Şemsi Bayraktar,
Mayıs ayında market fiyatlarına bakıldığında, 7 üründe fiyat değişimi görülmezken,
14 üründe azalma, 15 üründe fiyat artışı
olduğunu, üretici fiyatlarında ise 15 üründe fiyatlar bir ay önceki fiyatlara göre değişmezken, 11 üründe azalma, 6 üründe
fiyat artışı meydana geldiğini bildirdi.
Şemsi Bayraktar, Mayıs ayında en
fazla fiyat düşüşünün markette salatalık,
üreticide kabakta, en fazla fiyat artışının
markette kuru kayısıda, üreticide havuçta
görüldüğünü bildirerek, “Market fiyatlarında en fazla fiyat düşüşü 25,33 ile salatalık, en fazla fiyat artışı yüzde 29,92 oran ile
kuru kayısıda görüldü. Üretici fiyatlarında
ise kabak fiyatı yüzde 35,61 düşerken,
havuç fiyatı yüzde 30 arttı” dedi.
11
Bayraktar, açıklamasında, TZOB olarak, üreticiden tüketiciye, halkın tamamını
yakından ilgilendiren gıda fiyatlarındaki
değişimleri, takip etmeye ve tespitlerini
kamuoyunu doğru bilgilendirme amacıyla
da açıklamalara devam ettiklerini bildirdi.
Market fiyatlarındaki değişimler
TZOB Genel Başkanı Bayraktar, Mayıs
ayındaki market fiyatlarına bakıldığında,
7 üründe fiyat değişimi görülmezken, 14
üründe azalma, 15 üründe ise fiyat artışı
olduğunu belirtti. Mayıs ayında ıspanak,
patates, fındık, yumurta, süt, mısırözü yağı,
toz şeker fiyatlarında değişim görülmezken, düşüşün yüzde 25,33 ile en fazla salatalıkta olduğunu bildiren Bayraktar, şunları kaydetti: “Salatalıktaki fiyat düşüşünü
yüzde 23,31 ile domates, yüzde 18,68 ile
Mayıs ayındaki üretici fiyatlarına bakıldığında, 15 üründe fiyatlar bir ay önceki
fiyatlara göre değişmezken, 11 üründe
azalma, 6 üründe ise fiyat artışı olduğu
bilgisini veren Bayraktar, şöyle devam etti:
“Mayıs ayında, patlıcan, ıspanak, lahana,
marul, kuru soğan, limon, çilek, kuru fasulye, nohut, kırmızı mercimek, yeşil mercimek, pirinç, kuru incir, süt ve zeytinyağı
fiyatlarında ise değişim meydana gelmedi.
Üretici fiyatlarında düşüş yüzde 35,61 ile
en fazla kabakta görüldü. Kabaktaki fiyat
düşüşünü yüzde 34,15 ile domates, yüzde
25,86 ile yeşil fasulye, yüzde 13,89 ile salatalık, yüzde 13,68 ile fındık, yüzde 12,50
ile yumurta, yüzde 7,14 ile maydanoz, yüzde 5,46 ile yeşil soğan, yüzde 3,79 ile sivri
biber ve yüzde 2,09 ile de kuzu eti izledi.
Üretici fiyatlarında en fazla fiyat artışı yüzde
30 ile havuçta yaşandı. Havuçtaki fiyat artışını yüzde 20,97 ile patates, yüzde 15,63
ile Antep fıstığı, yüzde 15,38 ile kuru kayısı,
yüzde 8 ile elma ve yüzde 3,62 ile dana eti
takip etti.”
Üretici-market fiyat farkı
Bayraktar, Mayıs ayında, seçilmiş ürünlerde üretici ve market fiyatları arasındaki
fark incelediğinde, en fazla farkın yüzde
453,85 ile maydanozda görüldüğünü bildirdi. Şemsi Bayraktar, maydanozun ardından lahanada yüzde 432, kabakta yüzde
386,53, ıspanakta yüzde 361,90, sivri biberde yüzde 361,15 fiyat farkı bulunduğunu vurguladı.
Fiyat değişimlerinin nedenleri
Üreticilerde fiyatı artan ürünlere bakıldığında fiyatı en fazla artışın havuçta
olduğunu bildiren Bayraktar, şunları kaydetti: “Havuçta piyasaya arz edilen ürün
miktarındaki azalmaya bağlı olarak ürün
fiyatları artış gösterdi. Arzın erkenci çeşitlerden sağlandığı patateste ise piyasada
bulunan ürünlerin yeni ürün olmasıyla birlikte fiyatlarda yükselme yaşandı. Antep
fıstığı ve kayısıda ise rekoltede meydana
gelen düşüşe bağlı olarak ürün fiyatlarında artış yaşandı.
Fiyatı düşen ürünlere baktığımızda da,
kabak, domates, yeşil fasulye, salatalık,
sivri biber gibi ürünlerde hava sıcaklıklarıyla birlikte hasat edilen ürün miktarındaki
artış ürün fiyatlarının düşüşünde etkili oldu.
Genel olarak değerlendirdiğimizde arz
ve talepteki değişime bağlı olarak fiyatlarda artış ve azalışların meydana geldiği
görüldü.”
ÜRETİCİDEN
TÜKETİCİYE
destek
Türkiye Ziraat Odaları Birliği Genel
Başkanı Şemsi Bayraktar, bu üretim sezonunda yaşanan afetlere rağmen, Mayıs
ayında tüketicide en fazla fiyat düşüşünün, gıda ve alkolsüz içeceklerde görüldüğünü bildirerek, “Mayıs ayında yüzde
1,35 gerileyen gıda ve alkolsüz içeceklerdeki fiyatlar, tüketici fiyatlarındaki artışı
yüzde 0,4’e çekti. Üretici tüketiciye destek oldu” dedi.
Bayraktar, yaptığı açıklamada, tüketici
fiyat endeksinde yüzde 24,45 ile en fazla
ağırlığa sahip olan gıda ve alkolsüz içeceklerde Mayıs ayı enflasyonunun yüzde
1,35 gerilediğini, beş aylık enflasyonun
yüzde 7,55, Mayıs ayı itibarıyla son bir
yıllık enflasyonun yüzde 14,11, oniki aylık ortalamalara göre Mayıs ayı itibarıyla
yıllık enflasyonun yüzde 11,12 olduğunu
belirtti.
Ana harcama gruplarında
tüketici fiyatları
Gıda ve alkolsüz içeceklerde, Mayıs
ayı tüketici enflasyonunun Mart’ta yüzde
2,1, Nisan’da yüzde 1,42 arttığını bildiren
Bayraktar, şunları kaydetti: “Tüketicide
Mayıs enflasyonu, gıda ve alkolsüz içecekler, ulaştırma, ev eşyası, alkollü içecekler ve tütün ile haberleşmede geriledi.
Üretici fiyatlarındaki artış,
sürekli tüketici fiyatlarındaki
artışın altında kalıyor.
Mayıs ayında tüketici fiyatları gıda ve
alkolsüz içeceklerde yüzde 1,35, ulaştırmada yüzde 0,50, ev eşyasında yüzde
0,16, alkollü içecekler ve tütünde yüzde
0,15 ile haberleşmede yüzde 0,11 düştü.
Buna karşın giyim ve ayakkabıda Mayıs ayı tüketici fiyatları endeksi yüzde 9,19
arttı. Artış, lokanta ve otellerde yüzde 1,11,
eğitimde yüzde 0,99, sağlıkta yüzde 0,98,
çeşitli mal ve hizmetlerde yüzde 0,49, konutta yüzde 0,36, eğlencede yüzde 0,21
oldu.”
Bayraktar, Mayıs ayında yüzde 0,40
artan TÜFE enflasyonunun, Ocak-Mayıs
aylarında yüzde 5,38, Mayıs ayı itibarıyla
son bir yılık dönemde yüzde 9,66, on iki
aylık ortalamalara göre yüzde 8,23 arttığını belirtti.
Şemsi Bayraktar, tarımda üretici enflasyonunun, genelde gıda ve alkolsüz
içeceklerdeki tüketici fiyatlarındaki artışın altında kaldığını, üreticide Nisan
enflasyonun yüzde 4,25 ile beklentilerin
üzerinde arttığını ve Ocak-Mart’ta yüzde
2,5 olan 3 aylık enflasyonu, Ocak-Nisan
döneminde yüzde 6,86 düzeyine çektiğini
hatırlattı.
Meyve fiyatlarında artış,
sebze fiyatlarında düşüş
Bayraktar, şunları kaydetti: “Mayıs ayı
tarım, ormancılık ve balıkçılıkta fiyat artışı
14 Mayıs’ta açıklanacak. O zaman tarım
ve gıdada karşılaştırma daha netleşecektir. Ocak-Nisan döneminde gıdada tüketici
fiyatlarındaki artış, yüzde 9,02 iken, üreticide yüzde 6,86 düzeyinde olmuştu. Üretici
fiyatlarındaki artış, sürekli tüketici fiyatlarındaki artışın altında kalıyor. Tarım ve gıdada
fiyat istikrarı şart. Üreticiden tüketiciye ürün
uygun fiyatlarla ulaştırılmalı. Üretici kazanmalı, tüketici uygun fiyatla tüketebilmelidir.”
Bazı meyvelerde Mayıs ayındaki fiyat
artışının don afetinin sonucu olduğunu,
buna karşın, sivri biber, taze fasulye, bezelye, domates, patlıcan başta olmak üzere
fiyatlarda, ürün artışına bağlı olarak yüksek
oranlı düşüşler görüldüğünü bildiren Bayraktar, “Piyasaya sürülen ürün miktarındaki
artışla birlikte fiyatlar istikrara kavuşacaktır.
Kuru kayısıda yüzde 32,97, fındık içinde yüzde 29,40, limonda yüzde 17,43,
çilekte yüzde 14,37, elmada yüzde 11,53,
Antep fıstığında yüzde 10,56, pirinçte
yüzde 3,12, zeytinyağında yüzde 2, ekmekte yüzde 1,29 arttı.
Buna karşın, sivri biber fiyatı yüzde
52,36, taze fasulye fiyatı yüzde 35,21,
bezelye fiyatı yüzde 30,35, domates fiyatı
yüzde 28,68, patlıcan fiyatı yüzde 25,62,
yumurta fiyatı yüzde 6,12, tavuk eti fiyatı
yüzde 5,17, süt fiyatı yüzde 1,49, kaşar
peyniri fiyatı yüzde 1,19, koyun eti fiyatı
yüzde 0,88 geriledi” dedi.
Ziraat
ODALARI
Türk Çiftçisinin Sesi
12
TOPRAK BAYRAMI
Toplam karasal
alanımızın sadece
yüzde 6’sı
birinci sınıf arazi
konumunda.
TZOB Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, bilinenin tersine Türkiye’nin toprak
bakımından fakir bir ülke olduğunu, bunun unutulmaması ve toprakların çok iyi
korunması gerektiğini bildirdi.
Bayraktar, “Toplam karasal alanımızın
sadece yüzde 6’sı birinci sınıf arazi konumunda” dedi.
TZOB Genel Başkanı Bayraktar, toprak
bayramı dolayısıyla yaptığı açıklamada,
günümüzde, teknolojinin gelişimi ve nüfus
artışı ve tüketici alışkanlıklarının değişmesi
gibi sebeplerle, gıda, giyim, enerji ürünlerine insanoğlunun ihtiyacının hiçbir zaman
olmadığı kadar arttığını belirtti. Bilinçsiz ve
çarpık kentleşmenin arttığına, ihtiyacı karşılayabilmek için daha fazla sanayi bölgesi yapımı yoluna gidildiğine dikkati çekti.
Tabiatın dengesinin bozulması
ekosistemi etkiliyor
Bayraktar, “Kara ve demir yollarının
genişletilerek ulaşımı rahatlatma çabası
var. Turizmin gelişmesine paralel olarak
tesis yatırımları çoğalıyor. Bütün bunlar
özellikle kalabalık bölgelerde ve sahil kesimlerinde doğayı son derece olumsuz
etkiliyor” dedi.
TZOB Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, tarım sektörünün, emek yoğun bir
sektör olması nedeniyle üretimdeki payının çok üzerinde istihdam sağladığını,
yurtiçi gelirin yüzde 7,4’ünü karşılayan
tarımın istihdamdaki payının ise yüzde
20’leri aştığını bildirdi.
Şemsi Bayraktar, Mart ayında tarımda
çalışan sayısının, Şubat ayına göre 260
bin kişi artarak 5 milyon 55 bin kişiden 5
milyon 315 bin kişiye çıktığını belirtti.
Tarımın istihdamdaki payı
yüzde 20'leri aştı
Bayraktar, açıklamasında, 25 milyon
583 bin olan istihdamın; 13 milyon 90 bininin hizmetler, 5 milyon 365 bininin sanayi,
1 milyon 812 bininin inşaat, 5 milyon 315
bininin ise tarımda çalıştığını vurguladı. Yurtiçi gelirin yüzde 7,4’ünü karşılayan tarımın
istihdamdaki payının yüzde 20’leri aştığını
belirten Bayraktar, “Şubat ayında tarımın
istihdamdaki yüzde 20,2 olan payı, Mart
ayında yüzde 20,8’e yükseldi. Tarım, emek
yoğun bir sektör olması nedeniyle üretimdeki payının çok üzerinde istihdam sağlıyor. 2013 yılında tarım, cari fiyatlarla gayri
safi yurtiçi hasıladan, Ocak, Şubat ve Mart
aylarını kapsayan ilk çeyrekte yüzde 3,9,
Nisan, Mayıs ve Haziran aylarını kapsayan
ikinci çeyrekte yüzde 6,2, Temmuz, Ağustos ve Eylül ayını kapsayan üçüncü çeyrekte yüzde 12,3, Ekim, Kasım ve Aralık aylarını kapsayan dördüncü çeyrekte ise yüzde
6,6 pay aldı. Bu yılın ilk çeyreğinde tarım,
yurtiçi hasıladan yüzde 3,7 pay alırken,
istihdamın Şubat ayında yüzde 20,2’sini,
Mart ayında yüzde 20,8’sini karşıladı.
