İSTANBUL YEMİNLİ MALİ MÜŞAVİRLER ODASI
26 ARALIK 2013 AYLIK TOPLANTISI
OTURUM BAŞKANI
: Sabri TÜMER (Başkan Yardımcısı)
KONUŞMACILAR
: Dr. Ahmet KAVAK (Yeminli Mali Müşavir)
: Nazım ANIL (Yeminli Mali Müşavir)
OTURUM KONUSU
: “Dönem Sonu İşlemleri”
TARİH
: 26 Aralık 2013 - 14.00 -18.00
BAŞKAN SABRİ TÜMER
Sayın üstatlarım, saygıdeğer arkadaşlarım, bu ayki Oturumumuz “Dönem Sonu İşlemleri”.
Hepinize hoş geldiniz diyor, şahsım ve Yönetim Kurulu adını sevgi ve saygılar sunuyorum.
Saygıdeğer arkadaşlarım, dönem sonu işlemleri gerçekten çok önemli. Biraz sonra
konuşmamın içerisinde gireceğim. İşletmelerin uzun ömürlerinin, bitmeyen ömürlerinin bir
kesitinin, bir döneminin, yani 01.01.2013 – 31.12.2013 tarihlerinin tüm aktif ve pasif
değerlerinin, kalemlerinin, kıymetlerinin yılsonunda değerlendirilip, finansal tablolara
aktarılmasıdır. Bu finansal tablolar iş sahipleri, ortaklar ve üçüncü kişi kurumlar, bankalar ve
en önemlisi devletin istifade ettiği tablolardır. Bu tabloların doğruluğu, biraz önce söylediğim
kurumların üzerinde geleceğe dönük krediler olsun, yatırımlar olsun, yön gösteren en önemli
unsurlardan bir tanesidir ve devlet tabii ki bu tablonun içinde vergi payını en doğru bir şekilde
alacaktır. Bizim bugün en çok üzerinde duracağımız konu bu. Tabii ki bugünlerde çok
konuşulan, muhasebe standartları ve denetim standartları, uluslararası standartlara göre
finansal tabloların yeni baştan düzenlenmesi daha ayrı bir konu, bizim konumuzun dışında.
Biz daha ziyade Vergi Usul Kanunu’nun değerleme hükümlerine göre, bugün bu olayı
inceleyeceğiz.
Şimdi saygıdeğer arkadaşlarım, demokratik ülkelerde, yani Avrupa Birliği ülkelerine
baktığınızda, vergi kanunları, aslında tüm kanunlar ama özellikle vergi kanunları toplumun
tüm kesimleriyle tartışılarak meslek odaları ve bürokrasi, siyasiler ve halk tarafından
tartışılarak vergi olayını kabullenir bir hale geldiğinde, yani “ben bunu kabulleniyorum artık
benimsedim ve bunu ödemekte herhangi bir sakınca görmüyorum” haline getirinceye kadar
1
tartışma yaratmıyor. Tabii ki bu demokratik ülkelerin güzel bir yapısı, ama antidemokratik
ülkelerde ise tam tersine bürokrasinin yukarıda tartışmadan “ben yaptım oldu, al bunu uygula”
demesi ile karşı karşıyayız. Bundan dolayı Türkiye’de mevzuatlar o kadar çok değişiyor ki,
bunu takip etmekte biz meslek mensuplarını bırakın, vergicilikle uğraşan ve esas işi inceleme
konusu olan inceleme elemanlarının bile takip de zorlandığını görüyoruz, bu maalesef bir
gerçek.
Saygıdeğer üstatlarım, arkadaşlarım neden bu bizler için çok önemli. Ben uzun yıllar Disiplin
Kurulu’nda bulundum. Başkanlığını yaptım ve şu anda da üç yılım bitti, ikinci döneme
girdim, Yönetim Kurulu Üyeliği yapıyorum. Bakın, Yönetime Bakanlıktan inceleme raporuna
istinaden gelen şikâyet dosyalarının % 50’den fazlası, dönem sonu işlemleri ile ilgili. Altını
çiziyorum. Rica ediyorum, bunu çok iyi alın. Nedir bunlar ?...Bir, amortismanlar. İki, transfer
fiyatlandırması. Üç, kasa şişkinlikleri. Dört, ortaklar cari hesapları. Ağırlıkla kur
değerlendirmesi. Çünkü biz raporumuzu yazıp veriyoruz. Muhasebeci arkadaşlarımız,
muhasebe müdürleri belli bir yerde bunları hazırlıyor. Bunun detayına daha sonra üstatlar
girecek. Ama biz Yeminli Mali Müşavirler bakımından son kayıtlar, gelir ve gider hesapları
bizim için çok önemli, maalesef birçok arkadaşlarım muhasebeci arkadaşlarımızın verdiği
rakamlar üzerinden hareket etmek suretiyle incelemeleri yapıyor…
Benim ricam, bakın özellikle söylüyorum, en çok bunun üzerine geliyorlar. Yani eskiden
olduğu gibi, yani alıp dosyaları tek tek inceleme diye bir durum yok. Birkaç nokta buluyor, bu
noktanın üzerine gidiyor ve derhal sorumluluk raporu yazıyor ve rakam da 50 bin lira da
olabilir, 100 bin lira da olabilir, onun için hiç önemli değil, inceleme elemanı için.
Bunun için önemsiyorum dönem sonu işlemlerini, benim ricam, mutlaka son şeklini kontrol
ediniz. Amortismanlar, vs, bütün elinizden geçsin. Kur değerlendirmesi elinize hazır geliyor,
bunun mutlaka kontrollerini sağlayınız ve en son kapanış mizanının üzerine giderek, bunların
işlenip, işlenmediğini, muhasebeye intikal edip, etmediğini mutlaka kontrol ediniz ve birçok
yanlışları yakalarsınız.
Ben bu duygularla, bunu bir hatırlatma babında sizlere söylemek istiyorum. Her zaman
söylediğim gibi Yeminli Mali Müşavirlik mesleği, çok yüksek standartlarda yetişmiş
arkadaşlarımızın yapmış olduğu bir meslek. Bunları mutlaka biliyorsunuz. Mutlaka olayın
içerisinde yaşıyorsunuz. Gerekli düzeltmeleri yapıyorsunuz. Ama bir hatırlatma babında, yine
çok sevdiğimiz ve her zaman bizimle beraber olan, bu mevzuu da yetişmiş, kendileri kitaplar
yazmış iki üstadım burada. İki üstadımı da tanıtmama gerek yok, tanıyorsunuz. Onlar bir
hatırlatma yapacak, biz de bu hatırlatmaları kendi beynimize, kendi cebimize koyarak,
01.01.2014 tarihinden itibaren yapacağımız, 31.12.2014 tarihine kadar vereceğimiz tasdik
raporlarınızda bu konulara özellikle dikkat etmenizi rica ediyorum.
İlk sözü Sayın Nazım ANIL’a vermek istiyorum. Buyurun üstadım.
2
NAZIM ANIL
Teşekkür ederim Sayın Başkan. Değerli meslektaşlarım hepiniz hoş geldiniz. Sizlerle Dönem
Sonu İşlemleri bilgi paylaşım fırsatını verdiği için başta Oda Başkanımız Sezai ONARAL ve
kurul arkadaşlarına huzurunuzda teşekkür ediyorum. Her yıl yaptığımız bu dönem sonu
işlemleri de hani bu bayram namazı tarifi gibi, imam senede iki defa olduğu için belki
unutanlar olur diye tekrar eder ya bizimki de öyle olacak. Ancak ben pek fazla özel boyutlara
girmeyeceğim, üstadımızla paylaştık onu. Ben biraz işletmenin içine girelim, bilançoya
girelim şeklinde planladım sunumumu. Biraz katlanacaksınız ama şimdiden teşekkür
ediyorum.
Şimdi yeni Türk Ticaret Kanununu 2 – 2,5 sene epey tartıştık. Buradaki düzenlemelere göre,
01.01.2013’de TFRS uygulaması başlayacak idi. Bildiğiniz gibi 6335’le, yani yasanın
yürürlüğe gireceğine dört, beş gün kala değiştirildi. VUK’na göre defterler tutuluyor. Vergi
beyannamesi ekinde onlar gönderiliyor. Maliye Bakanlığı’nın tercihidir, “ben böyle
istiyorum, eğer başkaları TFRS’ye göre rapor isterse sizden, çıkarır verirsiniz” dedi. Biz her
ikisini de biliyoruz. VUK diye isterlerse, VUK’nuna göre de inceler raporu veririz. TFRS
diye isterlerse, TFRS’ye göre de çıkarılır, denetleriz, veririz. O anlamda tabii bağımsız
denetim hükümleri de 01.01.2013’de yürürlüğe girdi.
Şimdi bir, iki hususa burada dikkatinizi çekmek istiyorum. Bu envanter ve değerleme
işlemleri sadece işletmenin stoklarında bulunan unsurların, yani madde, malzeme, yardımcı
mamul, ticari malların sayımı, dökümü, gruplandırılması, kaydi ile fiili sayımın eşit hale
getirilmesi işleminden ibaret değil bildiğiniz gibi. Bütün bilanço sol tarafı varlıklar, sağ tarafı
kaynaklar, bunların tüm unsurlarının sayılıp, döküldüğü, değerlendirildiği bir işlem.
Şimdi bunu kanun koyucu yeni Türk Ticaret Kanunu’nda bir takım cezalar da getirerek
düzenlemişti biliyorsunuz. Envanterle ilgili 562’nci maddede düzenlenmişti bunlar. 6335
sayılı Yasa’yla, 562’nci maddedeki hapis cezaları iki, üç tane hariç, tümü kaldırıldı, adli para
cezasına çevrildi. Tacirimiz tabii sevindi buna. Fakat Türk Ceza Kanunu’nda tacirin suçlarını
düzenleyen 155 ve 164’üncü maddelerde bunlar duruyor. Tabii şikâyete bağlı suçlar bunlar.
Şikâyet söz konusu olduğunda, o zaman tacir bunlarla karşı karşıya gelecek. Peki, kim şikâyet
eder? Herkes edebilir. Rakipleri şikâyet eder, ortakları şikâyet eder, “benim kâr payım az
hesaplandı” diye. Çalışanları şikâyet eder, banka kredisi olup, battığı zaman banka şikâyet
eder. Satıcı parasını alamadığı zaman şikâyet eder, bunlarla yüzyüze o anlamda. Bir kere
işletme yöneticilerinin, işletme sahiplerinin bu bilançoyu hangi bilinçle hazırlamaları
gerektiğini kendilerine anlatmamız gerekiyor. Tabii biz Yeminli Mali Müşaviriz, işte vergi
matrahının doğruluğundan sorumluyuz. Ama bilançonun üzerinde ve kayıtların üzerinde bunu
hesaplıyoruz. Dolayısıyla bir kere işletme sahiplerini bu konuda bilinçlendirmemiz bizim de
işimizi kolaylaştıracaktır diye düşünüyorum.
Bir “Yönetim Faaliyet Raporu Yönetmeliği” var biliyorsunuz. Bu yönetmeliğe dikkatinizi
çekmek istiyorum. 28 Ağustos 2012 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan, Şirketlerin Yıllık
3
Faaliyet Raporunun Asgari İçeriğinin Belirlenmesi Hakkında Yönetmelikte, Faaliyet
Raporunda yer alması gereken unsurlar belirlenmiş ve kimlerin faaliyet raporlarını
düzenleyeceği belirtilerek faaliyet yılının bitiminden itibaren ikinci ayın sonuna kadar da
hazırlamakla yükümlü tutmuş kanun koyucu limited, anonim ve komandit şirketlerinin
yöneticilerini.
Şimdi bir, iki hususa dikkatinizi çekmek istiyorum. Mesela şirketin iç kontrol sistemi ve iç
denetim faaliyetleri hakkında bilgiler ile yönetim organının bu konudaki görüşü nedir?
Hepimizin bildiği gibi, işini yaptığımız müşterilerimiz, herkes kendi işini kontrol ediyor, yani
herkes bir takım kontroller kurmuş işletmesinde ama bunların ne kadar elverişli olup
olmadığının, ne kadar gerekli olup, olmadığının bilincinde değil maalesef. Biz bunları
anlatmaya çalışıyoruz. Fakat bir türlü anlatamıyoruz. Yani “bana mı öğreteceksin” der gibi
kendilerini çok başarılı sayıyorlar. Çünkü otuz yıldır çok hesapsız para kazandılar 80, 90 ve
2000’li yıllarda… Ama 2004, 2005’ten sonra gözlüyoruz ki işletmeler ciddi zararlar ve hasılat
kayıplarında. Bu da bir gerçek… Bunun sebebi işlerini kontrol edememelerinden dolayı.
Diyeceksiniz ki, “bunun ne alakası var dönem sonu işlemleriyle” ama sonuçta dayanıp, şuna
geliyor. İşletmenin gelir tablosunu inceliyoruz. Yukarıdan aşağıya bakıyoruz. 10 küsur milyon
lira ciro yapmış, “1,5 milyon” lira faaliyet kârı, altında “1 milyon 200 bin” lira finansman
gideri, kalıyor geriye “300 bin" lira. Onun da % 50’si vergi, koca yılın emeğinin karşılığı bu.
Tabii ne yapacak bunun için? Önlemler alacak. Bir kere giderlerini, maliyetlerini kontrol
edecek, “etmesi gerektiğini” biz en azından onlara bir müşavirlik hizmeti olarak bildireceğiz.
Çünkü “Yeminli Mali Müşavir” bizim unvanımız. Müşavirlik hizmeti olarak, danışmanlık
hizmeti olarak vermemiz de, hem kendimizin denetimlerini sağlıklı yapabilmemiz açısından,
hem de işletmenin sürekliliği açısından önemli. Çünkü biz onlardan aldığımız parayı evimize
ekmek parası yapıyoruz. Böyle bir sorumluluğumuz var. Onlar yaşayacak ki, biz de
sürdürülebilirliğimizi sağlayalım. Mesela, işletme faaliyet raporunda şirket aleyhinde açılan
ve şirketin mali durumunu ve faaliyetlerini etkileyebilecek nitelikteki davalar ve olası
sonuçlar hakkında bilgi verilmesi gerekliliği var. Pek şüpheli alacaklar karşılığı ayırmaya
alışık değil işletmelerimiz. Mesela icraya vermiştir, mahkemeye vermiştir alacağını,
muhasebeye bildirmez ve o yıl karşılık gideri ayırmaz ve yıl içerisinde şüpheli hale düştüğü
yıl içinde ayrılamayan, sonraki yıllar biliyorsunuz ayrılamaz. Bunun da bilincinde değiller
maalesef.
