Dernekten
245
ODTÜLÜLER BÜLTENİ
İÇİNDEKİLER
6
Dernekten
ARALIK 2014
Dernek Ad›na Sahibi ve Yaz› ‹flleri Müdürü
Himmet fiAH‹N (EDS’83)
Yay›n Kurulu
Tülay ÜNLÜEVCEK(PSY’83)
fiule fiAH‹N(PSY’85)
Melda TANRIKULU(CP’06)
Emrah DEL‹KAN(CE’06)
Günay BULUT(ADM’85)
Melih VURKIR(OR/STAT’83)
Erkan ÖZMACUN(EE’87)
fiule GÖKO⁄LU(ADM’85)
Gökçen GÖKYER(CP’12)
Kıvanç YILMAZ(IE’03)
Ümit Nevzat UĞUREL(CP’80)
Yay›n ve Reklam Sorumlusu
Aysun BÜYÜKCENG‹Z
[email protected]
23 ODTÜ’den
24 Spor
26 Güncel
Grafik-Tasar›m
Yusuf MEŞE (Ajans-Türk)
Bask›
AJANS-TÜRK BASIN VE BASIM A.fi.
‹stanbul Yolu 7.km. No: 24 Bat›kent/Ankara
Tel: 0312 278 08 24
28 Spor
Bask› Tarihi: 12.12.2014
ODTÜ Mezunlar› Derne€i Yönetim Kurulu
Himmet Şahin(EDS’83)
Baki Arslan(CE’89)
Ümit Nevzat Uğurel(CP’80)
Kamil Kancoğlu(ME’87)
S. Melih Şahin(ME’85)
Arzu Hancı Karademirci(BÖTE’04)
Sibel Dinçer(CHEM’04)
Ödentileriniz ‹çin
T. ‹fl Bankas›, ODTÜ fiubesi
TR 39 000 64 000 001 4229 0528642
Garanti Bankas› Maltepe fiubesi
TR92 0006 2000 1140 0006 2011 60
Burs ve Yard›mlar Fonu
T. ‹fl Barkas›, ODTÜ fiubesi
TR 81 000 64 000 001 4229 0422059 (TL)
TR 80 0006 4000 0024 2293 2824 08 (EUR)
TR 81 0006 4000 0024 2293 1651 17 (USD)
Garanti Bankas› Maltepe fiubesi
TR 21 000 6 2000 1140 000 6 2995 35 (TL)
31 Dosya
38 Kavramlar
DOSYA
ODTÜ’den
Yönetim Yeri
ODTÜ Mezunlar› Derne€i Viflnelik Tesisi
1540 Sk. No: 58 100. Y›l, 06530, Ankara
Tel: (312) 286 79 79
Faks: (312) 287 75 00
E-posta: [email protected]
www.odtumd.org.tr
41 Bir Köşe
Hocam
42 İnecek Var
Kapak Fotoğrafı
Melih ÖZTÜRK
Dosya Konusu
Açlık
Kitaplar
Yerel Süreli Yay›n
ISSN 1303-7390
ODTÜ Mezunlar› Derne€i ayl›k yay›n organ›d›r.
ODTÜ’lüler Bülteni her ay 5750 adet bas›lmakta
ve Dernek üyelerine ücretsiz gönderilmektedir.
‹mzal› yaz›lardaki görüfl ve düflünceler yazarlar›na
ait olup, ODTÜ Mezunlar› Derne€i’ni ve ODTÜ’lüler
Bülteni’ni sorumlu k›lmaz. Yay›mlanan yaz›lar ve foto€raflar,
Derne€in ve yazarlar›n izni olmadan kullan›lamaz.
40 Teknoloji
AÇLIK
44 Arasında
48 Çizgiyle
BİZDEN SİZE
Sevgili Üyelerimiz,
2014 yılının en son ayına geldiğimiz şu günlerde, uluslararası camiada gittikçe şiddetlenen savaş kaygıları, gizli veya
açık ekonomik sıkıntılar, insan hakları ihlalleri, göçler, iş kazaları, belirsizlikler, hukuk ve güvenlik konusunda artan
endişelerin yarattığı çeşitli sosyal sorunlar ve küreselleşmeden kaynaklanan pek çok problemle geçirdiğimiz bir yılı
uğurluyoruz.
Dünya ve ülke gündeminden kopması mümkün olmayan Derneğimiz’in de kendi yaşam alanını koruması bu yıl da
öncelikli amacımızdı. ODTÜ Mezunları Derneği olarak varlığımızı her türlü soruna rağmen sürdürmeye çalışırken,
aynı zamanda sorunlardan çıkış yollarını da aynı gayretle aradık. ODTÜ’den aldığımız bilinç ve eğitimin bir parçası
olarak sosyal ve ekonomik sorunlar karşısında birlik ve beraberliğimizi koruyarak attığımız adımlar, üniversitemizin
daima yanında olduğumuzu pekiştiren duruşumuz her zaman birinci önceliğimiz oldu. Önceki yılın sonlarında ODTÜ
ormanının bir kısmının yola dönüştürülmesi ile üniversitemizin ve Derneğimizin ağaçlarının bir kısmı kesilmişti. Bu
yılın sonlarında da aynı durumun Eymir için söz konusu olabileceği çeşitli şekillerde gündeme gelmeye başladı.
Büyük emeklerle var edilen ve Ankara’nın akciğerleri görevini gören ODTÜ ormanının, en az üniversitemiz kadar
değerli olduğu bir gerçektir. ODTÜ’nün verdiği eğitim ve öğrencilerinde yarattığı bilinç ve sorumluluk anlayışı dünya
tarafından takdir edilerek çok çeşitli ödüllere layık görülürken, ODTÜ’nün itibarsızlaştırılması sadece ülkemizde değil
dünyada da hayal kırıklığı ile karşılanmaktadır.
Bu yıl hafızalarımızda sınırlarımız ötesinde gerçekleşen savaş ve ülkemize gelen göç dalgası ile yer edinirken, aynı
zamanda iş kazaları da en çok konuştuğumuz ve çözüm yolları konusunda üzerinde çaba harcadığımız konular
arasındaydı. Derneğimizde savaş ve sonrası konularında yapılan pek çok panel ve toplantının yanı sıra, Soma ve
Ermenek için yapılan paneller, toplantılar ve yardım kampanyaları da üyelerimizden büyük destek gördü. Soma’da
ilköğretim çocuklarına dağıttığımız binlerce kitap ve heyetlerimizin verdiği destekler onlar için yeni bir umut kaynağı
oldu.
Neredeyse her gün değişen dünya ve ülke gündeminin içinde olayların ve toplumsal yaşamın getirdiği kanıksamanın,
yapıcı bir dayanışmaya dönüşmesi toplum geleceği açısından daha da büyük önem kazanıyor.
Geçtiğimiz yıl boyunca Ankara’da bir örneği daha olmayan ve başka insanların üyesi olamadıkları için imrenerek
baktıkları, biz ODTÜ mezunlarını bir araya getiren, Vişnelik gibi bir tesise ve Derneğe sahip olduğumuz için çok şanslı
olduğumuzu bütün yıl boyunca yapılan aktivitelerle yeniden hissettik. Güncel konular, sizlerin ilgi alanlarınıza ve
beğeninize uygun olarak tasarladığımız paneller, seminerler, kurslar ve gezilerle, yaz aylarında düğünlerle, konserlerle,
çeşitli dans ve tiyatro gösterileri ve çim amfi etkinlikleri ile koca bir yılı daha geride bırakıyoruz. Derneğimiz, üyelerinin
taleplerini karşılamak, birlik ve beraberliğini güçlendirmek için çalışmalarına devam edeceği yeni bir yılı karşılamaya
hazırlanıyor.
ODTÜ Mezunları Derneği, üyelerine sunduğu hizmetlerin yanı sıra, ODTÜ bilincine sahip bir Demokratik Toplum
Kuruluşu olarak, kurumsal bir yapı içinde, diğer Sivil Toplum Kuruluşları ile birlikte toplumsal sorunların çözümü
kapsamında bilgi üretmek ve sorunlara ortak çözüm yolları aramak üzere yıl boyunca çalışmalar yapmaya, Üniversitemiz
ile sürdürdüğü yakın diyalog kapsamında, gerek kamusal, gerekse de öğrencilerimizin çeşitli sorunlarının çözümü
konularında üniversitemizin ve öğrencilerimizin yanında olmaya ve birlikte hareket etmeye devam edecek.
Yapılan tüm sosyal ve kültürel faaliyetlerin temelinde ortak üretim ve gönüllü çalışmalar bulunduğu bir gerçek.
Birlikte üretmek ve paylaşmak temeli ile oluşturduğumuz bakış açımız, çalışmalarımıza yansımaya devam edecek ve
üyelerimizin gönüllü çalışmalarına destek vermeyi sürdüreceğiz. Daha önce de olduğu gibi, yasalara ve tüzüğümüze
saygılı, düzgün bir işleyiş ve toplumsal kontrol mekanizmalarına dönük şeffaf yönetim anlayışı ile çalışmalarımıza
devam edeceğiz. Bu süreçte en büyük dileğimiz; Üyelerimizin Derneğimizi daha yoğun olarak kullanmaları, aidatlarını
düzenli ödemeleri ve aktivitelere katılarak bizlere destek vermeleridir.
2015 yılının bizlere ve tüm insanlığa sağlık, barış, refah ve umut getirmesi dileğiyle yeni yılınızı kutluyor, 31 Aralık
gecesinde, Derneğimizde 2015 yılını karşılamaya tüm üyelerimizi davet ediyoruz.
Saygılarımızla,
OD­TÜ Me­zun­la­r› Der­ne­ği
Yö­ne­tim Ku­ru­lu
Dernekten
ODTÜ Mezunları Derneği
Anıtkabir Resmi Ziyareti
ODTÜ
Mezunları Derneği’nin 10 Kasım Anıtkabir resmi ziyareti 6 Kasım Çarşamba
günü üyelerimizin de katılımı ile gerçekleştirildi. ODTÜ
Mezunları Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Himmet
Şahin’in şeref defterini imzalamasının ardından Derneğimiz adına mozoleye çelenk bırakıldı.
Derneğimiz Yönetim Kurulu Başkanı Himmet Şahin,
ODTÜ Mezunları Derneği adına şeref defterine şunları
yazdı:
“Büyük Atatürk,
Bizler ODTÜ Mezunları Derneği olarak; 91. Yılını kutladığımız Cumhuriyetimizle edindiğimiz demokratik, özgürlükçü, eşitlikçi, barışçıl, sosyal hukuk devleti değerlerini, Cumhuriyet devrimlerini ve yurtta barış, dünyada
barış anlayışını yaşatmayı en temel ödevimiz olarak görüyoruz.
Ülke barışına katkıda bulunacak bilimsel, akademik, özgürlükçü, çağdaş, demokratik, insan hak ve özgürlüklerini ve laik bir toplum olarak yaşamak için çalışacağımıza
dair kararlılığımızı huzurunuzda bir kez daha arz ediyor,
saygılarımızı sunuyoruz.”
Törenin tamamlanmasının ardından Derneğimiz Yönetim Kurulu Başkanı Himmet Şahin ve törene katılan üyelerimiz Anıtkabir’in önünde fotoğraf çektirdiler.
6 ODTÜLÜLER BÜLTENİ 245
Dernekten
Konsey İstanbul’da Toplandı
Aysun BÜYÜKCENGİZ
K
onsey Toplantısı, mezun dernekleri ile
ODTÜ Rektörü Prof. Dr. Ahmet Acar,
ODTÜ Kuzey Kıbrıs Kampusu Rektörü Prof. Dr. Turgut Tümer ve Rektör
Danışmanı Doç. Dr. Barış Sürücü’nün katılımlarıyla 15 Kasım Cumartesi günü İstanbul’da
gerçekleşti. İstanbul ODTÜ Mezunları Derneği ev sahipliğinde yapılan toplantının ardından, Pazar günü Konsey katılımcıları Avrasya
Maratonu’na katıldı.
İstanbul ODTÜ Mezunları Derneği Başkanı
Mehmet Ali Acartürk’ün katılımcılara “Hoşgeldiniz” dediği konuşmasının ardından, Konsey Başkanı Himmet Şahin toplantıyı açtı.
Konuşmasına Times Higher Education’ın
değerlendirmesine göre Üniversitemizin 85.
sırada olmasının verdiği gurur ve YÖNDER
programında gösterilen performans için Rektörlük makamının desteğine ve katkı koyan
derneklere teşekkür ederek başlayan Şahin,
YÖNDER’de yaşanan sorunlara rağmen programın devam
etmesinin önemini vurguladı.
Ardından söz alan Rektör Ahmet Acar, Times
HigherEducation’da
alınan
derecenin önemine değinerek,
“Sıralamada bulunduğumuz
nokta mutluluk verici; çünkü
o mertebedeki üniversitelere
bakıldığında öğrenci başına
düşen bütçe bizim bütçemizin 10 katı” dedi. “Bir Ağaç
Sizden, Bir Orman Bizden”
kampanyasından da söz eden
Acar, gelecek yıl Kasım ayında 300 bin ağacı tamamlamayı hedeflediklerini söyledi.
Ahmet Acar, Eylül 2015’ten
itibaren başlayacak 60. Yıl
kutlamaları ve ODTÜ Mezunları Derneği’nin 50. Yıl kutlamalarının örtüşeceğini hatırlatarak, program
oluşturmaya başladıklarını ve mezun derneklerinin katkılarını beklediklerini söyledi.
Üniversitedeki gelişmeleri de aktaran Rektör
Acar, yeni yurdun kullanıma açılmasıyla yurt
kapasitesinin 7400 öğrenciye ulaştığını dile
getirerek, yeni projelendirilip uygulamaya
konan lisansüstü konukevi, ODTÜ Araştırma
Parkı ve Bilişim ve Telekomünikasyon İnovasyon Merkezi projeleriyle ilgili gelişmeleri
aktardı.
ODTÜ Kuzey Kıbrıs Kampusu Rektörü Prof.
Dr. Turgut Tümer, Güzelyurt yerleşkesinin 10.
Yılında olduğunu hatırlatarak öğrenci sayılarının 2400’e ulaştığını belirtti. Uluslararası
öğrencilerdeki artışın önemli olduğunu dile
getiren Tümer, bir petrol şirketi ile yaptıkları
eğitim anlaşması doğrultusunda aldıkları yabancı öğrencilerden ve o öğrencileri iş yaşamında gören şirketlerin üniversiteden eğitim
taleplerinden söz etti. Turgut Tümer, en çok
yabancı öğrenci alınan ülkeleri Pakistan, Suriye, Mısır ve Filistin olarak sıraladı. Rehber
öğretmenlere yönelik seminer programları
düzenlediklerini dile getiren Tümer, Kıbrıs
dernek binasında gerçekleştirilen öğrenci oçluğu seminerleri ile ilgili de bilgi verdi.
Toplantıda, tanıtım ve mezunlarla iletişim
çalışmalarını aktaran Barış Sürücü, bu
yıl Ankara – Kıbrıs olarak birlikte çalışma
yapmaya başlandığını ifade ederek, tüm üniversitelerin katıldığı fuarlarda geniş stantta
tanıtım yapmanın ODTÜ’ye özel tanıtım günleri düzenlemekten daha verimli olduğunu
gördükleri için bu yöntemle tanıtım yapılacağını söyledi. Sürücü, mezunlarla iletişimi
Aker, 14 Aralık’ta Adana’da mezunlar yemeği olduğunu duyurdu.
Temsilcilik olarak kurulan Bodrum örgütlenmesinin Bodrum ODTÜ Mezunları Derneği
olarak kuruluşunun gerçekleştiğini duyuran
Himmet Şahin, bağımsız bir dernek kurma
çalışmalarına başladığını söyledi. 50. Yıl
çalışmalarına ve “Her Üye İçin Bir Ağaç”
sloganıyla yapılacak ağaçlandırma çalışmasına değinerek, ODTÜ Mezunları Derneği’nin
çalışmalarını aktarmak üzere sözü Melih
Şahin’e bıraktı.
Sözlerine toplumsal olaylarla ilgili çalışmaları aktararak başlayan ODTÜ Mezunları
Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Melih Şahin,
Soma’ya yapılan eğitim yardımı ile ilgili bilgi
verdi. Şahin, maden kazaları gibi güncel konuları ele alan panellerin yanı sıra, Ankara
Gönüllü Takımı’nın ekonomik güçlükler nedeniyle eğitim şartlarının yetersiz olduğu çocuklara ve gençlere ulaşılarak
toplumun gelişimine katkıda
bulunulduğunu belirtti. Derneğimizin sportif faaliyetlerini
Konsey ile paylaşan Melih Şahin, eskrim ve tenis alanındaki
başarılarını anlattı.
Ayrıca, katılımcılar derneklerinin burs çalışmaları ve
YÖNDER programı kapsamında yaptıkları çalışmalar
ile ilgili bilgileri de paylaştılar.
ODTÜ Mezunları Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Ümit Nevzat Uğurel, YÖNDER programının uygulanması sırasında
AŞTİ’de yaşanan sorunları
aktardı.
sürdürmek için de mezun iletişim bilgilerinin
güncel tutulması yönünde bir sistem üzerinde
çalışıldığını ifade etti.
İstanbul ODTÜ Mezunları Derneği ile ilgili bilgi vermek üzere söz alan Mehmet Ali
Acartürk, ayda 22 etkinlik, 12 organizasyon
ve kokteyl, 30 çalışma grubu toplantısı yaptıklarını ifade etti. Ardından söz alan İzmir
ODTÜ Mezunları Derneği Başkanı Fatih Seyhan, geçtiğimiz yıl aldıkları lokalin açılışını
yapacaklarını belirterek dernek çalışmaları ile ilgili bilgi verdi. Aytaç Aras, Antalya
ODTÜ Mezunları Derneği olarak bu yıl ilk
defa 5 öğrenciye burs verdiklerini dile getirerek, her yıl Antalya’da bir ODTÜ Şenliği
yapmayı istediklerini belirtti. Adana ODTÜ
Mezunları Derneği adına konuşan Sacid
Mehmet Ali Acartürk’ün
Kıbrıs’taki burslu öğrencilerin mezun derneklerinden de
burs alabilmesi konusunu gündeme getirmesi
üzerine, Kıbrıs’taki öğrencilerden yüzde 100
burslu olanların yanı sıra, yüzde 50 burslu
öğrenciler arasında da maddi desteğe ihtiyacı
olanlar olduğu belirtildi. Himmet Şahin, Kıbrıs’taki öğrencilerin burs konusunda diğer öğrencilerden ayrı tutulmasının söz konusu olmadığını dile getirdi. Mezun derneklerinden
en büyük beklentilerinin burs katkısı olduğunu belirten Rektör Ahmet Acar, bu konuda
Üniversite ve dernekler olarak iletişim halinde çalışılması; ilerleyen günlerde burs ofisi ve
derneklerin burs sorumluları ile bir toplantı
organize edilmesi gerektiğini söyledi.
Konsey Toplantısı, bir sonraki toplantının
Ocak ayında Kıbrıs’ta yapılacağı hatırlatması yapılarak sona erdi.
ARALIK2014 7
Dernekten
Burs ve Yardımlar Komitesi’nden
DESTEKLERİNİZ İÇİN TEŞEKKÜR EDERİZ…
TEMMUZ-KASIM AYLARI İTİBARİ İLE BURS FONU’MUZA
BAĞIŞTA BULUNUP ESKİ TALİMATLARINI GÜNCELLEYEN
YENİ BAĞIŞ VEREN ÜYELERİMİZ, MEZUNLARIMIZ VE ODTÜ DOSTLARI
BURS VERENLER
BÖLÜM’MEZUN‹YET YILI
BURS VERENLER
BÖLÜM’MEZUN‹YET YILI
ERSİN ÖĞÜŞ
MATH’76
MEHMET KEMAL SÜRÜCÜ
ALİ RIZA SOMTÜRK
PETE’70
MEHMET KOÇLAR
EE’76
ANIL AKBULUT YILMAZ
ECON’00
MEHMET TİMUR SAYRAÇ
EE’63
AYŞE ABAÇ
STAT’86
MURAT GÜVENİR
EE’89
AYŞE MELİS YURTTAGÜL
CHE’99
MUSTAFA ERSİN ALTINTOP
CE’94
MUSTAFA TUYGUN
EE’89
BARIŞ GÜRBÜZ
EE’02
CANSEL - CİHAN İNANKUR
MAN’78 - MAN’80
ELİF BUZLUPINAR
ECON’91
ELİF SOYATA ARSLAN
METE’90
MUSTAFA ÜMİT ATALAY
MINE’76
MÜFİDE ÇALIŞKAN
SC.E’83
NİHAL YENER ERCAN
EE’92
EMRAH ÖZSAVAŞÇI
PETE’95
NÜKHET ÖZDEMİR
EROL KARAOKCU
METE’86
ÖNDER KAZAZOĞLU
FERRUH BÜLENT BİNGÖL
ARCH’71
ÖZLEM ŞEN
FEYZA SÜRÜCÜ
CE’70
ÖZNUR AKCAKAYA
GÜLAY - ALİ HAYDAR KURTDARCAN
CE’73
SABRİ ENGİN
IE’83
MAN’83
ME’75
EE’91
MAN’07
CE’79
SEYDİHAN ÇAMUR
CP’86
GÜLNİHAL ÖZDEMİR
ECON’00
HÜSEYİN ILGAZ KAYA
CE’96
SİNEM KOÇKAN
GIDA 13
ME’76
UMUT GÜMÜŞBAŞ
BIOL’99
M.GÖKHAN ÖZDEMİR
MEHMET ALİ GÜLSEVER
CHE’02
ODTÜ DOSTLARI
AYŞEN EREN ÇETİNKAYA ANISINA (EE’71)
MİNE - MUZAFFER KAMURAN
İSMAİL SÖNMEZ ÇETİNKAYA CHE’70
ORHAN REŞİT ÇUBUKÇU
ŞENAY DUMAN
NİDAİ ERGUN ANISINA
CANAN ERGUN
BİR YOGA GRUBU
VEHBİ ÇÜRÜK
İSMİNİN AÇIKLANMASINI İSTEMEYEN
30 BURS VEREN BAĞIŞÇI BULUNMAKTADIR.
ODTÜMD BURS FONU HESAPLARI;
İŞ BANKASI ODTÜ ŞUBESİ 4229-422059 HESAP
ZİRAAT BANKASI ODTÜ ŞUBESİ- EURO
IBAN:TR 81000 6400 0001 4229 0422 059
IBAN: TR39 0001 0015 3708 9762 9150 01
GARANTİ BANKASI MALTEPE ŞUBESİ 114-6299535 HESAP
İŞ BANKASI ODTÜ ŞUBESİ – USD
IBAN:TR21 0006 2000 1140 0006 2995 35
IBAN: TR81 0006 4000 0024 2293 1651 17
YAPI KREDİ BANKASI ODTÜ ŞUBESİ
ZİRAAT BANKASI ODTÜ ŞUBESİ- TL
IBAN: TR74 0006 7010 0000 0072 4153 77
HESAP NO: 35439496-5001
Burs Fonu’muza katkı sağlayan üyelerimize,
mezunlarımıza ve ODTÜ dostlarına, bursiyer öğrencilerimiz adına
teşekkürler…
8 ODTÜLÜLER BÜLTENİ 245
Dernekten
Burs ve Yardımlar Komitesi’nden
YENİ BURSİYER ÖĞRENCİLERİMİZİ BELİRLEDİK
K
omitemiz Haziran ayından başlayarak yeni dönem için hazırlıklara
başladı. Eski bursiyerlerimiz için
yenileme başvuruları yaz dönemi boyunca
alınarak, bazı öğrencilerimizle görüşmeler
yapıldı. Bu arada, bütçe olanaklarımız gözden geçirilerek, yarım bursların 75 TL’den
100 TL’ye çıkarılmasına, tam bursun 150
TL’den 180 TL’ye çıkarılmasına karar verilmiştir.
