Ocak 2012 Yıl : 79
Sayı : 901
ISSN : 1300-1450
Ocak 2012 Yıl : 79
Ceyhun Atıf Kansu Cd. 1271.Sokak Nu : 35 / 9 - 10
06450 Balgat / ANKARA
Tel : (0312) 472 99 59 • 472 99 11 Belgegeçer : (0312) 472 97 64
www.koopkur.org.tr • [email protected]
YIL : 79 SAYI : 901
Ahmet BAYANER
Muharrem ÇETİN
Rasih DEMİRCİ
Hikmet KAVRUK
Nurettin PARILTI
Adnan TEPECİK
Eriman TOPBAŞ
Mehmet YEŞİLTAŞ
2012 dünya
kooperatifçilik
yılı
Başyazı
1
Nevzat AYPEK
YENI FINANSAL TEKNIKLER KARŞıSıNDA
ÜÇÜNCÜ SEKTÖR KOOPERATIF
İŞLETMELERIN DURUMU
3
Ocak 2012
Mehmet ARSLAN
SOSYAL EKONOMI İŞLETMELERINDE FON
TAHSIS ETKINLIĞININ TESPITI VE İYILEŞTIRME
ÖNERILERI
10
Erol DEMİR
KOOPERATİFLERDE FİNANSMAN USUL VE
ESASLARI: ''TARIM KREDİ
KOOPERATİFLERİ'' ÖRNEĞİ
18
Rasih DEMİRCİ
KOOPERATİFLERİN FİNANSMANI ÜZERİNE
22
İlhan KÜÇÜKKAPLAN
KOOPERATİFLERİN FİNANSMAN SORUNUN
ÇÖZÜMÜ İÇİN KOOPERATİFLER BANKASI
MODELİ
25
Okan Veli ŞAFAKLI - Hasan SOLYALI
FİNANS SEKTÖRÜNÜN OMURGASI OLARAK
KKTC'DE KOOPERATİFÇİLİK HAREKETİ
33
Zeki BİRDOĞAN
21 ARALIK DÜNYA KOOPERATİFÇİLİK
GÜNÜ KIZILCAHAMAM'DA KUTLANDI
37
Yavuz KOCA
DENKTAŞ'IN ARDINDAN
39
İsa KAYACAN
KIBRIS TÜRKLERİNİN EFSANEVİ LİDERİ,
RAUF RAİF DENKTAŞ'I UNUTMAYACAĞIZ
41
H.Rıdvan ÇONGUR
ÂRİF NİHAT ASYA
43
26.01.2012
Dergimizde yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına
aittir.
Sayı : 901
Hüsnü POYRAZ
Prof.Dr. İhsan ERDOĞAN
Özdemir ÜNSAL
ISSN : 1300-1450
Başyazı
Başkalarının ihtiyaçlarını karşılamak için mal ve hizmet üretim ve/veya
satışını yapan, kar sağlamayı amaçlayan ekonomik ve teknik birimler olan işletmeler; amaçlarını gerçekleştirebilmek için üretim faktörlerini bir araya getirirler. Üretim faktörleri, sermaye, emek, tabiat ve
müteşebbistir. Müteşebbis, faktörleri bir araya getirerek, müteşebbislik
kabiliyetini de katarak ekonomik ve teknik birimi oluşturur ve yönetir.
İşletme hayatı yatırım dönemi ve faaliyet dönemi olmak üzere iki
döneme ayrılır. Yatırım dönemimde sermaye sağlanması, sermaye
malları yatırımı, istihdam, hammadde tedariki ve üretimin müteşebbis
tarafından yerine getirilmesi için; müteşebbisin eğitimi ve tecrübesi yeterli olmayacağı gibi, yeterli olsa bile mesaisi yeterli olamayacağından
pratik de olmayacaktır. Keza, faaliyet dönemi de en basit şekliyle üretimsatış-tahsilat safhalarından oluşur. Dolayısıyla, müteşebbisin faaliyet
dönemindeki fonksiyonları da tek başına icra etmesi mümkün olmayabilir. Nitekim, bundan dolayı işletme fonksiyonları geliştirilmiş olup;
benzerlik gösteren faaliyetler gruplandırılarak bir fonksiyonun görevi
olarak addedilmiştir. Bu fonksiyonlar; üretim, pazarlama, finansman,
insan kaynakları, muhasebe, ar-ge, halkla ilişkiler ve yönetim olarak belirtilmektedir.
Derginin bu sayısında “kooperatifler ve finans” konusu işlendiğinden;
başyazının da finans fonksiyonu içerikli olmasının uygun olacağı kabulünden hareketle sadece finans fonksiyonu şöylece açıklanabilir.
Finans fonksiyonu, işletmenin ihtiyaç duyduğu fonların sağlanması
ve yönetilmesi yani kısaca kaynak ve kullanım görevini yerine getirir.
Dolayısıyla, üretim faktörlerinden sermayenin tedariki ile finans fonksiyonunun görevi başlamış olur. Bir başka ifade ile işletmenin yatırım
döneminde ihtiyaç duyulan fonların tedariki ( yatırım sermayesi) ile ve
sağlanan fonların fizibl yatırımlara yatırılması ile finans fonksiyonunun
görevi başlar ve faaliyet döneminde ihtiyaç duyulan fonların tedariki
(işletme sermayesi) ve yönetimi ile devam ederek, her bir faaliyet dönemi sonunda ortaya çıkan dönem karının nasıl kullanılacağına yönelik
kararların oluşturulması ile tamamlanır. Ki bu süreçlerin her birinde çok
sayıda karar verilmekte olup, kararlarlar kendi içlerinde gruplandırılarak;
finanslama kararları, yatırım kararları ve temettü kararları olarak isimlendirilmekte ve temel finans kararlarını ( politikaları) oluşturmaktadırlar.
1
Bu kararları verirken veya politikaları belirlerken finansal yöneticinin nihai
amacı firma değerini ençoklamaktır.
Sosyal boyutlarının yanı sıra birer ekonomik birim olan yani birer işletme olan
kooperatifler de üretim faktörlerini bir araya getirmektedirler. Kooperatif yönetici/yöneticileri müteşebbis rolünü üstleniyor ise de; sermaye teşekkülü ve
devamında finans yönetimi profesyonellerce yapılması gereken bir iştir. Her
ne kadar kooperatif yöneticiliği için belli bir alanda ve seviyede eğitim şartı
olmamakla veya kooperatifçilik ilkeleri gereği olamamakla birlikte, planlı bir
şekilde kooperatifçilik ve işletme alanında yüksek eğitim görmüş ortaklar yönetici olarak seçilseler bile; açıklanmaya çalışılan nedenlerle ve sermayenin anahtar rolünden dolayı kooperatif işletme iç örgütlenmesinde finans fonksiyonu
yerini almalıdır.
Kooperatif işletmelerin sosyal fonksiyonlarını icra edebilmeleri ekonomik güçleri
ve süreklilikleri ile doğrudan ilişkilidir. Hal böyle olunca kooperatiflerde yönetim
ve yazımız kapsamında finansal yönetimin önemi daha belirginleşmektedir.
Çünkü, özellikle telekomünikasyonun gelişmesiyle adeta tek Pazar haline gelen
dünyada artan rekabet keskinleşerek devam etmektedir. Bu durum işletmeleri
sürekli yeni arayışlara itmekte bu kapsamda finans alanında da yeni finansal
teknikler, araçlar geliştirmektedirler. Nitekim, finans mühendisliği bu tür
çalışmalarını devam ettirmektedir.
Kooperatif işletmelerin de bu zorlu yarıştan kopmamalarını teminen finans
mühendisliğinin ürünlerini kullanabilmeleri ve kooperatif işletmelere münhasır
finansal teknik ve araçlar geliştirebilmeleri için; müstakilen finans fonksiyonu
oluşturacak, finansal yönetici istihdam edecek ekonomik güçleri olmasa bile kooperatif davranışlarını bu alanda da devam ettirip, bölge birlikleri veya merkez
birliği bazında danışmanlık hizmeti almak yoluna gidebilirler/gitmelidirler.
Danışmanlık hizmeti özel sektörden alınabileceği gibi, kooperatifler ve/veya
bölge birlikleri bu amaçla hizmet kooperatifleri kurabilirler. Merkez birlikleri
danışmanlık şirketi kurabilirler. Hizmet kooperatifleri ve/veya şirketlerden, finans alanındaki danışmanlık hizmetlerinin yanı sıra diğer işletme fonksiyonları
ile ilgili de danışmanlık hizmeti alınması mümkün olabilecektir.
2
YENI FINANSAL TEKNIKLER
KARŞISINDA ÜÇÜNCÜ SEKTÖR
KOOPERATIF İŞLETMELERIN
DURUMU
Nevzat AYPEK *
değişik yöntemlerle gerçekleştirilmektedir.
Bu bağlamda, ekonomistler şirket birleşSon yıllarda dünyada sosyo-politik ve eko- melerini dört grupta sınıflandırmaktadırnomik anlamda pek çok köklü değişiklikler lar. Bunlar; yatay birleşme, dikey birleşme,
olmuş ve belirgin eğilimler ortaya çıkmıştır. türdeş birleşme ve aykırı birleşmelerdir(Br
Ekonomik hayatın değişik kesimlerinde tek igham,1996,s.133).
tek değerlendirilen ve birbirlerinden ayrı
olarak tartışılan bu değişme ve eğilimler Özel sektör ve kamu sektörünün yanında
sistem yaklaşımı çerçevesinde değerlendi- üçüncü sektör olarak kabul edilen ve bizarildiğinde; içinde bulunduğumuz çağ bilgi tihi bir birleşme olan kooperatifler de gerçağı, bilişim çağı gibi isimlerle anılmakta- çekleştirdikleri örgütlenme ile bir nevi birdır. Son derece gelişmiş olan iletişim araç- leşme gerçekleştirmektedirler. Bu örgütları da bilişim çağının itici gücü olarak ka- lenme; kooperatifler birliği, kooperatifler
bul edilmektedir. İletişim araçlarının geliş- merkez birliği, kooperatifler milli birliği ve
mesi sonucu ülkeler birbirlerine daha çok milli kooperatifler birliği(konfederasyonu)
yaklaşmış, adeta dünya küçülmüş ve dün- seklindeki bir hiyerarşik yapı içinde olya pazarlarında bir küreselleşmeye doğru maktadır. Birim kooperatiften başlayan
gidişat başlamıştır. Bu gidişatın sonucu bu örgütlenme piramit şeklinde dikey bir
olarak da pazarın genişlemesiyle rekabet örgütlenmedir. Kooperatifler birer ekonodaha da keskinleşmiş ve dünyada piyasa mik birim olduklarına göre, kooperatifler
birliği ve kooperatifler merkez birliği yatay
ekonomisi hakim olmaya başlamıştır.
birleşme, kooperatifler milli birliği dikey
Gelişen piyasa ekonomisi ve artan rekabet, veya türdeş birleşme ve milli kooperatifler
ölçek ekonomileri yaklaşımını gündeme birliği aykırı birleşme olarak şeklen kabul
getirmiş ve şirket birleşmeleri başlamıştır. edilebilir.
Şirket birleşmelerinin altındaki motifler;
Sinerji, vergi, ikame maliyetlerinin altında Sosyo-ekonomik kooperatif işletmelerin,
aktifleri satın alma, farklılaştırma ve kont- kooperatif davranışın da gereği olan bu birrol olarak sayılabilir. Bu motiflerle yapılan leşmelerden beklenen özellikle ekonomik
şirket birleşmeleri, amaçlar paralelinde sonuçlara ulaşabilmeleri için ekonomik
alandaki gelişmeleri ve yenilikleri takip et* Prof. Dr. - Türk Kooperatifçilik Kurumu Başkanı
meleri ve hızla adapte olmaları gerekmek-
1.Giriş
3
tedir. Yani, ekonominin üstünlüğü ilkesi ile
uyumlu olmak zorundadırlar.
2.Üçüncü Sektör
Kooperatif İşletmelerin
Özellikleri ve Farkları
işletmelerinden ayıran karakteristik özellikler; tüzel kişilik, amaç, kuruluş, işleyiş,
yönetim, denetim ve vergilendirme başlıkları altında açıklanabilir.
Genel kabul görmüş kooperatif tanımlarına göre; kooperatif bir sermaye birleşmesi
değil bir şahıs birleşmesidir. Şahısların orAvrupa Birliği ve Fransız geleneğinde sos- tak amaçlarla maddi ve manevi güçlerini
yal ekonominin resmi ve geçerli anlamı; birleştirmeleri yani iş birliği ve güç birliği
kooperatifler, birlikler, dernekler ve vakıf- yapmalarıdır. Dolayısıyla bu birliktelikte,
lardan oluşan kuruluşlar gurubudur. Bütün ekonomik değerlerin birleştirilmesinin yabu kuruluşlar, en azından aynı amaçlara sa- nında bilgi ve tecrübelerin de bir araya gelhip çıkan ve bir ölçüde aynı prensipleri ve mesi kooperatif işletmeyi daha dinamik bir
aynı değerleri paylaşan bazı müşterek özel- yapıya kavuşturur. Yar kooperatifler, şahsiliklere sahiptir. Bu kuruluşlar kamu sektörü yetlerini kullanan ve amaçları belli dinamik
ve kar amaçlı özel sektörü yani üçüncü bir ve çoğulcu bir insanla topluluğudur.
sektörü oluşturmaktadırlar. Sosyal ekonoKooperatif işletmeler, rekabet ortamının
mi, ekonomi ve sosyal alanın kesişme hatiyi işlemediği bir sistemde gelir dağılımı
tında durmaktadır. Sosyal ekonomi, kara
dengesizliğine karşı doğmuştur. Kooperayönelik bir sektör değildir. Fakat piyasa ve
tifler bu yönü ile bir rekabet aracıdırlar ve
piyasa dışı faaliyetlerde bulunmaktadır.
rekabetin eksik olduğu yerde onu tamam(Thiry 1996, s . 117) .
larlar. Dolayısıyla kooperatifler kapitalizme
Çeşitli Avrupa Birliği ülkelerinde kullanı- karşı değil, bu sistemin aşırı kar hırsı ile
lan terminolojideki farklılıklar paralelinde; toplumu yoksul bırakmasına karşıdırlar. Bu
üçüncü sektör, üçüncü sistem, kar amacı nedenle, aynı amacı hedefleyen meslek,
gütmeyen kuruluşlar, gönüllü sektör gi- sanat ve geçimlerine ait hayatlarını devam
bi kavramlar da kullanılmaktadır. Keza, ettirmek isteyen insanlar bir araya gelerek
Fransız geleneğine göre toplum ekono- rekabet güçlerini geliştirir ve korurlar. Yani,
misinin temel unsuru olan kooperatifçilik kooperatif işletmelerde hedef insanın kenAmerikan geleneğine göre de kar amaçlı disidir, insanların iş birliği ve dayanışma ile
sektörlerden dışlanmıştır(Thiry, 1999,s.7). hayatlarını devam ettirmeleridir.
Dolayısıyla, kooperatif işletmeler üçüncü
Kooperatif işletmelerin kuruluş ve işleyişisektörü oluştururlar.
ne yönelik hukuki düzenlemeler genellikle
Bu bağlamda, iş birliği yapmak, grup eko- gerçek kişilerin ve çok sayıda gerçek kişinin
nomisi olarak hareket etmek, birlikte yö- kooperatif kurucusu olmasını öngörmektenetmek ve kolektif olarak rekabet etmek dir. Keza, aynı amacı taşıyan ve arzu eden
gerekçeleri ile kurulan kooperatif işletme- insanların kooperatiflere ortak olmaları ilerin, özellikleri ve özel sektör işletmelerin- çin açık kapı ilkesi benimsenmiş ve böylece
kooperatiflerin daha geniş kitlelere hizmet
den farkları şöyle açıklanabilir.
götürmesi hedeflenmiştir.
Kooperatif İşletmelerin Özellikleri: Kooperatif işletmelerini, kamu ve özel sektör Kooperatif yönetimi, kooperatif amacının
4
gerçekleştirilmesinin başlıca sorumlusudur. Ortaklar amaçlarına ulaşabiliyorsa
yönetim başarılı kabul edilmektedir. Aksi
halde yönetim başarılı sayılmamaktadır.
Nitekim, yönetimin faaliyetleri denetim birimince de ortaklar adına denetlenmektedir. Yani, kooperatif yöneticileri amaç-araç
ilişkilerini kurarken ortaklarından bağımsız
olarak karar veremez ve serbest hareket
edemezler. Çünkü, ortaklık payından bağımsız olarak her ortak aynı derecede söz
hakkı sahibidir.
Kooperatiflerin kurulup, gelişmesi için tüm
ülkelerde bazı kolaylıklar getirilmiştir. Bu
kolaylıklar kuruluş safhasının her adımından, faaliyet safhasına ve tasfiyeye kadar
devam etmektedir. Bu kolaylıklar, vergi istisnaları ve/veya muafiyetleri, destekler ve
teşvikler şeklinde olmaktadır.
sına satılabilir
• Şirket ortaklarında sınırsız hisse, kooperatiflerde sınırlı ortaklık
• Şirket yönetimine sermaye hakim
olup, sermaye birinci planda ortak ikinci
planda, kooperatiflerde ortaklık payı ne
olursa olsun her ortak bir paya sahip olup
ortak birinci planda
• Şirketlerde sosyal amaç çok tali bir
amaç, kooperatiflerde kuruluşun önemli
unsurlarından
olarak sayılabilir (Mulayim, 1997,s.78-80).
Kooperatif işletmeler, özellikleri ve sermaye şirketlerinden farkları açısından değerlendirildiğinde; özel sektörden farkı ayrı
bir sektör olduğu görülmektedir. Ancak,
bu tespit kooperatif isletmelerin ekonomik
Kooperatif İşletmelerin Özel Sektör İşlet- bir birim olduğu gereğini değiştirmiyor.
melerinden Farkları: Kooperatif,
eko- Dolayısıyla kooperatif işletme birinci sıranomik olmasının yanı sıra aynı zamanda da gelen sosyal amacı ancak ekonomik güç
sosyal bir kurumdur. Sosyal amaç koope- ile desteklediği takdirde yerine getirebileratifin önemli unsurlarından biridir. Dola- cektir. Bu nedenle kooperatifler, kooperayısıyla kooperatifler, kar kaldırma amacını tif davranışın gereği olan örgütlenmelerini
güden bir birleşme şeklidir. Bu bağlamda, tamamlamış olsalar bir başka ifade ile pikooperatifler ile özel sektör işletmeleri yasa ekonomisi yaklaşımını benimsemiş
(sermaye şirketleri) arasında farklılıklar olsalar bile, bir nevi birleşme olan bu örgütle bir sinerji yaratmalıdır. Öyle ki, şirket
vardır. Bu farklılıklar;
birleşme motiflerinden birisi sinerji etkisi
• Şirketlerde kar maksimizasyonu, koo- ortaya çıkarmak idi. Sinerjik etkiler ise dört
peratiflerde fiyat minimizasyonu
kaynaktan ortaya çıkar. Bu kaynaklar; faali• Şirket ortaklarına kar payı dağıtımı, ko- yet ölçek ekonomisi, finansal ekonomiler,
operatif ortaklarından kooperatifle alış-ve- farklı yönetim etkinliği ve artan iş gücüdür.
(Brigham,1996,s.136). Dolayısıyla, ölçek
riş yapanlara risturn dağıtımı
ekonomisinin etkin kullanımı ortaya çıkarı• Şirketlerde sermaye payına göre kar lan sinerji etkisini kooperatif işletmelerde
payı, kooperatiflerde alış-veriş oranına gö- en azından bir rekabet aracı olarak kullanre risturn
malıdırlar.
• şirket hisse senetleri borsada işlem Ekonomik birim olmaları ve bir rekabet agörür, kooperatif ortaklık senetleri ancak racı fonksiyonu görmeleri beklenen koopekooperatife ve kooperatifin rızası ile başka- ratif işletmeler hayatlarını devam ettirebil5
meleri ve fonksiyon icra edebilmeleri için;
rakip sektörlerin kullandığı tüm ekonomik
ve finansal enstrümanları etkili bir şekilde
kullanmak durumundadırlar. Çünkü, tek
pazarlı bir dünyaya, piyasa ekonomisine
ve artarak keskinleşen rekabete entegre
olabilmek için; ekonomik kurallardaki değişmeler, gelişen enstrümanlar yakın takip
edilmeli ve gecikmesiz uygulanmadır. Her
ne kadar kooperatif işletmelere yönelik
kısmi destek ve teşvikler olsada Ekonominin Üstünlüğü İlkesi tüm sektörler ve işletmeler için geçerlidir.
ile finansal türevler anlamında bir analiz
de yapılmış olacaktır. Diğer taraftan kooperatif işletmeleri bir bütün olarak alarak,
analiz yapmanın çok isabetli olmayacağı
varsayılarak; genel kabul görmüş kooperatif sınıflandırması doğrultusunda Tarım
Kooperatiflerden, Tarım Satış Kooperatifleri seçilerek, analiz bunlar üzerinde yapılacaktır.
Futures, standart miktar ve kalitede bir
varlığın önceden belirlenmiş bir fiyattan
gelecekte belirli bir tarihte teslim etme ya
da teslim almaya ilişkin yasal bir sözleşmedir. Futures sözleşmelerin dayandığı ya da
3.Yeni Finansal Teknikler
yazıldığı varlık fiziksel bir mal olabileceDünya ekonomisinin globalleşme eğilimi ği gibi finansal bir girişim ya da gösterge
gelişen teknoloji ile de desteklenen son 25 de olabilir. Futures sözleşmeler, organize
yılda işletmelerde finans fonksiyonu bü- borsalarda işlem gören standart sözleşyük bir değişim göstermiştir. Değişimden meler olup; ticari riskleri azaltmaktadır.
tüm ülkeler ve tüm sektörler payını almış- (Ersan,1996,s.7).
tır. Tabi olarak en hızlı büyüme ve gelişme
Futures sözleşmeleri dayandığı ya da yagösteren sektör finans sektörü olmuştur.
zıldığı ürüne göre; finansal futures ve emYeni finansal kurumlar ve araçlar geliştitia futures olarak ikiye ayrılmaktadır. Tarım
rilmiş, dünyadaki sektörel gelişme eğilimi
Satış Kooperatifleri tercihinden hareketle
aynen ülkelerin finans sektörüne yansıemtia futures açıklanacaktır.
mıştır. Bu gelişmeler sonucu, işletmelerde
finans yöneticisinin gerek yatırım gerekse Emtia futures sözleşmeler, belli standartfinansman karar sürecinde seçenekleri ar- taki belli bir ürünün, ileri bir tarihte söztırmıştır. Bu seçenekler; leasing, factoring, leşmenin yapıldığı tarihte sabitlenen bir
forfaiting, forward-futures, options, swaps fiyat üzerinden teslim edilmesi veya teslim
(finansal türevler) ve ventur capital olarak alınması taahhüdünü içeren bir sözleşsayılabilir. Günümüzde işletmeler mevcut medir. Tanımdan da anlaşılacağı gibi bir
ve yeni geliştirilecek bu teknik ve enstrü- sözleşmede iki taraf vardır. Bu taraflardan
manlar ile faaliyetlerinin sürdürmektedir- satıcı durumda olanın pozisyonuna short,
ler ve sürdürecekler (Brealey,1997,s.xxv).
alıcı durumda olanın pozisyonuna long
denmektedir. Satıcı durumda olan taraf
Çalışmanın amacı yeni finansal teknikleri
vade tarihinde nakit karşılığı mal teslimitanıtmak olmadığından, burada finansal
ni, alıcı durumda olan taraf ise vade taritürevleri seçip, bu yeni finansman tekniği
hinde mal karşılığı nakit teslimini kabul
karşısında üçüncü sektör kooperatif işletetmiştir(Apak,1995,s.17).Emtia
futures
melerin durumu analiz edilecektir. Futusözleşmeler; tarımsal ürünler, enerji ve
res, options ve swaps ile birlikte finansal
metaller olmak üzere üç temel gruba ayrıltürevler grubunu da oluşturan bir finansal
maktadır. Özellikle tarımsal futures sözleşenstrümandır. Dolayısıyla, futures tekniği
6
melere, tarımsal ürünler ve canlı hayvanlar
konu olmaktadır.
