ISI
FİZYOLOJİSİ
VÜCUT ISISININ DÜZENLENMESİ


Canlı hücrelerde süregelen metabolizma
olayları sırasında, alınan besin yararlı enerji
olarak
değerlendirilirken,
artık
ürünler
yanında bir miktar ısı da meydana getirilir.
İnsan ve hayvanlarda bu canlılık olaylarının
devamlılığı için, uygun nitelikteki iç ve dış
uyaranlar yanında uygun bir vücut ısısı da
gereklidir.



Kimyasal
enerjinin
ısı
dönüştürülmesi
temeline
metabolizma olaylarının hızı
bağlıdır.
biçimine
dayanan
da ısıya
Bu reaksiyonlar, uygun bir ısı artışı ile
maksimal düzeye çıkabilmektedir. Daha
fazlası reaksiyonların gücünü azaltmaktadır.
Metabolizma olayları sırasında oluşan ısının
miktarı, kimyasal reaksiyonların niteliğine
göre değişir.

İç
ortam
farklılaşma,
ısısında
sadece
meydana
gelecek
metabolizmanın
bir
hızını
değil, süregelen kimyasal ve biyolojik olayların
niteliğini de değiştirebilir.

Bu karmaşık biyolojik reaksiyonların canlılık
kurallarına uygun biçimde düzenlenmesinde
beynin uyumlu iş görebilmesi çok önemlidir ve
bu nedenle oldukça değişmez bir vücut ısısının
sağlanması gereği vardır.
ISI ve İLETİMİ



Bir cismin moleküllerinin kinetik enerjileri o
cismin ısı miktarına bağlıdır.
Cismin ısısı ne kadar yüksek olursa,
moleküllerin ısıya bağlı hareketliliği o
kadar hızlı ve güçlü olur.
Cisimden tüm ısı alınırsa moleküllerin
hareketi de kaybolur.

Isı iletimi konusunda dört fiziksel
yöntemden söz edebiliriz:
1.
Elektromanyetik radyasyon
2.
Kondüksiyon
3.
Konveksiyon
4.
Evaporasyon
Elektromanyetik radyasyon;

Bir cismin ısısı ne kadar yüksek olursa,
moleküllerinin titreşim sayısı o kadar fazla
olur ve çevreye elektromanyetik dalgalar
şeklinde geçen (foton) ısının miktarı da
artar. Bu olaya radyasyon denir.

Işık hızında hareket ederler ve hava, su
gibi bir engel tarafından emilirler.

Spektrumun enfraruj (kızılaltı, 5-20 m)
denilen frekans aralığında bulunmaktadır.

İnsan ve hayvan vücudu, radyasyonla hem
ısı enerjisi yayar, hem de çevreden alır.

Vücuttan ısı kaybında en etkin yoldur
(bazal metabolizma durumunda üretilen
ısının %37’si bu yolla kaybedilir.
Kondüksiyon;




Cisimlerin birbirlerine değmeleriyle oluşan bir
ısı üretimidir.
Daha sıcak olan cisimdeki moleküllerin artan
titreşimleri diğerine geçirilir. İletilen enerjidir.
İki cisim arasındaki ısı farklılığı ve ısı
iletkenlik derecesi gibi faktörler hız ve
derecesini etkilerler.
Isı iletkenliği bulunmayan ya da zayıf olan
cisimler termal izalatör (hava, halı), güçlü
olanlar ise termal kondüktör (su, beton
zemin) olarak tanımlanırlar.
Konveksiyon;


Ilık bir cismin çevresindeki sıvı ya da gazın
ısındıkça yükselmesi ve yerini daha serin
bir sıvı ya da gazın almasıdır.
Derinin
soğumasına
neden
olan
konveksiyonu su ve rüzgar hızlandırır.
(Rüzgarın soğutucu etkisi = Rüzgarın hızının
karakökü)

Suyun spesifik ısısı havaya kıyasla birkaç
bin misli daha fazladır ve deriden daha
fazla ısı absorbe edebilir. Ayrıca ısının
sudaki iletim hızı da havaya oranla
yüksektir.
Evaporasyon;



Yavaş hareket eden sıvı moleküllerine gaz
haline dönüşmeye başlayacakları düzeye
kadar bir ısı enerjisi verilirse buharlaşma
meydana gelir.
Sıvı moleküllerinin henüz buharlaşmadıkları
ancak buharlaşmaya başlama noktasına
getirildikleri ısıya buharlaşmanın latent (gizli)
ısısı adı verilir (Suyunki; 0.54 Kcal/gr dır).
Buharlaşmanın
gerçekleşmesinde
havadaki nem çok önemlidir.
çevre



Farkına varılmadan sürdürülen buharlaşmaya
insensible perspirasyon denilir.
İnsanda bu yolla deriden saatte 10 Kcal ısı
kaybedilir. Su buharıyla doymuş hale gelen
ekspirasyon havası ile olan kayıp ise saatte 7
Kcal dir. Toplam 17 Kcal (30g su) olan bu
insensible ısı kaybı bazal met. ısısının %25’dir.
1 gram terin buharlaşmasıyla vücuttan 0.54
Kcal İnsensible, toplam 0.58 Kcal ısı
kaybedilmektedir.
POİKİLOTERMİ ve HOMEOTERMİ



Poikiloterm hayvanlar, beden ısıları çevre
ısısına bağlı olan hayvanlardır. Soğukkanlı
deyimi de kullanılır ancak balık, amfibiya ve
reptiliyanın vücut sıcaklığı tamamen dış ortam
ısısına uymaz.
Bu hayvanlardan özellikle sürüngenler yer
değiştirerek çevreleriyle olan ısı alım verimini
uygun biçimde sürdürmeye çalışırlar.
Vücut
ısılarının
0-10C’ye
düşmesine
dayanabilirler.



Homeoterm hayvanlar; Vücut
düzenleyici bir sistemleri vardır.
ısılarını
Beynin gelişmesi ile homeotermi arasında
doğru orantı vardır. Hücrelerin bulunduğu
ortam ısısının, yaşam sınırları içerisinde
olmak kaydıyla 100C yükseltilmesi, ısı
yapımını 2-3 kez arttırabilmektedir.
Kedi, köpek ve fare yavruları ile yavru
güvercinler birkaç gün için poikiloterm hay.
benzerler. Bunlara heteroterm hay. da denir.



Çevre ısısı azaldığı zaman homeotermlerde
oksidasyon olayları fazlalaşır, direnç artar.
Poikiloterm olanlarda ise oksidasyon, dış ortam
ısısına bağlı biçimde seyreder, çevre ısısı
düşünce oksidasyon olayları azalır.
Homeoterm olanlar 200C’lik vücut ısısında
genellikle ölürler.
Poikiloterm hayvanlar ise vücut ısılarının 010C’ye düşmesine dayanabilirler.
Homeoterm hayvanlar soğukta daha çok besin
tüketirler.
Poikiloterm olanlarda ise besin alımı azalır veya
tamamen durur.

Her iki grup için yaşamın devam edemeyeceği
vücut ısısı üst sınırı; hücre protoplazmasının
pıhtılaştığı 450C’dir.