2014–2015 Akademik yılının başlaması ve
yeni başvuruların web üzerinden alınması
ile yoğun bir çalışma başladı. Bu yıl, daha
önceki yıllardan daha fazla başvuru alıp,
“1044 tane başvuru” ile rekor kırdık. Puanlama sistemine göre binkırkdört başvuru
değerlendirilerek kriterleri sağlayan 420
tane öğrenci mülakata davet edildi.
Komite üyelerimiz, uzun yılların deneyimi
ile geliştirilmiş olan mülakat teknikleri ile
22 Eylül tarihinden itibaren, ekipler halinde haftada altı gün görev yaparak dörtyüz
yirmi öğrenci ile görüşmeleri tamamladılar.
Görüşmeler sırasında bursun devamı için
gerekli koşullar öğrencilere aktarıldı.10
Ekim’de üniversitemiz burs sonuçlarının
elimize ulaşması ile yeniden karşılaştırmalı
değerlendirmeler yapıldı ve imkânlarımız
ölçüsünde burs verebileceğimiz öğrenciler
belirlendi. Yönetim Kurulunun onayından
sonra öğrencilere duyuruldu.Önceki yıldan
bursu devam eden öğrencilerimize ek olarak bu yıl 142 öğrenci daha bursiyerlerimiz
arasına katıldı.
ODTÜ MD olarak en önemli uğraşımız öğrencilerimizi yalnız bırakmamak, zorlukların üstesinden gelebilmeleri için her türlü
maddi manevi desteği vermektir. Burs Komitesi olarak bu doğrultuda gerek Fonumuz
için yeni kaynaklar yaratmak; gerekse bursiyerlerimizi hem kendi aralarında, hem de
Dernekle kaynaştırmak amacıyla pek çok
aktivitenin hazırlığı içerisindeyiz.
Yaşanan eşitsizliklerin sorumlusu olmayan
bu gençler için, duyarlı bütün üyelerimizin
destek ve katkılarını bekliyoruz.
Burs fonuna katkı sağlayan üyelerimize ve
kuruluşlara çok teşekkür ediyoruz.
ETKİNLİKLERİMİZ
Bursiyer öğrencilerimizle daha etkin iletişim kurabilmek, onların sosyal ve kültürel
anlamda daha hızlı gelişmelerine katkı
sağlamak için düzenlediğimiz etkinliklerin
ilkini 2 Kasım Pazar günü gerçekleştirdik.
Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nin Geleneksel Ağaç Dikme Etkinliği ve Eymir Gölü
Günü etkinliği için bursiyerlerimizle Eymir
Gölü’nde buluştuk. Eymir Gölü Gölbaşı
giriş kapısında yapılan ağaç dikiminin ardından, Kayıkhane bölgesinde düzenlenen
etkinlikler kapsamında değişik gösteriler
düzenlendi. ODTÜ öğrenci topluluklarının
gösterilerinden sonra, her yıl Cumhuriyet
Haftası etkinlikleri kapsamında gerçekleştirilen Cumhuriyet Koşusu ile Kürek Yarışı
yapıldı.
Burs ve Yardımlar Komitesi
ARALIK 2014 9
Dernekten
Dernekten
Dernekten
Aysun BÜYÜKCENGİZ
Eskrim Takımımız
Şampiyonlukla
Döndü
Birinci yılını tamamlayan Vişnelik Tenis Eskrim Kulübümüz, Uluslararası Eskrim Federasyonu’nun yıldız kategorisinde düzenlediği yedi turnuvadan biri olan ve 8 – 9 Kasım’da Sofya’da gerçekleşen turnuvada takım olarak altın madalya kazandı.
Sporcularımızdan Yalın Şahin ise, bireysel maçlarda ikinci olarak gümüş madalya aldı. Turnuvanın ardından eskrim takımımızla Derneğimizde buluşan Yönetim Kurulumuz takımın başarısını kutladı; Yönetim Kurulumuzun hediyelerini Derneğimiz
Yönetim Kurulu Başkan Himmet Şahin sporcularımıza verdi. Başarıları artarak devam eden Vişnelik Tenis Eskrim Spor
Kulübümüzün çalışmalarını ve gelecek turnuva programını, Kulüp Başkanı Sonay Şahin ile konuştuk.
- Sofya’da gerçekleşen turnuvadan
madalya ile döndünüz…
- Yıldız kategorisinde Uluslararası Eskrim
Federasyonu’nun düzenlediği yedi turnuvadan
biri 8 – 9 Kasım’da Sofya’da yapıldı. Biz de
milli takımdaki sporcularımızla birlikte bu
yarışmaya katıldık. Sporcularımızdan Yalın
Şahin bireysel maçlarda ikinci olarak ülkemize gümüş madalya getirdi. Dört kişiden
oluşan takım maçlarında da, kulüp sporcularımızdan Alp Ege Koç ve Yalın Şahin’in
bulunduğu takım birinci olarak altın madalya
kazandı.
- Madalya almanın dışında, turnuvaların
Avrupa Şampiyonası açısından bir önemi var mı?
- Çocuklar, bu turnuvalarda aldıkları sonuçlara göre değerlendirilerek buradaki yerlerine bağlı olarak Avrupa Şampiyonası’na
seçiliyorlar. Dolayısıyla bazı sporcularımız bu
turnuvada madalya almasa bile Avrupa Şam10 ODTÜLÜLER BÜLTENİ 245
piyonasına katılma anlamında önemli yol kat
etmiş oldular. Şubat ayında yapılacak Avrupa Şampiyonası’na gidecek dört kişilik erkek
sporcu ekibi için bizden iki kişi kesin katılma
hakkı kazandı; kızlarda da yine üç kişiyi kulübümüzden göndereceğimizi düşünüyoruz.
- Turnuvaya katılımı federasyon mu
finanse ediyor?
- Milli takım sporcuları ve antrenör için federasyonun bir yol ve
otel katılımı oluyor. Örneğin Sofya’daki turnuvaya katılan 7 sporcumuzdan federasyonun belirlediği kotaya göre 3 tanesi federasyonun katkısıyla gitti. Diğerleri millilik haklarını korumak için kendi
imkanlarıyla katıldılar. Klasmandaki ilk sekiz kişi haziran ayında
milli olarak değerlendiriliyor. Ama ülkelerin yirmi kişilik kotası var
turnuvalara gidebilmek için. Bir tane maç gitmek çocuk için en azından 1500 TL. Yurt içinde hiçbir katkı yok, tamamına aileler kendisi
götürüyor.
- Sponsorluk olanağı yok mu?
- Eskrim çok fazla bilinmiyor ama çocukların gelişimi açısından da
çok fazla katkısı olan bir spor. Bu turnuvalara gidildiğinde bu başarıları bizim burada kendi başımıza yapmaya çalıştığımız bir takım
çabalarla bu başarıları elde ediyoruz. Ama keşke bir futbola, basketbola, voleybola verilen destek verilebilse, o zaman bu madalyaların sayısı artacak. Şu anda bu salonumuz antrenman için yetmez
duruma geldi. Futbol, basketbol takımlarının sponsorları var çünkü onlar formalarında da taşıyorlar. Bizim kulübümüze de sponsor
olanlar var ama bunlar bizlerin kişisel çalışmalarıyla olan şeyler.
Çok küçük hareketlerle çok iyi sonuçlara gidilebilir. Biz bir yılını
dolduran bir kulüp olarak da hem sporcu sayımızdaki artış, hem de
elde edilen sonuçlar açısından gerçekten iyi bir noktadayız.
- Sırada hangi turnuvalar var?
- Uluslararası federasyonun belirlediği yedi turnuva içinde Türkiye
Eskrim Federasyonu ekonomik nedenlerle üç tanesini seçiyor. İlki
Budapeşte’de idi. İkincisi Sofya’da yapılan, üçüncüsü de Avusturya
Mödling’de 17 – 18 Ocak’ta yapılacak. Bunlar federasyonun programında olanlar. Ama bizim kulüp sporcularımız kendi imkanlarıyla
gelişimlerine katkıda bulunmak adına 13 - 14 Aralık’ta Almanya’da
yapılacak turnuvaya gidecekler. 31 Ocak – 1 Şubat tarihlerinde de
yedi maçtan bir tanesi olan Londra’da yapılacak turnuvaya gidecekler. 24 – 26 Şubat’ta da Avrupa Şampiyonası var.
Dernekten
Aysun BÜYÜKCENGİZ
Söyleşi:
“Madencilik Sektöründe Yaşanan
İş Kazaları”
i
ş kazalarının en çok yaşandığı, en riskli
sektörlerden bir olan madencilik sektöründe iş kazaları can almaya devam ediyor.
2014 yılı sona ermeden, yıl içinde maden
sektöründe iş kazaları sonucu hayatını kaybeden maden emekçisi sayısı 359’a ulaşırken,
sektörün sorunları için kalıcı çözüm arayışları sürüyor. ODTÜ Mezunları Derneği bu
arayışa, düzenlediği söyleşi ile iş kazalarının
önüne geçilmesi, madencilik sektörünün ihtiyaç duyduğu düzenlemeler ve bu konularda
yetkililerin alması gereken tüm önlemlerin
uzman değerlendirmeleriyle masaya yatırıldığı bir söyleşi ile katkıda bulundu. “Madencilik Sektöründe Yaşanan İş Kazaları” başlıklı bir söyleşi, 6 Kasım Perşembe akşamı
TMMOB Maden Mühendisleri Odası Yönetim
Kurulu Başkanı Ayhan Yüksel (MINE’92)
ve Hacettepe Üniversitesi Öğretim görevlisi
Prof. Dr. Bahtiyar Ünver’in (MINE’84) konuşmacı olarak katılımı ve üyelerimizden Nadir Avşaroğlu’nun (MINE’86) kolaylaştırıcılığıyla Vişnelik Salonu’nda gerçekleşti.
“Böyle giderse her 3 – 4 yılda bir
böyle kazalar yaşarız”
Söyleşide ilk sözü alan Ayhan Yüksel, Soma
faciasının pek çok şeyi değiştireceğini düşündüklerini söyleyerek, madencilik sektörünün
ve ilgili mevzuatın sorunlarına değindi. Kazanın ilk nedeninin taşeronlaşma olduğunun
altını çizen Ayhan Yüksel, kısa süreli ve
uzmanlık gerektiren işlerde, dönemsel per12 ODTÜLÜLER BÜLTENİ 245
sonel ihtiyacı bulunan işlerde taşeronluğun
dünyada da düzenlemeleri olduğunu; ancak
Türkiye’de de çok yaygın olan ekonomik taşeronluğun dünyada da ülkemizde de yasak olduğunu ifade etti. Yüksel, “Böyle giderse her
3 – 4 yılda bir böyle kazalar yaşarız” dedi.
Kazanın ardından yaşanan “işçilerde maske
yoktu” tartışmasını anımsatan Ayhan Yüksel, o şartlarda maskenin işe yarayıp yaramayacağının da bilinmediğini; ayrıca bir acil
durum planına bağlı hareket edilmediği için o
durumda yapılan her şeyin sorgulanabileceğini dile getirdi.
“Denetleme elemanı denetlediği
insandan maaş almamalı”
Ayhan Yüksel, konuşmasında madencilikle
ilgili mevzuatın sorunlarına da değinerek,
Maden İşleri Genel Müdürlüğü’nün, Enerji Bakanlığı’nın ve Çalışma
Bakanlığı’nın hazırladığı üç
ayrı mevzuat olduğuna dikkati çekti. “Maden ocağının
kuruluşunu başka, denetimini
başka kurum yapıyor. Ocak
yanlış kurulduktan sonra düzeltmek de imkansız oluyor”
diyerek sorunu özetledi. Yüksel, üniversitelerin, sendikaların, meslek odalarının bir
araya geldiği bir ekiple bilime
ve hukuka uygun bir yapı oluşturmayı önerdiklerini; ancak
ortaya konan torba yasanın
güvenlik konusunda hiçbir şey
içermediğini anlattı. Uygulamadaki önemli sorunlardan
birinin denetleme elemanlarının ücretleriyle ilgili olduğunu
ifade eden Ayhan Yüksel, “Denetleme elemanı denetlediği insandan maaş almamalı”
dedi. İşçilerin eğitimi konusunda da mevzuatın ve uygulamanın yetersiz olduğunun altını
çizen Ayhan Yüksel, maliyeti yükseltmemek
için gerekli eğitimin verilmediğini belirtti.
“Soma kazası, dünya madencilik tarihinin en karmaşık kazalarından biri”
Ayhan Yüksel’in ardından söz alan Prof. Dr.
Bahtiyar Ünver, konuşmasına “Soma kazası,
dünya madencilik tarihinin en karmaşık kazalarından biri” diyerek başladı. Bu tür kazaların tekrarlanmaması için teknik olarak
yapılması gereken pek çok şey olduğunu ifade
eden Ünver, dünyadaki madencilik uygulamalarını incelediğinde ülkemizdeki uygulamanın çok eksik olduğunu gördüğünü; Soma
kazasının aydınlatılabilmesi için ayrıntılı ve
bilimsel bir çalışmaya ihtiyaç olduğunu dile
getirdi. Sensörlerin incelenmesinden yola
çıkarak karbonmonoksitin kısa süre içinde
çok yüksek değerlere ulaştığını tespit ettiklerini belirten Prof. Dr. Bahtiyar Ünver, olayın oluşunu şöyle anlattı: “Burada kırılmış,
ezilmiş, geçirgenliği yüksek bir kaya yapısı
var. Kömür damarı 25 metre, bunun üzerinde
80 metre kalınlığında sağlam bir M2 barı,
bunun üzerinde de aynı kalınlıkta ikinci bir
bar var. 25 metrede üretim yapılınca yukarıdaki göçme birkaç sene sürüyor. Yeraltındaki boşluklar çökünce orada biriken gaz öyle
bir baskıyla gelmiş ki aşağıya, bazı yerlerde
tavan filan kalmamış.” Karbonmonoksit değeri hızla yükseldiği için yakınlarında maske
olanların bile kurtulamadığını ifade eden Ünver, kaza sonrasındaki uygulamaları da eleştirerek, kazanın hemen ardından bacalardan
çıkan dumandan saat başı ölçüm yapılması
gerekirken bunun için sonraki gün çalışma
başlatıldığını dile getirdi.
“Kazanın aydınlatılabilmesi için
bilimsel çalışma zorunlu”
Prof. Dr. Bahtiyar Ünver, bu kazanın aydınlatılması ve başka kazaların önlenmesi için yapılması gerekenleri şöyle sıraladı: “Yangının
olduğu bölgenin yapısı iyi incelenmeli; bölgede bulunan yanıcı maddelerin miktarı tespit
edilmeli; tüm panoların üzerinde jeofizik ölçümleri yapılmalı; boşluk belirlenen alanlarda sondajla gaz boşaltımı yapılarak gazlar
incelenmeli. Kazanın aydınlatılabilmesi için
bilimsel çalışma zorunlu.” Çalışmalar için
iki ekip oluşturulması, bir ekip analiz yaparken, diğer ekibin dünyanın önemli yerlerindeki uygulamaları incelemesi gerektiğini
belirten Prof. Dr. Ünver, şu aşamada yapılabilecek en doğru şeyin kuralların alelacele
çıkarılmasını önlemek olduğunu ifade ederek
sözlerini tamamladı. Soru ve cevap bölümünün ardından ODTÜ Mezunları Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Himmet Şahin’in konuşmacılara teşekkür belgelerini vermesiyle
söyleşi sona erdi.
Dernekten
Koleksiyon Kulübü’nden
“Cumhuriyet Türküleri” Dinletisi
Ü
yemiz Süleyman Durdağ’ın Gramofon ve Taş
Plakları Koleksiyonu’ndan derlediği “Cumhuriyet Türküleri” dinletisi, TRT çalışanlarının hazırladığı metin ve TRT spikeri Dilek Beyhan
Günalp’ın anlatımında “Gülen Atatürk” sinevizyon
gösterimi, 4 Kasım Salı akşamı Vişnelik Salonu’nda
gerçekleşti. Etkinlikle aynı akşam, lobide de Atatürk Karma Sergisi’nin açılışı yapıldı.
“Gülen Atatürk” sinevizyon gösterimiyle başlayan programda, gösterimin ardından “Cumhuriyet
Türküleri” taş plaktan dinlendi. Taş plak denince akla gelen ilk seslerden Safiye Ayla’dan “Çile
Bülbülüm” ve “Yanık Ömer” ile başlayan dinletide, Celal Güzelses’ten “Bahçede Yeşil Hıyar, Hafız
Burhan’dan “Makber”, Aşık Veysel’den “Çiçekler”,
Abdullah Yüce’den “Hiç mi Gülmeyecek Benim Yüzüm de”, Zeki Müren’den “Bir Muhabbet Kuşu”,
Hamiyet Yüceses’ten “Bakmıyor Çeşmi Siyah”,
Münir Nurettin Selçuk’tan “Rintlerin Akşamı” ve
daha pek çok önemli eser dinleyicilerle buluştu. Dinleti, taş plaktan İzmir Marşı ile sona erdi.
ARALIK2014 13
Dernekten
İbrahim BERKSOY (ME’91)
Gezi Kulübü’nden
Ülkemizin Kültür Rotaları
G
ezi Kulübü olarak yeni dönemde ilk
etkinliğimizi ülkemizin tescilli kültür
rotalarının tanıtımına ayırdık. Pek
çoğumuz için yeni olan bu konuyu
Vişnelik’te bizlere Kültür Rotaları Derneği Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Hüseyin Sarı anlattı.
Derneğimizin daveti üzerine konuğumuz 12 Kasım Çarşamba akşamı Vişnelik’te ilgi çekici bir
sunum eşliğinde bizlere hem ülkemizdeki tescilli kültür rotalarını ve yürüyüş yollarını tanıttı;
hem de Kültür Rotaları Derneği’nin çalışma-
larından söz etti. O akşam Hüseyin Sarı, ülkemizde bugüne değin 17 kültür rotası ve yürüyüş
yolunun tescillendiğini belirttikten sonra tescil
çalışmalarını yürüttüğü “Frig Yolu”nu tanıtan
bir sunum yaptı.
Geçen dönemin ortalarında Gezi Kulübümüzün
kuruluş günleri sırasında tanışmıştık Hüseyin
Sarı’yla... Japonya’ya gitmek üzereydi ve toplantılarımızdan birine konuk olmuştu. O toplantıda bizlere ülkemizdeki kültür rotalarından ve
başkan yardımcılığını yaptığı Kültür Rotaları
Derneği’nden söz etti. Biz de önümüzdeki dönemde bu konuyu üyelerimizin bilgisine sunmak
için çalışmalara başladık. Hüseyin Sarı’nın güzel ve etkileyici sunumu bu alandaki çalışmalarımızın somut bir ürünü oldu.
“Kültür rotaları”, Avrupa başta olmak üzere
tüm dünyada giderek ilgi gören ve geliştirilen bir
kavram. Dünyada bugüne değin daha çok doğa,
dağcılık ve doğal güzellikler çerçevesinde tanımlanan rotalar, yeni bir yaklaşımla tarihsel ve
14 ODTÜLÜLER BÜLTENİ 245
Gezi Kulübü olarak ülkemizdeki kültür rotalarını üyelerimize tanıtmayı, Kültür Rotaları Derneği ile işbirliği içerisinde bu rotalara geziler
düzenlemeyi amaçlıyoruz. Bu amaçla aslında
22-23 Kasım tarihlerinde Afyon’da bir gece
konaklamalı “Frig Yolu” gezisi programı hazırlamıştık ama yeterli katılım olmadığından geziyi önümüzdeki yıla erteledik. Gezi çağrımızda
alıntıladığımız şu bilgileri gelecek yıl yapmayı
planladığımız gezilere şimdiden bir çağrı olması dileğiyle burada yinelemek isterim:
kültürel temalar da göz önünde bulundurularak
yeniden tanımlanmakta, bu alanda geliştirilmiş
standartlara göre tescil edilmekte. Turizme yeni
bir perspektif kazandıracağı düşüncesiyle Avrupa Konseyi bünyesinde Avrupa Kültür Rotaları
Enstitüsü kurulmuş ve Kültür Bakanlığı, enstitünün hazırlamış olduğu protokole taraf ülke
olarak katılma uğraşında. Ülkemizdeki tescilli
kültür rotalarının enstitünün hazırlamış olduğu
kültür rotaları listesine eklenmesi konusu da
Kültür Bakanlığı’nın gündeminde.
