TÜRSAB
ARALIK 2014 DECEMBER 354
DERGİ
Türkiye Seyahat Acentaları Birliği Association of Turkish Travel Agencies
741. Vuslat Yıldönümü
Uluslararası Anma Töreni
741th Anniversary of Reunion
International Memorial Service
TOKAT
Aziz Antuan Kilisesi
Church of St Antoine
Sayı 354
Aralık 2014
Issue 354
2014 December
TÜRSAB
TÜRK‹YE SEYAHAT ACENTALARI B‹RL‹⁄‹
‹çindekiler
Contents
taraf›ndan ayl›k olarak yay›nlan›r
Published monthly by
ASSOCIATION OF TURKISH TRAVEL AGENCIES
ISSN 1300-3364
Internet
Internet
Mevlana
Mevlana
Yerel Süreli Yay›n
Local Periodical
TÜRSAB ad›na Sahibi
Owner on behalf of TÜRSAB
Başaran ULUSOY
Sorumlu Yaz› ‹şleri Müdürü
Managing Editor
Feyyaz YALÇIN
TÜRSAB ad›na Yay›n Koordinatörü
Publication Coordinator on behalf of TÜRSAB
Arzu ÇENG‹L
Yayın Kurulu
Editorial Board
Başaran ULUSOY, Arzu ÇENGİL,
Hümeyra ÖZALP KONYAR,
Ayşim ALPMAN, Özgür AÇIKBAŞ,
Elif TÜRKÖLMEZ, Gökçen EZBER
12
Yeni yılınız kutlu olsun!
Happy new year!
Görsel ve Editoryal Yönetim
Visual and Editorial Management
Hümeyra ÖZALP KONYAR
18
Mevlana
Mevlana
24
Parma Apartmanı!
Parma Apartment House!
Yeni yılınız kutlu olsun!
Happy new year!
TOKAT
TOKAT
Grafik Uygulama
Graphical Implementation
Özgür AÇIKBAŞ
30
Tokat
Tokat
Baskı
Printing
Müka Matbaa
36
Aziz Antuan Kilisesi
Church of St. Anthony
42
Aydın
Aydın
AYDIN
AYDIN
Parma Apartmanı!
Parma Apartment House!
48
Internet
Internet
52
Hindi
Turkey
Bask› Tarihi
Print Date
Aralık/December 2014
TÜRSAB
Tel: (0.212) 259 84 04
Faks: (0.212) 259 06 56
Esentepe Mah. Villa Cad. No: 7
Şişli-İstanbul/Türkiye
www.tursab.org.tr
e-mail: [email protected]
facebook.com/tursabmerkez
twitter.com/tursaborgtr
twitter.com/ulusoy_basaran
56
TÜRSAB Haberler
TÜRSAB News
instagram.com/_tursab_
instagram.com/basaranulusoy
60
EXPO Haberler
EXPO News
62
THY Haberler
THY News
Haber ve Görsel Koordinasyon
News and Visual Coordination
Özgür AÇIKBAŞ
Hindi
Turkey
Aziz Antuan Kilisesi
Church of St. Anthony
TÜRSAB DERG‹, Bas›n Konseyi üyesi olup, Bas›n
Meslek ‹lkeleri’ne uymaya söz vermiştir. TÜRSAB
DERG‹’de yay›nlanan yaz› ve fotoğraflardan
kaynak
gösterilmeden
al›nt›
yap›lamaz.
TÜRSAB MAGAZINE is a member of the Turkish Press Council
and has resolved to abide by the Press Code of Ethics. None
of the articles and photographs published in the TÜRSAB
MAGAZINE maybe quoted without mentioning of resource.
YENİ YILINIZ KUTLU
OLSUN
Başaran Ulusoy
TÜRSAB Yönetim Kurulu Başkan›
The President of TÜRSAB
Yeni bir yılın arifesindeyiz. Öncelikle bu yılın, ülkemize ve tüm dünyaya barış, kardeşlik ve birlik
getirmesini dilerim. Kardeşçe yaşamadığımız bir
dünyada maddi değerlerin bir önemi olamaz.
Huzur dolu bir ortam olmadan elde ettiğimiz
başarıların da bir değeri kalmaz.
Türkiye artık turist bekleyen bir ülke değil
diyoruz. Çünkü Türkiye tam tersine artık turist
gönderen bir ülke. Vatandaşlarımızın, çok değil
bundan on, onbeş sene evvel kendi sahillerimizde bile doğru dürüst tatil yapma imkanı yoktu.
Ancak halkımız bugün yurtdışına çıkan, dört
mevsim gezip gören, refah seviyesi yükselmiş bir
halk. Bunda turizm politikalarımızın payı büyük.
Biz, her zaman herkes için turizm dedik ve bunu
büyük ölçüde başardık.
Geçtiğimiz ay; Mısır, Kore, Malezya, Almanya,
Avusturya, İspanya ve Arjantin İstanbul’da tanıtım ofisleri açtı. Bu, sektörümüz için önemli bir
gelişme. Bu, Türkiye’nin artık dünya turizminin
önemli oyuncularından biri olduğunun göstergesi. Bu tanıtım ofisleri, milli, manevi, tarihi,
kültürel, sanatsal ve turistik değerlerinin yanısıra
tur operatörleri, seyahat acenteleri, diğer kurum
ve kuruluşlarla koordinasyon içinde çalışarak,
ülkelerinin tanıtımına önemli katkı sağlayacaklar.
Geçen yıl yurt dışına çıkan Türk vatandaşlarının
sayısı bir önceki yıla göre yüzde 27,7 artarak, 8
milyon 11 bin 654 kişiye ulaştı. Bu rakam 2012
yılında 6 milyon 273 bin 993 kişiydi. Bu hepimizin başarısı.
Önümüzdeki yıl bu rakamların artacağına, sektörümüzde daha nice başarılara tanık olacağımıza
şüphem yok.
2015 yılının hepimize sağlık, mutluluk, huzur ve
başarı getirmesini temenni ediyor, herkese ailesi
ve sevdikleriyle birlikte nice yıllar diliyorum.
HAPPY NEW YEAR
We are in the eve of a new year. Let me first wish
that the new year will bring peace, brotherhood and
unity to our country and all the world. In a world
where we cannot live in peace and brotherhood, no
achievement would produce any value.
We very often state that Turkey is no longer a
tourist-waiting country. On the contrary, Turkey is
now a tourist-sending country. Our citizens did not
have the means of having a proper vacation on our
own shore just ten or fifteen years ago. But today,
our citizens can travel abroad, go on vacations in
four seasons and enjoy an increased welfare level.
Tourism policies have played a crucial role in this.
We always supported the idea of tourism for all and
at all times. And to a great extent, we achieved this
dream of ours. Last month, Egypt, Korea, Malaysia,
Austria, Spain and Argentine have opened tourism
info offices in Istanbul. This is an important development for our industry. This is also an important
indication of Turkey’s being one of the important
players of global tourism. These tourism info offices
will be sharing their national, moral, historical, cultural, artistic and touristic values and they will be
working in collaboration with tour operators, travel
agencies and other organizations and thus contribute significantly to the promotion of their countries.
Last year, the number of Turkish citizens travelling
abroad has increased by 27.7% compared with
the previous year and increased up to 8 million 11
thousand 654 people. In 2012, this figure was 6
million 273 thousand 993. This success belongs to
all of us. I am sure that in the coming periods, these
figures will be increasing, and our industry will be
witnessing many other achievements.
I wish 2015 will bring health, happiness, peace and
success to all of us, and I wish you all a very happy
new year.
TÜRSAB DERGİ | ARALIK 2014 3
İstanbul Denizlerinin Yeni Klasiği:
Armada Gezi Teknesi.
Boğaz’da yıl boyunca yapacağınız unutulmaz geziler için...
Boğaz’ın ve şehrin muhteşem silüetine yaraşır “Armada Gezi Teknesi”, şık tasarımı ve el yapımı olma özelliği ile size en konforlu
ve en keyifli gezi deneyimini yaşatıyor. Armada Otel’in seçkin servis kalitesi ve mutfağını da beraberinde sunan bu gerçek
İstanbul klasiği ile İstanbul Boğazı, Haliç ya da Adalar yönünde düzenleyeceğiniz VIP, kurumsal etkinlik ve toplantılarınızda
misafirlerinize unutulmaz anlar yaşatmaya hazır mısınız?
Tekne Kapasitesi 50 kişi
Yemekli Düzen 24 kişi - Kokteyl Düzeni 50 kişi
Rezervasyon:
Funda Dağlı | (+90) 530 381 01 63 | [email protected] | www.armadageziteknesi.com
DORUK T
Düşük işletme giderleriyle hesaplı,
geniş iç hacmiyle konforlu Doruk T,
turizm yolcu taşımacılığında
liderlerin tercihi.
/OtokarTr
akut.org.tr
twitter.com/AKUT_Dernegi
facebook.com/AKUT
AKUT yaz 2930’a gönder, 5TL bağış yap, bir hayat da sen kurtar!
AVRUPA
AFR‹KA
Haftanın her günü
İstanbul ✈ Tunus ✈ İstanbul
Haftada karşılıklı
Uçuş no Hareket
10
Varış
ORTA DO⁄U
sefer
Günler
TU215
İstanbul 10:00 Tunus 11.50
Pazartesi, Perşembe, Cumartesi
TU217
İstanbul 22:15 Tunus 00:05
Her gün
TU214
Tunus 05:10
İstanbul 08:45
Pazartesi, Perşembe, Cumartesi
TU216
Tunus 17:40
İstanbul 21:15
Her gün
live for the day
tunisair.com
Saatler yerel saattir. Kış programı 27.10.2014 - 28.03.2015 arasıdır.
Lütfen TUNISAIR ile irtibata geçiniz.
Valikonağı Caddesi No: 8/1 Nişantaşı / istanbul Tel: (0212) 225 88 53 - 241 70 97
email: [email protected] - [email protected]
un
Sıradışı bir otel deneyimi
ve beklentilerinizin
tam karşılığına merhaba
deyin. Leziz kahvaltının
ve ücretsiz kablosuz
internetin tadını çıkarın.
TM
Etkileyici Biçimde Farklı
hilton.com.tr
Ücretsiz hat (Türkiye’den): 00800 4488 22073*
Ücretsiz hat (Avrupa’dan): 00800 4267 8667
* Sadece sabit hatlardan
şehir, Hampton by Hilton Ordu ve Hampton by Hilton Samsun
usya ve İngiltere ile birlikte dünya çapında 1.900’ün üzerinde otel.
Sizi Türkiye’de Bursa, İstanbul Kayaşehir, Ordu ve Samsun’daki otellerimize de bekleriz.
Almanya, Hollanda, Hindistan, Polonya, Romanya, Rusya ve İngiltere ile birlikte dünya çapında 1.900’ün üzerinde otel.
28.08.2014 17:17
YENİ YILINIZ KUTLU OLSUN!
BARIŞ DOLU BİR DÜNYA
SAĞLIKLI BİR YAŞAM
YENİ BİR İŞ
YENİ BİR AŞK
YENİ BİR UMUT...
Yeni yıl denince akla hep yeni umutlar
gelir. Gelecek zamanın, geçmiş zamandan
daha çok bereket, huzur, mutluluk ve
başarı getireceğine inanılır. Üstelik tüm
kültürlerde bu böyledir.
2015
A
a
a
a
a
peaceful world,
healthy life,
new job,
new love,
new hope…
HAPPY NEW YEAR!
The New Year makes
us think of new hopes.
It is believed that the
future always holds
more plentitude, peace,
happiness and success
than the past. This is
a common belief in all
cultures.
31 Aralık’ı 1 Ocak’a bağlayan gece kimi kapısının
önünde nar patlatacak ki yeni yılda evi bereket dolsun,
kimi kırmızı giyecek ki şans getirsin. Yeni yıla nasıl
girersen öyle geçer inanışıyla saatler 00.00’ı gösterdiğinde kahkaha atanlar olacağı gibi, yeni yılı hep birlikte
geçirmek umuduyla sevdiklerine sarılanlar da olacak.
Bazılarımız yeni yıla çalışarak girecek, bazılarımız evinden, ailesinden uzakta… Ama kim ne yapacak olursa olsun aslında herkesin
yeni yıldan beklentisi aynı olacak: Umut.
Yeni yılla birlikte biz de yenilenmek, yeni kararlar almak istiyoruz. Belki
kilo vermeye, kötü alışkanlıklarımızı terketmeye, sevdiklerimize daha fazla
zaman ayırmaya, yeni bir dil öğrenmeye, yeni yerler görüp yeni deneyimler kazanmaya, belki iş değiştirmeye belki de aşkı aramaya karar veriyoruz.
Her anlamda ilerlemek, değişmek istiyoruz.
Miladi ya da Gregoryen takvim adıyla da anılan takvim, Jülyen takviminin yerine Papa XIII. Gregory tarafından yaptırılan bir takvim. Dünya’nın
Güneş etrafındaki dönüş süresi olan 365 gün 6 saatlik zamanı, 1 yıl olarak
kabul eden Miladi takvim, aynı zamanda dünya üzerinde en çok kullanılan
zaman ölçme sistemi özelliğini taşıyor.
Coğrafi konumu nedeniyle yeni yılı ilk kutlayan yer Avustralya’nın başkenti
Sydney oluyor. Her yıl tüm dünyanın gözü kulağı Sidney’de olduğu için,
kentteki kutlamalar da bir başka oluyor. Havai fişek gösterilerinden sokak
eğlencelerine, konserlerden dans gösterilerine Sidney yeni yıla tüm dünya
adına coşkulu bir merhaba diyor.
Hindi, meyve, kuruyemiş
4 Ekim 1582’de kabul
edilen Miladi takvim
önce Avrupa’da daha
sonra diğer ülkelerde
yayılmış. Osmanlı İmparatorluğu Dönemi’nde
önce Hicrî takvim, sonra
da 1 Mart’ı yılbaşı kabul
eden Mali takvim kullanılmış. Cumhuriyet’in
ilanından sonra ise 1
Ocak 1926’dan başlayarak Miladi takvim
kullanılmaya başlamış.
Yeni yıl “umut”tur
dedik ama yılbaşı da
“eğlence”dir. Türkiye’de
geleneksel yılbaşı eğlenceleri ise ailece, hep
bir arada düzenlendiği
için ayrıca değerlidir.
31 Aralık günü hindi
pişirilir, kestaneli iç
pilav yapılır, meyveler
ve kuruyemişler alınıp
masa süslenir, çoluk
çocuk hep birlikte mutlu
Tayland, Prag ve Sidney’de
yılbaşı gecesi kutlamaları
(üstten başlayarak).
New Year’s Eve celebrations
in Thailand, Prague and
Sydney (from top).
On the eve of the New Year on 31 December, some people
crush pomegranates in front of their doors so that their
households will enjoy an abundance. People welcome the
New Year in red clothes believing that they will find luck.
People believe that the mood in which you enter the New
Year will determine your mood for the rest of the new coming year. Hence they start laughing on past midnight. There
are also those who embrace their loved ones hoping that they will be spending
the year altogether. Some of us will be entering the New Year while working, and
some of us will welcome it away from their family and loved ones… No matter
what people will be doing on the eve of the New Year, they will have one common
expectation: Hope.
The New Year encourages us to renew ourselves and to take new decisions. Perhaps we decide to lose weight, to leave our bad habits, to spend more time with
İLGİNÇ YILBAŞI ADETLERİ
• Çin’de yeni yılla ilgili en önemli gelenek, kutlamalara
başlamadan önce geçen yıldan kalan kötü şansı göndermek için evi güzelce temizlemek.
• Japonlar tam 00.00’da, yani yeni yıla girildiği anda kahkaha
atmaya başlıyor. Nedeni malum, “yeni yıla nasıl girersen öyle
geçer” inanışı…
• Danimarkalıların yılbaşı geleneği de çok ilginç. Yeni yıla girmeden
hemen önce sevdikleri insanların kapısında tabak kırıyorlar ki yeni yıl
o insana bereket ve şans getirsin.
• İngilizler, yeni yıla girdikten sonra eve gelen ilk kişinin uğur getirdiğine inanıyor. Bu
yüzden eve gelen kişinin yanında ekmek, un ya da pirinç gibi bereket simgesi yiyecekler
getirmesi gerekiyor.
• Avustralya’da saatler 00.00’ı gösterdiğinde denize giriliyor. Güney yarımkürede yaşamanın şansı diyelim. Ya da belki de şanssızlığı demeliyiz çünkü tüm dünyada yılbaşı denince
akla kar taneleri, kızak çeken geyikler, kalın kazaklar ve sıcacık içecekler gelir. En iyisi
bırakalım buna Avustralyalılar karar versin.
• Anadolu’da ise yeni yılın ilk günü erkenden uyanıp, oluktan su almanın eve bereket
getirdiğine inanılırmış.
SOME INTERESTING NEW YEAR TRADITIONS
• The most important tradition in China about the New Year is to clean the house
thoroughly to get rid of the bad luck left from the previous year.
• Japanese people start laughing loudly once the clock strikes midnight. The reason
is very clear: the belief that the mood in which you enter the New Year will determine your mood for the whole year…
• Danish people have a very interesting tradition for the New Year. Just before
entering the New Year they break plates in front of the doors of their loved ones so
that the New Year will bring abundance and good luck to that person.
• The English people believe that the first person that will visit
them in the New Year will bring them good luck. Hence, that
first person is expected to bring some symbols of abundance
like bread, flour or rice with them.
• When the clocks strike midnight in Australia, people swim in
the sea. Let’s accept it as the luck of living in the Southern
Hemisphere. Or we should call it something unfortunate,
because when all the world thinks of snowflakes, deer pulling
sledges, thick jumpers and hot beverages. Let the Australians
decide about themselves.
• People in Anatolia believed that if you get up early on the first day
of the New Year and bring home some water from the fountain, the year would pass in abundance.
TÜRSAB DERGİ | ARALIK 2014 13
NEREDE O ESKİ YILLAR?
Eskiden yılbaşında insanlar birbirine üzerinde Noel
Baba, bacası tüten mutlu bir yuva ya da şık bir yılbaşı sofrası olan, kimilerine yaldız tozu ekilmiş, neşeli
tebrik kartları, kartpostallar yollardı. Günümüzde
bunun yerini elektronik postalar aldı...
TRT’deki eğlence programlarında sahneye çıkacak
önemli sesler günlerce öncesinden anons edilerek
büyük merak uyandırılırdı. Bu yüzden de televizyon bütün gece açık olurdu...
Kestane ve portakal yeni yılın olmazsa olmaz iki tadı, yılbaşı gecesinin kokusuydu...
Renkli şapkalar ve kaynana dilleri olmadan, tombala oynamadan yılbaşına girilmezdi...
Nerede o eski yılbaşı geceleri...
WHERE HAVE THE GOOD OLD YEARS GONE?
People in the old days used to send each other postcards with images of Saint Nicholas,
a happy house with smoke in its chimney or an elegant dinner table, all in glitter and
joyful… Today we send e-cards instead…
The songs that would be performed at the shows on the
national TRT channel used to be announced days before
to trigger interest. Hence, the TV sets would be on all
night long…
Chestnut and oranges were the two musts and
fragrances of the New Year’s Eve…
People would not enter the New Year without colourful hats, dumb canes and bingo…
Where have the good old New Year celebrations
gone?
bir yılbaşı yemeği yenir. Ardından heyecan içinde Milli Piyango çekilişi
beklenir. Umutlar belki yine gelecek yıla kalır ama olsun, hiç değilse sağlığımız yerindedir.
Bunlar belki de azalan gelenekler, nostaljik kutlamalar gibi duruyor ama
aslında öyle değil. Geleneği yaşatmak bizim elimizde. Üstelik yeni yıl da
mutlu sofralar kurup geleceğe dair umutları paylaşmak için, birlikte gülümsemek ve acıları azaltıp güzellikleri büyütmek için çok iyi bir fırsat.
Sokaklar ışıl ışıl süslenecek, insanlar sevdikleri için hediyeler seçecek, yılbaşına kiminle nerede nasıl girileceğine dair plânlar yapılacak. Bu ay herkes
daha umutlu ve daha olumlu olacak.
Seyahat etmek isteyenler için yurtdışındaki favori adresler yine Paris ve
New York olacak. Yurtiçinde gezmek isteyenler ise Kartalkaya ve Uludağ
gibi kış turizminin gözde merkezlerinde eğlenecek.
Kaynağı binlerce yıl öncesine dayanan ve 12 hayvanlı bir takvim benimseyen Çinliler’e göre ise 2015 “Keçi” (ya da Koyun) yılı olarak kutlanacak.
Herkese sevdikleriyle birlikte mutlu, sağlıklı, huzur dolu bir yeni yıl dileriz.
Yeni yıl ülkemize ve tüm dünyaya barış ve kardeşlik getirsin. 2015 yılınız
kutlu olsun.
14 TÜRSAB DERGİ | ARALIK 2014
our loved ones, to learn a new foreign language,
to visit new places and deepen our experience
of the world, to find a new job or perhaps look
for love. We want to move on and change
ourselves in every sense of the world.
The Gregorian Calendar was commissioned for
by Pope XIII.Gregory to be used instead of the
Julian Calendar. The Gregorian Calendar accepts
the time the Earth takes to revolve around the Sun
(365 days 6 hours) as one year. It is also the most
frequently used measurement system in the world.
Australia’s capital Sydney, due to its geographic position, is the first place on
earth to celebrate the New Year. Since people in all other places look at Sydney,
celebrations there assume a different ambience. With fireworks and street celebrations, concerts and dance performances, Sydney welcomes the New Year with
great excitement each year.
Turkey, fruits, dried fruits
The Gregorian Calendar, accepted on 4 October 1582, spread from Europe to
other countries. During the Ottoman Era, people first used the Lunar Calendar
and then the Fiscal Calendar in which the year begins on March 1st. After the
foundation of the Republic, the new Turkish state started using the Gregorian
Calendar as of 1 January 1926.
The New Year means not only ‘hope’, but also ‘entertainment’. The traditional
New Year celebrations in Turkey are perhaps more important, because it is
celebrated together with family members. People cook turkey, rice with chestnuts,
tables are set with fruits and dried fruits on December 31st. All family members
gather around this feasty dinner table in a happy mood. The dinner is followed by
the exciting waiting for the National Lottery draw. Perhaps people need to hope
for another year, but it doesn’t matter, because they feel thankful for their good
health.
Perhaps these traditions are not still strong, and they might look like nostalgic
celebrations, but this is not the case. It is up to us to make the traditions live.
Moreover, the New Year celebration is a very good opportunity for sharing our
hopes for the future, to smile together and to make beauties stronger by smiling
at each other.
Streets will be decorated by colourful lights; people will be giving presents for
their loved ones, and everyone will be making plans as how to spend the New
Year’s Eve. Everyone will be more hopeful and positive throughout the month. For
those who would like to travel, the most favourite destinations will again be Paris
and New York. Local travellers will be enjoying themselves at favourite winter
tourism destinations like Kartalkaya and Uludağ.
For Chinese people, based on their calendar of
thousands of years old and based on 12 animals,
the year 2015 will be celebrated as the Year of the
Sheep.
We wish everyone a very happy, healthy and peaceful new year. May the new year bring peace and
brotherhood to our country and to the world!
A happy new year for 2015!
ğ
P
Ø
P
ı
æ
Œ
q
P
Äį
Ø
Œ
´
Ø
=D9:įdŒ
ž
Ö
Š
‚
P
Ø
ĉ
í
ı
į
Q
ō
P
ğ
ÃxÃçįÀŒĉĤÃæÄįdÃğįP
SAĞLAYICILARININ
ZM
Rİ
TU
LI
RK
FA
İ,
EM
ST
Si
BU REZERVASYON
OK KAZANIM SAĞLAR
RÇ
Bİ
ZE
Sİ
E
İL
Rİ
LE
EK
N
ÇE
SE
FARKLI SATIŞ
M-Acenta bir DOMİNANT markasıdır.
