Ruh Sağlığı Nedir?
• Bireyin potansiyelini başarma ve
yaşamda normal sayılan baskı
durumları ile başa çıkabilme özellikleri
ile bir sosyal ve duygusal iyi olma
durumu.(WHO),2004.
• Çocuk Ruh Sağlığı Nedir?
• KiĢisel iliĢkilerini yürütme kapasitesi
• Psikolojik geliĢim sürecinin devamı
• YaĢ ve seviyeye uygun oyun ve öğrenme kapasitesi
• Doğru ve yanlıĢa yönelik geliĢen ahlak duygusu
• YaĢına ve geliĢimine uygun davranıĢlar( Akt.Dogra, Parkin Gale ve
Frake). Diğer bir tanıma göre,
• Psikolojik, duygusal entelektüel ve ruhsal olarak geliĢme
• KiĢiler arası iliĢkileri baĢlatma ve geliĢtirmede yeterlilik
• Yalnız kalma ve yalnızlıktan hoĢlanma
• Diğerlerinin farkında olma ve onları empatik olarak anlama
• Oyun ve öğrenme
• Doğru ve yanlış hissinin gelişimi
• Problem ve aksaklıkları çözme ve onlardan bir şeyler öğrenme
Mental Health Foundation, (1999). Tarafından sağlıklı çocukların
sahip olması gereken yeterlilikler olarak belirlenmiştir.
Normal ve Anormal DavranıĢ Nedir?
• Normallik hastalığın yokluğu, sağlık anlamına
gelmektedir.
• Normallik zihindeki ideal durumdur
• Normallik bir grup içerisinde bir bireyin ortalama
düzeyde işlevsellik göstermesidir
• Normallik bir zaman periyodu boyunca bireyin
davranışlarında doğru ve kabul edilebilir olanlara karar
verme sürecidir(Sabshin,1967’den Akt. Fernando 1995).
Normal ve anormal kavramlarının sınırı en kapsamlı şekilde
Thompson, Mathias ve Lyttle (2000) tarafından
belirlenmiştir.
• İstatiksel normdan sapma
• Sosyal normdan sapma
• Uyumsuz davranışlar
• Kişisel veya öznel sıkıntı
Ruh Sağlığı Yerinde Bir Kişinin Nitelikleri
• Kendine güvenen; öz değer ve özsaygı bilinci taşıyan
• Sıklıkla kaygı, korku, kuruntu, üzüntü güvensizlik ve öfke
belirtileri göstermeyen
• Ailesiyle, yakın ve uzak çevresiyle çoğunlukla olumlu ve
tutarlı ilişkiler geliştiren
• Bir arada yaşadığı ve işbirliği yaptığı insanlarla kendisi
arasında sevgi ve saygıya dayalı bağlar oluşturan
• Toplumda belli bir yeri ve görevi olduğunun bilincine sahip
bulunan
• Geleceğe yönelik tasarı ve amaçlar oluşturan
• Yaşama karşı çok yönlü ilişkiler geliştiren
• İçinde yaşadığı çevreyle toplumla uyumlu çağdaş
değerler ve inançlar edinen
• Mesleği dışında eğlendirici dinlendirici ve geliştirici
bilim sanat toplumsal dayanışma, yardımlaşma ve spor
gibi alanlara yönelen.
Biyolojik Kuram:
Kurama göre, bütün ruhsal bozuklukların temelinde
biyolojik yapı ve işleyişteki sorunlar vardır. Kalıtımsal, sinir
sistemi ile ilgili sorunlar ve hormonal sorunlar ruhsal
bozukluğa yol açar.
Ruh Sağlığı ve Bozuklukları
Alanında BaĢat Kuramlar
• Davranışçı kuram: Kuramın önemli temsilcileri Watson,
Skinner, Thorndike, Pavlov ve Rayner’dır. Kurama göre
bütün davranışlar gibi normal dışı davranışlar da
öğrenilmiştir. Özellikle korku kaygı gibi duygu durumlar
öğrenme süreciyle gerçekleşir. Davranışçı kuram normal
dışı davranışın değiştirilmesi açısından önemlidir.
• Bilişsel kuram: Kurama göre yaşanan olayın, gerçeğin
ne olduğu değil birey tarafından nasıl algılandığıdır ve
değerlendirildiğidir. İnsanın duyguları ve davranışlarını
düşünceleri belirler. Kuram ruhsal bozuklukların
temelinde yanlış inanç ve düşüncelerin olduğunu öne
sürmektedir.
• Varoluşçu kuram: Jean Paul Sartre ve Albert Camus’un
öncülük ettiği bir felsefe akımı olan varoluşçuluğun
psikolojideki en önemli temsilcileri Rollo May’dir. Kuramın
temel ilgi alanları ölüm, bireyin özgürlüğü, yalnızlık ve
yaşamın anlamsızlığıdır. Her insan kendi davranışının
sorumluluğunu ve kontrolünü taşır. Ruhsal sağlığın ve ruhsal
bozukluğun tek ölçüsü bireyin kendisidir.
• İnsancıl kuram: Birey önemlidir. Gizilgüçleri ve yaşantıları
onu öbür bireylerden ayrı ve kendine özgü kılıyor. Birey,
geliştirilmiş olan toplumsal değerleri körü körüne
benimsemeye zorlanmamalıdır, ne olduğunu, ne olmak
istediğini kendisi bilmelidir. Hümanist psikolojinin en önde
gelen temsilcisi Carl Rogers’tır. Kurama göre ruhsal yönden
sağlıklı bir yaşam, varoluş gerçeğine uygun bir yaşamdır.
Rogers ruh sağlığının niteliği ile ilgili olgunluk, adaptasyon
ve gelişim terimlerini ortaya atmıştır. Bireyin bütün
potansiyelini kullanabilmesi olgunluk gelişim ve
adaptasyon niteliklerini sağlamasına bağlıdır.
İnsancıl psikolojiye öncülük eden diğer bir bilim adamı
Abraham Maslow’dur. Bütün kişiliklerin ya normal ya da
normalden kötü olduğunu farz eder. İnsanın en büyük
ihtiyacının potansiyelin üst düzeyde kullanılması anlamına
gelen kendini gerçekleştirme olduğunu ileri sürmüştür.
Kendini gerçekleĢtiren bireyin özellikleri:
• Gerçeği doğru algılama
• Bağımsızlık, yaratıcılık ve kendiliğindenlik
• Kendilerini ve diğerlerini kabul etme
• Benmerkezci bir bakış yerine problem merkezli bakış
• Hayattan zevk alma
• İyi bir mizah anlayışı
• Psikodinamik Kuram: Sigmund Freud tarafından
geliştirilen bu kuramın temel sayıltısı ruhsal bozukluğun
bilinçaltı çatışmalardan kaynaklandığıdır.
ĠD: Haz ilkesine göre hareket eder. Haz ilkesi ahlaki
kısıtlamaları veya toplumsal kuralları gözardı ederek güdüleri
tatmin etmek için hareket eder. İki biyolojik güdüyü içerir.
Cinsellik ve saldırganlık.
EGO: Bebeklik esnasında İd’den gelişir. Egonun hedefi idin
isteklerini tatmin etmenin güvenli ve sosyal olarak kabul
edilebilir yollarını bulmak ve idin istekleriyle süper egonun
kısıtlamaları arasında arabuluculuk yapmaktır.
SÜPER EGO: Erken çocukluk esnasında egodan gelişir, süper
egonun hedefi, kişi isteklerini tatmin ederken anne –baba veya
toplumun ahlaki değer ve standartlarını uygulamaktır.
• Ego, sağlıklı ve uyumlu bir kişilik gelişimi için id ile
süperego arasında denge kurmaya çalışır. Ancak bazen
bunda başarılı olamaz. Böylesi durumlarda idden gelen
dürtüler süperego tarafından engellenerek çatışma hali
ortaya çıkar. Bu çatışma bireyde kaygıya yol açmaktadır.
• Engellenme kişinin kendisinden kaynaklanabileceği gibi
(psikolojik ve fizyolojik engeller), kendisi dışındaki
nedenlerden de (nesnel, toplumsal, gecikme)
kaynaklanabilir.
ÇatıĢma ve Türleri
Bireyin psikolojik yapısından kaynaklanan engellemelere psikolojik
engel adı verilir.
• Doğayı, gezmeyi çok seven, ancak akrofobisi (yükseklik korkusu)
nedeniyle sadece belli baĢlı yerlere giden Mehmet Bey'in durumu
Bireyin fizyolojik yapısından kaynaklanan engellemelere fizyolojik
engel adı verilir.
• Harp Okulu'na katılmayı çok isteyen Cem'in boyu kısa olduğu için
gerekli puanı aldığı halde istediği okulda okuyamaması
Bireyin içinde yaşadığı çevrede fiziksel olay ya da nesnelerin yol açtığı
engellemelere nesnel engel adı verilir.
• Pikniğe gitmeyi çok isteyen Ahmet'in yağmur yağması sonucu
pikniğe gidememesi
Bireyin içinde yaşadığı sosyal çevrenin, geleneklerin, değerlerin,
kuralların bireyi kısıtlamasından kaynaklanan engellemelere
toplumsal engel adı verilir.
• Küpe takmayı çok isteyen Oğuz'un ayıplanma endiĢesiyle
küpe takamaması
Bireyin bir davranışa güdülenmesi halinde, bir an önce doyuma
ulaşma beklentisi ortaya çıkar. Eğer süreç planladığından daha
uzun sürerse, gecikme engellemesi yaşanır.
• KPSS'de alan bazında sıralamaların çok geç açıklanması
sonucu, sınavdan iyi bir puan bekleyen AyĢe'nin durumu
Engellenmenin şekli ne olursa olsun, bir çatışma durumu ortaya
çıkmaktadır. Çatışma yanaĢma-yanaĢma, yanaĢma-kaçınma ve
kaçınma-kaçınma olmak üzere üç şekilde görülür.
1-YanaĢma-YanaĢma
• Bireyin, aynı derecede
istediği iki şeyden sadece
birini seçebilecek olması
halinde yaşadığı
çatışmadır.
2. YanaĢma (YaklaĢma) Kaçınma ÇatıĢması:
• Bireyin, bir şeyi çok isterken, çok
istediği bu şeyin olası olumsuz
sonuçlarından çekinmesi
sonucunda yaşadığı çatışmadır.
Gündelik yaşamda en sık
karşılaştığımız çatışma şeklidir.
• Yanaşmanın gücü arttıkça
kaçınma azalır; kaçınmanın gücü
arttıkça yanaşma azalır.
III. Kaçınma - Kaçınma
ÇatıĢması:
• Bireyin, aynı derece
istemediği, olumsuz iki
durumdan birini seçmek
zorunda kalmasıdır.