Emtia futures sözleşmeler ile taraflar fiyat
değişikliklerine karşı korunmalarının yanı
sıra; üretimde sürekli gelişme, verimliliğin
artması, tarımsal ürünlerde kendi kendine
yeterlilik ve dinamik bir yapının oluşması,
laboratuvar, uluslararası kalite, analiz ve
örneklem metotlarının kullanımının yaygınlaşması, çok sayıda alıcı ve satıcının serbest rekabet şartları altında işlem yapması
nedeni ile gerçek rayiç bedellerin tespit
edilmesi, ters yönlü işlemler ile ürün pozisyonlarının kapatılabilmesi, küçük teminatlar ile büyük satışların ve alışların gerçekleşmesi, finansal teminatlar nedeni ile
tarafların tam güvencede olması, üretici,
ihracatçı, alıcı ve satıcının stoklama maliyetlerinin en aza indirilmesi ve ekonomiye ve piyasalara likidite kazandırma (ITB,
2000,s.14) gibi avantajlara da sahip olurlar.
4. Tarım Satış
Kooperatiflerinin Finansal
Türevler Karşısında
Durumu
Pazarlama kooperatifleri de denilen tarım
satış kooperatiflerinin amacı; üreticilerin
(ortaklarının) karşılıklı yardımlaşma dayanışma ve kefalet suretiyle tarımsal faaliyetleri ile ilgili ihtiyaçlarını karşılamak, ürünlerini iyi şartlarda değerlendirmek ve ekonomik menfaatlerini korumaktır. Bu amacı
gerçekleştirmek için, ortaklarının girdilerini alıp, iç ve dış pazarlarda en iyi şartlarda
değerlendirmek, gerekirse ürünleri işleyip
mamul hale getirerek piyasaya sürmek ve
ortaklarının üretim için ihtiyaç duyduğu
her çeşit üretim faktörünü temin etmek
durumundadır(KOOPKUR,1997,s,26). Ayrıca, tarım satış kooperatifleri üreticilerin
yalnız ürünlerini satmakla kalmaz, o ürünlerin iyileşmeleri ve standardizasyonları
için onlara teknik yardımlarda da bulunur.
Tarım satış kooperatiflerinin amaç realizasyonunda; yönetim, finansman ve ortak
bağlılığı oldukça önemlidir. Şöyle ki;
Tarım satış kooperatiflerinin asıl görevi
tarımsal ürünlerin satışı yani ticaret yapmaktır. Ticari yetenek ve deneyim sahibi
tüccarlar ile rekabet halindedirler. Bundan
dolayı, tarım satış kooperatiflerinin başarısı için, yöneticilerinin kooperatif ilkeleri
bilmelerinin yanında ticari zihniyet ve yeteneğe de sahip olmaları şarttır.
Tarım satış kooperatiflerine, üretici ürününü teslim eder etmez bedelinin ödenmesini ister. Halbuki, kooperatif satın aldığı
ürünleri derhal satmak zorunda olmaz ve
uygun satış zamanını bekleyebilmelidir.
Bunun içinde sistemin finansman ihtiyacı
dolayısıyla kredi ihtiyacı olacaktır. Hatta,
gerektiğinde kooperatif, ortaklarına bazı
üretim harcamalarını karşılayabilmeleri
için ayni ya da nakdi kredi de verebilmelidir. Ancak, tarım satış kooperatifleri ortaklarının sınırlı sorumluluk yüklenmeleri ve
kooperatiflerin büyük bir sermayeye sahip
olmamaları, kooperatif kredi riskini arttırdığından; kredi bulmak zorlaşmakta ya da
kredi maliyeti artmaktadır.
Tarım satış kooperatiflerinin ortağı olan
üreticilerin, ürünlerini tamamen kooperatiflere satmaları da başka şartlarından birisidir. Ortak, yetiştirdiği ürünlerin en iyi kalitede, temiz ve sağlıklı olmasını sağlamak
için kooperatif yöneticilerinin uzmanlarının teknik direktiflerine uymalıdır. Diğer
taraftan, kooperatifin ürünü pazara arz etmeden bazı işlemlerden geçiren tesislere
sahip olması ortakların ilgi ve kooperatif
bağlılığını geliştirecektir.
7
Tarım satış kooperatiflerinin başarıları için
açıklanan asgari temel şartların sağlanamamasından dolayı amaç realizasyonu
mümkün olmamaktadır.
lardan biri de finansal türevlerdir. Sözgelimi, emtia futures sözleşmeleri bir yandan
iç ve dış satış sürecinde olası riskleri minimize edilebilirken, diğer yandan kooperatif
ortaklarının çeşitli tarımsal ihtiyaçlarının
Türk Tarım Satış Kooperatifçiliği Örneği: tedariki sürecinde olası riskler de minimize
Türk Tarım Satış Kooperatifçi sisteminde; edilebilir.
birim tarım satış kooperatifi ve tarım satış
kooperatifi birliği olarak örgütlenmişler5.Sonuç
dir. Merkez Birliği şekli bir örgütlenmeyi
gerçekleştiremediklerinden; ölçek eko- Bazı yazarlar ve uygulamacılar, piyasaları,
nomisi ve sinerjetik etki kooperatif birliği cari ve vadeli piyasalar olarak ikiye ayırdüzeyinde kalmıştır. Dolayısıyla, kooperatif maktadırlar. Böyle bir ayrımda, forward
davranışın gereği olan üst örgütlenmesini piyasalara vadeli işlem piyasaları, futures
dahi tamamlayamayan Türkiye Tarım Satış piyasalara standart vadeli işlem piyasalaKooperatiflerinin piyasa şartlarında ayak- rı, opsiyon piyasalarına da seçenekli işlem
ta kalamama, finansman, üst örgütlen- piyasaları denebilir. Bu bağlamda, vadeli
me, eğitim-araştırma ve deneme sorunları işlem piyasaları, iki tarafın karşılıklı belirlevardır(cikin,1999,s.290).
diği şartlarda yapılan sözleşmelere dayalı
forward piyasalar ile başlamış, standart
Türkiye Tarım Satış Kooperatiflerinin piyasözleşmelere geçilmesi ile futures piyasasa şartlarında ayakta durabilmesi rekabet
lar ve taraflardan birine opsiyon tanıyan
edebilmesi, oto finansman sağlayabilmesi
options piyasalar ile kurumsallaşmıştır.
ve etkin yönlendirici bir denetim yapabilNitekim, tarımsal ürünler ile ilgili vadeli
mesi için; sektör içindeki ve özel sektörsözleşmeleri standartlaştırmak için, 1848
deki işletmelerce kullanılan modern işletyılında Chicago Ticaret Borsası (CBT) kumecilik ve finansman tekniklerini 80 yıllık
rulmuştur. İlk olarak tarımsal ürünler ile
tecrübesi ışığında kullanmalıdır.
ilgili olarak kurulan bu gelecek borsasını
Zaten, ilgili yasaları ile modern işletme- 1972’de döviz, 1975’de tahvil ve 1982’de
cilik için gerekli hukuki altyapı da oluştu- hisse senetleri gelecek borsaları izlemişrulmuş durumdadır. Böylece, tarım satış tir. Bu gelişmeler paralelinde; işletmeler
kooperatiflerine yönetsel serbestlik verilir- kur riskine, faiz riskine ve fiyat riskine karken diğer taraftan kamusal finanslamadan şı korunmak için; mal, döviz, menkul kıyvazgeçilerek ekonominin üstünlüğü ilkesi met, faiz, endeks ve opsiyonlar üzerine
doğrultusunda işletmecilik kuralları dahi- yapılan gelecek sözleşmelerini alırlar veya
linde finanslama yapmaları getirilmiştir. Bu satarlar(Ceylan,2000,s. 178,185,186).
bağlamda, Türkiye Tarım Satış KooperatifBu bağlamda, özellikle Amerika Birleşik
lerinin finansal türevleri kullanma imkan
Devletleri ve Avrupa Birliği Ülkelerindeve zorunluluğu ortaya çıkmaktadır. Çünkü,
ki tarımsal işletmeler ticaret borsalarında
piyasa kurallarına göre faaliyet gösterecek
alım satım yapmaktadırlar. Şikako, New
her iktisadi birim sistematik riske maruzYork, Hamburg ve Frankfurt Ticaret Borsadur. Sistematik riskin kaynakları olan; faiz
larında buğday, pamuk, kahve, kakao, çay,
riskini, döviz kuru riskini ve pazar riskini
şeker, pirinç, soya fasulyesi, mısır vb. tarım
minimize etmede kullanılacak enstrümanürünleri büyük ölçekli olarak satılmakta8
dır. Özel mülkiyet büyük tarım işletmeleri
ile tarımsal kooperatif işletmelerin rekabet edebilmeleri ve genel kabul görmüş
üretim, yönetim, finansman ve pazarlama
sorunlarının çözümü için; oluşturdukları
kooperatif üst birlikleri bazında cari piyasalardan vadeli piyasalara ve özellikle de
standardize edilmiş vadeli işlem piyasalarına geçmek zorundadırlar. Tabi ki, ilgili
ülkede kurumsal alt yapının oluşturulması
ve kooperatif işletmelerde temel kooperatifçilik ilkelerinin ve ekonominin üstünlüğü
ilkesinin kabul görmüş olması vadeli işlem
piyasalarında işlem yapmak isteyen kooperatif işletmeler için temel şartlardır.
KAYNAKLAR
Nitekim, Türkiye’de vadeli işlem piyasalarının kurulmasını teminen; 2499 Sermaye
Piyasası Kanunu’nda 15.12.1999 tarihinde
değişiklik yapılmış ve de 40.maddesine göre ; 23.02.2001 tarihinde “ Vadeli İşlem ve
Opsiyon Borsaları Kuruluş ve Çalışma Esasları Hakkında Yönetmelik” yayınlanmıştır.
Keza, 01.02.2000 tarihinde çıkarılan Tarım
Satış Kooperatifleri ve Birlikleri Kanunu’ da
tarım kooperatifleri birliklerine söz konusu
piyasalarda işlem yapabilecek serbestlik
gerekli idari-iktisadi özerkliği sağlamıştır.
CEYLAN,A1i, KORKMAZ,Turhan, Sermaye
Piyasası Ye Menkul Değer Analizi, Kitabevi,
Bursa, 2000.
Üçüncü sektör kooperatif işletmeler bazında özellikle tarım kooperatiflerinin yeni
finansal tekniklerden finansal türevleri kullanabilmeleri için, öncelikle cari piyasalara
gerekli şeffaflık ve tam rekabet ortamı sağlanmalı vadeli (forward) işlem piyasaları
daha sonra standart vadeli (futures) işlem
piyasası ve opsiyon (option) piyasaları talepler ve gelişmeler doğrultusunda güncellenmelidir. Kooperatif işletmeler de bu
piyasalarda finansal enstrümanları kullanmak suretiyle iç piyasa da ve özellikle de
diş piyasada etkinlik sağlamalıdır.
APAK, Sudi, Uluslararası Finansal Teknikler,
2.Baski, Bilim ve Teknik Yayın evi, Istanbul,1995.
BREALEY, Richard A., MYERS, Stewart C. ve
MARCUS, Alan J., Essential Of C porate Finance, (cev: Unal Bozkurt, Turkan Ankan,
Hatice Dogukanh), Literatur Yayıncı İstanbul, 1999.
BRIGHAM, Eugene F., Fundamentals of Financial Management, Cilt-2, (cev: Ozdemir
Akmut, Halil Sanaslan), A.U.Rektörlüğü Yayımlanan No:206, Ankara, 1996.
cIKIN, Ayhan ve NERGIS, Nermin, Avrupa
Birligi ve Türkiye’de Tarımsal Kooperatifçilik İlkeleri, TMKB Yayini:7, Izmir,1999.
ERSAN, Ihsan, Finansal Türevler, Literatür
Yayınları:18,Istanbul,1997.
İzmir Ticaret Borsası, Vadeli İşlem Piyasaları için Temel Rehber, İzmir, 2000. MULAYIM, Z.Gökalp, Kooperatifçilik, 3.Baski, Yetkin Yayınları, Ankara, 1999.
THIRY, Bernard, “The CIRIEC And The
Social Economy In The European Unix
XV.International Turkish Cooperative
Congress, 6-9.Nov 1996, Ankara,Türkiye.
THIRY, Bernard, “Co-operatives And The
Social Economy In The European Un XVI.
Intemational Turkish Cooperative Congress, 3-6.Nov.1999, Ankara,Türkiye.
Türkiye’de Kooperatifçilik, Türk Kooperatifçilik Kurumu Yayın No: 88, Ankara
9
SOSYAL EKONOMI
İŞLETMELERINDE FON TAHSIS
ETKINLIĞININ TESPITI VE
İYILEŞTIRME ÖNERILERI
Mehmet ARSLAN *
Giriş
Ekonominin diğer sektörlerindeki işletmelerde olduğu gibi sosyal işletmelerin hibe
sermaye kaynaklı yapıdan hibe-dışı kaynaklı
sermaye yapısına dönüşmesi çok ciddi zorlukları içinde barındırmaktadır. Bu zorlukların temelindeki en önemli hususlardan birisinin de yerleşmiş kültürel bir yapıdaki değişime bağlı olması yapılan çalışmalarda ortaya
çıkmıştır. Bu işletmelere yabancı kaynak kullanımı konusundaki çekingenlik hatta korku
ve özsermaye edinimi konusundaki tecrübe
ve bilgi yetersizliği vardır ki, diğer hususlarla birleştiğinde bu dönüşümün zorluklarına
daha da net olarak işaret etmektedir.
Bu makalede sosyal işletmelerde finansman
ihtiyaçlarının boyutları ve niteliklerine kavramsal bir yaklaşımda bulunulmaktadır. Her
ne kadar sosyal amaçlı işletmeler tarihsel
uygulamalara sahip olsa da, Sosyal işletme
kavramı göreceli olarak yenidir ve kavramsal
çerçevesi henüz net bir şekilde belirlenememiştir. Sosyal işletme kavramı, istihdamın
artırılmasında yenilikçiliğin geliştirilmesinde
önemli bir alternatif olarak ortaya çıkmaktadır. Ancak, sosyal işletmelerin bu açıdan potansiyelinin kabul edilmesi ve beklentilerin
gerçekçi bir şekilde oluşturulması da gelecekte yaşanabilecek hayal kırıklıklarını önleyecektir. Çünkü sosyal işletme sosyo-ekonomik sorunlara hızlı çare olabilecek sihirli bir
yapıya sahip değil, ikinci olarak fon sağlama
* Doç. Dr., Gazi Üniversitesi, Ticaret ve Turizm Eğitim Fakültesi
öğretim üyesi
10
mekanizmasında da yine işletmelere yaşadığı sorunlara hızlı ve kesin çözüm sağlamaz.
Aslıda sosyal işletmeyi toplumların içinde yaşadığımız küresel kriz ortamında hissettikleri
ağır sorunlara ağır ama istikrarlı bir organizasyon yöntemi olarak bakmamız gerekmektedir. BU bakımdan sosyal işletmecilik sosyal
amaçlarla ticari uygulamalar arasındaki kaygan zeminde dengeyi sağlamayı öngören zor
bir yoldur.
A. Sosyal Ekonomi Kavramı
Sosyal ekonomi esas olarak girişimci, kar amacı gütmeyen, demokratik değerlere dayanan, toplumların sosyal, ekonomik ve çevresel şartlarını geliştirmeye çalışan , genellikle
dezavantajlı üyeler üzerine yoğunlaşan bir
sektördür.
Sosyal ekonomi ekonomilerde özel ve iş sektörü ile kamu sektörü arasında üçüncü sektör olarak tanımlanır. Sosyal ekonomi kooperatifleri, kamuya ait olmayan organizasyonları ve hayır kurumlarını kapsar.
Ekonomiler birbiriyle ilişkili ve bazı durumlarda tamamlayan bazen da rekabet içerisinde olan üç sektöre oluşan bir yapı olarak ele
alınabilir:
(1) Özel olarak yapılanmış ve kar amaçlı olarak motive olan iş yada özel sektör;
(2) Devlet tarafından yapılandırılmış kamu
sektörü ve
(3) Geniş bir sınır içerisinde birliği, gönüllülüğü ve kar amacı gütmeyen faaliyetleri kav-
rayan sosyal ekonomi.
Başarılı sosyal ekonomi organizasyonları
birçok anahtar kamu politikaları amaçlarına
ulaşmaya yardım ederek önemli roller oynayabilirler:
potansiyeline sahiptir. Sosyal ekonomi işletmeleri bir esnek ve sürekli araç sağlarlar. Bu
araç toplumlara kendi amaçlarını başarabilmelerinde yardımcı olabilir ( www.tsesme.
org p4).
Bunların bazıları;
B. Sosyal Sermaye; kaynakları,
oluşumu ve işletmeler üzerine etkileri
• Verimliliğin ve rekabetin artmasına yardımcı olmak;
• Zenginlik kreasyonları dahil sosyalliğe
katılarak;
• Yerel komşularına yenilemeye yönelerek bireysel ve toplumlarda çalışmayı etkinleştirerek;
• Kamu hizmetlerini yürütmede yeni yollar göstermek ; ve
• Bir aktif vatandaşlık ve kapsamlı toplum
geliştirmeye yardım etmek.( www.tsesme.
org p1)
Hatta daha kompleks, büyüyen ve yayılan bir
dünyada yönetimler artarak sosyal tabanlı
süreçlere dönmektedirler ve yerel problemleri yerel çözümler ile çözmeye yönelmektedirler.
Sosyal ekonomi önemlidir çünkü :
• Pazarda rekabete etkili katkıda bulunur.
• İş yaratmak için potansiyel önerir ve girişimciler ve çalışanlar için yeni formlar ortaya
koyar.
• Genellikle üyelik aktiviteleri esasında
kurulur.
• Yeni ihtiyaçları karşılar
Sosyal ekonomi hemen bütün ekonomi sektörlerinde bulunur. Kooperatifler özellikle
belirli alanlarda göze çarpan örneklerdir aynı
şekilde bankacılık, el sanatları, tarımsal üretim ve perakendecilikte önemlidir.( http://
ec.europa.eu/enterprise/entrepreneurship/
coop/index.htm).
Sosyal ekonomi önemlidir çünkü toplumum
amaçların katkıda bulunur ve mal ve hizmet
üretimi ile kolektif katma değer yaratma
Sosyal sermaye kavramı varlığını Robert
Putnam’ın siyasal bilimlerdeki çalışmalarına
(1993,1996), James Coleman’ın eğitimsel
sosyolojisine (1988) ve Francis Fukuyama’nın
ekonomi tarihi ve sosyoloji çalışmaları
(1996), ile Dünya Bankası’nın (Narayan ve
Pritchett, 1997) çalışmalarına borçludur.
(KOSGEB, 2005:4).
Avrupa Birliği sosyal ekonomiyi kendi
gi¬rişimciliğinin önemli bir yandaşı olarak kabul etmektedir. Sosyal ekonomi onun büyük
dört ailesinden29 bir büyük etken sektörü
temsil etmektedir (tsesme; 2010: 46). Sosyal Ekonomi sürekli olarak ekono¬mik büyüme ve sosyal birlik arasında bir den¬ge aramaktadır ve sosyal ekonominin pren¬sipleri
ve değerleri tamamen Lizbon zirvesin¬de
kararlaştırılan Avrupa Birliği stratejilerinin
amaçları ve öncelikleri çizgisindedir
Sosyal sermaye kavramı, modern anlamda
sosyolog James Coleman tarafından
1988 yılında yazılmış olan makalede tanımlanmıştır. Takip eden yıllarda ise konuya olan
ilgi giderek artan sayıda sosyolog, siyaset
bilimci, ekonomist ve yönetim bilimcilerin
kendi dallarıyla ilgili sorulara cevap ararken
sosyal sermaye kavramına da değinmeleriyle gündeme yerleşmiştir. Ayrıca bir milletin
kalkınma ve gelişmesinde görünmeyen veya
yeterli vurgu yapılmayan önemli bir zenginlik kaynağına, “sosyal sermaye” tanımlamasıyla yeniden dikkat çekilmektedir. (KOSGEB,
2005:1)
11
C. Sosyal İşletme Kavramı
Sosyal işletme genellikle kar amacı gütmeyen
işletme ile eş anlamlı olarak algılanmaktadır.
Sosyal işletme kavramı, kar amacı gütmeyen
örgütler şemsiyesi altında piyasa tabanlı gelir getiren girişimleri açıklamak üzere kullanılan bir kavramdır. Ancak, sosyal işletmelerde
sahiplik yapısı ve hukuki statüsü belirleyici
kriter değildir (Wuttunee, 2008:1).
Sosyal ekonomi işletmeleri işletme gibi çalışır Pazar ekonomisi için mal veya hizmet üretir fakat işlemlerini sosyal arayış ve toplum
amaçları içerisinde üretim fazlalarını yönlendirerek yönetirler. Tipik olarak sosyal ekonomi işletmeleri yönetimleri kapsayan geniş
tabanlı bir topluluk geliştirme stratejilerinde büyür. Sosyal işletmeler sosyal ekonomi
sektörünün parçalarıdır. Onlar geleneksel
özel ve kamu sektörü arasında bulunan organizasyonun toplamından oluşurlar. Sosyal
işletmelerin evrensel olarak kabul edilmiş
bir tanımının olmamasına rağmen onun ayırt
edici anahtar karakteristikleri özel sektörün
girişimci ruhu ile kombine edilmiş sosyal ve
toplumsal amaçlardır.
Sosyal işletmeler aktivitelerini adarlar ve
üretim fazlalarını üyelerinin daha geniş talepleri ve istekleri doğrultusunda daha geniş toplumsal ve sosyal amaçları başarmak
amacıyla yatırıma dönüştürürler ( tsesme,
2010:7).
Sosyal işletme ile ilgi pek çok tanım yapılmıştır:
Sosyal amaçları temel alan ve elde edilen
hasılanın tekrar işletmeye yatırıldığı ve/veya
toplum faydası için kullanıldığı işletme türüne “sosyal İşletme” denir. (European commison, 2003:11)
“Sosyal işletme” birlikler, hayır kurumları ve
kooperatifler şeklinde kar amacı taşımayan
faaliyette bulunan işletmeler denilir. Bu işletmeler piyasa şartlar mal ve hizmet satarak
12
faaliyetlerinde finansal ve sosyal boyutları
olan yatırım karlılığı sağlamayı amaçlamaktadırlar. (RISQ, 2007:7)
Daha yalın bir tanımda “Sosyal işletme”, sosyal amaçları öncelik olarak kabul eden ve
elde edilen artık değerleri de yine sosyal amaçlarla yeniden yatırıma dönüştüren, gelir
yaratıcı faaliyetlerde bulunan işletmelerdir.
Diğer bir ifadeyle ortaklara ve işletme sahiplerine kar sağlamak amacı ile hareket etmeyen işletmelerdir.
İşletmenin “sosyal işletme” olarak sınıflandırılmasında temel alınan üç özellik vardır:
1. Faaliyet ve yapısında sosyal (çevresel veya kültürel) odaklılık,
2. Faaliyet ve gelir kaynaklarında girişimci
odaklılık; elde edilen gelirlerinin hibe ve yardımlardan ziyade girişimcilik ve işletme faaliyetlerinden sağlanıyor olması,
3. Kar dağıtımında sosyal faydalara ve yaratacağı etkileri esas alan işletme olması, yani bireysel servet yaratım amacı olmamalıdır.
Dördüncü sektör olarak da ifade edilen sosyal işletmeler, bazen da diğer üç sektörün
belirli özelliklerinin yanı sıra kendilerine özgü
karakteristikler de taşımaktadır. ( Financing
Social Enterprise,2003: 9).