Dominant Turizm Yazılım ve Destek A.Ş.
www.dominant.com.tr
www.m-acenta.com
[email protected]
0216 326 86 60
KONGRE, TOPLANTI VE
ETKİNLİK SEKTÖRÜ FUARI
26-28 ŞUBAT 2015
İSTANBULKONGRE MERKEZİ
KATILIMCI PROFİLİ;
ZİYARETÇİ PROFİLİ;
PROGRAM
www.ameistanbul.com
P: (+90) 216 465 95 56 - 57 F: (+90) 216 465 95 58 E: [email protected]
Etkinlik Mekan Sponsoru
Endüstri Partnerleri
Etkinlik Sponsorları
BU FUAR 5174 SAYILI KANUN GEREĞİNCE TOBB İZNİ İLE DÜZENLENMEKTEDİR
Medya Partnerleri
ITCM
In
Genel Koordinasyon
Resmi Havayolu
Travel & Co
www
web.com
P 280 C
C100 M85 Y5 K22
P 151
C0 M60 Y100 K0
Otel Sponsoru
Ç E V İ R İ
Y Ö N E T İ M İ
Aşk ve sevgi… İnsan ve din ilişkisi… İnanç ve
yaşam… Anlam ve işlevi, şiddetin kol gezdiği
günümüzde daha da önem kazanan, tümüyle
sevgi, birlik ve arınma üzerine kurulu Mevlevi
kültürü ve onun simgesi.
 Rasim Konyar & Shutterstock
18 TÜRSAB DERGİ | ARALIK 2014
 Shutterstock, hikrcn
MEVLANA
MEVLANA
Love and devotion... Man and religion... Belief and life... Meaning and
its function, the Mevlevi culture and its symbol based on love, unity
and purification which are all even more important in our times.
TÜRSAB DERGİ | ARALIK 2014 19
Türklerde İslâmiyet’in yaygınlaşması 10. yy’da
başlamıştı. Bu yüzyılda Şamanist toplumda
zaten var olan mistik düşünce ve anlayış da
İslâmîleşerek, Türk tasavvuf anlayışının temellerini oluşturdu. Hoca Ahmet Yesevî, Hacı Bektâş-ı
Velî ve Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî bu anlayışın
toplum hayatına yerleşmesini sağlamışlardı. Moğol istilaları ile çalkalanan bir coğrafyayı manevi
önderliği ile bir arada tutmayı başaran Mevlânâ,
İslam dininin akılcı biçimde yaşama geçirilmesinde, “Aşk, Sevgi ve Birlik” üçgeni içinde insanlara
yeni ufuklar açmış bir kişi! Onun aşkı; Allah’a
duyulan aşk. Din, dil, ırk ayırmayan, her şeyi
ve herkesi yaradanın bir parçası olarak gören
Mevlânâ’ya göre yaradan katında cinsiyet ayrımı
olmadığından bu dünyada da kadın-erkek ayrımı
yapılmamalı. Onun kavgası eşyaya boyun eğen
insanı, eşyayı boyun eğdiren bir yaratıcı benlik
haline getirmek için.
İşte Mevlânâ ve tasavvuf, bu yaklaşımlarıyla uzun
zamandır dünyanın her yerinde, farklı dinlerden
insanları da kendisine çekmekte ve evrenselleşmekte...
Yaşam öyküsü
Mevlânâ, 1207’de, -şimdiki Afganistan’daHorasan’ın Belh şehrinde doğmuş. Şehrin ileri
gelenlerinden, “Bilginlerin
Sultanı” diye anılan babası
Bahaeddin Veled yaklaşan
ŞEB-İ ARUS:
DÜĞÜN GECESİ
Farsça ve Arapça tamlama “Şeb-i Arus”, “Düğün
Gecesi” demek. Ölümünden sonra yas tutulmamasını
isteyen Mevlânâ, öleceği geceyi “Rabb’ine, sevgiliye
kavuşma gecesi” olarak kabul ettiğinden, 1273’de öldüğü
gece olan 17 Aralık da böyle adlandırılıyor. Her yıl 17
Aralık’ı kapsayan haftalara “Vuslat Yıldönümü” diye ad
verilmeye başlanıp, Konya’da yapılan büyük törenlere ise
halkımız “Şeb-i Arus Şenlikleri” de diyor. Bu yıl “741.
Vuslat Yıldönümü Uluslararası Anma Töreni” 7 Aralık
-17 Aralık 2014 tarihleri arasında yapılacak. TÜRSAB
Konya Bölgesel Yürütme Kurulu’nun da düzenleyicileri
arasında bulunduğu etkinlik için Konya İl Kültür ve
Turizm Müdürlüğü, “e-bilet” uygulaması da başlatmış:
http://ebilet.konyakultur.gov.tr
ŞEB-İ ARUS: The WEDDING NIGHT
The Persian and Arabic pharse “Şeb-i Arus” means “The
Wedding Night”. Mevlana did not want people to mourn
his death and since he accepted his death as his “coming
together with his beloved, the creator”, the night of his
death on 17 December in 1273 is named as such. The
week of December 17 each year is celebrated as the
anniversary of the ‘ultimate unity”. In Anatolia, this night
is celebrated with festivities called as “Şeb-i Arus.” This
year, the 741th Anniversary of the Ultimate Unity will be
celebrated between December 7 and 17. The Provincial
Directorate of Konya has an electronic ticket application
for the event, which is also supported by TÜRSAB Konya
Regional Executive Committee:
http://ebilet.konyakultur.gov.tr
20 TÜRSAB DERGİ | ARALIK 2014
The spread of Islam among the Turks started in the
10th century. During this century, the already existing
Shamanic mystical thinking and belief system were
subject to Islamification. This formed the basis of
Sufism, the Turkish Islamic mysticism. Hoca Ahmet
Yesevî, Hacı Bektâş-ı Velî and Mevlânâ Celâleddîn-i
Rûmî have all contributed to these ways of thinking
and believing to be part of social life. Mevlana, with his
spiritual leadership, was able to hold people together
on a geography unsettled by the Mongolian attacks. He
opened new horizons for people for integrating Islam
to daily life in a rational way. He offered people a new
framework comprised of “Love, Devotion, and Unity” !
His love was the love for God. According to Mevlana,
who saw everything and everyone regardless of their
religion, language and race as part of the creator, since
there was no distinction of sex in the creator’s real, we
should not be discriminating between man and woman
in this world. Mevlana’s struggle was to turn the human
being into creative self who could rule the material
world, instead of being ruled by it.
Mevlana and his Sufism have been
attracting many people from all over the
world and from different religions for a
very long time and situating them in a
universal framework…
Life of Mevlana
Mevlana was born in the Balkh city of
Khorasan, in modern-day Afghanistan
in 1207. His father Baha ud-Din Walad,
who was also known as “Sultan of the
Scholars”, left the city of Balkh with
his family because of the approaching
Mongolian attacks in 1212. He became
close friends with the famous poet
Ferîdüddin Attar in Nishapur. After going
to Mecca through Kufa and performing
his pilgrimage there, Baha ud-Din Walad
passed through Damascus, Malatya,
Erzincan, Sivas, Kayseri and Niğde and
finally settled in Larende (Karaman)
in Konya in 1222. Mevlana married
Şerefeddin Lala’s daughter Gowhar Hatun
1900’lü yılların başında derviş görüntüleri (üstte), (rolleiflex/Shutterstock.com).
Yenikapı Mevlevihanesi’nden bir görüntü (sol altta), (tcubukcu/Shutterstock.com).
Konya Mevlana Müzesi ve Türbe Salonu içinden görüntüler (sol sayfa).
Images of dervishes at the beginning of the 1900s (above), (rolleiflex/Shutterstock.
com). An image from the Yenikapı Mevlevihane (left below), (tcubukcu/Shutterstock.
com). Konya Mevlana Museum and Interior of the tomb (left page).
Moğol istilası nedeniyle 1212’de ailesini alıp Belh’i terketmiş. Nişâbur’da
tanınmış mutasavvıf Ferîdüddin Attar ile ahbap olmuş. Bahaeddin Veled,
Kûfe yolu ile Kâbe’ye gidip Hac görevini yerine getirdikten sonra Şam,
Malatya, Erzincan, Sivas, Kayseri, Niğde üzerinden geçerek 1222’de Konya,
Lârende’ye (Karaman) gelmiş. Mevlânâ, Karaman’da Şerefeddin Lala’nın
kızı Gevher Hatun ile evlenmiş, Sultan Veled ve Alâeddin Çelebi adında iki
oğlu olmuş. Gevher Hatun’un ölümünden sonra da Kerra Hatun ile evlenmiş ve Muzaffereddin ve Emir Alim Çelebi adlı oğulları ile Melike Hatun
adlı bir kızı olmuş.
Bilginin ve sanatçının el üstünde tutulduğu devirler...
O yıllarda, Selçuklu Devleti’nin başkenti, çeşitli sanatsal yapılar ve eserlerle
donatılan Konya’da hatırı sayılır ölçüde bilgin ve sanatkâr varmış. Selçuklu
hükümdarı Alâeddin Keykubad, “Bilginlerin Sultanı” diye anılan Bahaeddin Veled’in de Karaman’ı bırakıp Konya’ya yerleşmesini istemiş ve onu
törenle karşılayıp, ikametgah olarak Altunapa (İplikçi) Medresesi’ni tahsis
etmiş. “Bilginlerin Sultanı” ise 3 yıl sonra vefat edip, Selçuklu Sarayı’nın Gül
Bahçesi’ne (bugün Mevlânâ Dergâhı ve Müze) defnedilmiş.
Dinle neyden, zirâ o bir şeyler anlatmada
Ayrılıklardan şikâyet etmededir...
MEVLEVİ MÜZİĞİ ve NEY
Türklerin İslâmiyet’ten önceki dinleri olan Şamanizm, Animizm ve Totemizm’de de
müziğin çok önemli rolü vardı. Mevlânâ’ya göre son derece değerli bir mânevî temizlenme, ferahlama ve yücelme aracı olan müzik ile hangi dinden olursa olsun insanlar Allah’a
yakınlaşabilir. Kutsal Mevlevi ayini Sema’nın da eşlikçisi Mevlevi müziğinde, insan nefesi
ile üflenen “ney”in önemi büyük, çünkü ney, bir takım aşamalardan geçerek olgunlaşmış
insanın simgesi ve kutsal sayılıyor. Geleneksel Mevlevi müziğinin günümüzdeki en önemli
temsilcilerinden Neyzen Kudsi Erguner, tıpkı bu konuda roman yazmak gibi bu müziğin
de İslâmı, Mevlevilik ve İslâm arasındaki derin bağları bilmeden yapılamayacağını ileri sürüyor. Mevlevilikle ilgili doğru bilgileri görerek edinmek için İstanbul’daki “Galata Mevlevihanesi Müzesi” gibi müzelerimizin de rolü çok büyük. Bu müze hakkında ayrıntılı bilgi için:
galatamevlevihanesimuzesi.gov.tr
Listen to this reed, how it tells a tale,
Complaining of separations…
MEVLEVİ MUSIC and NEY (reed flute)
Music had a great role in Shamanism, Animism, and Totemism. These were the religion of
Turkish people before Islam. According to Mevlana, people from all religions could achieve
spiritual purification, consolation and elevation through music and get closer to God. Ney,
the reed, accompanying the sacred Mevlevi ritual Sama, has great significance, because
the reed as a musical instrument symbolizes man who has gone through certain stages of
maturation. Hence, it is seen as sacred. Neyzen Kudsi Erguner, one of the most important
representatives of traditional Mevleci music, states that making this kind of music is very
much like writing a novel and it cannot be performed without knowing Islam,
Sufism and the relations between the two by heart. The Galata
Mevlevihane (lodge used by dervishes) Museum in Istanbul and
similar institutions play an important role for making Sufism
visible in society. For further information about the museum:
galatamevlevihanesimuzesi.gov.tr
TÜRSAB DERGİ | ARALIK 2014 21
GÖNÜLDEN EĞİTİM: MEVLANA ÜNİVERSİTESİ
Ülkemizde son yıllarda kurulan üniversitelere 2009’da “Gönülden Eğitim” sloganıyla
Mevlânâ Üniversitesi de katılmış. Gevher Sultan Eğitim, Araştırma, Kültür ve Sağlık
Vakfı’nın öncülüğünde Konya Rixos Hotel’in bitişiğindeki “Rixos Kampüsü”nde kurulan
üniversite, 100 bin m2 arazi üzerinde yaklaşık 30 bin m2 kapalı alanda Tıp, Hukuk,
Eczacılık, İşletme, Mühendislik ve Eğitim Fakülteleri, çeşitli araştırma merkezleri, enstitüler
ve yüksekokulları ile modern bir altyapıya sahip. Yeni bir hastane ve kalıcı Esentepe
Kampüsü için de hazineden 450.000 m2 arazi tahsis edilmiş olup, çalışmaları sürüyor.
Üniversitenin çeşitli birimleri de Mevlana etrafında farklı alanlarda çalışıyorlar. MEVSEM
Sürekli Eğitim Merkezi, Bilimsel Mevlana araştırmaları yapan MEVSAM, Mevlana Barış
Enstitüsü gibi. MEVSAM, müzik ve “Sema”yı ruhuna uygun olarak yaşatmak için “Mevlana Üniversitesi Tasavvuf Musikisi ve Sema Topluluğu”nu da kurmuş.
Bkz: www.mevlana.edu.tr.
EDUCATION BY HEART: MEVLANA UNIVERSITY
Mevlana University, with its slogan ‘Education by Heart’, has taken its place among the
recently opened new universities in Turkey in 2009. The university is founded in the “Rixos
Campus” adjacent to the Konya Rixos Hotel with the support and leadership of the
Gevher Sultan Training, Research, Culture, and Health Foundation. It covers an area of 100
thousand square meters and has a 30 thousand square meter closed space. The university,
with a modern infrastructure, has faculties of medicine, law, pharmacy, management,
Engineering and Education along with some research centers, institutes, and high schools.
The Treaury has allocated a land of 450.000 m2 for a new hospital and a permanent
Esentepe Campus. The work is ongoing. Different departments at the university are
working on subjects related to Mevlana. MEVSEM Continuing Education Center, MEVSAM
doing scientific research on Mevlana and Mevlana Peace Institute are some of them.
MEVSAM has also founded the “Mevlana University Sufi Music and Sama Group” so that
the true relation between Sama and music would be lives.
For further information: www.mevlana.edu.tr
and had two sons named Sultan Veled and Aleaddin
Çelebi. After Gowar Hatun’s death, he married Kerra
Hatun and had two sons named Muzaffereddin and
Emir Alim Çelebi and a daughter named Melike Hatun.
Mevlânâ ve Şems-i Tebrizi
Babası ölünce, onun öğrenci ve müridleri, Mevlânâ’nın çevresinde toplanmışlar. Mevlânâ, 1224’de, onda tasavvuf felsefesinin adeta kristalize olmasını sağlayan sıradışı kişilik Şems-i Tebrizî ile karşılaşmış. -Meraklı okurlar,
Tebrizli Şems’in, en çok bilinen ve kimi popüler romana da temel kaynak
olan “Makâlat” (“Konuşmalar”) adlı eserine http://goo.gl/deDvkc adresinden
erişebilir.- Bu karşılaşma Mevlânâ’nın yaşamında bir dönüm noktası olmuş.
Nitekim Şems’in ölümünden sonra uzun yıllar inzivaya çekilen Mevlânâ,
ardında Mesnevî, Dîvân-ı Kebîr, Mecâlis-i Seb’a, Fîhi Mâ Fîh ve Mektubât
adlı eserlerini bırakarak, 17 Aralık 1273’de ölmüş. Mezarı Konya’daki Yeşil
Türbe’de. http://ebilet.konyakultur.gov.tr
İstanbul, Galata Mevlevihanesi’nden görüntüler.
Images from Istanbul Galata Mevlevihane (dervish lodge).
22 TÜRSAB DERGİ | ARALIK 2014
Times when knowledge and art were respected
During those years in Konya, the capital of the Seljuk
State, there were numerous artistic structures and
works. Also, there were many scholars and artists
living there. The Seljuk ruler Alaeddin Keykubad
wanted Baha ud-Din Walad, the “Sultan of the
Scholars”, to leave Karaman and settle in Konya. He
welcomed him with a special ceremony and allocated
him the Altunapa (İplikçi) Madrasa as his residence.
The “Sultan of the Scholars” died three years later and
he was buried in the Rose Garden of the Seljuk Palace
(today’s Mevlana Dervish Lodge and Museum).
Mevlânâ and Shams-e Tabrizi
When his father died, his students and disciples have
gathered around Mevlana. In 1224, Mevlana met
the extraordinary person Shams-e Tabrizi, who has
deepened his sufi philosophy. Our curious readers
can reach Shams-e Tabrizi’s work titled “Makalat”
(“Speeches”) from http://goo.gl/deDvkc. The work has
been the source of well-known and popular novels.
Meeting him has become a turning point in Mevlana’s
life. After Shams’s death, Mevlana went into recluse
for many long years. Later he wrote his great works:
Masnavi, Dîvân-ı Kebîr, Mecâlis-i Seb’a, Fîhi Mâ Fîh
and Mektubât. He died on 17 December 1273. His
body is interred in the Yeşil Türbe (Green Tomb) in
Konya.
1902 İstanbul’una Zaman Yolculuğu:
PARMA APARTMANI!
Öğrencilerle birlikte 6 Aralık 1902’ye yapılan
iki günlük Zaman Yolculuğu, Saray Terzisinin
evi; Parma Apartmanı’nda başladı, Pera-İstiklal
Caddesi turu ile sürdü, Cihangir’deki Venedik
Sarayı’nda yapılan “canlandırma” ile sona
erdi.
Time Travel to Istanbul in the
Year 1902:
Parma Apartment House!
The two-day Time Travel with students on
6 December 1902 started with a visit to the Court
Tailor’s house and the Parma Apartment House,
continued with a tour on the Istiklal Avenue
and ended with the “performance” at Palazzo di
Venezia in Cihangir.
 Armada Pera Arşivi, Elif Aydoğdu Oral, Emine Çaykara
Sol üstte: Parma Ailesi. Soldan birinci ayakta duran; Paul Parma (Kaynak: “Sarayın
Terzisi: M. Palma, D. Lena, M. Parma”, H.Tezcan)
Sağ üstte: Venedik Sarayı. Soldan: Dr. Barbara Scarante, Mario Parma, İtalya’nın
Türkiye Büyükelçisi Gianpaolo Scarante, projenin Koordinatörü Cecile Franchetti,
İtalyan Koleji’nin sahibi Francesco Boari.
Solda: Armada Pera Otel girişindeki eski terzi koleksiyonundan bir dikiş makinesi.
Left above: The Parma family. Standing on the left: Paul Parma (Source: “The Court’s
Tailor: M. Palma, D. Lena, M. Parma”, H. Tezcan)
Right above: Palazzo di Venezia (The Venetian Palace). From left: Dr. Barbara Scarante,
Mario Parma, Ambassador of Italy in Turkey Gianpaolo Scarante, the project’s
coordinator Cecile Franchetti, the owner of the Italian College Francesco Boari.
Left: A sewing machine from the old tailor’s collection in the entrance of the Armada
Pera Hotel.
24 TÜRSAB DERGİ | ARALIK 2014
İki Akdeniz ülkesi İtalya ile Türkiye’nin ortak
kültürünün tarihi, 19-20. yy başı İstanbulu’nda
ve en çok Pera’da kesişir… İtalya’nın Ankara’daki
Türkiye Büyükelçiliği desteği ile Levanten Saray
Terzisi Paul Parma’nın evinden başlayıp Venedik
Sarayı’nda biten “1902’ye Zaman Yolculuğu”, o
dönemi tarih sayfalarından günümüze taşıdı...
Paul Parma’nın yaşamında önemli bir gün...
Tarih: 6 Aralık, 1902. Yer: Saray Terzisi Paul
Parma’nın Pera’daki evi ve atölyesi. Parma Ailesi
için tarihi bir gün çünkü Paul Parma’nın Sultan II.
Abdülhamit tarafından ödüllendirileceği Madalya
Töreni o gün yapılacak. Akşama da evde davet
var. Parma Ailesinin erkekleri Parma Atölyesi’nde
törene hazırlanıyor. Çalışanları da Paul’ün o gün
Saray’a götüreceği işlemeli Kuran mahafazaları
gibi armağanları hazırlıyor. Ailenin kadınları ve
yakınları Parma Apartmanı’nda aynı akşam evde
verilecek daveti konuşurken, hizmetliler de telaşla
hazırlık yapıyor. Bu arada Paul’ün akşamki davete katılacak dostları da gündemde olan Mekke’ye
gidecek yeni kutsal demiryolu, yeni açılan üniversite, Jön Türklerin Paris’te yaptığı kongre gibi
konular etrafında tartışıyor. Aralarında Osmanlı
paşaları, diplomatlar, Avrupalı bankerler, tüccarlar da var...
Bu bir “Zaman Yolculuğu”!
Bütün bu sahneler 2014 Kasım’ında kahramanlarının bir kısmını İtalyan Koleji öğrencilerinin, Paul
rolünü ise terzinin küçük torunu İstanbullu
İtalyan Mario Parma’nın oynadığı, “1902
Üstte: Parma Ailesi. Soldan itibaren: Paul, Emanuel ve
Beatrice Parma, Margaritha Coressi, Catherina Parma.
(Kaynak: a.g.e H. Tezcan)
Altta: Parma Ailesi’nin oturma odası şimdi Armada
Pera’da kalanları konuk ediyor.
Above: The Parma Family. From left: Paul, Emanuel and
Beatrice Parma, Margaritha Coressi, Catherina Parma.
(Source: H. Tezcan)
Below: The living room of the Parma family now hosts
guests at the Armada Pera Hotel.
The history of the common culture of Italy and
Turkey, two Mediterranean countries, intersects in
the Istanbul of the 19th century and the beginning
of the 20th century and especially in Pera… Italy’s
Embassy in Ankara supported the project “Time
Travel to Istanbul in the Year 1902” , which starts
from the Levantine Court Tailor Paul Parma’s house
and ends at Palazzo di Venezia. The project brings
those bygone days in history to the present time…
An important day from Paul Parma’s life…
Date: 6 December 1902. Place: The Court Tailor
Paul Parma’s house and workshop in Pera. This
is a historical date for the Parma family, because
there will be a medal ceremony during which Paul
Parma will be honoured with a medal by Sultan
Abdülhamit II. There will a special reception at
home in the evening. The men of the Parma family
VENEDİK-İSTANBUL ARASI
ZAMAN YOLCULUKLARI
Dr. Cecile Franchetti’nin koordinatörlüğündeki İstanbul
Düzenleme Komitesi, Antonio, Catherina ve Mario
Parma, Prof. Fortunato Maresia, Dr. Barbara Scarante,
Zeynep Sicimoğlu ve Mira Zoto’dan oluşuyor.
Bilimsel Komite’de ise Dr. Alessandro Bertoni, Prof.
Giordana Trovabene ve Prof. Maria Pia Pedani; Ca’
Foscari Üniversitesi, Prof. Fortunato Maresia, Prof. Dr.
Emre Öktem; GSU Hukuk Fakültesi, Dr. Barbara Scarante, Dr. Hülya Tezcan ve Dr. Marino Zorzi, Marciana
Ulusal Kütüphanesi yer alıyor.
İtalyan Ulusal Tarih Vakfı’nın (NFPH) da destek verdiği
diğer zaman yolculukları ise şöyle:
2007 ve 2011’de: “Osmanlı İmparatorluğu ile
Venedik Cumhuriyeti arasında 1454’te imzalanan Barış
Antlaşması İmza Töreni’ne Yolculuk”. Doçlar Sarayı,
Otranto, Venedik.
2013’de: “1682’ye, İstanbul’daki Venedik Elçiliği’ne
Zaman Yolculuğu”. Venedik Sarayı, İstanbul.
TIME TRAVELS BETWEEN VENICE
AND ISTANBUL
The Istanbul Supervision Committee coordinated by Dr.
Cecile Franchetti, includes Antonio, Catherina and Mario
Parma, Prof. Fortunato Maresia, Dr. Barbara Scarante,
Zeynep Sicimoğlu and Mira Zoto.
The scientific committee includes Dr. Alessandro Bertoni,
Prof. Giordana Trovabene and Prof. Maria Pia Pedani; Ca’
Foscari University, Prof. Fortunato Maresia, Prof. Dr. Emre
Öktem; GSU Faculty of Law, Dr. Barbara Scarante, Dr.
