İLİ
: AKSARAY
TARİH: 07.11.2014
ŞÜKÜR VE KANAAT
Muhterem Müslümanlar!
Yüce dinimiz İslam, hemen her fırsatta
Müslümanların çokça şükretmesini ve kanaat
etmesini istemiştir. İslam, insanı olgunlaştıran,
ahlakını güzelleştiren şükür ve kanaat gibi değerlere
kıymet vermiştir.
Şükür; iyiliğin kıymetini bilme, nimet ve
iyiliği anıp, sahibini övmektir. Başka bir ifadeyle
şükür, Rabbimizin sayısız nimetlerinin kadrini
kıymetini bilip Allah’a (cc) ta’zimdir. Şükrün
karşıtı, nankörlüktür. Nimeti ve nimetin sahibini
unutmaktır. En büyük nankörlük de Allah’a karşı
olandır.
Kanaat ise, kişinin çalışıp çabaladıktan sonra
alın teri karşılığındaki kazancına razı olup,
başkalarının elindekine göz dikmemesi, aşırı
kazanma hırsından kendini kurtarması demektir.
Aziz Cemaat!
Her bakımdan en mükemmel şekilde
yaratılmış olan insanoğlu, verilen sayısız nimetler
karşısında kulluğunun gereğini yerine getirip
şükreden bir kul olmalı. Nasıl ki bize küçücük bir
iyilik ve ikramda bulunan kimseye, teşekkür
ediyorsak; bizlere sayısız nimetler veren Rabbimize
karşı da her daim şükür ve minnet duyguları
içerisinde olmalıyız. Nimetlerin veriliş hikmetinin
şükür olduğunu ve şükrü gerektirdiğini de Rabbimiz
şöyle ifade ediyor; “Siz, hiçbir şey bilmezken
Allah, sizi analarınızın karnından çıkardı;
şükredesiniz diye size kulaklar, gözler ve kalpler
verdi.”[1]
Bu sorumluluğumuzu hakkıyla yerine
getirdiğimizde, Yüce Rabbimiz şükrümüzün
karşılığını vereceğini vaat ederek; “Hani Rabbiniz
şöyle duyurmuştu: Andolsun eğer şükrederseniz,
elbette size (nimetimi) artıracağım; yok eğer
nankörlük ederseniz hiç şüphesiz azabım çok
şiddetlidir!”[2] buyurarak bizleri hem müjdelemiş
hem de nankörlükten sakındırmıştır.
Değerli Kardeşlerim!
Bizler,
nimetlere
şükür
konusunda
Peygamberimizi kendimize örnek almalıyız. Sevgili
Peygamberimiz rabbine kulluk ve şükür için
geceleri kalkıp, ayakları şişinceye kadar namaz
kılardı. Kendisine: "Allah senin geçmiş ve gelecek
günahlarını affetti (niye kendini bu kadar
hırpalıyorsun?)" denilince; Peygamber Efendimiz
bu soruya, "Şükredici bir kul olmayayım mı?"
şeklinde cevap veriyordu."[3] Yine Efendimiz
(s.a.v.) sevinçli ve mutluluk veren bir hadiseyle
karşılaşınca Allah'a şükretmek üzere secdeye
kapanırdı.[4]
Kıymetli Müminler!
Şükrün en ileri derecesi[5] olan kanaatkârlık,
Efendimizin dilinde, iffet, tok gözlülük ve gönül
zenginliği olarak belirtilmiş[6], gerçek zenginliğe
mal çokluğuyla değil, ancak gönül tokluğuyla
erişilebileceği ifade edilmiştir.[7] Çünkü insanoğlu
dünya nimetlerine karşı son derece aceleci, hırslı ve
doyumsuzdur. Sahabeden Sa'd b. Ebi Vakkâs’ın,
oğluna bu konuda şöyle nasihatte bulunduğu
nakledilir: "Oğlum! Zenginlik istediğin zaman,
onunla beraber kanaat de iste. Çünkü kanaatı
olmayanı servet zengin kılmaz.”
Kıymetli Kardeşlerim!
Ahmed bin Hanbel’in “İnsana az bir mal
yeter. Çok mal ise kâfi gelmez.” sözü çok
manidardır. Dünya malı insanın kalbine değil
cebine girmeli! Nasıl ki denizin suyu geminin
dışında olduğunda o gemi yüzerse ve su içinde
olduğunda da o gemi batarsa; aynı şekilde dünya
malı insanın kalbine girdiğinde de Müslümanın
manevi hayatını batırır. İşte bu hastalığın reçetesi
ise şükür ve kanaattir.
Hutbemi şu hadisi şerifle bitirmek istiyorum:
"Kanaatkâr ol ki, insanlar içerisinde Allah'a en
çok şükreden olasın."[8]
[1] Nahl 16/78
[2] İbrahim, 14/7
[3] Buhârî, Teheccüd 16
[4] Ebû Dâvud, Cihâd 174
[5] İbn Mâce, "Zühd", 24
[6] Müslim, "Zekât", 124
[7] Buhârî, Rikak 15
[8] İbn Mâce, Zühd, 24
HAZIRLAYAN:
Fatih Kaya, İl Vaizi, AKSARAY
Download

ŞÜKÜR VE KANAAT Muhterem Müslümanlar! Yüce dinimiz İslam