► PERİODONTAL
DOKULAR
► DİŞİN TUTUCU AYGITI
► Periodonsiyum diş çevresi anlamına gelir
ve kapsamı içinde, dişin gömüldüğü alveol
kemiğini, alveol kemiği ile kendi arasında
kalan ve içini bağdokusunun doldurduğu
periodontal aralığı ve dişetini alır.
► Periodontal
aralığı dolduran bağdokusu içindeki
kollagen liflerin bir grubu, özel bir yapı gösterirler.
Bunların bir ucu, semente gömülü iken, bir diğer
ucu da alveol çukurunun duvarını oluşturan kemiğe
gömülü kalmıştır. Bu liflere periodontal
ligamentler (periodontal lifler) adı verilir.
► periodontal oluşumlar ve kök yüzeyini örten
sement dokusu, dişin periodontal lifler aracılığı ile
organizmaya mekaniksel olarak bağlanmasını
sağladıklarından bu oluşumların tümüne birden
“dişin tutucu aygıtı” denir.
KEMİK DOKUSU VE ALVEOL KEMİĞİ
► KEMİK DOKUSU
► Kemik dokusu; “özel bir yapı gösteren, mineralize olmuş
bağdokusudur” diye tanımlanabilir. Bu sert, destek doku,
bağdokusu prensiplerine göre hücre, lif ve aramadde taşır.
► Sertlik derecesi mine, dentin ve sementten sonra gelir.
► KİMYASAL YAPISI
► Kemiğin kimyasal yapısını %71 inorganik tuzlar (çeşitli CaFosfat tuzları ve Ca-Hidroksiapatit), %18,5 Kollagen,
%0,25 Mukopolisakkarit, %1.75 Protein ,%8.5 su oluşturur
►
►
►
FİZİKSEL ÖZELLİKLERİ
Kemik 1 mm2 başına 15 kg basınca ve 10 kg çekme kuvvetine karşı
dirençlidir. Bu kemiğin elastik özelliğidir. Bu değerler birden bire
aşıldığında, kemik dokusunun devamlılığı bozulur, yani kemikte çatlak
ve kırıklar oluşur. Bu değerlerin altındaki uzun süreli kuvvet
uygulamalarında, kemik bu statik koşul değişikliğine biçim değiştirme
reaksiyonu ile, bir tarafta rezorpsiyon diğer tarafta appozisyon (yığılmabirikme) olayı ile, diğer bir deyişle biolojik bir olay ile karşılık verir. Bu
özellik kemiğin plastisitesi (plastiklik özelliği) dir. Kısaca kemik hem
elastik özellik, hem de plastik özellik gösterir. Elastik özellik kemik
yapısından (organik matriks içinde inorganik tuz kristallerinin çökelmiş
olmasından), plastik özellik ise kemiğin biolojisinden ileri gelmektedir.
Kemiğin bu aktif biolojisi, damardan zengin olmasına bağlıdır.
► KEMİK
DOKUSUNUN GÖREVLERİ
► Kemik dokusunun organizmada üç görevi
vardır:
► Organlara destek olmak,
► Madensel tuzları tutmak,
► Hemopoeziz (kan yapımı).
► OSTEOGENEZİZ
(Kemik Yapımı)
► Kemik dokusu, ilkel mezenkimal bağdokusundan
gelişir.
► Mezenkimal bağdokusu, pluripotent mezenkim
hücreleri, glikoprotein ve mukopolisakkaritlerden
zengin, jel kıvamındaki aramaddeden oluşur.
Osteogeneziz iki ayrı türde desmal kemikleşme
(direkt kemikleşme= doğrudan kemikleşme) ya da
kondral kemikleşme (indirekt kemikleşme=dolaylı
kemikleşme) şeklinde olur. s
► Desmal
Kemikleşme:
► (Direkt kemikleşme=doğrudan kemikleşme)
► Osteogenezizin ilk belirtisi; mezenkimal
bağdokusunda yer yer damarların çoğalması, yani
vaskülarizasyonun artmasıdır.
► Bu, damardan ve dolaşımdan zenginleşen
bölgelerdeki, pluripotent mekenzim hücreleri de
kemik yapımını üstlenecek yapıda hücrelere
osteoblastlara dönüşürler.
► Osteoblast
hücreleri içinde yaygın granüler
tipte endoplazmatik retikulum, golgi aygıtı;
bol mitokondri ve sekret granülleri vardır.
