Ziraat
ODALARI
Türk Çiftçisinin Sesi
Türkiye Ziraat Odaları Birliği Aylık Yayını
KİMSE ZAMMINA
GEREKÇE ARAMASIN !
>>Sayfa 7
Yıl: 6 | Sayı: 68 | AĞUSTOS 2014
www.tzob.org.tr
İNCİRİMİZİ MUTLAKA
KORUMALIYIZ
TZOB Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, Aydın’ın İncirliova ilçesi, Erbeyli İncir Araştırma İstasyonu’nda sezonun ilk kuru incir hasadına katıldı. Bayraktar, bu yıl kuraklığın
incire zarar verdiğini bildirerek, “Dünyada rakipsiz olduğumuz ve kutsal kitabımız Kuranı
Kerim’de adı bir sureyle anılan incirimizi muhakkak korumalıyız” dedi. >>Sayfa 2
MISIRDA İTHALATÇI
OLMAMALIYIZ
Türkiye Ziraat Odaları Birliği Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, Aydın ziyaretleri
kapsamında geldiği Çine’de bir mısır tarlasında biçerdöver kullanarak, mısır hasadı
yaptı. Bayraktar, hafta sonu Çine’de katıldığı mısır hasadında, “Türkiye mısır ithalatçısı olmamalı” dedi. >>Sayfa 4
MUTLAK ÜSTÜNLÜK İÇİN DESTEK ŞART
Dünyanın tarımı anladığını ancak Türkiye’nin anlayamadığını belirten Şemsi Bayraktar, “Tarım alanları imara
açılmamalı” dedi. >>Sayfa 5
HUBUBAT
■HUBUBATTA DANE
KAYIPLARI >>Sayfa 14
■HUBUBAT TOHUMLUĞU ÜRETİMİ VE
KULLANIMINDA SON DURUM >>Sayfa 15
■HUBUBAT HASTALIKLARI VE
ZARARLILARI >>Sayfa 15
■TOPRAK MAHSULLERİ OFİSİ’NİN
ÖNEMİ >>Sayfa 16
■ÜLKEMİZDE VE DÜNYADA
BUĞDAY ÜRETİMİ >>Sayfa 16
■ÜLKEMİZ TAHIL ISLAHI ÇALIŞMALARINA
GENEL BİR BAKIŞ >>Sayfa 18
TZOB’DAN
BALIKÇILARIMIZA
RASTGELE
MAZOT ve GÜBREDE
ÖTV İNDİRİMİ ŞART
RUSYA’YA İHRACAT
SEKTÖRE ÖNEMLİ
GİRDİ SAĞLAR
>>Sayfa 11
AYIN KONUSU
>>Sayfa 5
TZOB Genel Başkanı
Bayraktar, çiftçimizin dünyayla rekabet edebilmesi
için desteklerin artırılması
gerektiğini bildirerek, “Mutlak üstünlüğü sağlamak
üzere dünya tarım ticaretinde rol almak ve daha fazla
paya sahip olmak istiyorsak,
mutlak üstünlük şart. Bunun
en büyük silahı, üreticinin
desteklenmesidir” dedi.
Rusya, 7 Ağustos 2014 tarihinden geçerli olmak üzere
1 yıl süreyle Avrupa Birliği, ABD, Avustralya, Kanada ve
Norveç mallarına ambargo kararı alması üzerine TZOB
Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, yılda 40 milyar dolar civarında gıda ve tarım ürünleri ithalatı yapan Rusya’ya ihracatın tarım ve gıda sektörlerine önemli girdi sağlayacağını
söyledi. >>Sayfa 8
Ziraat
ODALARI
Ziraat
ODALARI
Türk Çiftçisinin Sesi
2
[SESLENİŞ]
Ziraat Odalarımızın değerli mensupları, sevgili çiftçi dostlarım,
Israrla vurguladığımız ve üzerinde
çok ehemmiyetle durduğumuz konuların
başında tarım sektörünün ülkemiz açısından önemi geliyor.
Her vesileyle gelecekte tarıma hükmeden ülkelerin dünyaya da hükmedeceğini belirtiyor ve sektörümüzle ilgili
çalışmaların bu gerçekten hareketle ele
alınmasını, yapısal sorunlarının acilen
çözümlenmesini, desteklerin çiftçimizin
rakip ülkelerde olduğu kadar desteklenmesini istiyoruz; çalışmalarımızı bu
amaçlar doğrultusunda geceli gündüzlü
sürdürüyoruz.
Değerli arkadaşlarım, gıda güvencesinin ve güvenliğinin sağlanması için
tarım sektörümüzün rekabet gücünün
yüksek olması zorunludur. Amaç sadece yurt içi talebi karşılamak değil, üretim
potansiyelimizi kullanarak gelişen dünya
tarım ürünleri pazarından daha fazla pay
almak olmalıdır.
Biliyorsunuz, Ağustos ayının başında Rusya, Avrupa Birliği ülkeleri ile ABD,
Avustralya, Kanada ve Norveç mallarına ambargo kararı aldığını açıkladı. Bu
kapsamda, bu ülkelerden sığır ve kümes
hayvanı eti, tüm meyve ve sebzeler, kaşar peynirleri ve süt başta olmak üzere
tarım ve gıda ürünleri almayacağını ilan
etti ve bu ürünleri Türkiye, Brezilya, Çin
ve Arjantin’in de aralarında bulunduğu
birçok ülkeden karşılayabileceğini açıkladı. Sadece geçici bu durum bile, tarım
sektörümüzün önemini ortaya koyan,
ülke ekonomisine sağlayabileceği büyük
katkılar açısından güzel bir örnek. Ülkemiz, yaşadığımız ağır doğal felaketler
nedeniyle bu sene bazı ürünlerde sıkıntıda. Bu haliyle bile, özellikle kanatlı, süt
ve süt ürünleri, turunçgiller başta olmak
üzere taze meyve sebze sektörümüz talebin önemli bir kısmını karşılayabilecek
potansiyele sahip.
Kaldı ki, yine hep vurguladığımız gibi;
dünyada gıdaya olan ihtiyaç her geçen
gün biraz daha artıyor. Nedenleri dikkate alındığında bu ihtiyacın azalmayacağı
da ortada. Dünyada çok önemli sayıda
bir nüfus açlık ve yetersiz beslenmenin
ızdırabını yaşıyor. Üstelik açlık ve yetersiz
beslenme günümüzde belirli bir bölgenin
sorunu olmaktan da çıktı; bütün insanlığın
en önemli sorunlarından biri haline geldi.
İşte önümüzde duran bu tablo, tarımın,
gıdanın, gıda güvenliğinin ve gıdayı üretenlerin yani üreticilerimizin, çiftçilerimizin
öneminin artık kat be kat arttığının da
bir kanıtı. Ülkemizi doyuran, gelen turisti doyuran, üstüne ihracat yapıp, önemli
istihdam yaratan tarım sektörüne ve bu
sektörde alın teri döken üreticilerimize
yönelik yapılacak her türlü destek ve çalışma; aslında ve aynı zamanda ülkemiz
Türk Çiftçisinin Sesi
Yıl: 6 | Sayı: 68 | AĞUSTOS 2014
geleceğine yapılan bir yatırımdır. Bu gerçek asla unutulmamalıdır.
Değerli arkadaşlarım,
Tarım, gıda temini ve beslenmedeki
hayati öneminin yanı sıra birçok sektörün
de gelişmesini sağlıyor, ham maddesini
temin ediyor. Turizmde bile, sadece yeme-içme noktasında değil, farklı destinasyonlar oluşturulabilecek potansiyeli
dolayısıyla bu sektör açısından da çok
önemli ve farklı bir yere sahip.
Eko turizm ve köy turizmi olarak da
adlandırılan kırsal turizm dünyada giderek ön plana çıkıyor. Fransa, İtalya,
İspanya, İngiltere ve Almanya gibi ülkeler kırsal turizmden büyük gelirler elde
ediyor. Bu turizm dalının diğer farklı bir
yönü, bütün bir yıla yayılıyor olması.
Kırsal turizm, o yörelerde ekonomiye
can veriyor; tarım dışı istihdam ve gelir
sağlıyor.
Ülkemizde milyonlarca kişi, yaz aylarında köylerine, kasabalarına gidiyor
ve kırsala hayat veriyor. O bölgelerde
ekonomik faaliyetlerin canlanmasına,
büyükşehirlerden gelen yazlıkçıların büyük katkısı bulunuyor. Şehirlere büyük
göç veren bölgelerde esnaf, emeklilerin
köylere gelmesi için Nisan-Mayıs aylarını, çocukları olanlar için ise okulların kapanmasını dört gözle bekliyor. Gurbetçiler gelince ekonomik faaliyetler daha da
hızlanıyor. Kırsala can suyu oluyor.
Üstelik kırsal turizm, diğer turizm faaliyetleri gibi büyük yatırımlar da gerektirmiyor. Sakin bir ortamda huzurlu bir tatil
imkânı sağlayan kırsal turizm, kırsalda yaşayanlara yılın her mevsiminde gelir sağlayabilir, bu yolla da nüfusun o yörelerde
İNCİRİMİZİ MUTLAKA KORUMALIYIZ
Hem ülkemiz hem de kırsaldaki insanlarımız açısından Türkiye, bu alanda gelişmiş Avrupa ülkelerine göre çok
daha büyük imkânlar sunabilecek zemine sahip durumda.
Tarım faaliyetlerinin yoğun olduğu bu
günlerde, bütün Ziraat Odalarımıza çalışmalarında başarılar, çiftçi kardeşlerime
bol ürünlü ve bereketli hasatlar diliyorum.
Bayraktar dünyada rakipsiz olduğumuz ve kutsal
kitabımız Kuranı Kerim’de adı bir sureyle anılan
incirimizi muhakkak korumalıyız
TZOB Yönetim Kurulu Başkan Vekili
Nuri Sorman, Germencik Belediye Başkanı
Ümmet Akın ve Efeler Ziraat Odası Başkanı Rıza Posacı’nın da eşlik ettiği Bayraktar,
274 çeşit incir fidanının yetiştirildiği istasyon bahçesinde incelemelerde bulundu.
Ziraat Odası başkanlarından hasat
sezonu hakkında bilgiler alan Bayraktar,
incir üreticilerine bereketli ve bol kazançlı
bir sezon diledi.
İncirin hem Türkiye hem Ege Bölgesi
hem de Aydın için çok önemli bir konumda olduğunu vurgulayan Şemsi Bayraktar,
şunları söyledi, “Bu yıl ülkemiz, kuraklıkla
başlayan ardından neredeyse bütün afetleri yaşayan kötü bir üretim sezonu geçiriyor.
Genel Yayın Müdürü
Bekir Şinasi Özdemir
Sorumlu Yazı İşleri Müdürü
Ebru Mine Esen
İlk yükleme tarihi uygulaması
tamamen kaldırılmalı
Bütün bu gerçekler ışığında, çiftçimizin bu yönde hem bilgi sahibi olması hem de bu konuyu sahiplenmesi ve
desteklenmesi gerekiyor. Kırsal turizme
açılacak köylerimiz, vakit geçirilmeden
titizlikle belirlenmeli, bu konuda gerekli
atılım yapılmalı ve devamlılığı konusunda turizm sektöründen, kamu kurumlarından ve sivil toplum örgütlerinden
temsilciler, yerel yöneticiler, yerel halk ve
turizm uzmanları bu işe gönül vermeli,
görev almalıdır.
Bayraktar, Aydın’ın İncirliova ilçesinde bulunan Erbeyli İncir Araştırma
İstasyonu’nda sezonun ilk kuru incir hasadına katıldı.
Yayın Kurulu
M. Hikmet Yavuzyiğit
Metin Türkyılmaz
Ömer Kaya
Salim Altay
Hasan Hüseyin Coşkun
Dr. Fethi Güven
Prof. Dr. Mevhibe Albayrak
Prof. Dr. Şengül Hablemitoğlu
Prof. Dr. Erdoğan Güneş
Dr. Özden Hiçbirol
İhracatının büyük bir bölümünü Avrupa Birliği ülkelerine yapan bir ülke olarak,
bunu dikkate alıp, rakip ülkeler karşısında rekabet gücümüzün artırılabilmesi için
‘iyi tarım’ uygulamalarının bir an önce
hayata geçirilmesi ve yaygınlaştırılması
yine büyük önem taşıyor. Aflatoksin birçok gıda maddesinde olduğu gibi incirde
de oluşuyor. İnsan sağlığı, ürün satışı ve
ihracatımız açısından sorun yaratan aflatoksin oluşumunu engelleyecek önlemleri
mutlaka almamız gerekiyor. Hastalık ve
zararlılarla mücadelede gerek kültürel ve
gerekse kimyasal programların titizlikle ve
zamanında uygulanması da bir şart olarak önümüzde duruyor.”
Kırsal turizm, ayrıca kadınlar için geniş bir istihdam alanı da yaratıyor; yerel
girişimcilik ve beraberinde ticari bir dinamizm de kazandırıyor. Bunlar ise çok
önemsediğimiz ve üzerinde çalışmalar
yaptığımız kırsal kalkınmaya büyük destek sağlayacağına inandığımız unsurlar.
Hemen her bölgemizin birçok yöresinde hayata geçirilebilecek bu turizm
türünün, hem kırsaldan göçü önleyeceği
hem de çiftçimize, köylümüze hiç tahmin
edemeyeceği oranda katkı sağlayacağı
ortadadır.
Yayın Türü
Yaygın Süreli Yayın
Yapım Ajansı
Basım Tarihi
02.10.2014
Yönetim Yeri
Türkiye Ziraat Odaları Birliği
Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü
GMK Bulvarı No: 25
Demirtepe/ANKARA
Tel: 312 231 63 00 (Pbx)
Fax: 312 229 65 38 - 231 30 77
e-mail:[email protected]
[email protected]
Kurumsal Yayıncılık | Pazarlama İletişimi
312 447 48 25
Dağıtım
PTT Kargo
Baskı
MATTEK Matbaacılık Basım Yayın
Tan.Tic.San.Ltd.Şti.
Ağaç İş. San.Sit. 1354 Cd. 1362 Sk.
No: 35 İvedik / ANKARA
Tel: 312 433 23 10
Ziraat Odaları aylık yayını basın ahlak
kurallarına uymayı taahhüt eder.
Yayımlanan yazıların sorumlulukları
sahiplerine ait olup, Birliğimiz görüşlerini
yansıtmamaktadır. Dergide yayımlanan
yazılar, kaynak gösterilmek koşuluyla,
diğer yayın organlarında yayımlanabilir.
Gönderilen yazılar iade edilmez.
3
İyi tarım uygulamaları
hayata geçirilmeli
tutulmasına olanak verir. Kültür, doğal
çevre ve tarımla bütünlesen kırsal turizm,
tarımdan ayrılan sermayenin de kırsalda
kalmasını sağlayabilir.
Türkiye Ziraat Odaları Birliği Genel
Başkanı Şemsi Bayraktar, bu yıl yaşanan
kuraklığın incire zarar verdiğini bildirerek,
“Dünyada rakipsiz olduğumuz ve kutsal kitabımız Kuranı Kerim’de adı bir sureyle anılan incirimizi muhakkak korumalıyız” dedi.
İmtiyaz Sahibi
TZOB Adına
M. Nuri Şeyda Sorman
Yıl: 6 | Sayı: 68 | AĞUSTOS 2014
Kuraklık, don, dolu, fırtına derken, bu
yıl ülkemizin büyük bir bölümünde çiftçimizin ocağına adeta ateş düştü. Doğal
afet sayılabilecek her ne varsa neredeyse hepsini bu yıl yaşadık. Sizler de hem
kuraklık hem fazla yağışlar hem de aşırı
sıcaklar nedeniyle zarar gördünüz. Tabii
bu afetlerin oluşmaması için alınabilecek
bir önlem maalesef yok ancak bununla birlikte zararları en aza indirebilecek
tedbirleri de asla göz ardı etmememiz
gerektiği gerçeğini de bir kez daha dikkatlerinize sunmak istiyorum. Üreticilerimiz her türlü olumsuzluğa karşı kendisini
güvenceye almalıdır.
Suriye, ABD ve İspanya takip ediyor. Yaklaşık 105 bin ton civarında olan dünya kuru
incir üretiminin yarısına yakın bir bölümü
yine ülkemiz tarafından gerçekleştiriliyor.
En büyük kuru incir üreticisi ve ihracatçısı
konumunda olan ülkemiz, dünya fiyatlarını da önemli ölçüde etkiliyor. Üretimimize
baktığımızda, yaş incir üretimimizin 2012
yılında 275 bin ton iken geçen yıl 297 bin
tona çıktığını görüyoruz. Kuru incir üretimimiz ise yıllara göre, iklim şartlarına bağlı
değişiklikler olmasına rağmen çoğunlukla
55 bin ton civarında gerçekleşiyor.”
Kaliteli kurutmalık incir Ege’den
Bu noktada yeri gelmişken bir kez daha vurgulamak istiyorum ki sigorta, artık
her üreticimiz için bir zorunluluk olarak
görülmelidir. Her çiftçimiz ürün sigortasını, üretimlerinin bir parçası gibi; ekim
gibi, dikim gibi, gübre gibi bir gereklilik
olarak görmelidir.”
İncir üretiminin Türkiye’deki yaygınlığına
dikkat çekerek üstün kaliteli kurutmalık incirin Ege Bölgesi’nde üretildiğini vurgulayan
Bayraktar, şunları kaydetti, “İncir, bölge çiftçilerimiz açısından oldukça önemli bir ürün.
Zira bu bölgedeki yaklaşık 35 bin aile incir
tarımıyla uğraşıyor; geçimlerini tamamen
bu üründen elde ettikleri gelirle karşılıyor.
İncirin üretiminde Türkiye’nin özellikle
de Aydın’ın önemli bir role sahip olduğunu anımsatan Bayraktar, şöyle devam etti, “Bildiğiniz gibi, dünyada oldukça sınırlı
sayıda ülkede üretimi yapılabilen incir, ülkemizin bütün sahil kuşaklarında yetişebiliyor. Ülkemizde incir için en elverişli bölgeler ise Büyük ve Küçük Menderes havzaları
olarak görülüyor. Yıllara göre değişmekle
birlikte, Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım
Örgütü FAO’nun verilerine göre, ülkemiz,
2011 yılında yaklaşık 250 bin tonla, dünya
yaş incir üretiminin yaklaşık yüzde 27’sini
karşılıyor ve bu rakamla dünyada ilk sırada yer alıyor. Bizi, Mısır, Cezayir, İran, Fas,
İşlenmesi esnasında yoğun iş gücü
gerektiğinden, incir işletmelerinde çalışan
işçilerle birlikte büyük bir kesim, geçimini
incir üzerinden sağlıyor. Bu yıl, yaşanan
kuraklık incire zarar verdi. Haziran ayındaki
aşırı yağışlar ise incirde pas hastalığına yol
açtı ve ürüne kuraklıktan daha fazla zarar
verdi. Üreticilerimiz bu hastalığı yeterince
bilmediğinden,
gerekli olan mücadeleyi de yapamadı ve incirde
gazelleme olarak
adlandırdığımız yaprak dökümleri yaşandı.
Bu sezon yaşanan doğal afetler özellikle
meyvelerde birçok zararı da beraberinde
getirdi. Aşırı sıcaklar sebebiyle oluşan aşırı
nem ve sabah çiğleri incir ürününde çatlamalara neden oldu. Yine incir üreticisinin
‘akma’ olarak adlandırdığı iç çürüğü hastalığı yoğun olarak görüldü. Bunun yanı sıra, iklim şartlarından kaynaklanan ekşime
ve sürgün uzunluklarının kısalığının neden
olduğu meyve sürtmeleri ve güneş yanıkları ürün kalitesinde de düşüşlere yol açtı.”
İncirimizi muhakkak korumalıyız
Yaşanan olumsuzlukların bu yılki yüksek kaliteli incir miktarını etkilediğini kaydeden Bayraktar, sözlerine şöyle devam
etti, “Dünyada rakipsiz olduğumuz, kutsal
kitabımız Kuranı Kerim’de adı bir sureyle
de anılan incirimizi muhakkak korumalıyız.
Ancak üretiminde dünya lideri olduğumuz
bu meyveyle ilgili çözümlenmesini istediğimiz, beklediğimiz sorunlara da kısaca
değinmek istiyorum.
Kuru incirde yaşanan en önemli ve
her dönemde güncelliğini koruyan sorunumuz, temiz, gerekli standartlara uygun
ve kaliteli üretimin sağlanması olarak
karşımıza çıkıyor. Kaliteli üretim yapılabilmesi için ise
üreticilerimizin
bilinçlendirilmesi,
eğitim
çalışmalarına
ağırlık verilmesi büyük önem
arz ediyor.
Ayrıca, kuru incirde ürünü uygun koşullarda depolayıp, piyasanın ihtiyacına göre
ürün dağıtımı yapabilecek, ABD ve Avrupa
Birliği (AB) ülkelerinde olduğu gibi bir stok
kurumunun hemen oluşturulmasına ihtiyaç
olduğuna da değinen Şemsi Bayraktar,
sözlerine şöyle devam etti, “Kuru incir ihracatında ilk yükleme tarihi de büyük önem
arz ediyor. İlk yükleme tarihinin geç açıklanması hem ihracata hazır olan ürünün
üreticide muhafazasını zorlaştırıyor hem de
pazar kaybına sebep oluyor. Bu bakımdan
ilk yükleme tarihi uygulaması tamamen
kaldırılmalı ve ihracata hazır olan ürünün ihracatı bekletilmeden yapılabilmelidir. Ülkemiz kuru incirinin rekabet gücünü artırmak
için incirin de ihracat iadesi yardımlarından
yararlanmasını istiyor ve bekliyoruz.”
Erdoğan, Davutoğlu ve
yeni kabineye başarılar diledi
Bayraktar, Germencik Belediyesi ziyaretinin ardından basın mensuplarının
Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun açıkladığı yeni kabineye ilişkin sorularını da
yanıtladı.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Başbakan Ahmet Davutoğlu ve yeni kabineye başarılar dileyen Bayraktar,
şöyle konuştu, “Seçime kadar görev yapacak yeni hükümetten başta tarım kesimi olmak üzere herkesin beklentileri var.
62. Hükümetin Türkiye’ye hayırlı olmasını
diliyorum. Tarım kesiminin beklentilerinin
karşılanmasını temenni ediyorum. İnşallah
beklentiler karşılanır, daha huzurlu bir ülke
oluruz. Çünkü insanlarımızın huzura ihtiyacı var. Tarım sektörü olarak özellikle yapısal sorunlarımızın çözülmesi noktasında
eski hükümetle yapmış olduğumuz girişimleri yeni hükümetimizle de yapacağız.
Yapısal sorunların çözümü ile çiftçimizin huzur içinde, daha güvenli bir şekilde
üretim yapması önem taşıyor. Cumhurbaşkanı, Başbakan ve yeni kabinesini ziyaretlerimizde tarım sektörü olarak kısa, orta
ve uzun vadedeki beklentilerimizi raporlarımızla birlikte kendilerine taşıyacağız.”
Ziraat
ODALARI
Ziraat
ODALARI
Türk Çiftçisinin Sesi
4
MISIRDA İTHALATÇI OLMAMALIYIZ
Türk Çiftçisinin Sesi
Yıl: 6 | Sayı: 68 | AĞUSTOS 2014
Bayraktar Toprak Mahsulleri Ofisi’nin özellikle bu
yıl güçlü bir şekilde alım yapmasını istiyoruz
Yıl: 6 | Sayı: 68 | AĞUSTOS 2014
MUTLAK ÜSTÜNLÜK İÇİN
DESTEK ŞART
5
Türk tarımının dünya ile rekabet edebilmesi için devlet desteğinin şart olduğunu kaydeden Bayraktar, “Tarım dünyada
önem kazandı. Allah, bu ülke insanını açlıkla imtihan etmesin. Son yıllarda doğal
afetler sonucunda arz talep dengesinin
talep lehine bozulması, tarımın Türkiye’de
öne çıkmasını, önem kazanmasını sağladı.
Mukayeseli üstünlüğü yakaladığımız
halde pamukta ithalatçıyız
Bayraktar çiftçimizin dünyayla rekabet
edebilmesi için desteklerin artırılması lazım
Türkiye Ziraat Odaları Birliği Genel
Başkanı Şemsi Bayraktar, çiftçimizin dünyayla rekabet edebilmesi için desteklerin
artırılması gerektiğini bildirerek, “Dünya
tarım ticaretinde rol almak istiyorsak, daha
fazla paya sahip olmak istiyorsak, mutlak
üstünlük şart. Bunun en büyük silahı, üreticinin desteklenmesidir” dedi.
Türkiye Ziraat Odaları Birliği Genel
Başkanı
Şemsi
Bayraktar,
Aydın
ziyaretleri kapsamında geldiği Çine’de
bir mısır tarlasında biçerdöver kullanarak,
mısır hasadı yaptı.
Başkan Bayraktar, hafta sonu Çine’de
katıldığı mısır hasadında, “Türkiye mısır
ithalatçısı olmamalı” dedi.
Bahar aylarındaki yağışların mısır
üretimindeki verim için olumlu etki
yapmasının
yanı sıra kalitenin de
iyi olmasını sağladığını vurgulayan
Bayraktar, sözlerine şöyle devam etti,
“Mısırda üretim rakamlarının ne olacağı
önümüzdeki
günlerde
açıklanacak
tahmin sonuçları ile daha net ortaya
çıkacaktır.
Bu yıl mısır hasadı her yıl olduğu
gibi ilk olarak Akdeniz Bölgesinde
başladı. Hasat önümüzdeki günlerde
ülkemizin diğer bölgelerinde de giderek
yoğunlaşacak.
Toprak Mahsulleri Ofisi
güçlü bir şekilde alım yapmalı
Üretim miktarı ithalata çok fazla
gerek duyulmadığını gösteriyor. Mısırda
iyi giden bahar yağışları nedeniyle
üretim beklentileri aşabilir. Erken yapılan
tahminlere aldanıp, mısırda üretim
düşecek mantığıyla ithalata çanak
tutulmamalıdır. Özellikle mısır hasadı
tamamlanıncaya kadar iç piyasada
fiyatları olumsuz etkileyecek ucuz fiyatlı
ürün ithalatına izin verilmemelidir.”
“Bismillah diyerek mısır hasadına
başladık“ diyen Başkan Bayraktar, “Mısır
üretimi bu sezon yağışlar nedeniyle
yüksek gibi görünüyor.
Toprak Mahsulleri Ofisi’nin özellikle
bu yıl güçlü bir şekilde alım yapmasını
istiyoruz. Mısır üreticimizi tüccarın eline
bırakmamak gerek” diye konuştu.
