HİCRET
Hicret, “Göç etmek” demektir. Bulunduğu, yaşadığı veya doğduğu yerden, şehirden,
iklimden veya vatandan, başka bir yere, iklime veya vatana yerleşmek anlamına gelmektedir.
Bu, hicretin kelime manâsıdır. Bu anlamdaki her bir göçe, Arapçada hicret denmektedir. Bu
anlamıyla, insanlığın hayatında çokça vuku bulan bir olgudur.
Fakat bizim dilimizdeki Hicretin manası bir başkadır ve çok ulvidir. Hicret deyince
hemen her Müslümanın hatırına, Peygamberimiz Hz. Muhammed’in(s.a.v.), doğduğu ve çok
sevdiği vatanı, şehirlerin anası, Allah’ın haremi Mekke’den, kendisinin göçmesiyle nurlanan
ve kendisinin haremi olan Medine’ye göç etmesi gelir. Bu mana bu gün sadece
Müslümanların bildiği bir mana değil, hemen tüm insanlığın bildiği bir manadır. Bu mana,
Müslümanların nazarında adeta kutsiyet kazanmıştır. Dolayısıyla Hicret, bizim için kutsaldır,
yücedir.
Hicret, sıradan bir göç olayı değildir. Hicret; Kainat, yüzü suyu hürmetine yaratılan
Allah’ın Habib’i olan Yüce bir Peygamberin doğduğu, büyüdüğü ve çok sevdiği vatanından,
yine yüceler yücesi Rabbinin rızası için ve O’nun emrini yerine getirmek gayesiyle
göçmesidir. Bu göç sayesinde, İnsanlığın iki cihan mutluluğunun vesilesi olan Kur’an
tamamlanmış, insanlığın kurtuluş reçetesi, uygulanma alanı bulmuştur.
Hicret sayesinde, o günden bu güne gelen ve inşallah kıyamete kadar gelecek olan
insanlığın doğruluk rehberi ile tanışması, ona inanmak suretiyle kurtuluş yollarının
yakalanması mümkün olmuştur. Hatta denilebilir ki, nasıl Peygamberimiz ve Kur’an
gönderilmeseydi, dünyanın ve insanlığın devam etmesi mümkün olmaz hale gelmişti. Hicret
olmasaydı, bu iki kutsal kaynağın ve rehberin ortadan kaldırılması neticesinde, aynı sonuç
ortaya çıkardı. Bütün bu yönleriyle bakıldığında Hicret, dünyamız ve insanlık için hayati bir
hadise olmuştur.
Hicret, Allah’ın en seçkin ve faziletli kulları olan tüm peygamberlerin hayatında vuku
bulduğu gibi, insanlık tarihi boyunca hak dava peşinde koşan tüm büyüklerin hayatında da
vaki olmuştur. Zira hak ve hakikate düşman zümreler her devirde bulunduğu gibi sırtında hak
dava taşıyan büyüklerin yerinde sabit kalmaları, hakkın ve hakikatin, muhtaç gönüllere
ulaşmasını da zorlaştırmaktadır. Bu yüzden kaderin programı, insanlık tarihi boyunca böyle
cereyan etmiştir. Bu hakikati, büyük şairimiz merhum Necip Fazıl KISAKÜREK ne güzel
dile getirir: “ Hicret yurt dışında aranan destek,
Dava sahibene öz yurdu köstek,
Muhitten merkezi sarmaktır murat,
Merkezden muhite varmaktır istek”.
Hicret, sadece maddi bir intikalden ibarette değildir. Bu mana, manevi alanı da içine
alır. Bu açıdan bakıldığında, şu hicret türleri de karşımıza çıkar;
1- Küfürden imana hicret,
2- Günahtan sevaba hicret,
3- Kötülükten iyiliğe hicret,
4- Cimrilikten cömertliğe hicret ve nihayet,
5- Dünyadan ahirete hicret.
Sevgili Peygamberimiz, bütün bu hicret türlerinin de örneği ve önderidir. Bizim de
tüm bu hicretleri gerçekleştirmeye ya ihtiyacımız ya da mecburiyetimiz vardır.
Mecburi anlamda yapacağımız “Ahirete hicret” gelip çatmadan önce, tüm şu manevi hicretleri
gerçekleştirelim. Hicretimiz hayırlı olsun.
Mehmet ŞAHİN
Kırşehir Müftüsü
Download

HİCRET