Gündem
Rukiye Aydoğdu
Diyanet İşleri Uzmanı
Kimin Muhaciriyiz?
Kalbimizde taşıdığımız niyete göre yolculuğumuz kutlu bir göç,
bir destan, ihlasın, sadakatin, kulluğun bir ifadesi olabilir. Çünkü bütün
davranışlara anlam katan, onları Allah katında değerli kılan niyetlerdir.
Niyetler, amellerin ruhudur.
H
er şeylerini arkalarında bırakıp yollara düştüler. Varlıklarını terk edip yokluğa talip
oldular. Kendi memleketlerinin sakinleri
iken başka bir diyarda muhacir olmayı tercih ettiler. Onlar artık, Allah ve Rasulü uğruna çıkılan
kutlu bir göçün kahramanlarıydılar. Ancak şüphesiz onlar için vatanlarından, ailelerinden, evlatlarından ayrılmak kolay değildi. Öyleyken vatanlarını
terk edip en sevdiklerinden ayrılmayı göze almalarının sebebi neydi? Neydi Allah Rasulü’nün dudaklarından çok sevdiği Mekkesi için “Eğer (kavmim
tarafından) çıkarılmamış olsaydım, senden ayrılmazdım.” (Tirmizi, Menakıb, 68.) sözlerinin dökülmesine sebep olan? Hz. Ebu Bekir’i mağarada Süraka ile
Hz. Ali’yi ise Rasulüllah’ın yatağında en azılı düşmanları ile karşılaştıran sebep neydi? Yiğitlerin cesaretini sınayan, en cesur olanların kalplerine korku düşüren, Rahman’ın muhacirlerinin ise ancak
imanını artıran hicret, kimin içindi?
22
diyanet aylık dergi • şubat 2014 • sayı 278
Allah ve Rasulü uğruna yola düşenler için hicret, bir
milat, zamana düşülen bir işaretti. Artık onlar için
zaman, hicretten önce ve sonra olarak ikiye ayrılmıştı. Hicret ile İslam’ın muhacirleri, Rasulüllah’ın
ayak izlerini takip ederek Yesrib’i medeniyetin
merkezi Medine eylemişlerdi. Peki, Mekke’den
Medine’ye yol alan herkes, hicrete bu anlamı yüklemiş miydi? Rahman’ın muhacirlerinin gözünde
bir peygamber ibadeti olan hicret, aralarından bir
kişi için sadece bir göçten ibaretti. O, Mekke’den
Medine’ye sevdiği bir kadına kavuşmak, onunla
evlenebilmek için göç etmişti. İlk Müslümanlardan
ve ilk muhacirlerden olan Ümmü Kays b. Mihsan
(İbnü’l-Esir, Üsdü’l-ğabe, VII, 368.) Medine’ye hicret edince, onunla evlenmek amacını taşıyan bir sahabi de
onun ardından Medine’ye gitmişti. Hicretinin gayesi Ümmü Kays olduğundan bundan böyle ona
“Ümmü Kays’ın muhaciri” denilmişti. (Taberani, elMu’cemü’l-kebir, IX, 103; İbn Hacer, Fethu’l-bari, I, 10.)
İhlasın yerini gösteriş, samimiyetin yerini riya almışsa, sağ elimizin
verdiğini sol elimizin bilmemesi gereken fedakârlıklarımızı herkes
biliyorsa, o vakit sadakalarımız Rabbimize sadakatimizi ifade etmekten
çok uzakta demektir.
Ameller niyetlere göredir. (Hadis-i Şerif)
Rivayete göre, bu olay üzerine Allah Rasulü şöyle
buyurdu: “Ameller niyete göredir. Herkes sadece niyetinin karşılığını alır. Kim Allah ve Rasulü için hicret ederse, hicreti Allah ve Rasulü’nedir. Kim de erişeceği bir dünyalık veya evleneceği bir kadından
dolayı hicret ederse, onun hicreti de hicretine sebep
olan şeyedir.” (Buhari, Bedü’l-vahy, 1.)
Sevgili Peygamberimizin bu mübarek sözleri, bugün
muhataplarına şu soruları hatırlatıyor: “Kimlerin,
nelerin muhaciriyiz bugün? Hicretimiz kimin için?
Adımlarımız kimin izini takip ediyor? Kimin için
gece gündüz demeden yollara düşüyor, yolculuğun
zahmetine katlanıyor, cefasını çekiyoruz? Yolculukta
döktüğümüz terler kimin uğruna? Para mı, güç mü,
itibar mı, aşk mı, şöhret mi yoksa rızaullah mı menzilimiz? Hakk’a mı batıla mı, kesrete mi vahdete mi
dönük yüzümüz? Yolculuğumuz nereye, nereye gidiyoruz? Daha da önemlisi hicretimiz esnasında niyetimiz ne, kalbimizde ne taşıyoruz?”