Ülkemizdeki kültür rotalarının tanımlanmış
standartlara göre tescil edilmesi çalışmaları
büyük ölçüde Kültür Rotaları Derneği tarafından yürütülmekte. Nisan 2012’de Antalya’da
kurulan dernek bugüne değin ülkemizde 17
kültür rotasının tescilini gerçekleştirdi. Kültür
Rotaları Derneği ile tescilini sağladığı kültür
rotaları hakkında ayrıntılı bilgi derneğin resmi
web sitesi www.cultureroutesinturkey.com adresinden edinilebilir.
“Anadolu, konumundan dolayı sadece farklı iklimler için bir geçiş koridoru değil aynı zamanda farklı medeniyetler arasında bir köprüdür de.
Bu özelliğinden dolayı muhteşem doğal güzelliklerinin yanı sıra birçok farklı medeniyete ait
mirasın izlerini, belki hiçbir coğrafyada olmadığı kadar geniş bir çeşitlilikte taşımaktadır. Birçoğu yok edilmiş veya kaybolmaya yüz tutmuş
bu miras içinde hala antik kentlerin ve kervan
yollarının izleri görülebilmektedir. Anadolu’nun
bu zengin mirasını günümüz gezginlerine tanıtmak amacıyla Türkiye’de yakın zamanda kullanıma açılan uluslararası standartlarda işaretlenmiş birçok uzun yürüyüş yolu bulunmaktadır.
Bu yollar doğa, tarih, kültür, jeoloji vs. temalı
olup toplam uzunlukları 5000 km’nin üzerindedir. Ülkemizin zengin kültürel ve doğal güzelliklerini farklı bir şekilde; yürüyerek, at üzerinde
veya bisikletle keşfetmeye olanak sağlayan bu
rotalar hem sahip olduğumuz dünya mirasımızı
deneyimleyerek farkındalık yaratmak hem de
ülkemizin turizmini çeşitlendirecek kültür turizm amaçlı kullanılmaktadır.”
Türkiye’nin Kültür Rotaları
Hz. İbrahim Yolu: Şanlıurfa
Likya Yolu: Muğla, Antalya, 509 km
Evliya Çelebi Yolu: 600 km
Kaçkar Dağları: Artvin, Rize
Hitit Yolu: Çorum, 385 km
Küre Dağları Yolu: kastamonu, Bartın, 482 km
Karia Yolu: Muğla, Aydın, 800 km
Sultan Süleyman Yolu: 2100 km
Frig Yolu: Afyonkarahisar, Ankara,
Eskişehir, Kütahya, 400 km
Yenice Ormanları Yolu: Karabük, 396 km
Kurtuluş Savaşı Yolu: Ankara, Kastamonu,
Çankırı, 105 km
Ararat Yolu: Ağrı
Sarıkamış Yolu: Kars, 256 km
Fethiye Yolu: Muğla, 343 km
Çorum ve Kızılırmak Yolu: Kırşehir, Kırıkkale,
Ankara, Çankırı, Çorum, Samsun, 190 km
St. Paul Yolu: Antalya, 500 km
Idyma Yolu: Muğla
Dernekten
Sunum:
Dr. Nur CANOĞLU
“Ekvador - Kolombiya - Venezuella”
T
emmuz ayında Ekvador, Kolombiya, Venezuela gezisi yaptık. 18 günde 5’i
Cessna’larla olmak üzere 16 uçuş yapıp 5 ülkede 4’ü Unesco listesinde olan,
14 kent gördük, 30.000 km yol yaptık. Bizi en çok etkileyen şey ne kadar
fakir, sorunlu olsalar da bütün bu ülkelerde tarihi eserlerin, evlerin ve doğanın çok
iyi korunduğunu görmek oldu!
İlk gün Arjantin’in başkenti Buenos Aires’te gezip San Thelmo bölgesini ziyaret
ettik, 1860 yapımı, tiyatrodan bozma, dünyanın en güzel ikinci kütüphanesi olan El
Ateneo kütüphanesini gördük, 1858’den kalma Kafe Tortoni’ de kahvelerimizi içtik.
Oradan 4 saatte Ekvador’un başkenti Quito’ya uçtuk.
Ekvador Güney Amerika’nın kuzey batısında, 16 milyon nüfuslu, Galapagos
Adaları’nı da içeren bir ülke. Petrol, muz, turizm, balıkçılık, altın ve gül üretimi önemli. İnkalar, İspanyollar derken 1830’dan beri bağımsız. Bozukluklar hariç
para birimi Amerikan doları!
Başkent Quito Latin Amerika’nın en iyi korunmuş tarihi merkezi olduğu için
1978’de Krakow’la birlikte ilk Unesco şehri seçilmiş. Biz de o tarihi binaların
arasında dolaşmaktan büyük zevk aldık. Önce El Panecillo tepesinde, kanatlı
Meryem’in yanı başından şehri seyrettik. Ekvador’a girdiğimiz gece yarısı, ortasında sıcak su havuzu olan şirin “Termas de Papalacta”’da kaldık. Dışarının soğukluğuna aldırmayıp saatlerce havuzdan çıkamadık. Ekvador genelde sıcaktı ama biz
yüksekte dolaştığımızdan biraz üşüdük. Ve bu yükseklikte ilaç alarak yüksekliğin
yarattığı nefes darlığı, çarpıntı gibi etkilerden korunmaya çalıştık. 4000 - 5000
metrelerde And Dağları, aktif - pasif volkanlar arasından geçtik, kurumuş Meke
gölümüzün benzeri Cuicocha Gölü’nün kıyısında zıpladık, deve sülalesinden sevimli
Lama’lar, Vikunya’lar, Alpaka’lar ve Guanoco’ları çok sevdik. Pazarlarından gerek
onların yününden yapılan şeylerden, gerekse diğer rengarenk ürünlerden bol bol
aldık. Ekvador’da Piman, Hosteria de Andaluza, Dos Chorreras Hacienda gibi
şahane çiftliklerde kaldık, yemek yedik. Tarih ve doğanın iç içe olduğu bu yerlerde
And müziği ve güzel sunumlarla yemeklerimiz çok güzeldi.
Tabii ki dünyanın orta noktası olan Ekvador çizgisine de gittik. Sıfır çizgisinde
deneyler yapıp onları bize ilk göstermiş olan rahmetli Barış Manço’yu da andık.
Banos Bölgesi’nde şelalelere yürüdük, ıslandık, yetmedi bir de açık teleferiklerle
tepesinden geçtik... Alausi’den zikzak giden trene binmek de, İnka’lar ve Canari’lerin yaşam yeri Ingapirca’da gezmek te keyifliydi.
Cuenca da Unesco listesinde, tarihi kolonyal binalarla dolu güzel bir şehirdi.
Ticari başkent Guayagil de güzeldi ama hırsızlık korkusu tadını çıkarmamızı engelledi.
Oradan Kolombiya’nın başkenti Bogota’ya uçtuk.
46 milyondan fazla nüfusu olan Kolombiya uyuşturucularla baş etmeyi öğreniyor, güvenlik giderek artıyor. Zümrüt, kahve ve karanfil üretiminde dünyada ilk sıralarda.
Bogota Grafittileri, Botero ve başka sanatçılarının eserlerinin olduğu müze, müthiş eserlerle dolu Altın müzesi, şahane çiçeklerle
süslü tarihi binaları ve meydanlarıyla, Zipaquira Tuz madeni kilisesiyle, funikulerle çıkıp teleferikle indiğimiz tepesiyle çok hoştu!
Tabii Marquez’i de anmadan geçmedik bu Unesco dünya kitap başkentlerinden olan şehirde...
Unesco listesinden Cartegena denize balık kılçığı gibi uzanmış modern kısmının bile önünden denize girilebilmesiyle, kalesi ve eski
şehir surları içindeki rengarenk, çiçeklerle süslü kolonyal evleriyle,
heykelleriyle, çamur banyosu yaptığımız Tatuma volkanıyla kalbimizi çaldı.
1811’de bağımsızlığını kazanmış, 29 milyonluk Venezuela diğer
ülkelere göre daha fakir, güvenlik sorunu daha fazla, karneyle gıda
kuyruklarına girmiş halkıyla çıktı karşımıza. Caracas’ı biraz endişeli gezsek te şehri, tarihi evleri, Pantheon’u, Simon Bolivar evini
beğendik. Ama orada esas derdimiz Unesco listesine girmeyi fazlasıyla hak eden Canaima Ulusal Parkı ve Angel Şelalelerine gitmekti. 2 uçakla parka ulaştık. Çeşitli nehirlerde motorlu kanolarla
6 saat giderek hamak kampımıza ulaştık, ertesi gün yine kano ve
90 dakika tırmanışla 979 metreden suları akan Angel Şelalelerine
yaklaşmayı başardık. Ayrıca Cessna’larla üstünden de uçarak masa
dağları, şelaleler, garip kaya yapılarıyla dolu bu bölgeyi her açıdan
görmüş olduk. Sapo Şelalesi’nde suların arkasından geçmek te ayrı
bir zevkti.
Bu tarihe, doğaya, çocuklara, hayvanlara değer veren insanları,
ülkeleri sevdik. Gidilesi yerler, tavsiye ederiz.
Not: Mezunlar derneğinde yaptığım slayt gösterisini Şubat’ta tekrarlayacağım.
ARALIK2014 15
Dernekten
Nur Yoldaş
“Sultan-ı Yegah” şarkısıyla adını duyuran
ve yıllar içinde efsaneleşen Nur Yoldaş, 12
Kasım Çarşamba akşamı Vişnelik’te Grup
Senkron eşliğinde birbirinden güzel şarkıları
konuklarla buluşturdu. “Mihrimah”, “Handan”, “Saki” gibi şarkıların birlikte söylendiği nostaljik gecede, Vişnelik restoranın lezzetli yemekleri de konuklardan tam not aldı.
Alpay
Vİşnelİk’ten
İkİ Efsane Geçtİ
Yoğun istek üzerine, unutulmaz şarkıların yorumcusu Alpay’ı 26 Kasım Çarşamba akşamı bir kez daha Vişnelik’te ağırladık. Eşsiz
sesiyle romantik bir geceye imza atan Alpay,
birbirinden güzel şarkılarını konukların eşliğinde seslendirdi.
16 ODTÜLÜLER BÜLTENİ 245
Dernekten
Macit Öncel (CE’76)
Sinema Kulübü’nden
42 s
43
44 s
45
“Örümcek Kadının “Her Türlü Kuşkunun Ötesinde
Bir Vatandaş Soruşturması”
Öpücüğü”
42 s
Sinema kulübümüz geçen
ay iki kez toplandı ve yine
birbirinden ilginç ve değerli
filmleri izleme şansını sundu, üyelerine.
Birinci filmimiz 1970 yılı yapımı olan bir İtalyan filmi idi:
“Her Türlü Kuşkunun Ötesinde
Bir Vatandaş Soruşturması”.
Yönetmenliğini Elio Petri’nin
yaptığı film ‘Yabancı Dilde En
İyi Film Oskar’ını ve Cannes
Film Festivali’nde de ‘Büyük
Ödülü’ kazanmış bir yapıttı.
Roma’da 1929 yılında doğan
ve 53 yaşında iken 1982 de
kanser nedeniyle hayata veda
eden Elio Petri İtalyan politik sinemasının en
önemli kişilerinden biri olarak kabul edilmektedir. Yönetmenin ödül alan başka bir filmi
de “İşçi Sınıfı Cennete Gider” isimli filmdir.
Filmlerinde başkaldırıcı, risk alan, deneysel,
işçi sınıfını temsil eden ve politik görüş bildiren öğeler hakimdir. “Ben eğitimimi sokaklarda, komünist partinin yerel ofislerinde,
sinema salonlarında, çeşitli tiyatrolarda, gazeteleri ve parti dergilerini okuyarak, işsizlerin mücadeleleri arasında, hapiste, resim
atölyelerinde, film kulüplerinde, halka açık
tartışmalarda, o zaman profesyonel devrimciler diye adlandırılanların arasında tamamladım.” demiştir Elio Petri bir söyleşisinde.
Filmin konusuna gelince: Filmde, lakabı doktor olan bir polis şefinin sevgilisini öldürüp
daha sonra arkasında kendini ele verecek
ipuçları bırakması ve sonrası anlatılır. Doktor aslında iktidarın ve gücün ‘nelere kadir’
olabileceğini görmek ister. Güç olgusu üzerinde durur film. Başka bir ayrıntı da Doktorun bağırarak konuşması, otoriteye boyun
eğmeyenler karşı olan siniri ve etrafında olan
her şeyi kontrol etme çabası ile tipik diktatör
özelliklerini bünyesinde barındırmasıdır.
Kasım ayında izlediğimiz ikinci film ise yönetmen Hector Babenco’nun yazar Manuel
Puig’in kitabından uyarladığı “Örümcek Kadının Öpücüğü” filmi idi. Film 1985 yılında
çevrilmiş ve aktör William Hurt’a en iyi erkek oyuncu Oskarı ile Cannes’de en iyi aktör
ödüllerini kazandırmıştı.
18 ODTÜLÜLER BÜLTENİ 245
43
Yönetmen Héctor Babenco, Arjantin doğumlu
Brezilya
vatandaşıdır.
Senarist ve yapımcı olarak da bilinir. Ukrayna
kökenli bir baba ve Polonya göçmeni Musevi
bir anneden dünyaya gelmiştir. Filmlerinin odağına daha çok modern
toplumun fakir ve ezilmiş
insanlarını
yerleştiren
Babenco, bu kesimin sosyal sorunlarını varoluşçu
bir tarzda ekrana aktarmıştır. Bu filmlerden
önemlice bir kısmının konuları hapishanelerde geçiyordu. Bütün bunların sonucunda da kaçınılmaz bir şekilde ve
sıklıkla yaşadığı ve film yaptığı ülkelerdeki
askeri rejimler tarafından sansüre uğramıştır. Örümcek Kadının Öpücüğü (Kiss of the
Spider Woman) filmiyle 1985 yılında En İyi
Yönetmen Akademi Ödülü’ne aday gösterildi.
Çeşitli yarışma ve festivallerde 16 ödül alan
Babenco, aralarında 3 Altın Palmiye’nin de
olduğu 8 ödüle daha aday gösterilmişti.
Filmde askeri diktatörlük rejiminin hüküm
sürdüğü yıllarda (1970’li yıllar) Brezilya’da
aynı dar ve iğrenç hapishane hücresini paylaşan militan bir solcu eylemciyle (Raul Julia),
apolitik gibi gözüken romantik travesti/eşçinselin (William Hurt) dokunaklı ilişkileri anlatılır. Başlangıçta hiçbir ortak
noktaları yokmuş gibi gözüken
ayrı dünyalara ait bu iki insanın
nezdinde işkence ve baskının
hüküm sürdüğü bu Faşist Güney
Amerika ülkesinin bir portresi
çizilirken, kaba güç ve baskı,
itaat, erkeklik, kadınlık, ruh,
bilinç gibi birçok zıt kavram
masaya yatırılır. İşkence ve kötü
muamelenin diz boyu olduğu bu
kalabalık cezaevinin bir hücresinde sadece iki mahkûm vardır.
Bunlardan birisi Marksist bir
gazeteci olan Valentin Arregui
(Raúl Juliá)’dir. Valentin, ‘eski
tüfek’ bir devrimciye pasaport
44 s
45
temin ederken yakalanmış ama dava arkadaşlarını ele vermemiştir. Bu nedenle sık
aralıklarla işkenceye tabi tutulur. Hücredeki
diğer mahkûm ise bir erkek çocuğuna tacizde
bulunduğu için 8 yıla hüküm giymiş bir eşcinsel olan Luis Molina (William Hurt)’dır.
Kadınsı giyim tarzı ve davranışları olan Molina erkeklere (bu arada hücre arkadaşına
da) olan aşırı cinsel ilgisini hiç saklamaz. Bu
nedenle başlarda Valentin ve Molina’nın yıldızları pek barışmaz. Ama Molina Valentin’e
karşı her zaman şefkatli ve sevecendir.
Filmin ilerleyen dakikalarında Molina’nın
hapishane yönetimiyle işbirliği içinde olduğu anlaşılır. Erken şartlı tahliye karşılığında
Valentin’in ağzından laf almakla görevlendirilmiştir. Zaten aşırı kalabalık cezaevinin
bu hücresinin sadece iki mahkûm tarafından
paylaşılmasının nedeni de anlaşılmıştır. Molina cezaevi yönetiminden temin ettiği yiyecek içeceği annesinden gelmiş gibi göstererek
Valentin’le paylaşır. Giderek Valentin’in güvenini ve sempatisini kazanır. Tiyatro oyunu
olarak da izleyiciye sunulan film bizleri özgürlük, aşk, mücadele, sadakat, güven, şiddet
ve benzeri kavramlar üzerinde düşünmeğe
zorladı.
Üyelerimizin talep ve dileklerine göre veya
güncel olayların yönlendirmesi ile film seçkimiz sürekli güncellenmektedir. Siz de izlemek istediğiniz filmleri veya beğenip arkadaşlarınızla paylaşmak
istediğiniz filmleri bildirebilir, kulübümüze katılarak sinema sanatına
katkı koyabilirsiniz.
Tüm dernek üyelerimize ve misafirlerine açık
olan sinema kulübü gösterimlerinden haberdar
olmak [email protected] adresine
yazabilirsiniz veya facebookta ‘ODTÜ Mezunları Sinema Kulübü’nü
takip edebilirsiniz.
Dernekten
ARALIK2014 19
Dernekten
Dernekten
Haluk Direskeneli (ME’73) [email protected]
Opera Sahnelerinden
Münih’te Opera
Bir süre için Münih’te olacağım. Yanımda sadece küçük ipad var, yazı yazmak zor,
bu yüzden haftalık makalem bu süre için göreceli kısa olacak.
İ
lk akşam Gasteig Konser Salonu’nda piyano konserine gittik, beş ayrı sanatçı klasik
bestecilerin eserlerinden seslendirmeler yaptı. “Küçük salon” demişler ama 200 dinleyici
vardı. Aynı mekanda çok sayıda konser salonu
var. Filarmoni salonunda ayrı konser verdiler.
Münih operasında Verdi’nin Rigoletto sahnelenmesi vardı, biletler koltuk başına 50 -300
€ aralığındaydı, ayrıca eğer dayanabilirseniz
ayakta en üst balkonda 10 €’luk biletler satılıyordu. Tüm biletler bitmiş. Münih operası değişik sahnelendirmeleri özendiriyor,
yeni, alışılmışın dışında denemeleri sunuyor.
Kalabalık koro var, meşhur isimleri davet ediyorlar. Ayakta seyretmek zor, daha önce denedim, ancak bir perde dayanabildim. Bana göre
değil, ama yine de epey alıcısı var. Korkuluğa
dayanıp tamamını ayakta seyrediyorsunuz. O
biletler bile bitmişti. En iyisi orta alt balkon
veya salon arkası. Hem seyir açısı iyi hem de
makul fiyatlı. Nabucco Operası’na bilet bulabilir miyim? Bilemiyorum.
Haftasonu müzelerin fiyatı 1 Euro, haftaiçi 14
Euro. Bu haftasonu epey müze gezerim herhalde. Öncelikle arkeoloji müzesi favorim. İçinde bizim coğrafyadan getirilmiş çok sayıda
heykel var. Müze gezisi sonrası siyah çay ve
elma keki (apple pie) iyi gidiyor. Kitapçı dolaştım, kimsenin kitap aldığı yok, kitapçılar
kütüphane gibi olmuş, kitabı alıyorsun, berjer
koltukta zamanın varsa tüm gün okuyorsun,
sonra kitabı orada bırakıyorsun.
Gasteig içinde, kitapçıda, büyük lokantalarda,
sosyal mekanlarda, okullarda, kütüphanede,
webstore mekanında internet bağlantı imkanı
var. İlerde bu hizmet şehir içinde daha da yaygınlaşacakmış.
Tv’lerde Berlin duvarının yıkılmasının 25. Yıl
kutlamalarını seyrettik. Angela Merkel her
zamanki popülerliği, sevecenliği, sevimliliği
içindeydi. Burada siyaset daha bir seçmene
yakın, insanlar korkusuz, demokratik haklar
daha rahat kullanımda görünüyor.
Hava kapalı, serin, hatta soğuk. Gündüz süresi
kısa. Paltosuz, beresiz dışarı çıkmaya imkan
yok. Evde kaloriferler üstünde ısı payölçer
var. Payölçer kullanım talimatını okudum.
Evi havalandırmak istiyorsan önce kaloriferleri kapatacaksın. Çünkü kalorifer gereksiz
fazla çalışıyor, ısı kaybı oluyor. Geceleri “3”
konumunda, gündüzleri “2” konumuna getireceksin. Hatta konumu hiç değiştirmeyeceksin.
Kalorifer üstünde çamaşır kurutmayacaksın.
Çamaşır kurutmak ısı kaybını artırıyor. Isıpay
ölçer masrafı evsahiplerine bizdeki gibi her ay
fatura edilmiyor. Yılbaşında dökümlü detaylı
tek bir hesap geliyor, “Geçtiğimiz yıl şu kadar
ısı kullandın, fazlası veya eksiği şu kadar. Yeni
yılda yeni masrafın şu kadar”. Yıl boyu sabit
bir rakam ödüyorsun, yılsonu hesaplaşma yapıyorlar.
20 ODTÜLÜLER BÜLTENİ 245
Dernekten
Vişnelik
Mutfağından
Ispanak Yatağında Kuzu Pirzola
Malzemeler:
Hazırlanışı:
– 1 Su Bardağı Süt
– 1 Çay Kaşığı Vegata
– 3 Adet Orta Boy Patates
– 500 gr. Ispanak
– 200 gr. Krema
– 1 Adet Kuru Soğan
– 1 Çay Kaşığı Köri
– 250 gr. Kuzu Pirzola
– 1 Adet Kırmızı Çarliston Biber
– Bir Tutam Karabiber
– 1/4 Yufka
Kuru soğan küp küp doğrayarak kızgın tavada çevrilir ve ıspanak eklenir. Karabiber ve köri
eklenerek birkaç kez çevrildikten sonra krema ilave edilir. Krema biraz kaynadıktan sonra tava
kenara alınır. Patatesler haşlanarak süt ve tereyağı ile püre yapılır. Püreye istenen şekil verilir
ve fırınlanarak üzeri kızartılır. Pirzola ızgarada pişirilir. Fırınlanmış püre tabağa yerleştirilir,
etrafına ıspanak yayılır ve ıspanağın üzerine pirzolalar konur. Süslemesi için yufka şerit halinde
kesilerek kızgın yağa batırılıp çıkarılır ve tabağın ortasına gelecek şekilde yerleştirilir. Kırmızı
çarliston biber dilimlenerek tabağın kenarlarında dekor olarak kullanılır. Afiyet Olsun…
ARALIK2014 21
Dernekten
Felsefe Kulübü’nden
Batl Felsefesine Yolculuk Devam Ediyor...