Poikiloterm
hayvanla
homeoterm
hayvan
arasında metabolizma farklıdır: günde kg
ağırlık için çıngıraklı yılanda, 7.7 Kcal ;
tavşanda, 44.8 Kcal.
HİBERNASYON (KIŞ UYKUSU)
Devam eden uykudan farklı memeli
hayvanların
veya kuşların sıcaklıklarını oldukça
düşürdükleri
çevredeki ısıyı absorbe etmeksizin normal
homeotermik ısılarına kendiliğinden geriye
dönme yeteneklerini kaybetmedikleri, çok
düşük aktivite ile besin yokluğunda ve soğuk
hava koşullarında hayvanların yaşamaları
için olanak sağlayan bir dinlenme durumudur.
Hibernasyonda hipotalamus
ve limbik sistemin diğer
bileşenleri kritik bir önem taşır. Otonom sinir
sisteminin ayarlaması ile vücut ısısını kontrol
eden hipotalamusta eşsiz termoregulatör
fonksiyonlar vardır.
Derin uyku olarak da bilinen hibernasyon,
uykuya çok benzemesine rağmen bir o
kadar da farklıdır. Birçok hibernant kendi
ısılarını atmosfer ısısından 1 °C daha
aşağıda tutar. Yani geçici poikiloterm
olmaktadırlar. Gerçek poikilotermlerden
farklı olarak, hiberasyondaki hayvanlarda
aktivite süreleri ve uygun çevre koşulları
boyunca yüksek vücut ısılarını düzenleme
yeteneğine sahip olmaktadırlar.
Hibernasyon hayvanların soğuk aylarda
hayatta kalabilmeleri için gerekli olan
adaptasyon yollarından biridir. Derin ve
uzun bir uykuya benzemektedir. Çevre ısısı
düşmesi yanında besin bulabilme güçlüğü de
hibernasyona geçişi kolaylaştırmaktadır.
Bazı araştırmacılara göre ayılar gerçek hibernant
değildirler. Örneğin Amerikan ayılarında inaktif
dönemler uzun zaman sürmektedir. Bu periyot
boyunca hayvanlarda defekasyon, ürinasyon, içme,
yemek yeme olmasa bile vücut ısısı yaklaşık 6-8 °C
düşmektedir.
Oysa gerçek hibernantlarda bu ısı
düşüşü yaklaşık 20-30°C’dir.
Bunun kışın yatan ayılar için
biyolojik bir koruyuculuğu
olduğuna inanılmaktadır. Ayılar
vücut ısılarını çok az düşürdükleri
ve kış boyunca sıcakkanlı kaldıkları
için onları gerçek hibernant
sayılmamaktadırlar.
Gerçek Hibernant Hayvanlar
Tarla sincabı
Tarla faresi
Dağ sıçanı
Dağ faresi
Kaplumbağa
Kirpi
Porsuk
Yarasa
Hibernasyona Girişte
İki Ana Görünüm
Birkaç günde ve
yavaş yavaş giriş
(Tarla sincabı)
Birkaç saat içinde ve
hızlı giriş
(Dağ sıçanı)
Vücut ısısı
28oC‘ye indiğinde
Yarı uyanıklık
Vücut ısısı
Uyku eğilimi
18oC’ye
indiğinde
Vücut ısısı
Hafif bir uyku hali
6oC’ye indiğinde
Vücut ısısı
1,6oC’ye
indiğinde
Derin uyku hali
Hibernasyona girmeden önce
hayvanlar hiberasyon süresince
yavaşça kullanılan lipit rezervleri
(esmer yağ) stoklamaktadırlar.
Rodent, insekta gibi hayvanlar da
yeterli enerji stoğu yapmaktadırlar.
Dağ sıçanı, hamster gibi küçük bedenli
hayvanlar kış boyunca aralıklı olarak
uyanırlar, bu yüzden önemli rezervleri
biriktirmemektedirler. Yani birçok
hayvan hibernasyon öncesi fazlaca
besin alır, bu da kış boyunca vücut
yağlarına ek olarak onları
beslemektedir.
Hibernasyonun
başlamasında çevre ısısı,
aydınlatma sistemi ve
vücut besin depolarının
fazlalığı etkilidir.
Hibernasyonu kanda
oluşan bir maddenin
başlattığı
düşünülmektedir.
Nitekim hibernasyondaki
bir yer sincabından kan
alınıp hibernasyonda
olmayan bir sincaba bu
kan verildiğinde 48 saat
içinde sincapta
hibernasyonun oluştuğu
gözlenmektedir. Bu
madde hibernasyonu
tetikleyen neden (HIT)
olarak bilinmektedir. Bu
madde güneş ışığı
azalmaya başladığı
günlerde
aktifleşmektedir.
HİBERNASYONA HAZIRLIK
Yazın besinlerinin çoğunu yerler ve onları ılık tutan
yağ tabakalarını oluştururlar. Bu yağ yiyecek gibi kış
boyunca kullanılmaktadır.
Ev veya mağaralarında değişiklikler yaparlar. Çim ve
yaprak gibi materyaller eklemektedirler.
Bazı hibernantlar besinlerini saklamak için yer
altında özel odalar inşa etmektedirler.
HİBERNASYON DÖNEMİNDE
TÜRLERE AİT BAZI
ÖZELLİKLER
Anne kutup ayıları barınaklarını inşa eder,
kar içinde tüneller yapıp ekim–kasım aylarında
yavrularını doğurmaktadırlar.
Ayılardan siyah ve kahverengi ayılar kış uykusuna
yatarken kutup ayılarının sadece gebe dişileri
inlerine saklanmaktadır.
Ayıların vücut ısıları kış döneminde
pek fazla azalmaz. Ayrıca gençlerin
bakımı, doğum, gebelik gibi olaylar
için daha yüksek vücut ısısı
gerekmektedir.
Eğer ayıların huzuru
kaçarsa kış uykusu
sırasında çabucak aktif
olup uyanabilmektedirler.
Yılanlar kış uykusuna yattıklarında
savunma mekanizmalarından mahrum
kalmaktadırlar. Yine de kış
uykusundaki bir yılana yaklaşmak çok
tehlikelidir. Çünkü bu hayvanlar
gruplar halinde kış uykusuna
yatmaktadırlar. Nitekim Kanada’da
yaşayan bir yılan türünün sayısı 10
bine yaklaşan büyük gruplar halinde
kış uykusuna yattıkları bilinmektedir.
Rakun ve köstebek kış uykusu için kendilerini sarıp,
azalan soluk alıp vermelerinde oldukça imkansız olan
arka kısımlarına doğru burunlarını bastıran bir
pozisyon almaktadırlar.
Bir çok türde kalp atım
sayısı dakikada 5-6’ ya
düşer. Örneğin yer
sincabında kalp normalde
dakikada 150 kez atarken
5’e düşmektedir.
Solunum sayısı dakikada 1 civarına
inmektedir. Yine yer sincabında
dakikada 200 iken 4-5’e inmektedir.
Kan viskozitesi artar ve vazokonstriksiyon
olur. Bunun önemi kan basıncının yeterli
düzeyde kalmasını sağlamaktır. Kan
akışının, hibernasyon öncesinin yaklaşık
%10’u kadar azalması tipiktir. Kardiak
çıkışta azalma çok azdır.
Kan asidik bir hal alır. Çünkü asitlik azalan
solunum sayısı sonucudur. Solunum azaldığı
için oksijen miktarı azalır, ekspirasyonla
atılan karbondioksit miktarı da düşer.
Solunumla ilgili kas
hareketleri belirsiz hale
gelir. Akyuvar sayısı azalır.
Serum magnezyum değeri
artar. Kan şekeri düşer.
Endokrin sistemde başta tiroit olmak üzere
böbrek üstü bezleri, hipofiz ve gonadlar gibi
bezlerin aktiviteleri azalır. Tiroit ekstraktı veya
adrenalin enjeksiyonu uyanmayı
çabuklaştırırken insülin ise geciktirir. Endokrin
faktörlerin tek başlarına olmasa da
hibernasyonun kontrolünde doğrudan gerekli
oldukları kanıtlanmıştır.
Böbrek fonksiyonu çok azalır. Ama çok
az da olsa idrar oluşur. Bunun için uyanıp
tekrar uykuya yatarlar.
Hibernasyonda
genellikle besin alımı
yoktur ama bazı
hibernantlar zaman
zaman uyanıp daha
önceden sakladıkları
besinleri yerler.
Örneğin yer sincabı
meşe palamudu, fındık
gibi besinleri saklar
sonra her 10-14 günde
bir uyanıp bunları
tüketir.
Bütün fizyolojik fonksiyonlar devam eder ama bunların
hızı azalmaktadır. Kış uykusuna yatma özelliğine sahip
olan hayvanlarda uyku sırasında metabolizma hızı,
bazal metabolizma hızının 1/70’ ine kadar inmektedir.
Vücut sıcaklığı türler için hayatta kalma ile uyumlu bir
seviyeye kadar azalmaktadır. Hibernasyon boyunca
hayvanlarda tüm aktiviteler yavaşladığı için hayvanlar
ölmüş gibi görünmektedirler.
Orta boy memelilerde uyanma hızı ürpermeye
eşlik eden esmer yağ dokusunun oksidasyonu ile
başlayan hızlı ısınmaya bağlıdır.
Uyanma hibernasyonu başlatan
faktörler ve çevre ısısı ile
ilgilidir. Yer sincaplarında
hibernasyonun sürekliliği ile
vücut ısısının orantılı olduğu
bulunmuştur.
Esmer yağ dokusundan kaynaklanan
ve sadece hibernasyonda kullanılan ısı ile bütün
hibernant memeliler kendi yetenekleri
ile uyanmaktadırlar
VÜCUT ISISI

Hayvanın yaşı, cinsi, beslenme şekli, sindirim
yeteneği, su içmesi, mevsimler, gün uzunluğu,
çevre ısısı ve havanın nem oranı gibi faktörler
vücut ısısında değişimlere neden olurlar.
Normal vücut ısısı
2/3 iç organ ısısı (gen.rektum ısısı)
+
1/3 yüzey (deri) ısısı (ort. deri ısısı, vücut
yüzeyinin çeşitli bölgelerinde ölç. ısı ortalaması)
Normal Vücut Sıcaklığı

Vücut sıcaklığı
dinlenme halindeki
hayvanın
rektumuna
yerleştirilen bir
termometre ile
belirlenir. Ortalama
vücut sıcaklığı
hayvanın türüne,
egzersize, günün
farklı zamanlarına,
çevre sıcaklığına,
sindirim ve su içme
gibi durumlara göre
değişir.
Hayvan
Ortalama
Alt Sınır
Üst Sınır
Aygır
37,6
37,2
38,1
Kısrak
37,8
37,3
38,2
Eşek
37,4
36,4
38,4
Deve
37,5
34,2
40,7
Besi sığırı
38,3
36,7
39,1
Süt ineği
38,6
38,0
39,3
Koyun
39,1
38,3
39,9
Keçi
39,1
38,5
39,7
Domuz
39,2
38,7
39,8
Köpek
38,9
37,9
39,9
Kedi
38,6
38,1
39,2
Tavşan
39,5
38,6
40,1
Tavuk
41,0
40,4
42,6





Normal vücut ısısı; ağız ısısı, rektum ısısı,
vajina ısısı, koltuk altı ısısı
Vücutta ısı farklılıklarının olma nedeni; ısıyı m.
getiren organların derin ya da yüzlek oluşları,
oksidasyon olaylarının organizmanın her
tarafında aynı olmayışı, vücut ısı derecesinin
her tarafta eşit olmaması.
Vücut ısısı genelde içten dışa gittikçe azalır,
İnsanda ağız boşluğu ısısı; koltuk altı ısısından
yüksek, rektum ısısından biraz düşüktür.
Evc.hay.da rektum ve vajina boş.ısısı, ağız,
burun boşluğu ve akciğerden biraz yüksektir.

Vajina ısısı rektumunkinden biraz düşüktür.