D. Yatırımların Değerlendirilmesi
Değerlendirme analizinin önemli bir bölümü
projenin teknik ve kurumsal yapılabilirliğini,
projeyi gerçekleştirecek kurumun stratejilerine uygunluğunu ve ekonomik parametreler
açısından tutarlılığını oluşturmaktır. Dolayısıyla ekonomik analiz teknik olarak sağlam temellere dayandığını ve uygulama döneminde
kurumsal düzenlemelerin etkin olacağını veri
olarak alır. Analizin başlangıç noktası projenin
gerçekleştirilmediği durumdaki temel göstergelerin tespitidir ki bu “baz/temel senaryo”
alternatiflerin karşılaştırılmasında kıyas olur.
Bunu takiben yapılan hesaplamalarla alternatifler belirlenir, projedeki zayıf unsurlar ayıklanır, yeni unsurlar eklenir ve ekonomik ve finansal analizler yapılarak “temel senaryo” ve
diğer alternatiflerle karşılaştırılır. Sürece kabul
edilebilir tasarım bulununcaya kadar devam
edilir. Bu aşamada analist, bu bilgileri bir araya
getirerek, kazananları ve kaybedenleri belirler
ve risk analizini gerçekleştirir. Ekonomik ve finansal fiyatlar ve akımlar arasındaki farklılıkların kaynakları proje ile ilgili aşağıdaki soruların
cevaplanmasında son derece önemli bilgiler
aktarır
Yatırımların izlenmesinde, ekonomik ve finansal analizlerin karar alıcıların karar süreçlerinde kullanabilecekleri formatta raporlama kriterlerinin de geliştirilmesi gerekmektedir.
Değerlendirme ile ilgili alınan kararlar gelecekte oluşabilecek çok sayıda belirsiz olaya bağlı
olacaktır. Çünkü projenin fayda ve maliyetlerle
ilgili değişkenleri nadiren önceden kesin bilirliğe sahiptir. Birden çok sayıda muhtemel sonuç
beklendiği her durumda projenin belirsizlik ve
riske maruz olduğu kabul edilir. Bunların tespiti ise kaçınılmaz olarak açık veya zımni ihtimal
yargılarına bağlı olacaktır.
Finansal kurum açısından yaklaşıldığında, şayet finansal raporlar maliyetleri tam olarak
raporlanmıyorsa, bu durumda bir takım varsayımlarda bulunmak zorunda kalır ki bu da risk
primini artırır. Bu nedenle sosyal işletmeler,
finansal işlemlerin kaydı ve raporlanmasında
uluslararası standartlara uygun hareket etme
konusunda teşvik edilmeli hatta zorlanmalıdır.
( Financing Social Enterprise,2003:24)
E. Sosyal İşletmelerde Yatırım planlaması ve fon ihtiyaçlarının belirlenmesi
İşletme bilimi açısından, belli bir üretim gücünün elde edilmesi için yapılan her türlü
harcamaya, yatırım denilmektedir. Sabit ve-
ya duran varlıklara yatırım, sermaye bütçelemesi olarak da ifade edilmektedir. Sermaye
bütçelemesi, uygun ve verimli yatırım alanlarının araştırılmasını ve yatırım projelerinin
değerlendirilmesini içeren bir faaliyetler bütünüdür.
Sosyal işletmelerde yatırım planlaması, geleneksel ticari proje geliştirme ve değerlendirme teknikleri kapsamında dikkate alınmayan, içinde bulunduğu topluma katkısı
yanında, uygun finansman alternatiflerinin
optimal bileşimi, kamu maliyesine etkisi
ve ortaya çıkabilecek fayda ve maliyetlerin
paylaşım kriterleri de dikkate alınarak geliştirilmelidir. Özellikle projenin uygulamasından sorumlu kurumun proje finansman
akımındaki ve şayet varsa kamunun yapacağı katkıların aksamasından kaynaklanabilecek gecikmelerin potansiyel maliyetlerini
hesaplama yöntemlerinin de geliştirilmesi
önemli bir katkı olacaktır. Diğer bir anlatımla
projenin sürdürülebilirliği için minimum nakit akım ve bu akımın istikrarının da tespiti
gerekmektedir.
Değerlendirme sürecinde karar alıcılar aşağıdaki hususları eş zamanlı olarak dikkate almak zorundadırlar.
a. Bölge açısından, projenin bölgeye net
pozitif katkılarının olması
b. Finansal açıdan, proje üstlenicisi kurumun projeyi tasarlandığı şekliyle gerçekleştirme kabileyetinin güvence altına alınması
c. Toplum tarafından kabul edilebilir fayda
maliyet düzeyi ve paylaşım sisteminin tespiti.
Sosyal işletmelerde sermaye türleri itibariyle
dört grupta incelenebilinmektedir. Bunlar
a. Başlangıç sermayesi veya çekirdek sermaye: Kurulması planlanan işletmenin yardıma ihtiyaç duymadan ekonomik olarak
kendisine yeterli, kar yaratabilir, bir konuma
13
gelebilmesi için ihtiyaç duyulan sermay miktarını açıklamak üzere kullanılır. Ancak sosyal
işletmelerin, yapısı gereği belli oranda hibe
ve yardımın olmasının da kaçınılmaz olduğu
unutulmamalıdır.
b. Sabit varlık (temin) sermayesi: İşletmenin faaliyet dönemi boyunca ihtiyaç duyacağı sabit varlıkları ediniminde kullanacağı sermaye/fon miktarını temsil eden kalemlerden
oluşur. İşletmenin rekabet ortamında adil
şartlarda faaliyette bulunması ve sürdürülebilirliğinin sağlanması için ekipmanlarının
da diğer işletmelerde kullanılan kabiliyetlere
sahip olması önemli olan unsurdur.
c. Çalışma sermayesi: Olağan faaliyetlerde
yenilenen varlıkların temininde kullanılacak
fon kısmını temsil eden kalemlerden oluşmaktadır. Bu bakımdan sosyal işletmelerin
erişebileceği fon türleri ve kaynakları ticari
işletmelerle karşılaştırıldığında oldukça sınırlıdır.
d. Büyüme ve gelişme sermayesi: işletmenin büyümesine uyumlu olarak varlık edinimi (geliştirilmesi) ve kalifiye elemanların
işletmeye çekilmesi için ihtiyaç duyulan fon
kısmını temsil etmektedir. Ancak, sosyal işletmelerde nakit akımlarının istikrarsızlığı ve
düşük karlılık bu açıdan çözümü zor ve ciddi
bir ikilem oluşturmaktadır. ( Financing Social
Enterprise, 2003:32)
Bu aşamada üzerinde durulması gereken
diğer bir husus ise sosyal işletmelerin mali
tablolarının yapılarına özgün olarak geliştirilebilmesidir. Çünkü, sosyal işletmelerde mali
tabloların, bu işletmelerin faaliyet yapıları ve
nakit akımlarının niteliklerini gerçeğe uygun
şekilde yansıtacak yeni bir formatın (raporlama standartlarının) da geliştirilmesi finansmana erişim, işlem maliyetlerinde indirim ve
getiri oranlarının adil bir şekilde belirlenmesine önemli katkılarda bulunacaktır. Uluslar
arası uygulamalı araştırma sonuçlarına göre,
sosyal işletmelerin mali tablolarının gerçeğe
14
uygun bir değerleme yapmaya imkan verecek şeffaflıktan oldukça uzak olduğu ifade
edilmektedir.
Sosyal işletmeler hibe-dışı (non-grant) sermaye alternatiflerini geliştirmek için çok ciddi planlama ve çalışmalar yapmalıdır. Çünkü
edinilen sermayenin kaynağı ne olursa olsun
bunun tahsisinde işletmenin uzun dönemli
hayatta kalabilirliği esas alınmaktadır.
Sosyal işletmelerdeki yöneticilerin sermaye
piyasaları, finansal araçlar ve finansal yönetim becerilerinin de işletmenin eriştiği düzeye uygun olarak geliştirilmesi işletme finansal sağlının korunması ve idamesi açısından
önemli bir husustur. Bu sayede işletmenin
optimal sermaye yapısının şekillendirilmesi ve yönetimi etken olarak yapılabilecektir.
(Financing Social Enterprise, 2003: 33)
Gelinen aşama itibariyle sosyal işletmelerde
hibe-dışı fona olan ihtiyaç artmaktadır, ancak bu nitelikteki fonların arz miktarı ve erişilebilirliği de oldukça sınırlıdır. Diğer taraftan, sosyal işletmelere yönelik bu nitelikteki
sermaye arz ve talebi üzerinde de ciddi tartışmalar, özellikle, işletmelerin sosyal ve işletme amaçlarına zarar vermeyecek şekilde
yapılandırılması konusunda devam etmektedir. Bu bakımdan arz ve talep arasındaki farklılıkları gidermek üzere bir takım önerilerde
geliştirilmektedir Bunlar:
a. Sermaye yapısının işletme / faaliyetleri
ile uyumlu şekilde yapılandırılması,
b. Sosyal işletmelerin uygu sermaye kaynağına erişim sağlanmalıdır. Bu alanda gerekli
önlemler alınmalıdır
c. Sosyal işletmelere fon akımını sağlayacak sermaye kaynakları ve finansal ortamın
geliştirilmelidir. Burada yapılması gereken,
sosyal işletmelerin tamamını kapsayacak tek
bir araç ve yapı çözümü veya finansal araçların sosyal işletmelerin de faydalanabileceği yasal değişikliklerin yapılmasının ötesinde,
sektörün yapısında uygun sürüdürlebilir ve
kapsamlı bir sitemin oluşturulmasıdır. (Financing Social Enterprise, 2003:41)
Bu bakımdan AB, ABD ve diğer gelişmiş ülkelerde yerel ve bölgesel yatırım fonları ortaya
çıkmaya başlamıştır. Fonlar yapısı itibariyle
bölgesel kalkınma fonlarından risk sermayesi yelpazesinde geniş bir dağılıma sahip olduğu görülmektedir.
F. Fon kaynakları ve Sermaye Bileşimi
Sosyal işletmelerde uygun ve sorumlu finansal yapının oluşturulması için;
a. Sermayenin işletmenin hayatta kalabilirlik ve sürdürülebilirliğine nasıl yardımcı olabileceğinin,
b. İşletmenin uzun dönemde sosyal etkilerini yapabilmesi için finansal kurumların ve
fon sağlayıcıların sermaye oluşturma sözleşmelerini nasıl yapılandırması gerektiği anlaşılmalıdır.
Yapılan uygulamalı çalışmalara göre işletmeye tahsis edilecek sermaye miktarı oluşturulacak kapasite ile ilişkilendirilmelidir; uzun
dönemli taahhütleri ve hem sosyal işletmenin hem de finansal kurumun kapasitesinin
geliştirilmemsini kapsayacak şekilde kapsamlı bir yapı olacaktır. Bu şekilde oluşturulacak
sermayenin işletmenin sosyal, çevresel ve
kültürel çıktıları sağlayacak, sürdürülebilir kabiliyetler geliştirmesini temin etmelidir. (Financing Social Enterprise, 2003:41)
Sermaye piyasalarının ekonomik kalkınmadaki sınırlılıkları dikkate alındığında, sermayenin
artan oranlarda uzun vadeli yatırım yerine
spekülatif piyasalara yöneldiği bir ortamda
alternatif finans kaynaklarına olan ihtiyaç artmaktadır. Bu bakımdan AB düzeyinde bölgesel kalkınma fonlarını oluşturulması bu yönde
önemli küresel bir inisiyatif olarak ortaya çıkmaktadır.
Yerel ve bölgesel ekonominin yeniden canlanması ve harekete geçirilebilmesi, KOBİ’lere (dolayısıyla da) sosyal işletmelere yönelik
finans kaynaklarının varlığına bağlı olduğu
yönündeki yaygın görüş özellikle finansal krizden etkilenmiş bölgeler için daha da önemli
bir hal almıştır. Aslında bu sermaye ekonominin bir bütün olarak daha rekabetçi olmasına
da vesile olacaktır. Bu amaca yönelik sermaye
ise temelde sermaye piyasasına bağlı olmayan araçlarla sağlanabilmektedir ki, bu hedefe yönelik sermaye piyasasının oluşturulması
için kurumlar ve araçlar geliştirilmektedir.
Bu bakımdan yeni finansal araçları tasnif
ederken dikkate alınması gereken hususlar
ise şu şekilde özetlenebilir: “Yatırımlardan
yüksek getiri bekleyen risk sermayesi kaynakları ile sosyal ekonomiye hizmeti hedefleyen
diğer sermaye kaynaklarının birbirinden ayırmamız gerekir. Yani, bu alana tahsis edilen
fonlar yerel ve bölgesel ekonomik kalkınma
fırsatları yaratacak nitelikte olması gerekir”.
Çünkü; “uluslar arası finansal piyasalar kısavadeli spekülatif sermaye akımları için küresel bir kumarhane yaratmış durumdadır ki
bu da uzun-vadeli finansal yatırımların reel
ekonomiye çok sınırlı katkı sağlayabildiği bir
yapıyı da beraberinde getirmiştir”. (Helleiner,1994: 3). Finansal piyasaların serbestleşmesi ise uluslararası rantiye sınıfına; döviz
kuru dengesizlikleri, faiz oranlarında yüksek
dalgalanma ve geniş bir sosyal hareketlilik yaratma kabiliyetini bahşetmiştir.
Diğer taraftan, sosyal işletmeler yapılan hibe
türü sermayenin disiplinli bir şekilde kullanımını yaparak gelecekte işletmeye diğer kaynaklardan da fon sağlanabilecek sağlam bir
finansal performans grafiği oluşturarak piyasadaki yerini alabilirler. Bu bakımdan iki farklı
finansman türü ortaya çıkmaktadır:
a. Eşleştirilmiş fonlar: Bu yaklaşımda işletme çekirdek sermaye edinmekte, takip eden
dönemde hedeflere ulaşıldığında bu sermaye
bir şekilde işletmeye hibe edilebilmektedir.
15
Bu başarı aynı zamanda rekabetçi şartlarda
yeni sermaye edinimini kolaylaştırmaktadır.
b. Planlanmış fonlar: İşletmenin gelişim evrelerine bağlı olarak kredi dilimlerinin serbest
bırakıldığı finansman türüdür. Kredi diliminin
serbest bırakılmasını bağımsız bir kurulun yapacağı analiz ve değerlendirme raporu belirlemektedir. Bazen de kredi dilimleri işletmenin kreditör kurumla birlikte geliştireceği iş
planlarına göre serbest bırakılmaktadır ki bu
yöntemler İngiltere ve ABD olmak üzere bir
çok gelişmiş ülkelerde uygulanmaktadır. (Financing Social Enterprise, 2003: 15)
Hemen belirtmek gerekir ki, hibe kaynaklı
sermaye yapısı yoğun olarak küçük işletmelerde geçerli olurken, işletmenin hacmi büyüdükçe ve ciro içindeki sosyal amaçlı faaliyetlerden sağlanan oran azaldıkça diğer sermaye
kaynaklarını kullanım oranları da artmaktadır.
(Financing Social Enterprise, 2003: 17)
Ancak hibe nitelikli sermayenin sabit varlık
edinimi ile sınırlı olması, faaliyetlerin finansmanında ise hibe-dışı kaynakların kullanımının uzun dönemli hayatta kalabilirlik açısından daha uygun olacağı kabul edilmektedir.
Ancak sektörün yapısındaki heterojenlik,
hem hacim hem de faaliyet alanı itibariyle,
genel geçerliği olan “ideal” sermaye yapısı
önerisine imkân vermemektedir. Dolayısıyla
her işletmenin özgün yapısı; amaçları, sosyal etkileri ve işletme planlarına bağlı olarak
özgün bir sermaye bileşimi (yapısı) oluşturulmalıdır.
G.Süreçteki Risklerin yönetimi
Risklerin yönetiminde başlangıç noktası
olarak, temel bir ekonomik ortam (yatırım
senaryosu) oluşturulur, planlanan yatırım
sonuçlarının analizdeki temel varsayımlara /
parametrelere duyarlılık düzeylerinin tespiti yer alır. Ki bu varsayımlar kısaca; makro
ekonomik, kurumsal yapı, finansal, davra-
16
nışsal, teknik ve çevresel değişkenler olarak
sıralanabilir. Bu değişkenlerin istatistiksel
anlamlılıkları tarihi verilerle yapılacak çeşitli test yöntemleri ile denenmelidir. Yatırımda kullanılacak fonların “Ekonomik Fırsat
Maliyeti”nin hesaplanmalıdır ve bu süreçte
kamunun piyasaya katılımının sınırlı olduğu,
oldukça iyi-çalışan (fonksiyonel) ancak belirli
bozuklukları da içinde barındıran bir piyasa
yapısının varlığı kabul edilebilir. Diğer bir ifadeyle, piyasa etkenliği ile ilgili varsayımımızı
gerekçelendirmemiz gerekmektedir.
Değerlendirme çalışmasında projenin çeşitli
faktörlere hassasiyetini üç temel konu veya
alanda sınırlandırarak/toparlayarak sunacak
bir yöntem geliştirilecektir. Bunlar:
a. Toplam Fayda Ve Maliyetler; bu şekilde
yapılacak bir duyarlılık analizi ile temel alınan değişkenlerin bütünleşik etkileri tespit
edilebilir. Ama proje riskini azaltmada, özel
durumlar hariç, çok fazla yardımcı olmaz.
b. Kritik Fayda ve Maliyet Unsurları; Şayet
projeye ilişkin fayda ve maliyetler detaylı bir
şekilde ayrıştırılabiliyorsa, duyarlılık analizi
etken bir şekilde kullanılabilir. Yatırım maliyeti, faaliyet giderleri gibi alt toplamları
kullanmak yerine proje açısından en kritik
bireysel parametreler açısından hassasiyetlerin belirlenmesi çok daha etken sonuç
vermektedir. Bu parametrelerin ve gelecek
uygulamalarda kullanılmak üzere belirlenme
sürecinin geliştirilecektir.
c. Aksamaların / gecikmelerin Etkisi; Proje
ile ilgili aksamalar; başlamadaki gecikme, inşaat döneminin gecikmesi, tam kapasite kullanıma alınmada gecikme ve tam geliştirmede yaşanan gecikmeler ortaya çıkabilmektedir. Bu faktörlere ilişkin katsayıların belirlenme süreci ve değerlendirmede kullanımı ile
ilgili süreçlerin geliştirilmesi. Gerekli olduğu
durumlarda maksimum aksama düzeyinin
belirlenmesi ile ilgili faktörler için ayrıca bir
yöntem geliştirilecektir.
Değerlendirme sürecinde uluslararası literatürde temel alınan kritik değişkenler sektöre
özgü faktörler ve Türk sermaye piyasası ve
ilgili mevzuat ve teamüllere göre uyumlaştırılması önemli bir aşama olacaktır. Daha
sonra bu değişkenlerin istatistiksel ve ekonometrik analizleri yapılarak karar alma sürecinde kullanım imkânları ve güvenirlikleri
tespit edilmelidir. Bu yapılmadığı takdirde
risk parametreleri pratik olarak yorumlanamaz hale gelir. Burada elde edilen sonuca
göre değişkenlerin değerlendirme sürecine
entegrasyonu belirlenebilir. Bütün bu aşamaların gelecekteki uygulamalarda kullanım
prosedürü geliştirilecektir.
Sonuç
Piyasa ekonomisinin işleyişi ve yıkıcı olmayan rekabetin oluşabilmesi açısından sosyal
işletmeler önemli bir boşluğu dolduracaklardır. AB direktiflerinde öngörüldüğü şekilde
bu alanda yasal düzenlemelerin yapılması
gerekmektedir.
Sosyal işletmeler, sektör olarak, büyüme,
istihdam, sürdürülebilir kalkınma ve sosyal
uyum şeklinde özetlenen Lisbon sürecinin
amaçlarının başarıya ulaşması açısından da
kritik önem taşımaktadır.
Sosyal işletmelere ilişkin mali ve ticari istatistiklerin ve raporların heterojen yapıda ve
yetersiz içerikte olması sektörün bir bütün
olarak gelişim eğilimlerinin tespiti zorlaşmaktadır, bu alanda yapılacak düzenlemeler
riskin gerçekçi ve adil bir şekilde fiyatlandırılmasına imkân verecektir ve sermayeye erişim kolaylaşacaktır.
İşletmenin yapısına ve nakit akımlarıyla uyumlu olarak yapılandırılmış sermaye kaynakları teşvik edilmelidir.
Sosyal işletme yöneticilerinin finansal yönetim ve finansal planlama konularında yetkinlikleri artırılmalı ve sermaye piyasası işleyişine ve ilkelerine aykırı olmayan finansal yönetim stratejiler geliştirmeleri sağlanmalıdır.
Sosyal işletmelerin finansmanında ortaya çıkan risklerin etken yönetimi adına,
kreditör/özsermaye sağlayıcıları yönetime
katılımları sağlanmalı ve sağlanan şeffaflıkla
daha rasyonel kararlar alınmasına imkan verilmelidir. Bu şekilde risk azalacağından sermaye maliyeti de düşecektir.
17
KOOPERATİFLERDE FİNANSMAN
USUL VE ESASLARI:
‘’TARIM KREDİ KOOPERATİFLERİ’’
ÖRNEĞİ
Erol DEMİR *
Dünyadaki her türlü iş finansmana ihtiyaç
duyar ve kooperatifler de bu durumdan
müstesna değildir. Bir kooperatif - türü ne
olursa olsun -, faaliyetlerini finanse etmek,
bu faaliyetler ile ilgili harcamalarını karşılamak ve bina ve ekipman gibi sabit yatırımlarda bulunabilmek için sermayesini kullanır. Sermaye ise iki şekilde gelir: özkaynaklar ve borçlanma.
Özkaynak sermayesi kooperatifteki sahiplik
sermayesidir ve kooperatifin ortakları tarafından çeşitli şekillerde sağlanır. Sermayeyi
oluşturan bir diğer unsur ise borçlanmadır.
Borçlanma kısa ya da uzun dönemli olabilir. Bir kooperatifin piyasada rekabet edebilmesi ve ortaklarına en iyi şekilde hizmet
edebilmesi uygun bir özkaynak ve yabancı
kaynak karmasından oluşturacağı yeterli
seviyede sermayesi olmasına bağlıdır.
Kooperatifleri diğer organizasyonlardan
ayıran en önemli özellik özkaynak finansman yöntemlerindeki farklılıktır. Kooperatif ortakları, kooperatife hizmetlerinden
faydalandıkları ölçüde özkaynak sermayesi
katarlar. Ayrıca birçok kooperatif, ortaklarına belli bir süre sonra özkaynak iadesi de
sağlayabilmektedir.
Kooperatif özkaynaklarının bu karakteristik
özellikleri, bu organizasyonların nasıl faaliyet gösterdiğini bilmeyenler için anlaşılması zor olabilmektedir. Ancak kooperatifleri
* Dr., Tarım Kredi Kooperatifleri Merkez Birliği Fon Yönetim
Daire Başkanı
18
ortaklarının çıkarlarını korumak için çalışan
eşsiz organizasyonlar yapan da bu özelliklerdir.
Bu makalede kooperatif finansman usul ve
esasları, ‘’Tarım Kredi Kooperatifleri’’ örneğinden yola çıkılarak aktarılmaya çalışılmıştır.
Türkiye’de bugünkü anlamda tarımsal
amaçlı kooperatifleşme hareketi 1863 yılında Mithat Paşa tarafından Niş valiliği
sırasında Pirot kasabasında kurulan Memleket Sandıkları ile başlamıştır. Modern kooperatifçilik anlayışının kurumsallaşması
ve temel hukuk normlarına kavuşturulması
amacıyla, Cumhuriyet’in ilk yıllarında köylülerin bizzat köylerinde veya en yakın komşu köyde kredi alabilmelerini sağlamak için,
T.C. Ziraat Bankası’ndan ayrı olarak köylerde küçük kredi müesseselerinin kurulması
gereği, 1924 yılında çıkarılan 498 sayılı ‘’İtibari Zirai Birlikler Kanunu’’nu doğurmuştur.