İthalat mısır üretimine darbe vurur
Mısırla ilgili üreticinin taleplerinin de
olduğunu belirten Bayraktar, şunları
kaydetti, “Cumhurbaşkanımız Recep
Tayyip Erdoğan, Başbakanımız Ahmet
Davutoğlu ve Bakanımız Mehdi Eker’i
ziyaretlerimizde raporlarımızı kendilerine
sunacağız. Bu raporda mısırla ilgili
bazı taleplerimiz de var. Türkiye’de
şunu iyi hesaplamak lazım; ithalat,
mısır üretimine büyük darbe vurur.
İthalat, fiyatların düşmesine sebep
olur. Bunu istemiyoruz. Özellikle hasat
döneminde ithalat yapılmasına karşıyız.
Bu görüşümüzü hükümetimiz ile özellikle
paylaşacağız. Her şeye rağmen mısır
üretimini artırarak devam etmeliyiz. Bizim
üreticimiz imkan sağlandığında yeterli
mısırı üretebilir.”
Bayraktar, 2013 yılında 5,9 milyon
ton mısır üretildiğini, son 10 yılda ekim
alanlarında yüzde 11’lik genişleme,
verimde ise yüzde 50 artış görüldüğünü
bildirdi.
Mısır önemli bir tarım ürünü
Şemsi Bayraktar, mısırın önemli bir
tarım ürünü olduğunu, dünyada başta
yem ve biyoetanol sanayi olmak üzere,
nişasta ve nişasta bazlı şekerler sanayi,
bitkisel yağ sanayi, mısır ekmeği yapımı,
taze tüketim, cips ve çerez olarak
kullanıldığını belirtti.
Sap ve yapraklarının endüstride,
kağıt, karton, dolgu maddesi ve ambalaj
olarak değerlendirildiği bilgisini veren
Bayraktar, şunları kaydetti, “Görüldüğü
üzere mısır içinde bulundurduğu zengin
besin maddesi nedeniyle insan ve
hayvan beslenmesinde büyük bir değer
taşıdığı gibi, iyi bir enerji kaynağı olarak
da vazgeçilmez bir üründür. Mısır sahip
olduğu öneme binaen bugün dünyada da
üzerinde durulan bir ürün durumundadır.
Dünyadaki payımız yüzde 0,5
Dünyada mısır üretiminde önde gelen
ülkeler ABD, Çin, Brezilya, Avrupa Birliği
(AB), Arjantin ve Ukrayna’dır.
ABD, 2012 yılında, dünya mısır
üretiminden aldığı yüzde 36 oranındaki
pay ile ilk sırada yer almaktadır. ABD
toplam mısır üretimi 352 milyon 60 bin
tondur. Bu ülkeyi dünya üretiminden
yüzde 23 oranında pay alan Çin
izlemektedir. Çin mısır üretimi 222
milyon ton, Brezilya 74 milyon ton,
AB 65 milyon 642 bin ton, Ukrayna 27
milyon ton, Arjantin 26 milyon ton, üretim
gerçekleştirmektedir. Türkiye ise 2012
yılında 5 milyon 500 bin ton üretim ile
dünya mısır üretiminden yüzde 0,5
oranında pay almaktadır.
Mısır ülkemizde başta Akdeniz
Bölgesi olmak üzere hemen hemen
bölgelerimizde yetiştirilmektedir. Bugün
itibarıyla ülkemizde Mısır üretiminde
birinci sırada olan Akdeniz Bölgesi
toplam üretimden yüzde 37 oranında
pay almaktadır. Bu bölgeyi yüzde 22
oranında Güneydoğu Anadolu, yüzde
16 oranında pay ile Ege Bölgesi, yüzde
15 oranında aldığı pay ile Marmara
Bölgesi izlemektedir.”
Akdeniz, Güneydoğu Anadolu
ve Ege Bölgesinde mısır
üretiminde artış var
Son yıllarda ikinci ürün yetiştiriciliğinin
artmasıyla birlikte ekolojik olarak ikinci
ürün yetiştiriciliğine uygun olan Akdeniz,
Güneydoğu Anadolu ve Ege Bölgesinde
mısır üretiminde artış görüldüğünü
belirten Bayraktar, “Özellikle GAP
projesinin sulanabilir tarım alanlarını
artırması ile birlikte Güneydoğu Anadolu
Bölgemiz de mısır üretiminde büyük bir
potansiyele sahip olmuştur” dedi.
Söke Ziraat Odası’nda yöresel “ağalık” elbisesi, körüklü çizme giyen, kasket
takan Bayraktar, ağalığı kendisine yakıştıramadığını ancak çiftçilerin hepsini ağa
yapmak istediklerini söyledi. Dünyanın
tarımı anladığını ancak Türkiye’nin anlayamadığını belirten Bayraktar, “Tarım alanları imara açılmamalı. Çiftçimizin dünya ile
rekabet edebilmesi için desteklerin artırılması lazım.
Çiftçimiz sektörde tutulmalı
Bu yıl yaşanan doğal afetler, çiftçimizi
çok zorlayacak. Şimdi kimse farkında değil ama hasat zamanında zorlukları hep
beraber yaşayacağız. Çiftçimizin önümüzdeki yıl tarlaya girmesi açısından moral
olarak yükseltmek, sektörden kaçmasını
önlemek için de sadece borçların ertelenmesi yetmez, sosyal güvenlik ve elektrik
borçlarının da yapılandırılması gerekiyor”
dedi.
Söke Ziraat Odası Başkanı Mustafa
Kemal Kocabaş tarafından karşılanan Genel Başkan Bayraktar, Söke’de geçmişte
pamuk ağalarının giysisi yöresel “ağalık”
elbisesi giydi.
Ağalığa yatkın değilim
Ziraat odaları ve birlik başkanlarının
katıldığı toplantıda konuşan Bayraktar,
“Ağalığa yatkın değilim, ağalığı da sevmem. Artık bizim Türkiye hedefimiz, küçük
işletmeleri büyütmek ve onları bir ağa haline getirmek. Türkiye’de bu kadar küçük
işletme varken bizim toprak ağalığına soyunmamız ve toprak ağası olarak görüntü vermemiz de doğru değil ama ağalık
Söke’de bir geleneksel örf ve âdet haline
gelmiş, tarımı temsil ediyor, çiftçiyi, kırsalı
temsil ediyor. Dolayısıyla biz çiftçiyi, tarımı temsil eden böyle bir ağalığı da kabul
etmekten onur duyuyoruz ama hedefimiz,
küçük çiftçilerimizi ağa yapmak.”
Ancak üreticimiz mısır iyiyse mısıra, pamuk iyiyse pamuğa, hangi ürün iyiyse o
ürüne kayıyor. Bu sene pamukta üreticilerin beklentileri var. Hükümetimizi bu
manada uyarıyoruz, pamuk üreticimizin
alın terinin karşılığını veremezsek seneye
kimse pamuk ekmez. Üretici sektörden
çekilirse pamuk ithalatı 700 bin ton değil,
1 milyon ton olur. Bu durumda biz kendi
çiftçimiz yerine, yabancı ülkelerin çiftçisini
finanse eder hale geliriz” dedi.
Ülkemizin 1,5 milyon ton civarında pamuğa ihtiyacı var, üretimimiz ise 800 bin
ton. 700 bin ton ithal ediliyor, sıfır gümrükle. Yağ ve küspe ithalatına 3,6 milyar dolar
ödüyoruz. Bu, pamuk ve pamuk gibi yağlık bitkilerin önemini gösteriyor. Bizim AB
ve ABD ile rekabet edebilmemiz açısından
mukayeseli üstünlüğü sağlamamız gerekmektedir. Türkiye, pamukta verimlilik açısından ABD’nin, AB ülkelerinin çoğunun
üzerinde yer alıyor. Mukayeseli üstünlüğü
sağladığımız halde pamuk ithal ediyoruz,
bunun üzerinde durulmalı.
Ülke ekonomisinde tarımın önemine
değinen Bayraktar, “Bu bölgede, Aydın’da
pamuk çok önemli. Bölgede ekonominin
yüzde 55’i tarım, burada tarım hapşırırsa
diğer bölgeler nezle olur. Bunun herkes
farkında olmalı. Bundan esnafı da, tüccarı
da, sanayicisi de, diğer meslek grupları
da fevkalade olumsuz etkilenir” dedi.
Bir de sektörde mutlak üstünlük var.
Bunu sağlayan ülkeler, bizim mukayeseli
üstünlükle rekabet edebileceğimiz ürünlerde yaşama şansı vermiyor. Mutlak üstünlük, daha fazla üreticiye destek vermek
ve desteklemek, dünyadaki rekabet gücümüzü artırmaktır. ABD’nin, bize pamuk satan ülkelerden Yunanistan’ın yaptığı, bizim
beceremediğimiz ve hükümetten isteğimiz de bu. Mukayeseli üstünlük yetmiyor.
Dünya tarım ticaretinde rol almak, daha
fazla paya sahip olmak istiyorsak, mutlak
üstünlük şart. Bunun en büyük silahı, üreticinin desteklenmesidir” dedi.
Bayraktar’ın Aydın ziyaretlerinde TZOB
Yönetim Kurulu Başkan Vekili Nuri Sorman ve Ziraat Odası Başkanları da hazır
bulundu.
Söke Ziraat Odası’nda “Efeler Memleketi Söke” isimli bir kitap da hediye edilen
Bayraktar, konuşmasının ardından Aydın
temaslarını bu kıyafetle sürdürdü.
Beklentilere cevap veremezsek
kimse pamuk ekmez
Pamukta dünya ülkeleriyle rekabet
edilebilmesi için üreticinin devlet desteğine ihtiyacı olduğunu, dünya ülkelerinin
üreticilerine destek vererek söz sahibi
olduklarını kaydeden Bayraktar, “Pamuğa yeterli destek verilirse üretim artar. Bu
sene pamukta yüzde 25 artış bekliyoruz.
MAZOT ve GÜBREDE ÖTV İNDİRİMİ ŞART
Bayraktar, üreticilerin bin bir emek ve
gayretle üretimlerini artırmaya çalıştığını,
gösterilen bu çabanın karşısında
üreticilerin doğal olarak en büyük
isteğinin emeklerinin karşılığını alabilmek
olduğunu bildirdi.
Bayraktar Söke Ziraat Odasında
tarımdaki gündemi değerlendirdi
Tarımın her kesiminde sıkıntı var
Türkiye’deki yağlık bitki üretiminin
büyümesinden yana olduklarını söyleyen Bayraktar şöyle konuştu, “Tarımın
her kesiminde sıkıntı var, şu an fazla hissedilmiyor olabilir ama bunu önümüzdeki aylarda daha net fark edeceğiz.
Tarımsal üretimdeki sıkıntılar ve
bunların olumsuz sonuçları bir zincirin
halkası olarak o bölgenin ekonomisine,
üreticisine, esnafına ve tüketiciye kadar
herkesi olumsuz olarak etkileyecek.”
Türkiye’de zeytinyağı tüketimi
beklentilerin çok altında
Türkiye Ziraat Odaları Birliği Genel
Başkanı Şemsi Bayraktar ziyaret için
geldiği Söke Ziraat Odasında tarımdaki gündemi değerlendirdi. Üreticinin en
büyük girdi maliyetini oluşturan mazot
ve gübredeki ÖTV’de indirim yapılmasının önemine dikkat çekti.
Söke Ziraat Odası Başkanı Kemal
Kocabaş, Meclis Başkanı Kemal Güven, Ziraat Odası Meclisi Üyeleri ve Söke Çiftçi Malları Koruma Kurulu Başkanı
Mehmet Küçükvar ile bir araya gelen
Bayraktar, bu sezon tarımın çok iyiye
gitmediğini söyledi.
Genel Başkan Şemsi Bayraktar ülke genelinde tarımsal üretim alanlarında
yaptıkları inceleme gezisi ve üretici birliklerinden kendilerine ulaşan raporlardan görülen manzaranın hoş olmadığını söyledi.
Şemsi Bayraktar; “Olumsuz iklim
koşulları, kuraklık bazı bölgelerde sel
sektörde tarımsal üretimi olumsuz yönde etkileyince bu yıl tarımsal üretimde
2013’ün rekoltesini yakalayamayacağız.
Bu konuda yaşanılan sıkıntıları ilgili bakanlık bürokratları ile paylaşıyoruz, bunu
bir rapor haline getirerek Başbakanlık ve
ilgili bakanlıklarla paylaşacağız” dedi.
Pamuk üretiminde artış,
üreticide fiyat endişesi var
Bayraktar bu sezon ülke genelinde
pamuk ekimindeki büyümeye de dikkat
çekerek; “Pamuk üretiminde yüzde 20
oranında bir artış beklemekteyiz. Ancak
pamuk üreticilerimizin arzu ettikleri fiyatın beklentisinin getirdiği bir endişe var.
Mazot ve gübre başta olmak üzere girdi
maliyetleri katlandı.
Bu nedenle mazot ve gübredeki ÖTV
oranında indirim kaçınılmaz oldu. Mazot
ve gübre ile gelecek desteğin yanı sıra
destekleme priminin de 55 kuruştan 75
kuruşa çıkarılmasının beklentisindeyiz.
Pamuk üreticisinin küstürülmemesi gerekiyor. Pamukta gelecek yıl da üretim
isteniyorsa, pamuk üreticisinin pişman
olmaması için bu sezonki destek taleplerimizin dikkate alınması lazım” şeklinde sürdürdü.
Şemsi Bayraktar toplantıda Ziraat
Odası Meclis Üyelerinin yönelttiği soruları
da yanıtlarken tepki çeken zeytin yasası
ile de değerlendirmelerde bulundu. Zeytin üretimini sekteye uğratacak her türlü
uygulamanın karşısında olduklarını söyleyen Bayraktar; “Zeytinlik alanların imara
açılmasına izin vermeyeceğiz. Bu konuda çok hassasız ve endişeliyiz. Şu anda
bu yasanın geri çekilmesinin beklentisindeyiz. Yeniden gündeme gelirse mutlaka
yeni bir eylem planımız olur” dedi.
Türkiye’deki zeytin ve zeytinyağı üretiminin önemine de dikkat çeken Bayraktar; “AB normlarında Avrupa’da 7-8 Kg
zeytinyağı tüketilirken bizde maalesef bu
rakam 2 kg gibi çok düşük bir rakam. Zeytinyağı tüketiminin ülke genelinde yaygınlaştırılması lazım” şeklinde konuştu.
Ziraat
ODALARI
Ziraat
ODALARI
Türk Çiftçisinin Sesi
6
Türk Çiftçisinin Sesi
Yıl: 6 | Sayı: 68 | AĞUSTOS 2014
“ET İTHALATI” UYARISI !
Yıl: 6 | Sayı: 68 | AĞUSTOS 2014
7
ÜRETİCİYE “İYİ FİYAT” UYARISI
Bayraktar üreticilerimiz fındıktan bu sene dikkatli olmaları halinde para kazanacaklar
Bayraktar çiftçimizi üretebilir ve sürdürülebilir üretim noktasında tutmamız gerekiyor
EN BÜYÜK ZENGİNLİĞİMİZ
VERİMLİ TARIM ARAZİLERİMİZ
Bayraktar çoğu yerde gıda savaşları başlarken,
biz topraklarımızı imara açıp kaybedersek basiretsizlik olur
Türkiye Ziraat Odaları Birliği Genel
Başkanı Şemsi Bayraktar, Efeler Ziraat
Odası ziyaretinde “Aydın’da tarım hapşırırsa bu bölgede bütün sektörler nezle
olur” dedi.
TZOB Genel Başkanı Bayraktar, Aydın ekonomisinin tarıma dayalı olduğuna
dikkati çekerek, şöyle konuştu, “Aydın’da
ekonominin yüzde 50-55’ini tarım sektörü oluşturmaktadır. o nedenle Aydın’da
tarım hapşırırsa bu bölgede bütün sektörler nezle olur. Tarıma iyi bakmak lazım ve
tarıma iyi bakmanın yolu da tarım sektöründe çalışan insanların sorunlarına sahip
çıkmaktan geçer. Çiftçimizi üretebilir ve
sürdürülebilir üretim noktasında tutmamız
gerekiyor. Ziraat Odaları Birliği olarak da
biz bu gayretin içerisindeyiz.”
Fiyatlar enflasyonun altında kaldı
Mısıra verilen taban fiyatlarının üretici
tarafından tepkiyle karşılandığına yönelik
iddiaları da değerlendiren Bayraktar, şöyle devam etti, “Bu sene ilkbahar yağışlarının iyi geçmesi mısırda üretimi artırdı. Arz
artışı yaşanmasının doğal sonucu olarak
da piyasada oluşan fiyatlarda Toprak
Mahsulleri Ofisi’nin (TMO) açıkladığı o üst
fiyatı yakalamak mümkün olmadı.
Özellikle TMO’nun açıkladığı fiyatlarda, açıklanan fiyatların enflasyon
oranının altında kalmasını açıkçası hiç
beklemiyorduk.
Bu fiyatların enflasyonun altında kaldığı görüldü. Üreticinin mağdur olmaması için bunu hiç olmazsa primle takviye
etmek gerekirdi.
Üretici tüccarın
insafına bırakılmamalı
Biz özellikle hasat zamanında yeterli
üretim artışı bekliyoruz. Yağışlar iyi geçti. Zaten fiyatlardaki düzensizlik üretim
artışıyla alakalı oluyor. Mısırda kesinlikle
ithalata karşıyız. TMO da Türkiye’nin mısır üretilen tüm bölgelerinde mısır alımlarını çok dikkatli ve hızlı bir şekilde yapmalıdır. Tüccarın insafına da üreticimizi
bırakmamalıdır.
Gerek fiyatlarla gerekse primlerle alakalı olarak da Bakanlığımızı tekrar ziyaret
ederek mısıra yeni bir destek isteyeceğiz.”
Et ithalatını önledik
Kurban bayramının yaklaşması üzerine ülke hayvancılığı üzerinde önemli
bir etkisi olan ithal hayvan konusunu da
değinen Şemsi Bayraktar, sözlerine şöyle devam eti, “Besi hayvancılığımızı hızlı
bir şekilde geliştiriyoruz ve bu gelişmenin
önündeki engellerden birisi de ithalattır.
Biz ithalatın yapıldığı dönemlerde ahırlarımızı boşalttığımız için çok kalitesiz ve
düşük fiyattaki etler Türkiye’ye geliyor ve
üreticimizi mağdur ediyor. Bir buçuk seneden beri verdiğimiz mücadele karşılığını buldu ve biz et ithalatını önledik.
İthalat lobileri de mükemmel çalışıyorlar. Ramazan öncesi müthiş bir mücadele
verdiler. Fakat bizim mücadelemize yenik
düştüler. Bugün için de beklediğimiz gibi yine Kurban Bayramı öncesi bir ithalat
mücadeleye girdiler. Biz de mücadelemize devam ediyoruz. Allahtan Bakanlığı
ikna ettik. Bakanlık ithalata karşı pozisyon
almış durumda ve daha yukarılara ulaşmaya çalışıyorlar.
Biz de tabii kamuoyunu bilgilendirerek
ve yukarıya verdiğimiz mesajlarla ithalatı
önledik. İthalat için bir sebep yok, şu an
üretim belli bir noktaya geldi. Ahırlar dolmaya devam ediyor.
Şu anki 20-21 TL’lik fiyat çok yüksek değil. Yem fiyatlarının ve üretim maliyetlerinin
çok hızlı bir şekilde artış gösterdiği noktada
20-21 TL et fiyatı pahalı bir fiyat değil. Bu
şekilde üretim artmaya devam edecek.”
Yapılacak bir ithalat üretimi çökertir
Türkiye’de hayvancılığın iyi seviyelerde olduğuna dikkati çekerek ithal hayvana gerek olmadığını vurgulayan Bayraktar
sözlerini şöyle tamamladı, “Bundan sonra
ithalata da gerek yok. Üretimi artırırken ve
bu üretimle Türkiye’nin ihtiyacına cevap
verebilir durumdayken bu noktada yapılacak bir ithalat üretimi çökertir ve Türkiye’yi
ithalatçı yapar. Bir daha da bunun önünü
almak mümkün olmayabilir.
Süt hayvancılığını
ayakta tutmak zorundayız
Bunun yanı sıra yine besi hayvancılığının yanında süt hayvancılığının desteklenmesi de çok önemli bir konu.
Ana varsa dana vardır. Süt hayvancığını ayakta tutmayı başaramazsak
besiye materyal bulamayız ve besi hayvancılığını da ayakta tutamayız. Sütte
fiyat istikrarını yakalamaya çalışıyoruz.
Fiyat istikrarını yakalamak için de Et ve
Süt Kurumu gibi bir müdahale kurumuna
ihtiyaç var. Biz süt hayvancılığını ayakta
tutmayı başardığımız sürece besi hayvancılığı noktasında bir sıkıntımız olmaz.
Ne zaman ki süt hayvancılığımız çöküntüye uğrarsa besi hayvancılığı da çöküntüye uğrar. Bunun unutulmaması gerek.
Besi ve süt sektörünü birlikte rehabilite
etmemiz ve geliştirmemiz lazım.”
Türkiye Ziraat Odaları Birliği Genel
Başkanı Şemsi Bayraktar, Türkiye’nin en
büyük zenginliğinin verimli tarım arazileri olduğunu belirterek, “Tarımın önemini
bilen ülkelerde topraklar kapışılmaya
başlandı. Dünyada geleceğe yönelik
bu mücadele varken, çoğu yerde gıda
savaşları başlarken, biz topraklarımızı
imara açıp kaybedersek basiretsizlik
olur” dedi.
Bayraktar, Ege Bölgesi’ndeki incelemeleri çerçevesinde Didim Ziraat
Odası’na yaptığı ziyarette, büyükşehir
statüsü kazanan şehirlerde mera ve verimli tarım arazilerinin imara açılma riskiyle karşı karşıya olduğunu belirtti.
Tarımın tüm dünyada her geçen gün
daha da değer kazandığını vurgulayan
Şemsi Bayraktar, bunun önemini fark
eden ülkelerde toprağa ayrı bir önem
verildiğini ifade ederek, Türkiye’nin buna
göre strateji belirlemesi gerektiğini söyledi. Bayraktar şöyle devam etti, “Verimli
tarım arazileri gelecek nesillerimizin ve
ülkemizin zenginliği demektir. Çünkü artık dünyada arz yeterli değil. Yine dünya
genelinde tüketim alışkanlıkları da değişti. Çinliler artık süt içiyor, et yiyor. Süt
ve et demek, ot demektir. Bu da giderek
artan müthiş bir talep yaratıyor. Artık Avrupalılar arabalarında tarım ürünlerinden
ürettikleri biyoetanol ve biyodizel kullanıyor. Türkiye’nin en büyük zenginliği verimli tarım arazileridir. Dünyada toprak
kıymet kazandı, müthiş bir talep var. Tarımın önemini bilen ülkelerde topraklar
kapışılmaya başlandı.
Dünyada bu mücadele varken, gıda
savaşları başlarken, biz topraklarımızı
imara açıp kaybedersek basiretsizlik
olur.”
Zeytin vazgeçilmez bir üründür
Türkiye’nin zeytin üretiminde dünya ikinciliğini hedeflerken zeytinliklerin
imara açılmasına yönelik yasa değişikliklerine de karşı olduklarını ve bu
tür düzenlemelere karşı mücadele
edeceklerini bildiren Bayraktar, şunları
söyledi, “Son yıllarda zeytin üretiminin hızlı bir şekilde arttığını görüyoruz.
Dünya ikinciliği hedefleyen bir ülke,
zeytin arazilerini imara açarsa bu hedefe ulaşabilmesi mümkün değil.
Zeytin hem ekonomik olarak, hem
de insan sağlığı bakımından vazgeçilmez bir üründür. Kutsal kitaplarda da
zeytinin yer aldığı sureler var. Dolayısıyla
kutsal kitaplara kadar girmiş çok önemli, değerli bir ürün. Böyle bir ürünü biz
göz ardı edemeyiz.”
Et ithalatına gerek yok
Türkiye Ziraat Odaları Birliği olarak
ortaya koydukları çalışmalar, raporlar,
görüşmeler ve bilgilendirmeler neticesinde 2 yıldır et ithalatını engellediklerini vurgulayan Şemsi Bayraktar, Gıda
Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın da
bu noktada kendileriyle birlikte hareket
ettiğini aktardı.
Hayvancılığımız gelişiyor
İthalatın yasaklanmasıyla birlikte
Türkiye’de hayvancılığın gelişmeye başladığına işaret eden Bayraktar, şunları
kaydetti, “Karkas etin kilogram fiyatı bugün itibarıyla 21 lira civarında. Bu makul
bir seviyedir ve bizim maliyetimize yakın
bir fiyattır. Çünkü yem fiyatları da hızlı
bir şekilde artıyor. Dolayısıyla bu aynı
zamanda ahırların da dolmasını sağlayacak, üretimi artıracak olan bir fiyattır.
Et ithalatına gerek yok. İthalat yapılması halinde bu ahırlar boşalır ve bu kısır döngü içerisine hayvancılık sektörünü soktuğumuzda buradan çıkamayız.
İthalattan kendimizi kurtaramayız. Türk
çiftçisi bu ülkeyi et ithalatından kurtarmış durumda. Bu bir şanstır ve bu şansı
iyi kullanmalıyız.”
Türkiye Ziraat Odaları Birliği Genel
Başkanı Şemsi Bayraktar, fındık üreticilerini, telaş içinde hemen piyasaya fındık
sürmemeleri konusunda uyardı.
Şemsi Bayraktar, Sakarya’nın Karasu
ilçesinde temaslarda bulundu, üreticileri
ziyaret etti. Açıkladıkları fındık rekoltesinin
arkasında olduklarını ifade eden Bayraktar, başkalarının yaptığı rekolte tahminlerinin kendilerini ilgilendirmediğini belirtti.
Rekolte tahminimizin arkasındayız
Bayraktar, “Ordu Üniversitesi Ziraat
Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Turan Karadeniz başkanlığında oluşturduğumuz heyetle, her yıl gerekli çalışmaları yaparak rekolte tahminleri yapıyoruz. Bu yıl da yine
aynı heyet çalışmalarını yaparak fındık rekolte tahmininde bulundu. Heyetin bu yıl
fındık rekolte tahmini 371 bin 185 ton olarak tespit edildi. Yaptırmış olduğumuz bu
fındık rekoltesi tahmininin arkasındayım.
Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın
yapmış olduğu fındık rekolte tahmini de
bizim tahminimize çok yakın. Bu arada
başka tahminler de yapıldı. 500 bin ton
olarak. Bu tahminleri dikkate almıyoruz.”
Yüksek rakımda hiç fındık olmadı
Doğu Karadeniz’de bahçeleri gezdiğini anlatan Bayraktar, kuraklık ve donun fındık ürününe fevkalade boyutlarda
zarar verdiğini, hatta rakımı yüksek olan
yerlerde hiç fındık olmadığını tespit ettiğini belirtti. Sakarya’yı bu manada şanslı
gördüğünü ifade eden Bayraktar, “Fındık
üretiminde en fazla üretim Sakarya’da. 91
bin 909 ton fındık rekolte tahminimiz var.