Glikojenden zengindirler. Hücreler içinde
genetik informasyona bağımlı olarak sentezi
yapılan ve mineralizasyon olayında etkili
olan bazı enzimler, özellikle, oksidatif ve
hidrolitik enzimler bulunur.
►
OSTEOBLAST
► Osteoblastlar
görevlerini iki aşamada tamalarlar:
► 1. Kollagen lifden zengin, glikoprotein ve
mukopolisakkaritten oluşan bir fenotipik organik
matriks (diğer adı ile osteoit madde) salgılarlar.
► 2. Sonra da, yapılarında bulunan bazı enzimlerin
de etkisiyle, bu matriks içine kalsiyumfosfat
tuzlarının çökelmesini yani bir fenotipik
mineralizasyonu sağlarlar.
► Osteoblastlar
kemik organik matriksinin lifsel
elemanı kollagenini sentez ederler. Bu sentez
sertdoku gelişimi konusunda anlatıldığı şekilde olur.
► Osteoblast hücresi çevresindeki organik matriksin
mineralizasyonu sonunda sertdoku içinde hapsolur
,“osteosit” e dönüşür.
► Osteositler protoplazmik uzantıları olan ve bu
uzantıların, aracılığı ile birbirleriyle ilişki kurabilen
hücrelerdir.
►
►
►
Bir kemirgenin
kafatasından elde edilen
dekalsifiye kemik kesiti
3 osteoblast lakün içine
hapsolmuş ve osteosite
dönüşmüş.
İkisi spikülün alt kısmında
merkezde konumlanmış ve
bir tanesi spikülün üst
kısmındaki görüntü
alanının sağ kenarında
görülmekte.
► Osteoblast,
osteosite dönüştüğünde sitoplazması
içindeki yaygın granüler tipte endoplazmatik
retikulum, glikojen ve mukopolisakkaritler azalır.
Bu hücrelerde alkalenfosfataz ve fosforilaz
enzimleri de bulunmamaktadır.
► Anlatılan mekanizma ile mezenkimal
bağdokusunun kemikleşmesine, desmal
kemikleşme” ya da “direkt (doğrudan)
kemikleşme” denir .
DESMAL KEMİKLEŞME
► Kondral
Kemikleşme :
► Kondral kemikleşme genellikle uzun kemikler
için söz konusudur. Kondral kemikleşmede,
önce, ilerde oluşacak kemiğin bir kıkırdak
modeli yapılır, ve sonra bu kıkırdak model
kemiğe dönüşür.
► Kemiğe dönüşümde ilk olay perikondral
kemikleşme ile başlar.
► Perikondral
Kemikleşme:
► Kıkırdak modelin çevresindeki periokondriumdaki
mezenkimal bağdokusu hücrelerinin osteoblastlara
dönüşmesiyle, önce modelin diafizinde, çepeçevre,
desmal bir kemikleşme olur. Bu desmal kemik,
manşet modeli daha stabil (dengeli, değişmez)
hale getirir.Desmal kemik tabakalar halinde çökelir
ve aralarında kalan osteoblastlar osteositlere
dönüşürler.
► Kemik
manşetin çevresindeki periokondrium
bağdokusuna da artık “periost” adı verilir.
► Kemik manşet, kemiğin boyunca yayılır ve kıkırdak
epifize ulaşır. Kıkırdak model, bir tür desmal kemik
kılıf ile sarılmıştır .
► Bu dönemde, kıkırdak hücrelerinin de arasına Ca
tuzları çökelirler ve kıkırdak yer yer kalsifiye olur.
Bu durumda, hücrelerin beslenmeleri
zorlaştığından, kondrositler canlılık belirtilerini
kaybederler.
► Nihayet,
desmal kemik manşetin üzerinde
bulunan periosttan, ilerde foramina nutritia
olacak bir noktadan, bir damar kıkırdağın
içine doğru prolifere olur. Damarlarla birlikte
mezenkimal bağdokusu da bu kireçleşmiş
kıkırdak içine girmiş olur.
► İşte bundan sonra ikinci aşama, yani
enkondral kemikleşme başlar.