Şemsi Bayraktar, her şeyin birbiriyle
muntazam bir uyum içinde olduğu ekosistemde; bitki, hayvan, su, iklim ya da toprak gibi unsurların herhangi birinin dengesinin bozulmasının bir diğerini etkileyerek,
ekosisteme zarar verdiğini vurguladı. Her
geçen gün erozyon, çölleşme, toprak kirlenmesi, tuzlanma, toprak içindeki organik madde ve mikroorganizma varlığının
azalması gibi sebeplerin, topraklar üzerinde sürekli bozulmalara neden olduğunu bildiren Bayraktar, şu bilgileri verdi:
“Bunların yanında tarım arazilerinin amaç
dışı kullanımı, aşırı ve bilinçsiz sulama ve
gübreleme işlemleri, uygun miktarda kullanılmayan pestisitler, ağır ve sürekli toprak işlemeleri ve aşırı hayvan otlatma gibi
tarımsal uygulamalar da topraklarımıza
zarar veriyor. Dünyadaki toplam toprak
varlığımızın yüzde 25’i çölleşme tehdidi
altındadır ve yok olmaya yüz tutmuştur.
Çölleşme dolaylı olarak
1 milyar insanı etkiliyor
Birleşmiş Milletler’in hazırlamış olduğu
bir rapora göre, dünya üzerinde 250 milyon kişi çölleşmeden doğrudan, 1 milyar
insan ise dolaylı yönlerden etkilenmektedir. Yüzölçümü 78,06 milyon hektar olan
Türkiye’nin, 24,2 milyon hektar işlenen
Sanayinin istihdamdaki payı yüzde 21,
inşaatın payı yüzde 7,1, hizmetlerin payı
yüzde 51,2 düzeyinde gerçekleşti” dedi.
Tarım kadınlarda işsizliği
yüzde 15,1’den yüzde 11,2’ye çekti
Tarımın bu özelliği nedeniyle ülke ekonomisine yük olmak bir yana, istihdamın
tek hanede tutulmasına da yardımcı olduğunu bildiren Bayraktar, “Mart ayında bile
tarım, toplamda işsizliği 1,9 puan azaltarak yüzde 9,7 ile tek hanede kalmasını
sağladı. Tarım erkeklerde işsizliği yüzde
10,4’den yüzde 9,3’e, kadınlarda ise yüzde 15,1’den 11,2’ye çekti” dedi.
Mart ayında tarımın 2 milyon 887 bin erkek, 2 milyon 427 bin kadına iş ve aş yarattığını, erkeklerin yüzde 16,1’inin, kadınların
yüzde 31,9’unun tarımda çalıştığını vurgulayarak, tarımın çözüme kavuşturulması
gereken en büyük sorunlarından birinin de
kayıt dışı çalışma olduğunu, 5 milyon 315
bin istihdamın 62 bininin işveren, 416 bininin ücretli ve yevmiyeli, 2 milyon 219 bininin kendi hesabına çalışan, 2 milyon 617
bininin ise ücretsiz aile işçisi konumunda
bulunduğunu bildiren Bayraktar, “62 bin
işverenin 30 bini, 416 bin ücretli ve yevmiyelinin 322 bini, 2 milyon 219 bin kendi
hesabına çalışanın 1 milyon 557 bini, 2 milyon 617 bin ücretsiz aile işçisinin 2 milyon
368 bininin kayıt dışı istihdam olduğu biliniyor. Buna göre, tarımda istihdam edilen 5
milyon 315 bin nüfusun yüzde 80,5’i, yani
4 milyon 277 bini kayıt dışı” dedi.
Bayraktar, tarımda istihdam edilen erkeklerde kayıt dışı istihdam yüzde 70’de
Yıl: 6 | Sayı: 66 | HAZİRAN 2014
tarım arazisi bulunuyor. Toplam karasal
alanımızın yüzde 31’i tarım arazisi. Yine
toplam karasal alanımızın sadece yüzde
6’sı, hiçbir sorunu bulunmayan ve her türlü tarım yapılabilen, birinci sınıf tarım arazisi konumunda.
Toprak bakımından fakir bir ülkeyiz.
Bunu unutmamalı ve topraklarımızı çok iyi
korumalıyız.”
Drenaj koşullarının iyileştirilmesi, basınçlı sulama tekniklerinin artırılması, toprakların organik maddece zenginleştirilmesi, tuzluluk problemlerinin bertaraf edilmesi
gibi sorunların acilen çözümü için projelerin hazırlanması ve bunların uygun görülenlerinin uygulanması gerektiğini bildiren
Bayraktar şunları söyledi: “Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde, bu tür pahalı yatırımların yapılması ülke ekonomilerine kısa
vadede ağır bir yük olarak görünse de,
uzun vadede getireceği faydaların gözden
kaçırılmaması fevkalade önemlidir.”
Tarım topraklarının en temel
sorunu amaç dışı kullanım
Tarım topraklarımız için en temel ve
devam etmekte olan sorunun hiç şüphesiz tarım arazilerin amaç dışı kullanımı
olduğuna dikkati çeken Bayraktar, açıklamasında şu görüşlere verdi: “Tarım
arazilerinin nüfusa bağlı olarak giderek
azalması nedeniyle gelecekte yaşanması
muhtemel açlık tehlikesi, tarım arazilerinin
korunması ve etkin kullanımının sağlanmasının ne kadar gerekli ve önemli olduğunu gözler önüne sermektedir.
Tarım topraklarının verimliliğinin artırılması suretiyle, tarımsal üretim belli
bir noktaya kadar artırılabilir. Ancak belirli bir miktardan sonra, tarımsal üretimi
artırmak, tarım alanlarının artırılmasıyla
mümkündür. Toprağın önemini anlayan
ülkeler, artan nüfusun ve giderek daha da
artan gıda talebinin karşılanmasını, çevre
ve tarımın sürdürülebilir olmasını sağlamak için ülkesel tarım politikalarını yeniden şekillendiriyorlar.”
Türkiye’de de kentsel yapılaşmanın,
iyi nitelikli araziler üzerinde yoğunlaştığını,
tarım yapılan alanların daha düşük nitelikli
arazilere doğru kaydığını belirten Bayraktar, şöyle devam etti:
Verimli tarım arazilerinin sanayi ve
"yerleşim alanı olarak kullanılması
bir felakettir"
“Hatta ülkemizde sanayi, çoğunlukla iyi nitelikli ve üretken araziler üzerinde kurulmuştur. Endüstriyel kuruluşların
çevresindeki şehirleşme olgusu gelişmiş,
üstün vasıflı tarım arazileri azalmış ve niteliklerinin bozulmasına neden olmuştur.
Birlik olarak birinci sınıf sulamaya
uygun tarım arazilerimizin imara açılarak, bu alanlarda sanayi ve yerleşim
yerleri yapılmasını tam bir felaket olarak
nitelendiriyoruz.”
Vali ve belediye başkanları
tarım arazilerini imara açmamalı
Tarım alanlarının imara açılması yerine mevcut yerleşim alanlarında kentsel
dönüşüm projeleri yapılarak, insanların
bu alanlarda ikamet etmelerinin sağlanması gerektiğini bildiren Bayraktar, şunları kaydetti: “Uygulanabilirliği olan tüm
il ve ilçelerimiz için bu kentsel dönüşüm
projeleri geliştirilmeli, tarım alanlarının
mevzuat bakımından imara açılması
zorlaştırılmalıdır.
Türkiye Ziraat Odaları Birliği olarak;
yayınladığımız genelgeyle Ziraat Odası
başkanlarının, arazilerin tarım dışı kullanımın önlenmesi konusunun yakın takipçisi
olmaları ve Toprak Koruma Kurullarında
etkin bir şekilde faaliyet göstermelerinin
sağlanmasının gerektiğini açıkladık.
Bazı odalarımız bu konuda başarılı olmuş, önemli adımlar atmışlardır. Valiler ve
belediye başkanlarımızın tarım arazilerini,
meraları imara açmamaları gerekir. Aksi
takdirde hem doğal yaşam, hem bitkisel üretimimiz, hem de hayvancılığımız
önemli darbe yer.”
TARIMDA İSTİHDAM VE
ÜRETİCİ FİYATLARI
kalırken, kadınlarda yüzde 92,9’a ulaştığını, kayıt dışılığın önlenmesi ve tarımdaki
tüm nüfusun sosyal güvence kapsamında olması için çalışmalar yürütülmesi gerektiğine dikkati çekti.
Tarımda üretici fiyatları
Bayraktar, Mayıs ayında tarımın genelinde üretici fiyatlarının değişmediğini,
tarım ve avcılık ürünlerinde yüzde 0,12,
ormancılık ürünlerinde yüzde 2,6 arttığını,
balıkçılıkta yüzde 7,43 gerilediğini bildirdi.
Üretici fiyatlarının, Mayıs ayı itibarıyla
son bir yıllık dönemde tarımın genelinde
yüzde 11,2, on iki aylık ortalamalara göre yüzde 6,60 arttığını belirten Bayraktar,
“Mayıs ayında, fiyatların, tek yıllık bitkisel
ürünlerde yüzde 11,66, sebze ve kavunkarpuz, kök ve yumrularda yüzde 24,33,
balık ve diğer balıkçılık ürünlerinde yüzde
7,43, canlı kümes hayvanları ve yumurtada
yüzde 2,73, diğer çiftlik hayvanları ve hayvansal ürünlerde yüzde 0,08 geriledi.
Çok yıllık bitkisel ürünlerde yüzde
28,54, diğer ağaç ve çalı meyveleri ile sert
kabuklu meyvelerde yüzde 11,84 arttı. Lifli bitkilerde yüzde 0,1, canlı hayvanlar ve
hayvansal ürünlerde yüzde 0,54, canlı sığırlar, mandalar ile bunlardan elde edilen
işlenmemiş sütte yüzde 0,96, yağlı meyvelerde yüzde 1,02, pirinç dışındaki tahıllar,
baklagiller ve yağlı tohumlarda yüzde 1,03,
koyun ve keçiler ile bunların işlenmemiş
süt ve yapağılarında yüzde 0,52, çeltikte
yüzde 5,50, ormancılık ürünleri ve ilgili hizmetlerde yüzde 2,60 arttı. İşlenmemiş tütün ile içecek üretiminde kullanılan bitkisel
ürünlerde fiyatlar değişmedi” dedi.
Ziraat
ODALARI
Türk Çiftçisinin Sesi
Yıl: 6 | Sayı: 66 | HAZİRAN 2014
Masum Burak
Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar
Genel Müdürü
Verimliliğin, üretimin en önemli unsuru
araştırma ve geliştirme; kısaca AR-GE faaliyetleri… Konu tarım olunca önemi daha belirgin şekilde artıyor elbette.
Bu sayımızda, ulusal kalkınma planları
doğrultusunda tarımsal araştırma ve geliştirme stratejilerini ve önceliklerini belirleyen; toprak ve su kaynaklarının geliştirilmesinden rasyonel kullanımına, hayvan
ve bitki hastalıkları konusunda araştırmalardan, Bakanlığa bağlı araştırma kuruluşlarının hedeflerini belirlemeye kadar
geniş bir yelpazede görev alanı bulunan
TAGEM’in Sayın Genel Müdürü Masum
Burak’ı konuk ediyoruz. Kısa adı TAGEM
olan Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar
Genel Müdürlüğü’nün çalışmalarını, bu
perspektif ışığında ülkemiz tarımını mercek altına almak istiyoruz.
Sayın Genel Müdürüm, ülkemizde tarımsal araştırmalara verilen önem nedir?
Biliyorsunuz, son yıllarda sağlıklı
beslenme ve güvenilir gıda konusunun
stratejik bir sektör olarak ön plana çıkması sebebiyle, dünyaya paralel olarak
ülkemizde de tarımsal araştırmaya önem
verilmektedir. Bu kapsamda tarımsal
araştırmaya ayrılan ödenek her geçen
gün artmaktadır. Bitkisel üretimde güvenli
ve güvenilir ürün elde edilmesi, verimliliğin artması ve çeşitlendirilmesi, tarımsal araştırmaların önem verdiği Ar-Ge
konularındandır.
Gerek Genel Müdürlüğümüz DPT projeleri gerekse Ar-Ge projeleri kapsamında yapılan birçok projede hem üniversite
hem özel sektör hem de diğer kurum ve
kuruluşlarla işbirliğine girilmiş yapılan protokollerle çalışmalara destek verilmiştir.
Tarım üretiminin sürdürülebilir bir şekilde arttırılması Ar-Ge yoluyla gerçekleştirilebilir. Ülkemiz geneline yaygın ve
en kapsamlı araştırma kuruluşları Bakanlığımız araştırma kuruluşlarıdır. Cumhuriyet tarihine dayanan köklü araştırma
enstitülerimizde yılların birikimiyle ve çağı
yakalayan yenilikçi yapımızla çok önemli araştırmalara imza atılmaktadır. Yıllar
içerisinde kaynak kullanımımızda görülen
artışlar Tarımsal Ar-Ge’ye verilen önemin
en iyi göstergesidir. Kurulan ileri araştırma merkezlerimiz içinde, dünyanın sayılı
yapılar arasında olanlar bulunmaktadır.
Kamu, özel sektör ve Bakanlık ve
TÜBİTAK işbirliği projeleriyle ilgili başlığı biraz daha açabilir miyiz?
Araştırma kuruluşlarımızla özel sektör
işbirliği kapsamında projelerin yürütülmesini desteklemekteyiz. Araştırmacılarımız,
özel sektör işbirliği kapsamında proje almaları teşvik edilmekte, böylece özel sektörde araştırma kuruluşlarımızın alt yapısından yararlanma imkânı bulmaktadır. Proje
çalışmalarından elde edilecek sonuçların
özel sektör vasıtasıyla kısa sürede, doğrudan uygulamaya aktarılması mümkün
olmakta ve bitkisel üretimde verimliliğin ve
kalitenin aktarılması sağlanmış olmaktadır.
Bakanlık-TÜBİTAK işbirliği ile yürütülen projeler daha çok Bakanlığımız bütçesini aşan, alt yapı geliştirme, bilgi ve
teknoloji üretmeye yönelik projelerdir. Bu
projelerden elde edilen sonuçların uygulamada kullanılmasıyla, tarımsal üretimde
Tarımın Araştırma
Merkezi TAGEM
verimliliğin ve kalitenin artmasına katkıda
bulunulmaktadır.