Fındığı taşıyacak olan il de Sakarya. Sakaryalı üreticilerimizin fındıktan bu sene
dikkatli olmaları halinde para kazanacaklarını görüyorum” dedi.
Panikle hareket edilmemesi gerektiğini söyleyen Bayraktar, “Üreticilerin telaşla, bu fındığı hemen piyasaya sürmemeleri çok önemli. Çünkü hasat dönemi
geliyor. Üreticilerimiz dikkatli davranırsa,
emanete fındık vermezlerse ve telaşla
piyasaya fındık sürmezlerse fındıkta, bu
sene iyi bir fiyat olacak” diye konuştu.
BALIKÇILARIMIZA
RASTGELE
TZOB Genel Başkanı Bayraktar, Aydın ziyaretleri sırasında 1 Eylül itibarıyla
başlayan av sezonu nedeniyle Aydın'ın
Söke'ye bağlı Sercin kasabasında balıkçılarla görüştü yeni av sezonunda balıkçılara bereket dileğinde bulundu.
Şemsi Bayraktar, su ürünleri av yasağının 1 Eylül 2014 sona erdiğini bildirerek,
“1 Eylül itibarıyla gırgır avcılığı, 15 Eylül itibarıyla da trol avcılığı serbest olacağı için
denizlerimiz yoğun bir av baskısı altında
kalacak. Balıkçılarımızın bir av sezonunun 7,5 ay sürdüğünü unutmamaları gerekiyor” dedi.
Bayraktar, balıkçılarımızın, av yasağının sona ermesiyle birlikte yapılacak
olan yoğun avcılığın, arz talep dengesini
bozacağı için fiyatları da etkileyeceğini
göz ardı etmemeleri gerektiğini hatırlattı.
Bayraktar, balıkçılara bol ve bereketli
bir av sezonu diledi.
KİMSE ZAMMINA
GEREKÇE ARAMASIN !
Bayraktar çiftçinin, köylünün, üreticinin stokçuluk yaptığını
kimse iddia edemez
Türkiye Ziraat Odaları Birliği Genel
Başkanı Şemsi Bayraktar, enflasyonda
çiftçinin sorumlu olmadığının gün gibi ortada olduğunu, buna rağmen enflasyonda çiftçiyi suçlamak için bazı kesimlerin
adeta birbiriyle yarıştığını bildirdi.
Bayraktar, “Türkiye Gıda ve İçecek
Sanayii Dernekleri Federasyonu Başkanı
Şemsi Kopuz’un açıklamaları, talihsiz ve
hedefi şaşırtmayı amaçlayan bir açıklama. Kınıyoruz. Doğru bilgilere dayanmıyor” dedi.
Tarımda üretici fiyatlarının, Haziran’ın
ardından Temmuz ayında da gerilediğini
bildiren Bayraktar, şunları kaydetti:
Enflasyonun sorumlusunun
çiftçi olmadığı açık
“Tarımda üretici fiyatları, Haziran
ayında yüzde 0,18, Temmuz ayında
yüzde 0,73 geriledi. Tüketicide gıda ve
alkolsüz içeceklerde Temmuz itibarıyla
son bir yılda fiyat artışı yüzde 12,56’yı
bulurken, tarım ve avcılıkta 5,97, ormancılık ve balıkçılık da dahil tarımın genelinde yüzde 6,32’de kaldı. Kimse zammına
gerekçe aramasın. Rakamlar ortada.
Enflasyonun sorumlusunun çiftçi
olmadığı açık. Çiftçimiz, ürettiği ürünü
Haziran’da da Temmuz’da da daha düşük fiyata satmak zorunda kaldı. Çiftçimiz, sürekli genel enflasyonun altında
fiyat artışlarıyla üretimi sürdürmekte
zorlanıyor.
Çiftçi ve köylü olarak milletin efendisi
olmaktan vazgeçtik. Sırtımıza daha fazla
yük bindirilmesin yeter.”
Çiftçinin, bırakın stok yapmayı, borçlarını ödemek için daha tarladayken ürününü elden çıkardığını vurgulayan Bayraktar, “Çiftçi, köylü, üretici üretemezse
kimin efendi olduğu görülür” dedi.
Ekmek zammı için buğday fiyatlarını
bahane etmek kesinlikle yanlış
Buğdayda yüzde 30 fiyat artışı olduğu, fiyat artışının yüzde 50’yi bulabileceği iddialarının doğru olmadığını,
ekmeklik buğday fiyatında, 2014 yılı hasat başlangıcından bu güne kadar yüzde 1,9 düşüş olduğuna dikkati çeken
Bayraktar, şunları kaydetti, “Ekmeklik
buğdayda ton başına hasat başlangıcında 844 lira olan Türkiye ortalama
fiyatı, 828 liraya indi. Son bir yılda buğday fiyatı yüzde 19,8, son 6 ayda yüzde
3 arttı.
Buna karşın ekmek fiyatları son bir yılda yüzde 15,7 artarak kilogramda 2 lira
80 kuruştan 3 lira 24 kuruşa çıktı. Buğdayın ekmek maliyeti içindeki payı yüzde
21 dolaylarında. Buğday fiyatlarındaki
artış da ekmek fiyatlarına yansımıştır.
Yeni bir artışa gerek yoktur.
Görüldüğü gibi yapılması istenen ekmek zammı için, buğday fiyatlarını bahane etmek kesinlikle yanlış.
Üretici ürünün 13 milyon tonunu
sanayiciye ve tüccara satmış
elinde buğday tutmamış
Çiftçinin piyasaya ürün vermediği ve
stokçuluk yaptığı iddiaları da kesinlikle
doğru değil.
Buğday hasadı tamamlanmak üzere.
19 milyon ton buğday hasat edilmiş ve
bunun 13 milyon tonu piyasada işlem
görmüş. Üretici hasat ettiği ürünün 13
milyon tonunu sanayiciye ve tüccara satmış. Çiftçi elinde buğday tutmamış.
Stokçuluk nerede?
Hasadın başladığı günden bugüne
kadar ülkemizin ihtiyacının 4 milyon ton
civarında olduğu düşünülürse, piyasa ihtiyacından çok daha fazla buğday, üretici tarafından piyasaya arz edilmiş.
Burada stokçuluk nerede? Çiftçinin,
köylünün, üreticinin stokçuluk yaptığını
kimse iddia edemez.”
Bayraktar, fındıkta rekolte düşüklüğü
nedeniyle fiyatların arttığını, TZOB’un rekoltenin yaşanan don nedeniyle önemli
oranda düşeceğini ve 371 bin 185 tonda
kalacağı konusundaki rekolte tahminini
daha önce duyurduğunu bildirdi.
Ziraat
ODALARI
Ziraat
ODALARI
Türk Çiftçisinin Sesi
Yıl: 6 | Sayı: 68 | AĞUSTOS 2014
doğal afetlere rağmen
ara
ş
GIDADAKİ ARTIŞ
sınırlı kaldı
Türkiye Ziraat Odaları Birliği Genel
Başkanı Şemsi Bayraktar, Temmuz ayında gıda fiyatlarındaki artışın, ortalama
enflasyonun altında kaldığını, gıda ve alkolsüz içeceklerdeki fiyat artışının yüzde
0,30 ve tüketici fiyatları artışının yüzde
0,45 olduğunu bildirerek, “Bu yıl tarımda
yaşanan kuraklığa, dona, diğer bütün
afetlere rağmen, gıdadaki fiyat artışı sınırlı
kalmıştır” dedi.
Bayraktar, yaptığı açıklamada, tüketici fiyatlarında Temmuz ayı enflasyonunun yüzde 0,30 arttığını, Temmuz ayı
itibarıyla da son bir yıllık enflasyonun
yüzde 9,32, oniki aylık ortalamalara göre
yıllık enflasyonun ise yüzde 8,35 olduğunu belirtti.
Ana harcama gruplarında
tüketici fiyatları
Gıda ve alkolsüz içeceklerde, tüketici
enflasyonunun Mart’ta yüzde 2,1, Nisan’da
yüzde 1,42 arttığını, Mayıs ayında yüzde
1,35 gerilediğini, Haziran ayında yüzde
0,36 yükseldiğini hatırlatan Bayraktar,
Bİ
“Alkolsüz içecekler ve gıda fiyatlarındaki
artış, giyim ve ayakkabı, ev eşyası dışındaki ana harcama gruplarının altında kaldı.
Sağlık ile aynı oranda arttı. Temmuz ayında giyim ve ayakkabıda fiyatlar yüzde 3,28
geriledi. Ev eşyasında fiyatlar yüzde 0,24,
sağlıkta yüzde 0,30 yükseldi.
Fiyatlar eğlence ve kültürde yüzde
2,97, alkollü içecekler ve tütünde yüzde
1,99, lokanta ve otellerde yüzde 1,05, haberleşmede yüzde 1,90, ulaştırmada yüzde 0,71, çeşitli mal ve hizmetlerde yüzde
0,63, eğitimde yüzde 0,59, konutta yüzde
0,56 arttı” dedi.
Bayraktar, gıda ve alkolsüz içeceklerde Temmuz ayında yüzde 0,45 artan TÜFE enflasyonunun, Temmuz ayı itibarıyla
son bir yılık dönemde yüzde 12,56, on iki
aylık ortalamalara göre yüzde 11,11 arttığını belirtti.
Tarımda üretici enflasyonunun, genelde gıda ve alkolsüz içeceklerdeki tüketici fiyatlarındaki artışın altında
kaldığını vurgulayan Bayraktar, şunları
kaydetti, “Haziran ayında tarım, ormancılık ve balıkçılıkta üretici fiyatları yüzde
0,18 gerilemişti. Yıllık enflasyon yüzde
7,37, on iki aylık ortalamaya göre yüzde
6,87 artmıştı.
Temmuz ayı tarım, ormancılık ve balıkçılıkta fiyat artışı 14 Ağustos’ta açıklanacak. O zaman tarım ve gıdada karşılaştırma daha net ortaya çıkacak.
Yalnız, üretici fiyatlarındaki artış, hemen hemen her zaman tüketici fiyatlarındaki artışın altında kalıyor.
Haziran’da tarımda üretici fiyatları yüzde 0,18 gerilerken, gıdada tüketici fiyatları yüzde 0,36 artmıştı. Temmuzda bir
yıllık gıda enflasyonu yüzde 12,56 iken,
Haziran’da üreticide yüzde 7,37 düzeyindeydi. Tarımda üreticide fiyat artışlarıyla
tüketicide gıda fiyatları arasında önemli
bir fark olduğunu, üreticideki artışın genel
enflasyonun altında kaldığını görüyoruz.
Bu durum, tarım ve gıdada fiyat istikrarının önemini ortaya çıkarıyor. Üreticiden tüketiciye ürün uygun fiyatlarla ulaştırılmalı. Üretici de kazanmalı, tüketicide
uygun fiyatla tüketebilmelidir.”
Bayraktar, yaptığı açıklamada,
Rusya’nın, 7 Ağustos 2014 tarihinden
geçerli olmak üzere 1 yıl süreyle Avrupa
Birliği (AB), ABD, Avustralya, Kanada ve
Norveç mallarına ambargo kararı aldığını, ambargo kapsamında, sığır ve kümes
hayvanı eti, tüm meyve ve sebzeler, kaşar
peynirleri ve süt başta olmak üzere tarım
ve gıda ürünlerinin bulunduğunu belirtti.
Rusya'nın taleplerini
önemli ölçüde karşılayabiliriz
Rusya’nın, bu ürünleri Türkiye, Brezilya, Çin ve Arjantin’in de aralarında
bulunduğu birçok ülkeden karşılayabileceğini açıkladığını vurgulayan Bayraktar,
Rusya’nın gıda ve tarım ithalatını cazip
bularak Türkiye’ye kaydırması halinde,
özellikle ihtiyaç fazlası üretimin bu ülkeye
ihracata yönlendirilmesi gerektiğini belirtti.
Bu sene bazı ürünlerde sıkıntı olsa bile, özellikle Türkiye’nin kanatlı, süt ve süt
ürünleri, turunçgiller başta olmak üzere taze meyve sebze sektörü talebinin önemli
bir kısmını karşılayabilecek potansiyele
sahip olduğuna dikkati çeken Bayraktar,
şunları kaydetti, “Rusya, dünyanın önemli
gıda tarım ürünleri ithalatçılarından biri durumunda. ABD, Almanya, Çin, Japonya,
Hollanda, İngiltere, Fransa ve İtalya’nın
ardından dünya 9’ncusu. Rusya, özellikle
sebze ve yaş meyvede dışa bağımlı. Net
ithalatçı konumunda.
Dünya Bankası verilerine göre, Rusya,
2012 yılında 12,2 milyar doları işlenmiş gıda ürünleri, 11,5 milyar doları bitkisel ürün,
14,6 milyar doları hayvansal ürün olmak
üzere 38,3 milyar dolarlık gıda ve tarım
ürünleri ithalatı yaptı.
elma, kiraz, fındık, incir, çekirdeksiz kuru
üzüm, kayısı, kesme çiçek ürünleri, zeytin
ve zeytinyağı ile kanatlı sektörü ve süt ve
süt ürünleri ihracatı imkanı var. Bu yıl kayısı,
elma, fındık üretimi çok yetersiz. Kayısı üretimi iç pazara bile yetmiyor.
Bu çok büyük bir rakam. Türkiye’nin
halen gıda ve tarım ihracatı yıllık bazda 17
milyar dolar olduğu göz önüne alındığında
rakamın gerçek boyutları ortaya çıkıyor.
Bu ürünler dışında yeterli ihracat imkanları olmayan patates, soğan, kavun,
karpuz gibi ürünlerde de iç piyasa ihtiyacı
üzerinde bir üretim yapılıyor. Üretimin iyi
olduğu yıllarda talep sıkıntısı çekiliyor. Bu
yıllarda ihracat sıkıntıya girdiğinde üreticinin ürünü elinde kalıyor. İhracat destekleri
artırılmalı.
Rusya’ya 1,2 milyar dolarlık
gıda ve tarım ihracatımız var
Türkiye, 2013 yılında Rusya’ya 614,3
milyon doları yenilen meyve, 347 milyon
doları sebze, 43,6 milyon doları yağlı tohum, tıbbi ve aromatik bitki, yem, 32,5 milyon doları sebze ve meyveden elde edilen
işlenmiş ürünler, 32,3 milyon doları su ve
su ürünü, 31,6 milyon doları tütün ve tütün ürünleri, 25,3 milyon doları çeşitli çay
gibi gıda ürünleri, 23,5 milyon doları şeker
ve şeker mamulleri, olmak üzere 1 milyar
178,5 milyon dolarlık gıda ve tarım ihracatı
yaptı. Bu rakam çok daha fazla olabilir.”
Mayıs ve Haziran aylarında Türkiye’nin
bazı bölgelerinde şiddetli yağışlar meydana geldiğini, kuraklık ve şiddetli yağışın hububat başta olmak üzere ürünlerde büyük
rekolte kayıplarına neden olduğunu belirten Bayraktar, “29-30-31 Mart tarihlerinde
ülkemizin büyük kısmında meydana gelen
don doğal afeti, kayısı, fındık, elma ve ceviz başta olmak meyve ağaçları, meyve
çiçek ve tomurcuklarına büyük hasar verdi. Bazı ürünlerde üretimin önemli ölçüde
düşmesi bekleniyor. Kuraklık ve don dışında da bu üretim sezonunda çiftçimiz, fırtına, su baskını, sel, hortum, dolu gibi hemen
her doğal afeti yaşadı.Hububat, sebze ve
meyvede bu yıl bir istisna. Bu yılı dışarıda
tutarsak, Türkiye’de domates, turunçgiller,
T
ıyor
B
O
Z
LG İL E N
D
Türkiye Ziraat Odaları Birliği Genel
Başkanı Şemsi Bayraktar, beklentilerin
aksine Temmuz ayında dana eti fiyatlarında bir artış olmadığını bildirdi.
Bayraktar, Temmuz ayında arz, talep
ve ürünlerin hasat dönemine bağlı olarak
fiyatların değiştiğini, market fiyatlarına bakıldığında, 9 üründe fiyat değişimi görülmezken, 11 üründe azalma, 18 üründe fiyat
artışı olduğunu; üretici fiyatlarında ise 13
üründe fiyatlar bir ay önceki fiyatlara göre
değişmezken, 4 üründe azalma, 17 üründe
ise fiyat artışı meydana geldiğini belirtti.
Şemsi Bayraktar, Temmuz ayında
en fazla fiyat düşüşünün markette kuru
üzümde, üreticide havuçta, en fazla fiyat
artışının markette limonda, üreticide karpuzda görüldüğünü bildirerek, “Market
fiyatlarında en fazla fiyat düşüşü 11,49 ile
kuru üzümde, en fazla fiyat artışı yüzde
33,77 ile limonda görüldü. Üretici fiyatlarında ise havuç fiyatı yüzde 32,50 düşerken, karpuz fiyatı yüzde 30,37 arttı” dedi.
RUSYA’YA İHRACAT
SEKTÖRE ÖNEMLİ
GİRDİ SAĞLAR
Türkiye Ziraat Odaları Birliği Genel
Başkanı Şemsi Bayraktar, yılda 40 milyar
dolar civarında gıda ve tarım ürünleri ithalatı yapan Rusya’ya ihracatın tarım ve gıda
sektörlerine önemli girdi sağlayacağını bildirerek, “Rusya’nın gıda ve tarım ithalatını
Türkiye’ye kaydırması halinde, özellikle
ihtiyaç fazlası üretimin ihracata yönlendirilmesinde fayda var” dedi.
t ır
İYOR
Yıl: 6 | Sayı: 68 | AĞUSTOS 2014
İR
8
Türk Çiftçisinin Sesi
Üretici, doğru bir planlamayla dış piyasalarda para eden, pazarlama sıkıntısı
olmayan, devamlılık gösteren ürünlere
yönlendirilmeli.”
Bayraktar, Rusya’ya ihracat yollarını
açarken, iç piyasanın arz talep dengesine de dikkat etmekte fayda olduğunu,
olayın üretici ve tüketici şeklinde iki ayağı bulunduğunu, karar verirken bu unsurların hepsinin göz önünde tutulması
gerektiğini bildirdi.
RUSYA PAZARINA
İHRACAT ŞANSIMIZIN
YÜKSEK
OLDUĞU ÜRÜNLER
Bayraktar, yaptığı açıklamada, TZOB
olarak, Ramazan ayı boyunca fiyatları yakından izlediklerini, uyarılarda bulunduklarını, bunun sonucunda spekülatif artışların görülmediğini, üreticiden tüketiciye,
halkın tamamını yakından ilgilendiren gıda
fiyatlarındaki değişimleri, takip etmeye ve
kamuoyunu doğru bilgilendirme amacıyla
açıklamalara devam ettiklerini bildirdi.
Market fiyatlarındaki değişimler
Bayraktar, Temmuz ayındaki market
fiyatlarına bakıldığında, 9 üründe fiyat değişimi görülmezken, 11 üründe azalma,
18 üründe ise fiyat artışı olduğunu belirtti.
“ ÜRETİCİ MARKET
fiyatları araştırması
”
Temmuz ayında marul, maydanoz,
kuru soğan, nohut, kırmızı mercimek,
yeşil mercimek, dana eti, zeytinyağı ve
pirinç fiyatlarında değişim görülmezken,
en fazla fiyat düşüşü yüzde 11,49 ile kuru üzümde olduğunu bildiren Bayraktar,
“Kuru üzümdeki fiyat düşüşünü yüzde
10,58 ile havuç, yüzde 8,21 ile Antep fıstığı, yüzde 6,83 ile yeşil soğan, yüzde 6,66
ile kabak izledi.
Markette en fazla fiyat artışı ise yüzde
33,77 ile limonda görüldü. Limondaki fiyat
artışını yüzde 33,09 ile çilek, yüzde 30,6
ile sivri biber, yüzde 24,57 ile kiraz, yüzde
17,88 ile kuru kayısı, yüzde 15,38 ile karpuz, yüzde 13,57 ile yeşil fasulye, yüzde
10,79 ile domates takip etti” dedi.
Üretici fiyatlarındaki değişimler
Temmuz ayındaki üretici fiyatlarına bakıldığında, 13 üründe fiyatlar bir ay önceki
fiyatlara göre değişmezken, 4 üründe azalma, 17 üründe ise fiyat artışı olduğu bilgisini veren Bayraktar, şöyle devam etti, “Temmuz ayında, yeşil fasulye, maydanoz, yeşil
soğan, kuru soğan, kuru fasulye, nohut,
yeşil mercimek, pirinç, kuru kayısı, kuru
üzüm, kuru incir, zeytinyağı ve fındık fiyatlarında değişim meydana gelmedi. Fiyat
düşüşü ise yüzde 32,50 oran ile en fazla
havuçta görüldü. Havuçtaki fiyat düşüşünü
yüzde 16,67 ile yumurta, yüzde 7,33 ile patates, yüzde 4,76 ile Antep fıstığı izledi.
En fazla fiyat artışı yüzde 30,37 oran
ile karpuzda oldu. Karpuzdaki fiyat artışını
yüzde 14,71 oran ile kırmızı mercimek, yüzde 13,29 oran ile kabak, yüzde 10,05 oran
ile çilek, yüzde 9,52 ile süt, yüzde 9,02 ile
marul, yüzde 8,99 ile kavun takip etti.”
En son Irak’ta meydana gelen olaylar,
bu ülkeye yönelik yumurta ihracatını zora
soktu. İhracatta düşüş, yaz aylarında talepte görülen azalma, iç piyasada da fiyatların gerilemesine sebep oldu.
Türkiye'de, son derece modern tesislere sahip, çok gelişmiş bir kanatlı sektörü
var.”
Üretici-market fiyat farkı
Bayraktar, Temmuz ayındaki, seçilmiş
ürünlerde üretici ve market fiyatları arasındaki fark incelediğinde, en fazla farkın
yüzde 469,23 ile maydanozda görüldüğünü bildirdi.
Şemsi Bayraktar, sivri bibere yüzde 308,01, salatalıkta yüzde 304,39,
limonda yüzde 292,94, kuru soğanda
yüzde 280,65 fiyat farkı bulunduğunu
vurguladı.
Fiyat değişimlerinin nedenleri
Üreticilerde fiyatı artan ürünlere bakıldığında fiyatı en fazla artan ürünün karpuz
olduğunu bildiren Bayraktar, şunları kaydetti, “Karpuzda görülen fiyat artışında,
örtü altı üretimin bitmesi ve arzın açıkta
yetiştirilen ürünlerden sağlanmasıyla birlikte arzdaki daralmanın yanı sıra, yaşanan
talep artışı etkili oldu. Kırmızı mercimekte
üretici fiyatı yeni sezon fiyatıdır. Bu nedenle geçen sezona göre fiyatlarda bir miktar
artış yaşandı.
Çilekte sezonun sonuna gelinmesiyle
arzda görülen daralma fiyatlarda artışa yol
açtı. Domates, salatalık, biber, kabak, patlıcan gibi ürünlerde görülen fiyat artışında
mevsim itibarıyla örtü altının bitmesi ve arzın tarladan sağlanması etkili oldu.
Üreticilerde fiyatı düşen ürünlere baktığımızda havuçta talep daralmasıyla fiyatlar geriledi. Yumurta fiyatlarındaki düşüşte Irak’taki olaylar nedeniyle ihracatta
yaşanan sıkıntılar ve yaz aylarındaki talep
azalması etkili oldu. Patateste görülen fiyat
düşüşünde hasat edilen ürün miktarındaki
artışın etkisi görülüyor.
Markette fiyatı en fazla artan ürünlerden limonda, arz sıkıntısı fiyatlara yansıdı.”
Bayraktar, genel değerlendirmede arz
ve talepteki değişime ve ürünlerin hasat
dönemlerine bağlı olarak fiyatlarda azalış
ve artışların meydana geldiğini vurguladı.
Et üretimi ithalat BEKLENTİLERİNİ Boşa çıkardı
Kırmızı et üretimi
Kanatlı, süt ve süt ürünleri ve
balıkçılık hızla gelişiyor
Kanatlı, süt ve süt ürünleri ve balıkçılık
sektörlerinin hızla geliştiğini vurgulayan,
bu alanlarda talep sıkıntısı yaşanmaması, üretim artışının sürdürülebilmesi için
iç piyasanın yanı sıra ihracat yollarının da
açılması gerektiğini vurgulayan Bayraktar,
şunları kaydetti, “Özellikle süt ve süt ürünleri ile yumurta ve tavuk eti üretimi hızla artıyor. Bu sektörlerde iç pazar yetersiz kalıyor. İhracat olanaklarıyla gelişim devam
ettirebilir.
9
Türkiye Ziraat Odaları Birliği Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, kırmızı et üretiminin
ithalat lobilerinin söylemini boşa çıkardığını; kırmızı et, kanatlı eti, süt, yumurta üretiminde artışın devam ettiğini bildirerek,
“Haziran ayında tavuk eti üretimi yüzde
6,4, hindi eti üretimi yüzde 35,1, yumurta
üretimi yüzde 1,8, sanayiye aktarılan inek
sütü miktarı yüzde 10,8 arttı” dedi.
ayına göre, tavuk eti üretiminin yüzde 6,4
artışla 155 bin 345 tondan 165 bin 322 tona, hindi eti üretiminin yüzde 35,1 artışla
3 bin 359 tondan 4 bin 538 tona, yumurta
üretiminin yüzde 1,8 artışla 1 milyar 326
milyon 64 bin adetten 1 milyar 349 milyon
899 bin adete, sanayiye aktarılan inek sütü miktarının da yüzde 10,8 artışla 692 bin
84 tondan 767 bin 95 tona çıktığını belirtti.
Bayraktar, bu yılın Nisan-Mayıs-Haziran döneminde toplam kırmızı et üretiminin yüzde 2,6, sığır eti üretiminin yüzde
1,2, koyun eti üretiminin yüzde 6,8, keçi
eti üretiminin yüzde 48,2, manda eti üretiminin yüzde 346,4 artış gösterdiğini; 2014
yılının Haziran ayında, 2013 yılının Haziran
Bayraktar, Haziran ayı itibarıyla son bir
yıllık dönemde tavuk yumurtası üretiminin
16 milyar 913 milyon 435 bin adet, tavuk
eti üretiminin 1 milyon 813 bin 705 ton,
hindi eti üretiminin 44 bin 834 ton, sanayiye aktarılan inek sütü miktarının da 8 milyon 341 bin 800 tona ulaştığını vurguladı.
Bayraktar, bu yılın Nisan-Mayıs-Haziran döneminde toplam et üretiminin
2013’ün aynı dönemine göre, yüzde 2,6
artışla, 212 bin 885 bin tondan 218 bin
432 tona, sığır eti üretiminin yüzde 1,2
artışla 187 bin 587 tondan 189 bin 848 tona, koyun eti üretiminin yüzde 6,8 artışla
21 bin 959 tondan 23 bin 451 tona, keçi
eti üretiminin yüzde 48,2 artışla 3 bin 278
tondan 4 bin 859 tona, manda eti üretiminin ise yüzde 346,4 artışla 61 tondan 274
tona çıktığını bildirdi.