► Enkondral
Kemikleşme
► Kireçleşmiş kıkırdak içindeki mezenkimal
bağdokusu içinde, yapı ve sitokimyasal açıdan
osteoklastlara çok benzeyen kondroklastlar ortaya
çıkarlar. Kondroklastlar kıkırdak dokusunu yer
yer rezorbe edip, damardan zengin mezenkimal
bağdokusuna geniş alanlar açarlar. “Primer
kemik iliği” adı da verilen bu alanlarda çevredeki
kıkırdağı ortadan kaldırmaya devam eden
kondroklastların yanı sıra osteoblastlar ve
osteoklastlar da vardır.
► Yıkılmış
kalsifiye kıkırdak alanları dolduran,
damardan zengin mezenkimal bağdokusu desmal
kemikleşme ile kemikleşir ve kemik trabekülleri
oluşur.
► Ancak; bu bölgede kemik trabekülleri, henüz
kemikleşmemiş mezenkimal bağdokusu ve henüz
yıkılmamış kalsifiye kıkırdak alanları karmaşık
şeklide bulunurlar.
► Olayın daha ileri dönemlerinde, kalsifiye kıkırdak
ortadan kalkacak ve onun yerini alan mezenkim,
desmal kemikleşmeye uğrayacak ve model, kemik
trabeküllerinden oluşacaktır.
►
►
►
KEMİKTE YENİDEN BİÇİMLENME VE KEMİK
HİSTOLOJİSİ
Gerek desmal, gerekse kondral kemikleşme sonucu kaba
lifli düzensiz bir kemik “woven bone” yapılır. Bu kemiğe
bazı araştırıcılar “embriyonal kemik” adı da verirler.
Embriyonal kemik içinde organik matriks kollagen lifleri
çeşitli kalınlıklarda olup, düzenli bir yönelişleri yoktur. Yer
yer embriyonal kemiği trabeküller oluşturur ve embriyonal
kemiğin kollagenleri trabeküller arasında bulunan
bağdokusu liflerine karışırlar. Osteositler genellikle
büyüktürler ve düzensiz bir dağılım gösterirler. Sertdoku
olmalarına rağman, yapı olarak iskelet sisteminin işlevliğine
hizmet etmeleri olanaksızdır .
► Embriyonal
kemiğinin (kaba lifli kemiğin)
yerini lameller yapılı ince lifli kemiğin alması
olayına “yeniden biçimlenme” adı verilir.
► Yeniden biçimlenme, embriyonal kemik
trabekülleri arasında kalmış olan bağdokusu
alanlarında osteoklastların belirmesi ile
başlar. Osteoklastlar embriyonal kemiği
rezorbe ederler.
►
Osteoklastlar 10-100 çapında, içinde 3-30 hatta 100 e
yakın çekirdek taşıyan dev hücrelerdir. Nasıl oluştukları
tartışmalıdır. Bazı araştırıcılara göre; mitoz sırasında
hücrenin yalnız nukleusunun bölünmesi sonucu, bu çok
çekirdekli dev hücreler ortaya çıkmaktadırlar. Günümüzde
çoğunluğun kabul ettiği görüş; pluripotent mezenkimal
bağdokusu hücrelerinin sitoplazmalarının kaynaşması ve
sonrada differansiye olmaları sonucu bu hücrelerin
oluştuğudur. Bu hücrelerin yaşam süreleri yalnızca 1-2
gündür, canlılık belirtilerini kauybettikten sonra, ne şekilde
ortadan kaldırıldıkları bilinmemektedir.
Şekil: Kaba lifli,düzensiz kemik (woven Bone) ya da embriyonal kemik
(Osborn ve Ten Cate’den).
OSTEOCLAST
►
►
►
Osteoklastlar, özellikle asit fosfataz ve çeşitli hidrolaz
enzimleri taşırlar. Hatta, sertdoku yıkımı sırasında bazı
organik asitleri bile salgıladıkları bildirilmektedir.
Osteoklastlar kemikte “Hawship Lakün”leri içinde
bulunurlar. Önce enzimleriyle kemiğin organik ve inorganik
elemanlarını birbirinden ayırırlar, ve sonra pinositoz olayı
ile, yani hücrenin sitomembranı tarafından sarılıp bir vezikül
içinde hücre içine taşınırlar.
Osteoklastların rezorbe ettikleri embriyonal kemik
alanlarını, mezenkimal bağdokusu doldurmaktadır. İşte, bu
mezenkimal bağdokusundan gelişen osteoblast hücreleri,
rezorbsiyonun konkav yüzeylerine yerleşip konsentrik
lameller halinde kemik yapmaya başlarlar.
