TÜRSAB
DERGİ
Türkiye Seyahat Acentaları Birliği Association of Turkish Travel Agencies ŞUBAT 2014 FEBRUARY 344
KAYAKAPI’nın
IŞIKLARI YANDI
THE LIGHTS OF KAYAKAPI
WERE TURNED ON
AFYONKARAHİSAR
GÖKSU DELTASI
RİSK ALTINDA
GÖKSU DELTA, is Under Threat
SEVGİLİLER
GÜNÜNÜZ
KUTLU OLSUN
Happy Valentine day for all
MARCO POLO
Parmak İzinden
Biyometrik Kimliklere
FROM THE FINGERPRINT TO BIOMETRIC IDENTITIES
İSTANBUL ARKEOLOJİ MÜZELERİ KOLEKSİYONUNDAN
Dünyanın
EN ESKİ AŞK ŞİİRİ
4 bin yıl önce Sümer diliyle
yazılmış sevgi sözcükleri:
“...Kalbimin sevgilisi,
güzelliğin büyüktür,
Aslan, kalbimin kıymetlisi...”
Ana Sponsor
İstanbul Arkeoloji Müzeleri
TÜRSAB’ın desteğiyle yenileniyor
İstanbul Arkeoloji Müzeleri
Osman Hamdi Bey Yokuşu Sultanahmet İstanbul • Tel: 212 520 77 40 - 41 • www.istanbularkeoloji.gov.tr
Sayı 344
Şubat 2014
Issue 344
2014 February
TÜRSAB
TÜRK‹YE SEYAHAT ACENTALARI B‹RL‹⁄‹
‹çindekiler
Contents
taraf›ndan ayl›k olarak yay›nlan›r
Published monthly by
ASSOCIATION OF TURKISH TRAVEL AGENCIES
Kayakapı
Parmak İzi
Kayakapı
Fingerprint
ISSN 1300-3364
Yerel Süreli Yay›n
Local Periodical
4
Kayakapı’nın Işıkları Yandı!
The Lights of Kayakapı Were Turned On!
TÜRSAB ad›na Sahibi
Owner on behalf of TÜRSAB
Başaran ULUSOY
10
Sevgililer Günü
Valentine’s Day
Sorumlu Yaz› ‹şleri Müdürü
Managing Editor
Feyyaz YALÇIN
TÜRSAB ad›na Yay›n Koordinatörü
Publication Coordinator on behalf of TÜRSAB
Arzu ÇENG‹L
14
Parmak İzinden Biyometrik Kimliklere
From the Fingerprint to Biometric Identities
Yayın Kurulu
Editorial Board
Başaran ULUSOY, Arzu ÇENGİL,
Hümeyra ÖZALP KONYAR,
Ayşim ALPMAN, Özgür AÇIKBAŞ,
Aylin ŞEN, Elif TÜRKÖLMEZ, Zafer AVŞAR,
Gökçe KÖSEOĞLU, Gülce ERHAN
BALTAOĞLU
18
Ihlara Vadisi
Ihlara Valley
24
Afyonkarahisar
Afyonkarahisar
30
TÜRSAB-THY Zirvesi
TÜRSAB-THY Summit
Ihlara Vadisi
Afyonkarahisar
Ihlara Valley
Afyonkarahisar
Haber ve Görsel Koordinasyon
News and Visual Coordination
Özgür AÇIKBAŞ
34
Göksu Deltası
Göksu Delta
Grafik Uygulama
Graphical Implementation
Semih BÜYÜKKURT
40
Marco Polo
Marco Polo
46
Abant Köşk ve Abant Palace
Abant Köşk and Abant Palace
TÜRSAB-THY Zirvesi
Göksu Deltası
TÜRSAB-THY Summit
Göksu Delta
50
Ace of M.I.C.E.
Ace of M.I.C.E.
Baskı
Printing
Müka Matbaa
Bask› Tarihi
Print Date
Şubat/February 2014
TÜRSAB
Tel: (0.212) 259 84 04
Faks: (0.212) 259 06 56
Esentepe Mah. Villa Cad. No: 7
Şişli-İstanbul/Türkiye
www.tursab.org.tr
e-mail:[email protected]
52
Güveç
Casserole
54
Şirin Park Otel
Şirin Park Hotel
60
EXPO Haberler
EXPO News
62
THY Haberler
THY News
Görsel ve Editoryal Yönetim
Visual and Editorial Management
Hümeyra ÖZALP KONYAR
Marco Polo
Abant Köşk ve Abant Palace
Marco Polo
Abant Köşk and Abant Palace
TÜRSAB DERG‹, Bas›n Konseyi üyesi olup, Bas›n
Meslek ‹lkeleri’ne uymaya söz vermiştir. TÜRSAB
DERG‹’de yay›nlanan yaz› ve fotoğraflardan kaynak
gösterilmeden al›nt› yap›lamaz.
TÜRSAB MAGAZINE is a member of the Turkish Press
Council and has resolved to abide by the Press Code of
Ethics. None of the articles and photographs published
in the TÜRSAB MAGAZINE maybe quoted without
mentioning of resource.
Başaran Ulusoy
TÜRSAB Yönetim Kurulu Başkan›
The President of TÜRSAB
TURİST SAYISINDA ÇITA:
35 MİLYON
35 milyon turist. Bu artık bir hedef değil, aşılması
gereken bir çıta. 2012 yılında Türkiye’ye 30
milyon turist gelmişti. Sadece bir yılda, bu sayıyı
34 milyonun üzerine çıkardık. Dış ticaret açığının
yüzde 14’ünü karşılayacak bir noktaya taşıdık.
Mucize gibi. Ancak, hiç de mucize değil.
Sektörümüz bu başarıyı, yıllardır kendi içinde
yaptığı tartışmalarla ve bu tartışmalardan çıkardığı derslerle yakaladı. Projelendirme, eksikleri
saptama ve akıllı bir planlama ile giderme konusunda ciddi bir birikim kazandı. İnsan kaynağına
da, deyim yerindeyse, çağ atlattı.
Ancak, bu güzel tablo gözlerimizi kamaştırmamalı. Çünkü, başarının yanında çok ciddi sorunlar
var.
Özellikle, turistlerin ilk hedefi olan kıyılarımızda
önemli bir kavşaktayız. Eğer önlem almazsak,
çok yakında kıyılarımız ve tabi turizm için gözyaşı
dökebiliriz..
Düşünün, Ege Denizi’ni 10 milyon nüfusa bedel
bir çöp, atık yığınıyla kirletiyoruz. Buna bir de
Yunanistan’ın yaklaşık 7,5 milyon nüfusa eşdeğer
çöpünü, atığını ekleyin. Kıyıların nasıl alarm
verdiğini hissedebilirsiniz.
Keza, Marmara ve Karadeniz de adeta nefes
alamıyor, boğuluyor. Kıyılar çöplüğe dönüyor,
denizlerimizde balık kalmıyor.
Denizlerimiz, turizmin ana damarı. Eğer ana
damarı keserseniz, yaşayamayız. Ancak sorun,
elbette sadece turizm değil, ayrıca sektörümüzün
çözebileceği boyutta da değil. Bu yüzden devlete
bir çağrıda bulunuyorum: Öncelikle bu sorun için
harekete geçilmeli ve sağlıklı, çağdaş bir altyapı
oluşturulmalıdır.
THE BAR FOR TOURIST
NUMBERS IS 35 MILLION
35 million tourists. This is not a target now; it’s a bar
which should be vaulted. 30 million tourists came
to Turkey in 2012. We managed to increase this to
over 34 million only this year. We have brought the
numbers to a point so as to compensate 14 percent
of the foreign trade deficit. It seems like a miracle but
it’s not really a miracle at all. Our sector has attained
this success thanks to discussions we have been
continuing for years, and lessons learned from these
discussions. We obtained a considerable knowledge
about project designing with this reasonable
planning. Our sector has moved human resources
into a new age.
Nevertheless, this favorable panorama should not
dazzle us because we have big problems as well as
big achievements.
In particularly, we are on the verge of a disaster at
our shores most visited by tourists. If we do not take
measures, we may end up shedding tears for our
shores as well as for tourism…
Just think about this: we are polluting the Aegean
Sea with litter and waste produced by 10 million
people. If we consider that Greece’s waste is
equivalent to that of 7.5 million, then we see that the
state of our shores gives cause for alarm. Likewise,
the Marmara and the Black Sea cannot breathe
and are suffocating so to speak. All our shores are
polluted and no fish remain in our seas. Our seas are
the main vein. If you cut the main vein, we cannot
survive. Of course, the problem is not caused by
tourism alone and, moreover, our sector cannot
solve this problem on its own. That is why I want
to make an appeal to the State: action should be
taken to begin to solve this problem, and modern
infrastructure should be established.
TÜRSAB DERGİ | ŞUBAT 2014 3
Ürgüp’te Tarih Geri Geliyor
KAYAKAPI’NIN IŞIKLARI YANDI!
“Yüzyılın Projesi”
olarak adlandırılan
Kayakapı
Projesi,1984 yılından
beri terkedilmiş
kocaman bir mahalleyi ayağa
kaldırıyor. Yerel yönetimle, özel
sektör arasındaki işbirliğinin de
önemli bir göstergesi olan proje,
bölgenin tarihi, kültürel ve sosyo
ekonomik yapısına büyük ivme
kazandıracak.
4
TÜRSAB DERGİ | ŞUBAT 2014
Coğrafi konumu itibariyle Ürgüp merkezinde, Esbelli Kayası’nın kuzeydoğu
yamacına kurulmuş olan Kayakapı Mahallesi, geçmişte Ürgüp’ün ileri
gelen ailelerinin yaşadığı bir yerleşim yeriydi. Ancak bölge; 1969 yılında
alınan bir kararla afet bölgesine dahil edildi ve 1984 yılında bölge
boşaltıldı. Bu kararın ardından Kayakapı Mahallesi de kaderine terk edilmiş
oldu. Zaman içerisinde, tarihe dair ne varsa; konaklar, evler ve tarihi doku
zarar görmeye başladı.
2 yıl öncesine kadar durum böyleydi ama Kayakapı’da yaşam yeniden
“merhaba” dedi. Kayakapı Projesi bu olağanüstü mahalleye yeniden
can verirken, yenilenen tarihi doku sayesinde, turizm merkezi Ürgüp’ün
tanıtımına da katkı sağlayacak. Projeyi tanıtması için sorularımızı Kayakapı
Premium Caves Genel Müdür’ü Yakup Dinler’e yönelttik:
 TÜRSAB DERGİ: Bize Kayakapı projesini anlatır mısınız, bu proje
nasıl doğdu?
 YAKUP DİNLER: Kayakapı projesinin bir geçmişi var. Bizden önceki
süreçte bazı firmalar da projeyi sahiplenmek istediler. Ancak çeşitli sebeplerden dolayı proje ilerleyemedi. En son olarak Dinler Ailesi olarak bizler
bir araya geldik ve Ürgüp’e olan bağlılığımızın bir göstergesi ve Ürgüp’te
bir turizm cazibesi yaratmak adına projeyi sahiplendik. Bu alanı Ürgüp
Belediyesi’nden 49 yıllığına kiralayarak çalışmalarımıza başladık.
 Kayakapı Premium Caves Arşivi, Özgür Açıkbaş, Rasim Konyar
 Bize projenin yapım sürecini anlatır mısınız?
 Kayakapı projesine başlayalı 2 yıl oldu. İlk yıl sadece insanların
buraya ulaşabilecekleri yolu yaptık. Eskiden buraya sadece dar bir
patika yolu sayesinde ulaşılabiliyordu. Bu yolu bile yapmamız çok
zamanımızı aldı. Çalışmalarımızın her aşamasında Nevşehir Kültür
ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu ile işbirliği içerisindeydik. Bu
zorlu süreci atlattık ve doğal dokunun bozulmaması adına çok gayret
gösterdik. Şu ana kadar 29 oda yaptık. Bu odalara da daha önce bu
evlerde oturan ailelerin isimleri verildi. Çalışmalarımız halen devam
ediyor. Davutağa Konağı’nın olduğu bölümü “Events” merkezi olarak
düzenleyeceğiz. Bu merkezde çeşitli büyüklüklerde toplantı salonları,
restoran, açık havuz ve SPA merkezimiz olacak.
 Otelde bulunan oda konseptlerinizden söz eder misiniz?
 Kayakapı otelimizde odalarımızı 7 ayrı kategoride isimlendiriyoruz.
Odaların kategorilerine göre fiyatlarımız değişiyor.
History comes back in Ürgüp
THE LIGHTS OF KAYAKAPI WERE TURNED ON!
The Kayakapı Project, called “the project of the century,” will
reclaim a huge, derelict neighborhood which has been deserted
since 1969. The project, which is also an indication of cooperation
between local government and the private sector, will quicken the
historical, cultural and socioeconomic structure of the region.
The Kayakapı Neighborhood, constructed on the northeast slope of Esbelli
Rock in the center of Ürgüp, was a settlement where leading families of Ürgüp
lived in the past. However, this region was annexed to the disaster area
with a decree issued in 1969 and was evacuated in 1984 In the wake of this
decree, Kayakapı Mahallesi was left to its fate. In time, mansions, houses and
historical buildings started to deteriorate.
It was the situation until two years ago, but life in Kayakapı “made a fresh
start.” As the Kayakapı Project invigorates this extraordinary neighborhood
it also contributes to the introduction of Ürgüp, a tourism center, thanks
to the renovated historical fabric. We posed our questions to Yakup Dinler,
General Manager of Kayakapı Premium Caves in order to enlighten us about
the project.
TÜRSAB Magazine: Will you tell us about the Kayakapı Project?
How did it start?
YAKUP DİNLER: The Kayakapı Project has a history. Some other companies
wanted to claim this project in the term before us. But, the project failed to
move forward for many reasons. Lastly, we, as Dinler Family, came together
and claimed this project as a symbol of our affinity to Ürgüp, and on behalf of
creating a tourism attraction in Ürgüp.
TÜRSAB DERGİ | ŞUBAT 2014 5
Odalarımız 33 m2 ile 253 m2 arasında değişiklik
gösteriyor. Misafirlerimize odalarımızda her türlü
konforu sağlıyoruz. Avlusu ya da terası olan
odalarımızın yanı sıra kendine ait kapalı yüzme
havuzu olan odalarımız da var ki en çok rağbet
gören odalarımız bu kategorilerde.
Bölgede çalışmalarımız halen devam ediyor,
ilerleyen safhalar da geniş bir meydan
yapmayı planlıyoruz. Bu meydanda unutulmuş
el sanatlarını canlandırmak istiyoruz. Köy
kahvesi, çeşitli ufak dükkanlar da yapılacak
olan projelerimiz arasında. Dünyanın en büyük
seyahat sitesi TripAdvisor’da Kapadokya’da
bulunan 100’ün üzerindeki turistik tesis arasında
1. sırada.
Would you tell us about the construction
process of the project?
Two years have passed since starting the Kayakapı
Project. In the first year, we could only construct
the road by which people can drive here. In the
past, access was only possible with a narrow path.
Even constructing this road took much time. We
were always in collaboration with the Nevşehir
Cultural and Natural Heritage Preservation Board
at the every phase of our work. We overcame this
hard time and diligently worked not to violate the
natural fabric. We built 29 rooms so far. These
rooms were named after the people who lived
here before. Our works are still underway. We
will renovate the area where Davutağa Mansion
is located as an “events” center. Different sized
meeting rooms, an outdoor swimming pool and
SPA center will be included in this center.
 UNESCO’nun Kapadokya bölgesinde desteklediği önemli projelerden birisi Kayakapı
Projesi. UNESCO ile çalışmak size ne gibi
sorumluluklar yükledi?
 UNESCO dünyaca kabul görmüş çok ciddi bir
kurum. Aslına bakarsanız tüm Göreme Tarihi
Milli Park’ını koruma altına almış durumda.
UNESCO’nun bu projeye karşı ayrı bir ilgisi var.
UNESCO’ya bağlı Dünya Kültür Mirası Merkezi
adlı bir kurum var. Onun başında o zamanlarda
Will you describe the room concepts in the
hotel?
We are naming our rooms in 7 different categories
in our Kayakapı Hotel. Our prices change
according to the categories of the rooms. The size
of the rooms varies from 33 to 253 square meters.
In the rooms, we provide every comfort to our
guests. Apart from our rooms with courtyard and
terrace, we have also some rooms with indoor
swimming pools that will be the most highly
desired…
Kayakapı’dan görüntüler, Kayakapı Premium Caves ve
Yakup Dinler.
Images from Kayakapı Premium Caves and Yakup Dinler.
6
TÜRSAB DERGİ | ŞUBAT 2014
Kayakapı Kültürel ve Doğal Çevre,
Koruma ve Canlandırma Projesi
Coğrafi konumu itibariyle Ürgüp merkezinde Esbelli Kayası’nın kuzeydoğu
yamacına kurulmuş olan Kayakapı Mahallesi, geçmişte Ürgüp’ün ileri gelen
ailelerinin yaşadığı bir yerleşim alanıydı. Bu merkezin en önemli noktalarından
biri de Aziz Yuhannes’in evinin burada olması. Günümüzde bu alan yarı yıkılmış
evleri, mağara odaları ile gizemli bir doku olarak hep ilgi odağı oldu.
1985 yılında UNESCO’nun kültür mirası kapsamına alınan Göreme Milli
Parkı ve Kapadokya Kayalık Alanları sınırları içerisine giren Kayakapı, Ürgüp
Belediyesi tarafından turizme kazandırılmak amacıyla 2002 yılında Eski Kapadokya AŞ’ye 49 yıllığına kiralanmış ve gerekli kamulaştırma ve fizibilite çalışmaları başlatılmıştı. İşte bu girişimle birlikte, gerek Ürgüp gerekse Kapadokya için
herkesçe “Yüzyılın Projesi” olarak adlandırılan Kayakapı bittiğinde, başta Ürgüp
olmak üzere Kapadokya ekonomisine önemli bir katkı sağlayacak.
Ayrıca bu proje, “Kültürel ve Doğal Çevre Koruma ve Canlandırma Projesi”
olarak da Avrupa çapında örmek bir çalışma olmaya aday.
Tamamı yaklaşık 27 hektar (270 dönüm) olan ve 212 parseli içeren proje
alanının önemli bir bölümü, yoğun bir yapılaşmanın olduğu kentsel dokudan
oluşuyor. Kayakapı alanı içerisinde, toplam 1215 kaya dam, yığma taş evler ve
harabe durumunda yapılar var. Proje alanı içerisinde ayrıca Kültür ve Turizm
Bakanlığı, Nevşehir Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’nca belirlenip
tescillenmiş; aralarında kaya oyma kiliseler, camiler, çeşmeler ve hamamın da
olduğu yaklaşık 20 adet yapı da yer alıyor.
Kayakapı Projesi yerel yönetimle, özel sektör arasındaki dayanışma ve işbirliğinin de önemli bir göstergesi olması bakımından öncü bir model olarak dikkat
çekiyor.
• Projeye 2005 yılında başlanıldığında öncelikle, belediye ve kurumlar arasında
yapılan protokol anlaşmaları gereğince, koruma ve geliştirme planları hazırlandı.
Bu plan çerçevesinde, alan sınırları içerisindeki mimari ve peyzaj ögeleri onarılarak eski kent dokusu hakim kılındı, konaklama alanları, ulaşım noktaları, gezi
yolları, idari bina alanları belirlendi.