Kanatlı ve sütte ihracat
TZOB Genel Başkanı Bayraktar, 2013
yılının tamamında 406 milyon 352 bin 441
dolar yumurta, 607 milyon 930 bin 13 dolar kümes hayvanları etleri, sakatatları ve
benzeri ürün, 285 milyon 776 bin 482 dolar süt ve süt ürünleri, 2014 Ocak-Haziran
döneminde ise 200 milyon 603 bin 223
dolar yumurta, 315 milyon 783 bin 472
dolar kümes hayvanları etleri, sakatatları
ve benzeri ürün, 211 milyon 378 bin 232
dolar süt ve süt ürünleri ihracatı yapıldığı
bilgisini verdi.
Kırmızı ette ithalata kesinlikle karşıyız
Kırmızı ette ithalata kesinlikle karşı
olduklarını bildiren Bayraktar, şunları
kaydetti, “Nisan-Mayıs-Haziran döneminde sığır, koyun, keçi ve manda etinin
hepsinde bir üretim artışı var. Üretim sıkıntısı olduğunu ileri sürüp kırmızı et ithal
edilmesi gerektiğini savunan var. Hangi
gerekçeyle ithalat isteniyor anlamak
mümkün değil.
İthalattan bahsedenler, bu üretim rakamlarını görünce ne diyecekler? Bu üretim rakamları ithalat lobilerine ithaf olunur.
Türkiye’nin kırmızı ette ithalat yapmasına
gerek yok. Üretim artıyor. Üretim artmaya
da devam edecek.
Üretimi baltalayıcı ithalat gibi söylemlerden vazgeçilmesi gerekir.”
Ziraat
ODALARI
Ziraat
ODALARI
Türk Çiftçisinin Sesi
10
Türk Çiftçisinin Sesi
Yıl: 6 | Sayı: 68 | AĞUSTOS 2014
%1,1PAYINI ARTIRMALI
Türkiye Ziraat Odaları Birliği Genel
Başkanı Şemsi Bayraktar, Türkiye’nin
tarımda daha fazla ihracat olanağının her zaman var olduğunu bildirerek,
“Rusya’da görüldüğü gibi gıdada dışa
bağımlı ülkeler ithalatta sıkıntıya girdiklerinde, akıllarına gelen 3-4 ülkeden biri
de Türkiye. Bu imkanı değerlendirmemiz
lazım” dedi.
Bayraktar, Rusya'nın 7 Ağustos 2014
tarihinden geçerli olmak üzere bir yıl süreyle Avrupa Birliği (AB), ABD, Avustralya,
Kanada ve Norveç’e getirdiği ambargo
kapsamında, sığır ve kümes hayvanları
eti, meyve ve sebze, kaşar peynirleri ve
süt başta olmak üzere tarım ve gıda ürünlerini ithal etmeme kararı aldığını, bu ürünlerde, genelde gıdada dışa bağımlı olan
Rusya’nın, bu açığını kapatmak için dünyada aklına ilk olarak Türkiye, Brezilya,
Çin ve Arjantin’in geldiğini belirtti. Bunun
Türkiye için önemli bir avantaj olduğunu,
tarımın bütün sorunlarına rağmen potansiyelini gösterdiğini vurgulayan Bayraktar,
dünyada gıdaya talebin sürekli arttığını,
çoğu ülkenin gıdada dışa bağımlı duruma geldiğini, Türkiye hariç ülkelerin gıda
ve tarım ithalatının, 2012 yılında 1 trilyon
391,3 milyar doları geçtiğini, Türkiye’nin,
bu pastadan çok daha büyük bir pay alabileceğini bildirdi.
İthalatta 31’inci sıradayız
Türkiye’nin pazarların tam ortasında
Türkiye’nin tarımda çok büyük bir
potansiyeli bulunduğunu, ülkenin stratejik yönden de gıda ve tarım ürünü talep eden pazarların tam ortasında yer
aldığını bildiren Bayraktar, şöyle devam
Türkiye’den tarım ve gıda ürünleri ithal etmek isteyen Rusya, 2012 yılında,
38,3 milyar dolarlık ithalat yaptı. Yakın
çevremizde, Suudi Arabistan’ın 16,5
milyar, Mısır’ın 14,8 milyar, Birleşik Arap
Emirlikleri’nin 13,7 milyar, İsviçre’nin 10,7
milyar, komşumuz İran’ın 10,3 milyar,
Cezayir’in 8,9 milyar, Irak’ın 7,9 milyar,
Norveç ve Ukrayna’nın 6,9’ar milyar dolar
gıda ve tarım ithalatları var. Sadece bu ülkelerin gıda ve tarım ithalatları 134,9 milyar doları buluyor. Sadece ABD bile 119,8
milyar dolarlık ithalatıyla dev bir pazar.”
Bazı ürünlerde iç pazar arza yetmiyor
İç piyasanın yanı sıra ihracata dayalı bir yapılanmaya gidilmesinin tarımda
üretimi, geliri artıracağına, istikrar sağlayacağına dikkati çeken Bayraktar, şu
bilgileri verdi, “Bu yıl olduğu gibi büyük
doğal afetler yaşanmadığı yıllarda, domates, turunçgiller, elma, kiraz, fındık,
incir, çekirdeksiz kuru üzüm, kayısı, kesme çiçek ürünleri ile kanatlı sektöründe
üretim kapasiteleri dolayısıyla ihracat
imkanı var. İhracatta sıkıntı görüldüğü
yıllarda iç piyasa arza yetmiyor.
Bu ürünler dışında yeterli ihracat imkanı olmayan patates, soğan, kavun, karpuz gibi ürünlerde de iç piyasa üretime
göre yeterli değil. Çiftçimizin sıkıntıları çözülmeli, tarlada kalması sağlanmalı, üretim sekteye uğramamalı. İhracatta yeni
pazarlar kazanılmalı, eldeki pazarlar kaybedilmemeli. İhracat destekleri artırılmalı. Üretici, dış piyasalarda iyi para eden,
pazarlama sıkıntısı olmayan, devamlılık
gösteren ürünlere yönlendirilmeli.
Kanatlı sektörü, hayvancılık ve balıkçılığımız gelişiyor. Süt, yumurta, tavuk eti
üretimi hızla artıyor. Bu sektörlerin zarar
görmemesi için talebin üretimle aynı hızla artırılması gerekiyor. İç talep yetersiz
kalabilir. Dış talep de yaratılmalı ki sektör
sıkıntıya girmesin.”
DOĞAL AFETLER
VURDU
Türkiye Ziraat Odaları Birliği Genel
Başkanı Şemsi Bayraktar, bal hasadının
sıkıntılı başladığını, doğal afetlerin bu yıl
bal üretimini vurduğunu bildirerek, “Don
ve kuraklık bazı bölgelerde kovan verimini düşürdü. Son günlerde yaşanan
sıcak havalar da arıları olumsuz etkiledi”
dedi.
Girdi fiyatları ve verim düşüklüğünün
balda maliyeti artırdığına dikkati çeken
Bayraktar, “Doğal afetler, bazı yöreler
hariç bal üretiminde düşüşlere neden
oldu. Bu yıl rekoltenin, 2013’deki 94 bin
694 tonluk rekoltenin altında gerçekleşeceğini tahmin ediyoruz. Mart, Mayıs ve
Haziran aylarının yağışlı geçmesi, rekoltenin daha da düşmesini önledi. Ülkemiz
6 milyon 641 bin koloni sayısıyla dünyada ilk sıralarda, buna karşın koloni başına yıllık 14-15 kg bal verimi düşük kalıyor. Bu yıl koloni başına yıllık bal üretimi
özellikle çiçek balında daha da düşük
gerçekleşecek” dedi.
DA
Gezginci arıcılığın ivme kazanarak yaygınlaşmasının arıcılığın gelişimini sağladığını belirten Bayraktar, “Türkiye'de 1994 yılında 54 bin 908 ton olan bal üretimi, 2013
yılına kadar yüzde 72,5 artışla 94 bin 694
tona yükseldi. Bu dönemde koloni sayısı yüzde 75,4 artışla 3,79 milyondan 6,64
milyon adede çıktı. Ülkemizde polen ve arısütü gibi ürünlerin pazarının oluşmaya başlaması, propolis ve arı zehiri gibi ürünlerin
ticari olarak üretilebileceğinin tartışılması
gelişmişliğin önemli bir göstergesidir” dedi.
Doğal afetlerden etkilenen arıcıların
bulundukları yerdeki Gıda, Tarım ve Hayvancılık il ve ilçe müdürlüklerine giderek
başvuru yapmaları, içinde ziraat odalarının da bulunduğu Hasar Tespit Komisyonları marifetiyle zararı tespit ettirmeleri
gerektiğini bildiren Bayraktar, "Bitkisel üretimde olduğu gibi arıcılıkta da yüzde 30'un
üzerinde zarar veya ürün kaybının tespiti
halinde, bu üreticilerimizin kredi borçlarının ertelenmesi mümkün olacak” dedi.
Türkiye Ziraat Odaları Birliği Genel Başkanı, Sosyal Güvenlik Kurumu Yönetim
Kurulu Üyesi Şemsi Bayraktar, kayıt dışı
istihdamın tarımın en önemli sorunlarından
olduğunu bildirerek, “Tarımda kayıtlı çalışan yok gibi. Tarımda çalışan 20 kadından
19’u, 20 erkekten 15’i kayıt dışı” dedi.
Bayraktar, yaptığı açıklamada, Mayıs
ayı verilerine göre, tarımda istihdam edilen 5 milyon 820 bin kişiden yüzde 83,1’i
olan 4 milyon 838 bininin kayıt dışı çalıştığını, kayıt dışı çalışma oranının erkeklerde
yüzde 73,5’de kalırken, kadınlarda yüzde 93,8’yi bulduğunu belirtti. 2014 Mayıs
ayında tarımda çalışan 3 milyon 60 bin erkekten 2 milyon 248 bininin, 2 milyon 760
bin kadından 2 milyon 590 bininin kayıt dışı
istihdam edildiğini vurgulayan Bayraktar,
şunları kaydetti, “Tarımda çalışan 5 milyon
820 bin kişiden sadece 982 bini kayıtlı. 2
milyon 760 bin kadından sadece 170 bini, 3 milyon 60 bin erkekten 812 bini kayıtlı durumda. Bu durum kabul edilemez.
Mayıs ayı itibarıyla son bir yılda, erkeklerde
kariyer daTarım
da ça
nışmanlığı,
lışan
5 mil
iş
kurmayon 8
20 bi
ya
destek
n
kişide
sağlama ve
n
mesleki re- 982 b
ini ka
habilitasyon
yıtlı
önemlidir” dedi.
TZOB’un çalışmaları ve
yapılması gerekenler
kayıt dışı istihdam yüzde 69,5 ile yüzde
73,6, kadınlarda yüzde 92,9 ile yüzde 97,
toplamda yüzde 80 ile yüzde 84,3 arasında değişti. Bir diğer ifadeyle toplamda kayıt dışı istihdam yüzde 80’in altına inmedi.
Kayıt dışı çalışma oranı erkeklerde 2013
Temmuz ayında yüzde 73,6’ya, kadınlarda
2013 Eylül ayında yüzde 97’ye kadar çıktı.
2014 Mayıs ayında tarımda istihdam
edilenlerin 54 binini işverenler, 603 binini ücretli veya yevmiyeli çalışanlar,
2 milyon 248 binini kendi hesabına çalışanlar, 2 milyon 915 binini ise ücretsiz aile
işçileri oluşturdu. Tarımda istihdam edilen
54 bin işverenin 29 bini, 603 bin ücretli veya
yevmiyeli çalışanın 508 bini, 2 milyon 248
bin kendi hesabına çalışanın 1 milyon 622
bini, 2 milyon 915 bin ücretsiz aile işçisinin ise 2 milyon 678 bini kayıt dışı istihdam
ediliyor. Erkeklerin 51 bini işveren, 376 bini
ücretli veya yevmiyeli çalışan, 1 milyon 974
bini kendi hesabına çalışan, 660 bini ise
ücretsiz aile işçisi konumunda bulunuyor.
Kadınların çok büyük bölümü ücretsiz aile
işçisi konumunda. 2 milyon 760 bin kadın
çalışandan sadece 3 bini işveren, yüzde
81,7’si, 2 milyon 255 bini ücretsiz aile işçisi. Ücretli veya yevmiyeli çalışan kadın
sayısı 227 binde, kendi hesabına çalışan
kadın sayısı 274 binde kalıyor.”
Çözüm sağlanabilir
Kayıt dışı istihdamın, ülkelerin mevcut sosyo-ekonomik yapılarıyla ilgili
olduğunu bildiren Bayraktar, “Sorunun
çözülmesi, kayıtlı istihdamın gelişmiş
ülkeler düzeyine yaklaştırılması gerekir.
Çözüm, kısa, orta ve uzun vadeli planlarla sağlanabilir. Çözümün bir ayağı
olarak istihdama ilişkin mali yüklerin ve
bürokratik işlemlerin azaltılması gerekir. Kayıt dışı istihdamla mücadelede
bir diğer önemli strateji, kurallara uymadaki isteksizlikleri gidermek ve kayıt dışı istihdam eden işletmeleri kayıtlı
sisteme zorlamaktır. Taraflar arasında
sosyal diyalog önemlidir. İş gücünün mesleki eğitimi sağlanmalı, beceri kazandırma, mesleki rehberlik,
yapılmakta ve koruma kontrol faaliyetlerinin artırılmasına öncelik verilmektedir. Balıkçılarımızın da av yasağı dönemine ve av
kurallarına mutlaka ama mutlaka uymaları
gerekmektedir.”
İşsizlik, enflasyon ve yoksulluğun
kayıt dışı istihdamın temel nedenlerinden olduğuna dikkati çeken Bayraktar,
“Tarımda kayıt dışılığın yoğun olduğu en
az 6 ilde SGK ve Ziraat Odalarımız işbirliğiyle kayıt dışı istihdamın sosyal güvenlik
hak ve yükümlülüklerine olan etkilerine
ilişkin bilgilendirme, bilinçlendirme eğitimleri düzenleyeceğiz.
TZOB olarak tarım kesiminde sosyal
güvenlik konusunda bilgilendirme çalışmaları yapıyoruz. Kadın çiftçilere yönelik
çalışmalar yürüttük. Özellikle 2003'ten
önce kadın çiftçiler aile reisi olmadıkları
için sosyal güvenlik kapsamına alınmıyordu. Girişimlerimiz neticesinde, kadın
çiftçilerin bu sorunu yasal değişiklikle
giderildi ve geriye dönük borçlanma
sağlandı. Çiftçimizin SGK priminin bir
kısmının, kadın çiftçilerimizin primlerinin
ise yüzde 60’ının devletçe karşılanması
gerekiyor. Kadın çiftçilerimiz diğer sigortalı kadınlarda olduğu gibi doğum
borçlanmasından yararlanabilmeli. Çiftçilerimizin malulen emekli olabilmeleri
için istenen prim gün sayısı, diğer sigortalılarla eşit olmalı. Tarımsal işletmelerde
çalışan işçilerde, işveren priminin yüzde
50’si devletçe karşılanmalı. Bunları yaparsak tarım sektörünün kayıt dışılığını
azaltırız" dedi.
ihracatı yaptı. Bu rakam iki ülkenin potansiyeli dikkate alındığında çok daha yüksek rakamlara ulaştırılabilir. Bu avantajı
kullanmamız gerekiyor” dedi.
Yapılması gerekenler
Balıkçılarımız sezona hazır
Enflasyonun
sorumlusu
.
.
.
çiftçi deGil
)
Dünya tarımında söz sahibi, gelişmiş
tarım ülkeleri olan ABD, Almanya, Çin,
Japonya, Hollanda, İngiltere, Fransa,
İtalya gibi ülkelerin büyük tarımsal ürün
ihracatlarına karşın aynı zamanda ithalat
da başta gelen ülkeler olduğuna dikkati
çeken Bayraktar, şunları kaydetti, “Dünya
tarımının tartışmasız lideri ABD, aynı zamanda 119,8 milyar dolarlık gıda ve tarım
ithalatıyla birinci sırada. Almanya 97,2, Çin
87,6, Japonya 67,9, Hollanda 63,7, İngiltere 59,9, Fransa 59, İtalya 47,2 milyar
dolarlık ithalatlarıyla ABD’yi takip ediyorlar.
İlk 10’da 38,3 milyar dolarla Rusya ve 38
milyar dolarla Belçika da var. 11’nci sırada
35,7 milyar dolarla Kanada, 12’nci sırada
35,6 milyar dolarla İspanya bulunuyor.
Meksika 25,5, Güney Kore 24,8, Hong
Kong 23, Vietnam 18, Hindistan ve Polonya 17,8, Suudi Arabistan, Malezya ve
Endonezya 16,5, Mısır 14,8, Birleşik Arap
Emirlikleri 13,7, Singapur 13,3, Danimarka
12,9, İsveç 12,7, Avustralya 12,6, Avusturya 12,4, Tayland 12,3, Brezilya 11,4 milyar
dolarla Kanada ve İspanya’yı takip ediyor.
Türkiye 10,8 milyar dolarla 31’nci sırada
bulunuyor. Türkiye’yi 10,7 milyar dolarla Portekiz ve İsviçre, 10,3 milyar dolarla
İran, 10,1 milyar dolarla Filipinler izledi.”
etti, “2013 yılında 17 milyar dolar ihracat
yapan, 2012 yılında yaptığı 15,3 milyar
dolar ihracatla gıda ve tarım ithalatında
sadece yüzde 1,1 pay alan Türkiye, rahatlıkla bu rakamı iki-üç katına çıkarabilir.
Türkiye’nin çok büyük bir meyve sebze
üretim potansiyeli var. Hayvansal ürünlerde de özellikle küçükbaş hayvancılıkta
çok avantajlı durumdayız. Gelişmiş bir gıda sanayi bulunuyor. Kanatlı sektörü son
derece modern ve dünya pazarlarında
rekabet edebilir düzeyde. Kültür balıkçılığı
için de potansiyel büyük. Bütün bunlara
rağmen gıda ve tarım ihracatımız gelişmiş
ülkelerle karşılaştırıldığında hala yetersiz
düzeyde. Sadece Almanya’nın toplam
gıda ve tarım ithalatı 97,2 milyar doları buluyor. AB üyesi ülkelerin toplam gıda ve
tarım ihracatı 541,3 milyar dolara ulaşıyor.
Türkiye, AB ülkelerinin gıda ve tarım ithalatından yüzde 5’lerde pay alması bile 27
milyar dolarlık bir ihracat demektir.
11
Tarımda
"kayıtlı
çalışan"
sorunu
BÜYÜK
GIDAYA TALEP
HAYALLERİN ÖTESİNDE
TÜRKİYE
Yıl: 6 | Sayı: 68 | AĞUSTOS 2014
Türkiye Ziraat Odaları Birliği Genel
Başkanı Şemsi Bayraktar, enflasyonda
çiftçinin sorumlu olmadığının ortaya çıktığını bildirerek, “Haziran ayında yüzde
0,18 gerileyen tarımda üretici fiyatları,
Temmuz’da da yüzde 0,73 düştü. Gıda
ve alkolsüz içeceklerde fiyatlar, Haziran
ayında yüzde 0,36, Temmuz ayında yüzde 0,30 artmıştı” dedi.
Bayraktar yaptığı açıklamada, Temmuz ayında tarımın genelinde üretici
fiyatlarının (ÜFE) yüzde 0,73, tarım ve
avcılık ürünlerinde yüzde 0,74, balıkçılıkta yüzde 1,42, ormancılık ürünlerinde
yüzde 0,06 gerilediğini bildirdi. Üretici
fiyatlarının, Temmuz ayı itibarıyla bir yıllık
dönemde tarımın genelinde yüzde 6,32,
on iki aylık ortalamalara göre yüzde 7,04
arttığını belirten Bayraktar, “Temmuz
ayı itibarıyla bir yıllık dönemde, tarım
ve avcılık ürünlerinde yüzde 5,97, on iki
aylık ortalamalara göre yüzde 6,95, ormancılık ürünlerinde 31,82, on iki aylık
ortalamalara göre yüzde 9,47 artış oldu.
Balıkçılıkta Temmuz ayı itibarıyla bir yıllık dönemde fiyatlar yüzde 4,16 geriledi.
On iki aylık ortalamalara göre, balıkçılıkta fiyatlar yüzde 6,96 arttı.
Tüketicide gıda ve alkolsüz içeceklerde Temmuz itibarıyla son bir yılda fiyat artışı yüzde 12,56’yı bulurken, tarım
ve avcılıkta yüzde 5,97’de kaldı. Balıkçılıkta fiyatlar bir yıllık dönemde yüzde
4,16 geriledi.
İthalat söylemleri yersiz
Enflasyonun sorumlusunun çiftçi olmadığı ortaya çıktı. İthalat söylemlerinin
yersiz olduğu görülüyor. Bugün ithalata gerek yok. Çiftçimiz, ürettiği ürünü
Haziran’da da Temmuz’da da daha düşük fiyata satmak zorunda kaldı. Çiftçimizin fiyatlarda istikrar istemesinden daha doğal ne olabilir ki? Çiftçimiz, sürekli
genel enflasyonun altında fiyat artışlarıyla üretimi sürdürmekte zorlanıyor” dedi.
Tarımın doğal afetler nedeniyle bu yıl
zor bir dönem geçirdiğini, başta fındık,
kayısı, elma, ceviz olmak üzere meyvelerde ve buğday, arpada önemli oranda rekolte düşüşü beklendiğine dikkati
çeken Bayraktar, “Çiftçimiz, üreticimiz
bin bir emekle ürününü üretiyor. Maliyetler ortada. Buna rağmen ürettiği ürünü
ederinden satamayınca ümitsizliğe düşüyor. Sıkıntıya giriyor” dedi.
TZOB'dan
BALIKÇILARIMIZA
RASTGELE
Türkiye Ziraat Odaları Birliği Genel
Başkanı Şemsi Bayraktar, su ürünleri av
yasağının 1 Eylül 2014 tarihinde sona erdiğini bildirerek, “1 Eylül itibarıyla gırgır
avcılığı, 15 Eylül itibarıyla da trol avcılığı
serbest olacağı için denizlerimiz yoğun
bir av baskısı altında kalacak. Balıkçılarımızın av sezonunun 7,5 ay sürdüğünü
unutmamaları gerekiyor” dedi.
Şemsi Bayraktar, yapılacak yoğun avcılığın arz talep dengesini bozacağı için
fiyatları da etkileyeceğini dikkate almaları
gerektiğini belirtti.
Bayraktar, av yasağı döneminde balıkçıların başka gelir kaynağı olmadığı için
sezona borçlu başladıklarını, balığın bol
olduğu sezon başında da yüksek miktarda avcılık yapıldığından talebin üzerinde
bir balık üretildiği, bu durumun da gelirin
düşmesine neden olduğunu bildirdi.
Av sezonu boyunca arz talep dengesini koruyarak yapılacak avcılığın balıkçıların yararına olacağını vurgulayan Bayraktar, “Sınırsız ve kuralsız avcılığın kontrol
altına alınması ve her geçen gün artan biyolojik yok oluşun engellenmesi zorunlu.
Yeterli altyapı oluşturulamadığı için
açık deniz balıkçılığı maalesef yapılamamakta bu nedenle av baskısı kıyı sularımızda yoğunlaşmaktadır. Ülkemizde
avcılık yoluyla elde edilen üretim miktarı
avlanabilir stok büyüklüğünün sınırına
erişmiştir. Ülkemizde avlanma miktarının
artırılması yerine sürdürülebilir avcılığın
sağlanabilmesi için önlemler alınmaktadır. Sürdürülebilir balıkçılık için av yasağının titizlikle uygulanması önemli. Gıda,
Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’mızın avcılığa getirdiği standartlar önemlidir. Belli
bir boydan küçük balık tutulması yasak
ve ağır cezaları var. Bu amaçla stoklarımızı koruyucu ve geliştirici araştırmalar
Bayraktar, balıkçıların av yasağı dönemini, yeni sezon için hazırlıklarını tamamlamakla geçirdiğini hatırlatarak, “4,5 ay
denizlerden ayrı kalan balıkçılarımız, bu av
sezonunun iyi geçeceğini düşünüyorlar.
Bol bol palamut, hamsi, çinekop, lüfer ve
istavrit olacağını tahmin ediyorlar. Tüketicilerimiz bu fırsatı iyi değerlendirmeli, her
yaşta sağlık açısından son derece yararlı
olan, çocukların gelişimine büyük katkı yapan balığı bol miktarda tüketmelidir” dedi.
İhracat potansiyelimiz önemli
Su ürünlerinin, tarım sektörünün ana
alt sektörlerinden birisi olduğunu, insan
beslenmesine katkısı, sanayiye ham
madde sağlaması, istihdam imkanı oluşturması ve yüksek ihracat potansiyeli nedeniyle önemli bir konumda bulunduğunu bildiren Bayraktar, “Üç tarafı denizlerle
çevrili 8 bin 333 kilometrelik kıyı şeridine
sahip ülkemizdeki mevcut su kaynaklarımız dikkate alındığında, su ürünleri sektörünün büyük bir potansiyele sahip olduğu görülmektedir. Uluslararası pazarlarda
daha iyi rekabet edebilmek için sektörün
geliştirilmesi ve güçlendirilmesi gerekiyor.
Rusya’nın ambargo kararı avantaj
Rusya, 7 Ağustos 2014 tarihinden geçerli olmak üzere 1 yıl süreyle AB, ABD,
Avustralya, Kanada ve Norveç menşeli
gıda ve tarım ürünleri ambargo koydu.
Yılda 40 milyar dolar dolaylarında gıda ve
tarım ürünleri ithalatı yapan Rusya, başta
Norveç olmak üzere bu ülkelerden milyarlarca dolarlık su ürünleri ithal etmektedir. Ülkemiz 2013 yılında Rusya’ya 32,3
milyon dolar değerinde su ve su ürünü
Bayraktar, su ürünleri avcılığında sınırsız ve kuralsız avcılığın kontrol altına
alınması ve biyolojik yok oluşun engellenmesi gerektiğine dikkati çekti.
Avcılıkta gerekli denetimlerin mutlak suretle yapılması ve kota sistemi uygulanması gerektiğini bildiren Bayraktar, “Özellikle
bazı balık türlerinin yok olma tehlikesi taşıdığı düşünüldüğünde, avlanmada yasaklara ve kurallara uymanın, balıkların yumurtalarını bıraktıktan sonra avlanmasının ve
böylece stokların korunmasının ne kadar
önemli olduğu daha net görülecektir. Kaynakların rasyonel kullanımı için su ürünleri
eğitim merkezleri kurularak eğitimler yapılmalı, Ar-Ge çalışmaları desteklenmeli, arztalep dengesi oluşturularak, sürdürülebilir
balıkçılık sağlanmalıdır. Ürün dondurma,
tuzlama, konserve ve paketleme tesislerinin kurulması sektöre katkı sağlayacaktır.
