TEBLİĞDE GÜZEL ÖRNEK OLMAK
Prof.Dr. Mehmet SOYSALDI*
Bilindiği gibi Peygamberlerde bulunması gereken birtakım vasıflar
vardır. O vasıflardan biri de tebliğdir. Tebliğ, Peygamberlere Allah’tan vahiy
mahsulü olarak gelen ilâhî bilgilerin hiçbirini gizlemeden ve ilâvede
bulunmadan aynısını insanlara bildirmektir. Tebliğ, her peygamberin varlık
gayesidir. Tebliğ olmasaydı, peygamberlerin gönderilişi de manasız ve abes
olurdu. Nitekim bütün peygamberler de kendilerine vahyedilen Allah’ın
bütün emirlerini kavimlerine bildirmişlerdir. (Bkz., Ahzab, 33/39; Al-i İmran, 3/20;
Nahl, 16/82; Müslim, Talak, 29; Tirmizî, Tefsir, 66; İbn Mace, Mukaddime, 17.)
İslamı tebliğ eden rehber, tebliğ ettiği meseleyi çok iyi temsil etmelidir.
Onun insanlara anlatacağı şeyler, hep kendi yaşadığı şeyler olmalıdır. Evet
O, başkalarının yaşaması gerekli olan şeyleri değil, kendi yaşadığı hayatı
anlatmalı ve davet ettiği kimseleri de böyle bir hayata davet etmelidir.
Nitekim bütün inananlara en güzel örnek olarak gönderilen Hz.
Peygamber (sav), başkalarına dediklerini ilk önce kendi nefsinde yaşamış ve
her zaman dediklerinin canlı bir misali olmuştur. Onun için de her sözü,
kitlelere tesir etmiş, söyledikleri inananlar tarafından hep kabul görmüş ve
tatbik edilmiştir.
Meselâ O, insanları Allah’a kulluğa davet ederken her zaman en ufak
noktada bile, en güzel kulluğu kendisi temsil etmiştir.
Hz. Aişe validemiz anlatıyor: Bir gün Resulullah geldi ve bana: “Ey Aişe,
müsaade eder misin? Bu gece Rabbimle beraber olayım.” dedi ve arkasından
da namaza durdu.
O gün sabaha kadar, “Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün
birbiri ardınca gelip gidişinde aklıselim sahipleri için gerçekten açık ibretler
vardır.” (Al-i İmran, 3/190) ayetini okuyarak namaz kıldı… Gözyaşı döktü... Öyle
ağladı ki, seccadesi sıkılsaydı, damla damla gözyaşı akardı. (İbn Kesir, Tefsir, II,
164.)
Hz.Peygamber (sav), ayakları şişinceye kadar geceleri teheccüt namazı
kılardı. Bir gün kendisine, gelmiş ve geçmiş bütün günahlarının affedildiği
Hz. Aişe (r.a) tarafından hatırlatılıp “Kendini niçin bu kadar zahmete
sokuyorsun?” denildiğinde, “Rabbime şükreden bir kul olmayayım mı?”
cevabını vermiştir. (Buhârî, Teheccüd, 6; Müslim, Münafikîn, 81)
Mahzum kabilesinden olan bir kadın hırsızlık yapmıştı. Yaptığı
hırsızlığa karşılık, el kesilme cezasının uygulanmaması için Hz. Üsame’yi
şefaatçi yaparak kurtuluş yolu arayanlara Hz. Peygamber (sav): “Allah’a
yemin ederim ki Muhammed’in kızı Fatıma bile hırsızlık yapmış olsaydı
mutlaka elini keserdim.” demiştir.( Buhârî, Enbiya, 54; Müslim, Hudud, 2)
Rasulullah (sav)’in Müslümanlar arasındaki bu üstün vasfı onu, her
yönüyle sözü dinlenir bir peygamber olarak tanımalarına sebep olmuştur.
Hayatı boyunca ona sarsılmaz bir imanla bağlananlar, her şeyden çok,
sözünün işine uygun olması yönü ile ona bağlanmışlardır. Rasulullah’a
*
[email protected]
beslenen güvenin, itimadın aslı bu esasa dayanıyordu. (Kazancı,
Peygamber Efendimizin Hitabeti, Marifet Yay., İstanbul 1980, s. 96.)
Ahmet Lütfi,
Tebliğ vazifesini kendine görev edinen bütün Müslümanların, Allah
Rasulü’nün bu tavır ve hareketlerinden alacakları çok dersler vardır. Evet,
gönüllere girmenin, başkalarına tesir edip kalplere taht kurmanın tek şartı,
Allah Rasulü’nün yaptığı gibi, söylenen her şeyi önce söyleyenin kendisinin
yaşamış olmasıdır.
Birisine, Allah korkusundan gözyaşı dökmenin lüzumunu mu anlatmak
istiyorsunuz? Evvelâ, gece kalkıp kendi seccadenizi ıslatıncaya kadar
ağlamalısınız. İşte o zaman, o gecenin sabahında söylediğiniz sözler, sizi de
hayrete düşürecek şekilde başkalarına tesirli olacaktır. Yoksa, “Ey iman
edenler! Niçin yapmayacağınız şeyleri söylüyorsunuz?” (Saf, 61/2) ayetinin
tokadını yer ve hiçbir zaman tesirli olamazsınız. (Gülen, M.F, Sonsuz Nur, s. 197.)
Rasulullah (sav)’ın ashabına söylediği sözlerin pek çoğu bugün çeşitli
hadis kitaplarında yazılı olarak mevcuttur. Ateşli vaizler tarafından bağıra
çağıra cami kürsü ve minberlerinden halka anlatılmaktadır. Ancak bu sözler
pek az sayıda Müslümana, çok az tesir etmekte, geriye kalanlar ise,
defalarca aynı hadisleri işitmelerine rağmen yine bildikleri gibi yaşamaya
devam etmektedirler. Bu acı durumun en büyük sebeplerinden biri ve belki
de en önemlisi, işin söze uyması prensibinin unutulması ve netice olarak
cemaatte hatibe karşı güven ve itimadın temin edilememesidir. (Kazancı, age., s.
97.)
Bugün insanların İslamı güzel temsil eden örnek Müslümanlara
ihtiyaçları vardır. İslamı hayatında yaşayan örnek Müslümanlar arttıkça
Müslüman toplumlar düzelecek ve diğer insanlar da onları hayatlarında
örnek alacaklardır.
Download

TEBLİĞDE ÖRNEK OLMA