Ç
alışmalarına Dr. Yaman Örs öncülüğünde devam eden Felsefe Kulübü’nün
bu dönemki tartışmalarında Bryan
Magee’nin “Bir Filozofun İtirafları” kitabı
temel kaynak olarak kullanılmaktadır. Kulübün 27 Ekim tarihindeki toplantısında kitabın “Mantıksal Pozitivizm ve Çürütülmesi”
bölümü Alpay Erdoğan (EE’89) tarafından,
25 Kasım tarihindeki toplantısında ise “Dilbilimsel Çözümleme” ve “Dilbilimsel Felsefenin Yetersizliği” bölümleri Mustafa Özgüç
(ME’73) tarafından sunulmuş ve katılımcılarca tartışılmıştır. Kulübün 25 Aralık tarihli
toplantısında “Profesyonel Felsefeye Karşı
Amatör Felsefe” ve “Russell’ı Tanımak” bölümleri tartışılacaktır.
MANTIKSAL POZİTİVİZM VE ÇÜRÜTÜLMESİ
Alpay ERDOĞAN (EE 89)
27 Ekim tarihinde yapılan toplantımızda
20.yüzyıl başında “Viyana Çevresi” olarak
bilinen bilim adamı ve filozofların ağırlıkla
ilgilendiği “Mantıksal Pozitivizm” akımının
temelleri, gelişimi ve hakkındaki eleştiriler
Bryan Magee’nin metni üzerinden değerlendirilmiştir.
nu getirmiştir. Karl Popper’in yanlışlanabilirlik ilkesi Marksizm ve Psikanaliz gibi dünya
görüşlerinin bilimsel anlamda sınanabilir yani
deneysel olarak doğrulama veya yanlışlama
yoluyla değerlendirilemeyeceği sonucuna varmasıyla dikkat çekmiştir. Popper, sınırsız genel deneysel önermelerin doğrulanamasa da
yanlışlanabilir olduğunu görmüştür.
Matematiksel Mantıkta da matematikçi Kurt
Gödel tarafından ortaya konulan sorunlar da
mantıksal yöntemin kısıtlarını belirlediğinden
Mantıksal Pozitivizmin 20.yüzyılın ilk yarısı
sonlarında etkinliğini yitirdiği belirtilmiştir.
Sunum sırasında üyeler arasında yapılan değerlendirmelerde Mantıksal Pozitivistlerin
aslında yanlışlanabilirlik ilkesine karşı olmadıkları ve kesinlik arayışının da aslen rasyonalistlere daha özgü bir özellik olduğu gibi
görüşler belirtilmiştir.
Viyana Çevresi içindeki matematikçi ve mantıkçı bilim adamlarının ağırlıklı olarak oluşturduğu bu akım, temellerini “olguculuk”tan
almakta olup metafiziğe karşı bilime dayalı
bir felsefe görüşünü savunmuştur. Felsefeyi
19.yüzyıl ve 20.yüzyıldaki başta doğa bilimlerindeki gelişmeler ve matematikteki mantık
gelişimine bağlı olarak bilime ve mantığa dayandırarak felsefeye dünyayı anlamada güçlü
bir rol vermeye çalışan bu akım kitabın yazarı
tarafından “çürütülme” şeklindeki bir ifade ile
bir çok olumsuz eleştiriye maruz tutulmuştur.
Yazar bu akımın felsefenin dünyayı anlama
görevini ikinci plana atarak önceliği bilime
veren ve felsefeyi de metafiziği ayıklamaya
yönlendiren dil-mantık analizi şeklindeki ikincil bir role çekmesi nedeniyle eleştirmektedir.
Bu doğrultudaki diğer eleştirileri arasında
yöntemin matematiksel indirgemeci olmasının
ancak doğa bilimlerine uygun olabileceği, sosyal bilimler için geçerli olmayacağı, mantık
temelli kesinlik arayışının felsefedeki kesinlik
anlayışına uymaması, bilimsel yasalar için
doğrulamayı esas almasının da David Hume
tarafından işaret edilen tümevarımın yetersizliğine maruz kalması sayılmıştır.
Yazara göre Karl Popper tarafından ortaya
konulan bilimde yanlışlanabilirlik ilkesi Mantıksal Pozitivizm’in doğrulama esasının sonu-
22 ODTÜLÜLER BÜLTENİ 245
DİLBİLİMSEL ÇÖZÜMLEME ve
DİLBİLİMSEL FELSEFENİN YETERSİZLİĞİ
Mustafa Özgüç (ME’73)
Bilindiği gibi 18. ve 19. Yy.larda bilimin gelişmesi ve fizik yasaların keşfi insanlık tarihinde büyük bir dönüşüm başlatmıştır. Bu
dönem felsefede de önemli bir dönüm noktası
oluşturmuş, fizik yasaların keşfi, doğa felsefesinin spekülatif söylemlerinin yerini almıştır.
Sadece fizik dünyada değil, toplum bilimlerinde de toplumsal değişim yasalarının keşfi ile
felsefenin bu alandan da dışlanacağı düşünülüyordu. Klasik felsefenin sonunun geldiği bu
yıllarda, empirizm ve pozitivizmden beslenen,
mantıksal pozitivizm akımının önderliğini yapan, Viyanalı bir grup bilim adamının benimsediği temel ilke ve görüşler şöyle oluşmakta
idi: “Sadece mantıksal ve deneysel olarak
doğrulanabilen önermeler bilimsel olarak anlamlıdır. Bilimin konusu sadece gözlemlenebilenlerdir. Eğer bir önermenin doğrulanması,
deneysel olarak kavranabilir, olası bir deneyle
mümkün değilse; bu önerme içinde bulunduğumuz tek dünya olan deneyim dünyası (duyusal
olarak algılanan dünya) bağlantısızdır, dolayısı ile önerme ne doğrudur ne yanlıştır, yani içi
boştur ve anlamsızdır”.
Felsefenin geleneksel görevi dünyayı anlamaktır, ancak mantıksal pozitivizme göre,
bu alanın bilim tarafından ele geçirilmesi ile
felsefenin görevi felsefe dilinin çözümlenmesi
(analizi) ile sınırlı olacaktır, yani düşüncelerin
mantıksal olarak arındırılması olacaktır ki bu
da ancak felsefi önermelerin mantıksal formlarının çözümlenmesi ile mümkündür. Böylece
Viyana çevresi felsefenin görevini bir anlamda metafizik önermelerin ayıklanması olarak
görüyor ve bu amaç için yöntem olarak B.
Russell’ın önemli katkıları ile Wittgenstein’in
geliştirdiği dilbilimsel çözümleme yöntemi
benimseniyordu. İşte felsefede dilsel dönüşüm
olarak adlandırılan dönüm noktası bu idi.
Dilbilimsel çözümleme (linguistic analysis)
G.Frege, A.N.Whitehead ve önemli ölçüde B.
Russell’ın katkıları ile geliştirilen ”sembolik
mantık”, “mantıksal atomizm” kuramlarının
ve L.Wittgenstein’in geliştirdiği dil felsefesi temelinde oluşturulmuş bir yöntemdir. Bu
yöntem Wittgenstein’in 1921 yılında yayınlanan “Tractatus Logico Philosophicus” adlı
yapıtında açıklanmıştır. Wittgenstein’in bu çalışmadaki temel dil kuramı şöyleydi: ”Dünya
düşünce ile, düşünce de dil ile temsil edilebilir, yani dil gerçeğin resmidir. Böylece dünya,
düşünce ve dil aynı mantıksal formu paylaşır,
dolayısı ile dilin çözümlenmesi düşüncenin
ve dünyanın çözümlenmesidir”. 1940’lardan
sonra felsefede bu mantıksal yöntem önemini kaybetmiş ve dilin çözümlenmesi için
L.Wittgenstein, G. Ryle ve J.L. Austin önderliğinde dilde kullanımsal (edimsel) bir anlam
kuramı geliştirilmiş, dildeki sorunların günlük
dildeki yanlış anlamalardan kaynaklandığı görüşü benimsenmiştir. Ancak analitik yöntem
bu gün de dilin dışında çok farklı alanlarda
çözümlemeler için kullanılmaktadır.
ODTÜ’den
Eymir Gölü Şenliği
ve Ağaç Dikme Bayramı
ODTÜ, öğrencileri, mezunları, personeli ve Ankaralı doğaseverlerin katılımı ile 2 Kasım
Pazar günü gerçekleşen Eymir Göl Günü’nde 24 bin ağacı Ankara’ya kazandırdı.
E
ymir Gölü Gölbaşı giriş kapısında yapılan
ağaç dikiminin ardından, Kayıkhane
bölgesinde düzenlenen şenlik kapsamında
değişik gösteriler yapıldı. ODTÜ öğrenci topluluklarından Capoeira Topluluğu, Eşli Danslar Topluluğu, Jonglörler Topluluğu ve Türk
Halk Bilimleri Topluluğu’nun gösterilerinden
sonra, her yıl Cumhuriyet Haftası etkinlikleri kapsamında gerçekleştirilen Cumhuriyet
Koşusu ve Kürek Yarışı yapıldı.
Rektör Prof. Dr. Ahmet Acar ağaç dikimi öncesinde yaptığı konuşmaya “5,5 milyon kişinin yaşadığı kentte hiç yeşil alan bölgesi kalmasın mı? Bütün alanlara bina yapmak, otel
yapmak, alışveriş merkezi yapmak, yollarla
kaplamak zorunda mıyız? “Hayır.” diyoruz”
diyerek başladı. ODTÜ olarak Ankara’nın ve
Türkiye’nin doğasına sahip çıkma, gelecek
nesillere tüketilmiş doğal kaynaklar bırakmama çabasını sürdürdüklerini dile getiren
Acar, “Doğayı tahrip etmeyelim ve yarın ço-
cuklarımıza beton yığınıyla kaplanmış bir
kent bırakmayalım” dedi.
Bu yılki etkinlikte dikilen 24 bin fidanla birlikte, “Bir Ağaç Sizden Bir Orman Bizden”
kampanyası dahilinde, geçen yıldan bu yana
yaklaşık 50 bin fidan ODTÜ arazisine dikilmiş
oldu.
EymirGölü Gölbaşı giriş kapısında yapılan
ağaç dikiminin ardından; Kayıkhane bölgesinde düzenlenen etkinlikler kapsamında değişik
gösteriler yapıldı. ODTÜ öğrenci topluluklarının gösterilerinden sonra, her yıl Cumhuriyet
Haftası etkinlikleri kapsamında gerçekleştirilen Cumhuriyet Koşusu ile Kürek Yarışı gerçekleşti.
Şenliğin sonunda Cumhuriyet Koşusu’na katılanlar ODTÜ tişörtlerini kurulan stanttan;
Kürek Yarışı’nda ve Cumhuriyet Koşusu’nda
derece alanlar madalyalarını düzenlenen törenle aldılar.
ARALIK2014 23
Dernekten
?????????????? (???????????)
Küba
Kültür Gezisi
(26 Ocak – 3 Şubat 2015)
J
osé Martí Küba Dostluk Derneği işbirliğiyle beraber ODTÜ Mezunları için Küba Kültür Gezisi 26 Ocak 2015 tarihinde
başlıyor. Havana’dan başlayacak 8 gün 8 gece sürecek olan yolculuğumuz Karayipler’de plaj keyfiyle son bulacak.
26 Ocak 2015– Havana’ya Uçuş
27 Ocak 2015 – Kolonyal Tarihte Gezinti: Eski Havana – Havana Kent Müzesi – Buena Vista
Social Club Konseri
28 Ocak 2015 – Küba’nın Doğa Harikası: Vinales Vadisi – Tarih Öncesi Kaya Resmi –
Cueva del Indio Mağarası – Flamenko Gecesi
29 Ocak 2015 – Puro Fabrikası – Tarihi Devrim Meydanı – Rom Müzesi – El Sanatları Sergi Sarayı –
Kübalılarla Sokak Buluşması
30 Ocak 2015 – Carols Finlay Aşı Araştırma ve Üretim Enstitüsü – Ulusal Güzel Sanatlar Müzesi
31 Ocak 2015 – Santa Clara: Che Müzesi – Che’nin Anıt Mezarı
1 Şubat 2015
– Güneyin İncisi Cienfuegos ve müze Kent Trinidad – Trova Evi’nde Dans Gecesi
2 Şubat 2015
– Karayipler’de Plaj Keyfi
3 Şubat 2015
– Yurda Dönüş
İletişim: Mert Karakuş 0 530 610 64 33 [email protected]
Mega Hızlı Okuma Semineri Başlıyor...
Tiyatro Oyunumuz
“EVHAM”
75.Yıl Sahnesi’nde...
Tarih: 21 Aralık 2014 Pazar, Saat: 20:00
Yer: Devlet Tiyatroları 75. Yıl Sahnesi
(Mithatpaşa Cad. No:18 Kızılay/Ankara)
24 ODTÜLÜLER BÜLTENİ 245
• Okunacak çok şey varken, zamanınız kısıtlıysa;
• Okurken dalıp gidiyor, okumaktan kopuyorsanız;
• Yavaş bir okuyucu olduğunuzu düşünüyorsanız;
• Okumak zorunda olduğunuz yükün altında ezildiğinizi hissediyorsanız;
• Bilgisayar ekranında çok şey okuyorsanız;
• Öğrenciyseniz ya da tekrar öğrenci olmaya karar verdiyseniz;
• Dünyanın hızlı okuyanlar sınıfında olmayı hayal edenler
arasındaysanız;
Bunlardan bir tanesi sizin için de geçerliyse, MEGA
HIZLI OKUMA eğitimine katılarak,
• Daha kısa zamanda, daha çok bilgi öğrenebilirsiniz;
• Daha iyi konsantre olabilirsiniz;
• Okuma yükünüzü kolayca yönetebilirsiniz;
• Öğrendiğiniz bilgileri
daha uzun süre
hatırlayabilirsiniz;
Kısacası; anlayarak
mega hızlı
okuyabilirsiniz !
Dernekten
GÜNÜN MÖNÜSÜ
HAFTA ‹Ç‹ HERGÜN - 12:00
- 14:00
20 TL
“Her Ayın İlk Salı
Günü
“Wine Hour”da;
Üçüncü Salı Günü
ODTÜ Hour’da Vişnelik’te
Buluşalım...”
PAZARTESİ
Pazartesi
Günleri
Tesisimiz
Kapalıdır.
Vişnelik’te Yeni Yıl Eğlencesi
Vişnelik yılbaşı eğlencesine yine damga vuracak bir
organizasyonla misafirlerini ağırlamaya hazırlanıyor…
SALI
A’la Carte Mönü
31 Aralık gecesi “Nur YOLDAŞ” ve “Ebru Engin - Grup
Senkron” ile yer yerinden oynayacak…
Sabahın ilk ışıklarına kadar devam edecek olan
sürprizlerle dolu bu mükemmel gecede siz
değerli misafirlerimizi Vişnelik’in leziz tatları ile
karşılayacağız.
Gecenin ilerleyen saatlerinde ise havuz başında ateş
varilleri çevresinde Dj Performans eşliğinde sıcak şarap
ve ekmek arası sucuk keyfi ile devam edeceğiz…
Her yıl olduğu gibi bu yıl da yeni yıla kıpır kıpır girmek
için sizleri ve sevdiklerinizi Vişnelik’e davet ediyoruz…
ÇARŞAMBA
A’la Carte Mönü
Yeni Yılınız
Kutlu Olsun
PAZAR
AÇIK BÜFE KAHVALTI
10:30 - 13:30
Üye: 30 TL,
Katk› Payl› Üye: 24 TL,
7-12 Yafl: 18 TL
(0-6 Yafl Ücretsiz)
CUMARTESİ
A’la Carte Mönü
CUMA
A’la Carte Mönü
PERŞEMBE
A’la Carte Mönü
Limitsiz Hamsi
Mevsim Salata,
Kabak Tatlısı
Üye:25 TL
KP Üye: 20 TL
ARALIK2014 25
Güncel
iNSAN HAKLARI EV
Önsöz
İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin kabul edilmesinin yıldönümü olan
10 Aralık, Dünya İnsan Hakları Günü olarak kutlanıyor.
İnsanlık topluluğunun bütün üyelerinde bulunan onurun; eşit ve başkasına aktarılamaz hakların tanınması,
dünyada özgürlük, adalet ve barışın temeli olduğu,
İnsan haklarının tanınmaması ve hor görülmesi insanlık vicdanını isyana yönelten zorbalıklara yol açmış olduğu ve insanları korku ve yoksulluktan kurtulmuş, söz ve inanç özgürlüğüne kavuşmuş bir dünya kurulması
insanoğlunun en yüksek ideali olarak ilan edilmesi olduğu,
İnsanın baskıya, baskı yönetimine karşı son çözüm olarak ayaklanmak zorunda kalmaması için, insan haklarının bir hukuk düzeniyle korunması bir zorunluluk olduğu,
Devletler arasında dostça ilişkilerin geliştirilmesi zorunlu olduğu,
Birleşmiş Milletleri Halkları Antlaşma’da, insanın temel haklarına, insan kişiliğinin onur ve değerine, erkek
ve kadınların eşitliğine olan inançlarını bir kez daha açıklamış oldukları ve toplumsal ilerlemeyi kolaylaştırmaya, daha geniş bir özgürlük içerisinde, daha iyi yaşam koşulları
oluşturmaya karar verdiklerini bildirmiş bulundukları,
Üye devletler, Birleşmiş Milletler örgütü ile işbirliği yaparak, insan
haklarına ve temel özgürlüklere bütün dünyaca saygı gösterilmesinin
sağlanmasını üstlenmiş oldukları,
Bu hak ve özgürlüklerin herkesçe özdeş biçimde anlaşılması, yukarıdaki
üstlenmenin yerine getirilmesi açısından çok büyük önem taşıdığı için,
Genel Kurul,
Toplumun her bir birey ve her bir organının, bu
Bildirge’yi her zaman göz önünde tutarak, söz
konusu hak ve özgürlüklere saygıyı geliştirmek
için eğitim ve öğretim yoluyla ve gerek üye devletlerin halkları arasında, gerek üye devletlerin
yönetimi altındaki bölgelerin halkları arasında
bu hak ve özgürlüklerin evrensel ve etkin biçimde
benimsenmesi ve uygulaması için giderek gelişen
ulusal ve uluslararası önlemler aracılığıyla harcayacağı çabalarda bütün halklar ve devletler
için ortak standart olarak işbu Evrensel İnsan
Hakları Bildirgesi’ni ilan eder.
Madde 1: Bütün insanlar özgür; onur ve hakları
yönünden eşit doğarlar. Akıl ve vicdana sahiptirler ve birbirlerine karşı kardeşçe davranmalıdırlar.
Madde 3: Yaşamak, özgürlük ve kişi güvenliği
herkesin hakkıdır.
Madde 4: Hiç kimse köle ya da kul olarak kullanılamaz; kölelik ve köle alım satımı her türlü
biçimiyle yasaktır.
Madde 5: Hiç kimse işkenceye ya da acımasız,
insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza ya da muameleye uğratılamaz.
Madde 6: Herkes, nerede olursa olsun, kişiliğinin tanınması hakkına sahiptir.
Madde 7: Yasa önünde herkes eşittir ve herkes
ayrım gözetilmeksizin yasanın koruyuculuğundan eşit olarak yararlanma hakkını taşır. Herkesin, bu Bildirge’ye aykırı her türlü ayrıma ve bu
tür ayrım gözetici işlemler için yapılacak her türlü kışkırtmaya karşı eşit korunma hakkı vardır.
Madde 2: Herkes, ırk, renk, cins, dil, din, siyasal
ya da her hangi bir başka inanç, ulusal ya da toplumsal köken, varlıklılık, doğuş ya da herhangi
bir başka ayrım gözetilmeksizin bu Bildirge’de
açıklanan bütün haklardan ve bütün özgürlüklerden yararlanabilir.
Madde 8: Her kişinin, kendisine Anayasa ya da
yasa ile tanınan temel haklara aykırı işlemlere
karşı ilgili ulusal mahkemelerin etkin koruyucu
önlemlerinden yararlanma hakkı vardır.
Bundan başka, ister bağımsız ülke uyruğu olsun,
isterse bağımlı, özerk olmayan ya da başka bir
egemenlik kısıtlamasına bağlı ülke uyruğu olsun,
bir kişi hakkında, uyruğu bulunduğu devlet ya da
ülkenin siyasal, adli ya da uluslararası durumu
bakımından hiçbir ayrım gözetilmeyecektir.
Madde 10: Herkes, haklarının ve ödevlerinin ya
da kendisine yöneltilen ve ceza niteliği taşıyan
herhangi bir suçlamanın saptanmasında, davanın bağımsız ve tarafsız bir mahkemece, tam bir
eşitlikle, adil ve açık olarak görülmesi hakkına
sahiptir.
26 ODTÜLÜLER BÜLTENİ 245
Madde 9: Hiç kimse, keyfi olarak tutuklanamaz,
alıkonulamaz, sürülemez.
Madde 11: (1) Bir suç işlemekten sanık herkes,
savunması için kendisine gerekli bütün güvencenin
sağlanmış bulunduğu açık bir yargılama ile yasaca suçlu olduğu saptanmadıkça, suçsuz sayılır.
(2) Hiç kimse, gerçekleştiği sırada ulusal ya da
uluslararası hukuka göre suç oluşturmayan eylem ya da ihmalden dolayı mahkum edilemez.
