LİPİDLER
Btki ve hayvan dokusunda bulunup, yapılarında C,H ve O bulunan, suda erimeyen, ancak
eter, kloroform ve benzen gibi organik eriticilerde eriyen yüksek enerji içerikli bileşiklerdir.
3 mol yağ asiti+ 1mol gliserol= TRİGLİSERİD
Weender analiz yönteminde HAM YAĞ fraksiyonu içinde yer alırlar. Bu fraksiyon içinde
gerçek yağlardan başka yağ olmayıp da eterde eriyen başka bileşikler de (mumlar, reçineler,
karotin) bulunmaktadır.
İçerdikleri karbon miktarı oksijene göre daha fazla olduğundan karbonhidrat ve
proteinlerden daha fazla enerji verirler.
Yağlar en fazla enerji veren organik bileşikler olmasına rağmen sindirimleri ve emilimi zor
olduğu için II. Derecede enerji verici olarak kullanılırlar.
SORU: Doymamış yağ asiti arttıkça sindirlebilirlik artar. Ancak sıvı yağlar doymamış yağ
asitlerince zengin olmalarına karşın doymuş yağlardan daha dayanıklıdır. NEDEN???
1. LİPİD YAPILARI
1.1.
1.1.1.
1.1.2.
Yağ Asitleri(YA): Uzun zincirli (12-24) monokarboksilik asitlerdir.
Doymuş Yağ Asitleri (DOYMUY): C zincirinde çift bağ taşımayan oda sıcaklığında
katı olan YA’dir. Hayvansal dokular ile hindistan cevizi, hurma yağı ve kakao yağı
gibi bazı bitkisel gıdalar doymuş yağ bakımından zengindir. Zeytinyağı, soya yağı
gibi sıvı yağlar da çok düşük düzeylerde de olsa DOYMUY içerirler.
Doymamış Yağ asitleri (DOYMAY): C zincirinin 2 veya daha fazla yerinde çift bağ
bulunan ve oda sıcaklığında sıvı halde olan YA’dir. Tekli DOYMAY tek çift bağ,
çoklu DOYMAY ise birden fazla çift bağ taşırlar.
Kısa Zincirli YA: C sayısı<10
Uzun Zincirli YA: C sayısı>10
Çift bağ sayısı arttıkça oksidasyona uğrama riski artar. Çift bağlar cis veya trans formunda olabilir.
Cis formunda çift bağlı C’lara komşu 2 C çift bağın aynı tarafında, trans formunda ise zıt
tarafındadır. .
TRANS FORM
CİS FORM
Trans yağ asitleri DOYMUY ile benzerlik gösterir. Trans yağ asitleri bitkisel sıvı yağların
katılaştırılması esnasında veya rumende cis YA’lerinin trans formuna dönüşmesi durumunda elde
edilmektedir.
Trans YA’leri kolesterol düzeyini artırıcı etkilerine bağlı olarak DOYMUY’lardan daha zararlı
olabilmektedirler.
Moleküllerin düzenlenmesindeki herhangi bir değişim yağların kimyasal ve fiziksel
niteliklerini değiştirebilmektedir. Örneğin, trans yağ asiti formundaki ELAİDİK ASİT
ve doğal formdaki OLEİK ASİT aynı kimyasal formüle sahip olmasına karşın
(C9H17C9H17O2) farklı kimyasal ve fiziksel niteliklere sahiptirler.
•
•
•
•
Oleik asit daha düşük erime noktasına (13.4 °C) sahiptir
cis molekülleri daha gevşek yapıda (gevşek şekilde paketlendiğinden) olduğundan
OLEİK ASİT oda sıcaklığında SIVI formdadır..
Elaidik asit daha yüksek erime noktasına ( 45 °C) sahiptir.
trans molekülleri daha sıkı yapıda olduğundan (sıkı şekilde paketlendiğinden)
ELAİDİK ASİT oda sıcaklığında KATI formdadır.
Bu durum işlenmiş gıda endüstrisinde TRANS YAĞ ASİTİ kullanımının artışını
açıklamaktadır:
TRANS YAĞ ASİTLERİ ÜRÜNLERİN RAF ÖMRÜNÜ UZATMAKTA VE
SOĞUTMAYA OLAN İHTİYACI AZALTMAKTADIR.
1.1.3.
Esansiyel Yağ Asitleri (EYA): Hayvan vücudunda üretilmeyip yemlerle alınması
gereken YA’leri. Uzun zincirli DOYMAY’larda yer alır.
