Kadınlarda Cinsel İşlev
Bozukluğu
Prof Dr. Cüneyt Evrüke
Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum A.B.D.
• İnsanda cinsel uyarana gösterilen fizyolojik tepkiyi Masters ve Johnson, dört ayrı
evreye ayırmıştır
1) Uyarılma evresi 2) Plato evresi 3) Orgazm evresi 4) Çözülme evresi
• Bu dört evre erkek ve kadın için ayrı ayrı grafiklerle gösterilmiştir. Kadındaki cinsel
yanıt döngüsü, tepkinin hem yoğunluğu hem de süresiyle ilişkili olup, sayısız
çeşitlilikte olabilir.
-Kinsey 1948, 1953, Masters ve Johnson 1994
1-Uyarılma Evresi
• İlk evredir. Temel olarak erotik duygu ve düşüncelerin belirmesi, kadında yaygın
olarak vazokonjesyon ve myotoni ile karakterizedir. Herhangi bir bedensel ya da
psikolojik uyarı ile ortaya çıkabilir. Cinsel uyaranın süre ve yoğunluğuna göre
gösterilen tepkinin şiddeti hızlı ya da yavaş biçimde artar. Kişiye uygun düşen,
yeterli süre ve yoğunlukta devam eden bir cinsel uyaran karşısında uyarılma evresi
çok kısa sürebileceği gibi, kişiye fiziksel ya da psikolojik açydan uygun düşmeyen
cinsel uyarı durumunda ya da cinsel uyaran aralıklarla sürdürülmüşse uzayabilir ya
da kaybolabilir.
2- Plato Evresi
• Aslında uyarılma evresinin bir parçası ve devamı niteliğinde olan bu
evrede, etkili cinsel uyaranın sürdürülmesi ve cinsel heyecanın
artmasıyla birlikte, kadın ya da erkek plato sürecine girer.
• Bu evrede, haz duygusu ve cinsel gerilim giderek yükselir ve kişinin
orgazma geçebileceği noktaya kadar sürer. Orgazm evresine giriş
niteliğindedir
3- Orgazm Evresi
• Evreler arasında süre açısından en kısa ancak duyumsanan cinsel haz
açısından en yoğun evredir.
• Bu evre kadında ise perine ve vajina etrafındaki kaslar ile
vazokonjesyon sonucu büyüyen dokuların ritmik refleks kasılmaları
ile karakterizedir. Öznel olarak pelvisde duyumsanır.
• Orgazm kadında klitoral bölgede ve vajinada yoğunluk kazanır
4- Çözülme Evresi
• Kadın ya da erkekte, ya da orgazmın gerçekleşmediği durumlarda platoyu
takiben genital bölgelerde ve bedenin bütününde önceki aşamalarda oluşmuş
olan fizyolojik değişikliklerin dakikalar içerisinde aynı sırayı takip ederek
kaybolması ile karakterizedir.
• Bu evrenin süresi cinsiyete, orgazmın yaşanıp yaşanmadığına, ya da hangi
yoğunlukta yaşandığına ve cinsel uyaranın sürüp sürmemesine göre çok değişir.
• Kadınlar, çözülme evresinde cinsel uyaranın yeniden başlamasıyla yeniden
uyarılıp orgazm olabilme potansiyeline sahipken, Refrakter dönemin sonuna
kadar erkeklerin cinsel bir uyarana yeniden yanıt verip ereksiyon ya da
orgazmları mümkün değildir. Bu nedenle, erkeklerin tek tip bir cinsel yanıt
döngüsü olmasına karşın, kadınlarda bu çok değişken olabilmektedir.
• Cinselliğin kuşkusuz merkezi beyindir. Sanıldığının aksine en önemli
cinsel organ penis ya da vajina değil, beyindir.