Bakanlık genel bütçesinin yeterli olmadığı durumlarda gıda, yem ve hayvan
sağlığı konularında ülke ihtiyaçlarını dikkate alan büyük bütçeli Ar-Ge çalışmalarını yürütmek üzere, TÜBİTAK, üniversite
ve özel sektör ile işbirliğine gidilmektedir.
Ar-Ge desteklerine gelirsek… Bu
konuda neler söylersiniz?
Bakanlığımızın ve tarım sektörünün
ihtiyaç duyduğu öncelikli konularda bilgi
ve teknolojilerin geliştirilmesi, çiftçiler, tarımsal sanayiciler ile ihracatçılara aktarılması ve tarım sektöründeki örgütlerin ArGe kapasitelerinin geliştirilmesi amacıyla
Bakanlığımızca desteklenen projelerdir.
Ar-Ge destek programından üniversiteler,
sivil toplum kuruluşları ve özel sektörce
hazırlanan projeleri desteklenebilmektedir.
Projelere verilecek destek üst limiti 300 bin
liradır ve her yıl belirlenen “Öncelikli Ar-Ge
Konuları” kapsamında hazırlanmış projeler
değerlendirmeye alınmaktadır.
Son 10 yılda, Genel Müdürlüğümüz ve
bağlı Enstitüler ile FAO, ICARDA, Dünya
Bankası, JICA, UNDP, AB gibi uluslararası
organizasyonlarla işbirliği halinde 94 proje
yürütülmüştür. Toplam proje bütçelerinden kurumumuz 8 milyon 996 bin USD ve
20 milyon 390 bin avro pay almıştır.
Biyogüvenlik yasasının ülkemiz açısından önemi nedir?
Biyogüvenlik Kanunu’nun amacı; bilimsel ve teknolojik gelişmeler çerçevesinde, modern biyoteknoloji kullanılarak
elde edilen genetik yapısı değiştirilmiş
organizmalar ve ürünlerinden kaynaklanabilecek riskleri engellemek, insan,
hayvan ve bitki sağlığı ile çevrenin ve
biyolojik çeşitliliğin korunması, sürdürülebilirliğinin sağlanması için biyogüvenlik
sisteminin kurulması ve uygulanması, bu
faaliyetlerin denetlenmesi, düzenlenmesi ve izlenmesi ile ilgili usul ve esasları
belirlemektir.
Programın başladığı 2007 yılından
2013 yılı sonuna kadar 154 proje destekleme kapsamına alınmış ve bu projelerden 50’si sonuçlandırılmıştır. Halen
devam eden 104 proje destekleme kapsamındadır. Bu güne kadar verilen destek
tutarı 18 milyon liradır.
AB’nin yanı sıra uluslararası ölçekte sürdürülen çalışmalarınız hakkında
söyleyecekleriniz nelerdir?
AB ve uluslararası proje kaynaklarından azami ölçüde yararlanılmaya gayret
edilmektedir.
Türkiye’nin AB Çerçeve Programına
katılımıyla birlikte özellikle gıda konusunda araştırmalar çerçeve programların içerisinde yer almaya başlamıştır. Bu
kapsamda 7. Çerçeve Programında, AB
bünyesinde gıda üretim ve tüketiminde
sürdürülebilirliği sağlamaya yönelik projeler ile gıda endüstrisi, gıda mevzuatı,
sektörel etki analizi ve eğitim konularını
içeren projeler içindeki ortaklığımız devam etmektedir. Genel Müdürlüğümüz ve
bağlı enstitüler 6. Çerçeve Programında
14 projeye dahil olarak toplam proje bütçelerinden 393 bin 926 Avro pay alırken,
7. ÇP da 16 projeye dahil olmuş ve 1 milyon 221 bin Avro pay almışlardır.
Bu kapsamda Biyogüvenlik Kanunu
ile modern biyoteknolojinin insan, hayvan ve bitki sağlığı ile çevre ve biyolojik
çeşitlilik üzerinde olabilecek olumsuz etkilerini önlemek ve modern biyoteknolojinin mevcut ve potansiyel faydalarından
ulusal ihtiyaçlar doğrultusunda güvenliği
sağlayarak yararlanmak amacıyla hukuki,
idari ve teknik tedbirler geliştirilmektedir.
Türkiye’nin sahip olduğu zengin biyolojik çeşitliliğin korunması amacıyla genetiği
değiştirilmiş bitki üretimi yasaklanmıştır.
Ar-Ge tohumculuk ve hibrid tohum yetiştirilmesi çalışmalarınız ve hedeflerinizi
özetlemek gerekirse, neler söylersiniz?
Tescil işlemlerinin başlatıldığı 1963
yılından 2013 yılı sonuna kadar Tarla Bitkileri konusunda ülkemizde toplam 2063
çeşit tescil ettirilmiştir. Bunlardan 102
adede (%5) üniversite, 1015 adedi (%49)
özel sektör, 897 adedi de (%46) Bakanlık
Araştırma Enstitüleri tarafından tescil ettirilmiştir. Özel sektör tarafından tescil ettirilen çeşitlerin tamamına yakını teknoloji
transferi yoluyla getirilen yabancı çeşitler
iken, Bakanlık araştırma enstitüleri tarafından tescil ettirilen çeşitlerin %99’u yerli
imkânlarla geliştirilenlerdir.
Diğer yandan, buğday ve arpada üretilen çeşitlerin %95’i, nohut ve mercimekte %100’ü yerli çeşitlerden oluşmaktadır.
Domates, mısır ve ayçiçeği tohumluklarında da yerli çeşit oranı artmaya devam
etmektedir. Tohumculuk sektörümüzün
büyüme ve gelişmesi devam etmektedir.
Son 10 yılda tohumluk üretimimiz %345
artarak 2012 yılında 647 bin tona yükselmiştir. Yürütülen çalışmalar ve sektöre
13
TAGEM Genel Müdürü Burak:
Tarım üretiminin sürdürülebilir
bir şekilde artırılması Ar-Ge yoluyla
gerçekleştirilebilir. Son 10 yılda,
uluslararası organizasyonlarla
94 proje yürütüldü; toplam proje
bütçelerinden 8 milyon 996 bin USD
ve 20 milyon 390 bin Avro
pay alındı.
sağlanan destekler ile üretimin 2015 yılında
800 bin tona, 2023 yılında ise 1 milyon tonun üzerine çıkarılması hedeflenmektedir.
Sebzecilikte, 2004 yılında başlatılan,
“Türkiye F1 Hibrit Sebze Çeşitlerinin Gelişmesi ve Tohumluk Üretiminde KamuÖzel Sektör İşbirliği Projesi” ile yerli hibrit
sebze çeşitlerinin kullanım oranı %50’lere
ulaşmıştır. Bu proje sayesinde; ilk ticari
tohumluk kayıtları başlatılmış, domates,
biber, kavun ve hıyarda ilk yerli çeşitlerin
ticari tohumluk kayıtları yapılmış; araştırma
enstitülerimizdeki sebze tohumluğu gen
havuzu büyüklüğü 10 katına çıkartılmış; 8
sebze türüne ait 15.000 örnek, 5 Araştırma
Enstitümüzde muhafaza altına alınmıştır.
Sebzecilikte standart domates tohumluğunun %50’si, patlıcanın %55’i, hıyarın
%100’e yakını kendi çeşitlerimizdir.
Tohumluk üretiminin yanında ihracatında da önemli artışlar yaşanmıştır.
2002-2012 döneminde tohumluk ihracatı
miktar olarak %362, parasal değer olarak
%597 artmıştır. Türkiye 2012 yılında tohumluk dış ticaretinde yaklaşık 4 bin 300
ton fazla vermiştir.
Yerli gen kaynaklarının korunmasına
gelince… Ülkemiz 4 bini endemik olmak üzere, 12 binden fazla bitki türüne
ev sahipliği yapmaktadır. Bakanlığımızca
genetik kaynaklarımızın sürdürülebilir kullanımı için bu türlerin bulunduğu yaşam
alanında veya yaşam alanı dışında korunmasına yönelik çalışmalar yürütülmektedir. Bu kapsamda 2010 yılında Ankara’da
açılışını yaptığımız dünyanın sayılı Gen
Bankalarından olan Türkiye Tohum Gen
Bankasında 3.390 türde, toplam 86.619
örnek muhafaza edilmektedir.
Ayrıca, tohum olarak saklanması
mümkün olmayan genetik kaynaklar,
Araştırma Enstitülerimize ait 16 Arazi Gen
Bankasında muhafaza edilmektedir.
Uluslararası Zeytin Konseyi ile yürütülen çalışmalar neticesinde Dünyanın 3.
Zeytin Koleksiyonu’nun Türkiye’de kurulması kararlaştırılmıştır. Kuruluş çalışmaları
2012 yılında başlatılmış olup, 2015 yılında
tamamlanması planlanmaktadır. Ilıman
iklim kuşağında, barındırdığı tür sayısı bakımından dünyanın en büyük Geofit Bahçesinin temeli bu yıl Ocak ayında Sayın
Bakanımızın katılımlarıyla atılmış, bu yılın
Haziran ayında açılması planlanmaktadır.
Bu kapsamda, ülkemiz florasında bulunan
1000’den fazla tür doğal soğanlı ve yumrulu süs bitkisinden oluşan genetik kaynağımız toplanmış ve kayıt altına alınmıştır.
Araştırma Enstitülerimizce yürütülen
çalışmalar sonucunda; ilk yerli narenciye
çeşitleri geliştirilmiş ve dünyanın ilk çekirdeksiz limonu üretilmiştir. Ayrıca, 5 adet
çekirdeksiz üzüm, 5 adet Trabzon hurması, 2 adet Antep fıstığı, 2 adet fındık ve 4
adet nar çeşidi geliştirilerek üreticilerimizin hizmetine sunulmuştur. Meyvecilikte
bugüne kadar toplam 892 adet meyve/
asma çeşidi ile 199 adet anaç tescil
ettirilmiştir.
Sayın Genel Müdürüm, açıklamalarınız için teşekkür ediyor, çiftçimiz ve ülkemiz açısından son derece önemli çalışmalarınızda başarılar diliyoruz.
Ziraat
ODALARI
Türk Çiftçisinin Sesi
AYIN KONUSU
Bekir Şinasi Özdemir
TZOB Yönetim Kurulu Üyesi
Her türlü çevresel kirlenme ve doğal
kaynakların yanlış kullanımı nedeniyle
ekosistemlerde doğal denge bozulmakta
ve tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde
de, çevre sorunları geleceğimiz için büyük tehdit oluşturmaktadır.
Yapılan araştırmalar Dünyadaki mevcut çevre kirliliğinin %50 'sinin, son 35
yılda meydana geldiğini ortaya koymaktadır. 1970’li yıllardan itibaren hızla artan
dünya nüfusu, plansız sanayileşme ve
sağlıksız kentleşme, nükleer denemeler,
bilinçsizce kullanılan tarım ilaçları, yapay
gübreler ve kimyasal maddelerin kullanımının giderek yaygınlaşması çevre kirliliğine neden olmaktadır.
AYIN KONUSU
AYIN KONUSU KONUSU
KONUSU
AYIN KONUSU
AYIN KONUSU
AYIN
KONUSU
AYIN KONUSU KONUSU AYIN KONUSU AYIN KONUSU
KONUSU
TARIM
ve
ÇEVRE
Hızlı nüfus artışı ve sanayileşme
atık su yönetimini zorlaştırıyor
Evsel, sanayi ve tarımsal kaynaklı atıksuların arıtılmadan su ortamlarına bırakılması, nüfus artışı, zirai mücadele ilaçlarını
kullanımı ve aşırı gübreleme ve toprak
erozyonu gibi faktörlerin etkisi sonucunda
sularımız kirlenmektedir.
Hızlı nüfus artışı ve sanayileşme atık
su yönetimini zorlaştırmakta, artan su
kullanımı aynı zamanda su kirliliğini hızlandırmaktadır. Halen evsel atık suların
çok az kısmı arıtılmaktadır. Hiç arıtılmamış ya da kısmen arıtılmış kanalizasyonların büyük bir kısmı yüzey sularına
boşaltılmaktadır.
Gerekli çevresel önlemler alınmadan,
arıtma tesisleri kurulmadan, geri dönüşüm
alanları hazırlanmadan üretime geçen
sanayi tesisleri veya sanayi bölgeleri, ormanların tahribi, yangınlar, arazilerin yanlış
kullanımı, erozyon, aşırı otlatma sonucu
doğal bitki örtüsünün tahribi, maden, kireç, taş ve kum ocaklarının faaliyetleri sonucu çevreye verilen zararlar çevreyi tehdit
eden faktörler arasında sayılmaktadır.
Sanayi kirliliği yeterince denetlenememekte, sanayi atıksularının çok az bir bölümü arıtılmaktadır.
Çevre sorunlarını ana başlıklar olarak
ele alacak olursak; toprak ve su kirliliği
öne çıkan konular arasındadır.
İşletmelerin arıtım tesislerinin yetersiz
olması ve bu tesislerin iyi çalıştırılmaması
nedeniyle kirlilik daha da artmaktadır.
Kanalizasyonlardan ve açıktaki katı
atık depolama alanlarından kaynaklanan sızıntılar yer altı sularına karışarak
kirliliğe neden olmakta ve su kalitesini
bozmaktadırlar.
KONUSU AYIN KONUSU
AYIN KONUSU
AYIN KONUSU
AYIN KONUSU
AYIN KONUSU
AYIN KONUSU
AYIN KONUSU
AYIN KONUSU AYIN KONUSU
KONUSU AYIN KONUSU
KONUSU
AYIN KONUSU
KONUSU
KONUSU
KONUSU
AYIN KONUSU KONUSU
AYIN KONUSU
AYIN KONUSU
KONUSU
KONUSUKONUSU
AYIN KONUSU
AYIN KONUSU
AYIN KONUSU
Kirlenen hava, su ve toprak
canlıların yaşamını tehdit ediyor
Sanayi kaynaklı arıtılmayan suyun
önemli kısmının tarımda kullanılması, zaman zaman tarım uygulamalarında yapılan yanlışlıklar, toprak kirliliğini dolayısıyla
su kirliliğini önemli bir sorun olarak ortaya
çıkarmaktadır.