• 2002 yılında başlanan, 2008 yılına gelindiğinde yatırımcıların içine düştüğü
ekonomik sıkıntılar nedeniyle üç yıl çalışmalara ara verilen Kayakapı Projesi,
2011 yılında Dinler Turizm Tic. A.Ş. adına Mustafa Dinler’in projeye sahip
çıkması ile büyük bir ivme kazandı. Dinler Turizm Tic. A.Ş. tarafından devralınan
projede ünvan değişikliği yapıldı ve Kayakapı Turizm Yatırım Tic. A.Ş. adını aldı.
• Etaplar halinde devam edecek olan çalışmalar, “yürüyen bir proje” şeklinde
tamamlanacak. Ürgüp Belediyesi ile yapılan sözleşmeye istinaden inşaat süresi
5 yıl.
• Proje tamamlandığında, yaygın olarak bilinenin aksine sadece konaklama
tesislerinden ibaret olmayacak. Günübirlik alanlar ile Kayakapı yamaçlarında bulunan tarım alanları da düzenlenerek, etap etap konaklama üniteleri ile birlikte
hizmete girecek ve halka açık mekanlar yaratılmış olacak.
• Projenin ilk etabı olan Kayakapı Premium Caves-Cappadocia 1 Mayıs 2013
tarihinde 16 odası ile hizmet vermeye başladı. Bu sayı şuan itibariyle 29 ve kısa
zamanda odaların sayısı artacak. www.kayakapi.com
Kayakapı Cultural and Natural Environment,
Protection and Invigorating Project
The Kayakapı Neighborhood, constructed as a geographic locale on the northeast slope
of Esbelli Rock in the center of Ürgüp was a settlement where leading families of Ürgüp
used to live in the past. One of the significant features of this center is that St. Yuhannes
house is here. This area, where its semi-ruined houses and cave-rooms are always the
center of attention, is an enigmatic fabric in our day. The Göreme National Park, included
in the cultural heritage of UNESCO in 1985 and Kayakapı which lies within the borders of
Cappadocia Rocky Areas were leased by Eski Kapadokya AŞ for 49 years in 2002, with the
authority of Ürgüp Municipality as venues for tourism. From then on, needed feasibility and
nationalization efforts were started. When this enterprise, considered to be “the project of
the century” for Ürgüp and others, is completed, it will make a very significant contribution,
particularly for Ürgüp and the whole Cappadocia economy.
Moreover, this project is earmarked for case studies across Europe as an example of
“Cultural and Natural Environment Protection and Restoration.”
An important part of the project, which consists of 27 hectares (66.7 acres) and includes
212 parcels of land, is made out of urban fabric which symbolizes dense housing. Within the
Kayakapı area, there are a total of 1215 roofs, and stone houses. Within the project area,
there are about 20 edifices which were identified and registered by Ministry of Culture and
Tourism, and Cultural and Natural Heritage Preservation Board, amongst which are rock
carved churches, mosques, fountains and a public bath.
The Kayakapı Project draws much attention as a pioneer model of the cooperation and
solidarity between local government and the private sector.
When the project was started in 2005, preservation and improvement plans were prepared
in compliance with protocol agreements between municipalities and certain institutions.
Within the framework of this plan, the ancient city fabric was made dominant after
renovation of the architectural and landscape elements within the borders of the area.
Accommodation areas, transportation points, access roads, and administrative building areas
were identified.
The Kayakapı Project started in 2002 but stopped for three years in 2008 (between 2008
and 2011) owing to economic problems on the part of the investors. It regained momentum
in 2011 when Mustafa Dinler’s acquired the title the project on behalf of Dinler Turizm AŞ
(Dinler Tourism Inc.). Subsequently, the company was renamed “Kayakapı Turizm Yatırım Tic.
AŞ. (Tourism Investment Trade Inc).
• Aysun Toprak, Nazife Gürlek and Ülkünur Demir, three local architects provided the
designs for the project. Assistant Prof. Neriman Şahin Güçhan, at METU, a former member
of Nevşehir Preservation Board, and Assistant Prof. Yusuf Örnek participated as
advisors to the project.
• Works will be finalized as stages of “a project in process.” The construction period
will be five years according to the agreement made with Ürgüp Municipality.
• When the project is completed, it won’t consist of only camping facilities, contrary to
popular belief. After daily areas as well as agricultural fields on the slopes of Kayakapı are
arranged, accommodation units will be put into service in stages, thus creating some places
open to the public.
• The first stage of the project, Kayakapı Premium Caves-Cappadocia, entered service with
16 rooms on 1 May in 2013. This number is 29 and the number of the rooms are expected
to increase soon. www.kayakapi.com
TÜRSAB DERGİ | ŞUBAT 2014 7
KAYAKAPI PROJESİ’NİN
ÜÇ ANA BÖLÜMÜ
Bölgede konaklama süresinin uzatılmasının da
hedeflendiği proje hayata geçtiğinde, başta Ürgüp
olmak üzere Kapadokya’nın sosyal-ekonomik ve
kültürel yaşantısına büyük katkı, turist sayısında
önemli bir artış ve Ürgüp’ün ticari hayatına katkı ve
istihdam sağlayacak.
1. KONAKLAMA ALANI: Üst sınıf her türlü konfor ve lükse sahip, yerleşik alana oranla sınırlı sayıda
odaya sahip, tam donanımlı müstakil konaklar/odalar. Bu konaklara eski sahiplerinin/oturanların özgün
isimleri verilecek. Ağırlıklı olarak kaya odalarda
konaklama sağlanacak, doğal taş mekanlar ise genel
mekanlar olarak düzenlenecek.
2. GÜNÜBİRLİK ALAN: Proje tamamlandığında 2
cami, 1 kaya kilise, 1 tarihi hamam, 8 çeşme ve en
önemlisi Aziz Yuhannes Evi (House of St. John the
Russian-Esat Ağa Konağı) restore edilmiş olacak.
Ortodoks dünyasının çok önemsediği Aziz Yuhannes Evi, bilimsel ve akademik görüşler göz önüne
alınarak müze haline getirilecek ve ziyarete açılacak.
Ayrıca el sanatları çarşısı oluşturulacak, sanatçılar
için çalışma ve sergileme mekanları yaratılacak.
Halka açık çok sayıda ve değişik tarzda yeme/içme
mekanları, kafeler ve şarap evleri hizmete açılacak.
3. ORGANİK TARIM ALANI: Kayakapı Mahallesi
eteklerinde mevcut tarım alanları kısa sürede elden
geçirilerek, organik tarıma açılacak ve yöreye uygun
üzüm çeşitleri ile meyve fidanları yetiştirilecek.
THREE MAIN PARTS OF THE
KAYAKAPI PROJECT
When this project, in which camping duration is targeted
to be extended, is put into practice, it will make very
significant contribution to the cultural and socio economic
life of particularly Ürgüp and the whole Cappadocia
region, and bring a considerable increase in the number
of tourists.
1.ACCOMMODATION AREA: First Class, having all kinds
of comfort and luxury, fully equipped, private mansions/
rooms. Accommodation will be provided mainly in rock
rooms, whereas natural stone places will be designated
for general uses.
2 AREA FOR DAILY ACTIVITIES: By the time these
projects are completed, 2 mosques, 1 rock-church, 1
historical bath, 8 fountains and most importantly Aziz
Yuhannes Evi (House of St. John the Russian-Esat Ağa
Konağı) will have been restored. Taking scientific and
academic views into account, Aziz Yuhannes Evi (Saint
John’s House) to which the Orthodox World gives much
importance, will become a museum open to visitors.
Plus, a handicrafts market will be opened. Places will be
available where artists can create and display their works.
Many diversified eating-drinking resorts, cafés and wine
houses open to the public will be put into service.
3. ORGANIC AGRICULTURE AREA: Potential arable
lands at outskirts of Kayakapı Neighborhood, after
reclamation, will be opened for organic agriculture, grape
varieties, and growing fruit saplings proper to the region.
8
TÜRSAB DERGİ | ŞUBAT 2014
Francesco Bandarin isimli bir bey vardı. Şu anda
UNESCO Başkan Yardımcısı. Kendisi bu projeye
özel olarak ilgi gösterdi ve dedi ki “Burası çok
farklı bir alan, bu projenin en büyük özelliği
ise siz aslında yaşanmış bir yeri tekrar ayağa
kaldırıyorsunuz”. Diğer projelerde bu tarz bir
yapılanma görmek çok zor. Bu durum projeye artı
bir değer katıyor. Otelimizle ilgili olan her alanda
UNESCO’nun logosunu gururla kullanıyoruz.
 Proje sırasında hafızalarınızda yer eden bir
anınız oldu mu?
 Evet tabi oldu. Ürgüp’ün genel manzarası Kayakapı’dır. Yıllarca atıl bir durumda duran ve
sadece gündüzleri görebildiğiniz yıkıntılar mevcuttu. Ancak şimdi Ürgüp’ün manzarasına ve
siluetine de bir katkımız oldu. Geceleri ışıl ışıl parlayan bir Kayakapımız var. Evlerimizi bitirdikçe
ışıklandırmalarımızda haliyle arttı. İlk evimizin ışığını yaktığımızda bundan çok etkilenen Ürgüp
Belediye Başkanımız Fahri Yıldız Bey bize gelerek tebriklerini iletmişti. Bu bizim için unutamadığımız
bir anı oldu. Artık Ürgüp’te “Kayakapı Manzaralı” evler daha çok rağbet görüyor.
projects. This feature brings a positive value to the project. We are proudly
using the UNESCO logo in the every sphere relating to our hotel.
Our works are ongoing in the region. We are planning to construct a large
square in the stages to come. In this square, we aim to reintroduce forgotten
handicrafts. A village café and some small shops are amongst the projects
we will carry out. This is the number one amongst more than 100 tourist
facilities in Cappadocia, which are recorded in the world’s biggest travel site,
“TripAdvisor.”
Do you have any specifics and memories about the project to share
with our readers?
Yes I have. The general panorama of Ürgüp is Kayakapı. There were some
remains, which were idle for years and, which we can see only during the day.
However, we made a contribution to the panorama and silhouette of Ürgüp
now. You can see a shining Kayakapı at night. As we finished the construction
of the houses, our lighting works increased too. When we turned on our first
house’s light, Ürgüp Mayor Fahri Yıldız, who was deeply impressed by this,
came to present his congratulations. It was an unforgettable memory for us.
Now, houses with “Ürgüp Panorama” are most highly desired ones in Ürgüp.
One of the most important UNESCO supported projects in
Cappadocia region is the Kayakapı Project. What kinds of
responsibilities did you take while working with UNESCO?
UNESCO is a serious and worldwide accepted institution. As a matter of fact,
this institution has already taken the whole Göreme Historical National Park”
under its protection. UNESCO has a special concern towards this project.
There is an institution named the World Cultural Heritage Center. Then, Mr.
Francesco Bandarin headed it. He is now Vice President at UNESCO. He
showed great concern about this project saying ,“Here is very unique area.
The most striking feature of this project to me, you are invigorating this place
which has been active before.” It’s hard to see this kind of activity in other
TÜRSAB DERGİ | ŞUBAT 2014 9
SEVGİLİLER GÜNÜ
Bugün âşıkların günü, sevenlerin ve
sevilenlerin… Bugün 14 Şubat, sadece
âşıkların değil, aşkın günü…
Özel günlerin en özeli, herkese kutlu olsun!
Valentine’s Day
Today is the day for lovers, people who love and are
loved… Today is February 14th, not only of the day of the
lovers, but also love… The most special one of the special
days! Happy Valentine day for all!
Her yıl 14 Şubat’ta dünya ikiye bölünüyor sanki. Sevgilisi olanlar ve
olmayanlar… Sevgilisi olanlar Sevgililer Günü’nün tadını sevgilisiyle
baş başa yemek yiyerek, ona hediyeler alarak, şömine başında sohbet
edip onunla yürüyüşler yaparak çıkarırken, sevgilisi olmayanlar
bir an önce 15 Şubat olsun diye dua ediyor. Halbuki Sevgililer
Günü, sevgiliniz olmasa da sevginin kutsallığını anımsamanız, tüm
sevdiklerinizi hatırlamanız için bir fırsat olabilir. Yani eğer bu yıl da
14 Şubat’ta sevgiliniz yoksa üzülmeyin. Siz de bu yıl 14 Şubat’ta
sevgiyi kutlayın, yalnız da olsanız özel bir şeyler yapın, işe en önce
kendinizi sevmekle başlayın.
14 Şubat Sevgililer Günü’nün, bir diğer adıyla Aziz Valentine Günü,
kökeni Roma İmparatorluğu zamanına uzanıyor. Roma İmparatorluğu
Dönemi’nde genç erkek ve kadınların birbirini görmesi ve tanıması
için bir çeşit panayır düzenlenirdi. Buna Lupercalia Bayramı adı
verilirdi. Bu bayramdan bir gün önce gençler kavanozdan bir isim
çeker, şanslarına kim çıktıysa onunla sohbet eder, evlenip evlenmek
istemediğine karar verirdi. Bu, Roma’nın evlilik ve aşkta ne kadar ileri
olduğunu gösteren bir kanıt.
Ancak İmparator II. Cladius bu gidişatı beğenmedi. Romalı askerlerin
“aşk”a, “evliliğe”, “aile”ye olan düşkünlükleri onun gönlündeki orduyu
kurmasını engelliyordu. O “âşık” değil “savaşçı” istiyordu. Bu yüzden
panayırı iptal etti. Gençlerin tanışıp kaynaşmasını engelledi, savaşçı
olarak yetiştirilmek üzere tüm erkekleri orduya aldı.
Aziz Valentine anısına
İmparator II. Claudius Dönemi’nde papazlık yapan Aziz Valentine ise bu
gidişata dur demek için insanları gizli gizli evlendiriyordu. O, birbirini
seven insanların ayrı kalmasını istemiyor, âşıkların birlikte olması için
elinden geleni yapıyordu. Ancak İmparator, bu evliliklerden haberdar
olunca çok öfkelendi ve kendisinden habersiz insanları evlendiren Aziz
Valentine’i öldürdü. Aziz, MS 270 yılının 14 Şubat’ında düzenlenen bir
törenle gözyaşları içinde toprağa verildi.
Amerika’da
gelenekselleşiyor
Bundan tam 226 yıl
sonra, 14 Şubat 496’da,
Papa Gelasius, Aziz
Valentine’i onurlandırmak
için 14 Şubat Lupercalia
Bayramı’nı Aziz Valentine
Günü olarak ilan etti.
Zaman içinde 14 Şubat
âşıkların birbirine sevgisini
sunduğu, aşklarını
kutladığı ve yaptıkları için
Aziz Valentine’e teşekkür
ettiği bir gün oldu.
Amerika’da 1800’lü yıllarda Esther Howland adlı bir kişinin gönderdiği
ilk Sevgililer Günü kartıyla da tüm dünyada hediyeleşerek ve tebrik kartı
gönderilerek kutlanılan bir güne dönüştü.
Günümüzde başta Amerika olmak üzere Avrupa ülkelerinde ve
Türkiye’de de kutlanan Sevgililer Günü, sevgililerin birlikte zaman
geçirdiği ve birbirlerine aşklarının sembolü olarak hediyeler verdiği bir
özel gün oldu.
Öte yandan Sevgililer Günü, tıpkı anneler günü ya da yeni yıl gibi
Ever year on 14th February, the whole
world is divided into two so to speak.
People with and without lovers… While
people with lovers relish Valentine’s
Day by having dinner with his/her lover
cheek to cheek, buying presents, chatting
by the fireplace, going for walks, people
without lovers pray for the rapid coming
of February 15th.Valentine’s Day would be
an opportunity to remember all
of your beloved ones and the
sanctity of compassion even
you don’t have a lover. I mean,
don’t get sad please, if you don’t
have a lover on 14th February
this year. Just celebrate love on
Valentine’s Day this year; do
some special things even if you
will be on your own. Start to
work by loving yourself.
The origin of the February 14th
Lovers’ Day, or St. Valentine’s Day, dates back to era of the Roman Empire
when a kind of fair would be held for young girls and boys to meet each
other. It was called “Lupercalia Fest.” A day before this fair, the youth would
draw a name from a jar, chat with him/her - whomever they confronted by
chance - and decide whether they want to get married or not. This is an
indication of how far Rome went in marriage and love.
Emperor Claudius II, however, did not like this custom. Roman Soldiers’
affinity for “love,” “marriage” and “family” would prevent him from
establishing the good army he cherished in his heart. What he wanted was
not “lovers” but “fighters.” Therefore, he abolished the fair. He prevented
youth from meeting and getting familiar with each other, and conscripted all
men in order to raise them as fighters.
“tüketim kültürünü desteklediği için” eleştirilen bir gün.
Oysa bu özel günleri “tüketim çılgınlığı” içinde geçiren
de yine bizleriz. Yani istersek tüketmeyerek ya da daha
az tüketerek de sevginin, aşkın hakkını verebiliriz.
Sevgilinize pahalı bir hediye vermek zorunda değilsiniz.
Kendi ellerinizle öreceğiniz bir atkı ya da çerçeve içine
koyacağınız bir fotoğrafınız da gayet güzel hediye
seçenekleri. Üstelik kendi ellerinizle yaptığınız için daha da
değerli.
Sevgililer Günü’nde tüm dünyada cadde ve sokaklar ışıl
ışıl süslenir. Sokaklara aşkın rengi kırmızı ve sembolü
kalp hakim olur. Kırmızı gül satışları patlar. Hatta önceki
yıllardan hatırlayacağınız gibi sevgilisinin kapısına
TÜRSAB DERGİ | ŞUBAT 2014 11
kamyonla gül döktürenler bile olur. Ama
dediğimiz gibi bugün aşkın kıymetini anlamaya
yönelik bir gün. Mütevazı hediyeler almak
daha yerinde bir davranış oluyor her zaman.
Sevgililerin gözdesi Paris
Sevgililer Günü’nde sevgililerin baş başa
kalabilecekleri romantik şehirlere gitmesi
de adetten. Paris başta olmak üzere Roma,
Venedik, New York gibi kentler, sevgililerin
kol kola gezdiği şehirler arasında yer alıyor.
Paris’teki Eyfel Kulesi birlikte vakit geçirmek
için en çok tercih edilen yerlerden biri.
Paris’teki sokak ve caddeler ile restoranlar
da bu özel günde hiç olmadığı kadar dolup
taşıyor. Türkiye’de Uludağ, Kartalkaya, Kartepe
gibi kış turizminin gözde adresleri sevgililerin
tercihi oluyor.
Dediğimiz gibi, aslında önemli olan nerede
olduğunuz ya da ne hediye aldığınız değil.
Hatta sevgiliniz olup olmaması bile önemli
değil. Önemli olan belki de bu özel günde
aşkın ne kadar kutsal, ne kadar güzel bir şey
olduğunu hatırlamak ve hatırlatmak. Herkese
mutluluk dolu bir Sevgililer Günü diliyoruz.
In the memory of St. Valentine
St. Valentine, who was a priest in the reign of Emperor Claudius II, would secretly get the people
married to stop this course. Not desiring that people break with each other, he would do his best to
help the lovers unite. But, when the Emperor got wind of these marriages, he got mad and killed St.
Valentine who married people in secret. The Saint, with the tears of the mourners, was buried with a
ceremony held on 14 February 270 AD.