Yine hiç kimseye, suçun işlendiği sırada uygulanan cezadan daha ağır bir ceza verilemez.
Madde 12: Hiç kimse, özel yaşamı, ailesi, konutu ya da yazışması konularında keyfi müdahaleye, onuruna ve adına karşı saldırıya uğrayamaz.
Herkesin, bu müdahale ve saldırılara karşı yasa
ile korunmaya hakkı vardır.
Güncel
RENSEL BiLDiRGESi
Madde 13: (1) Herkes, herhangi bir devletin sınırları içinde özgürce dolaşma ve oturma hakkına sahiptir.
(2) Herkes, kendi ülkesi dahil herhangi bir ülkeden ayrılma ya da kendi ülkesine yeniden dönme
hakkına sahiptir.
Madde 14: (1) Herkesin, zulüm karşısında, başka ülkelere sığınma hakkı vardır.
(2) Bu hak, adi bir suçla ya da Birleşmiş Milletler ilke ve amaçlarına aykırı eylemlerle ilgili
kovuşturmalar halinde, ileri sürülemez.
Madde 15: (1) Herkesin bir yurttaşlığa hakkı
vardır.
Madde 17: (1) Herkesin, tek başına ya da başkalarıyla birlikte mal ve mülk edinme hakkı vardır.
(2) Hiç kimse keyfi olarak mal ve mülkünden
yoksun bırakılamaz.
Madde 18: Herkesin düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne hakkı vardır; bu hak din ya da inanç
değiştirme; dinini ya da inancını tek başına ya da
topluca, açık ya da özel olarak öğretim, uygulama, tapınma ve anma bağlamında açığa vurma
özgürlüğünü içerir.
Madde 19: Herkesin düşün ve anlatım özgürlüğüne hakkı vardır; bu özgürlük düşüncelerinden
dolayı rahatsız edilmemek, ülke sınırları söz konusu olmaksızın bilgi ve düşünceleri her araçta
arama, elde etme ve yayma hakkını içerir.
Madde 20: (1) Herkesin barışcıl biçimde toplanma ve dernek kurma özgürlüğü vardır.
(2) Hiç kimse bir derneğe girmeğe zorlanamaz.
Madde 21: (1) Herkesin, doğrudan ya da özgürce seçilmiş kişiler aracılığıyla ülkesinin
kamu yönetimine katılma hakkı vardır.
(2) Evlenme ancak, evleneceklerin özgür ve tam
rızası ile gerçekleştirilebilir.
(3) Aile toplumun doğal ve temel öğesidir ve toplum ve devletçe korunur.
Madde 26: (1) Herkesin eğitim hakkı vardır.
Eğitim hiç olmazsa ilk ve temel eğitim evrelerinde parasız olmalıdır. İlk eğitim zorunludur. Teknik ve mesleki eğitimden herkes yararlanabilmeli
ve yüksek öğretim, başarıya göre, herkese tam
bir eşitlikle açık olmalıdır.
(2) Eğitim, insan kişiliğinin tam gelişmesini, insan haklarıyla temel özgürlüklere saygının güçlenmesini amaç olarak almalıdır. Eğitim bütün
uluslar, ırklar ve dini topluluklar arasında anlayış, hoşgörü ve dostluğu güçlendirmeli ve Birleşmiş Milletler’in barışın sürdürülmesi yolundaki
çalışmalarını geliştirmelidir.
(3) Ana baba, çocuklarına verilecek eğitim türü
için öncelikli seçme hakkına sahiptir.
(3) Halkın iradesi, hükümet erkinin temelidir;
bu irade, gizli ya da buna denk bir yöntemle yapılacak ve genel ve eşit oy verme yoluyla gerçekleşecek olan dönemsel ve dürüst seçimle belirir.
Madde 27: (1) Herkes, toplumun kültürel etkinliklerine özgürce katılma, güzel sanatları tatma,
bilim alanındaki ilerlemelerden ve bunların nimetlerinden yararlanma hakkına sahiptir.
Madde 22: Her kişinin, toplumun bir üyesi olarak, sosyal güvenliğe; onuru için ve kişiliğinin
özgürce gelişmesi için zorunlu olan ekonomik,
toplumsal ve kültürel hakların, ulusal çaba ve
uluslararası işbirliği yoluyla ve her devletin örgütleriyle ve kaynaklarıyla orantılı olarak gerçekleştirilmesine hakkı vardır.
(2) Herkesin, sahibi bulunduğu her türlü bilim,
yazın ya da sanat yapıtlarından kaynaklanan
ahlaki ve maddi çıkarlarının korunmasına hakkı
vardır.
(2) Herkesin hiçbir ayrım gözetilmeksizin, eşit
çalışma karşılığı eşit ücrete hakkı vardır.
Madde 16: (1) Evlenme çağına gelen her erkek ve kadın, ırk, uyruk ya da din bakımından
hiçbir sınırlamaya bağlı olmaksızın evlenme ve
aile kurma hakkına sahiptir. Söz konusu kişiler,
evlenme konusunda, evlilik süresince ve evliliğin
sona ermesinde eşit haklara sahiptirler.
(2) Analık ve çocukluk özel bakım ve yardım
hakkı doğurur. Bütün çocuklar, ister evlilik içinde, ister evlilik dışında doğsunlar, eşit sosyal güvenlikten yararlanırlar.
(2) Herkes ülkesinin kamu hizmetlerinden eşit
olarak yararlanma hakkına sahiptir.
Madde 23: (1) Herkesin çalışmaya, işini özgürce seçmeye, adil ve elverişli çalışma koşullarına
ve işsizlikten korunmaya hakkı vardır.
(2) Hiç kimse, yurttaşlığından ya da yurttaşlığını
değiştirme hakkından keyfi bir biçimde yoksun
bırakılamaz.
ya da geçim olanaklarından kendi iradesi dışında
yoksul kaldığı başka durumlarda, güvenliğe hakkı vardır.
(3) Çalışan herkesin, kendisine ve ailesine insanlık onuruna uygun bir yasayış sağlayan, gerekirse her türlü sosyal güvenlik araçlarıyla da
desteklenen bir ücrete hakkı vardır.
(4) Herkesin, çıkarlarının korunması için başkaları ile birlikte sendika kurmaya ve kurulu bir
sendikaya katılmaya hakkı vardır.
Madde 28: Herkesin, bu Bildirge’de yer alan
hak ve özgürlüklerin tam olarak uygulanmasını
sağlayacak bir toplumsal ve uluslararası düzene
hakkı vardır.
Madde 29: (1) Herkesin, kişiliğinin özgürce ve
tam gelişmesine olanak sağlayan topluluğa karşı
ödevleri vardır.
(2) Herkes, haklarını kullanmak ya da özgürlüklerinden yararlanmak konusunda, salt başkalarının hak ve özgürlüklerinin tanınmasını ve
bunlara saygı gösterilmesini sağlamak amacıyla
ve demokratik bir toplumda törenin, düzenin ve
genel esenliğin haklı gereklerini karşılamak için
yasa ile saptanmış olan sınırlamalara bağlıdır.
Madde 24: Herkesin, çalışma saatlerinin makul
ölçüde sınırlandırılması ve belirli aralıklarla ücretli izin dahil olmak üzere, dinlenme ve boş zamanlarını değerlendirme hakkı vardır.
(3) Bu hak ve özgürlükler, hiçbir biçimde, Birleşmiş Milletler’in amaç ve ilkelerine aykırı olarak
kullanılamaz.
Madde 25: (1) Herkesin gerek kendisi, gerek ailesi için yiyecek, giyecek, konut, sağlıksal bakım,
gerekli toplumsal hizmetler de içinde olmak üzere sağlığına ve esenliğine uygun bir yaşam düzeyine; işsizlik, hastalık, sakatlık, dulluk, yaşlılıkta
Madde 30: Bu Bildirge’nin hiçbir unsuru, içinde
açıklanan hak ve özgürlüklerin bir devlet, topluluk ya da bireyce ortadan kaldırılmasını amaçlayan bir etkinlik ya da girişime hak verir biçimde
yorumlanamaz.
ARALIK2014 27
Spor
Özkan ALTUN (OMD Athletics)
P
PiLATES
ilates, doğu ve Batı felsefelerini barındıran yoga, dans,
dayanıklılık – kuvvet antrenmanlarından ve jimnastikten
parçalar taşıyan bir metottur. Joseph Pilates tarafından
1920 yılında zihni ve vücudu ilişkilendirmek, çalıştırmak amacıyla geliştirilmiştir.
500’e yakın kontrollü hareketler içeren
egezersiz yöntemi; dayanıklılık, esneklik
ve kas gelişimi ile vücudun hareket kabiliyetini ve vücut duruşunu geliştirmektedir.
Pilatesin diğer egzersizlerden farkı, yöntemi ve uygulama biçimidir. Pilates, zihni
vücut hareketlerine, karın – sırt bölgesini
geliştirmeye, vücut koordinasyonu kazanmaya odaklamaktadır.
Pilates Prensipleri
Konsantrasyon: Pilates egzersizlerinde
zihin ve bedeni ilişkilendirmek için anahtar prensip konsantrasyondur. Hareketleri
uygularken zihninizde kasların hareketleri nasıl yaptığına odaklanmanız gerekmektedir. Çalışan bir bölgeyi düşünmeniz,
28 ODTÜLÜLER BÜLTENİ 245
gerçekten o bölgedeki kasların çalıştığını
hissetmenizi sağlayacaktır.
Hizalama: Vücudun kuvvet merkezi karın,
belve kalça bölgesindeki kaslardan oluşur.
Pilates ile kuvvet merkezini çalıştırarak
vücudun denge kazanması sağlanır ve aynı
zamanda kuvvet merkezine bağlı diğer tüm
kasların hareketleri doğru ve kontrollü
yapması desteklenir. Pilates egzersizlerinde nefes verirken karın kısmı, bel bölgesini
yere doğru ittirmelidir. Nefes alındığında
ise bel tekrar normal pozisyonuna döner ve
bel ile arasında bir boşluk kalır.
Nefes Alışverişi: doğru nefes alışverişi
ile pilates hareketlerinden alınacak verim artacaktır. Burundan nefes alınır ve
ağızdan tüm hava dışarı üflenir. Pilates
egzersizleri ile doğru nefes tekniği öğrenildiğinde tüm egzersizlerde ve günlük
hayatımızdaki hareketlerde kontrol tamamen sizde olacaktır.
Kontrol: Tüm hareketlerin kontrolü tamamen sizde olmalıdır. Sakatlıkları önlemek
ve hareketlerden fayda sağlayabilmek için
hareketleri doğru öğrenmek ve uygulamak gereklidir. Pilateste her bir hareketin
kuvvet merkezi bölgesi için bir fonksiyonu
vardır ve tamamen kontrollü bir şekilde
uygulanmalıdır.
Akıcılık: Hareketlerin başlangıçtan ileri
düzeye doğru geliştirilmesi, vücudun inanılmaz gelişimini ve gücünü anlamayı sağlar. Pilateste her bir hareketin bir amacı
vardır ve her yeni hareket ile vücudumuz
daha çok gelişecek ve kuvvetlenecektir.
Devamlılık: Vücudumuzdaki değişiklikleri görebilmemiz için başlangıç düzeyde
pilates egzersizlerini haftada en az 2 gün,
günde en az 30 dakika uygulamanız yeterli
olacaktır. Vücudunuzdaki değişiklikleri yakından takip edin ve pilates egzersizlerinden alacağınız verimi artırmak için pilates
günlerini çoğaltın.
Pilates egzersizleri ile koşu, bisiklete binmek, yüzme gibi aerobik sporları birleştirmeniz, kilo vermenizi hızlandıracak, aynı
zamanda sıkı, kuvvetli ve uzun adalelere
daha kısa sürede sahip olacaksınız.
Spor
Pilates 1 – Nefes verilir: Kafa, çene göğse
değmeyecek şekilde öne bükülür. Karın kasları yere bastırılarak eller ensede kalacak
şekilde omuzlar yerden kaldırılır.
Nefes verilir: Posizsyon korunur.
Nefes alınır: Omuzlar, kollar ve boyun tekrar
yere yatırılır. 8 – 10 tekrar uygulanır.
Pilates 2 – Nefes verilir: Eller yerde kalacak şekilde sırt yavaşça yukarıya kaldırılır.
Nefes alınır: Pozisyon korunur.
Nefes verilir: Eller ve sırt yavaşça yere indirilir. 8 – 10 tekrar uygulanır.
Pilates 3 – Nefes verilir: Karın kısmı içeriye bastırılarak üst gövde ve bel geriye doğru
yatırılır.
Nefes alınır: Sırt dik pozisyona getirilir.
Omurga, kalça üzerinde dik ve dengeli pozisyona getirilir. 8 – 10 tekrar uygulanır.
Pilates 4 – Kafa, çene göğse değmeyecek şekilde öne bükülerek omuzlar yerden kaldırılır
ve karın kasları yere bastırılarak kollar yana
uzatılır. Her nefes alışverişinde eller yanda,
yere doğru indirilir ve kalça hizasında tekrar
kaldırılır. Ellerin 5 vuruşunda nefes alınır ve
5 vuruşunda nefes verilir. 8 – 10 tekrar uygulanır.
Pilates 5 – Nefes alınır: Karın kası geriye
doğru itilerek üst gövde kalça üzerinde geriye doğru yuvarlanılır.
Nefes verilir: Kalça üzerindeki denge pozisyonuna geri dönülür. 8 – 10 tekrar uygulanır.
Pilates 6 – Nefes verilir: Kafa, çene göğse
dokunmayacak şekilde öne bükülür, omuzlar
yerden kalkar ve üst gövde yerden kaldırılır.
Nefes verilir: Diğer bacak ileriye uzatılır.
8 – 10 tekrar uygulanır.
Pilates 9 – Nefes verilir: Çene göğse değmeyecek şekilde kafa öne bükülür ve omuzlar
yerden kalkar. Dizler gergin bir biçimde bacaklar ileriye uzatılır.
Nefes alınır: Omuzlar yere indirilir ve dizler
bükülü, göğüs kısmına tekrar getirilir. 8 – 10
tekrar uygulanır.
Pilates 10 – Nefes verilir: Üst gövde ile
yana dönülür.
Nefes alınır: Eller ile ayaklara doğru uzanılır.
Nefes alınır: Ortaya dönülür. 8 – 10 tekrar
uygulanır.
Nefes verilir: Tekrar sırt üstü yatılır. 8 – 10
tekrar uygulanır.
Pilates 11 – Nefes verilir: Boyun öne bükülerek yere doğru uzanılır.
Pilates 7 – Nefes verilir: Bir bacak havada
yavaşça bir daire çizer. Bel bölgesinin yerden
kalkmamasına dikkat edilir. 8 – 10 tekrar
uygulanır.
Nefes alınır: Pozisyon korunur.
Pilates 8 – Nefes verilir: Bir bacak diz gergin bir şekilde ileriye uzatılır.
Nefes alınır: Bacaklar değiştirilir.
Nefes verilir: Karın geriye bastırılarak sırt
dik pozisyona dönülür. 8 – 10 tekrar uygulanır.
Plates 12 – Üst gövde ileriye ve yere doğru
uzatılır ve alın yere konur. Kollar kafanın yanından öne doğru uzatılır.
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
ARALIK2014 29
30 ODTÜLÜLER BÜLTENİ 244
DOSYA
AÇLIK
Dosya
Uzm.Dyt. Aslıhan DEMİR - Yrd.Doç.Dr. Derya Dikmen - Doç.Dr. M.Fatih Uyar
( Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü )
AÇLIK:
YETERLİ BESİN ALAMAMAK MI?
DENGELİ BESLENEMEMEK Mİ?
A
çlık terimi toplumsal ve bireysel
anlamda iki şekilde tanımlanabilir. Açlık, toplumsal anlamda
çevresel koşullar ya da diğer nedenlerden dolayı gerektiği anda yiyecek bulunamaması durumudur. Bireysel anlamda
ise açlık büyüme ve yaşamın sürdürülebilmesi için fizyolojik bir gereksinme ile yemek yeme isteğidir. Açlık durumu kişilerde
giderilemez ve uzun süre aç kalınırsa vücutta direkt olarak gözlenebilen yetersizlikler
oluşur. Çünkü birey aç iken yaşamsal aktivitelerin devamının sağlanabilmesi için (organların çalışması, metabolik süreçler vb.)
vücut çalışmaya devam etmekte ve enerji
harcamaktadır. Yeterli besin alınamaması
durumunda ilk önce hafif hipoglisemi görülür ve açlık hissi, terleme, titreme, baş
ağrısı, baş dönmesi gibi belirtiler ortaya
çıkar. Kısa süreli açlıktan uzun süreli açlığa geçtikçe vücuttaki glikojen depoları
beynin enerji ihtiyacını karşılayamaz duruma gelir. Beyin sadece glikozu kullanabilir.
Açlık süresi uzayıp dolaşımda yeterli glikoz
kalmayınca ise yağ asitlerinin yıkımı ile
oluşan keton cisimcikleri beyin tarafından
kullanılmaya başlar. Dolaşımdaki keton cisimciklerinin belli bir düzeyin üzerine çıkması ise istenmeyen sonuçlara (koma vb.)
yol açabilir. Açlık süresi uzadıkça yağ, protein, vitamin ve mineral metabolizmasında
da aksaklıklar oluşur, bu belirtilerin şiddeti
artar ve sağlığın kalıcı olarak bozulması
söz konusu olur. Açlık durumu devam ederse bireylerde atrofi, doku kaybı, vücut yağ
kaybı, ekstrimitelerde sıvı artması, yağsız
vücut dokusunun azalması, kas zayıflığı,
derinin elastikiyetini kaybetmesi, plazma proteinlerinin kaybına bağlı olarak su
32 ODTÜLÜLER BÜLTENİ 245
dengesizliği, elektrolit değişikliği, ödem,
sindirim ve renal bozukluklar, kan basıncının azalması, mental yorgunluk, fiziksel
isteksizlik oluşabilir. Bu belirtiler açlığın
süresine ve ciddiyetine göre oluşur. Açlık,
kısa veya uzun süreli besin alımı yetersizliği veya yokluğunun sonucu olarak kişide
yemek yeme dürtüsünün uyanması olarak
tanımlanabilir. Her koşulda, açlığa karşı
gelişen metabolik adaptasyonun besin alımı
ile sona ermesi gerekir. Besin alımı ile beraber fiziksel belirtiler ile beraber duygusal
belirtiler de azalmaya başlar. Aksi halde
solunum kasları güçsüzleşinceye kadar kas
kaybı olur. İleri safhalarda akciğer, fonksiyonlarını devam ettiremeyecek düzeye gelir
ve ölüm gerçekleşir.
Açlığın giderilmesi için sadece yeterli miktarda yemek yemek, karın doyurmak veya
canının istediği yiyecekleri yemek doğru
bir yaklaşım değildir. Tek bir besin ögesi
ile vücudun günlük ihtiyacı kadar enerji
alınsa dahi bu, metabolik işlemlerin devamı için yeterli olmaz. Kişinin fizyolojik ve
zihinsel işlevlerinin devam edebilmesi için
yeterli ve dengeli beslenmenin bir arada
olması gerekir.
Yeterli beslenme, genellikle vücudun yaşamı ve çalışmasını sürdürebilmesi için gerekli enerjinin sağlanması anlamına gelir.
Dengeli beslenme ise, enerji yanında bütün
besin öğelerinin gereksinim kadar sağlanmasıdır. Kişinin yiyeceklere ekonomik
Dosya
nedenler ya da çevresel etmenler nedeniyle
ulaşamaması nedeniyle yaşanılan tam açlık
durumu ile sağlıklı olmayan besin seçimleri
sonucu yetersiz beslenme nedeniyle oluşan
açlık durumu arasında net ayrımlar vardır.
Beslenme; sağlığı korumak, geliştirmek ve
yaşam kalitesini artırmak amacıyla vücudun gereksinimi olan besin ögelerinin bilinçli olarak yeterli miktarlarda ve uygun
zamanlarda alınmasıdır. Besin ögeleri vücudun gereksinimi düzeyinde alınamadığında yetersiz beslenme yani açlık; gereğinden
fazla besin tüketilirse veya tek bir besin
ögesinden aşırı miktarlarda tüketilirse dengesiz beslenme ortaya çıkar. İnsan yaşamı
için elliye yakın besin ögesine gereksinim
vardır. Bu ögelerden herhangi biri alınmadığında, gereğinden az ya da çok alındığında,
büyüme ve gelişme engellenir, sağlık bozulur. Dolayısıyla bütün olarak yiyeceklerden
yetersiz enerji alımı açlık olarak tanımlanırken tek bir besin ögesinin açlığı gibi bir
kavram da göz önünde bulundurulmalıdır.
Bu durumun nedenleri olarak; tek yönlü
beslenme, psikolojik nedenler, bilgi eksikliği, yanlış hazırlama ve pişirme yöntemleri,
yanlış besin seçimleri sayılabilir.
Açlığın giderilmesi için yemek yeme elzemdir. Bireylerin bir günde tükettiği öğün sayısı da açlık durumunu gösterir önemli bir
belirteçtir. Uzun aralıklarla beslenmede
vücudun daha az protein ve su tuttuğu ve
idrarla daha fazla azot attığı bilinmektedir. Kısa aralıklarla yemek yendiğinde ise
vücutta pozitif azot dengesi oluşmakta ve
vücut proteinleri artmaktadır. Yine aynı şekilde uzun aralıklarla beslenmede vücutta
yağ birikimi artar, bu durum da kan yağ-
ları (kolesterol vb.) düzeyini artırarak
kalp hastalıkları ve diyabet riskini
artırır.
Açlık, yaşamın sürdürülebilmesi amacıyla yemenin
oluşması için gerekli ve
aslında elzem bir fizyolojik durumdur. Açlığın giderilmesinde tüketilen besin
kaynaklarının kalitesi ise
sağlığın en önemli belirleyicilerindendir. Bireyler
açlık durumunu giderse de
yaşı, cinsiyeti, fiziksel aktivite
durumuna göre gereksinim duyulan
enerji ve besin ögesi ihtiyaçlarını karşılayamazlar ise yetersiz beslenme nedeniyle
makro ve mikro besin ögeleri açısından açlık durumunu yaşarlar. Tek bir besin, sağlığın korunması ve iyileştirilmesi için gereken
besin ögelerinin her birini istenilen düzeyde sağlayamaz. Her besin, içinde bulunan
besin ögeleri açısından farklılık gösterir.