Sonuç olarak kirlenen hava, su ve toprak günümüzde canlıların yaşamını tehdit
eder boyutlara ulaşmıştır.
Ülkemizin önemli tarım ve endüstri
merkezlerini kapsayan akarsu havzalarında yer alan su kaynaklarının kalitesi, II.
Sınıf (az kirlenmiş su) ve IV. Sınıf (çok kirlenmiş su) arasında değişmektedir.
Ülkemizde çeşitli nedenlerle kirlenmiş
bir çok yer üstü sularımız ve göllerimiz
bulunmaktadır. Sakarya, Meriç-Ergene,
Gediz nehirleri, Nilüfer, Susurluk ve Nif
Çayı gibi akarsularımız bunlar arasında
yer almaktadır.
Ülkemizde tarım alanları yeraltı suları (%37.55), akarsular (%28.64) veya
barajdan alınan (%15.87) sularla sulanmaktadır. Su kaynaklarımız korunup gözetilmezse önümüzdeki yıllarda kirlilik nedeniyle tarım alanlarımız sulanamaz hale
gelecektir.
İçme ve kullanma suyunu sağladığımız, tarımsal alanlarımızı suladığımız,
balık üretimi için kullandığımız akarsularımızın kirlenmesi ülkemiz için ekonomik
bir kayıptır.
Önümüzdeki yıllarda çevre sorunlarının artacağı ve dolayısıyla sularımızın
daha fazla kirleneceği göz önünde bulundurulmalı, bir an önce gerekli tedbirler
alınmalıdır.
AYIN KONUSU
KONUSU
KONUSU
AYIN KONUSU
AYIN
AYIN KONUSU
AYIN KONUSU
AYIN KONUSU
AYIN
AYIN KONUSU
AYIN KONUSU
AYINAYIN KONUSU
KONUSU
KONUSU
AYIN KONUSU
AYIN KONUSU
AYIN VE ÇEVRE
AYINTOPRAK
AYIN KONUSU
AYIN KONUSU
KONUSU
AYIN KONUSU
KONUSU
AYIN KONUSUAYIN KONUSU
AYIN KONUSU
AYIN KONUSU
AYIN KONUSU
KONUSU
KONUSU
AYIN KONUSUAYIN KONUSUAYIN KONUSU
AYIN KONUSU
AYIN
AYIN KONUSU AYIN KONUSU AYIN KONUSU
AYIN KONUSU
Yıl: 6 | Sayı: 66 | HAZİRAN 2014
AYIN KONUSU
14
AYIN KONUSU
KONUSU
Yeterli suya erişim
giderek zorlaşacaktır
Dünyada bulunan 1,4 milyar km3 toplam su miktarının %97,5’i okyanuslarda ve
denizlerde tuzlu su olarak, sadece %2,5’i
nehir ve göllerde tatlı su olarak bulunmaktadır. İnsanoğlunun yararlanabileceği
nitelikte olan tatlı su miktarının bu kadar
az olması, tatlı su kaynaklarına verilmesi
gereken önemi ortaya koymaktadır.
Nüfus artışı, hızlı kentleşme ve sanayileşme faaliyetleri doğal olarak suya olan
talebi artırmaktadır. Çevre kirliliği ve iklim
değişikliği gibi faktörlerin su kaynakları
üzerine etkileri sonucu miktar ve kalite bakımından yeterli suya erişimin zorlaşacağı
da bilinen bir gerçektir.
Ülkemizde kişi başına düşen yıllık
kullanılabilir su miktarının 1.519 m3 civarında olduğu, su zengini bir ülke olmadığımız ortadadır. Araştırmalar Türkiye’nin
önümüzdeki 25 yıl içinde ihtiyaç duyacağı su miktarının bugünkü ihtiyacı olan
su miktarının yaklaşık üç katı olacağını
göstermektedir.
Tüm bu faktörlerin su kaynakları üzerindeki olumsuz etkileri düşünüldüğünde,
doğal kaynaklarımızın korunması ve doğru kullanılmasının önemi bir kez daha ortaya çıkmaktadır.
Artan nüfusun su ihtiyacının karşılanabilmesi için su havzalarının yerleşim ve
sanayi tesisleri tarafından işgali önlenmeli, su kaynakları kirletilmemelidir.
Toprak kirliliğinin ulusal düzeyde
tespiti gerekmektedir
Çevrenin kirletilmesine çeşitli sektörlerin değişen oranlarda olumsuz katkıları
olmakla birlikte en büyük payı sanayi ve
enerji sektörü almaktadır.
Toprak kirliliğinin önlenebilmesi için;
tarım ve orman arazilerinin amaç dışı
kullanımı engellenmeli; ağaçlandırma
ve erozyon kontrolü çalışmalarına ağırlık verilmeli, erozyon kontrolü ve çayır/
mera ıslahı için gerekli finansman kaynakları sağlanmalıdır. Toprak kirliliğinin
ulusal düzeyde tespiti için gerekli altyapı oluşturulmalıdır.
Birçok sanayi kuruluşu gerekli önlemleri almadan üretim faaliyetlerine
başlamakta, hava, su ve toprağa verdikleri atıklarla çevreyi yoğun bir şekilde
kirletmektedirler.
Toprak ve su bütün sektörlerin temel
yapı taşlarıdır. Ancak sınırlı olan bu kaynaklarının tüm sektörler tarafından çevre
ile uyumlu bir şekilde ve en etkin biçimde
kullanılması gerekmektedir.
Gerek modern tarıma geçişle gerek
19. yy sonlarına doğru başlayan sanayileşme süreciyle birlikte, toprak ve su
kirliliği de bir çevre sorunu olarak ortaya
çıkmaya başlamıştır.
Artan nüfusun su ihtiyacının yeterince
karşılanabilmesi için su havzaları yerleşim
ve sanayi tesisleri ile işgal edilmemeli, su
kaynakları kirletilmemeli, mera ve ormanlık alanlarımız çoğaltılmalıdır.
Toprak ve su kirliliği her geçen gün daha da ciddi boyutlara ulaşan önemli çevre
problemleri arasında yer almaktadır. Toprak ve su, çok uzun sürede oluşan ancak
kısa sürede kirlenerek, aşınarak kaybolan
doğal kaynaklardır.
Tarımsal üretim faaliyetlerinin çevreye duyarlı ve doğal kaynakları korumayı
hedefleyen bir sistemde sürdürülmesi,
iyi tarım uygulamalarına verilen desteklerin devam etmesi, sürdürülebilir doğal
kaynak yönetiminin sağlanması, çevreyle dost tarım ve ormancılık faaliyetlerinin benimsenmesi gerekmektedir.
Toprak ve su kirliliği
Toprak, tarım sektörü için vazgeçilmez bir üretim faktörü olduğu kadar sanayi ve kentleşme için de aynı derecede
önem taşımaktadır. Toprak kalitesindeki
değişim tarımda verimliliği olumsuz yönde etkilemektedir.
Toplumda çevre bilincinin oluşturulması, insanlarımızın toprak ve su gibi doğal kaynaklarımızın tükenebilir olduğunun
fakına varmalarını sağlamalıdır.
Ziraat
ODALARI
Türk Çiftçisinin Sesi
Yıl: 6 | Sayı: 66 | HAZİRAN 2014
15
Ebru Kuzu
TZOB Teknik Müşavir
korunga, fiğ gibi) ve buğdaygil (mavi ayrık, yüksek çayır yulafı gibi) yem bitkileri
toprak koruyucu özelliği yüksek bitkilerdir.
1.Giriş
Erozyon, toprağın çeşitli etkenlerle aşınıp, taşınmasıdır. Meydana geliş sebeplerine göre 5 farklı erozyon tipi vardır. Bunlar
“Su Erozyonu”, “Rüzgar Erozyonu”, “Çığ
Erozyonu”, “Yerçekimi Erozyonu (kitle hareketleri)” ve “Buzul Erozyonu”dur.
Ülkemiz, gerek coğrafi konumu gerekse iklim, toğografya, jeolojik yapı ve toprak
şartları sebebiyle erozyona karşı oldukça
hassastır. Tüm ülke topraklarımızın yaklaşık
yüzde 90’ında su erozyonu, yüzde 1’inde
rüzgar erozyonu meydana gelmektedir.
Furkan Okumuş
TZOB Teknik Müşavir Yardımcısı
Erozyon kontrolü için;
•Erozyon riski yüksek ve işlenmeye
elverişli olmayan arazilerde tarım yapılmaması, mera olarak değerlendirilmesi veya
bu alanların ağaçlandırılması,
•Yanlış toprak işleme, yanlış ekim ve
yanlış sulamanın önlenmesi,
•Çayır ve meraların tahribatının önlenmesi, mevcut alanların ıslahı,
•Orman tahribatının önüne geçilmesi,
ağaçlandırmanın hızlandırılması ve orman yangınlarına karşı gerekli tedbirlerin
alınması,
•Su kaynaklarının korunması
gerekmektedir.
Toprak; “Kayaların ve organik maddelerin, iklim, organizmalar ve topografyanın
çok uzun süreli etkileri altında, çeşitli derecelerdeki fiziksel parçalanma, kimyasal ve
biyolojik ayrışma ürünlerinden meydana
gelen, içinde geniş bir canlılar topluluğu
barındıran, bitkilere durak yeri ve besin
kaynağı görevi yapan, belli oranda su ve
hava içeren, farklı özellikte katmanlardan
kurulu, dinamik, üç boyutlu, doğal, canlı
bir maddedir” şeklinde tanımlanmaktadır.
Doğal ve canlı bir madde olan toprağın
üretim faktörü olarak kullanılabilmesi için;
2.Erozyonun Zararları
Erozyon, en önemli çevre sorunlarından biri ve toprak kaybının en büyük etkenidir. Yapılan araştırmalara göre; dünyada
her yıl yaklaşık olarak ortalama 24 milyar
ton toprak erozyonla kaybedilmektedir.
•Erozyonla beraber toprakta bulunan
organik maddeler ve mikroorganizmalar
da taşınmakta, dolayısıyla toprağın verimi
azalmaktadır.
•Verimsizleşen ve kaybedilen topraklarda üretim yapılamaması kırsaldan kentlere göçü artırmakta, ekonomik ve sosyal
sorunları da beraberinde getirmektedir.
•Meraların iklimsel etkiler ve aşırı otlatma nedeniyle tahribi de erozyona neden olmakta, bu durum hayvancılığımızı
olumsuz etkilemektedir.
•Taşınan topraklar barajlarda birikerek barajların ekonomik ömürlerini kısaltmaktadır.
•Toprağın ve yeşil alanların yok olması ekolojik dengenin bozulmasına yol
açmakta, biyolojik çeşitlilik azalmakta ve
iklim değişikliği süreci hızlanmaktadır.
•Bitki örtüsünün yok olması, erozyon
ve toprak kayması sonucu sel, taşkın ve
çığ felaketleri artmaktadır.
•Bitki örtüsü ve toprağın yok olması,
kar ve yağmur sularının yeraltı su kaynaklarına erişimini engellemektedir.
3.Tarım Alanlarında Erozyon
Erozyon nedeniyle toprak kaybının yoğun olarak yaşandığı alanların başında tarım alanları gelmektedir. Ülkemizde tarım
alanlarının yüzde 59’unda, orman alanlarının yüzde 54’ünde ve mera alanlarının yüzde 64’ünde aktif erozyon görülmektedir.
Tarım alanlarında yaşanan erozyonun
sebeplerinin başında arazilerin arazi kabiliyet sınıflarına göre kullanılmaması, hatalı
nadas uygulamaları, yanlış sulama, eğimli
arazilerin önlem alınmadan işlenmesi, hatalı toprak işleme, tarla tesviyesi ve drenaj
gibi tarla içi tedbirlerin alınmamış olması
ve anız yakma gibi nedenler gelmektedir.
3.1.Tarım Alanlarında Erozyona
Karşı Alınabilecek Önlemler
Eğimli tarım alanlarında toprağı erozyona karşı korumak için alınması gereken
önlemleri şu şekilde sıralayabiliriz.
■Ekim nöbeti (münavebe)
Münavebe, aynı alanda birbirini izleyen
yıllarda farklı ürün yetiştirme şeklinde uygulanabilir. Bir diğer yol da farklı ürünlerin
aynı tarım alanında şeritler halinde yetiştirilmesi ve her bir şeritte yetiştirilen ürünün
izleyen yılda bir diğeriyle değiştirilmesidir.
■Uygun toprak işleme
Eğimli tarım alanlarında toprağın eğime dik olarak sürülmesi gerekir. Bu şekilde yüzey akışı azalmış ve erozyon önlenmiş olur.
■Şerit ekimi
Farklı bitki türlerinin toprağı erozyondan koruma etkileri de farklıdır. Örneğin
mısır, pamuk ve sebze gibi çapa bitkileri
toprağı korumada etkisi en az olan bitki
türleridir. Bunun yanında baklagil (yonca,
TOPRAKLARIN
KORUNMASI İÇİN
YAPILMASI
GEREKENLER
fiziksel, kimyasal, biyolojik özelliklerinin tarıma uygun olması yanında, ürün çeşidine
göre topografya ve iklim koşullarının da uygun olması gerekmektedir.
Çok uzun yıllarda oluşan, üretilemeyen
ve sınırlı bir kaynak olan toprağın elden çıkıp
gitmesi maalesef çok hızlı olabilmektedir.
Bilim çevrelerinde 1 cm toprak katmanının
oluşabilmesi için 100 ila 1000 yıllık bir süreden söz edilmektedir. Toprak katmanının
tarımda kullanılabilmesi için 25 santimetrelik kısma ihtiyaç duyulduğu düşünüldüğünde sürenin uzunluğu da anlaşılacaktır.