Akciğerler ısısı en düşük boşluktur (atm.hav.)

Dişilerde vajina, tüm hayvanlarda rektum, ısı
ölçümü için en uygun yerlerdir.

Kanatlılarda vücut ısısı kloaka ya da rektuma
bir termometre sokarak ölçülebilir. Kanatlıların
metabolizmaları ve kan glukoz seviyeleri
yüksek olduğundan rektum ısıları da diğer
memeli hayvanlardan yüksektir.

Deri,
vücudun
verebildiğinden
ısısını
ısısı
en
kolayca
az
olan
dışa
yapıdır
(ort.deri ısısı 30-360C arasındadır). Ölçülen
yer, kanın hız ve ısısı, kan damarı sayısı,
oradaki yağ, ter ve su buharı gibi organizmaya
ait özellikler yanında çevre havasının ısısı,
hareket ve nemlilik derecesine bağlıdır.

İnsanda koltukaltı ve kasık ısısı ort.deri ısısına
yakın sonuçlar verir.



Kas çalışması sırasında deri ısısının iş gören
kaslara geçici olarak biraz daha çok kan
gitmesini sağlamak için, deri-kan damarlarının
refleks yoluyla daralmasından dolayı
biraz
düştüğü görülür.
Soğuktan kolay etkilenen ekstremite, kulak,
burun ve alın gibi kısımlarda ısı göğüs ve karın
derisindekinden biraz düşüktür.
Yaşlı hayvanlarda deri ısısı gençlerdekinden
biraz düşük bulunur.




İnsanda, bazal metabolizma halinde, toplam
ısı yapımının %20 kadarını kaslar ve deri
oluşturur. Eksersiz sırasında kassal aktivite
%90 kadarını meydana getirmektedir.
K.ciğerin ısısı rektum ısısından 1-20C fazla
olabilir.
Beyin ısısı a.carotis kanındakinden yüksek
bulunur.
Geviş getiren hayvanlarda rumen içi ısı,
m.org. metab.’nın m. getirdiği ısıdan dolayı
rektumunkinden biraz yüksek bulunur.
REKTUM ISISI

Rektum ısısını etkileyen faktörler; vücut yapısı,
yaş, sağlık ve aktivite durumu, cinsiyet, uykuuyanıklık hali, besinin alınış şekli ve türü,
sindirim
ve
metabolizma
olayları,
açlık,
susuzluk, cinsel kızgınlık, gebelik, laktasyon,
mevsimsel ve günlük ısı farklılıkları.



Isı düzenleme mekanizmalarının uyku ve
uyanıklığı ayarlayan mekanizmalarla yakından
ilişkili olduğu sanılmaktadır.
Sabah ve akşam ölçümleri arasında sabah
düşük olmak üzere 0.5-1.50C’lik bir fark
vardır. Geceleri aktif olan hayvanlarda
(baykuş ve birçok kemirgen) tersinedir.
İnsanlarda, ısı merkezleri kalıtsal olarak
gündüz iş görmeye uygun olduğundan
geceleri çalışanlarda günlük ısı ritmi eğrisi
değişmez.
Besin alımı: Sindirim sırasında rektum ısısı 0.150.350C artar. Vajina ısısı değişmez.

Uzun süreli açlıkta tiroit ve hipofiz aktivitesinin
azalmasına bağlı olarak metabolizma azalır ısı
yapımı da düşer.

İyi beslenenlerde ise rek.ısısı 10C yükselir.

Soğuk su içilmesi ısıyı 0.50C kadar düşürebilir.
Vücut yapısı: Güçlü ve aktif yapılı hay.da rektum
ısısı
biraz
yüksek
zayıflarda
ve
iyi
beslenmeyenlerde düşüktür.
Yaş: Gençlerde metb.nın yüksek olmasına bağlı
olarak
vücut
ısısı
yaşlılardakinden
daha
fazladır. Gün içi oynamaları gençlerde daha
belirgindir.
Aktivite: Yoğun kas çalışması rektum ısısının 10C
artmasına neden olur.

Bazı hayvanlarda (sinek kuşları, böcek yiyen
yarasalar) yoğun aktivite dönemleri arasında
derin uyuşukluk gözlemlenir.
Cinsiyet: Dişilerde cinsel siklusun bazı günlerinde
0.1-0.30C yüksek bulunur.



Aybaşı siklusunda, ilk dönemde ısı düşükken
ikinci dönemde ovulasyondan sonra ısı 0.50.80C artar. Bu olaya progesteron neden olur ve
evcil hay.da yoktur.
Sığırda, kızgınlıktan önceki 2-4 gün içerisinde ısı
0.30C düşer, kızgınlıkta ise 0.7-1.00C yükselir.
Gebeliğin son haftasında insanda ısı düşer evcil
hay.da yükselir (inek). Doğum sırasında ise
insan, köpek ve koyunlarda az da olsa ısı artışı
vardır, kısrak ve ineklerde ise 0.5-1.00C düşer.
Diğer etmenler: Sıcak mevsim, yüksek çevre ısısı
ve nem ısıyı arttırır.
 Kıl
değişimi sırasında ısı biraz düşer.
Tavuklarda
ise
tüy
dökümü
sırasında
metabolizma art. bağlı olarak ısı da yükselir.
 Dinlenme,
uyku, havanın serinlemesi ve
soğuması ısının düşmesine neden olur.
Bazı kimyasal maddeler: Fizyolojik tuzlu su eriyiği
ısı merkezlerini etkileyerek ısıyı yükseltirken,
alkol, iyot preparatları ve ateş düşürücü ilaçlar
(antipiretikler) ısıyı düşürmektedirler.
ISI METABOLİZMASI
ISI KAYBI:
Vücut ısısı arttığında ısı kaybı merk. çalıştırılır.
Deride vazodilatasyon yanında, terleme ve
sıcaklık polipnesi gibi buharlaşmayla ilgili
fiziksel olaylar görülür. Sıcakta hay.ların
aktivasyonunun azalmasına bağlı olarak yaz
uykusu (estivation) görülür.
Kan iyi bir ısı ileticisidir. Yük met.olaylarının m.
geldiği yerlerden geçerken (k.ciğer) ısıtılır.

En sıcak kan: Dokularda met. olayları sonucu
şekillenen ısının karışmasına bağlı şekillenen
kan

Sıcak kan: En sıcak kanın deriden gelen serin
kan ile karışması sonucu oluşan ve kalbin sağ
kulakçığına dökülen kan

Ilık kan: A.pulmonalisten gelip akciğerlerde
serinletilen kan



Sıcak çevrede vücudun çevresel kan damarları
genişler ve buralarda akan kan miktarı artar.
Bu durum kılsız ve pigmentsiz deride belirgin
kızarıklık oluşturur.
Çok soğukta ekstremite ısısı 00C’nin biraz
üstüne kadar düşebilir ve çevre ile deri
arasındaki ısı farkını azaltarak ısı kaybı
önlenmiş olur.
Dokunun
kan
gereksiniminin
ritmik
vazodilatasyonlarla güvenceye alınmasına
Hunting (Lewis ) Reaksiyonu denir.
Arteryovenöz anaztomoz: Bu tip yapılar özellikle
ısı kaybının fazla olduğu vücut bölgelerinin
(kulak, ekstremiteler) derisinde yer alırlar.




Bu arter-ven ağızlaşmalarının çapları (40-50 µ)
kapiller damarlarındakinden (3-12 µ) büyüktür ve
bu nedenle kan akımına karşı direnç oluşturmazlar.
Kan az bir güçle buralardan pompalanabilmektedir.
Deriden konveksiyonla ısı kaybını etkin kılabilmek
için deri yüzeyine yakın yer almış olan bu
anastomozlar, sıcak ortamda açık bulunmaktadır.
Böylece deriye daha fazla gelen kan çoğunlukla
yüzeysel venalarda akar.
Soğukta ise bu yapılar kapalıdır, kanla deriye ısı
iletimi azalır. Çünkü venöz kan daha çok iç
venalarda yer alır. Ekstremitelerde paralel seyreden
derin vena ve arterler arasındaki ters akım soğuk
havalarda önemli bir etkinlik kazanır.
Ters
akım:
Ekstremitelerdeki
derin
venalar, arterlerle paraleldir. Aralarında
sürekli
bir
ısı
alışverişi
vardır.

Arterler çevreye doğru ısı kaybederlerken
venler, ters akım prensibi uyarınca ısı alarak
dönerler.


Ekstremitelerin uç kısmına gelen kan serinletilince
deri ısısı düşer ve çevre ile ısı farkı azalır. Ayrıca
arterlerden ısı almasına karşılık venöz kan beden
ısısına ulaşamaz ve ekstremitelerdeki derin dokular
pek ısınamaz, bu da metebolizmanın azalarak
enerjinin korunmasına neden olur.
Fazla ısı kaybını gerektiren koşullarda derindeki
venalarda akan kan miktarı azalır ve kanın çoğu
periferik venalarda iletilir.




Buz üzerinde rahatlıkla yürüyebilen kuşlarda ve
çok
soğuk
sularda
yaşayabilen
memeli
hayvanlarda
ekstremitelerin
donmamasını
sağlayan bu mekanizma insanlarda da vardır.
Çok soğukta kalmış parmağa gelen kan miktarının
normalin %1’ine kadar indiği bilinmektedir.
İnsanda el ve ayakların toplam yüzölçümü,
vücudunkinin %15’i kadar olduğu halde, böyle bir
mekanizma ile buralardan ısı kaybı sadece %2’dir.
Birçok hayvanda ters akım prensibi bakımından
özelleşmiş yapılar vardır. Arteriyel kapillar ağlarla
(rete) venöz alanların (pleksüs) temas halinde
olduğu bu yapılar beyinde ve testislerde olanı
önemlidir.