Hülya Tezcan and Dr. Marino Zorzi, Marciana National
Library.
Here is a list of other time travels supported by the Italian
National History Foundation (NFPH):
2007 and 2011: “Time Travel to the Peace Treaty
signed between the Ottoman Empire and the Republic of
Venice in 1454”. The Doge’s Palace, Otranto, Venice.
2013: “Time Travel to the Venetian Embassy in Istanbul
in 1682”. Palazzo di Veneiza, Istanbul.
TÜRSAB DERGİ | ARALIK 2014 25
SARAYIN TERZİSİ PAUL PARMA ve
PARMA APARTMANI’ndan ARMADA PERA’ya...
1700’ler başında Osmanlı Batı’ya açılırken, sonradan Levanten diye anılan bazı Avrupalı
aileler de İstanbul ve İzmir’e göç ediyorlar. İtalyan Parma Ailesi de Cenova yakınlarındaki
Chiavari kasabasından İstanbul’a geliyor. 1820’de Bomonti’de bir dükkân açıp, ilk makarna
fabrikasını kuruyor, 1850 yangınından sonra da Pera’ya taşınıyorlar. Dede Parma’nın
Hamalbaşı Sokak’ta yaptırdığı Parma Apartmanı, Pera’nın en güzel yapılarından biri oluyor.
Ailenin 11 çocuğundan biri olan, Paul Parma da İstanbul’da doğuyor. Paul, 1885 yılında
“M. Palma & D. Lena” adını taşıyan başarılı bir terzi atölyesinin önce ortağı daha sonra da
sahibi oluyor. Paul Parma, Sultan II. Abdülhamit ile şehzadelerine hem giysi dikerek hem
de ailenin kullandığı bazı malzemeleri tedarik ederek Saray’a hizmet vermeye başlıyor.
“Padişah İftihar Madalyası” ödüllü Parma Atölyesi’nde sadece Saray’a değil, diğer zengin
müşterilere de giysiler dikiliyor, Parma’ya has padişah tuğralı etiketlerle imzalanıyor!
Aile apartımanı olan Parma ise 1933 yılında, büyük dede Guiseppe Parma’nın ilk yaptırdığı
evin temelleri üzerinde yapılıyor. Mimarı; Jan Tülbentçiyan, inşaatını Galata’lı “Kavafyan
Biraderler” üstleniyor...
Parma Ailesi, İstanbul’dan ayrıldıktan sonra apartman daireleri 30 yıl boyunca kiralanıyor
ve doğal olarak yapı da bozulmaya başlıyor. Ta ki bir gün tarih ve antika tutkunu Mehmet
Pir onu görüp satın alana dek. Bina bundan sonra Mimar Nejat Yavaşoğulları ve ekibi
tarafından restore edilerek muhteşem bir butik otele dönüştürülüyor. Otelin işletmesini
de Armada Otel’in sahibi Kasım Zoto üstleniyor.
Bugün beş katlı, 20 odalı bir butik otel olarak hizmet veren Armada Pera, yüksek tavanlı
odaları, tavanlarındaki alçı süslemeleri, kalorifer panelleri, kapıları, Parma Ailesi’nden kalma
eşyaları ve antik “Stigler” asansörü ile tarihe ayna tutuyor...
Kaynak: armadapera.com
İstanbulu’na Zaman Yolculuğu: Parma Apartmanı” başlıklı 2 günlük etkinlik
sırasında canlandırılarak yaşandı! İtalya’nın Ankara’daki Türkiye Büyükelçiliği desteğinde, “Bridging Ages”, “Time Travel” Venedik Komitesi ve
Venedik’teki Ca’ Foscari Üniversitesi işbirliğiyle düzenlenen etkinlik, Paul
Parma’nın Pera’daki evi olan Parma Apartmanı’nda başladı, Pera-İstiklal
Caddesi turu ile sürdü, 19 Kasım’da Cihangir’deki Venedik Sarayı’nda
yapılan “canlandırma” ile sona erdi. Hedef kitle; öğrencilerdi!
FROM THE TAILOR OF THE
PALACE PARMA AND THE
PARMA APARTMENT TO
ARMADA PERA...
In the early 1700s, when the Ottoman Empire was turning its face to the West, some
European families called the Levantines started migrating to Istanbul and İzmir. The Italian
Parma family come from the town of Chiavari near Genoa. In 1820 they open a store in
Bomonti and open the first pasta factory. After the fire in 1850, they move to Pera. The
Parma Apartment built by the Grandfather Parma in the Hamalbaşı Street becomes one
of the most beautiful structures of Pera. One of the 11 children of the family, Paul Parma
was born in Istanbul. In 1885, Paul becomes the partner of a successful tailor workshop
“M.Palma & D. Lena” and the he owns it. Paul Parma then starts serving the Ottoman
Palace by producing clothes to Sultan Abdülhamit II and his princes and supplying some
goods. The Parma workshop, granted a “Sultan’s Commendation Medal” , serves other rich
families as well. Their label carries the signature of the Sultan! The family apartment Parma is
built in 1933 on the foundations of the first house built by the grandfather Guiseppe Parma.
The architect of the apartment was Jan Tülbentçiyan, and the construction was done by the
“Kavafyan Brothers” from Galata.
After the Parma family leaves Istanbul, the apartment flats are rented for 30 years and naturally the building starts to go out of shape. Greatly interested in history and antiques, Mehmet
Pir buy the apartment once he sees it. The building was then restored by the architect Nejat
Yavaşoğulları and his team, and it was transformed into a magnificent boutique hotel. The
hotel is managed by Kasım Zoto, the owner of Armada Hotel.
The Armada Pera Hotel serves as a 20-room hotel with five floors. The high-ceiling rooms,
the plaster decorations on the ceilings, the heater panels, doors, furniture from the Parma
family and the antique ‘Stigler’ elevator are shedding light to history…
Source: armadapera.com
26 TÜRSAB DERGİ | ARALIK 2014
Perde Arkası!
Dergimizin 2013 Nisan sayısında da yer verdiğimiz gibi Parma Apartmanı,
günümüzdeki Armada Pera Otel olup, binanın tümü ve odalarda özgünlüğü korunuyor. Giriş’i ise küçük çaplı bir terzilik müzesi gibi. Etkinliğe katılan
İtalyan Koleji öğrencileri, önce Pera uzmanı, eski İstanbullu İtalyan-Türk
yazar Fortunato Maresia rehberliğinde bir İstiklal Caddesi ve Pera turu
yaptılar. Daha sonra eski İngiliz Konsolosluğu’nun karşı sırasındaki Armada
Pera Otel’e geldiler. Burada Mario Parma, ailesinin yaşamı, evi ve dönemin
İstanbul’u hakkında bilgi verdi, otel müdürü Mira Zoto da antik terzi araçgereçlerinden ve giysilerden oluşan koleksiyonu anlattı.
Neden Paul Parma ve Parma Apartmanı?
Yine Armada Pera’da aynı akşam yapılan kokteylde, proje koordinatörü
Cecile Franchetti Osmanlı-Venedik ilişkilerine odaklı çalışmaları özetledi.
Venedik’teki Fahri Türkiye Konsolosluğu’nda Kültür Ataşeliği de yapmış
olan Franchetti, geçmişteki hikayelerin, İstanbul’un şimdiki sakinleri için bir
ortak kültür mirası olduğunu vurgulayarak, Osmanlı İmparatorluğu’nun,
farklı ulus ve farklı dinlerden pek çok cemaati bir arada ve barış içinde
yaşatabilmesi ile karakterize olduğunu hatırlattı.
Cecile Franchetti “Sarayla yakın ilişkisi olduğu ve evi olan Parma Apartmanı hâlâ yaşatıldığı için Paul Parma’nın geçmişine odaklandık” dedi ve
Mario Parma ile “Pera, Beyoğlu ve Anılar”ın yazarı Fortunato Maresia’ya
En üstte: Cecile Franchetti ve bir İstanbul aşığı Mario Parma.
Üstte: Armada Pera Otel’in genç müdürü Mira Zoto, arkada babası Kasım Zoto.
Solda: Armada Pera Otel ve Parma Atölyesi’nden çıkan giysilere dikilen özel etiket.
Above top: Cecile Franchetti and a lover of Istanbul Mario Parma.
Above: The young manager of the Armada Pera Hotel Mira Zoto and his father Kasım
Zoto behind him.
Left: The Armada Pera Hotel and the special label sewn on clothes produced at the
Parma Workshop.
BİR MÜZEDEN DÜNYAYA
YAYILAN İKİ KARDEŞ
Uygulamalı yerel tarih eğitimi “Zaman Yolculuğu” (Time
Travel) projesinin amacı sadece bir “canlandırma” olmayıp, çocuk ve gençlere tarihi çevrenin önemi ve neden
korunması gerektiğini erken yaşta, yaşatarak öğretmek.
Üstelik bir de kardeşi var: “Tarihi Çevre Eğitimi”.
İsveç, Kalmar Läns Müzesi ikisinin de yöntemleri kurallara
bağlanmış. 7 adımlı “Time Travel”, bugün 22 ülkeye
yayılmış bir ağa dönüşerek “bridgingages.com” adresinde
yayın yapıyor. Belli bir tarih kesidinin araştırılması, karakterlerin seçimi ve onların oynayacağı rollerin senaryosunun yazımında dileyenlere yardımcı oluyor.
TWO SISTERS FROM ONE MUSEUM
The aim of the applied local history project “Time Travel”
is not only to come up with a performance, but to teach
children and young people how historical environment
is important from an early age. The project has a sister:
“Historical Environment Training”.
The Swedish Kalmar Läns Museum has a specific set of
rules. The seven-step “Time Travel” has turned into strong
network in 22 countries, and it broadcasts on “bridgingages.
com” web address. It offers support to those who make
research on a certain historical period in selecting the
characters and writing down scripts for the roles that will be
acted by them.
Embassy in Ankara and the cooperation of the
“Bridging Ages”, “Time Travel” Venice Committee
and the Ca’ Foscari University in Venice, started in
Paul Parma’s house in Pera, the Parma Apartment,
continued with a tour on Pera-Istiklal Avenue and
ended with a performance at Palazzo di Venezia in
Cihangir. The target group was the students!
are preparing for the ceremony at the workshop.
The workers are preparing gifts to the court like the
embroidered Quran cases that Paul will be taking
to the court. The women and relatives of the family
are talking about the reception in the evening at
the Parma Apartment, and the servant are going
through preparations with great excitement. In the
meantime, friends of Parma who will be participating in the reception are discussing subjects like the
new sacred railway to Mecca, the recently opened
university and the congress made by the New Turks
in Paris. Among them, there are Ottoman pashas,
diplomats, European bankers and tradesmen…
This is a “Time Travel”!
All these scenes were enacted during a 2-day event.
Some of the characters were played by the students
of the Italian College, and the character of Paul was
played by the tailor’s Istanbulite grandchild Italian
Mario Parma. This is the “Time Travel to Istanbul in
the Year 1902” play performed in November 2014.
The event, organized with the support of the Italian
En üstte: Venedik Sarayı. Dr. Bertoni öğrencilere
senaryoyu veriyor.
Sol altta: Paul’ün dostlarından birini canlandıran
Prof.Dr. Emre Öktem ve Mario Parma.
Sağ altta: Eski İstanbullu İtalyan, “Pera, Beyoğlu ve
Anılar” kitabının da yazarı Fortunato Maresia.
Above top: Palazzo di Venezia. Dr. Bertoni hands out the
script to students.
Left below: Prof. Dr. Emre Ökten performing one of Paul’s
friends and Mario Parma.
Right below: An old Istanbulite Italian and the author of
“Pera, Beyoğu and Memories” , Fortunato Maresia.
Behind the Curtains!
As we discussed in our 2013 April issue, the Parma
Apartment is today the Armada Pera Hotel and all
the building with its rooms are still in their original
form. The entrance of the hotel is like a small-sized
tailor’s museum. The Italian College students
participating in the event had a tour on Istiklal
Avenue and in Pera with the Italian-Turkish author
Fortunato Maresia, a previous Istanbulite and an
expert on Pera. 90 Then they came to the Armada
Pera Hotel in front of the old British Embassy building. Here, Mario Parma has given some information
about his family’s life, house and the Istanbul of the
period. The hotel manager Mira Zoto talked about
the collection comprising of pieces like antique
tailor’s tools and clothes.
Why Paul Parma and the Parma Apartment?
During the evening cocktail at the Armada Pera
Hotel, the project coordinator Cecile Franchetti
summarised the body of works on the Ottoman-Venice relations. Franchetti, who has also worked as a
cultural attache at the Honorary Turkish Consulate
TÜRSAB DERGİ | ARALIK 2014 27
teşekkür etti. İtalya’nın Ankara’daki Türkiye
Büyükelçisi’nin eşi Barbara Marengo Scarente
de iki ülke arasındaki ortak kültürün önemine ve
yaşatılması gereğine dikkat çekti.
Venedik Sarayı’nda canlandırma
19 Kasım sabahı da komite üyeleri, öğrenciler
ve öğretmenler Parma Atölyesi dekoru önünde
İtalya Büyükelçiliği konutu olan Cihangir’deki
Venedik Sarayı’nda canlandırma yaptılar. İşin
ilginç yanı, bir “timetravel ilkesi” olarak, o sabaha
kadar senaryo hiç kimseye okutulmamış, oyunculara bile gösterilmemiş, buna karşılık, öğrenciler 6 ay süren bir bilgilendirilme aşamasından
geçirilmişlerdi.
Saray’daki canlandırma basına ve izleyicilere
kapalı tutulurken, saat 12.00’den sonra senaryo
ve oyuncular üzerindeki ambargo kalktı! İlgilenen
okurlarımız senaryo ve görüntüleri http://armadahaberler.blogspot.com, Mario Parma ve Barbara
Scarante ile yapılan bir Açık Radyo röportajını da
https://archive.org/details/ParmaAilesi adreslerinden bulabilir.
Solda: Venedik Sarayı. İtalyan Koleji yöneticilerinden
Prof. Maria Vasapollo bir öğrencinin hazırlanmasına
yardım ediyor.
Sağ üstte: Venedik, Ca’ Foscari Üniversitesi eski
direktörü Dr. Alessandro Bertoni ve Cecile Franchetti.
Sağ altta: İtalyan Koleji’nin sahibi Francesco Boari,
arkada Mario Parma.
Left: Palazzo di Venezia. Prof. Maria Vasapollo, one of the
managers of the Italian College, helps a student get ready
for the performance.
Right above: Venice, ca’Foscari University former director
Dr. Alessandrı Bertoni and Cecile Franchetti.
Right below: Francesco Boari, the owner of the Italian
College and Mario Parma behind him.
28 TÜRSAB DERGİ | ARALIK 2014
in Venice, stated that the stories in the past are
part of the cultural heritage for the present citizens
of Istanbul. Franchetti also said that the Ottoman
Empire was characterised by its bringing together
communities from different nations and religions.
Cecile Frachetti said: “Since he had close relations
with the court and since his house, the Parma
Apartment, is still there, we focused on the past of
Paul Parma.” Franchetti also thanked Mario Parma
and the Fortunato Maresia, the author of “Pera,
Beyoğlu ve Anılar” (“Pera, Beyoğlu and Memories”).
Barbara Marengo Scarente, the wife of the Italian
Ambassador in Ankara, highlighted that the common culture between the two countries is highly
important, and it should be protected.
Performance at Palazzo di Venezia
On the morning of November 19, the committee
members, students and teachers had a performance
at Palazzo di Venezia in Cihangir, the residence of
the Italian Embassy. The interesting part of the
performance was that, in line with the “time travel
principle”, the script was not shown to anyone. Not
even the players saw the text, but the students had
gone through a six-month training. The performance
at the palace was not open to the press and the
public, but the embargo on the performers and the
script was cancelled after 12:00! For our readers
who might be interested, you can access the script
and the images at http://armadahaberler. blogspot.
com. An Açık Radyo interview with Mario Parma
and Barbara Scarante can be listened from the address https://archive.org/details/ParmaAilesi.
TÜRKİYE’DEKİ DİĞER
ZAMAN YOLCULUKLARI
2006-2010 yıllarında Zaman Yolculuğu, Türkiye ve
İsveç’teki bazı belediyelerin ağı TUSENET ile ülkemize ulaşmış ve 12 etkinlik yapılmış. Manisa, “Manisa
Tarzanı’nın diktiğine inanılan ve 1955’de yol yapımı
uğruna kesilmek istenen ağaçlar ile Tarzan’ın kurtarışı”nı
canlandırmış. Giresun Adası’nda MÖ 850’e Herkül ve
Altın Post’a; Bornova Yeşilova Höyüğü’nde, MÖ 6500,
Neolitik Çağ’a gidilmiş ve Yeşilova yerleşiminin çevre
sorunları ile o çağın mültecilerle ilişkileri konu edilmiş.
Bayraklı’da, MÖ 590, Smyrna’ya gidilip, Yeni Athena Tapınağı için bir kutlama hazırlanırken, Smyrna’nın yeniden
nasıl önemli şehir olabileceği tartışılmış. Bkz: www.tbb.
gov.tr/storage/catalogs/Zaman_Yolculugu.pdf
OTHER TIME TRAVELS IN TURKEY
Time Travel between 2006 and 2010 has reached our
country through the TUSENET network of some Turkish
and Swedish municipalities and there has been 12 events.
There was a performance in Manisa, which revolved
around the trees people wanted to cut down for the construction of a road in 1955 and Tarzan’s saving them.” The
trees were believed to be planted by the Tarzan of Manisa. The time travels have also visited the Island of Giresun
in 850 B.C. to Hercules and the Golden Fleece; to the
Yeşilove Mound in Bornova, 6500 B.C. and to the Neolithic Age. The travels dealt with the environmental problems
of the Yeşilova settlement and the age’s relations with the
refugees. The time travels have also visited Bayraklı in 590
B.C. to Smyrna and there was a discussion on how Smyrna
could again be an important city while a celebration for
the Temple of Athena was being prepared. Source: www.
tbb.gov.tr/storage/catalogs/Zaman_Yolculugu.pdf
TOKAT
Orta Karadeniz’in tarihi, kültürü
ve mutfağıyla adından söz ettiren
güzel şehri Tokat, gelişip değişirken
geleneklerini korumaya da devam ediyor.
TOKAT
Tokat, the beautiful city of the Black Sea Region with its history,
culture and cuisine, is developing and changing without losing its
traditions.
 Rasim Konyar
Tokat sokakları (solda), kapılarını süsleyen
tokmaklardan biri (üstte), el işi kapı ve detayı
(solda ve üstte) ve Niksar’dan bir görüntü
(sağ sayfa).
Tokat streets (left), one of the door knobs
ornamenting the city’s doors (above), a hand-made
door and its detail (left and above) and a view from
Niksar (right page).
30 TÜRSAB DERGİ | ARALIK 2014
Bizanslıların “Komana”, Moğolların “Sobaru”, Perslerin “Kah-Cun”, Selçukluların “Darün Nusret” adıyla andığı Tokat, bugün Orta
Karadeniz’de, kuzeyde Samsun, kuzeydoğuda
Ordu, doğu ve güneyde Sivas, güneybatıda
Yozgat ve batıda Amasya illeriyle komşu bir Anadolu şehri. Kentin adının nereden geldiğine dair
rivayet muhtelif! Evliya Çelebi kentin adını, arpası bol olduğu için atlarının da doygunluğuna atfen “Tok-at”, Osmanlı tarihçisi Uzunçarşılı “surlu
şehir” anlamında “Toh-kat” olarak açıklamış.
Bölgedeki her yerleşim tarafından anılan bir
adı olduğuna göre Tokat tarihinin çok eskilere
dayandığını söylememiz şaşırtıcı olmaz. Burası
tarihin her döneminde gözde bir yerleşim merkezi olarak kullanılmış. Verimli toprakları, güzel
havası insanları kendine çekmiş.
Binlerce yıllık kent
İlk çağlarda Togayıtlar tarafından kurulduğuna
inanılan kent, Hititlerin, Asurluların, Hurriler
ve Kimmerlerin egemenliğinde kaldıktan sonra
sırasıyla Pers, Makedonya (Büyük İskender Dönemi), Kappadokia Krallığı ve buraya “Comana
Pontica” adını veren Pontus Krallığı’nın yönetimine geçmiş. MÖ 65’te Romalıların ve 4. yy’da
Doğu Roma-Bizans’ın egemenliğine giren kent,
Bizans-Sasani ve Bizans-Arap savaşlarında, güzelliğiyle hâlâ dikkatleri çeken Tokat Kalesi ile kritik
öneme sahip olmuş. 1071 Malazgirt Zaferi’nden
sonra Danişmendlilerin yönetimine, daha sonra
1150’de Anadolu Selçuklularının eline geçmiş.
Evliya Çelebi’nin Tokat’ı
Kalenin kimin zamanında ve kim tarafından yapıldığı bilinmiyor ancak yapıya ait en eski izlerin
6. yüzyıla ait olduğu biliniyor. Kale büyük bir
kayanın üzerine inşa edildiği için oldukça heybetli ve sağlam görünüyor. Savaşlar sırasında iyi
bir savunma noktası olan Tokat Kalesi, Selçuklu
Devleti ve Osmanlı İmparatorluğu Dönemi’nde
onarım görmüş ve kaleye bu dönemlerde yeni
odalar eklenmiş. Kalenin mimari özellikleri Ortaçağ mimari tarzını yansıtıyor. Evliya Çelebi’nin
notlarına bakarsak, “Kale yüksek bir tepe üzerinde, kesme taş ile yapılmış olup o kadar büyük
değildir. Etrafı burçlar ve kuleler ile süslenmiş
olup etrafında hendek yoktur. Korkusuz bir surdur ki samanyolu gibi göğe baş uzatmıştır. Dört
tarafı çok sarp olduğundan asla hendek olacak
yeri yoktur. Bütün etrafı şahin, kartal ve zağanos
yuvaları, çeşitli rengârenk kayalardır. Batıya
bakan bir kapısı vardır. Kalenin içinde dizdar evi,
kethüda, imam, müezzin ve kale mehterhaneleri,
cephane odaları, zahire ambarları, su sarnıçları,
Ceylan Yolu adlı suyolları vardır ki tam 362
basamak taş merdivenle nehre inilir. Batı tarafındaki Ayar Kayası bu kaleye havaledir. Göğe
kadar yükselmiş bir kale olmakla değme adam
bir saatte çıkamadığından gece gündüz kapısı
Tokat was named as “Komana” by the Byzantines,
“Sobaru” by the Persians and Dar-ün Nusret” by the
Seljuks. It is an Anatolian city in the Central Black
Sea region surrounded by Samsun in the north, Ordu
in the northeast, Sivas in the south and Amasya in
the west.
There are numerous stories about the origin of the
name of the city! Evliya Çelebi stated that the name
‘Tokat’, which means ‘full horse’ in Turkish, comes
from the fact that the city was very rich in barley. The
Ottoman historian Uzunçarşılı offers the etymological
root of ‘Toh-kat’, which means the ‘walled city’. Since
there have been different names for each settlement in the region, we can say that Tokat’s history
dates back to very early times. The city has been a
favourite point of settlement in all periods in history.
Its fertile lands and mellow climate have attracted
people.
A city of thousands of years
The city, believed to be founded by the Togayıts, was
ruled by the Hittites, Assyrians, Hurris and Cimmerians. Following these successive rules, the city fell
under the rule of the Persians, Macedonians (the era
of Alexander the Great), the Cappadocian Kingdom
and by the Kingdom of Pontus, who named the city
as “Comana Pontica”. After the Battle of Manzikert in
1071, the city fell under the rule of the Danishmends.
It later became part of the Anatolian Seljuk State.
Evliya Çelebi’s Tokat
It is not known when and by whom the castle was
built, but the earliest remains from the castle date
back to the sixth century. Since the castle is built on
a big rocky mass, it looks very grand and strong. The
Tokat Castle is a very strong point of defence. It has
been restored during the Seljuk and Ottoman periods.
New halls and rooms were added to the castle during
these restorations. The architectural elements of the
castle bear stylistic features of the medieval era.