Toprak, tarım için vazgeçilmez olsa
da, diğer tüm sektörler ve yerleşim yerleri için aynı öneme sahiptir. Bu bakımdan
toprağın tarım ve diğer tüm sektörler arasındaki paylaşımı arasında bir dengenin
olması tüm çevrelerin çıkarlarına hizmet
edecektir. Son yıllarda nüfus artışla beraber orman, mera ve tarım arazileri, nispeten daha fazla gelir getirmesi ve biraz
da zorunlu olarak teknoloji, sanayii turizm
gibi sektör alanlarına devşirilmiş, şehirleşme, ulaşım gibi zorunlu ihtiyaçların giderilmesi için kullanılmıştır.
Ülkemiz ekonomisin temel taşlardan
biri tarımdır. Tarımın en büyük girdisinin
toprak olması bakımından üzerinde en
fazla durulması gereken konulardan birisi
de hiç şüphesiz tarım arazilerinin korunması olmalıdır.
“Toprağı korumak, geliştirmek, tarım
arazilerini sınıflandırmak, asgari tarımsal
arazi ve yeter gelirli tarımsal arazi büyüklüklerini belirlemek ve bölünmelerini
önlenmek, tarımsal arazi ve yeter gelirli
tarımsal arazilerin çevre öncelikli sürdürülebilir kalkınma ilkesine uygun olarak
planlı kullanımını sağlamak” amacıyla
5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanım Kanunu 2005 yılında yürürlüğe
girmiştir. Toprakların korunmasında kanunların caydırıcılığı olabilir, olmalıdır da.
Bu nedenle çapa bitkileri, koruyucu
bitkilerle paralel arazi şeritleri üzerinde,
birbirlerini takip eden bir sıra içinde yetiştirilmelidir.
■Malçlama
Uzun bir süre koruyucu bitki örtüsünden yoksun kalacak eğimli arazilerde toprak yüzeyinin yaprak, sap ve saman gibi
organik maddelerle kaplanarak erozyona
karşı korunması işlemidir.
■Gübreleme
Hayvan gübresi veya bitki gübresi
ile yapılan gübreleme toprağı bitki besin
maddeleri yönünden zenginleştirir, toprağın suyu emme özelliği artar ve erozyona
karşı korunur.
■Teraslama
Teraslar yüzeydeki suyu tutup toprağa sızdıran veya suyu erozyona sebep
olmayacak şekilde tarım alanı dışına akıtan kanallardır. Ülkemizde yaygın olarak
kullanılan teras tipi “seki terası”dır. Bu
teraslama tipi eğimi yüzde 20’den yüzde 50’ye kadar değişen eğimli arazilerde
uygulanmaktadır.
4.Kaynaklar:
1.Türkiye’de Erozyon Kontrolü Çalışmaları., Orman ve Su İşleri Bakanlığı Çölleşmeyle Mücadele Genel Müdürlüğü.
2.Orman ve Su İşleri Bakanlığı Erozyonla Mücadele Eylem Planı 2013-2017,
(Taslak).
3.http://www.cem.gov.tr
4.Erozyona Karşı Alınabilecek Önlemler, Ders Notu, Prof. Dr. Ertuğrul GÖRCELİOĞLU.
5.http://www3.tema.org.tr/Sayfalar/
CevreKutuphanesi
Ancak birey düzeyinde toprak, su, hava
gibi sınırlı kaynakların optimum düzeyde
kullanımını ve korunması gerektiğinin bilincinde olmak gerekmektedir.
Tarımdan hayatını kazanan çiftçilerin
toprakları korumada daha dikkatli olması
gerekmektedir. Ekim döneminde toprağın fiziksel yapısının bozulmaması için,
toprağı tavında sürmekle işe başlanabilir. Eğimli arazilerde erozyonun etkilerini
en aza indirebilmek içinse eğim dikine
sürümler yapılmalıdır. Fazla toprak işleme işlemlerinden kaçınılmalı, toprak
işlemesiz doğrudan ekim yapabilen makineler tercih edilmelidir. Zararlılarla mücadelede kullanılan pestisit miktarının,
uygulama zamanı ve şeklinin belirlenmesinde uzman yardımı çok önemlidir. Uygulanan pestisitlerin toprakların kimyasal
özelliklerini değiştirmemesi, toprak içindeki yararlı mikroorganizmaların da ölümüne yol açmayacak miktar, zaman ve
şekilde uygulanması gerekir. Verimi artırmak için kullandığımız gübreleri, toprak
analizi yaptırdıktan sonra, sonuçlarına
paralel, uygun miktar, zaman ve çeşide
göre yapılması kirlenmeyi önleyecektir. Tarımda kullanılan sulama suyunun
kalitesi kontrol edildikten sonra sulama
yapılmalıdır. Suyun tuz konsantrasyonu,
Na oranı, Cl oranı, toksik iyonlar varlığı,
askı halinde taşıdığı katı madde miktarı
ve suyun sıcaklığının laboratuvarda en
az bir kere analizi yaptırıldıktan sonra
kullanılması; toprakların çoraklaşmaması için atılmış önemli bir adım olacaktır.
Tarımsal üretimde en büyük üretim faktörü konumundaki toprakların erozyonla
ya da çoraklaşarak ya da kirlenerek elden
çıkması, ilk olarak çiftçilerimizi etkileyecektir. Toprağını kaybeden bir çiftçi geçimini
başka sektörlerde aramak zorunda kalacaktır. Ancak toprağına sahip çıkan, kültürel işlemlerde dikkatli olan çiftçiler bildikleri
işi yapmaya devam edecektir.
Ziraat
ODALARI
Türk Çiftçisinin Sesi
Hüsnü Ege
TZOB Teknik Müşavir
16
Çevre, dinamik bir yapıdadır fakat geleceğini korumak için süreklilik gösteren
bir dengeye sahiptir. Bu dengeyi doğal
afetler ve insan bozmaya çalışmaktadır.
Aslında doğal afetleri de üreten insanın kendisidir. Neredeyse de başarıya
ulaşmıştır.
İnsan, başlangıçta, doğal denge içinde çevrenin ta kendisi iken, tarıma, yani
bitkisel ve hayvansal üretime geçtikten
sonra bir müddet tarımın bu dengeyi
bozmadan onu çeşitlendirmesini sağladı. Fakat tarım dışı, sanayi devrimi, tüm
çevreyi bozmaya başladı. Fabrikalar her
türlü çevreyi tahrip etti. Yeryüzü ve gökyüzü dengesini bozdu. En verimli tarım
toprakları işgal edildi. İklim değişiklikleri
felaket oldu. Atıklar topraklara, sulara bırakıldı, tarım tehdit altına girdi.
Sanayi devrimi tarımda da kendini
gösterdi. Kimyasal girdilerle, makineleşmeyle tarım da doğal dengeyi etkilemeye başladı. Kendine yeterli üretimden,
pazara yönelik üretime geçişle doğayla
barışık yaşayan çiftçi bir anda kendini
devamlı büyümek isteyen değişik çevre
içinde buldu. Doğal çiftçi gitti sanayi çiftçisi türedi. Dünyanın elden gittiği gerçeği
görüldü, aksi yönde seferber olunsa da,
acımasız serbest piyasa ekonomisi, doğal kaynakların gitgide azalması bu süreci durdurmadı.
Gelişmiş ülkeler, elden giden çevreyi koruma altına alma, sanayisini çevre
boyutuyla ıslah etme gayretlerini artırdı,
bu yolda büyük paralar harcadı, tarımı
da düşünerek onu doğal dengeye katkı
sağlamaya davet etti. Bunun için destekler verdi. Tarıma verilen destekler çevre
koruma ile ilişkilendirildi. Bu amaçla örnek olması açısından 2013 yılında ABD
hükümeti yaklaşık 3,7 milyar dolar destek verdi.
AB aşırı tarımsal üretimden çevreyi
bozduğunun farkına 1988 yılında vardı.
10 yıl boyunca çiftçilerine ekilen arazileri azaltmaları karşılığında destekler verdi. AB için 2003 yılından sonra çevreyi
ÇEVRE AMAÇLI
DESTEKLER
korumak bir zorunluluk oldu. 2013 yılında çevre koruma ve biyoçeşitliliği korumak ve artırmak için çiftçilerine yaklaşık
5,7 milyar avro destek verdi.
Türkiye, Avrupa Birliğine geçiş sürecinin de verdiği bir zorunlulukla çevre
koruma yolunda önemli adımlar attı. Bakanlık kuruldu. Önemli kanunlar çıkarıldı.
Çevre Kanunu ve bu kanuna dayanılarak
hazırlanan diğer ikincil mevzuat ve 20072023 yıllarını kapsayan AB Entegre Çevre Uyum Stratejisi uygulamaya konuldu.
Çevre ve tarım ilişkisi, Türkiye'de
özellikle doğal afetler, aşırı sulamadan
toprak tuzlulaşması, erozyon, toprağa
kimyasalların bulaşıp yüzey sularıyla
nehirlere, akarsulara karışması, vahşi
yaşam çevresini etkileme ve doğal kaynakları koruma ve doğal kaynaklar döngüsüne yardım etme boyutunda önem
kazanmıştır.
Bu ilişkiden ortaya çıkan olumsuzlukları giderme, olumlu yanların sürdürülebilirliğini sağlama yönünde politikaların
geliştirilmesi ve uygulanması söz konusu
olmaktadır.
Tarım çevre ilişkilerinde olumsuzlukları giderme açısından Çevre Kanunu’na
dayanılarak Su Kalitesinin Korunması ve
Su Kirliliğini Önlemek Amacıyla Su Kirliliği Kontrol Yönetmeliği, Zirai ilaçların
kullanımı, Genetik Kaynaklarının ve Biyoçeşitliliğin Korunması mevzuatı, Mera
Kanunu, Toprak Kirliliğinin Kontrolü ve
Tarım Arazilerinin Korunması ve Kullanılmasına Dair Yönetmelikler, Tohumculuk
Kanunu ve Tarım Kanunu Türkiye'de tarım çevre ilişkilerine yön veren en önemli
mevzuat olarak ortaya çıkmaktadır.
Türkiye'de Tarım Kanununun, politikalarla ilgili kısmında insan sağlığı ve
çevreye duyarlılık vurgulanmaktadır.
5488 sayılı Tarım Kanununun 19'uncu
maddesine göre, Bakanlar Kurulunca
mülga Tarım ve Köyişleri Bakanlığının
teklifi üzerine 27/10/2008 tarihinde Çevre Amaçlı Tarımsal Arazilerin Korunması
(ÇATAK) Programını Tercih Eden Üreticilerin Desteklenmesine İlişkin Karar yürürlüğe konulmuştur.
Bu programa göre; tarımsal arazilerde toprak ve su kalitesinin korunması,
yenilenebilir doğal kaynakların sürdürülebilirliği ve yoğun tarımsal faaliyetlerin
olumsuz etkilerinin azaltılmasına yönelik
gerekli kültürel tedbirlerin alınması amacıyla; Çanakkale, Isparta, Kahramanmaraş, Karaman, Kayseri, Kırşehir, Konya,
Nevşehir ve Niğde illerinde programa
katılan ve hibe sözleşmesi imzalayan
çiftçilere Tarım ve Köyişleri Bakanlığı'nca
tarımsal destekleme ödemesi yapılmaktadır. Daha sonra bu karar iki defa değiştirilerek program kapsamına yeni iller
alınmıştır.
Böylece 2006 yılında pilot olarak 4
ilde uygulaması başlatılan ÇATAK 2013
yılı itibariyle 30 ilde yürütülmeye başlanmıştır. Projenin 81 ile yaygınlaştırılması
planlanmıştır.
Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı,
verilerine göre 2011 yılı itibariyle (ÇATAK) Projesi ile erozyon, toprak ve su kirliliği olan, yoğun tarımsal faaliyetlere maruz kalmış, sulama suyu sıkıntısı bulunan
ve doğal dengesi bozulmuş 92 bin 780
dekar alanı tekrar tarıma kazandırılmıştır.
Uygulama sonunda 28 bin 693 üreticiye toplam 98 milyon 473 bin lira destekleme ödemesi yaptı. 2006 yılında 469
üreticiyle başlayan bu uygulama 2013
yılı sonu itibariyle tam 61 katına çıkmıştır. Bu program ile 3 alanda destek
verilmektedir.
Minimum toprak işlemeli tarım kategorisi için dekar başına 30 lira, arazinin
boş bırakılması uygulamaları (setleme,
canlı veya cansız perdeleme, taş toplama, drenaj, jips uygulaması, malçlama,
ahır ya da çiftlik gübresi uygulaması, aşırı otlatmanın engellenmesi ve çok yıllık
buğdaygil veya yonca hariç baklagiller
ile alanı kaplama) kategorisi için dekar
başına 60 lira verilmektedir
Yıl: 6 | Sayı: 66 | HAZİRAN 2014
Çevre dostu tarım teknikleri ve kültürel uygulamalar (organik tarım, çevreye
duyarlı bir şekilde kontrollü ilaç ve gübre
kullanımı) kategorisi için de dekar başına
135 lira ödeme yapılıyor. Bu destekleme
kategorileri dışında proje kapsamındaki
üreticilere yüzde 70 hibe destekli makine
ve ekipman desteği de verilmektedir.
Taş toplama makinesi tamburlu sulama sistemi, sulama sistemi, anıza doğrudan ekim makinesi, gübre dağıtma
makinesi gibi makine ve ekipmanlar için
2013 yılında 90 çiftçiye 1,7 milyon liralık
bir hibe desteği tahsis edilmiştir.
Diğer yandan, 2004 yılında çıkarılan
iyi tarım uygulamaları (İTU) hakkında yönetmelik ve bu yönetmeliğe göre yayınlanan genelgeler doğrultusunda çiftçiler
tarafından insan ve hayvan sağlığına ve
çevreye zarar vermeyecek şekilde üretim yapılmaktadır.
Bu yönetmelik çerçevesinde üretim
yapan çiftçiler desteklenmektedir. 2007
yılında 651 çiftçi ile başlayan İTU 2009
yılında yaklaşık 10 kat artışla 6000 çiftçiye ulaşmıştır. 2009 yılında 0,3 milyon
lira olan destek miktarı 2013 yılında 15
milyon liraya yükseldi.