1929 yılına gelindiğinde ise, Tarım Kredi
Kooperatifleri’nin T.C. Ziraat Bankası’ndan
aldıkları krediyi belirli koşullarda köylülere
dağıtmasını temin eden 1470 sayılı ‘’Zirai
Kredi Kooperatifleri Kanunu’’ çıkarılmıştır.
Bir tarım kredi kooperatifinin kurulabilmesi
için en az otuz çiftçi ortağın bulunması, ana
sözleşmenin ortaklarca imzalanmış olması
ve Ziraat Bankası’nca onaylandıktan sonra
Sanayi ve Ticaret Bakanlığı tarafından kabul
edilmesi gibi hususları içeren 2836 sayılı Tarım Kredi Kooperatifleri Kanunu 1935 yılın-
da yürürlüğe girmiştir. Tarım Kredi Kooperatiflerinin bölge birlikleri ve bir merkez birliği
kurarak üst örgütlenmesini tamamlaması
ve mevduat kabul edebilmesine olanak tanıyan 1581 sayılı ‘’Tarım Kredi Kooperatifleri ve Birlikleri Kanunu 1972 yılında yürürlüğe girmiş ve Tarım Kredi Kooperatiflerinin
en üst seviyede teşkilatlanmasını sağlamıştır. Yapılan yasal düzenleme ile dört ana hedefin gerçekleştirilmesinin önü açılmıştır.
Bunlar kooperatiflerin hizmet konularının
ve alanlarının genişletilmesi, bir merkez etrafında kademeli olarak teşkilatlanılması,
çiftçi ortaklara kolaylık sağlanması ve T.C.
Ziraat Bankası ile Tarım Kredi Kooperatifleri
arasındaki ilişkilerde yeni stratejilerin geliştirilmesidir.
28 Haziran 1995 tarihinde yürürlüğe giren
553 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile
devlet, Tarım Kredi Kooperatifleri ve Birlikleri üzerindeki idari vesayetten vazgeçme
yönünde olumlu bir adım atmıştır. Tarım
Kredi Kooperatifleri ve Birliklerindeki tüm
Yönetim ve Denetim Kurullarında devlet
tarafından atanmış üye uygulamasına son
verilmiş, Kurulların seçilmiş ortaklardan
oluşması yönünde yeni bir yapılanmaya gidilmiştir. Söz konusu Kararname ile getirilen
hukuki düzenlemeler akademi ve ekonomi
çevrelerinde öteden beri tartışılan demokratik-özerk kooperatifçilik anlayış ve beklentilerinin doğal bir sonucu olmuştur.
2000’li yıllara gelindiğinde değişen piyasa koşulları ve hızla artan rekabet yeni finansman yolları aranması gereğinin altını
çizmiştir. Nitekim 6 Nisan 2005 tarihinde
kabul edilen 5330 sayılı Kanun ile birlikte
1581 sayılı Kanunun 11. maddesi değiştirilerek Tarım Kredi Kooperatifleri’nin her
türlü kredi ihtiyaçlarını yalnızca T.C. Ziraat
Bankası’ndan değil, tüm yurtiçi banka ve
finans kuruluşlarından karşılamasının yolu
açılmıştır.
Tarım Kredi Kooperatifleri sisteminin ekonomik yapısına bakıldığında, kendi içinde
çiftçi ortaklarına dayanan, güvenli ve sağlam bir yapı göze çarpmaktadır. Sistemin
özkaynakları tamamen küçük ölçekli çiftçi
ortaklar tarafından sağlanmaktadır. Devletin sistemde hiç sermeyesi yoktur ve Tarım
Kredi Kooperatiflerine yalnızca düşük faizli
tarımsal kredi imkanı sağlayarak destek olmaktadır.
Tarım Kredi Kooperatifleri Merkez Birliği,
Bölge Birlikleri ve Birim Tarım Kredi Kooperatifleri ortaklarının aynı ve nakdi kredi
ihtiyaçlarını teşkilat içi özkaynaklardan ve
(5330 sayılı Kanun’un kabulünden sonra)
yurtiçi banka ve finans kuruluşlarından sağlanan kredilerle karşılamaktadır.
Tarım Kredi Kooperatifleri’nin özkaynakları
‘’sermaye, yedek akçeler, fonlar ve gelirgider müspet farkları’’ unsurlarından oluşmaktadır.
Birim Tarım Kredi Kooperatiflerinde ‘’sermaye, ortakların taahhüt ettikleri ortaklık
paylarından meydana gelir.’’ (Tarım Kredi
Kooperatifi Anasözleşmesi md.13) Ortaklar,
kendilerine tespit edilecek kredinin % 5’ini
ortaklık payı olarak taahhüt ederler. Ancak
taahhüt edilen ortaklık payı yasal olarak
alınması gereken ortaklık payını geçemez.
Kredi ile ilgili olarak taahhüt edilen bir ortaklık payı 100.-(Yüz) Türk Lirası’ndan az
olamaz. Taahhüt edilen ortaklık payı tutarının dörtte biri peşin, geri kalan kısmı da üç
yılda eşit taksitlerle ödenir.
Bölge Birliklerinde ‘’sermaye, ortak kooperatiflerin taahhüt ettikleri ortaklık paylarından meydana gelir.’’ (Tarım Kredi Kooperatifleri Bölge Birliği Anasözleşmesi md.12)
Ortak kooperatifler, her yılsonu bilânço
rakamlarına göre, ortakların taahhüt ettikleri sermaye payı toplamının dörtte biri tutarında ortaklık payı olarak taahhüt ederler
19
ve o tarihteki tahsil edilmiş sermayelerinin
dörtte birini de bölge birliğine öderler.
Merkez Birliği’nde ‘’sermaye, ortak bölge
birliklerinin taahhüt ettikleri ortaklık paylarından meydana gelir.’’ (Tarım Kredi Kooperatifleri Merkez Birliği Anasözleşmesi md.9)
Ortak bölge birlikleri her yılsonu bilânço
rakamlarına göre ortak kooperatiflerinin
taahhüt ettikleri sermaye payı toplamının
dörtte birini ortaklık payı olarak taahhüt
ederler ve o tarihteki tahsil edilmiş sermayelerinin dörtte birini de Merkez Birliği’ne
öderler. Ayrıca, 1581 Sayılı Kanun’un geçici
2. maddesine göre devredilecek mevcutlar,
haklar ve alacaklar Merkez Birliği’nin sermayesine eklenir. Söz konusu madde ‘’Tarım Kredi Kooperatifleri Müşterek Yardım
Tahsisatı ve Tarım Kredi Kooperatifleri Yardımlaşma Birliği Vakfı’nın borç, alacak hak
ve varlıkları Merkez Birliğine devredilir ve
sözü geçen vakıf feshedilmiş sayılır.’’ şeklindedir.
Tarım Kredi Kooperatifleri sistemindeki bir
diğer finansman kaynağı özkaynaklar arasında yer alan yedek akçelerdir. Kooperatifler, Bölge Birlikleri ve Merkez Birliği tahsili
imkansız alacaklarını, karşılıksız kalan borçlarını ve bilanço zararlarını yedek akçeden
karşılamaktadırlar. Anasözleşme gereği,
kooperatiflerde gelir-gider müspet farkının
%15’i, Bölge ve Merkez Birliği’nde ise %10’u
yedek akçe olarak ayrılmaktadır.
Kooperatifler ve Bölge Birlikleri her bilanço yılı sonunda yedek akçelerini Merkez
Birliği’ne göndermektedirler. Yedek akçe
karşılıkları, gerektiğinde Kooperatif, Bölge
ve Merkez Birliği Anasözleşmesinde yazılı
amaçların tahakkuku için kullanılabilir.
Tarım Kredi Kooperatifleri sisteminin özkaynaklarını oluşturan bir diğer unsur fonlardır.
Fonlar, Merkez Birliği bilançosunun Genel
Kurulca kabul ve onayından sonra gelir-gi-
20
der müspet farkından ayrılan destekleme
fonu ile kooperatiflerin Merkez Birliği emrine gönderdiği yatırım ve geliştirme, tasfiye ve diğer fonların toplamından meydana
gelmektedir. Merkez Birliği Anasözleşmesine göre ‘’Kooperatif ve Bölge Birliklerinin
yedek akçe, karşılık ve fonlar üzerinde herhangi bir hakları yoktur.’’ (md.52)
Destekleme fonu, Kooperatifler, Bölge Birlikleri ve Merkez Birliğince çiftçi ortaklara,
Kooperatiflere ve Bölge Birliklerine ucuz
kredi sağlamak ve gerekli tesisleri kurmak
amacıyla bir destek fonu tesis edilmiştir.
Bu fon her yıl gelir-gider müspet farkından
ayrılan hisselerden teşekkül eder. Bu fona
ayrılan paylar Kooperatiflerde %10, Bölge
Birlikleri ve Merkez Birliğinde %20 oranındadır. Bu fon Merkez Birliğince tespit edilen
esaslara göre kullandırılır. Bazı Kooperatifler ise Genel Kurullarından karar almak kaydıyla, çiftçi ortaklara kullandırılan kredilerin
%1’ini alarak Destekleme Fonu’na ilave etmektedirler.
Yatırım ve geliştirme fonu, Merkez Birliği
Anasözleşmesine (md.50) göre, Merkez Birliği, Kooperatif ve Bölge Birliklerinin (1581
sayılı Kanun ile bunun tadil ve ekleri hükümlerine ve Kooperatifçilik ilkelerine uygun olarak) gelişmelerinin sağlanması amacıyla tesis edilir. Bu fon, gelir-gider müspet
farklarının, Kooperatiflerde %20’sinden,
Bölge Birlikleri ve Merkez Birliğinde %10’larından meydana gelir ve yönetmelikte belirtilen esaslar dahilinde kullanılır.
Tasfiye fonu, Merkez Birliği Anasözleşmesine (md.51) göre, tasfiye edilen veya birleşen Kooepratiflerin ve Bölge Birliklerinin
karşılıksız kalan borçlarını kapatmak üzere
bu kuruluşların yıllık gelir-gider müspet farkından ayrılacak %5 lik paylardan meydana
gelir. Kooperatif ve Bölge Birliklerinin gelirgider müspet farklarından ayırdıkları fonlar, her bilanço yılı sonunda Merkez Birliği
emrine gönderilmekte ve Merkez Birliğince
tespit edilen esaslar dahilinde amaca yönelik hizmetlerin tahakkukunda kullanılmaktadır.
Bina bağış fonu, Birim Tarım Kredi Kooperatiflerinin, Genel Kurullarından karar alınmak kaydıyla çiftçi ortaklarına kullandırdıkları kredilerin %1’lik kısmını ayırmalarıyla
meydana gelmektedir.
Dahili sigorta fonu, Merkez Birliği Anasözleşmesince (md.46), Kooperatif ve Bölge
Birliklerinin hizmet binaları ve depoları,
depolar içindeki kıymetleri ve malların taşıttırılmasından meydana gelebilecek zararları karşılamak amacıyla Merkez Birliği
bünyesinde oluşturulmuştur. Bu fon, dahili
sigorta yaptıracak Kooperatiflerin ve Birliklerin, konusuna göre Merkez birliğince tespit edilecek prim ödemelerinden meydana
gelmektedir. Zararın doğması halinde bu
fondan ödeme yapılmaktadır.
Ortak dışı işlemler fonu, ortak olmayanlarla
yapılan işlemlerden doğan gelir-gider müspet farklarının ortaklara intikal ettirilmeyerek ayrı bir hesapta toplanması ile oluşur.
Menfi farklar bu hesaptan kapatılır.
Dağıtılmamış kar, Kooperatif, Bölge Birlikleri ve Merkez Birliği bilançolarında meydana
gelen gelir-gider müspet farklarıdır ve dağıtımları Genel Kurul’da alınan karara göre
yapılır.
Tarım Kredi Kooperatifleri sisteminin özkaynaklarını oluşturan unsurlardan sonuncusu
Kooperatif, Bölge Birlikleri ve Merkez Birliği bilançolarında meydana gelen gelir-gider müspet farklarıdır ve dağıtımları Genel
Kurullar’da verilecek karara göre yapılır.
Merkez Birliği ve Bölge Birlikleri’nin gelirgider müspet farklarının %10’u kanuni yedek akçe, %5’i fevkalade yedek akçe, %20
’si destek fonu, %10’u yatırım ve geliştirme
fonu, %5’i tasfiye fonu ve %50’si risturn olarak dağıtılmak üzere ayrılır. Kooperatiflerin
gelir-gider müspet farklarının %15’i yedek
akçe, %10’u destek fonu, %20’si yatırım ve
geliştirme fonu, %5’i tasfiye fonu ve %50’si
de risturn olarak kullanılır.
Tarım Kredi Kooperatifleri’nin finansman
için kullandığı yabancı kaynaklar düşünüldüğünde ilk önce T.C. Ziraat Bankası akla
gelmektedir. Zira T.C. Merkez Bankası, Merkez Birliği’nin teklifi üzerine Krediler Kurulunca kabul edilen yıllık çalışma ve plasman
programı çerçevesinde Kooperatiflere,
Bölge Birliklerine ve Merkez Birliğine kredi
tespit ve plasman tedarik ederek kullandırır. Ancak 2005 yılında kabul edilen 5330
sayılı Kanun ile birlikte 1581 sayılı Kanunun 11. maddesi değiştirilerek Tarım Kredi
Kooperatifleri’nin her türlü kredi ihtiyaçlarını yalnızca T.C. Ziraat Bankası’ndan değil,
tüm yurtiçi banka ve finans kuruluşlarından
karşılamasının yolu açılmıştır.
21
KOOPERATİFLERİN FİNANSMANI
ÜZERİNE
Rasih DEMİRCİ *
Türkiye’de 1863 yılında Mithat Paşa tarafından başlatılan kooperatifçilik hareketinde
Cumhuriyet’in kurulması ile çeşitli kooperatif yasaları çıkarılmış ve özellikle de tarım kooperatifleri ekonomide önemli bir yer almaya başlamışlardır. Cumhuriyetin ilk yıllarında
Ticaret Kanunun¬da değişiklikler yapılarak,
yeni kooperatifler ka¬nunu çıkarılarak, kooperatiflerin kurulması için yasal bir düzenleme çalışılmıştır. Ancak cumhuriyetin kuruluş
yıllarında sadece koopera¬tif mevzuatı konusunda çalışmalar yapılmakla kalmamış,
aynı zamanda kooperatifçilik hareketi¬nin
fikrî temellerini kurmak üzere muhtelif
faaliyet¬lerde başlatılmıştır.
Zaten bugünkü anlamıyla kooperatifçilik hareketi Cumhuriyet döneminde ivme kazanmıştır denilebilir. Ancak ülkemizin sosyal ve
ekonomik yönden kalkınması, demokrasinin
yerleşmesi, çevrenin ve barışın korunması
için, ülkemizde demokratik kooperatifçiliğin
mutlaka geliştirilmesi gerektiği herkesçe kabul edilmesine rağmen, kooperatifçiliğin etkili bir biçimde gelişmesi için gereken önlemlerin yeterince alındığını söylemek maalesef
mümkün değildir(1).
Kooperatifler diğer işletme türlerinden farklı olarak, insan varlığına maddi varlıklardan
daha fazla önem vermektedirler. Diğer bir
ifadeyle, kooperatifler kârın maksimizasyonundan çok, belirlenen hedeflere ulaşabil* Prof. Dr - Türk Kooperatifçilik Kurumu Yönetim Kurulu Üyesi
22
mek için uğraşmaktadırlar. Bununla birlikte,
her ekonomik teşebbüste olduğu gibi kooperatiflerde de amaca ulaşabilmek için mali
kaynaklara ihtiyaç duyulmaktadır. Kendilerine özgü özellikleri nedeniyle kooperatiflerin
deneti, yönetim v.b. sorunları yanında finansal sorunları da normal bir işletmenin sorunlarından daha çeşitli ve ciddidir. Bilhassa,
temelde kâr amacı güdülmemesi nedeniyle
alıkonulan kârların büyük önem arz etmemesi, ortaklar tarafından yapılan sermaye
katkısının sınırlı kalması ve tahvil ve hisse
senedi gibi finansal varlıklar yoluyla kaynak
temin edilememesi bu özelliklerin başında
gelmektedir. Bu durumun en önemli sonucu
ise sermaye yetersizliğidir. Mali güçleri sınırlı
olan ortakların bir araya gelerek kurdukları
kooperatiflerin öz kaynakları, günün ihtiyaçlarını karşılayacak düzeyde değildir.
Kooperatiflerin sermayesi, ortaklarının taahhüt ettikleri ortaklık paylarından oluşmaktadır. 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu’nun 19.
maddesinde; kooperatife giren her şahıstan
en az bir ortaklık payı alınması gerektiği, kooperatife giren ortakların en fazla 5000 pay
taahhüt edebilecekleri, bir ortaklık payının
değerinin Bakanlar Kurulu Kararı ile artırılabileceği hüküm altına alınmıştır. Birkaç yıl
önce, yani, 23.07.2009 tarih ve 27297 sayılı
Resmi Gazete’de yayımlanan 14.07.2009 tarih ve 2009/15233 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla 2002 yılından bu yana sadece 1 TL olan bir ortaklık payının değeri 100 TL’ye yükseltilmiştir. Bu artışın kooperatiflerin öz kay-
nak yapısında kısmi bir iyileşme sağlayacağı
öngörülmekle birlikte, değişen ekonomik koşullar karşısında yeterli olmadığı, bu nedenle
belli aralıklarla gözden geçirilerek yeniden
bir artışa gidilmesinin finansman sorunlarının çözümü için yararlı görülmektedir… Bu
tedbir, kooperatiflerin kuruluşları sırasında
faaliyetlerine daha sağlıklı bir şekilde başlayabilmeleri ve mevcut mali yapılarının daha
da güçlendirilmesi ve ortakların ekonomik
katılımının arttırılması amacıyla gereklidir.
Ayrıca, 1163 sayılı Kanunun 19. maddesinde
yer alan ortakların en fazla 5000 pay taahhüt
edebilecekleri yönündeki kısıtlayıcı hükmün
kaldırılması da bu amaca hizmet edecektir.
Sanayi ve Ticaret Bakanlığı tarafından yayınlanan “Kooperatifçilik Stratejik Belgesinde”
de kabul edildiği gibi, Tarım satış kooperatiflerinin yeniden yapılandırmasına ilişkin
hususları düzenleyen ve 2000 yılından beri
yürürlükte olan 4572 sayılı yasada yer alan
hükümler, kooperatiflerin bağımsızlığını ve
özerkliğini zedeleyici niteliktedir(2).Bu kanun ile devlet güdümü eskiye oranla biraz
azalmış olmakla beraber yine de sürmekte
olduğu herkes tarafından kabul edilmektedir..Diğer taraftan 4572 sayılı kanunla Tarım
satış Kooperatifleri ve Birliklerinin yeniden
yapılandırılması ve devletin tarımı destekleme sisteminin olumsuzluklarını ortadan
kaldırmak
amaçlanırken,kooperatiflerin
sahip oldukları işletmelerin sermaye ve ortaklık yapısındaki düzenlemelerle devletin
neden olduğu mali sorunların bedeli kooperatifler ve ortaklarına yüklendiği herkesin
malûmudur..(3).
Esasen, günümüzde ulusal ve uluslararası
kuruluşlar ile bölgesel entegrasyonlar (BM,
Dünya Bankası, AB vb.) tarafından proje bazlı
uygun kredi imkânı sağlandığı bilinmektedir.
Amaçlarına ulaşabilmek yönünde iyi projeler
üretebilen ve bunları sunabilen kuruluşlar,
bu kaynaklara ulaşma imkânlarına sahiptir. Bu açıdan tüm kooperatif türleri ile ilgili
olmasa bile, özellikle sosyal konut, sanayi,
tarım, eğitim, sağlık gibi alanlarda faaliyet
gösteren veya gösterecek kooperatiflerin bu
yolla finansman sorunlarını aşabilmeleri imkan dahilindedir. Ancak ülkemizde kooperatiflerin kurumsal kapasitelerinin genel olarak
düşük olması, nitelikli personel, iletişim ve
haberleşme alanındaki yetersizlikler, iyi proje üretememelerine ve projelere sağlanan
hibe ve uygun kredi olanaklarından haberdar olmamalarına yol açmaktadır. Bu kapsamda, uluslararası fonlar ile Avrupa Birliği
fonları hakkında kooperatif ve üst kuruluşlarını bilgilendirmek ve bu fonlar kapsamında
yapılan proje çağrıları ile söz konusu projelere nasıl katılım sağlayacakları hususunda haberdar olmalarını sağlamak ve proje üretme
kapasitelerini geliştirmek amacıyla çalışmalar yapılmasına ihtiyaç bulunmaktadır.
Diğer taraftan, ülkemizde kooperatifler, uzun
bir uygulama geçmişleri olmasına rağmen,
finansal sorunlarının çözümüne destek verebilecek kurumsal bir yapıya kavuşamamışlardır. Geçmiş dönemlerde bazı geçici finansal
destekler sağlanmış ise de bunlar sistematik
ve sürekli bir kurumsal yapıya dönüştürülememiştir. Bunun sonucu olarak bugün gelinen aşamada, kooperatifler büyük finansal
sorunlarla karşı karşıya bulunmaktadırlar.
Bu finansal sorunların günümüzün piyasa
koşulları çerçevesinde karşılanması da pek
mümkün görülmemektedir. Ayrıca, güçlü bir
yapıya sahip olmayan kooperatiflerin kredi
kurumlarından yeterince teminat gösteremedikleri için kredi sağlamaları da imkânsız
olmaktadır. Bu sebeple de siyasi iradenin güdümünden kurtulmaları mümkün olmamaktadır.
Dünya kooperatiflerinin finansmanı denildiğinde, ilk akla gelen kurumlar, kooperatifler
tarafından kurulmuş kooperatif bankalarıdır.
Kooperatif bankaları, kooperatiflerin finansal sorunlarını çözmek amacıyla, aralarında
işbirliği artı güç birliğine yönelerek kendi fi-
23
nansal kurumlarını kurmaları ile ortaya çıkmışlardır. Kooperatif bankaları, ortaklarına
işletme sermayesi ve düşük faizli kredi vermek, ekonomik gelişmelere ilişkin bilgilendirmek ve finansal konularda danışmanlık
yapmak dışında, mevduat toplamak, tahvil
çıkartmak ve benzeri normal bankacılık işlemlerini de yerine getirirler. Strateji belirleme sürecinde, kooperatifler bankası kurulması önerisi sektör ve bazı kurumlarca da
(SPK, DPT, Türk Bankalar Birliği) dile getirilmiştir. Ancak, ülkemizde bir kooperatif bankası kurulması ve çalışması özellikle geçen
birkaç yıldaki bankacılık krizlerinden sonra
zor bir girişim olarak değerlendirilmektedir.
Öte yandan, “Kooperatifçik Strateji Belgesi”
çalışmaları sırasında, kooperatif ve üst kuruluşları tarafından ortaklaşa bir fon oluşturulması yoluyla teminat güçlüğünün ortadan
kaldırılabilmesinin mümkün olduğu ve kredi
garanti fonu benzeri yapılanmaların olumlu
sonuçlar doğurabileceği yönünde sektör ve
bazı kurumlar (T.C. Ziraat Bankası) tarafından
da yazılı olarak önerilerde bulunulmuştur.
Bu konuların, farklı boyutları ile ele alınarak
gerçekleştirilebilirliği üzerinde araştırma ve
inceleme yapılması uygun görülmektedir.
Kooperatiflerin finansman sorununun çözümü için kooperatifler bankasının kurulması
ve halen üç farklı kanuna göre faaliyet gösteren kooperatiflerin tabi oldukları tek bir
kanunun çıkarılması ile ilgili olarak Sanayi ve
Ticaret bakanlığı bünyesinde başlatılan “Kooperatifçilik Stratejisi” çerçevesindeki çalışmalar sonuçlandırılmalıdır.