• Çatışma hali organizmada kaygı oluşturmaktadır. Ego,
oluşan kaygıyı bir tehdit olarak değerlendirir ve kendisini
korumak için savunma mekanizmalarına başvurur.
• Savunma mekanizmalarının kullanımıyla çatışma tam
olarak ortadan kalkmaz, birey kendini daha iyi hisseder,
zaman kazanır. Ancak bununla birlikte gerçeklikten
uzaklaşmaktadır.
Savunma Mekanizmaları
•
•
•
•
•
•
•
•
•
•
•
•
•
•
•
•
•
•
•
1. Bastırma
2. Yadsıma (inkâr) ve Hayal Kurma (DüĢlem)
3. Mantığa Bürüme (UssallaĢtırma, bahane bulma, rasyonalizasyon)
4. Pollyannacılık (Tatlı Limon)
5. Yansıtma
6. Ödünleme (Telafi, taviz)
7. KarĢıt Tepki GeliĢtirme (Zıt Eylemlilik)
8. Yüceltme
9. Gerileme
10. ÖzdeĢim kurma (özdeĢleĢme)
11. Yer-yön değiĢtirme
12. Çarpıtma
13. BedenselleĢtirme (OrganlaĢtırma)
14. Diğerkâmlık
15. Ketlenme
16. EntelektüelleĢtirme (DüĢünselleĢtirme)
17. Bölünme
18. Ġlkel idealleĢtirme
19. DıĢsallaĢtırma
Savunma Mekanizmaları
1.Bastırma
• Bireye rahatsızlık veren, istenmeyen duygu, düşünce ve
olayların bilinçdışına atılarak unutulmasıdır. Bastırılan bu
duygu ve düşünceler rüyalar, dil sürçmeleri, fanteziler gibi
yollarla bilinç düzeyine çıkmaya çalışır.
• Bastırma, en temel (birincil) savunma mekanizmasıdır.
(Supresyon bastırmanın bilinçli yapılması, represyon ise
bilinçsizce yapılmasıdır.)
• En çok unutulan randevu, dişçi randevularıdır.
• Arkadaşlarıyla buluşan ancak akşam eve erken gelmesi
tembihlenen bir genç, büyük ihtimalle erken evde olması
gerektiğini unutacaktır.
2. Yadsıma (Ġnkâr Etme) ve Hayal Kurma
• Bireyin istemediği, rahatsızlık verici olay veya durumları
yokmuş gibi davranması yani görmezden gelmesidir. Birey
bazen söz ve davranışlarıyla, bazense hayal yoluyla inkâr eder.
• Arkadaşlık teklifi reddolan bir gencin, teklifi kabul olmuş gibi
hayal kurması
• Çocukları ölen anne-babanın, sanki çocukları ölmemiş gibi
davranmaları
• Ölümcül bir hastalığa yakalanan kişinin, sanki bu hastalık başına
gelmemiş gibi yaşamaya devam etmesi
3.Mantığa Bürüme (UssallaĢtırma, bahane -nedenbulma, rasyonalizasyon)
• Bireyin, çoğunlukla kişisel yetersizliklerinden kaynaklanan bir
durum nedeniyle, gerçekleştiremediği istek ve amaçlarını,
doğru gibi görünen fakat doğru olmayan nedenler üreterek
mazur göstermeye çalışmasıdır.
• Birey bu sayede davranışlarını haklı gösterir ya da ulaşamadığı
amaçlarına ilişkin hayal kırıklıklarını örtbas eder.
• Sınavda baĢarısız olan Ahmet'in "Sınav salonunda çok
gürültü vardı" demesi
• Kedinin uzanamadığı ciğere pis (mundar) demesi
• Kızını döven bir babanın kendisini haklı gösterebilmek için
"Kızını dövmeyen dizini döver" demesi
4. Pollyannacılık (Tatlı Limon)
• Bireyin yaşadığı olumsuz bir durumun, gerçekçi olumlu
yönlerini görebilmesidir.
• Pollyanna davranışı ile mantığa bürüme davranışı birbirine
karıştırılmamalıdır. Mantığa bürümede birey davranışını ya da
düşüncesini haklı çıkartmaya çalışmak için doğru gibi gözüken
yalanlar söylerken, pollyannna davranışında yalan söyleme
yoktur; olumsuz durumun iyi yönleri görülmeye çalışılır.
Pollyannacılık kısaca, bardağın dolu tarafını görmeye
çalışmaktır.
• Evi yanan bir adamın "Cana geleceğine mala gelsin" demesi
• Geçirdiği kazada bir parmağını kaybeden gencin "Tüm elimi,
kolumu hatta hayatımı kaybedebilirdim" demesi
5. Yansıtma
• Bireyin kendinde bulunan eksikleri, kusurları, başkalarında
görmesi, başkalarına atfetmesidir.
• Yansıtma yapan bir kişi bazen kendi eksikliğinin gerekçesi
olarak bir başkasını gösterir. (Yani topu başkasına atar.)
• Kişiler arası ilişkilerde başarılı olamayan bir iş adamının bu
nedenle müşteri kaybetmesi üzerine, ortağını kişiler arası
ilişkilerde başarılı olamamakla suçlaması
• Sarhoş adamın eşine "beni bu hale sen getirdin" demesi
• Yansıtma yapan kişi bazen de kendisinde varolan bir
olumsuzluğu direkt karşısındaki kişi ya da topluma yükler.
• Çok dedikoducu bir kadının, arkadaşına "Sen çok dedikoducusun"
demesi
6. Ödünleme (Telafi Etme )
• Bireyin kendini eksik gördüğü bir alandaki durumunu,
aynı ya da başka bir alanda üstün başarı göstererek
örtmeye - gidermeye çalışmasıdır.
• Bazı rivayetlere göre, bilinen en büyük hatip olan Cicero
aslında kekemedir. Kekemeliğinden kurtulmak için ağzına
çakıl taşları alarak aylar boyu konuşma çalışması yapmıştır.
• Ev yaşantısı oldukça sorunlu Kemal Bey, işyerinde üstün bir
performans göstererek işyerine müdür olur.
• Okul derslerinde yeterince başarılı olamayan bir genç, spor
çalışmalarına ağırlık vererek iyi bir sporcu olmaya çalışır.
7. KarĢıt Tepki GeliĢtirme
• Bireyin düşündüğünün tam tersini söylemesi ya da yapmak
İstediğinin tam tersini yapmasıdır.
• Sıra arkadaşını kıskanıp onunla kavga etmek isteyen bir
öğrencinin, bu düşüncesinin tersine ona çok iyi davranması
• Yaşlı ana-babasına bakmak istemeyen bir gencin, bu düşüncesinin
tersine onlara bakmaya çok istekli gözükmesi
• Cinselliğe karşı aşırı istekli, sürekli cinsellik düşünen bir kişinin
abartılı şekilde dindar davranması
8. Yüceltme
• Bireyin toplum tarafından kabul görmeyen istek ve
dürtülerini, kabul edilebilir, beğenilen alanlara yönelterek
yaşamaya çalışmasıdır.
• Saldırgan tutumlardan hoşlanan bir kişinin boks sporuna ilgi
duyması, boksör olması ya da şiddet içeren resimler
yapması
9. Gerileme
• Bireyin doyuramadığı bir ihtiyacından kaynaklanan
durumu sonucu, içinde bulunduğu gelişim döneminden
daha alt bir gelişim dönemine ait davranışlar
sergilemesidir.
• 4 yaşında, tuvalet alışkanlığını kazanmış, yürümeyi
öğrenmiş Ali'nin; yeni doğan kardeşi gibi emeklemeye,
altını pisletmeye başlaması
10. ÖzdeĢim Kurma (ÖzdeĢleĢme)
• Bireyin yaşadığı başarısızlıklar ve yılgınlıklardan kaynaklanan
eksikliklerini, içinde yaşadığı çevre tarafından kabul gören,
takdir edilen, başarılı bir kişi ile kendini bir sayarak onun gibi
olmaya çalışması, yani her açıdan bir başkasına benzemeye
çalışmasıdır. Özdeşim, belli bir kişiyle kurulabileceği gibi,
sosyal topluluklarla da kurulabilir.
• Matematik dersinden başarısız olan bir çocuğun, öğretmenine
abisinin matematik bölümünde okuduğunu söylemesi
• Fakir bir kişinin, çok zengin bir akrabasından sıkça söz etmesi
• 5 yaşındaki Ayşe'nin, doktor olan ablasının önlüğünü giyip evin
içinde dolaşması
• Futbol fanatiği bir gencin takımının başarısıyla sürekli övünmesi
11. Yer - Yön DeğiĢtirme
• Birey yaşadığı bir duyguya neden olan şeye
gösteremediği tepkisini, üzerinde egemenlik kurabileceği
kişiye ya da nesneye yöneltebilir.
• Ahmet Bey işyerinde patronundan azar işitince hırsını evde
karısından alır. Karısı çocuklarına kızar.
• Çocuklar öfkelenince kedinin kuyruğuna teneke bağlar.
Kedi fareye saldırır...
12. Çarpıtma
• Bireyin yaşadığı olumsuzluğun nedenini olduğu gibi değil,
işine geldiği gibi anlaması ve bu şekilde değerlendirmesidir.
• Dersine çalışmadığı için sözlüden zayıf puan alan bir öğrenci,
zayıf puan almasının nedeni olarak şivesinin bozuk olduğunu,
fakir oldukları için kaliteli elbiseler yiyemediğini, öğretmenin bu
unsurlara da dikkat ederek puan verdiğini söylemesi
• Ahmet'in hoşlandığı genç kızın arkadaşlık sınırlarında kalan
davranışlarını "O da benimle ilgileniyor" şeklinde yorumlaması
13. BedenselleĢtirme (OrganlaĢtırma)
• Bireyin yaşadığı psikolojik sıkıntıların, kaygının,
davranış yerine bedensel organlarda işlev bozukluğuna
yol açması.
• Dişçiden çok korkan bir gencin, dişçi için randevu alınca,
sıkıntıdan ülser olması
• Sebebi bir türlü bulunamayan baş ağrıları
• Ayrılık kaygısı yaşayan bir çocuğun okul vakti gelince
midesinin bulanması
14. Diğerkâmlık (Özgecilik)
• Bireyin kendini hiçbir çıkar beklemeden başkalarına
adamasıdır. Diğerkâmlık abartılı bir duygudur. Birey,
kendinden önce başkalarını düşünür.
15. Ketlenme
• İstenmeyen durum ve çatışmalara karşı, egonun
işlevlerinden bir kısmının bir süre durdurulması veya
sınırlandırılmasıdır.