• Merkezi sinir sisteminin çok sayıda bölgesi işin içinde olmakla
birlikte, cinsel işlevlerden sorumlu beyin alanları esas olarak limbik
sistem ve hipotalamustur. Özellikle anterior hipotalamik medyal
preoptik çekirdeğin erkek, posterior hipotalamik ventromedyal
çekirdeğin ise kadın cinsel davranışlarını yöneten merkezler olduğu
düşünülmektedir
Crenshaw ve Goldberg 1996
Cinsel İşlev Bozuklukları
• Tüm cinsel bozukluklar, esas olarak üç ana gruptan oluşmaktadırlar
(DSM-IV 1994)
1) Parafililer
2) Cinsel kimlik bozuklukları (Transseksüalite)
3) Cinsel işlev bozuklukları
Parafililer
• Temel olarak, bir kişinin cinsel açıdan uyarılabilmesi için, alIşılmadık
nesneler, eylemler ya da durumları içeren tekrarlayıcı ve yoğun cinsel
dürtü, fantezi ve davranışlara gereksinim duyması ile ortaya çıkan
bozukluklardır
• Egzibisyonizm (teşhircilik), fetişizm (yalnızca belirli nesnelerle
uyarılabilme), frötterizm (sürtünmecilik), pedofili (küçük yaştaki
çocuklara yönelik cinsel ilgi), mazohizm (acı çekerek/aşağılanarak
uyarılabilme), sadizm (acı yaşatarak/aşağılayarak uyarılabilme),
transvestik fetişizm (karşı cins gibi giyinerek/ giysileriyle uyarılabilme),
voyörizm (gözetlemecilik), telefon skotolojisi (açık seçik telefon
konuşmaları ile uyarılabilme), nekrofili (cesetlere yönelik cinsel ilgi),
parsiyalizm (bedenin sadece bir bölümüne odaklanma), zoofili
(hayvanlara yönelik cinsel ilgi), koprofili (dışkıya yönelik cinsel ilgi)
• Parafili olgularının toplumda rastlanma sıklığı ile ilgili güvenilir ve
kapsamlı epidemiyolojik araştırmalar bulunmamaktadır.
• Bu tür cinsel bozukluklara karşı varolan toplumsal tepki, bu olguların
adli ve idari zorunluluk durumları dışında, tedavi ve yardım amacıyla
hekimlere başvurusunu engelleyen önemli bir etken olmakta,
böylece
bu
sorunların
rastlanma
sıklığını
bilmemizi
güçleştirmektedir
• Ayrıca, başvuruların azlığı bu sorunların psikolojik ve farmakolojik
tedavileri konusundaki deneyimlerin çok kısıtlı kalmasına neden
olmaktadır
Cinsel Kimlik Bozuklukları (Transeksüalite)
• Kişinin kendi biyolojik cinsiyetinden duyduğu kalıccı rahatsızlık
duygusu ile karakterizedir.
• Kişi, çocukluk çağından itibaren kendi cinsel organlarını reddeder,
karşy cinsin cinsel kimliğine uygun tutum, davranış ve rolleri
benimser. Karşı cins gibi giyinmek, oynamak, davranmak ister.
Israrla, cinsiyetini kalıcı olarak değiştirmek ister. İçinde yaşadığı
bedenin cinsiyetinden asla hoşnut değildir.
• Transseksüel olgular, adeta, yanlış bir bedenin içine hapsedilmiş
gibidirler. Transseksüalitenin nedenlerine yönelik çeşitli varsayımlar
ortaya atılmışsa da, hala tam olarak etiyolojisi bilinmemektedir.
• Cinsel işlev bozuklukları çok sık rastlanan sorunlardır. Yapılan çalışmalar,
kadın ya da erkek ayırımı olmaksızın, en az her üç kişiden birinin
yaşamlarının herhangi bir dönemlerinde en az bir cinsel işlev bozukluğu
yaşadığını ortaya koymaktadır.
• Cinsel işlev bozukluklarının toplumun önemli bir kesimini
ilgilendirmektedir. Ama bir sorunun önemi yalnızca rastlanma sıklığında
değil, ayrıca o sorunun yol açtığı zarar, hekime ve sağlık sistemine
başvuru oranı, bu alandaki tedavi olanakları, toplum tarafından ne ölçüde
sorun olarak algılandığı ve çevreyle ne ölçüde paylaşıldığı gibi unsurlar
tarafından da belirlenmektedir.