Linolenik asit (omega 3)
Linoleik asit (omega 6)
1.1.3.1.
Omega 3 YA’leri
n-3 pozisyonunda (omega-3) çift bağ içeren doymamış yağ asitleridir. Vücut
için gerekli olup insan vücudunda üretilemediğinden gıdalardan elde edilir. İnsan
beslenmesinde yer alan önemli omega-3 bağı ihtiva eden yağ asitleri olarak alfalinolenik asit (ALA; 18:3), eikosapentaenoik asit (EPA;20:5), ve dokosaheksaenoik
asit (DHA; 22:6) sayılabilir. Bu üç doymamış yağda, sırasıyla 18, 20 veya 22
karbonlu bir zincirde 3,5, veya 6 çift bağ vardır. Çift bağların hepsi cis biçimindedir,
yani hidrojen atomları çift bağın aynı tarafındadır.
EPA ve DHA yağ asitleri ALA’dan sentezlenebilmekle birlikte bu 2 YA balık
yağından doğrudan alınabilmektedirler.
F vitamini olarak da bilinen ALA yüksek kan kolesterolü, hipertansiyon,
bağışıklık sistemi bozukluklarında tedavi edici rol oynamaktadır.
ALA soğuk su balıklarında, keten tohumunda, soya yağında, fındıkta, ceviz
ve buğday filizinin özündeki yağlarda bulunmaktadır
Bir omega-3 yağ asidi olan alfa-linolenik asit (ALA):
CH3CH2CH=CHCH2CH=CHCH2CH=CH(CH2)7COOH
EPA
DHA
1.1.3.2.
1.1.3.2.
Omega 6 YA’leri
Omega-6 yağ asitleri (ω−6 yağ asitleri), n-6 pozisyonunda (omega-6) çift bağ içeren
doymamış yağ asitleri. Omega-6 bağına sahip yağ asitleri insan vücudunda
üretilemediğinden esansiyel (temel) yağ asitleri olarak adlandırılır. Omega-6 yağ
asitlerine linoleik asit (18:2, n−6) ve araşidonik asit (20:4, n-6) örnek verilebilir.
Esansiyel yağ asitlerinin eksikliğinde bilhassa beyinde bulunduklarından hastalıklara
neden olabilir.
Omega 6 /Omega 3 Oranları
İdeal Omega 6 /Omega 3 oranı: 3:1 veya 5:1
BAZI YAĞLARDA OMEGA 6/OMEGA 3 ORANLARI
KANOLA
2:1
SOYA
7:1
MISIR
46:1
1.1.3.3.
Omega-9 Yağ Asitleri
DOYMAY’dan sentezlendiklerinden esansiyel değildirler. En başta gelen örnekleri
oleik asit (CH3(CH2)7CH=CH(CH2)7COOH)(zeytin yağında yüksek düzeyde
bulunur) ve erusik asit (CH3(CH2)7CH=CH(CH2)11COOH) (kolza yağında
bulunur).
OLEİK ASİT
ERUSİK ASİT
Yağ asidi molekülü (üstte doymuş yağ asiti, altta metil grubuna en yakın üçüncü
karbonda çifte bağ alan doymamış yağ asiti, bu örnekteki omega-3 yağ asitidir).
1.1.
Gliseritler:
1 mol gliserin + 1 veya daha fazla YA şeklinde oluşan
Katı veya sıvı yağlar.
Yağlar hayvan ve bitkilerde TRİGLİSERİD formunda depolanırlar.
1.2.Trigliseritler (TG): (Nötral yağ, triasilgilserol)
1 mol gliserol + 3 mol YA
Bitkisel ve hayvansal yağların ana bileşenidir.
3-22 arasında C sayısına sahip YA’lerinden oluşmakla birlikte en yaygın olarak 16-18 C’lu
YA yer almaktadır.
TG ince bağırsakta lipaz enzimleri ve safranın etkisiyle gliserol ve YA’ne ayrışır ve
kana abzorbe edilir. Kanda gliserol ve YA’leri tekrar birleşir ve TG’ler yeniden oluşur ve
lipoproteinlere katılır.