• Şoka girme
16.
EntelektüelleĢtirme (DüĢünselleĢtirme)
• Bazen birey çok yoğun yaşadığı dürtüsünü
doyuramayabilir. Düşüncede kalan bu dürtünün yarattığı
olumsuz etkiden kurtulmak için olayı bilimsel
açıklamalarla, sosyolojik boyutla değerlendirir,
entelektüel hale getirmeye çalışır.
17.
Bölünme
• Bireyin çevresindeki insanları ya da kendisini bazen
tamamen iyi, bazense tamamen kötü olarak algılamasıdır.
Birey aslında her insanın iyi ve kötü yanları olabileceğini
düşünememektedir.
18.
Ġlkel ĠdealleĢtirme
• Birey, çevresi tarafından bir zarara uğrayabileceği
endişesi nedeniyle kendisini korumak için, çevresindeki
insanların en basit davranışlarını bile aşırı şekilde över.
Buna karşın zarara uğrarsa bu kez çevresindeki insanları
tam anlamıyla kötü olarak değerlendirir. Kısaca bu
savunma mekanizmasında birey çevresindeki kişilerin
iyiliklerini de kötülüklerini de abartmaktadır.
19. DıĢsallaĢtırma
• Birey, kendisinden kaynaklanan başarısızlıkları dış
nedenlere bağlar. Yansıtmadan farklı olarak, birey dış
etmenlerin değiştirilemeyeceğine inanmaktadır.
• Alnında ne yazıyorsa o olur. Ne yaparsan yap boşuna...
• Böyle şeyler, gelir hep beni bulur.
• Özerklik dönemi( Anal dönem)
• Süt çocukluğu( Oral dönem)
• Oyun dönemi ( Fallik dönem)
• Ayrıca Freud, doğumdan itibaren var olan psikocinsel
dürtülerin kişilik üzerindeki etkilerinden de söz etmiştir.
Freud’a göre psiko-cinsel gelişim dönemleri :
• İlkokul dönemi (Latens dönem)
• Ergenlik dönemi (Genital dönem
2. Psikososyal GeliĢim Kuramı / E. ERIKSON
• Freud, insanların kişilik gelişiminde cinselliği temel almış ve
aşırı vurgulamıştır. Erikson ise insanların kişilik gelişiminde
psikososyal gelişimi temele almıştır.
• Erikson, Freud'un kuramından büyük oranda etkilenmiştir.
Çocukluk yıllarının kişilik gelişiminde önemini kabul etmiş
ancak gelişimsel sürecin ergenliğe kadar değil, yaşam boyu
devam ettiğini savunmuştur.
• Freud, kişilik gelişiminde biyolojik temellere vurgu yaparken,
Erikson sosyal ve kültürel çevrenin önemini daha çok
vurgulamıştır.
• Freud'un "insan doğuştan yıkıcı bir varlıktır" düşüncesine
karşın, Erikson insanın doğuştan "yapıcı" olduğuna inanır.
• Erikson`un psikososyal gelişim kuramında yer alan her dönem
bir kritik dönemdir ve her dönemde başarıyla atlanması
gereken bir kriz - çatışma (gelişim krizi - gelişim karmaşası)
durumu bulunmaktadır, insanların sağlıklı kişilik
kazanabilmeleri için bu dönemleri başarıyla atlatmaları
gerekmektedir. Herhangi bir dönemde yer alan krizin uygun
şekilde çözümlenmemesi halinde, bireyin sonraki yaşamlarında
da bu kriz devam etmekte ve çözümleninceye kadar problem
oluşturmaktadır.
• Freud'dan farklı olarak bir gelişim döneminde uygun şekilde
kazanılamamış özelliğin, ilerleyen zamanda uygun çevre
koşullarının oluşması halinde olumsuz etkilerinin ortadan
kaldırılabileceğine inanmıştır.
• Ancak bunun tersi de doğrudur. Yani uygun zaman diliminde
kazanılmış bir özellik, ilerleyen süreçte olumsuz çevre
koşulları altında kaybedilebilir.
1. Evre: Temel Güvene KarĢı Güvensizlik
(0-1,5 yaĢ)
• Her bebek, ihtiyaçlarının zamanında ve yeteri seviyede
karşılanmasını ister. Bebeğin kendini ifade edebilmek için
ağlamaktan başka bir yolu yoktur.
• Bu dönemin psikososyal krizinin olumlu atlatılabilmesi için,
bebeğin tüm ihtiyaçlarının zamanında ve yeterince, tutarlı
şekilde karşılanması gerekir. Bu niceliksel önemdir. Ancak
Erikson'a göre nicelikten daha önemli olan şey niteliktir. Bebek
ile ona bakan kişi arasındaki ilişkinin niteliği yani duyusal
uyarımın şekli, içtenliği bebeğin temel güven duygusunu
kazanmasında anahtar rolü üstlenir.
• Bebeğe bakan kişinin sürekli, tutarlı ve aynı olması, temel
güven duygusunun temelini oluşturmaktadır. Bu nedenle
bebeğin güven duygusunu kazanabilmesinde ilk çevrelerinin
büyük oranda düzenli olması önem taşımaktadır.
• Eğer bebeğin temel ihtiyaçları (ilgi, sevgi, beslenme, temizlik
vb.) aynı kişiler tarafından, aynı tutarlılıkta ve sürekli şekilde
karşılanıyorsa, bebek çevresinin güvenilir bir yer olduğuna
inanır. Eğer ihtiyaç duyduğunda çevresinde hiç kimseyi
bulamıyorsa ya da ihtiyacını karşılayan kişiler sürekli
değişiyorsa, ihtiyacı bazen aşırı bazen yetersiz şekilde
karşılanıyorsa, kısaca çevre tahmin edilemiyor, düzenli, tutarlı
ve sürekli değilse bebek güven duygusunu geliştiremez.
Dünyanın güvenilmez bir yer olduğuna inanır.
• Bebeklerin düzenli ve derin uykuları, bağırsaklarının gevşekliği
ve beslenme sorunlarının olmaması temel güven duygusunun
kazanıldığının göstergeleridir.
• Temel güven duygusunun aşırı kazanılması (aşırı koruyucu ana
babalar, çocuğun ağlamasına bile fırsat vermeden yanına koşar,
çocuğun yanından hiç ayrılmazlar) duyusal uyumsuzluğa yol
açar. Duyusal uyumsuzluk yaşayan çocuklar, kendilerine
olması gerekenden çok daha fazla güven duyarlar, bu nedenle
yaşamları boyunca gereksiz riskler alarak büyük sorunlar
yaşayabilirler
2. Evre: Bağımsızlığa KarĢı Utanma ve ġüphecilik
(1,5-3 yaĢ)
• Bir önceki dönemde temel güven ve özgüven duygularını
kazanan çocuk, yürümenin ve konuşarak başkalarıyla iletişim
kurabilmenin verdiği cesaretle de özgürlüğünü kazanmaya çalışır.
• Bu döneme hakim psikososyal krizin olumlu olarak
atlatılabilmesi için en önemli yol, çocuğun tek başına
yapabileceğine emin olunan işlerde, onun yerine işi yapmamak,
onun yapmasına olanak sağlamaktır.
• Ayrıca kendiyle ilgili konularda seçim hakkı verilmelidir.
Kendini dış dünyaya açmaya, aileye koşulsuz olarak bağımlı
kalmamaya çalışan çocuk, kendisine seçme şansının tanınması
halinde, kendi düşüncelerine de önem verildiğini anlayacak ve bu
durum, bir önceki dönemde kazanılmaya başlanan özgüven
duygusunu pekiştirecektir.
• 2,5 yaşındaki Semih, annesiyle birlikte misafirliğe gitmek üzere
hazırlanır; annesinin ayakkabısını giymesi konusunda kendisine
yardım etmeye çalışması üzerine, annesinin elini iter ve
ayakkabılarını kendisi giymeye çalışır.
• 3 yaşındaki kızı Ayşe`yi ayakkabı almak üzere mağazaya götüren
annesi, mağazadan Ayşe için güzel bir ayakkabı beğenir ve
Ayşe`ye ayakkabıyı beğenip beğenmediğini sorar. Ayşe ise
arkasında duran ayakkabıları göstererek, onları beğendiğini söyler.
Annesi Ayşe'ye beğendiği ayakkabıları denetir ancak ayakkabılar
Ayşe için biraz küçüktür. Ayşe`nin hızlı bedensel büyümesini de
düşünen anne, ayakkabıların biraz küçük olduğunu görür fakat
Ayşe'ye bir şey söylemez ve o ayakkabıları satın alır. Çok mutlu
olan Ayşe ayakkabıları hemen ayağına giyer ve eve kadar yeni
ayakkabılarıyla yürür. Ancak eve geldiğinde ayakkabıların ayağını
sıkmasına bağlı olarak Ayşe'nin ayağı su toplamıştır.
3. Evre: GiriĢimciliğe KarĢı Suçluluk (3-7yaĢ)
• Bu dönemin en tipik özelliği hızla gelişen motor ve dil
becerilerinin çocuğun dünyasını genişletmesi ve buna bağlı
olarak çocukta artan merak duygusudur.
• Çocuk her gördüğü şeyi 'Anne bu ne?', 'Baba bu ne?' şeklinde
sorularla öğrenmeye çalışır. Merak duygusu sadece sözel
sorularla sınırlı değildir. Bazen fiziksel yollarla da kendini
gösterebilir. Çocuk merakı nedeniyle başkalarının özel
yaşantılarına izin almadan girebilir.
• 5 yaşındaki Ahmet, akşamları gizlice anne - babasının odasını
gözetlemektedir.
• Bunun yanında çocuğun gelişmiş motor becerileri vücudunu
dur duraksız kullanma ihtiyacını da ortaya çıkartır. Bu nedenle
bu dönemin çocukları sürekli olarak koşmak, atlamak, oyun
oynamak isterler. Ayrıca çocuğun gelişmiş bir hayal gücü
vardır. Gerçekleştirdiği girişimlerin birçoğunda, hayal gücünün
etkisi gözlenir.
• Ayten Hanım, evde dekorasyon dergisi okurken, çok beğendiği
duvar kağıdını 5 yaşındaki kızı Ayşe'ye gösterir. Yemeği
hazırlamak üzere mutfağa geçer. Bu esnada Ayşe eline pastel
boyaları alır ve salonun duvarlarını annesinin gösterdiği duvar
kağıdındakine benzer şekilde boyamaya başlar. Bir süre sonra
annesi içeri girer. Gördüğü manzara karşısında donup kalır. Buna
karşın sakinliğini korur. Ayşe'ye neden salonun duvarlarına bu
şekilde çizim yapamayacağını anlayacağı bir dille anlatır. Ayrıca
Ayşe'nin kendi odasında bir duvara bu tip çizimler yapabilmesi
için olanak sağlar.