Bu nedenle yeterli ve dengeli beslenmenin
sağlanabilmesi için günlük tüketilmesi gereken dört temel besin grubu belirlenmiştir.
Bunlar; süt ve süt ürünleri, et-yumurtakurubaklagiller, sebze ve meyveler, ekmek
ve tahıllardır. Her bir grup farklı makro ve
mikro besin ögelerinden zengindir.
Yeterli besin alınamadığında oluşan açlık durumu ile dengeli beslenilemediğinde
yaşanılan makro ve mikro besin ögelerine
duyulan ihtiyaç açısından yaşanılan açlık
durumları birbirinden farklı iki durumdur.
Dünyada bazı kesimlerin yeterli besine ulaşamaması nedeniyle yaşanılan toplumsal
bir sorun olan açlığın önlenmesi global ve
çözümlenmesi zor bir sorundur. Diğer yandan bireylerin yanlış besin seçimleri ile
dengesiz beslenmeleri nedeniyle oluşan beslenme açısından açlık ise doğru ve sağlıklı
besin seçimleri ile önlenebilir bir durumdur.
Sağlığı optimal düzeyde sürdürebilmek için
hangi besinlerin ne miktarda tüketilmesi
gerektiği, hangi yöntemler uygulanarak tüketime hazırlanacağı konularında bireyler
bilinçlendirilmelidir. Çünkü dengesiz beslenme bireyden başlayarak topluma uzanan bir takım sağlık sorunlarına yol açabilir. Dengesiz beslenme, bazı besin ögelerine
karşı oluşan açlığa bu durum da tip 2 diyabet, hipertansiyon, kardiyovasküler hastalıklar gibi beslenmeye bağlı kronik hastalıkların oluşmasına neden olabilir. Sağlığın
korunması, iyileştirilmesi ve geliştirilmesi,
yaşamın sürdürülmesi ve yaşam kalitesinin
artırılması ile büyüme için yeterli ve dengeli beslenme elzemdir.
Kaynakça
1.T.C. Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü. Türkiye’ye Özgü Beslenme Rehberi, Ankara, 2004.
2.Baysal A. Beslenme. 14. Baskı, Hatipoğlu Yayınları: 93, Ankara, 2012.
3.Yücecan, S. Optimal Beslenme. T.C. Sağlık Bakanlığı Beslenme Bilgi Serisi, Ankara, 2012.
4.Duyff RL. Geliştirilmiş Besin ve Beslenme Rehberi
“ The American Dietetic Association’s “Complete
Food and Nutrition Guide. John Wilwy& Sons Inc.
New Jersey” ( Çeviri Editörleri: Yücecan S, Nursal B, Pekcan G, Besler HT) Acar matbaacılık Yay,
Hiz. San ve Tic. A.Ş. İstanbul, 2003.
5.Akyol, A. Açlık-Tokluk Mekanizmaları, Hacettepe
Beslenme ve Diyetetik IV. Mezuniyet Sonrası Eğitim Kursu, Beslenme ile İlintili Hastalıkların Fizyopatolojisi ve Biyokimyasal Değişiklikler Kursu,
2013.
6.Halford, J.C.G., Boyland, E.J. Hunger. “Encyclopedia of Human Nutrition”. 2013 (2), 431-435.
ARALIK 2014 33
Dosya
Prof. Dr. Ahmet Halis AKDER (ODTÜ İktisat Bölümü’nden Emekli)
AÇLIK SINIRI
(Gıda Yoksulluğu)
K
ıtlık genellikle doğal bir afetten,
kuraklık, sel, yangın, depremin
peşinden ya da savaşla gelir. Geçmişte dünyanın hemen her yerinde,
kıtlık sonucu açlıktan ölüm görüldü. Yakın
zamanda en fazla Asya ve Afrika kıtasında yaşandı. Ancak bu yazının konusu böyle
aniden ortaya çıkan afet/kıtlık açlığı değil
de, yoksulluğun içine yuvalanmış, hemen
göze çarpmayan ama hep süren yoksulluk
açlığıdır. Açlık, yoksulluğun insanı en tahrip
eden boyutudur. Uluslararası düzeyde açlıkla mücadele misyonunu Birleşmiş Milletlere
bağlı FAO üstlenmiştir. Yoksullukla, açlıkla
mücadele önce her ikisinin de ölçümünü, sorunların yaygınlığının saptanmasını zorunlu
kılar. Kim yoksuldur? Açlık ve tokluğu birbirinden ayıran, sınır nasıl ölçülür?
Söz konusu ölçüm olunca, açlığın tanımı ve
ölçüm yöntemi önem kazanmaktadır. FAO
belgelerinde bu konuda öne çıkan kavram
‘gıdasızlık’ ya da ‘eksik beslenmedir’ (undernourishment). En az bir yıldır sağlıklı
bir yaşam ve gelişme için gereken asgari
miktardan daha azıyla beslenme durumu
olarak tanımlanmaktadır. FAO belgelerinde
açlık ve gıdasızlık eş anlamlı sözcükler olarak kullanılmaktadır. Gıdasızlığın hesaplanmasında birinci değişken bireyin sağlıklı
kalması için hangi gıdadan ne miktarda
tüketmesi gerektiğinin bulunmasıdır. Bu asgari beslenme düzeyini sağlayacak birbirinden farklı sepetler oluşturulabileceği için,
söz konusu asgari miktar gıdaların enerji
içeriği (kalorisi) cinsinden hesaplanır. Kalori gereksinimi, cinsiyete, kadınların hamile
olup olmadığına, yaşa, boya, kiloya, iklime,
mevsime, yapılan işe göre farklılık gösterir. Eldeki veriler, kolaylaştırıcı varsayımlar, örneklemeler, ortalamalar yardımıyla
enerji gereksinimi, beslenme standardını
yansıtan katsayılara dönüştürülür. Örneğin
Türkiye İstatistik Kurumu Türkiye’de bir kişinin günlük enerji gereksinimini 2100 kalori olarak (varsaymaktadır) vermektedir.
Gıdasızlığın hesaplanabilmesi için gözlemlenmesi gereken ikinci değişken, ne kadar
34 ODTÜLÜLER BÜLTENİ 245
gıda tüketildiğidir. Herkesin her gün ne kadar gıda tükettiğini ölçebilmek, örnekleme
yöntemiyle bile zordur ve maliyetlidir. Pratik yöntem Hane Halkı Bütçe Anketlerini
kullanmaktır. Burada gelir, gelir-dağılımı
ve gıda harcamaları birbiriyle ilişkilendirilerek gıdasızlığı ya da TÜİK’in adlandırmasıyla açlık sınırının altında kalanların
toplam nüfusa oranı hesaplanabilir.
TÜİK, gıda yoksulluğunun temelini teşkil
eden gıda sepetinin belirlenmesinde 2003
Hanehalkı Bütçe Anketi verilerini kullanmıştır. Burada gıda harcamasına göre sıralı 3. ve 4. %10’luk hanehalkı dilimleri, referans grup olarak alınmış ve bu hanelerin
gıda tüketiminde en önemli paya sahip 80
madde gıda sepeti olarak tespit edilmiştir.
Bir ferdin günlük asgari 2 100 kalori almasını sağlayacak miktarlar, bu 80 maddeden
oluşturulmuştur. Sepetin fiyatlandırılmasında hane-halkı bütçe anketinden elde edilen ortalama piyasa birim fiyatları kullanılmıştır. Bu sepetin maliyeti açlık sınırı (gıda
yoksulluk sınırı) olarak tanımlanmıştır.
FAO yayınlarında “açlık sınırı” diye bir
adlandırma kullanılmıyor. Yukarıda görüldüğü gibi Açlık sınırı kavramının biraz
Türkiye’ye özgü bir adlandırma olduğunu ve
bunu ilk olarak bir sendikanın, TÜRK-İŞ’in
kullandığı söylenebilir. TÜRK-İŞ, Aralık
1987’dan bu yana her ay, kritik gıda harcaması tutarını ve buna bağlı olarak açlık sınırını kendi varsayımlarıyla hesaplamaktadır. TÜRK-İŞ böyle bir hesaplama için dört
kişilik bir ailenin, Hacettepe Üniversitesi
Sağlık Teknolojisi Yüksek Okulu tarafından
belirlenmiş beslenme kalıbını temel almaktadır. Anılan beslenme kalıbı yetişkin erkek
Türkiye’de Gıda Yoksulluğu
(Açlık sınırı altında kalanların toplam nüfusa oranı)
Kaynak: TÜİK, 2011 Yoksulluk Çalışması Sonuçları.
Dosya
için günlük 3500, yetişkin kadın için 2300,
15 - 19 yaş grubundaki erkek çocuk için
3200 ve 4 - 6 yaş grubundaki çocuk için
1600 kalorilik beslenmeyi temel almaktadır. Gıda fiyatları Ankara’da çalışanların
yoğun olarak alışveriş yaptıkları market ve
semt pazarlarından ayda iki-üç kez dolaşılarak derlenmekte ve yapılması gereken asgari düzeydeki gıda harcaması tutarı (açlık
sınırı) hesaplanmaktadır. Buna göre Ekim
2013’de 1.064TL olan açlık sınırı Ekim
2014’de 1,206 TL’ye yükselmiştir.
lenirken gıda enflasyonuna dikkati çekmek önemli olabilir. Bu “açlık sınırı” ve
“ asgari ücret” kıyaslamasıyla daha güçlü
bir biçimde ortaya konulmaya çalışılıyor.
Türkiye’de 2014 yılında asgari ücretin
814 TL TÜRK_İŞ’in ölçtüğü açlık sınırının
1206 TL olduğu düşünülürse ve söz konusu
dört kişilik ailenden yalnız bir kişinin asgari ücretle çalıştığı ve ailenin tek gelirinin
bu olduğu varsayıldığında uygulanan sosyal
politikanın çelişkisine, asgari ücretin yetersizliğine işaret edilebilir.
FAO doğrudan açlıkla mücadele etmek için
açlık içinde olanların sayısını hesaplamaya
çalışıyor. Açlık sınırı ise böyle bir hesaplamanın başlangıcını, kritik gıda harcamasının tutarını ortaya koyuyor. Sendikaların
bu konuya eğilmesindeki neden daha çok,
ücretlerin içinde gıda harcamasının çok
yüksek bir pay tutmasıdır. Ücretler belir-
Ancak bu çelişkinin hesaplama sırasında
yapılan varsayımlar nedeniyle ortaya çıktığı da düşünülebilir. Örneğin TÜİK çalışmasının varsayımlarıyla bakıldığında 20052009 yıllarının aralığında açlık sınırının
altında kalan nüfusun (2009’da 339.000
kişi) yüzde birin oldukça altında çıktığı düşünülürse, o zaman da oldukça düşük belir-
lenen asgari ücretin büyük bir nüfusu açlık
sınırının altına itmemiş olduğu sonucuna
varılabilir. Bu da açlık sınırının hangi varsayımlarla hesaplandığına duyarlı olduğunu göstermektedir. TÜRK-İŞ 2009 ve 2010
yıllarının Eylül ayı için açlık sınırını 750 TL
ve 847 TL olarak hesaplarken, TÜİK dört
kişilik hanehalklarının açlık sınırlarını aynı
yıllar için 287TL ve 318TL olarak hesaplamıştır. (Bu arada TÜİK’in açlık sınırı hesaplamalarını revize etmek üzere 2009’dan
sonra açlık sınırı istatistiği yayınlamadığına da işaret edilebilir.) İkincisi asgari ücretin çalışan kişi için mi yoksa dört kişilik
ailesi için mi tespit edilmesi gerektiği toplu sözleşmelerin tartışmalı konularındandır.
Öte yandan asgari ücretin yalnız gıda değil
diğer temel gereksinimleri de karşılaması
gerektiği de tartışılan bir konudur. Elbette
ideal olan hassas bir şekilde ölçülmüş açlık
sınırının asgari ücretin altında kalmasıdır.
ARALIK2014 35
Dosya
Prof. Dr. Zülküf AYDIN (ODTÜ Kuzey Kıbrıs Kampüsü, Siyaset Bilimi ve Uluslararsı İlişkiler Bölümü)
Açlık, Kıtlık ve Yoksulluk Sorunu:
Neo-liberal Politikaların
Düşündürdükleri
B
irleşmiş Milletler’in 191
üyesinin 2000 yılında ilan
ettiği sekiz adet Bin Yılın
Kalkınma Amaçlarının
(Millenium Development Goals) üç
tanesi doğrudan veya dolaylı olarak açlık ve açlığın giderilmesine
yöneliktir. Birinci kalkınma amacı
2015 yılına kadar aşırı yoksulluk
ve açlığı ortadan kaldırmayı hedeflemekteydi. 2015 in kapımızı
çaldığı bu günlerde yoksulluk ve
açlığın ortadan kalkması bir yana
sadece 2010 yılında ekstradan 64
milyon kişi daha yoksulluk sınırının altına itilmiştir. Aynı şekilde
Birleşmiş Milletler Tarım ve Gıda Örgütü
verilerine göre dünyada 2010-2012 yılında 852 milyonu azgelişmiş ülkelerde olmak
üzere toplam 870 milyon insan kronik açlıkla karşı karşıyadır. Toplam 802 milyon
aç insanla Asya, Pasifik ve Afrika açlığın
en yoğun olduğu bölgelerdir (FAO 2012).
1990-2012 arasında Afrika’daki aç insan
sayısı 175 milyondan 239 milyon kişiye çıkmış ve kimi bölgelerde ise kıtlıktan kitlevi
ölümler (‘famine’) gerçekleşmiştir.
Neden açlık çarpıcı bir şekilde süregitmektedir ve neden azgelişmiş ülkelerde yoğunlaşmaktadır soruları yanıt beklemektedir.
Bu sorular kıtlık dönemlerinde yoğun kitlevi ölümlerin olduğu, özellikle de Afrika’da
açlıktan bir deri kemik kalmış insan kafilelerinin yiyecek aramak için sınırları aşıp
komşu ülkelere giderken yollarda can vermelerinin görüntülerinin medyada yayınlandığı dönemlerde daha sık gündeme gelmektedir. ‘Famine’ yani açlıktan kitlevi ölümler
açlık ve dengesiz beslenmeden farklı olarak
bir toplumun marjinal üyelerini desteklemekten aciz kaldığı bir kriz durumunu ifade
etmektedir. Ancak böyle acil bir kriz oraya
36 ODTÜLÜLER BÜLTENİ 245
çıktığında basın ve medya açlığı gündeme
getirmekte diğer zamanlarda ise kronik açlık sorunu gözardı edilmektedir.
‘Famine’ kronik açlığın en doruk noktasıdır, ve ‘famine’leri oluşturan nedenler kronik açlığında temelinde yatan nedenlerdir.
Dolaysıyla da açlık ve ‘famine’ nin birlikte
irdelenmesi gerekir. İronik bir biçimde açlık ve famine daha çok azgelişmiş tarım ülkelerinde ortaya çıkmaktadır. Örneğin çok
geniş tarım alanlarının bulunduğu Afrika
kıtası açlığın ve kıtlıktan ölümlerin en sık
ve yoğun yaşandığı bir kıtadır. Neden Afrika? ve kıtlık Afrika’nın engellenemz bir
gerçeği midir sorularına verilen yanıtlar
çoğunlukla ideolojileri ve çıkar ilişkilerini
yansıtmaktadır. Liberal yazın gıda kıtlığını
ve açlığı genellikle doğal koşullar ve kuraklık gibi felaketlerle açıklar (açlık ve kıtlık
kuramlarının bir irdelenmesi için bknz Aydın 1997). Oysa kuraklık ve doğa koşulları
Afrika’da sömürgecilik öncesi dönemlerde
de varken açlık ve kıtlıktan ölümlere rastlanmamaktadır. Çünkü toplumlar ürün rotasyonu, gıda depolama, karşılıklı yardım,
gelirkaynaklarını çeşitlendirme ve ortak
kaynaklardan yararlanma biçimindeki ted-
birlerle açlıktan kitlevi ölümlerin
önüne geçebilmişlerdi. Sömürgeclikle başlayan süreçler yüzünden Afrika toplumları gelenkesel
tedbir mekanizmalarını yitirerek
doğal koşulların tetiklediği felaketlerin açlığa ve kıtlığa dönüşmesini
engelleyememektedirler.
Dolaysıyla da kuraklık bölgelerindeki yerel insanların beka stratejileri ile ekoloji arasındaki hassas
dengenin sömürgecilik döneminde
kırılmıştır. Sömürgeciliğin getirdiği toprakta özel mülkiyetle birlikte
toprağın kimi ellerde toplanması,
en verimli toprakların temel gıdalar yerine ticari tarım ürünlerine, son 20
yıl içinde de biyo-yakıt üretimine ayrılması Afrika köylülüğünün yoksullaşmasına ve
pazara bağlı kalmasına neden olmuştur. Örneğin İngiliz sömürge politikası Nijerya’da
Housa toplumlarının kültürel, siyasi ve
üretimsel yapılarını bozarak onları kapitalist dünyaya bağımlı, ticari ürünler üreten,
bireyselleşerek kollektif mülkiyetten özel
mülkiyete geçen ve sınıfsal olarak farklılaşan bir topluluk haline getirmiştir. Kapitalizmle entegrasyon Afrika’da gıda üretim
kapasiteini düşürmekle kalmamış, üretim
ilşkilerini de temelden değiştirerek toplumsal mülkiyeti ortak olarak kullanan yapıyı
temel bir dönüşüme uğratmıştır. Bu dönüşümde hem toprak hem de emek bir meta
haline gelmiş, gıda üretimi marjinalleştirilmiş, yerli halklar meraları kullanma haklarını yitirmiştir. Dolaysıyla da yoksullaşan
kesim verimli topraklardan uzaklaşatırılarak artan bir şekilde yoksullaşma eğilimine
itilmiş verimli topraklar ise giderek gelişen
küresel süpermarketlere yüksek değerli tarımsal ürünler üretmeye başlamıştır. Yerli halklar bir yandan topraktan koparılıp
marjinalleştirilerek sınırlı miktardaki daha
Dosya
verimsiz toprakları yoğun bir kullanmaya
sevkedilmiştir bu da toprağın kalitesinin
düşmesine yol açmıştır. Diğer yandan da ticari ürünlere ayrılan topraklarda da yoğun
miktarda kullanılan kimyasallar nedeniyle
çevresel sorunlar oluşmuştur.
Gıda üretiminin azalması, üretilen ürünlere
yoksullaşan kesimlerin ulaşamaması, ürün
fiatlarının artması Dünya Tarım ve Gıda
Örğütü FAO yu büyük bir karamsarlığa sevketmiştir. Neo-liberalizmin hakimiyetiyle
1980 lerden itibaren dünyadaki gıda üretimi giderek azalmış ve son on yılda gıda
rezervleri 107 günlükten 74 günlüğe düşerek son yıllarda kriz boyutarına ulaşmış ve
2008 yılında Fas, Gine, Meksika, Moritanya, Özbekistan, Senegal ve Yemen dahil 30
ülkede artan fiatlar nedeniyle gıda isyanlarına yol açmıştır.
Gıda üretiminin özellikle azgelişmiş ülkelerde azalmasının en temel nedeni dünya
gıda üretim ve dağıtımının Cargill, Nestle,
Continetal Grains, Lewis, Bunge Limited,
Monsanto, Dupont, Syngenta gibi çoğunluğu Amerikan şirketi olan devasa küresel
şirketlerin denetimine girmiş olmasıdır. Bu
şirketler bir yandan İMF, Dünya Bankası
ve Dünya Ticaret Örgütü gibi kuruluşları
da arkalarına alarak azgelişmiş ülkelerin
gelenksel ürünleri bırkmalarını hızlandırmakta, diğer yandan da tahıl üretim, dağıtım ve fiatlarını kontrol etmektedirler.
Örneğin Türkiye neo-liberalist politkalara
sürüklenerek şeker pancarı, tütün, arpa,
buğday gibi gelenksel ürünlerin üretiminden uzaklaştırılmış, batı toplumlarının damak zevklerine uygun ve süpermarketlece
tercih edilen taze sebze, meyve ve çiçek gibi
ürünlerle snayiinin gereksinme duyduğu kanola, soya, mısır gibi alternatif ürünlerin
yetistirilmesine yönlendirilmiştir. Kısacası
1980 ler sonrası dünya tarımı ABD hegemonyasında çok uluslu şirketlerin denetimine girmiş ve bu da azgelişmiş ülkelerde gıda
güvenliği (food security) ve gıda hakimiyeti
(food sovereingty) sorunlarını ortaya çıkarmıştır. Yukarda adı geçen dev şirketler teknolojik ve mali güçleri sayesinde geliştirdikleri ve bir kısmı da genetiği değiştirilmiş
olan tohumlarla küresel tarımı kontrolleri
altına almış ve dünya çifçilerini kendi tohumlarını üretemeyen bağımlı topluluklar
haline getirmişlerdir. GDO lu tohumların en
temel özelliği alınan ürünlerin bir sonraki
dönemde tohum olarak kullanılamamasıdır.
GDO lu tohumların bu kısır olma özelliği
böcekler, rüzgar vb mekanizmalarla yerel
çeşitlere bulaşarak ve yaygınlaşarak biyoçeşitliliği de tehdit eder bir özellik kazanmıştır. Dolaysıyla da bir yandan devasa şirketlere bağlı konuma düşen, diğer yandan
da geleneksel gıda üretebilme kapasitlerin
yitiren yoksul köylü kitleleri açlığın kucağına itilmektedirler.