It’s getting traditional in the USA
On February 14, 496, 226 years after St. Valentine’s burial, Pope Gelasius honored St. Valentine by
proclaiming the February 14 Lupercalia Feast to be “St. Valentine’s Day.” In time, February 14th has
become a day on which lovers show their love for one another, celebrate their love, and thank St.
Valentine for what he has done. In the 19th Century in the USA, a person named Esther Howland sent
the first Valentine’s Day card. Since then it has become a day on which people exchange greeting cards
and celebrate their love for each other.
In the present day, particularly in the USA, Europe and Turkey, Valentine’s Day has become a special
day on which lovers spend time together and give presents as symbols of their love. On the other
hand, Valentine’s Day, just like Mothers’ Day or Christmas, is a day heavily criticized for supporting
the “culture of consumption. ”Unfortunately, many of those who spend those days in a state of
“consumption frenzy” are us. In reality, if we want, we can do justice to love or affection by not
spending much or consuming excessively. You don’t have to give an expensive gift to your lover. A
hand made muffler you wove or your photo you put in a frame are very nice gift options. Moreover,
they are more valuable than others, since you did with your own hands.
Streets and boulevards in the entire world are decorated brilliantly on Valentine’s Day. Red, the color
of love and the heart, the symbol of the love, dominate these streets. Sales of red roses boom. As we
remember, some lovers exaggerate this, and give them roses a full of lorry. As we mentioned before,
this is actually a day to know the value of love. Buying modest
presents is always a more proper act.
Paris the lovers favorite
Going to a place where lovers can stay cheek to cheek is a
tradition too. Paris in particular, and some cities like Rome, Venice
and New York are amongst the cities where lovers walk around
arm in arm. The Eiffel Tower is one of the most preferred places
for spending time together. Streets, boulevards in Paris, as well as
restaurants, are much more crowded than ever before by people
celebrating this special day. Some favorite addresses for winter
tourism, such as Uludağ, Kartalkaya and Kartepe, are choices for
lovers in Turkey.
As we mentioned, what’s important not where you are, or what
you bought. What’s important is to remember and celebrate
the beauty and sanctity of love on this special day. We wish for
everyone to have a nice Valentine’s Day full of happiness.
12 TÜRSAB DERGİ | ŞUBAT 2014
ŞEYLERİN TARİHİ
history of things
Par mak Basm a’dan Dil Çık ar ma’ya,
PARMAK İZİNDEN BİYOMETRİK KİMLİKLERE
Bildiğimiz kimlik belgeleri, sizin siz olduğunuzu
kanıtlamaya yetmiyor artık. Yalnızca size ait
olduğu varsayılan bazı organları okuyuculara
taratmanız isteniyor...
From Fingerprint Impression to
sticking out the tongue
FROM THE FINGERPRINT TO
BIOMETRIC IDENTITIES
 Shutterstock
Our usual identity cards are not enough to prove
that you are you now… You are required to scan
certain organs which only belong to you.
14 TÜRSAB DERGİ | ŞUBAT 2014
İnsanları birbirinden ayırdetmeye yarayan izlere “biyometrik kimlik”, bunun
bilim dalına da “biyometri” deniliyor. Bu izler suçlu teşhisinde de çok rol
oynadığından bir kriminalistik dalı; “İz Bilim” de bu konu ile uğraşıyor.
Biyometrik kimlik bilgileri davranışsal ve fizyolojik olup, parmak izi,
fizyolojik kimlik bilgileri grubunun en eskisi. Onu yüz, DNA, avuç içi, ses,
iris, retina, damar izleri izliyor. Bebeklerin de topuk izi kayda geçiriliyor.
Artık bunlara bir yenisi daha eklendi: Dil izi! Çinli ve Hong Konglu dört
bilim insanı, dil izinin üstünlüğünü şöyle savunuyor:
Sahte iris kullanımı, parmak izlerinin deforme edilmesi gibi nedenlerle
önceki yöntemler çok güvenilir kabul edilmiyor.
Dil ise görünen kadarı ile çok işe yarayacak, dışarı kolayca çıkarılabilecek
tek iç organ, biçimi hep aynı. Ağız gibi, dış çevreden izole ve korumalı bir
ortam içinde saklanıyor!
“Haydi hayırlısı” deyip, parmak izinin izini sürelim biz şimdi…
Dünden bugüne parmak izi
İzmir’deki en eski yerleşim yeri olarak bilinen Yeşilova Höyüğü’nde
bulunan kil topaklarında, çocuk ve kadınlara ait 8 bin 500 yıllık parmak
izleri duruyor. Fransa’nın Britanya Yarımadası açıklarında MÖ 5000’lerden
kalan dolmenlerin (anıtsal mezar) üzerindeki resimlerde de parmak izleri
var. Eski Amerika, “Nova Skotia”da kızılderililerin kayalara oyduğu bir
mezarda el figürlerine ve parmak izi hatlarını gösteren çizgilere rastlanmış.
MÖ 1742-1750 yıllarında Babil Krallığı’nın Hammurabi yönetimi dönemine
ait çivi yazılarının bulunduğu toprak tabletler üzerinde parmak izi resimleri
bulunmuş. Sahiplerinin eserin kendilerine ait olduğunu kanıtlamak ve
sahteciliği engellemek için böyle yaptığı düşünülüyor. Çin’de parmak
izinin kimlik belirleme amacıyla kullanıldığına dair MÖ 600-300 yıllarına
ait belgeler var. MS 200’lü yıllarda ise parmak izi ile ilgili dokümanlar,
mürekkep ve yazıyla toprak tabletlerden kağıt ve ipek kumaşlara aktarılmış.
Böylece Çinlilerin arazi satışları ve resmi belgelerde parmak izini imzayla
birlikte kullandıkları ortaya çıkmış.
17 ve 19. yüzyıllar
1684: İngiltere’de, Nehemiah
Grew, avuç içi ve parmaklarda
sayılamayacak kadar çok
sayıda izler olduğunu
keşfederek parmak modelleri
ve avuç içi çizgilerini
yayınlamış.
1686: İtalyan anatomi bilgini
Marcello Malpighi, insan cildi,
parmak uçlarının biçimleri ve
dokusal özellikleri üzerinde
Prints used to distinguish humans from each other are called “biometric
identities” and the science of this is called “biometry”. Since these prints
play a very important part in determining who is the culprit of a crime,
“Criminalistic” or “print science” is involved in this area. While biometric
identification data is behavioral and physiologic, the fingerprint is the oldest
of the physiologic identification data group. What followed the fingerprint
are face, DNA, palm, voice, retina, and vein prints. Babies’ heel prints
are recorded. A new one has been added to these; the tongue print! Four
scientists from China and Hong Kong claim that tongue prints are superior
because:
Previous methods are not considered reliable (for reasons such as using fake
iris or deformation of fingerprints).
The tongue is the only organ you can easily stick out, and its shape is always
the same. It’s protected in a protective environment (the mouth) which is
isolated from the outside world! Let’s hope for the best! And let’s look at the
history of the fingerprint:
Some 8500 year old fingerprints belonging to women and the children and
are on clay lumps found at Yeşilova Mound - the oldest known settlement.
Fingerprints are also seen on the images on dolmens from 5000 BC Britain.
In Old America, hand figures and some lines showing fingerprints are found
in a tomb carved into the rock by Native Americans in Nova Scotia. Images
of fingerprints were found on the cuneiform clay tablets from the reign of
Hammurabi, the King of Babylon (between 1742-50 BC). It’s believed that
the original owners of the works did this in order to prove their ownership
and hinder fraud. In China, there are some documents dating back to 600300 BC which relate to fingerprints being used to determine identity. When
we come to 200 AD, documents relating to fingerprints were conveyed from
clay tablets to paper and silk clothes with ink and inscriptions. It turned out
TÜRSAB DERGİ | ŞUBAT 2014 15
that the Chinese used the fingerprint together
with a signature on sales of land and on official
statements.
tanımada parmak izini öneren ilk Avrupalı ve
yöntemleri hâlâ kullanılıyor.
araştırmalar yapmış. Tarihin ilk dokubilimcisi olup
40 yıl mikroskopla doku inceleyen Malpighi,
bugünkü embriyoloji, insan anatomisi ve patoloji
alanlarına o yıllardan ışık tutmuş.
1788: J.C.Mayers, ciltteki izlerin asla bir
başkasında tekrarlanmadığını gösteren resimli bir
anatomi kitabı yayınlamış.
1877: William Herschel, önce yakınlarının
parmak izlerini alıp bunların zaman içinde değişip
değişmediğini araştırmış. Hindistan’da görevli iken
maaş ödemesinde memurlardan, mahkemelerde
de mahkümlardan parmak izi alınmasını başlatmış.
1823: Jan Purkinje, Çekoslovakyalı fizyolojist,
parmak izi biçimlerini 9 ayrı grupta sınıflandırmış.
1883: Alphonse Bertillon, Paris Emniyet
Müdürlüğü’nde suçluların sahte isimle sabıkasını
gizlemelerini engellemek için bazı vücut
bölümlerini ölçüp kaydetmeyi akıl etmiş ve
“Bertillonage” adı verilen antropometrik sistemi
geliştirmiş.
1892: Francis Galton, “Parmak İzleri” kitabında
parmak izinin kalıtımsal olmadığını ve her insanın
parmak izinin birbirinden farklı olduğunu ortaya
çıkarmış.
1894: Juan Vucetich, Galton’un kimlik tanımada
parmak izlerinin potansiyel gücü üzerine
odaklanıp, 10 parmaktan birden iz alınması ve
antropometri yöntemlerini geliştirmiş.
1886: Henry Faulds, “suçluların fotoğrafları
değişse de parmak izleri sonsuza kadar aynı kalır”
diyerek Scotland Yard’ı bu yöntemi kullanmaya
ikna etmiş. 1930’da ölen Faulds, bilimsel
16 TÜRSAB DERGİ | ŞUBAT 2014
20. yüzyıl ve günümüz
20.yy sonunda internet ve gelişkin bilgi ve
iletişim teknolojilerinin devreye girmesi ile
parmak izleri de sayısallaştırılıp, yerel ve küresel
elektronik veri tabanlarında toplandı.
Günümüzde kullandığımız bilgisayar, tablet,
akıllı telefon gibi bazı ileri teknolojik aygıtlara
yüklenen yazılımlar, kamusal alandaki kamera
çekimleri, eşyamıza yerleştirilmiş “RFID” (Radyo
Frekansıyla Tanımlama) etiketleri aracılığıyla
gönderdiğimiz bilgiler, internetteki aramalarımız,
uğradığımız siteler, GPS sistemleri gibi
aracılar yoluyla çok çeşitli sayısal parmak izleri
bırakıyoruz. Bu gidişat, güvenlik ve kolaylık
açısından olumlu sayılmakla birlikte sağlık ve
insan hakları hukuku açısından ciddi tehdit
oluşturmakta. Kişisel alan ve mahremiyetin
ortadan kalkmasından, bilgilerimizin ticari
amaçlı kullanımından, toplu izleme ve kayıtlarla
masumların da potansiyel suçlu sayılabilmesinden
söz edilirken, izlerimize neler oluyor, biz
gerçekten nereye gidiyoruz?
Kaynak:
“Early Fingerprint Pioneers”, http://goo.gl/Faou1s
“Tongue-Print: A Novel Biometric Pattern”, David
Zhang, Zhi Liu, Jing-qi Yan, Peng Fei Shi, http://
link.springer.com
The 17th and 19th Centuries
1684: In England, Nehemiah Grew published
finger models and palm prints after discovering
that there are innumerable prints on palms and
fingers.
1686: Italian anatomist Marcello Malpighi
conducted research on human skin, the shape of
the fingertips and their tissue features. Malpighi,
the first histologist, shed light on the fields of
embryology, human anatomy and pathology
through his observation of tissues under
microscope over 40 years.
1788: J.C.Mayers published an illustrated
anatomy book which shows that the prints on the
skin never recur on another person.
1877: William Hershcel, by taking relatives’
fingerprints, first researched whether they changed
or not in time. While on duty in India, he initiated
the fingerprinting of officers and prisoners in the
courts.
1823: Jan Purkinje, a physiologist from
Czechoslovakia, categorized fingerprint shapes into
9 different classes.
1883: Alphonse Bertillon thought of recording
some parts of criminals’ bodies by measuring
them and devised an anthropometric system
called “Bertillonage” to prevent them putting fake
names on their criminal records at the Paris Police
Headquarters.
1892: Francis Galton, in his books “Fingerprints”,
demonstrated that fingerprints are not hereditary
and that every man’s fingerprint is unique.
1894: Juan Vucetich, focusing on Galton’s
theory of “potential power to determine identity”,
improved the method of taking 10 fingerprints and
anthropometry.
TÜRSAB DERGİ | ŞUBAT 2014 17
TREKKİNG MERKEZİ OLMAYA ADAY
IHLARA VADİSİ
Tarihi fresklerle süslü kiliseler ve benzersiz bir doğa...
Ihlara Vadisi, Kapadokya’nın en gözde duraklarından biri.
Aksaray İl Kültür ve Turizm Müdür Vekili Mustafa
Doğan, vadinin yeni yüzünü, yeni projelerini anlatıyor.
A CANDIDATE FOR A TREKKING CENTER: IHLARA VALLEY
Churches decorated with historical frescos and unique nature… Ihlara Vadisi (Ihlara Valley)
is one of most popular stops in Cappadocia. Mustafa Doğan, Vice Director of Aksaray
Province Culture and Tourism, tells us about the new face of the valley and his new
projects.
 Aksaray İl Kültür Turizm Müdürlüğü Arşivi & Rasim Konyar
TÜRSAB DERGİ | ŞUBAT 2014 19
Dünyanın en büyük ikinci vadisi olan, içinde doğa ve tarihi aynı anda
barındıran Ihlara Vadisi’nin, yapılan çalışmalarla Türkiye’nin en önemli doğa
yürüyüşü merkezlerinden biri haline getirilmesi hedefleniyor. Vadiye ilişkin
bir diğer önemli proje ise antep fıstığı üretimi!
Vadiye gelen turistlerin, ziyaretlerini daha rahat yapabilmesi için Ahiler
Kalkınma Ajansı’yla yürütülen proje kapsamında, vadiye inen bütün
merdivenler ahşap hale getirilmişti. Vadi tabanında ise merdivenlerden inen
ziyaretçilerin dinlenebileceği bir meydan oluşturuldu. Yön gösteren tabelalar
tek tip ve tek renk halinde. Vadi başından Belisırma’ya kadar olan yolda
düzenlemeler yapılarak, ziyaretçilerin daha rahat yürüyüp gezebileceği bir
hale dönüştürülmüştü. Yani, Ihlara Vadisi her yönüyle hazır!
Vadinin tüm güzelliklerinin görülebilmesi için vadide uzun bir yürüyüş
yapılması şart. Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü’nün desteğiyle
sürdürülen ikinci etap çalışması bittiğinde, vadinin başladığı yerden
Belisırma’ya kadar olan 7 kilometrelik parkurda ziyaretçiler rahatlıkla
yürüyerek, tüm vadiyi gezebilecek.
Aksaray‘ın 2014 yılındaki hedefi Belisırma ile Selime arasındaki 7
kilometrelik yol. Buradaki çalışmalar tamamlandığında, 14 kilometrelik
parkuruyla Ihlara, Türkiye’nin en önemli trekking alanına sahip olacak.
Ihlara Vadisi’ni hakkıyla gezebilmek için en az 2-3 günün bölgeye ayrılması
gerekiyor.
Menengiç ağaçlarından aşılanarak yetiştirilen Antep
fıstığı (ya da Ihlara Fıstığı) yetişmektedir (üstte). Ihlara
Vadisi, Freskolu Kaya Oyma Mekan (altta) ve Ihlara
Vadisi’nden genel görünüm (sol altta).
Pistachio (or Ihlara Peanut) which is fertilized with
Terebinth trees (upper). Ihlara Valley, Rock carved Place
with Frescos, (below) and a general view from the Ihlara
Valley (upper left).
The target is to make Ihlara Valley, which is the second biggest valley in the world
and hosts both history and nature at the same time, one of the most important
trekking centers in Turkey. Another significant project relating to the Valley is
pistachio production! Within the scope of project conducted with Ahiler Kalkınma
Ajansı (Ahiler Development Agency), all the stairways going down to the valley
have been remade out of wood. At the base of the valley, a square in which visitors
can have a rest after the stairway has been created. Signs showing directions are
uniform and the same color. Changes to the 3.5 km long road which stretches to
Belisırma from the head of the Valley have made a more accessible and walkable
course for visitors. Ihlara Valley is therefore ready in every way!
A long stroll is obligatory in order to see all the wonders of the Valley. When
the second stage of the work, supported by the General Directorate for Cultural
Heritage and Museums, is completed, visitors will be able to see the whole valley
by strolling along the 7 km road to Belisırma from the head of the Valley. Aksaray’s
target in 2014 is the 7 km road between Belisırma and Selime. When the works
20 TÜRSAB DERGİ | ŞUBAT 2014
DAZZLING FRESCOS…
Two important religious centers in the early years of
Christianity’s spread were Aksaray and Ihlara Valley. Ihlara
Valley has become a significant Christianity hub thanks to its
natural formation and inaccessible structure. In Ihlara Valley,
which has reconstructed a 4th Century monastery, you can
see a lot of churches which display frescos and paintings from
that period. Some churches whose founders are recorded
have a special place in the scientific world because precisely
dating the churches in the valley is quite difficult. Rock carved
churches constructed with one or two naves, and with Closed
Greek Cross, Free Cross plans are located on the steep slopes
of both sides of the valley and harmonize with Melendiz
GÖZ KAMAŞTIRAN FRESKLER...
Aksaray ve Ihlara Vadisi Hristiyanlığın yayılışının ilk yıllarında önemli bir dini merkez. Ihlara Vadisi’nin doğal
oluşumu, korunaklı yapısı, burayı Hristiyanlık dininin
önemli yeri haline getirmiş.
MS 4. yüzyıldan itibaren bir manastır merkezi olan
Ihlara Vadisi’nde, döneminin fresk, resim sanatı özelliklerini barındıran pek çok kilise bulunuyor. Vadide
yer alan, banisi (yaptıranı) belli olan kiliseler, bilim
dünyası için ayrı bir önem taşır. Çünkü vadide yer alan
kiliselerin kesin tarihlendirilmesi oldukça güç. Kapalı
Yunan Haçı ve serbest haç planlı, tek ve çift nefli kaya
oyma kiliseler, Vadi’nin dik yamaçlarında sağlı sollu
yer alarak, ortadan akan Melendiz Çayı’nın sularıyla
bütünleşir.
Ihlara Vadisi’nin doğal yapısı itibarıyla, IV. yüzyıldan
itibaren keşişler ve rahipler tarafından çok uygun bir
inziva yeri olarak kullanılmıştı. Hristiyanlık dini, farklı
dilleri konuşan insanlar arasında yayılmaya başlamış,
okuma yazma oranının düşük olması, Latincenin az
kişi tarafından bilinmesi, dinin yayılmasını zorlaştırmıştı.
Bu nedenle dini yaymak için kiliselerde; İsa’nın hayatı,
İncil’deki konular, din büyükleri ve onlarla ilgili olaylar
fresk tekniğindeki resimlerle uygulanmıştı.