• Çocukta girişkenliği oluşturmak, her şeyden önce çocuğun bu
döneme has, yoğun olarak işleyen merak duygusunu bıkmadan,
usanmadan tatmin etmesiyle mümkündür. Burada ebeveynlerin
dikkat etmesi gereken nokta, çocuklarının sorularını
cevaplarken mümkün olduğunca gerçekçi ve somut şekilde, net
cevaplar vermeleridir.
• Çevrenin baskıcı, engelleyici, suçlayıcı, aşırı korkutucu ve
cezalandırıcı tutumu ise çocuğun ileriki yaşamında cinsel
sorunlar yaşamasına ve aşırı suçluluk duyguları geliştirmesine
neden olabilir.
4. Evre: BaĢarıya KarĢı AĢağılık Duygusu
(7-11 yaĢ)
• Dönemin en büyük özelliği bu zamana kadar sürekli anababasıyla beraber olan çocuğun sosyal çevresine öğretmen ve
arkadaşların da eklenmesidir. Bu sayede çocuğun sosyal
çevresi son derece genişler. Ana-babanın, çocuğun üzerindeki
etkisi ilk kez bu dönemde azalmaya başlar. Özellikle de
öğrencinin sosyalleşmesinde sınıf öğretmenine büyük görevler
düşmektedir.
• Çocuklar bu dönemde, yetişkinler gibi davranmaya, onların
kullandıkları aletleri kullanmaya ve tek başlarına problem
çözmeye, bir şeyler üretmeye çabalarlar. Önemli olan,
çocukların bu ve benzeri çabalarının desteklenmesi ve
pekiştirilmesidir. Bu sayede çocuğun başarı duygusu
gelişecektir.
• Başarı duygusunun gelişmesinde, çocuğun potansiyeline uygun
hedeflerin belirlenmesi oldukça önemlidir. Potansiyelin çok
altında ya da çok üzerinde hedeflerin belirlenmesi, çocukta
aşağılık duygusunun oluşmasına zemin hazırlar.
• Özellikle mükemmeliyetçi ana babalar, çocuklarından
potansiyellerinin çok üzerinde isteklerden bulunmakta ve bir
türlü çocuklarının başarılarıyla yetinmemektedir. Bu durum,
doğal olarak çocukta aşağılık duygusunu tetiklemektedir.
• Oğlunun karnesinde bir zayıf getirmesi üzerine "Bak, komşunun
oğlu takdir almış, seninse bırak takdiri üstüne zayıfın var." diyen
bir annenin, çocuk üzerindeki etkisini düşününüz.
5. EVRE: Kimlik kazanmaya karĢı rol karmaĢası
( 11-18 yaĢ)
• Dönemin en büyük özelliği, ergenin büyük bir kimlik arayışı
içerisinde oluşudur. Bu süreç, insanların belki de en karmaşık
duygularla dolu olduğu evredir. Çünkü birey bir yandan çok hızlı
fiziksel ve fizyolojik değişimle baş etmeye çalışırken, bir yandan
da gelecekteki kariyeri hakkında yeni kararlar üzerinde
düşünmektedir.
• Ergen bu döneme kadar büyük oranda ana-babasının etkisi
altındadır. Ancak bu dönemle birlikte, bireyin gelişim sürecindeki
hakim ortam yerini arkadaş (akran) çevresine bırakmaya başlar.
• Ergenin bu dönem boyunca cevaplaması gereken çok fazla soru
vardır. Ancak en önemli soru "Ben kimim?" sorusudur. Bu soru
ergen tarafından cinsel, sosyal ve mesleki açıdan ele alınmaktadır.
• Ergenin sağlıklı bir kimlik kazanmasının temel koşulu,
çevresinde model alabileceği, özdeşleşebileceği yetişkinlerin
bulunmasıdır. Bu nedenle ebeveynler olumlu model olmalı ya
da ergenin çevresinde olumlu modeller oluşturmalıdır.
Erikson`a göre ergenin kimlik sorununu çözmesi halinde ergen
kendinden emin bir şekilde yaşamını sürdürebilecek ve başarılı
olacaktır.
• Ergenlik yıllarına kadar "Ben kimim?" sorusunun yanıtı hep
yetişkinler tarafından verilmiştir. Ancak artık ergen bu sorunun
cevabını kendisi arayacaktır. Ergen arayışı boyunca farklı
rolleri dener, dinsel, felsefi, sosyal değerler üzerinde düşünür,
farklı bir dini inanışı benimseyebilir, meslek seçimi noktasında
türlü çelişkiler yaşar. Hatta ara sıra kendi kimliğinden çıkıp
başkalarının kimliklerine bürünür, sinirli, saldırgan tutumları
yüzünden sık sık ailesiyle çatışır. Aslında bunların hepsi,
ergenin kimlik krizinin (bunalımının) sonuçlarıdır.
Erikson'a göre kimlik krizi altı Ģekilde
sonuçlanabilir:
1. Kimlik duygusunun kazanılması: Kimlik bunalımı yaşayan ergen,
geniş çaplı bir arayışa girer sonunda istediği kimliğe ulaşır. Kendine özgü
bir ideolojisi, benimsediği bir mesleği vardır. Bu bireyler sonuçta
aldıkları kararların doğruluğundan emindir ve çevresindeki kişilerin de
kendilerini bu şekilde kabul ettiklerine inanırlar.
2. Askıya alma – Erteleme – Moratoryum: Kimlik bunalımı yaşayan
ergen, bir türlü çözüm bulamazsa, süreci ertelemeye karar verir. Erteleme
yaptığı evrede boş vermiş, kararsız bir görüntü sergiler.
Vurdumduymazlık, amaçsızlık ertelemenin en tipik belirtileridir.
• Genç bir kızın henüz mesleğini seçemeden, erkenden evlenmek istemesi
• Bir gencin okuldan ayrılıp hemen çalışmaya başlamak İstemesi
• Lise ikinci sınıfta meslek arayışına giren Ali'nin "Nasıl olsa bir senem
daha var, bunu önümüzdeki yıl düşünürüm" diyerek arayışına ara vermesi
3. Kimlik Dağınıklığı: Bazı ergenler bu dönemde herhangi bir kimlik
arayışına girmezler. Doğal olarak herhangi bir kimlik krizi de yaşamazlar.
Bunun sonucunda bir kimliğe bağlanmaktan tamamen kaçınırlar.
4. Kimlik (Rol) KarmaĢası: Her ergen kendi kimlik duygusunu
kazanabilmek için bilinçli ya da bilinçdışı olarak verdiği bu savaşı
kazanamaz. Bu durum kimlik karmaşası olarak adlandırılan ruhsal
çökkünlük, aşırı taşkınlık, antisosyal davranışlar, hatta şizofreniye benzer
belirtilerle ortaya çıkar. Kimlik karmaşası yaşayan bireyler, çevrelerinin
yoğun etkisi altında kalır, sürekli kararsızlık yaşarlar. Kimlik arayışı var
olmasına karşın henüz sonuçlandırılmamıştır.
Lise son sınıftaki Ayşe, arkeoloji okumayı çok istemekte, ancak bir yandan
okuldaki öğretmenlerinin, bir yanda evde anne babasının "Ne yapacaksın
arkeoloji okuyup? işsiz mi kalacaksın?" düşünceleri nedeniyle kendi isteğini mi
yoksa onların isteğini mi yerine getireceği konusunda kararsızlık yaşamaktadır.
Yaşadığı bu kararsızlık onu çökkün, taşkın bir kimliğe bürümüştür.
• 5. Ters (Olumsuz) Kimlik: Kimlik karmaşası yoğun olan
ergen bu rahatsızlık duygusundan kurtulmak için, toplumsal
beklentilerin tam karşıtı olan rolleri ve idealleri benimser.
• Bir yandan arkeoloji okumak isteyen, ancak öğretmenleri ve
ailesinin baskısıyla başka bir mesleğe yöneltilmek istenen Ayşe, en
sonunda tüm düşüncelerinden vazgeçer. Derslerini çalışmayı
aksatır. Mutaassıp bir ailenin kızı olduğu halde daha önce
alışkanlığı olmamasına karşın sigara ve içki kullanmaya,
akşamları diskoya gitmeye başlar. Ailesi tarafından kesinlikle
kabul edilmeyen arkadaşlık gruplarına üye olur. Ailesiyle çok
büyük çatışma yaşamaya başlamıştır.
• 6. GölgelenmiĢ Kimlik: Bazı ergenler bu dönemde kimlik
arayışına girer ve kendilerine uygun olduğuna inandıkları bir
kimlik bulurlar. Ancak bir türlü bu kimliğe bağlanamazlar.
Bunun en önemli nedeni, ailelerinin çocuk üzerindeki
baskısıdır. Ergen, arayıp bulduğu, ulaşmak istediği kimlik
yerine, ailesinin istediği kimliği kabullenir.
• Kimlik duygusunun kazanılması gerçekleşmemiştir. Çünkü ergen
kendi istediği kimliğe bağlanmamıştır.
• Erteleme yoktur. Çünkü ergen istemediği bir kimlik de olsa
sonuca ulaşmıştır.
• Kimlik dağınıklığı yoktur. Çünkü ergen kimlik arayışına girmiştir.
• Kimlik karmaşası yoktur. Çünkü ergenin kimlik arayışı
sonuçlanmıştır.
• Ters kimlik yoktur. Çünkü ergen çevresinin beklentileri dışında bir
kimliğe bağlanmamıştır.
6. Evre: Dostluk Kazanmaya KarĢı Yalnız Kalma
(18-30 yaĢ)
• Bir önceki dönemde geleceğe dair planlar kuran birey, bu
dönemde planlarını hayata geçirmeye çalışır. İlk olarak
özellikle karşı cinsle arkadaşlık ve yakın ilişkiler kurmaya
çalışır. (Kimliğini kazanamayan birey, gerçekçi anlamda yakın
ilişki de kuramaz.) Bireyin yaşamında evlilik ve iş yaşamı da
son derece önemli hale gelir.
• Bu noktada yakın ilişkiyle kastedilen şey, ergenlik yıllarında
sıklıkla yaşanan aşklar değil, daha çok bireyin güven ve
sadakat duyguları içerisinde, gerekli özverilerde bulunarak
eşini sevmesidir.
• Bu dönemde ana-babanın birey üzerindeki etkisi ya tamamen
yok olmuştur ya da son derece azdır. Çünkü birey artık
kendisinin ebeveyn olduğu yeni bir aile kurmaktadır.