LİPİDLERİN GÖREVLERİ
1. Enerji kaynağıdırlar
LİPİDLER
YAĞLAR
KARBONHİDRATLAR
9 kcal/kg
4 kcal/kg
4 kcal/kg
2. Enzimatik reaksiyonlarda taşıyıcı rol oynarlar.
3. Hormonların yapısına girerler.
4. Hücrelerde bilgilerin iletimini sağlama fonksiyonları vardır.
5. Yağda eriyen vitaminlerin kaynağıdır.
6. Sinir hücrelerinin fonksiyonunda görev alırlar.
7. Esansiyel YA kaynağıdırlar.
LİPİDLERİN SINIFLANDIRILMASI
GLİSERİN İÇEREN LİPİDLER
Basit
Lipidler
GLİSERİN
İÇERMEYEN
LİPİDLER
Bileşik lipidler
Sfingomyelinler
Sfingozinin
yağ
asit
esterleridirler.
Sinyal iletim fonksiyonuna
sahiptirler,
Sfingozin+YA= Seramid
(sfingomyelinin yapı
taşıdır)
Fosfolipidler
Glikolipidler
Lipoproteinler
Serebrozidler
Fosfat asiti kapsamayan
sfingozin
esterleridir.
Hayvan kaslarında ve sinir
hücrelerinin
zarlarında
bulunur.
Glikoserebrozidler
Galaktoserebrozidler
YA'lerinin
gliserolle
yaptığı
esterler
YA,
fosfat
asitleri ve N
içerirler,
Hücre zarının
önemli kısmını
oluştururlar,
LESİTİN
(kolin içerir)
SEFALİN
(Etanolamin
içerir)
YA ve CHO içerirler,
a. Glikolipidler
Genelde
hayvansal
dokularda bulunur
b.Galaktolipidler
Kaba
yemlerdeki
yağ
içeriğinin % 60'lık kısmını
oluşturur.
Yağların proteinlerle
bileşiklerdir.
Birçok enzim, yapısal
antijenler
ve
lipoprotein
bulunabilirler,
yaptıkları
Mumlar
Uzun zincirli alkollerin YA
proteinler, esterleri.
toksinler Yüksek erime noktasına
yapısında sahip olup, sindirimleri
zordur.
Lanolin
(yapağıda
Bunlara örnek olarak
bulunur)
VLDL
(düşük
lipoprotein)
yoğunluklu
HDL
(yüksek
yoğunluklu
lipoprotein ) verilebilir.
VLDL (kötü kolestrol)
kanda bulunur ve karaciğerden
vücut hücrelerine kolestolün
taşınmasında görev alır.
HDL (iyi kolesterol)
Vücut hücrelerinden kolesterolü
karaciğere götürür)
Steroidler
Steroid hormonlar
Terpenler
Prostoglandinler
LİPİDLERİN SİNDİRİMİ
TEK MİDELİLERDE LİPİDLERİN SİNDİRİMİ VE METABOLİZMASI
Yemlerde büyük ölçüde TG formunda bulunan lipidler safra asitlerinin sabunlaştırma ve
emüsfiye edici etkileri ile ve lipaz enziminin etkisiyle hidrolize olarak gliserol ve YA’ne ayrılırlar.
Yağlar bağırsak lumeninde (boşluğunda) çözünürler ve safra tuzları ile misel oluştururlar.
Misel= Safra tuzları+YA+monogliseridler+gliserol
Mukoza hücreleri tarafından emilen lipidler ŞİLOMİKRONLARI oluştururlar.
ŞİLOMİKRON: Şilomikronlar ince bağırsağın emici hücreleri tarafından oluşturulan büyük ebatlı (751200 nm çaplı) lipoproteinlerdir. Şilomikronlar barsak mukoza hücrelerinde üretilir ve besinsel yağ,
kolesterol ve kolesterol esterlerini periferik dokulara taşırlar.
Yapısında %1-2 oranında protein, %98-99 lipid bulunur. Bu lipidin %84'ü nötral yağ, %7'si fosfolipid, %5'i
kolesterol esteri ve %1-2'si de kolesterolden ibarettir.
İnce bağırsakların mukoza hücresi tarafından emilen mono, di ve trigliseritler ile YA farklı işlemlere
tabi tutulmaktadırlar. 14 c atomundan daha kısa YA toplardamar yolu ile karaciğere taşınır. 14
C’dan daha uzun zincirli YA serbest YA veya TG formunda şilomikronların yapısında yer alırlar ve
tümüyle TG’lere dönüşerek kan dolaşımına dahil edilirler. YA hücre içine proteinlerle taşınırlar.
Hücre içinde miseller ihtiyaca göre TG, fosfolipid ve kolesterole dönüşürler.