• Bu açılardan bakıldığında İse cinsel sorunların ancak son yıllarda önem
kazanmaya başladığı görülecektir. Çok sık rastlanan sorunlar olmalarına
ve başarıyla tedavi edilmelerine karşın, ne yazık ki, cinsel yakınmalarla
hekimlere ya da tıbbi merkezlere başvuru oranı hala düşük kalmaktadır
• Örneğin, bizim gibi muhafazakar toplumlarda cinselliğin
yasaklanması, formel bir cinsel eğitimin olmaması, cinselliğin bir
tabu olarak algılanması ve bekaretin önemsenmesi gibi etkenler
kadınlarda vajinismusun ve cinsel isteksizliğin, cinsel liberalizmin
egemen olduğu toplumlara göre daha yüksek oranlarda
rastlanmasına yol açmaktadır. Yine cinsel deneyimin yetersiz olduğu
toplumsal kesim ya da gençlerde, erkeklerde erken boşalma,
kadınlarda ise çeşitli orgazm güçlüklerinin diğer kesimlere oranla
daha sık rastlandığı gözlenmektedir.
Etiyoloji
• Cinsel işlev bozukluklarının hem bedensel (organik), hem de
psikolojik nedenleri vardır. Birçok zaman da, psikolojik ve organik
nedenler sorunun ortaya çıkmasında birlikte rol oynarlar.
• Ayrıca, sorun bedensel ya da ilaç kullanımı gibi çeşitli organik
nedenlerle ortaya çıksa bile, bir süre sonra psikolojik etkenler de
tabloya eklenebilmekte ve durumu daha da içinden çıkılmaz bir hale
getirebilmektedir
Vasküler / Damarsal Nedenler
• Klitoral ve vajinal vasküler yetmezlik, iliohipogastrik / pudental arter
yatağının aterosklerozuna bağlğ genital kan akımının azalması ile ilgili
olarak gelişmektedir (Berman, 1999; Anastasiadis, 2002)
• Hipertansiyon, hiperkolesterolemi, sigara, pelvik cerrahi travma, pelvik
kırıklar nedeniyle iliohipogastrik pudental arter yaralanması, miyokard
infarktüsü (MI), diyabet CD’a yol açan vasküler nedenler arasında yer
almaktadır (Pasqualotto ve ark, 2005; Association of Reproductive
Health Professionals, 2008; Berman ve ark., 1999)
• Tip II diyabeti olan kadınlarda en sık görülen semptomun libidoda azalma
(%77) olduğunu, bunu sırasıyla klitoral duyarlılıkta azalma (%62,5),
orgazm bozukluğu (%49), vajinal rahatsızlık hissi (%41,6) ve vajinal
kuruluk (%37,5) belirtilerinin izlediğini
• Yıldız’ın (2004) MI geçirmiş hastalarda yaptığı çalışmada, olguların
%32,4’ünde cinsel ilişki tatmininde ve %53,9’unda cinsel ilişki sıklığında
azalma olduğu belirlenmiştir
• Doumas ve ark. (2006), sağlıklı kadınların %19,4’ünde, hipertansiyonu
olan kadınların %42,1’inde CD olduğunu belirlemişlerdir
• Kütmeç’in (2008) sağlıklı ve hipertansif kadınlarla yaptığı çalışmada
hipertansif kadınların %90’ında, sağlıklı kaınların %41’inde CD olduğu
saptanmıştır
Nörolojik Nedenler
• Spinal Kord yaralanmaları
• Multiple Skleroz
• MS’u olan kadınlarda en sık görülen cinsel sorunların orgazm
olamama (%37,1), vajinal lubrikasyonda (%35,7) ve cinsel istekte
azalma (%31,1) olduğunu belirlemişlerdir. Bununla birlikte MS
hastalarında görülen beden imajında bozulma, reddedilme korkusu,
performans kaygısı, rol değişikliği gibi psikososyal sorunların da
cinsel yaşamı etkilediği belirtilmektedir (Koch, 2002)
Hormonal Nedenler
• Hipotalamik/pitüiter aksın disfonksiyonu
• Overlere ait yetmezlikler
• Uzun süreli doğum kontrol hapı kullanma
• Menopoz kadınlarda CD’a neden olabilen hormonal nedenler
arasında yer almaktadır
• Özellikle östrojenin eksikliği vasküler yapıdaki koruyucu ve
dilatasyonda yetersizlik, pelvik arter ve arteriollerde atheroskleroz
oluşumunu ve vajinal, üretral, klitoral kan akımını azaltarak kadının
cinsel disfonksiyonuna katkı sağlamaktadır (Berman, 2005)
Musküler Nedenler
• Pelvik taban kasları, levator ani kası ve perineal membran
kadınlarda cinsel fonksiyonuna etki eden önemli anatomik yapılardır
• Bulbokavernöz ve iskiokavernöz kasları içeren perineal membran
istemli kasılabildiği gibi, orgazm sırasında ritmik istemsiz de
kasılabilmektedir. Levator ani kasları, orgazm ve vajinal penetrasyon
sırasında motor yanıtı düzenlemektedir.