Erkek
hayvanlarda
testislerin
skrotumdaki
konumundan ve funiculus spermaticus’taki Rete
arteriae spermatica ile venöz plexus pampiniformis
arasındaki ısı alışverişinden ötürü testis ısısı, vücut
ısısının 50C kadar altında tutulur.
Testisin ısıya duyarlı olması ve ısı artışında sperma
yapımının azalması, skrotum tarafından ısının
ayarlanmasına neden olmaktadır.
Soğuk havalarda testisler, m.cramester kası ile yukarı
çekilerek skrotum büzülmekte ve testislerin soğuması
engellenmektedir.
Sıcakta
ise
tersi
oluşarak
skrotumdan ısı kaybı arttırılmaktadır.
Koçlarda skrotum derisinin ısıtılmasının sürekli bir
sıcaklık polipnesine, bir saati aşan bir ısıtmanın ise
vücut ısısının düşmesine neden olduğu görülmüştür.


Kedi, köpek, koyun, keçi, sığır ve bazı antilop
türlerinde beyne giden arteriyel kan, beynin
bazalinde venöz kan tarafından serinletilir. A.carotis
interna kedi ve köpekte beynin bazalinde kapillar bir
ağ oluşturur. Bu kedide plexus pterygoideus, koyun
ve köpekte sinus cavernosus’un yanında bulunur.
Serin venöz kan, anılan arteriyel ağ kanı ile ısıtılır ve
arter kanı beyne serinlemiş olarak gider.
İnsanda baş yöresinin kanı vena jugularis interna
içerisinde kalbe gönderilir. Bu venöz kan burun
boşlukları yöresinde serinletilir. Anılan vena ile
arteria carotis communis paralel seyrederler ve ikisi
arasındaki ters akım nedeniyle baştan gelen
serinletilmiş venöz kan, beyne giden arteriyel kanı
serinletir ve beynin ısısı değişmez tutulur.
Deriyle çevre arasındaki ısı alışverişi
Vücuttan ısı şu yollarla kaybedilir:
1. Radyasyon, kondüksiyon ve konveksiyon,
2. Deriden ve solunum yollarından suyun buharlaşması,
3. Dışkı ve idrar ekskresyonu
Buna göre başlıca kayıp deri ve akciğerlerden
olmaktadır.
Akciğerlerden ısı kaybının değerlendirilmesinde en
önemli etmen dakika akciğer ventilasyonudur.
Isının deri yoluyla düzenlenmesinde derideki sıcaklık ve
soğukluk reseptörleri, hipotalamustaki ısı merkezleri
ve derideki arteriyoller (kanın ısısı) bir sistem
oluşturmaktadır.
Vazomotor kontrol: Isı kaybı amacıyla deri damarlarında
oluşan vazodilatasyon, deriye fazla kan gelmesine ve
deri ısısını artmasına neden olur.
Deri ısısının artmasında kan miktarı kadar kanın akış hızı
da önemlidir. Kanın hızı yavaş olursa ters akım
olayında alış veriş daha fazla olur, hızlandığında ise
azalır ancak deriye giden kan miktarı artar.
 Çevre ısısı düşük, yani deri ısısıyla olan farklılık fazla
olursa deriden ısı kaybı artar. Derideki bu vazomotor
olaylar çoğunlukla, sempatik vazokonstriktör sinirler
tarafından başlatılır. İnhibisyonu vazodiatasyona ve ısı
kaybına neden olur.
 Damarların genişlemesinde çevre ısısının kan damarına
doğrudan etkisi ve derideki bradikinin rol oynar.



Vazomotor kontrol bölgesi: Periferik vazodilatasyon
olaylarının başarıyla iş gördüğü ve herhangi bir
rahatsızlığın hissedilmediği 19-310C’lik çevre ısısı
aralığıdır.
Serinleme bölgesi: Vücudun ısı kaybettiği ve
serinlediği 19 0C’nin altındaki çevre ısısı aralığıdır.
Evaporatif kontrol bölgesi: Dış hava ısısının 310C’nin
üzerinde olması, periferik vazodilatasyonla ısı kaybını
sağlamaz. Bu aşamada buharlaşmayla ısı kaybının
önem kazandığı durumdur. Çok yüksek çevre
ısılarında çalışmadığı gibi havanın nem düzeyi
buharlaşma için önemlidir.
Çok yüksek çevre ısılarında evaporatif kontrol
çalışmaz, radyasyon, kondüksiyon ve konveksiyon
ters yönde oluşur ve beden ısısı artmaya başlar.
Terleme (perspirasyon) : Çevresel ısı derecesi 310C’den
yüksek olduğu zaman periferik vazodilatasyon,
deriden radyasyonla ısı kaybına yeterli olamaz. Bu
durumda terleme biçimindeki buharlaşma arttırılarak
vücut ısısının değişmezliği korunmaya çalışılır.
Terleme, ekzersiz sırasında daha düşük çevre
ısısında da oluşabilir.
Ter,
gerçek
bir
sekresyon
olup,
ozmolar
konsantrasyonu plazmanınkinden azdır. Başlıca
maddesi sodyum klorürdür, az miktarda potasyum,
üre ve laktat içerir.
Deride, sempatik sinirlerdeki kolinerjik tellerle kayrılan
ekrin ve kıl folliküllerinden gelişen apokrin bezler
bulunmaktadır.
Apokrin bezlerde, salgı ürünleri hücrenin serbest
ucunda biriktirilir ve hücrenin bir kısmı ile birlikte
salgılanır. Ekrin bezler ise basit tubuler bezlerdir ve
seröz bir ekskresyon yaparlar ve bu izotonik ter,
sodyum klorürün geri emilimi sonucu hipotonikleşir.
Terin son konsantrasyonu vücut sıvılarındaki tuz
dengesi ve aldosteron hormonu etkinliğiyle
oluşturulur.
Evcil hayvanlarda iki tür apokrin bez vardır;
Termoregulatorik nitelikli ter bezleri ve cinsel koku
bezleri.
Kemirgenlerde ısı düzenleme ile ilgili ne ekrin ne de
apokrin ter bezi bulunur. Hipopotam da, kanlı ter
denilen pembe bir apokrin salgı vardır.
Hayvanlarda çiftleşme mevsimi sırasında her iki cinste de
görülebilen koku bezleri salgısı, miktarca az ve
yapışkan olup uçucu maddelerle mükopolisakkarit
içermektedir. Kokunun amacı döllenme mevsiminde
erkekle dişiyi bir araya getirmektir. Koku bezleri
ürogenital deri dışında da bulunur. Erkek misk (musk)
geyiğinin karın derisindeki bezlerin salgısı, üstün
kaliteli parfüm yapımında kullanılmaktadır. Tekede
boynuz diplerinde koku salan bezler vardır. Keçinin
koku bezleri yağlı bir salgı oluşturur. Bu tip apokrin
bezlerin başlangıçta cinslik hormonları etkisiyle
geliştiğine inanılmaktadır. Koyun ve keçilerde apokrin
bezler sempatik sinir kontrolü altındadır. Sığır ve
eşekte, hem sinirsel hem de epinefrin etkili, köpek ve
atta ise iki taraflı otonomik etki olduğu (epinefrin ve
asetilkolin) bilinmektedir.
Sıcak kanlı hayvanlar termoregülatorik yetenekli
fonksiyonel terbezlerinin bulunduğu yere göre
dört gruba ayrılırlar;
1.
Kıllı deride ve ayak tabanında bulunanlar:
İnsan, maymun, köpek
2.
Sadece kıllı deride bulunanlar: At, sığır,
domuz, keçi, koyun
3.
Ayak tabanı ve parmak arasında bulunanlar:
Kedi, sıçan
4.
Termoregülatorik ter bezi bulunmayanlar:
Tavşan, kobay, kuşlar
Sıcaklık polipnesi ve tükürük sekresyonu: Ter sekresyonu
iyi gelişmemiş hayvanlarda, buharlaşma ile ısı kaybının
solunum sayısını arttırarak (polipne) gerçekleştirilmeye
çalışıldığı görülür.
Daha çok küçük hayvanlarda, sık ve sıkıntılı olan bu olay,
solunum yollarından ve burun sinuslarından suyun
buharlaştırılması yoluyla ısı kaybı sağlar. Açık ağızla
yapılan bu solunumda dilden de buharlaşma olur.
Sıcaklık polipnesinde daha çok alveollerdeki solunum
olaylarına katılamayan yani respiratorik ölü aralık ’ta
bulunan hava yenilenebilmektedir. Yüksek ısı altında
alveoler havalandırma fazla olabilmekte hatta fazla
karbondioksit kaybı alkaloza neden olabilmektedir.
İnsanlarda benzer bir solunum terlemenin yeterli
olmadığı durumlarda (sıcak banyo) görülebilmektedir.
İnsan ve bazı sıcakkanlı hayvanlarda
buharlaşmayla ısı kaybında terleme ve
polipnenin etkinlik dereceleri
Ağız ve dil mukozası geniş olan hayvanlarda (köpek)
bu yolla su ve ısı kaybı çok olur. Diğerlerinde daha
çok ter bezlerinden bırakılan su buharlaşır.
Sıcaklık polipnesi sırasında tükürük sekresyonunun da
artarak buharlaşmaya yardımcı olduğu görülür.
Tükürük bazen ağızdan dışarıya akar.
Köpek ve kedilerle, ter bezleri bulunmayan
hayvanlarda (kemirgenler, kuşlar) sık ve yüzeysel
solunum ile tükürük sekresyonu, vücut ısısını
kontrolde etkin rol oynarlar. Sıcak ülkelerde sığırların
sürekli tükürük salgıladıkları görülür.
Bazı küçük ağızlı hayvanlarda (fare) hem ter bezi
bulunmaz, hem de sıcaklık polipnesi m. gelmez.
Terin görevini tükürük sekresyonu yüklenir.
Salivasyon boldur, vücut tamamen nemlidir.
ISI YAPIMI
Spesifik Dinamik Etki; Besin alımı metabolizma
hızını yükseltir. Buna besinin spesifik dinamik
etkisi ya da kalorijenik etkisi denilir.
Isı yapımı, besinin alınışından genellikle bir saat
kadar sonra artmaya başlar ve üç saatte
maksimal düzeye erişir. Birkaç saat kadar
bazal düzeyin üstünde kalır.
Protein yüksek bir spesifik dinamik etkiye sahiptir
(%30). Karbonhidratlar (%6) ve yağlarda (%4)
zorunlu ısı kaybı daha azdır.
Amino asitler başka yollarla verildiklerinde de
aynı spesifik dinamik etki oluştururlar.
Proteinlerde yüksek spesifik dinamik etkinin
nedeni;
karaciğerdeki
dezaminasyon,
k.hidratlar’ın glikojen yapımı için gerekli fazla
enerji, yağlarınki ise serbestleşen yağ
asitlerinin metabolizmayı doğrudan uyarması
olarak düşünülmektedir.
Çevre Isısının Düşmesi; Değişmez bir vücut ısısı
için
artık
ısı
yapımının
(termogenez)
arttırılmasını gerektiren sınıra kritik ısı derecesi
denir. Çıplak bir insanda 250C’dir. Evcil
hayvanlarda insandakinden daha düşüktür
(sığır ve koyunda en düşüktür).
Soğuk
etkisiyle
vücutta
metabolizmanın
hızlandırılmasıyla termogenezin arttırılması
kimyasal düzenleme diye tanımlanır. Kaslarda
termogenez kas tonusunun arttırılması ya da
titreme yoluyla gerçekleştirilir. Titremesiz
olanda ise hormonal etki söz konusudur.
Piloereksiyon: Sempatik uyarıyla kıl köklerindeki m. errektör
pilli’ler kasılır ve kıllar dikleşir. Bu durum insanlarda ısı
düzenlenmesi açısından önemli değildir. Ancak hayvanlarda
piloereksiyon ile tüyler arasında yalıtkan bir hava tabakası
oluşturulur ve vücut ısısının kaybedilmesi azaltılır.
Titremeyle ısı yapımı: Titreme, iskelet kaslarında somatik motor
sinirlerden kasa gelen impulslar tarafından oluşan istek dışı
kontraksiyonlardır.
Protogonist
(agonist) ve antagonist kaslar beraber kasılırlar.
Amplitütleri
düşüktür, her kasılmayı eşzamanlı bir gevşeme izler,
Kaslarda
izometrik nitelikte büyük bir kasılma gücü gelişir, fakat
Ekstremitelerde
hareketlenme gözlenmez, (enerji azdır) ancak
metabolik ısı yapımı artar,