Yine organik tarım kanununa dayanarak kimyasal girdiler kullanılmadan yapılan organik üretim çevre dostu olarak
uygulaması gittikçe artan bir üretim biçimidir. 2002 yılında 150 ürün için uygulanan organik tarım 2011 yılında yüzde 50
artarak 225 ürüne yükselmiştir.
2002 yılında 89,8 bin dekar olan toplam üretim alanı 2011 yılında 7 kat artarak 614,6 bin dekara ve 2002 yılında 310
bin ton olan üretim 2011 yılında 9 kat artarak 2,9 milyon tona yükselmiştir. 2009
yılında 6,3 milyon lira olan destek miktarı
2013 yılında 90 milyon liraya yükseldi.
Bu rakamlar Türk çiftçisinin çevre dostu olduğunu ve bu konularda aldığı desteğin hakkını verdiğini göstermektedir.
Bakanlığımızın sorunlu alanların tespiti, uygulama alanlarının genişletilmesi
ve çiftçilerin bu konuda eğitimi hususlarında yapacağı çalışmaların önemi yanında verilen destek miktarlarının etkisiyle bu konudaki çiftçi eğilimini ve isteğini
ortaya koyan araştırmalar yapması buna
göre de destek miktarlarını artırma konusunda çalışma yapması programın geleceği açısından elzemdir.
ÇATAK Projesini çiftçilerimize tanıtmak ve benimsetmek için Ziraat Odalarımızın çalışmaları devam etmektedir.
Bu konuda odalarımızı çiftçilerimizin yanında, onlara uygulama alanlarının tespitinde yardımcı olmaları ve Bakanlığa
projelerini sunmalarını beklemekteyiz.
Henüz tüm illerin üçte birinin proje kapsamında olması daha çok yol olduğunun
göstergesidir.
Gerek tarımdan ve gerekse sanayiden kaynaklanan tüm olumsuz çevre bozulmalarının önüne geçecek önlemlere
destek vermeliyiz. Bozulan alanları da
ıslah etmek çevre açısından acilen göz
önüne alınması gereken bir faaliyet olsa
gerektir. Bu konuda sadece Gıda Tarım
ve Hayvancılık Bakanlığının kısıtlı bütçesi ile projeler yapmak yetmeyecektir.
Özellikle Çevre ve Şehircilik Bakanlığı bu
konuda daha duyarlı olmalıdır. AB'nin de
bu konudaki fonlarının devreye sokulması gerekmektedir.
Gelişmiş ülkelerde tarımsal desteklerin ve politikaların çevresel boyutuna verdikleri önemi biz erken devrede lehimize
çevirmeliyiz.
Ziraat
ODALARI
Türk Çiftçisinin Sesi
1.Giriş
Arazi yönetimi toprak, su, bio-çeşitlilik
ve çevresel kaynakların insan ihtiyaçları ve
ekosistem gereklilikleri düşünülerek, bütünleşmiş yönetimini sağlayan bilgi temelli
bir süreç olarak tanımlanmaktadır. Dünyada artan nüfus daha fazla gıda üretimi,
barınma ve enerji ihtiyacı doğurmuştur,
bununla beraber iklim değişikliğine bağlı
olarak artan doğal afetler ve arazi bozlumu
(kuraklaşma) tarımsal arazi kullanımı üzerinde ciddi baskı oluşturmuştur.
Bu kapsamda düşünüldüğünde sürdürülebilir tarımsal arazi yönetimi (TAY)
sadece tapu-kadastro, mülkiyet hakları
acısından değil aynı zamanda toprağa
bağlı sosyal eşitliği, ekonomik büyümeyi ve
çevre korumasını garanti altına alan politikaların uygulanabilmesi için temel altyapıyı
sağlayacak, bu problemlerin çözümüne
olanak sağlayacak sistemleri içermelidir.
2.Arazi yönetimi
amaç ve politikaları
Ülkemizde arazi yönetimi dağınık bir
yapı arz etmektedir. Arazi ile ilgili 88 Yasa, KHK ve Tüzük bulunmaktadır. Dolaylı
hükümlerin bulunduğu düzenlemeler de
dahil edildiğinde bu rakam 300’e ulaşmakta (ÇETE 2008), ve bugün bazı çakışma,
uyuşumsuzluk ve boşluklar oluşmuştur.
Başbakanlık ve 9 bakanlığa bağlı 55 kurum arazi ile ilgili faaliyet yapmaktadır. Bu
kurumlardan her biri etüt ve haritalama,
kadastro, arazi değerleme, kamulaştırma,
toplulaştırma, ıslah ve geliştirme gibi farklı
arazi faaliyetlerinden bir veya birden fazlası
ile ilgili çalışmalar yapmaktadır.
3.Türkiye’de arazi yönetimi
ve arazi geliştirme faaliyetleri
3.1 Arazi Kullanımı ve Kalkınma
Ülkemizin izdüşüm alanı 77.79 milyon
hektar olarak ölçülmüş olup nitelik ve kullanım açısından farklı arazi nevilerinden
oluşmaktadır. Tarım arazileri % 35,6 ile en
büyük payı alırken bunu % 30,2 ile ormanfundalık araziler ve % 28.0 ile de çayır-mera arazileri izlemektedir. Yerleşim alanları
% 0.7 gibi bir oran görülmesine rağmen
bugün bu oranın çok daha fazla olduğunu
söylemek mümkündür.
3.2 Tarım Parsel Bilgi SistemiMera Bilgi Sistemi
Tarım parselleri veri tabanının oluşturulmasında iki temel veri kullanılmıştır. SPOT
5 uydusu 2.5 m çözünürlüklü görüntüleri
ve Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü
(TKGM) KVK sisteminden temin edilen
kadastro parselleridir. Mera Bilgi Sistemi
(MERBİS) ile Türkiye genelinde bugüne
kadar 2,6 milyon hektarlık alan kayıt altına
alınırken, proje ile mera, çayır alanları, hayvan verileri gibi bilgilere ilişkin sayısal veriler sistem üzerinden, arazi yüzeyi de uydu
üzerinden görüntülenebilmektedir.
3.3 Kurumsal Yapı
Ülkemizdeki arazilerin tespit ve tescilinde Mülkiyet Kadastrosu, Orman Kadastrosu ve Mera Kadastrosu farklı Bakanlıklar tarafından yürütülmektedir. Hazine arazilerinin
yönetiminde Maliye Bakanlığı ve Milli Emlak
Genel Müdürlüğü, Orman arazilerinin yönetiminden Çevre ve Orman Bakanlığı ve
ilgili Genel Müdürlükler, Mülk arazilerinin
yönetiminde ise Tapu ve Kadastro Genel
Müdürlüğü ile Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, Tarım Reformu Genel Müdürlüğü, DSİ
ve İl Özel İdareleri gibi kurumlar görevler
yapmaktadır. Ülkemizde tarım arazilerinin
yönetiminde başta Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü olmak üzere çok sayıda Bakanlık ve kurum görev almaktadır. TKGM,
kadastro ve tapu hizmetlerini yürütürken,
5403 Sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanım Kanunu ile Tarım ve Köyişleri Bakanlığı,
3082 sayılı Sulama alanlarında Arazi Düzenlemesine Dair Tarım Reformu Kanunu ile
de Tarım Reformu Genel Müdürlüğü, kırsal
alan düzenlemeleri ve verimlilik çalışmaları
yürütmektedir. Benzer hizmetleri yürüten bu
iki kurum ve yasanın gözden geçirilerek yeniden yapılandırılması sağlanmalıdır. Toprak ve su kaynaklarının geliştirilmesinden
sorumlu 2 genel müdürlük görev yapmaktadır. 500 lt/sn’in üzerindeki su kaynaklarının geliştirilmesinden DSİ Genel Müdürlüğü
sorumlu iken 5286 sayılı kanunla da il özel
idareleri 500 lt/sn’in altındaki su kaynaklarının geliştirilmesinden sorumludur. Sulama
projeleri, toprak etüt ve haritalama çalışmaları, drenaj ve tarla içi geliştirme hizmetleri
gibi verimliliği artırıcı arazi ile ilgili yatırımcı
kuruluşlar yetki, görev ve sorumluluk açısından yeniden yapılandırılarak sürdürülebilir
bir yapı tesis edilmelidir.
3.4 Mevzuat
Ülkemizde arazi yönetimi ile ilgili tek bir
kanun yoktur. 5403 sayılı Toprak Koruma
ve Arazi Kullanımı Hakkında Kanun, 6200
sayılı Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün
Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun bu
konuda önemli kanunlardır. 3083 sayılı
“Sulama Alanlarında Arazi Düzenlemesine Dair Tarım Reformu Kanunu” ile tarım
arazilerinin korunması, verimliliğin artırılması, ürünlerin değerlendirilmesi, istihdam
imkânlarının artırılması ve kırsal kalkınmanın sağlanması hedeflenmektedir. Bu
amaçla uygulanan Tarım Reformu Kanunu
ile uygulama alanı ilan edilen bölgelerde
tarım reformu uygulamaları kapsamında
verimliliği artırıcı ve kırsal alanın düzenlenmesine yönelik çalışmalar yürütülmektedir.
4.Arazi geliştirme faaliyetleri
4.1 Arazi Kullanım Planlaması
Sürdürülebilir arazi yönetimi için arazilerin mevcut kullanımları ile gelecekteki
talepler ve ihtiyaçlar doğrultusunda en uygun kullanım şekillerinin belirlenmesi işidir.
Arazi Kullanım Planları ile doğal kaynaklarının rasyonel olarak kullanılmasını sağlamak
için; tarımsal üretim, sanayi, rekreasyon,
şehirsel yerleşim ve turizm gibi araziye
yönelik faaliyetler bir ile arada değerlendirilmektedir. Kamu kurumlarından gelen arazi taleplerinin tarım dışı kullanımları ile ilgili
çalışmalar yapılmaktadır. Toprakların arazi
kullanım kabiliyet sınıflarına göre kullanılması zorunluluk arz etmektedir. Özellikle
I, II, III ve IV. Sınıf sulu tarım arazilerinde
kanaletlerin toplanması, imar ve sanayi
alanlarına dönüştürülmesi, amacı dışında
kullanılması kabul edilmesi zor sorunları da
beraberinde getirmektedir.
4.2 Toplulaştırma ve TİGH
Arazi toplulaştırması ile tarım alanlarındaki toprağın verimli ve ekonomik olarak
işletilmesi, korunması ve geliştirilmesi gibi
tarla içi çalışmalar yapıldığından tarımda
kullanılan enerji miktarı azaltılabilmekte bununla da yaklaşık % 25 salım azalmaktadır.
Tarım Reformu Genel Müdürlüğü tarafından; 31.12.2012 tarihi itibariyle 54 ilde 232
ilçede 3932 uygulama alanında çalışmalar
yürütülmekte olup, 2010–2015 döneminde
DSİ tarafından sulamaya açılacak alanlar
başta olmak üzere ülke genelinde yaklaşık
5 milyon hektar alanda arazi toplulaştırma
çalışması tamamlanmış olacaktır (Engürülü ve ark, 2011; GTHB, 2012)
4.3 Sulama Yatırımları
Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı
tarafından verilen Kırsal Kalkınma Yatırımlarının Desteklenmesi Programı kapsamında, tarla içi sulama sistemlerin kapalı
ve basınçlı sistemlere dönüştürülmesi için
hibe desteği verilmektedir. Ayrıca, az işlemeli veya işlemesiz tarım uygulamalarının
geliştirilmesi ve bu tür uygulamalara uygun
makinelere devlet desteği verilmektedir.
4.4 Arazi Islah Çalışmaları
Tarımda üzerinde önemle durulması gereken konulardan birisi toprak ve su
kaynaklarının korunarak geliştirilmesidir.
Aşırı sulama taban suyunun yükselmesine
ve tuzlanmaya neden olurken, atıklar toprakların kirlenmesine, erozyon ise toprakların kaybolmasına yol açmaktadır. Toprak
muhafazası denilince: arazi kullanımı, arazi ıslahı, erozyona karşı alınan önlemler,
drenaj, kontrollü sulama gibi tedbirler anlaşılmaktadır. Bununla beraber, 2006 yılında başlatılan ve tarım alanında yenilikçi
uygulamalar kapsamında değerlendirilebilecek olan “Çevre Amaçlı Tarım Arazilerini
Koruma Programı” (ÇATAK) kapsamında
gerçekleştirilen uygulamalar, iklim değişikliğinin olumsuz etkilerini azaltma yönünde
faaliyetleri içermesi yanında, tarımsal faaliyetler nedeniyle insan kaynaklı olumsuz
etkilerin giderilmesi ile ilgili faaliyetleri de
kapsamaktadır.
5.Arazi yönetimi ve kırsal kalkınma
5.1 Üretim Planlaması
Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı
etkin bir üretim planlaması yapabilmek,
verimlilik ve üretici kârını artırabilmek,
arz-talep dengesini sağlayabilmek, kamu
finansman yükünü azaltmak, uluslararası rekabette güçlü konuma gelmek gibi
hedeflerle “Türkiye Tarım Havzaları Üretim ve Destekleme Modeli” geliştirmiştir
(Anonim, 2011a). Tarım Havzaları Üretim
ve Destekleme Modeli çerçevesinde; uygun tarımsal ürünü, doğru yerde, verimli
ve yeterli miktarda yetiştirme amacına
yönelik olarak “Havza Bazlı Fark Ödemesi Kapsamında Desteklenen Ürünler”
listesi yayımlanmakta ve dinamik bir üretim planlaması yapılmaya çalışılmaktadır
(Oguz ve ark, 2012).
5.2 Organik Tarım
Organik tarım; Toprak verimliliğini ekolojik koşulları göz önüne alarak doğal yollarla uzun dönem için sağlamak, toprak ve
genetik kaynak erozyonunu önlemek, su
miktar ve kalitesini korumak, yenilenebilir
enerji kaynaklarını kullanmak ve enerji tasarrufuna katkı sağlamaktadır. 2011 yılında
42.460 üretici, 614.618 ha arazide organik
tarım yaparak toplam 1.659.543 ton organik ürün elde etmiştir (Engürülü ve ark,
2011, GTHB/BUGEM, 2012).