Here is what the famous traveller Evliya Çelebi tells
us about the city: “The castle is built on a high hill,
and it is not that big. Surrounded by bastions and
towers, the castle has no trench around it. So fearless
the walls of the castle are that it reaches out onto
the sky like the Milky Way. The steep hill on which
the castle is built makes it impossible for a trench
to be built around it. All around the castle there are
colourful rocky masses nesting falcons, eagles and
eagle owls. The castle has a western gate. There
are mehterhane’s (lodgings) for the castle wardens,
stewards, imams, muezzins and musicians, arsenal
rooms, storage rooms and water cisterns in the
castle. The waterways, called Ceylan Yolu, have 362
stairs winding down to the river below. The Ayar
Rock on the western side is annexed to the castle. We
only have the Yıldırım Han Mosque. Although it is a
castle reaching out to the sky, since not even strong
men can climb up to the castle in an hour, its doors
are closed day and night. The wards are always on
TÜRSAB DERGİ | ARALIK 2014 31
kesme taşlarla inşa edilen bu han, eskiden
kervansaray olarak kullanıldığı günlerdeki gibi,
günümüzde de ziyaretçilerini ağırlıyor. 112 odalı
han Tokat’ın en güzel binalarından.
kapalıdır. Bekçileri daima bekleyip, silahla hazır
dururlar. Çünkü aşağı şehir ahalisinin bütün kıymetli malları kalede muhafaza olunur. Tokat’ın
bütün suçlu ve katilleri burada mahpustur ki
Kudüs-ü Şerif zindanına ve Acemlerin Kahkaha
Kalesi’ne benzer.”
Tokat’a giderseniz, artık kültürel bir değer olarak
ziyaretçi çeken kaleyi mutlaka ziyaret edin.
Yalnız kaleye Evliya Çelebi’nin de söz ettiği gibi
“Ceylan Yolu” adı verilen 362 basamaklı bir
yoldan çıkılıyor. Ayağınıza rahat bir ayakkabı
giymeyi unutmayın.
Müzesinden çarşısına
Tokat’ta mutlaka ziyaret etmeniz gereken bir
başka önemli yapı ise Tokat Müzesi. Burası aynı
zamanda Gök Medrese adıyla anılıyor. Eskiden
medrese olarak kullanılan müzede özellikle Tunç
Çağı, Helenistik ve Roma Dönemi’ne ait takılar
ve çömlekler bulunuyor. Tarihi Kentler Birliği’nin
en eski üyelerinden biri olan ve Yeşilırmak-Kelkit
Havzası ölçeğindeki kültürel ve çevresel koruma
projesinde etkin biçimde rol alan Tokat, 2013
Aralık ayında Gökmedrese’nin de Tokat Kent
Müzesi olarak faaliyet göstermesi için gerekli ön
çalışmaları tamamlamıştı.
Tokat Çarşısı hem Tokat halkını günlük rutininde
görmek hem de alışveriş yapmak için ideal. Buradan sevdikleriniz için Tokat yazması, şayet bulabilirseniz sadece Tokatlı eski üç beş kuyumcu
ustanın yapabildiği Tokat bileziği satın alabilir,
eskiden kervansaray olarak kullanılan bu güzel
mekanda bir yorgunluk kahvesi içebilirsiniz.
Tokat Mevlevihanesi de kentin dikkat çeken yapılarından. Mevlevihane’nin bahçesinde bulunan
saat kulesi, Abdülhamit Dönemi’nde, 1902’de
yapılmış. Taşhan ise mutlaka ziyaret edilmesi
gereken bir başka mimari güzellik. 1631 yılında,
32 TÜRSAB DERGİ | ARALIK 2014
guard with their guns. Because all the valuable belongings of people living below are kept in the castle
for safety. All the villains of Tokat are imprisoned
here and it looks like the dungeons of Jerusalem and
the Laughter Castle of the Persians.”
If you pay a visit to Tokat, you should certainly see
the castle which is now seen as a cultural heritage
and which attracts many visitors. As Evliya Çelebi
has also stated, in order to get to the castle you
should climb up the ‘Ceylan Yolu’ (The Gazelle Road)
with 362 steps. Don’t forget to put on a comfortable
pair of shoes.
“Geldim, gördüm, yendim”
Tokat’ın merkezinde gezilip görülecek çok yer
var. Ancak ilçeler de en az merkez kadar güzel
ve görülesi. Özellikle bahar aylarında yaylalar
ve etrafındaki göller temiz hava alıp dinlenmek
isteyenlerce tercih ediliyor. Burası hem havası
hem de suyuyla adından söz ettiren bir yer.
Kekik kokan yaylaları ve gürül gürül akan yeraltı
suları şifa arayanların da tercihi. Tokat’ın en
ünlü gölleri Kaz Gölü, Zinav Gölü, Almus Gölü
etrafında dinlenebilir, şifalı su kaynaklarına sahip
bölgeleri, Sulusaray ve Reşadiye’de gezebilir,
kentin 26 km. dışındaki Pazar ilçesinde bulunan Ballıca Mağarası’nı ziyaret edebilirsiniz. Bu
arada Sulusaray’ın ünü sadece şifalı sularından
kaynaklanmıyor. Burası aynı zamanda Roma
Dönemi’nden kalma bir antik kent. Yerli ve
yabancı turistlerin ilgisini çeken bu antik kenti
ziyaret ettikten sonra Sulusaray çarşısını gezmeyi
ve burada bulunan önemli cami ve kervansarayları görmeyi unutmayın. Kaz Gölü sazlarla kaplı
bir göl ve içinde pek çok kuş türünü barındırması sebebiyle çok önemli. Gölün etrafına kurulan
gözetleme kuleleri sayesinde bu güzel canlıları
izlemek mümkün. Burası tam anlamıyla Tokat’ın
kuş cenneti. Ballıca Mağarası ise 64 metre genişliğinde, son derece etkileyici bir doğal güzellik.
Ayrıca ünlü imparator Julius Sezar’ın, “Veni, vidi,
vici” yani “Geldim, gördüm, yendim” sözünü de
Tokat ili sınırları içinde söylediğine inanılıyor.
Sezar bu sözü MÖ 47 yılında, bugünkü Zile
civarında Pontus Kralı VI. Mitridates’in oğlu II.
Farnakes ile savaşıp zafer kazandıktan sonra söy-
The Museum and the Bazaar
The Tokat Museum is another destination you should visit in Tokat. The building
is also called as the ‘Gök Medrese’ (The Sky Madrasa). The museum, which had
been used as a madrasa in the past, exhibits artefacts like pieces of jewellery
and pots from the Bronze Age and the Hellenistic and Roman Eras. As one of the
oldest members of the Association of Historical Towns, Tokat has been playing an
active role in the cultural and environmental protection project encompassing the
Yeşilırmak and Kelkit basins. In December 2013, preliminary work to enable the
Gökmedrese to function as the Tokat Town Museum was completed.
The Tokat Bazaar is an ideal spot for observing the daily lives of people living in
the town, and it is a point of attraction for shoppers as well. You can buy handpainted scarves for your loved ones. If you are lucky, you can find the traditional
Tokat bracelets made by only a few local masters. After shopping, you can rest
a bit with a cup of Turkish coffee in this beautiful place which had been used as
a caravanserai in the past. The mevlehinahe (lodge used by mevlevi dervishes) is
another structure attracting the attention of visitors in Tokat. The clock tower in
the garden of the mevlevihane was built during the reign of the Ottoman Sultan
Abdülhamit in 1902. Taşhan (the Stone Caravanserai) is another architectural
beauty which should certainly be visited. The caravanserai was built with ashlar
in 1631 and today it welcomes its visitors. The ‘han’, with its 112 rooms, is one of
the most beautiful buildings of Tokat.
“I came; I saw; I conquered”
There are many places to visit and see in the center of Tokat.The districts, however, are equally beautiful and worth visiting. The plateaus and the lakes around
during spring time are preferred by those who would like to have some fresh
air and to get rest. This place is a natural wonder with its fresh air and water
sources. The thyme-scented plateaus and abundant spring waters are attracting
people who look for cures. The lakes of Kaz, Zinav and Almus offer recreational
retreats around them; the city’s water springs with healing properties can be visited in Sulusaray and Reşadiye and you can
also pay a visit to the Ballıca Cave in the
Pazar district, 26 km away from the city.
Sulusaray is not only famous for it healing
waters. The place is also an ancient city
dating back to the Roman Era. After paying a visit to this ancient city, you should
also see the bazaar in Sulusaray and the
important mosques and caravanserais
there. The Lake of Kaz is covered with
Sol sayfa: Ali Paşa adına yapılmış cami,
hamam ve türbe (üst sırada). Latifoğlu
Konağı (altta ortada).
Sağ sayfa: Tokat Saat Kulesi ile Ballıca
Mağarası.
Left page: The mosque, hamam and tomb
(top). The Latifoğlu Mansion (below middle).
Right page: The clock tower in Tokat and
the Ballıca Cave.
EN RENKLİ GELENEK: YAZMACILIK
Yazmacılık; oyulmuş ahşap kalıplar kullanılarak çeşitli boyalarla, genellikle pamuklu bazen
de ipek kumaşlar üzerine elle çizilip resmedilerek veya basılarak yapılan bir kumaş süsleme sanatı. Bu el sanatının örnekleri çoğunlukla kadınların baş bağlamada kullandıkları
baş örtülerinde görülür. Ayrıca bohça, sofra örtüsü, yorgan yüzü olarak da kullanılır.
Yazmacılık Tokat’ta hâlâ yaygın olarak sürdürülen bir gelenek ve bu geleneğin iki türü
var. Birincisi kalem işi yazmacılık, ikincisi ve daha sık yapılanı ise baskı işi yazmacılık.
Kalem işi yazmacılık fırça ile yapıldığı için daha çok resim sanatına yakın ve örnekleri de
çok az. Baskı işi yazmalar ise toplu üretime elverişli. Bunu tıpkı “matbaanın bulunması”na
benzetebiliriz. Baskı tekniğinin kullanılması üretimi artırır.
Tokat’a ait iki özgün desen vardır. Bunlardan biri “Tokat İçi Dolusu” diğeri “Tokat Elmalısı” desenleri. Bu desenlerden başka “Çengelköy” deseni de İstanbul menşeli bir desen
olmasına rağmen Tokat’ta da kullanılır. Yazmalar genellikle kök boyalarla boyanır, bu da
malzemenin kimyasal içermemesi dolayısıyla sağlıklı olması demek.
Tokat yazmaları, el emeği göz nuru ürünler. Yolunuz Tokat’a düşerse bu teknikle yapılmış bir yazma ya da örtü almayı unutmayın.
Hand-painted Kerchiefs
The art of hand-painted kerchiefs is very famous in Tokat. It is the art of using wooden
patterns and dies to paint mostly cotton and sometimes silken fabrics with hand. The
examples of this art is usually seen on kerchiefs used as headscarves by women. These
painted fabrics are also used to make cloth bundles, table clothes and bed linen. The art
of hand-painted kerchiefs is still a vibrant tradition in Tokat and there are two sorts of
hand-painting. One is done by painting by hand and the more frequent other style is handpainting by wooden patterns. When the fabrics are painted by hand, artists use brushes
and this is closer to painting. This style of production is less frequent. Using wooden patterns
is suitable for mass production. This could be likened to the invention of the printing press.
The use of the pattern pressing technique has increased production. There are two patterns
specific to Tokat. One is called the “Tokat İçi Dolusu” (Tokat Filling) and the other is called
the “Tokat Elmalısı” (Tokat Apples). Other than these we also have the “Çengelköy” pattern, originated in Istanbul, but used in Tokat as well. The kerchiefs are usually painted with
madders. Since this material does not contain any chemicals, the product is not harmful
to human health. The Tokat kerchiefs are works of handicraft. You should certainly buy a
hand-painted fabric in Tokat.
Ahşap kalıp örneği (en üstte), Tokat Müzesi’nde sergilenen yazmalar
(ortada) ve çarşıda satılan yazmalar (en altta).
Wooden pattern (top), hand-painted kerchiefs exhibited at the Tokat
Museum (middle) and kerchiefs from the bazaar (below).
TÜRSAB DERGİ | ARALIK 2014 33
TOKAT’ın ÜNLÜSÜ:
ASMA YAPRAĞI
Tokat denince akla gelen en önemli ürün asma yaprağı.
Zile ve Erbaa’da bulunan bağlardan toplanan Tokat
yaprağı büyük şehirlerde de alıcısı bol olan bir yaprak
çeşidi. Ancak alıcısı sadece Türkiyeli dolma severler
değil, Tokat yaprağı uzun zamandır yurtdışına da ihraç
ediliyor. Damarsız, incecik, tül gibi bir yaprak çeşidi olan
Tokat yaprağı salamura yapılıp Avustralya, Amerika ve
Avrupa’ya da gönderiliyor. Burada yaşayan Türkler ve
Yunanlar tarafından tüketilen bu yaprak çeşidi, yavaş
yavaş oradaki yerlilerin de radarına girmeye başlamış.
Dolmanın lezzetini keşfedenler Tokat yaprağı satın alıp
sarmaya çalışıyor. Ünü yurtdışına yayılan bu lezzete
kolay ulaşabildiğimiz için şanslıyız.
TOKAT’s Vine Leaf
Tokat is famous for its vine leaf. The Tokat vine leaves
collected from the vineyards in Zile and Erbaa are very
popular in big cities. It is not only the local fans of stuffed
vine leaves that buy them; Tokat vines leaves have been
exported to other countries as well. The Tokat vine leaf is
very thin and without veins; it is almost like a piece of gause. Salted vine leaves are exported to Australia,
The US and Europe. It is generally the
Turkish and Greek people living
in these countries that consume
the vine leaves, but recently locals
are showing interest, too. Those
who have discovered the taste
of stuffed vine leaves buy Tokat
leaves and cook ‘dolma’. We are
luck that we have these vine leaves
in abundance in our country.
34 TÜRSAB DERGİ | ARALIK 2014
reeds and it is very important because it is also home
to a high number of species of birds. You can watch
these beautiful animals from the watch towers around
the lake. This place is definitely the bird sanctuary of
Tokat. The Cave of Ballıca has a width of 64 meters
and offers an extraordinary natural beauty. It is also
believed that the famous emperor Julius Caesar uttered
his famous words “Veni, vidi, vici” (“I came; I saw; I
conquered”) in today’s Tokat. It is also believed that
Caesar uttered these words near the present Zile district
after his victory against II. Farnakes, son of the Pontic
king VI. Mitridates. He has repeated the same phrase in
his letter to the Roman Senate. The Battle of Zela and
Caesar’s phrase are very well known in history.
Famous flavours
After roaming around Tokat so much, you will surely deserve a delicious traditional dish. Let us give you some
clues about Tokat’s cuisine. The Tokat Kabab is the
most famous dish of the city. The lamb meat is cooked
in special ovens and served with the Tokat pita. “Bat”,
cooked with boiled and flavoured green lentil wrapped
in Tokat vine leaves, should certainly be tasted by
visitors in Tokat. The “gündürme” soup, keşkek (a dish
of mutton) and walnut pies, “etekli sucuk” (Turkish sausage fermented in a piece of cloth), cream and the white
Zile grape molasses should also be given a chance. If
you happen to visit Tokat, you should certainly visit
these beautiful places and taste the traditional dishes.
Tokat Kalesi (üstte), Taşhan ve kapısı (altta) ve
Gökmedrese (sağda).
Tokat Castle (above), Taşhan and its gate (below) and
Gökmedrese (right).
lediği, Roma
Senatosu’na
gönderdiği
mektupta da
tekrarladığı
düşünülüyor.
Zela Savaşı
ve Sezar’ın
bu sözü tüm
dünyada bilinen en önemli
tarihi olaylardan biridir.
Ünlü
lezzetler
“Bu kadar
gezdik yorulduk. Şimdi biraz da Tokat’ın lezzetli yemeklerine
göz atalım” derseniz, hemen sayalım. Buranın
en ünlü yemeği Tokat Kebabı. Kuzu eti özel
fırınlarda pişirilip Tokat pidesiyle birlikte servis
ediliyor. Haşlanmış ve lezzetlendirilmiş yeşil
mercimeğin Tokat yaprağına sarılmasıyla yapılan
“Bat” da Tokat’a gidince mutlaka tatmanız
gereken lezzetler arasında. Gündürme çorbası,
keşkek ve cevizli çörek, “etekli sucuk” denilen
bezde yapılmış sucuk, has kaymak ve beyaz Zile
pekmezi de Tokat’ın özel lezzetlerinden bazıları.
Yolunuz Tokat’a düşerse hem bu güzel yerleri
ziyaret etmeyi hem de lezzetli yemeklerden
tatmayı unutmayın.
Tokat Mevlevihanesi ve
sergilenen eserler.
Tokat Dervish Lodge and the
exhibited works.
DİN, MEZHEP, TARİKAT, IRK, DİL, CİNSİYET
GÖZETMEDEN HERKESİ KENDİNE ÇEKEN
BİR NEO-GOTİK MÜCEVHER,
BİR BEYOĞLU KLASİĞİ...
AZİZ ANTUAN KİLİSESİ
CHURCH OF ST. ANTHONY
A NEO-GOTHIC JEWEL ATTRACTING ALL REGARDLESS OF
RELIGION, SECT, CULT, RACE AND GENDER; A BEYOĞLU
CLASSIC...
 Rasim Konyar
36 TÜRSAB DERGİ | ARALIK 2014
1453’de Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’daki ahaliyi örgütlemiş, Müslüman
olmayanları kendi dini liderlerinin yönetimine tabi kılmıştı. 14. yy’da Galata ve Pera’ya kaymaya başlayan İtalyan, Fransız ve İspanyol asıllı cemaatlerden oluşan Latin kolonilerinin Galata’daki kiliselerinin pekçoğu ise daha
İstanbul fethedilmeden önce kaybolmuştu. 16. yy sonlarında elçilikleri
ile birlikte Galata ve Pera bölgesinde yerleşmeye başlayan Latinler, yerli
Hristiyanlarla evlenip, Roma-Katolik dinine bağlı “Levanten” topluluklar
oluşturmuşlardı. Levantenlerin gerek konut gerek kamusal amaçla yaptırdıkları binalardan bazıları da günümüze kadar ulaşmış durumda. Özünde
bir Fransisken tapınağı olan Aziz Antuan Kilisesi de işte onlardan biri.
In 1453, Sultan Mehmet the Conqueror organised people in Istanbul and he
made the non-Muslim population subject to the rule of their own religious
leaders. Many of the churches of the Latin colonies in Pera, with Italian, French
and Spanish congregations, had already disappeared even before the conquest
of Istanbul. The Latins, who have started to settle in Galata and Pera towards
the end of the 16th century, have married the local Christians and created the
‘Levantine’ communities who were Roman Catholics. Some of both public and
private buildings from the Levantines have survived to this day. Originally a
Franciscan temple, the Church of St. Antoine is one of those buildings.
Kilisenin mimarisi ve üslup özellikleri
Mimar Giulio Mongeri’nin tasarımı kilise, benzerlerine Kuzey İtalya’da sıkça
Architectural and stylistic features of the church
The church, designed by the architect Giulio Mongeri, is a successful example
of the Italian neo-gothic structures that abound in Northern Italy. According to
rastlanan İtalyan neo-gotik yapılarının başarılı bir örneği. Sinan Genim’e
göre, Mongeri, bu yapıda Milano, Accademia di Brera’daki mimarlık öğrenimi sırasında, hocası Camillo Boito’nun neo-gotik akımları yorumlayarak
oluşturduğu “Stile Boito”nun etkisinde kalmış. Doğuya doğru eğimli bir
arazide doğu-batı eksenine yerleştirilen yapı, yaklaşık 20x50 m ölçülerinde
Latin haçı biçiminde plânlanmış. İç yüksekliği 23 m. olan kilisenin, arazideki eğimden dolayı doğu cephesi 50 m.’yi geçiyor. Bu yüzden denizden
bakıldığında yapı daha görkemli görünüyor. Bu eğimden kazanılan kilise
bodrumunda Keldani ve Süryanilerin kullandığı, girişi kuzeyden bir toplanma yeri daha var. Kilisenin apsisi doğu yönünde beş cepheli çokgen bir
çıkma yapıyor. Bu çıkmanın güney apsisi üzerinde de kilisenin çan kulesi
yer alıyor.
Sinan Genim, when designing the church, Mongeri was under the influence of
his professor at Accademia di Brera, Camillo Boito’s “Stile Boito”, an interpretation of neo-gothic movements. The structure, placed on a hill sloped eastwards and an east-west axis has been planned in the shape of a Latin cross
with a dimension of 20x50m. The church has an interior height of 23 meters,
but due to the slope of the hill it is situated on, its eastern façade exceeds
50 meters. This why the building seems more majestic when looked from the
sea. On the basement floor of the church, gained thanks to this slope, there is
another congregation hall, entered from the north and used by Chaldeans and
Assyrians. The apse of the church creates an outbuilding with five façades
on the eastern side. On the southern apse of this outbuilding, there is the bell
tower of the church.
TÜRSAB DERGİ | ARALIK 2014 37
AZİZ ANTUAN KİMDİR?
1195 yılında Lizbon’da doğan Aziz Antuan’ın asıl adı Fernando de Buglioni. 15 yaşında
oturduğu sarayı terkedip, bir manastıra girmiş. Daha sonra Coimbria’daki bir manastıra geçen ve 25 yaşında papazlık rütbesi alan Fernando, adını Antuan’a çevirerek
misyonerlik yapmak üzere Fas’a gitmiş. Sıtmaya yakalanıp Fas’tan ayrılmak zorunda
kalan Antuan’ın gemisi, olumsuz hava koşulları nedeniyle Sicilya’ya yanaşmış. Sicilya’dan
Assisi’ye geçen Antuan, Fransisken Tarikatı’nın kurucusu Padovalı Aziz Fransua ile
karşılaşmış.
Yaptığı konuşmalarla herkesi büyüleyen Antuan, sonra bütün İtalya’yı ve Fransa’yı dolaşarak vaaz vermeye başlamış ve Fransisken Tarikatı’nın yönetim sorumluluğunu almış, ilahiyat okulları kurmuş, öğretmenlik yapmış. 1231’de Arcella’da ölen, “Barış ve İyilik Havarisi
ve Fakirlerin Koruyucusu Antuan”, Padova’ya götürülerek küçük Santa Maria kilisesine
gömülmüş. Hem yaşarken hem mezarının üstünde birçok mucizesi görüldüğünden, Papa
9. Gregorius ona azizlik unvanını vermiş. Fransisken Padovalılar da 1263’de na’şını onun
için yaptıkları büyük bazilikaya nakletmişler. Kaynak: basilicadelsanto.org
WHO IS ST ANTHONY?
Born in 1196 in Lisbon, St Anthony’s real name is Fernando de Buglioni. When he turned
15, he left the palace he was living in and settled in a monastery. Later he moved to
another monastery in Coimbra and was ordained as a priest at the age of 25 Changing
his name from Fernando to Anthony; he went to Morocco as a missionary. When he got
malaria, he had to leave Morocco. Anthony’s ship had to land in Sicily due to bad weather
conditions. From Sicily, he made his way to Assisi, and he met St. Francis of Padua, founder
of the Franciscan Order.
His speeches left everyone in awe and later he started travelling all around Italy and
France and delivering sermons. He later assumed some administrative responsibilities at
the Franciscan Order. He established schools of theology and delivered courses. When he
died in Arcella in 1231, “The Apostle of Peace and Goodness and the Patron of the Poor
St Anthony”s body was taken to Padua nd buried in the small church of Santa Maria. Since
many miracles are attributed to him both during his lifetime and after his death, Pope Gregorius IX appointed him as saint. The Franciscan Paduans transported his body to the large
basilica that they built for him in 1263. Source: basilicadelsanto.org
Bezemeler
Kilisenin bordo tuğlayla kaplı dış cephesi beyaz ve turkuaz mozaiklerle
hareketlendirilmiş. Ön cephede, üç kapının üzerinde yer alan dairesel gül
biçimli pencerelere “rosas” deniyor. 3 giriş kapısının alınlıklarında altın mozaikler var. Bunlardan orta kapının üzerinde; “Dünyanın Kraliçesi Meryem”
ve iki yanında onun tarafından kutsanan azizler resmedilmiş. Elinde İncil
ve zambak tutan Padova’lı Aziz Antuan, haç tutan ise Aziz Fransua. Sol kapı
üzerinde Aziz Antuan’ın bir yoksula ekmek verirken, sağ kapı üzerindeki
mozaikte ise kucağında “Çocuk İsa” ile Aziz Antuan resmedilmiş. Cephe resimleri Pietro Conti, mozaikler ise İtalyan sanatçı Mario Bertollo tarafından
yapılmış. Conti ve Bertollo, daha sonra Ankara’da Anıtkabir’in mozolesinde
de çalışmışlar. Heykel, mozaik, resim, rölyef ve çeşitli objelerle son derece
süslü iç mekânda, altarın üzerinde ahşaptan yapılmış “Çarmıhta İsa”, onun
yanında “Aziz Antuan” heykelleri, yan apsislerde “Vaftiz” ve “Son Akşam
Yemeği” mozaik panoları en çok dikkat çekenlerden.