Uyarım eşiği deri ısısıyla düzenlenir

Titremede O2 tüketimi 4 kez artabilir,

Enerji depoları çabuk tükenir, bu nedenle
uzun süre devam etmez

İstek dışıdır ve kontr.lar saniyede 10 kadardır,

Otonom sinirlerin katkısı yoktur,

Isı
yapımı,
bazal
metabolizma
oluşanın 2-5 katına kadar yükselir.
sırasında
Titremesiz ısı yapımı: Rol oynayan iki kaynak
vardır;
1- Hormonların kalorijenik etkisi
Soğukta adrenalin, noradrenalin ve tiroksin fazla
salınır.
Soğuk
Hipotalamus
TRH
Hipofiz ön lobu
TSH
Tiroit bezi
a) triiyodotironin (T3) b) tiroksin (T4)

Tiroit hormonları, metabolizma hızını arttırarak
hayvanın,
soğuk
uyarana
karşı
savunma
tepkisine yardımcı olurlar.

Tiroksin,
adrenalin
ve
noradrenalinin
kalorijenik etkisini de arttırır.

Adrenalin
ve
noradrenalin
(katekolaminler)
böbreküstü bezi medullasından salınırlar.

Titremesiz
ısı
yapımının
hemen
artması,
öncelikle adrenalin bırakılımına bağlıdır.

Böbreküstü
bezleri
çıkarılmış
hayvanlarda
titreme olayı çok daha çabuk başlamaktadır.

Adrenalin, enjeksiyonundan sonra ısı yapımında
ani ve oldukça kısa süreli bir artış olur
(dokuların hücresel oksidasyonlarındaki artış).

Adrenalinin kan glikoz düzeyini yükseltmesi
sonucu karbonhidrat tüketimi de artar.
2- Esmer yağ:



Fare, sıçan, kobay, yeni doğmuş kuzu ve
oğlak gibi bazı memelilerde (primat ve
kemirgenlerin içinde olduğu) omuz ve sırtta,
boyunda,
mediyastinumda
ve
böbrek
bölgesinde yer alır ve multivakuoler bir yapı
gösterir,
Çok sayıda mitokondriya içerir
Mitokondriler bol miktarda sitokrom içerir
(rengin esmer olma nedeni)

Esmer yağ hücrelerinde yağ damlacıkları çok
sayıdadır, zengin kan damarları, bol sempatik
sinir
bulunur
ve
vücudun
metabolizma
yönünden en aktif yörelerinde yer alırlar.

Kuşlarda, domuzda, büyük evcil hayvanlarda
ve ergin insanda bulunmaz.

Esmer yağ doku hücresinde yağ asitlerinin
oksitlenmesi ile meydana getirilen enerji ısı
enerjisine dönüştürülür.


Diğer
doku
hücrelerinde,
mitokondride
elektron transportu olurken elektrojenik H+
(proton)
meydana
getirilir.
Protonlar
mitokondri
iç
membranının
dışına
pompalanırlar, tekrar içeri geçerken ise ATPsentetaz tarafından (F1 yolu) ATP sentezlenir.
Esmer yağ dokusunda, H+’ler içeri geçerken F1
yolunu izlemezler ve ATP meydana gelmez.
Burada bulunan “uncoupling” adı verilen bir
protein tarafından kısa devre yaptırılır ve iç
tarafa geçirilir. Böylece, oksidasyon enerjisi
ATP sentezleme yerine ısı m. getirmiş olur.
SICAKTA TERMOREGÜLASYON



Sıcak
iklimlerde
yaşayan
hayvanlar,
genellikle ince derili, yağsız, seyrek ve kısa
kıllı olurlar.
Venalar yüzlektir (deri vazodilatasyonu)
Isı kaybını çoğaltmak amacıyla
yüzölçümü artırılmaya çalışılır.
eşeklerin
kulakları
soğuk
yaşayanlardan daha büyüktür.
vücut
Örn,
yerde

Afrika fillerinde kulakların yüzölçümü
toplam vücut alanının 1/6 sına ulaşır. Serin
havalarda
kulaklarını
vücutlarına
yapıştırırlar, sıcakta ise tam tersine açarak
vücut yüzölçümünü artırırlar.

Kedi, köpek, koyun, keçi, sığır ve bazı
antilop türlerinde arteriyel kapillarizasyon
vardır. Burun mukozasını dolaşan venöz
kan,
sıcaklık
polipnesi
yapılarak
serinletilir.

Evcil
hayvanlarda
ısı
stresine
karşı
korunmada en büyük rolü terleme ve
sıcaklık polipnesi oynar.

Atlarda, ısı yükselmesine bağlı terleme apokrin
bezlerle oluşur ve sempatik sistem tarafından
kontrol edilir.
 Sığırlar,
çevre ısısı arttığında besin
tüketimini ve dolayısıyla ısı yapımını
azaltmaya çalışırlar. Yüksek ısıda
terleme ve sıcaklık polipnesi görülür.
Çevre ısısı 35 santigratı aştığında
solunum
sayısındaki
artış
maksimumdur (100-120 /dak). Alınan
besinin azlığına bağlı tiroit aktivitesi ve
süt verimi de azalır.
 Koyunda
rektum ısısı, 32 °C çevre
ısısında yükselmeya başlar 41 olunca
açık ağızla sıcaklık polipnesi oluşur.
Nemlilik artmadığı sürece koyun, 43
°C’lik
bir
dış
ısıya
saatlerce
dayanabilir.
 Koyun yününde güneş ışığını absorbe
etme yeteneği vardır.
 Koyunun ayrıca yoğun bir idrar ve
dışkı oluşturma özelliği de vardır.
 Koyun,
vücut
ağırlığının
%30’una
varan bir dehidrasyona da katlanabilir
ve bir defa da vücut ağırlığının dörtte
birine yakın miktarda su içebilir.
 Koyunda
terleme olayı sığırdaki kadar
önemli değildir ama solunum yoluyla
ısı kaybı inektekinden daha önemlidir.

Domuz, terleme yoluyla su ve ısı kaybı için
uygun bir vücut yüzeyine sahiptir ama
sıcağa dayanamaz. Çamurda yuvarlanarak
ve solunum sayısını artırarak (polipne) ısı
kaybını çoğaltmaya çalışırlar.

Nem oranı %65 veya daha fazla olursa, 35
santigratlık bir çevre ısısına uzun süre
dayanamazlar.