Vadi’de yer alan freskli kiliselerde (Sümbüllü, Yılanlı,
Kokar, Ağaçaltı, Pürenliseki, Eğritaş, Kırkdamaltı,
Bahattin Samanlığı gibi) İsa’nın Doğumu, Meryem’e
Müjde, Ziyaret, Mısır’a Kaçış, Son Akşam Yemeği gibi
sahneleri görmek mümkün.
Vadinin yerleşim merkezleri olan Selime Kasabası ve
Yaprakhisar Köyü’nde de önemli kiliseler bulunuyor.
Selime Kalesi, Derviş Akın Kilisesi, Doğan Yuvası
Kilisesi gibi.
Pürenli (sol üst), Kokar (sol alt), Ağaçaltı (üstte),
Sümbüllü (altta ve sağ üstte) ile Yılanlı Kiliseleri’nin
fresklerinden görüntüler.
Pürenli (upper left), Kokar (below left), Ağaçaltı (upper),
Sümbüllü (below and upper right), and some frescos
from Yılanlı Church.
Stream which flows through it. Ihlara Valley, because of its
natural structure, was used as place of seclusion by the
monks and priests from the 4th century on. Christianity
started to spread amongst people speaking different
languages, but because of the low rate of literacy and the
lack of general knowledge of Latin the religion was not easy
to spread. Therefore, Christ’s life, incidents in the Bible, holy
personages and the events relating to them were conveyed
in the pictures painted in Fresco styles. In the churches
with frescos, (such as Sümbüllü, Yılanlı, Kokar, Ağaçaltı,
Pürenliseki, Eğritaş, Kırkdamaltı, Bahattin Samanlığı) you
can see scenes such as the Birth Of Christ, Virgin Mary,
The Visiting, the Exodus to Egypt, and the Last Supper.
There are also more important churches in Selime Town
and Yaprakhisar Village including Selime Castle, Derviş Akın
Church, Doğan Yuvası Church are some of them.
Kaynak: www.muze.gov.tr/ihlara
Kaynak: www.muze.gov.tr/ihlara
TÜRSAB DERGİ | ŞUBAT 2014 21
Bilindiği gibi Ihlara,
Aksaray ilinin en önemli
ören yerlerinden birisi.
Kapadokya içerisinde,
Kapadokya’nın incisi
olarak tanımlanır. Hem
doğal güzelliği, hem
tarihi mekânları ile öne
çıkan 14 kilometrelik
güzergah, inanç turizmi
adına önemli bir bölge,
Kapadokya turizmi
için çok hareketli bir
duraktır.
IHLARA VADİSİ’NE
GİDECEKSENİZ:
Ihlara Vadisi Aksaray İli, Ihlara Kasabası’nda ve
Hasan Dağı’nın kuzeydoğusundadır. Eski adı “PERİSTREMMA” olan 14 km. uzunluğundaki Ihlara
Vadisi’ni, Melendiz Çayı (Potamus, Kapadukus–
Kappadokya Irmağı), baştanbaşa kat etmektedir.
Yaz Açılış Saati (Nisan-Ekim): 08:00
Yaz Kapanış Saati (Nisan-Ekim): 19:00
Kış Açılış Saati (Kasım-Mart): 08:00
Kış Kapanış Saati (Kasım-Mart): 17:00
Tatil Günü: Yok
• Gişeler müze kapanış saatinden yarım veya bir
saat önce kapanıyor.
Kaynak: www.muze.gov.tr/ihlara
IF YOU PLAN TO VISIT IHLARA VALLEY
Ihlara Valley is located in Aksaray Province at the
northeast of Hasan Mountain.
Ihlara Valley, whose former name was “PERİSTREMMA”,
is 14 km long and stretches along the Melendiz Stream
(Potamus, Kapadukus- Cappadocia River)
Summer Opening Time: (April-Ocoteber) 8 Am
Summer Closing Time: (April-October) 7 Pm
Winter Opening Time: (November-March) 8 Am
Winter Closing Time: (November-March) 5 pm
• Ticket booths are closed half an hour or an hour before
the museum closing time.
Kaynak: www.muze.gov.tr/ihlara
22 TÜRSAB DERGİ | ŞUBAT 2014
Ihlara Vadisi’nde Antep fıstığı yetiştirilecek
Kapadokya’nın batı kapısı olarak bilinen ve
dünyanın ikinci büyük kanyonuna sahip olan
Aksaray’ın Güzelyurt ilçesindeki Ihlara Vadisi’nde,
İl Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü ve Kültür
ve Turizm Müdürlüğü tarafından yapılan ortak
bir çalışma ile menengiç ağaçlarına Antep fıstığı
aşılaması yapıldı.
Geçtiğimiz yıllarda Antep fıstığının yetişip
yetişmediğini test eden müdürlük ekipleri,
aldıkları olumlu sonuçlardan sonra çalışmalarını
hızlandırdı. Geçmiş yıllarda Tarım İl Müdürlüğü
yetkilileri, Akdeniz’e benzer iklim özelliklerine
sahip vadi tabanında Antep Fıstığı gibi ürünler
yetiştirmeyi denemiş, bunda da olumlu sonuçlar
almışlardı. Önceleri vadinin değişik yerlerinde
denenen çalışmalar, vadi başından Belisırma
gişelerinin bulunduğu bölgeye doğru uzanan
menengiç ağaçlarının aşılanması ile büyütüldü.
Antep fıstığı büyük oranda Güneydoğu Anadolu
Bölgesi’nde; özellikle Gaziantep ve Siirt’te; kısmen
de Adıyaman ve Kilis’de yetiştiriliyor.
Bu ürünün Orta Anadolu gibi karasal iklimi olan
bir yerde yetiştirilebilmesi ise gerçekten ilgi
çekeceğe benziyor...
here are completed, Ihlara’s 14 km path will make it
the most important trekking area in Turkey. You have
to spare at least 2-3 days for the region in order to
thoroughly appreciate Ihlara Valley. Ihlara is known
as one of most important ruins in Aksaray Province.
It’s described as the Pearl of Cappadocia and its
natural beauty and historical places are outstanding.
This 14 km course is both an important region for
faith tourism and a bustling stop in Cappadocia
tourism.
Pistachio is to be produced in Ihlara Valley
Ihlara Valley is located in Güzelyurt County, Aksaray
Province; known as the western gate of Cappadocia
and home of the second biggest canyon in the world.
Terebinth trees were fertilized here with pistachio
with a joint project by Provincial Directorate of Food,
Agriculture and Livestock and the Directorate of
Culture and Tourism. In recent years, the directorate
staff have quickened their efforts after testing whether
pistachio can be grown or not and getting positive
results. The Officials of the Directorate of Food and
Agriculture have tried to grow plants such as pistachio
at the base of the valley (which has Mediterranean
climate features) and seen some positive outcomes.
These efforts firstly conducted tests in different
parts of the Valley. They were then expanded with
the fertilization of terebinth trees from the head of
the Valley to Belisırma ticket booths. Pistachio is
mainly grown in the Southeastern Anatolian Region,
particularly in Gaziantep and Siirt, and also on a small
scale in Adıyaman and Kilis Provinces.
Growing this product in Central Anatolia, a place
which has a continental climate, will attract a lot of
interest.
Bahattin Samanlığı Kilisesi’nden bir detay (sol üst),
Direkli Kilise’nin içi (altta).
A detail from Bahattin Samanlığı Church (upper left),
Interior of Direkli Church (below).
Tarihe, doğaya
ve lezzete
giden yolların
kavşak
noktası, termal
turizminin
başkenti:
The crossroads
of history,
nature and
cuisine, and
the capital
of thermal
tourism…
AFYONKARAHİSAR
Eskiden Güney Ege ya da Akdeniz kıyılarına doğru yola çıkan kimi yerli
gezginler, Afyonkarahisar tabelalarını görmeye başladığında, Afyon’un
meşhur sucuğu ve kaymaklı ekmek kadayıfından yemek için kısa bir
mola verirdi. Kimileri de çarşıdaki kadim Cumhuriyet Lokantası’nın aynalı
konsollu, görmüş geçirmiş ortamındaki lezzetli yemekleriyle kendilerinden
geçer, yollarına öyle devam ederdi. Geçmişin Afyonkarahisar’ı bir lezzet
durağıydı. Daha yakın geçmişte kaplıca şehri olarak ünlendi. Oysa
şimdi, Afyonkarahisar, sahip olduğu tarihi ve doğal mirası gereğince
değerlendirmede atağa geçen şehirlerimizden biri ve yerli yabancı gezginler
için Batı Anadolu’da yeni bir çekim merkezi adayı.
“Opium”dan Ayfon’a
Afyonkarahisar’ın “afyon”u, haşhaşın özsuyu; Latince “opium” sözcüğünden
geliyor. Ege, Akdeniz ve İç Anadolu bölgelerine yayılan, Cumhuriyetle
birlikte Afyonkarahisar adını alan şehir, Hititler, Frigler, Persler, Bizans, Doğu
Roma, Selçuklu ve Osmanlı uygarlıklar zincirine doğal sahne olmuş. Bu
nedenle hem doğası ve sit alanları hem kültür mirası ile gösterecek çok şeye
sahip...
Frig Vadisi: MÖ 8. yy.’da efsanevi kral Midas Dönemi’nde güçlü ve özgün
bir kültür oluşturan Frigler, bu coğrafyada kayalar üzerine Tanrıça Kibele
kültüne ait tapınak cepheleri ve aslan kabartmalarıyla dünyanın en ilginç
eserlerini yaratıp sonra da tarih sahnesinden çekilmişler. Göynüş Vadisi,
Aslantaş, Yılantaş, Matlaş, Kapıkaya I ve II gibi Frig kaya anıtları artık
evrensel kültür hazineleri. Frig kültürü Afyonkarahisar ve çevresinde sonra
da sürmüş. Roma ve Bizans Dönemi’nde Metropolis, Bin İnler, İnpazarcık,
Ornaş gibi yerleşim birimleri, Avdalas, Demirli, Bayramaliler, Asar Kale gibi
savunma mekânları, Selimiye, Alanören, Devrent, Elicek gibi mezar odaları,
Kırk İnler gibi dini mekânlar, Yedikapılar gibi yer altı yerleşimleri meydana
getirilmiş. İşte Afyonkarahisar İscehisar’dan başlayıp Eskişehir sınırlarını
geçerek Ankara’ya kadar uzanan Frig Vadisi’nde yürüyenler, bütün bunları
görme şansına sahip!
In the past, when local travelers, who set off towards the Southern Aegean and
the Mediterranean shores, saw the sign of Afyonkarahisar, they would take a
short break to eat Afyon’s famous sucuk (stuffed dessert) and kaymaklı ekmek
kadayıf (a dessert with cream). Others would continue their voyage after losing
themselves in the very delicious dishes of the Cumhuriyet Restaurant in the
plaza, which is decorated with mirrors and sounds very ancient. Afyonkarahisar
of the past was a meal stop. In the recent past, the city earned its reputation
with hot springs. Afyonkarahisar has rapidly become a new center of attraction
Western Anatolia by sharing its historical richness and natural resources with
local and foreign visitors alike.
From “Opium” to Afyon
Afyon, meaning “juice of hash,” the root of the word Afyonkarahisar, derives
from “opium” in Latin. This city, stretching into the Mediterranean and Central
Anatolia and named “Afyonkarahisar” with the proclamation of the Turkish
Republic, witnessed Hittites, Phrygians, Persians, Byzantium, East Rome, Seljuks
and Ottoman civilizations. Thus, it has many things to display thanks to its
natural resources, protected areas and cultural heritage.
Phrygian Valley: The Phrygians, who had established a very impressive and
unique culture in the reign of legendary king Midas, withdrew from history after
creating the most interesting works such as temple facades and lion reliefs
belonging to Goddess Cybele on the rocks in this region. Some Phrygian rockmonuments such as Göynüş Valley, Aslantaş, (lionstone) Yılantaş (Snakestone)
Matlaş and Kapıya I and II are now considered to be universal cultural treasures.
The Phrygian culture survived in and around Afyonkarahisar during the reign
of Rome and Byzantium. Evidence includes settlements such as Metropolis, Bin
İnler, İnpazarcık, Ornaş; defence places such as Avdalas, Demirli, Bayramaliler,
Asar Kale; burial chambers such as Selimiye, Alanören, Devrent, Elicek; religious
places like Kırk İnler;and subterranean habitats like Yedikapılar (sevengates).
Those walking in the Phrygian Valley, starting from İscehisar in Afyon and
stretching into Ankara after leaving the borders of Eskişheir behind, have chance
to see it all!
Synnada: Geçmişi Eski Tunç Çağı’na kadar inen, Frigya’nın başkentliğini
yapmış Synnada yerleşimi, bugünkü Şuhut İlçesi’nin yerinde bulunuyor.
Synnada’da bulunan gümüş ve bronz sikkelerin üzerinde bu bölgede o
dönemlerde de haşhaş üretimi yapıldığını gösteren resimler yer alıyor.
Yedikapılar Manastırı: Bolvadin’de, tüf kayalık yüzeye oyulmuş, birbirine
bitişik tonoz tavanlı kilise ve odalardan oluşan, 8 ila 10. yy’lar arasında
yapıldığı sanılan yapı günümüze kadar ulaşmış. Yeraltında da bölümleri var.
Karahisar Kalesi: Yaklaşık 3.350 yıllık bir geçmişe sahip, 226 m
yüksekliğinde bir volkanik kaya üzerindeki Karahisar Kalesi şehrin her
noktasından görülüyor. Hitit kralı ll. Murşili tarafından yapılan kale,
Başkomutanlık Milli Parkı (sol sayfa, üstte), Avdalaz Kalesi (sol sayfa, altta),
Seydiler İscehisar peribacaları (sol üstte) ve Eber Gölü (üstte).
Başkomutanlık Milli Parkı (left page, upper), Avdalaz Castle (left page, below) Seydiler
İscehisar fairy chimneys (upper left) and the Lake Eber (above).
TÜRSAB DERGİ | ŞUBAT 2014 25
Sol sayfa: Panter heykelciği
(yanda), Afyonkarahisar Müzesi
(altta) ve Çavdarlı Heykel Definesi
(sağ üstte).
Sağ sayfa: Yedikapılar Manastırı
(sol üstte), Bolvadin Yedikapılar
Manastırı (sol altta), Atatürk
Kocatepe’de (sağ üstte) ve
Başkomutanlık Tarihi Milli Parkı
(Sağ altta).
o dönemde “Yüksek Tepe
Şehri”; “Hapanuva” diye
adlandırılıyormuş.
Avdalas Kalesi: Gazlıgöl
Kaplıcası’na 10 kilometre
uzaklıkta olan Ayazini Köyü
sınırları içindeki Avdalas kalesi
de tüf kayaya oyulmuş
çok katlı ve çok odalı,
sarnıçlı bir kaya kütlesi olup
Bizans Dönemi’nde yerleşim
yeri olarak kullanılmış.
Afyonkarahisar Müzesi: İlk
kez Cumhuriyet’in 10. yılında
ziyarete açılan, 1971’de
şimdiki binasına taşınan Müze’de
13.276 arkeolojik, 4484 etnografik eser, 26.564 sikke ve 33 el
yazması kitap olmak üzere 44.383 adet eser sergileniyor.
Termal Turizm Cenneti Afyonkarahisar: Afyonkarahisar, termal turizmi
olanaklarıyla, her yıl sayısız konuğa ev sahipliği yapıyor. Kaplıca sularının
birçok rahatsızlığa iyi geldiği biliniyor. Maden suyu ve sodaları zaten yurt
çapında tanınan Afyonkarahisar’ın doğrudan içilebilen şifalı kaynak suları
ise sindirim rahatsızlıklarına iyi geliyor. Kaplıcalarda yıl boyu konaklama da
mümkün.
Synnada: This Synnada settlement, which dates back to Early Bronze Age,
and the capital of Phrygia, is situated where Şunut County lies today. On the
silver and bronze coins found in Synnada, there are images which show that
the opium poppy was cultivated in this region in those ages.
Yedikapılar Manastırı (Sevengates Monastery): Carved on tuff and rocky
surface in Bolvadin, this edifice is made of vaulted-roof churches and rooms
annexed to each other, and thought to have been built between the 8th and 10th
centuries. The edifice, with sections underground, has survived to our day.
Buzluk Mağarası: Sultandağları’nın zirvelerinde yer alan, 3 kademeli ve
düşey doğrultuda gelişen bu mağarada yazın duvarlardan sızan su, serin
boşluklar ile dışardaki ısı farkı yüzünden buharlaşıyor. Aşağı doğru indikçe
hava daha fazla soğuyor ve mağaranın duvarları masalsı görüntüler yaratan
buzlarla kaplanıyor.
Karahisar Castle: Karahisar Castle, which has a 3550 year history, is
located on a 226 meters high volcanic rock. It can be seen from the every spot
in the city. Built by Hittite King Mursili II, the castle was called “Hapanuva” or
“High Hill City” during that era.
Bininler: Şuhut İlçesi sınırları içindeki volkanik tüf alanda renk, oluşum ve
görünüm bakımından birbirinden farklı kaya mezarları, kaya yerleşimleri,
tabii kaya oluşumları, doğal kaynaklar bulunuyor. Bu da bu yerleşimin
Avdalas Castle: Avdalas Castle was constructed on the borders of Ayazini
Village which is 10 km from Gazlıgöl Hot Springs. Carved into a tuff rock,
Avdalas Castle is a rock mass with its many floors, many rooms and cistern.
It was used as a settlement during the Byzantium Period.
Afyonkarahisar Museum: Opened to visitors for the first time at the 10th
year of the Republic and moved to its current building in 1971, the Museum
exhibits total 44,383 works of which 13,276 are archeological, 26,564 are
coins and 33 are codexes.
Afyonkarahisar, Thermal Tourism Paradise: Afyonkarahisar warmly
receives many guests every year thanks to its thermal tourism facilities. The
waters of the hot springs are known to heal many disorders. The potable
healing spring waters of Afyonkarahisar -already famous for its mineral
waters across the country- help to cure digestion disorders. Visits to the hot
springs during the whole year are possible.
Buzluk Cave: Situated on the summits of the Sultan Mountains, this cave was
formed in 3 phases and at vertical direction. In this cave, waters leaking from
the walls during the summer evaporate owing to cool gaps and temperature
differences outside. The further down you go, the colder the temperature
drops, covering the walls of the cave with fabulous images made of ice.
Left Page: Phanter Figurine (upper), Afyonkarahisar Museum (upper) and Çavdarlı
Statue Treasure (right)
Right Page: Yedikapılar Monastery (upper left), Bolvadin Yedikapılar Monestary (upper
left), Atatürk at Kocatepe (upper right) and Başkomutanlık Historical National Park
(below right).
26 TÜRSAB DERGİ | ŞUBAT 2014
Bininler: Diversified sepulchers in terms of color, formation and appearance,
rock settlements, natural rock formations and natural springs are in the
volcanic tuff zone within the borders of Şuhut County. This indicates that this
settlement has been a significant center used by different civilizations for
thousands of years.
binlerce yıldır farklı uygarlıklar tarafından kullanılmış önemli bir merkez
olduğunun bir göstergesi.