• Bireyin düşünceleri ve hayalleri daha önceki dönemlere göre
daha gerçekçidir, dostlukları sağlam temeller üzerine kurulur.
Bireyin psikososyal krizi olumlu atlatması halinde sevgiyi
güvenli bir şekilde verebilir - alabilir. Çevresindeki kişilerle
dostluk ilişkisi kurmakta zorluk çeken birey ise kendini
psikolojik bir yalnızlığa itebilir ve bu durum yaşantısının
sonuna kadar devam edebilir.
(23.10.2006, Sabah Gazetesi)
7. Evre: Üretkenliğe KarĢı Durgunluk
(30-60 yaĢ)
• Bireyin üretkenliğe devam edip etmemesi, kendinden sonra gelen alt
kuşakları tecrübelerinden, bilgi birikiminden yararlandırıp
yararlandırmamasına yani onlara rehberlik edip etmemesine bağlıdır.
Yani bu dönemde üretkenlik
• Bir önceki evrede iş sahibi olmasıyla birlikte tam anlamıyla üretkenliğe
başlayan birey, bu evrede mesleğinin profesyonel yıllarına ulaşmış,
bireyin üretkenliğe devam edip etmemesi, kendinden sonra gelen alt
kuşakları tecrübelerinden, bilgi birikiminden yararlandırıp
yararlandırmamasına yani onlara rehberlik edip etmemesine bağlıdır.
Yani bu dönemde üretkenlik tır. Mesela işçi olarak başladığı mesleğinde
8. Evre: Benlik Bütünlüğüne KarĢı Umutsuzluk
(60 yaĢ ve üzeri)
• Bu evrenin psikososyal krizinin olumlu geçmesi büyük oranda
bireyin bundan önceki dönemlerdeki yaşantısına bağlıdır. Yani
birey önceki yedi dönem boyunca olumlu bir birikim
yapabilmişse, başka bir deyişle mutlu, güvenilen, sevilen,
aranan bir kişi olabilmişse bu dönemde benlik bütünlüğünü tam
olarak sağlayacak ve yaşamının geri kalan yılları boyunca
mutlu, huzurlu bir birey olacaktır.
• Benlik bütünlüğüne ulaşan bireyler, ölümden korkmaz, kalan
vakitlerini sevdikleriyle bir arada geçirmeye çalışır. Azalan
fiziksel ve bilişsel yetilerine karşın, bunu yaşamının doğal bir
parçası olarak görür ve benlik bütünlüğünü devam ettirir.
• Geçmişinde onulmaz hatalar barındıran ve bu suçluluk
duygusunu aşamayan, yani geçmişini kabullenemeyen kişilerse
bu evrede huzursuz olur, “Keşke bunu yapmasaydım.”ya da
“Keşke şunu şöyle yapsaydım.”gibi eskiye dönük türlü
pişmanlık düşüncelerine bürünür. Ölümden korkar, bir türlü
ölümü kabullenemez. Hatta hiç ölmeyecekmiş gibi para
biriktirmeye, varlığını artırmaya çalışır.
Marcia ve 4 Kimlik Statüsü
KĠMLĠK TĠPLERĠNE GENEL BĠR BAKIġ
BaĢarılmıĢ
Moratoryum
(BaĢarılı)
Kimlik (Askıya Ġpotekli Kimlik
Kimlik
AlınmıĢ)
Ergen, çevresindeki
olanakları
araĢtırmıĢ mı?
(Kimlik bunalımı
yaĢanmıĢ mı?)
EVET
EVET
HAYIR
Bir kimliğe
bağlanma
gerçekleĢmiĢ mi?
EVET
HAYIR
EVET
ALT - ÜST Kimlik
Durumu
ÜST KĠMLĠK
(Olumlu
kimlik)
ÜST KĠMLĠK
(Olumlu kimlik)
Kendine BakıĢ Açısı
DEĞERLĠ
KARARSIZ
ALT KĠMLĠK
(Olumsuz
Kimlik)
ONAY
BEKLEYEN
Dağınık Kimlik
HAYIR
(Çok istisnai
olarak bazen az da
olsa
arayıĢ vardır.)
HAYIR
ALT KĠMLĠK
(Olumsuz Kimlik)
KAÇINAN
a. BaĢarılı (BaĢarılmıĢ) Kimlik
• Bu kimlik statüsüne ulaşan bireyler, çevrelerindeki tüm
olanakları etraflıca araştırmıştır. Yani kimlik krizi
yaşamışlardır. Süreç sonunda ise bir kimliğe kalıcı olarak
bağlanmışlardır. Bir kişinin başarılı kimlik kabul edilebilmesi
için kimlik arayışında bocalama yaşasa bile eninde sonunda
kendi istediği kimliğe ulaşması gerekir.
• Başarılı kimliğe ulaşan bireyler, herhangi bir kararsızlık anında
etkin kararlar alarak etkili tercihlerde bulunabilirler ve
verdikleri kararların doğruluğunu kabul ederler. Kendilerini
kabullenirler, çevrelerindeki kişilerin de kendisini
kabullendiğinin farkındadırlar.
b. Askıya AlınmıĢ (Moratoryum) Kimlik
• Bu kimlik statüsünde kimlik krizi yaşanmıştır. Yani birey
çevresindeki olanakları etraflıca araştırmıştır ya da henüz
araştırma evresindedir. Fakat başarılı kimlikte olduğu gibi
henüz bir kimliğe bağlanma söz konusu değildir.
• Ergenlik yıllarındaki Semih, meslekler hakkında ayrıntılı
inceleme yapmış, okul rehberlik biriminden, halen bu
meslekleri yapan kişilerden, çevresindeki kişilerden gerekli
bilgileri almış ancak yine de hangi mesleği seçeceğine karar
verememiştir.
c.
Ġpotekli Kimlik
• Bu kimlik statüsünde kimlik krizi yaşanmaz. Çünkü birey
çevresindeki hiçbir olanağı araştırmaz. Başta anne - babası
olmak üzere, yakın çevresindeki kişilerden, kendisi için uygun
görülen kimliğe bağlanır. Başka bir deyişle kimlik arayışı
olmadığı halde, kimliğe bağlanma söz konusudur.
• İpotekli kimliğe sahip bireyler, yaptıkları seçimlerin
kendilerine uygun olup olmadığını sorgulamazlar. Bu kimlik
yapısı, büyük oranda özerkliğini kazanamamış, bağımlı
bireylerde görülmektedir.
• Anne ve babası avukat olan Ahmet, anne ve babasının "Sen de
avukat olmalısın" düşüncesini hiç sorgulamadan, araştırmadan
kabul etmiştir.
d. Dağınık Kimlik
• Bu kimlik statüsünde ergen ya hiç kimlik arayışına girmemiştir
ya da arayış olsa bile çok sınırlıdır. Yani kimlik krizi
yaşanmamıştır. Bununla birlikte ipotekli kimlikte olduğu gibi,
bireye hazır kimlik modellerinin sunulması da söz konusu
değildir. Bu nedenle birey herhangi bir kimliğe de bağlanamaz.
• Dağınık kimliğe sahip kişiler, hissettikleri eksikliği
doldurabilmek için sadece kendileriyle ilgilenmeye başlarlar.
Dört kimlik statüsü içerisinde, bireyin kendisiyle en çok ilgili
olduğu statüsüdür.
Carl R. Rogers - Benlik Kuramı
(Fenomenolojik Kuram)
• Rogers, kişilik gelişimini benlik gelişimiyle açıklamıştır. Ona
göre her birey kendisinin merkezinde yer aldığı dinamik bir
yaşantı dünyasında yaşar. Bireyin merkezinde yer aldığı bu
dünyaya fenomenal alan adını vermiştir.
• Fenomenal alan kişiye özgü olduğuna göre, bireyin bu dünyada
karşılaştığı uyarıcılara verdiği tepkiler de kendine özgüdür.
• Rogers'ın kişilik kuramında önemli bir kavram olan benlik;
kişinin kendisi hakkında sahip olduğu algıları, düşünceleri ve
değerleri içerir. Özellikle "Ben neyim?" gibi bireyin var
olduğunun ve "Ben ne yapabilirim?" gibi kapasitesinin farkında
olmasıdır.
• Benlik, bireyin doğuştan itibaren içinde geliştiği çevre ile
etkileşimleri sonucunda oluşmaktadır. Bireyler zaman
içerisinde geçirdikleri yaşantılara bağlı olarak benlik
kavramlarını da değiştirebilirler .
• Ben böyleyim der, değişemeyeceğimi düşünürdüm. 4 yıllık
fakülte hayatımın, orada tanıştığım arkadaşlarımın etkisini bugün
daha iyi anlıyorum, Her insan değişiyormuş meğersem... Ben de
değiştim.
• Rogers`ın kuramında vurgulanan gerçek benlik (benlik imgesi)
ve ideal benliğin yanı sıra bedensel benlik, sosyal benlik,
bilişsel benlik, reflektif benlik, akademik benlik, kavramları da
bu kapsamda ele alınabilir.
• Gerçek benlik, bireyin kendisine bakış açısı, kendisini nasıl
gördüğü, kendisi hakkındaki değer yargılarını içerir.
• İnsan hoşnut olmadığı özelliklerinden kurtulmak, daha az
düzeyde sahip olduğu ve beğendiği özellikleri geliştirmek
isteyebilir. Bu nedenle kişinin sahip olmayı özlediği özellikler
bütünü olarak bir de ideal benlik kavramında söz edilmektedir.
MASLOW VE ĠHTĠYAÇLAR HĠYERERġĠSĠ ABRAHAM
• Maslow, kişilik gelişimini motivasyonel (güdülenme)
faktörlere bağlamıştır. İnsanların davranışlarını güdüleyen
temel faktör ihtiyaçlarıdır. Oluşturduğu ihtiyaçlar hiyerarşisi
kuramında, bireylerin hiyerarşik bir sırayla dizmiş ve her
.
insanın kendini gerçekleştirme arzusunda
olduğunu belirtmiştir.
Kendini gerçekleştirme ihtiyacı, hiyerarşinin en üst basamağını
oluşturmuştur.
• Genel olarak, alt basamaktaki bir ihtiyaç yeteri kadar
doyurulmadan, diğeri bireyin yaşantı alanına girmemektedir.
Kendini gerçekleĢtiren insanın özellikleri
• Kendilerini, başkalarını ve doğayı olduğu gibi kabul ederler. Kuvvetli ve zayıf
yönleriyle kendilerini ve başka insanların farklı duygu ve düşüncelerini hoşgörü ile
karşılayıp oldukları gibi kabul ederler.
• Gerçeği olduğu gibi algılayıp içinde bulundukları ortama kolay uyum sağlarlar.