Avrupa’ya ihraç edilen tek hayvansal tarım
ürünü olan balığın (su ürünlerinin) uluslararası pazarlarda rekabet edebilmesi için
desteklemeler günün şartlarına göre artırılmalı, ticari gemilerde olduğu gibi balıkçı
tekneleri de tanker istasyonlarından kartlı
sistemle mazot alabilmelidir” dedi.
Gıda, Tarım ve Hayvancılık
Bakanlığı’nın on metre ve üzerindeki balıkçı gemisini kendi isteği ile avcılıktan
çıkaran gemi sahiplerine yaptığı desteklemeler, su ürünleri sektörü için büyük
önem taşıdığını vurgulayan Bayraktar,
sektörün gelişmesi için destek ve teşviklere ihtiyaç olduğuna dikkati çekti.
Bayraktar, 2014-2015 balıkçılık sezonunun balıkçılar için bol ve bereketli
olmasını diledi.
Ziraat
ODALARI
Türk Çiftçisinin Sesi
12
Ziraat
ODALARI
Türk Çiftçisinin Sesi
Yıl: 6 | Sayı: 68 | AĞUSTOS 2014
Yıl: 6 | Sayı: 68 | AĞUSTOS 2014
Bayraktar, ayçiçeği gibi bitkisel
yağ açığımızı kapatacak ürünlere
önem vermeliyiz
2013 Ocak ayında 1 milyon 517 bin 534
olan traktör sayısının, 2013 Ekim ayında 1
milyon 553 bin 291 adetle 1 milyon 550 bini aştığını, 2013 Aralık ayında ise 1 milyon
565 bin 871’e, 2014 Ocak ayında da 1 milyon 568 bin 817’ye çıktığını söyleyen Bayraktar, Haziran ayında birinciliği Manisa’nın
76 bin 838 adetle aldığını, 75 bin 93 traktör
ile de Konya’nın takip ettiğini belirtti.
Türkiye’deki traktörlerin yüzde 10’a yakınının Manisa ve Konya’da bulunduğunu
vurgulayan Bayraktar, “Haziran ayı itibarıyla, Manisa ve Konya’yı 56 bin 61 adetle Balıkesir, 55 bin 295 adetle İzmir, 55 bin 248
adetle Bursa, 47 bin 278 adetle Ankara, 46
bin 635 adetle Samsun, 46 bin 245 adetle
Adana, 42 bin 642 adetle Denizli, 41 bin 534
adetle Antalya izledi. Aydın’da 38 bin 443,
Tokat’ta 37 bin 384, Ayfonkarahisar’da 36
bin 663, Çorum’da 35 bin 907, Şanlıurfa’da
32 bin 233, Sakarya’da 31 bin 973,
Mersin’de 30 bin 124, Kütahya’da 29 bin
941, Edirne’de 29 bin 97, Çanakkale’de 28
bin 966, Yozgat’ta 28 bin 408, Tekirdağ’da
27 bin 364, Sivas’ta 27 bin 310, Muğla’da
26 bin 764, Gaziantep’te 26 bin 100 ve
Kastamonu’da 25 bin 647, Kayseri’de
24 bin 637, İstanbul’da 21 bin 684,
Diyarbakır’da 20 bin 834 ve Eskişehir’de
ise 20 bin 172 traktör bulunuyor.
Malatya, Hatay, Burdur, Isparta, Nevşehir, Bolu, Kırklareli, Amasya, Kahramanmaraş, Kars, Uşak, Aksaray, Erzurum’da
15 bin ile 20 bin arasında, Kocaeli, Niğde,
Osmaniye, Adıyaman, Çankırı’da 10 bin
ile 15 bin, Karaman, Kırşehir, Bilecik, Muş,
Düzce, Mardin, Zonguldak, Elazığ, Kırıkkale, Ardahan, Sinop, Van, Ağrı, Erzincan,
Karabük ve Batman’da 5 bin ile 10 bin
arasında, Kilis, Bartın, Iğdır, Gümüşhane,
Bitlis, Giresun, Bayburt, Yalova, Siirt, Ordu,
Şırnak, Tunceli ve Artvin’de 1000 ile 5 bin
traktör bulunuyor. Traktör sayısı, Bingöl’de
973’e, Hakkari’de 761’e, Trabzon’da
183’e, Rize’de 41’e iniyor” dedi.
Bayraktar, iller sıralamasına bakıldığında, ilk 34’ün 2014 yılı Haziran ayında değişmediğini, 35’inci sıraya Bolu’yu
geçen Nevşehir’in çıktığını, 57’nci sıraya
da Ardahan’ın yükseldiğini bildirdi.Mayıs
2014’de 18 bin 803 traktör bulunan Bolu’da,
RUSYA PAZARI
İHRACATA
ÇARE OLABİLİR
Türkiye Ziraat Odaları Birliği Genel
Başkanı Şemsi Bayraktar, büyük ölçüde
Irak’ta yaşanan olumsuz gelişmeler nedeniyle gıda ve tarımda sektörlerinde Haziran ayından sonra Temmuz ayında da
ihracatımızın gerilediğini bildirerek, “Haziran ayında yüzde 0,74, Temmuz ayında
ise yüzde 10,43 oranlarında düşen ihracat rakamları, Temmuz ayında 1,15 milyar
doları, 7 aylık toplamda yüzde 4,65 artışla
9,87 milyar doları, yıllık bazda ise 17,4
milyar doları aştı” dedi.
Bayraktar, Ocak-Temmuz döneminde
gıda ve tarımda ihracatın, 2013-14 yıllarında 9,43 milyar dolardan 9,87 milyar
dolara, ithalatın 6,74 milyar dolardan 6,98
milyar dolara çıktığını, tarım ve gıdada
Şekil 1. Tarım ve Gıdada Temmuz Ayı İhracat Rakamları
2014
Temmuz
$ 1.157.237
2013
Temmuz
$ 1.292.044
Azalma:
%10,43
Bayraktar kültür, doğal çevre ve
tarımla bütünleşen kırsal turizm,
tarımdan ayrılan sermayenin de
kırsalda kalmasını sağlayabilir
ve Almanya gibi ülkeler, kırsal turizmden
büyük paralar kazanıyor. Fransa, kırsal
turizmde dünyada yüzde 11 pay alıyor.
Hala çok büyük bölümü bakir konumunda olan Türkiye, bu alanda gelişmiş Avrupa ülkelerine göre çok daha büyük imkanlar sunabilecek durumdadır.”
TRAKTÖR SAYISINDA
İLK 34 DEĞİŞMEDİ
Türkiye Ziraat Odaları Birliği Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, Haziran ayı itibarıyla
Türkiye’de 1 milyon 591 bin 423 adet traktör bulunduğunu bildirerek, “Traktör sayısında Manisa başta geliyor. Bu ili Konya ve
Balıkesir izliyor. 2014 Haziran ayında ilk 34
ilin sırası değişmedi” dedi.
13
32 artışla Haziran ayında 18 bin 835’e çıktığını, buna karşın Nevşehir’de 18 bin 781
olan traktör sayısının bir ayda 68 adet artışla 18 bin 849 adede ulaştığını belirten Bayraktar, “Haziran ayında Kırıkkale’de traktör
sayısı 15 artışla 8 bin 227 adetten 8 bin
242’ye yükselirken, Ardahan’da 86 artışla
8 bin 190’dan 8 bin 276’ya çıktı ve Ardahan
sıralamada Kırıkkale’yi geçti” dedi.
İllerin payı
Türkiye’deki traktörlerin yüzde
4,83’ünün Manisa’da, yüzde 4,72’nin
Konya’da bulunduğunu bildiren Bayraktar, “Manisa ve Konya’yı yüzde 3,52
payla Balıkesir, yüzde 3,47 payla İzmir
ve Bursa izliyor. Ankara’nın yüzde 2,97,
Samsun’un yüzde 2,93, Adana’nın yüzde
2,91, Denizli’nin yüzde 2,68, Antalya’nın
yüzde 2,61, Aydın’ın yüzde 2,42, Tokat’ın
yüzde 2,35, Afyonkarahisar’ın yüzde 2,30,
Çorum’un yüzde 2,26, Şanlıurfa’nın yüzde
2,03, Sakarya’nın yüzde 2,01 payı var. 26
ilin payı yüzde 1 ile yüzde 2 arasında değişiyor. 39 ilin payı ise yüzde 1’in altında. Bu
oran Tunceli’de yüzde 0,08, Artvin’de yüzde 0,07, Bingöl’de yüzde 0,06, Hakkari’de
yüzde 0,05, Trabzon’da yüzde 0,01’e kadar iniyor. Rize’nin payı ise yok denecek
kadar az” dedi.
970715
923503
Temmuz ayında ihracatın, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 10,43 azalarak 1 milyar 292 milyon 44 bin dolardan 1 milyar
157 milyon 237 bin dolara, ithalatın ise
yüzde 4,86 gerileyerek 970 milyon 715
bin dolardan 923 milyon 503 bin dolara
gerilediğini vurguladı.
Temmuz ayında genel ihracatın yüzde
2,6 artarak 13 milyar 59,5 milyon dolardan
13 milyar 402,8 milyon dolara çıktığını,
genel ithalatın ise yüzde 13,5 gerilemeyle
22 milyar 965,9 milyon dolardan 19 milyar 863 milyon dolara indiğini, 2013 yılının
Ocak-Temmuz dönemine bakıldığında
ise, 9 milyar 433 milyon 915 bin dolar olan
gıda ve tarım ihracatının yüzde 4,65 artışla
9 milyar 873 milyon 59 bin dolara yükseldiğini, 6 milyar 741 milyon 589 bin dolar
olan ithalatın ise yüzde 3,59 artışla 6 milyar
983 milyon 737 bin dolara çıktığını bildiren
Bayraktar, şunları söyledi, “Tarımımızda
son iki ayda yaşanan bütün olumsuzluklara rağmen, gıda ve tarımda Temmuz
ayında 233,7 milyon dolar, Ocak-Temmuz
döneminde 2 milyar 889,3, Temmuz itibarıyla son bir yıllık dönemde ise 5 milyar
974 milyon dolar dış ticaret fazlası verildi.”
Şekil 2. Tarım ve Gıdada Temmuz Ayı İthalat Rakamları
2013
Temmuz
2014
Temmuz
AYÇİÇEĞİ FİYATI
BUĞDAYIN
2 KATINDAN
AZ OLMAMALI
Çiftçilerimiz hem bilgi sahibi olmalı,
hem de olayı sahiplenmeli
Türkiye Ziraat Odaları Birliği Genel
Başkanı Şemsi Bayraktar, üretilen ayçiçeğinin tüketimi karşılamadığını bildirerek,
“Net ithalatçı olduğumuz ayçiçeğinde
üreticilerimizin emeklerinin karşılığını almaları, iyi bir sezon geçirmeleri ve üretimi
artırma gayretlerinin desteklenmesi için
ayçiçeği buğday paritesinin 2’nin altına
düşmemesi gerekiyor” dedi.
Ayçiçeği hasadının Çukurova’nın ardından Trakya’da da başladığını, tohumları
yüzde 40-45 oranında yağ içeren ayçiçeğinin, halkın en fazla tercih ettiği bitkisel
yağ çeşidi olduğunu bildiren Bayraktar, tüketicilerin bitkisel yağ tüketimlerinin yüzde
84,3’ünün ayçiçeği yağından karşılandığını
ve üretimin artırılması gerektiğini vurgulayarak, “Ayçiçeğinden elde edilen küspe
içerdiği yüzde 30-40 oranındaki proteinle
değerli bir yem olarak hayvan beslemesinde kullanılıyor. Bunun yanı sıra sabun ve
boya sanayinde değerlendiriliyor. Sapları
da yakacak olarak kullanılıyor. Ayrıca Trakya bölgesinde ekim nöbetinde temel bitki
oluşu (buğday-ayçiçeği) ayçiçeğini daha
da önemli kılmaktadır.
Hasadın başlamasıyla birlikte ayçiçeğinde sezon açıldı. Üreticilerimiz, bin bir
emekle ürettikleri ürünün fiyatına odaklandı. 2012-2013 sezonunda 1 lira 50 kuruş
olan ayçiçeği alım fiyatı, 2013-14 sezonunda 80 kuruş-1 lira arasına kadar geriledi.
Net ithalatçı olduğumuz ayçiçeğinde üreticilerimizin emeklerinin karşılığını almaları ve
üretimi artırma gayretlerinin desteklenmesi
için ayçiçeği buğday paritesinin 2’nin altına
düşmemesi; ayçiçeği fiyatının buğdayın 2
katından az olmaması gerekir” dedi.
Türkiye Ziraat Odaları Birliği Genel
Başkanı Şemsi Bayraktar, eko turizm ve
köy turizm olarak da adlandırılan kırsal
turizm dünyada giderek ön plana çıkan
turizm türü olduğunu bildirerek, “Fransa,
İtalya, İspanya, İngiltere ve Almanya gibi ülkeler kırsal turizmden büyük paralar
kazanıyor. Fransa, kırsal turizmde dünyada yüzde 11 pay alıyor” dedi.
Bayraktar, yaptığı açıklamada, kırsal
turizmin kırsal ekonomiye can veren ana
sektörlerden birisi olduğunu, tüm yıla yayıldığını ve kırsalda tarım dışı istihdam ve
gelir sağladığını belirtti.
Türkiye’de milyonlarca kişinin yaşadıkları büyük şehirlerden yaz aylarında köylerine gittiğini vurgulayan Bayraktar, şunları kaydetti, “Bu potansiyel
Türkiye’de var. Zaten milyonlarca kişi yaz
aylarında köylerine, kasabalarına gidiyor
ve kırsala hayat veriyor. O bölgelerde
ekonomik faaliyet sürüyorsa, büyükşehirlerden gelen bu yazlıkçılar sayesinde
sürüyor. Şehirlere büyük göç veren bölgelerde esnaf, emeklilerin köylere gelmesi için Nisan-Mayıs aylarını, çocukları
olanlar için ise okulların kapanmasını dört
gözle bekliyor. Gurbetçiler gelince ekonomik faaliyet hızla artıyor. Kırsala can
suyu oluyor. Gerekli altyapı oluşturulursa,
kırsala hem ülke içinden hem de dış ülkelerden milyonlarca kişi daha çekilebilir.”
Kırsal turizmin, diğer turizm faaliyetleri gibi büyük yatırım da gerektirmediğini,
zaten kırsala tatil için gidenlerin huzurlu
bir ortam istediğini, hatta kırsal alanın
bozulmamış, korunmuş olmasının tercih
sebebi olduğunu bildiren Bayraktar, şu
bilgileri verdi, “Dingin bir ortamda huzurlu bir tatil imkanı sağlayan kırsal turizm,
kırsalda yaşayanlara yılın her mevsiminde gelir sağlayabilir, bu yolla da kırsalda
nüfusun tutulmasına olanak verir. Kültür,
$ 923.503
Azalma:
%4,86
Rusya’ya ihracat önemli hale geldi
Rusya’ya ihracatın önem kazandığını
belirten Bayraktar, “Rusya, 7 Ağustos 2014
tarihinden itibaren 1 yıl süreyle AB, ABD,
Avustralya, Kanada ve Norveç mallarına
ambargo kararı aldığını açıkladı. Ambargo
kapsamında; sığır ve kümes hayvanı eti,
meyve ve sebze, kaşar peynirleri ve süt
başta olmak üzere tarım ve gıda ürünleri
bulunuyor. Rusya, bu ürünleri Türkiye, Brezilya, Çin ve Arjantin’in aralarında bulunduğu ülkelerden karşılayabileceğini açıkladı.
Rusya pazarı ihracat açısından büyük
önem taşıyor. Bu fırsatı değerlendirmeli,
ihracatımızı artırmalıyız. İhracat yaparken,
iç piyasa ihtiyaçlarını ve fiyatlarını da göz
önünde bulundurmalıyız” dedi.
Son yıllarda Türkiye’de ayçiçeği ekim
alanları ve verim miktarının artış gösterdiğini belirten Bayraktar, şöyle devam etti,
“2004-2013 yılları arasında ayçiçeği ekim
alanları yüzde 10,9 artmıştır. Bu yıllar arasında yüzde 52,4 olarak gerçekleşen verim
artışı üretimin artmasında etkili oldu. 2004
yılında 900 bin ton olan ayçiçeği üretimi,
2013 yılına kadar yüzde 69,2 oranında artarak 1 milyon 523 bin tona yükseldi. Üretimin 143 bin tonunu çerezlik, 1 milyon 380
bin tonunu yağlık ayçiçeği oluşturmaktadır.
2004-2013 döneminde yüzde 69,2 artan üretim miktarına rağmen, 2013 yılında
yağlı tohum, bitkisel yağ ve küspe ithalatı
için 3,6 milyar dolar döviz ödedik. Bunu
dikkate aldığımızda üretimi çok daha fazla artırmamız gerekiyor. Kesin olmamakla birlikte birinci tahmin verilerine göre,
2014 yılında 1 milyon 662 bin 903 ton
ayçiçeği üretimi bekleniyor. Beklentimiz
artan üretimin çiftçilerimizin gelirlerine de
yansımasıdır.”
Hemen her mevsim de yapılabilen
kırsal turizm, dağ, yayla, orman, su zenginlikleri, tarımsal yapı ve yerel kültür
varlığıyla, deniz turizminin alternatifi ya
da tamamlayıcısı durumunda. Doğal,
kültürel ve tarihi açıdan turistlere kapılarını açacak pek çok köyümüz, alanlarımız
bulunmaktadır. Kırsal turizmde ziyaretçiler tarımsal faaliyetler içinde bizzat yer
almakta, çiftlik, köy hayatını tanımakta,
aktif ya da pasif çeşitli tarımsal faaliyetlerde bulunmaktadır.
Kırsal turizm dünyada giderek ön
plana çıkan turizm türü konumunda bulunuyor. Fransa, İtalya, İspanya, İngiltere
KOP bölgesinde Belçika
büyüklüğünde tarıma elverişli alan var
Konya, Karaman, Aksaray ve Niğde illerini kapsayan KOP bölgesinde yaklaşık
3 milyon hektar (Belçika büyüklüğünde)
tarıma elverişli alan bulunuyor. Bu alan
tarım için en iyi şekilde değerlendirilmeli.
Bölgenin başta tahıl olmak üzere birçok
üründe ülkenin en önemli merkezlerinden
biri olduğu unutulmamalı. Mevcut su kaynakları yetersiz olan, kuraklık çeken bölgede, her damla su önemli.”
Ekim alanları ve verim arttı
$ 970.715
doğal çevre ve tarımla bütünleşen kırsal turizm, tarımdan ayrılan sermayenin
de kırsalda kalmasını sağlayabilir. Kırsal
turizm; kadın istihdamı sağlıyor, yerel girişimcilik ve dinamiklik de kazandırıyor.
Bunlar da kırsalda kalkınma için önemli.
Dış havzalardan su getirilmeli
Türkiye Ziraat Odaları Birliği Genel
Başkanı Şemsi Bayraktar, Türkiye’nin sulanan alanlarının yüzde 17’sini barındıran
Konya Ovası Projesi (KOP) bölgesinin su
fakiri olduğunu bildirerek, “Su kaynaklarının sadece yüzde 4’ü bu bölgede. Suyun
yüzde 60’ı yer altı suyundan karşılanıyor.
Konya çöl olmamalı, KOP bir an önce tamamlanmalı” dedi.
Bayraktar, yaptığı açıklamada, yer altı
su seviyesinin her yıl ortalama 3 milimetre civarında azaldığını, bu sürecin devam
etmesi halinde, mevcut sulanan alanların
büyük kısmının ileride sulanamama tehlikesiyle karşı karşıya kalacağını belirtti.
KOP kapsamındaki 14 sulama projesi tamamlandığında 1,1 milyon hektar
(Lübnan’dan büyük) alanın sulanabileceğini vurgulayan Bayraktar, “KOP tamamlanırsa, kuraklık tehlikesi azalacaktır. Projenin tamamlanmasıyla, sulama olarak 2,2
milyar dolar, enerji ve içme suyu olarak
370 milyon dolar, toplamda 2,57 milyar
dolar ekonomiye katkı sağlanacak.
Geri kalan bölgelerin de sulamaya açılabilmesi için bölgeye dış havzalardan su
getirilmesi ve yeni projelerin hazırlanması
gerektiğine dikkat çeken Bayraktar, “KOP
kapalı havzası yeterince yağış almıyor.
Havzaya yılda 398 milimetre yağış düşüyor ve bölgede su kıtlığı yaşanıyor. Kuraklığa bağlı olumsuzlukların oluşmaması için
yöreye uygun, kuraklığa dayanıklı kültür
bitkilerine verilen ürün bazlı desteklerin artırılmalı, su ihtiyacı az kültür bitkileri teşvik
edilmeli, yörede yer altı sularında azalmanın önüne geçmek amacı ile üreticilere ek
bir masraf getirmeden ruhsatsız kuyular
Bayraktar, kırsal turizmde tanıtımın
diğer turizm türlerinde olduğu gibi çok
önemli olduğunu, çiftçinin bu konuda
hem bilgi sahibi olması ve hem de olayı sahiplenmesi gerektiğine dikkati çekti.
Kırsal turizme açılan az sayıda köy olduğunu, bunların sayısının hızla artırılması
gerektiğini bildiren Bayraktar, şunları kaydetti, “Ülkemizdeki insanlar bir şekilde kırla bağlarını kurmakta. Fakat kırsalda yaşamamış kentli nüfus ile yabancılar, kırsal
turizminin asıl müşterileridir. Kıyı turizmi
artık yabancı turistler tarafından ezberlenmiştir. İnsanın doğal yapısı ve günümüz
insanının eskiye özlem, kırda sağlık bulma isteği ön plana çıkmıştır. Kırsal turizme açılacak köyler titizlikle belirlenmeli,
her türlü girişim geleneksel köy kültürünü
temsil etmelidir. Bu konuda atılım yapılması ve devamlılığı konusunda turizm
sektöründen, kamu kurumlarından ve sivil toplum örgütlerinden temsilciler, yerel
yöneticiler, yerel halk ve turizm uzmanları
bu işe gönül vermeli görev almalıdır. Avrupa Birliği’nde kırsal turizm konusunda
girişimcilere fonlar ayrılıyor.
Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu’nun bu konuda girişimcilere
destekleri devam ediyor. TKDK yüzde 50
hibe desteğiyle birlikte kırsal turizmcileri
bu konuda yatırım yapmaya çağırıyor.
Bu desteğin amacı, girişimciler veya
çiftçiler tarafından kurulacak pansiyon,
‘yatak ve kahvaltı’ konaklama ve restoran
hizmetlerinin gelişimini, çiftlik turizmi tesislerinin kurulması ve geliştirilmesini ve
sportif aktiviteler, doğa gezisi, tarihi geziler için kurulan tesislerin gelişimini sağlamaktır. Kalkınma Ajansları da bu konudaki projelere destek vermektedir.”
ruhsatlandırılmalı, yer altı su kuyularından
su kullanımı, üretimi azaltmayacak şekilde
kontrol altına alınmalı” dedi.
KOP’un yanı sıra GAP, DAP ve
DOKAP da tamamlanmalı
Bayraktar, ülkedeki tarım alanlarının
yüzde 35,7’si olan 8,5 milyon hektarının
teknik ve ekonomik olarak sulanabilmesine karşın, halen 2,87 milyon hektarının
gerekli altyapı yatırımları yapılmadığı için
sulanamadığını, bunun büyük bir ekonomik kayba neden olduğunu hatırlattı.
KOP’un yanı sıra, Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP), Doğu Anadolu Projesi
(DAP), Doğu Karadeniz Projesi (DOKAP)
projelerinin de bir an önce tamamlanması gerektiğini vurgulayan Bayraktar, aksi
takdirde bu sene olduğu gibi birçok üründe kuraklığa bağlı olarak verim kaybı yaşanmasının kaçınılmaz olacağını belirtti.
Bayraktar, suyun verimliliği ve tasarrufu,
kaynakların korunması ve geliştirilmesi, sulama alanlarının iklim, toprak ve sulama verimliliğinin sağlanmasının ve ürün bazında
gerekli olan sulama suyunun hesaplanmasının hayati önemde olduğuna dikkati çekti.
Ziraat
ODALARI
Ziraat
ODALARI
KONUSU
AYIN KONUSU KONUSU AYIN KONUSU
KONUSU
AYIN KONUSU
AYIN KONUSU
AYIN KONUSU
Üretimde ‘Hasat-Taşıma-Depolama
ve Tüketim’ kayıpları
Ülkemizin tarımsal üretiminde en
önemli sorunlarından biri hasat, taşıma,
depolama ve tüketim aşamalarında yaşanan kayıplardır.
Bu kayıpların önemli bir kısmı hasat ve
depolama aşamasında gerçekleşmektedir. Zamanında ve uygun araç gereçlerle yapılmayan hasat işlemleri ve yeterli
şartları sağlamayan depolama sistemleri
sonucu ürünlerimizin büyük bir kısmı maalesef kaybolmaktadır.
Üretim aşamasından tüketime kadar bitkisel üretimdeki kayıplarımızın
değeri, 2012-2013 üretim döneminde
32 milyon 497 bin ton civarında olan
tahıl üretimimizde 2 milyon 565 bin ton
üretim ve tüketim aşamasında kayıp
gerçekleşmiştir.
Aynı yılda 20,1 milyon ton olan buğday üretimimizin 1 milyon 672 bin tonu
üretim ve tüketim aşamasında kaybedilmiştir. Kaybımızı; 0,72 TL olan 2013 ekmeklik buğday alım fiyatına göre hesapladığımızda, ekonomik kaybımız 1 milyar
203 milyon TL civarındadır.
Yanlış hasat ya da zamanında
hasada başlanmaması nedenleriyle
meydana gelen dane kaybı
Ülkemiz toplam tarım arazisinin yaklaşık yüzde 65,5’ini tahıllar ve diğer bitkisel ürünlerin ekilen alanı oluşturduğu
halde zaman zaman yaşanan doğal
afetler nedeniyle tahıl ithal ettiğimiz acı
bir gerçektir.
Tahıllar içerisinde özellikle buğday
ekim alanımız son yıllarda azalmaktadır. Buna rağmen; dünya nüfusu hızla
artmakta ve açlıklar yer yer kendisini
göstermektedir. Bu nedenle üretimin
her aşamasında oluşan kayıplar
önlenmelidir. Ülkemizde hububat
alanlarının büyük bir kısmı kendi yürür biçerdöverlerle hasat
edilmektedir.
Hasat sezonunun devam
ettiği ve ekili alanlarımızın çoğunluğunun biçerdöverlerle hasat edildiği
günümüzde; hasat esnasında meydana gelen kayıplar, üretim ve tüketim
aşamasındaki kayıplar içerisinde önemli bir yer teşkil
etmektedir.