Ülkemizde yıllardan beri dile getirilen konulardan birisi de bir kooperatifler bankası
kurulması talebi ve önerisidir. Özellikle tarım
sektöründe kooperatiflerle ilgili okuduğunuz
her akademik çalışmadan, konuştuğunuz
her kooperatifçiden, tarımsal örgütlerin bugüne kadar kooperatifçilikle yaptıkları her
açıklamada hep bu konunun dile getirildiğini
görürsünüz.
Ayrıca, kooperatiflerin banka kredileri dışında, farklı yöntemlerle de borçlanabilmelerinin, uygun koşullarda kredi temini olanaklarını arttırabileceği öngörülmektedir. Bu
çerçevede, son yıllarda dünya kooperatifçiliğinde uygulama alanı bulmaya başlayan “yatırımcı ortaklık” ve “tahvil ihracı” gibi enstrümanlara işlerlik kazandırılmasına yönelik çalışmalar yapılması da yararlı görülmektedir.
(2) Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, Kooperatifçilik Strateji belgesi, 2010-2011
24
Kooperatifler bankası kurulması konusunda
karar vericilerde hangi iktidar dönemi olursa
olsun konuya olumlu yaklaşmamışlardır. Kooperatiflere ait bir banka kurma ile ilgili çaba
gösteren bazı kooperatif birliklerinin çabaları boşa çıkarılmış ve gerekli destek verilememiştir. Bu durum tarım kesimi ve kooperatifler için üzücüdür.
Kooperatif bankacılığının temelinde banka
hisselerinin çoğunluğunun kooperatif örgütlerinin ellerinde bulundurulmasıdır(4).
Kooperatif Bankaları başta kooperatifleri ve
ortakları olmak üzere tüm müşterileri için
hizmet eden, mevduat toplayan, kredi veren, küçük üreticilere ve kırsal kesimdeki insanlara hizmet götüren, kooperatifçilik ilkelerine bağlı olan bankalardır. Yereldir ve ülke
sınırlarını terk etme ihtimali yoktur. Bankacılık sistemi içindeki denetim dışında ortakları
tarafından da denetlenmektedir.
KAYNAKÇA
(1) Türk kooperatifçilik Kurumu, 2004,
Türkiye’de Kooperatifçilik, Ankara, s.4
(3) N.Hazar, 1990,Kooperatifçilik Tarihi, Ankara s.400-401.
(4)İ.KÜÇÜKKAPLAN, Kooperatif Bankacılığı ve Dünya Genelindeki Uygulamaları.
S.D.Ü. İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Yıl.
2003.C.8.s3 s.27-48.
KOOPERATİFLERİN FİNANSMAN
SORUNUN ÇÖZÜMÜ İÇİN
KOOPERATİFLER BANKASI MODELİ
İlhan KÜÇÜKKAPLAN *
Kooperatifler, gelişmiş ülkelerde ekonomik
ve sosyal kalkınmanın aracı olarak kullanılmışlardır. Bunun için kooperatifler her yönden desteklenmiş ve kendi ayakları üzerinde durabilen kurumlar haline gelmişlerdir.
Bu gelişmeler sayesinde kooperatifler,
ekonomik hayatta kamu ve özel sektörün
yanında üçüncü bir sektör olarak yerlerini
almışlardır.
Kooperatifler, karşılıklı yardımlaşma esasına göre kurulmuş sistemlerdir. Mali güçleri
belirli bir işi ve hizmeti yerine getirmeye
yetmeyen kişilerin güçlerini bir kurum altında birleştirerek bu hedeflerinin gerçekleştirmesini sağlayan sistemlerden birisi de
kooperatiflerdir. Kuruluş gayesinden hareket edildiğinde kooperatiflerin finansman
yönünden desteğe ihtiyaç duymaktadırlar.
Kooperatiflerin yönetim, eğitim, denetim problemleriyle birlikte ağırlıklı olarak
sorunu finansman başlıkları altında toplanmaktadır. Kooperatiflerin finansman
kaynakları da genel olarak işletmelerin finansman kaynaklarından çok farklı değildir. Kooperatiflerin de diğer işletmeler gibi
amaçlarına ulaşabilmesi için mali kaynağa
ihtiyaçları vardır. Kooperatifler için finansmanın önemi diğer işletmelere nazaran bir
kat daha önemlidir.
Kooperatifler, genel olarak mali güçleri ye* Yrd. Doç. Dr., Pamukkale Üniversitesi, İİBF, Uluslararası
Ticaret ve Finansman Bölümü, Öğretim Üyesi, ikkaplan@
pau.edu.tr
tersiz kişilerin karşılıklı dayanışma ve işbirliği esasına göre kurdukları örgütlerdir. Bu
durum, ödenmesi gereken ortaklık paylarının düşük olarak tespit edilmesini gerektirmektedir. Ayrıca bu payların ödenmesinde
de zorluklar olması kooperatiflerin finansmanını ön plana çıkarmaktadır. Yeterli öz
kaynakla kurulamayan bu kooperatiflerin
yapmaları gereken sabit varlık ve çalışma
sermayesi yatırımları vardır.
Kooperatifler öz kaynaklarla yerine getiremedikleri yatırımlar için yabancı kaynaklara baş vurmak zorundadır. Yabancı kaynakların başında gelen ve finansal yapıda
ağırlığı oluşturan unsur ise kredilerdir. Kooperatiflerin kredi alabilmesi ise sektörlerindeki diğer rakiplerine göre çok daha zordur. Bu zorluk da güçlü bir finansal yapıya
sahip olmamalarından kaynaklanmaktadır.
Kooperatiflerin, başlangıçta yetersiz öz
kaynaklarla kurulması ve uygun şartlarla yabancı kaynak (kredi) bulamaması finansal açıdan önemli konuların başında
gelmektedir. Bu çalışmada kooperatiflerin
finansman problemine çözüm yollarından
birisi olan kooperatifler bankaları incelenmiştir.
Kooperatif bankacılığı, ekonomik yönden
zayıf olanların birleşmelerinden ve dayanışmalarından doğan güçle ortak amaçlarına ulaşmak, ekonomik ve sosyal güçlüklerini yenebilmek veya varlıklarını ve
25
birliklerini sürdürebilmek için oluşturdukları örgütlerin ya da üst örgütlerinin, ortaklarına ödünç vermek ve kimi zamanda
borçlandırma, kefalet, ödeme ve geri ödeme yol ve yöntemlerini bulmak suretiyle
kooperatifler ve ortaklarının ödemelerinde kolaylıklar sağlayan yasal kurum olarak
tanımlanabilir.1
Kooperatif bankacılığının diğer tanımı ise
1976’da Franz C. Helm tarafından yapılmıştır. Kooperatifler finansal sorunlarını çözebilmek amacıyla, aralarında işbirliği ve güç
birliğine yönelerek kendi finansal kurumlarını kurabilirler. Kooperatif bankaları; ortaklarına işletme sermayesi ve iskonto kredisi vermek, ekonomik gelişmelere ilişkin
bilgi verip, finansal konularda danışmanlık
yapmak dışında, mevduat toplamak, tahvil
çıkartmak vb. normal bankacılık işlemlerini
de yerine getirirler.2
bölgesel düzeyde hizmet sunan bir kooperatif bankacılığı kurulabileceği gibi, bölge
birliklerinin yatay bütünleşmesiyle ülke
çapında hizmet sunan bir kooperatif bankası da kurulabilir. Tarım sektörüne yönelik
olarak çalışan tarım kredi kooperatiflerinin
yanı sıra, küçük esnaf ve sanatkâra yönelik
olarak çalışan kredi kooperatiflerinin bölge
ve ülke düzeyinde (yatay) bütünleşmeleri
durumunda ise daha güçlü bir kooperatif
bankacılığı kurulabilir. Kurulan bu bankaya
başka ilgi alanlarında çalışan diğer kooperatifler de ortak olabilirler. Bu durumda
banka, hem kaynak açısından güçlenmekte
hem de daha çok kooperatife hizmet götürebilmektedir. Birim kooperatif bankasının
kurucuları, ortakları ve müşterileri olarak
farklı fonksiyonlar yerine getirmektedirler.4
Kooperatif bankacılığının özelliği, sadece
kooperatiflere kredi vermesi değil, bankanın yönetim ve finansmanına kadar koopeKooperatif bankacılığı, kooperatif ve üst ratif ve üst örgütlerinin egemen olmasıdır.
örgütlerine kredi veren; ancak, aynı za- Kooperatif bankasına ayrıcalık kazandıran
manda kooperatif üst örgütleri tarafından asıl özellikte budur. Bu özellik, kooperakurulup işletilen, onlar tarafından sahip tiflerin finansman kurumunun denetimi
olunan bankadır. Kooperatif bankası bir ko- yönünden önemlidir. Ziraat ve Halk Banoperatif kuruluşu olduğu için kredi verdiği kalarının kooperatifleri denetimi, devlet
kooperatifleri ve üst örgütleri denetlemesi denetimi olduğu halde gerçek bir koopedurumunda yapılan denetim bir özdene- ratif bankasının kredi verdiği kooperatifleri
tim olarak değerlendirilmekte ve demok- denetlemesi ise öz denetim olarak kabul
ratik yönetim ilkesi zedelenmemektedir.3
edilmektedir. Bağımsız ve demokratik deKooperatif bankaları il, bölge ya da ülke netim, kooperatifçiliğin önemli noktaların5
çapında faaliyet gösterebilirler. Koopera- dan birisidir.
tif bankaları kooperatiflerin bütünleşme Kooperatif bankacılığı alternatif işlevleri
derecelerine ve bütünleşme türüne göre bakımından değişik bir bankacılık türüdür.
çeşitli biçimlerde örgütlenmektedir. Ör- Sosyal sorumluluk yaklaşımının bankanın
neğin yerel düzeyde çalışan birim kredi hizmetlerini etkilediği bir türdür. Bankakooperatiflerinin yatay bütünleşmesi ile cılık hizmetlerinde çift taraflı bir sorum1 İsmet TAYŞİ, “Kooperatifler Bankası Kurulabilir mi?”, Uzman
Gözüyle Bankacılık Dergisi, 1998, s. 79
2 Franz C. HELM, Kooperatif İşletme Ekonomisi, Çev: İlhan
CEMALCILAR, Eskişehir İ.İ.T.A. Yayını, Yayın No: 150/92, Eskişehir, 1979, 176
3 Ziya Gökalp MÜLAYİM, Kooperatifçilik, Yetkin Yayınları, Ankara, 1995, s. 22
26
luluğa sahip olunması gerekmektedir. Bu
4 Y. ŞAHİN ve O. ALTAY, “Kooperatifler Bankası ve Almanya
Örneği”, T.C. Dokuz Eylül İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi, İzmir,
1991, s. 176
5 Ziya Gökalp MÜLAYİM, Dekomratik Kooperatifçilik Politikaları
ve Toprak Reformu, Ankara, Yetkin Yayınları, 1993, s. 29
sorumluluklar bankanın kaynaklarının
nereden sağlandığı ve nereye harcanacağı yönündedirler.6 Bu noktada kooperatif
bankalarının kaynaklarının çeşitlenmesi ve
kredi ilişkisinin ise ağırlıklı olarak ortak ve/
veya üye kooperatiflerle yapılması kooperatifçilik sektörüne avantaj sağlayacaktır.
Bu amaçla kurulan bankalar daha sonra
gittikçe amaçlarından uzaklaşarak kredi
portföylerinde, kooperatiflere açılan kredilerin payının düştüğü gözlenmektedir.
ları ve kendilerine özgü sahiplik yapısı ile
son yaşanan finansal krizden en az hasarı
alarak çıkmayı başarmıştır. Alman Merkez
Bankası Bundesbank’ın 2009 yılında yaptırdığı bir araştırmaya göre kooperatif bankaları, finansal istikrar ve mülkiyet açısından
özel bankalara göre daha az risk taşıyorlar.
Bunun nedenleri arasında “sahiplik” ve yönetim yapıları gelmektedir. Zira, kooperatif
bankasının ortakları, onun sahibi gibi davranarak büyük kârlar peşinde koşmuyorlar.
Kriz anında da kooperatif bankaları güçlü
Yukarıdaki açıklamalardan da anlaşılacağı sermaye birikimleri bakımından diğer özel
gibi kooperatif bankalarının kuruluşunda bankalara göre daha güvenli durumdadıryatan temel felsefe ülkelerin ekonomik ve lar.8
sosyal gelişimlerinde önemli bir yere sahip
ve kaynak sıkıntısı çeken kooperatiflerin Kooperatif bankacılık sistemini ticari bankafinansal açıdan desteklenmesidir. Koope- lardan ayırt eden temel yapı ticari bankalaratif mantığını göz önüne aldığımızda koo- rın sahipleri genelde bir grup, bir aile veya
devlet olurken kooperatif bankalarında hisperatif bankaları; yerel tarım küçük sanayi
sedarlıktan çok ortaklık söz konusu olmaktaişletmelerine kredi sağlamak için kuruldır. Bu durum kooperatif bankalarını sermamuşlardır.7
yenin tabana yayılması ve sermayenin güçlü
Bankanın ortağı (ya da üyesi) olan kooperatiflere, bu bankalar tarafından uzun vadeli ve düşük faizle krediler verilmektedir.
Kooperatif bankacılığının tarihsel gelişimi
incelendiğinde; ilk zamanlarda tarım ve esnaf kooperatiflerinin ayrı ayrı finanse edildiği farklı bankalar şeklinde bir yapılanma
varken, değişen ekonomik şartlar ve ölçek
ekonomilerinden yararlanma amacı ile
bu bankaların tek çatı altında birleştikleri
gözlenmektedir. Tüm kooperatiflerin bir
banka tarafından finanse edilmesi bankayı kaynaklar açısından güçlendirirken kredi
portföyünün riskinin dağıtılması açısından
da avantaj sağlayacaktır.
Kooperatif bankaları güçlü sermaye yapı6 Brian HARVEY, “Ethical Banking: The Case of the Co-operative
Bank”, Journal of Business Ethics, Vol.14, 1995, s. 1008
7 Farkas FEKETE ve V. JOBORU, “The Role of Co-operative
Banks in the Hungarian Financial Instituton System with Special
Respect to Financing Rural Area”, www.unibamberg.de/sowi/
economics/wenzel/forschung/ite/ conf/abtract/afek.
olması bakımından güçlü kılmaktadır. Ticari
bankalarda sermayenin gücü temsil eden
grubun yada ailenin (holdingin) gücüne bağlı
iken kooperatif bankalarında milyonlarca ortağın gücüdür. 9
Kooperatif bankalarının bu sahiplik yapısı
bankacılık düzenleme üst kuruluşlarınca ne
kadar sahipsizlik olarak tanımlansa ve eleştirilse de kooperatif bankalarının sermaye yeterliliği rasyolarının yüksek (sağlam) çıkması
ve uluslar arası reyting kuruluşlarınca (Fitch,
S&P vb.) verilen reyting notlarının yüksekliği
bu durumu çürütmektedir.10
Dünya’daki kooperatif bankalarının sermaye yeterlilik rasyoları incelendiğinde minimum düzey olan %8’in çok üzerinde gerçekleşmektedir.
8 Anonim, “Mutual Respect”, The Economist, 21 Ocak 2010
9 Oliver WYMAN, “Co-operative Bank: Customer Champion”,
MMC, 2008
10 The Rabobank Group, “ Co-operative banks in the new
financial system”, 2009
27
Kooperatif bankası üyesi olmakla ticari bankanın hissedarı olmak arasında bazı farklar
vardır. Bu farklar aşağıdaki tablodaki gibi sıralanabilmektedir.
Kooperatif Bankası Ortağı Olmak
da toplanan bu mevduat, ihtiyacı olan diğer
kooperatiflere belirli bir faiz karşılığında kredi olarak kullandırılmaktadır. Kooperatiflerin
finansmanı için bu banka önemli bir kaynak
Ticari Bankanın Hissedarı Olmak
Çift Yönlü Verim, Hem Ortak hem Müşteri Müşteri ile H.S Sahipliği arasında kesin
fark, (Shareholder)
Olmak, (Stakeholder)
Tek İnsan Tek Oy (Demokratik Yönetim İlkesi)
Tek Hisse Tek Oy (Oy kullanma hakkı
olan senetler için)
Risturn için Güçlü Motivasyon
Finansal Temettü
Uzun dönemli ilişki; Uygun fiyata kaliteli ürün
Kısa
dönemli
odaklanma
hissedar
getirisine
Sisteme herhangi bir lokasyonda katılma (lokal, Yönetim kuruluna sınırlı katılma hakkı
bölgesel ve ulusal)
Zaman içinde kooperatif hisselerinde istikrarlı Hisse Getirisi (Volatilite)
artış
Özel bir fayda yok
Üyeler için geliştirilmiş özel faydalar
Kooperatif bankası ortağı olmanın en büyük
avantajlarından birisi ortağı olduğunuz bankanın aynı zamanda müşterisi de olduğunuz
için hem kredi hem de mevduatta verilen
avantajlı faiz imkanlarından yararlanabilir
ayrıca bankanın elde etmiş olduğu kardan
risturn alarak maliyetlerinizi düşürür yada
gelirinizi artırma imkanız vardır. Bu durum
aşağıdaki şekilde ifade edilebilir.
Şekil 1: Kooperatif Bankası Mevduat ve Kredi Döngüsü
MEVDUAT
KOOPERATİFLER VE
ORTAKLAR
KOOPERATİF BANKASI
FAİZ
R
İ
S
T
U
R
N
olacaktır. Bununla beraber bu kooperatiflerin bankanın karından da risturn ilkesi gereği bir pay almaları da ek finansman kaynağı
için önemlidir. Buda kooperatif bankasına
üyelerinden tasarruf toplama açısından bir
avantaj sağlayacaktır. Türkiye’de şirketler
hukukunun ve bankacılık mevzuatının bankalarının karlarının ancak belli bir bölümün
dağıtmasına imkan tanıması, risturn ilkesinin
kooperatif bankası modeline uygulanabilmesi için büyük engeldir. Bunun için Ticaret
Kanunu’nda ve Bankacılık Kanunu’nda bir takım düzeltmelerin yapılması gerekmektedir.
Amerika Birleşik Devletleri’nde kurulmuş
olan kooperatif bankalarında bu sistemi
kullanmaktadır. Artık değerin büyük bölümü ortağı olan müşterilere yeniden daKOOPERATİFLER
VE ORTAKLAR
ğıtma ödeme şekliyle üyelerinin etkinlik
Yukarıdaki şekil incelendiğinde kooperatifler seviyelerini yükseltmektedirler. Bu değerin
ve üyeler bankaya yatırdıkları mevduat karşı- en azından %20’si nakit şeklinde (temettü)
lığında faiz geliri elde etmektedirler. Banka- geriye kalan ise organizasyondaki üyelerin
RİSTURN
28
F
A
İ
Z
K
R
E
D
İ
sermayelerine yeniden yatırım yapılarak
yapılmaktadır. 11Sistem üyelerin artmasını
ve tasarruflarını bankada değerlendirmelerini sağlayarak kooperatif sistemini güçlendirmektedir. Kooperatif bankasının karı
yine kooperatiflerle paylaşılmaktadır.
larda temsilcilik problemini ortaya çıkmasında önemli rol üstlenen aktivist (militan,
eylemci) hissedar kooperatif modelinde
yoktur.
Kooperatifler müşteri şampiyonu olmak
için bireysel ve sektör olarak 5 noktada eyKooperatif bankaları Avrupa bankacılık sis- lem planları geliştirip uygulamışlardır. Bu
temi içinde büyük bir gücü temsil etmek- eylemler kooperatiflerin değerlerin ticari
tedir. 140 milyonun üzerindeki müşteri versiyonunun başlangıcı olarak adlandırılpotansiyeli ile 5 Avrupa ülkesinde birinci maktadır.
sırada yer alan kooperatif bankaları vardır.
Avrupa’da %20’lik bir pazar payı ile 60.000 Yürütme (İcra-İfa): Büyüme ve (etkinlik)
şubesi ile 4500 kooperatif bankası vardır. verimlilik gibi endüstri normlarında asgari
5 Avrupa ülkesinde kooperatif bankaları düzeyde uyumluluğun sağlanması. Yüksek
perakende şubeciliğin %40’ına sahiptir. Ay- büyüme müşteri şampiyonluğunun ele gerıca kooperatif bankaları 720.000’nin üze- çirilmesinde nihai sinyallerden birisi olup
yüksek verimlilik de temsilcilik problemirinde çalışanı ile büyük bir işverendir.12
nin olmamasının işaretidir. Genel gözlemeKooperatif modeli ortakları ve dolayısıyla lere göre kooperatifler bireysel bankacılıkmüşterileri için kapsamlı düzenlemelere ta önemli dağılımla karşın bu iki ölçümü
sahip olduğu için bilgi asimetrisinden (is- de iyi yapmaktadır. Performansın altında
tismarı) yararlanmayı düşünmezler. Koo- kalanlar sadece kendi itibarlarını değil tüm
peratif modeli müşteri taraftarlığı için do- kooperatiflere zarar vermekte bu yüzden
ğal bir platform olmasından dolayı ticari performanslarını geliştirmek zorundadırbankacılık modeline karşı müşteri şampi- lar.
yonluğunda alternatif bir model olmuştur.
Ortaklık (Üyelik): Kendi sınırlarını genişletKooperatif modeli diğer taraftan ticari mo- menin ötesinde yaygın üyelik ve savunmadeldeki sahiplik yapısı ile ilişkili yönetim sız müşteri grupları hedeflenmiştir. Üyeüstünlükleri oluşturmuştur. Bunlardan en lik politikası sınırlayıcı olabilir. Bu durum
bariz ve en çok çalışılanı, yöneticilerin fir- müşteri tabanın düşük ve yaşlı olmasına
manın sahipleri adına hareket etme mo- yol açabilir. Üyelik mekanizması, özellikle
tivasyonu sağlayan temsilcilik (agency) savunmasız müşteri gruplarına odaklanılproblemidir. Bu problem kooperatif yapı- dığında, müşteri şampiyonu olmayı istelarda hissedar sahipliğinde olduğu kadar medeki temel konsepttir.
belirgin değildir. Kooperatif bankaları bunu
azaltmak için uğraşmışlardır. Örneğin yerel Sermaye Birikimi: Sermaye tabanının yömüşteri kurullarını kullanarak sektörde fa- netiminde disiplini sağlamaktır. Kooperatif
aliyet verimliliğini iyileştirmeleri bunun en modeli sermaye birikimi için tasarlanmış
iyi kanıtıdır. Aynı zamanda, ticari banka- olup bunu sermaye yeterliliği ticari bankalara göre %4’daha fazla olan kooperatif
11 Martin VEZİNA, D. COTE VE M. TETRAULT, Profile of Coobankaları aracılığıyla yapmıştır. Geçerli oyperative Banking Institutions throughout the World, Kanada,
Centre de Gestion des Cooperatives, 1998, s. 97
nak piyasa koşullarında bu sermaye yapısı
12 Oliver WYMAN, “Co-operative Bank: Customer Champion”,
MMC, 2008, s.:2-3
tampon görevi görmede etkin ise de uzun
29
dönemde ekonomisi için verimsiz ve bankalarda sermayenin etkin bir şekilde dağıtılmasında disiplini azaltır. Kooperatiflerin
üye tanımlaması ile sermaye serbestisi üzerine yaratıcı düşünmesini gerektiren üye
büyümesi ve sermaye etkinliği arasında içsel bir çatışma vardır.
Yönetim: Kooperatif modelini pekiştiren
ortak yaklaşımları tanımlamaktır. Kooperatif modeli ticari modelden farlıdır. Bu
çeşitlilik farlı kooperatif bankalarında da
kendini göstermektedir. Bu anlamda düzenleyiciler yönetim modelinin anlaşılabilirliği üzerinde endişe etmektedir. Bir çok
kooperatif kurumsal yönetimi sağlamak
için özel mekanizmaları adapte etmişlerdir.