Akdağ Tabiat Parkı: Yemyeşil ormanlar, su kaynakları, mağaralar, çayırlar,
sakin ve güzel yaylalar, anıt ağaçlar, bitki ve hayvan çeşitliliği ile önemli bir
rekreasyon alanı mı aramıştınız? İşte adres: Akdağ Tabiat Parkı. Bir tarafta
piknik yaparken bir taraftan eşsiz manzarayı fotoğraflayabilir, bir yanda
tabiat yürüyüşü yaparken bir yanda önünüzden geçen bir yaban hayvanının
ürkek ve korkulu kaçışını izleyebilirsiniz. Zor ve sert yapısıyla Tokalı Kanyonu
ise tam bir adrenalin pompa istasyonu sayılır. Hele burada barınan Kızıl
Geyik, Kara Akbaba, Kızıl Akbaba, Sakallı Akbaba, Yılkı Atları gibi türleri
görecek kadar şanslıysanız bu heyecan yaşanmaya değer.
CUMHURİYET’İN KAZANILDIĞI
TOPRAKLAR ÜZERİNDE
Zafer Şehir Ormanı: Türkiye’nin en büyük şehir ormanlardan Zafer Şehir
Ormanı aziz şehitlerimizin hatırasını yaşatmak için kurulmuş. Afyonlular en
çok piknik için rağbet gösterirken, gezginler de şehri kuşbakışı seyredebilmek
için mutlaka buraya geliyor.
Eber Gölü ve diğerleri: Çay ve Bolvadin ilçeleri arasında yer alan Eber Gölü,
Türkiye’nin en büyük 12. gölü olup, üzerindeki adacıklarda bulunan çayırlar,
fotoğraf meraklıları için farklı açılardan farklı görüntüler yaratır. 1982 yılında
Türk botanikçiler tarafından keşfedilen endemik “Thermopsis Turcica” (Sarı
Meyan) bitkisi de dünya üzerinde sadece Eber ve Akşehir göllerinin güney
kıyılarında parçalı popülasyonlar şeklinde yayılış gösteriyor. Karakuyu,
Karamık ve Acı Göl ise barındırdıkları kuş çeşitleriyle ziyaretçilerini cezbeden
birer kuş cenneti...
Akarçay: Orman ve Su İşleri Bakanlığı ve Afyonkarahisar Belediyesi
tarafından ıslah çalışmaları tamamlanan Akarçay, Türkiye’nin örnek
rekreasyon çalışmalarından biri… Yürüyüş yolları, mesire yerleri, spor
aletleri, çocuklar ve engelliler için özel parklar, ücretsiz Internet hizmeti
bulunan Akarçay, yepyeni bir gezi ve eğlence mekânı olma özelliği taşıyor…
30 Ağustos’ta zaferle sonuçlanan büyük harekâtın geçtiği alanları kapsayan
Başkomutanlık Milli Parkı, içinde yer alan Kocatepe ve Dumlupınar Savaş
alanları, şehitlikler ve anıtlar, Zafer Yolu, Dumlupınar ve Zafer Müzeleri ile
Cumhuriyet tarihimizden canlı bir kesit. “Atatürk Kocatepe’de” fotoğrafını
bilmeyen var mıdır? İşte o Kocatepe de bu parkın sınırları içinde!
Peri Bacaları: Afyonkarahisar’ın volkanik arazileri üzerinde bulunan İhsaniye,
İscehisar, Bayat ve Bolvadin ilçelerinde çok sayıda peri bacaları bulunuyor.
Bunlardan Bolvadin İlçesi’ne bağlı Özburun Kasabası’nın Minareli Deresi’nde
yer alan peri bacaları, diğer yörelerdekilerden farklı oluşumlarıyla dikkat
çekiyor.
ON THE LANDS WHERE THE REPUBLIC WAS ESTABLISHED
Başkomutanlık Milli Park (Supreme Command National Park) which covers the
battle fields in which Great Offensive ending up in victory, took place; Kocatepe and
Dumlupınar wars’ fields, martyrdoms, monuments, Zafer Yolu (Road to Victory),
Dumlupınar and Zafer Museums, all of which show a profile from our republic’s history.
Could there be anyone who does not know the picture of “Atatürk on Kocatepe”? That
Kocatepe is also within this park!
YAPMADAN DÖNMEYİN…
• Afyonkarahisar kaplıcalarının şifalı sularına
girmeden,
• Frig Vadisi, Kocatepe Anıtı, Büyük Taarruz
Şehitliği ve Başkomutan Mustafa Kemal Anıtı,
Sandıklı Akdağ-Tokalı Kanyonu, 26 Ağustos Tabiat
Parkı, Eber Gölü İscehisar’daki Peri Bacaları’nı ve
Şuhut’taki Bin İnleri görmeden,
• Afyonkarahisar Arkeoloji Müzesi, Ulu Camii,
İmaret Camii, Afyonkarahisar Kalesi’ni, Sultan
Divanı Mevlevihane Müzesi’ni ve Mevlevi Türbe
Camii’ni gezmeden,
• Kaymaklı ekmek kadayıfı yemeden,
• Meşhur sucuk ve lokumundan, Bayat’ın kök
boyalı kilimleri ve Dazkırı’nın ipek halısından
almadan…
Don’t Leave Without…
• bathing in the healing waters of the Afyonkarahisar
hot springs
• visiting Phrygian Valley, Kocatepe Monument, Büyük
Taarruz Şehitliği (Great Offensive Martyrdom), Sandıklı
Akdağ-Tokalı Canyon, 26 August Natural Park, Lake
Eber, Fairy Chimneys in İscehisar, and Bin İnler in Şuhut
• Afyonkarahisar Archeological Museum, Ulu Mosque,
İmaret Mosque, Afyonkarahisar Castle, Sultan Divanı
Mevlevihane Museum and Mevlevi Shrine Mosque
• eating kaymaklı ekmek kadayıf
•eating famous sucuk and lokum (Turkish delight),
buying Bayat rugs painted with madder, silk carpet
from Dazkırı…
28 TÜRSAB DERGİ | ŞUBAT 2014
Frig Vadisi (sol üst), Bininler (sol orta), Ayazini
İhsaniye’de peribacaları (sol alt ve sağ üstte),
Aslankaya (üstte) ve Avdalaz Kalesi (altta).
Phrygian Valley (upper left), Bin İnler (middle left), fairy
chimneys in Ayazini, İhsaniye (below left and upper
right), Aslankaya (upper) and Avdalaz Castle (below).
Akdağ Natural Park: Are you looking for an important recreation area
with lush forests, fountains, caves, pastures, tranquil and peaceful plateaus,
monumental trees, and assorted plants and animals? Here is the address:
Akdağ Natural Park. On one hand, you can have a picnic, take a photo of that
unique vista, have a walk in the breast of the nature; on the other hand, you
can witness a wild animal which timidly runs away. As for Tokalı Canyon,
owing to its hard and challenging features, it’s considered to be a pump
station for adrenalin. Moreover, if you are lucky to see species such as red
deer, griffon, bearded vulture, and mustangs, which live in the area, it’s
worthwhile to get this excitement.
Zafer City Forest: Being one of the biggest city forests of Turkey, Zafer City
Forest was established to cherish the memory of our beloved martyrs. While
Afyon residents gather here to have a picnic, visitors come to be able to see
the city from the bird’s eye view.
The Lake Eber and others: Situated between Çay and Bolvadin counties,
Lake Eber is the 12th biggest lake of Turkey. Pastures on islets located on
the lake create different vistas from different angles for photography fans.
“Thermopsis Turcica” (Yellow Licorice), an endemic plant discovered by
Turkish botanists in 1982, are only seen as scattered populations in the
planet at the southern shores of the lakes of Eber and Akşehir. Karakuyu,
Karamık and Acı Göl, each one, thanks to bird species that they host, are bird
paradises that charm their visitors…
Akarçay: Akarçay, renovated by the Ministry of Forestry and Water Affairs,
is one of the exemplary recreation works of Turkey…
Akarçay with its walking trails, recreation places, sports equipment, special
parks for the handicapped and children, and free internet access, is a brand
new resort place for walking and amusement…
Peri Bacaları (Fairy Chimneys): There are many fairy chimneys in
İhsaniye, İscehisar, Bayat and Bolvadin counties located on the volcanic
lands of Afyonkarahisar. Of these, Peri Bacaları, located on Minareli Brook
in Özburun Town connected to Bolvadin County, stand out with formation
different from the others.
Zafer Şehir Ormanı (üstte), Buzluk Mağarası (sağ üstte) ve
Akdağ Tokalı Kanyon (sağ altta).
Zafer City Forest (upper) Buzluk Cave (upper right) and Akdağ
Tokalı Canyon (below right).
TÜRSAB DERGİ | ŞUBAT 2014 29
TÜRSAB-THY ZİRVESİ
Sektörün iki büyük gücü, THY ile
TÜRSAB zirvede bir araya geldi. Ülke
turizmine ivme kazandıran Türk Hava
Yolları ile Türkiye Seyahat Acentaları
birlikte büyüyor, birlikte başarıyor.
TÜRSAB-THY SUMMIT
TÜRSAB ile Türk Hava Yolları’nın üst düzey yetkilileri arasında 22 Ocak
Çarşamba günü İstanbul Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı,
Marmara Salonu’nda kahvaltılı bir toplantı gerçekleştirildi.
TÜRSAB’ın ev sahipliğinde düzenlenen toplantıya; THY Yönetim Kurulu ve
İcra Komitesi Başkanı Hamdi Topçu, Genel Müdür Doç. Dr. Temel Kotil,
Pazarlama ve Satış Genel Müdür Yardımcısı Faruk Çizmecioğlu, Yurtiçi
Pazarlama ve Satış Başkanı Halil İbrahim Polat katıldı. TÜRSAB’ı temsilen;
Yönetim Kurulu Başkanı Başaran Ulusoy’un beraberinde Yönetim, Denetim ve Disiplin Kurulu Üyeleri’nin yanı sıra çok sayıda IATA üyesi seyahat
acentası yetkilisi katıldı.
Başaran Ulusoy: “Yurt dışında en güçlü kolumuz, kanadımız THY”
TÜRSAB Yönetim Kurulu Başkanı Başaran Ulusoy, “Bu toplantının yapılmasını THY Yönetim Kurulu ve İcra Komitesi Başkanı Hamdi Topçu bey
özellikle istedi” diyerek başladığı açılış konuşmasına şöyle devam etti:
“Bizlere göstermiş oldukları ilgi için kendilerine çok teşekkür ediyorum. Bugün, Türk Hava Yolları 234 uçağı, 18 bin personeli ve 39 milyondan fazla
yolcusuyla Türkiye’nin medar-ı iftiharı konumundadır.
Gerçekleştirdiğimiz, yurt dışı seyahatlerimizi ve tanıtım gezilerimizi THY
ve Turizm Bakanlığımız ile birlikte yapıyoruz. Ülkemizi gerek yurt içinde
gerekse yurt dışında en iyi şekilde birlikte temsil ediyoruz. Bizler seyahat
acentaları olarak THY’nin birer parçasıyız. Yurt dışında en güçlü kolumuz,
kanadımız THY ve bu kanatların altında bizler seyahat acentaları olarak ana
Başaran Ulusoy: “THY’nin kanatları
altında olan biz seyahat acentaları, ana
gövdemize, THY’na destek veriyoruz ve
vermeye de devam edeceğiz...”
Başaran Ulusoy: We travel agencies
under THY’s wings, are supporting to
our main body, THY. We’ll continue to
back this too…”
30 TÜRSAB DERGİ | ŞUBAT 2014
THY (Turkish Airlines) and TÜRSAB (Association of Turkish Travel
Agencies), two major powers of the sector, came together at the
summit. Turkish Airlines and Turkish travel agencies, which quicken
the expansion country’s tourism, are expanding and prospering
together.
Senior officials of TÜRSAB and THY got together at a breakfast meeting held
at the İstanbul Lütfi Kırdar International Congress and Exhibition Center,
Marmara Salonu on Wednesday, 22 January.
In this meeting, hosted by TÜRSAB , Hamdi Topçu, Chairman of THY’s Board
and Executive Committee; Assistant Professor Temel Kotil, General Manager
of THY; Faruk Çizmecioğlu, Vice General Director of Marketing and Sales; and
Halil İbrahim Polat, the Manager of THY Sales and Marketing Department, were
amongst those who were present. On behalf of TÜRSAB, apart from President
Ulusoy, were Board Members, Board of Discipline Members and Inspectorate
Members as well as travel agencies’ representatives who are members of IATA.
Başaran Ulusoy: “Our most powerful arm abroad is THY.”
Başaran Ulusoy, the President of TÜRSAB, stating that “Hamdi Topçu,
Chairman of THY Board and Executive Committee, especially demanded this
meeting” went to say in his opening speech “I would like to thank him for
the care and attention they showed us. Today, THY is a source of pride for
Turkey, with its 234 aircraft, a team of 18,000 working people and more than
39 million passengers. We are conducting our familiarization trips and foreign
travels together with THY and our Ministry of Tourism. We try to represent
the best our country offers at both the international and domestic levels. We
as travel agencies are components of THY. Our most vigorous arm and wing
abroad is THY and under these protective wings, we have been supporting our
main body, THY. We’ll continue to back this too. Successful works we have
done with THY so far will go on in a positive collaboration from now on.”
Hamdi Topçu: “Seeing our agencies by our side is the biggest
support for us.”
Taking the floor at the meeting, Hamdi Topçu, Chairman of THY’s Board and
Executive Committee, stated that “Firstly, I want to start my speech thanking
you for the support you gave us in 2013. We are fully convinced that your
support as agencies will go on in 2014.”
THY Genel Müdürü Doç. Dr. Temel
Kotil (solda), TÜRSAB Yönetim Kurulu
Başkanı Başaran Ulusoy (ortada),
THY Yönetim Kurulu ve İcra Komitesi
Başkanı Hamdi Topçu (sağda) ve
toplantıdan görüntüler.
Temel Kotil, General Manager of THY
(left), Başaran Ulusoy, the President
of TÜRSAB (middle), Hamdi Topçu,
Chairman of THY’s Board and Executive
Committee (right) and some photos from
the meeting.
 Özgür Açıkbaş
gövdemiz THY’na destek veriyoruz ve vermeye de devam edeceğiz. Bugüne kadar THY ile yürüttüğümüz başarılı çalışmalar bundan sonra da olumlu
bir işbirliği içerisinde devam edecektir.”
Hamdi Topçu: “Acentaları yanımızda görmek bizleri destekleyici
en büyük unsur”
Toplantıda söz alan THY Yönetim Kurulu ve İcra Komitesi Başkanı Hamdi
Topçu: “Öncelikle sözlerime 2013 yılında bize vermiş olduğunuz destek için
teşekkür ederek başlamak istiyorum. 2014 yılında da siz seyahat acentalarının desteğinin devam edeceğine inancımız tam.”
THY’nin bugün dünya sivil havacılık endüstrisinde dünya devleriyle yarışır
bir konuma geldiğini söyleyen Topçu konuşmasına şu sözlerle devam etti:
“2013 yılında dünya sivil havacılığının yüzde 3 büyüdüğü bir ortamda,
THY yüzde 20’yi aşkın bir büyüme gerçekleştirerek büyük bir başarıya
imza atmıştır. 2014 yılında da yakaladığımız bu büyüme trendini devam
ettireceğimize inanıyoruz. 2014 yılında da seyahat acentalarıyla beraber
çalışmak ve sizleri yanımızda görmek bizleri destekleyici en büyük unsur
olacaktır. THY olarak hedefimiz sadece yolcu sayısını artırmakla sınırlı değil.
Ülke turizmine katkı sağlamak, turizm sektörünün büyümesine yardımcı
olmak da hedeflerimiz arasında. Sizlerin desteği ile THY’nin global pazardaki rekabet gücünü artırmak istiyoruz. Bu bağlamda sizlerin çalışma şartlarınızı nasıl düzenleyebiliriz ve gücünüzü nasıl artırabiliriz, bunun çözümü
için çaba sarf ediyoruz. Biliyoruz ki sizlerin artan gücünü, bizim de artan
gücümüz olarak algılıyoruz.”
TÜRSAB Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Muammer Güner (sol başta) ile THY Genel
Müdürü Doç. Dr. Temel Kotil, TÜRSAB Yönetim Kurulu Başkanı Başaran Ulusoy ve
THY Yönetim Kurulu ve İcra Komitesi Başkanı Hamdi Topçu.
TÜRSAB Board Member Muammer Güner (at the far left) and Temel Kotil, General
Manager of THY, Başaran Ulusoy, the President of TÜRSAB, Hamdi Topçu, Chairman of
THY’s Board and Executive Committee.
Hamdi Topçu: “Acentaların desteği
ile THY’nin global pazardaki rekabet
gücünü artırmak istiyoruz. Sizlerin artan
gücünü, bizim de artan gücümüz olarak
algılıyoruz..”
Hamdi Topçu: “Thanks to the agencies’
support, we aim to increase the
competitive power of THY in the global
market. We believe that if your potential
increases, ours will too.”
Stating that THY gained a important place where it can compete with the
giants of the world in the civil aviation industry, continued as follows:
“Realizing a growth of more than 20% in an environment in which world civil
aviation has barely expanded 3% in 2013, THY scored a historic victory. We
believe that we can sustain this growth trend we caught in 2014 too. Working
with travel agencies, and feeling your support will be the most important
element for us in 2014. As THY, we are not only targeting to increase the
number of passengers but also contributing to our country’s tourism, and
helping the tourism sector to expand. Thanks to your support, we aim to
increase the competitive power of THY in the global market. In this context,
we’ll endeavor to find out how we can make your working conditions much
better, how we can increase your potential. We believe that if your potential
increases, ours will too.”
TÜRSAB DERGİ | ŞUBAT 2014 31
Temel Kotil: “Bu sene itibariyle
Air France şirketinden daha çok
yolcu taşıyoruz. Yolcu sayısına göre
Avrupa’nın 2. büyük hava yoluyuz...”
Temel Kotil: By this year, we are
carrying more passengers than the
company Air France is. We are the 2nd
biggest airline in Europe according to
our passenger count…”
Temel Kotil: “Yurt dışı ciromuz 10 kat, yurt içi ciromuz ise
6 kat büyüdü”
Genel Müdür Doç. Dr. Temel Kotil ise konuşmasında THY ile ilgili rakamsal
verilerden söz ederek şu bilgileri aktardı:
“Son 10 yılda 10 milyon toplam yolcudan bu yıl 60 milyon yolcuya ulaştık.
2003 yılında 5 milyondan fazla yurt dışı yolcumuz vardı. Bu sene ise 38
milyon yurt dışı yolcumuz var. Yani yurt dışında daha hızlı büyüyoruz. Bu
yıl tahmin ediyoruz ki 12 milyar dolara yakın bir ciro hedefimiz var. Bu
cironun yaklaşık olarak 8 milyar dolarının yurt dışı satışlarımızdan oluşacağını tahmin ediyoruz. Geçtiğimiz yıllardan bu zamana kadar yurt dışı
ciromuzda 10 kata varan bir artış söz konusu. Yurt içinde ise 6 kata varan
bir büyüme sağladık.
Bunları neden söylediğime gelince Türkiye sivil havacılık sektöründe ana
oyuncu oluyor. Türkiye artık oyun kurucu durumunda, bu sene itibariyle Air France şirketinden daha çok yolcu taşıyoruz. Yolcu sayısına göre
Avrupa’nın 2. büyük hava yoluyuz. Bu paralelde sizlerin de seyahat acentaları olarak “oyun kurucu” sıfatını kazanmanızı istiyoruz.