Şimdi tabii bu rapor aynı zamanda, varsa şirketin öngörülen risklere karşı uygulayacağı “risk
yönetim politikası”na ilişkin bilgileri de içerecek. Satışlar, gelir yaratma kapasitesi, kârlılık,
borç- özkaynak oranı ve benzeri konularda ileriye yönelik riskler… Şimdi bunu işletme
sahibiyle paylaştığınız zaman Fransız dinliyor bizi. Evet, bunlar yasal sorumluluk, rapor
etmek zorunda işletme yönetimi.
Bir de faaliyet yılı bitiminden sonraki yılın raporu, ikinci ayının sonuna kadar hazırlanacak ve
hazır bekletilecek. Hazırlamazsa ne olur? Kanun hükmü, hazırlanacak diyor, yani müeyyidesi
yok gibi görülüyor, ancak birileri istediği zaman da ibraz etmek zorunda. Bu faaliyet
raporunda geçiş hükmü var, “Geçici Madde l” okuyalım birlikte; “2012 yılı hesap dönemine
4
ait yıllık faaliyet raporunda yer verilecek finansal bilgiler eski Türk Ticaret Kanunu uyarınca
düzenlenen mali tablolara dayandırılır”, yani “VUK hükümlerine göre vergi beyannamesi
ekinde gönderdiğimiz bilançoya dayanır” diyor. Burada şu soru akla geliyor. Niye 2012
geçmiş yıl hükmünü koymuş? Çünkü TFRS hükümleri 01.01.2013’ten itibaren yürürlükte
biliyorsunuz. Peki, 31.12.013’te biten hesap dönemiyle ilgili hazırlayacakları faaliyet
döneminde hangi finansal bilgiler olacak? Yani VUK’a göre olan mı, yoksa TFRS’ye göre
olan mı? Yani işletmenin gerçeğe uygun değeri üzerinden hazırlanmış finansal tablolara göre
mi hazırlanacak? Şimdi bugün yani 26 Aralık 2013’e kadar bununla ilgili herhangi bir bilgi
maalesef yok, tabii okuyunca mefhum-u muhalifinden ne çıkıyor? O zaman bu geçici hüküm
koyulduğuna göre, 31.12.2013’de biten dönemde bu bilgiler gerçeğe uygun değerine göre,
yani TFRS’ye göre çıkacak finansal bilgilere göre raporlanacak. Şimdi bu niye önemli?
Mesela ben bankaların yerinde olsam ki belki o sisteme başlayacaklar. İşletmenin VUK’a
göre düzenlenen finansal tablolarını almam, yani bilanço ve gelir tablosunu almam. Çünkü
hiçbir gerçeği yansıtmıyor, yani işletmenin gerçek durumunu yansıtmıyor. 100 liraya
maletmiş, maliyet bedeliyle değerlenmiş. Satsa eline geçecek para 60 lira. Yani burada “100
lira değerinde varlığım var” diyor. Hâlbuki varlık 100 lira değil 60 lira. Bunlar gerçek olmalı
yani tablolar ve raporun içerdiği bilgiler doğru olmak zorunda olduğu için, ben bankaların bu
finansal tablolarla birlikte işletme yönetiminin hazırladığı faaliyet raporunu da talep
edeceklerini bekliyorum açıkçası. Doğrusu da o olur.
Evet, şimdi işletmenin biraz içine girecek olursak, bizim tereddüdünü yaptığımız şeyler,
biliyorsunuz yasal defter kayıtları. Onlar neler? İşletmenin faaliyetinin günlük olarak kayda
geçirildiği ve gerçeğe uygun olarak, zaten olayların gerçek mahiyeti esastır. Ona uygun
belgelerle mi kayıtlara geçti? Faaliyet ilgili mi, değil mi? İrdelemesini yapıyoruz. Nereden
yapıyoruz? Defter ve belgelerden yapıyoruz ve defterlerin geçerli olması lazım.
Yevmiye, Kebir, Envanter defterlerinin 31 Aralık’a kadar tasdiki yapılacak. Karar defteriyle
ilgili ki ayrı durum vardı. 19 Aralık 2012’de yayınlanan Tebliğle yasaya aykırı olmasına
rağmen düzenlendi ve anonim şirketlerde, limited şirketlerde dendi ki, “müdürler kurulu karar
defterini istersen tasdik ettirirsin, istersen ettirmeyebilirsin, ortaklar toplantı ve müzakere
defterinde bu kararları alabilirsin”. Bu defterin tasdik mecburiyeti yok. Yani kapanış tasdiki
mecburiyeti yok. Peki, kapanış tasdikinden kanun koyucunun umduğu nedir? “Geriye dönük
karar alınamasın”, yani “geçerli delil olabilsin karar defterleri” diye. Bunları uyarmak ve
dikkat etmek gerekir diye düşünüyorum. Yine yatırım teşvik belgesi bizi ilgilendiriyor. Varsa
bunların vizelerinin yapılıp, yapılmadığının, sürelerinin dolup, dolmadığının kontrolünün
yapılması lazım şimdiden, yani 31 Aralık olmadan ki yıl içerisinde olması gereken de en
azından müracaatının, eğer süreyi geçirme durumu varsa, müracaatının yapılmış olmasını
sağlamak lazım. “Genel kurullar faaliyet yılının bitiminin üçüncü ayının sonuna kadar
yapılır”, yasa hükmü bu. Yapılmazsa ne olur? Yasaya uymamış olur. Yaptırım yok, ancak
yasal sorumluluklarını yönetim yerine getirmemiş sayılacaktır.
Yine şirketlerde biliyorsunuz vekâletler verilir. Bunların süreli olanı da vardır, süresiz olanı
da vardır. Süresiz vekâletname vermemelerini ikaz etmek lazım. Süresiz olanları da kontrol
edip, yerine yenilerinin çıkarılması lazım. İşlerin aksamaması bakımından.
5
Evet, tabii üçüncü kişilerle yapılan sözleşmeleri gözden geçirmek gerekiyor. Bankalarla
yapılan kredi sözleşmelerini gözden geçirmek gerekiyor. Bir kere bunlar nazım hesaplarda
izlenmesi gereken hükümlülük taşıyor. O anlamda nazım hesaplarda pek bunların izlendiğini
göremiyoruz maalesef. Ama en azından kredi faizlerinin kontrolü bakımından bize
sözleşmeler gerekli. Nereden ulaşacağız bunlara? İşletmeden ulaşacağız ve işletmenin
muhasebe kayıtlarından ulaşacağız. Dolayısıyla bu alışkanlıkların da, eksikliklerin
tamamlanması gerektiğini işletme yönetimiyle ve muhasebe sorumlularıyla paylaşmak
gerekiyor.
Evet, yasal defterlerin kapanış tasdiki 30 Haziran’da son. Yani faaliyet yılı bittikten sonra
altıncı ayın sonuna kadar tasdik ettirilir. Eğer tasdik ettirilmezse “4.000” lira cezası var. Ama
“tamam 4.000 lirayı öderiz” ama yetmiyor tabii bu, defterler delil olarak kabul edilmiyor,
bunları izletmek lazım. Envanter defterinin kapanış olayı yasada düzenlenmemiş. Karar
defterlerinin kapanış onayı Ocak ayı sonuna kadar yapılacak ki geriye dönük kayıt olmasın.
Çünkü eskiden kayıt defterlerinin hali malumunuzdu, işte defter bulamazlardı işletmede karar
defteri, bayağı aranırdı bir hafta falan, ondan sonra bulunurdu. Bakarsın üç, dört sayfası boş,
oraya bir karar alınmış, tekrar geçilmiş, yani “Karar defterinde karar var mı? Var” anlamında,
yani delil olmayacak nitelikte idi. Ama onu kanun koyucu bu şekilde başını bağlamış oldu.
Evet, şimdi dürüst resim ilkesi… Biliyorsunuz Türk Ticaret Kanunumuzda da var. Şimdi
gelelim ne yapacağız? Muhasebe ne yapıyor? Biz neye bakacağız? Bir kere 31 Aralık’ta bütün
kayıtlarını yaptıktan sonra muhasebeci, bir genel geçici mizan çıkarıyor. Bu genel geçici
mizan, işletmenin o tarihte çekilmiş bir fotoğrafı. Ancak bu fotoğraf flu fotoğraf. İşte envanter
ve değerleme işlemleri bu flu fotoğrafın neresinde? Dürüst resim ilkesi doğrultusunda bu
çalışmaları yapmak gerekir. Biliyorsunuz envanter değerleme işlemleri “muhasebe içi
envanter işlemleri” ve “muhasebe dışı envanter işlemleri” diye ikiye ayrılıyor. Muhasebe içi
envanter işlemlerinde, önce muhasebeci yaptığı işlemlerin kendi içerisinde yeterli mi? Değil
mi? Onun denetimini yapıyor. Yanlış hesaplara kayıt var mı? Onların düzeltilmesini yapıyor
ve bunları tamamladıktan sonra dışa açılıyor, “muhasebe dışı envanter”, doğrulama ve başta
tabii fiili sayımlar olmak üzere, “fiili sayım” deyince biz de sadece stokların sayımı diye
anlaşılıyor maalesef. Hâlbuki fiili sayımda işletmedeki duran varlıkların da sayılması gerekir
ve kayıtlarla uyumlu olup, olmadığının kontrolü gerekiyor. İlk madde malzeme yarı mamul ve
ticari malların envanterinin tam yapılması lâzım ve mutlaka kayıtlarla mutabık hale
getirilmesi lâzım, fiili durumun kayıtlarla eşitlenmesi lâzım.
Sonra üçüncü kişilerle doğrulma işlemleri, “dış doğrulama” dediğimiz, bütün müşterilerle ve
satıcılarla doğrulama. Gerçi sunumumdaki safhalarında bu işlemlerin VUK açısından, bizi
ilgilendiren tarafı vergi matrahına ulaşmak ama bir de orada Türk Ticaret Kanunu’nun
gerekleri var. O gereklerin de tam yerine getirilmesi lazım ki tacir, o saydığımız Ceza
Kanunundaki suçlara muhatap olmasın. Bu bilinci aslında işletme sahiplerine vermek lazım.
Tabii muhasebeci “saydım” diyor, bize bir sayım listesi veriyor. Biz ne yapıyoruz? Ana
malları şüphelendiğimiz zaman gidip, bakıp sayıyoruz. Sayımlarında bulunuyoruz bazılarının,
hepsinde bulunamıyoruz açıkçası. Ne yapıyoruz ona göre biz? Randıman kontrolü yapıyoruz.
6
Yani “satışların maliyeti doğru mu”, çok önemli bildiğiniz gibi, gelir tablosunun % 95’ini
oluşturuyor gider kalemi olarak. Diğer % 5’i zaten yönetim gideri, pazarlama gideri vs. Yani
% 95’inin doğruluğunu aramak lazım. % 5’in doğruluğu, yani hepsi yanlış olsa % 5…% 10’u
doğru olsa, tablonun yüzde yarımına tekabül eder. O anlamda satışların maliyetinin
doğruluğu, miktar dengesinin doğru kurulmasına bağlı. O anlamda, bu fiili sayım kayıtlarla
eşitlenmesi önem arz ediyor. Tabii dönem sonu stoklarının da doğruluğu önem arz ediyor.
Bağımsız denetime geçeğim, bu eski sunum olduğu için çok önemsemiştik biliyorsunuz, ama
bize maalesef nasip olmadı yapmak. Onun için bu dönem sonunda onu geçeceğim.
Şimdi bir de işletme bünyesinde tanzim edilen belgeler var, ona dikkatinizi çekmek istiyorum.
Bunlar sıra ve seri numaralarıyla birlikte işletme yönetiminin zimmetindedir. Bizi ne tarafı
ilgilendiriyor? Tümü kayıtlara geçti mi, geçmedi mi? İptalleri varsa, iptalleri usulüne uygun
iptal edilmiş mi, muhafaza ediliyor mu asılları ile birlikte? Bunların en azından böyle
olduğunu temin etmemiz gerekiyor. Mesela çek izleme, işletmenin kendi tanzim ettiği çekler,
para hareketleri, o anlamda önemli. Bazen çek yaprağı bile kayboluyor, çalınıyor mesela.
İşten ayrılan kişi üç ay evvelinden hazırlığını yapıyor, yarım çek yaprağını alıp götürüyor.
Bunlar hep karşılaştığımız şeyler. Ta ki çek bankaya ibraz edildiği zaman işletme sahibinin
bundan haberi oluyor. Tabii bu da bir çek neticede. Bir yere bir ödeme yapıldı. Dolayısıyla o
ödeme patronun cebinden mi yapıldı, yoksa çek çalındı mı? Bunun da bizim tarafımızdan
izlenmesi gerekiyor. Zaten tam tasdik raporu dispozisyonumuzda da mal ve para
hareketlerinin uyumlu olup olmadığını araştırıp yazıyoruz. O anlamda işletmenin kendisinin
tanzim ettiği çekler, zaten ki bunların hepsi bankada kayıtlı. Hangi müşterisine, hangi seriden,
kaç çek yaprağı verdiği, hepsi belli bankalarda. Bu dökümleri işletmeden temin edemiyorsak,
bankalardan temin edeceğiz. Bunun biz aylık kontrolünü yaptırıyoruz. Öneriyoruz
yapılmasını. Aylık yaptırmasak bile, üç ayda bir mutlaka yaptırıyoruz. İptal edilen çek var
mı… İptal bankaya verilmiş mi? Veya iptal edilen çek koçanda duruyor mu? Aynı şekilde
irsaliye izleme formatı, fatura izleme formatı gibi hususlar…
Bir şeyi paylaşayım. İlk Yeminli Mali Müşavir olarak çalışmaya başladığım 1996 yılında “biz
bu denetimi nasıl yaparız” dedik, sınava beraber hazırlandığımız dört, beş arkadaş oturup yol
haritası hazırladık, 21 sayfa tuttu. Ben kendim şahsen dedim ki, “götüreyim, bunları
muhasebe müdürlerine, sorumlularına vereyim, dostum işlerini buna göre bir kontrol et,
bitirdikten sonra bize haber ver, biz denetime geleceğiz” dedim, Nisan Mayıs ayıydı, bu
işlemi yaptığımda. Temmuz ayından itibaren şu sorular gelmeye başladı. “Biz iki tane
irsaliyeyi faturalamaya unutmuşuz, ne yapacağız?” İşte “Bir tane irsaliyeyi hâsılata
kaydetmeye ve KDV hâsılatında belirtmeyi unutmuşuz, ne yapacağız?” soruları gelmeye
başladı. Belli ki siz aylık işlemlerinizi bir formata göre yapın.