Yağların sindiriminde etkili olan faktörler:
1. Safra tuzunun yeterli düzeyde olması
2. Doymamış/doymuş YA arasında dengeli bir oranın olması
3. Lipaz enziminin varlığı ve miktarı
4. Bağırsakta serbest halde bulunan Ca iyonu konsantrasyonu
5. Yağ asitlerinin zincir uzunluğu;Yağ asitlerinin zincir uzunluğu arttıkça emilim güçleşir.Kısa
zincirli yağ asitleri mukozal membranları kolayca geçebilirler.
6. Yağın;yağ asidi ve trigliserid formunda olması;Trigliserid formundaki yağların yağ asitlerine
göre sindirimleri daha zordur.
7. Doymuş yağ asitlerinin trigliserid molekülü üzerindeki pozisyonu ;2 no’lu pozisyondaki yağ
asitleri daha kolay emilebilir.
8. Yağın katıldığı karma yemin yapısı ,selüloz oranı ;Selüloz oranı arttıkça yağ sindirimi azalır.
9. Yağın yeme katılma düzeyi;Rasyon kuru maddesindeki yağ miktarı arttıkça emilim azalır.
10. Hayvanın yaşı;Hayvanın yaşı arttıkça sindirim ve emilim artar.
11. Bağırsak ortamının pH değeri: Lipazın optimum düzeyde aktivite gösterebilmesi için gerekli
olan pH 7.0-8.8 arasındadır. pH'nın bu sınırlar dışına çıkması sindirimi azaltır.
Yağların sindirilmesi sonucunda serbest kalan YA bağırsaktan emilmekte ve bağırsak
duvarında yeniden TG sentezinde kullanılmaktadır. Enzimlerin etkisiyle TG’lerden ayrılan
monogliseritler bağırsaktan emilebilirler.
Vücuttaki yağ oranı devamlı olarak sabit kalma eğilimindedir. YA adipoz dokudan sürekli
olarak mobilize olmakta (serbest hale geçmekte) ve kan yolu ile diğer organ ve dokulara
taşınmaktadır. Emilen YA’nin bir kısmı ise gliserolle birleşerek yağları oluşturup
depolanmaktadır. Böylece kan ve dokularda yağ ve YA sürekli olarak belirli bir düzeyde
tutulmaktadır.
Şekil 1. Çift Bağ Taşıyan Yağ Asitlerinin Sentezi
Yağların Katabolizması
Yağlar lipaz enziminin etkisiyle gliserol ve YA’ne hidrolize edilmektedir. Yağların
yıkılması beta-oksidasyon yolu ile olmaktadır.
Gliserolün yıkılması
Gliserol
alfagliserolfosfat
Dihidroksiasetonfosfat
GLİKOLİZİS
dihidroksiasetonfosfat
pirüvik asit + asetil CoA
Asetil CoA Krebs döngüsüne girer ve aşağıdaki ürünler oluşur..
Asetil CoA
CO2 + H2O
1 mol gliserolün bu yolla CO2 + H2O'ya parçalanması sonucunda net 22 ATP elde edilir.
Yağ Asitlerinin Yıkılması (katabolizması)
BETA-OKSIDASYON OLAYINDA YA'LERİNİN C ZİNCİRLERİ HER SEFERİNDE 2C
KAYBEDEREK BASAMAK BASAMAK PARÇALANIR VE EN SONUNDA ASETİLCoa'YA İNDİRGENİR.
Doymuş ve doymamış YA'leri beta-oksidasyon adı verilen yolla yıkılırlar.
Doymuş ve doymamış YA'lerinin bu yolla yıkılmasında 2 temel fark vardır.
1.
Doymamış YA'lerinde doymuş YA'lerinin oksidasyonundan farklı olarak 2 enzim
daha rol oynar (enoil CA izomeraz ve 3-hidroksi asil Co A epimeraz). Bu enzimler cis
şekillenmesi gösteren doymamış YA'lerinin çift bağlarını trans pozisyona çevirir.
2.
Doymamış YA'lerinden sağlanan ATP miktarı aynı sayıda C içeren doymuş
YA'lerinden daha düşüktür. (NEDEN)???
YA'nin tipine göre beta-oksidasyon'dan elde edilen ATP miktarı değişir.
Beta-oksidasyonun her devrinden 5 ATP ve her mol Asetil CoA'nın Krebs döngüsünde
parçalanmasından 12 ATP elde edilir.
Reaksiyon zincirinin başlaması için 2 ATP harcanır.
YA
C Sayısı
Üretilen ATP
Stearik asit
18
146
Kaprilik asit
8
61
Bütirik asit
4
27
Yağ asitleri doymuş ya da doymamış hidrokarbon zincirleridir. Çift ya da tek karbon
sayılı olabilirler. Her tipte yağ asiti mitokondride beta oksidasyonu ile oksitlenmektedir.