Köpekte,
sıcaklık
polipnesi terlemeden
daha önemlidir.
Köpekler,
ağızlarını
açarlar, dillerini dışarı
çıkarırlar ve solunum
sayısı dakikada 130600 arasına çıkabilir.


Köpekte olduğu gibi
kedide de ısı kaybını
artırmak için sıcaklık
polipnesi önemlidir.
Ek
olarak
kedi
tükürüğünü
kıllarına
yayarak
ve
vazodilatasyon yoluyla
burnunu nemli tutarak,
buharlaşmayla
ısı
kaybını
arttırmaya
çalışır.


Fillerin, ağzı oldukça iri olan vücutlarına göre
küçüktür. Sıcaklık polipnesi ve fazla salivasyon
görülmez. Ter bezlerine de rastlanmamıştır.
Hortumlarına sık sık su emerek bunu,
başlarına, sırtlarına ve yanlarda gövdeleri
üzerine
püskürtürler.
Su
olmayınca
tükürüklerini hortum yardımıyla vücutlarına
yayarlar.


Develer su depolamazlar, ihtiyaç kadar içerler.
Deve çölde sıcaklık polipnesi göstermez.
Buharlaşma ter yoluyla gerçekleştirilir.

Su kaybını önlemek için gündüz sıcakta
vücut ısısı artırılarak ısı vücutta depo edilir,
gece
çevre
soğuduğunda
bu
ısı
kondüksiyon ve radyasyonla çevreye verilir.

Devenin derideki kıllarında ter benzeri bir
nemlilik
yüzeyinde
görülmez.
değil
deri
Buharlaşma
yüzeyinde
kıl
olur.
Böylece buharlaşan su kıl yüzeyini geçemez
yani alıkonulur.
İdrar ve dışkı yoğunlaştırılarak su kaybı
azaltılabilmektedir.
 Devenin, çöl koşullarına dayanmasında en
önemli
faktör,
susuzluğa
dayanabilmesidir.
 Susuzluk koşullarına vücut ağırlıklarının
%25-30
kadarını
kaybetmeye
dayanabilirler (Köpek, sıçan %12-14’lük
bir kayıpta ölürler.
 Develerde susuzluk durumunda plazma
hacmi diğer türlere göre daha az azalır ve
10 dakikada normal su dengesi sağlanır.
 Kısa sürede 70-100 litre su içebilirler.


Kuşlarda ter bezleri bulunmaz. Havanın hava
keselerine geçmesiyle oluşan evaporatif ısı
kaybının serinletici bir etki gösterdiği bilinir.


Son
çalışmalar,
termoregülatorik
mekanizmaları zorlamayan normal bir çevre
ısısında bütün vücuttan kaybedilen ısının
%40 kadarının deri yoluyla verildiğini
göstermektedir.
Metatarsus ve metakarpuslarda, ayak
parmaklarında ve ibikte vazodilatasyon
önemli rol oynamaktadır. Tavuğun ibiği 50
cm2 geçebilir. İbik ve sarkan gerdanın
yüzölçümü, toplam vüc. %7 sine ulaşabilir.


Bazı kuşların (leylek) ekstremitelerinde rete
mirabilia denilen arteriyel bir ağlanma vardır.
Çevre sıcaklığı yükselince kuşlarda vücut ısısı da
artar ve sık solunum (polipne) ve fazla su içme
(polidipsi) görülür.

Isı artışı durumunda, deriden ısı kaybı normalin
iki katına çıkarken (1g/saat), solunumla kayıp
12 katına (6g/ saat) çıkabilmektedir.

Tavuk için %75’lik bir nemde 38 °C’lik dış ısı
tehlikeli olur.

Çöl
kuşlarında
yeme
olayı,
güneşin
doğmasından hemen sonraki ve batmasından
hemen önceki zamanlarda yoğunlaştırılır.
Küçük kuşlar gölgelik yerlere sığınırlar ve
gündüzleri hemen tamamen hareketsiz
görünürler. Büyük kuşlar ise ise gölgede
uzun süre dinlenmezler, günlerini
havada uçarak geçirirler. Kuşlar, 1000 m
yüksekliğe az bir gayretle çıkarlar ve yer
ısısından 10 °C kadar düşük olan
bölgede kalmış olurlar.
 Genelde
vücut
ısıları
40-42
°C
arasındadır.
 Öldürücü
ısı dereceleri 45-47 °C
arasındadır.


Çöl kuşları çok sıcak çevre ısılarında, dışarıdan
ısı alarak vücut ısılarını yükseltmek zorunda
kalırlar. Ancak vücut ısısı, genellikle pek
artmamaktadır.
SOĞUKTA TERMOREGÜLASYON

Çevre ısısı belirli bir düzeyin altına indiğinde
önce;
Fiziksel
mekanizmalar
yönelik
olarak
aracılığıyla
(vücut
ısısını
hipotalamustaki
çalışır
ve
korumaya
merkezler
başlıcalarını
deride
vazokonstriksiyon, kılların dikleşmesi ve bazı
davranış değişiklikleri oluşturur),
sonra;
Kimyasal
mekanizmalar
çalıştırılmaktadır.
(ısı
yapımına
yönelik)

Uzun süreli soğuk iklimlerden korunmak için
hayvanlarda 3 tepki gözlenir;
1.
Daha uygun bir iklime göç ederler,
2.
Vücutlarında
soğuğa
uymaya
yönelik
değişimler olur ve bu amaçla çevrenin ekolojik
gücünden de yararlanırlar,
3.
Yılın uygun dönemlerinde aktif ve üretici bir
yaşam sürüp, yılın geri kalan kısmını inaktif
halde yani uykuda geçirirler.
Sıcakkanlı hayvanların bazıları soğuk bir
çevrede
vücut
ısılarını
düşürürler
(Develer). Bazı insanlarda da (Laponlar)
bu özellik vardır.
Vücut ısılarını düşürme özelliği, yeni ya da
erken doğmuş bütün homeotermlerde
görülebilmektedir (örn, yeni doğmuş kuzu
düşük
vücut
ısısında
48-72
saat
yaşayabilir).
Isının kaybedilmeyip vücutta tutulmasına
yönelik bazı davranışsal değişmeler de
hipotalamustaki merkezlerce başlatılır. Bunlar
arasında;
 Bazı memeli ve kuşların göç etmeleri,
 Sert havalarda birbirlerine sokulma,
 Yüzölçümlerini azaltmak amacıyla kıvrılıp
toparlanma,
 Yüzlerini rüzgarın tersi yönüne çevirme, ve
 Tehlikeli
havalarda korunabilecekleri ılık
yerler arama sayılabilir.

Yumurtadan yeni çıkmış civcivlerin birbirlerine
sokulmak suretiyle ısı kaybını %60 oranına
kadar
azaltabilirler.
Ayrıca
ek
olarak,
metabolizma yükseltilerek ısı yapımı arttırılır.
Isı yapımına yönelik mekanizmaları aktive
eden kritik ısı derecesi, hayvan türleri
arasında farklılık göstermekle birlikte aynı
tür içindeki hayvanlar arasında da farklı
bulunabilir.
Isı yapımında başlıca iki mekanizma iş görür;
 Kaslarda tonus artışı ve titreme,
 Hipotalamus - böbreküstü - tiroit bezi
sistemidir.
Titreme: iskelet kasının eş zamanlı, yüksek
frekanslı izometrik bir kontraksiyonudur.
Kimyasal enerjinin hemen tamamı ısı
enerjisine dönüşür.
Soğukta kısa süre bulunma halinde görülen;
deride
vazokonstriksiyon,
kılların
dikleşmesi, kanın iç bölgelere yönelmesi,
vücut yüzeyini küçültme gibi vücuttan ısı
kaybını azaltmaya yönelik fiziksel ve
bunlara ek olarak ısı yapımını arttırma
amacına yönelik kimyasal düzenlemeler,
vücut ısısını değişmez tutabilir.
Ancak soğuğun şiddet ve özellik süresine
göre, evcil hayvanlarda farklı davranışlar
görülmekte
ve
bazı
ek
fizyolojik
düzenlemeler zorunlu olmaktadır.
Bunlar 3 bölümde incelenebilir;
1. Soğukta kısa süre bulunma (Aklimasyon):
Soğukta birkaç hafta kalındığında ortaya
çıkan titremeli ve titremesiz termogenez
2. Soğukta
uzun
süre
bulunma
(Aklimatizasyon):
Daha
çok
soğuk
mevsimlere bağlı değişimlere uyuma
yönelik fizyolojik düzenlemeler
3. Soğuk
iklimde yaşama (Adaptasyon):
Sürekli soğuk iklimde yaşamaya bağlı
olarak vücutta oluşan anatomik ve
fizyolojik değişimler
KRİYOBİYOLOJİ



Kriyobiyoloji düşük ısı derecelerinde biyolojik
olayların incelemesi anlamındadır.
Sperma, kornea, kemik parçaları, deri ve
kalp kapakları gibi organize dokular
bozulmaksızın uzun süre saklanabilirler.
Böbrek, kalp, karaciğer gibi daha büyük
dokuların saklanması ise henüz tam olarak
başarılamamıştır.