Keza “gider pusulası” için de aynı şekilde. Bunun bir formatı da izletilebilir veya şimdi
entegre muhasebe programlarında, mesela çek portföy listesini çekip, bütün oradaki seri
numaralarını, serilerini kontrol edip, en azından kayda geçti mi, geçmedi mi? Kimlere verildi?
Faaliyetle ilgili mi tanzim edildi, verildi mi? Bunların tespiti mümkün.
7
Keza irsaliye faturalarında, yine fatura programından, irsaliye programından seri
kontrollerinin yapılması çok büyük önem arz ediyor.
Gene de her denetim bir eğitimdir muhasebe için bildiğiniz gibi. İlk denetimde çıkan hata
sayısı 60 – 70. İkinci denetime gidiyorsunuz, bu 30’a düşüyor genelde. Üçüncü denetime
gittiğinizde ya 3, ya hiç hata. Niye? Çünkü muhasebe denetimde eğitiliyor. O anlamda pek
fazla hataya da rastlayamıyoruz. Ama en büyük hata kaynağı, bu işletmenin kendi düzenlediği
belgelerden ileri geliyor.
Şimdi bir de “e fatura”, “e defter” uygulaması var. Kapsama giren mükellefler nezdinde
başladı biliyorsunuz. Bunun sadece dikkat çekmek istediğim e defter’le ilgili “2 No.lu Tebliğ
Taslağı” var. Tebliğ yayınlandı mı?
DİNLEYİCİ
Yayınlandı.
NAZIM ANIL
Yayınlandı, son iki gün bakamadım, çünkü seyahatteydim. O tebliğ taslağı Vergi Denetim
Kurulu’yla, Maliye Bakanlığı’nın müşterek hazırladığı taslak. Tamamen “denetime yönelik”
diye algılıyoruz, yani elektronik denetime yönelik Ankara’dan, merkezden. Çünkü oradaki
talep ettiği Excel tabloyu incelediyseniz eğer, “stok kodlarının nasıl yapılacağına dair”
bilgileri bile taşıyor, “bunu yapacaksın, saklayacaksın” diyor.
DİNLEYİCİ
Tebliğ yayınlanmadı
NAZIM ANIL
Yayınlanmadı mı? Yani taslak olarak duruyor, dikkat çekmek için. Şimdi Maliye
Bakanlığı’nın her “e” düzenlenmesinin altında tabii ki bir amaca hizmet yatıyor. Dolayısıyla
orada inceleyemediği, baştan sizin dikkatinizi çektiğim “satışların maliyeti” olan, işte o “%
95’lik gider kalemini” nasıl izlerim? Nasıl kontrol ederim? Tabii sektör ortalamalarıyla
herhalde bir kriter bularak buna ulaşacaklar. Bundan iki yıl evvel “941 kriter tespit ettik”
demişlerdi, bu kriterlerden biri de o. Ama elinde bir data yok idi. İşte o dataları da bu
elektronik defterler sağlayacaklar, yerinden kontrolü yapacak. Buna işletmelerin hazır olması
lazım. Yani işletme muhasebe sorumlularının bu konuda eğitimleri almış olması lazım ve bu
sürece mutlaka hazır olmaları lazım. Çünkü işte 2014 Aralık’ta bu elektronik defter paketlenip
gönderilecek. Diğerleri 01.01.2015’de paketleyip gönderecek. İşte bir ay içindeydi. Sonra üç
ay içerisinde gönderilecek şekilde düzenlendi. Çünkü şunun için önemsiyoruz; Mesela Katma
Değer Vergisi beyannamesi ayın 23’ündeyse, 22’si akşamı geceliyor, işletme muhasebeleri.
Yani ayı dolduktan itibaren 22 gün sadece KDV işlemlerini bile denkleştiremiyor. Yani bu iş
bilmezlik de olabilir, beceriksizlik de olabilir işletme muhasebelerinin. Çünkü orada işletme
muhasebesinde tutuluyor defterler ve günlük yaşanan olaylar o gün anlık olarak kayda
geçmesi mümkün ve kontrolleri de mümkün. Ama maalesef şimdiye kadar böyle bir
raporlama istenmediği için kendilerinde bu alışkanlık yok. Denetim için randevu almak
8
istiyorsunuz, “hazır değiliz, işte KDV beyannamesi bitsin, Geçici Vergi bitsin ondan sonra
gelin, daha rahat yaparsınız” gibi şeylerle maalesef boşuna vakit geçiriyoruz. Onun için buna
hazırlanması lazım işletmelerin. Defteri gönderir, göndermez, kendi sorumluluğu ama bir
anlamda onun düzgün yapılması bizim en azından denetimimizi kolaylaştıracaktır diye
düşünüyorum.
Tabii gelecek yıla hazırlık olarak da, yani yeni yıla hazırlık olarak da kullanılan hesap
planının mutlaka gözden geçirilmesi lazım. Yani hesap planı muhasebecinin yıllık yaşam
planıdır. Yılın başında iyi planlarsa, o zaman rahat bir yaşam sürer. Kaldı ki, bu bahsettiğimiz
elektronik defterde o stok kodlarına varana kadar incelik taşıyor. Hesap planında da alt
hesapları düzenlerken dönem sonu işlemlerine ve satışların maliyetlerine daha rahat
ulaşabilme imkânını sağlayacak bir hesap planı ile çalışmaları gerekiyor.
Evet, ben bir-iki hususa değinip müsaade ederseniz tamamlayacağım çalışmamı. Şimdi
işletmelerin başının belası iki tane hesap var. Biri “kasa hesabı”, diğeri de “ortaklardan
alacaklar hesabı”, yani 131 kod numaralı hesaplar bildiğiniz gibi, 6111’le işte yeni Türk
Ticaret Kanununa hazırlıktır. İşte bunu halledersek, bundan sonra olmaz. Bu kayıt dışı düzen
bu şeklide sürdüğü sürece, bunun önüne geçmek mümkün değil.
Tabii baktığınız zaman işletme bilançosuna, bilanço esaslarına göre, bu kasada olmayan para
mutlaka yöneticinin cebinde veya ortağın cebinde. Aslında değil. Yani o da
belgelendiremediği harcamalar, vs. Herkesin bildiği sebeplerden dolayı bu sonuç doğuyor.
Ancak bilanço bu şekilde söylüyor. Öyleyse işletme bu kaynaktan yoksun bırakılmıştır. Buna
karşılık âdatlandırma yönüyle faiz hesaplanmalı ve faturası kesilmeli. Tabii müşteri yok. Kasa
hesabına fatura keseceğiz ve bunun % 18 Katma Değer Vergisini hesap edip beyan edeceğiz.
Şimdi şunlar olabilir; Tabii biz denetçiyiz, hep şüpheli bakmak zorundayız. Yeminli Mali
Müşavir tam tasdiki yaptığı firmalarda bunları muhtelif hesaplarda gizleme peşindeler. Bunun
biliyorsunuz tanımı “muhasebe hilesi” dir. Muhasebe hilesi, işletme sahibiyle birlikte
muhasebecinin de sorumluluğudur. İyi de bir de denetleyen biz varız. Bizim durumumuz ne?
Bu hileyi ortaya çıkarmak. Çünkü orada vergi matrahını etkileyen unsurlar var.
Şimdi bunun için de şuna bakmak lazım, “alıcılar hesabı” ve satıcılar hesabı” nın irdelenmesi
çok önemli. Şimdi bakıyorsunuz mizana geçen seneden devir. Borcunda rakam var, alıcılar
hesabında müşterinin. Alacağında hiç rakam yok. 12 ay geçmiş aradan. 15 günde, 20 günde
tahsilât yapılacaktır, ya nakit, ya çek veya senet. Kapanacaktır hesap. Kapanmamış.
Soruyorsunuz “Ne oldu bu para?”, “duruyor”, “Niye duruyor?” Basiretli iş adamı alacağının
peşine düşer, yani icraya verir, mahkemeye verir bunu tahsil eder. Tersi, bu olmadıysa, bu
para tahsil edildi. Edildi, ama tahsilât kaydı olarak geçmedi. Geçseydi patronun borcuna
yazılacaktı, yani yöneticinin borcuna yazılacaktı. O da bir kaynak kullanımı anlamındadır. O
anlamda bunlara dikkatinizi çekmek istedim. Zaten üç yıldır merkez denetim elemanları,
şimdi vergi müfettişleri Ankara’dan bizim iki-üç firmamızı senede bir telefonla denetlerler.
Neye bakıyor? Demin açılışta Sayın Başkanın bahsettiği, o işte kasa bakiyesi, ortakların
borcu, değerlemeler, amortismanlar. Bunun yanında en önemlisi avanslar hesabı. Önce onun
malûm dökümünü istiyor. Şüpheli gördüğü hesabı, “bunun yevmiye kaydını mail ortamında
9
atar mısın” diyor. Şüpheli alacaklar karşılığı bakıyor, onun belgelerini istiyor. Acaba dava o
yıl mı açıldı? Cari yılda mı açıldı? Sonra önceki yılda mı açılmıştı? gibi, biliyorsunuz davanın
açıldığı yıl şüpheli hale düştüğünün emareleri belli olduğunda ayrılır ve ancak o zaman
matrahtan indirilebilir, gider yazılır. “Kanunen Kabul Edilmeyen Gider” olur aksi takdirde.
Bunları irdeliyorlar. Yatırım hesaplarını irdeliyorlar, yani yatırım harcamalarını irdeliyorlar,
bunları talep ediyorlar. Kredi faizlerini irdeliyorlar. Hem alınan kredi faizlerini, hem ödenen
kredi faizleri, dönemsellik ilkesine uyulmuş mu, uyulmamış mı, anlamında. Bunlar da zaten
bizim yaptığımız işler, işletme sahiplerinin de, muhasebelerinin de dikkatini çekmekte yarar
var. Yine çeklerin değerlemesi de önemli.
Bankalarla ilgili, bildiğiniz gibi “281” ve “285”nci maddelerde düzenleme var. Onlar
dönemsellik ilkesi gereği kredi faizlerinin tahakkuku ve vadeli faiz gelirlerinin dönemsellik
ilkesine göre tahakkuku, onlara dikkatinizi çekmek istedim.
İhracat bedelleri serbest tasarruf edilebilecek. Bu düzenleme 2008’de çıktı. Bunu herkes
getirmesek de olur şeklinde anladı?. Bu para geliyor zaten. Şimdi burada Oturum başlamadan
on dakika evvel bir meslektaşımız soruyor. “Rusya’dan 300 bin Dolar’ı almışlar, biz bunun
tahsilat kaydını ne yapacağız? Alındığı gün kayıt yapacaksın. Yani “kasaya alındı” diye kayıt
yapacağız. Yurt dışı müşteriyi de alacaklandıracaksın. Kasaya girdi. Yapmadıysa o 300 bin
Dolar’ı kim kullanıyor? Gene kaynak kullanımı olarak işletme yöneticilerinin hesabında.
Bunlara dikkat etmek lâzım…
Evet, amortisman rejimi 01.01.2004’de değişti, “faydalı ömür esası” geldi. Orada bir şeye
dikkatinizi çekmek istiyorum. Yanlış faydalı ömür bakıyor muhasebeciler işletmelerde.
Amortisman tablolarında, bu faydalı ömürlerin belirtildiği tablolarda, önce bir kere sektörler
belirlenmiştir, ondan sonra atiklerin cinsi belirlenmiştir. Yani bir makine imalat sanayindeki
bir makinenin ömrüyle, diyelim ki daha hafif bir ilaç sanayindeki makinenin faydalı ömrü
farklı olacaktır, aynı makine olmasına rağmen. Birine bakıyorsunuz sekiz yıl faydalı ömür
tayin etmiş, öbürüne bakıyorsunuz 12 yıl faydalı ömür tayin etmiş. Muhasebeci bakıyor, aynı
makineyi görüyor ilaç sanayiindeki muhasebeci, makine sanayindeki makineyi buluyor, “bu
bizim makineden” diyor, sekiz yıl olarak belirliyor. Dolayısıyla bu hatalarla karşılaşıyoruz.
Onlara dikkatinizi çekmek istedim. Binek otolarda kıst amortisman uygulaması da dikkat
edilmesi gereken bir husus.
Bir de bu sat, geri kirala durumu var, bunu Platformda da çok tartışmıştık. Mutlaka bu bir
finansman imkânıdır. İşletme sahipleriyle bunun faydalarını paylaşmak lazım. Gerçi arızalı
tarafları var Katma Değer Vergisi indirimi açısından, vs. gider indirimi açısından. Ama
işletme sahipleri için getirilmiş bir finansman imkânıdır.
Yenileme fonu, üçüncü yıl dolunca yerine yenisi alınmadıysa, gelir tablosuna aktarılması
unutuluyor genellikle. Yenileme fonu biliyorsunuz atiklerin satılışında edinilen kâr. İstenirse
üç yıl vergilenmeden bekletilebiliniyor, yerine yenisinin alınması kaydıyla. Şartları var tabii
teşebbüste bu şartlarda bekletilecek. Ama üç yıl içinde alınmadıysa, gelir tablosuna intikal
10
ettirilmesi lazım. Bunlar unutuluyor, bunlara bakmak lazım. Tabii tahakkuk ve dönemsellik
ilkesine iyi bakmamız gerekiyor.
İhracatta götürü gideri yanlış uyguluyorlar. İlk çıktığı yıl biliyorsunuz 97 senesinde bu hesap
yılı kapanmıştı. Beyanname üzerinden indirileceği söz konusu idi ve indirildi. Ama sonraki
yıllarda mutlaka işletmeden bir varlık çıkışı olması lazım, yani bu belgesiz giderler karşılığı.
Onu işletme yöneticileri yurt dışına çıktığında veya aylık olarak, yani yurt dışına çıkması
önemli değil o gideri yapması için, aylık olarak ihracat hâsılatını, tabii gümrük
beyannamesindeki kur üzerinden hesaplanmış tutarı kadar bir tutarı, işletme yöneticilerine bu
tasarrufu yapmak için, giderlere kasa çıkışının yapılması lazım. Yani “760” ihracat götürü
gideri olarak, üstat hata varsa söylersiniz, bunu da üçer aylık Geçici Vergi dönemlerinde,
orada biriken parayla da üç aylık ihracat hâsılatını kur farkları hariç, binde beş’ini mukayese
etmekte yarar var. Yani mutlaka bir kasa işlemi, kasadan çıkış, bu bankadan havale de
olabilir. Bir varlık çıkışı olması gerekiyor bu istisnadan yararlanmak için, gider indiriminden
yararlanmak için.