38 TÜRSAB DERGİ | ARALIK 2014
Decorations
The red brick façade of the church is
enlivened with white and turquoise
mosaics. The circular rose-shaped
windows above the three doors of the
façade are called “rosas”. There are
golden mosaics on the pediments of the
three entrance doors. Above the door in
the middle, there are depictions “Mary
the Queen of the World” and on both of
sides there are depictions of saints being blessed. Saint Anthony of Padua, a
bible and a lily on his hands, and Saint
Francis with a cross. On the left door,
Saint Anthony is depicted when giving
a loaf of bread to a poor person and on
the right door we have a depiction of
Saint Anthony with the “Child Jesus”.
The depictions on the façade were made
by Pietro Conti, and the mosaics are the
work of the Italian artist Mario Bertollo.
Conti and Bertollo have also worked
in Atatürk’s Mausoleum in Anıtkabir,
Atatürk’s monumental tomb in Ankara.
The interior is richly decorated with
sculptures, mosaics, paintings and
different objects. The wooden “Jesus on
the Crucifix” and the sculptures of Saint
Anthony beside it and the “Baptise” and “The Last Dinner” mosaic panels on
the side apses are the most interesting ones of these works.
Milestones of the Church of St. Anthony
1221 • Franciscans settle in Istanbul. Their first church is Theotokos Kyriotissa.
1230 • The priests build a church in the name of their founder Saint Francis of
Assisi in Galata. The building is known as the Hagia Sophia of the Latins.
1261 • When the Latins are kicked out of the city and the Roman rule is reestablished, the Franciscan churches are ruled by the Dominicans.
1306 • Priests sent away from the first churches of the Greeks join their brothers in Galata at St. Francis.
1697 • After the great fires of 1639 and 1660, The Church of St. Francis is rebuilt. After surviving the fire in 1696 miraculously, Sultan Mustafa II converts
it to Yeni Cami (New Mosque). The priests move to a small country house in
Pera.
1724 • A new church for St. Anthony is built in Pera, and it is blessed.
CADDE ÜZERİNDEKİ KİLİSE APARTMANLARI
Beyoğlu’nun ilk betonarme binalarından olan kiliseden daha önce, cadde üzerine kiliseye
gelir sağlayacak 6’şar katlı “Sen Antuan Apartmanları” yapılmış. Esasen bunların önde
ve önce yapılmasının nedeni, o tarihte Osmanlı İmparatorluğu’nun büyük caddelerdeki
kilise giriş kapılarına henüz izin vermemesi. Bu yüzden, binalar öne alınıp, kilise geriye
çekilerek, asıl giriş kapısına ulaşmak için bir avlunun geçilmesi plânlanmış. İstiklal Caddesi
üzerindeki iki apartmanı, 3 kemerli ana girişin üstünde, ince sütunlu ve gotik sivri kemerli
bir galeri birbirine bağlıyor. Galerinin iki yanı parmaklıklı ve üstü açık tavanı, bir balkon/
köprü izlenimi yaratıyor. Kilise Neo-Gotik tarzda olsa da apartmanlar bezemeleriyle Art
Nouveau’dan Art Deco’ya geçişi temsil ediyor ve büyük boyutlarıyla Kuzey İtalya’nın
“Palazetto” denen gösterişli yapılarına benzetiliyorlar. Bu yüzden çevredeki 20. yy başı
akımları yansıtan diğer apartmanlardan farklı görülüyorlar. Kilisenin arka tarafında da
devam eden apartmanlardan bir daire kiralamak için ya İtalyan ya da bir İtalyan ile evli
olmak gerekiyor!
St. Antoine Kilisesi’nin kilometre taşları
1221 • Fransiskenler Konstantinopolis’e yerleşirler. İlk ibadethaneleri Theotokos Kyriotissa kilisesidir.
1230 • Rahipler, kurucuları Assisili Aziz Fransua adına, Galata’da bir kilise
inşa ederler. Tapınak, Latinlerin Aya Sofya’sı olarak tanınır.
1261 • Latinler şehirden kovulup, tekrar Roma hakimiyeti kurulunca, Fransisken kiliseleri Dominiken tarikatına verilir.
1306 • Rum kesimindeki ilk kiliselerinden uzaklaştırılan rahipler, Galata’da
Aziz Fransua’da bulunan kardeşlerine katılırlar.
1697 • 1639 ve 1660 yangınlarından sonra yeniden kurulan, 1696 yangınından mucize eseri kurtulan Aziz Fransua Kilisesi, II. Mustafa tarafından
Yeni Cami’ye çevrilir. Rahipler de Pera’daki küçük bir kır evine taşınırlar.
CHURCH APARTMENTS ON THE STREET
The Church of St. Anthony is one of the first concrete buildings in Beyoğlu, but before the
church itself, the “St. Anthony Apartments” with 6 floors each were built to create revenue for
the church. The reason why these apartments were built before the church itself was that the
Ottoman Empire at the time still did not allow church entrances to be built on the avenues.
Hence, the apartments were planned in the front and the church at the back, with a large
courtyard in the middle. The two apartments on the Istiklal Avenue is connected with a threearched gallery with thin columns and gothic pointed arches. With bars on both sides and an
open roof, the gallery has the impression of a balcony and bridge. Although the main building
of the church is in Neo_Gothic style, the apartments represent the transition from the Art
Nouveau style to Art Deco. Due to their big dimensions, they are likened to Italy’s majestic
buildings called “Palazetto”s. Therefore, they look different from other buildings around which
represent the stylistic trends of the beginning of the 20th century. In order to rent a flat from
the apartments both in the front and at the back of the church, you need to be an Italian
citizen or be married with an Italian!
TÜRSAB DERGİ | ARALIK 2014 39
1724 • Pera’da Aziz Antuan adına yeni bir kilise
inşa edilir ve kutsanır.
1904 • Yeni tramvay yolu için kilisenin yıkılması
gerektiğinden rahipler aynı yerde yeni bir alan
ararlar. Papa 10. Pius, Bölge Temsilcisi Peder
Giuseppe Caneve’yi teşvik eder ve yeni bir kilise
projesini kutsar. Mimarlarla anlaşılır.
1905 • Daha önce yanan Concordia Tiyatrosu ve
Bahçesi’nin bulunduğu alan satın alınır ve Peder
Caneve sözleşmeyi imzalar.
1906 • Papa vekili Giovanni Tacci’nin Genel
Vekili Giovanni Borgomaneto, kilisenin temeline
ilk taşı koyar.
1907 • Maddi olanaksızlıklar nedeniyle inşaat
durdurulur.
1910 • Ocak ayında inşaata yeniden başlanır ve
1911’de tamamlanır.
1912 • Aziz Antuan’ın naaşının Padova Bazilikası’ndaki yerine taşınmasının yıldönümü olan
15 Şubat’ta rahipler yeni kiliseye taşınır, kilise
kutsanır ve büyük bir ayinle ibadete açılır.
1913 • 16 Kasım’da Apostolik delege V. Sardi
ÇOK KATILIMLI NOEL AYİNLERİ
Hz. İsa’nın doğuşunun kutlandığı Noel, hemen hemen
bütün kültürlerde yeni bir yıla girişin kutlandığı bir
zaman dilimi. Aziz Antuan Kilisesi’nde ise Hristiyan olan
ve olmayan, mezhep farkı gözetmeyen ya da inanmayan ziyaretçi sayısı en üst düzeye ulaşıyor. Öyle ki kiliseyi yöneten İtalyan rahipler bazen kendi mensuplarının
yer bulmakta güçlük çekmesinden yakınıyorlar. Gene de
kapılar herkese açık! Kimi barok konserlere ev sahipliği
de yapan St. Antuan’da Noel altı evreden oluşuyor:
Aralık ayının 24’ü Noel Gecesi, 25’i Noel Görkemli
Bayramı, 31’i Yılın Şükran Ayini. Ocak’ın 1’i Meryem
Ana Bayramı ve 6’sı Epifanya Büyük Bayramı. 24 Aralık
akşamı saat 20.00’de Noel ilahileri ile başlayan ayin,
Mesih İsa’nın Doğuşu ilahisiyle devam ediyor. 25 Aralık
Noel Bayramı’nda ise sabah 09.30’dan 18.00’e kadar
Lehçe, İngilizce, İtalyanca ve Türkçe ilahiler söyleniyor.
Bu yılın programına kilisenin sitesindeki “Özel Günler”
bölümünden ulaşılabilir: www.sentantuan.com
CROWDED CHRISTMAS MASSES
Christmas, the celebration of the birth of Jesus Christ,
coincides with a time period during which almost cultures
celebrate the coming of the new year. The number of
visitors to the Church of St. Anthony, with Christians
and non-Christians, regardless of sects, believers and
non-believers, is very high. The Italian priests of the
church sometimes complain about the fact that the
original congregation of the church cannot find seats in
the church. Still, the doors are open to all! Also hosting
some Baroque concerts, Christmas has six stages: the
Christmas Eve on December 24, Christmas Day on
December 25, the Thanksgiving Mass on December 31.
The Solemnity of Mary on January 1 and the Epiphany
on January 6. The mass starts with Christmas hymns on
December 24 at 20:00 and it continues with the hymn
of “Jesus Christ is Born”. On the Christmas Day on December 25, masses in Polish, English, Italian and Turkish
are delivered from 09:30 in the morning to 18:00 in the
afternoon. You can reach this year’s programme from
the “Special Days” section of the web site of the church:
www.sentantuan.com
40 TÜRSAB DERGİ | ARALIK 2014
KİLİSENİN MİMARLARI
Baş Mimar Giulio Mongeri: İtalyan asıllı Mongeri ailesi 1849’da İstanbul’a yerleşen
Levantenlerden. Giulio Mongeri, 1873’de İstanbul’da doğmuş. Mimarlık eğitimini
Milano’da Accademia di Brera’da alan Mongeri, 1908’de “Sanayi Nefise Mektebi”nde
(Güzel Sanatlar Fakültesi) hocalığa başlamış. Maçka İtalyan Sefareti, Karaköy Palas,
Maçka Palas, Ankara’da Ziraat Bankası Genel Müdürlük Binası, T. İş Bankası Ulus Şubesi
Binası, Tekel Baş Müdürlüğü, Taksim Cumhuriyet Anıtı, Bursa Çelik Palas Oteli, İstanbul
Güzelbahçe Kliniği de onun eserleri. Mongeri Venedik’te ölmüş. Bu kilisenin yapımında Mongeri’ye Mimar Arif Hikmet Koyunoğlu da yardım etmiş. İnşaatı ise Guglielmo
Semprini üstlenmiş.
Mühendis Eduardo de Nari: 1874’de, İtalya, Chiavari’de doğan Nari mühendislik eğitimi almış. İtalyan mimar Raimondo D’Aronco ile işbirliği yapmak üzere
1898’de İstanbul’a gelen Nari, Mongeri ile de ortak olmuş. Aziz Antuan Kilisesi’nde
mühendislik hizmetlerini Nari üstlenmiş. Beyoğlu’ndaki Gloria Sineması (bugünkü
Atlas) da Nari’nin eseri.
ARCHITECTS OF THE CHURCH
yeni tapınağı kutsar.
1932 • Papa 11. Pius kiliseyi onurlandırır ve onu Bazilika düzeyine yükseltir. Aziz Antuan’ın 700. ölüm yıldönümü nedeniyle Bulgaristan Apostolik
Delegesi A. G. Roncalli davet edilir. Bu gelecekteki Papa 23. John’un Türk
Katolik Cemaatiyle ilk iletişimi olur.
1940 • Aziz Antuan gününde A. G. Roncalli, Türkiye’nin savaş dehşetini
yaşamaması için Aziz’den koruma diler.
1949 • İtalyan şirketi Vincenzo Mascioni (Cuvio Varese) kiliseye elektronik
bir org armağan eder.
1967 • 6. Paul, Türk topraklarında bir Papa tarafından okunan ilk ayini
sunar.
1986 • 27 Ekim Barış Günü için Assisi Duası yapılır.
1987 • Ekümenikal Kongre sonunda, II. İznik Konsili’nin 1200. yıldönümü
bir ayinle kutlanır.
(Kaynak: Kilise resmi sitesi: http://sentantuan.com)
The Chief Architect Giulio Mongeri: The Mongeri family of Italian origin are from the
Levantine community who settled in Istanbul in 1849. Giulio Mongeri was born in Istanbul
in 1873. He received his education on architecture at Accademia di Brera in Milan, and he
started teaching at the “Sanayi Nefise Mektebi” (the Fine Arts Faculty of the time). Among
his works, there are: Maçka Italian Embassy, Karaköy Palas, The Head Office of Ziraat Bank
in Ankara, T.C. İş Bank Ulus Branch building, Tekel Head Office building, Taksim Monument
of Republic, Bursa Çelik Palas Hotel, Istanbul Güzelbahçe Clinic.
Mongeri died in Venice. During the construction, Architect Arif Hikmetoğlu helped Mongeri.
The construction was the responsibility of Guglielmo Semprini.
Engineer Eduardo de Nari: Born in Chiavari, Italy, he was trained as an engineer. Nari
came to Istanbul in 1898 to work with the Italian archietct Raimondo D’Aronco, and he
became partners with Mongeri. The engineering work at the Church of St. Anthony was done
by Nari. The Gloria Cinema (today’s Atlas) in Beyoğlu is also Nari’s work.
1904 • Since the church had to be demolished for the new tramline to be
built, the priests start looking for a new location. Pope Pious X encourages the
Regional Representative Giuseppe Caneve and blesses a new church project.
Architects come to an agreement.
1905 • The land left vacant after the burning of the Concordia Theatre and its
garden is bought and Priest Caneve signs the contract.
1906 • Patriarchal Vicar Giovanni Tacci’s General Deputy Giovanni Borgomaneto places the first brick for the church.
1907 • The construction comes to a halt due to financial problems.
1910 • The construction begins again in January, and it is completed in 1911.
1912 • Priests move to the new church on the anniversary of St. Anthony’s
body’s being moved to its place in the Basilica of Padua. The church is blessed
and is opened for prayer with a big mass.
1913 • On November 16 the Apostolic Delegate Sardi V. blesses the new
church.
1932 • Pope Pius XI honours the church and raises it to the status of a basilica. The Bulgarian Apostolic Delegate A.G. Roncalli is invited for the 700th
anniversary of the death of St. Anthony. This becomes the first coming together
of the future Pope John XXIII with the Turkish Catholic community.
1940 • On the day of St. Anthony, A.G. Roncalli prays for protection from the
Saint for protecting Turkey from the wrath of war.
1949 • The Italian company Vincenzo Mascioni (Cuvio Varese) presents the
church an electronic pipe organ.
1967 • Paul VI performs a mass conducted by a Pope for the first time in
Turkey.
1986 • Assisi Prayer for October 27 World Peace Day is delivered.
1987 • After the Ecumenical Congress, the 1200th anniversary of the II. Council
of Nicaea is celebrated with a mass.
(Source: Official WebPage of the Church: http://sentantuan.com)
TÜRSAB DERGİ | ARALIK 2014 41
 Rasim Konyar
Didyma... Apolon Tapınağı... Afrodisias... Milet... Alabanda... Alinda...
Afrodisias Müzesi... Aydın Arkeoloji Müzesi... Milet Müzesi... Karacasu Etnografya Müzesi... Kuva
Efes Kongre Merkezi Kuşadası... Kurvaziyer Turizmi... Dilek Milli Parkı... Deniz... Kum
Kuşadası limanı (solda), Apollon Tapınağı Didim (ortada), Afrodisias Müzesi
(sağda) ve Dilek Yarımadası Milli Parkı sahili (büyük resim).
Kuşadası Harbour (left), Temple of Apollo, Didim (middle), Aphrodisias Museum
(right) and the beach on the Dilek Peninsula National Park (large image).
“Türkiye’de
turizm
Aydın’da
başladı, Aydın da bunun kıymetini
bildi” desek yanlış olmaz. Kentin
geçim kaynaklarında tarımdan
sonra ikinci sırayı turizm alıyor.
Üstelik Aydın, sadece deniz
turizminde değil, kültür ve kongre
turizminde de söz sahibi…
AYDIN
Magnesia... Nysa... Priene... Tralleis... Mastaura... Gerga... Harpasa...
a-yı Milliye Müzesi... Yörük Ali Efe Müzesi... Çine Arıcılık Müzesi... Otantika Etnografya Müzesi...
m... Güneş... Kültür Turizmi... Yat Turizmi... Kuş Gözlemi... Balık... Doğal Lezzetler...
It would not be wrong to state that tourism in Turkey has
started in Aydın and Aydın has appreciated the potential.
Tourism is the second largest source of income in the city
following agriculture. Aydın has great potential not only in sea
tourism, but in culture and congress tourism as well...
Didyma... Temple of Apollo... Aphrodisias... Miletus...
Alabanda... Alinda... Magnesia... Nysa... Priene... Tralleis...
Mastuara... Gerga... Harpasa... The Museum of Aphrodisias...
Aydın Museum of Archeology... The Museum of Miletus...
Karacasu Museum of Ethnography... Yörük Ali Efe Museum...
Çine Apiculture Museum... Otantika Museum of Ethnography...
Efes Congress Centre Kuşadası... Cruise Tourism... Dilek
National Park... Sea... Sand... Sun... Culture Tourism... Yacht
Tourism... Birdwatching... Fish... Natural flavours...
TÜRSAB DERGİ | ARALIK 2014 43
Aydın, efelerin memleketi… Denizi, güneşi ve muhteşem doğal güzellikleri
yanında, önemli uygarlıklara ev sahipliği yapmış antik kentleriyle, tarihi ve
kültürüyle geçmişten bugüne her zaman çok önemli olmuş bir kent.
Thales, Anaksimender, Anaksimenes, Hippodamos gibi Antik Dönem’in
önemli bilim insanlarını yetiştirmiş, bereketli toprakları sayesinde
Türkiye’nin taze meyve sebze deposu olmuş, özellikle 80’li yıllardan itibaren de başta Kuşadası olmak üzere pek çok ilçesiyle ülkemize turizmde patlama yaşatan bir il haline gelmiş. “Turizm burada başladı” derken aslında
demek istediğimiz de o. Türkiye turizmine yön veren, kalitesini değiştiren,
onu daha ileri taşıyan, en azından taşınmasında öncü olan bir yer burası.
Büyük Menderes Irmağı’nın suladığı bereketli ovalar üzerine kurulmuş olan
Aydın, doğanın kültürle kucaklaştığı bir yer. Hem denizi, plajları nefis hem
de gezmekle bitiremeyecek kadar çok antik kente sahip.
Antik kentler diyarı Aydın
Bunlardan en önemlisi Afrodisias Antik Kenti. Karacasu ilçesinde yer alan
bu antik kent, adını aşk ve güzellik tanrıçası Aphrodite’den alıyor. Aphrodisias özellikle Roma Dönemi’nde Aphrodithe tapınağı ile ünlenmiş bir kent.
Günümüze kadar çok iyi korunarak gelen bu kentin tarihi MÖ
13. yüzyıla dek uzanıyor. Bu kent Antik Çağ’ın önde gelen
mimarlık, sanat, heykeltıraşlık ve tapınak merkezlerinden
biriydi. Yapılan arkeolojik araştırmalar sonucunda
Kuşadası limanı
gece (sol üst),
Güvercin Ada (sağ
üst), Milet Antik
Kent Tiyatrosu
(sağ alt), Aydın
Arkeoloji Müzesi
(sol ve sağ) ile
Milet Müzesi’nde
sergilenen
eserlerden
örnekler.
Aydın, the land of efes (brave men)... Aydın has always been an important city
with its sea, sun and extraordinary natural beauties. It has been home to some
important civilizations. The ancient cities nearby, its history and culture have
always positioned Aydın as an attractive location.
The city has bred the eminent men of science of the Antiquity like Thales,
Anaximander, Anaximened and Hippodamos. Thanks to its fertile land, it has
been Turkey’s storehouse for fresh fruits and vegetables. Especially after the
1980s, the region has triggered an explosion in tourism with its destinations like
Kuşadası. This is exactly what we mean when we say tourism has started here.
Aydın has been a leading place which paved the way for Turkey’s tourism to
develop and change its route.
Aydın, founded on the fertile plains fed by the Greater Menderes River, is a place
where nature meets culture. The city enjoys favourable beaches and sea and
numerous ancient settlements.
The Land of Ancient Cities: Aydın
The Ancient City of Aphrodisias is the most important of the ancient
cities in Aydın. Situated in the Karacasu province, the ancient city
Kuşadası Harbour at night time (left above), Güvercin Ada (right above),
Miletus Ancient City Theatre (right below), Aydın Archeology Museum (left
and right) and examples from the works exhibited at the Miletus Archeology
Muesum.
44 TÜRSAB DERGİ | ARALIK 2014
kentte mimarlık ve heykeltıraşlığın yanı sıra tıp
ve astronomi alanlarında da çalışmalar yapıldığı
belirlendi. Bizans Dönemi’nde Afrodisias, Karia
Bölgesi Baş Piskoposluğu haline geldi. MS 6 -7.
yüzyıllarda bölge siyasi, dini ve ekonomik sıkıntılar ile Vizigot ve Arap akınları yüzünden önemini
yitirdi. Bu antik kente gittiğinizde ören yerinin
hemen yanında yer alan Afrodisias Müzesi’ni gezmenizi de tavsiye ederiz. Afrodisias Antik Kenti
kazılarında ortaya çıkarılan eserlerin sergilendiği
ve müze ile ören yerinin iç içe olduğu ender örneklerden biri olan Afrodisias Müzesi, sergilediği
heykeltıraşlık eserleri bakımından Türkiye’nin en
zengin müzesi olma özelliğini taşıyor. Aydın’da
bulunan önemli antik kalıntılardan biri de Apollon Tapınağı. Bu tapınak Yenihisar ilçe merkezin
bulunan Didyma’da yer alıyor. Didyma bildiğimiz anlamda bir antik kent değil, burası daha çok
bir ibadet merkezi, bir kutsal mahal. Miletos’tan
gelen kutsal yol ile bağlantıya sahip olan Didyma, aslında o dönemler için bir kehanet merkezi.
Didyma ile ilgili ilk yazılı kaynak Herodot’a ait.
Herodot MÖ 600’lerde Mısır Kralı II. Nekho
ve Lidya Kralı Kroisos’un Didyma’daki Apollon
mabedine adaklar sunduklarını nakletmiş. Arkaik
devirde çok ünlü olan Apollon’un kutsal yeri
Persler tarafından MÖ 494’de yakılmış. Günümüzde tapınak sağlam bir şekilde duruyor.
Aydın’da bulunan önemli antik kentlerden bir
diğeri de Priene. Söke ilçesinin 15 km. güneybatısına kurulmuş olan Priene, saldırılara karşı
korunmak amacıyla 370 m. yükseklikte sarp bir
kaya üzerine kurulmuş. Ion Birliği’nin bir üyesi
olduğu kabul edilen Priene’deki en önemli eserler, Demeter Tapınağı, Athena Tapınağı, Tiyatro,
Agora, Zeus Tapınağı, Yukarı Gymnasion, Aşağı
Gymnasion, Mısır Tapınağı, Büyük İskender’in
evi, Bizans Kilisesi ve Nekropol olarak sayılabilir.
takes its name after Aphrodite, Greek goddess of
beauty. Aphrodisias rose to fame with the Temple
of Aphrodite during the Roman Empire. The wellpreserved city dates back to the 13th Century BC.