Gıda kıtlığı ve açlık sorunun bir diğer yönü
de kimi ülkelerin ve şirketlerin uyguladığı
toprak gaspı (land grab) ile ilgilidir. Hem
gıda üretiminin hem de petrolün bir enerji
kaynağı olarak giderek azalması nedeniyle
bir çok büyük şirket ve ülke başka ülkelerde
ya toprak kiralamak ya da satın almak yoluyla açıklarını kapatmaya çalışırken gittikleri ülke kırsal halklarının topraklarına el
koyup yoksulluğa itmektedirler. Bu toprak
gaspını sadece zengin ülkeler yapmamakta,
Çin, Kore, Hindistan, Mısır ve Tayland gibi
ülkelerde kervana dahil olup Afrika ve diğer
azgelişmiş bölgelerde toprak gaspına katılmışlardır. Neo liberalizmin yarattğı serbest
piyasa koşullarında ele geçirilen topraklar
Gana, Benin, Etyopya, Uganda, Tanzanya
ve Zambiya gibi yoksul ve çaresiz ülkelerde
biyo-yakıt üretimine ayrılmakta ve bu ülkelerin gıda üretme kapasitelerini dumura
uğratamktadır.
Yeni liberalizmin bu saldırısına yoksullar
her zaman boyun eğmemekte ve zaman
zaman Meksika’nın Chiapas bölgesindeki
Zapatista hareketinde olduğu gibi devlete
karşı ayaklanarak gıda hakimiyeti talep etmektedirler. Yani yerel üreticiler kendi istedikleri ürünleri yerel koşulları dikkate alarak yerli tohumlarla ürebilme özgürlüğünü
savunmaktadırlar. Çok uluslu dev şirketlerin azgelişmiş ülke tarımından el çekmesini
savunan Via Campesina hareketi uluslararası bir konuma gelerek küresel bir köylü
hareketine dönüşmüştür. İşte bu hareketten
ders çıkararak ülkelerin gıda bağımsızlıkları için neo-liberlizmi sorgulamaları, kendi
yoksullarını çok uluslu şirketlerinin saldırılarından korumaları, ve genelde yoksulları
koruyucu önlemler alarak bir refah develti
gib davranmaları, gelir dağılımlarındaki
dengesizlikleri sınırlayarak giderek artan
yoksulluk ve açlığı azaltmayı hedeflemelidirler. Noe-liberalizmin hegemonya kurduğu 1980 lerden itibaren serbest piyasa sistemi açlık ve yoksulluğun katmerleşmesine
yol açtığı için ancak ve ancak devletin aktif
bir rol oynaması sonucunda açlık ve yoksulluk kontrol altına alınabilir.
Aydın, Zülküf, (1997). ‘Famine
Causation: Is Nature Responsible’, METUStudies in Development’, 24(3): 295-317.
Food and Agriculture Organization (2012). 2The State of
Food Insecurity in the World
20122,http://www.fao.org/docrep/016/i3027e/i3027e00.htm
ARALIK2014 37
Kavramlar
Dr. Çınla AKDERE (ODTÜ İktisat Bölümü)
Malthus Teorisi
Açlığın Politik İktisatı ve Thomas Robert Malthus
şılık aritmetik hızla artan tarımsal üretimin
olası bir açlık tehlikesi oluşturduğu öngörüsünü ortaya atmıştır. Böylece, hem açlık
kavramını iktisadi açıdan tanımlamış hem
de iktisat tarihinin ilk pesimist öngörüsünü
açıklamıştır. İngiltere’de ilk nüfus sayımı
1801’de yapılmıştır fakat elde edilen veriler yanıltıcı ve kuşkulu olduğundan (Picon,
2010, s. 8) Malthus’un önermesi zamanla
doğrulanacak bir hipotez olmaktan öteye
gidememiştir. Daha sonra bu öngörünün,
teknolojik gelişme ile artan üretimi göz ardı
ettiği ve dolayısıyla yanıldığı anlaşılmıştır.
A
çlık, iktisadi ve politik kurumların
işleyişini sorgulatan sosyal bir olaydır. Thomas Robert Malhus (17761834), açlık konusunu politik iktisatın teorik
gündemine taşıyan ilk iktisatçıdır. 19. yüzyıl İngiltere’sinin karşı karşıya olduğu açlık
tehdidini analiz ederken, Fransız İhtilalı ile
yeni yeni hissedilen Endüstri Devrimi’nin
meyvesi olan kurumların niteliğini sorgular.
Malthus Essay on the Principle of Population, as it Affects the Future Improvement of
Society with Remarks on the Speculations
of Mr. Godwin, M. Condorcet, and Other
Writers (1798) adlı kitabında, başlığından
da anlaşıldığı üzere, Fransız Devrimi düşünürlerini eleştirebilmek için nüfus ve açıklık konusuyla ilgilenir. Devrimden dokuz yıl
sonra yazdığı kitabında, Fransız İhtilalı’nın
etkisiyle toplumun sosyal sorunlardan arınacağına inanan Godwin ve Condorcet’yi
eleştirir. Ona göre, insanların üreme kapasitesi kontrol altına alınmazsa hayatta kalmak için ihtiyaçları olan besin onlara yetmeyecek, açlık baş gösterecek ve toplumun
mükemmel işleyişine büyük bir darbe vurulacaktır. Geometrik hızla artan nüfusa kar-
38 ODTÜLÜLER BÜLTENİ 245
Yabancı ülkelerle hububat ticaretini düzenleyen Hububat Yasaları (Corn Laws) tartışılırken açlık konusu gündeme gelmiştir.
1773 - 1815 yılları arasında ortaya çıkan
metinler dizisi olan hububat yasaları, serbest ticaret konusunda, toplumun farklı
kesimlerinin katıldığı büyük bir tartışma
başlatmıştır. 1804 Hububat Yasaları ithal
hububata yüksek vergi ödeme yükümlülüğü
getirmiştir. Bu yüzden, Napolyon Savaşları diye bilinen İngiliz - Fransız Savaşla-
rı boyunca hububat fiyatı yüksek seyreder.
1813’ten itibaren, bol buğday hasadı ve
savaşın bitmesini takip eden dönemde yerel
buğdayın fiyatının çok düşmesi, bu yasaların muhafaza edilip edilmemesi konusunu
dönemin en önemli tartışması haline getirir. 1815 Hububat Yasaları çıkar. Tory Hükümeti bu yasayı onaylar. Buna göre, eğer
buğdayın fiyatı 80 Şilingin altına düşerse
buğday ithali yasak olacaktır.
Serbest ticarete dair olan bu tartışmanın
baş ekonomistlerinden biri Malthus, diğeri
ise David Ricardo (1772-1823) oldu. İkisi
de serbest ticaret yanlısıydı fakat Malthus
toprak sahiplerinin yanında yer alırken, Ricardo ise sanayicilerin ve emekçilerin tarafını tuttu (Savas, 1999, s. 340). Besin arzının, hububat fiyatları ve ücretler üzerindeki
etkisini, toprak sahiplerinin, kapitalistlerin
ve işçilerin çıkarlarını inceleyen sınıfsal bir
analizle ortaya koyar.
Hububat ithalatı İngiltere için olduğu
gibi, diğer ülkeler için de avantajlıydı.
İngiltere’ye hububat ihraç eden ülkeler on-
Kavramlar
dan endüstriyel mal alıyordu. Malthus, hububat ithalini “Observations on the Effects
of the Corn Laws, and of a Rise or Fall in
the Price of Corn on the Agriculture and
General Wealth of the Country”(1814)
adlı eserinde savunmasına rağmen, “The
Grounds of an Opinion on the Policy of Restricting the Importation of Foreign Corn: intended as an Appendix to ‘Observations on
the Corn Laws’”(1815) adlı eserinde eleştirir (SalvadoriveSignorino, 2013, ss. 1-2).
Hala serbest ticareti savunmasında rağmen, politik nedenlere bağlı olarak buğday
ithalatına itiraz eder. Buğday fiyatı düşük
olursa çiftçiye ve toprak sahibine ödeme
yapan kapitalistler işçilerin maaşlarını düşürecek, bu durumda ücretler geçim düzeyine çekilecektir. Bu Malthus’un önerdiği
fikirdir. Eğer ücretler yüksek olursa bu nüfusun artmasına neden olur, emek arzı artar
ve ücretler de düşer. Fakat ücretler geçim
düzeyinin altına düşmemelidir. Böyle olursa, kapitalistler tarıma yatırım yapmaktan
vazgeçer. Böylece yerel tarım üretimi düşer
ve ülke ithal buğdaya bağımlı hale gelir.
Malthus, ülkenin dışa bağımlı olmasını istemediğinden korumacı politikayı savunur. Bu
bağımlılığın ne kadar kötü sonuçlar doğurabileceğinin Napoleon Savaşları sırasında
görüldüğünü belirtir.
tikasının zararlı olacağı fikrini destekler.
İngiltere’nin nüfusunu ve sermayesini, ticarette karşılaştırmalı avantajını öne çıkaracak şekilde kullanması gerektiğinin altını
çizer. Principles of Political Economy and
Taxation (1817) adlı kitabında bu konuyu
daha ayrıntılı işler. Ricardo için Hububat
Yasalarını iptal etmek demek serbest ticareti desteklemek demektir. Bu da kârları
yükseltir ve ekonomiyi durgunluktan kurtarır.
Ricardo, Malthus’a karşı,“An Essay on
the Influence of a low Price of Corn on the
Profits of Stock” (1815) adlı bir makale
yayınlar. Burada hububat ithaline yüksek
vergi uygulayan Hububat Yasalarına karşı
çıkarak, hububat ithalinin yasa ile serbestleştirilmesini, bu derece bir koruma poli-
Malthus’un ortaya attığı açlık tehlikesi gerçekleşmemiştir. Malhus tarımsal yöntemlerin bu kadar ilerleyeceğini hesap edememiştir. Endüstriyel devrim sayesinde tarımsal
üretim artmıştır. Bugün, Malthus’un ortaya
attığı açlık tehlikesi başka nedenlerden dolayı hala dünyayı tehdit etmektedir.
Hububat Yasalarına karşı olanlar tarafından 1936’da Londra’da The Anti-Corn
Law Association adında bir birlik kurar.
Başta çok başarılı olamayan birlik 1838’de
Manchester’da tekrar canlandırılarak ve
adı Anti-Corn-Law League (ACLL) olarak
değiştirilir. Bu hareketi başlatanlar orta sınıf imalatçılar, tüccarlar, bankacılardır. Hububat Yasaları’nın kaldırılmasını ve böylece
İngiltere ve denizaşırı ülkeler arasında daha
çok mal alım-satımı hedefliyorlardı. Ayrıca,
bunun sembolik bir önemi vardır: korumacı
düzenin sona erişi. 1827’de başbakan görevden alınır ve yerine Robert Peel getirilir. Ülke genelinde başlayan bu hareket ve
Başbakan Sir Robert Peel’in inisiyatifi ile
1846’da Hububat Yasaları tamamen kaldırılır.
Kaynakça
Ekelund R. B. Jr. veHébert R. F. (2007),A History
of Economic Theory and Method, Waveland Press,
London.
Malthus, T. (1814 [1986]),“Observations on the Effects of the Corn Laws, and of a Rise or Fall in the
Price of Corn on the Agriculture and General Wealth
of the Country” içinde The Works of Thomas Robert
Malthus, Edward A. Wrigley ve David Souden (der.),
Pickering, London, cilt 7, ss. 87 – 109.
Malthus, T. (1815 [1986]), “The Grounds of an Opinion on the Policy of Restricting the Importation of
Foreign Corn: intended as an Appendix to “Observations on the Corn Laws”içinde The Works of Thomas
Robert Malthus,Edward A. Wrigley ve David Souden
(der.), Pickering, London, Vol. 7, pp. 151 – 174.
Malthus T. (1798), Essay on the Principle of Population, as it Affects the Future Improvement of Society
with Remarks on the Speculations of Mr. Godwin, M.
Condorcet, and Other Writers, Lawbook Exchange
Ltd.
Picon J. (2010), “Note de l’éditeur” içinde T. Malthus “Essai sur le Principe de Population”, Flammarion, Paris.
Ricardo D. (1815), “An Essay on the Influence of
a low Price of Corn on the Profits of Stock” içinde
Ricardo, D. (1951 – 1973),The Works and Correspondence of David Ricardo, Piero Sraffa ve Maurice
H. Dobb. (der.), cilt IV, Cambridge, University PressCambridge.
Ricardo D. (1817), Principles of Political Economy
and Taxation, Dover Publications Inc., Dover.
Rotberg R. I. & Rabb T. K. (ed.) (1985), Hunger and
History. The Impact of Changing Food Production
and Consumption Patterns on Society, Cambridge
University Press, Cambridge.
Salvadori N. &Signorino R. (2013), “The Malthus
Versus Ricardo 1815 Corn Laws controversy : an
appraisal”, MPRA Paper n° 50534.
Savaş V. (1999), İktisatın Tarihi, Siyasal Kitabevi,
Ankara.
Tsoulfidis L. (2010), Competing Schools of Economic Thought, Springer, Berlin.
ARALIK2014 39
Teknoloji
Adil HİNDİSTAN (CE’93) | @AdilHindistan
Bu ayın konusu “Slack”, bir grup haberleşme platformu. Slack.com adresinden ulaşılıyor siteye. Kurucusu
Stewart Butterfield, benim de bir kaç ay öncesine kadar adını bilmediğim biri idi. Wired.com’da Ağustos
ayında yayınlanan bir yazıda [1] Stewart’ın ilginç hayat hikayesi konu edildi. Oradan öğrendim ki Stewart
Flickr’in kurucusu.
4 - Takım adresi seçimi
Bu örnek için ‘odtumd’ adresini seçince Slack bizim için odtumd.slack.com adresini oluşturuyor.
Bu noktadan sonra takımın diğer üyelerinin nasıl
kaydolacağı sorusuna, mesela ‘ “odtumd.org.tr”
adresinden gelen herkesi kabul et’, diyebileceğimiz
gibi ‘davetiyeleri ben göndereceğim’ seçimini de
yapabiliyoruz. Bu adımda yaptığınız seçimi daha
sonra değiştirebiliyorsunuz.
Flickr’i 2004 yılında yaklaşık 25 milyon dolara
Yahoo’ya satmış Steward. Instragram’ın Facebook’a 1
milyar dolara satıldığını düşününce, bedavaya gitmiş
Flickr diye düşünülebilir. 2005’te Yahoo’dan ayrılmış
ve başarısız bir oyun denemesinden sonra slack.com’u
kurmuş.
Haberde benim ilgimi çeken bir nokta, teknoloji haber sitelerinden Gawker.com’un
300 küsur çalışanının tamamen Slack.com’un ‘ücretsiz’ versiyonunun kullanıyor
olduğu bilgisi idi. Stewart, Slack.com’un ücretsiz versiyonunu kullanan takımların
zaman içerisinde ücretli ek hizmetleri de kullanmak isteyecekleri hesabını yapıyor.
Bu hesap tutacak mı hepbirlikte göreceğiz.
RÜYA
Bir takım kurmak ve bu takıma insanları davet etmek, üye yapmak oldukça kolay
bir işlem. Örnek için ‘odtumd’ adında bir takım kurmak istiyor olalım. Kurucu olacak kişi olarak, ilk iş www.slack.com adresine gidip email adresi ile kayıt oluyoruz
(Şekil 1).
1 - slack.com üzerinde bir email hesabı ile kayıt oluşturma
Kayıt esnasında Şekil 2’deki mesaj geldiğinde, yeni takım yaratmak için gereken
“Get a magic email” tuşuna tıklıyoruz.
2 - Yeni bir takım yaratmak için gereken davetiye isteği
Verdiğimiz email adresine
slack.com’dan gelen email
takımı kurmak için gerekli linki de içeriyor. Email’deki “Set up your team now”
linkine (Şekil 3) tıkladıktan sonra Takımın Adı ve URL bilgisini giriyoruz (Şekil 4).
5 - Takım hazır!
Ve Slack’deki takım siteniz kullanıma hazır! Bundan sonra, ilk yapacağınız iş,
takıma diğer üyeleri davet etmek. Yukarıda yaptığınız seçime göre eğer davetiye ile
katılacaklarsa, tüm yapmaları gereken sizden gelen davetiye emailindeki ‘Activate
my account’ linkine tıklayıp bir kullanıcı adı ve şifre belirlemek.
Yeni takım oluşturulduğunda #general ve #random adında iki kanal açılıyor otomatik olarak ve yeni üyeler otomatik olarak #general kanalına üye oluyor. Elbette
yeni kanallar yaratabileceğiniz gibi, davet ettiğiniz kişileri otomatik olarak istediğiniz kanallara üye yapabiliyorsunuz.
Örneğin #muhasebe, #insan-kaynakları, #teknoloji adlarıyla 3 yeni kanal açtınız.
IT personelini davet ederken #teknoloji kanalına üye olsunlar diye seçebiliyorsunuz.
Kanallar, diğer takım üyelerine açık (public), ya da kapalı (private) olarak yaratılabiliyor. Slack, takım üyelerinin birbiri ile birebir yazışmalarını “özel” yazışma
grubuna dahil ediyor, dolayısıyla biriyle yazışırken sadece o kişi ve siz yazışmaları
görebiliyorsunuz.
3 - Takım yaratmak için gerekli “magic” email
Slack, arama motoru etrafında tasarlanmış bir program. Bir kanala üye olduğunuzda, o kanalın açıldığı andan sizin üye olduğunuz ana kadarki tüm yazışmalara
erişebiliyorsunuz. Stewart bu konsepti açıklarken güzel bir örnek veriyor: Şirkete
yeni birini aldığınızda, takımına alışması, şirkete alışması, kişilerin huyunu suyunu
öğrenmesi zaman alan şeyler. Oysa, Slack ile takımın, ekibin kanallarına girer girmez tüm önceki yazışmaları görebileceği için kısa zamanda takım içi iletişimin ne
noktada olduğunu ve geçmişini görüp daha hızlı uyum sağlaması söz konusu oluyor.
Slack modern bir Bulut uygulaması olarak diğer pek çok popüler Bulut servisi ile tek
tuşa basıp entegre edilebilir hale getirmiş. Diyelim takım üyeleri dosyalarını Google
Drive’da tutuyor. Yeni katılan bir kaç kişi ise dropbox kullanıcısı. Bazı yazılımcılar
kodlarını bitbucket.org’da tutarken, diğerleri github.com’u kullanıyor. Slack tüm bu
sistemler ile entegre olup, hepsini kendi bünyesinde ‘aranabilir’ hale getiriyor.
Kolayca test edebileceğiniz bir sistem olduğu için tanıtımı burada kesiyorum, yalnız deneyeceksiniz tavsiyem iOS veya Android uygulamalarını mutlaka kullanmanız. Windows ve Mac üzerinde özellikle Chrome kullanıcısı iseniz siteyi bir Desktop
Uygulaması gibi kullanmanızı sağlayacak kısa yol oluşturabiliyorsunuz ancak her
an elinizin altında olsun istiyorsanız mobil uygulamayı deneyebilirsiniz.
Eğer teknoloji sevenler için oluşturduğum toptech.slack.com takımına katılmak
isterseniz bana ulaşıp davetiyeyi istediğiniz email adresinizi iletin lütfen.
[1] http://www.wired.com/2014/08/the-most-fascinating-profile-youll-ever-readabout-a-guy-and-his-boring-startup/
40 ODTÜLÜLER BÜLTENİ 245
ODTÜ’den Bir Köse
Aydın TİRYAKİ (ChE’81)
BEŞ AĞACIN İLK GÜNÜ
ODTÜ
’nün tarihine beş ağaçlık bir not bırakmak
için bu yazı... “ODTÜ’nün milyonlarca ağaçlık
doğa varlığında beş ağacın sözü mü olur” demeden ODTÜ’nün en
özel yerindeki beş ağacın öyküsünün başladığı günü yaşayalım:
6 Kasım 2014 günü Rektörlük binasının altıncı katındaki pencereden bakarken ODTÜ Atatürk Anıtı ile Rektörlük arasında bir
çalışma gördüm. Yere büyük bir naylon örtü serilmiş ve hemen
yanında kazılan çukurdan çıkarılan topraklar üzerine yığılmıştı,
böylece çimler çamur olmayacaktı. Bu çukurun yanında ve ileriye
doğru eşit aralıklarla büyük saksılar içinde beş ağaç fidanı yatırılmıştı. Örtünün iki yanında birer çukur açılıyor ve çukurlara
fidanlar özenle yerleştiriliyordu… Ağaçların adını sorduğumda
“pembe çiçekli alıç” dediler. Daha önce böyle bir ağaç duymadığım için Ağaçlandırma ve Çevre Düzenleme Müdürü Erhan
Torunoğlu’nu arayıp sordum ve aynı yanıtı aldım.
Yeni ağaçların yanındaki kavak ağaçları ömürlerini tamamlayıp
kurumaya başladığı için bir süre sonra kesilecek ve ODTÜ Atatürk Anıtının arkasındaki fonda beş pembe çiçekli ağaç olacak. 6
Kasım günü dikilen ağaçlar 10 Kasım’da Atatürk’ü anma törenine gelenlerle ilk görücüye çıkmış oldular.
ODTÜ’nün tarihinde ilk tarihlerinin belgelendiğine tanık olduğum
başka ağaçlar da vardır:
2001 yılında Demiray yurtlarından ilkinin açıldığı 17 Eylül 2001
günü, oraya bir çınar ağacı dikildi. Ağacın ilk anının fotoğrafında dört ODTÜ rektörü vardı: Kemal Kurdaş, Ömer Saatçioğlu,
Suha Sevük ve Ural Akbulut…
Kemal Kurdaş’ı yitirdikten iki ay
sonra, 9 Mayıs 2011 günü Kemal Kurdaş Anıtının yapılacağı
yerin hemen yanına törenle birçınar ağacı dikildi. Daha sonra,
17 Mart 2013 günü anıtın açılışı
yapılırken orada artık yaprakları
olan bu ağaç yaşama tutunmuştu.
ODTÜ’nün yalnız bir alıçla başlayan ağaç öyküsü beş pembe
çiçekli alıçla sürüyor ve bu öykü hiç bitmeyecek.
Yıllar sonra pembe çiçeklerinin önünde baharın fotoğraflarını
çekmek için duranlardan bu ağaçların dikildiği günü merak edenler olursa, işte onlar içindi bu yazı.
Fotoğraflar (6-7 Kasım 2014): Aydın Tiryaki (ChE’81)
ARALIK2014 41
Hocam Inecek Var
M. Bülent VARLIK (Econ/Stat’ocak-76)
Kırklareli
Lüleburgaz - Babaeski
Geçen ay başladığımız Trakya gezimize devam ediyoruz.