Ödenmeyen SSK primleriyle belki yıl içinde sizlere de yazı gelmiştir vergi dairelerinden. Bu
ödenmeyen SSK primlerini “368” hesaba aktarıyor işletmeler muhasebelerinde vadesi geçmiş,
ertelenmiş borçlar olarak. Oradaki rakamla kanunen kabul edilmeyen giderlerin mukayesesi
yapılıyor. Yani işletmenin vergi beyannamesi ekindeki beyanname ve bilançodaki rakamlar.
Dolayısıyla onun biliyorsunuz ödenmeyeni sadece beyanname üzerinde kanunen kabul
edilmeyen giderlere eklenecek. Muhasebe kaydı yapmaya hiç gerek yok. Bakıyorsunuz
giderlerden çekiyor, “180” hesapta aktifleştiriyor. Böyle bir şey yok, yanlış kayıttır.
Beyanname üzerinde bunun yapılması gerekmektedir. O düzeltmeleri de yaptırmak gerekiyor.
Geçmiş yıl zararlarında unutulanlar oluyor. Biliyorsunuz beyanname üzerinden yıllar
itibariyle ayrı ayrı tutarı belirtilmek kaydıyla ancak ödeniyor.
Evet, kâr dağıtımıyla ilgili bir şey söylemeyeceğim. Bu yıl mesela kâr dağıtan işletmeniz oldu
mu hiç? Son beş yılda oldu mu? Yok. Peki, bu patronlar ne ile geçiniyor? Evet, bunların
hepsinin sorgulanması lazım, diye bu kadar değineceğim. Çünkü geri kalanı üstadıma
bırakıyorum.
Efendim beni dinleme zahmetinde bulunduğunuz için de hepinize teşekkür ediyor, saygılar
sunuyorum.
BAŞKAN SABRİ TÜMER
Sayın Nazım ANIL’a ben de çok teşekkür ediyorum. Tabii bu konular yorucu konular. Ben
gözlerinize bakıyorum, yoruluyor, dinlemekte zorlanıyor arkadaşlarımız, farkındayız. Ama bu
konuların içine ara sıra espri de katmak lazım. Örnek, sayın Prof. Dr. Mustafa AYSAN hocam
burada. Kendisine “hoş geldin” diyorum, saygılar sunuyorum. İki hocamın bende çok güzel
bir hatırası var. Güzel bir sözü var. Birincisi, Sayın Mustafa AYSAN hocamın sözünü
söyleyeyim. Bir gün bir yerde tartışma var bana dedi ki, “Bırak, tüccarın muhasebesi cebi, şu
cebine kor, çıkarır oradan ne alacağı var, ne vereceği var hepsini bilir. Dolayısıyla
11
muhasebenin verisi onu ilgilendirmez, eğer biz bu zihniyeti yıkabilirsek, yani buradan değil,
muhasebeden çıkacak verileri onun da itibar edebileceği bir hale sokabilirsek, işte o zaman
kazanmış olacağız, hem ülkemiz kazanacak, hem de biz kazanmış olacağız, yani meslek
mensupları olarak”. Sevgili hocamın böyle güzel bir hatırası var. Hocam bunu ikinci
söylüyorum. Bir de hatırlıyorsunuz, Antalya’da söyledim, çok güzel bir söz.
İkincisi, sayın Prof. Fikret ÖCAL hocam da burada. Bir gün kapıdan çıktık, aşağıya tartışa
tartışa indik. Fikret hocam, tabii bizim hocamız Yüksek Ticaret’ten, bize gerçekten çok güzel
şeyler öğretti. Muhasebenin mutlaka sağlam veriler üzerine oturup, tüm işletmenin
defterlerinin o işletmenin gerçek resmini veren tablolar olduğunu söyledi. Ben de “hayır
hocam” diyorum. “Ne demek istiyorsun?” dedi. “Bakın hocam Tünel’den çıkalım, Taksim’e
kadar gidelim. Şu gördüğün karşılıklı işletmelerin bir tanesinin gerçek anlamda muhasebesi
vermez bu resmi” dedim. “Yapma, ne diyorsun Sabri, biz size boşa mı öğrettik bunu?” dedi.
“Hocam ben ne yapayım, eğer öbür türlüsünü yaparsam, aç kalacağım, mecburum buna”
dedim.
Şimdi Nazım arkadaşım çok güzel ideal olanı anlatıyor. Ama ne yapalım ki, biraz önce çok
güzel bir noktaya vurgu yaptı. Biz tam tasdiklerde bir gidiyoruz, iki gidiyoruz, üç gidiyoruz,
yirmi yanlış, üçe düşüyor. Dileğimiz şuydu ki AYSAN hocamın dediği gibi değiştirebilmek
için, 800 bin mükellefi, 100 bin şirketi bugün yeni TTK’ya göre denetim altına alabilseydik.
Doğru söylüyor. Bugün İstanbul’da 16 bin küsur, 17 bin tam tasdik var. 13 bin de diğer illerde
var. 30 bin Türkiye’de tam tasdik yapılıyor. Şimdi Nazım ANIL arkadaşımın dediği doğru.
Eğer Türkiye’de 30 bin firma gerçekten % 60 – 70, “yüzde yüz” demiyoruz, gerçeğe doğru
yaklaşmış ve birçok konuda eğitilmiş durumda. Bunun özellikle altını çizmek istiyorum.
İnanın bu böyle. Gerçekten bu 100 bin, 150 bin’e çıksa Türkiye’deki birçok şirket yapısı ve
ekonominin verileri daha düzgün olur diye düşünüyorum.
Bu duygularla Sayın Ahmet KAVAK üstadıma sözü veriyorum. Bu yeni TTK yönünden
birçok şeyleri hatırlattı bize, hem de bazı hatırlatmalar yaptı. Siz bu yönden bize
değerlemeleri, yılsonu işlemlerini anlatır mısınız?
DR. AHMET KAVAK
Teşekkür ederim. Değerli arkadaşlarım, biliyorsunuz yıllardan beri dönem sonu işlemlerini
standart 50 madde ve 10 madde de 2014 hatırlatmaları da olunca, 64 maddeden oluşan bir
slaytımız var. Bunlar elinizde var. Ben bunu çok hızlı geçeceğim. Ama özel bazı bilgiler
sunmak istiyorum Bakanlık tebliğleri ve muktezalarıyla ilgili. O nedenle bu dönem sonu
işlemlerini hızlıca geçelim.
Dönem sonundaki mevcut emtiamızı mutlaka değerlemek zorundayız. Fiilen sayacağız.
Geçici Vergide saymadık. Saymadığınız halde, ancak çeşitli emtia grubunda mal bulunduran
marketler, ecza depoları gibi firmalar üç yılda bir envanter yapabilirler.
12
Stok sayımı, fiili durumla karşılaştıracağız. Katma Değer Vergisi dikkate alınmak suretiyle,
işletmeden uçan eksiklikleri gidereceğiz ve stok sayımından sonra da farklar varsa, bununla
ilgili gerekli kayıtlara alacağız tabii katma değeri unutmadan.
Stoklarda varsa değer düşüklüğü karşılığı için takdir komisyonuna müracaat edeceğiz.
Bakanlığın verdiği son mukteza, takdir komisyonuna müracaat edilmiş, ama karar henüz
gelmemiş ise gider yazmıyoruz. Stoklarda bekletiyoruz. Ne zaman karar tebliğ edilmişse, o
dönem için gider yazıyoruz. Ancak burada bir itirazım var. Eğer ki 2013 yılı için değer
düşüklüğü karşısı takdir komisyonuna müracaat etmişsem. Kurumlar Vergisi Beyannamesi
verene kadar takdir komisyonu kararı verilmiş ise, bu komisyon kararına göre gideri 2013
yılına yapmalıyız diye düşünüyorum. Çünkü dönemsellik gereğidir. Ben eğer 2013’de
müracaat ettiysem komisyona, komisyon 2014 Kurumlar Vergisi Beyannamesi verilinceye
kadar, aynı geç gelen faturalar gibi düşünmek istiyorum. Tabii Bakanlığın bu konuda
görüşünü bilmiyorum.
Evet, ATİK’lerle ilgili yıl içerisinde amortismana tabi sabit kıymet almışsak, bunlarla ilgili
yapmış olduğumuz bütün faiz, kur farkı, benzer ödemeler varsa, aktifleştirme yılı sonuna
kadar maliyete eklemek zorundayız. TFRS’yi bir yana bırakıyoruz.
01.01.2004’ten itibaren aldığımız iktisadi kıymetler için eski hükümlere göre, 01.01.2004’ten
sonra aldıklarımıza ise Maliye Bakanlığı’nın belirlemiş olduğu ekonomik ömürlerine göre
amortisman uygulamaya devam ediyoruz.
Yıl içinde alınan binek otomobiller için kıst amortisman uyguluyoruz. Satılan amortismana
tabi iktisadi kıymetlerin ayrılmış amortismanını gelir olarak dikkate alıyoruz. Satılan
amortismandan iktisadi kıymetlerle ilgili olaraktan ayırmadığımız kıst amortismanı dönem
sonunda ya da bekleme uygunluğu bittiği yılda da ayırmadığımız kısma isabet eden
amortismandan mutlaka gidere aktarmalıyız
Zarar gören veya elden çıkarılan iktisadi kıymetler için yenileme fonu ayırabiliriz.
Ayırdığımız yenileme fonu 2014, 2015, 2016 için geçerlidir. Eğer daha önceki dönemlerden
varsa, 2013 yılına kadar üç yılı dolduranları gelire atmak zorundasınız. Eğer bir kıymet
almışsak iktisadi kıymet amortismanını o fondan karşılamalıyız.
İlk tesis ve taazzuv giderlerimiz varsa, ihtiyari tabii bunların gider yazılması veya
aktifleştirmesi, onlarla ilgili olaraktan aşınma paylarını, ya da itfa paylarını mutlaka ayırıp,
gider yazmayı unutmamalıyız.
Peşin ödenen giderlerimiz varsa, bu giderleri mutlaka 2013’e ait olanları giderlere çekmeliyiz.
Aynı şekilde peşin tahsil edilen gelirlerimiz varsa, 2013 yılına ait olanları buraya “600”
hesaba aktarmalıyız. Şimdi burada bir uyarıda bulunmak istiyorum. Bazı Defterdarlık
makamları ya da Vergi Dairesi Başkanlıkları yanlış görüş vermekteler. O da şu; Biliyorsunuz
Kurumlar Vergisi ve ticari kazançta tahakkuk esası geçerlidir. Faturayı kestikten sonra parayı
alıp, almamak önemli değildir. Belgeleri yazmak zorundayız. Ancak, henüz maliyeti
13
oluşmamış bir mal veya hizmet faturasını peşin düzenlemişsek Katma Değer Vergisi’ni
ödüyoruz. Ancak, bu hâsılatı gelir kayıt etmiyoruz. Peşin tahsil edilen gelirler hesabına
atıyoruz. Ne zaman maliyet oluşmuşsa bu maliyete göre, onu gelire atıyoruz. Bu konuda
Maliye Bakanlığı’nın geçen sene verdiği çok ilginç bir görüş var.
Malın ihracatı 2012, malın intaç tarihi 2013, fatura 2012’de kesiliyor. Mal 2013 Ocak ayında
irsaliye ediliyor. Diyor ki, “siz 2013 için bunu 2012’de gider yazarsınız”, çok garip bir tebliğ,
ya da mukteza. Ona asla katılmıyoruz. Dolayısıyla tahakkuk esasının tek istisnası, henüz
maliyeti oluşmamış bir hizmeti, ya da malın faturası düzenlenmişse KDV’yi ödüyoruz. Ama
satış bedelini peşin tahsil edilen gelirler hesabında maliyet oluşana kadar tutmak zorundayız.
Alıcılarla, satıcılarla ve bankalarla gerekli mutabakatı yapmalıyız. Farklar varsa bunları
Katma Değer Vergisi dikkate alınmak suretiyle düzeltme işlemini gerçekleştirmeliyiz.
Kasa sayımını yapmalıyız. Fiili kasayla, nakdi kasa arasında bir fark varsa, ya da kaydı
arasında fark varsa, bunu mutlaka düzeltmeliyiz.
Döviz hesaplarımız varsa, Merkez Bankası döviz alış kuru diyeceğim, Son sekiz, on yıldan
beri Maliye Bakanlığı’nın kurlarıyla, Merkez Bankası kurları arasında hiç bir fark olmadığı
için, Vergi Usul Kanunu düzenlemeleri sırasında artık “Merkez Bankası” lafının yerini alması
lazım. “Maliye Bakanlığı” yılda bir kere kur düzenliyor. Damga Vergisi’nde de, Veraset ve
İntikal Vergisi’nde de Bakanlığa verilmiş bir yetki var. Ama bu yetkiler kullanılmadığı için de
maalesef yıl içindeki işlemlerde Merkez Bankası kurunu kullandığımız yerde, artık Maliye
Bakanlığı’nın kur belirlemesi esprisi ortadan kalkmış durumda, zaten zımnen de yapmıyorlar.
Evet, bankalarda döviz hesaplarımız varsa, bunları da aynı şekilde değerliyoruz. Kur
farklarını gelir veya gider kayıt ediyoruz.
Geçen seneki notlarımızdan bir farklı olanı çekler biliyorsunuz Çek Hukuku kıymetli evrak
olaraktan düzenlenmiş. Ama bunu çeşitli mülâhazalarla maalesef karıştırmışız. Kafamıza göre
senet haline getirmişiz. Çeklerde maalesef şu anda karşılık ayırabiliyoruz. Reeskont
yapabiliyorsanız, reeskontu da gelir veya gider yazabiliyorsunuz. Bu konuya asla
katılmadığımı da beyan etmek istiyorum. Çünkü Çek konusunda şu anda biliyorsunuz
piyasada artık çekler hapis cezası da kaldırıldığı için herkes istediği gibi at oynatabiliyor.
Alacak ve borç senetleri istenirse reeskont ayırabiliyoruz. İşte en son uygulaması,
notlarınızda hangi yöntemler uygulanacak belirledim. Reeskont yapmak zorunlu değildir.
Burada bir hatırlatma yapmak istiyorum. Geçici Vergi uygulamalarında reeskont yapmak
veya yapmamak şeklinde tercihinizi yapmışsanız, dönem sonunda iki tercihten de
vazgeçebilirsiniz. Yapmışsanız, yaparsınız, yapmamışsanız, yapmayı tercih edebilirsiniz, hiç
sorun değil. Tabii burada dikkat edilmesi gereken bir konu, eğer biz alacak senetlerini
reeskont etmişsek, borç senetlerimiz varsa, onları da reeskont edeceğiz. Eğer borç senedimiz
yoksa, sadece alacak senetlerini reeskont yapmak suretiyle işlemimizi tamamlayacağız.