The city was a leading center of architecture, art,
sculpture and religion. Archeological studies revealed
that next to architecture and sculpture the city was
home to medical and astronomical studies as well.
During the Byzantine Ere, Aphrodisias became the
pontificate for the Caria Region. The region lost
its importance because of the Visigoth and Arabic
attacks in the 6th and 7th centuries.
If you visit the ancient city, we strongly encourage
you to see the Aphrodisias Museum next to the city.
The museum, unique in the sense that the works
excavated from the ancient site and exhibition area
are adjacent, is the richest museum in terms of the
number of sculptures it exhibits. Another important
ancient relic in Aydın is the Temple of Apollo. The
temple is situated in Didyma, the center of the
Yenihisar district. Didyma is not an ancient city as
we know it; it is more of a place of worship, a sacred
location. The sacred road from Miletus is connected
to Didyma, which was the center of oracles for those
eras. The first written document on Didyma dates back to Herodotus. Herodotus wrote about the Egyptian
king II. Nekho and the Lydian King Croesus presenting offerings to the Temple of Apollo. During the Archaic
period, the Persians burnt Apollo’s sacred temple in 494 B.C. Today the temple stands erect.
Priene is another important ancient city in Aydın. Priene was founded 15 km southwest to the Söke district.
The city is built on a 370 meter high solid rocky mass for purposes of defence against possible attacks.
The Demeter Temple, the Temple of Athena, Theatre, Agora, The Temple of Zeus, Upper Gymnasion,
Lower Gymnasion, the Egyptian Temple, the house of Alexander the Great, The Byzantium Church and the
Necropolis are among the important artefacts in Priene, which is presumed to be a member city of Panionion.
With its blue-flagged beaches and fabulous sea Aydın hosts hundreds of thousands of tourists each year. The
Women’s Beach in Kuşadası and the Altınkum (Golden Beach) Beach in Didim are the most favourite locations
for local and international tourists.
Aydın is also popular for congress tourism with the Efes Congress Center in Kuşadası. Opened on 30 October
2013, Efes Congress Center has very quickly become a perfect option for professional conference organizers
and travel agencies. The center hosts many professionals from different parts of the world and it is a number
one meeting point not only for Turkey, but for the whole region.
The Bey Mosque is another important architectural monument in Aydın. This big building is located adjacent
Priene Antik Kenti (sağ üst), Afrodisias Müzesi Sevgi Gönül Salonu (sağ alt) ve Efes Kongre Merkezi Kuşadası dış
cephe ve Büyük Salon’dan görüntüler  Özgür Açıkbaş.
Priene Ancient city (right above), Aphrodisias Museum Sevgi Gönül Hall (right below) and the façade of the Efes
Congress Center Kuşadası and images from the Great Hall  Özgür Açıkbaş.
TÜRSAB DERGİ | ARALIK 2014 45
YÖRÜK ALİ’nin
EVİNİ GÖRÜN
Milli Kahraman Yörük Ali Efe’nin İzmir’den
dönüşünden ölümüne kadar yaşadığı Yenipazar ilçe merkezindeki evi, 1980 yılında
çıkan yangında tamamen yanmıştı. Ev, 1995
yılında Aydın Valiliği tarafından restore
edilip müzeye dönüştürüldü. Yörük Ali
Efe’nin kullandığı şahsi eşyaları da varisleri
tarafından müzeye bağışlanınca ortaya dört
dörtlük bir Yörük Ali Efe Müzesi çıktı.
Yörük Ali Efe, Kurtuluş Savaşı sırasında,
Aydın yöresinde düşman kuvvetlerinin
ilerlemesini durdurmuş olan bir kahraman.
Ancak çok da mütevazı bir insan imiş. Kurtuluş Savaşı’ndaki rolü ile ilgili olarak yapılan
övgülere verdiği şu cevap unutulmaz:
“Bazı kimseler savaş zamanında yapılan
işlerin birçoğunu bana ve başkalarına mal
ederler. Bu yanlıştır. Bir kişinin, beş kişinin
böyle büyük davalarda ne ehemmiyeti olur
ki? Gönlünde vatan muhabbeti taşıyan her
vatansever, o günlerde bizim gibi düşünmüş, bizim gibi duymuş, ondan sonra da
bizimle beraber olmuştur. Milli mukavemette aslan payını kendine ayırmakta hata
vardır. Bir elin sesi olur mu ki?”
Aydın’a yolunuz düşerse Yörük Ali Efe’nin
evini ziyaret etmeyi de unutmayın.
VISIT YORUK ALI’s HOUSE
The national hero Yoruk Ali Efe’s house
in the centre of the district of Yenipazar
where he stayed after his return from İzmir
until his death, was burnt to ashes during
a fire in 1980. The house was restored
by the Governorship of Aydın in 1995
and it was turned into a museum. Yoruk
Ali Efe’s belongings were later donated to
the museum by his heirs, and the place
was turned into a perfect museum. Yoruk
Ali Efe is a national hero who stopped
the advance of enemy forces in the
Aydın region during the Turkish War of
Independence. He was also a very modest
person. This is what he famously said
about his achievements during the war:
“Some people attribute what has been
done during the war to me and to
some others. This is wrong. In such a big
cause, one person or a few people are
insignificant! Every patriot with a bit of love
for their country has thought as we did
during those days and they have acted
together. It would be wrong to assume the
lion’s share in this national cause. Union is
strength.”
If you happen to visit Aydın, you should
certainly visit Yoruk Ali Efe’s museum.
Aydın mavi bayraklı plajları ve muhteşem
deniziyle her yıl yüzbinlerce insanı ağırlıyor.
Yerli, yabancı turistlerin ilgi gösterdiği plajlar
arasında özellikle Kuşadası’ndaki Kadınlar Plajı ve
Didim’deki Altınkum Plajı görülmeye değer.
Aydın, Kuşadası’ndaki Efes Kongre Merkezi ile
kongre turizminde de adını duyurmaya başladı.
30 Ekim 2013’te kapılarını açan Efes Kongre
Merkezi çok kısa sürede, toplantı planlamacıları, seyahat acenteleri ve profesyonel konferans
organizatörleri için mükemmel bir seçenek haline
geldi. Dünyanın her yerinden pek çok farklı alandaki profesyoneli ağırlayan bu merkez, sadece
Türkiye’nin değil bölgenin 1 numaralı buluşma
merkezi. Aydın’da mimari açıdan önemli bir
başka eser ise Bey Camii. İstasyon binası yakınında bulunan ve Süleyman Bey Camii olarak da
bilinen bu büyük yapı, 1683 yılında Eşrefoğlu
Beyliği’nden Süleyman Bey tarafından yaptırılmış. Kare planlı ve kesme taştan inşa edilmiş olan
cami, 16 kenarlı kasnağında 16 pencere bulunan
bir kubbe ile örtülü. Tek şerefeli minaresinin
gövdesi çok kenarlı.
Deve güreşleri için Kuşadası’na…
Aydın’a özgü folklorik geleneklerden biri de deve
güreşleri. Kuşadası’nda bulunan Deve ve Deve
Güreşi Severler Derneği tarafından düzenlenen
güreşlere, hem yakın il ve ilçelerden hem de
yurtdışından izleyici katılıyor.
Aydın’a gittiğinizde bölgenin birbirinden lezzetli
zeytinyağlı yemeklerini, taze balıklarını ve ot
yemeklerini tatmayı unutmayın. Aydın, ot yemekleri ve deniz ürünleri konusunda gerçekten
ün yapmış bir ilimiz. İncir ve üzüm konusunda
da iddialı. Burası Türkiye’nin en kaliteli incir ve
üzümlerinin üretildiği ve paketlenip hem ülkenin
her noktasına hem de yurtdışına gönderildiği bir
yer. Sevdikleriniz için kuru incir ve kuru üzüm
almayı unutmayın. Hem lezzet hem de sağlık
dolu bir seçim olacaktır.
to the station building and it is also known as the Süleyman Bey Mosque. It was built by Süleyman Bey from
the Eşrefoğlu Beylic (principality) in 1683. The mosque, built on a square plan and with ashlar, is covered
with a dome with 16 windows and it has a portal of 16 facets. The mosque’s single minaret is multi-faceted.
Camel fights in Kuşadası…
Camel fights are part of Aydın’s folk traditions. The Camel and Camel Fight Fans Association in Kuşadası
organizes annual camel fight events which attract both local and international tourists.
During your visit to Aydın, you should taste the olive oil and vegetable dishes and fish of the region. Aydın is
famous for vegetable dishes and for its sea food. It is also famous for its figs and grapes. The city produces
and distributes the highest quality of figs and grapes to all places in Turkey. Don’t forget to buy dried figs and
grapes for your loved ones. It would be both a healthy and a delicious choice.
Koçarlı Cihanoğlu Camii içi (sol üst), Didim İlyas Bey
Külliyesi içi (sağ üst), Karacasu Etnografya Müzesi
(alt), Söke Otantika Etnografya Müzesi’nden eserler
(sağ) ve Aydın merkezde yer alan Atatürk Anıtı’ndan
detay (en sağda).
Interior of the Koçarlı Cihanoğlu Mosque (left above),
the interior of Didim İlyas Bey Social Complex (right
above), Karacasu Museum of Ethnography (below), works
exhibited at the Söke Otantika Museum of Ethnography
(right) and a detail from the Atatürk Monument at the
center of Aydın (right).
TÜRSAB DERGİ | ARALIK 2014 47
ŞEYLERİN TARİHİ
history of things
O yokken nasıl yaşıyor muşuz acaba?
Ona o kadar alıştık ki bağlantısı,
çoğumuz için adeta hava, su, elektrik
kadar önemli. Onun sayesinde
aradığımız bilgilere ulaşıyor, kırk
yıldır görmediğimiz eski dostları
buluyor, etrafta olup biten ne varsa
haber ajanslarından bile daha önce
öğreniveriyoruz. Oysa şunun şurasında
hayatımıza gireli bir iki onyıl oldu. Peki
bu nasıl oldu?
INTERNET
How on earth were we living when it wasn’t
around? We are used to it so much that being
connected to it is now as vital as air, water and
electricity. It is thanks to the Internet that we can
have access to any information we need, find our
long-lost friends and learn about what is going
around us even before the news agencies start
reporting them. And it has just been two decades
that it became part of our lives. How come did
that happen?
INTERNET
48 TÜRSAB DERGİ | ARALIK 2014
1950’li yıllar… II. Dünya Savaşı bitmiş, ama ABD ve SSCB
arasında “soğuk savaş” olarak devam ediyor. 1957’de Sovyetlerin uzaya yolladığı Sputnik, bütün dünyada yankılanıyor.
ABD’nin en büyük kaygısı ise olası bir nükleer taarruz ile
Pentagon ve Beyaz Saray vurulursa komuta zincirinin nasıl
sürdürülebileceği. ABD Savunma Bakanlığı, üniversitelerle
The 1950s… World War II is over, but the ‘cold war’
between the USA and the USSR is continuing. Sputnik sent
to space by the USSR in 1957 has reverberations all around
the world. The USA’s greatest concern is keeping the chain of
command in order in the face of a possible nuclear attack against
the Pentagon and the White House. The United States Department
of Defense comes together with universities and tries to find a way of
maintaining communication independent of geography and finds a solution:
computer networks.
Computers that can communicate with one another in the electronic environment is the starting point of the internet. These networks were first used by
the army and then the universities. It was in the 1990s that it was opened
for public use as a global network, which the abbreviation that we use to connect to a site stands for: ‘www’, that is ‘World Wide Web’. Here is a short list
of historical highlights:
•15 computers were interconnected with one another and as part of the ARPANET project in the USA in 1969.
elele verip, iletişimin coğrafyadan bağımsız nasıl sürdürülebileceğine kafa
yoruyor ve çare bulunuyor: Bilgisayar ağları.
Birbirleri ile elektronik ortamda haberleşebilen bilgisayarlar internetin çıkış
noktası oluyor. Önce ordu, sonra üniversitelerin kullandığı bu ağlar 90’lı
yıllarda dünya çapında bir ağ olarak halkın kullanımına açılıyor ki bugün
bağlanacağımız sitenin adresini yazarken kullandığımız “www” de bunu
simgeliyor: “World Wide Web” yani “Dünya Çapında Ağ”.
İşte kısacık bir tarih şeridi:
• 1969 ARPANET projesi ile ABD’de 15 bilgisayar birbirine bağlanıp
haberleşti.
• 1970-1981 Birleşik Krallık’ta MARK I, Fransa’da CYCLADES ağı ve Minitel, ABD’de Telenet, USENET, BITNET ağları kuruldu. Ethernet standardı,
e.Posta doğdu.
• 1981-1991 Ağların birleşip internetin yaratılması dönemi (World Wide
Web)
• 1995-2012 Ticarileşme, özelleştirme,
daha modern internete daha
geniş katılım dönemi: “dot.com”
patlaması ile e-ticaretin yayılması, BM’nin internet yönetimine
müdahil olması, ülke adlarıyla
kodlanan internet alanlarının
satın alınabilmesi, taşınabilir cihazlardan bağlantı
sağlanması, vatandaş
INTERNETTE İNSAN HAKLARI VE İLKELERİ ŞARTI
Birleşmiş Milletler İnternet Yönetimi Forumu’nda doğan “İnternet Hak ve İlkeleri Dinamik
Koalisyonu” (internetrightsandprinciples.org), Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi’nden
yola çıkarak ve tüm uluslararası insan hakları sözleşmelerini inceleyerek ortaya bir “Internette İnsan Hakları ve İlkeleri Şartı” çıkardı.
Geçtiğimiz Eylül’de İstanbul’da yapılan BM Internet Yönetimi Forumu (IGF 2014) sırasında
bu “şart”ın Türkçe çevirisi de dağıtıldı. Bu önemli belgenin özelliği durağan olmayıp internetteki yeniliklere göre sürekli güncellenmesi. Yukarıdaki siteden ücretsiz indirilebiliyor!
CONDITION OF HUMAN RIGHTS AND PRINCIPLES ON THE
INTERNET
The ‘Internet Rights and Principles Dynamic Coalition’(internetrightsandprinciples.org) was
built during the the United Nations Internet Governance Forum and based on the Universal
Declaration of Human Rights, the coalition has declared the ‘Charter for Human Rights and
Principles for the Internet’.
The Turkish version of the document was made available during the UN Internet Governance
Forum (IGF 2014) held in Istanbul last month. One important aspect of this document is that
it is not final and it is being updated in line with the ongoing developments on the Internet.
You can download it for free from the website above!
TÜRSAB DERGİ | ARALIK 2014 49
gazeteciliği, bloglar, mikrobloglar, sosyal ağlar, elektronik dilekçeler, kampanyalar ve diğer olanaklarla bir kamusal alana dönüşme...
• 2013-2014 Yeni sorunlar, yeni çareler (çoğu kimseyi ilgilendirmeyen içeriklerin bir yığın halinde
internete yüklendiği “büyük veri”, internet erişiminin bir insan hakkı olarak tanınması, sansür, erişim
engelleme, özel hayatın gizliliğinin ihlali, Google tarafından AB vatandaşlarına tanınan unutulma
hakkı, interneti kablolu, pahalı ücretli bir televizyon hizmeti gibi kullandırmak isteyip sosyal adaleti
zedeleyeceklere karşı ileri sürülen “ağ tarafsızlığı” talepleri, güvenlik, izlenme...)
İnternet ve güvenlik meselesi
İnternet hayatımızı çok kolaylaştırdığı gibi, bir sürü özelliği ile zorlaştırıyor da. Daha geçen ay ünlü-
• Between 1970 and 1981 the MARK I network
in the United Kingdom, CYCLADES and Minitel in
France and Telenet, USENET, BITNET networks were
built. The Ethernet standard email was born.
• Between 1981 and 1991 these networks were
merged and the internet (World Wide Web) was created.
• Between 1995 and 2012, we have witnessed the
commercialization and privatization of the internet in
a more modern and participative structure:
• The growth of e-commerce with the ‘dot.com’
explosion, the UN’s involvement in the internet
governance, sale of internet domains coded in country names, internet connectivity through portable
devices, citizen journalism, blogging, microblogging,
social networks, electronic petitions, campaigns and
the internet’s evolution into a public space with many
other opportunities…
INTERNET’LE GELEN BAZI POPÜLER HİZMETLER
1990 IMDb internet film veri tabanı
1995 Amazon.com çevrimiçi satış, eBay müzayede
ve alışveriş, Craigslist seri ilanlar
1996 Hotmail ücretsiz e.posta
1997 Babel Fish otomatik çeviri
1998 Google arama motoru, Yahoo! Clubs (şimdi
Yahoo Grup), PayPal internet ödeme sistemi
1999 Napster uçtan uca dosya paylaşımı
2001 BitTorrent uçtan uca dosya paylaşımı, Wikipedia, ücretsiz ansiklopedi
2003 LinkedIn iş dünyası ağı, Myspace sosyal ağ,
Skype internet telefonu, iTunes Dükkanı, The Pirate
Bay korsan dosya ağı
2004 Facebook sosyal ağ, Podcast medya dosyaları,
Flickr resim yükleme sitesi,
2005 YouTube video paylaşım sitesi, Google Earth,
sanal dünya
2006 Twitter, mikroblog ağı
2007 WikiLeaks anonim haber ve sızdırılmış bilgiler,
Google Street View sokak görüntüleri, Kindle sanal
kitaplık ve e.kitap okuyucu
2008 Dropbox bulut bazlı dosya paylaşımı, Hayat
Ansiklopedisi (Encyclopedia of Life) bütün canlı yaratıkları belgeleme amaçlı ortak ansiklopedi, Spotify
dijital hakları da yöneten müzik yayını
2009 Bing arama motoru, Google Docs web bazlı
kelime işlemci, tablo, sunum, ve veri depolama,
Bitcoin bir dijital para birimi
2010 Instagram fotoğraf paylaşımı ve sosyal ağ,
Pinterest fotoğraf, hobi paylaşım ağı
2011 Google+ sosyal ağ, Snapchat özel fotoğraf
paylaşımı.
SOME POPULAR SERVICES OF THE INTERNET
1990 IMDb Internet movie database
1995 Amazon.com online sales, eBay auction and sales,
Craigslist classified ads
1996 Hotmail free email service
1997 Babel Fish automatic translation
1998 Google search engine, Yahoo! Clubs (now Yahoo
Group), PayPal internet payment system
1999 Napster end-to-end file sharing
2001 BitTorrent end-to-end file sharing, Wikipedia, free
encyclopedia
2003 LinkedIn business network, Myspace social network,
Skype internet telephone, iTunes Store, The Pirate Bay pirate
file network
2004 Facebook social network, Podcast media files, Flickr
image uploading site,
2005 YouTube video sharing site, Google Earth, virtual world
2006 Twitter, network for microblogging
2007 WikiLeaks anonymous news and leaked information,
Google Street View street images, Kindle virtual library and
e-reader.
50 TÜRSAB DERGİ | ARALIK 2014
2008 Dropbox cloud-based file sharing, Encyclopedia of Life,
a public encyclopedia aiming at documenting of all living
creatures, Spotify, the music streaming service providing digital
rights management
2009 Bing search engine, Google Docs web-based word
processor, spreadsheet, presentation and data storing, Bitcoin,
a digital currency
2010 Instagram, online mobile photo-sharing social networking service, Pinterest, photo and hobby sharing social
networking service
2011 Google+ social networking, Snapchat photo messaging
application.
• 2013-2014: New issues, new remedies (the mostly
irrelevant content and ‘big data’ that are uploaded
to the internet, acknowledging internet access as a
basic human right, censorship, prevention of access,
the infringement of the right of privacy, the right
to be forgotten extended to EU citizens by Google,
demands for ‘network neutrality’ against those who
could harm social justice by way of imposing high
fees for wireless internet connection like an expensive cable service, security and monitoring…)
Internet and the issue of security
Internet makes our lives easier, but it makes many
other things more difficult. As the hacking private
photos of some celebrities last month, the greatest
risk lies in the infringement of personal data and
private life. In his piece published on 25 September
2014, Radikal’s technology correspondent Serdar
Kuzuoğlu states that, since the internet was originally designed as a closed circuit system and since it
was not anticipated that it would be used by billions
of people on the globe, people had not paid too much
attention about its security. Kuzuoğlu states that
‘although it was developed against a nuclear apocalypse, the internet was not a platform highlighting its
security.’ Kuzuoğlu argues that the current problems
we live today are caused by this ‘genetic drawback’.
Internet and law
Law as a body of rules giving order to real life can
be applied to issues on the internet, but there is also
some need for further regulations specific to the
internet. This could also be achieved either through
laws or through ‘self-regulation’ on specific issues.
Child pornography is one area where we have the
stringest legal regulations. As far as intellectual
property rights are concerned we still do not have
any solid solutions. The protection of personal
information, freedom of expression and the right
to information are all defined and protected the
lerin özel fotoğraflarının çalınmasında olduğu gibi, en önemli risk alanı,
kişisel verilerin ve özel hayatın gizliliğinin ihlali konusunda. Radikal’in
teknoloji yazarı Serdar Kuzuloğlu 25 Eylül 2014 tarihli yazısında, interneti
tasarlayanların, kapalı devre çalışmak üzere kurulan bu sistemin, gün gelip
milyarlarca kişi tarafından kullanılacağını öngörmedikleri için güvenlik
meselesini de fazla düşünmediklerini söylüyor. Kuzuloğlu, “nükleer kıyamet
tehdidine karşı geliştirilmiş olsa da internet kendi güvenliğini ön plânda
tutarak tasarlanmış bir platform değildi” diyerek, bugün yaşanan sorunların
kökeninde bu “genetik sıkıntı”nın yattığına dikkat çekiyor.
İnternet ve hukuk
Gerçek hayattaki insan ilişkilerini düzenleyen hukuk, internetteki sorunlara
da uygulanabildiği gibi sadece internete has bazı konular için de özel dü-
constitutional law and special laws in the European Union and other democratic countries. The first legal regulation on the internet in Turkey is the ‘’Law
numbered 5651 on the Regulation of Publications on the Internet and Combating
Crimes Committed by Means of Such Publications. The law was put into action in
2007 and numerous limitations in the form of bag bills since then were brought
on to the internet. Dr. Yaman Akdeniz and Dr. Kerem Altıparmak have written an
informative book on the subject: ‘The Internet: It is Dangerous and Forbidden to
Enter: Internet Content Regulation in Turkey and a Critical Evaluation of Censorship’. The book can be downloaded from http://privacy.cyber-rights.org.tr.
zenlemeler gerekiyor. Bunlar kanunlarla veya konuyla ilgili tarafların “kendi
kendini düzenlemesi” biçiminde de olabiliyor. Kanunla düzenlemenin en
yaygın olduğu konu ise çocuk pornografisi.
Fikri mülkiyet hakları konusunda ise hâlâ dişe dokunur hukuki çözümler
yok. Başta AB olmak üzere demokratik ülkelerde kişisel bilgilerin korunması, ifade özgürlüğü, bilgi edinme hakkı gibi konularda anayasa ve özel
kanunlarla düzenleme yapılıyor.
Türkiye’de internet ile ilgili ilk önemli düzenleme 5651 sayılı “İnternet
Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi Ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen
Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun”. 2007’de çıkarılan ve o
tarihten beri torba kanunlarla sık sık yeni kısıtlamalar getirilen bu kanun
hakkında Dr. Yaman Akdeniz ve Dr. Kerem Altıparmak’ın http://privacy.
cyber-rights.org.tr adresinden ücretsiz erişilebilen “İnternet: Girilmesi Tehlikeli ve Yasaktır: Türkiye’de İnternet İçerik Düzenlemesi ve Sansüre İlişkin
Eleştirel Bir Değerlendirme” kitabı önemli bilgiler içeriyor.
TÜRSAB DERGİ | ARALIK 2014 51
ANADOLU LEZZETLERİ
tastes of anatolia
YEME
İ YIL
Ş
BA I
E
KL R
 Shutterstock
YILBAŞI SOFRALARININ YAKIŞIKLI KUŞU HİNDİ
Kabarır, düşünür,
kızdığında kafasının
rengi değişir,
on milyon yıl
öncesinden beri
Kuzey Amerika’da,
beşyüz yıldır
Avrupa’da, ikiyüz
yıldır ülkemizde
yaşıyor…
Aslen Amerikalı olup, Anadolu’ya İstanbul’dan,
saray mutfağından giriş yapan hindi, günümüzde eti sağlığa yararlı bir kümes hayvanı olarak
mutfak kültürümüzde yerini almış bulunuyor.