Satışlarınızı sadece yurt içi bilet satışlarıyla kısıtlı tutmanız halinde bu
pastadan pay almanız da zorlaşacaktır. Daha global bir bakış açısına sahip
olmanız gerekiyor. Oyun kuruculuktan faydalanmanız için yurt dışı satışlarına daha çok önem vermeniz gerekiyor. Biz bu yıl dünyadaki sivil havacılığın yüzde 2’sini yapıyoruz. Yüzde 0.5’ten başladık ve yüzde 400 büyüdük,
hedefimiz ise yüzde 8’e ulaşmak. Bu hedefe sizlerle beraber ulaşmak
istiyoruz. THY olarak yolcularımızın gönlünü kazanmayı hedefliyoruz, gelin
hep birlikte yolcularımızın gönüllerini feth edelim...”
32 TÜRSAB DERGİ | ŞUBAT 2014
Temel Kotil: “Our foreign turnover went up 10 times, domestic
turnover 6 times.”
As for Assistant Professor Temel Kotil, General Manager of THY, who released
some of THY’s statistical data, continued his speech saying that “In the last
10 years, we reached 60 million passengers from 10 million. We had more
than 5 million overseas passengers in 2003. This year, the was 38 million
overseas passengers. That is, we are growing faster abroad. We estimate that
we’ll make a turnover near $12 billion this year. We guess, about $8 billion of
this turnover will come from overseas sales. We have witnessed an increase
of 10 times in overseas sales. We managed to increase our domestic turnover
6 times. As for why I am talking about these, Turkey is day by day becoming
the leading actor in the civil aviation sector. Turkey now occupies in a play
maker position; we are carrying more passengers than the company Air
France is. We are the 2nd biggest airline in Europe according to our passenger
count. In the same vein (or manner), we wish for you, as travel agencies, to
gain the title “play maker.” Getting a larger share of the cake will be more
difficult if you limit your focus only to domestic ticket sales. You need to have
a more global point of view. You should give more weight to overseas sales
in order to benefit from being a play maker. We are covering 2% of civil
aviation in the world this year. We started from 0.5% and grew 400%; our
target is to reach 8%. We want to reach this goal with you. We as THY desire
to make a hit with our passengers- let’s make it together and win back the
favor of our customers.
Alaca Yalıçapkını (büyük resim), Kızkuşu (en üstte),
Macar Ördeği (sağ üstte) ve Küçük Ak Balıkçıl (sol üstte).
Pied Kingfisher (Big picture), Lapwing (top),
Red- Crested Pochard (upper right) and Little Egret (upper left).
Türkiye Kuş Nüfusunun Başkenti
GÖKSU DELTASI Risk Altında
 Taşucu Turizm İşletmecileri Dayanışma ve Yardımlaşma Derneği Arşivi
Türkiye’nin Çukurova’dan
sonra 2. büyük deltası
olan Göksu, tam 234 tür
ile Türkiye kuş faunasının
yarısından fazlasına ev
sahipliği yapıyor. Ancak
bunlardan 79’u tehlike
altında!
GÖKSU DELTA, the Capital of Turkey’s
Bird Population Under Threat
Göksu, Turkey’s second largest delta after Çukurova,
hosts more than half of the country’s fauna with a cool
234 species. However, 79 of these are endangered!
TÜRSAB DERGİ | ŞUBAT 2014 35
Göksu Deltası, Türkiye’nin Uluslararası Ramsar
Sözleşmesi’ne göre koruma statüsü kazanmış 5
önemli sulak alanından biri ve Çukurova’dan
sonra 2. büyük deltası... Delta, Mersin’in
batısında, Göksu Nehri’nin taşıdığı alüvyonlar
ve denizel çökellerin birikimiyle oluşmuş, Silifke
ilçesine bağlı 4 belde ve 7 köyden oluşan bir kıyı
ovası. Denize döküldüğü alanda irili ufaklı dalyan
ve göller var. Doğal yapısını koruyabilmiş ender
alanlardan biri olan Göksu Deltası, tam 234 tür
ile Türkiye kuş faunasının yarısından fazlasına ev
sahipliği yapıyor. Üstelik bunlardan 79’u, Avrupa
koruma statülerine göre tehlike altında.
Dünyada nesli tehdit altında olup Türkiye’de
yalnız bu Delta’da üreyen kuş türleri arasında
Paspaş Patka (Aythya nyroca), Yaz Ördeği
Sol sütun, üstten başlayarak: Sürmeli Kervançulluğu,
Kılıçgaga, İzmir Yalıçapkını, Su Çulluğu. Angıt (sağ
üstte), Fiyu Ördeği (sağ ortada), Çamurcun Ördeği (sağ
altta), Bataklık Kırlangıcı (altta) ve Uzunbacak (sağ
sayfa, üstte).
Left Column, starting from the top: Whimbrel, Avocet,
White-throated Kingfisher, Common Snipe, Ruddy
Shelduck (upper right) Fiyu Duck (middle right), Teal
(below right), Collared Pratincole (bottom), Black-Winged
Stilt (right page, upper).
36 TÜRSAB DERGİ | ŞUBAT 2014
Göksu Deltası Kuş Gözlem Alanı ve
Delta’nın Simgesi Saz Horozu
Göksu’da yaşayan kuş türleri arasından sıyrılarak Delta’nın simgesi haline gelmiş
olan Saz Horozu, aile dayanışması açısından da kuşlar dünyasında özel bir yere
sahip. Çünkü bir yaşına gelen genç saz horozları, dünyaya yeni gelen yavruların
beslenmesinde anne ve babalarına yardım ediyorlar! Onca tehdit altında, aynı
zamanda deniz kaplumbağalarının da (Caretta-Caretta) yumurtlama alanı olan
bu kuş cenneti, dünyanın çeşitli yerlerinden gelen kuşbilimcilerin büyük ilgisini
çekiyor. Kuş gözlemlemek için en uygun zaman göçün yoğun olarak yaşandığı
nisan ve eylül ayları. En elverişli zaman ise sabahın en erken saatleri. Yalnız,
üzerinizde çarpıcı renkli giysiler olmamasına dikkat edin ve yanınıza dürbün
almayı unutmayın.
Kaynak: http://mersin.kultur.gov.tr
Göksu Delta is one of the 5 most important wetland areas in Turkey. It
has obtained protected status in accordance with the International Ramsar
Agreement.
Located to the west of Mersin, the Delta was formed by accumulation of
alluvium and nautical sediment from the Göksu River. The Delta is a coastal
plain consisting of 4 towns and 7 villages under the authority of Silifke
County. Göksu Deltası is one of those exceptional areas that has been able
to protect its natural structure and it is home to a total of 234 species:
more than half the species in Turkey. 79 of these are in danger of extinction
according to Europe protection standards. Some globally endangered bird
species which breed in only this Delta here in Turkey are: the Ferruginous
Duck (Aythya nyroca), the Marbled Duck (Marmonetta angustrostris) and
the Purple Gallinule (Porphyrio porphyrio). Among the species that winter in
the Delta are important water fowl such as the Greylag Goose (Anser anser),
the Tundra Swan (Cygnus colimbianus) and the White-throated Kingfisher
(Halcyon smyrnensis). Some of the other species which breed in the Delta
are the Purple Heron (Ardea purpurea), the Kentish Plover (Charadrius
alexandrinus) and the Little Tern (Sterna albifrons). There are also some
species of birds of prey such as the Greater Spotted Eagle (Aquila clanga) and
the Imperial Eagle (Aquila heliaca).
Göksu Delta Bird Observation Area and the Purple
Gallinule, the Symbol of the Delta
The Purple Gallinule, which has become the symbol species of the Delta, has
a special place in the bird kingdom in terms of family solidarity. The young,
one year old Purple Gallinules help their parents in feeding their siblings, the
new chicks! In spite of the danger facing it, this bird paradise, which at the
same time is a spawning ground for Sea Turtles (Caretta-Caretta), continues
to draw great attention from ornithologists coming from all over the world.
The optimum times to watch the birds are April and September when
migration is intense. The best time of day is the early hours of the morning.
However, remember not to wear bright colours and don’t forget to take
binoculars.
Resource: http://mersin.kultur.gov.tr
Let’s look at the scientific research:
Scientists from Turkey and all over the world have been conducting
systematic research in Göksu Delta for a long time. Scholars observing the
effect of organic polluters on the birds and how poaching puts pressure on
some species have examined certain bird species living between Paradeniz
Lake and Akgöl. These include the endangered Eastern White Pelican
(PeIecanus onocrotulus), the Flamingo (Phonicopterus ruher), the Purple
Gallinule (Porphyrio porphyrio) and the Black Francolin (Francolinus
francolinus). In 2010, Kuş Araştırmaları Derneği (KAD or Turkish Birds
Research Society) scrutinized the Ferruginous Duckin Akgöl and the Marbled
Tern in Lake Kuğu next to Lake Paradeniz. As a result of ornithological
observations in this study, three domestic species were selected as a model:
Coot (Fulica atra), Mallard (Anas platyrynchos) and the Little Egret (Egretta
garzetta). It was observed that these species and their eggs have been
affected by pollution from chlorined pesticides. In addition, it was recorded
that chlorined pesticides have accumulated in the fat and liver tissues of the
selected bird species.
TÜRSAB DERGİ | ŞUBAT 2014 37
Sol sayfa: Flamingolar (üstte), Çamur Çulluğu (sol üstte), Turna
(sağda), Turaç (en sağda).
Sağ sayfa: Saz Delicesi (üstte), Döğüşken Kuş (altta).
Left Page: Flamingos (upper), Bar-tailed Godwit(upper left), Crane
(right), Francolin (at the very right).
Right Page: Marsh Harrier (upper), Ruff (below).
(Marmonetta angustrostris), Saz Horozu (Porphyrio porphyrio), kışlayan
türler arasında da Boz Kaz (Anser anser), Küçük Kuğu (Cygnus colimbianus),
İzmir Yalıçapkını (Halcyon smyrnensis) gibi önemli su kuşları bulunuyor.
Erguvani Balıkçıl (Ardea purpurea), Akça Cılıbıt (Charadrius alexandrinus)
ve Küçük Sumru (Sterna albifrons) gibi türlerin Delta’da üreyen türler
arasında yer aldığı biliniyor. Büyük Orman Kartalı (Aquila clanga) ve Şah
Kartal (Aquila heliaca) gibi önemli yırtıcı kuş türleri de burayı mesken
edinenlerden...
Bilimsel araştırmaların sesine kulak verelim
Türkiye’den ve dünyadan bilim insanları Göksu Deltası’nda uzun zamandır
sistemli araştırmalar yürütüyor. Organik kirleticilerin kuşlar üzerine etkisi
ile yasadışı avlanmanın bazı kuş türlerini nasıl baskıladığını gözlemleyen
araştırmalar, Paradeniz Gölü ile Akgöl’de yaşayan belli kuş türlerini
incelemiş. Bunların içinde Ak Pelikan (PeIecanusonocrotulus) ve Flamingo
(Phonicopterus ruher) ile tehdit altında olan Saz Horozu (Porphyrio
porphyrio) ve Turaç (Francolinus francolinus) da var.
2010’da Kuş Araştırmaları Derneği (KAD) Akgöl’deki Paspaş Patka - (Aythya
nyroca) ve Paradeniz Gölü’ne komşu Kuğu Gölü’ndeki Yaz Ördeği’ni
(Marmaronetta angustirostris) takibe almış. Çalışmalar kapsamındaki
ornitolojik (kuş bilimi ile ilgili) gözlemler sonucu üç yerli tür, model olarak
seçilmiş: Sakar Meke (Fulica atra), Yeşilbaş Ördek (Anas platyrynchos) ve
Küçük Ak Balıkçıl (Egretta garzetta). Sonuçta bu türler ve yumurtalarının
klorlu tarım ilaçlarıyla kirlendiği görülmüş. Ayrıca, seçilen kuş türlerinin yağ
ve karaciğer dokusunda, klorlu tarım ilaçları biriktiği kaydedilmiş.
Tehditlerin baş faili: İnsan
Tucker ve Evans, Avrupa’daki tüm sulakalan habitatları için yaygın tehditleri
derlemiş. Hepsinin de faili aynı; insan! İnsan eliyle yapılan zarar verici
eylemlerden bazıları şöyle sıralanıyor:
38 TÜRSAB DERGİ | ŞUBAT 2014
Man, the primary perpetrator of the threats
Tucker and Evans have documented the most widespread threats for all
wetland habitats in Europe. The cause of all of them is the same: man! Some
of the man’s detrimental activities are:
Agriculture, hunting, the destruction of nesting spots in coastal areas owing
to the spread of flora and fishing.
Reports prepared by both civil scientific institutions and the Ministry of
Environment and Urbanization state that Göksu Delta is threatened by these
activities.
If the Environment is destroyed, so is Tourism!
In his speech at the seminar held to evaluate of the Report for Sustainable
Tourism at the end of last year, President Ulusoy focused on threats such as
illegal housing in coastal regions, the increase in second home ownership,
waste, and fish farms. He went on to state his concern about a prevalent
approach which is “rather than sustainable tourism, sustain it by hook or by
crook”. Just as he says “If the Environment goes, so does Tourism!”.
Eventually last month, the members of Taşucu Tourism enterprises Solidarity
and Help Society (Taşucu Turizm İşletmecileri Dayanışma ve Yardımlaşma
Derneği) organized a trip to the Delta with the purpose of attracting
attention to the theft and illegal trade in Göksu Delta. Taşucu is the second
most overpopulated place after Silifke in the Delta region. Summer houses
erected here, resting facilities and the other tourism structures increase
the population in summer. Another effect of the overpopulation is the rising
detrimental waste problem.
The Society Members, under the leadership of Chairman Saadet Sayın, made
observations first from the tower then studies in the field on foot. The group
made a declaration about the pollution caused by plastic bottles and bags
and the illegal theft and smuggling abroad of endemic plants and demanded
that preventive steps be taken immediately.
Bir Pandora Kutusu:
KLOR ve Organoklorin
Göksu Deltası’ndaki araştırmalar,
buradaki canlıların, KOK (Kalıcı
Organik Kirletici) denilen tehdit
unsurlarının en tehlikelisi sayılan
“organoklorin”li tarım ilaçlarından
olumsuz etkilendiğini gösteriyor.
“Organoklor”, karbon ve klor içeren
bileşiklere deniyor. Klor ne zaman kullanılırsa, organoklorinden oluşan yan ürün
karışımları da oluşuyor. Günümüzde kâğıt ve dokuma sanayindeki ağartma
işlemlerinden içme sularının dezenfekte edilmesine, evlerde kullanılan temizlik
malzemesi ve ağartıcılardan tarım ilaçlarına, (polivinil klorür; PVC) plastik eşya
ve kauçuk ürünlerden saç boyasına, mikrop öldürücülere kadar geniş bir alanda
klor ve türevleri kullanılıyor. Çevrebilimciler, kloru içindeki kötülükleri yaymaya
devam eden “Pandora Kutusu”na benzetiyor ve hükümetlerin ve sivil toplum
kuruluşlarının elele vererek kutunun kapağını kapatmalarını istiyor.
Etkileri:
• Dayanıklı olmaları ve birikmeleri nedeniyle organoklorinler, bütün gezegene
yayılıp kutuplardaki balina, fok ve kutup ayılarının dokularına bile sızabiliyor.
• Canlıların üremesini engelliyor. Annenin soluduğu havadan karnındaki çocuğa
geçebiliyor. İnsanda başta kanser olmak üzere öldürücü hastalıklara yol açıyor.
• Havada taşınabilen organoklorin parçacıkları, klorun ozonla reaksiyona
girebileceği stratosfer tabakasına kadar ulaşarak güneşin zararlı ultraviyole
ışınlarını engelleyen bu kalkanı deliyor.
• Pestisitler ve kağıt ağartma işlemlerinden çıkan organoklorinler, doğrudan
çevreye dağılırken, polivinil klorür (PVC) plastik ürünleri veya bunların üretimi
esnasında meydana gelen zararlı atık maddeler, yakılma veya toprak dolgu
maddesi olarak kullanılmaları yoluyla dolaylı olarak çevreye dağılıyor.
Kaynaklar:
“Göksu Deltası Özel Çevre Koruma Bölgesi Habitat ile Tür İzleme ve Koruma
Projesi - Ramsar Raporu” http://goo.gl/pIv3Ef
“Yeşil Tehlike Klor”, Bahtiyar Çobanoğlu, Ekoloji Magazin Dergisi http://goo.gl/
wQ4PSu
“A’dan Z’ye Kılavuz”, Zehirsiz Ev, www.zehirsizev.com
CA Pandora Box: Chlorine and organochlorine
Toprak kullanımı, avcılık, sucul ortamların birbirlerinin yerini alan bitkiler
tarafından işgali nedeniyle kıyı alanlarında uygun yuvalanma alanlarının
kaybı ve balıkçılık.
Göksu Deltası’nın da bu tehditlerden uzak olmadığı hem sivil bilimsel
kuruluşlar hem Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın hazırlattığı pek çok raporda
vurgulanıyor.
“Çevre yoksa turizm de yok!”
TÜRSAB’ın geçtiğimiz yıl sonu hazırladığı Sürdürülebilir Turizm Raporu’nun
değerlendirilmesi amacıyla düzenlenen seminerdeki konuşmasında, sahil
kesimlerindeki kaçak yapılaşma ve ikinci konut enflasyonu, atıklar ve balık
çiftlikleri gibi tehditlere dikkat çekerek, sürdürülebilir turizmden çok “nasıl
sürdürürsen sürdür” anlayışının hakim olmasından duyduğu endişeyi
belirten Başkan Ulusoy’un da vurguladığı gibi; “Çevre yoksa turizm de yok!”
Nitekim geçtiğimiz ay, Mersin, Taşucu Turizm İşletmecileri Dayanışma
ve Yardımlaşma Derneği üyeleri, Göksu Deltası’nda yaşanan yağma ve
kaçakçılığa dikkat çekmek amacıyla, Delta’ya bir gezi düzenledi.
Taşucu, Delta etrafındaki yerleşim alanları içinde Silifke’den sonra ikinci
kalabalık yer. Burada yapılan tatil evleri, dinlenme tesisleri ve diğer turizm
yapıları, yaz aylarında nüfusu katlayarak artırıyor. Artan nüfusun bir etkisi
de zararlı atıkların artması.
Dernek üyeleri, Dernek Başkanı Saadet Sayın önderliğinde önce kuş gözlem
kulelerinden, sonra yaya olarak arazide incelemeler yaptı. Daha sonra bir
açıklama yapan grup, Delta’nın su şişeleri ve plastik poşetlerle kirletildiğine,
endemik bitkilerin sökülerek, yasal olmayan yollarla yurt dışına kaçırıldığına
dikkat çekti ve bu konuda acilen önlem alınmasını istedi.
Research conducted in Göksu Delta show that the resident species are affected negatively
by pesticides with “organochlorine” which is assumed to be most dangerous of the agents
called “POP” or Persistent Organic Pollutants. Compounds containing carbon and chlorine
are called “organochlorines”. Whenever chlorine is used, side product mixtures that consist
of organochlorine occur. Chlorine and its derivations are used on a very large scale: from
paper bleaching processes and the weaving industry to the purification of drinking water,
from cleaning materials and bleachers used in houses to pesticides (polyvinyl chloride,
PVC), and from plastic items and rubber products to hair dye. Ecologists compare the
chlorine with Pandora’s Box which continues spread the evils inside, and are demanding
cooperation between governments and NGO’s to shut the lid of the box.