14
Bankalarda vadeli mevduat hesaplarımız varsa, onlar için 31.12.2013 tarihi dikkate alınmak
suretiyle, bir faiz tahakkukunu gelir olarak yazacağız. Bunu geçmiş dönemlerde çok
söyledim. Kesinlikle Anayasa’ya aykırıdır. Çünkü Gelir Vergisi’nde menkul sermaye
iratlarında vergiyi doğuran olay nakden tahsil esasıdır. Vade gelmeden gelir doğmaz.
Bakanlığın burada yasayı değiştirirken eğer siz kredi kullanmışsanız, kredinin faizini 31.12
dönemi itibariyle tahakkuk ettirip, gider yazarsınız. Ben bunu gider yazdırırsam, gelirini de
yazdırırım mantığıyla hareket etmiştim. Son derece mantıksız ve yanlıştır. Çünkü krediyi
kullandığınız zaman, geri ödediğiniz tarihe kadarki dönem için faiz ödersiniz. Eğer vadeli
mevduatınızı bir gün önce keserseniz faiz alamazsınız ve dolayısıyla 31.12. itibariyle yapmış
olduğunuz tahakkuk esasına göre ödediğiniz vergiyi düzeltme hükümlerine göre geri
alamazsınız. Dolayısıyla o tarih itibariyle vadeli hesabımız varsa, biz bunun gelirini
yazdığımız zaman arkadaşlar, düzeltme yapamazsınız. Çünkü Vergi Usul Kanunu “116” ve
müteakip maddelerinde belirtilen maddi hatalar arasında sayılmamıştır. Tabii Bakanlığın bu
konuda bir görüşü de vardır. Eğer vade tarihi Kurumlar Vergisi Beyannamesini verene kadar
gelirse diyor, tevkifatı mahsup edersin. Arkadaşlar Maliye Bakanlığı’nın böyle bir yetkisi
yoktur. Çünkü hangi dönemde vergi kesilmişse, cari dönemin vergisine mahsup edilmek üzere
tevkifat yapılacak. GVK madde “94” çok açıktır, dolayısıyla 2014 yılında yapılan tevkifatı,
2013 yılının tahakkuk esasına göre beyan edilen gelirin vergisinden mahsup edemezseniz.
Doğrusu o, ama yasal düzenleme yapılmazsa maalesef yanlıştır.
Evet, kullanılan liborla ilgili dönemsel ilke itibariyle tahakkuk esasına göre gider yazıyoruz.
Orada zaten problem yok. Yabancı para biriminden varsa eğer alacak borçlarımız onlara da
libor kullanabiliyoruz. Tabii ki de prensip tespit edilmiş faiz varsa onu kullanıyoruz. Yoksa
Merkez Bankası reeskontu yabancı paralarda liboru kullanabiliyoruz.
İcra safhasına intikal etmiş olan alacaklarımız için, karşılık ayırabiliyoruz. Dava masrafı
yüksek olan durumlarda ise, en az borçluya "ver para mı ver sahtekar, ver paramı ver
sahtekar” diye iki kere tebligat yapmak suretiyle ne yapıyoruz? Karşılık ayırabiliyoruz.
Cari dönemde karşılık ayıramadıysa, arkadaşımızın da ifade ettiği gibi daha sonraki yıllarda
söz konusu değildir. Yolu vardır. Davayı kapatırsınız, tekrar açarsınız. Ayırabilirsiniz.
BAŞKAN SABRİ TÜMER
Üstat iki tane güzel kelime söylediniz, konuşmanızı da bölüyorum ama biri “sallama”, diğeri
de “sahtekar”.
DR. AHMET KAVAK
Yani alacağımı “istiyorum” diyorum adamdan, “ver, alacağımı” diyorum. Yani iki kere yazılı
olarak istemek küçük miktarda olanlar için, tabii birden fazla müşteri alacağımız nedeniyle,
küçük küçük rakamlar, çok büyük rakam da olabilir. Bunlar için tereddütsüz karşılık
ayırabilirsiniz. Evet, bununla ilgili muhasebe kayıtları var.
15
Mahkeme kararı olmadan, kanaate dayanmadan bir alacağı değersiz hale getiremezsiniz. Aciz
vesikası verilmiş işlemlerde, alacak değersiz hale gelmez. Mahkeme kararı gerekir. Bir de
şunu söyleyelim. Eğer kişi alacağından karşılıklı olaraktan rızaen vazgeçmiş olması, gider
yazılması için yeterli değildir. Ancak, mahkeme huzurunda konkordato veya sulh yoluyla
yargı karşısında alacaktan vazgeçerseniz, o miktarı karara bağlamak şartıyla gider
yazabilirsiniz.
Ortaklara verilen borçlar nedeniyle mutlaka valör hesaplamak zorundasınız. Valöre göre
hesapladığınız vade için faiz uygulaması kredi kullanıyorsanız, kredi faizi, birden fazla kredi
kullanmışsanız, faiz ortalamasını alıyorsunuz. Eğer hiç kredi kullanmamışsanız Merkez
Bankası reeskont oranında fatura kesmeniz ve KDV uygulamak zorundasınız.
Dönem giderleriyle ilgili nazım hesapları tamamlıyoruz ve gelir/gider hesaplarımızla sonuçta
kârımızı buluyoruz.
Beyanname için kesilen vergiler varsa, bunlarla ilgili belgeleri, bilgileri ne yapıyoruz?
Tevkifat yapan kurumlardan alıp, beyannamemize ekliyoruz. Zaten tasdik raporu yaparken
raporumuza da o belgeleri ekliyoruz.
Yapılan bağış ve hibeleri, önce gider yazıyoruz. Beyannamede kanunen kabul edilmeyen
gidere ekliyoruz. % 5’i de dikkate alıp indiriyoruz. Tabii % 5’e tabi olanları kurum
kazancımızla sınırlı olmak üzere tamamını indirebiliyoruz. Burada dikkat edilmesi gereken
konu, yapılan harcama, eğer bir okul işletmesi yapıyorsanız, yaptığınız harcamanın tamamını
kurum kazancından bağış olarak indirebiliyorsunuz. Bu konuda Maliye Bakanlığı tebliğde,
“bağışa ilişkin % 5’lik matrah nasıl bulunur?”a gelince, her ne kadar bir yetki yoksa da,
Bakanlık uygulamasının belirlediği bir şey var. Ticari bilanço kârından geçmiş zararları
düşüyoruz, kalan miktardan iştirak kazancını düştükten sonra, kalan miktarın % 5’ini
beyannamede indirebiliyoruz. Varsa bizim diğer kanunen kabul edilmeyen gider, faiz falan,
ödemeleri, cezalar falan varsa, bunları da, yani kısaca kanunen kabul edilmeyen giderleri de
tek tek tespit edip, matraha ilavesinde dikkate almamız lazım.
Serbest bölge gelirleri, teknoloji geliştirme gelirleri, Türk Gemi Siciline kayıtlı gemiler varsa
bunlarla ilgili istisna uygulamalarına dikkat etmeli. Şimdi burada Türk gemisiyle ilgili bir not
vermek istiyorum. Verilen bir muktezada, Türk Uluslararası Gemi Siciline kayıtlı bir gemi,
tebliğde belirtildiği gibi, “boğazda eğer lokanta şeklinde çalışıyorsa istisnadan yararlanamaz”
deniyor. Katılmıyoruz. Diyoruz ki, “Türk gemi siciline kayıtlı olmak kaydıyla geminin
faaliyeti konusunda Maliye Bakanlığı’na verilmiş bir yetki yoktur. Nasıl işlerse işlesin, ister
disko olsun, ister mal satsın, ister lokanta olsun, ister insan taşısın, ister hayvan taşısın
kesinlikle bu gemilerin kazancı vergiye tabi değildir. Devri de vergiye tabi değildir. Bir not
daha söyleyeceğim. Eğer Türk Uluslararası Gemi Siciline kayıtlı bir gemi hurdaya çıkmışsa, o
takdirde bunun satışından elde edilen gelirin “Kurumlar Vergisi istisnasından
yararlanamayacağı” şeklinde Bakanlığın görüşü var. Buna bir nebze katılabilirim. Çünkü
Türk Uluslararası Gemiciliğine kayıtlı olmak kaydıyla elden çıkarılması istisna olacağı için,
bu görüşe katılmak yerinde olur diye düşünüyorum.
16
Tabii diğer yatırım indirimi istisnamız varsa, diğer istisnalarımız varsa, bunlarla ilgili de
dikkate almamız lazım. Burada dikkat etmemiz gereken en önemli konu.
Gayrimenkul kazanç istisnası ile iştirak satış kazancı gibi çok önemli iki konu var. Bu konuda
verilen Bakanlık görüşlerine ilişkin olarak kişisel olaraktan “yanlış” olduğunu söylüyorum.
Neden? Bir kısım istisnalar vardır ki, “şartlı istisnadır”. Şarta bağlı olan istisnalarda, şartların
yerine getirilmesi kaydıyla ihtiyari kullanılabilir. Dolayısıyla bir gayrimenkul satış kârı varsa
ben istisnadan yararlanma, ya da yararlanmama yolunda tercihimi kullanırım. Eğer ben beş yıl
bunu tutamayacaksam, istisnadan yararlanamayabilirim. Dolayısıyla % 75’ini de vergiye tabi
tutarım. Ancak gayrimenkul satışından zarar oluşmuşsa, istisnadan yararlanıp, yararlanmama
konusunda tercih kullanma şansı olmadığı için, kafadan hepsini gider kayıt ederiz. Maliye
Bakanlığı bu konuda maalesef diyor ki, “eğer sen bunu satsaydın kâr olsaydı % 75 vergiye
tabi ise satıştan olan zararın da % 75’ini gider yazamazsın”. Bu görüşe kesin katılmıyoruz,
ama bu konuda maalesef Maliye Bakanlığı’nın verdiği birçok görüş bu şekilde.
Burada bir konu daha söylemek istiyorum. İştirak kazançları biraz daha farklı, “eğer sizin
iştirakiniz zarar etmişse, tamamen koyduğunuz sermaye geri dönmüyorsa, iştirakinizin
tamamını kanunen kabul edilmeyen gider yazacaksın” diyor. Orada % 75’i de dikkate
almıyor. Çok enteresan, o nedenle bunu mutlaka en üst mercie kadar ihtilafı sürdürmek lazım,
ama ihtilafları yazarken, savunma yazarken, mutlaka şarta bağlı istisna uygulamalarında
ihtiyariliğin öne geçmesi için kâr oluşması gerektiğini mutlaka vurgulamalıyız. Zira ben
iştirak ettim ve burada dikkat edilmesi gereken bir konu daha var. İştiraklerde ve gayrimenkul
satışlarında, eğer mükellefin faaliyetleri arasında gayrimenkul alım satımı veya iştirak alım
satımı diye bir cümle varsa, bir tane gayrimenkul sattım istisnadan yararlanırım, ama bu da
çelişkili. Çünkü bir başka bir muktezada diyor ki, “inşaat işleriyle uğraşan bir firma eğer
hizmet binasını satarsa istisnadan yararlanır”. Bu tarafta “olmaz” diyor. Bu da bir çelişki, o
nedenle bunların üzerinde yeni yılda çok iyi durmalıyız, ya da çalışmalıyız. Yalnız özel bir
not daha buldum. Yani mukteza buldum. Eğer bir bina yapılacaksa üzerine, binayla beraber
arsa satılıyorsa, bir arsa iki yıldan fazla elde tutulmuşsa, sadece arsaya isabet eden karın %
75’ini istisna edebilirsin diyor.
Bir başka konu, gayrimenkulü sattınız, satış bedelinden iştirak hissesi alırsanız “istisnadan
yararlanamazsın” diyor. Ben satıştan elde ettiğim payı dilediğim gibi kullanabilirim. Bunun
da bir çelişki olduğunu söyleyebilirim. Yani istisnalarımızın tamamını gözden geçirebiliriz ve
ona göre iştirak yapmalıyız.
Sadece ve sadece portföy ve fon kazançları istisnasından yararlanan Kurumlar Vergisi
Kanunu’nun 5’inci maddesi gereğince, “gayrimenkul yatırım ortaklıkları fon işletmecileri, fon
kazançları, portföy kazançları Kurumlar Vergisi’nden istisnadır.
Bireysel emeklilik dışındaki bütün fon işletmeleri istisna edilen kazançlar üzerinden % 15
tevkifat yapmayı unutmamalı.
17
Yatırım indirimi istisnasından yararlananlar için, eski hükümlere tabi olan istisnadan
yararlananlar “% 19.8” 61’inci maddeye göre tevkifat yapmayı unutmamalı.
2013 yılına ilişkin Kurumlar Vergisi Beyannamesini verene kadar gelen faturalar için ikiye
ayırıyoruz. Eğer 2013 hesaplarımızı kapattık ise Kurumlar Vergisi Beyannamesi verene kadar
gelen bütün yurt içi faturaları KDV dâhil 2014 yılının geçmiş yıl giderlerine kayıt ederiz.
Beyannamede “diğer indirimler” bölümüne eklemek suretiyle tamamını gider kayıt ederiz.
Yurt dışından gelen faturalar, eğer Kurumlar Vergisi Beyannamesine kadar gelmişse, sorumlu
sıfatıyla yapmış olduğumuz tevkifat dahil olmak üzere, ödemenin 2014’de yapılmış olması
tevkifatı için önemli değil. 2013 yılı ile ilgili bir fatura için, 2014 de bir KDV ödemişsek, bu
KDV dahil toplamı, yine geç gelen faturalar babında ne yapıyoruz? Geçmiş yıl giderlerine
atmak suretiyle düşüyoruz. Tabii ki aynı cümleyi şöyle söyleyeyim. 2012 yılında bu şekilde
gider yazdıklarımız varsa, bunları ne yapıyoruz? Kanunen kabul edilmeyen giderlere eklemiş
oluyoruz.
Örtülü sermaye uygulamasında her ne kadar Maliye Bakanlığı’nın tebliğine göre, “Geçici
Vergi uygulamalarında dikkate alınır” denmişse de bununla ilgili olarak yapılacak olan %
15’lik tevkifat 31.12.2013 tarihi itibariyle yapılacak. Eğer biz geçici dönemlerde örtülü
sermaye üzerinden hesapladığımız faiz, kur farkı, vade farkı varsa, bunları kanunen kabul
edilmeyen gider yazıyoruz. Faiz ve benzeri ödemeler kur farkı hariç kâr payı sayıp, 31.12.
itibariyle tevkifat yapıyoruz. 23 Ocak 2014’de beyan edip, 26 Ocak da ödüyoruz. Ödediğimiz
tutarı da kanunen kabul edilmeyen gider yazıyoruz.