Hindinin bilimsel kimliği: Hayvanlar aleminin,
Kordalılar şubesindeki Kuşlar sınıfının Tavuksular takımında, Sülüngiller familyasının, Meleagridinae (Hindiler) adlı alt familya.
İngilizler Amerika’dan getirilen hindileri bizim
sanıp “Türk Kuşu” adını vermiş. Çünkü, onlar
Türkiyeli Levantenlerin “Turkey Merchants”
diye bilinen gemileriyle getirilirmiş. Sonra hem
hindiye hem bize Turkey demişler. Türkçesi ise
Anadolu’da eskiden beri bilinen, Hindistan’dan
geldiği sanılıp “Hindi Kuş” denen tavuk türüne
çok benzediği için böyle.
52 TÜRSAB DERGİ | ARALIK 2014
NEW YEAR DISHES
THE HANDSOME BIRD OF
CHRISTMAS DINNERS:
TURKEY
It arches its feathers; it thinks, the colour
of its head changes when it gets furious.
It has been living in North America for
ten million years and in Europe for five
hundred years. It has been in Turkey for
two hundred years…
Originally from America, turkey has entered Anatolia
from Istanbul and the court kitchens. Today, it has a
strong place in our cuisine and culture as a healthy piece
of poultry.
The scientific identity of turkey: The Meleagridinae subfamily of the animal kingdom, in the family of Phasianidae in the taxonomic order or Galliformes. The English
thought the turkeys that were brought from the Americas
were coming from ‘Turkey’ and named them as ‘turkeycock’. Because the Levantines from Turkey brought them
with their ships called “Turkey Merchants”. Later, they
both called the bird and our country as ‘Turkey’. The
Turkish word for turkey, “hindi”, is also a misconception.
It was thought that the bird was coming from India so
from very early times onwards the bird was called after
19. yüzyılda İstanbul mutfağı
İstanbul mutfak kültüründe Anadolu
uygarlıklarının, Osmanlı kozmopolitizminin ve İstanbul’un zengin kültür mirasının
önemi açık. Kristof Kolomb’un Amerika’dan
Avrupa’ya taşıdıkları da zaman içinde
eklendiğinde malzeme de çeşitlenmiş. Özge
Samancı ve Sharon Croxford, “XIX. Yüzyılda
İstanbul Mutfağı”nda konuyu derinlemesine inceleyip, dönemin yemek kitaplarından özgün reçeteler eklemişler. Kitapta
Amerika’dan gelenlerin başında domates
olduğu belirtiliyor. Patates, sakız kabağı,
yeşil fasulye, kırmızı - yeşil biber,
mısır ve hindi onu izlemiş. En
çabuk benimsenip kabul göreni
hindi olmuş, sarayın alım listelerinde hep yer almış. 1882-83’de
Ayşe Fahriye’nin, Fransız yemekleri dahil 802 tarifinden başka
resimli alafranga sofra adabı bilgileri de verdiği “Ev Kadını” kitabına
bakılacak olursa Batı mutfağı da o yıllarda etkili olmaya başlamış.
Pişirme yöntemleri
Samancı ve Croxford, hindi dahil bütün et yemeklerinin 4 temel
teknikle pişirildiğini yazıyor: Kebap, Yahni, Külbastı ve Kızartma.
Kebaplık etler, önce soğan suyu, tuz biber ve bazen tarçınla 2-3
saat terbiye ediliyor. İçi doldurulmuş tavuk, hindi kebapları da
bu kategoride. Külbastı, ızgarada pişen etin daha sonra sahana
alınıp az sıvı içinde pişirilme tekniği. Yahnilerde ise et önce
haşlanıyor sonra terbiye edilip sote ediliyor ve kendi suyunda
kısık ateşte uzun süre pişiriliyor. İstanbul cemaat kültüründen
gelen, zeytinyağı ile pişirilip soğuk yenen pilakiler de yahni
grubuna dahil. Kümes hayvanlarının dolmasını yapmak
da yaygın.
Ayşe Fahriye “Ev Kadını”nda bakın bunun püf
noktasını nasıl anlatmış: “Bunlar dahi kuzu dolması
gibi dolmak ve pişmek lazım gelir ise de iç imal
olunur iken ciğer ve katı ve yüreği kalınca kıyılıp
ilave etmek ve fırına verileceği vakit üzerlerine soğan
suyu ile beraber, iki yumurta sarısı sürmek iktiza
eder.”
“Hindi Kuş”, a type of chicken in Anatolia.
The Cuisine of Istanbul in the 19th Century
The cuisine culture of Istanbul has largely been
influenced by Anatolian civilizations, the cosmopolitan structure of the Ottoman Empire and
the rich cultural heritage of Istanbul. Christopher Colombus has also transferred many things
from America to Europe, and things got diversified
in time. Özge Samancı and Sharon Croxford, in their
research “The Cuisine of Istanbul in the 19th Century”,
have analysed the period in detail and added some
original recipes. The book tells us that it was first
the tomato that was brought from America. It was followed by potato,
vegetable marrow, green beans, red and green pepper, corn and turkey.
Turkey was easily accepted, and it quickly took its part in the palace
kitchens. Referring to the 1882-83 book of Ayşe Farhriye, “Housewife”,
including 802 French dishes and useful information on the European style
of dining, it was during the same years that turkey became popular in
the western cuisine.
Ways of cooking
Samancı and Croxford state that all meat dishes, including turkey are
cooked in four main ways: kebab, stewing, grilling and frying. Meat prepared for a kebab kind of cooking is first marinated in onion water, salt, pepper and sometimes cinnamon for 2 to 3 hours. The stuffed chicken and turkey
kebabs are also in this category. In the grilling technique, the meat cooked on a grill
is then put on a pan and cooked in some water. In stewing, meat is first boiled
and then marinated and sauteed. Later it is cooked in its own juice for some
time. The pilakis (kind of stew with onion oil and vegetables), part of the
social life in Istanbul are also part of stewed meat. Stuffing poultry animals
is also highly popular. This is how Ayşe Fahriye, in her book “Housewife”,
gives us some tricks of the process: “These are like stuffed lamb and cooked
in a similar ay. When preparing the ingredients for stuffing, the liver and the
heart should also be chopped and added and just before placing it in the
oven you should pour over some onion juice and spread two yolks.
YILBAŞI YEMEKLERİ VE HİNDİ
Hindinin hemen her yerde yılbaşı sofrasının ana yemeği haline
gelmiş olmasında biraz da ABD’nin dünyaya yaydığı hindili
filmlerin büyük rolü olduğu söylenebilir. Aslında Kanada ve
ABD’de Noel’den önce kutlanan “Şükran Günü”nün asıl yemeği olmakla birlikte, hindi 20. yy’da Noel ve yılbaşı kutlamalarında
da sahnede. Buna rağmen Avrupa’da farklı uygulamalar da var.
Hatta bir İtalyan adetine göre yılbaşı gecesi en az 7 çeşit deniz
ürünü yenirse o yılın çok bereketli geçeceğine inanılıyor. İlhan
Eksen, “Çok Kültürlü İstanbul Mutfağı”nda, İstanbullu Ermenilerin yılbaşında, dolma, topik, tarama gibi yemeklerin yanında
Anuş Abur (tatlı çorba) denen içine bakliyat konmadan pişen
aşure yediklerinden sözediyor. Rumlar ise kestaneli pilavla doldurulmuş hindinin yanısıra mutlaka “Basiolpide” denen bir pide
yiyorlar. Paskalya çöreği hamuruna benzer biçimde ve yuvarlak
yapılan pidenin içine pişmeden önce çıkana uğur getirmesi için
bir madeni para ya da altın konuyor.
NEW YEAR DISHES AND TURKEY
The American movies in which turkey is consumed have played an important role in turkey’s becoming so popular as a new
year recipe all around the world. Originally the main dish for the Thanksgiving Day before Christmas in Canada and the US,
turkey becomes popular for Christmas and New Year celebrations in the 20th century. However, there are different traditions
in Europe. According to an Italian tradition, it is believed that eating at least seven different sorts of seafood will make the
coming year a fruitful one. İlhan Eksen, in his book “Multi-Cultural Istanbul Cuisine”, talks about foods consumed by the
Armenians like dolma, dolma (stuffed vine leaves), topik (dish made of chickpeas, onion currants, cumin and tahini), tarama
(mashed fish roe with bread crumbs and olive oil) and Anuş Abur (sweet soup) and ashura without beans. The Greeks consumed rice with chestnut as a stuffing for turkey and a special pita called ‘Basiolpita’. The pita resembles the sweet yeast bread
and people used to insert a metal coin or gold for good luck.
TÜRSAB DERGİ | ARALIK 2014 53
HİNDİ DOLMASI
Tarifi Ekrem Muhittin Yeğen’in 1984 basımı “Alaturka Alafranga Yemek Öğretimi Sofra
Düzeni Sofra Görgüsü” kitabından kısaltarak aldık. Tarifteki sadeyağ ve margarinleri de
“yağ”a çevirdik! Adı dolma ama tarifte pilav hindinin içine doldurulmuyor! Dilerseniz 1 kg
kadar kestanenin kabuklarını yarıp, kızgın fırında kabuklarından kurtulmasını sağlayıp, kalırsa
hindi suyunuzda yumuşayana kadar haşlayarak bu tarifi zenginleştirebilirsiniz.
HİNDİ İÇİN MALZEME:
1 hindi, 2 orta baş soğan, yağ, su, tuz, salça.
YAPILIŞI:
• Bir tencereye temizlenmiş hindiyi 8-9 bardak su ve biraz tuz ile koyarak ateşe oturtun, su
ısınınca oluşmaya başlayan köpükleri delikli kepçe ile alıp attıktan sonra tencerenin kapağını
kapatın ve pişene kadar ortadan az ateşte haşlayın. Sonra hindiyi çıkarıp içinde kızaracağı
tepsiye alın.
• Bir kuşaneye üçbuçuk silme çorba kaşığı yağ ile çentilircesine küçük kesilmiş 2 orta baş
soğan koyup altın sarısı bir hal alana kadar kavurun. Sararınca bunlara hemen 2-3 bardak
hindi suyu, bir çeyrek kahve fincanı tuzsuz domates salçası ve tuz ekleyerek hepsini 5 dakika
daha kaynatıp sonra bu suyu tel süzgeçten geçirin.
• Bu salçalı suyu tepside bekleyen hindinin üstüne dökerek tepsiyi fırına sürün, bir tarafı
iyice kızardıktan sonra diğer tarafını çevirin. Tepsideki salçalı sudan üzerine gezdirerek iki
tarafını da iyice kızartın.
• Fırından alın, hindiyi kol, göğüs ve butlar olarak parçalara ayırdıktan sonra soğumak üzere
bir tarafa alın.
• Hindinin içinde piştiği salçalı suya da bir miktar daha hindi suyu katarak 2,5 bardağa
yükseltin, iç pilav için bir tarafa ayırın.
İÇ PİLAV İÇİN MALZEME:
500 gr. pirinç, 750 gr. hindi suyu
(3 bardak), pilav için 160 gr yağ
(8 çorba kaşığı), ciğerler için 2
kaşık yağ, 1 orta boy soğan, 1 orta
boy domates veya yarım fincan
domates salçası, 1 tatlı kaşığı toz
şeker, hindi ciğeri, katısı ve yüreği,
1’er çorba kaşığı çam fıstığı ve kuş
üzümü, 1 demet dereotu, tuz,
karabiber, tarçın ve yenibahar.
YAPILIŞI:
• Bir tavada yağı ısıtıp (Ayşe Fahriye’ye göre “kalınca”!) doğranmış sakatatı koyup
sote edin, kenara ayırın.
• Tencereye 8 kaşık yağ, fıstıklar ve küçük doğranmış soğanı koyup, soğanlar pembeleşene kadar kavurun.
• Sonra bunlara yıkanmış, nişastasından arınmış pirinci ekleyip 10 dakika
kuvvetlice ateşte kavurun. Hindi suyunu, soyulup doğranmış domates ya da
salçayı, şeker ve diğer baharatı ekleyip, önce kuvvetli sonra orta kuvvetteki ateşte
pilav suyunu çekene kadar pişirin.
• Son olarak kıyılmış dereotu ve ciğerleri ekleyip yarım saat demlendirin. Demlenmiş pilavı
iyice karıştırdıktan sonra tabağa alın, üzerine hindi parçaları yerleştirip servis edin.
TURKEY STUFFING
The recipe is from Ekrem Muhittin Yeğen’s 1984 book “Turkish and European Style
Cooking and Table Manners”. The pure oils and margarines are shortened as ‘oil’. The
recipe’s name is stuffing, but rice is not stuffed in turkey! If you like, you can enrich the
recipe by adding 1 kg of chestnuts. You can peel off the chestnuts and dry the crusts in
a heated oven and marinate it in the remaining juice of your turkey.
INGREDIENTS FOR TUKEY:
1 turkey, 2 middle sized onions, oil, water, salt, tomato paste.
RECIPE:
• Add 8 to 9 glasses of water into a pot. Add some salt. Place the pot on fire and heat
the water. Cook the turkey in boiling water. Then take
the turkey out and place it on a pan to be fried.
• Add 3,5 spoons of oil and 2 medium sized chopped
onions on to a saucepan and fry them till they become golden. Once they are golden, add 2 to 3 glasses of
turkey juice, a quarter cup of tomato paste without
salt and boil them all for another 5 minutes and
sieve the water.
• Pour the juice you prepared on the turkey
waiting on the saucepan and place it in
the oven. Turn it over once one side of it is
golden brown. Pour some more of the juice in
a saucepan over the turkey and fry it.
• Take the saucepan out of the oven and separate the
limbs and leave it for cooling.
• Add some more turkey juice into the tomato sauce and increase it to 2,5 glasses.
Leave it aside for the rice stuffing.
INGREDIENTS FOR RICE STUFFING:
500 gr rice, 750 gr turkey juice (3 glasses), 160 gr oil for rice (8 table spoons), 2 spoons
of oil for the liver, a medium-sized onion, a medium sized tomato or half a cup tomato
sauce, a coffee spoon of powder sugar, turkey liver and heart, pine nuts and currants, a
bundle of dills, salt, pepper, cinnamon and pimento.
RECIPE:
• Heat the oil on a pan (‘thickly’, according to Ayşe Fahriye!), add the chopped liver and
heart for saute.
• Add 8 spoons of oil, nuts and chopped onion in the pan. Fry them till golden brown.
• Then add the washed and unstarched rice into the mixture and cook it for 10 minutes. Add the turkey juice, chopped tomato or tomato paste, sugar and other spices and
cook them till the rice is drained.
• Lastly, add the chopped dills and liver and wait for half an hour. After mixing the rice,
put it on a plate and place the chopped turkey on top and serve.
54 TÜRSAB DERGİ | ARALIK 2014
ADVERTORIAL
TÜRSAB DERGİ | ARALIK 2014 55
TÜRSAB
SAĞLIK TURİZMİNDE ÖNCÜ:
RENMED Diyaliz Merkezi
h a b e r le r...
Böbrek hastalarının kaliteli ve uzun bir yaşam sürmesini ilke edinmiş, 1983 yılında, poliklinik ruhsatı ile kurulan ve Türkiye’nin ilk Özel Diyaliz Merkezi Renmed
Sağlık Hizmetleri 2 numaralı ruhsatını aldı. İsmini Renal Medicine (böbreğin tıbbı)
teriminden alan Renmed Diyaliz Merkezi, otuz senelik geçmişinde ülkeye sürekli
ilkleri getirdi. Hasta odaklı yaklaşımı, seçkin sağlık personeli, tıbbi alt yapısı ve
teknolojisi ile adından söz ettiren merkez, 30 HD Makine kapasiteli diyaliz bölümleri ve sosyal alanlardan oluşan 850 m2 kapalı alanda hizmet veriyor ve gerek
mimarisi, gerekse bulunduğu bölge açısından da dikkat çekiyor.
1983 yılından beri diyaliz hizmeti veren merkezde, mevcut hasta sayısının %50’ye
yakını 15 yılı aşkın bir süredir “konuk” olarak ağırlanıyor. Aynı prensiple yurtdışı
tatil hastalarına da hizmet vermekte olan merkez, sağlık turizminde de ‘’her gün
daha ileriye‘’ sloganı ile yerini koruyor.
Merkezin anlaşmalı olduğu kurumlar listesi ise şöyle: SGK, TBMM, MSB, Odalar ve Borsalar Birliği, İstanbul Emniyet Müdürlüğü, Başbakanlık, Sanayi Odası,
Milli Reasurans, Akbank, Vakıfbank, Halkbank, Yapı Kredi, Liv Hospital, Boğaziçi
Üniversitesi, Marmara Üniversitesi, Cengizhan Lisesi, Zübeyde Hanım Kız Meslek
Lisesi, Medcare Florance Nightingale, AOK, BKK, Barmergek, Eurocross Assistance,
AGA İnternetional, Caprice Gold, İKK Classic, Magister Turizm, Bon Trip.
PERA PALACE
HOTEL JUMEIRAH’dan
YEREL SOKAK
LEZZETLERİ
Pera Palace Hotel Jumeirah, Pera bölgesinin yerel sokak lezzetlerini ana menüye
olduğu kadar oda servisi menüsüne de
taşıdı. Karaköy’ün balık-ekmek ikilisi,
İstiklal Caddesi’nin dürümü, şam tatlısı ve
daha pek çok lezzeti, otelde konaklayan
misafirler odalarına sipariş edebiliyorlar.
Pera Palace’ın Yiyecek İçecek Direktörü
İlke Alpaslan; “Sokak lezzetleri menümüzü, otelimize turistik amaçla gelen
misafirlerimizin yerel kültürümüze ve Pera
bölgesine ait tatları, odalarının konforunda, otelden çıkmadan da tadabilmelerini
sağlamak için hazırladık. Bu menümüzde
‘Balık-Ekmek’, ‘Adana Dürüm’, ‘Tavuk
Dürüm’, ‘Mantı’, ‘Kıymalı Pide’, ‘Şam Tatlısı’ gibi Beyoğlu ve Karaköy’de otelimize
yakın noktalarda sunulan yiyecekler var ve
çok da büyük ilgi görüyor” dedi.
LEADER IN HEALTH TOURISM:
RENMED Dialysis Center
Turkey’s first private dialysis center Renmed Health Services, opened in 1983 to offer
kidney patients a higher quality and longer life, has received its second license. Renmed
Dialysis Center, whose name is coming from ‘Renal Medicine’, has always been a pioneer in its 30-year past. The center is famous for its patient-centered approach, its select
healthcare personnel, medical infrastructure and technology. It has dialysis units with 30
HD Machine capacity and social facilities covering an area of 850 m2. Both its architectural characteristics and its location are highly attractive. The center has been serving
since 1983, and almost 50 per cent of the patients have been hosted as ‘guests’ for more
than 15 years.
Similarly, international holiday patients are also served at the center. The center’s slogan
for health tourism is ‘Forward Every Day’. Here is a list of organizations and institutions
the center is affiliated with: SSI, The Grand National Assembly of Turkey, MSB, Turkish Union of Chambers and Exchange Commodities, National Reinsurance, Akbank,
Vakıfbank, Halkbank, Yapı Kredi, Liv Hospital, Boğaziçi University, Marmara University, Cengizhan High School, Zübeyde Hanım Girls Vocational High School, Medcare
Florence Nightingale, AOK, BKK, Barmergerk, Eurocross Assistance, Aga International,
Caprice Gold, IKK Classic, Magister Tourism, Bon Trip.
STREET DISHES FROM PERA
PALACE HOTEL JUMEIRAH
Pera Palace Jumeirah has made the local
street dishes part of the room service as
well. Karaköy’s bread and fish, İstiklal’s
dürüm (wrap), the Damascus Dessert and
many other flavours can now be ordered
from the hotel visitors’ rooms.
Pera Palace’s Director for Food and Beverages İlke Alpaslan said: “We prepared
our street dishes menu for our visitors so
that they would be able to taste the Pera
flavours and dishes of our local culture
without going out of the comfort of their
rooms. Our menu includes Bread and
Fish, Chicken Wrap, Mantı, Pitta with minced meat and Damascus Dessert which
are all specialties offered in Beyoğlu and
Karaköy. Our visitors show great interest
in our new menu.”
THY ZİYARETİ
TÜRSAB Yönetim Kurulu Başkanı Başaran Ulusoy,
Türk Hava Yolları Yönetim Kurulu Başkanı Hamdi
Topçu’yu ziyaret etti. Havacılık ve turizm konusunda
çeşitli başlıkların görüşüldüğü ziyarette Türk Hava
Yolları Genel Müdürü Doç. Dr. Temel Kotil de yer
aldı. 3 Kasım 2014 Pazartesi günü gerçekleşen ziyaretten sonra Hamdi Topçu, Temel Kotil ve Başaran
Ulusoy “Türk Hava Yolları Personel Ödül Töreni”ne
katıldılar ve personele ödüllerini verdiler.
VISIT TO TURKISH AIRLINES
TÜRSAB President Başaran Ulusoy visited the Turkish
Airlines Chairman of the Board Hamdi Topçu. Turkish
Airlines General Manager Assoc. Prof. Temel Kotil
was also present at the at the meeting, during which
they talked about aviation and tourism. After the visit
on 3 November 2014, Hamdi Topçu, Temel Kotil and
Başaran Ulusoy participated in the “Turkish Airlines
Staff Award Ceremony” and delivered the presents to
the staff.
İSTANBUL’UN
İLK RESMİ
TANITIM
SİTESİ
Dünyanın En Büyük Müzesi: Türkiye
Kültür ve Turizm Bakanı Sayın Ömer Çelik’in himayesinde, Kültür Bakanlığı
Döner Sermaye İşletmesi Merkez Müdürlüğü (DÖSİMM), TÜRSAB-MÜZE Girişimleri, BKG ve Anadolu Efes tarafından hazırlanan “Dünyanın En Büyük Müzesi:
Türkiye” projesi tarihseverlerle buluşmaya hazır. Projenin kitabı Bakanlığa bağlı
müzelerdeki müze mağazalarında meraklılarıyla, fotoğraf sergisi 31 Aralık 2014
tarihine kadar Darphane-i Amire’de ziyaretçilerle buluşacak. 13 bölümden oluşan
belgesel ise 16 Kasım 2014 tarihinden itibaren her Pazar NTV’de yayınlanmaya
başlanacak. Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı Türkiye genelindeki müze ve
ören yerlerinden seçilen yüzlerce eserin fotoğrafları ve etkileyici hikâyelerinin yer
aldığı kitap, yurtiçi ve yurtdışında gerçekleştirilecek fotoğraf sergisi ve 13 bölümlük aktüel belgesel ülkemiz topraklarının insanlık tarihindeki önemini gözler önüne seriyor.
İngilizce ve Türkçe dillerinde yayın yapan howtoistanbul.com “İstanbul Rehberi, Şehir Ajandası,
Faydalı Bilgiler, Rezervasyon, Rengarenk İstanbul
ve İstanbul Lezzetleri” başlıkları ile açılıyor. Alt
başlıklarda ise İstanbul’a dair güncel ve tarihi
bilgiye ulaşılıyor. Site üzerinden canlı, güncel kent
etkinliklerine ulaşılıyor. Uçuş bilgilerinin yer aldığı
bu siteden uçak biletleri de alınabiliyor. Müzekart
ve İstanbulkart gibi kentte hayatı kolaylaştıran
araçlar ile ilgili detaylara erişilebiliyor. Daha fazla
bilgi için: www.howtoistanbul.com
World’s Largest Museum: Turkey
ISTANBUL’S FIRST FORMAL PROMOTION
WEBSITE
The website hostoistanbul.com, published both
in English and Turkish, opens with headings
“Istanbul Guide, City Agenda, Useful Information,
Reservation, Colourful Istanbul and Istanbul Dishes”. You can reach contemporary and historical
information about Istanbul in the subheadings.