Hakkı Emrah Erdoğan
GTHB Tarım Reformu Gn. Müdürlüğü
Mühendis
TARIMSAL
ARAZİ
YÖNETİMİ
17
Yüksel Şahin
GTHB Tarım Reformu Gn. Müdürlüğü
Tarım Arazileri Değerlendirme
Daire Başkanı
TÜRKİYE’DE
SÜRDÜRÜLEBİLİR
Metin Türker
GTHB Tarım Reformu Gn. Müdürlüğü
Genel Müdür Yardımcısı
Yıl: 6 | Sayı: 66 | HAZİRAN 2014
5.3 İyi Tarım Uygulamaları
İyi Tarım Uygulamaları “İyi Tarım Uygulamaları Hakkında Yönetmelik” hükümleri
ile yürütülmektedir. Çevre, insan ve hayvan sağlığına zarar vermeyen bir tarımsal
üretimin yapılması, doğal kaynakların korunması, tarımda izlenebilirlik ve sürdürülebilirlik ile güvenilir ürün arzının sağlanması
amaçlanmaktadır. 2011 yılında 3,042 üretici, 498.363 ha arazide iyi tarım uygulaması
gerçekleştirmiştir (Engürülü ve ark, 2011,
GTHB/BUGEM, 2012).
5.4 Karbon tutumu için yutak
alanlarının artırılmasına yönelik
çalışmalar
Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu (5403) çıkarılarak toprağın doğal
veya yapay yollarla kaybını ve niteliklerini
yitirmesini engelleyerek korunmasını, geliştirilmesini ve çevre öncelikli sürdürülebilir
kalkınma ilkesine uygun olarak planlı arazi
kullanımının sağlanması gerekmektedir.
Sertifikalı fidana ve meyve tesisine destek verilmesiyle meyve bahçesi tesislerinin
artması, ve mera ıslahı çalışmaları karbon
tutumu için yutak alanların artırılması konusunda yapılan çalışmalardır (TRGM, 2012).
5.5 Kuraklık Yönetimi
Kuraklık, hava, su ve toprak üzerinde
olumsuz etkiler bırakan, yavaş gelişen bir
doğal afettir. Kuraklığın izlenmesi ve yönetimi oldukça önem taşımaktadır.
Kuraklığın meydana gelmesini önlemek mümkün değildir. Alınacak önlemlerle kuraklığın olumsuz etkileri en aza
indirilebilecektir.
6.Sonuç ve öneriler
Topraklarımız verimli işletilememekte, tarım alanlarının amaç dışı kullanımı
artmaktadır. Aşırı ilaç ve gübre kullanımı
toprağı yormakta çevre sorunlarına yol
açmaktadır. Aşırı sulama taban suyunu
yükseltmekte tuzlanma ve çoraklaşmalara
yol açmaktadır. Toprak kaynaklarının korunması, geliştirilmesi için idari, teknik ve
hukuki düzenlemeler ile sürdürülebilir arazi
yönetimine ihtiyaç vardır.
Tarım Şurası ve Kalkınma planlarında
da öncelikler belirlenmiştir. Başarıya ulaşmak için; ülke kadastro işlemleri bitirilmeli,
detaylı toprak etütleri, haritalama ve arazilerin yeteneklerine göre sınıflandırılması
yapılmalı, arazi Kullanım Planları yapılmalı,
uygun değer işletme büyüklükleri havza ve
bölgeler bazında tespit edilmeli ve Tarım
işletmelerinin daha fazla parçalanması ve
küçülmesini önlemek için Medeni Kanunun
Mirasla ilgili hükümleri değiştirilmelidir.
KAYNAKLAR
•GTHB, 2012. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı TRGM faaliyet raporu
•GTHB/BUGEM, 2012 Gıda Tarım ve
Hayvancılık Bakanlığı BUGEM verileri
•Oğuz .H., Ögüt. H., Gökdoğan. O.
2012. Iğdır Univ. J. Inst. Sci. & Tech. 2
(2,Ek:A): 77-84,
•TRGM 2011, Faaliyet Sonuçları
Raporu.
•Çete, 2008, Türkiye İçin Bir İdare Sistemi Yaklaşımı, Doktora Tezi, KTÜ, Fen Bilimleri Enstitüsü, Trabzon
Ziraat
ODALARI
Türk Çiftçisinin Sesi
Dr. Yener Ataseven
Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi
Tarım Ekonomisi Bölümü
18
1.Giriş
Tarım, her ülke için en temel sektörlerden birisidir ve kırsal alanda yaşayanların
hayatlarını devam ettirebilmeleri için çok
önemlidir. 1960’tan 1990’lı yıllara kadar
tarımsal faaliyetlerdeki değişimler çoğunlukla üretimi artırmaya yönelik olmuştur.
Tarım teknolojilerinde meydana gelen gelişmeler ve yeni tekniklerin bulunması gibi
yollarla tarımda verimlilik artmıştır. Ancak,
verimliliğin artmasının yanında tarımsal
faaliyetlerin çevre üzerine olan olumsuz
etkileri de önemli boyutlara ulaşmıştır. Tarımsal faaliyetlerde kimyasal girdilerin aşırı
kullanılması, toprağın yoğun kullanımından dolayı verimliliğinin düşmesi, yeraltı
ve yüzey sularının kirlenmesi gibi nedenler
çevreyle beraber insan ve hayvan sağlığını olumsuz etkilemektedir. Bu olumsuz etkilerin en önemlilerinden birisi toprakların
yapısında meydana gelen bozulmalardır.
2. Tarımsal faaliyetlerin toprak
üzerine olan etkileri
Çevre sorunlarının büyük kısmı doğal
kaynakların yanlış, kötü ve amaç dışı kullanımı ile ilgili olduğundan, doğanın temel
unsurlarından biri olan toprağın kirlenmesi
önemli çevre sorunları arasında yer almaktadır. Günümüzde artan gereksinimleri karşılamak için insanların toprağa müdahalesi
artmış, sanayileşme ile birlikte verimli tarım
alanları yok edilmiştir (Olhan 2011).
Tarımsal faaliyetlerde bitki hastalıklarıyla mücadelede kullanılan kimyasal ilaçların,
verimin artırılması için kullanılan kimyasal
gübrelerin, erozyon ve toprağın sürülmesi
sonucu oluşan toz, toprak, hayvan gübresi, hayvan ve bitki artığı ve sap-saman
dahil olmak üzere her türlü tarımsal faaliyet
sonucu meydana gelen katı ve sıvı atıkların
sebep olduğu kirlilik “tarımsal kirlilik” olarak
tanımlanmaktadır (Şanlısoy 2002).
Toprak kirliliği ise genel bir tanımla insan etkinlikleri sonucunda toprağın fiziksel,
kimyasal, biyolojik ve jeolojik yapısının bozulmasıdır. Toprak kirliliği, toprakta yanlış
tarım teknikleri, yanlış ve fazla gübre ile tarımsal mücadele ilaçları kullanma, atık ve
artıkları, zehirli ve tehlikeli maddeleri toprağa bırakma sonucunda ortaya çıkmaktadır.
Tarımsal üretimin gerçekleştirildiği doğal kaynak olan toprak açısından önemli
konulardan birisi ekim nöbeti uygulamasıdır. Ekim nöbetinin yapılmadığı tarımsal
üretimde topraktaki bitki besin maddelerinin tek yönlü tüketilmesi neticesinde
toprak verimliliğinin azalması, kalitesinin
bozulması, toprakta hastalık ve zararlıların çoğalması ve erozyon gibi sorunlar
ortaya çıkabilmektedir.
TARIMSAL FAALİYETLERİN
TOPRAK ÜZERİNE OLAN ETKİLERİ
ve
YÖNELİK YASAL DÜZENLEMELER
Tarımsal faaliyetler neticesinde toprakta görülebilecek kirlilik unsurlarından birisi
kullanılan kimyasal girdilerin toprakta birikmesi sonucu ortaya çıkmaktadır. Örneğin,
gübrelemenin toprağı tanımadan, uygun
zamanda ve uygun yöntem ile yapılmamasından ve gübrelemenin aşırı yapılması sonucu toprak reaksiyonunun (pH) ve
strüktürünün bozulması, topraktaki canlıların azalması veya yok olması topraktaki
toksik madde miktarında artış gibi olumsuz etkiler meydana gelebilir.
Bir diğer kimyasal girdi olan tarım ilaçları da hem toprak üstündeki bitkileri hem de
toprak içerisindeki canlıları kısacası flora ve
faunayı olumsuz etkilemektedir. Kimyasal
ilaçların uzun yıllar kullanılması ve toprakta
birikmesi toprağın özelliklerini bozmakta,
toprak verimliliği için yarayışlı olan mikroorganizmaların kısmen veya tamamen
yok olmasına sebep olmaktadır. Kimyasal
ilaçlar yeraltı sularına karışabilmekte ve buharlaşma yolu ile atmosfere karışarak zarar
verebilmektedir. Kimyasal ilaçların toprak
üzerine olan bir diğer etkisi de ilaç kalıntıları ile bulaşmış olan topraklarda yetiştirilen
ürünlerin kalıntıları bünyelerine almaları ve
bu ürünlerin insanlar ve hayvanlar tarafından tüketilmesi olumsuz etkilerin ortaya
çıkmasına neden olmaktadır.
Tarımsal üretim sürecinde toprağı doğrudan etkileyen bir diğer sorun da hasat
sonrası tarlada kalan anızın yakılmasıdır.
Anız ve hasat artıklarının yakılması sonucu toprakta yaşayan canlılar yok olmakta
ve ayrıca atmosfere karışan çeşitli gazlar
hava kalitesini de bozmaktadır. Anız ve
hasat artıklarının yakılması yerine toprağa
karıştırılması topraktaki canlı yaşamının
sürdürülebilirliğine katkı sağlayacaktır.
Tarımsal faaliyetlerden kaynaklanabilecek toprak sorunlarından birisi de toprak
işleme ile ilgilidir. Toprak işlemenin etkileri
toprağın fiziksel, kimyasal ve biyolojik özellikleri üzerinde görülmektedir. Toprağın
kümeleşmesi, sıcaklığı, suyun infilitrasyonu (yağmur veya sulama sularının toprak
katmanları boyunca yer çekiminin etkisi ile
yüzeyden aşağıya doğru inmesi) ve tutulması gibi özellikleri toprak işleme ile değişim göstermektedir. Geleneksel tarımda
topraktan olabildiğince faydalanma gayreti
ve hatalı toprak işleme yöntemleri neticesinde toprak canlılığını yitirmekte, erozyona
maruz kalmakta, su kaynakları kirlenmekte
ve gereğinden fazla işgücü, zaman ve yakıt tüketimine neden olarak çevre kirlilikleri
meydana gelmektedir (Bilen 2009).
Kentsel ve endüstriyel atık sular, arıtılmadan su kaynaklarına bırakılmakta ve
dere, ırmak, göl gibi yüzeysel sular kirlenebilmektedir. Bu sular tarımsal sulamada
kullanılabilmektedir. Topraktaki kirlenme
yetiştirilen ürünlere, bitkilerin kirlenmesi ise
bu bitkilerle beslenen hayvanlara geçmekte
ve sonunda besin zinciri bu kirlilikten etkilenmektedir (Öcal 2009).
Sürecin son aşaması ise toprak kirlenmesi neticesinde görülen çoraklaşma ve
çölleşme; bunun neticesinde de üreticilerin
tarımı bırakmaları ve büyük şehirlere göç
etmesi olarak değerlendirilebilir. Nitekim,
Trakya Bölgesi’nde Ergene Havzası’nda
bu konuda yapılan çalışmalarda bu yönde
sonuçlara ulaşılmıştır (Kocaman vd. 2011).
2.1. Tarımsal faaliyetlerden
kaynaklanabilecek toprak
kirliliğinin önlenmesine
yönelik yasal düzenlemeler
Toprakların kirlenmesinin önüne geçilmesi konusunda ilgili kurumlar gerekli
önlemleri almakla yükümlüdürler. Kirletici
unsurların çeşitlerine göre ilgili Bakanlıklar ve Belediyeler gibi kurumlar sorumluluk almaktadırlar. Toprak kirliliğinin önlenmesi ve kontrol edilmesine yönelik olarak
10.12.2001 tarihli ve 24609 sayılı Resmi
Gazete’de “Toprak Kirliliğinin Kontrolü
Yönetmeliği” yayınlanmıştır. Daha sonra
bu Yönetmelik 31.05.2005 tarihli ve 25831
sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan hali ile
değişikliğe uğramıştır. Bu Yönetmelik’in
amacı alıcı ortam olarak toprak kirlenmesinin önlenmesi ve kirliliğin giderilmesi olarak ifade edilmiştir. Ayrıca bu
Yönetmelik’te Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın, toprak analizine dayalı
olarak söz konusu toprak için en uygun
gübre ile en uygun tarım ilacının kullanılmasına ilişkin özendirici faaliyetlerde bulunmakla yükümlü olduğuna dair bir ifade
bulunmaktadır (Anonim 2005a).
03.07.2005 tarihli 5403 sayılı “Toprak
Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu”nda
valiliklerin, tarımsal veya tarım dışı faaliyetlerden kaynaklanan toprağı kirletici
ve bozucu olumsuzlukların izlenmesi ve
giderilmesi için önlemler almasına ve aldırmasına yönelik bir hüküm yer almıştır.
Ayrıca, toprağı kirletenlere 09.08.1983
tarihli ve 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun
ilgili hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiştir (Anonim 2005b). Ancak, söz konusu Kanun’da değişiklik yapan 15.05.2014
tarihli ve 29001 sayılı “Toprak Koruma ve
Arazi Kullanımı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun”da toprakların
kirlenmesi halinde nasıl bir yol izleneceği
konusunda bir hüküm yer almamıştır.
Bu konudaki bir diğer düzenleme de
08.06.2010 tarihli ve 27605 sayılı “Toprak
Kirliliğinin Kontrolü ve Noktasal Kaynaklı Kirlenmiş Sahalara Dair Yönetmelik” ile
yapılmıştır. Yönetmeliğin amacı; alıcı ortam
olarak toprağın kirlenmesinin önlenmesi,
kirlenmenin mevcut olduğu veya olması
muhtemel sahaları ve sektörleri tespit etmek, kirlenmiş toprak ve sahaların temizlenmesi ve izlenmesi esaslarını sürdürülebilir kalkınma hedefleriyle uyumlu şekilde
belirlemek olarak ifade edilmiştir. Söz konusu Yönetmelik 14.06.2012 tarihli Resmi
Gazete’de yayınlanan Yönetmelik ile değişikliğe uğramıştır.