Aynı cümleyi transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü kazanç için de söylüyoruz. Eğer yılsonu
itibariyle transfer fiyatlandırası, örtülü kazanç dağıtımıyla ilgili bir rakam varsa, kanunen
kabul edilmeyen gider yazıyoruz. % 15 net ödeme üzerinden tevkifat yapıyoruz. 24 Ocak’da
beyan edip, 26 Ocak’da ödüyoruz, kanunen kabul edilmeyen giderdir. Ama isterseniz bu
tevkifat uygulamasını 31.12.2013 tarihi itibariyle yapıp, tahakkuk esasına göre gider
yazabilirsiniz. Bunu yazsanız da kanunen kabul edilmeyen gider olacağı için sonuç
değişmiyor.
Eğer şirketimizin 2013 yılı içerisinde yurt dışındaki iştiraklerden kontrol edilebilir kurum
sayılan firmalardan gelirleri varsa bunları mutlaka 31.12.2013 tarihinde kâr dağıtımına bağlı
olmaksızın gelir yazmak zorundayız. Bu geliri de unutmamalıyız, varsa tabii. Orada üç
şartımız var biliyorsunuz. O şartların gerçekleşmesi ve yurt dışı iştirakinin en az % 50 veya
daha fazla tutarında iştirakimiz olması koşullarına bakıyoruz.
Ayrıca Kurumlar Vergisi Kanunumuzun 32/a maddesi gereğince yatırımlarımız varsa,
yatırımların tamamlanmasını beklemeden, yatırımla ilgili harcamalarımızın belli bir miktarını
2013 yılının diğer kazançlar üzerinden de indirimli Kurumlar Vergisi uygulama olanağı var.
Onu da atlamayınız.
Yurt dışında ödenmiş vergilerimiz varsa, bunlar için iki şartımız var.
18
Bir, bunu tevsik edeceğiz. Tevsikle ilgili aldığımız yazıyı Türk konsolosluğuna onaylatacağız
ve onaylatılan bu belgeyi Türkçeye tercüme edip, beyannameye ekleyeceğiz ve bu beyanname
üzerinden de o vergi mahsup edilecek. Dikkat, burada yapacağımız mahsup, yurt dışından
elde edilen kazanç Türkiye’de ne kadar vergiye tabi ise, “atıyorum % 20”, % 20’ye kadar
stopajı mahsup edeceğiz, geri kalanı mahsup etmeyeceğiz.
Geçici Vergi uygulamasında demin söylemiştim, reeskont yapmışsanız vazgeçebilirsiniz.
Yapmamışsanız, yapabilirsiniz. Amortisman ayırmışsanız, ayırmayabilirsiniz, ayırmaktan
vazgeçebilirsiniz.
İstisnaları
uygulamamışsanız,
uygulamaktan
vazgeçebilirsiniz.
Uygulamamışsanız, uygulayabilirsiniz. Dolayısıyla bu nedenlerden dolayı, verdiğiniz 4’üncü
dönem Geçici Vergi Beyannamesindeki gelir ile Kurumlar Vergisi Beyannamesindeki gelir
arasındaki fark “% 11 - % 13,5” hiç sorun değildir. Ama idare size soracaktır. O zaman
“bunları yapmadığımız için”, ya da “yaptığımız için bu fark çıkmıştır” derseniz, herhalde
sorun olmayacaktır. Bu nedenle, gene tebliğe dönüyorum. Geçici Vergi uygulamasındaki
tebliğinde maalesef birçok konu yanlış, örneğin siz amortisman ayırıyorsanız, “ayırmaya
devam edeceksiniz” diye cümleler var mesela, “hayır”, Geçici Vergi fani bir vergidir,
Kurumlar Vergisi kalıcı bir vergi olduğu için, Geçici Vergi uygulamasında, bu dediğim
uygulamadan vazgeçildiği zaman Kurumlar Vergisi’ni normal ödeyebilirsiniz. Bir de şu var.
Geçici Vergi dönemlerinde % 10’luk bir avantajınız var. Her şey dört dörtlük ise % 12’sini
beyan edebilirsiniz. Ama Kurumlarda böyle bir şansımız söz konusu değildir.
Evet, 2013 yılının dönem sonu işlemleri bu kadar.
Geliyoruz diyoruz ki, 2014 yılının başında ne yapacağız? Bunları kısaca hatırlatalım. Bir kere
kanuni defterlerin tamamını tasdik yaptırma işini tamamlayacağız. 2013 yılı yönetim kurulu
karar defterini Ocak 2014 sonuna kadar, yevmiye defterini ise, 2014 Haziran ayına kadar,
arkadaşlar şu cümleyi bile iki kere tebliğ değiştirerekten zor hallettik. İlginç bir şey daha
söyleyeyim. İşletme defterinden bahsedilmiyor. İşletme defteri zaten kanunda yazılı değil.
Dolayısıyla tebliğde yazılı, kanunda yer almayan bir konu hakkında Bakanlık tebliğ
düzenleyemez. Bu da enteresan bir düzenlemedir. Dolayısıyla hemen Ticaret Kanunu’nda bir
değişiklik yapılıp, esnafla ilgili bu maddeyi de koymaları gerekir. Tabii orada çok ilginç,
zaten Nazım bey de söyledi. Vergi Usul Kanunu’na göre defter tutulmak demek, gerçekten
çok enteresan. Tek Düzen Hesap Planında bile, 94’de uygulamaya başladık. Ki o zaman bile
Maliye Bakanlığı Tek Düzen Hesap Planı çıkarmasına rağmen, ticari bilanço kârı olaraktan
belirledi, yani olay Ticaret Kanununa göredir, Vergi Usul Kanuna göre değiştirmiş, ama
burada nedense kanunun içine “Vergi Usul Kanununa göre defter tutulur” dendi ve işi
bitirdiler. Evet, 2014 yılında kullanılacak defter tasdikini 2013 Aralık ayında yapıyoruz. 2013
defterini 2014’de kullanacaksak Ocak ayı sonuna kadar yaptırabiliyoruz.
Açılış kayıtlarını yaptıktan sonra, reeskont hesapları ile sigorta şirketleri ayırdıkları
karşılıkları, ters kayıtla gidere atmalarını zorunlu tutuyoruz.
Eski hükümlere tabi yatırım istisnası uygulananlar, stopaj yapmayı unutmasınlar dedik.
19
Şirket kârından, Kurumlar Vergisi Beyannamesi verene kadar genel kurul yapmış olmak ve
karar vermek suretiyle temettü ikramiyesi dağıtmasına karar verilebilir. Bu karar verildiği
zaman, belirtilen rakamı ne yapıyoruz? Beyannamede indiriyoruz, ama bununla ilgili stopajı
Kurumlar Vergisi Beyannamesi verildiği Nisan ayı özel hesap dönemine tabi olanlar, bu
dönemin sonuna kadar tevkifatı nakden veya hesaba ödeme yapıp, vergisini ödemek
zorundadır.
Birkaç hatırlatmam var. Burada notlarıma aldım, onları da söyleyeyim. Son zamanlarda bir
uygulama, “kira ödemeleri için gider pusulası düzenlenme” çok enteresan. Galiba Kocaeli
Vergi Dairesi…
DİNLEYİCİ
Doğrudur.
DR. AHMET KAVAK
Olabilir, olabilir, ama bunun arkasına düşen bazı yazarlar, kitaplar yazanlar bunlarla uğraştı.
Arkadaşlar esnaf muaflığından yararlananlardan alınan mal ve hizmetler için ancak gider
pusulası düzenlenir. Onun dışında da şahsi eşyasını satanlar için bu gider pusulası düzenlenir.
Kiraya veren ev sahibi esnaf muaflığından yararlanan bir vatandaş olmadığı için, kontrat
gereğince karşı taraf gider yazar. Sadece ödemenin “500 lirayı” aşması halinde, bankadan
tevsik olunur. Onun dışında başka bir şey yoktur. Yani ortada dolaşan vaveylalar hikayedir.
Evet, geliyoruz önemli bir konuya. 60 yıldan beri, her ne kadar ben 40 yaşındaysam da 60 yılı
biliyorum. Dolayısıyla 60 yıldan beri, sermayede vuku bulan eksilmeler, yani zararları, şirket
ortakları tarafından nakit konulmak suretiyle kapatılmasında ne yapıyorduk? Zararı kapatıp,
işi bitiriyorduk. Bakanlığın görüşü, “bu bir ticari kazançtır, Kurumlar Vergisine tabidir,
sadece ve sadece mali bilanço zararı ile ticari bilanço zararı arasındaki fark üzerinden vergi
alınmak istenmektedir. Önerimiz; Böyle durumlarda olan arkadaşlarımız, zararı sermayeden
indirsin, sonra nakdi sermaye artırsın. Yazdığımız makalede dedik ki, “lütfen böyle yapmayın,
vatandaşa da kulağını böyle göstertmeyin”, ama Bakanlıktan hala ısrarla aynı kararlar
veriliyor.
Evet, bir Danıştay kararı var, belki duydunuz. 6183 Sayılı Kanun gereğince, “sahtekar
mükellefin zaman aşımına uğramaya yüz tutmuş bir alacağı için, küçük bir miktarda yapılan
ödemeler zamanaşımını kesmez” diyor. Bu güzel bir uygulama, ancak üzülüyorum. Dürüst
mükellef vergisini öderken, sahtekâr mükelleflerin böyle bir zamanaşımıyla vergi kaçırmasına
ben asla rıza göstermem. Hatta bütün meslek mensupları böyle bir fon oluştulsa, oraya para
verelim. Vergi Dairesi böyle vergi borçlarına mahsup etsin. Ödeme yapsın, zamanaşımını
kessin diyorum. Onu da söyleyeyim.
Evet, kâr dağıtımına gelince, biraz Nazım bey bahsetti. Şu anda tabii ki avans kâr dağıtımı
bitti artık. Gerek avans kâr dağıtımında, gerekse normal kâr dağıtımında hangi bilançoya
alacağımız konusunda henüz Gümrük ve Ticaret Bakanlığı’ndan ses yok. Arkadaşlar yıllarca
Ticaret Kanununu uygulama tarihine kadar, Gümrük Bakanlığı’nın bütün seminerlerine
20
katıldım, Ticaret Kanunu ile ilgili, hani düzenlemelerle ilgili, “her şey hazır” diyorlardı.
Arkadaşlar maalesef hiçbir şey hazır değilmiş. Daha birçok tebliğ çıkmadı. Dolayısıyla biz
diyoruz ki, ticari bilançoyla, UFRS’ye göre bilanço arasındaki, hangisi düşükse onu
yayınlayın. Bunun dayanağında, eski SPK uygulamalarına dayandırarak da söylüyorum.
Herhangi bir yasal dayanağı söz konusu değildir.
Evet, yurt dışından bir firma, Türkiye’deki şubesinin işlerinin kötüye gitmesi nedeniyle karton
kutularda veya ayakkabı kutularında bir çuval para göndermişse problem yok. İşte bunlar
“ticari kazanç olaraktan vergiye tabidir” diyor. İki, aynı zamanda “Katma Değer’e tabi”
deniyor. Evet, Maliye Bakanlığı’nın böyle bir görüşü var.
DİNLEYİCİ
Katma Değer nasıl oluşuyor?
DR. AHMET KAVAK
Katma Değer şöyle oluşuyor; Bir başka örnek vereceğim. Biz eğer yurt dışından bir destek
kredisi almışsak, aldığımız bu kredi için faiz ödemesek bile, emsal bedeli üzerinden bir faiz
belirleyip, % 18 oranında KDV’yi sorumlu sıfatı ile ödeyip indirmemiz lazım. Tabii ki ödeme
çıkan mükellefler hakkında problem yok. Ama ödeme çıkmıyorsa, devreden varsa, gerçekten
finansman yüküdür, “buna katılıyor musun” derseniz, “asla katılmıyorum” onu söyleyeyim.
Temettü ikramiyesi verilmesiyle ilgili Bakanlığın tebliğinde bir hüküm var. Personele
performans primlerinin de 31.12.2013 tarihine kadar hesaplanamazsa, bunlar için de
Kurumlar Vergisi Beyannamesi verene kadar, bu hesapları yapıp, “beyanname üzerinde
düşebilirsin” deniyor. Kesinlikle katılmıyorum. Çünkü temettü ikramiyesi ile performans
primleri arasında dağlar kadar fark var. Çünkü ben 31.12. gecesi saat 24.00’de kârımı
belirliyorum Genel kurulu en erken 01 Ocak sabahı yapabilirim ve bu kararı ancak o gün
alabilirim. Performans primlerinde ise, 24 Ocak’a kadar kesinleştirip, giderini 2013’e yazmak
zorundayım. Ama Bakanlık bu konuda görüş verdiğine göre, böyle bir şey yaparsak da
herhangi bir sorumluluk söz konusu değildir, ama yasaya aykırıdır.
Zayi olan mallarla ilgili Katma Değer düzeltilmesi sorunu yok. Ancak, imha edilen mallarla
ilgili hala tereddütlerimiz var, “imha edilmek” demek, “zayi olmak” demek değildir. Bir mal
fiziken vardır. Kullanma süresi bitmiştir. Takdir komisyonu imha ettirdiğimiz zaman, “bu
konuda Katma Değer düzeltilmez” konusundaki görüşümü hala ısrar ediyorum. Ancak takdir
komisyonu kararlarında bir ifade var, elinizdeki dökümlerde vardır. Katma Değer şu kadar
düzeltilecek şeklinde notlar var. Arkadaşlar çok üzülerek söylüyorum. Takdir komisyonu
kararında sadece ve sadece istenen matrah veya matrah kısmı takdir edilir. Bunun dışında
herhangi bir yetkisi söz konusu değildir. Hele hele “Katma Değer Vergisi düzeltilecektir, şu
kadar KDV’yi düzeltin” demeleri gerçekten yasaya son derece aykırıdır.
Az bir şey kaldı, bu da Kamu Gözetimi. Arkadaşlar herkes herhalde Kamu Gözetimi
Belgesi’ni aldı değil mi? Harika. Ben daha almadım. Sınava girdim de alacağız inşallah.
Şimdi arkadaşlar, belki de size anlatılmıştır, ama hatırlatmak için söylüyorum.