Eksik ve hatalardan aşırı düzeyde rahatsız olmazlar.
• Daha derin ilişki kurabilirler. Kendilerine güveni tam olan bu insanlar herkese
karşı sevgi ve saygı duyarlar.
• Yaşamdan büyük zevk alırlar. Yapılacak işler onlar için birer "oyun" gibidir.
• Özerk bir yapıları vardır; çevrelerinden bağımsızdırlar. Düşünce ve davranışlarında
özgürdürler. Neyin doğru neyin yanlış olduğuna kendi özerk değerler sistemine
uygun olarak karar verirler.
• Demokratik bir kişilik yapısına sahiptirler. Herkesten bir şeyler öğrenebileceklerine
inanırlar.
• Doğal, içlerinden geldiği gibi davranırlar; yapmacık davranma gereği hissetmezler.
• Amaçlar ve araçlar arasında uygun ayırımı yapabilirler.
• Yalnız kalabilme gücüne sahiptirler.
• Güçlü bir mizah anlayışına sahiptirler. Ancak, yaptıkları espriler başkalarını
küçültücü değildir.
KiĢilik özellikleri kuramı: Bireylerin kişiliklerinin, ayırıcı
kişilik özellikleri tarafından belirlendiği bu nedenle çok
çeşitli zamanlarda ve durumlarda birey davranışlarında
kararlılıklar görüldüğü öne sürülmektedir. Kişilik özellikleri
şunlardır.
• Dengesizlik: kaygılı, ürkek, sıkıntılı, aşırı duyarlı olma
durumu; öteki uçta dengeli, kestirilebilir, sakin olma
durumu yer almaktadır.
• Dışa dönüklük: Bir uçta aktif, girişken, konuşkan,
eğlenceli olma durumu; öteki uçta durgun sessiz,
çekingen, utangaç olma durumu vardır.
• Deneyime açıklık: Meraklı, yaratıcı hayal gücünü
kullanıcı , özgün, zihinsel olarak maceracı, esnek.
• Uyumluluk: yardımsever, işbirlikçi, arkadaş canlısı,
şevkatli olma.
• Özdisiplinlilik: Başarı yönelimli, sorumlu, çalışkan.
Birey Açısından;
• Bireyin yalnızca ruhsal olarak hasta yada zayıf olmamasını
değil bir bütün olarak mümkün olan en üst düzeyde iyi
olmasını gerektirir.
• Bireyin yeteneklerini etkili kullanabilmesini gerektirir.
• Bireyin gizilgüçlerini açığa çıkarabilmesini gerektirir.
• Bireyin yaşamın olağan güçlükleri ile baş edebilmesini
gerektirir.
• Bireyin üretken ve verimli çalışabilmesini gerektirir.
• Bireyin içinde yaşadığı topluma katkı sağlamasını gerektirir.
RUH SAĞLIĞININ ÖZELLĠKLERĠ
• Bireyin gelişimsel dönemine uygun bilişsel, duyuşsal ve
davranışsal özellikler gösterebilmesini gerektirir.
• Bireyin sosyal çevresi ile uyum içinde olmasını gerektirir.
• Bireyin sağlıklı sosyal iletişim kurmasını gerektirir.
Koruyucu Ruh Sağlığı Açısından
• Ruh sağlığının genel sağlık gibi insanın temel
haklarından olduğunu benimsemelidir.
• Ruh sağlığının en temel bileşenlerinin biyolojik,
psikolojik ve çevresel süreçler olduğunu gözden
kaçırmayarak, bütüncül bir anlayış geliştirmelidir.
• Ruhsal sağlık için risk faktörü oluşturabilecek unsurlara
odaklanılmalıdır.
• Sivil, politik, ekonomik, sosyal ve kültürel farkındalık ve
girişimlerle olanaklıdır.
• Kanıta dayalı olmalıdır.
• Ruh sağlığı çalışanlarının işi değil, bütün toplumun işidir.
Bu konuda bilinçlendirme çalışmaları yapılmalıdır.
Çocuk Ruh Sağlığını
Etkileyen Faktörler
TEMEL
FAKTÖRLER
Biyolojik/fiziksel
ALT FAKTÖRLER
Kalıtımsal faktörler
Sinir sistemi ile ilgili faktörler
Kromozom anomalileri
Gen mutasyonu
Doğumla ilgili faktörler
Hormonal faktörler
Kronik hastalık/Engelli olma ile ilgili faktörler
BiliĢsel- psikolojik
Bilişsel süreçler
Kişilik özellikleri
Diğer ilİşkili faktörler
Sosyal- Kültürel
Yakın çevre
Uzak çevre
Geniş çevre
Tarihsel çevre
Diğer faktörler
Afetler, savaş, ölüm, ayrımcılık v.s.
AĠLEDE RUH SAĞLIĞI
AĠLE SĠSTEMĠNĠN ÖZELLĠKLERĠ
• Sınırlar
• Uyum sağlama
• Birliktelik
• ĠletiĢim
ĠġLEVSEL VE ĠġLEVSĠZ AĠLELER
ĠĢlevsel aileler: Üyelerinin duygusal, fiziksel, zihinsel ve
sosyal gereksinimlerini en üst düzeyde karşılamaya
çalışırlar.
ĠĢlevsiz aileler: Alt sistem sınırları çok gevşek veya katıdır.
Sınırların yeniden belirlenmesi büyük problemlere neden
olur veya değiştirilmesi olanaksızdır.
ÇOCUK YETĠġTĠRĠRKEN ANNE BABALARI
ETKĠLEYEN FAKTÖRLER
•
•
•
•
•
•
•
Çocuğun yaşı
Ailede çocuğun yerinin ruh sağlığı üzerine etkileri
Çocuğun cinsiyeti
Ailenin sosyo ekonomik durumu
Kültürel özellikler
Anne-babanın yetişme biçimi
Anne-baba arasındaki ilişkiler
Aile üyeleri arasındaki ilişkiler
çocuğun;
• Kendine güvenmesini
• Kendine ve diğer kişilere sevgi duymasını
• Kimlik kazanmasını
• Kişilik gelişimini
• Sosyal beceriler geliştirmesini
• Topluma uyum sürecini
imkanlı hale getirir.
Aşırı Otoriter ve
Reddedici Aile
Tutarsız Aile
Tutumu
Aşırı Hoşgörülü
Aile
Mükemmeliyetçi
Anne Baba
Aşırı Koruyucu Aile
Güven Verici,
Destekleyici Aile
1. Aşırı Otoriter ve Reddedici Aile
• Çocuğa söz hakkı tanınmaz.
• Uygulanan kuralların mantıklı bir
açıklaması yoktur veya olsa da çocuğa
açıklanmaz.
• Kurala uymayanlar cezalandırılmalıdır
görüşü hakimdir.
• Eleştiri ve aşağılama çok sık görülür.
• Sürekli çocukların yanlışları vurgulanır,
olumlu hareketleri görmezden gelinir.
• Çocuğa şefkat, sevgi, sıcaklık verilmez
Aşırı Otoriter ve Reddedici Aile Tutumunun
Çocuğun Kişilik Gelişimine Etkileri
• Güven duygusu oluşmaz
• Pasif ve edilgen bir kişilik
• Yaratıcılık engellenir.
• Hata yapanlar mutlaka cezalandırılmalıdır
• Rutin ve sınırları belli olan iş ve meslekleri
seçerler.
• En küçük bir hatada bile hoşgörüleri yok.
• Okul yaşamlarında fazla başarılı olamazlar.
• Anne-babalarının (veya bir otoritenin) olmadığı
ortamlarda kendilerini boşlukta hissederler.
2. Aşırı Hoşgörülü Aile
• Çocuğun aşırı hareket ve davranış
serbestliği vardır.
• Kurallar yok denecek kadar azdır.
• Aile ‘yaşayarak öğrensin’ mantığını
sürdürerek müdahalede bulunmaz.
• Çocuğa tanınan haklar sayısız, görev
ve beklentisi en az düzeydedir.
• Aile kimi zaman göz dağı verip,
cezalandırır. Fakat hiç bir konuda
caydırıcılık söz konusu olmaz.
• Anne-baba çocuğun davranışının
yanlış olduğunu görse bile ‘özgür olmalı’
anlayışı ile hareket ettiğinden müdahale
etmez.
Bu tür tutumlar,
genellikle orta yaşın
üstünde çocuk sahibi olan
ailelerde ya da tek çocuklu
ailelerde görülür.
Anne babaların bu aşırı
hoşgörülü tutumları
çocuğun onlara
hükmetmesine ve çok az
saygı göstermesine neden
olur.
• Anne-babasına hükmeder ve az saygı gösterir.
• Bencil ve şımarık olur.
• Eleştiriye açık değillerdir.
• Başkaldırıcı olur ve toplum dışı davranışlar sergiler.
• Okula ve arkadaş çevresine uyum sağlamakta zorluk
çekebilirler.
• İleride zararlı alışkanlıklar edinmelerine sebep olabilir.
Aşırı Hoşgörülü Aile Tutumunun
Çocuğun Kişilik Gelişimine Etkileri
3. Aşırı Koruyucu Aile
• Anne-babalar çocuğa
gereğinden fazla özen gösterip
onu denetim altında tutarlar.
• Çocuğun baĢına kötü Ģeyler
gelir diye kendi baĢına bir
Ģeyler yapmasına izin
vermezler.
• Çocuğun tüm ihtiyaçları
büyükleri tarafından
karĢılanmaya çalıĢılır.
Aşırı Koruma Nasıl Olur?
• Okul çantasını hazırlamak.
• Giysilerini seçmek ve giydirmek.
• Üşütür diye fazlaca giydirmek.
• Çocuk kendi yiyebilecek yaşta iken annenin yedirmesi.
• Gereğinden fazla yemek yedirmek.
• Okul servisini her kaçırdığında kendi götürmek.
• Düşmesine,koşmasına,gözden uzaklaşmasına izin vermemek.
• Hata yapmasına izin vermemek,yanlışlarını fazla ayıplamak.
• Ailenin tüm çocuk-odaklı sürdürmesi.
• Baba çocuk arasındaki iletişime sürekli müdahale etmek.
• Aşırı kontrol etmek.
AĢırı Koruyucu Aile Tutumunun Çocuğun KiĢilik
GeliĢimine Etkileri
• Aşırı bağımlı,ürkek,çekingen ve güvensiz bir kişilik.
• Yaşama karşı içinde bir korku oluşturur.
• Çocuğun kişiliği gelişmez.
• Çevresindeki insanlarla iletişim kurmakta güçlük çeker.