• Bu kasın hipertonisitesinde vajinismus, disparoni ve diğer ağrı
bozuklukları görülebilmektedir. Kasın hipotonik olduğu durumlarda
ise, vajinal duyumda ve orgazm yoğunluğunda azalma, cinsel ilişki ya
da orgazm aşamasında üriner inkontinans gelişebilmektedir
(Berman, 2005; Ayyıldız ve ark., 2006).
Psikolojik Nedenler
• Konu ile ilgili yapılan çalışmalar, psikolojik faktörlerin kadınlarda
CD’un ortaya çıkmasında önemli rolünün olduğunu ve kadınların
yaşam kalitelerini etkilediğini göstermektedir (Tuğrul, 1999; Dunn ve
ark., 1999; Kuloğlu ve ark., 2000)
• Cinsel yaşamı etkileyen psikolojik faktörler arasında beden imajı,
kendine güven, partnerle ilişkinin kalitesi, emosyonel stres düzeyi,
anksiyete,depresyon ve diğer ruhsal bozukluklar yer almaktadır.
• Cinsel istek ve tatminde azalma, yetersiz lubrikasyon, cinsel ilişkide
ağrı, orgazm ve uyarılma sorunlarının depresyonu olan ve depresyon
tedavisi alan kadınlarda daha sık görüldüğü belirlenmiştir
Etiyolojideki Diğer Faktörler
• İleri Yaş
• Cerrahi girişimler
• Sosyal Nedenler
• İlaçlar (Lipid düşürücü ajanlar, H2 reseptör antagonistleri,
antihistaminikler, antikolinerjikler, kemoterapik ajanlar, merkezi
sinir sistemine etkili ilaçlar, antikonvülsanlar, narkotikler, sedatifler,
antiandrojenler (spironolactone), antiöstrojenler (tamoxifen) ve oral
kontraseptifler
KADINLARDA CİNSEL FONKSİYONUN
DEĞERLENDiRİLMESi
• Cinsel disfonksiyon, fizyolojik, biyolojik, psikolojik, sosyal ve
kültürel
bileşenleri olan çok yönlü bir sağlık sorunu olup,
değerlendirilmesinde de çok boyutlu bir yaklaşım gerektirmektedir.
• Cinsel yaşama ilişkin sorunları belirlemeye yönelik yapılacak olan
değerlendirmenin ilk adımını, ayrıntılı tıbbi öykü alınması ve fiziksel
muayenenin yapılması oluşturmaktadır
Tıbbi Öykü Alma
• Bu aşamada öncelikle kadının kimlik bilgileri, yakınması, tıbbi
geçmişi, soy geçmişini içeren genel bilgiler alınmalı, ardından CD’a
neden olan ve sorunu devam ettiren faktörleri belirlemeye yönelik
bilgiler alınmalıdır.