Bu uygulamalardan en iyisi kooperatifçilik
sektörünün tamamına adapte edilmesi
için benimsenebilir.
Genişleme: Kooperatif modelinin yeni
piyasalara ve bankalara açılması için me-
totlar yaratmaktır. Dünyadaki bankaların
çoğu bunu ticari modelle yapmaktadır. Kooperatifler genişlerken bunu tipik olarak
ele geçirme ve ticari modelle destekleyerek yapmaktadır. Beraberinde iki sorunu
gündeme getirmiştir. Birincisi yeni ülkelere kooperatif modelini sokmanın yollarını
bulmaktır. İkincisi ise birleşme ve satın almalarla kooperatiflerin genişleme yollarının bulunmasıdır.
Kooperatif bankalarının tarihi 19. Yüzyılda
Avrupa nüfusun birçok kesimin finansal
dışlanmasına dayanmaktadır. Özellikle çiftçilerin, küçük işletmelerin ve bunları destekleyen kuruluşlar finansal kurumlar tarafından dışlanmışlardır. Bu dışlamaya katkıda bulunan dört temel faktör vardır. Bu
faktörler: Fiziksel konum, bilgi asimetrisi,
hukuki sistem ve yüksek fiyatlar. Kooperatif bankaları piyasadaki bu hataları düzelten çözüm önerileri geliştirdiler. Bu çözüm
Tablo 1: Avrupa Kooperatif Bankalarının 2008 Yılı Sonu İtibariyle Bazı Verileri yer almaktadır.
Ülkeler
Avusturya
Belçika
Bulgaristan
Kýbrýs
Danimarka
Finlandiya
Fransa
Almanya
Yunanistan
Macaristan
Ýtalya
Lüksenburg
Litvanya
Hollanda
Polonya
Portekiz
Ýspanya
Ýngiltere
Ýsviçre
30
Ekonomik Göstergeler (Mil €)
Toplam Toplam Toplam
Varlýklar Mevduat Kredi
359.920 206.609 217.706
5.832
3.107
2.222
851
712
501
14.750 12.981 10.216
1.800
1.600
1.300
75.746 37.082 51.708
2.714.709 1.097.519 1.209.197
1.024.763 567.396 547.882
3.752
2.927
3.064
5.100
4.234
2.320
601.550 366.768 459.676
2.861
4.595
3.925
185
146
129
612.120 304.214 408.620
13.556 10.175 10.765
11.447
9.613
7.945
113.010 93.375 94.903
16.868 13.424 11.617
69
38
58
Çalýþan
Sayýsý
45.727
1.886
2.789
556
12.752
270.400
186.479
1.238
7.682
113.648
476
371
66.136
31.265
4.279
20.940
4.108
8
Diðer Göstergeler
Pazar Payý
Müþteri Bölgesel Þube
Ortak
Mevduat Kredi
Sayýsý
Banka
Sayýsý
Sayýsý
51.000.000 640
2.803 2.324.000 36,60% 32,10%
8
162
6.309
3,29%
1,97%
1.022.008
266
123
500
590.285
19,00% 16,00%
125.000
20
75
67.000
0,60%
0,50%
4.143.000
228
604
1.255.000 33,80% 32,00%
84.500.000
77
20.407 16.700.000 39,71% 46,45%
30.000.000 1.196
13.586 16.200.000 18,60% 16,00%
16
177
196.179
0,80%
1,10%
1.100.000
127
1.616
150.000
8,26%
2,68%
15.100.000 529
13.523 2.099.667 34,30% 30,30%
121.374
49
5.203
10,00% 10,00%
82
59
152
81.188
1,40%
0,80%
9.500.000
153
1.112 1.707.000 43,00% 30,00%
10.500.000 579
4.199 2.500.000
8,80%
6,50%
1.343.050
100
670
333.820
4,80%
2,70%
10.505.452
81
5.141 2.096.531
5,00%
5,20%
2.345.000
90
3.500.000
1,00%
3,00%
3.000.000
390
1.155 1.371.107 18,60% 12,10%
Kaynak: EACB Key Statistics 31-12-2008 (Financial Indicators)
önerilerinin özü demokratik yönetim ve müşterisine hizmet etmekte ve toplam
mevduatın yaklaşık %35’ini toplamakta ve
dayanışma (birlik) ilkelerine dayanıyordu.
toplam kredinin %30’unu dağıtmaktadır.
Kooperatif bankaları orijini olan Avrupa’da İtalya kooperatif bankalarının toplam
güçlü bir uygulama alanı bulmuştur. Al- varlığı 600 milyar Euro’yu bulmakta olup
manya, Fransa ve Hollanda’da bankacılık 2008 yılında toplam mevduatı yaklaşık 367
sektörünün lideri konumunda olan banka- milyar € olup dağıttığı kredi ise yaklaşık
lar kooperatif bankalarıdır. Tablo 1’de Av- 460 milyar €’dur. İtalyan kooperatif
rupa’daki kooperatif bankalarının ülkeler bankalarının plase oranı13 1.25 olarak
itibariyle bazı verileri yer almaktadır.
hesaplanmaktadır. Yani İtalyan bankaları
Ülke uygulamalarından en dikkat çekici topladıkları mevduatın daha fazlasını kredi
olanları Fransa, Almanya, Hollanda olarak dağıtmaktadır. İtalyan bankacılık
ve
İtalya’dır.
Fransa’da
kooperatif sektöründe aracılık fonksiyonunu etkin
bankaları
Credit
Agricole,
Credit olarak gerçekleştiren bankaların başında
Mutuel ve BPCE olarak 3 ayrı banka gelmektedir. Yine Hollanda, Avusturya,
Fransa, Finlandiya ve İspanya gibi ülkelerde
olarak faaliyet göstermektedir. 3 banka
de kooperatif bankalarının aracılık
Fransa’daki bankacılık sektörünün toplam
fonksiyonu etkin olarak yerine getirdiği
mevduatının yaklaşık %40’ını toplamakta
tablodan anlaşılmaktadır. Bu sonuçlardan
ve kredinin %46’sını dağıtmaktadır.
sonra Avrupa’da özellikle gelişmiş Avrupa
Kooperatif bankaları Fransa’da kırsal
ülkelerinde kırsal kesim mevduatın
kesim mevduatın toplanmasında ve kırsal
toplanmasında önemli rolü kooperatif
kesimin fonlanmasında neredeyse yarısını
bankalarının üstlendiğini söylemek yanlış
gerçekleştirmekle ön plana çıkmaktadır.
bir yorum olmayacaktır.
Fransa’da kooperatif bankalarının yaklaşık
17 milyon ortağı bulunmakta olup müşteri Hollanda’da faaliyet gösteren Rabobank
sayısı ise 85 milyonu bulmaktadır. Tüm yapılanmasında Alman modelini örnek
ortak ve müşterilerine 77 bölgesel bankanın almış bir banka olup ülkedeki mevduatın
yaklaşık 20 bin şubesinde yine yaklaşık 270 %43’ünü toplamakta ve toplam kredinin
%30’unu dağıtmaktadır. Rabobank 110
bin personel ile hizmet vermektedir.
yıl önce Hollandalı çiftçiler tarafından
Almanya’da kooperatif bankaları ise Alman uygun kredi olanaklarının geliştirilmesi
bankacılık sisteminde toplam mevduat ve birbirine ve diğer sektörlere yardım
içinde %16’lık payı ve toplam krediler (işbirliği) ilkesi gözetilerek bir kredi
içinde %19’luk payı ile sektörün liderleri kooperatifi olarak kurulmuş olup bugün
arasındadır. Alman kooperatif bankalarının 986 miyar €’luk varlığı ve 43 ülkedeki
yaklaşık 16 milyon ortağı ve 30 milyon operasyonları dünyanın ilk 25 bankası
müşteri potansiyeli bulunmakta olup tüm içinde yer alan finansal lider konumuna
bunlara 1.196 bölgesel bankanın 14 bin ulaşmıştır.14
şubesinde yaklaşık 186 bin personel ile
Dünya’da ve Avrupa’da gelişmiş ülkelerin
hizmet vermektedir.
İtalya kooperatif bankaları 529 bölgesel
bankanın 13.500 şubesinde yaklaşık 114 bin
personeli ile 2 milyon ortağı ile 15 milyon
13 Plase Oranı toplam kredilerin toplam mevduata bölünerek
bulunmaktadır. Aracılık hizmetini ölçmek için kullanılan etkin
orandır.
14 Anonim, The Rabobank Story 11553_Web_Pdf_The_Rabobank_Story_booklet,
31
ortak özelliklerinden birisi de bu ülkeler
de kooperatifçiliğin gelişmiş olması
ve hepsinde de kooperatif bankacılık
sisteminin var olmasıdır. Avrupa da
faaliyet gösteren kooperatif banka sayısı
150 ye yakın olup yaklaşık 43 milyon üye
ve müşterisi vardır. Ayrıca bu bankalar
ülkelerinde pazar payında toplanan
mevduatın ve dağıtılan kredilerin önemli
bir bölümünü oluşturmaktadır. Bu bankalar
kırsal kesimin gelişmesinde önemli bir rol
üstlenmiş olup yine ülkelerinde aracılık
hizmetlerinde yüksek oranlarla mali
piyasaları rahatlatmaktadırlar. Kooperatif
bankalarının kendine özgü ortaklık yapısı
sermayelerinin tabana yayılmasını ve
güçlü durmasını sağlamaktadır. Ortaklık
yapısı düzenleme otoritelerince beklenen
aksine sahipsizlik değil sağlam bir sahiplik
olgusu yaratmaktadır. Güçlü sermaye ve
sahiplik yapısı sayesinde kriz dönemlerinde
en az etkilenen bankalar içerisinde yer
alan kooperatif bankalarının uluslar arası
reyting kuruluşları tarafından verilen
yüksek notları bu durumun en iyi kanıtıdır.
Ayrıca teoride bu bankalar ticari bankacılık
ve yatırım bankacılığı türünden sonra
üçüncü bir bankacılık türü olarak kabul
edilmektedir.
siyasi irade tarafından destek görmediği
için raflarda kaldığı görülmektedir. Diğer
nedenler ise kooperatifçiliğin içinde
bulunduğu nedenler ile aynıdır. Bu nedenler
kooperatifçiliğin içinde olan tüm taraflarca
bilinmektedir. Türkiye’de kooperatifçiliğin
temel ilkelerinden birisi olan işbirliği
ilkesinin özellikle dikey kooperatifler
arasında etkin kullanılamaması nüfusunun
yaklaşık %10’nun kooperatif üyesi olan
bir ülke için yadırganacak bir durumdur.
Türkiye’de kooperatifler uzun yıllardır
finansman sorunları yaşamaktadır.
Türkiye’de özkaynak yetersizliği ile karşı
karşıya, yabancı kaynaklarda (kredi bulma)
zorlukları yaşayan (bu sıkıntılar özellikle
kredi bulma zorluğu, Basel uygulaması
ile daha da zorlaşacak), kurumsallaşma,
derinleşme, planlama ve çok başlılık
sorunları olan kooperatifçilik sektörünün
bir kooperatifler bankasına ihtiyaç vardır.
Kaynak maliyetinin yüksek olduğu
Türkiye’de
oluşturulacak
kooperatif
Tüm bu olumlu yanlarına rağmen bankasının tüm kooperatifleri kapsaması
Türkiye’de kurulu bir kooperatifler bankası maliyetler ile ölçek ekonomisinden
yoktur. Bırakın bir kooperatifler bankası yararlanma ve riski dağıtma açısından
olmasını Türkiye’de kooperatifçilik sektörü olumludur. Kooperatif bankacılığının
ne Ticaret Kanunun içerisinde nede
kurulmasında siyasi irade ve kooperatiflerin
Bankacılık Kanunun içerisinde yer almıştır.
Yıllardır Türkiye’de bir kooperatif bankası finansman gücü gibi iki temel faktör, büyük
kurulması çalışmalarına ara ara devam rol oynamaktadır. Türkiye’de kooperatif
edilse de bu çabalar yetersiz kalmış olup bankacılığının kurulabilmesi için yapılan
hala bir kooperatif bankası kurulamamıştır. çalışmalardan anlaşılan; alttan üste
Bu çalışmaların özüne bakıldığında
doğru bir hareket değil, yukarıdan, siyasi
uygulayıcı ve akademisyenlerin konuyu
etraflıca tartıştıkları ve ardından raporlar, iradeden, kooperatiflere doğru bir eğilimin
yayınlar hazırlandığı ama bu çalışmaların başlaması gerekliliğidir.
32
FİNANS SEKTÖRÜNÜN OMURGASI
OLARAK KKTC’DE KOOPERATİFÇİLİK
HAREKETİ
Okan Veli ŞAFAKLI *
Hasan SOLYALI *
ÖZET
Dünyada kooperatifçilik hareketinin başta
tarım olmak üzere ülke ekonomilerinin kalkınmasında ve bireylerin yaşam kalitesinin
artırılmasında önemli katkıları bulunmaktadır. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) de
özellikle finans alanında bu ülkelerin arasında yer almaktadır. Şöyle ki, ülkede yaratılan
finansman, gerek arz gerekse talep açısından
üçte birden fazla bir oranla kooperatifçilik
hareketinin eseridir. Bu olgu göstermektedir
ki; çağdaş yaklaşımlar ışığında kooperatifçiliğin devlet politikası olarak yeniden yapılandırılması halinde mevcut potansiyel daha da
artırılabilecektir.
Anahtar Kelimeler: Kooperatifçilik, KKTC, Finans, Ekonomi
GİRİŞ
Ekonomide büyüme ve kalkınma hükümet
edenlerin temel misyonu olarak bilinmektedir. Bu amaç için ise, tüketim ve yatırım faaliyetlerinin ivme kazanması gerekmektedir. Özellikle, yeni istihdam alanlarının yaratılması
yeni yatırımların gerçekleşmesi ile mümkündür. Bu noktada en önemli unsur yatırım
* Doç.Dr.- Lefke Avrupa Üniversitesi İşletme Bölüm Başkanı
E-posta: [email protected]
Kıbrıs Türk Kooperatif Memurları Tasarruf Kooperatifi Ltd.
Yönetim Kurulu Başkanı E-posta:[email protected]
ve üretim faaliyetlerinin gerçekleşmesine
imkan verecek finansman kaynaklarının yaratılmasıdır. Kooperatifler ise dünyada tarım
faaliyetleri başta olmak üzere üretim ve yatırımda girişimcilerine finansman sağlayan
önemli yapılar halini almışlardır.
Bu çalışmada, Kooperatifçilik sektörünün finansman açısından önemi ortaya konacaktır.
Bu çerçevede, KKTC’deki finans kooperatiflerini irdelemeden önce dünyadaki kooperatifçilik hareketine ve finans boyutuna atıf
yapılacaktır.
DÜNYADA
KOOPERATİFÇİLİK VE
FİNANS SEKTÖRÜ
Kooperatifçilik hareketi dünyada 1 milyardan
fazla kişiyi bir araya getirmektedir. Yaklaşık 3
milyar kişinin ise geçimi kooperatif işletmeleri tarafından güvence altına alınmaktadır.
Kooperatif sektörünün ICA (Uluslararası Kooperatifler Birliği) üyeliği aracılığıyla 100’ün
üzerinde ülkede dünya çapında yaklaşık 800
milyon üyesi bulunmaktadır. 100 milyondan
fazla kişiye istihdam imkanı yaratan kooperatiflerin ekonomilerine en fazla katkı yaptıkları ülkeler sırasıyla gayri safi yurtiçi hasıla’nın
(GSYİH) % 45 ile Kenya, % 22 ile Zelanda gelmektedir (UN 2009:5).
Kooperatif üyeliklerine ilişkin aşağıdaki ülke
33
örnekleri verilebilir :1
• Asya’da 45,3 milyon kişi kredi kooperatifi üyesidir.
• Arjantin’de 12,670 kooperatifin 9,3 milyondan fazla üyesi bulunmaktadır. Bu rakam
ise nüfusun yaklaşık % 23,5’ini oluşturmaktadır. 2
• Kanada’da her dört kişiden biri an az bir
kooperatif üyesidir. 3
• Fransa’da 23 milyon kişi bir veya daha
fazla kooperatife üye olup, bu oran nüfusun
% 38’idir. Her üç kişiden biri aynı zamanda
bir kooperatif bankanın üyesidir. 4
• Almanya’da her dört kişiden birini teşkil
edecek şekilde 20 milyon kişi kooperatif üyesidir.
• İran’da 170,000 kooperatif 40 milyon
üyeye sahiptir. 5
• Japonya’da her üç aileden biri kooperatif üyesidir.
• İspanya’da 6.7 milyon kişiye tekabül eden nüfusun % 15’i kooperatif üyesidir. 6
• Amerika Birleşik Devletleri’nde kooperatif üyeliği 350 milyon kişiden fazladır. 7
Kooperatiflere olan üye potansiyelinden anlaşılacağı gibi kooperatifçilik hareketi birçok
ülkenin ekonomisinde önemli yere sahiptir.
Bunların başlıcaları aşağıdaki gibidir:
• Güney Kıbrıs’ta kooperatifler bankacılık
sektöründe % 30, tarımsal ürünlerin pazarlamasında ise % 35 paya sahiptir.
• Fransa’da kooperatifler perakende bankacılığın % 60’ına hitap etmektedir. 8
1 http://www.ica.coop/coop/statistics.html#economic, 15
Ocak, 2012
2 Las Cooperativas y lasMutuales en la República Argentina”,
InstitutoNacional de Asociativismo y Economia Social (INAES),
30 June 2008.
3 http://www.coop.gc.ca/COOP/?s1=info_coop&page=intro, 15
Ocak, 2012
4 http://www.entreprises.coop/UPLOAD/article/pages/644_article.php, 15 Ocak, 2012
5 http://www.taavongaran.ir/En/, 15 Ocak, 2012
6 http://www.ciriec.es/CIRIEC_Grandes_Cifras_Economia_Social.pdf, 15 Ocak, 2012
7 National Co-operative Business Association www.ncba.coop/
ncba/about-co-ops/research-economic-impact)
8 http://www.entreprises.coop/UPLOAD/article/pages/644_ar-
34
• Kenya’da kooperatifler GSYİH’nın %
45’inden sorumlu olup ulusal mevduatların
% 31’ini barındırmaktadırlar.
• Küresel olarak, her türlü mali kooperatif
tahmini olarak yaklaşık dünya nüfusunun %
13’ü olan 857 milyon kişiye hizmet vermektedir. 9
• Gelişmekte olan ülkelerin çok sayıda küçük kasaba ve köylerin de finansal hizmetlere erişim sadece mali kooperatifler tarafından sunulmaktadır .10
• Finansal kooperatifler fakirlere mikrofinans sağlayan en büyük kredi sağlayıcısı
durumundadır. Güney Asya’da günde 2 $’ın
altında yaşayanların % 54,5’ine krediyi kooperatifler sağlamaktadır.11
İstihdam açısından da kooperatiflerin rolü dikkate değerdir. Şöyle ki, Arjantin’de
233,000’den fazla, Kanada’da çoğu tasarruf ve kredi kooperatifleri olmak üzere
155,000’den fazla, Kolombiya’da ülke istihdamının yaklaşık % 3.65’i, Fransa’da aktif
çalışan nüfusun yaklaşık % 3.5’i, Almanya’da
440,000 kişi, Endonezya’da 288,589 kişi,
Kenya’da 250,000 kişi ve İspanya’da istihdamın yaklaşık %21.6’sı kooperatifler tarafından sağlanmaktadır . 12
KKTC FİNANS SEKTÖRÜ VE
KOOPERATİFÇİLİK
KKTC’de özü itibariyle bakıldığında kooperatifçilik hareketi finans sektörünün omurgasını oluşturmaktadır. Öncelikle, KKTC’de 2010
itibariyle faaliyet gösteren 23 ticari bankanın
2’si kooperatif banka niteliğindedir. Bunlar
ticle.php, 15 Ocak 2012
9 P. Crear, paper presented at the expert group meeting on
cooperatives, United Nations, New York, 28-30 April 2009.
10 Paradis, paper presented at the expert group meeting on
cooperatives, United Nations, New York, 28-30 April 2009.
11 R. P. Christen. “New paradigms in microfinance”, the Boulder Institute of Microfinance 2008Microfinance Training Core
Lecture, held at the International Labour Organization International Training Centre, Turin, 21 July 2008-1 August.
12 http://www.ica.coop/coop/statistics.
html#economic, 15 Ocak, 2012
Kooperatif Merkez Bankası ve Limasol Türk
Kooperatif Bankası’dır. Bu bankaların sahip
olduğu mevduatın sektör içindeki payı % 31
iken (Tablo 1), sektör plasmanı içindeki payları % 33.2’dir (Tablo 2).
leri ve kredi kooperatifleri de bulunmaktadır.
2010 itibariyle üyelerden mevduat toplayıp
kredi veren tasarruf kooperatifi sayısı 25’dir.
Bu kooperatiflerin Konsolide Bilançosu Tablo
3’te yer almaktadır.
Ticari banka dışında özellikle kırsal bölgelerde finansman sağlayan tasarruf kooperatif-
Tablo 3’e göre tasarruf kooperatiflerinin toplam mevduat hacmi 296.218.918,30 Tl, top-
35
lam kredi hacmi ise 235.747.910,52 TL’dir.
Bu ise göstermektedir ki; tasarruf kooperatiflerinin toplam mevduat hacmi bankacılık
sektör toplamının % 4.3’ü olup, bu oran plasmanlar için % 5 civarındadır.
Kooperatiflerin finans sektöründe önemini
artıran diğer bir unsur ise kredi ve kalkınma
kooperatifleridir. Şöyle ki, Kredi Kooperatifleri mevduat ve plasman açısından yıllar itibarı ile incelendiğinde, ticari banka nitelikli
kooperatifler hariç kredilerde toplam kooperatif sektörünün yaklaşık % 20’sini, mevduatlarda ise yaklaşık % 25’ini oluşturmaktadır. Bu kooperatifler, ortaklarının her türlü
tüketim ihtiyaçlarını karşılayan nakit krediler
vermekle birlikte, aynı zamanda ihtiyaç duydukları tarımsal girdilerin tedarikini da sağlamaktadırlar. Özellikle pazarlanan zirai ürün
ve süt bedellerinin üretici ortaklarına ulaştırılmasında önemli yer tutmaktadırlar.
SONUÇ
Dünyada birçok ülkede olduğu gibi kooperatifler KKTC’de de ekonominin dinamosu
durumundadır. Şöyle ki, ekonomik kalkınma
için gerekli yatırım ve ekonomik faaliyetlerin
finansmanında blok olarak en önemli aktör
üçte birden fazla bir oranla kooperatiflerdir.
Özellikle kriz ortamlarında devletin keynesgil yaklaşımın gerektirdiği ekonomiye kaynak
aktaramadığı günümüzde kooperatçilik kurtuluşun önemli bir modeli olabilmektedir.
Bu itibarla, devlet dışı kaynakların harekete
geçirilmesi ve profesyonelce ekonomiye aktarılması için kooperatifçiliğin bir devlet politikası olarak geliştirilmesi ve bu çerçevede
özellikle demokratik üye kontrolu ile özerklik
ve bağımsızlık olmak üzere yedi kooperatifçilik ilkesinin hayata geçirilmesi için kurumsal,
yasal ve düşünsel altyapının oluşturulması
gerekmektedir.
36
KAYNAKÇA
http://www.ica.coop/coop/statistics.
html#economic, 15 Ocak, 2012
http://www.coop.gc.ca/COOP/?s1=info_
coop&page=intro, 15 Ocak, 2012
http://www.entreprises.coop/UPLOAD/article/pages/644_article.php, 15 Ocak, 2012
http://www.taavongaran.ir/En/, 15 Ocak,
2012
http://www.ciriec.es/CIRIEC_Grandes_Cifras_Economia_Social.pdf, 15 Ocak, 2012
“Las Cooperativas y lasMutuales en la
República Argentina”, InstitutoNacional de
Asociativismo y Economia Social (INAES), 30
June 2008.