21
Kamu Gözetimi tarafından belirlenen sözleşme maddeleri arasında iki tane konu bizim
dikkatimizi çekti. Birincisi “ücret maddesi”. Ücret maddesinde, işte “şu kadar saat bilmem ne,
şunlar şunlar yol masrafı dahildir” deniyor. Ama aşağıda bir açıklama yapıldı işte, “şu kadar
saat şunu falan”. Acaba yol giderleri bu ücretin içinde midir? Dışında mıdır? Lütfen o konuyu
kendinize göre yazınız.
Diğer konu, ihtilaf konusu olduğu zaman, hangi yargıya müracaat edeceğimiz konusunda,
orada bir düzenleme yok.
Benim anlatacaklarım bu kadar, teşekkür ederim beni dinlediğiniz için.
BAŞKAN SABRİ TÜMER
Efendim, sevgili üstadımıza çok teşekkür ediyorum. Sevgili üstadım “yaşım 40” dedi. Ben
hanımefendiyi tanıyorum. Sevgili hanımefendi 30 yaşında.
DR. AHMET KAVAK O, 60 yaşında.
BAŞKAN SABRİ TÜMER
Efendim Sayın Ahmet KAVAK’ın çok güzel bir özelliği, çok güzel şiir yazıyor. Çok güzel
duygulu şiirler yazıyor ve hanımefendinin karşısında o şiirleri okuyor.
DR. AHMET KAVAK İnanmayın vallahi.
BAŞKAN SABRİ TÜMER
Ben onları da duydum. Kendisine çok teşekkür ediyorum. Şimdi saygıdeğer meslektaşlarım,
yaklaşık 25 dakika ara veriyoruz. Saat 16.00’da tekrar bir araya geliyoruz, soru ve cevap. Saat
17.00’de Sayın Başkanımız katılacak aramıza, sizlerin Yeni Yıllarını tebrik edecek,
kutlayacak ve ondan sonra bir Yeni Yıl kokteylimiz var. Hep beraber onu kutlayıp, sağlıklı bir
şekilde evlerimize gideceğiz. Şimdilik bir ara veriyoruz.
BAŞKAN SABRİ TÜMER
Evet, şimdi saygıdeğer arkadaşlarım soru-cevap bölümümüze geçiyoruz. Ben soru, cevap
bölümünde ister katkı olarak kürsüde, ister yazılı olarak soru sormak isteyen arkadaşlarımız
olduğu takdirde işaret buyursunlar. Söz vereceğim. Saat 17.00’de kapatmak durumundayım.
Biraz önce söyledim. Buyurun efendim söz sizin. Evet, sayın üstada yazılı bir soru sormuşlar.
Cevabını versin, arkadaşlarımız hazırlansın aynı zamanda. Buyurun.
DR. AHMET KAVAK
22
Türk Ticaret Kanununa göre oluşan kârımızı ortaklara dağıtırken ödenmiş sermayenin %
20’sine kadar, “birinci tertip yedek akçe ayırıyoruz”. Ayrıca ödenmiş sermayenin % 5’i
oranında da “birinci temettü” ayırıyoruz. Ancak, geçmiş Ticaret Kanunu’yla, yeni Kanun
arasında bir fark var, “ödenmesi gerekir” diyor yeni Kanunda, dolayısıyla Ticaret Kanunu’nun
519/c maddesi “temettü ayrılıp ödenecek” diyor. Ancak, bu konuda da tereddüdümüz var.
Acaba mutlak olarak ödenecek mi? Yoksa yine eskiden olduğu gibi genel kurula katılan bütün
ortaklar kâr dağıtılmamasına karar alırsa, “Dağıtılmamasında bir engel var mı?” diye
düşünüyoruz. Ama eskisi gibi düşünürsek, dağıtmayabiliriz. Ama ortaklardan bir tanesi, “yok
ben hissemi istiyorum” derse, dağıtmak zorundadır.
İkinci bir soru; Şirketin yurt dışından gelen misafirlerini ağırlamak üzere, Türkiye’de bir ev
ya da daire kiralansa bunun giderlerini yazabilir miyiz?
Eğer misafirhane kullanılmak şartı ile her odada bir yatak, bir buzdolabı, bir çamaşır
makinesi, espri tabii, bir lavabo olmak kaydı ile ve her giren çıkan için bir misafir defteri
tutulmak kaydı ile noterden tasdikli şart değil tabii ve bir gözetimci olmak kaydı ile sürekli
kalınmamak kaydı ile bu tür misafirhane olabilir. Bu takdirde giderleri yazabiliriz. Ancak,
şirketin çalışanlarından birine yönetim kurulu başkan ve üyesine oturma hakkını tahsis
ediyorsanız, dikkat önce kontratı kendi adına yapsın, çünkü % 50 tevkifatın da vergisini
brütleştirmek zorunda kalacaksınız. Kısaca şöyle; Hizmet erbabına hangi adla olursa olsun,
yapılan her türlü nakdi, ayni yardımlar, yada ödemeler ücret kabul edilerek vergiye tabidir.
Araba tahsis ediyorsanız, arabanın benzin masrafını ve amortisman dahil bütün giderlerini
ücret olarak yansıtmak zorunda mısınız? Yansıtmak zorundasınız, dolayısıyla bunu da burada
bu şekilde çözüyoruz.
Benim sorularım tamam.
BAŞKAN SABRİ TÜMER Teşekkür ederim.
DİNLEYİCİ
………..
DR. AHMET KAVAK
Şimdi eskiden bir hüküm vardı biliyorsunuz. Şu anda artık araba kiralanmış olmak veya aktife
alınmak kaydıyla bütün giderlerini yazıyoruz. Ama özel işlerde kullanılmak üzere ise, o
takdirde vergiye tabi tutuyoruz ve ondan sonra gider yazıyoruz.
DİNLEYİCİ
Kâr dağıtımı netleşmemiş
DR. AHMET KAVAK
Arkadaşlar şöyle diyoruz; Birinci temettü kanun metnindeki ifadeye göre, dağıtılmak
zorundadır. Ancak, genel kurul karar verdiğine göre ortaklardan birisi “yok ben istiyorum”
demediyse, sanırsam yetki genel kurulda olduğuna göre “dağıtılmayabilir” diyoruz.
23
BAŞKAN SABRİ TÜMER
Evet, başka söz almak isteyen, hocam buyurun. Biz açalım böyle, siz kapıları açın.
PROF. FİKRET ÖCAL
Saygılar değerli meslektaşlarım. Dayanamıyorum. İlle de düşündüklerimi söylemek
istiyorum. Ama tabii önünüze geçmek istemedim, yani sorular sorulsun, ondan sonra ben de
fikrimi söyleyeyim diye.
Şimdi üç şey düşündüm. Bir tanesi, Sayın AYSAN gitti. Sayın AYSAN’ı bilmezsiniz diye
düşünüyorum. Onun için onu vurgulamak istiyorum. Muhasebenin teorisine ve uygulamasına
çok değerli katkılarda bulunmuş bir arkadaşımızdır. Onu vurgulamak istiyorum size. 1950
yıllarının ortasından sonra, özellikle HARVARD’a gidip de orada eğitim görüp, döndükten
sonra muhasebeyle çok yakından ilgilendi ve çok değerli katkılarda bulundu. Bunu bilmenizi
isterim. Tabii ayrıntıya girmek diye bir şeyim olmayacak şimdi. Yalnız, bunu vurgulamak
istedim. Sayın AYSAN’ın ismi geçtiği için Sayın Başkan. Tabii AYSAN’ı söyledim, bu arada
teşekkür etmeyi unuttum, çok özür dilerim. Efendim ikincisi değerli arkadaşlarımızın yapmış
olduğu açıklamalar, katkılar dolayısıyla kendilerine teşekkür etmem gerekiyor. Nedense öyle
hemen konuşmaya daldım. Kusura bakmayın. Tabii ki tahmin ediyorum çok değerli
vurgulamalar yaptılar. Uyarılarda bulundular diye düşünüyorum. Herhalde ben artık sizin
kadar aktif olmadığım için, sizlere önemli katkılar sağlamışlardır diye düşünüyorum. Onun
için tekrar teşekkür ederim kendilerine.
Efendim şimdi Sayın ANIL diyor ki kasa hikâyesinde, “efendim kasa normalin üstünde,
ortada duruyor ise, işte Maliye Bakanlığı’nın vermiş olduğu düzenlemeyle ne yapacaksınız?
Onu faizlendireceksiniz. Haaa yetmiyor, ayrıca KDV’sini de vereceksiniz” falan, işi
düzelteceksiniz. Yanlış mı? Doğru.
NAZIM ANIL
Maliye diyor, ben demiyorum.
PROF. FİKRET ÖCAL
Niye doğru? İşine öyle geldi Maliye Bakanlığı’nın da öyle, böyle şey olur mu? Kaldı ki, o
fark gider olarak yazılmadığı için, o gider olarak yazılmayan şey işte Kurumlarsa en azından
% 20 vergisini de üstlenmiş oluyor mükellef. Evet, dolayısıyla işine geliyor. Tabii KDV
tartışması ayrı bir konu olabilir, tartışılabilir, ama vaziyet bu.
Şimdi Sayın ANIL diyor ki, “eğer muhasebede, o kasada fazla görünen para var ya, onu başka
bir hesaba atarsanız hile olur” diyor, “usulsüzlük olur, cezaya girersiniz” diyor.
Sayın ANIL Allah aşkına, sen bir sürü vergiye, sigortaya, bilmem neye tabi olacak şeyleri
gizliyorsun. Onların kasadan çıkışı görülmüyor. Eğer o başka bir hesaba aktarılırsa, o hile olur
24
da ceza görür. Bu mantık, mantık mı? Bana göre mantık değil. Ama alaturkalı da mantık,
herhalde onun için söylüyorsun, yoksa…
NAZIM ANIL
Siz bize böyle öğrettiniz hocam, doğrusunu öğrettiniz de…
PROF. FİKRET ÖCAL
Hayır, hayır, “öğretmeniz” derken, muhasebe dersleri veriyorum. Çocuk çıkıyor diyor ki,
“hocam tatbikatta böyle değil”. Diyorum ki, “oğlum ben sana vergiden nasıl kaçırma, bilmem
ne onu mu anlatacağım, ne demek istiyorsun”, şimdi ona geldi.
Ben tahmin ediyorum ki, arkadaşların da aynı şeydedir. Hiçbir zaman uygulaması, yapılması
gerekenlerin dışında bir yönde ne eğittim, ne öğrettim, uyarılarda bulunmuş olabilirim,
bilmiyorum. Onun için pek kabul etmiyorum.
NAZIM ANIL
Hayır doğrusunu öğrettiniz siz de, biz doğrusunu göremedik, bulamadık, piyasada göremedik.
PROF. FİKRET ÖCAL
Evet, evet maalesef, dolayısıyla Ticaret Kanunu yayınlandığı zaman ben burada da kalkıp
söyledim mi? Bilmiyorum. Yeni Ticaret Kanunu, aslında temelde diyor ki, alaturkalıktan
vazgeçeceksiniz, her şey açık olacak”, yani özetle böyle ifade etmiş olayım. Dolayısıyla yeni
Ticaret Kanunu ki, sonra tabii değiştirdiler, haklı, haksız tartışılabilir tabii de, yönü temel
ilişkileri farklı bir hale getirmiş oldular. Dolayısıyla onu tartışmak için söylemiyorum, ama
yani özetle hakikaten yeni Ticaret Kanunu bize yahut işte iş dünyasına açık olacaksınız, doğru
olacaksınız, işte kaçağı, bilmem nesi olmayacak gibi bir yönde değerlendirmiş oldu, ikincisi
bu, kısaca tabii.
Üçüncüsü, elinize geçti mi, okudunuz mu bilmiyorum. Sayın Oktay GÜVEMLİ hocamızın
editörlüğünde bir kitap yayınlandı. Muhasebe tarihi ile ilgili çeşitli kongrelerde, vs. de
sunulmuş olan çok çeşitli bildirilerin bir araya getirilmiş olduğu kitap. Şimdi orada
vurgulamak istiyorum tabii, ben çok üzülüyorum. Çünkü orada bütün aşağı yukarı yazarlar,
özellikle Sayın Oktay GÜVEMLİ’nin muhasebe tarihiyle yapmış olduğu çok çeşitli
ilişkilerden de esinlenmek suretiyle şu vurgulanıyor; Efendim Türkiye’de muhasebe vergi
kanunlarıyla ortaya konulmuştur. Allahım, Yarabbim, bu çok yanlış bir şey bence, öyle şey
yok. Niçin yanlış? Bunu söylemek istiyorum. Ben 50’li yıllardan önce muhasebeyle ilişki
kurmuş bir insanım. Hiçbir zaman bize muhasebe tekniğini öğreten hocalarımız, vergi
kanunlarıyla bu yakın ilişkiyi dile getirmemişler, getirmemiş olabilirler. Ama 1950 yılının
başından itibaren yürürlüğe girmiş olan Vergi Usul Kanununda, her zaman yeri geldikçe
söyledim, tekrar etmiş oluyorum. Çok çeşitli teğet ilişkilerinde sıkıntılarımızı adeta gidermiş
oldu. Ama Vergi Usul Kanunu da bir şey getirdi ortaya, hem kanun olmasından, hem de
ayrıca özel maddesini söyleyemeyeceğim, yani adeta şu; Bu Vergi Usul Kanunu’ndaki
25
usullerin, bilmem neyin dışında işlem yapılamaz. Dolayısıyla şimdi Yeminli Mali Müşavirlere
“bunlar vergiden başka bir şey bilmezler” diye, töhmet altında bırakıldılar. Yanlış mı? Değil.
Niçin yanlış değil? Çünkü büyük bir kesiminiz işte ağzınızı açtığınız zaman, “tam tasdik”
diyorsunuz, başka da bir şey demiyorsunuz ve şimdi o kitapta da…
DİNLEYİCİ
Oradan geliyor da ondan, yani oradan geliyor da onun için tam tasdik deniyor.
PROF. FİKRET ÖCAL
İşte oradan gelmiyor aslında, demek ki muhasebeyi bilmiyorsunuz.
DİNLEYİCİ
Nereden geliyor?
PROF. FİKRET ÖCAL
Muhasebe, muhasebe tekniğinden geliyor. Aslına bakarsan “İtalya’dan geliyor” denir, yani
neyse o ayrı bir tartışma konusu. Dolayısıyla şunu kabul etmek gerekir ki, taaa 1850’lerden,
60’lardan bu yana ortaya çıkarılmış olan vergi kanunlarından, tabii ki defterlerle ilgili vs. bir
takım gelişmeler var ama bu hiçbir zaman bir ticari işletmenin gerçek anlamda muhasebe
ilişkisiyle ilgili çeşitli kayıtları tutmasına ne engeldir, ne bir katkıdır. Yani bu kanunlar
çıkmadan evvel muhasebe, “efendim doğru dürüst defter tutmuyordu” veyahut “şöyle
yapmıyordu” diye bir şey yok. Bir kere Türkiye’de gelişmiş değil muhasebenin tekniği.