AYIN KONUSU
AYIN KONUSU
KONUSUKONUSU
AYIN KONUSU
AYIN KONUSU
AYIN KONUSU
Biçerdöver ve operatörün önemi
Biçerdöver imal eden firmalar daha
etkin ve verimli kullanımı sağlamak için
biçerdöverlerini minimum düzeyde dane kaybına göre üretmekteler ise de;
arazi durumu, biçerdöver ayarlarının iyi
yapılmaması, biçerdöverlerin ürün çeşidine ve arazi yapısına göre uygun çalışma hızında gitmemesi dane kaybını
artırmaktadır.
AYIN KONUSU
AYIN KONUSU
KONUSU
tohumlukların zamanında ve uygun fiyatla çiftçilere ulaştırılması tarımsal üretimin artırılması açısından önemlidir. Bu
nedenle sertifikalı tohumluk kullanımı
teşvik edilmeli ve desteklenmektedir.Ülkemizde girdi fiyatları rekabet içerisinde
olduğumuz ülkelere göre yüksek seyretmekte ve dolayısıyla üretim maliyetleri
yüksektir. Artan maliyetler karşısında satın alma gücü azalan çiftçi daha az girdi
kullanımına yönelmekte, bu da çiftçinin
kaliteli üretim yapmasını engellemektedir.Çiftçilerimizin uygun fiyatla tohum
temin etmesi verimli ve kaliteli üretimin
devamlılığı bakımından önemlidir. 20132014 üretim döneminde yaşanan kuraklıktan dolayı üreticilerimiz bu sene fazla
bir kar elde edemeyecek ve sertifikalı
tohum kullanımı azalacaktır. Sertifikalı
tohum kullanımını artırmak ve üretimde
kaliteyi artırmak için fiyatlarının olabildiğince düşük olması gerekmektedir.
Lisanslı depoculuk teşvik edilmeli
Biçerdövere bağlı olmayan birtakım
olumsuz şartları da dikkate aldığımızda
da dane kaybı % 3‘ü geçmemelidir. Tarlanın verimi, arazinin durumu, biçerdöver
ayarlarının uygun yapılması ve uygun çalışma hızında gitmesi sağlandığında sıfıra
en yakın dane kaybına ulaşılacaktır.
Kayıpların azaltılması için önem taşıyan diğer bir konu da depolamada ambar
zararlılarıyla mücadeledir. Depolamada
konusunda önemli bir husus; ürünün niteliğindeki ve niceliğindeki değişiklikleri
en aza indirerek ürünün uzun yıllar bozulmadan muhafaza edilebileceğidir.
Biçerdöverle hasatta dane kaybının
nedenlerini kısaca belirtmek gerekirse;
zamansız hasat, biçerdöver kullanıcılarının teknik bilgilerden mahrum oluşu,
operatörlerin kar amacı ile biçerdöverleri
yüksek hızda çalıştırması, biçerdöverlere
hububatın durumuna göre her tarla için
yeniden ayar yapılmaması ve hasat edilen arazinin tesviyesiz olması diyebiliriz.
Depolamadan kaynaklanan kayıpların en aza indirilmesi için lisanslı depoculuğun teşvik edilmesi gerekmektedir.
Ürünlerin depolama süresi içinde nitelik
ve nicelik bakımından değer kaybına
uğratılmadan ya da mümkün olan en az
kayıpla korunabilmeleri için ürünün bilinçli
depolanması, depolama koşullarının iyi
bilinmesi ve kontrol edilmesi gereklidir.
Lisanslı depoculuğun ülke geneline yaygınlaşması hububatta depolama kayıplarını en aza indirecek, tarımsal üretim ve fiyatların istikrara kavuşmasını, sanayicinin
istediği kalitede ham maddenin piyasada
bulunabilirliğini sağlayacaktır.
Çiftçilerimiz hasat esnasında arazinin
başında olmalı ve dane kayıplarını sık sık
kontrol etmeli, operatörü uyarmaları, uymayanları ise en yakın İl ve İlçe Tarım Müdürlüklerine bildirmeleri gerekmektedir.
Dane kaybının olumsuz etkisi
ve yapılması gerekenler
Geçen sene 22,05 milyon ton olan
buğday rekoltesini, bu sene yaşanan kuraklık nedeniyle 17-18 milyon ton civarında tahmin etmekteyiz. Hasat esnasında
meydana gelecek kayıp oranının % 3 civarında gerçekleşmesi durumunda buğdayda bu sene 510-540 bin ton civarında
ürün kaybı gerçekleşecektir. Maliyet hesaplarımıza göre buğday fiyatını 0,85 TL/
kg düşünürsek ülke ekonomimizdeki kayıp yaklaşık 433-459 milyon TL civarında
gerçekleşecektir. Bu ülke ekonomisi ve
ürününü binbir zorluklar içerisinde üreten
üreticilerimiz için büyük kayıptır. Yalnızca
hasat esnasındaki kayıpların değerinin
böylesine yüksek oluşu, diğer kayıplar da
göz önüne alındığında konunun önemini
daha da artırmaktadır.
Sertifikalı ve kaliteli tohum
kullanımına dikkat edilmeli
Tarımsal üretimde, üretimin başlangıç noktası ve temel üretim girdisi
olan tohum, verimliliğe etkisi en fazla
olan girdilerdendir. Sertifikalı ve kaliteli
Depolamada dikkat edilmesi
gereken hususlar
Tahılların depolanması sırasında dikkat edilmesi gereken başlıca hususları
özetlemek gerekirse; depolanacak tahılın
nem içerikleri düşük olmalıdır (Buğday
%12-14), gerekirse depolamadan önce
kurutulmalıdır.
Dr. Yıldıray Gençer
TÜRKTOB ve TÜSİAB Başkanı
AYIN KONUSU KONUSU
AYIN
KONUSU AYIN KONUSU
Yıl: 6 | Sayı: 68 | AĞUSTOS 2014
Ülkemizde sertifikalı hububat tohumluk üretimi ve kullanımı her geçen yıl
artmaktadır. Bu artışın temel sebebi, hububat tohumluk üretimine verilen üretim
desteği ile çiftçilere verilen sertifikalı tohumluk kullanım desteğidir.
İsabetli tohumculuğun ve destek politikalarının bir sonucu olarak ülkemiz hububat tohumculuğunda yeni bir dönem
açılmış ve çeşit temin ve tohumluk üretimdağıtım faaliyetleri özel sektör için uygun
bir ortam yaratmıştır. Özel sektöre sağlanan üretim desteği buğday için 10 krş/kg,
arpa, tritikale, yulaf, çavdar için ise 8 krş/
kg’dır. Bu destek nedeniyle özel sektörün
hububat tohumluk üretimine ilgisi artmıştır.
2000’li yılların başında ortalama 80100 bin ton aralığında seyreden sertifikalı
buğday tohumluk üretimi 2013 yılı itibarıyla
421 bin tona, arpada ise, 4-5 bin tonlardan
79 bin tona çıkmıştır. Aynı yıllarda %10-12
civarındaki özel sektörün buğday üretimindeki payı 2013 yılında %58’e yükselmiştir.
Bu oran arpada %4 den %57‘ye çıkmıştır.
2013 rakamlarına göre ülkemizde,
buğday ekiliş alanları bazında ve üç yılda
bir yenileme esasına göre sertifikalı buğday tohumluğu ihtiyacının %70’ini karşılayacak üretim seviyesine ulaşılmıştır. Tohumluk dağıtımları da buna paralel olarak
artış göstermiştir. Hububat tohumluğunda
Dr. Filiz Ünal
Zirai Mücadele Merkez Araştırma
Enstitüsü Müdürlüğü
AYIN KONUSU
AYIN KONUSU
KONUSU
AYIN KONUSU
AYIN KONUSU AYIN KONUSU
KONUSU AYIN KONUSU
KONUSU
AYIN
AYIN KONUSU
KONUSU
KONUSU
AYIN
AYIN KONUSU
HUBUBAT
KONUSU
AYIN KONUSU
AYIN KONUSU
AYIN KONUSU
KONUSU
AYIN KONUSU
Mustafa Hepokur
TZOB Yönetim Kurulu Muhasip Üyesi
AYIN KONUSU
AYIN KONUSU
AYIN
AYIN KONUSU
AYIN KONUSU
AYIN KONUSU
KONUSU
AYINAYIN KONUSU
AYIN
AYIN KONUSU
KONUSU
AYIN KONUSU
KONUSU
KONUSU
AYIN KONUSU
AYIN KONUSU KONUSU
AYIN KONUSU
AYIN KONUSU
KONUSU
AYIN KONUSU
KONUSU
AYIN KONUSUAYIN KONUSU
AYIN KONUSU
AYIN KONUSU
AYIN KONUSU
KONUSU
KONUSU
AYIN KONUSUAYIN KONUSUAYIN KONUSU
AYIN KONUSU
AYIN
AYIN KONUSU AYIN KONUSU AYIN KONUSU
AYIN KONUSU
Yıl: 6 | Sayı: 68 | AĞUSTOS 2014
AYIN KONUSU
14
Türk Çiftçisinin Sesi
İnsan beslenmesinde dünyada en
çok kullanılan kültür bitkileri içerisinde
yer alan tahıllar ülkemizde ve gelişmekte
olan ülkelerde temel besin maddelerinin
esasını oluşturmaktadır.
Depo seçimi yapılırken tahılın ve yöre ikliminin özellikleri göz önünde bulundurarak; depo olarak kullanılacak alanın
nemsiz, kuru, havadar ve aydınlık bir yer
olmasına dikkat etmelidirler. Depolar için
uygun sıcaklık değeri +4 °C dir. Sıcaklık
yükseldikçe silolara aktarma yapılmalıdır.
Tarıma dayalı sanayi içerisinde, gıda
sanayisinin alt dalı olan un ve unlu mamuller sanayisine (un, ekmek, bulgur,
irmik, makarna, bisküvi, nişasta vs) ham
madde olmasının yanı sıra kepek, saman vs olarak da hayvancılık sektörünün
önemli bir unsurudur tahıllar. Bu önemli
ürünün artan talebini karşılayabilmek
amacıyla üretim artışı için birinci yol ekim
alanlarının artırılması olsa da ülkemiz
gibi tarım alanları çeşitli nedenlerle günden güne azalan ülkelerde esas yol birim
alandan alınan ürün miktarını artırmaktır.
Bu amaçla çeşitli yöntemlerle üretimde
önemli artışlar sağlanabilmesine karşın,
önemli ürün kayıplarına yol açan pek çok
da faktör vardır. Hububat hastalıkları ve
zararlıları hububat verimini sınırlayan en
önemli faktörler arasında yer almaktadır.
Son olarak ise özellikle buğday için bir
ton ürüne en az 1,5 metre kare alan hesap edilmelidir. Depolara zararlıların girmesini engelleyecek tedbirler alınmalıdır.
Ülkemizde hububatta yaygın görülen kök ve kök boğazı hastalıkları Fusarium ve Rhizoctonia funguslarının
sebep olduğu kök çürüklükleri olup
Ürün depoya konmadan önce tahıllar kırık, hasar görmüş taneler, yabancı
tohum ve tanelerden arındırılmalıdır. Haşere ve enfekte olmuş tane içeren tahıl
kitleleri fumigasyon (gazlama) yoluyla
ilaçlanmalıdır.
HUBUBAT
TOHUMLUĞU
üretimi ve kullanımında
SON DURUM
hedeflenen miktarda tohumluğu üretip hazırlayabilecek bir kapasite oluşmaktadır.
Orta ölçekli ve küçük çiftçiler yeterince
sertifikalı tohum satın almamakta ya da alamamaktadır. Sertifikalı tohumluk kullanım
desteği üretimin tamamını kapsayacak talebin oluşmasını sağlayacak şekilde revize
edilmelidir. Talebin artırılması durumunda,
sektörün bu artışı her oranda karşılayacak
kapasitesi mevcuttur. Bu hususta önerilen tedbirlerden birisi de, buğday ürününe
ödenen prim desteğinin sertifikalı tohumluk
kullanımı ile irtibatlandırılması gerektiğidir.
Gelecek 5 yıllık tohumluk üretim projeksiyonunda tohumculuk sektörü 1 milyon ton
buğday, 100 bin ton arpa tohumluğunun
üretimini hedef olarak koymuştur.
Hedeflere ulaşmak için
yapılması gerekenler
●Hedefe ulaşmada en önemli sorun,
sertifikalı tohumluk kullanımına olan taleplerinin artırılması ve devamlılığıdır.
●Sertifikalı tohumluk kullanım desteğinin devamlılık sağlayacak şekilde
hayata geçirilmesi gerekmektedir. Aksi
halde bunca yatırım sonuçsuz kalmaya
mahkûmdur. Gıda Tarım ve Hayvancılık
Bakanlığının desteklemeyi uygulamaya
devam etmesi çok sevindiricidir.
●Destekleme miktarı her yılın şartlarına
göre, çiftçileri yönlendirecek ve özendirecek şekilde tespit edilmelidir.
HUBUBAT
HASTALIKLARI
VE
ZARARLILARI
bunların yanı sıra Drechslera sorokiniana, Pythium graminicolum, Pseudocercosporella herpotrichoides ve son
yıllarda Gaeumannomyces graminis
(göçerten) etmenlerinin sebep olduğu
kök ve kök boğazı çürüklükleri de sıklıkla görülen hastalıklardır. Bu hastalıklar buğday ve arpa bitkisinin kök ve
kök boğazında kahverengi renk değişimi ve çürüklük oluştururlar. Bazı Fusarium türleri çiçeklenme döneminde
buğdayda beyaz başak oluşumuna da
sebep olurlar. Bu hastalıklar tohumla
da taşınabilmektedir.
Hububat alanlarındaki en önemli yaprak hastalıkları ise buğdayda pas hastalıkları (Puccinia spp.; sarı pas, kahverengi pas ve kara pas), septorya yaprak
lekesi (Septoria tritici), külleme (Erysiphae graminis), arpada arpa yaprak lekesi
hastalığı (Rhynchosporium secalis) ve
çeltikte çeltik yanıklığı (Pyricularia oryzae)
hastalığıdır.
Mısırda ise kök ve kökboğazı çürüklüğü (Fusarium spp., Pythium spp.
Rhizoctonia spp., Macrophomina phaseolina) yaprak yanıklığı (Bipolaris maydis, Exserohilum turcicum) ve mısır
15
●Çiftçilerimizde sertifikalı tohumluk kullanım bilincini oluşturacak eğitim ve yayım
çalışmalarının yapılması şarttır.
●5553 Sayılı Tohumculuk kanununun
yasakladığı kaçak tohumculuğun etkin
denetim altına alınması ve denetimin alt
birliklerimize devredilmesi sağlıklı gelişim
açısından önemli görülmektedir.
Sorunlar ve öneriler
●Hububat tohumculuğunda, tohum
üretici belgesi verilmesi kıstasları çok düşük tutulduğu için, firma sayısı hızla artarken gelişme sağlıklı olmamaktadır. Bu
kıstasların yeniden gözden geçirilmesi ile
daha sağlıklı bir altyapının oluşturulabileceği düşünülmektedir. Örneğin; en az 2 Ziraat
Mühendisi istihdamı, 500 m² kapalı alan ile
tohum hazırlama tesisine sahip olunması,
asgari kapasite şartının getirilmesi sağlıklı
gelişme açısından önemli görülmektedir.
●5553 sayılı kanunda suç ile ceza arasında bir orantı bulunmamaktadır. Kanunun 11 ve 12. maddeleri ile birlikte, diğer
bazı maddelerinin yeniden düzenlenmesi
gerektiği uygulamada ortaya çıkmaktadır.
●Hububat tohumluğu üretimi yapan
firmaların çoğunun kendi arazisi yoktur ve
tohumluk üretimini sözleşmeli olarak yapmaktadırlar. Tarlalar parçalı ve küçüktür.
Bu tablo safiyet açısından sorun yaşanmasına sebep olmakta ve üretim maliyeti artmaktadır. Piyasanın üstünde verilen
fiyata rağmen yeterli çiftçi ve arazi bulunamamaktadır. Sözleşmeli üretim yapan
çiftçinin ham tohumluğu sattığında % 2
stopaj vergisinden muaf tutulması ve TARSİM sigortasının kamu tarafından ödenmesi sektörü olumlu yönde etkileyecektir.
●TARSİM’deki mevcut uygulamalar,
sözleşmeli üretim modeline uymamaktadır.
Firma açısından bir anlam ifade etmemekte, meydana gelen zararda firma 3. şahıs
olarak değerlendirilerek devre dışı kalmaktadır. TARSİM hem yetiştirici, hem de firma
için yeniden düzenlenmeli, üretici firma ek
zeyilname ile sisteme alınmalıdır.
Dr. Numan E. Babaroğlu
Zirai Mücadele Merkez Araştırma
Enstitüsü Müdürlüğü
Türk Çiftçisinin Sesi
rastığı (Ustilago maydis) en çok rastlanan hastalıklardır.
Sürme (Tilletia spp.) ve rastık (Ustilago spp) buğday ve arpanın en önemli başak hastalıkları olup tohumla bulaşmaktadır. Sürmeli daneler kolayca ezilmekte
ve içleri siyahımsı renkli toz kitlesi ile dolu
olmaktadır. Rastık bitkilerin çiçeklenme
döneminde görülmekte ve başaklarda
hiç dane teşekkül edememektedir.
Ülkemizde, ana konukçusu buğday
olmak üzere arpa ve çavdarda, hem nimf
ve hem de erginleri değişik fenolojik dönemlerde bulunan buğdaygilleri hortumları ile sokup emmek suretiyle kalite ve
kantitesinin düşmesine sebep olan Süne
(Eurygaster spp.) ve Kımıl (Aelia spp.)’ın
yanında larvaları buğdaygillerin kardeşlenme döneminin sonuna kadar yaprak
ve sürgünleri ile beslenerek, erginleri başaklanma döneminde tanelerle beslenen
toprak altı zararlılarından Ekin kambur
böceği (Zabrus spp.) ile larvaları genç
tahılların kökünü kemirerek, erginleri süt
olum döneminden itibaren sarı olum ve
sert olum dönemlerinde başaklardaki taneleri kemirerek zarar yapan Ekin bambulu (Anisoplia spp.) ana zararlılardır.
●Ön bitki şartı üretim alanı bulmayı zorlaştırmaktadır. Yönetmelik; buğday, arpa,
yulaf ve tritikalede çeşit değiştirilecekse
en az 2 yıl üst üste bu türlerin ekilmemiş
olması, çeltikte ise “aynı türe ait farklı çeşit
ekilecekse en az 2 yıl aynı türe ait ürün ekilemez” şeklindedir. Serin iklim tahıllarında
ön bitki şartının gözden geçirilmesi, çeltikte
ise üst üste farklı çeşit ekilmesine izin verilmesi üretim açısından olumlu olacaktır.
●Elit ve orijinal kademede tohumluk
tedarikinde yetersizlik ve zorluklar vardır.
TİGEM’in sulu arazilerinde yüksek kademe tohumlukların üretimi ile tedarikde etkili
görev alması sorunu çözecektir.
●Elit ve orijinal tohumlukların ithal ön
izinlerinin alınmasındaki uygulama gözden
geçirilerek, evrak ibrazı ve analiz sürelerinin kısaltılması yolunda kolaylaştırıcı hükümlerin getirilmesi önemli görülmektedir.
●Islah ve deneme amaçlı tohumlukların ithalatındaki ile ticari tohumlukların
ithalatındaki prosedür hemen hemen aynıdır. Analiz için karantina 1 kg numune
istemektedir. Islah ve deneme amaçlı tohumluklarda materyal 2 kg’dan az ise analiz miktarı az tutulmalı veya yapılmamalıdır.
●Islah ve Ar-Ge projelerine verilen
destekler yetersiz, destek süreleri proje
süresi ile uyumsuzdur. Islah çalışmaları
için en büyük sorun, nitelikli ıslahçı eleman
bulunamamasıdır.
●Islahçı konusunda üniversitelerde master ve doktora çalışmalarına hız
verilmeli, temel çözüm için ise bir Ziraat fakültesi “Bitki Islah Üniversitesi veya
Akademisi”ne dönüştürülmelidir.
●Islah ve Ar-Ge yapan özel sektör kuruluşlarına uzun süreli arazi tahsisi ve projelerine kamu desteklerinin ıslah süresiyle
uyumlu hale getirilmesi de çok önemlidir.
●Tarım İl Müdürlüklerince birçok nedenle
yeterli denetim yapılamamaktadır. Patates
ve hububatta tarla kontrolü ve piyasa denetiminin alt birliklere devredilmesi faydalı
olacaktır. Ayrıca ‘’korsan’’ tohumculukla
etkili bir şekilde mücadele edilmelidir.
Ayrıca bazı buğday ve arpa ekim
alanlarında Hububat hortumlu böceği
(Pachytychius hordei) ve Ekin güvesi
(Syringopais temperatella) ve bunların yanı sıra bazı yıllarda lokal alanlarda Ekin sap arıları (Cephus pygmeus,
Trachelus tabidus, T. Libanensis), Buğday kesiksineği (Mayetiola destructor),
Buğday karasineği (Phorbia securis),
Buğday tripsleri ve Yaprakbitleri de zarar
oluşturabilmektedir.
Ülkemizde önemli miktarda ekimi yapılan sıcak iklim tahıllarından mısırda ise
ana zararlı konumunda olan Mısır koçankurdu (Sesamia nonagrioides, S. cretica)
ve Mısır kurdu (Ostrinia nubilalis) larvaları
mısır bitkisinin fide döneminden başlayarak yaprak, gövde, koçan, tepe püskülleri ve erkek organda beslenerek, Çizgili
yaprakkurdu (Spodoptera exigua) ilk
dönem larvaları bulundukları yaprakların
epidermisini, daha ileriki dönemlerdeki
larvalar yaprağın tamamını yiyerek, boylanan bitkilerde ise toprak üzerinde bulunan yan köklerle de beslenerek kantite ve
kalite yönünden ürün kayıplarına neden
olabilmektedir.
Ülkemizde hububat hastalık ve zararlıları ile mücadele Entegre mücadele
esaslarına göre yürütülmektedir. Bu çerçevede kimyasal mücadeleye alternatif
yöntemler biyolojik mücadele, biyoteknik yöntemler, dayanıklı çeşit kullanımı,
fiziksel mücadele ve kültürel tedbirlere
öncelik verilmektedir. Eğer kimyasal
mücadele yapılması zorunluluğu var ise
insanlara, doğal düşmanlara ve çevreye
etkisi düşük olan ilaçlar etkili en düşük
dozda uygun ilaçlama alet ve ilaçlama
tekniği ile uygun zamanda kullanılarak
mücadele yapılmaktadır.
Ziraat
ODALARI
Ziraat
ODALARI
Türk Çiftçisinin Sesi
TOPRAK MAHSULLERİ
OFİSİ’NİN
ÖNEMİ
1938’de yalnızca buğday üreticisine destek olmak
ve buğday piyasasını düzenlemek amacıyla kurulan
TMO; değişen ve gelişen şartlar içinde zamanla arpa,
çavdar, yulaf, mısır, patates, pirinç ve çeltik ile fasulye,
nohut, mercimek gibi bakliyat, yağlı tohumlar, haşhaş
kapsülü ve fındığı da faaliyet alanı içine almıştır. Bugüne geldiğimizde TMO tarımsal piyasalarda istikrarı
sağlamak üzere hububat, çeltik ve haşhaş kapsülünde
piyasa regülasyonu gerçekleştirmektedir.
TMO’nun görevi, yurtta hububat fiyatlarının üreticiler yönünden normalin altına düşmesini ve tüketici halk
aleyhine anormal derecede yükselmesini önlemek amacıyla politikalar oluşturmak suretiyle piyasaları düzenlemektir. Ayrıca afyon ve uyuşturucu maddelere konulan
devlet tekelini işleterek afyondan üretilen ürünleri yurt içi
ve yurt dışına satmaktadır.
Piyasa düzenleme görevi kapsamında; hububat piyasaları yakından takip edilmekte, yapılan piyasa gözlem ve
değerlendirmeler çerçevesinde ihtiyaca göre o ürün için
piyasa düzenleme görevi yerine getirilmektedir. Kurumumuzca ihtiyaç görüldüğü durumlarda alım ve satış fiyatları
açıklanabildiği gibi açıklanmayarak, kademeli açıklanarak
veya geç açıklanarak piyasalara müdahale edilmektedir.
Müdahale alım fiyatlarının açıklanmaması da ülkemiz hububat piyasalarının regülasyonu ve hububat
tarımının sürdürülmesi amacına
uygun, önemli bir politikadır. TMO,
faaliyet alanına giren ürünlerle ilgili
olarak yurt içinde arz ve talep dengesini koruyabilmek amacıyla satın
alarak stokladığı ürünleri iç piyasaların ihtiyacına göre satışa sunmaktadır. Ayrıca üretimin tüketimi karşılamadığı yıllarda TMO, spekülatif
amaçlı fiyat artışlarını önlemek ve
ülke ihtiyacını karşılamak üzere gerektiğinde ithalat yaparak, üretimin
yoğun olduğu yıllarda ise üreticiden
aldığı arz fazlası ürünleri ihraç ederek
piyasaları düzenlemektedir.
TMO faaliyetlerini Ankara’da Genel
Müdürlük, taşrada 28 şube müdürlüğü, 1 işletme müdürlüğü, 121
ajans amirliği ve 69 tesisli ekip olmak üzere 219 noktada
yürütmektedir. Hasat dönemlerinde açılan 100’e yakın
geçici alım merkezi ile hizmetlerini yaklaşık 300 noktaya
taşımaktadır. İlave olarak altyapısı uygun 16 borsada alım
yapılmakta ve sayı 316’yı bulmaktadır. TMO’nun bugün
limanlar ve yoğun üretim alanları dikkate alınarak inşa
edilmiş çeşitli tip ve tonajlarda, yurt sathında 4 milyon ton
civarında kapalı deposu mevcuttur. Ülkemizin hububat depolama altyapısını güçlendirmek adına üretim bölgelerindeki ihtiyaç durumunu dikkate alarak 300 bin ton kapasiteli
hububat depoları kısa bir süre sonra devreye girecektir.
Kaliteye (Proteine) dayalı alım sistemi: Kurumumuzca
2011 yılı itibariyle kaliteye (proteine) dayalı alım sistemine
geçilmiştir. 2011 yılı öncesinde ürün sadece fiziksel değerler dikkate alınarak fiyatlandırılmakta ve depolanmakta
iken 2011 yılından itibaren ürünün fiziksel değerlerinin (rutubet, hektolitre, süne kımıl tahribatı, çimlenmiş filizlenmiş
tane, kırık tane, diğer muhtelif madde, kusurlu tane) yanında kimyasal değerlerinin de (protein) dikkate alınarak
fiyatlandırıldığı ve depolandığı, kalitenin ön plana çıktığı
yeni bir alım sistemine geçilmiştir. Bu sisteme geçilirken
TSE buğday standardı ve TMO alım bareminde gerekli revizeler yapılmış, 8,2 milyon Euro yatırımla 300 adet protein
cihazı satın alınarak TMO işyerlerine kurulmuş ve kimyasal
(AB-28) ülkeleri almaktadır.