Bu ayki durağımız Kırklareli ile iki ilçesi olan Lüleburgaz
ve Babaeski.
Kısa Bir Tarih
Yapılan son araştırmalar Kırklareli ve çevresinde ilk yerleşimlerin M.Ö. 5800 yıllarına kadar
uzandığını ortaya koymuş. Yöre, zaman içinde Trakların, İskitlerin, Perslerin, Makedonların
ve Galatların yönetimi altında kalmış. 2000 yıl
kadar önce Roma’ya bağlanmış. Ardından Bizans egemenliğine girmiş. Bir ara Peçenekler,
Bulgarlar, Haçlılar ve Latinler tarafından yağmalanmış. 1361’de de Osmanlılar tarafından
fethedilmiş. 1912’de Bulgarlar ve 1920’de Yunanlılar tarafından işgal edilen şehir 1922’de
Anadolu’ya bağlanmış.
Şehir, çeşitli zamanlarda muhtelif adlarla
anılmış ve Osmanlılar döneminde Kırkkilise adını taşımış. Bu ad, 20 Aralık 1924’te kabul edilen
bir yasa ile Kırklareli’ne çevrilmiş.
Nereleri Gezmeli?
İlk durağımız müze. 1894’te Mutasarrıf Neşet
Paşa ve o dönem belediye başkanı olan Hacı
Mestan Efendi tarafından yaptırılmış olan yapı,
1962’ye kadar belediye sarayı olarak kullanılmış. 1970’lerde terkedilen yapının müze olarak
kullanılması düşünülmüş ve 1983 -1993 arasında süren çalışmalardan sonra yeniden hizmete
sokulmuş.
Bodrum hariç iki katlı olan yapının girişinde kültür ve doğa tarihi ile ilgili eserler, ikinci katında
ise arkeolojik ve etnografik eserler sergilenmekte. Müzenin bahçesinde de çevrede yapılan
araştırmalardan elde edilen bazı eserler bulunmakta. Küçük ama hoş bir müze. Yolunuz düşerse gezmenizi öneririm.
Müzeden çıktıktan sonra kent merkezine doğru
giderseniz trafiğe kapalı olan bir yol ile karşılaşırsınız. Sağlı sollu “cafe”lerle dolu olan bu
yolun özellikle gençler arasındaki adı “gör beni,
al beni” caddesi. Bir zamanlar, gençler kendilerine eş bulmak için bu yolda “piyasa”ya çıkar-
mış. Günümüzde galiba aynı işlevi sürdüren,
çoğunlukla üniversiteli gençlerin akın ettiği hoş
bir mekan. Resmi adı İstasyon Caddesi olan bu
yolun sonunda gerçekten de bir istasyon binası
var. XIX. yüzyıl sonlarının “gar” mimarisini yansıtan bu bina halâ “belki bugün bir tren gelir”
düşüncesiyle bekleyip durmakta!
Yine kent merkezinde olan ve 1383’te Köse
Mihalzade Hızırbey tarafından yaptırılan cami
ile hamam ve arasta günümüzde de hizmet
vermekte. Bu yapıların yakınında XIX. yüzyıl sonunda yapılmış olan çok güzel bir çeşme bulunmakta. Halen kullanılan eser, halk arasında
Alman Çeşmesi olarak anılıyor.
Biraz dışarılarda ise Kırklar Şehitliği ya da Kırk
Şehitler Anıtı bulunmakta. Muhtemelen Kırkkilise adına bir tepki olarak 1955’te yapımına
başlanan ve ancak 1972’de tamamlanan anıt
I. Murat zamanında şehit düşen kırk akıncının
anısına yaptırılmış!
Kent merkezinde ve bazı ara sokaklarda özellikle Rum ustalar tarafından inşa edilmiş, XIX. yüzyıl sonu ile XX. yüzyılın başlarından kalma bazı
evler de dikkati çekmekte. Bu evlerin en büyük
özelliği ise günümüzde de kullanılıyor olması.
Ne Tadılmalı?
Kırklareli’nde yerel yemeklerini yeme fırsatım olmadı ama çok hoş bir içecek olan hardaliyenin
tadına mutlaka bakmanızı tavsiye ederim. Hardaliye, üzüm suyuna hardal tohumu ve taze vişne yaprakları ilave edilerek hazırlanan, kendine
has tadı ve kokusu olan “alkolsüz” bir içecek.
Küçük bir not: Ama biraz fazla bekletilirse şaraba dönüşüyormuş! Özellikle sıcak günlerde yeterince soğutulmuş bir bardak hardaliye insana
gerçekten bir ferahlık veriyor.
42 ODTÜLÜLER BÜLTENİ 245
Hocam Inecek Var
Lüleburgaz
Lüleburgaz, yaklaşık olarak 6000 yıl önce bir Trak kavmi olan Odrisler tarafından kurulmuş.
Bugün, Trakya’nın en büyük ilçelerinden olan
Lüleburgaz’da görülmesi gereken en önemli mekan
Tavil Mehmet Paşa menzil külliyesi. Tavil Mehmet Paşa
aslında çoğumuz için yabancı bir isim değil. Hani şu
lise tarih kitaplarında kendisinden çokça söz ediler
Boşnak asıllı Sokollu Mehmet Paşa! Bu arada “tavil”
sözcüğünün “uzun boylu” anlamına geldiğini de ekleyelim. Paşa’nın boyu iki metreyi aşıyormuş!
Peki koskoca Sokollu, neden Lüleburgaz’da böylesine
büyük bir külliye yaptırmış? Rivayet olunur ki, köyünden devşirilen Sokollu, İstanbul’a doğru götürülürken
Lüleburgaz’dan geçmiş, burada bir kadın ona yiyecek
vererek yardımda bulunmuş. Sokollu da bu iyiliği unutmayarak büyük bir külliye inşa ettirmiş!
Burası, Osmanlılardan kalan en büyük menzil külliyelerinden biri. Bu muhteşem yapının mimarı ise Koca
Sinan. 1569’da yapımı gerçekleştirilen külliyeden “günümüze” kalan kısımlar ise cami, şadırvan, medrese,
arasta, sibyan mektebi ve çifte hamam. “Günümüzde”
diyoruz, çünkü külliyenin bir bölümü 1930’lu yıllarda
zamanın belediye başkanının emriyle dinamitlenerek
yıkılmış! Söz gelimi, vaktiyle külliye bünyesinde bir
kervansaray da varmış, ama artık yok. Sadece birkaç
duvarı görülebiliyor.
Külliyenin ayakta kalan kısımları halen hizmet vermekte. Yapının hamam bölümü son zamanlarda yapılan
restorasyondan sonra Lüleburgaz belediye meclis salonu haline getirilmiş!
Babaeski
Son durağımız Babaeski ya da eski adıyla Baba-i
Atik. Yörenin Balkanlar açısından büyük önem taşıyan Sarı Saltuk ile bağlantısının olduğu ileri sürülmekte.
Kırklareli’nin yaklaşık otuz bin nüfuslu bu ilçesinde
mutlaka ziyaret edilmesi gereken yer yine bir Mimar
Sinan eseri olan Cedid Ali Paşa Camii ve külliyesi.
Kanuni tarafından 1561’de sadrazamlığa getirilen
Cedid Ali Paşa, aslen Hersekli olan bir devşirme.
İri-yarı, şişman ve uzun boylu olması nedeniyle binebileceği bir at bulunamadığından “semiz” lakabıyla da anılırmış!
1561’de inşa edilen cami halk arasında “Büyük
Cami” olarak anılmakta. Külliyedeki yapıların hepsinin aynı zamanda yapılmadığı, kervansaray, hamam
ve arastanın zaman içinde eklendiği tahmin edilmekte. Yapı, II. Mahmut döneminde ciddi bir onarımdan
geçmiş. Balkan savaşları sırasında büyük tahribata
uğrayan cami, 1939 - 1940 yıllarında Kazım Dirik
[Paşa]’in gayretleriyle günümüzdeki konumuna getirilmiş. Gerçekten çok güzel, ferah bir yapı.
Caminin hemen arkasında da 1633’de, yani IV. Murat döneminde inşa edilmiş çok güzel bir köprü yer
almakta. Köprü de Mimar Sinan’ın pek çok eserinde
olduğu gibi bir “balkon” da bulunmakta. Meraklısı
için küçük bir not: Bu köprünün fotoğrafını çekmek
için, yan tarafta bulunan garaja girip, oradan karşıya
uzanan asma köprüye çıkmak gerekli!
Gideceğimiz bir diğer diyarda karşılaşabilmek
dileğiyle,
ARALIK2014 43
Kitaplar Arasında
Tülay ÜNLÜEVCEK (PSY’83)
Ruhunu Satan Adam
G
Dorian Gray
eçen yazımda Viktorya döneminden, bunun edebiyata yansımasından ve dönemin ünlü
yazarlarından biri olan Thomas
Hardy’den söz etmiştim. Açıkcası Viktorya
dönemi öyle bir süreç ki, o dönemle ilgili her an sürekli bir şeyler yazılabilir. Öncelikle kendi içinde çelişkilerle dolu. Romantik ama aynı zamanda muhazafakar.
İki ayrı uç noktaların aynı anda yaşandığı
bir dönem. Katolik düşünce ve bilim, zengin ve fakir, fuhuş ve ahlaki değerler gibi.
Hedonizm’in ön plana çıktığı zamanlar.
Materyalizm ve idealizm başlıca düşünce
akımları olarak görülmekte. Birçok önemli buluşların icatların yapıldığı bir süreç.
Böylesine zengin düşünce yoğunluğunun
44 ODTÜLÜLER BÜLTENİ 245
yaşandığı zamanda önemli bilim adamları
ve sanatçılar da yetişmiştir. Darwin, Bethoven, Karl Marks, Kraliçe Viktorya, S.
Freud, Eınsteın, Madam Curıe, Napolyon,
Mendelev, L. Pasteur, Mendel, Oscar Wilde, Nietzche, Tolstoy, Dostoyevski, Andre
Gide, Kafka, Goethe, Bernard Shaw, Stendal, Balzac, Victor Hugo, Charles Dickens
bunlardan sadece birkaçıdır.
Viktorya dönemine ait özellikleri eserlerinde yoğun kullanan yazarlardan biri İrlanda asılla İngiliz yazar Oscar Wilde’dır.
1854 yılında İrlanda, Dublin’de doğmuş.
Oxford’dan mezun olduktan sonra sanat
eleştirmeni olarak çalışmaya başlamıştır. 1882 yılında Amerika’da konferans-
lar vermiş ve ilk oyunu “Vera”, New
York’ta oynanmıştır. Bir ara Paris’te yaşayıp, İngiltere’ye dönünce “Mutlu Prens”,
“Salome”, “Başka Masallar” ve “Dorian
Gray’in Portresi”, “Ciddi Olmanın Önemi”, Lady Wındermere’nin Yelpazesi”,
“İdeal bir Koca”, “Sosyalizmde İnsan
Ruhu”,”Narlı Ev”, “Yönelimler”, “Ehemmiyetsiz Bir Kadın”, adlı eserleri yayımlanmıştır. Bundan sonraki üç yıl içinde
Wilde, ününün doruğuna çıkmıştır. Eşcinsel tercihinden dolayı yargılanıp hapse
girmiştir. Hapisteki yaşamını ve gözlemini,
“Reading Zindanı Balladı” isimli eserinde anlatmıştır, “De Profundis” ise hapsedilmesine sebep olan sevgilisine yazdığı
mektuplardan oluşan bir eserdir. Serbest
Kitaplar Arasında
seydi! Sonsuza dek genç kalan ben, ihtiyarlayansa şu resim olsaydı! Bu uğurda...
Bu uğurda her şeyimi verirdim! Evet, koca
dünyada vermeyeceğim hiçbir şey yok! Ruhumu bile satarım bu uğurda!” Dorian’ın
o anda kendi güzelliğinden ve gençliğinden etkilenerek söylediği bu sözler onun
geleceğini belirleyecek olayların başlangıcı olur. Lord Hanry’nin yönlendirmesiyle
yoldan çıkan ve giderek daha kötü olana
ilgi duyan Dorian, çifte bir yaşam sürmeye
başlar. Gündüzleri normal yaşamına devam
ederken geceleri çeşitli sefahat alemlerine
dalar.
kaldıktan sonra sevilmediğini, onaylanmadığını hisseden Wilde, İngiltere’yi terk edip
Paris’e yerleşmiştir. Bir süre sonra orada
hastalanıp, 30 Kasım 1900’da ölmüştür.
Yaşadığı dönemde kıymeti anlaşılmayan ve
sefil bir hayat süren Oscar Wilde, kitapları,
şiirleri masalları ve oyunları kadar sıkça
sarf ettiği özlü – güzel sözleri ile tanınır.
İşte bunlardan birkaçı:
•Deneyim, insanların hatalarına verdikleri
isimdir.
•Hiç kimse geçmişini satın alabilecek kadar zengin değildir.
•Benimle ne kadar fazla kişi aynı fikirdeyse yanılıyor olma ihtimalim o kadar
büyüktür.
Dorian Gray’in Portresi yazarın tek romanıdır. Kitabımızın kahramanı Dorian Gray,
yirmili yaşların başında yakışıklı bir gençtir. Arkadaşı Lord Henry Wotton’ın etkisi
altında kalmaktadır. Lord Henry, hayatta
gençlik ve güzellikten başka önemli olmadığını, iyi olmanın ve erdemin yaşamın tüm
eğlencesini yok ettiği yolundaki görüşleriyle Dorian’ı etkiler. Kitabın önemli noktası,
Dorian’ın gençlik ve güzellik için ruhunu
satmasıdır. Dorian ona tutkun olan ressam
Basil Hollward’ın yaptığı kendi portresini
gördüğünde bir dilekte bulunur; “Ne hazin
şey! İhtiyarlayıp çirkinleşeceğim, iğrenç
olacağım. Oysa bu resim sonsuza dek genç
kalacak. Şu haziran günündeki yaşından
öteye hiç gitmeyecek... Öbür türlü olabil-
Yazar, özel yaşamına ilişkin olayları ve
Viktorya Çağı ahlakının iki yüzlülüğünü
ele aldığı Dorian Gray’in Portresi ile doruk
noktasına ulaşmıştır. İnsanların farklı bakış açıları kazanarak hayatlarına ve kişilerarası ilişkilerine farklı yön verme çabası
bu kitapta ilgimizi çeker. Oscar Wilde bu
kitabını, birçok psikolojik öğeyi harmanlayarak okuyucularına sunmuştur. Kitapta
yer alan kişiler ve olaylar her yönüyle incelenmeye değer bir tarzda kurgulanmıştır.
Burada kısaca Freud’un psikanalitik kuramı açısından değerlendirme yapabiliriz.
Freud’un kuramında, İd gerçekten haberdar olmadan denetimsizce ister; ego gerçeklikten haberdardır, gerçekliği kavrar
ve onu yönetir, çevreyi dikkate alarak id’i
denetim altına alır. Süperego insan hayatının yüce yanları olarak tanımlanan şeyleri
zihinsel olarak mümkün olduğunca fazla
kavrayabilmemizdir. Süperego nun id ile
bir çatışma içinde olduğu açıktır. Yazar,
bu özellikleri kitaptaki kişilerin karakterlerinde çok güzel bir şekilde vurguladığını
görürüz.
Dorian’ın yaşamının her döneminde, geçmişin olumsuz izlerini görürüz. İlgisiz ortamda büyümesi ve süreç içinde insanlara
ilgisiz bir tutum sergilemesine yol açmıştır.
Orta sınıf bir tiyatro sanatçısı olan Sibly
Vane’e aşık olması, onu yaşamının merkezine yerleştirmesi sevgiye olan açlığını bize
gösterir. Sibly Vane’in intiharında onun
hatası olduğuna inanması, Dorian’ın ego
tatmininin ne kadar yüksek olduğunu bize
gösterir.
Yukarıda da belirttiğim gibi, Dorian’ın iki
yakın arkadaşı vardır. Ressam olan Basil
Hallward, içe dönük kişilik tiplemesi ile
karşımıza çıkar. Dünyadaki olaylar onu ilgilendirmez. Her eserine kendinden bir şeyler katmaya çalışır, yaşamının merkezine
sanatını koymuştur. Basel’ın ilham kaynağı
Dorian’dır. Onu Hary’den korumak için uğraşır. Lord Hary ise, dışa dönük kişiliği ile
eğlenceyi seven, arkadaşlar edinen, partilere katılan biridir. Dorian’ı etkileyerek ona
farkındalık kazandırır.
İnsanlar orta yaş dönemine geldiklerinde,
herkesin kabul ettiği düşüncelerden daha
az etkilenirler. Bilinçaltı güçleri ile kendilerini daha fazla ifade etmelerine izin verir
ve bunları kendi yaşamları ile bilinçli bir
şekilde bütünleştirirler. Dorian’da orta yaşlara geldiğinde Lord Hary’nin etkisinden
uzaklaşır. Davranışları kendi bilinçaltı düşünceleri tarafından yönlendirilir.
Üzerinde tez hazırlanacak kadar uzun olan
bir konuyu size kısaca anlatmaya, tanıtmaya çalıştım. Bu muhteşem yazar ve eserin sunumunu, Edebiyat Kulübü’nün 2014
-2015 döneminin ilk toplantısında sevgili
Engin Alkan arkadaşımız yaptı. Hazırladığı muhteşem sunum için kendisine çok
teşekkür ediyorum.
Bundan sonraki konumuz, ‘zaman’ kavramının çok güzel bir şekilde incelendiği,
Ahmet Hamdi Tanpınar’ın ‘Saatleri Ayarlama Enstitüsü’ adlı romanı. Burada kitabın hoşuma giden cümlesini paylaşmadan
geçemeyeceğim. “Saatin kendisi mekan,
yürüyüşü zaman, ayarı insandır… Bu da
gösterir ki, zaman ve mekan insanla mevcuttur!” Elif Baktır hocamızın sunumu ile
gerçekleşecek bu güzel gecede görüşmek
üzere hoşça kalın.
ARALIK2014 45
Dernekten
SUDOKU ÇOK ZOR
Nilgün EKERMEN
1
6
(CHE’87)
8
3
2
9
8 1
2 4
7
9
6
4
Be­yin ge­lifl­tir­me­de en
iyi eg­zer­siz­ler ara­s›n­da
olan ve dü­flün­dü­rür­ken
din­len­di­ren bir bul­ma­ca
5
5
1
6 8
3
6
1
9
7
4
KASIM SUDOKU ÇÖZÜMÜ
258 347 196 741 956 823 369 218 574 437 195 682 812 673 459 695
482 731 523 861 947 976 524 318 184 739 265
BULMACA
Günay BULUT
(ADM’85)
12 34 567 8 910
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
SOL­DAN SA­⁄A:
1) Dr. Necdet …..: 26 Kasım 1978 gecesi, ülkücü
tetikçilerce Trabzon’daki lojmanının girişinde çapraz ateşe tutulan ve 8 Aralık 1978’de vefat eden
akademisyenimizin soyadı; Bir zaman birimi. 2)
Denizcilikte,suda yüzdürülerek çekilen ya da asılı bir
cismin sağa sola çarpmasını önleyen donanım; Tavlada iki 3) Sözlük; Bir hedef tahtasına küçük okların
fırlatılmasıyla oynanan oyun. 4) Bir erkek adı; Cirriculum ….. : Latince yaşam anlamına gelen sözcük.
5) Almanya ve Avusturya’da kullanılmış eski gümüş
para; Kalayın simgesi 6) Aslan takımyıldızının Latince adı; Bir renk; Bir skeçte, revüde ya da bir eğlence gösterisinde herkesin gülebileceği bir nükteyi
kapsayan sözler ya da durumlar (İng.). 7) Acı, sızı
duyulduğunda veya sıkıntılı bir durumda söylenen bir
söz; İleri sürülerek savunulan düşünce, iddia; Nikelin
simgesi 8) Yaşı küçük olduğu hâlde sözleri ve davranışları büyükmüş gibi olan çocuk 9) Ateş; Karışık
renkli 10) 13 Aralık 1980’de 17 yaşında idam edilen
Yurtsever Devrimci Gençlik Derneği üyesi ve Ankara
Yapı Meslek Lisesi öğrencisi.
KASIM ÇÖZÜMÜ
SOLDAN SAĞA:
1) Atatürk; Po 2) Nesir; Asır
3) Dam; Ebr; Rh 4) Amarna,
Ata 5) Yük; Kın 6) Ses; 7) Or;
Be 8) Yahya Kemal 9) Alalamak 10) Zobu; Leb.
SOLDAN SAĞA:
1) Anday; Ayaz 2) Teamül;
Alo 3) Asmak; Hab 4) Ti; Soylu 5) Üren; eraA 6) Baas; km
7) Kar; Meal 8) Aka; MKE
9) Pırtı; Ba 10) Orhan Veli.
YUKARDAN AŞAĞIYA:
1) İbrahim …….: 2 Aralık 1977’de ODTÜ’de öğrencilere yapılan bombalı saldırıda yaralanan,
11 Aralık 1977’de hayatını kaybeden devrimci okuldaşımızın soyadı; Bir soru sözcüğü 2)
Deli dolu; Düşünceler, fikirler 3) Bir parçanın notalarının,ara vermeden birbirine bağlanarak
söyleneceğini veya çalınacağını belirten müzik terimi; Ardanın ünsüzleri 4) Düdenden daha
geniş olan çukurlara verilen ad; Tavlada üç 5) Yallah, hadi bakalım anlamında bir ünlem; Eski
dilde en azından, asgari. 6) Gürültü, patırtı 7) Arkalıksız, üstü minderli ve yastıklı olabilen,
oturmaya veya yatmaya yarayan ev eşyası; Utanma duygusu 8) Bir hayvan; Kraliçe, güzel
kadın 9) Antalya Körfezi’nin batı kıyısında bir koy ve burun,antik bir kent; Lahza 10) Prof. Dr.
Cavit Orhan …….. : 7 Aralık 1979’da öldürülen akademisyenimizin soyadı.
Çizgiyle
48 ODTÜLÜLER BÜLTENİ 245
Download

Dernekten - ODTÜ Mezunları Derneği