The website also forwards its visitors to contemporary events taking place in the city. Visitors can
also reserve flights on the website. You can also
access some useful information on Müzekart and
Istanbulkart, which will make your life in the city
easy. For more information please visit: www.
howtoistanbul.com
The project “World’s Largest Museum: Turkey”, prepared under the auspices of the Minister of Culture and
Tourism Ömer Çelik and with the support of the Revolving Fund Management of the Ministry of Culture (DÖSİMM), TÜRSAB-MUSEUM Initiatives, BKG and Anadolu
Efes, is ready to meet history-lovers. The project book can
be obtained from the museum shops at museums affiliated
with the ministry, and the photography exhibition can be
seen at Darphane-i Amire (the Mint Administration) until
31 December 2014. The documentary with 13 episodes
will be broadcast on NTV after 16 November 2014 every
Sunday. The project book containing hundreds of photographs of museums and ancient cities affiliated with the
Ministry of Culture and Tourism in Turkey and their interesting stories, the photography exhibition which will be
opened in Turkey and abroad and the documentary with
13 episodes are all presenting the historical importance of
our land in the history of the mankind.
TÜRSAB DERGİ | ARALIK 2014 57
TÜRSAB
h a b e r le r...
Başkan Ulusoy, gişe
işletmeciliğini yaptıkları
Mevlana Türbesi’nin ücretsiz
hale getirilecek olmasından
duyduğu memnuniyeti dile
getirdi.
President Ulusoy expresses
his satisfaction at the Tomb
of Mevlana’s being free as
part of their operation.
Soldan sağa sırayla; Konya Büyükşehir
Belediye Başkanı Tahir Akyürek, Konya
Valisi Muammer Erol, TÜRSAB Başkanı
Başaran Ulusoy.
From left to right; Konya Mayor of
Metropolitan Municipality Tahir Akyürek,
Governor of Konya Muammer Erol, TÜRSAB
President Başaran Ulusoy.
TÜRSAB II. Genişletilmiş
Bölgesel Yürütme Kurulları
Toplantısı Konya’da yapıldı
TÜRSAB’ın Türkiye genelinde faaliyet göstermekte olan 36 adet
Bölgesel Yürütme Kurulu üyeleri, 14-16 Kasım 2014 tarihleri
arasında Konya Rixos Otel’de düzenlenen “II. Genişletilmiş BYK
Toplantısı”nda bir araya geldi.
Rixos Otel’de gerçekleşen toplantının açılışına, Konya Valisi Muammer Erol, Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Akyürek,
İl Kültür ve Turizm Müdürü Mustafa Çıpan, Akşehir Belediye
Başkanı Salih Akkaya, TÜRSAB Başkanı Başaran Ulusoy, TÜRSAB
Yönetim Kurulu Genel Sekreteri Çetin Gürcün, Sayman Üye
Muammer Güner, Üye Nebil Çelebi, Davut Günaydın ve Hande
Arslanalp ile Denetim ve Disiplin Kurulu üyeleri, tüm BYK başkan
ve üyelerinin iştiraklerinin yanı sıra gerek Genel Merkez gerekse
Yürütme Kurulu profesyonel kadroları da dâhil 350 kişi katıldı.
“II. Genişletilmiş BYK Toplantısı”nda Birlik Yönetim Kurulunun
sürdürmekte olduğu çalışmalar ve girişimler yürütme kurullarına
aktarılmakla beraber üyelerin görüş ve önerileri de değerlendirildi.
Söz konusu bilgilendirmelerin yanı sıra bölgelerin proje ve sorunları hakkında da fikir alışverişinde bulunuldu.
Ana toplantının yanı sıra ayrı bir toplantı salonunda Genel Merkez
birimlerinin yöneticileri tarafından Yürütme Kurulu profesyonel
kadrosuna eğitim vermek amacıyla BYK’ların iş ve işleyişlerini
anlatan sunumlar gerçekleştirildi. Toplantı sonunda Mevlana
Kültür Merkezi’nde sema gösterisi izlendi, ardından Rixos Otel’de
düzenlenen gala yemeğine katılındı.
TÜRSAB DERGİ | ARALIK 2014
TÜRSAB’s Second Expanded REC
Meeting Held in Konya
The 36 Regional Executive Committee members of TÜRSAB active
in Turkey came together during the ‘Second Expanded REC (Regional Executive Committee) Meeting’ held in Konya Rixos Hotel between November 14 and 16 2014. There were 350 people at the
opening in Rixos Hotel and the participants included the Governor
of Konya Muammer Erol, Konya Mayor of Metropolitan Municipality Tahir Akyürek, Provincial Culture and Tourism Director Mustafa Çıpan, Akşehir Mayor of Municipality Salih Akkaya, TÜRSAB
President Başaran Ulusoy, TÜRSAB General Secretary of the Board
Çetin Gürcün, Treasurer Muammer Güner, Member Nebil Çelebi,
Davut Günaydın and Hande Arslanap and members of the Audit
and Discipline Committee, all REC chairmen and member affiliates
and the professional teams from the Head Office and Executive
Board. During the “Second Expanded REC Meeting”, the Board’s
ongoing works and initiatives were presented to the executive
boards, and the opinions and suggestions of the members were
received. In line with these informative meetings, opinions and
suggestions on the projects and challenges of the regions were also
shared. In conjunction with the meeting in the main hall, there
were a series presentations for the Executive Board’s professional
staff in another meeting hall. The presentations focused on the
functions and workings of the Regional Executive Committees.
At the end of the meeting participants watched a sama session at
Mevlana Cultural Center and then they had their gala dinner at
Rixos Hotel. President Ulusoy talked about the steps taken about
the box office management and he also shared his contentment for
Mevlana’s Tomb being free for visitors.
Dünya turizmini İzmir’de keşfedin!
Explore the world’s tourism in İzmir!
04-07 Aralık / December 2014
Turizm Fuar ve Konferansı
Tourism Fair & Conference
İzmir Uluslararası Fuar Alanı, Kültürpark
İzmir International Fair Center, Kültürpark
www.travelturkey-expo.com
T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı himayesinde
Under the patronage of Ministry of Culture & Tourism
Organizatörler
Organizers
Tel / Phone: +90 212 259 84 04
Destekleyenler
Supporters
Havayolu Sponsoru
Airline Sponsor
Hannover Fairs Turkey Fuarcılık A.Ş.
Tel / Phone: +90 212 334 69 00
Medya Sponsoru
Media Sponsor
Partner Ülke
Partner Country
Partner İl
Partner City
İtalya Italy
Adıyaman
Açılış Töreni Sponsoru
Opening Ceremony Sponsor
Üyesi
Member
Tel / Phone: +90 232 497 10 00
TV Sponsorları
TV Sponsors
Otel Sponsoru
Hotel Sponsor
BU FUAR 5174 SAYILI KANUN GEREĞİNCE TOBB (TÜRKİYE ODALAR VE BORSALAR BİRLİĞİ) İZNİ İLE DÜZENLENMEKTEDİR.
THIS FAIR IS ORGANIZED WITH THE PERMISSION OF THE UNION OF CHAMBERS AND COMMODITY EXCHANGES
OF TURKEY IN ACCORDANCE WITH THE LAW NUMBER 5174.
EXPO
Zeytin de
EXPO 2016
Antalya’nın
simgesi oldu
h a b e r le r...
Olive has also become
the symbol of EXPO
2016 Antalya
Zeytine dair...
Dünyada zeytin üretiminin yüzde
97’sini Akdeniz ülkeleri karşılıyor.
Zeytinin ortalama ömrü 300-400 yıl
ancak, 3 bin yaşında zeytin ağaçlarına da rastlanıyor. Dünyada zeytin
ve zeytinyağı üretiminde İspanya ilk
sırada, Türkiye ise dördüncü sırada.
About olive...
97 per cent of olive production in the world
takes place in the Mediterranean countries.
The average life span of an olive tree is 300
to 400 years, but there are olive trees that
are 3 thousand years old. Spain comes first
among the olive and olive oil production in the
world, whereas Turkey ranks number four in
the world.
Akdeniz Bölgesi’nin simge ağaçlarından
birisi olan zeytin, EXPO 2016 Antalya
alanında 600 adetle en fazla dikilen ağaçlardan birisi olacak. 23 Nisan 2016 günü
açılacak ve 6 ay açık kalacak EXPO 2016
Antalya alanına 172 türden 20 binin üzerinde ağaç dikilecek. Bu ağaçlar içerisinde
en önemli yeri zeytin ağaçları oluşturacak.
Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı ve
EXPO 2016 Antalya Ajansı Yönetim
Kurulu Başkanı Mehdi Eker’in katılımıyla
bu yılbaşında alana dikilen ilk ağaç yine
zeytin oldu. Alanda çeşitli yaşlarda toplam
600 adet zeytin ağacı bulunacak. Şu ana
kadar alana 241 adet zeytin ağacı dikildi.
Bakan Mehdi Eker’in diktiği ve 350
yaşında olduğu tahmin edilen zeytinler,
görsel olarak da alana renk katacak.
Bursa’nın Orhangazi İlçesi’nde yol yapım
çalışmaları sırasında sökülen yaşları 300350 arasında değişen 20 zeytin ağacı,
Antalya’ya getirilerek, EXPO 2016 Antalya
alanına dikildi.
Çiçek ve Çocuk temasıyla düzenlenecek
EXPO 2016 Antalya, yeşil bir dünya ve
barış mesajları verecek. Barışı simgelediğine inanılan zeytin de bu açıdan EXPO’ya
ayrı bir anlam katacak.
 Expo Arşivi
EXPO 2016
Antalya’nın elektrik
hattı döşeniyor
EXPO 2016 Antalya alanının elektrik
ihtiyacını karşılayacak hattın döşenmesine
başlandı. EXPO 2016 Antalya alanının
ihtiyacı olan elektrik Kundu’da bulunan TEİAŞ’a ait trafo merkezinden karşılanacak. Alan içi ile birlikte toplam 12 bin 340 metre
uzunluğundaki elektrik hattının döşenmesine başlandı. Aksu kent
merkezine kadar gelen çalışmalarda yaklaşık 5 bin metrelik bölüm
tamamlandı ve EXPO 2016 Antalya alanına kadar olan bölümünün bu ay sonuna kadar tamamlanması planlanıyor.
Alanda kullanılacak elektriğin tamamını karşılayacak kapasitede
olacak hat 10 MVA kapasitede. Hattın döşenmesi vatandaşların
yaşamını aksatmayacak şekilde planlandı. Sloganı “Gelecek Nesiller İçin Yeşil Bir Dünya” olan EXPO 2016 Antalya’da, sembolik
olarak yenilenebilir enerji de üretilecek. Yenilenebilir enerjiye örnek olacak ve alana renk katacak iki adet değirmenden üretilecek
hidro elektrik de alandaki ihtiyacın bir bölümünü karşılayacak.
The olive tree is one of the symbols of the
Mediterranean region, and 600 hundred
olive trees will be planted in the EXPO
2016 Antalya site. More than 20 thousand
trees of 172 species will be planted in
EXPO 2016 Antalya, which will be opened on 23 April 2016 and which will stay
open for six months. The olive trees will
be the highest in number. The Minister
of Food, Agriculture and Animal Husbandry and EXPO 2016 Antalya Agency
Chairman of the Board Mehdi Eker has
participated in a tree-planting ceremony.
This year again olive trees were planted
in the EXPO 2016 Antalya site. There will
be 600 olive trees of different ages. 241 of
the olive trees have already been planted
at the expo site. The olive trees, presumed
to be 350 years old, will adorn the site.
The 20 olive trees, whose ages range between 300 to 350 years, rooted out during
the road construction in the Orhangazi
district in Bursa were brought to Antalya
and planted in the EXPO 2016 Antalya
site. The themes of EXPO 2016 Antalya
will be Flower and Child, and these will
propagate messages of a green world and
peace. As the olive tree is a symbol of
peace, it will add a deeper meaning to the
EXPO.
The power line of EXPO 2016 Antalya
is installed
The installation of the power line for the
EXPO 2016 Antalya site has started. The
electricity that will be needed for the EXPO
2016 Antalya will be obtained from the
TEİAŞ substation in Kundu. The power line,
with a length of 12 thousand 340 meters, both in and out of the
expo site, is currently being installed. 5 thousand meters of the
line up to the Aksu city center has already been completed. It is
estimated that the remaining part of the line until the EXPO 2016
Antalya site will be completed until the end of this month. The power line which will be supplying all the electricity for the site will
have a capacity of 10 MVA. The installation of the power line has
been planned with minimum disturbance to citizens. Renewable
energy will be produced in symbolic amounts in the site of EXPO
2016 Antalya in line with its slogan “A Green World for Future
Generations.” The hydroelectricity that will be produced by two
mills in the site will be exemplary in renewable energy, and it will
partially cover the expo site’s need for electricity.
Perge kenti
aydınlatılacak
Antalya Müze Müdürü Mustafa Demirel, Perge Antik
Kenti’nin EXPO 2016 Antalya ile entegrasyonu konusunda EXPO 2016 Antalya Ajansı Genel Sekreteri
Selami Gülay’ı ziyaret etti.
Antalya Müze Müdürü Mustafa Demirel, Perge
Antik Kenti’nde yapılan çalışmalarla ilgili bilgi
The Perga Ancient City will be illuminated
verdi ve özellikle Perge’nin gece aydınlatılmasının
önemine değinerek, yapılan çalışmaları EXPO 2016
Antalya’nın açılacağı 23 Nisan 2016 tarihine kadar
bitirmek istediklerini belirtti.
EXPO 2016 Antalya Ajansı Genel Sekreteri Selami
Gülay ise ziyaret ile ilgili olarak şunları söyledi:
“Perge, Antalya’nın en önemli tarihi mekanlarından
birisi ve bizim alanımıza da çok yakın. Turizmciler,
yaptığımız toplantılarda, şehrimizi ziyarete gelen
turistlerin gezi programına EXPO 2016 Antalya ile
birlikte Perge’nin de alınmasının kendileri için çok
uygun olacağını belirttiler. EXPO 2016 Antalya gece
02.00’ye kadar açık kalacağı için Perge’nin aydınlatılması gerekir. Bununla ilgili yapılacak çalışmalara
elimizden gelen her türlü desteği vermeye hazırız.”
Bursa ve İstanbul’da
bilim merkezi incelemesi
The Antalya Museum Director Mustafa Demirel has paid a visit to the EXPO 2016 Antalya Agency General
Secretary Selami Gülay about the integration of the Perga Ancient City to EXPO 2016 Antalya.
The Antalya Museum Director Mustafa Demirel has given information on the ongoing work done in the Perga
Ancient City. He has especially mentioned the night lighting system and said that they intended to complete
the work until 23 April 2016.
The EXPO 2016 Antalya Agency General Secretary Selami Gülay commented on the visit:
“Perga is one of Antalya’s most important historical places and it is very close to our site. People from the
tourism industry stated that the visit programs for tourists coming to our city should include Perga along with
EXPO 2016 Antalya. Since EXPO 2016 will be open till 2:00 a.m., Perga should be illuminated. We are ready
to support whatever needed to be done for this.”
Çocuklar İçin Teknoloji Alanı
EXPO 2016 Antalya Alanı’nda oluşturulacak Çocuk Bilim ve Teknoloji Alanı ile ilgili toplantı düzenlendi. EXPO 2016 Antalya alanında çocuklar için oluşturulacak Bilim ve Teknoloji Alanı ile ilgili geniş
katılımlı bir toplantı düzenlendi. Büyükşehir Belediyesi, EXPO 2016 Antalya Ajansı, Kent Konseyi, Bilim,
Sanayi ve Teknoloji İl Müdürlüğü, BAKA, Makine, Elektrik, Ziraat, Orman, Gıda ve Endüstri Mühendisleri Odası’ndan temsilcilerin katıldığı toplantıda, Çocuk Bilim ve Teknoloji Alanı’nda neler bulunması
gerektiği konusunda fikir alış verişinde bulunuldu.
EXPO 2016 Antalya alanında kurulması planlanan Bilim Merkezi ve Plenetaryum için İstanbul ve
Bursa’ya inceleme gezisi düzenlendi. Geziye, Türkiye
Mühendis ve Mimarlar Odaları Birliği (TMMOB) Kadın Çalışma Grubu’ndan bazı üyeler ile EXPO 2016
Antalya Ajansı yetkilileri katıldı. Ekip, Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından yaptırılan Bilim ve Teknoloji
Merkezi ve Şişli Bilim Merkezi’ni ziyaret etti.
Observation on science center in
Bursa and Istanbul
Two study trips to
Istanbul and Bursa
were made for the
Science Center and
the Planetarium
planned to be built in
EXPO 2016 Antalya.
Union of Chambers of
Turkish Engineers and Architects, some members of
the Women’s Study Group and EXPO 2016 Antalya
Agency authorities participated in the study trips. The
team has visited the Science and Technology Center
built by the Bursa Metropolitan Municipality and the
Şişli Science Center.
Technology Field for Children
A large meeting was organized to discuss the Science and Technology Field for Children at the EXPO 2016 Antalya. Representatives of the Metropolitan Municipality, EXPO 2016 Antalya Agency, the City Council, the Provincial Directorate for Science,
Industry and Technology, BAKA, the Chamber of Mechanical, Electricity, Agriculture, Forestry and Industry participated in
discussions as to what should the Science and Technology Field for Children include.
TÜRSAB DERGİ | ARALIK 2014 61
THY
Üç yeni
destinasyon
Three new destinations
Turkish Airlines inaugurated direct flights
between Istanbul and two important destinations in the Baltic countries, Tallinn
(Estonia) and Vilnius (Lithuania) on October 26. Both connections will be in two
directions with quick turnaround time.
The airline has also introduced flights to
the city of Kherson in Ukraine.
h a b e r le r...
Türk Hava Yolları 26 Ekim’de Baltık ülkelerindeki iki önemli destinasyonu Tallinn
(Estonya) ve Vilnius (Litvanya)’a direkt
seferler düzenlemeye başladı. Seferler
İstanbul’dan karşılıklı olarak icra edilecek.
Ayrıca Ukrayna’nın Kherson şehrine de
uçuşlar başladı.
İLK YARDIM EĞİTİMİ
Japon basketbolunun yeni ismi
Avrupa kalp durması haftasına yönelik
Avrupa Resusitasyon Konseyi onaylı
Türk Hava Yolları eğitmenleri tarafından kabinde yapılan kalp krizine
yönelik ilk yardım ve elektroşok
müdahalesi, uygulamalı olarak Atatürk
Havalimanı'nda sergilendi. Uçuş Eğitim Başkanlığı önderliğinde gerçekleştirilen bu etkinliğe, Resusitasyon Derneği Başkanları ve doktorlar da katkı
sağladı. Etkinlikte ilk müdahalenin ve
erken müdahalenin önemi konusunda
farkındalık yaratılması hedeflendi.
 THY Arşivi ve Shutterstock
Japanese basketball’s new title
Türk Hava Yolları, Japonya'daki iki önemli futbol takımı; Omiya Ardija ve Cerezo
Osaka'ya sağladığı desteğin ardından
sponsorluk ağına ülkedeki farklı bir spor
dalını da dâhil ederek Japon Profesyonel
Basketbol Ligi'nin (BJ-League) isim sponsoru oldu. Ligin 10. ve
11. sezonu olan 2014-2016 sezonu
boyunca iki yıl süre ile gerçekleştirilecek
işbirliği kapsamında Japon Basketbol
Federasyonu’nun düzenlediği diğer liglerin de (All-Star Game, Playoffs ve Finals)
isim sponsoru Türk Hava Yolları oldu.
FIRST AID TRAINING
Following its sponsorship of two major
football teams in Japan, Omiya Ardija
and Cerezo Osaka, Turkish Airlines has
now added another branch of sport to
its sponsorship network by becoming
title sponsor of the Japanese Professional
Basketball League (BJ-League). Under the
agreement, which will run for two years,
the airline will be the title sponsor of all
the games (All-Star Game, Playoffs and
Finals) played in the Japanese Basketball
Federation from 2014 to 2016 during the
league's 10th and 11th seasons.
As part of European Cardiac Arrest
Week, a practical demonstration was
staged recently at Ataturk Airport by
European Resuscitation-certified Turkish Airlines instructors showing the
first aid and electroshock intervention
administered in case of in-cabin heart
attack. Physicians and Resuscitation
Council Chairmen also contributed to
the event, which was spearheaded by
the Cabin Training Department. The
event was aimed at raising awareness
on the important issue of warning
signs and early intervention.
Lounge İstanbul
Sabiha Gökçen
açıldı
Türk Hava Yolları’nın,
Sabiha Gökçen
Havalimanı’ndaki dış
hatlar bölümünde özel
yolcu salonu Lounge
İstanbul Sabiha Gökçen
hizmete girdi. Türk Hava
Yolları’nın iştiraklerinden
Turkish DO&CO’nun
işletmesini üstlendiği
Lounge İstanbul Sabiha Gökçen özel yolcu salonu,
geleneksel tasarımıyla dikkat çekiyor. Yaklaşık 800
metrekarelik alanda inşa edilen mekânda geleneksel
Türk mimarisinin vazgeçilmez unsuru revaklardan ilham alındı. Türk Hava Yolları’nın ikram konusundaki
ortağı Turkish DO&CO tarafından yolcuların beğenisine sunulan Lounge İstanbul Sabiha Gökçen'de
yolcular, dünya mutfağından çeşitli lezzetlerin yanı
sıra Türkiye’ye özgü tat ve lezzetlerle de buluşacak.
Ayrıca kütüphane, medya ekranı, telekonferans
salonu, bilgisayarlı çalışma alanı, şarj üniteleri, valiz
bankoları ve ibadet odalarından oluşan mekânda
misafirlere kablosuz internet hizmeti verilecek. Lounge İstanbul Sabiha Gökçen’den; bussiness sınıfında
seyahat eden yolcular ile elit plus ve elit kart sahibi
yolcular yararlanacak.
Lounge Istanbul
Sabiha Gökçen opens
Turkish Airlines’ new premier passenger lounge,
Lounge Istanbul Sabiha Gökçen, has opened for
service in the international terminal at the airport of
the same name on the city’s Asian side. Operated by
the airline’s subsidiary and catering partner, Turkish
DO&CO, the approximately 800 square meter
Lounge Istanbul Sabiha Gökçen stands out for its
traditional design, inspired by the arches that are an
inseparable part of classical Turkish architecture. In
addition to an array of world cuisine, lounge visitors
are also offered tastes and flavors unique to Turkish
cuisine at Lounge Istanbul Sabiha Gökçen, which boasts a library, a media screen, a teleconference room,
a computer workspace, charging stations, luggage
counters and prayer rooms as well as free wireless
internet service. The lounge is open to Business Class
passengers as well as holders of the airline’s Elite and
Elite Plus frequent flyer cards.
Yeni mezun
pilotlar
Türk Hava Yolları’nın pilot ihtiyacını kendi kaynaklarından karşılamak üzere 2005 yılında kurulan ve
o günden beri 183 pilot adayı yetiştirip Türk Hava
Yolları uçuş filosuna II. Pilot olarak katan Türk Hava
Yolları A.O. Uçuş Eğitim Akademisi, 58 mezun
daha verdi. Mezun olup bröve almaya hak kazanan
pilotlar, görev alacakları uçaklarla ilgili gerekli tip
eğitimlerini tamamlamadıktan sonra Türk Hava
Yolları’nda işbaşı yapacaklar. Uçuş Eğitim Akademisi temel pilot eğitiminin yanı sıra uçuş öğretmen,
çok motor intibak ve lisans dönüşüm eğitimleri gibi
birçok kursları da vermeye devam ediyor.
New pilot graduates
Since it was founded in 2005 to enable the airline
to train its own pilots, the Turkish Airlines Aviation
Academy has trained 183 pilot candidates who have
joined the airline’s fleet as second-in-command
pilots. Now the academy has produced 58 new graduates. After completing the requisite training for the
planes they will fly, the new pilots will be employed
by Turkish Airlines. The Flight Training Academy
continues to offer a number of courses in basic pilot
training, as well as flight instruction, multi-engine
maintenance, and license renewal.
TÜRSAB DERGİ | ARALIK 2014 63
Download

DERGİ - tursab.org.tr