Kalbimizde taşıdığımız niyete göre yolculuğumuz
kutlu bir göç, bir destan, ihlasın, sadakatin, kulluğun
bir ifadesi olabilir. Çünkü bütün davranışlara anlam
Hat: Ayten Tiryaki
katan, onları Allah katında değerli kılan niyetlerdir.
Niyetler, amellerin ruhudur. İnsanın bu ruhu hissetmesi ise ancak kendisine yaklaşmasıyla, içine, özüne, gönlüne bakmasıyla mümkündür. Eğer kişi kendisine yabancılaşmamışsa, aynadaki suretini hâlâ
tanıyabiliyorsa, gözleri kalbindekileri göremeyecek
kadar körleşmemişse, kalbindeki niyetlerini idrak
edebilir. Kalbin niyetlerin mahalli olmasından dolayı Rasul-i Ekrem, “Allah sizin dış görünüşlerinize ve
mallarınıza bakmaz, kalplerinize ve amellerinize bakar.” (Müslim, Birr, 34.) buyurarak onun nazargâh-ı ilahî
oluşuna dikkat çekmiştir.
Niyetler, amellere açılan kapılardır ve ancak niyet
hayır olduğunda akıbet hayır olabilir. Niyetlerin temizliği, arınmışlığı ve halis oluşu kadar amellerimiz ihlaslı sayılabilir. Bu yüzden Rabbimiz, ancak
samimi bir şekilde ve kendi rızası gözetilerek yapılan amelleri kabul eder. (Nesai, Cihad, 24.) Dini yalnız
Allah’a has kıldığımızda (A’râf, 7/29.), Rabbimize karşı
samimi bir kulluk sergilediğimizde davranışlarımız
O’nun için bir değer arz eder.
Niyetlerimizde rıza-yı Hakk’ı gözetmediğimizde, nidiyanet aylık dergi • şubat 2014 • sayı 278
23
Gündem
yetimizi salih kılamadığımızda ise salih
amellerden de söz edilemez. Bu durumda,
ruhumuzun miracına sebep olması gereken namazlarımız, bizleri kötülüklerden alıkoyamaz. Oruçlarımız, artık bizim için bir
kalkan değildir, sadece açlık ve susuzluktan ibarettir. Kurbanlarımız Rabbimize kurbiyete vesile olamaz, elimizde kalan sadece onların etleri ve kanlarıdır. İhlasın yerini gösteriş, samimiyetin yerini riya almışsa, sağ elimizin verdiğini sol elimizin bilmemesi gereken fedakârlıklarımızı herkes
biliyorsa, o vakit sadakalarımız Rabbimize
sadakatimizi ifade etmekten çok uzakta demektir. Gösteriş malzemesi yapılan sadakalar ömrümüze bereket getirmekten ziyade
bizi çoraklaştırır. Riya ile safiyetini kaybeden ameller, Rabbimizin katında, üzerinde
az bir toprak bulunan ve şiddetli yağmura maruz kalınca çıplak hâle gelen kayaya
benzer. (Bakara, 2/264.)
Halis ameller, riya ile gösteriş arzusu ile
“desinler diye” yapılarak kirletildiğinde anlamını kaybeder, samimiyet olmadan değerler değerini yitirir. Cömert desinler diye
infakta bulunan, âlim desinler diye ilim
tahsil eden, kahraman desinler diye savaşan kimsenin çabasının hiçbir kıymeti yoktur. Hatta bu kimseler, sahte niyetlerle yapılan sahte amellerinden ötürü ahirette hüsrana uğrayacaklardır. (Müslim, İmare, 152.) Çünkü ihlası, samimiyeti bilmeyene insanlar
“âlim” dese de hakiki cahil odur. Gönlünü
Rabbinin rızasıyla zenginleştirmeyenin adı
“zengin” olsa da hakikatte o, insanların en
yoksuludur. Samimiyetsiz secdelerle âbit,
dünyaya gönül bağlayarak zahit, Ümmü
Kays’lara hicret ederek muhacir olunmaz.
Gerçek muhacir, her şeyden önce dünyaya
ve dünyalıklara dair her şeyi terk ederek
“ihlas”a hicret edendir. Uzaklarda bir yerlerde boynu bükük bir hâlde ihlas bizi bekliyor. Riyadan, kibirden, ikiyüzlülükten uzaklaşıp samimiyetin kapısını ne zaman çalacağız? Kulluk gösterilerinden, gösteriş bağımlılığından, iyilikleri pazarlarda satmaktan uzaklaşıp ihlas ve takvanın gönlünü ne
zaman alacağız? Sahi yolculuğumuz nereye,
bizler kimin muhaciriyiz?
24
diyanet aylık dergi • şubat 2014 • sayı 278
Download

Kimin Muhaciriyiz? H