► Lamellerin
kalınlıkları 5-10 kadardır. Lameller
arasında osteositler bulunur. Bunların bulundukları
yerlere “Lakuna Ossium” adı verilir. Hücreler,
protoplasmik uzantıları aracılığı ile birbirleriyle
anastomozlar yaparlar. Konsentrik kemik
lamellerinden oluşan ve ortada ancak bir damarın
geçebileceği kadar bir kanalın kaldığı bu kemik
ünitesine “osteon” adı verilir. Ortadaki kanala ise
Hawers kanalı denir. Hawers kanalları da onlara
dik kanallar aracılığı ile birbirlerine bağlanırlar. Bu
kanallar “Volkman kanalları” denir.
► Lameller
kemik yapısının arasında duraklamalar
“dinlenme çizgileri (resting-line)” adı verilen,
konsentrik çizgiler halinde görülür.
► Ayrıca osteonda rezorpsiyonun genişlediği sınırı
belirten bazı çizgilerde bulunur. Bunlara “reversel
line” denir. Bu tür özellikler gösteren kemiğe
“lameller kemik” adı verilir.
► Embriyonal kemikte, lifler kaba ve düzensizken,
lameller kemikte kollagen lifler incedir. Her lamel
içinde kollagen lifler aynı kalınlıkta olup birbirine
paralel dizilmişlerdir.
A. Haversian bone
B. Bundle bone
C. Resting line
D. Reversal line
E. Contour lines of Owen
Ancak, bu özellikleri, lamelden lamele ayrıcalık
göstermektedir ve lameller arasında lifler birbirlerini
kesmektedir.
► Bazı araştırmalar ise; bu liflerin her lamelde spiral
şekilde yöneldiklerini ve lamel içinde bile birbirleriyle
kesiştiklerini ve böylece hem lamel içi, hem de
lameller arası güçlü bir bağlantının olduğunu
göstermektedir.
► Lameller içinde kollagen lifler bağdokusu içinde
olduğu gibi dalgalı seyretmezler. Lifler gergindir ve bu
lifler basınca karşı kemiğin direncini sağlarlar.
Kollagen liflerin çeşitli yönelişleri kemiğe yüksek
mekaniksel özellikleri sağlarlar. Kalsiyum tuzları bir
kılıf şeklinde kollagen lifciklerinin üzerine
çökelmişlerdir.
►
► Lameller
ya da diğer bir deyişle olgun kemik,
kompakt ya da spongios kemik tipi olarak
karşımıza çıkar. Aslında her iki kemikte yapı olarak
aynıdır. Ancak sertdoku ile aradaki mezenkimal
bağdokusu kökenli gevşek bağdokusu oranları
farklıdır.
► Kompakt kemik büyük solit kemik bloklarından
oluşur ve arada çok az oranda gevşek bağdokusu
vardır.
► Sponginoz kemik ise; arada geniş gevşek
bağdokusunun bulunduğu kemiktir.
KOMPAKT VE SPONGİOZ KEMİK
► Kemikte
yeniden biçimlenme yani osteon
yıkımı ve yapımı (remodeling) tüm yaşam
boyunca özellikle 5. yaş dekadının sonuna
kadar olabilir.
► Kemiğin üzerine düşen görev, bir morfolojik
değişimi gerektiriyorsa, kemikte bir yeniden
biçimlenme söz konusudur. Bazı osteonlar
“rezorbe edilip, yenileri yapılabilir. Bu
kemiğin plastik özelliğini sağlar.
►
►
ALVEOL ÇIKINTISI VE ALVEOL KEMİĞİ
Diş köklerinin alt çene (mandibula) da ve üst çene (maksilla)’da
gömülü bulundukları kemik bölümüne alveol çıkıntısı (prosessus
alveolaris) adı verilir. Her iki çenede de at nalı şeklinde olan bu alveol
çıkıntısı içinde diş köklerinin yerleştikleri çukurlara da alveol çukurları
adı verilir. Diş köklerinin vestibul ve oral tarafında bulunan iki taraflı
alveol çıkıntılarını Septum alveolarisler birbirine bağlar. Septum
alveolarisler dişleri ve çok köklü dişlerde de aynı dişin köklerini
birbirinden ayırır. Prosessus alveolarisin üzerini kortikal bir kemik
(lamina kortikalis) örter. Alveol çukurunun içini ise “alveol kemiği”
ya da alveolar lamina” adını verdiğimiz ve Sharpey lifinin kemik
içinde gömülü olduğu derinlik kalınlığında bir kemik kaplar. Bu alveol
kemiği lamelli kompakt kemik yapısındadır. Röntgende bu kemik x
ışınının teğet geçmesi nedeniyle radyoopak, açık renli görünür.