• Karşılaştığı sorunlarla başa çıkamayacağına inanır ve
sürekli hata yapma eğilimi içindedir.
4. Tutarsız Aile
• Bu ailelerde çocuğun yaptığı
bir davranış bazen çok sert
bir tepki alabilirken, bazen
de çok olumlu
karşılanabilmektedir.
• Tutarsız anne babanın iki
çocuğuna karşı farklı
tutumu ya da anne babanın
kendi eğitim tarzlarındaki
farklı tutumları çocukları
olumsuz yönde etkileyebilir.
Tutarsız Aile Tutumunun
Çocuğun Kişilik Gelişimine Etkileri
• Bazen ödüllendirilmesi bazen de cezalandırılması çocuğun ne
zaman, nerede, ne yapacağını bilememesine yol açar.
• Çocuk hangi davranışın nerede ve ne zaman yapılmayacağını
kestiremez.
• Kendi görüş ve düşüncelerini aktaramazlar.
• Çocuk kendini kanıtlamak ve dikkatleri üzerine çekmek için,
ürkek, yumuşak huylu, söz dinleyen ya da kendi benliğini ve
bağımsızlığını göstermek için kavgacı, sinirli bir çocuk olabilir.
• Zamanla çevrelerindeki insanlara güvenmeyen, her şeyden
şüphelenen, kararsız bir kişilik yapısı geliştirebilirler.
5. Mükemmeliyetçi Anne Baba
• Anne baba çocuğundan her şeyin en iyisini bekler.
• Kendi gerçekleştiremediği yaşantıları çocuğunun
gerçekleştirmesini ister.
• Aile çocuğu kapasitesinin çok üstünde eğitimlere tabii
tutar.
• Çocuktan aşırı titizlik ve temizlik beklenir.
• Kurallar ve kalıplar belirlenir ve çocuğun bunlara mutlaka
uyması beklenir.
• Çocukça davranışlar yasaklanır. Arkadaş seçimi aileye
aittir.
Mükemmeliyetçi Anne Baba Tutumunun
Çocuğun KiĢilik GeliĢimine Etkileri
• Aşırı titiz ya da tam tersi dağınık çocuklardır.
• Kendilerine güvenleri yoktur.
• Başarısızlıklarında kolayca hayal kırıklığı yaşarlar.
• Okuldaki sıraları hep derli toplu, ders aralarında ödev
yapan, grup çalışması yapmak gerektiğinde şikayet
eden,bir işi tam yapmak için günler öncesinden çalışmaya
başlayan çocuklardır.
• Yanlış yapmaktan korkarlar.
6. Güven Verici ve Destekleyici
• Sevgi, saygı, huzur, güven ve şeffaflık olan
ailede çocuk tüm yönleriyle kabul edilir.
• Anne baba davranışları ile çocuğa uygun birer
modeldir, alacağı kararlar konusunda serbest
bırakır.
• Aile içinde kurallar ve sınırlar herkes için ve
hep birlikte belirlenir ve bu sınırlar içinde
çocuk özgürdür.
Devam…
• Kuralların mantıklı açıklaması yapılır.
• Aile fertlerinin hepsinin eşit söz ve oy hakkı
vardır.
• Aileyi ilgilendiren kararlar birlikte alınır. Her
konuda çocuğun düşünce ve fikirleri dinlenir.
• Anne baba birbirlerine ve çocuklarına karşı olan
duygularında net ve açıktır.
Güven Verici ve Destekleyici Anne Baba Tutumunun
Çocuğun KiĢilik GeliĢimine Etkileri
• Sosyalleşmiş, işbirliğine yatkın çocuklardır.
• Arkadaş canlısı ve duygusaldırlar.
• Sosyal açıdan dengeli ve mutlu bireylerdir.
• Özgüvenleri yüksektir, sorumluluk sahibidirler,
• Kendine ve başkalarına güvenir.
• Yaratıcı ve bağımsızdır,
• Kurallara ve otoriteye saygı duyar.
Olumsuz aile tutumlarında ailenin verdiği sevgi ya yetersiz veya
aşırı, eğitim ise gevşek ya da sıkı olmaktadır.
Gevşek Eğitim
Aşırı Sevgi
Yetersiz Sevgi
Sıkı Eğitim
OLUMSUZ AĠLE TUTUM ġEKĠLLERĠ
Aşırı Sevgi + Gevşek Eğitim
Gevşek Eğitim
SORUMSUZ
Aşırı Sevgi
Yetersiz Sevgi
Sıkı Eğitim
OLUMSUZ AĠLE TUTUM ġEKĠLLERĠ
Aşırı Sevgi + Sıkı Eğitim
Gevşek Eğitim
Aşırı Sevgi
Yetersiz Sevgi
TUTARSIZ
Sıkı Eğitim
OLUMSUZ AĠLE TUTUM ġEKĠLLERĠ
Yetersiz Sevgi + Aşırı Disiplin
Gevşek Eğitim
Aşırı Sevgi
Yetersiz Sevgi
SALDIRGAN
UYUMSUZ
Sıkı Eğitim
OLUMSUZ AĠLE TUTUM ġEKĠLLERĠ
Yetersiz Sevgi + Gevşek Eğitim
Gevşek Eğitim
Yetersiz Sevgi
PASĠF
DONUK
Sıkı Eğitim
Aşırı Sevgi
Sağlıklı Tutum
Gevşek Eğitim
Biraz olumsuzluk
Yetersiz Sevgi
Yeterli hoşgörü
Yeterli sevgi
SAĞLIKLI
TUTUM
Yeterli disiplin
Sıkı Eğitim
Aşırı Sevgi
1. SEVGİ
Sevmek, çocukla bütünleşmek, onunla bazı etkinliklerinde beraber
olmak ve bir birey olarak onun gerçeklerini anlamaya
çalışmaktır.
Çocuk koşulsuz sevgi ister. Sevginin temel taşı kabul
duygusudur.
Sevildiğinden emin olan çocuk istenmedik davranışlarda
bulunmaz
2. DİSİPLİN
DĠSĠPLĠN NASIL SAĞLANIR?
Disiplin Çocuğa CEZA vermek midir?
Çocuğa vurmak, tokat atmak, azarlamak,
sözel saldırıda bulunmak (kötü sözler
söylemek) DĠSĠPLĠN değildir.
 Davranışı yönlendirmeyi amaçlayan bir eğitimdir
 Çocuğa istenilen davranışları ve alışkanlıkları
öğretmek, kendi kendini denetleme olan ahlak
gelişimini sağlamaktır
 Çocuğun kendi kendine yönetme yeteneği
kazanmasını sağlamaktır
 Yapıcı ve iyi niyetli bir yardımdır
120
ANA BABALARIN UYGULADIKLARI CEZAYA DAYALI
OLUMSUZ DİSİPLİN ŞEKİLLERİ
• Fiziksel disiplin
• Çocuğu sözle hor görmek
* Sevgiyi esirgemek
121
FİZİKSEL DİSİPLİN (DAYAK)
 Çocuk bir yaramazlık yaptığı zaman dayak
yerse bunun karşılığını ödemiş. demektir
 Yaptığını düzeltmek için başka bir şey
yapmasına gerek kalmadığını düşünür.
 Dayak yiyen çocukta ana- babaya karşı
kızgınlık oluşur.
 Kendi yaptığının kötü bir şey olduğunu
öğrenip kendini suçlu göreceğine, kendisini
döveni suçlar.
122
Çocuğun ana – babadan daha güçsüz ve aciz
olduğunu bu şekilde yüzüne vurmak çocuğu
utandırır ve kendine olan güvenini sarsar.
Çocuk ana babasının davranışını taklit edip
problemlerini saldırganlıkla çözmeyi öğrenir,
kızdığı zaman oda bir başkasını döver.
Dayağa alışan çocuk başkalarıyla
sürtüşmelerini konuşarak halledemez, oda
şiddete başvurur.
123
ÇOCUĞU SÖZLE HOR GÖRMEK
 Korku ve Tehdit; Çocuklar korku konusunda çok
hassastırlar. Hele pek anlamadığı kavramadığı
şeylerle korkutulursa bu sözlere inanır ve çok sarsılır.
 Alay, küçümseme; çocuk için onur kırıcıdır.
 Bağırma Beddua Etme; Bunlar çocuğun olumsuz
davranışlarını düzeltmez, sadece ana babaların içini
boşaltmasını sağlar. Çocuk kendini suçlayacağına ana
babayı suçlar.
124
SEVGİ ESİRGEME
 Çocukla konuşmamak, küsmek, ona aldırmaz bir
şekilde davranmak,
onu artık sevmediğini söylemek ,
 Sevgi esirgemenin de vicdan gelişimi üzerinde
olumsuz etkileri vardır, Cezasını çeken çocuk
burada da yaptığı yaramazlığın karşılığını ödemiş
demektir. Pişmanlık duyarak yanlışını düzeltmek
için bir şey düşünmesine gerek yoktur.
125
“Yaramazlık yaparsan bir daha seni
sevmem” gibi sözler çocuğu can
evinden vurur.
Çocuk ana-babasının sevgisine her
zaman ihtiyaç duyar!.
126
OLUMLU DAVRANIŞLAR
KAZANDIRMAK İÇİN;
 Pozitif ödüllendirme yöntemi
 Çocuk, anne ve baba arasındaki sözleşme
127
POZİTİF ÖDÜLLENDİRME YÖNTEMİ
 Doğru davranışları öğretmek için en etkili
yöntemdir.
 Kazanılması istenilen davranışlar daima
ödüllendirin.
 Bu sistemde çocuğunuzun davranışlarını ve
duygularını ayrı ayrı değerlendirin.
 Ödüllendirmeyi gözle görülen şeyler için
uygulamak gerekir, örneğin; elbiselerini
katlaması gibi.
128
129
ÇOCUK,ANA VE BABA ARASI SÖZLEŞME
1.Kural: Sözleşme yapılırken her iki tarafın da
anlaşmaya varması şarttır.
2. Kural: Sözleşmeye göre herkes sözler vermelidir.
3. Kural: Sözleşmeyi kağıda dökmek en iyisidir.
Özellikle 6-12 yaşları arasındaki çocuklar üzerinde
yazılı belge etkili olur.
4. Kural: Sözleşmeye yazılan maddeler anlaşılabilir ve
somut olmalıdır.
130
5. Kural: Sözleşmenin olumlu özellikler taşımasıdır.
Çocuk bir şeyi yapmamak için değil yapmak için söz
vermelidir. Çocuklar olumlu işler sonucunda ödül
kazanmak için daha gayretli olurlar.
Örnek: Ödevini yapmazsan bu akşam televizyon
seyredemezsin demek yerine. Ödevini bitirir bitirmez
televizyon izleyebilirsin demek aynı şeyi olumlu ifade
etmektir.