Muhasebenin tekniği batıda gelişti. İtalya’da da, Fransa’da da, İngiltere’de kısmen gelişmiş
oldu. Dolayısıyla yalnız vergiye bağlayan, hangi makaleyi, hangi şeyi okursanız okuyun
“efendim vergi kanunları geldi, muhasebe onunla ticari hayata etki yaptı” falan diye böyle
şeyler ifade ediliyor.
Tabii ki yasal olarak hükümler getirilmek suretiyle, bir bakıma “yönlendirme” diyebiliriz,
ama “o defterler hiç tutulmuyor” demek mümkün değil. Tabii Osmanlı İmparatorluğu’na
baktığınız zaman, zaten 1850’lerden önce bu istikametteki bir gelişme de yoktu. Onu da kabul
etmek gerekir. Ama yalnız çıkarılmış bulunan vergi kanunlarının muhasebeyi yönlendirdiği
de çok yanlıştır. Ben Ticaret Lisesinde okudum. Yüksek Ticaret’de okudum ve bize
muhasebeyi hiçbir zaman böyle vergiyle, bilmem neyle ilgili olarak anlatmadılar. Muhasebe
tekniğini anlattılar. Dolayısıyla muhasebe tekniğini bilmek mecburiyetindesiniz. İki
arkadaşınızın da uyarılarına dikkat ederseniz, daima kayıtlarla ilgili, şeyle ilgili, ama tabii ki
özetle şu var. Matrahı ortaya koyacaksanız, Ahmet bey galiba vurguladı. Matrahı ortaya
koyacaksanız, Tek Düzen Hesap Planında da maddesini şimdi hatırlamıyorum, ama ne güzel
ifade edilmiş. Yani matrahın tespitinde şey önemli, yoksa hesapların isminde, vs.’de bu vergi
tekniğiyle ilgili olan yönde işlem yapılmalıdır. Dolayısıyla vergi bilançosu, bilmem ne
bilançosu falan, filan diye bir şey yoktur. Kabul etmiyorum. Doğru değildir. Ama vergiden de
para kazanıyorsunuz. Ona da bir şey diyemeyeceğim maalesef. Bu denetim ilişkisinde de tabi
aynı istikametteki vurgulamaları dikkate almakta yarar var. Muhasebenin özelliklerini ihmal
etmemeniz gerekir.
26
Çok özür dilerim, bunları söylemek ihtiyacını duyuyorum. Çünkü hep “vergi”den başka bir
şey dile getirilmemiş görünüyor. Bana göre yanlıştır. Böyle vurgulamamalı, onu uygun bir
biçimde ifade etmek suretiyle vurgulamalı.
Dolayısıyla bunu vurgulamak istedim Sayın Başkan. Teşekkür ederim.
BAŞKAN SABRİ TÜMER
Hocam teşekkür ediyorum. Şimdi değerli arkadaşlarım, biraz önce sevgili hocam Profesör
Doktor Mustafa AYSAN izin istedi, gitti. Giderken de sayın hocamın yanında dedi ki,
“özellikle Nazım ANIL’a bir soru sor, bu sorunun cevabını ben soracaktım, ama ben
gidiyorum”, vekâlet verdiler hocam, sorayım. Hocam dedi ki, “Ayakkabı kutusunun içerisinde
4,5 milyon bulunan bir ülkede dürüst resim ilkesi olabilir mi?” Bu daha görünen şu kadarı,
bunu daha başka noktalara getirirsek, çok daha vahim dediğimiz olaylar çıkacak. Onlar tabii
ki bir işletmede çıkıyor. İşletmenin kasasından çıkıyor, vs. alınıyor. “Nazım Bey nasıl
yorumlar bunu?”
PROF. FİKRET ÖCAL
Sayın Başkan elçiye zeval olmaz.
BAŞKAN SABRİ TÜMER
Elçiye zeval olmaz, yani sordu, ben aynı şahidim hocam. Yani ben soruyu sordum. Şimdi ben
aştım bazı şeyleri arkadaşlar, sizler ne dersiniz? Sayın AYSAN hocamın sorusunu sordum.
DR. AHMET KAVAK Muhasebede bir istisna derim.
NAZIM ANIL
Çok teşekkür ediyorum. Benim bu sorudan haberim yokken, sevgili hocam bize atfen
söylediği için aklıma bir anlatım geldi. Gene hocalarımızın anlatımı, onu sizinle paylaşmak
istiyorum. Şimdi biz bunu Türk Ticaret Kanunu’nu tanıtma eğitimlerinde de anlattık sık sık,
hanımefendiler hariç, beyefendiler bilirler. Askerde gece eğitimi vardır biliyorsunuz. Bir gün
gece eğitimi yapılır, işte askerler gece yürüyebilsinler, gözleri karanlığa alışsın, vs diye
araziye çıkarırlar. Eğer yağmurlu ise hava, dışarı çıkılmaz gazinoda yapılır. Gazino da
yemekhane, yani askeriyenin yemekhanesi, yemek yenildiği zaman yemekhane, yemek
saatleri dışında da gazino, yine böyle yağmurlu bir günde, tabii bölük gazinoda eğitim
yapacak. Komutan çavuşa tembih ediyor, “sen eğitim ver, ben odama çıkıyorum” diyor,
“tamam emredersiniz”. İşte o günde konu yön bulma, yani karanlıkta kayboldunuz bir yerde
veyahut da gündüz de kaybolabilirsiniz, yönünüzü bulma adına. Tabii o yemekhanede
komutan masası vardır, mutlaka bir de küre vardır. Hepsinde vardır. “İşte arkadaşlar bugün
yön bulma dersimiz. Dünya işte böyle gördüğünüz küre yuvarlaktır, bu kendi etrafında
dönüşü 24 saattir. Tamamında gece gündüz oluşur. Kendi etrafında dönerken, bir de güneşin
etrafında döner, bunu da 365 günde tamamlar, mevsimler oluşur. Anlaşıldı mı?” diyor. Ses
yok tabii, orada bir köylü var acemilerin içinde. El kaldırıyor, “iyi de komutanım, hani bu
27
dünya temsili öküzün boynuzlarının üzerinde dururdu, başını salladığında zelzele olurdu”
diyor. “Otur, onu biz de biliyoruz, ama bu ders” diyor. Şimdi biz böyle öğrendik. Bunu
anlatmaya çalıştık.
Teşekkür ediyorum, herhalde cevap olmuştur.
BAŞKAN SABRİ TÜMER
Şimdi hocama da cevap vermiş oldun yani, “biz sana böyle öğretmedik mi”, ağlanacak
halimize gülüyoruz, ne garip bir şey.
ARİF AYTULUN AYSAN hocanın sorusuna cevap verir misin sayın Başkan.
DR. AHMET KAVAK
Bir kere bu kadar para, muhasebeden çıkmaz tamam mı? Bunun kaydı kuydu olabilir, ama
gayri resmi kayıttır.
NAZIM ANIL
Üstat kaç işletmede acaba para sayma makinesi var?
DR. AHMET KAVAK Valla benim evde yok.
DİNLEYİCİ Para sayma makineleri çok, birden fazla para sayma makinesi var.
DR. AHMET KAVAK
Kasa da yok bende biliyorsunuz. Para sayma makinesi de yok. Bende olmayan onlarda nasıl
var, ben onu anlamıyorum.
DİNLEYCİ Üstadım ayakkabı kutusu yok mu?
DR. AHMET KAVAK Valla var, baktım ayakkabı kutularına, hepsinde ayakkabı var,
bazıları boş. Kâğıt var sadece. İnsan birkaç Dolar atar ayakkabıyı verirken diyoruz.
BAŞKAN SABRİ TÜMER
Var mı soru? Soru yok herhalde. Çok duygulandım ve gerçekten de okuduğum zamanda
benim hatıramda çok önemli yer tutan bir olayı anlatmak isterim sizlere. Bu aynı zamanda
Türkiye’nin resmini çiziyor.
1942’de Hesap Uzmanları Kurulu kurulurken, Hesap Uzmanları Kurulu’nu kuran büyük
insan, muhterem insan Ali ALAYBEK genç hesap uzmanlarını toplar. Ağabeyimiz burada
“ben de vardım” der.
DİNLEYİCİ 49 beni girişim hesap uzman muavinliğine. 45’tir 45.
28
BAŞKAN SABRİ TÜMER
Der ki, “sizi biz şu an Türkiye’deki Gelir Vergisi mükellefleri olarak, Kurumlar Vergisi
mükellefi olanı denetlemeniz için yetiştirdik, en iyi eğitimi verdik, sizler buralara
gideceksiniz, denetleyeceksiniz, yalnız devletin cebarrut yüzünü değil, güler yüzünü
göstereceksiniz, çünkü bu toplum, bu halk modern vergi sistemiyle yetişmedi. Avrupa’da
1500 – 1600 yıllarında ticaretin gelişimiyle, buradaki 1942 diyoruz, yani arada 300 – 400 yıl
fark var. Bir düşünce ve dünya farkı var. Diyor ki, “Bilesiniz ki o insanlara öğretmenlik
yapacaksınız, öğreteceksiniz, bunun ne anlama geldiğini verginin, muhasebenin ne anlama
geldiğini öğreteceksiniz. Biliniz ki, her gittiğiniz yerde o bilinçli insanlardan matrah farkı
azalıyorsa görevinizi en iyi şekilde yapmış sayılırsınız. Eğer gittiğiniz yerlerde matrah farkı
habire yükseliyorsa ve muhasebenin önemi anlaşılmamış ise, biliniz ki görevinizi çok iyi
yapmamış sayılırsınız” diyor.
Bu özel bir dergide yayınlandı. Maliye Dergisi’nde yayınlandı. Hatta bir şey daha söyleyeyim.
Sayın büyük insan, vergi komisyonu çalışmaları var 70’de falan. Vedat Davut ÖZGÖREN
anlatıyor. “Ben sekreteriyim” diyor ve Başkanı Ali bey de diyor ki “Bu kanunları yazıyoruz
ekolojik vergiyi, ekolojinin önemini anlatıyoruz. Öyle bir olay getirelim ki, ekolojik”
bugünkü anlamda çevre anlamında, “buralara hizmet eden, para veren, korumaya alan
kişilerin vergilerinde indirim konusu yapalım, teşvik edelim.” “Ben Davut ÖZGÖREN olarak
en genç insan olara müdahale ettim.” diyor. Dedim ki, “Ne demek yani, vergi kanunlarımızın
içerisinde bu olur mu?”. Profesör Halil NADAROĞLU da bunu hatıralarında anlatıyor.
Profesör Halil NADAROĞLU bu komisyonun içerisinde aynı zamanda ve…
PROF. FİKRET ÖCAL 70’li yıllarda galiba değil mi?
BAŞKAN SABRİ TÜMER
Evet ve “peki, ben önerimi çekiyorum” diyor ve o konuda da nazik bir adam yani, demokrat
ve nazik. Yani o bürokrasinin sert yüzü yok. Daha kucaklayıcı, kavrayıcı, demokratik, “peki
kabul ediyorum” diyor önerisini çekiyor sonra. Halil NADAROĞLU, Vedat Davut
ÖZGÖREN’le karşılaştığında diyor ki, “Hocam halen utanıyorum, bu öneriyi ben yaptım,
yani karşı öneri yaptığım için ve Ali ALAYBEK’in de öneriye kibarlıkla çektiği için
utanıyorum, yani şu anki Türkiye’nin bu halinden.”
Şimdi saygıdeğer arkadaşlarım biz bunu biliyoruz. Bugün Türkiye’nin gerçekten iyi yetişmiş,
bu işi bilen insanları İstanbul’da yaklaşık 4000 küsur insanın 2200 – 2300’ü burada,
İstanbul’da. Biz bunu biliyoruz. Türkiye’yi biliyoruz. Bilançoları biliyoruz. Bugün Türkiye’de
5000 şirket var. Geri kalan tamamının sevgili hocam bilançoları maalesef böyle, “maalesef”
diyorum. Bakın bugün bir Türk Ticaret Kanunu olayı meydana geldi. “Ortaklar Cari Hesabı,
Kasa” dendi. Yer yerinden oynadı. Onu hiçbir güç çeviremezdi. Bugün 100 maddenin
içerisinde en önemli maddelerden bir tanesi, birkaç maddeden biri. Ne yapıldı? Yozlaştırıldı.
Hepsi kaldırıldı. Ne hapsi, ne cezası, bilmem ne, hiçbir şey kalmadı. Sadece “sen bunun
29
vergisini öde geçer gider”, ama Türkiye bu. Biz de bunun içindeyiz ve içinde ekmek yiyoruz.
Başka bir sorunumuz yok ki. Ama biz şuna inanıyoruz ki ve “tam tasdik” diyorsunuz sevgili
hocam, inanın tam tasdik de biraz önce söyledim 17 bin, 13 bin’de diğer illerde var. Toplam
30 bin var ve Türkiye’de şu tam tasdik olayıyla birlikte o çökmüşlük, o şirketlerin perişan hali
% 90 değişmiştir. Emin olun değişmiştir. Belge düzeniyle, muhasebecilerin eğitimiyle, YMM
arkadaşların yapmış olduğu çalışmalarla, onların tüm olayları anlatan, değerlendirme
olaylarının gözden geçirilmesiyle, hatta daha ileri gideyim, birçok şirketlerde şirket
sahiplerine mutlaka kurumsal bir yöntem kurulması gerektiğini ve şirketin yarın herhangi bir
yabancıyla ortaklık yapıldığı takdirde daha da büyüyeceği hep anlatılmıştır YMM
arkadaşlarım tarafından. Keşke 150 bin şirkete denetim olgusu gelebilseydi.
Bu duygularla Sayın Başkanımızın 8 – 10 kişi misafiri varmış. Vekâleti bana vermiş, haber
gönderdi. Sezai beyin vekâletini kullanmak biraz zor ama. Kullanabilir miyim? Becerebilirim
yani? Sağolun.
Efendim bu duygularla Yeni Yılınızı, Noel’inizi, Çhirstmasınızı, hepsini kutluyorum. Biz tüm
insanları seviyoruz. Geleceğimiz aydınlık olsun. Türkiye’mizin geleceği aydınlık olsun. Bu
duygularla hepinize sevgi, saygı sunuyorum ve ikramımıza buyurun diyorum. Teşekkür
ediyorum.
30
Download

005 - istanbul ymmo 26 aralık 2013 aylık toplantısı