ÜLKEMİZDE Birliği
Bu ülkelerin toplam üretimini sırasıyla Çin, Hindistan, ABD, Rusya
ve
ve Kanada izlemektedir. Adı geçen
ülkeler dünya buğday üretiminin
%71'ini gerçekleştirmekteDÜNYADA yaklaşık
dir. Dünya buğday üretiminde en
payı AB-28 almakta onu sıBUĞDAY büyük
rasıyla Çin, Hindistan, ABD ve Rusya izlemektedir. Türkiye ise dünya
üretiminde aldığı %2.52
ÜRETİMİ buğday
pay ile 11’inci sırada yer almaktadır.
Sezer Atsan
TZOB Teknik Müşavir Yrd.
buğday üretiminde ilk sırayı Avrupa
Ülke nüfusumuzun önemli bir bölümünün geçimini
sağlayan ve ülke ekonomisinin en önemli sektörü olan
tarımda; tarımsal üretimin temelini oluşturan tahıllar insan ve hayvan beslenmesinin yanı sıra ham madde olarak endüstride kullanımları nedeniyle ülke tarımında ön
plandadır. Türkiye’de hububat üretimi, tarım sektörünün
olduğu kadar genel ekonomimizin de temelini oluşturmaktadır. Tahılın insan beslenmesinde temel gıda maddesi olması, milyonlarca üreticinin yıllık gelirini sağlayan
önemli bir kaynak olması ve birçok sanayi kuruluşunun
ham maddesi olması sebebiyle ekonomik ve sosyal yaşantımızda diğer tarım ürünlerine göre önemi büyüktür.
Ülkemizde yaklaşık 37,4 milyon ton olan tahıl üretiminin yaklaşık % 58,8’ini buğday üretimi oluşturmaktadır.
Türkiye buğday ekim alanları ve üretimde dünya sıralamasında ön sıralarda yer alırken, bu rakam verimde oldukça düşmektedir. 2000 yılında 9,4 milyon hektar olan
ekim alanımız 2013 yılında 7,7 milyon hektar alan düşmüştür. 2000 yılında 21 milyon ton olan üretim ile verim
229 kg/da’dır. 2013 yılında ise 22,05 milyon ton üretim ile
buğday verimi 283 kg/da dır. USDA Temmuz 2014 raporu 2013-2014 öngörüsüne göre verim 324 kg/da’dır. Bu
durum bize ülkemizde verimin artmakta olduğunu fakat
dünya ortalamasında Türkiye buğday veriminin düşük olduğunu göstermektedir.
Dünya buğday üretimi ve verim
USDA verilerine göre 2013/14 üretim döneminde
dünya buğday üretimi yaklaşık 714.020 milyon ton olup,
Dünya ortalamasının altında olan buğday verimimiz,
üretim maliyetini olumsuz etkilemekte ve üreticimizin dünya fiyatlarıyla rekabet etmesini zorlaştırmaktadır. Buğday
üretiminde verimi etkileyen en önemli faktör tohumun kalitesidir. Buğday kendi kendine döllenen bir bitki olması
ve ekilen tohumlukların 3 yılda bir sertifikalı tohumluklarla
yenilenmesiyle buğday verimimiz yıllar itibarıyla artış göstermiştir. Dünya verim ortalamasının altında kalan buğday verimini artırmak için özellikle kuraklığa dayanıklı kaliteli buğday çeşitlerini üretmemiz şarttır. Kaliteyi artırmak
içinse AR-GE çalışmalarına ağırlık verilmelidir. Ülkemizde
verim düşüklüğünün, arazi hazırlığı, kaliteli tohumluk,
gübreleme ve zirai mücadele yetersizliğinden kaynaklandığını söyleyebiliriz. EU-28'in verimi ile ülkemiz buğday
verimi arasındaki farkın kapatılması buğday üretiminde
dünyada söz sahibi olmamız demektir.
Türkiye buğday üretimi
Yıl: 6 | Sayı: 68 | AĞUSTOS 2014
analizler (protein, sedimantasyon, gluten, rutubet) bu cihazlarla yapılmıştır. Bu sistem ile süne-kımıl tahribatı düşük, protein oranı yüksek olan buğdaya %1-3 arasında
ilave fiyat verilerek kalite teşvik edilmiştir.
Lisanslı depoculuk: Lisanslı depolar; yüksek alım ve
boşaltma kapasitesine sahip olan, dolayısıyla ürün teslimlerinde süre kaybını asgariye indiren, ürün muhafazasının
daha sağlıklı olduğu sistemlerdir. Türkiye'nin ilk lisanslı
depoculuk şirketi TMO-TOBB Tarım Ürünleri Lisanslı Depoculuk Anonim Şirketi, 14.07.2011 tarihinde faaliyete
başlamış olup 90 bin ton depo kapasitesi mevcuttur.
Randevulu alım sistemi: Ürün alım faaliyetini 2012 yılında kısmen randevulu olarak yürüten TMO, 2013 yılında
tam randevu ile alım yapmıştır. Bu sistemde, ürün sahipleri
ürününü teslim etmek istedikleri gün için www.tmo.gov.tr
veya randevu.tmo.gov.tr internet adresinden veya şube
müdürlükleri ile ajans amirliklerimize müracaat etmek suretiyle randevu almış ve randevu aldıkları gün ilgili işyerine
giderek ürününü aynı gün teslim etmişlerdir.
Piyasa takip grubu: İç ve dış piyasalar, hububat üretimi ve ticaretinde söz sahibi 29 ülke ve 81 il bazında
aktif bir şekilde takip edilmektedir. Kurumumuzca takip
edilen yurt içi ve yurt dışı serbest piyasa ve borsalara
ilişkin bilgiler, “Günlük Piyasa ve Borsa Fiyatları Bülteni”
adı altında TMO internet sayfasında ve “Hububat Piyasa
Göstergeleri” adı altında 11 Eylül 2013’ten itibaren Tarım
TV’de ve Kurumumuz internet sayfasında günlük olarak
yayımlanmaktadır.
Gönüllü Ofis Dostu Projesi: Ülkemiz hububat tarımı
hakkında ayrıntılı bilgiye sahip olmak amacıyla 2013 yılında Gönüllü Ofis Dostu Projesi uygulanmaya başlanmıştır.
Bu proje kapsamında, 37 bin köye ulaşılarak ve bu köylerde belirlenen üreticiler ile ekiliş döneminden hasat dönemine kadar bire bir görüşmeler yapılmakta; hububat ekiliş
durumu, bitki gelişimi, üretim durumu ve ürün maliyeti gibi
konularda bilgi toplanmakta, veriler Kurumumuz alım politikalarının oluşturulmasında dikkate alınmaktadır.
1938 yılından bugüne kadar 30 farklı üründe faaliyette bulunan TMO, bundan sonra da görev alanına giren
ürün piyasalarında istikrarı korumak üzere piyasa düzenleyici uygulamalarına aynı kararlılık ve hassasiyetle devam
edecektir.
ise ilk sırayı Güneydoğu Anadolu Bölgesi % 46,1, ikinci
sırayı İç Anadolu Bölgesi % 28 ve üçüncü sırayı % 12,8
oranı ile Ege Bölgesi yer almaktadır.
Bugün ülkemizde ekili - dikili tarım alanlarının yaklaşık
üçte birinde buğday üretilmektedir. Son 10 yılda buğday
ekim alanlarında değişim azalış şeklinde kendini göstermiş, 2004 de 9,3 milyon hektar olan buğday ekim alanı
2013 yılına gelindiğinde ise 7.7 milyon hektara gerilemiştir. Başta buğday olmak üzere hububat ürünlerinin, ülkemiz için hem ekonomik ve hem de sosyal açıdan taşıdığı
önem büyük olmasına rağmen buğday ekim alanlarındaki
azalışın en önemli nedeni daha fazla gelir getiren ürünlere
yöneliştir.
Ülkemizde artan nüfusa paralel olarak buğday talebi
de artmaktadır. Ekmek, bulgur, makarna, irmik, bisküvi,
nişasta ve diğer buğdaya dayalı unlu mamuller tüketimi
dikkate alındığında buğday tüketimimiz 18-18,5 milyon
ton seviyelerindedir. Gerek dünyada ve gerekse ülkemizde özellikle buğday üretiminde herhangi bir nedenle
azalma olduğunda gerek ekmek fiyatları veya gerekse
undan yapılan gıda maddelerinin fiyatları yükselerek
doğrudan herkesi etkilemektedir. Bu sebeple ülkeler
gerek buğday üretimi gerekse stoklar yönünden gerekli
tedbirleri almaktadırlar.
Ülkemizin, kişi başına yıllık tahıl tüketiminin en yüksek düzeyde bulunduğu ülkelerden biri olması göz önüne alındığında, genellikle kıraç arazide üretimi yapılan
buğdayda gerçekleştirilebilecek verim artışları, Türkiye
buğday üretimine önemli katkıda bulunacaktır.
Ülkemiz, geniş bir ürün yelpazesine imkan veren iklim ve ekolojik özelliklere sahip olması nedeniyle tarımsal üretim açısından oldukça avantajlı bir konumdadır.
Doğu Karadeniz Bölgesinde küçük bir şerit hariç hemen
hemen her bölgede yetiştirielen buğday, özellikle İç Anadolu Bölgesinde yaygın olarak üretilmektedir. 2013 yılı
verilerine göre ekmeklik buğday üretimi %36,3 luk pay ile
ilk sırayı İç Anadolu Bölgesi yer almaktadır.
Ülkemizde buğday üretiminde karşılaşılan sorunların
en önemlisi kaliteli üretimdir. Sanayinin ihtiyaç duyduğu
kaliteli buğdayın yurt içinden temin edilmesi üreticilerimizin kazanması açısından oldukça önemlidir. Sanayinin
ihtiyaç duyduğu kaliteli buğdayı üretemediğimiz için her
yıl belirli miktarlarda buğday ithalatı yapılmaktadır.
Bunu sırası ile % 14,6 ile Marmara ve % 13,6 ile Güney
doğu takip etmektedir. Makarnalık buğday üretiminde
Dolayısı ile üreticilerimiz sanayinin ihtiyaç duyduğu
kaliteli buğday üretimine teşvik edilmelidir.
Üretim sorunları ve kaliteyi etkileyen faktörler
Yıl: 6 | Sayı: 68 | AĞUSTOS 2014
Sami Süzer
Trakya Tarımsal Araştırma Enstitüsü
Ziraat Yüksek Mühendisi
Hünkar Aydın
Toprak Mahsulleri Ofisi
Hububat Alım ve Muh.Şb.Md.
Çağatay Maraş
Toprak Mahsulleri Ofisi
Piyasa Takip ve Değ.Şb.Md.V.
16
Türk Çiftçisinin Sesi
Buğday tarımının dünya ve
ülkemiz için önemi
Buğday (Triticum sp.), insan nüfusunun beslenmesinde kullanılan kültür
bitkileri arasında dünyada ve Türkiye’de
ekiliş ve üretim bakımından ilk sırada yer
almaktadır. Buğdayın en fazla yetiştirilen
tahıl türlerinden biri olmasının nedenlerinden biri çok geniş bir adaptasyon
kabiliyetine sahip olması, dane olarak
hasat edilen ürünün kolay saklanması,
depolanması ve işlenmesidir. Bu itibarla
buğday ürünü, ülkemiz dâhil dünyada
yaklaşık 50 ülke insanın beslenmesinde
çok önemli temel gıda kaynaklarından birini oluşturmaktadır.
Buğday tarımında verim artışı için
önemli yetiştirme tekniği önerileri
Ülkemizin Çukurova, Ege, Karadeniz,
İç Anadolu, Güneydoğu Anadolu, Trakya
ve Güney Marmara’nın buğday tarımına
uygun birçok bölgesinde dekardan alınan buğday verimi ortalaması 450 kg/
da’nın üzerindedir. Ancak 2012 yılı FAO
istatistiklerine göre ortalama 267 kg/da
olan Türkiye ekmeklik buğday verimi, 315
kg/da olan dünya verim ortalamasından
%18 düşüktür. Türkiye ortalaması olarak
düşük olan buğday verimimizin dünya
verim ortalamasını yakalaması; ülkemiz
bitki ıslahçıları tarafından yeni geliştirilen verimli, kaliteli, hastalıklara dayanıklı
çeşitlerin sertifikalı tohumluklarının uygun iklim bölgelerinde ekim alanlarının
yaygınlaştırılması ve araştırmaya dayalı
modern buğday yetiştirme tekniklerinin
uygulanmasıyla mümkündür.
Buğday tarımında verimliliği ve kaliteyi artırmak amacıyla yapılabilecek bazı modern yetiştirme tekniği uygulama
önerileri aşağıda verilmiştir:
●Tohumluk olarak ekilecek buğday
çeşidi seçiminde; değirmencilerin istediği kaliteye sahip, tarım yapılacak arazinin iklim ve toprak koşullarına uygun
sertifikalı çeşitler tercih edilmelidir.
●Ekilecek tohumluklar; buğday kök
ve kök boğazı (Fusarium spp.), sürme
(Tilletia spp.), açık rastık (Ustilago nuda tritici) gibi hastalıklara karşı selektör
ilaçlanmalıdır.
●Tarlayı ekime hazırlarken toprakta çok gerekli olan rutubeti muhafaza
edecek azaltılmış toprak işleme teknikleri ile verimli tavda bir tohum yatağı
hazırlanmalıdır.
●Gübreleme; toprak analizine göre
zamanında, uygun dozda ve doğru yöntemle yapılmalıdır.
●Dekara ekilecek tohumluk miktarı;
her çeşidin kardeşlenme kabiliyetine,
bindane ağırlığına, tohumluğun çimlenme yüzdesine göre değiştiğinden bu
konuda çeşit sahibi kuruluşun veya ilgili
uzmanların tavsiyeleri alınmalıdır.
●Ekim zamanı; her bölgenin iklim koşullarına göre farklılık göstereceğinden,
ilgili kurumlara danışarak kendi bölgeniz
için en uygun tarihler belirlenmelidir.
●Bakım işlemlerinden gübreleme,
yabancı ot, hastalık ve zararlılarla mücadele; kaliteli üretim ve yüksek verim
almayı sağladığından ilgili kuruluşlara ve tecrübeli uzmanlara mutlaka
danışılmalıdır.
17
Buğday Tarımında
Verim ve Kalitenin Artırılması İçin
Modern Yetiştirme
Tekniklerinin Önemi
●Buğday hasadı; başaklardaki danede rutubet %13’ün altına düşünce, ürün
tarlada süne (Eurygaster spp), kımıl (Aelia spp.) gibi zararlılar ve aşırı yağış, dolu,
fırtına gibi kötü hava koşullarına maruz
bırakılmadan, biçim ayarları iyi yapılmış
biçerdöverlerle dane ve kalite kayıpları
en aza indirilerek yapılmalıdır.
Toprak işleme ve
tohum yatağı hazırlığı
Buğday ekilecek bir tarlada tavda bir
tohum yatağı hazırlamak için yapılacak
toprak işlemede, iklim ve arazi koşullarına
göre, toprağın fiziksel ve kimyasal özelliklerinin iyileştirilmesi, yabancı ot kontrolü,
toprak yüzeyinde ön bitkiden kalan bitki
artıklarının parçalanması, toprağın havalandırılarak mikroorganizma faaliyetlerinin artırılması, toprağın içerisinde yağışlarla biriken suyun korunması, yağışların
toprağa iyi nüfuzu, su ve rüzgâr erozyonunun kontrolüne dikkat edilmelidir. Ön
bitkinin hasat edildiği tarlalarda buğday
tohum yatağı hazırlığı sırasında pulluk ile
sürümden kaçınılarak azaltılmış toprak işlemesi yöntemleri kullanılması uygundur.
Gübreleme
Bilinçli ve dengeli bir gübreleme yapmak için üreticilerimiz, usulüne uygun
alacakları toprak örneklerini analiz yaptırarak önerilen şekilde gübreleme yapmalıdır ve aynı zamanda toprak tahlil ve
gübre desteğinden faydalanmalıdırlar.
Ülkemizin yıllık yağış toplamı 600
mm olan tarım alanlarında, dekardan
alınacak buğday tane verim hedefi kuruda yani doğal yağış koşullarında 500 kg/
da ve üzeri olduğunda ekonomik gübre
dozu olarak 14 kg/da saf azot yeterli olmaktadır. Sulu tarım koşullarında ise dekardan alınması hedeflenen verim 700
kg/da üzeri olduğundan en ekonomik
gübre dozu dekara 16-18 kg/da arası
saf azot olacaktır. Buğday tarımında birinci azotlu gübre uygulamasında, azotun üçte biri ekimden önce veya ekimle
birlikte topraktaki noksan olan besin
maddelerine göre, azot (N) ile fosforu (P)
birlikte bulunduran (NP) kompoze gübrelerin herhangi birinden dekara 25 kg/
da civarında verilebilir. İkinci azotlu gübre
uygulamasının diğer üçte biri buğdayın
kardeşlenme döneminde şubat ayı içinde
üre (%46 N) formunda 10-12 kg/da arası
ve üçüncü azotlu gübre uygulamasının
son üçte birlik kısmı da mart sonu veya
nisan ayı başında bitkilerin sapa kalkma
döneminde amonyum nitrat (%33 N) formunda 15-18 kg/da arası tarlaya serpme
yöntemiyle verilmesi uygundur.
Tohumluk ve tohumluk miktarı
Buğday tarımında yüksek ve kaliteli ürün alabilmek için sertifikalı tohumluk
kullanımı önemlidir. Üreticimiz sertifikalı
tohumluk kullanma desteğinden de faydalanmaktadır. Farklı özelliklere sahip
buğday çeşitleriyle yapılan tohum miktar
deneme sonuçlarına göre, dekardan en
yüksek dane verimi, 1 m2’ye 450-500 arası
canlı dane (tohum) ekildiğinde alınmıştır.
Dekara ekilecek tohumluk miktarı çeşide,
iklime, toprağın verimlilik koşullarına, tohum iriliğine (bindane ağırlığına), safiyetine ve çıkış gücüne göre değişmektedir.
Örneğin ülkemizde geniş alanlarda ekilen bazı ekmeklik buğdaylarda
dekara tohum miktarı; Pehlivan gibi
kardeşlenme kabiliyeti yüksek olan çeşitlerde 18 kg/da, Gelibolu, Bereket,
Selimiye, Aldane, İkizce-96, Bezostaja-1, Gerek-79, Gün-91, Kaşifbey-95,
Sakin, Sönmez-2001, Tosunbey, Bayraktar-2000, Ceyhan-99, Pamukova-97,
Ziyabey-98, Gönen-98, Altay, Ekiz,
Alpu-2001, Ahmetağa, Müfitbey, Konya-2002 gibi çeşitlerde 18-20 kg/da
arası ve kardeşlenme kapasitesi düşük
olan Flamura-85 gibi çeşitlerde 20-22
kg/da olabilir.
Buğday ekim zamanı,
ekim derinliği ve ekim yöntemi
Ekim, buğday tarımında düzgün bir
çıkış için tavda tohum yatağına bölgenin
toprak koşullarına uygun olarak, disk veya balta ayaklı tohum miktarı kolay ayarlanan modern ekim makinalarıyla yapılmalıdır. Tarla tohum yatağında, yetersiz
rutubetin bulunduğu ala ve kızıl tavda
ekimden kesinlikle kaçınmalıdır. Aksi
halde dalgalı çıkış olmakta, çıkan bitki
kökleri tohum yatağında yetersiz rutubet
olması nedeniyle zayıf gelişmektedir.
Buğday tarımında ekim zamanını belirleyen en önemli faktörlerden biri, tohum
yatağındaki toprak sıcaklığıdır. Toprak
sıcaklığının 8-100C olduğu zaman ekim
yapılırsa kök gelişmesi hızlı ve kök tacı
derin olur. Kışlık ekim zamanı ülkemizde
sonbahar mevsimidir ve kışı sert geçen
bölgelerde eylül ayı ikinci yarısında ekime başlanırken, ılıman iklime sahip sahil
kuşaklarında aralık ayı ortasına kadar
ekim yapılabilmektedir. Yapılan en uygun kışlık ekmeklik buğday ekim zamanı araştırmaları sonucunda; Trakya’da
15 Ekim-15 Kasım, Orta Anadolu’da 15
Eylül-10 Ekim ve Çukurova’da 15 Kasım-15 Aralık tarihleri arası olduğu belirlenmiştir. İyi hazırlanmış tavlı bir tohum
yatağına buğday, 4-5 cm arası derinliğe
ekilebilir. Ekilecek tohumluğun bin tane
ağırlığına veya iriliğine bağlı olarak bu
derinlik küçük tohumlarda 4 cm, iri tohumlarda 5 cm olabilir. Aşırı, 7 cm’den
daha derine ekimlerde bitki çıkışları mütecanis olmaz. Farklı çeşitlerin bin dane
ağırlığı, iriliği, kardeşlenme kapasitesi
farklı olacağından ekim öncesi her bir çeşit için ekim makinalarının dekara atacağı
tohum miktarı ve ekim derinliği ayarları iyi
yapılmalıdır.
Ekim nöbeti (Münavebe)
Tarım yapılan alanlarda aynı bitkinin
aynı tarlaya üst üste ekilmesi toprağın fakirleşmesine ve o bitkinin hastalıklarının
artmasına neden olmaktadır. Üst üste
buğday ekilen tarlalarda, kök hastalıkları, ekin kurdu (zabrus), buğday sineği
gibi zararlıların görülme şansı yüksektir.
Buğday tarımı yapılan arazilerde, toprak
verimliliğini korumak için mutlaka her yıl
veya en az iki yılda bir ayçiçeği, Macar
fiği, pamuk, kanola, kavun, karpuz, soğan, fasulye, mısır gibi ürünlerle ekim
nöbetine girmelidir. Buğday bitkisi saçak
köklü olduğundan, Trakya koşullarında
kazık kök yapısına sahip olan ayçiçeği
ve kanola gibi bitkilerle ekim nöbetine
girmesi uygundur.
Yabancı ot mücadelesi
Buğday tarlasında kimyasal mücadele, yabancı otların 3-4 yaprak olduğu erken devrede yapılması tane verimini %20
-30 arasında artırmaktadır. Çiftçilerimiz
yabancı otların dar veya geniş yapraklı
olmasına bağlı olarak doğru yabancı ot
ilacını güvenilir bayilerden reçete karşılığı satın alarak, zamanında, tavsiye edilen dozda, uygun su miktarı ile rüzgârsız
havalarda kullanmalıdır. Toprakta uzun
süre kalıcı etkileri olan ilaçlar kullanırken
dozuna ve zamanına çok dikkat edilmelidir. Organik maddece fakir kumsal arazilerde, toprakta kalıcılığı olan yabancı ot
ilaçları kullanımı ekim nöbetine girecek bir
sonraki ürünü olumsuz etkileyebilir.
Hastalık ve zararlılarla mücadele
Buğday tarlaları özellikle ilkbahar
mevsiminde her hafta, çökerten (Gaeumannomyces graminis var. tritici) gibi
kök hastalıkları ile külleme (Erysiphe
graminis) ve sarı pas (Puccinia striiformis), kahverengi pas (Puccinia recondita), kara pas (Puccinia graminis tritici)
ve septorya (Septoria tritici) gibi yaprak
hastalıklarına karşı kontrol edilmelidir.
Buğday ekilişlerinde görülebilecek ekin
kurdu (Zabsrus spp.) ve süne (Eurygaster spp.) gibi zararlılara karşı tarımsal
mücadele, uzmanların tavsiyeleri doğrultusunda, zamanında yapılmalıdır.
Sulama
Buğday tarımında sulama, nisan ve
mayıs ayının kurak geçtiği yıllarda, imkân
olan yerlerde, gebeleşme ve süt olum
dönemlerinde yağmurlama sulama gibi
uygun bir yöntemle yapılmalıdır. Bitkiler,
topraktan aldıkları suyun %70’ni sapa
kalkma dönemi ile süt olum dönemi arasında kullanmaktadır. Bu nedenle nisan
ve mayıs aylarının kurak geçtiği yıllarda,
imkânı olan arazilerde sulama yapılması, kuru koşullara göre buğday tarımında
%100 verim artışı sağlamaktadır.
Hasat
Buğday bitkilerinin tarlada biçerdöver
ile hasadı, danedeki rutubet oranı %13
civarına düştüğünde yapılır. Hasat zamanı geldiğinde buğday bitkisi tam olum
devresindedir ve tümüyle saman rengini
alır. Hasada erken girilmesi, yüksek rutubet nedeniyle üründe kurutmayı gerektirir.
Buna karşın buğday hasadında geç kalınması yatma, dökülme, danelerde süne
emgi zararının artması, embriyo kararması
sonucu kalite düşüklüğüne neden olabilir.
Sonuç
Ülkemiz için önem taşıyan buğday
tarımında birim alandan bol ve kaliteli ürün; bölgeye uygun kaliteli çeşitlerin
sertifikalı tohumluklarının zamanında
iyi hazırlanmış tohum yatağına ekimi,
toprak analizine dayalı bilinçli bir gübreleme, ilgili uzmanların tavsiyeleri doğrultusunda yabancı otlar, zararlılar ve
hastalıklarla entegre mücadele yapılmasıyla mümkündür.
Kaynaklar
Anonym. 2014. http://faostat.fao.org
Anonym. 2014. http://www.tuik.gov.tr
Süzer, S. 2010. Buğday Tarımında azotlu
gübrelemenin verim ve kalite üzerine etkileri.
Hasad Bitkisel Üretim Dergisi. Aralık. 2010.
Yıl:26, Sayı:307. S: 82-90
Süzer, S., 2013. Modern yetiştirme teknikleriyle buğday üretiminde verim ve kalitenin
artırılması. Hasad Bitkisel Üretim Dergisi. Kasım. 2013. Yıl:29, Sayı:342. S: 84-92.
Süzer, S., M.K. Gül., 2014. Bazı Azotlu
Mineral Gübrelerin Kışlık Ekmeklik Buğday
Tane Verimi Ve Kalitesi Üzerine Etkilerinin
Belirlenmesi. Hasad Bitkisel Üretim Dergisi.
Şubat. 2014. Yıl:29, Sayı:345. S: 62-67.
Süzer, S. 2014. Buğday hasadında Dane
Kayıplarını Azaltacak Önlemler. Harman Time
Dergisi. Haziran 2014. Yıl:2, Sayı:16 50-54.
Ziraat
ODALARI
Ziraat
ODALARI
Türk Çiftçisinin Sesi
Tahılların önemi
Dünyamızın nüfusu 7 milyara ulaşmış
durumdadır. Birçok bilim adamının ortak
görüşü ise dünya nüfusunun, dünyanın
rahat besleyebileceği seviye olarak kabul
edilen 4 milyarı çoktan aşmış olduğudur.