►
►
Radyologlar bu radyoopak olan (röntgende açık renkli görülen) ve
alveol çukurunu döşeyen alveol kemiğine “Lamina dura” adını verirler.
Alveol çukurunu döşeyen kemik “lamina dura” ile alveol çıkıntısının
üzerine kaplayan kemik kortikal kemiğin birbiriyle karşılaştıkları noktaya
da “limbus alveolaris” adı verilir.
Kortikal kemik ile alveol kemiği (alveolar lamina) ya da (lamina dura)
arasında Spongios kemik vardır. Lamina dura üzerinde bir çok ufak delik
bulunur. Bunlar “foramina alveolaris” adı verilir. Bu deliklerden gerek
periodontal aralığa, gerekse dişetinin bir bölümüne kan damarları
gelirler. Alveolar lamina bir eleğe benzer, alveol çıkıntısının vestibül
yüzünde “juga alveolaris” adı verilen girinti ve çıkıntılar vardır. Ayrıca
limbus alveolaris diş koleleri çevresinde dalgalı bir sınır çizer. Limbus
alveolaris çizgisi interdental alanlarda tepe noktalara erişir.
LAMINA DURA
► Kortikal
lamina’nın vestibul ve oral taraflardaki
kalınlığı çene kemiğindeki lokalizasyonuna göre
farklar gösterir. Frontal dişler bölgesinde
premolerlere kadar vestibüler kortikal lamina, oral
kortikal laminadan daha incedir. Alt çenede
genellikle vestibüler kortikal lamina ve alveolar
lamina arasında spongios kemik bulunmaz, hatta
bazen vestibülde koleye yakın bölgelerde kemik
bulunmayabilir. Üst çenede, alt çenedeki kadar
olmasa da vestibüler kortikal kemik, palatinal
kortikal kemikden incedir.
► Her
iki çenede de premolerlerden sonra, distale
doğru vestibüler kortikal kemik kalınlaşır.
Büyükazılar bölgelerinde özellikle alt çenede
vestibüler kortikal kemik, lingualdekinden daha
kalındır. Bunun çekimlerde önemi büyüktür. Üst
çenede premolerlerden ikinci büyükazılara kadar
alveol çukuru sinus maksillarisler içine doğru girinti
yapabilir. Arada ince bir kortikal kemik bulunur.
Bazen, alveol çukurunun en dip bölgesi ile
maksiller sinus boşluğunun arasında ancak bir
mukoza membranı bulunur.
► Her
iki çenenin alveol çıkıntılarının spongios kemik
bölümünde çeşitli trabeküller bulunur. Bunlar
basınçları, periodonsiyum aracılığıyla kemiğe
düzenli bir şeklide dağıtırlar. Alveol çukurunun içini
döşeyen alveolar lamina (alveol kemiği); “demet
kemiği” adı verilen kompakt kemik tipindedir.
Ancak dişlerin fizyolojik mezializasyonu nedeniyle
alveol çukurunun mezialini döşeyen alveolar
lamina rezorbe olur ve bu bölümde spongios kemik
ortaya çıkar. Distalde ise lamelli kompakt kemiğin
appozisyonu olur. Aynı olaya, ortodontik tedavi
görmüş çenelerin alveol çukurlarında da rastlanılır.
►
►
PERİODONTAL ARALIK VE PERİODONTAL
LİFLER
Alveol çukurunun içini döşeyen lamina dura (alveol
laminası) ile diş kökü arasında genişliği ortalama 0,2
mm olan bir aralık vardır. Bu aralığa periodontal
aralık adı verilir. Periodontal aralık apikal bölge ve
koleye yakın olan bölgede biraz geniş, kök boyunun
ortasına gelen bölgede ise dardır. Periodontal aralığı
kollagenden zengin bağdokusu doldurur. Bu
periodontal aralığı dolduran bağdokusunun bir grup
kollagen lifleri, kalın demetler oluşturup, embriyonal
dönemde bir uçlarıyla semente, diğer uçlarıyla
kemiğe gömülerek dişi alveol kemiğine bağlar
►.
Bu liflere periodontal lifler ya da
“periodontal ligamentler” denir.