Impacts:
• organochlorine, owing to its persistent and accumulation capability, by spreading to whole
planet can even penetrate the tissues of whales, seals and polar bears.
• organochlorine hinders the reproduction of species. It can pass through the pregnant
mother’s breath to her baby. It may cause some diseases particularly cancer.
• Particles of organochlorines, which can be borne via the atmosphere and reach the
stratosphere where the chlorine can react with ozone, drill through the shield that prevents
the sun’s harmful ultraviolet rays.
• As pesticides and organochlorines from the paper bleaching process are spread directly
in the environment, detrimental waste from the production of polyvinyl chloride, (PVC), and
plastic items are indirectly spread in the environment as packing materials.
Resources:
“Göksu Deltası Özel Çevre Koruma Bölgesi Habitat
ile Tür İzleme ve Koruma Projesi - Ramsar Raporu”
http://goo.gl/pIv3Ef
“Yeşil Tehlike Klor”, Bahtiyar Çobanoğlu, Ekoloji
Magazin Dergisi http://goo.gl/wQ4PSu
“A’dan Z’ye Kılavuz”, Zehirsiz Ev,
www.zehirsizev.com
TÜRSAB DERGİ | ŞUBAT 2014 39
BATI’YA
DOĞU’YU ANLATAN GEZGİN
MARCO POLO
Bugün de gezip görmek,
yeni yerler keşfedip
yeni insanlarla tanışmak
ufuk açıcı. Ama onun
zamanında gezginliğin
başka bir anlamı vardı.
Marco Polo yaptığı geziler
ile denizcilik tarihi başta
olmak üzere insanlık
tarihinin seyrini değiştirdi.
Yaptığı gezilerle dünyaya
“Doğu”yu anlattı.
MARCO POLO, THE TRAVELER
WHO REVEALS THE EAST TO
WESTERNERS
 Shutterstock
Taking a trip, visiting and discovering new
places, and meeting with new people are eye
opening experiences today too. But, being
a traveler bore a different meaning in his
time. With the travels he made, Marco Polo
changed in particular the history of navigation
and course of the history of humankind. He
introduced the “East” to the world through
trips he made.
40 TÜRSAB DERGİ | ŞUBAT 2014
O bir seyyah… O bir bilim insanı… O bir tüccar... O bir yazar… Dünyaca
ünlü gezgin Marco Polo’dan söz ediyoruz. 1254 yılında Venedik’te dünyaya
gelen Marco Polo’nun aslında Macar asıllı olduğuna dair söylentiler de var.
Ama tarihi bilgiler onun Venedikli tüccar bir babanın oğlu olarak dünyaya
geldiğini gösteriyor. Zaten Marco Polo’nun gezginliği de işte o “ticaret”
sayesinde başlıyor.
Nerdeyse tüm yaşamı Akdeniz ve Karadeniz’de seyreden gemilerde geçen
biri o. Henüz 17 yaşındayken babası ve amcasıyla birlikte çok önemli bir
görevi yerine getirmek üzere Pekin’e gidiyor. O zamanlar İtalya’dan Çin’e
ulaşmak günler, aylar değil yıllar süren zorlu bir macera. Ancak görev de
kutsal: Papa IX. Gregorius’un mektubunu Kubilay Han’a iletmek…
Babası ve amcasıyla yaptığı bu büyüleyici yolculuk tam 2.5 yıl sürüyor.
Pololar Mezopotamya topraklarını dolaşıyor, İran’a gidiyor. Gobi Çölü’nü
geçiyor. Pekin’e vardıklarında Kubilay Han’ın ilgisiyle karşılaşıyorlar. Han,
Batı’dan gelen misafirleri sarayında ağırlıyor, onlara Pekin’i tanıtıyor.
Marco Polo Doğu coğrafyasından ve kültüründen çok etkilenip orada
kalmaya ve bölgeyi gezmeye karar veriyor. Önce Çin’i sonraki yıllarda
da Orta Asya’yı geziyor. Moğolistan’da uzun zaman geçiriyor. Bu gezileri
tam 17 yıl sürüyor. Çok sevdiği ve “nereden bahsederse bahsetsin içinde
hep bir şekilde oranın olduğunu” söylediği memleketi Venedik’e dönünce
anılarını kaleme alıyor. Yapıtları coğrafya ve etnografya alanında insanlığa
büyük yarar sağlıyor. Denizcilik alanında o güne kadar bilinmeyenleri,
Marco Polo (sol altta), Venedikli rahip Fra Mauro’nun 1450 yılında yayınlanan dünya
haritası (sol üstte) ve Il Milione kitabında Polo’nun babası ve amcasıyla yaptığı
yolculuğu aktaran bir minyatür.
Marco Polo (below left), Venetian Priest Fra Mauro’s World Map published in 1450
(upper left) and a miniature conveying the voyage that Marco Polo made with his
father and uncle.
He is a voyager… he is a scientist… a merchant… a writer… we are
talking about Marco Polo, a traveler known world wide. There are rumors
about Marco Polo, who was born in Venice in 1254, that he was originally
from Hungary. Nevertheless, historical records show that he was born as a
son of Venetian merchant. Indeed, Marco Polo’s trips started thanks to this
“merchandise.” He spent his whole life navigating the Black Sea and the
Mediterranean. When he had gone to Beijing to fulfill a very significant duty
with his father and uncle, he was only 17 years old. In those days, reaching
to China from Italy was a very merciless adventure which lasted not days or
months, but years. However the duty was a sacred one; taking the letter of
Pope IX Gregorius to Kublai Khan…
This mesmerizing travel he carried out with his father and uncle was
completed within 2 years. The Polos went to Iran after touring Mesopotamia.
They passed the Gobi Desert. When they arrived in Beijing, Kublai Khan
welcomed them warmly. Much impressed by geography, culture and the East,
Marco Polo decided to stay there in order to see the region. First, he visited
China, and afterwards moved on to Central Asia. He spent long years in
Mongolia. His trips lasted a very 17 years. When he returned to Venice, he
penned his memoirs in which he said, “Wherever I talk about anything, Venice
is the part of it.” His works brought big benefits to humanity in the spheres
of geography and ethnography, and related things theretofore unknown and
undiscovered in the area of navigation. In this sense, Marco Polo paved the
way to rapid development of navigation. The biggest contribution of this
Westerner’s travel to the history of humanity was bringing the East and West
closer together.
Polo was captured
When he returned to Venice in 1295, Marco Polo remained a trader, which
was his family occupation. But, he thought always to tell about the places
TÜRSAB DERGİ | ŞUBAT 2014 41
he visited and saw. While he was the captain of a
war ship in 1298, he was taken prisoner by the
Genoese in a civil war called Cuzzolo War that
erupted at that very same time. His captivity
gave way to something positive: he dictated his
memoirs to Rusticheollo do Pisa, his friend whom
he made during his captivity. Of course we should
not assume this “as a clerkship.” Pisa encouraged
Polo to dictate his memoirs. Persuading him that
this was the only way to convey his Asia travel to
the next generations, he wrote what Polo related to
him. The result was the book named “Il Milione,”
which survives today. Even though, the book shed
light on Eastern Culture, Polo always thought
something was missing. Actually, his remark on
his deathbed,“I was only able to tell half of what
I have seen,” confirms this. In this book, Polo
gave information about particularly the life styles,
cultures and geographies of the Far East and
Africa and eastern countries. The book is read as a
sociologic book as well as a resource of geography
and ethnography. It’s renowned for being a
bedside guide for everyone who does research on
China. The book was received very well in Europe
and became very popular. Despite some people
finding his stories “lunatic,” it was generally
admired and respected.
Bugün Hırvatistan, Korcula
Adası’ndaki Marco Polo evinden
görüntüler. 1982’de basılan
İtalyan parasında Marco Polo
portresi.
Some images from Marco Polo
House in Korcula Island, Croatia.
Marco Polo Portrait on an Italian
coin issued in 1982.
42 TÜRSAB DERGİ | ŞUBAT 2014
He told the East about the West too
While staying in Kublai Khan’s court, one of
the most magnificent edifices of that era, Marco
Polo told Khan much about the western world.
He shared current information about Venice, the
world of Christianity and Popedom with Khan who
was curious about the western world. Thanks to
this relationship, Kublai Khan could satisfy his
curiosity about the West while Marco Polo learned
keşfedilmeyenleri aktarıyor. Bu anlamda Marco Polo denizciliğin kısa
sürede gelişmesine de önayak oluyor. Ama bu Batılı seyyahın insanlık
tarihine en büyük katkısı Doğu ile Batı’yı birbirine yaklaştırmak oluyor.
Polo esir düşüyor
Marco Polo 1295 yılında Venedik’e dönünce aile mesleği olan ticarete
devam ediyor. Ancak içinde hep gezip gördüğü yerleri anlatma isteği var.
Tam da bu sırada patlak veren bir iç savaşta; Cuzzolo Savaşı’nda, 1298
yılında bir savaş gemisinin kaptanlığını yaparken Cenevizliler’e esir düşüyor.
Ancak esir olması iyi bir sonuca da vesile oluyor. Esir olarak tutulduğu süre
içinde edindiği arkadaşı Rusticheollo do Pisa’ya anılarını yazdırıyor. Bunu
bir çeşit “yazmanlık” olarak saymamalı tabi. Pisa, Polo’yu anılarını anlatması
için cesaretlendiriyor. Asya seyahatinin gelecek kuşaklara kalmasının
yolunun bu olduğu konusunda ikna ediyor ve onun anlattıklarını yazıyor.
Böylece günümüze dek gelen Il Milione adlı kitap ortaya çıkıyor. Kitap
her ne kadar Doğu kültürü hakkında aydınlatıcı olsa da Polo her zaman
bir şeylerin eksik kaldığını düşünür. Zaten ölüm döşeğindeyken söylediği
“Gördüklerimin sadece yarısını söyledim” sözü de bunu doğrular.
Bu kitapta Polo, Doğu ülkelerinin özellikle Uzakdoğu ve Afrika’nın yaşam
biçimlerini, kültürlerini, coğrafyalarını anlatmış. Kitap bir coğrafya ve
etnografya kaynağı olmasının yanısıra bir sosyoloji kitabı olarak da
okunabilir, Çin üzerine araştırma yapan herkesin başucu kaynağı olarak da
bilinir. Kitap Avrupa’da çok beğenilmiş, çok popüler olmuştur. Polo’nun
hikayelerini “çılgınca” bulanlar olsa da genel olarak takdirle karşılanmıştır.
Doğu’ya da Batı’yı anlattı
Marco Polo, duvarları altınla kaplı, döneminin en gösterişli yapılarından
olan sarayında kalırken, Kubilay Han’a aynı zamanda Batı dünyasından
bahsediyor, Batı kültürüne meraklı Han’a Venedik, Papa ve Hristiyanlık
dünyası üzerine güncel bilgiler veriyordu. Bu ilişki sayesinde Kubilay Han
Batı, Marco Polo da Doğu hakkındaki merakını gideriyordu. Polo’nun, iç
savaşlarla çalkalanan, yiyecek ve barınma gibi ihtiyaçların karşılanmasının
pek kolay olmadığı bir coğrafyada büyük bir rahatlık içinde gezebilmesinin
arkasında Kubilay Han’ın gücünün olduğu yadsınamaz. Han’ın kendisine
verdiği altın bir tablet sayesinde Marco Polo gittiği her yerde baş üstünde
tutulmuş. Barınma, yiyecek bulma ya da bilgiye ulaşma konusunda hiçbir
about the East. It cannot be denied that the Kublai Khan’s influence protected
Marco Polo who was able to stroll very comfortably among people who could
not find food and shelter easily in an area in ruin because of the civil wars.
Marco Polo was held in high esteem wherever he went, thanks to a golden
tablet that Khan gave to him. He never had difficulty finding shelter and food,
or accessing information. This explains why Marco Polo gathered much more
information about the East than the other travelers did.
One of the most important things Marco Polo learned about in China was
“stones burning like the wood,” that is, coal. Kublai Khan’s court was heated
with these stones as the Chinese used this mineral that they extracted from
many meters underground in many cases. Polo mentioned these mines in his
book too.
After being released by Genoese in 1299, Marco Polo returned to his beloved
home Venice. He married Donata Badoer there. He spent the rest of his life in
Venice where he passed away at the age of 70, considered to be very old at
that time. What Marco Polo told about the East might be assumed the most
important through the ages for this reason: Westerners who had no idea what
the East was started to learn something about these “distant” lands!
This gave a way to eradicate their common prejudices. Polo’s 13th century
studies are still a very extensive and important counterpoint to the “East
Prejudice” which can still be seen in Western countries. That’s why Marco
Polo was certainly a person ahead of his time!
Marco Polo was first man to map the route for navigating beyond Asia and to
calculate how long the trip took. Modern geography, the history of navigation
and humanity are much in debt to this traveler who loved Venice.
Marco Polo’nun gömüldüğü San Lorenzo Kilisesi, Venedik ve Polo’nun yolculuğunu
gösteren harita.
San Lorenzo Church in which Marco Polo was buried, the map showing Venice and
Polo’s travel.
TÜRSAB DERGİ | ŞUBAT 2014 43
sıkıntı yaşamamış. Bu da onun
neden diğer Batılı seyyahlara
göre Doğu hakkında daha çok
bilgi toplayabildiğini gösteriyor.
Marco Polo’nun Çin’de öğrendiği
en önemli şeylerden biri de
“odun gibi yanan taşlar”, yani
kömürdü. Kubilay Han’ın sarayı
bu taşlarla ısınıyor, Çinliler yerin
metrelerce altından çıkardıkları
bu madeni pek çok alanda
kullanıyordu. Polo kitabında bu
madenden de bahsedecekti.
Marco Polo, 1299 yılında
Cenevizliler tarafından serbest
bırakıldı ve çok sevdiği evi
Venedik’e geri döndü. Burada
Donata Badoer ile evlendi. Ölene
kadar da Venedik’te yaşadı. O
zaman için oldukça ileri bir yaş sayılan 70 yaşında hayata veda etti.
Polo’nun Doğu hakkında anlattıkları, çağlar boyunca en çok şu yüzden
önemliydi: O zamana kadar Doğu hakkında hiçbir fikri olmayan Batılılar bu
“uzak” diyarlar hakkında bir şeyler öğrenmeye başlıyordu! Bu da onların
kalıplaşmış önyargıların yıkılmasına sebep oldu. Polo’nun çalışmaları,
bugün hâlâ Batılı ülkelerde görülebilecek olan “Doğu önyargısı”na 13.
yüzyılda verilmiş kapsamlı ve önemli bir cevaptı. Marco Polo bu yüzden
çağının ötesinde bir insandı.
Tarihte, Asya ötesi yolculuk rotasını çizen ilk insan olan Marco Polo,
yolculuğun ne kadar süreceğini de hesaplayan ilk kişiydi. Modern coğrafya
bilimi de, denizcilik tarihi de, insanlık da bu Venedik aşığı gezgine çok şey
borçlu.
13. yüzyıla tarihlenen Il Milione kitabından bir sayfa (sol üstte),
Polo’nun kitabının sayfalarında Christopher Columbus’un 15.
yüzyılda düştüğü el yazısı notları (sağ üstte).
A page of Il Milione dating back to the 13th century. (upper left)
Notes by handwriting of Christopher Columbus, who took them in
the 15th century, in the pages of Polo’s book (upper right).
44 TÜRSAB DERGİ | ŞUBAT 2014
“Görünmez Kentler”in kahramanı
Marco Polo’nun seyahatleri, İtalyan yazar İtalo Calvino’ya ilham verdi. Polo’nun
Kubilay Han’la kurgusal diyaloglarından oluşan kitapta Polo, Han’a gezdiği
kentleri anlatır. Ancak kitapta her kent bir kadın ismiyle anılır. Tüm dünyada en
popüler edebiyat eserlerinden biri olan Görünmez Kentler, Marco Polo’nun
seyahatlerini anlattığı kitabından da izler taşır. Kitapta geçen şu diyalog kurgusal
da olsa etkileyicidir:
Marco Polo tek tek her taşıyla köprüyü anlatır.
-Peki köprüyü taşıyan taş hangisi? diye sorar Kubilay Han.
-Şu ya da bu taş değil. Taşların oluşturduğu kemerin kavisi, der Polo. Kubilay
Han bir süre sessizce düşünür.
-Neden taşları anlatıp duruyorsun bana? Beni ilgilendiren tek bir şey var o
halde, o da kemer, der.
Polo cevap verir: Taşlar yoksa kemer de yoktur.
Hero of the “Invisible Cities”
“Travels of Marco Polo ” the hero of “Invisible Cities” inspired Italian Writer Calvino. In the
book, written with imaginary dialogs between Polo and Kublai, Polo tells Khan about the
cities he visited. However, every town is referred by a female name. “Invisible Cities,” one of
the world’s best known works, bears marks from his own book that Marco Polo mentioned
about his travels. This dialog cited in the book is impressive despite being a bit fictional:
Marco Polo talks about a bridge stone by stone.
“So, what stone supports the bridge?” asks Kublai Khan .
“Not this stone or that stone but the curve of the arch made out of the stones,” answers
Polo. Kublai Khan thinks silently for a while.
“Why are you talking about the stones on and on then? There’s only one thing that I am
interested in, that is the arch.
“If stones don’t exist, so does the arch,” says Polo.
Doğası, manzarası ve dört mevsim farklı
iklimi ile benzersiz bir durak… Dağların
ortasında, nilüfer çiçeklerinin süslediği
büyülü bir göl Abant. Gölün çevresindeki
oteller ise en az kendisi kadar ünlü.
ABANT GÖLÜ KIYISINDA İKİ YILDIZ
ABANT KÖŞK VE ABANT PALACE
 Özgür Açıkbaş & Rasim Konyar
Yalnızca Bolu’nun değil, Türkiye’nin en ünlü turistik merkezlerinden biri
olan Abant Gölü, doğasıyla olduğu kadar otelleriyle de haklı bir şöhrete
sahip. Abant Köşk ve Abant Palace otelleri ise yörenin vazgeçilmez
klasiği...
Taksim International grubuna bağlı Abant Köşk’ü Taksim International
Group Hotels Genel Müdürü Remzi Altınok ile konuştuk.
 TÜRSAB Dergi: “Taksim International Abant Köşk” hakkında bize
biraz bilgi verir misiniz?