Beta oksidasyon tepkimeleri yağ asitinden iki karbon birimi ve iki çift hidrojenin ayrılması
ve bir mol su katılmasını içeren turlar şeklindedir. Karbonlar bitinceye kadar turlar devam
eder. Her bir turda ayrılan iki karbon birimi asetil KoA olarak ve hidrojenler ise NADH2 ve
FADH2 olarak ayrılır. Böylece, glukoz ve yağ asitlerinin oksidasyonu ile oluşan asetil-KoA
lar merkezi oksidasyon yeri olan sitrat döngüsünde karbondioksit ve suya kadar yıkılırlar.
Fosfolipidlerin (FL) Parçalanması
FL (gliserol fosfatid, fosfogliserid, fosfatid) asit ve bazlara karşı oldukça dayanıklıdır.
Ancak yapı larını oluşturan YA, fosforik asit, gliserol ve diğer alkollere fosfolipazlar
tarafından kolayca parçalanrlar.
Başlıca FL tipleri:
Sefalin
Lesitin
Fosfotidilserin
Fosfatidilinozitol
Fosfatidilgliserol
Difosfatidilgliseol
Bazı bilim adamlarınca SFİNGOLİPİDLER grubu içinde yer
SFİNGOMİYELİNLER ve SEREBROZİDLER de FL grubu içinde değerlendirilirler.
alan
FOSFOLİPİDLERİN PARÇALANMA ÜRÜNLERİ VE DEĞERLENDİRİLME
ŞEKİLLERİ
YAĞ ASİTLERİ
Enerji üretiminde ve farklı gliseridlerin sentezinde
kullanılabilir.
ALFA-GLİSEROFOSFAT
Glikolizis-Krebs döngüsü yolunu izler.
TG ve FL sentezinde kullanılabilir.
SFİNGOZİN
Başka bir sifingolipid sentezinde kullanılabilir.
Palmitik asite katabolize edilebilir.
KOLİN,
FOSFORİK
ASİT, Başka
bileşiklerin
sentezinde
yeniden
ETANOLAMİN, SERİN İNOZİTOL
değerlendirilirler.
Bir
amino
asit
olan
metbaolizmasında yer alır.
serin
protein
İnozitol bir vitamin olup enzim-koenzim
sistemlerinde rol alır ve glukoronik asite çevrilir.
KOLESTEROL METABOLİZMASI
C27H46O
Kolesterol, hayvanların vücut dokularındaki hücre zarlarında bulunan ve kan
plazmasında taşınan bir sterol, yani bir steroid ve alkol birleşimidir. Daha düşük miktarlarda
bitkilerde de bulunur. Kolesterol, özellikle hayvansal gıdalarda bulunur ama vücuttaki
kolesterolun ancak ufak bir kısmı gıda kaynaklıdır; çoğu vücut tarafından sentezlenir.
Vücudun her hücresinde bulunmakla beraber, onun sentezlendiği veya hücre zarlarının daha
çok olduğu organ ve dokularda, örneğin karaciğer, omurilik ve beyinde, kolesterolun
yoğunluğu daha yüksektir. Kolesterol kanda normalden fazla bulunması halinde damarlarda
birikerek damar sertleşmesine (ateroskleroz) yol açar. Bazen de safra pigmentleri ile
birleşerek safra taşlarının oluşumunda rol oynar.
Kolesterol pek çok biyokimyasal reaksiyonda yer almasına rağmen özellikle
lipoproteinlerin kolesterolü taşıma biçimleri ve kandaki kolesterol düzeyleriyle kalp
hastalıkları arasındaki bağlantıdan dolayı bilinir. Vücut, kolesterolü kullanarak hormonlar
(kortizol, üreme hormonları), D vitamini ve yağları sindiren safra asitlerini üretir. Bu
işlemler için kanda çok az miktarda kolesterol bulunması yeterlidir.
Eğer kanda fazla miktarda kolesterol varsa kan damarlarında birikir ve sertleşmeye
ve daralmaya (ateroskleroz veya arteriyoskleroz) yol açar. Aterosklerozda damar duvarında
biriken tek madde kolesterol değildir; akyuvarlar, kan pıhtısı, kalsiyum gibi maddeler de
birikir. Ateroskleroza halk arasında damar sertliği, damar kireçlenmesi de denir. Yüksek kan
kolesterolünün zararlarından bahsedilirken söz konusu olan "kötü kolesterol", yani düşük
yoğunluklu lipoprotein (İngilizce low density lipoproteins LDL) tarafından taşınan
kolesterol düzeyidir. Yüksek yoğunluklu lipoprotein (İngilizce high density lipoproteins
HDL) tarafından taşınan kolesterola "iyi kolesterol" denir.