Periodontal aralık ve periodontal liflerin
tümüne birden dişin çene kemiğine
bağlanmasına yarayan oluşum olmaları
nedeniyle “desmodonsiyum” adı da
verilir. Bazı araştırıcılar, periodontal
aralığı “desmodontal aralık”,
periodontal lifleri ise “desmodont”
olarak isimlendirirler.
► Periodantal
►
►
►
►
►
Formatif
Destek
Koruma
Beslenme
Duyu
ligamentin fonksiyonları:
►
Sementoblastlar ve osteoblastların sement ve kemik yapımı
formatif fonksiyondur, fibroblastlar da periodontal lifleri
yaparlar, Destek fonksiyonu dişin sert ve yumuşak dokulara
olan bağlılığının teminidir. Koruyucu fonksiyonları ise
ligamentin basınç gören sahalarında işlev görerek dişin
çiğneme sırasındaki hareketlerini limitler. Duyu ve beslenme
faaliyeti ise periodontal ligamentler arasındaki sinir ve
damarlar tarafından sağlanır. Ek olarak alt ve üst dişlerin
birbirleriyle olan ilişkilerini sağlayan ve sentrik kapanışta
rolü olan proprioseptif reseptörleri de taşır. Ayrıca mekano
receptörlerde çiğneme esnasında ağıza sert bir şey
geldiğinde ağzın aniden açılmasını sağlayan receptörlerdir.
► Periodantal ligamentin yapısı:
► Ana yapısı semente bağlı liflerdir, bu lifler;
► sementten alveol kemiğine
► interdental septum üzerinden komşu dişin
sementine
► sementten gingival doku içerisine uzanır
► Ana lifler beyaz kollojen liflerdir, bu lifler
herhangibir şekilde uzama göstermezler.
Periodontal ligament elastik liften yoksundur.
Ligamentte görülen elastiklik liflerin dizilimi
nedeniyledir.
►
►
►
Periodontal lifler, alveol kemiğinden sementuma
kesintisiz değildir, bunu intermediate pleksus
varlığıyla izah edebiliriz. Dentoalveolar lifler içinde
aynı durum olmasına rağmen sementogingival lifler
direkt olarak semetten gingivaya uzanırlar. Bu liflerde
pleksus söz konusu değildir. Periodontal lifler,
ligamentleri meydana getirirler.
Gingival ligament: Sementumdan serbest ve bağlı
gingivaya uzanırlar. Gingivadaki fibröz doku ve dairevi
liflerle kaynaşırlar.
İnterdental (transseptal ligament): Alveol
septumu üzerinde 2 dişin sementleri arasında yer
alırlar.
►
A: Gingival periodontal ligament
B: Transseptal periodontal ligament
Dentoalveolar ligament: Alveol kemiği ile
sement arasındadır, 3 gruptur.
►




Alveol kreti lifleri: Alveol kretiyle kole sementi
arasında bulunurlar.
Horizontal lifler: Horizontal olarak üst kısımda
sementle alveol arasında bulunurlar.
Oblik lifler:
Apikal lifler: Apikal sementle alveol fundusu
arasında bulunur.
► A:
Gingival
► B: Krestal
► C: Horisontal
► D: Oblik
► E: Apikal
► F: İnterradiküler
Periodontal lifler, periodontal aralıkta başlıca üç
şekilde dişi alveol kemiğine bağlarlar. Bu çeşitli
şekilde yönelişleriyle, dişe gelen kuvvetlere karşı
koyabilirler. Periodontal liflerin yönelişleri şöyledir :
► Radiyer (ışınsal) yönelen lifler: Bunlara dişlerin
özellikle apikal bölgesine rastlanır.
► Oblig (teğet) yönelen lifler
► Yatay yönelen lifler.
► Periodontal lifler kollagen lif yapısında olup dalgalı
seyrederler. Bu özellikleriyle elastik yapıları olmadığı
halde kuvveter karşısında belirli bir ortamda
gerilebilirler ya da daralabilirler.