Canlı dokuların dondurulmasındaki en büyük
zorluk; içerdeki yüksek orandaki suyun buz
kristallerine dönüşerek dokularda irreversible
bozukluklara neden olmasıdır.
Çözüm olarak iki yol düşünülmektedir;
1- buz oluşumunun zararlı etkilerini azaltmak ya
da tamamen ortadan kaldırmak,
2- dondurma sırasında ya da önceden dokunun
suyunu uzaklaştırarak buz oluşumunu tamamen
engellemek


Bununla beraber donma ile oluşacak tehlikeyi
azaltacak ya da önleyecek başka teknikler
düşünülmüştür;
Bunlar;
- Bazı böceklerin, gliserin salgılayarak vücut
sıvılarının donma noktasını azaltmaları ve eksi
derecelerde yaşayabilmelerinden esinlenerek
izole dokularda gliserin kullanmak. Ancak,
gliserin her membranı geçemez örn; sığır
alyuvarı, spermatozoa.
- Koruyucu madde olarak, gliserinden başka
maddeler
de
denenmiştir.
Memeli
lipit
metabolizmasının normal bir ürünü olan ve
çoğu hücre membranlarını gliserinden daha hızlı
geçebilen dimetil sülfoksit (DMSO) çok ümit
verici sayılmaktadır.


Donmanın oluşturacağı hücre hasarını azaltmak
amacıyla; don. hızı üzerinde de durulmaktadır.
Bu konuda birbirine zıt iki prensip vardır;
1- ya hızlı soğutularak, biyokimyasal etkinliklerin
hasar oluşturabilmesi için zaman bırakmamak,
ki bu tarzda çözündürme de hızlı olmalı, ya da
2- yavaş yavaş soğutmaya bağlı olarak
(çözündürme hızının hızlı ya da yavaş olması
etkilemiyor), intrasellüler su kristallerinin hasar
doğurucu etkisini minimale indirmek.
TERMOREGÜLASYON BOZUKLUKLARI
Hipotermi:
Kış
uykusuna
yatmayan
homeoterm
hayvanlarda vücut ısısının normalin altına
düşmesine denir.

Şiddetli soğuk etkisiyle, kan dolaşımı ve
vücut ısısını değişmez tutmaya yönelik
fiziksel ve kimyasal aktiviteler hızla yıpranır,
yani vücudun enerji depoları kısa sürede
tükenir ve birey v.ısısını artık koruyamaz,
hipotermi şekillenir.


Vücut ısısının düşmesi ısı yapımını daha da
azaltır ve merkezi sinir sistemi normalden fazla
serinleyerek
sinirsel
aktiviteler
geriler.
Hipotalamustaki sinirsel kontrol merkezlerinin
iş görememesi, termoregülatorik yeteneğin de
kaybolmasına neden olur.
Soğukta deri kan damarları önce büzülür ve
derinin rengi solar. Daha fazla soğuk, derinin
vazomotor sinirlerini felce uğratır ve bu kez
vazodilatasyon oluşarak deri kızarmaya başlar.
Soğuk etkisiyle kanın deri kapillarlarından
geçmesi güçleşir yani kan dolaşımında bir
durgunluk meydana gelir.



Kanın oksijeni çabucak tüketildiğinden redükte
hemoglobin (HHb) miktarı artar ve bu da
kendisini morarma (cyanosis) ile gösterir.
Dolaşımdaki durgunluk, kanın sıvı kesiminin
dokulara geçmesine neden olur ve böylece
kanın yoğunluğu artar (hemokonsantrasyon).
Soğuk uzun süreli olursa vücudun çevresel
dokularında (kulak, burun, ekstremiteler) kan
dolaşımı tamamen durabilir. Kan iç organlara
çekilir, akciğer kan dolaşımı azalır. Kan, venöz
nitelik kazanır ve asidoza yönelik bir tablo
oluşmaya başlar.


Asidoz, MSS’de depresyon, yorgunluk, uyku hali
isteksizlik
doğurur.
Duyu
organlarının
çalışmaları azalır, düşünce kaybolur ve hasta
derin bir koma (baygınlık) içerisinde ölür.
Soğuk etkisiyle oluşan bu ölüm, bir boğulma
olarak nitelendirilebilir (asfeksi). Çünkü kalp ve
solunum merkezleri de aktivite göstermez.
Doğal hipotermi genellikle yavaş şekillenir.
Uzun süren bir titreme döneminden sonra
iskelet kası ve karaciğerde glikojen depoları
tükenir. Kalp kası glikojen miktarı da azalır.



İnsan ve köpekte solunumun yetersizliği ve
kalp durmasına bağlı olarak
ölümünün
şekillendiği vücut ısısı 250C’lik rektum ısısıdır.
Bilincin kaybolmaya başladığı ısı ise insanda
350C iken köpekte 260C’dir.
İnsanda
anevrizma,
kalp
ve
beyin
operasyonlarını kolaylaştırmak amacıyla yapay
hipotermi yapılarak hem metabolizma hem de
dokunun oksijen isteği azaltılmaktadır.
İnsanlarda orta hipotermi denilen aralıkta (2530oC), hayvanlarda ise 15-25oC’lik aralıkta
operasyonlar yapılmaktadır.



İnsanlarda derin hipotermi denilen ısı da ise
(15oC),
yapay
bir
kalp-akciğer
aygıtı
kullanılarak
belirli
bir
kan
dolaşımı
sürdürülmekte ve kalp bir saatlik dönemlerle
durdurulabilmektedir.
Köpekte benzer önlemler alındıktan sonra
0oC’lik bir rektum ısısında 1 saat durdurulabilen
kalp, tekrar çalıştırılabilmiştir.
Operasyon için hipotermi, ya doğrudan vücut
yüzeyini soğutarak ya da kanı serinletici bir dış
sistemden geçirerek yapılmaktadır.
Hipertermi:

Vücut ısısının normalin üstüne çıkması
demektir. Sıcak bir ortamda ya da güneş
altında uzunca bir süre bulunma, yaralanmalar
ve bakteriyel enfeksiyonlarla oluşur.
Sıcak çarpması: Güneş altında uzunca süre
bulunma halinde sinirlilik, iştah kaybı, bulantı
yorgunluk, baş ağrısı ve uykusuzluk (insomnia)
oluşur. Vücut ısısı yükselir ve dokularda ısı
yapımı artar ve bazı kimyasal reaksiyonlar
hızlanır.

Sıcakta uzun süre bulunma halinde su ve tuz
yeterince alınmadığı takdirde, gittikçe artan
bir dehidrasyon meydana gelmektedir. Su
kaybı, vücut ağırlığının %1’i kadar olduğunda
iç organların ısısı 0.2-0.3oC yükselir ve kalp
atım sayısı dakikada 8-10 kadar artar. Beden
ağırlığının % 5-6’sı kadar su kaybı halinde ise,
kaslarda zayıflık yanında kan miktarının
azalmasına bağlı olarak baş ağrısı ve senkop
(bayılma) görülebilir.
İrreversible hipertermi, (öldürücü rektal ısı
derecesi) insanda 45-46oC, köpek ve kedide ise
43oC’dir.

Bu düzeylerin altında su banyoları ve buz-su
lavmanlarıyla hasta soğutulup iyileştirilebilir. Isı
çarpmasında organizmanın ısı kaybı sistemleri
çalışmamaktadır (kanıtı terleme yok). Aşırı
hipertermide artık normale dönüş olmamasının,
hücre proteinlerinin özelliklerinin kaybolması
(denaturasyon) ve lipit komponentlerin eriyip
sıvılaşarak birbirine karış. sonucu m. gelebilir.

Ateş (febris, fievr, pyrexia)
Vücut ısısının artmasında çevre sıcaklığının
yüksekliğinden başka besin alımı ve eksersiz
gibi faktörler de rol oynar.
Bunların dışında kalan ve artan ısı yapımı ile
azalan ısı kaybının patolojik durumunu
yansıtan hipertermi hali (ateş, humma),
genellikle;
1. vücutta su tutulması
2. sindirim bozuklukları
3. solunum ve kalp atım sayısında artış,
semptomları ile beraber seyreder.



Ateş
vücuda
yabancı
maddelerden
kaynaklanır.
Bu
maddeler;
mikroorg.,
vücudun kendi metabolizmasıyla ya da
yaralanmalarla (travma) ilgili olur.
Hipotalamustaki ısı düzenleme merkezlerinin
fonksiyon bozukluğundan ötürü, vücut ısısı
normal düzenlenemez.
Ateşin en iyi bilinen nedeni, vücutta pirojen
denilen toksik etmenlerin oluşumundan ileri
gelenidir.

-
Pirojenler;
Bakteriler veya viruslar
Alerji doğuran proteinler ya da
Enjeksiyonlarla, dışarıdan vücuda alınır.
Organizmada pirojenik etkiye sahip maddeler
arasında; canlı ya da ölü mikroplar, bunların
parçalanma ürünleri, operasyonlar, kemik
kırılmaları,
kanamalar,
alyuvar
ve
trombositlerin erimeleri, gümüş nitrat, izotonik
tuzlu su eriyiği, iyot ve preparatları, striknin,
kokain, nikotin ve adrenalin gibi maddeler,
safra ve idrar taşları varlığında şekillenen
sinirsel etkiler.
Pirojenler
1. Mikroorganizmalardan
kaynaklanan
eksopirojen ve
2. Hayvanın kendi dokularından kaynaklanan
endopirojen
olarak 2 ana sınıfa ayrılırlar.

Gram-negatif bakterilerle ilgili, ısıya dayanıklı,
yüksek
molekül
ağırlıklı
liposakkarit
bileşiminde olan Eksopirojenler (Endotoksin)
retiküloendotelyal sistem tarafından inaktive
edilmeye çalışılırlar.
Eksopirojen
etkisiyle
vücut
ısısının
yükselmesi iki evreli olur, yani ısı artışında iki
tepe nokta gözlenir;
1. Eksopirojenin
hipotalamusa direk etkisi
sırasında
2. Endopirojenin uyarılmasından ileri gelen ve
bu nedenle biraz geciken etki,
Bakteriyel endotoksinin lökositlerden ve bazı
dokulardan ısıya dayanıksız bir protein
salgılanmasına neden olduğu ve endopirojen
denilen bu maddenin soğuktan korunma
mekanizmalarını aktive, sıcaktan korunma
mekanizmalarını ise inhibe ettiği görülür.