Vücudun kolesterol
KARACİĞER’dir.
dengesinin
düzenlenmesinde
en
önemli
organ
İnsanlarda, hemen hemen tüm dokularda sentezlenmekle birlikte karaciğer,
bağırsaklar, adrenal korteks, overler ve testislerde sentez en yüksek düzeydedir.
Yaklaşık 70 kg ağırlığındaki bir kişinin vücudunda toplam 35 g kolesterol vardır.
Günlük dahili üretim miktarı 1 g, besin yoluyla alınan miktar ise 200-300 mg'dır.
Bağırsaklara (safra ve besin yoluyla) giren 1.200-1.300 mg'ın yarısı kana geçer.
Kolesterolün Görevleri
1. Hücre zarlarının yapımında rol alır.
2. Safranın sentezinde kullanılır.
3. Yağda çözünen vitaminlerin sentezinde görev alır.
4. Kortizol ve steroid hormonların (aldosteron, testesteron, östrojen, progesteron)
sentezinde kullanılır.
5. Vitamin D’nin sentezinde rol oynar.
KOLESTEROL SENTEZİ
Kolesterol yemlerden alınabildiği gibi vücutta da sentezlenebilmektedir. Kolesterolün ön
maddesini ASETİL Co-A oluşturmaktadır.
Kolesterolün başlıca sentez yeri KARACİĞERDİR. Bunun yanında ince bağırsaklar, deri,
böbrek üstü bezleri, damar çeperleri, böbrekler, testisler ve yumurtalıklarda da
sentezlenebilir.
Kolesterol sentezini etkileyen faktörler;
-Rasyonla alınan kolesterol düzeyi(alınan miktar az ise sentez düzeyi artar)
-Rasyonda doymuş YA’lerinin yüksekliği
-Tiroid hormonu yetersizliği
- Şeker hastalığı
VÜCUTTA KOLESTEROL TRAFİĞİ
KOLESTEROLÜN DİĞER BİLEŞİKLERE DÖNÜŞÜMÜ
RUMİNANTLARDA LİPİDLERİN SİNDİRİMİ VE METABOLİZMASI
Süt emen ruminantlarda lipidlerin sindirim, abzorbsiyon ve metabolizması ile ilgili
işlemle tek midelilerle benzerlik gösterir.
Lipidler kaba yemlerde mono ve digalaktogliserid, konsantre yemlerde ise TG
formunda yer alırlar.
Rumende mikrobik lipazların etkisiyle TG, galaktolipidler ve fosfolipidlerin hidrolizi
sonucunda serbest YA açığa çıkarken galaktoz ve gliserol UYA’ne dönüştürülür.
Doymamış YA’lerinden linoleik asit ve linolenik asit bakteriler tarafından doyurulur
(hidrojenizasyon) ve stearik asit gibi doymuş yağ asitlerine dönüşür.
Çoklu doymamış YA’lerinden (ÇDYA) sadece % 10’luk kısmı hidrojenizasyondan
kurtulur.
Dolayısıyla ince bağırsağın üst kısmına sadece doymuş YA’leri (steraik ve palmitik
asitler) yanında düşük düzeylerde tekli doymamış YA (TDYA), mikrobik lipidler ve çok
daha düşük düzeylerde ÇDYA ulaşır .
Bitkisel yemlerde bulunan lipidlerdeki yer alan linoleik ve linolenik asitlerde “cis”
formunda çift bağlar yer alırken, bu bağlardan bazıları rumende gerçekleşen hidrojenizasyon
olayı esnasında “trans” formuna dönüşür.
Diyette bulunan YA’lerinin büyük bir kısmı ruminal hidrojenizasyon olayı esnasında
bozulmalarına karşın ruminantlar esansiyel yağ asiti (EYA) eksikliği genelde göstermezler.
Çünkü doyurulmadan geçen çok düşük düzeydeki EYA ihtiyacı karşılamaya yeter.
Rumen mikroorganizmaları propiyonik asitten bazı tek C’lu YA’lerini, valin, izolösin
ve lösinin C iskeletlerinden de dallı zincirli YA’lerini sentezlerler ve bu YA süt yağı ve vücut
yağlarında yer alır.