131
6. Kural: Sözleşmenin adil olmasıdır.
7. Kural: Sözleşmede çocuktan beklenen
başarabileceğinin üzerinde ise, cesareti
kırılan çocuk, sürekli başarısızlığa mahkum
edilmiştir.
8. Kural: Sözleşme için her iki tarafında
tartışmayı bilmesi, karşılıklı özveride
bulunması gerekir.
132
3. CEZA
Ceza denince akla hemen sadece bedeni ceza
gelir. Oysa;
CEZA YÖNTEMLERİ
Çocuk konuşurken başka yöne bakmak
 Dinlememek
Başarılarını görmezden gelmek
 Eleştirmek
 Tehdit etmek
Cevaplarının olumsuz olduğunu bildiğimiz soruları
yöneltmek
Suçlamak
 Aşağılamak
 Çocuğun arzu edilen tarzda olmayan (=başarısız)
davranışlarını, olumlu davranışları olan çocuklarla
karşılaştırmak
Yapabileceğinden fazlasını beklemek,
Soğuk ve ilgisiz davranmak.
Gibi davranışlarda bedeni cezalar gibi çocuğa zarar
vericidir.
Bunlara "duygusal şiddet uygulamak" da denebilir.
Çocuk bu şekilde cezalandırıldığında;
 Kendine güvensiz, ürkek, huzursuz, sık
sık yanlış yaptığını düşünen, kendini
önemsiz hisseden, konuşurken
gözlerini kaçıran, iş yapmaktan keyif
almayan, (belki de) saldırgan biri olur.
Cezalandırılan yanlış davranış başlangıçta
hemen ortadan kalktığından, yetişkinler
cezanın uygun bir eğitim aracı olduğu
izlenimine kapılırlar.
Ceza geçici bir çözümdür.
 Aslında cezalarda birazda intikam duygusu
gizlidir. "Beni üzdü, bende onu üzeyim" gibi.
Ceza veren yetişkin çocukla ilişkilerini daha
içinden çıkılmaz hale getirebilir.
 Bazen cezadan başka çare bulamayabiliriz.
Böyle bir durumda anlamlı cezalar vermeliyiz ki
bir işe yarasın.
Mutlaka Ceza Vermek Gerekiyorsa Dikkat
Edilmesi Gereken Hususlar:
Cezadan önce çocuğa
1. Niçin öyle yapılmaması gerektiği hatırlatılır. Çocuk
istenmeyen davranışı sürdürürse
2. Böyle yapmaya devam ederse nasıl bir önlem alınacağı
bildirilir. Buna rağmen istenmeyen davranışı yenilerse
3. Ceza mutlaka uygulanır.
Ceza uygulanırken
1. Önce yanlış davranışın analizi yapılır "Bu davranış hangi
durumlarda ortaya çıkıyor" " Öncesinde ne olmuştu"
gibi
2. Ceza belirlenir.
3. Uygulanır.
Örneğin, ders dinlemeyen arkadaşlarını rahatsız
eden bir çocuğa anne-baba veya öğretmen çocuğa
davranışının niçin yanlış olduğunu anlatmalı "Seni
anlıyorum sıkılmış olabilirsin ama...) cümlesi ile
konuşmaya başladığında çocuğun uzlaşmacı
davranması ihtimali artar aynı davranış devam
ettiği takdirde böyle devam ederse yapılacak bir
aktiviteye katılamayacağı belirtilir ve
tekrarlanması halinde çocuk bundan men edilir.
Çocuklar hiçbir zaman kendilerine şunun ya da bunun niçin
yapıldığını anlayamama durumunda bırakılmamalı.
Eğer çocuk ne yaptığını, ondan sonra da ne olduğunu
anlayabilirse, davranışlarını kendi iç görüsüne göre olumlu
yönde değiştirebilir.
Açıklamalar, çocuğun doğru yolu kendiliğinden bulmasını,
bağımsız düşünmesini, bağımsız davranmasını sağlar. Ceza
korkusu ile hareket eden çocuk bağımsız düşünemez. Doğru
yolu kendiliğinden bulamaz.
CEZANIN YERİNE
KULLANILABİLECEK ÇÖZÜMLER
 Paslaşma tekniği
 Sorunları karşılıklı
çözme yöntemi
 Negatif düşünme sanatı
 Mola tekniği
141
1.
TEKNİĞİ
OlumsuzPASLAŞMA
duyguları ifade edebilmek
insanlarda emniyet supabı
gibidir. Çocuğun bu duyguları ifade edebilmesi onun ruhsal
gelişiminin emniyetini sağlar.
2.
Olumsuz duygularının içine atan çocukta olumlu duygular için
yer kalmaz.
3.
Küçük çocuklar duygularının içinden olumsuz olanları
seçemedikleri için olumlu duyguları da bastırırlar.
4.
Eğer çocuk olumsuz duygularını sözlerle ifade edemezse
olumsuzluk başka bir anti-sosyal davranış olarak ortaya çıkar.
142
Bu tekniği uygularken şu sırayı takip
etmek gerekir :
1. Çocuğun anlattıklarını dikkatle dinleyin.
2. Anlattıklarını kafanızın içinde yeniden şekillendirin.
3. Çocuğunuzun size anlattıklarını kendi sözlerinizle ona yeniden aktarın.
143
SORUNLARI ÇÖZME YÖNTEMİ
 Özellikle 5 yaşından sonra uygulanabilecek bir
yöntemdir. Aile bireyleri karşılıklı olarak oturup
çocuğun olumsuz davranışlarını düzeltmesi için
bir anlaşmaya varırlar.
 Anlaşmada her iki tarafında kuralları kabul
etmesi ve uygulaması gerekir. Bu konuşmalar
yapılırken bir kişide not tutar.
144
NEGATİF DÜŞÜNME SANATI
 Bu yöntem, çocuğunuz yaşına uygun yaramazlıklar yaptığında,
kendinizi kötü hissettiğiniz de kullanılabilir bir yöntemdir.
 Sizi sinirlendiren hareketlerini boş bir odada günde bir yada
birkaç kere abartarak ve hatta komik öğeler ekleyerek ifade
etmeniz gerekir.
 8 yaşındaki bir çocuk ihtiyar kılığına girmiş bir yetişkin gibi
davranmalı, bisikletine ihtiyar bir adam edasıyla binmeli,
daime alçak sesle fısıldayarak konuşmalı gibi şeyleri yüksek
sesle söyleyin. Bir süre sonra rahatsız olduğunuz bu olayların
hiç de önemli olmadığını görürsünüz
145
MOLA YÖNTEMİ
Molaya Uygun Kötü Davranışlar









Vurmak
Öfke nöbetleri
Alay ederek öteki çocukları kışkırtıp kızdırmak
Anaya babaya yetişkinlere saygısızca konuşmak
Öfke çığlıkları atmak, ciyak ciyak bağırmak
Oyuncakları kırıp bozmak
Başkalarına tekme atmak
Isırmak ya da ısırmakla tehdit etmek
Saç çekmek
başkalarının boğazını sıkmak
 Taş, sopa, çamur atmak
 Evde beslenen hayvanlara eziyet etmek
146
MOLA YÖNTEMİNİN KULLANILMAMASINI
GEREKTİREN DAVRANIŞLAR








Dudağını sarkıtmak, somurtmak
Sinirlilik aksilik keyifsizlik
Kendisine verilen işi yapmamak, unutmak
Giysilerini oyuncaklarını toplamamak
Çekingenlik, korkaklık
Ana babaya bağımlılık veya pasiflik
İçe kapanıklık yalnız kalmayı istemek
Ana veya baba tarafından doğrudan gözlenmiş olmayan davranışlar
147
Ana babalar molayı ne zaman kullanmalılar?
 Mola uygulayacağınız bir veya iki kötü davranışı belirleyin.
 Buna hedef davranış denir. Amacınız bunları değiştirmektir.
Bu hedef davranışları mola yöntemini tekrar tekrar
uygulayın.
 Bu hedef davranışın belli bir süre içinde kaç kez yapıldığını
sayın.
 Mola için sıkıcı bir yer belirleyin.(Kendi odası olmasın)
 Çocuğunuza bu yöntemi açıklayın.
 Hedef davranışın ortaya çıkmasını bekleyin
148
Hedef davranış ortaya çıkınca
Çocuğunuzu mola yerine siz götürün. Bunu yaparken en çok on saniye
geçmeli ve en çok on sözcük kullanmalısınız.
Mutfak saatini alıp ….. dakika sonra çalmak üzere ayarlayın ve çocuğun
işitebileceği yere koyun (mola süresi çocuğun yaşının her yılı için bir
dakikadır.)
Saatin çalmasını bekleyin. Çocuğunuz saatin çalmasını beklediği süre
boyunca onunla her türlü ilgiyi kesin.
Saat çaldıktan sonra moladan çıkan çocuğa molaya neden gönderildiğini
sorun.
149
4. ÖDÜLLENDİRME
Anne babanın çocuğun davranışlarının şekillenmesinde çocuğun
başarılarını, doğru davranışlarını, onaylanması gereken tavırlarını,
ödüllendirmesi önemlidir.
“MADDİ DEĞİL, DUYGUSAL ÖDÜLLENDİRME”
Çocuğu ödüllendirmenin derecesi ve şekli yaş ve ailenin durumuna göre
genelde değişiklikler gösterir.
En iyi ödüllendirme maddi ödüllendirme değil, duygusal ödüllendirmedir.
Kendisine sürekli bir şeyler alınmaya alıştırılan çocuk, gün gelecek en iyi ve en
pahalı hediyelerle bile doyum bulamayacaktır.
Ama anne babasının öpmesi, kucaklaması, gezdirmesi, onunla oynaması, ona
güzel sözler söylemesi şeklindeki ödüllendirme; en sağlıklı ve en başarılı
ödüllendirmedir.
Anne babaların bu türlü bir duygusal ödülün yanı sıra imkanları ölçüsünde ek
hediyeler vermesi de çocuğu ödüllendirmenin diğer yoludur. Anne babaların,
hediyelerdeki maddi büyüklük yerine manevi değeri ön plana çıkarmaları
daha doğru olur.
Okul döneminde ödüllendirme şekli
Öpme, okşama, sevme, onunla oynama, onunla birlikte
gezme, birlikte ders çalışma, onaylandığının
hissettirilmesi, onun kabiliyetlerini ön plana çıkaracak
program ve aktivitelere yönlendirme, onun hoşuna
gidecek iltifatlar söyleme vb...
Download

İndir - yarbis - Yıldız Teknik Üniversitesi