Yıl: 6 | Sayı: 66 | HAZİRAN 2014
3. Sonuç ve genel değerlendirme
Özellikle, tarımsal faaliyetlerin toprak
üzerine olan etkilerinin ve meydana gelebilecek sorunların önlenmesine yönelik
yasal düzenlemelerin incelenmesi amacıyla yapılan bu çalışma neticesinde ortaya çıkan sonuçlar ve öneriler aşağıda
belirtilmiştir:
•Topraklarda görülen kirlilik, günümüzün en önemli sorunlarından bir tanesidir.
Bu kirliliğe neden olan kaynaklardan bir tanesi tarımsal faaliyetlerdir. Toprağın tarımsal faaliyetler dışında kirlenmesine neden
olan sanayi, turizm, yerleşim alanları gibi
diğer etmenlerin de göz önünde bulundurulması gerekmektedir.
•Türkiye’de toprakların kirlilikten korunması ile ilgili yasal düzenlemeler yapılmıştır
ancak uygulama aşamasında hala sıkıntıların olduğu söylenebilir.
•Gübrelemede uygun zaman sonbahar
ve kış ayları dışında olmalıdır. Yağışlı
olabilecek günlerden önce de gübreleme
yapılmasından kaçınılmalı, azot içeren
gübrelerin
kullanımının
azaltılması
gerekmektedir.
•Toprağın analiz edilerek hangi gübrelere ihtiyacı olduğunun belirlenmesi ve
analiz sonucuna göre gübre uygulamasının yapılması gerekmektedir.
•Gereksiz yere yapılan ilaçlamadan
sakınmak gerekmektedir. Gereksiz ve aşırı yapılan ilaçlamanın toprak ve bu toprak
üzerinde yetiştirilen bitkiler üzerine olumsuz etkilerinin olduğu unutulmamalıdır.
•Tarımsal faaliyetlerden kaynaklanabilecek toprak kirlenmelerinin önüne geçilmesi için organik tarım yöntemi önerilebilir. Çünkü, organik tarımda herhangi
bir kimyasal gübre ve ilaç kullanılması
yasaktır.
•Yine, topraklarda meydana gelebilecek kirlenmelerin önlenmesi için
önerilebilecek yöntemlerden birisi de
İyi Tarım Uygulamaları’dır. İyi Tarım
Uygulamaları’nda girdi kullanımı kontrollü bir şekilde yapıldığından kirlenmelerin
önüne geçilmesi sağlanabilir.
•Toprakların korunması için üreticilerin anız yakılması uygulamasından vazgeçmesi gerekmektedir. Çünkü, anız yakılması neticesinde toprağın yüzeyindeki
organik madde yok edilmiş olmaktadır.
•Toprak kaynaklarının kirlilikten korunması konusunda ilgili kurumların bu konuda yürürlükte olan kanunların yürütülmesinde kontrol ve denetim mekanizmasını
çalıştırması gerekmektedir.
4. Kaynaklar
Anonim, 2005a. Toprak Kirliliğinin
Kontrolü Yönetmeliği. 31.05.2005 tarihli
ve 25831 sayılı Resmi Gazete.
Anonim, 2005b. Toprak Koruma ve
Arazi Kullanımı Kanunu. 03.07.2005 tarihli
ve 5403 sayılı Resmi Gazete.
Anonim, 2010. Toprak Kirliliğinin Kontrolü ve Noktasal Kaynaklı Kirlenmiş Sahalara Dair Yönetmelik. 08.06.2010 tarihli ve
27605 sayılı Resmi Gazete.
Bilen, E. 2009. Geleneksel Tarım ve
Çevre Kirliliği İlişkisi. Erişim Tarihi: http://
www.eto.org.tr/?p=564
İkincikarakaya, S.Ü., Beyaz, K.B.,
Rezaei, F. 2013. Doğal Kaynaklar ve
Tarım. Türk Bilimsel Derlemeler Dergisi,
6(1):104-109.
Kocaman, H., Koldere, A.Y., Oğuzhan, A. 2011. Trakya’da Ergene Nehri
Kirliliğinin Tarım Üretimine Olan Etkisi:
Edirne Örneği. Karadeniz Fen Bilimleri
Dergisi, 2(5), 89-104.
Olhan, E. 2011. Çevreye Yönelik Tarım Politikaları. Ankara Üniversitesi Ziraat
Fakültesi Tarım Ekonomisi Bölümü Ders
Notları, Ankara.
Şanlısoy, A. 2002. İstanbul’daki Su
Toplama Havzalarında Yaşanan Sorunlar, Nedenleri ve Çözüm Önerileri. İstanbul Teknik Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Yüksek Lisans Tezi, İstanbul.
Ziraat
ODALARI
Türk Çiftçisinin Sesi
Diyarbakır, Şanlıurfa, Mardin, Şırnak,
Batman, Siirt ve Bitlis il ve ilçe ziraat odası
başkanlarından oluşan heyet, Ankara’da,
elektrik ve desteklemelerde yaşanan sorunlarla ilgili bir dizi görüşme yaptı.
Tarımsal sulamada kullanılan elektrikte yaşanan sorunlara ve bundan kaynaklı
destekleme ödemelerinin bloke edilmesine çözüm bulmak amacıyla Ankara’da
temaslarda bulunan Güneydoğu Anadolu
ve Doğu Anadolu’daki 7 ilden il ve ilçe ziraat odası başkanları, TZOB Genel Başkanı
Şemsi Bayraktar ile konuyu değerlendirdi.
Ankara’da bölge milletvekilleriyle görüşen daha sonra Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç ile AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Numan Kurtulmuş’u ziyaret eden
heyet üyeleri, Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan’a da konuyu iletti. Enerji ve Tabii
Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız ile bir araya
gelen oda başkanları, destekleme öde-
melerinin bloke edilmesinin bu yıl kuraklık,
don, dolu afetleri yaşayan çiftçiyi mağdur
ettiğini, destekleme ödemeleri üzerindeki
blokenin kaldırılarak, ödemelerin yapılmasını istedi. Oda başkanları şu konulara
dikkat çekti: “Destekleme ödemelerinin
bloke edilmesi, bu yıl kuraklık, don, dolu
afetleri yaşayan çiftçiyi mağdur etti. Bloke
kaldırılmalı, ödemeler yapılmalıdır.
Güneydoğu Anadolu Bölgesinde faaliyet gösteren Dicle Elektrik Dağıtım A.Ş’nin
pamuk ve mısırda 2013 yılı için dekar başına 90 lira olarak belirlediği elektrik bedeli düşürülmelidir. Cazibe sulama olmadığı
için fazla elektrik kullanılarak metrelerce yer altından su çekilmekte, ve üretim
maliyetleri artmaktadır. Büyük miktarlara
ulaşan elektrik borçları yapılandırılmalıdır.
Yapılandırma, destekleme ödemeleri ve
yeni üretim sezonu için yeni finansman
kaynağı sorunları giderilemezse önümüzdeki yılın üretimi tehlikeye girer.”
Tatvan Ziraat Odası
MEYVEDE
BEKLENTİ YÜKSEK
Meyveciliğin her geçen gün
geliştiği Bitlis’te havaların bu yıl
ılıman geçmesi ve çiçeklenme
oranının da yüzde 80-90’lara
ulaşması dolayısıyla bu yıl yüksek verim bekleniyor.
söyledi. Ahlat ve Tatvan genelinde yaklaşık
50 elma bahçesi bulunduğunu ifade eden
Ziraat Odası Başkanı Kızılca, meyvecilik
sektörünün her geçen gün geliştiği Bitlis’te
bölgenin büyük ölçüde meyve ihtiyacının
karşılandığını ifade etti.
Tatvan ile Ahlat ilçeleri arasındaki elma bahçelerinde incelemelerde bulunan Tatvan
Ziraat Odası Başkanı M. Şerif
Kızılca, bu yılki elma bahçelerinden yüksek verim beklediklerini
Bitlis’te elma ağaçlarından oldukça
lezzetli ve kaliteli elmalar elde edildiğini
vurgulayan Kızılca, “Meyvecilik sektöründe her geçen gün payımız artıyor. Bu
kapsamda özellikle son yıllarda bakanlığın
desteklemeleriyle ekilen elma bahçelerinden elde edilen yüksek verimlerle bölgenin
büyük ölçüde meyve ihtiyacı karşılanıyor. Bu yılda yaptığımız inceleme
neticesinde elma bahçelerindeki
çiçeklenme oranının oldukça
yüksek olduğunu, buna bağlı
olarak veriminde yüksek olacağını düşünüyoruz. Bu sayede de
özellikle Ahlat ve Tatvan ilçelerimizde her geçen gün gelişen meyvecilik
sektörünün daha da çok gelişeceğini
ümit ediyoruz” diye konuştu.
19
KÜTAHYA’YA
İNCELEME ZİYARETİ
Türkiye Ziraat Odaları Birliği Yönetim
Kurulu üyesi Nejat Gamzeli, Kütahya’da
temas ve incelemelerde bulundu.
Çankırı Ziraat Odası
ODA BAŞKANLARI
ELEKTRİK İÇİN ANKARA’DA
Gamzeli, Kütahya Ziraat
Odası Başkanı Ömer Demirtaş
ve Yönetim Kurulu üyeleriyle
birlikte Naşa Belde Belediye
Başkanlığına seçilen eski Simav Ziraat Odası Başkanı Kadir Bütüner ile Vali Şerif Yılmaz’ı
makamlarında ziyaret etti.
Vali Yılmaz, Toprak Bayramı etkinlikleri kapsamında, İl Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü ve Kütahya Ziraat
Mühendisleri Odası İl Temsilciliği’nin İl
Özel İdaresi toplantı salonunda ortaklaşa ‘Tarım Arazilerinin Korunması Paneli’
düzenlediğini, bu tür etkinlikleri bilinçlendirme adına desteklemeye devam edeceklerini belirtti.
Vali Şerif Yılmaz, 11-17 Haziran tarihlerinin hem ‘Toprak Haftası’ hem de ‘Toprak Bayramı’na
denk geldiğini belirterek, Toprak
Bayramını kutlayarak; önümüdeki üretim sezonunun bereketli
geçmesini diledi.
ZARARIN BOYUTU
BÜYÜK
Bursa’da dolu ve bahar yağmurlarından 1 milyon 840 bin
ton tarım ürünü zarar gördüğü
bildirildi.
Gemlik Ziraat Odası
Yıl: 6 | Sayı: 66 | HAZİRAN 2014
Konuya ilişkin düzenlenen toplantıya İl Tarım Müdürü Ömer Çelik, Bursa Çiraat
Odaları İl Koordinasyon Kurulu
Başkanı Ali Çelik, AK Parti Bursa Milletvekili Bedrettin Yıldırım,
CHP Bursa Milletvekili İlhan Demiröz ve MHP Bursa Milletvekili
Necati Özensoy katıldı.
Gecikmeli bahar yağmurları
ve dolu yağışının Bursa tarımına verdiği zararı anlatan Başkan Ali Çelik,
şunları söyledi: “Buğday ve arpa ekiminden sonra yağışların olmaması nedeniyle
çimlenen köklerde boğaz ve pas hastalıkları, mayıs ayında aşırı yağışlar sebebiyle yatmalar meydana geldiğinden yüzde
40’ların üzerinde ürün kaybı olmuştur.
Sebzelerde yağış sebebiyle domates,
kavun, karpuz ve sebze ekimleri yapılamamıştır. Yapılabilen yerlerde ise kök ve
mantar hastalıklarının başında da mildiyö
hastalığı sebebiyle tarlalar yeniden sürülmüştür. Ekimi yapabilenler Haziran ayı
başında ekilmiş, ekilemeyen sahalara si-
lajlık mısır ekmiş, bezelye ve fasulye gibi
sebzeler dolu sebebiyle tamamen yok
olmuştur.”
Aşırı yağışlar ve dolu sebebiyle armut, kiraz, şeftali, elma, çilek ve vişnede
bölgenin yüzde 40 ile 75 oranında zarar
gördüğünü, zeytinde arazilerin aşırı yağış
sebebiyle çamur olması ve çiçekte döllenme olmadığı için etkin zirai mücadelenin
yapılamadığını ifade etti. Çelik, “Buğday
231 ton, arpa 25 bin ton, sebze, domates,
bezelye ve fasulye 1 milyon 230 bin ton
armut 101 bin ton, kiraz 26 bin ton, şeftali
103 bin ton, çilek 28 bin ton ve zeytin 96
bin ton zarar görmüştür.
Rakamlardan da anlaşılacağı gibi bölgemizdeki çiçeklenme döneminde aşırı
yağışlar meyve çiçek döllenmesine mani
olmuş, sonraki dolu nedeniyle tonaj ve parasal değer olarak üreticimizi zor durumda
bırakmıştır. Üreticilerimizin üretimini sürdürebilmesi için mevcut Ziraat Bankası ve
Tarım Kredi Kooperatiflerine borçları 5 yıldan az olmak kaydıyla ve faizleri silinerek
ertelenmelidir. Hükümetimizin bölgemizi
afet bölgesi ilan etmesi, bu konuda kanun
çıkarılması uzun zaman alacağından Bakanlar Kurulu kararı alıp mağduriyetimizin
ortadan kaldırılması gerekmektedir.”
TZOB
Ziraat
ODALARI
Türk Çiftçisinin Sesi
Türkiye Ziraat Odaları Birliği
Ücretsiz Yaygın Süreli Gazetesidir
Odaları Birliği
Yıl: 6
HAZİRAN 2014 Sayı: 66
Yönetim Yeri
GMK Bulvarı No: 25 Demirtepe/ANKARA
Tel: 312 231 63 00 (Pbx)
Fax: 312 229 65 38 - 231 30 77
www.tzob.org.tr - [email protected]
Download

Haziran - Türkiye Ziraat Odaları Birliği