LİPİDLERİN DİĞER BESİN MADDELERİ İLE İLİŞKİLERİ
Lipidlerin diğer besin maddeleri ile ilişkilerinde kilit bileşikler olarak ASETİL CoA
ve PİRÜVİK ASİT rol oynamaktadır.
Asetil CoA aşağıdaki şekillerde değerlendirilir
1. Krebs döngüsü yoluyla okside edilerek
2. Hidroksimetilglutaril CoA’ya çevrilip keton bileşikleri oluşturarak
3. TG’lerin sentezinde kullanılan uzun zincirli YA’lerini oluşturarak.
Glukoz metabolizmasının insülin noksanlığı ve açlık ile engellenmesi
1. KH kökenli CoA’nın Krebs döngüsünde parçalanma hızını düşürür
2. Glikoneogenesisi hızlandırıp yağlardan gelen Asetil CoA vasıtasıyla kan glikoz düzeyini artırır.
3. YA sentezini düşürür
4. Liposis ve betaoksidasyonu hızlandırıp keton bileşiklerinin oluşumunu artırır.
Ayrıca normal koşullarda kan glikoz düzeyindeki bir artış insülin salgılanmasını artırarak
glikozon adipoz dokuya taşınmasını hızlandırıp adipoz dokuda yağ katabolizmasını dolayısıyla da
CoA oluşumunu engellemek suretiyle keton bileşiklerinin oluşumunu önler.
LİPİD METABOLİZMASI İLE İLGİLİ BOZUKLUKLAR
Bu bozukluklar arasında en önemli 2 tanesi KETOSİS ve YAĞLI KARACİĞER
SENDROMU’dur.
KETOSİS
Protein, KH ve lipid metabolizmasının ara ürünü olarak oluşan Asetil CoA normal
şartlarda Krebs döngüsüne sokularak metabolize edildikleri halde bazı durumlarda bu sistem
yetersiz kalmakta ve sonuçta Asetil CoA bileşikleri keton bileşiklerine dönüşür. Üç önemli
keton bileşiği vardır.
ASETOASETİK ASİT
BETAHİDROKSİBÜTİRİK ASİT
ASETON
Keton bileşiklerinin sentezi
Asetil CoA--------- BetahidroksimetilglutarilCoA--------Asetoasetik asit------------------Betahidroksibütirik asit ve aseton
Ruminantlarda bu mekanizmaya ek olarak PROPİYONİK ASİT’ten de keton
bileşikleri sentezlenmektedir.
Bu 3 bileşik enerji kaynağı olarak kullanılabilmekle birlikte meydana geliş hızları
kullanılış hızlarından yüksek olursa kanda birikmeye başlarlar. Asetoasetik asit ve
betahidroksşbütirik asit güçlü birer asit olduklarından kan ve dokularda tampon maddeler
tarafından nötrlize edilemezler ve sonuçta kanın alkali rezervlerini tüketerek asidosise yol
açarlar ve kanın karbondioksit taşıma kapasitesi düşer ve aşırı durumda ölüme kadar
götürebilir.
Süt sığırlarında “asetonomi” olarak bilinen bu hastalık süt veriminin en yüksek
olduğu dönemde ortaya çıkar.
Koyunlarda ise gebeliğin son haftasında ortaya çıkmakta ve “gebelik hastalığı”
olarak bilinmektedir.
Sığır ve koyunlarda
Kan (ketonomi) ve idrarda (ketonuri) keton düzeyi yükselir
Kan glikoz düzeyi düşer
Dokularda glikojen depoları tükenir
Canlı ağırlık kaybı ve süt veriminde azalma görülür
Yavru atma olayları artar.
Ketosis tedavisinde
Glikojen enjeksiyonu (%25 glikoz çözeltisi damar içi verilebilir)
Kortizon hormonu, sodyum propiyonat ve propilen glikol (ketosisili hayvanlara 100150 g/gün sodyum propiyonat veya propilen glikol verilebilir.