National Co-operative Business Association
www.ncba.coop/ncba/about-co-ops/research-economic-impact)
Paradis, paper presented at the expert group meeting on cooperatives, United Nations, New
York, 28-30 April 2009.
P. Crear, paper presented at the expert group meeting on cooperatives, United Nations, New
York, 28-30 April 2009.
R. P. Christen. “New paradigms in microfinance”, the Boulder Institute of Microfinance 2008Microfinance Training Core Lecture,
held at the International Labour Organization International Training Centre, Turin, 21
July 2008-1 August.
UN (2009), Cooperatives in social development, United Nations A/64/132 General Assembly,13 July 2009
21 ARALIK DÜNYA
KOOPERATİFÇİLİK GÜNÜ
KIZILCAHAMAM’DA KUTLANDI.
Zeki BİRDOĞAN *
Türk Kooperatifçilik Kurumu “21 Aralık Dünya Kooperatifçilik Günü’nü Kızılcahamam
Belediyesi ile müştereken tertip ettiği bir
panel’le kutladı. Konusu “Turizm ve Kooperatifçilik” olan Panel için Kızılcahamam’ın
seçilmesi önemlidir. Zira son yıllarda yurdumuzda yoğun ilgi görmeye başlayan Kaplıca
Turizminin en önemli merkezlerinden biri
Kızılcahamam olmuştur. Bölgenin dağlık ve
ormanlık olması turistlerin daha çok ilgisine
mazhar olmaktadır.
Başkanı Coşkun ÜNAL’ın yakın ilgi ve desteği
ile Belediyeye ait Soğuksu Otelde toplantı
On Otuzda başlamış ve takiben iki buçuk saat sürmüştür. Oturum Başkanlığını Tarım Bakanlığı Emekli Müsteşarı Hüsnü POYRAZ’ın
yaptığı Panel’in konuşmacıları Gazi Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi
Prof. Dr. Haydar MÖHÜR, Gazi Üniversitesi
Ticaret Turizm Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd.
Doç. Dr. Cemalettin AKTEPE ve Kızılcahamam
Belediye Başkanı Coşkun ÜNAL olmuşlardır.
Türk Kooperatifçilik Kurumu Kızılcahamam’ın
sahip olduğu bu zenginliği dikkate alarak bu
yıl ki kutlamayı Ankara’nın bu güzel ilçesinde
yapmayı planlamıştır. Kızılcahamam Belediye
Prof. Dr. Haydar MÖHÜR; Termal yani kaplıca
tedavisinin çok önemli olduğunu Türkiye’nin
ise daha bu işin başında olduğunu, oysa Avrupa da çok önceden başladığını belirtmiştir.
* Türk Kooperatifçilik Kurumu Müdürü
37
Türkiye’nin sahip olduğu bu imkanların başka ülkelerde çok az olduğunu belirten konuşmacı, Devlet’in bu konuda teşvikçi olması
gerektiğini ifade etmiştir.
ÇOŞKUN; 21 Aralık Dünya Kooperatifçilik
Günü’nü Kızılcahamam da kutlayan Türk Kooperatifçilik Kurumuna da teşekkür ederek
sözlerini bitirdi.
İkinci konuşmacı Yrd. Doç. Dr. Cemalettin AKTEPE meseleyi turizm açısından ele almış ve
Kızılcahamam’ın en önemli gelir kaynağının
bu sektör olacağını belirtmiştir.
Kurum Başkanı Prof. Dr. Nevzat AYPEK gerek
açış konuşmasında, gerek kapanış konuşmasında Kızılcahamam da ki kooperatiflere ve
belediyeye her konuda desteklerinin devam
edeceğini belirtmiş ve Belediye Başkanına
gösterdiği sıcak ilgi ve misafirperverlik için
şükranlarını sunmuştur.
Kızılcahamam Belediye Başkanı Coşkun
ÜNAL, ilçenin dar bir alana yerleşmesinin
faaliyet alanlarını kısıtladığını belirtmiştir.
Ancak sahip oldukları Termal sularla hem
enerji ve ısınma ihtiyaçlarını hem de kaplıca
turizmini geliştirme yönünde çalıştıklarını
belirtti. İlçede ki otellerin yatak kapasitesinin
halen düşük olduğunu, bunu iki katına çıkarmaları gerektiğini söyledi. İlçe’nin başka bir
geliri olmadığını belirten Belediye Başkanı
Coşkun Termal Turizmin Kızılcahamam’ın işsizliğine de bir çare olacağını belirtti. Başkan
38
Panel sonunda konuşmacılara birer plaket
verilerek oturum sona ermiştir. Toplantı sonrası Belediye tarafından verilen yemeğe geçilmiştir. Daha sonra Kızılcahamam’ın gezilecek
alanları görülmüş ve akşamüzeri Ankara’ya
hareket edilmiştir. Toplantıya götürülen Türk
Kooperatifçilik Eğitim Vakfı’ndan burs alan
20 öğrencimizde kutlama ve geziden çok
memnun kaldıklarını ifade etmişlerdir.
DENKTAŞ’IN ARDINDAN
Yavuz KOCA
Türk Dünyası Yıldızını
Kaybetti
Sadece Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC)
değil, Dünya Türklüğü en büyük evlatlarından
birisini kaybetti. Birileri Avrupa Birliği havucuyla Annan Planını dayattığında o, ‘’Türkiye olmadan cennete bile girmem’’ diyebilen biriydi.
O bir kahramandı, bir yiğitti, bir yıldızdı ve Türk
dünyası yıldızını kaybetti.
Bir ömrü milletine adayan, vatan sevgisinin aynası olan, direnç nasıl gösterilir – diplomaside
nasıl öne çıkılır – iç ve dış teyakkuza nasıl göğüs
gerilir- sorularının cevabını yaşayan ve yaşatan
bir çınardı, o bir kutuptu ve Türk dünyasını bir
kutbunu kaybetti.
O bir madendi, cevherdi, kayaydı, taştı,
Denktaş’tı. Ve Türk dünyası Denktaş’ını kaybetti.
Kıbrıs’ta, onun gençlik hayatından vefatına
kadar geçen zaman diliminde, Türklük adına
kurulan her teşkilatta, gizli açık her örgütte,
çekilen her çilede, verilen her mücadelede, elde olunan her zaferde, yapılan her bayramda,
tutulan her yasta onun imzası var, teri var, hukuku var, emeği var…
Türk Cemaat Meclisi Başkanlığı, Kıbrıs Cumhurbaşkanı Muavinliği, Kıbrıs Türk Yönetim
Başkanlığı, Kıbrıs Türk Federe Devleti devlet ve
meclis başkanlığı, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) cumhurbaşkanlığı (ki bu görevlerin
bazılarını iki-üç kez yapmıştır.) görevlerinde
bulundu.
Rum liderlerden, Makarios, Glafkos Klerides,
Spiros Kiprianu, Yorgos Vasiliu, Glafkos Klerides ve Tasos Papadopulos ile yıllarca müzakerelere katıldı ve Allaha şükür hiç başı önde
çıkmadı.
Ancak Cumhurbaşkanlığının son döneminde
ve özellikle Annan Planı sürecinde ve sonrasında çok üzüntüler yaşadı. Üstelik bu üzüntüleri
ona, onun sayesinde bir makam sahibi olanlar
yaşattı. Baltanın sapı evin içindendi.
Kıbrıs referandumunda Türklere “evet” dedirtebilmek için, Denktaş karşıtı Kıbrıstaki zevata
çok güzel bir slogan armağan etmişlerdi. “Bir
evet ile dünyaya bağlanın.” Yani yeter ki evet
diyelim, Avrupa Birliği ve dünya bizi bekliyor.
Saf ve manipülasyona (yönlendirme/kullanım)
açık ve hazır Türkler yüzde 64,9 oranıyla evet
dedi. Sahi nerede kaldı dünyaya bağlanma işi?
Bir Allahın kulu sordu mu millete yalan söyle-
39
yenlere, yalanlarının hesabını?
Sordular mı, yüzde 75,8 oranıyla hayır diyen
Rumlar Avrupa Birliği’ne girip, dünya devletleri tarafından tanınırken, evet dedirttiğiniz
KKTC’yi tanıyan bir tek ülke bile neden yok diye?
Bu ne garip bir dünya, bu ne biçim insanlık?
Düşünün “KKTC kurulduğu gece sabaha kadar
üzüntümden ağladım” diyen birisini, KKTC vatandaşları Denktaş’ın koltuğuna oturttu. Merak ediyorum aynı KKTC vatandaşları şimdi ne
düşünüyorlar acaba? Acaba hala Denktaş babayı çözümün karşısında engel olarak görüyorlar mı?
Göçtüğün mekânda rahat uyu. Merak etme
sen göçtükten sonra da kimse, ne çözümü
(!) sorgular, ne Annan planını hatırlar, ne de
KKTC’nin önündeki gerçek engelleri görür.
1924’ün Ocak ayında dünyaya gelen Rauf
Denktaş, 2012’nin yine Ocak ayında emaneti
sahibine teslim etti. Ardında örnek bir hayat
bıraktı, her şeyden önemlisi bir devlet bıraktı,
gelecek nesillere “vatan sevgisi – millete vefa
– umut ve azim” adına bir ışık bıraktı. Ve yürüdü gitti. Hakka yürüdü, rahman ve rahim olana
yürüdü.
Kod Adı: Toros
Aziz naaşı son görev için Selimiye camisine
doğru yol alırken, gökyüzünde bir Gökkuşağı
belirdi Toros’u selamlamak istercesine. Törene
katılan yüz binlerin şahit olduğu bu olaya, ister tesadüf deyin isterse ilahi bir mesaj… Ama
Gökkuşağı’nın yedi renginden her biri farklı bir
mesaj veriyordu dilde-fikirde-işte birliğin kıymetini yeterince anlamayanlara.
Bazıları da, farklı bir uyarıydı anlayanlara,
unutanlara, geçmişini inkâr edenlere… Evet,
Gökkuşağı’nın her bir rengi ayrı bir kelamdı
Toros’a akan…
Kırmızı renk, kurtuluş mücadelesinde akan
Türk kanıydı Toros’a hakkım helaldir diyen, Sarı
renk, hasada hazır başaktı yediğin her lokma
40
ananın sütüdür mesajını veren, Turuncu renk,
Güzelbahçe’de yetişen turunçgillerdi Toros’a
gülümseyen, Yeşil renk, Dipkarpaz yollarındaki ekindi mızrak gibi Akdeniz’e saplanan, Mor
renk, Toros’a yapmadığını bırakmayan ama
ardından da sahte ağıtlar yakanların yüzüydü, Lacivert renk, kendi milletine karşı ikiyüzlü
davranan insanların melez haliydi, Mavi renk,
gökyüzünde uçuşan güvercinlerdi Türk’e özgürlüğün hazzını veren,
Toros, Denktaş’ın Türk Mukavemet Teşkilatındaki (TMT) kod adıydı. Kabri için çok uygun
bir yer seçilmişti. Cumhuriyet parkındaki TMT
anıtının yanı başına defnedildi, son nefesinde
dahi milletini anan Denktaş.
Bağımsız bir devlet bıraktı ardında. İnşallah
Kıbrıs halkı;
Nafaka, daha doğrusu lüküs(!) bir hayat derdine kendi elleriyle teslim etmez andını-bayrağını-özgürlüğünü.
Türkiyesiz bir Kıbrıs’ın, Kıbrıssız bir Türkiye’nin
zora gireceğini anlar.
Peşinde koştukları Avrupa Birliği için her şeyin feda edilemeyeceğini görürler özellikle
Yunanistan’ın içine düştüğü ekonomik depremi izledikten sonra.
Rauf Denktaş, kod adı Toros, Allah’ım senden
razı olur ve cennet mekan kılar İnşallah.
Yazımızı merhum Denktaş’ın dengi Cengiz
Han’dan özlü bir sözle bitirelim.
“Bir Çivi Kaybolduğu İçin Bir Nal Kayboldu - Bir
Nal Kaybolduğu İçin Bir At Kayboldu
Bir At Kaybolduğu İçin Bir Atlı Kayboldu
Atlı Kaybolduğu İçin Bir Haber Kayboldu
-Bir
Bir Haber Kaybolduğu İçin Bir Savaş Kaybedildi -Ve Bir Savaş Kaybedildiği İçin Bir Krallık Yok
Oldu...”
Mekânı cennet olsun. Hak rahmet eylesin.
Türk Milletinin ve İslam âleminin başı sağ olsun. Âmin, dua ile…
KIBRIS TÜRKLERİNİN EFSANEVİ
LİDERİ, RAUF RAİF DENKTAŞ’I
UNUTMAYACAĞIZ
İsa KAYACAN *
Yaşadıkları süre içinde, toplumların lideri,
önderi, efsane ismi olanlar, olabilenler, vefatla aramızdan ayrılmalarıyla unutulmazlar,
özlemle hatırlanmaya, anılmaya devam edilirler.
Rauf Raif Denktaş; Kıbrıs Türklerini teşkilatlandırarak, ayakta kalmalarını sağlayan, hayatını Kıbrıs Türklerinin mücadelesini adayan, gerçek bir lider, mücadeleci bir kişilik,
yaşarken efsaneleşen, Atatürkçü bir babanın
oğlu..”20 Temmuz 1974 en mutlu günüm” diyen, kadirbilir, yayınlanmış 50 kitabı, bir film
senaryosu bulunan fotoğraf çekmeyi seven,
fahri doktora ve profesörlük payeleri bulunan, fedâkâr büyük bir kahraman.
Rauf Raif Denktaş: 27 Ocak 1924 tarihinde,
Kıbrıs’ın Baf bölgesinde doğdu. 1,5 yaşındayken annesini kaybetti. Babası hâkim Raif
Bey’di. Anneannesi ve Babaannesi tarafından
büyütülen Denktaş, 1930 yılında Eğitim için
İstanbul’a gönderildi. Arnavutköy’de, ilkokuldan liseye kadar eğitim veren Fevzi Ati Lisesinde yatılı okudu. Ortaokuldan sonra Kıbrıs’a
döndü. Liseyi Kıbrıs’ta bitirdi. II. Dünya Savaşından sonra eğitimi için İngiltere’ye gitti.
Mezun olduktan sonra Avukatlık ve Savcılık
yaptı.1949 yılında Aydın hanımla evlendi.
27 Kasım 1948’de Kıbrıs Türklerinin ilk mitinginde Dr. Fazıl Küçük’le beraber hatiplik
yaptı. Türk Cemaati’nin iki önemli ismi Faiz
Kaymak ve Dr. Fazıl Küçük arasında arabulucu oldu. EOKA karşısında Kıbrıs Türklerinin
direnişine yön veren Denktaş, 1964 Londra
konferansından sonra, Makarios tarafından
* Prof. Dr. - Araştırmacı, Yazar
“İstenmeyen adam” ilan edildi. Adaya girmesi yasaklandı. Gizlice Erenköy’e çıkarak
savaşa katıldı. 1967’de Adaya girerken tutuklandı. Yoğun girişimler sonucu Türkiye’ye geri
verildi. 1968’de Adaya giriş yasağı kaldırılınca
Kıbrıs’a geri döndü. Türk Cemaat Başkanlığı,
Kıbrıs Cumhurbaşkanı Muavini ve Kıbrıs Türk
Yönetimi Başkanlığı yaptı.
13 Şubat 1975’te Kıbrıs Türk Federe Devletinin ilandan sonra, Devlet ve Meclis Başkanı
görevlerini yürüttü. 1976’da Devlet Başkanı
seçilen Denktaş, 1981 yılında ikinci kez Devlet Başkanı oldu. 15 Kasım 1983’te ilan edilen
KKTC’nin kurucu Cumhurbaşkanı oldu. 1990
ve 1995 yıllarında yapılan seçimlerde 2 ve
3 ncü kez Cumhurbaşkanı seçildi. 17 Nisan
41
2005’te yapılan Cumhurbaşkanı seçimlerinde aday olmayan Denktaş, 24 Nisan’da görevi Mehmet Ali Talat’a devretti. Annan Planına
boyun eğmediği ve bağımsızlığı savunduğu
için Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın; “Yaşına- başına yakıştı mı?” şeklindeki ağır eleştirileri karşısında, (rahmetli Denktaş’ın) çok
üzüldüğü haberleri geldi.
24 Mayıs 2011’de geçirdiği beyin kanaması
sonucu Türkiye’de tedavi altına alındı. Sonra,
KKTC’ye döndü. Sürdürdüğü inişli, çıkışlı yaşam mücadelesini 13 Ocak 2012 Cuma günü
saat 22.00’de kaybetti. Kıbrıs Türkünü ve sevenlerini yalnız bıraktı.
Türklerin arasından çıkan, bir çılgın Türk
olan Rauf Raif Denktaş’ın ölümü KKTC’de,
Türkiye’de üzüntüyle karşılandı. KKTC’den,
Türkiye’den ve Dünyadan pek çok lider, üzüntü ve başsağlığı mesajları yayınladı. Kıbrıs
Rum kesimi lideri Hristofyas, KKTC Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu’na telefonla arayarak,
başsağlığı dileklerini iletirken, Rum Basını
göbek attı, kin kustu. Türkiye’de 3, KKTC’de
6 gün yas ilan edildi, bayraklar yarıya indirildi. Vefat haberi, KKTC, Türkiye, Azerbaycan
ve dünya basınında flaş haber olarak verildi.
KKTC medyası “simsiyah” logo başlıklarıyla
yayınlandı.
Türkiye’den Cumhurbaşkanı Abdullah Gül
başta olmak üzere, TBMM Başkanı, Başbakan,
hükümet üyeleri, askeri yetkililer ile pek çok
siyasi lider ve kuruluş temsilcileri, KKTC’de
cenaze törenine katıldı. Rauf Denktaş’ın cenazesi 17 Ocak 2012 Salı günü devlet töreniyle, Lefkoşa’da Selimiye Camiinde kılınan öğle
namazının ardından, Türk Mukavemet Teşkilatı Anıtının bulunduğu Cumhuriyet Parkında
toprağa verildi.
RAUF DENKTAŞ’IN İSA
KAYACAN’A TEŞEKKÜR’Ü
Bu satırların yazarı İsa Kayacan’ın, Mayıs
2004’de yayınlandığı “İşte Hayatım” adlı ki-
42
tabının, anılar bölümünün 569 ncu sayfasında yer alan “Rauf Denktaş’ın İsa Kayacan’a
teşekkürü”:
Kıbrıs işlerinden sorumlu Devlet Bakanı Bakı
Ataç’ın Basın Danışmanlığını yaptığım 1994
yılında pek çok kez KKTC’ye girip geliyoruz.
Ankara’da Sayın Bakana, 1961’li yıllarda yayınladığım “Makarios’a Açık Mektuplar” ve
1966 yılında yayınladığım “Kıbrıs Semalarında Cengiz Topel’imin Yumruğu” adlı şiir ve
röportaj kitaplarım hakkında bilgi veriyor ve;
- Sayın Bakanım, izin verirseniz, bu kitaplarımın ilk ve genişletilmiş 2 nci baskılarını da,
KKTC’de Sayın Denktaş’a sunsak, diyorum.
- İyi olur, birer tane yanına al, diyor. KKTC’de
Sayın Denktaş’ın Cumhurbaşkanlığı (mini)
köşkünde verilen 30- 40 kişinin bulunduğu
yemek öncesi, kitapları sunmadan önce,
Devlet Bakanı Sayın Ataç;
- Sayın Cumhurbaşkanım! Basın Danışmanım İsa Kayacan, 1961 ve 1966 yıllarında yayınladığı 2 kitabını size sunacak, diyor.
Sayın Denktaş’a kitaplar hakkında kısa bir
bilgi veriyor ve sunuyorum. Sayın Denktaş
kitapları alıyor, sayfalarındaki göz ucu gezintisinden sonra;
Sayın Kayacan’ın bu, hacmi az ama, mesajı
fazla “Makarios’a Açık Mektuplar” adlı kitabının ilkini 1963 yılında Kıbrıs’ta görmüş,
okumuş, uzun süre yanımda taşımıştım.
Duygularımı yeniden yaşıyorum. Şair ve Yazar Sayın Kayacan’ı Sayın Bakanın şahsında
kutluyorum. Tesadüfe bakın, Sayın Kayacan
şimdi misafirimiz. Hoş geldin sevgili kardeşim, tebrik ederim, dedi ve yanaklarımdan
öptü.
Gururlanmıştım…Salonda bulunanların alkışları karşısında mutluluğumun sınırlarının
nerelere kadar uzandığını hatırlamıyorum!..
“Bayrak” Şiiriyle Türk Edebiyatında ” Bayraklaşan” Şair
ÂRİF NİHAT ASYA
H.Rıdvan ÇONGUR
Giriş
Edebiyatımızda, okuyucuları tarafından sevgiyle hatırlanan, çoğu zaman ezber bilinen bir
şiiriyle belleklerde yer eden ve hiçbir zaman
unutulmayan şairler vardır. Namik Kemal gibi
“Vatan Kasidesi” ile, Mehmet Âkif Ersoy gibi
“İstiklâl Marşı” ve “Çanakkale Şehitlerine” ile,
Orhan Şaik gökyay gibi “Bu Vatan Kimin?”, daha
yenilerden Ahmet muhip Dıranas gibi “Olvido”,
Zeki Ömer Defne gibi “Zililer Çalınır” ve Cahit
Sıtkı Tarnancı gibi “Otuz Beş Yaş Şiiri” ile…
Hepsini saymam zor. Yahya kemal Beyatlı’yı,
Beehçet Necatigil’i, Orhan Veli Kanık’ı saymadım; “Süleymaniye’de Bayram Sabah” başta
olmak üzere “Evler”, “İstanbul’u Dinliyorum,
Gözlerim Kapalı” şiirlerini, daha nice şairi ve
şiirini unutmamız mümkün mü?
Ârif Nihat Asya’nın “Bayrak” şiiriyle “Bir Bayrak
Rüzgâr Bekliyor” “Ağıt” ve “Selimiye” şiirlerini
delikanlılığa adım attığım yıllarda okumaya, ezberlemeye başladım, Yıllar ilerledikçe bunlara
yenileri eklendi: “Ağıt” ve “Selimiye”, “Fetih
Marşı”… Daha pek çok şiiri…
Şimdi ömrün, seksenli yıllarının basamaklarını
adımlamaktayım, hâlâ bunları her okuduğumda veya duyduğum, dinlediğimde aynı, gençlik günlerimde beni hoş eden duyguları yaşadığımı söylersem, bana inanın. Şiir okumayı
biraz becerdiğim ve 1960’lı yıllarda Ankara
Radyosu’nda yayınlanan şiir programlarımda
çoğu zaman Hocanın şiirlerine yer verdiğim ve
her birini duyarak okuduğum için, Ârif Nihat
rahmetliyle bir bağ oluştu aramızda.
Mesleği öğretmenlik olan birkaç şair daha
var. Onlarla da aramızdaki ilişkiler unutulacak
gibi değildir. Ârif Nihat hoca ile olduğu gibi
Orhan Şaik Gökyay, Zeki Ömer Defne, Behçet
Necatigil hocalarla da unutulmayacak günler, hâtıralar yaşandı. Gökyay ve Necatigil ile
Türk Dil Kurumu üyeliğim sırasında başlayan
ilişkilerim yanında Zeki ömer Defne rahmetliyi tanımam TRT için hazırladığım bir program
vesilesiyle oldu. Sağlığında, İstanbul’a her gittiğimde Ayla Agabegüm’ü de alarak birkaç kez
ziyaretine gittim; hayatınhı anlattırıp banda
kaydettim. Hayatımın uzun yılları yayıncılık hizmetinde geçtiği için, şair, yazar, tiyatro sanatçısı tanıdığım ünlü insanlar arasında her birinin
ayrı bir yeri var.