►
APİKAL LİFLERİN IŞINSAL DİZİLİMİ
►
►
►
Periodontal aralıkta, bu periodontal liflerin dışında serbest
seyreden bağdokusu kollagen lifleri de bulunurlar. Bu liflere
“indiferent lifler” denir. Periodontal liflerin arasında
damarlar, lenf damarları, sinirler ve bağdokusunun kollagen
lif ve hücre elemanları bulunurlar. Damar ve sinirler paket
halinde seyrederler. Ayrıca kapillerde Sharpey lifleri arasında
kapiller yumaklar oluşturup, dişe gelen kuvvetlere karşı
hidrolik süspansiyon oluştururlar. Periodonsiyumun damarları
ve sinirleri 1. dişe gelen damar ve sinirlerden 2. kemiği
besleyen damar ve kemiğin periostunu innerve eden
sinirlerden 3. dişetini besleyen damar ve dişetini innerve
eden sinirlerden gelirler.
Periodonsiyumun lenf damarları ise, damarları izlerler ve
dişetinden kemiğe doğru ilerlerler.
Periodontal aralıkta Malassez epitel kalıntıları ve
sementikeller bulunabilir.
DİŞ ETİ(GİNGİVA)
► Ağız
mukozasının alveol çıkıntısını dişlerin apikal
1/3 ünden yukarı örten ve dişlerin kolelerini bir
manşet gibi saran bölümüne diş eti yada gingiva
denir.
► Klinikte soluk,pembe renkte,sert ve elastik bir
oluşum görünümünde olan diş eti kollagen lifden
zengin bir bağ dokusu olan lamina propria ve onu
örten keratinleşmiş epitelden oluşmuştur.
DİŞ ETİNİN YAPISI
► Diş
etinde 3 bölüm
vardır:
1-Serbest diş eti
2-Yapışık diş eti
3-İnterdental diş eti
GINGIVAL
SULCUS
GINGIVAL
MARGIN
UNATTACHED
GINGIVA
ATTACHED
GINGIVA
MUCOGINGIVAL
JUNCTION
ALVEOLA
R MUCOSA
EPITHELIAL
ATTACHMENT
SERBEST DİŞ ETİ
► Dış
yüzeyinde epitel keratinleşmiş ve bağ
dokusu papiller yapmaktadır
► Buna karşılık diş eti cebinin dış duvarını
oluşturan epitel keratinleşmemiştir ve bu
duvarda bağ dokusu ile epitel birbiri içine
giren papiller oluşturmaz.
► Epitel bağ dokusu duvarı düzdür. Cebin
dibine doğru epitel katlarında belirgin bir
azalma olur.
DİŞ ETİNİN DİŞE TUTUNMASI
►
►
►
Cep epiteli diş minesine ilginç bir mekanizmayla tutunur.
Gençlerde koleye yakın bölgelerde nasmyth zarı aşınıp
ortadan kalkmamıştır
Kolede mine yüzeyinde kütikula adı verilen ameloblastların
son salgıladıkları lifsel organik matriks (mine organik
matriksi) ve onların da üzerinde kütikulayı salgılayan
ameloblastlar ve dış mine eoiteli hücreleri de
bulunmaktadır.
Genç kişilerde epitelin dişe tutunması, işte bu nasmyth
zarının dış tabakalarını oluşturan epitel hücreleri ile diş eti
cebinin dibini döşeyen epitel hücrelerinin desmosomal
bağlantı kurmalarıyla gerçekleşir.
► Ancak
yaşı ilerlemiş kişilerde, kolede,
nasmyth zarı ve kütikula kalmamış olsa bile
cep epiteli bu kez de hemidesmosom
oluşumu ile düz cilalı mine yüzeyine tutunur.
► Bazı araştırıcılar altın kron ya da inley
dolgulara bile cep epitelinin hemidesmosom
oluşturarak , bu yapay diş yüzeyine bile
fizyolojik bir tutunma yapabildiklerini
kanıtlamıştır.
YAPIŞIK DİŞ ETİ
► Çiğneyici
mukoza özelliğinde olup, processus
alveolarisin üzerini apikal 1/3 den sonra
örten diş eti bölümüdür.
İNTERDENTAL DİŞ ETİ
► Oral
ve vestibul diş eti dişler arasında diş eti papili
adı verilen ve üçgen şeklinde diş eti bölümü ile
birleşirler. Papilin tepe noktasında kratere benzer
bir çukurluk vardır. Bu bölgedeki epitel , yüzeyde
keratinleşmiş hücre tabakası taşımaz ve altındaki
bağ dokusu ile papiller bir yapı göstererek
kaynaşmaz.
► Bu histolojik özelliklerinden dolayı diş eti papilinin
tepe noktası zararllı etkilere karşı dirençsiz olup,
irkiltici ajanlara karşı duyarlıdır.
Download

Periodontium