Ketosisten korunma
Korunma için hayvanların doğum öncesi fazla yağlanmamasına veya fazla zayıflamamasına
özen gösterilmeli, bunun için hayvanların dengeli beslenmesine dikkat edilmelidir. Ayrıca doğuma
iki ay kala sağıma son verilmeli ve bir ay kala iyi dengelenmiş rasyonlarla hayvanlar
beslenmelidir. Tüm rasyonun ani değişiklikleri özellikle buzağılamaya yakın ve buzağılamada,
stresi en aza indirmek için, önlenmelidir. Örneğin doğuma bir ay kala hayvanlara günde 5 kg
konsantre yem, iyi kalitede kuru ot ve diğer yemler veriliyorsa bu miktar doğuma kadar
azaltılmalıdır. Doğum öncesi vücutta depo yağ oluşumu engellenmelidir. İnek doğurduktan sonra
enerji içeriği yavaş yavaş epey arttırılmalıdır. Doğumdan sonra verimin artması için yavaş
yavaş arttırılma koşuluyla 3 litre süt verimi için 1 kg konsantre yem ve 100 kg canlı ağırlık
için 3 kg miktarında iyi kalitede kuru ot veya diğer yemler verilmelidir. Haşlanmış patates,
500gr şeker veya pekmez, 500-1500gr melas verilmesi yararlıdır. Yedirilen rasyonlardaki protein
miktarı %16-18'i geçmemeli ve sindirilebilir karbonhidrat miktarı yeterli olmalıdır. Eğer tane
yemler veriliyorsa ezilip verilmelidir. Kuru ot ve diğer yemler bozuk, küflü ve ıslak olmamalıdır.
Ahırdaki sığırlar hergün gezindirilmelidir. Rasyonlara yeterli miktarda kobalt, fosfor, mangan gibi
iz elementler ve A vitamini ilave edilmeli, ayrıca doğumdan sonra 1–1,5 ay süreyle günde 100 gr
miktarında Sodyum propiyonat yemle birlikte verilmelidir. Yakın geçmişe ait çalışmalarda
buzağılamadan önce ineklere günlük 6 gr nikotinik asit (niyasin) eklenmiş rasyon verildiğinde, iyi
sonuçlar alınmıştır.
KETOSİS Mİ
OLDUM
ACABA?
Ketosis in beef cows
Whereas ketosis in early lactation mainly affects high-yielding dairy cows, ketosis or
pregnancy toxaemia in late pregnancy mainly affects beef cows. Cows of all ages can be
affected, but over fat animals and those carrying twins are most at risk. Beef cows often get
over fat on good summer pastures. If the same cows do not have access to high quality forage
during the winter months, when they are in late pregnancy, they will succumb to ketosis due
to a low energy intake. Affected cows are usually 7-9 months pregnant, and the initial clinical
signs are the same as for ketosis in early lactation. However, many cows become recumbent
fairly quickly and most die three to fourteen days later. Cows affected close to parturition
often die during parturition
YAĞLI KARACİĞER SENDROMU (YKS)
Normal şartlarda karaciğerdeki yağ oranı % 5 olduğu halde bazı durumlarda % 30’lara
kadar çıkabilir.
Özellikle 4*8 haftalık broylerlerde ve yumurtlayan tavuklarda büyük ekonomik kayıplara
yol açar.
Broylerlerde aniden felç yaparken, yumurtlayan tavuklarda karın bölgesinde ve iç
organlarda aşırı yağlanma yapar ve ileri aşamalarda ölüme sebebiyet verebilir.
YKS’nin ortaya çıkış nedenleri
1. Kalıtım
2. Rasyonun nitelikleri
-Enerji/protein oranının yüksekliği
-yemlerin peletlenmesi
-rasyonda fazla miktarda buğday kullanılması (NEDEN?)
-Biyotin, kolin, pantoteinik asit noksanlıkları (NEDEN?)
-Vitamin E ve selenyum noksanlıkları
-metiyonin ve treonin noksanlıkları
-kolestrol yüksekliği
3. fosfolipid sentezinin aksaması
4. alkol, kloroform zehirlenmeleri
5. aşırı sıcaklar
6. kafeste yetiştirme (NEDEN?)
YKS’nin önlenmesi için
1.Rasyonun enerji değeri düşürülmeli, protein düzeyi artırılmalı
2. Rasyonlar biyotin, B12, Vitamin E ile ile desteklenmeli
3. Kolin, metiyonin, lesitin, buğday gliadini, jelatin, mısır zeini gibi karaciğerde yağ birikmesini
önleyen lipotropik maddelerce zengin rasyonlar kullanılmalı.
Düzensiz
Düşük gebelik
Ovaryum kistleri
Embriyonik
kayıplar
Bağırsaklarda
Rumen fonksiyonunun
ishal
Sütte bulaşma
Süt veriminde
düşme
Laminitis (ayak
iltihabı)
Yem tüketiminde
Süt veriminde düşme
Yemden yararlanma
oranının düşmesi
Download

lipid metabolizması-7 MAYIS 2014