Dünya üzerinde yaklaşık 1.1 milyar
kişi temiz içme suyundan, 1.3 milyar kişi
elektrikten yoksun ve 1.02 milyar kişide
açlık çekmektedir. Devam eden nüfus artışı ve şehirlere göç ile birlikte 2030 yılında
% 30 daha fazla suya, % 40 daha fazla
enerjiye ve en önemlisi % 50 daha fazla
gıda maddesine ihtiyaç duyulacağı bilim insanları tarafından öngörülmektedir.
Dünya’nın karşı karşıya olduğu en önemli
problemlerden kuşkusuz birincisi yetersiz
ve dengesiz beslenmedir. Bu olumsuz
durumun insanlık üzerindeki tehdidinin
azaltılması veya yok edilebilmesi ancak
gerekli tedbirler alınıp, gıda üretimin artırılması, nüfus artış hızının kontrol altına
alınmasına yönelik önlemlerin uygulamaya konulmasıyla mümkün olabilecektir. Dünya üzerinde üretim yapılan tarım
alanlarının son sınıra ulaştığı, ekim alanlarının arttırılmasının mümkün olmayacağı
gerçeğinin yanında yapılaşma, tuzlanmaçoraklaşma, erozyon ve diğer olumsuz
sebeplerle üretim alanlarının azalması
kaçınılmazdır.
İnsanlığın gıda ihtiyacının karşılanması; sürdürülebilir çevrenin korunduğu,
kaynakların ekonomik kullanıldığı tarımsal
üretim sistemleri ile yüksek verimli çeşitler
kullanılarak birim alandan alınan üretimin
artırılması ile mümkün olabilecektir.
Tahıllar geçmişte, günümüzde ve gelecekte de insanlığın temel besin kaynağı
olarak önemini korumaya devam edecektir. Birleşmiş Milletler verilerine göre, gıda
kaynaklarının % 68’ini tahıllar doğrudan
(buğday, mısır, çeltik, arpa, vb.) veya dolaylı (ekmek, makarna, bulgur v.b.) olarak
karşılamaktadır. Dünya tahıl üretimi son
50 yılda artarak 2.200.000.000 ton dolaylarına ulaşmış olup, bunun yaklaşık 690
milyon tonu buğday, 800 milyon tonu mısır, 670 milyon tonu çeltik ve geri kalanı
da arpa ve diğer tahıllardır.
Ülkemizdeki tahıl ıslahı çalışmaları
Ülkemizde Tahıl Islah çalışmaları
Cumhuriyetimizin kuruluşundan hemen
sonra 1926 yılında Eskişehir, Ankara ve
Sakarya’da bugünkü araştırma enstitülerinin temellerini oluşturan tohum ıslah
istasyonlarının kurulması ile başlamıştır.
Bu dönemin zor şartlarına rağmen
araştırıcılar buğday ve arpa üretimi yapılan tüm köy ve kasabalar karış karış
gezerek çiftçinin üretim yaptığı tohumları
toplanmış, bu yerel çeşitlerin tarımsal ve
morfolojik özelliklerini belirlemişler, içlerinden daha üstün olanlar seçilerek bunların tohumluk üretimi gerçekleştirilmiştir.
Mevcut genetik zenginlik içerisinden
seleksiyonla çeşit geliştirmenin yanında 1929-30 yılında istenilen özellikleri
bir araya toplamak amacıyla melezleme
çalışmalarına başlanmıştır. Halen araştırmacılar ülkemize benzer iklim ve toprak
yapısına sahip yerlerde yetiştirilen tahıl
çeşitlerini takip edip adaptasyon denmelerine almakta, kalite ve hastalıklara
toleranslarını belirlemektedir. Bu çeşitlerden istenilen özelliklere sahip (kalite,
hastalık vs.) olanlar melez programlarına
alınıp yeni çeşit geliştirme çalışmalarında
kullanılmaktadır.
Ülkemizde buğday, arpa, çavdar, yulaf, tiritikale, çeltik ıslah çalışmaları ağırlıklı olarak Tarımsal Araştırmalar Genel
müdürlüğüne bağlı enstitüler, az da olsa
bazı üniversiteler ve son yıllarda kurulan
ve yıldan yıla sayıları ve geliştirdikleri çeşit
sayıları artan özel sektör araştırma kuruluşları tarafından yürütülmektedir. Bu çalışmalar neticesinde ıslahçı kuruluşlar tarafından geliştirilen ve kademeli tohumluk
üretimi, yapılan tüm tahıl çeşitlerini www.
ttsm.gov.tr web sayfasında yer alan Milli
çeşit listesinde bulabilirsiniz.
Projeli dönemin başlamasıyla; üretim
bölgeleri iklim şartlarında yüksek verimli,
pazarın istediği kalitede, hastalık ve zararlılara dayanıklı veya tolerant yeni çeşitlerin
geliştirilmesi, geliştirilen çeşitlere ait yetiştirme tekniği paketlerinin oluşturulması
planlanmış ve sonuçlanan çalışmalardan
elde edilen çıktılar doğrultusunda çiftçilere önerilerek yapılmaya başlanmıştır.
Çeşit ıslahında ülke şartlarının elverdiği ölçüde hızla yol alınarak ekmeklik
buğdayda Gerek 79, Kırkpınar 79, makarnalık buğdayda Çakmak 79 ve Tunca 79
çeşitleri geliştirilmiş, bunların yetiştirme
teknikleri ile ilgili öneriler çiftçilere ulaştırılmıştır.1990 yılından sonra çeşit geliştirme çalışmaları daha da hız kazanmış ve
birçok tahıl türünde yaygın olarak yetiştirilmekte olan yeni çeşitler geliştirilmiştir.
Bunlar ekmeklik buğdayda kışlık alanlar
için Gün 91, Pehlivan, Sönmez01, Bayraktar 2000, Demir 2000, Doğu 88, Eser;
yazlık alanlar için Gönen, Basribey, Adana 99, Ceyhan 99, makarnalık buğdayda
kışlık alanlar için Kızıltan 91, Çeşit 1252,
Altıntaş, Ankara 98, Altın 40/98, Mirzabey
2000, yazlık alanlar için Fırat 93, Sarıçanak, Harran, Ceylan; arpada kışlık alanlar
için Hamidiye 85, Tarm 92, Çetin 2000,
Çıldır; yazlık alanlar için Şahin, Sur 93;
Çeltikte Ergene, İpsala, Trakya, Osmancık99, Trakya, Tarsan 1018, 0046A; Mısırda Hacıbey, Ada 89-24, Kompozit Arifiye,
TTM 815 çeşitleridir.
1990’dan önceki yıllarda tahıllarda verimi yükseltmeyi amaçlayan ağırlıklı ıslah
stratejisi yerini kalite öncelikli anlayışa
bırakmış ve özellikle ekmeklik ve makarnalık buğday ile arpada endüstrinin acil
olarak ihtiyaç duyduğu kalitesi yüksek
çeşitler geliştirilmiştir.
Tahıllar iklim istekleri ve özellikle toplam sıcaklık istekleri birbirinden farklı olduğundan ‘Serin İklim Tahılları’ ve ‘Sıcak
İklim Tahılları’ diye iki temel guruba ayrılırlar. Serin İklim tahılları 1-4 °C gibi düşük
sıcaklıklarda, sıcak iklim tahılları ise en az
8-12 °C sıcaklıkta çimlenebilmektedir. Serin İklim Tahılları adı altında, buğday, arpa, yulaf, çavdar ve tritikale (buğday çavdar melezi); sıcak iklim tahılları ise mısır,
çeltik ve darılardan oluşmuştur.
Ekmeklik Buğday: Tosunbey, Adana 99, Aldane; Makarnalık Buğday: Kızıltan91, Eminbey; Arpa: Aydanhanım,
Zeynelaga gibi tohumlar üretilip çiftçi ve
sanayinin hizmetine sunulmuştur.
1963 yılında 308 Sayılı Çeşitlerin Tescil ve Sertifikasyonu Hakkında Kanunun
çıkması ile çeşit kavramı önem kazanmaya başlamıştır. 1970 yılında Ülkesel Serin
İklim Tahılları Araştırma ve Eğitim Projesi
başlatılarak ilk projeli çalışma dönemine
geçilmiştir. Bu yılı takip eden yıllarda serin
iklim tahıllarının yanı sıra sıcak iklim tahılları, sebze, meyve, yem bitkileri, yağlı tohumlu bitkiler ve ülkemiz açısından önem
taşıyan diğer tüm bitkilerde yavaş yavaş
projeli döneme geçilerek daha organize
ve planlı çalışma dönemine geçilmiştir.
1970-1990 arasında tarımda kimyasal
gübrenin yaygın olarak kullanılması uzun
boylu olan yerli çeşitlerin yatmalarına
neden olmuştur. Bu dönemde ülkemize
giren gübrelemeye reaksiyonları yüksek
olan kısa boylu Meksika buğdayları yazlık
dilimde büyük verim artışları sağlamıştır.
Halen ülkemizde 11 merkez, 10 bölgesel, 26 bitki konulu çalışan toplam 48
araştırma kuruluşu vardır. Buna ilaveten 8
veteriner kontrol ve 13 gıda kontrol araştırma kuruluşu da dahil Gıda Tarım ve
Hayvancılık Bakanlığına bağlı Tarımsal
Araştırmalar ve Politikalar genel müdürlüğü 6310 personel( % 44 ü teknik personel)
ile hizmet vermeye devam etmektedir.
İnsan beslenmesinde de kullanılan
ülkemizin ilk yazlık kavuzsuz arpa çeşidi
2013 yılında; kışlık kavuzsuz arpa çeşidi
ise 2014 yılında Tarla Bitkileri MAE tarafından tescil ettirilmiştir.
Ülkemizde Buğday ve Arpa ıslah çalışmaları gelişme tabiatlarına göre kışlık
ve yazlık olarak yürütülmektedir. Kışlık
buğday ve arpa ıslah çalışmalarını Ankara Tarla Bitkileri Merkez TAE (Ankara)
koordinatörlüğünde Bahri Dağdaş Uluslararası TAE (Konya), Batı Geçit Kuşağı
TAE (Eskişehir), Doğu Anadolu TAE (Erzurum), Karadeniz TAE (Samsun), Trakya TAE (Edirne) ve Doğu Akdeniz Geçit
Yine son yıllarda küresel ısınmanın
olumsuz etkilerinin tahıl üretim ve kalitesine etkilerini azaltmak amacıyla; BDUTAE
bünyesinde Kuraklık Test Merkezi, DATAE
Soğuk Test Merkezi oluşturulmuş ve bundan sonraki çeşit geliştirme çalışmalarında kurağa ve soğuğa dayanıklılıkla ilgili
fizyolojik parametreler dünyada olduğu
gibi ülkemizde de daha etkili bir biçimde
tahıl ıslahında kullanılmaya başlamıştır.
Son yıllarda tahıl ıslahında özellikle kamu
araştırma enstitüleri, üniversiteler, sanayici ve üreticinin de içinde yer aldığı çok
disiplinli aktif ve dinamik çalışmalara ağırlık verilerek sektörün ve ülkemizin rekabet
gücünün artırılması hedeflenmektedir.
Kaynaklar
1- http://www.ttsm.gov.tr (Tohum, Tescil
ve Sertifikasyon Merkez Müdürlüğü)
2- Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlıgı ,
2012 ve 2013 Bütçe sunuşları
3- http://www.tmo.gov.tr (Toprak Mahsülleri Ofisi) (tahıllar raporu)
4- http://www.bugem.gov.tr (Bitkisel Üretim Genel Müdürlüğü)
5- http://fas.usda.gov (USDA Foreign Agricultural Service) Turkey Grain and Feed Annual 2012
6- http://www.turkstat.gov.tr (İstatistik
Enstitüsü)
7- http://faostat.fao.org (FAO)- Production
Statistics
8- Türkiye ve Dünyadaki Tarım Ürünlerindeki Gelişmeler, Gıda Tarım ve Hayvancılık
Bakanlığı, 2014
9- Tarımsal veriler Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, 2014
10- Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı,
Araştırma ve gelişme sistti, 2013
ÇİFTÇİMİZİN EMEĞİNİ YEDİRMEYİZ
Arsin Ziraat Odası
Yazlık dilim buğday ve arpa ıslah çalışmaları Ege TAE koordinasyonunda Batı
Akdeniz TAE (Adana), Sakarya Mısır Araştırma İstasyonu (Sakarya), GAP TAE. (Şanlıurfa), GAP Tarımsal Araştırma ve Eğitim
Merkezi Müdürlüğü (Diyarbakır), Doğu
Akdeniz Geçit Kuşağı Araştırma İstasyonu
Müdürlüğü (Kahramanmaraş) tarafından
yürütülmektedir.Yulafın hayvan beslenmesinin yanında son yıllarda insan gıdasında
kullanılmaya başlanmasıyla yulafın önemi
ve talebi artmıştır. İhtiyaç duyulan yeni çeşitlerin geliştirilmesi için ıslah çalışmaları
Bahri Dağdaş Uluslararası TAE kordinasyonu tarafından yürütülmekte olup Batı
Geçit Kuşağı TAE, Trakya TAE ve Ege TAE
çeşit geliştirme çalışmaları devam etmektedir. Çavdar ülkemizde serin iklim tahılları
içerisinde ekim alanı ve ekonomik önemi
en az olan serin iklim tahılı olup, ıslah çalışmaları ülkemizde sadece Bahri Dağdaş
Uluslararası TA enstitüsünde yürütülmektedir. Tritikale tahıl üretimi yapılan marjinal alanlar için buğday-çavdar melezlenmesinden elde edilmiş bir tahıl türü olup,
ülkemizde özellikle hayvan yemi olarak
kullanılmaktadır. Tritikale ıslah çalışmaları
1980’li yılların ortalarında başlamıştır. Bahri Dağdaş UTAE koordinatörlüğünde yapılan ıslah çalışmaları yazlık ve kışlık olarak
yürütülmektedir. Kışlık tritikale ıslah çalışmaları Bahri Dağdaş UTAE, Geçit Kuşağı
TAE, Doğu Anadolu TAE; yazlık tritikale
ıslah çalışmaları; Ege TAE ve GAP TA ve
Eğitim Merkezi tarafından yürütülmektedir.
Tahıl ıslahı ve araştırma sürekli yenilik ve
çalışma gerektirdiğinden son yıllarda yapısal değişiklikler yapılmış ve yapılmaya
devam edilmektedir. Bunlar ıslah süresini
kısaltmak ve çeşit ıslahında rekabetçi bir
yapıya ulaşmak için; tahıllarda geleneksel
ıslah yöntemi çalışmaları, biyoteknolojik
yöntemlerle entegre edilmeye başlamış ve
ıslah süresi % 50 kısaltılabilmiştir. Ayrıca
Markıra Dayalı Seleksiyon çalışmalarıyla
daha etkili ve erken generasyonda seleksiyon başlatılmış ve bu çalışmaların etkinliğinin artırılması için Ankara’da Biyoteknoloji Araştırma Merkezi kurulmuş ve hizmete
açılmak üzeredir.
ÜRETİCİLER STRES ATTI
19
Mersin’in Tarsus ilçesinde Ziraat
Odası’nın ev sahipliği, Mersin Büyükşehir
ve Tarsus Belediyesi ile oda ve kuruluşların sponsorluğu ile düzenlenen ‘Geleneksel 33. Üzüm ve Kültür Festivali’ çeşitli
etkinliklerle kutlandı.
Türkiye Ziraat Odaları Birliği Yönetim
Kurulu Üyesi A. Bahadır Sezgin’in de katıldığı, Tarsus 27 Aralık Stadyumunda düzenlenen etkinlik Mersin Büyükşehir Belediyesi folklor ekibinin gösterisiyle başladı.
Tarsus Ziraat Odası Başkanı Ali Ergezer yaptığı açılış konuşmasında, Tarsus
çiftçisinin teknolojiye ayak uydurduğunu,
AB standartlarında üretim yaptığını söylerek, “Biz bağcılar olarak Ocak ayından
başlayıp 8 ay boyunca tüm ailemizle birlikte gerektiğinde 35 derece sıcakta güneşin altında çalışarak daha çok üretip,
verimi, kaliteyi yakalamamıza rağmen
maalesef alın terimizin bu yılda karşılığını alamadık. Dekara; 150 TL zirai ilaç, 150
TL mazot, 300 TL işçilik ücretleri ile ürünün satış fiyatı arasındaki yüksek farklar
çiftçimizi içinden çıkılmaz hale getirmiştir.
Parasının hesabını bilmeyen ithalatçılarla,
zor şartlarda ekip biçen biz çiftçileri rekabet ettirmeyin” dedi.
Tarsus Belediye Başkanı Şevket Can
konuşmasında çiftçimizin ektiğinin, ürünün ve emeğinin karşılığını almasını diledi.
Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı
Burhanettin Kocamaz ise, “Tarsus diğer
pek çok özelliğinin yanı sıra, ülkemizin
en önemli üzüm yetiştiriciliği yapılan yerlerinden birisidir. Ziraat Odamızın rakamlarına göre yılda 400 bin ton üzüm üretilen Tarsus’u bu alanda ülkemizin önemli
markalarından biri haline getirmek istiyoruz. Üzüm ve Kültür Festivalini bu bakımdan önemli bir etkinlik olarak görüyorum”
dedi.
Tarsus Kaymakamı Hasan Göç, Tarsus
üzümün değerlendirilmesi açısında bu tür
festivallerin çok önemli olduğunu kaydetti.
Daha sonra sırasıyla MHP Mersin
Milletvekili Mehmet Şandır, CHP Mersin
Milletvekili Ali Rıza Öztürk ve CHP Mersin
Milletvekili Aytuğ Atıcı günün anlam ve
önemini belirten konuşmalar yaptılar.
Konuşmaların ardından güzellik yarışmasında ve en iyi bağcı yarışmasında
dereceye giren güzellere ve bağcılara hediyeleri protokol üyeleri tarafından verildi.
BAŞKANLAR GERİ DÖNÜŞÜM
FABRİKASINI GEZDİ
Türkiye Ziraat Odaları Birliği Yönetim
Kurulu ve Ulusal Fındık Konseyi Yönetim
Kurulu Üyesi, TZOB Karadeniz Bölge temsilcisi ve Arsin Ziraat Odası Başkanı Hasan
Kozoğlu, masa başında pazarlık yapan,
söz veren, kontrat imzalayan, kapora alan
sonra da sözleşmelerdeki şartlara uygun
fiyat için rekolte çalışması yapan ve yaptıranların olduğunu bildirdi. Kozoğlu, tüm
bunları yapan ve sözde serbest piyasadan
söz edenleri, üreticinin görüşlerini alma nezaketi bile göstermeden köşelerine taşıyan
ve savunanların olduğunu belirterek, “Şu
iyi bilinsin ki Ziraat Odaları, çiftçinin emeğini, alın terini kimseye yedirtmez” dedi.
TZOB’un açıkladığı 2014 yılı fındık rekolte tahmini hakkında gerçekleri yansıtmayan haberleri hayretle izlediklerini, Birlik
olarak açıkladıkları rekolte tahminini, Ordu
Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dekanı Prof.
Dr. Turan Karadeniz başkanlığında kurulan teknik komisyonun yaptığını hatırlatan
Kozoğlu, “Oluşturulan komisyon, Türkiye
fındık üretiminin yüzde 98,8’ini gerçekleştiren 14 il olan Ordu, Giresun, Samsun, Sakarya, Trabzon, Düzce, Zonguldak, Artvin,
Kocaeli, Kastamonu, Rize, Bartın, Sinop
ve Gümüşhane’de örnekleme metoduyla
tespit edilen çotanak sayımlarını bilimsel
GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı Bölge Müdürlüğü ile Şanlıurfa Ziraat
Odası arasında imzalanan protokol kapsamında çiftçi çocukları Şanlıurfa Ziraat
Odasını ziyaret etti.
GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı Bölge Müdürlüğü ile Şanlıurfa Ziraat
Odası arasında imzalanan protokol kapsamında 11 yıldır sürdürülen çiftçi çocuklarına eğitim çalışması bu yıl da devam
etti.
Sakarya Ziraat Odası Başkanları ve Osmaneli Ziraat Odası Başkanı Ertuğrul Ünver,
Sakarya’nın Pamukova ilçesinde faaliyet
gösteren geri dönüşüm fabrikasını gezdi.
Pamukova’da faaliyet gösteren fabrika
yetkilileri, Sakarya ilindeki Ziraat
Odası Başkanlarını ve Osmaneli Ziraat Odası Başkanı Ertuğrul
Ünver’i fabrikalarına davet ederek, ziyaretçi heyete fabrika ve
ürettikleri organik gübrelerle ilgili
bilgi verdi.
Fabrika Genel Müdürü
Osman Türkmen, yaptığı konuşmada, Avrupa Birliği (AB)
Uyum Yasaları kapsamında,
belediyelerin katı atık yönetimi
standartlarını uygulamalarının
zorunluluk haline getirildiğine
dikkat çekti.
Toplanan atıkların organik gübreye gübreye dönüştürüldüğünü anlatan
Türkmen, “Amacı katı atıkları değere
çevirmek olan Biosun Pamukova Tesisi,
atıkların düzenli ve kontrollü bir şekilde
toplanmasını; hijyenik koşullarda tesise
getirilmesini ve geri dönüşümünü sağlayacaktır. Toplanan çöplerin fabrikamızda
çeşitli kademelerden geçirilerek çeşitli
işlemler yaparak geri dönüşümünü sağlıyoruz. Yani organik gübre olarak tekrar
çiftçilerimizin kullanımına sunuyoruz.”
olarak değerlendirerek rekolte tahmini yaparak 371 bin 185 tonluk rakama ulaştı.
Revize öncesi Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın rekolte tahmini de bizim
tahminimize yakındır. Hasat sonrası rekoltenin bu seviyelerde olacağı görülecektir.
Masa başında pazarlık yapan, söz veren,
kontrat imzalayan, kapora alan sonra da
sözleşmelerdeki şartlara uygun fiyat için
rekolte çalışması yapan ve yaptıranlar var.
Bu kesimler, geçmişte de fındık rekoltesinin belirlenmesine yönelik imzalanan protokolü bozmuş, açıklanan düşük rekolte
tahmininin fiyatları yükselteceği endişesiyle apar topar çalışma yapmışlardır. Amaç
çiftçinin emeğini ucuza kapatmaktır. Ziraat
Odaları olarak üreticiyi korumak için bu
oyuna karşı çıkıyoruz” dedi.
O günlerde “İç piyasada fındık fiyatı yükselirse Türkiye’nin ihracatı ve döviz
geliri düşer” diyerek çiftçinin parasına göz
dikenlerle, bugün yüksek rekolte açıklayarak fındık fiyatlarını aşağıya çekmeye çalışanların aynı kesimler olduğuna dikkati
çeken Kozoğlu, şu bilgileri verdi, “Çeşitli
kesimlerin açıkladığı rekoltenin doğruluğunu piyasada tescillenen fındık miktarı
ile ölçmeye kalkışanlar yanlış yapıyorlar.
Defalarca söyledik. Rekolte ile pazara inen
ürün miktarı ya da borsada tescili yapılan
ürün miktarı ayrı şeylerdir. Rekolte o yıl üretilecek ürün miktarını; pazara inen ürün ya
da borsada tescillenen ürün miktarı ise o
yıl ya da sezon içinde borsada işlem gören
o yıla ait ve tescili yapılmamış halde emanette duran önceki yıllara ait ürün miktarının toplamını ifade eder. Başlangıç stokları, o yıla ait üretilen ürün miktarı, kayıplar,
sanayiye aktarılan miktar, iç tüketim, ithalat
ve ihracat miktarı, bitiş stokları gibi veriler
tam olarak ortaya konulmalıdır. Lisanslı
depoculuk geliştirilmeli, ürün borsaları kurulmalıdır. Fiyat istikrarının sağlanması için
gerekli adımlar atılmalıdır. Bu kadar büyük
bir kesimi ilgilendiren bir sektör, üç beş kişinin elinde oyuncak edilmemelidir.”
ÇİFTÇİ ÇOCUKLARINA EĞİTİM
Bugüne kadar bini aşkın çocuğa verilen eğitimlerin bir benzeri Şanlıurfa/Suruç,
Gaziantep ve Diyarbakır’dan gelen 50 çocuğa verildi.
Çevre il ve ilçelerden gelen çocuklar
Şanlıurfa Ziraat Odasını gezerek
yapılan uygulamaları yerinde
Şanlıurfa Ziraat Odası
ÜLKEMİZ
TAHIL ISLAHI
ÇALIŞMALARINA GENEL BİR BAKIŞ
Ayten Salantur
Tarla Bitkileri Merkez Araştırma
Enstitüsü - Ankara
Selami Yazar
Tarla Bitkileri Merkez Araştırma
Enstitüsü - Ankara
Emin Dönmez
Tarla Bitkileri Merkez Araştırma
Enstitüsü - Ankara
Kuşağı Araştırma İstasyonu Müdürlüğü
(Kahramanmaraş) yürütmektedir.
Yıl: 6 | Sayı: 68 | AĞUSTOS 2014
Tarsus Ziraat Odaları
Yıl: 6 | Sayı: 68 | AĞUSTOS 2014
Sakarya Ziraat Odası
18
Türk Çiftçisinin Sesi
gördü. Ziraat Odası Başkanı'yla bir araya
geldi.
Ziyaretçi çocuklara daha iyi ürün almaları için nelere dikkat etmeleri gerektiğini anlattıklarını söyleyen Ziraat Odası
Başkanı Ahmet Eyyüpoğlu, "GAP TEİAP
Tarım İl Müdürlüğü ve Ziraat Odası ortak
bir çalışma ile örnek çiftçilerimizin çocukları 50 öğrenci Ziraat Odamızı ziyaret
ettiler.
Biz de bu çocuklarımıza daha güzel
bir çiftçilik yapmaları için, bir ürün yerine
2 ürün alabilmeleri için, zamanında ilaçların nasıl atılacağı, daha iyi ürünü nasıl
elde edebilecekleri konusunda bilgiler aktardık. İnşallah bu çocuklarımız gelecek
neslimizin teminatı olurlar. Çocuklarımızı
bilgilendirme ve bilinçlendirme çalışmalarımız her yıl sürecek" ifadelerini kullandı.
BASINDA
Ziraat
ODALARI
Türk Çiftçisinin Sesi
Türkiye Ziraat Odaları Birliği
Ücretsiz Yaygın Süreli Gazetesidir
Yıl: 6
AĞUSTOS 2014Sayı: 68
GMK Bulvarı No: 25 Demirtepe/ANKARA
Tel: 312 231 63 00 (Pbx)
Fax: 312 229 65 38 - 231 30 77
www.tzob.org.tr
Download

Ağustos - Türkiye Ziraat Odaları Birliği