Ârif Nihat Asya’nın yeri ise bambaşka. Bunun
sebepleri ne olabilir, anlatmalıyım. Hem şiirleri, sanat anlayışı ve düşünceleri, hem de anıtlaşan şahsiyetiyle bu tanıdığım insanlardan,
sayıları çok az, birkaç örnek arasında Ârif Nihat
Asya neden farklı bir yere sahip?
Onun şiirleriyle büyüdüğümü söylemiştim ya.
Sebebi, sebebi şu: Onun kâğıda döktüğü mısra örgüsünde, ülkemin ve insanlarımın hem
dününü, hem yarınlarını gördüm de ondan!
Her genç gibi bende de “Türklük” ve “vatan”
sevgisini mayalayan mısraların yaratıcısıdır
Asya… Onun şiirlerinde hem bu milletin yüzyıllar boyunca insanlığa örnek alan kimliğini
görür, bunu içinizde hisseder, yaşarsınız, hem
de onlarda geleceğin muştusunu duyar, güven ve huzur bulursunuz. Onun şiirlerini, ayrı
bir türe sokmamız gerek, şiir sanatının sıradan
yazılmış olanlarına hiç, ama hiç benzemiyor…
43
Ârif hoca ile Âkif rahmetlinin mısra örgüsünde
bir benzerlik olduğunu söylemeliyim. Her mısraı seslendirirken, kelimeler içimdeki sıcaklığı,
sevgiyi, coşkuyu, sevinci ve acıyı ateşler gibidir.
Söylediğim her kelimenin her hecesi, her harfi
dudaklarımdan değil, içimin derinliklerinden
gelir, sonra gönül kapım açılır, yunup yıkanır,
öyle çıkar ağzımdan…
Bu yazı onun için yazıldı, kaleme alındı. Ârif Nihat Asya’nın hem şiirinden, sanatından, hem
de nasıl efendiler efendisi bir insandı, onu
anlatayım diye yazdım. Şiirleriyle birlikte ve
aynı duygularla, bizden farklı olarak, bu etten
kemikten ibaret bedenin içinde ”rûh” “ olarak
şekillenen neydi ki?
Ben, sevdiğim şiiri biraz güzel okuyabiliyorsam,
bunu o şiire ve yazan şaire borçluyum. Güzel
okutan da, o şiirin örgüsü ile o örgüyü çatan
el ve kalem de bana o güzelliği yaşatmama ön
ayak olan da şairidir. Ârif Nihat hoca, bu konuda, sevdiğim birkaç şairden biri.
“Bayrak” Şiiri nasıl yazıldı?
Öğretmenliğe başladığı yıllarda Adana’da
Edebiyat öğretmenidir. Fakat daha o gençlik
yıllarında bile pek çok öğretmen gibi, dersini
vermekle yetinmez. O, Ârif Nihat Asya hocadır,
boş kalan zamanını değerlendirmesi lâzımdır.
Elinde kalem, şiirle uğraşmıyorsa, mahalli gazeteler için yazlar yazar.
Bir gün okulun müdürü, yapılacak törende
okunacak güzel bir şiir seçmesini ister. Ârif hoca, bildiği şiirleri gözden geçirir, fakat uygun bir
şiir bulamaz. Şiirin okunacağı yer Adana’da bir
meydan! O gün, düşmandan kurtulmanın bayramı kutlanacaktır… Öyle bir şiir okunmalı ki,
dinleyen herkes o günle bağdaştırsın, dinlerken neyi kutladığının, niye bayram yaptığının
anlamını duysun yaşasın…
Ârif Hoca, o gece uyku uyumaz, başlar yazmaya… İçinde duyduğu ne varsa, döker önündeki kâğıda, “Bayrak” şiirini yazar! Kim okuyacak? Bunu öğrencilerinden Aydın okur. Sabah,
Aydın’ı alır karşısına, okur yazdığı şiiri, tekrar
44
tekrar ona da okutur, çıkarır kürsüye. Meşhur
“Baayrak” şiiri böyle yazılmış,ilk defa böyle okunmuştur. Nerede okundu?
Bunu da söylemeliyim: Bir meydanda iki yanından tutturulan, havada salınan ay-yıldızlı
bayrağın altına kurulan bir kürsüde…Aydın’ın
bu meydanda yankılanan sesini de, o sese rûh
katan Bayrak şiirini de ne gün oradaki Adana’lılar unuttu, ne de yazıldığı günün üstünden yıllar geçtiği halde biz unutuk, ne de unutacağımız var !... ( O öğrenci Aydın, yıllar sonra bütün
sanat çevrelerinin sevgisini, saygısını kazanan,
1968-1971 yılları arasında Devlet Bale ve Operası Genel Müdürü olan Aydın Gün’dür.)
Hayatı
Şairimizin babasının adı Ziver, anasını ise Fatma Zehra…7 Şubat 1904 ‘de Çatalca’nın İnceğiz
köyünde dünyaya gelir. O da bir köy çocuğu…
Doğduğunda Mehmet Ârif adını verirler. Doğum yeri konusunu, kendisi bir köyde, eskiden
İstanbul’la ilgisi olmayan bir kasanın köyünde
dünyaya geldiği “şiir gibi” ifade eder, der ki :
“Nerelisin diye soruyorlar:
İnceğiz köyünde doğmuşum...
İnceğiz ‘i Çatalca ‘ya sağlamışlar
İstanbul ‘lu olmuşum.”
Asya’nın, baba tarafından ataları, Tokat iline
bağlı Kapusuz köyünden Hacı Ahmet Efendiye
uzanır. Şair, onu “dedemin dedesinin dedesi”
diye anlatıyor. Hacı dedenin oğlu olan dedesi Hoca (İbrahim)Tevfik Efendi. Ona gelinceye
kadar aileden hiç kimsenin şehirle, kasabayla
ilgisi yok, köy halkından insanlar. Kendisi bir
dörtlüğünde biraz bu durumu, biraz kendini
anlatırken, ailenin tek çocuğu olduğuna işaret
ediyor :
Yaş dökerek, der sana bir dul kadın:
Bir dede der, hıçkırıp: “Ârif” tir o…
Ağla ey öksüz yuvamın kumrusu!
Ziver’imin ilk ve son yavrusu!
Niye yazmış bu dörtlüğü Asya, daha bebekken
başına gelenlerden anlıyoruz. Bir haftalık be-
bek iken, yetim kalır; babası, yakalandığı hastalıktan kurtulamaz, ölür ve onu yetim bırakır.
Dedesi alır anneyle bebeği yanına, o bakar. Üç
yaşına kadar annesiyle birlikte geçer çocukluk
günleri, ama anne Filistin doğumlu bir subayla
ikinci evliliğini yapınca ve İstanbul’ dan ayrılınca Mehmet Ârif, baba ölmüş, anne evlenip gitmiş, dedesiyle kalır, onun yanında büyür. Dede
de öldükten sonraki yıllarda ise halası Gülfem
Hanımın evinde, hâla kızlarıyla beraber geçer
çocukluk günleri. Gülfem Hanım, Çatalca Müftüsünün kızıdır; ana yokluğunu biraz da olsa o
dindirmeye çalışır.
Mehmet Ârif’i, ilkokula subay olan eniştesi
yazdırır. Okula halasının üç kızıyla birlikte gider.
Balkan Savaşından önce eniştesi Yüzbaşı Mehmet Fevzi Efendi ailesiyle birlikte İstanbul’a
göçünce, onlar da bu göçe katılır, bizim küçük
Mehmet Ârif bu sefer Kocamustafapaşa mahalle mektebine devam eder. Ondan sonra da
onu, önce Gülşen-i Maarif Rüştiyesi’nde görürüz.
Çocukluğuyla ilgili bir hâtırayı, yine şairin ağzından dinleyelim:
“Açabileceği kapıların birer ikişer kimi kapanmış, kimi daralmış ve küçük yolcu, haminneye,
dedeye, halaya derken, millete kalmış. Zamanla büyüyeceğine, boynunu bükmekten ufaldıkça ufalmış. Şimdi kendisine büyük diyenler var.
Ben derim ki, yanlış; kim düşürmüş de o bulmuş büyüklüğü, kim vermiş de o almış!” (Bir
Hayat Hikâyesi’nden.)
Hoca’ nın bu anlattıklarını, bir sebeple aktardık
buraya. O, “büyüklük” konusunda, bazı insanlarda gördüğümüz gibi bir takım saplantılar,
böbürlenme yahut kibirlenmeler içinde olmamıştır hiçbir zaman. Ahmet Kabaklı rahmetli
de ondan bahsederken bu hususa dikkat çekiyor : “Her vakit göze çarpan tevazuu, diyor,
alçak gönüllülüğü halktan öğrenmiş oluşundan; ayrıca gururu, benliği değersiz bulan Türk
felsefesinden gelir. O kadar rolsüz ve öylesine
pozsuz bir şairdir ki, onu şöhreti ve şiirlerinin
âhengindeki destân ile tanıyanlar, ilk görüşlerinde yadırgarlar. Kendisini öylesine silme-
sini bilen şairin tabiatında şüphesiz ilk aldığı
İslâm terbiyesinin, halk içinde gördüğü “rind
ve gönülsüz” örneklerin, Mevlâna’ya duyduğu
sonsuz hayranlığın ve birçok “aydın”da gördüğü “pozsuzluğa” karşı tepkilerinin varlığı sezilmektedir.”
İlk şiir denemelerine çok erken başlayan şairin,
şiire gönül vermesinde nelerin rol oynadığını,
kendisiyle yapılan bir konuşmadan öğreniyoruz. Şöyle anlatıyor : “Dünya Harbi içinde,
İstanbul sokaklarında bir takım destancılar
türemişti; yüksek sesle, çok kere âhenkle okudukları, renkli kâğıtlara basılmış destanlar satarlardı. Onlardan özenerek olacak, ben de iki
mısra yazmıştım...”
Ondan sonra da onu, önce Gülşen-i Maarif
Rüştiyesi’nde görürüz. Orta öğrenim yılları
Bolu ve Kastamonu’da geçer. Dört yıl okuduğu
Bolu Sultanisi’nde nedense şiire vakit ayıramayan genç Mehmet Ârif ‘ in Kastamonu’ ya
geçişi ile durum değişir. O, şöyle bir değerlendirmede bulunuyor : “ I.Dünya Harbi içinde
Bolu Sultanisi’nde okudum. Ve galiba orada
bulunduğum dört yıl içinde şairliğim uyudu.
Kastamonu Sultanisi’nde tekrar harekete geçti.” Dr. Saadettin Yıldız’ ın “Arif Nihat Asya’nın
Şiir Dünyası” adlı eserinden öğrendiğimize göre, “ayrıca, şiirle aileden gelme bir âşinalığın
da bulunduğu anlaşılmaktadır.”
Hocanın da dediği gibi, dört yıl Bolu’ da kaldıktan sonra, Millî Mücadele başlarken Kastamonu Sultanisine nakletmesi, onun millî konulara
eğilmesine sebep olur. İlk kalem denemelerine
geçişinde bu şehrin yoğun yayın faaliyeti rol
oynamıştır, dersek doğruyu söylemiş oluruz.
Mehmet Âkif, Anadolu’ya geçtiğinde ilk uğrak
yeri Kastamonu’ dur. Açıksöz gazetesi o günlerde yayınlanmaya başlamış ve gazete idarehanesi mücadeleye katılan aydınlarımızın sohbet
mekânı olmuştur. Maarif Vekili olduğunda adını duyuran Mustafa Necati ile Kastamonu Sultanisinin müdürlüğünü yapan Mehmet Behçet
(Yazar) beyler ve Mehmet Âkif hep bir aradalar...
Mehmet Ârif, hem sanat toplantılarının genç
45
bir müdavimi hem de Açıksöz ‘ ün sayfalarında
ilk şiirleri ile yer alan genç şair adayıdır. Ortaöğrenimi başarıyla tamamlamadıktan sonra,
Ankara üzerinden İstanbul’a geçmesi, onun geleceğini belirleyen bir başlangıç olacaktır. Gözü hep okumaktadır ve Ankara’da başvurduğu
Maarif Vekâleti ona Darül-Muallimin-i Âliye’
ye devam imkânını bahşeder. Yüksek Öğretmen Okulu’nda parasız okurken, bir yandan da
Anadolu Ajansı’nda memurluk yapar, geçimini
sağlar.
İlk şiirleri
İlk şiirini Kastamonu’da öğrencilik yıllarında yayınlayan şair, 1924’de de ilk kitabı
“Heykeltıraş”la edebiyat dünyasında adını duyurur. O zaman “Ârif Nihat” imzasını kullanır.
Necmettin Halil Onan’ın da hocaları arasında
bulunduğu Öğretmen Okulu’ nun “edebiyat
zümresi” nden 1927’de mezun olur, 1928 de
hem öğretmenliğe, hem de nüfuzlu bir ailenin
kızı olan Hatice Semiha hanımla evliliğe adım
atar. Daha sonra Adana’da Erkek Öğretmen
Okulunda başlayan öğretmenliğini askerlik görevi takip eder. 15 Mayıs 1934’ de yedek subay Topçu mektebine katılır. O günlerde soyadı
kanunu yürürlüğe girmiştir ve şairimizin bir
hâtırası “Asya” soyadını neden aldığını açıklamaktadır :
“Birinci askerliğimi İstanbul’da yaparken herkesin bir soyadı alması için kanun çıktı. Ne koysam diye düşünüp duruyordum. Soyumdan
gelme bir şey yok. Bir Kapusuz Hacı Ahmet var.
Kapusuz hem iyi, hem de kötü bir kelime.
Bir gün nefer kıyafetiyle Galata’da Bankalar
Caddesinden yukarıya doğru çıkıyordum. Birden müthiş bir ürperti duydum. Sağ ilerimde
bir çıkma üzerinde büyük bir dükkân vardı.
Dükkânın aydınlık vitrinini boydan boya şu
yazı kaplıyordu : Kapusuzoğlu Moiz....Ben o
gün Kapusuz’dan da, Kapusuzoğlu’ndan da soğudum. Asya ağır bastı. Soyadı olarak Asya’ yı
seçtim. O gün bugün Asya olarak geçiniyoruz.”
Topçu asteğmen ve teğmen olarak vatanî hizmetini Adana ve İstanbul’da tamamlayan şair,
46
askerlikten sonra tekrar Adana’ ya döner, lise
edebiyat hocalığını sürdürür, iki yıl kadar da
başmuavinlik yapar. Onun ilk mensur şiirlerinden oluşan “Âyetler” Ârif Nihat Asya imzası ile
bu yıllarda yayınlanır.
Yine onu, Halkevi tarafından çıkarılan Görüşler
dergisinin yazı işleri sorumlusu olarak görüyoruz. Asya, ilk evliliği sona erdikten 4 Aralık
1941’de aynı okulda kimya öğretmeni Servet
Akdoğan ile ikinci evliliğini gerçekleştirir. ( Bu
evlilik tam 33 yıl sürecek ve şairin ölümüne kadar devam edecektir.)
Arif Nihat Hoca 1942 yılı sonlarına doğru Malatya Lisesi müdürlüğüne atandıktan sonra
ikinci defa askere alınmış ve II. Dünya Savaşı
sırasında Djyarbakır’da iki ay kadar görev yapmış, yakalandığı sıtma sebebiyle sağlığı tehlikeye girmiştir. Fakat “Bayrak şairi” o günlerinde üstlerinden büyük bir ihtimam gördüğünü,
yüksek rütbeli askerî bir doktorun kendisine
titizlikle baktığını, muayene ederek derhal hastaneye sevk ettiğini de, yine Defne dergisinde
yayınlanan hâtıralarından öğreniyoruz. Daha
sonra Asya, kendi isteğiyle Adana Erkek Lisesi
edebiyat öğretmenliğine geri dönmüştür. Bu
dönüş sırasında (1945) şairimiz, “Kanatlar ve
Gagalar” ile “Bir Bayrak Rüzgâr Bekliyor” adlı
kitaplarını yayınlar. Adana gazetelerinde fıkra
ve makaleler kaleme aldığı, yayınladığı için,
yazılarında siyaset yaptığı gerekçesiyle teftiş
konusu olur ve çok partili hayata geçilince de
1946 yılındaki seçimlere halkın ve gençliğin ısrarı üzerine Adana milletvekili adayı olarak katılır, fakat seçime “bağımsız” girdiği için başarılı
sonuç alamaz
Şairin çileli günleri, bundan sonra da devam
eder. Devrin Millî Eğitim Bakanıyla tartışmaları
sebebiyle Edirne Lisesi’ ne sürgün edilen şair.
Bu sürgün 1948 yılı sonralarından iktidar değişikliğiyle biten seçimlere kadar sürüp gider ve
1950 seçimlerinde Seyhan milletvekili seçilinceye kadar Asya, bu lisede edebiyat öğretmenliği yapar. Asya, seçimlere iki defa katılması ve
ikinci katılışında TBMM’ ne girmesine rağmen
siyasetten hiçbir şekilde zevk almamıştır. İnandığını, hiçbir çekinme duygusu hissetmeden,
olduğu gibi ve her hangi bir kurala bağlanmadan söyleyen insan olduğu için siyasetten hoşlanmamasını elbette tabii karşılamak gerekir,
diye düşünebiliriz. Bu yüzden milletvekilliği
bir dönem (dört yıl) sürer ve 1954 Mayıs’ında
Eskişehir Lisesi’nde tekrar eski uğraşına, Edebiyat öğretmenliğine döner. Genç yaşta aldığı
Mevlevî terbiyesine bu şehirde bir de Yunus
sevgisi eklenir.
Ârif Hocanın Eskişehir Lisesindeki edebiyat
öğretmenliği bir yıldan fazladır. Buradan Ankara Gazi Lisesi’ne nakledilmesi bir yıl sonra... Bu atamadan dört yıl sonra da Onu Kıbrıs/Lefkoşa’da görürüz. “Kıbrıs Rubaîleri”
Yeşilada’da kaldığı günlerin eseri, şiire geçmiş
millî duyguların bir ifadesidir. Onun Kıbrıs’taki
öğretmenlik günleriyle ilgili olarak Çağrı dergisinde yayınlanan bir yazısında Kıbrıslı Türklerden İlter Veziroğlu düşüncelerini şu cümlelerle
açıklıyor: “Kıbrıs’ta iken yalnız öğrencileri değil,
halkı da ulusal dâva üzerinde bilinçlendirmeye
gayret etmiş, ülkücülük, milliyetçilik sevgisini
gönüllerinde tutuşturmayı başarmıştır.
Kıbrıs Türkleri Yunanlılara karşı yıllarca direnmişse, dâvasından kopmamışsa rahmetli ozanın bunda payı olmuştur. Kıbrıs Türkleri ükitsizliğe düştüğü zamanlar üstad Arif Nihat Asya,
şiirleri ile, konuşmaları ile halka güç ve mücadele azmi vermiş, onların yaşam umutlarını
körüklemiştir.” Hocanın Kıbrıs’ta öğretmenliği
1962 yılının ilk aylarına kadar devam etmiş,
yurda döndükten ve Ankara’da Gazi Lisesinin
edebiyat öğretmenliğini kısa bir süre sürdürdükten sonra da kendi isteğiyle son bulmuştur.
Asya, emekli olduğunda 58 yaşındaydı.
Hayatının son günlerine kadar geçen yıllarda eserleriyle uğraştı, yenilerini yazdı ve yayınladı;
bu arada çağrıldığı şiir toplantılarına katıldı ve
yayın hayatına yaşadığımız günlerde de devam
eden Defne edebiyat dergisinin çıkaranları arasında yer aldı. 1968 Yılı ortalarında Yugoslavya,
Avusturya, Macaristan, Almanya ve İsviçre’yi
içine alan bir Avrupa gezisine çıktı. Bu uzun sayılacak geziden edebiyatımıza armağan ettiği
eseri “Avrupa’dan Rübâîler” olmuştur. Yine bu
yıllarda Yeni İstanbul, Bâbıali’de Sabah, Ankara
Havadis gazetelerinde, Türk Yurdu, Türk Edebiyatı, Hisar, Defne, Devlet, Töre dergilerinde
fıkralar, makaleler, şiirler kaleme aldı. Emeklilik dönemi, sanata ayırdığı zaman bakımından
geçmiş yıllarından daha hareketli geçmiş, daha
önce yayınladığı 13 eserinin yeni baskılarını
yapmış, bunlara yeni yazdıklarını da eklemiştir.
Ölüm’e “Merhaba” !
Ömrünün son iki yılında kalbi iyice yorulan,
birkaç defa hastaneye yatmak zorunda kalan
ve kalp tedavisi gören Asya, son olarak 1974 yılı Aralık ayında Ankara Numune Hastanesi’nde
yine bir kalp rahatsızlığı sebebiyle hayata eder.
Son dakikalarını, yanında bulunan eşi Servet
Asya şöyle anlatır : “Ârif’in bu dünyadaki son
günü 5 Ocak 1975. Son saati 21.10. Ârif, “Bu
gün 5 Ocak mı ? “ diye sordu. 5 Ocak’larda
pek duygulanırdı, çünkü 5 Ocak 1922’de Adana düşman işgalinden kurtulmuştu. Ve Ârif o
meşhur “Bayrak” şiirini bir 5 Ocak gününde
yazıp bitirmişti “Evet, 5 Ocak “ dedim. Duygulandı, daldı gitti. Bak Ârif, dedim, gel seninle bu
5 Ocak günlerinin yüzü suyu hürmetine yemin
edelim ve şu sigarayı beraberce bırakalım.”
“Kabul, ama yavaş yavaş... Öyle birden üstüme
varma !” dedi. “Anlaştık “ dedim. “Kahve ister
misin ?” diye sordum.“Sulu sepken bir kahve
içelim haydi.” dedi. Kahvesini yapıp getirdim.
Bir sigara istedi, ama yaktığı sigaradan bir nefes aldı, gerisini içmek istemedi. Kahvesini bitirdikten sonra nefes alış verişleri biraz zorlaştı.
Kendisini yatağına çıkardım.”
5 Ocak 1975, yıllar önce aynı günde kaleme alınan “Bayrak şiiri” ni yazan şairin de bu
dünyaya vedâ günü olur. Servet Asya, son dakikaları nı da şöyle anlatıyor: “Gözlerini kendiliğinden yumdu. Ellerini usulca iki yanına
indirdi. Yarı anlaşılır, yarı anlaşıılmaz bir sesle
Kelime-i Şehâdet getirmeye çalıştı. Göğsünün
son nefesini, büyük bir samimeyetle inandığı
ve bağlandığı Yaradan’ın mübarek ismi için üfledi: Allah!” Son nefeste son söylediği söz bu…
Onu ay-yıldızlı “Bayrak”a sarıp “Bayrak” şiiriyle
uğurlayalım:
47
BAYRAK
Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü.
Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü…
Kız kardeşimin gelinliği, şehidimin son örtüsü,
Işık ışık, dalga dalga bayrağım!
Senin destânını okudum,
Senin destânını yazacağım.
Sana benim gözümle bakmayanın
Mezarını kazacağım.
Seni selâmlamadan uçan kuşun
Yuvasını bozacağım.
Dalgalandığın yerde ne korku, ne keder…
Gölgen de bana da, bana da yer ver!
Sabah olmasın, günler doğmasın, ne çıkar;
Yurda ay-yıldızının ışığı yeter.
Savaş bizi karlı dağlara götürdüğü gün
Kızıllığında ısındık;
Dağlardan çöllere düşürdüğü gün
Gölgene sığındık.
Ey şimdi süzgün, rüzgârda dalgalı;
Barışın güvercini, savaşın kartalı…
Yüksek yerlerde açan çiçeğim;
Senin altında doğdum
Senin dibinde öleceğim.
Tarihim, şiirim, her şeyim;
Yeryüzünde yer beğen:
Nereye dikilmek istersen
Söyle seni oraya dikeyim.
48
Download

İndir (PDF, 3.65MB) - Türk Kooperatifçilik Kurumu