Endopirojenin bu etkilerini, hipotalamustaki
ısı merkezleri aracılığıyla birkaç dakika gibi
kısa
bir
süre
içerisinde
gerçekleştirdiği
sanılmaktadır.

Endopirojenin granulositlerden, enfeksiyöz
olmayan
durumlarda
da
salınabildiği
(operasyonlardan sonra oluşan ateşte olduğu
gibi) bildirilmektedir.



Endotoksin enjeksiyonuyla oluşan ateşin
henüz belirti göstermeyen evresi (latent)
uzun olabilir. Bu gecikme endopirojenin
oluşum ve bırakılımına bağlıdır.
Ticarette sentetik pirojenler de vardır. Bu
eksopirojenler,
doğrudan
akyuvarlara
etkiyerek
endojen
pirojen
bırakılımını
uyarmaktadırlar.
Endopirojen, hipotalamustaki ısı merkezlerine
etkiyerek, normal mekanizmayı bozar ve
vücut ısısı daha yüksek bir düzeye ayarlanır.


Vücut ısısında 10C’lik bir yükseliş, bazal
metabolizmada %10-20’lik (insanda ort. %13)
bir artışa neden olur.
Artışın çoğu protein metabolizmasından
dolayıdır ve ateşli hastalara protein önerilir.
Ateş tipleri;
Sürekli Ateş, İntermittent (azalıp çoğalmalar
içeren), Nöbet şeklinde (ateşli dönemler
arasında ateşsiz dönemler), Atipik ateş ( bir
kurala bağlı olmaksızın değişen), akut ve
kronik ateş.
Ateşe bağlı olarak;
-
Sinir sisteminde bozukluklar (hareketlerde
zayıflama, duyarlılığın artması),
Hareketlerde
koordinasyon
bozukluğu,
sallantılı yürüyüş, baş dönmesi, bayılma,
Kalp atımı ve solunum sayısında artış,
Kuvvetli ve yüksek nabız,
Hastaların çoğunda iştahsızlık
Zayıflama (oksidasyon olaylarının artışına
bağlı değil, besin alamamaya bağlı),
Kabızlık (sindirim salgıları ve bağırsak
peristaltiği azaldığından)
şekillenmektedir.



Yüksek ateşte böbreğin fonksiyonu da değişir.
Terleme yoluyla fazla su kaybı, azot
metabolizması son ürünlerinden zengin yoğun
bir idrar oluşturur.
Birçok enfeksiyon hastalıklarında böbrek
glomerulus
kapillarları
endotellerinin
bozulmasından dolayı idrarda protein görülür.
Ateş, savunma mekanizmalarını uyarır. Bazı
bakterilerin yok edilmesine yardım eder.
Antikor üretimini artırabilir. Ancak dokularda
dönüşümsüz bozukluklara yol açarak ölüme
neden olabilir.
Kötü huylu ateş (Malignant hyperpyrexia);
İnsanlarda bazı anestezi koşullarında görülen,
ısı merkezlerinin vücut ısısının artışını
ayarlayamamasından dolayı ölümle sonlanır.
Oldukça ender görülen bu olayda, iskelet
kasında uyarılma-kasılma ilişkisinde kalıtsal bir
olayın rol oynadığı düşünülmektedir.
Bu bozuklukta kas tonusunun arttığı (hipertoni)
görülür.
Tedavi amacıyla anestezi durdurularak hasta
buzlu suya daldırılmakta ve inspirasyon
havasında O2 miktarı max. çıkarılmaktadır.
VÜCUT ISISININ KONTROLU
Hipotalamus ısı düzenleme aktivitesini 2 yolla
yerine getirir; Sinirsel ve humoral
Sinirsel Kontrol:
Ön hipotalamus ve bitişiğindeki preoptik bölge,
lokal ısıya en duyarlı yerlerdir. Bu alanın
ısıtılması halinde deney hayvanlarında
sıcaklık polipnesi, deride vazodilatasyon ve
terleme gibi ısı kaybı mekanizmalarının
harekete geçtiği görülür. Bu kısmın
zedelenmesinde ısı kaybı mekanizmaları
çalışmadığından, hayvanlarda sıcakta vücut
ısısı yükselmekte soğukta ise kısmen
korunabilmektedir.
Zedelenme
hipotalamusun
arka
bölgelerinde
olursa hayvan poikilotermik bir nitelik kazanır.

Ön hipotalamusta (preoptik bölge) sıcaklık
polipnesini,
terlemeyi
ve
deride
vazodilatasyonu kontrol eden bir ısı kaybı
merkezi, arka hipotalamusta ise titreme ve
vazokonstriksiyon gibi ısı yapımına yönelik
mekanizmaları yöneten bir ısı yapım merkezi’
nin varlığına inanılır.
Hipotalamustaki bu merkezlere başlıca üç
reseptör kaynağından bilgiler gelir; Çevresel,
merkezsel ve iç organlardaki (derin)
reseptörler.
Çevresel reseptörler: Derinin her yerinde, ağızda
ve üst sindirim kanalı mukozasında periferik
termoreseptörler bulunur. Elektrofizyolojik
araştırmalara göre hayvanlarda da deride iki
tip termoreseptör ayırt edilir. Krause bulbusu
soğuğa, Ruffini cisimciği ise sıcağa karşı
duyarlıdır. Bunların bulunmadığı yerde
serbest sinir uçları ısı resep. olarak iş görür.



Vücut ısısının periferik kontrolunda derinin
bazı bölgeleri daha etkindir. Söz gelimi koçta
skrotum derisinin ısıtılması, hızlı solumayı
çabukça ve kolaylıkla oluşturmaktadır. Kümes
hayvanlarının dilinde ısı reseptörlerinin varlığı
bilinmektedir.
Çevresel termoreseptörlerin ağızda ve üst
solunum yollarında bulunduğu, terlemenin
yedirilen buz veya soğuk meşrubatla geçici
olarak durdurulması ile (ki daha sonra artan
deri ısısına bağlı olarak terleme devam eder)
gösterilmiştir.
Merkezsel reseptörler: Hipotalamustaki preoptik
bölgede bulunan termoreseptörlerin benzerleri
medulla spinaliste de bulunmaktadır. Bunlar
omurilik ısısı ile ilgili bilgileri ön hipotalamustaki
ısı düzenleme merkezine iletir.
Kollardan birisi sıcak suyun içerisinde olursa
diğer kolda terleme başlayacaktır. Bunun
nedeni; ya sıcak sudaki kolda bulunan
termoreseptörlerin impulsları yada sıcak suda
bulunan kolda kanın ısınması sonucu merkezsel
termoreseptörlerin uyarılması olacaktır.
Manşetle kolun bağlanması sonucu terlemenin
durması ikinci ihtimalin neden olduğunu
ispatlar.
Manşet
sinirlerdeki
iletimi
engelleyemez. Kan akımını engelleyeceğinden
merkezsel reseptörlerin uyarılmasını engeller.
Derin
reseptörler:
Vücudun iç ısısındaki
değişimlerin hipotalamustaki term.reseptörleri
harekete geçirdiği ve böylece hem sinirsel
hem de hormonal mekanizmaları etkilediği
görülmektedir.



Bununla
ilgili
reseptörler
tam
olarak
bilinmemekle birlikte, ozmoreseptör ve
baroreseptörler’den
gelen
bilgilerin
değerlendirilebildiği bilinmektedir.
Isı düzenlemede sempatik sinir sistemi önemli
rol oynar. Bu konuda bilinen tek parasempatik
katkı tükrük sekresyonudur. Bu da sıcaklık
polipnesi
gösterebilen
yada
tükrüğünü
vücuduna yayabilen hayvanlarda görülür.
Terleme, vazomotor etki, piloereksiyon ve
katekolamin bırakılımı için impulslar sempatik
zincirden gelir.
Hormonal Kontrol:
 Tiroit
bezinden salınan tiroksin bazal
metabolizmayı, böbreküstü bezinden salınan
kortizol ve diğer kortikoitler protein, yağ ve
karbonhidrat metabolizmasını etkiler. Böylece
soğukta metabolizma arttırılarak vücut ısısının
düşmesi engellenmiş olur. Bunlar da
hipotalamusun etkisinde olan ön hipofizden
salınan TSH ve ACTH’nın etkisi ile salınır.

Hipofiz arka lobundan salgılanan ADH ısı
düzenlenmesinde rol oynar.



Böbreküstü
bezi medullasından salınan
katekolaminler (adrenalin ve noradrenalin)
hücresel aktiviteyi uyarırlar ve metabolizma
hızını etkilerler.
Böbreküstü bezinin başlıca mineralokortikoidi
olan aldosteron, böbrek tubullerinde olduğu
gibi ter, tükürük ve bağırsak salgısı yoluyla
meydana gelebilecek Na ve Cl kaybını azaltır.
Serotonin’in, titremeyi önleyerek ısı kaybı
mekanizmalarını, asetilkolin’in ise ısı yapım
mekanizmasını harekete geçirdiği bilinir.
Kaynaklar

Fizyoloji Ders Kitabı, Fahri BÖLÜKBAŞI.
Ankara Üniversitesi Basımevi, Ankara, 1989.
160
Download

ısı fizyolojisi