• Kadınların cinsel sorunlarına yönelik doğru bir değerlendirme
yapabilmek için tıbbi öykü aşamasında sorgulanması gereken
faktörler bu şekilde sıralanabilir
I. Sosyo - demografik bilgileri
• Bu kapsamda yaş, eğitim düzeyi, doğum yeri, yaşanılan
yer,büyüdüğü aile yapısı, büyüdüğü yer ve özellikleri, medeni
durumu, ortalama geliri, çocuk sayısı, eşin yaşı ve eğitim düzeyi,
sosyal statüsü, ekonomik durumu, eşin büyüdüğü ortamın
özellikleri, eşin evlilik gibi multifaktöriyel etmenler detaylıca
incelenmelidir.
II. Yakınmalar ve Yakınmaların Öyküsü
• Yakınması, yakınmanın başlama zamanı, seyri, yakınması ile ilgili
olaylar, yakınmanın başladığı tarihteki önemli yaşam olayları, cinsel
veya diğer alanlardaki korkuları, eşinin fiziksel, psikolojik
rahatsızlıkları, daha önce yaptığı başvurular, yapılan tetkik ve
tedaviler, tedaviden alınan sonuçlar, eşinin tedaviye isteği ve
uyumu, eşinin cinsel sorunları, sorunu kimlerin bildiği, sorunun
çözümünü isteme nedenleri, eşinin cinsel sorunlara tepkisi
değerlendirilmelidir.
III. Cinsel İşlev Aşamalarının Sorgulanması
• Cinsel istek
• Uyarılma
• Ön sevişme
• Birleşme
• Lubrikasyon
• Tatmin
• Orgazm aşamalarının sorgulanması gerekmektedir
Tıbbi Öyküde Sorgulanacak Diğer Faktörler
• Psikatrik Özgeçmiş
• Cinsel Özgeçmiş
• Aile Öyküsü
• Soygeçmiş
• Cinsel Gelişim Öyküsü
• Evlilik / İlişki Öyküsü
Fizik Muayene
• Fiziksel muayene aşamasında hekim; hastanın memelerini, iç ve dış
genital organlarını değerlendirmekte.
• Muayene sırasında hastanın reaksiyonlarını, sorulara yanıtlarını,
cinsel organların anatomik ve fizyolojik yapısı hakkındaki bilgisini
değerlendirme fırsatı bulabilmektedir (Lightner, 2002)
• Ayrıntılı öykü alınması ve fizik muayene bulguları dışında cinsel
sorunların belirlenmesi amacıyla çeşitli ölçüm araçları geliştirilmiştir.
Ancak cinsel fonksiyonların değerlendirilebilmesi için dünya
genelinde tam anlamıyla her kültüre uygun ve kullanışlı bir form
geliştirilemediği için, değişik ölçüm araçları kullanılmaktadır.
Literatürde en çok kullanılan kadın cinselliğini değerlendirme
araçları şunlardır;
SONUÇ
• Fiziksel, psikolojik, sosyal ve kültürel bileşenleri ile genel sağlığın ayrılmaz
parçalarından birini oluşturan cinsel yaşam pek çok faktörden olumsuz
yönde etkilenebilmekte ve kadınlarda cinsel fonksiyon bozukluğu
gelişebilmektedir. Cinsel fonksiyon bozukluğu kadınlar için son derece
özel, rahatsız edici, fiziksel ve sosyal açıdan yıkıcı etkileri olabilen bir
sağlık sorunu olup, kadınların kendine olan güvenlerini ve yaşam
kalitelerini düşürmekte, ruhsal durumlarını da önemli derecede
etkilemektedir. Bu nedenle bütüncül yaklaşımı çerçevesinde kadınların
cinsel sorunlarını rahatlıkla ifade edebilmelerini sağlayacak uygun
ortamların oluşturulması, cinsel fonksiyonlarının değerlendirilmesi ve
hasta bakım planında ele alınması, hasta eğitimlerinde cinsel sağlığın
korunmasına yönelik eğitimlere daha geniş yer verilmesi önerilmektedir
TEŞEKKÜR EDERİM
Download

Cinsel Fonksiyon Bozuklukları