 Remzi ALTINOK: Dilerseniz, Abant Köşk Otel’den önce Taksim Otelcilik
hakkında biraz bilgi vereyim. 1966 yılında, Türkiye’de turizm sektörüne
ivme kazandırmak amacıyla, Vakıflar Bankası öncülüğünde, Vakıflar Genel
Müdürlüğü, İş Bankası ve Emekli Sandığı ortaklığında kurulan Taksim
Otelcilik A.Ş., kuruluşundan bu yana turizm ve otelcilik sektörüne öncülük
misyonuyla hareket etmiş, 1976’da Taksim’de bulunan, bugün “Ceylan
Intercontinental” olarak hizmet veren oteli inşa ederek, ilk defa Sheraton
gibi uluslararası bir markayı ülkemiz turizmine kazandırmıştır. Taksim
Otelcilik, özellikle 1990’lı yıllarda, Akdeniz bölgesinin turizme açılmasıyla
birlikte, sektöre yeni tesisler kazandırmış, adeta bir okul vazifesi görerek
çok sayıda kalifiye yönetici ve personel yetiştiren ve her şeyden önemlisi
kurumsal kimliğiyle sektöre örnek oluşturmuştur. 751 oda ve 1577 yatakla
hizmet veren tesislerimizin özellikli lokasyonları ve sektördeki kurumsal
bilinirliğimiz nedeniyle Taksim Otelcilik A.Ş. varlığını bugün de iddialı bir
şekilde sürdürmektedir. Alanya Obaköy ve Abant Köşk Otel işletmelerimizi
2012 sezonunda yeniledik. Abant Palace Otel işletmemizin yenileme
çalışmalarını ise 2014 yılı başında tamamlayarak yolumuza devam
edeceğiz.
Sorunuza gelince, Abant Köşk Otel ve Abant Palace otellerimiz 1987 ve
1989 yıllarında Bolu İl Özel İdaresi’nden 49 yıllığına kiralanarak hizmete
açılmıştır.
46 TÜRSAB DERGİ | ŞUBAT 2014
ABANT KÖŞK AND ABANT PALACE;
TWO STARS ON THE SHORE OF LAKE ABANT
A unique stop with its spectacular view, a different climate for every
season… A magic lake decorated with water lilies in the midst of the
mountains. The hotels around the lake are at least as well known as
the lake itself.
Lake Abant is one of the most important tourist sites not only in Bolu but
in all of Turkey and deserves its good reputation for its hotels as well as its
nature. As for Abant Köşk and Abant Palace, they are indispensable classics
of the region.
We spoke with Remzi Altınok, the CEO of Taksim International Group Hotels,
about Abant Köşk, which is part of the Taksim International Group.
TÜRSAB Magazine: Would you tell us a little about “Taksim
International Abant Köşk”?
Remzi Altınok: If you wish, firstly, let me inform you about Taksim
Otelcilik before Abant Köşk Otel. Taksim Otelcilik Inc. was established under
the leadership of Vakıflar Bank by a partnership of General Directorate of
Foundations, İş Bank and State Retirement Fund to develop the tourism
sector in 1966. It has conducted very good works complying with its
mission statement since its foundation. By constructing the hotel - which
was first opened in Taksim in 1976, and is now under the name “Ceylan
Intercontinental”, Taksim Otelcilik Inc brought the international brand
Sheraton to our country’s tourism for the firs time.
Bolu şehir merkezine yaklaşık olarak 34 km uzaklıkta yer alan Abant Köşk
ve Abant Palace, İstanbul, Ankara, Bursa, İzmit gibi büyük nüfuslu şehirlere
yakınlığı nedeniyle öncelikle oralardaki şehir insanlarını cezbetmektedir.
Abant Gölü kenarında yer alan otellerimizden Abant Köşk Otelimiz, 2012
yılında bir kere daha renove edilerek, yepyeni yüzü ve yeni konseptiyle
misafirlerimizin hizmetine sunulmuştur. Orta ve üst gelir grubuna hitap
eden Abant Köşk Otel, 1 suit ve 11 standart oda olmak üzere toplam 24
yatak kapasitesine sahiptir.
 “Taksim International Abant Köşk”e gelen müşterilerinizi neler
bekliyor, bize onlardan da söz eder misiniz?
 Gelen misafir ne bekliyor? Şehir insanı, öncelikle her zaman içinde
yaşadığı ortamdan farklı bir atmosfer istiyor. Doğal güzellik, huzur ve
kaliteli hizmet ister. Ülkemizin Cennet köşelerinden Abant, daha çok sakin
vakit geçirmek ve doğanın tadına doymak için gidilen bir yer. Bize düşen,
bu Allah vergisi güzellikler için gelen misafirlerimize huzurlu bir ortam
yaratmak ve onlara hayallerinin ötesine geçecek nitelikte hizmet sunmak.
Kısacası Abant Köşk Otelimiz, misafirlerin kendilerini ev sıcaklığında
hissedeceği, konfor ve kaliteli hizmet alabildiği, yüksek standartlara sahip
bir otel.
Abant Köşk Otel, yeni haliyle, odaların dışında ilave mekânları ile de dikkat
çekmekte olup, kış bahçesi, şömineli özel lobby, bar, okuma odasına da
sahiptir. Köşk Otelimizin yeni çehresine uygun olarak düşünülüp dizayn
Abant Palace ve Köşk Otelleri Ön Büro Müdürü Murat Yılmaz, Taksim International
Group Hotels Satın Alma Müdürü İlyas Akça, Abant Palace ve Köşk Otelleri İşletme
Müdürü Erol Oğuz, Taksim İnternational Group Hotels Genel Müdürü Remzi Altınok,
Abant Palace ve Köşk Otelleri Satış ve Pazarlama Müdür Yardımcısı Hikmet Yeşilkaya.
Murat Yılmaz, Abant Palace and Köşk Hotels Front Office Manager; İlyas Akça Taksim
International Group Hotels Purchasing Manager; Erol Oğuz, Abant Palace and Köşk Hotels
Operating Manager; Remzi Altınok, Taksim International Group Hotels General Director;
Hikmet Yeşilkaya, Abant Palace and Köşk Hotels Sales and Marketing Assistant Manager.
Taksim Otelcilik Inc., with the opening of
the Mediterranean region to tourism in the
1990s, brought new facilities to the sector.
Most importantly, it set a good example
with its corporate identity by training many
qualified administrators and personnel;
like a school in a way. Taksim Otelcilik Inc.,
continues today thanks to our facilities,
which are very well known in the sector.
We have 751 rooms and 1577 beds. We
renewed Alanya Obaköy and Abant Köşk
Hotel enterprises in the 2012 season. We
will move forward by completing the Abant
Palace Hotel restoration works in early
2014.
As for your question, Abant Köşk Hotel and
Abant Palace hotels were opened for service
in 1987 and 1989 after being leased from
Bolu Provincial Special Administration for
49 years. Abant Köşk and Abant Palace are
located about 34 kms from Bolu downtown.
Due to their proximity to some densely
populated cities such as İstanbul, Ankara,
Bursa and İzmit, they charm the urban
residents of these cities in particular. Our
Abant Köşk Hotel, one of the hotels located
on the shore of Lake Abant, opened with
TÜRSAB DERGİ | ŞUBAT 2014 47
edilmiş masaj odaları, genel jakuzi, buhar banyosu da yapılabilecek Türk
Hamamı, modern sauna, soyunma odaları, katlardan direkt SPA merkezine
inişi sağlayan asansör de müşterilerimizin hizmetindedir.
Lokasyona uygun mimari teknikler ve standartlar kullanılarak dekore
edilen, en üst seviyede tutulan hizmet kalitesi ile “exclusive” bir butik otel
olan Abant Köşk’deki odalarımızda standart olarak, mini bar, led TV, saç
kurutma makinesi, telefon, merkezi uydu yayını, ücretsiz kasa, duşlu banyo
bulunmaktadır. Süit odada ise, salon ve yatak odasında olmak üzere iki led
TV ve jakuzi de misafirlerimizin hizmetine sunulmaktadır.
Ayrıca tüm odalar göl ve orman manzarasına hakim konumdadır. Otelimiz
oda ve kahvaltı konsepti ile hizmet vermektedir. Lobby ile bütünleşen “A’la
carte” lokantamızda, tüm dünya mutfaklarından seçilen, eşsiz menüler
misafirlerimizin beğenisine sunulmaktadır. Buraya bağlantılı olarak dizayn
edilen Köşk Bar’da, yerli ve yabancı tüm sıcak ve soğuk içecekler, zengin
sunumlarla ikram edilmektedir.
 Taksim International Group otelleri olarak yapımı devam eden
yatırımlarınızdan bahseder misiniz?
 Bu sene 48. kuruluş yılını kutlayacak olan şirketimizin öncelikli
politikası, mevcut işletmelerimizi günün koşul ve ihtiyaçlarına cevap
verecek biçimde yenilemektir. Nitekim, aynı lokasyondaki Abant Palace
Otelimizin de genel bir tadilata tabi tutularak, 2014 yılı başlarında yeni
yüzü ile müşterilerimizin hizmetine sunmayı planladık. Yine Kuşadası’nda
bulunan 80 oda ve 160 yatak kapasiteli Pagos Otelimizin de önümüzdeki
dönemlerde kapsamlı bir renovasyona tabi tutularak Türk turizminin
hizmetine sunulması düşünülmektedir.
 Bildiğimiz kadarıyla “Taksim International Abant Palace” oteliniz
şu sıralarda yenileme ve bakım aşamasında?
 Abant Palace Otelimiz, 2013 Haziran’ında kapsamlı bir renovasyona
alınmıştı ve bu yatırım hâlâ devam etmektedir. 2014 yılının ilk aylarında
hizmete girecek bu yatırımımızın kongre turizmi açısından da Bolu ilimiz
ve çevresi için çok önemli bir farklılık yaratacağı düşünülmektedir. Bu
otelimizin 164 oda ve 374 yatak kapasitesi, içinde barındırdığı yaklaşık
1000 kişilik göl ve orman manzaralı çok amaçlı salonu ile bölgeye kendine
has bir farklılık ve cazibe getireceği düşünülmektedir.
Abant Palace Oteli, Bolu’nun Mudurnu ilçesinde, konumu itibariyle
Gerede’ye 70 km, Bolu’ya 34 km, Ankara’ya 190 km ve İstanbul’a 250
km mesafede yer alıyor. Otele ulaşım karayolu ile sağlanıyor. Abant
Palace Oteli’nde müşterilerimizin rahatı ve konforu için; Suit, standart,
“connection” ve balayı odalarımız yeni konseptleri ile yeniden dizayn
edilerek hizmete sunuluyor.
Abant Palace Otelimizde şık bir “A’la Carte” restaurant, Pub Bar, Disco,
Oyun Alanı, Çocuk Oyun alanları yeniden düzenlenmiştir. Toplantı ve
48 TÜRSAB DERGİ | ŞUBAT 2014
its new face and concept for our guests after renovation in 2012. Abant Köşk
Hotel is aimed at middle and high income groups and has a capacity of 24
beds in 1 suite type and 11 standard rooms.
What do your guests who come to “Taksim International Abant
Köşk” expect to find? Can you tell me about them?
What does a guest coming here expect? An urban man first of all wants a
different environment from the environment in which he is living everyday.
They demand natural beauty, tranquility and quality service. Abant, one of
Turkey’s paradises, is a place where people mostly prefer to spend a peaceful
time and relish the nature. Our duty is to create a peaceful environment for
our guests so that they can enjoy these marvels that God granted us, and to
offer a good excellent service beyond their expectations. In short, our Abant
Köşk Hotel is a high standard hotel where the guests can feel at home and
enjoy cosy comforts and high quality service.
Thanks to its new design, Abant Köşk Hotel stands out with annexed places
separate from the rooms, a winter garden, a special lobby with fireplace, a
pub, and a reading room. Massage rooms have been included in the hotel’s
new design as well as a Jacuzzi, a Turkish bath where you can have a steam
bath, modern sauna, dressing rooms, and a direct lift to the SPA center
from the floors. Abant Köşk is decorated with architectural techniques and
standards in keeping with the location, and with the top level service quality
it is an “exclusive” boutique hotel. Our all rooms as standard have mini bar,
led TV, hair dryer, phone, satellite broadcasting, free safe, shower and bath.
As for the suite room, two LED TVs, one in the living room the other one in
the hall, and a jacuzzi are at our clients’ disposal. All the rooms overlook the
lake and the forest. Our hotel offers guests the “room and breakfast” concept.
In our “A’la Carte” restaurant integrated with the lobby, unique menus
selected from world cuisine are presented for our customers’ pleasure. Köşk
Bar has a wide range of domestic and foreign hot and cold drinks.
Could you tell us about the construction investments made by
Taksim International Hotels?
The foremost policy of our company, which celebrates its 48th anniversary
this year, is to renovate our current enterprises so as to meet the
circumstances of the day. Indeed, the opening of the newly redesigned Abant
Palace Hotel was planned for January 2014 after a general refurbishment
in July. In addition to this, our Kuşadası Pagos Hotel, with a capacity of 80
rooms and 160 beds, has been extensively refurbished and will open for
service in the near future.
Isn’t your “Taksim International Abant Palace” under renovation?
Extensive renovation of Abant Palace Hotel started in 2013 June and this
investment is ongoing. It’s been calculated that it will enter service in early
kongreler için üçe bölünebilen ve tam donanımlı, 1000 kişi kapasiteli
çok amaçlı toplantı salonu, yaklaşık 100 araçlık kapalı otopark, günün
yorgunluğunu atmak ve dinlenmeyi sağlamak için, Türk hamamı, masaj,
jakuzi, yarı olimpik yüzme havuz, sauna (VIP ve bayanlara özel bölümü
de bulunan) gibi alanları da içeren harika bir SPA alanı oluşturulmaktadır.
Büyük bölümü Abant Gölü’ne nazır olmak üzere, odalarımızdan göl ve
orman manzarasını izlemenin ve otelde yapılabilecek çeşitli aktivitelerin
yanı sıra çocuklar için geniş kapsamlı oyun alanları, Abant’ta trekking ve
faytonla gezinti, sucuk ekmek partileri, konuklarımızın diğer seçenekleri
arasında bulunuyor.
2014 and it will create a significant diversity in terms of convention tourism
in Bolu province and its vicinity. We think that this hotel with a capacity of
164 rooms and 374 beds, a multipurpose hall for 1000 people, and lake and
forest views can bring a unique difference and glamour to the region.
Located in Bolu’s Mudurnu County, Abant Palace Hotel is 70 km from
Gerede, 34 km from Bolu, 190 kms from Ankara and 250 km from İstanbul.
Transportation to the hotel is provided via highways. After redesign, Abant
Palace Hotel will offer a new concept, our suite, and standard “connection”
honeymoon rooms. A very chic “A’la Carte” restaurant, Pub Bar, Disco,
Game Zone and Kids Play Areas have been rearranged. A wonderful SPA
Area which includes a multi-purpose 1000-guest hall which can be divided
for meetings and conventions, parking lot for about 100 cars, Turkish bath,
massage, Jacuzzi, semi-Olympic swimming pool and a sauna (with VIP and
private area for women) have all been created. Apart from taking in the
spectacular lake and forest views from our rooms overlooking Lake Abant and
other hotel activities, there are wide play areas for kids, trekking and coach
trips and sausage-bread parties available to our guests.
TÜRSAB DERGİ | ŞUBAT 2014 49
Turizmde bir ilk, ACE of M.I.C.E. başlıyor
SEKTÖRE YENİ AÇILIMLAR
 Turizm Medya Grubu Arşivi
A First in Tourism, ACE of M.I.C.E.
is starting
New openings to the sector
The Fair in which a summit, workshop and seminars
oriented to the sector will take place will be held at
the İstanbul Convention Center between 27 February
and 1 March 2014.
50 TÜRSAB DERGİ | ŞUBAT 2014
Sektöre yönelik zirve, workshop
ve seminerlerin yer alacağı
fuar, 27 Şubat-1 Mart 2014
tarihlerinde İstanbul Kongre
Merkezi’nde düzenlenecek.
“Ülkemizde turizmle ilgili etkinliklerde son yıllarda büyük bir artış yaşanmaya
başladı. Markalar artık pazarlama iletişimine daha çok önem veriyor ve düzenledikleri etkinlikler ile hedef kitlelerine daha kısa yoldan ulaşmaya gayret
ediyor. Turizm sektöründe artık daha yaratıcı toplantılar ön plana çıkmaya
başlıyor. İşte tüm bunlar turizmin geleceğinin ne yönde olacağına da işaret
ediyor…”
Yukarıdaki cümleler, Turizm Medya Grubu Genel Müdürü Volkan Ataman’ın
sektörün geleceği ile ilgili öngörülerinden sadece bir kaçı. Ataman, kurucusu
olduğu Turizm Medya Grubu ile kongre, toplantı ve etkinlik alanında sektörün buluşma ve referans noktası olmaya devam ediyor. Faaliyetlerine 2007
yılında başlayan Turizm Medya Grubu, o tarihten itibaren düzenli olarak
yayımladığı M.I.C.E. Rehber (Kongre & Toplantı Rehberi), M.I.C.E. Dergi,
kongretoplanti.com, eventturkiye.com web portalları ile sektörün gündemini
elinde tutuyor.
Zirveye yoğun katılım bekleniyor
Turizm Medya Grubu ayrıca kongre, toplantı
ve etkinlik faaliyetlerinin sürdürülebilir büyümesine yön vermeyi, sektörde hizmet veren
kurum ve kuruluşlarda daha mükemmele
ulaşma arzusu yaratmayı, M.I.C.E. sektörü ile
sektörden hizmet alan kurumsal şirketleri ödül
gecelerinde bir araya getirmeyi ve Türk kongre, toplantı ve etkinlik sektörünün bilinirliğini
küresel ölçekte artırmayı hedefliyor.
Geleneksel ACE of M.I.C.E. Kongre, Toplantı ve
Etkinlik Ödül Töreni de sektörü bir araya getirirken bu hedefleri gözetmeye devam ediyor.
Turizm Medya Grubu tüm bunların yanı sıra
sektör temsilcilerini bir araya getirecek bir
fuarla gündemde.
Grup, yeni müşterilerin ve pazarların kazanılması, Türkiye M.I.C.E. sektörünün bilinirliği ve
algısının global M.I.C.E. sektöründe artırılması,
sektöre yönelik zirve, workshop ve seminerlerin düzenlenerek kalite ve eğitim çıtasının yükseltilmesi hedefiyle 27 Şubat - 1 Mart 2014
tarihlerinde ACE of M.I.C.E. Exhibition Fuar &
Zirvesi düzenliyor. İlk kez düzenlenecek olan
zirveye katılımın yoğun olması bekleniyor.
Türkiye ve Global M.I.C.E. sektörünün en
büyük buluşmalarından biri olması hedeflenen ACE of M.I.C.E. Exhibition fuar ve zirvesi
10 bin m2’lik bir alanda, İstanbul Kongre
Merkezi’nde düzenlenecek.
Fuarın ziyaretçi profili ağırlıklı olarak yurt içi
pazardan M.I.C.E. sektörü temsilcileri, kurumsal şirketlerin özellikle pazarlama iletişimi,
satın alma, kurumsal iletişim gibi departman
yöneticileri, ilaç endüstrisi temsilcileri, uzmanlık derneklerinin yönetim kurulu üyeleri ve
bakanlıklar-belediyeler-federasyonlar olacak.
Toplam 55 konuşmacı var
Fuarın ikinci günü ilaç endüstrisi ve tıp uzmanlık derneklerini bir araya getirecek olan
Pharma Forum düzenlenecek.
Forumun konuları arasında Sağlık ve İlaç
Sektörünün Sosyal Medya ve Dijital Pazarlamayı Etkin Kullanımı gibi güncel meseleler de
olacak.
Fuar boyunca düzenlenecek seminerlere 11’i
yabancı toplam 55 konuşmacı katılacak.
Seminer başlıklarından bazıları şöyle: Etkinliklerin İtibar Yönetimine Etkisi, Hayatın Ritmi
- Müzikli Konferans, Etkinlik Sektöründe Son
Trendler, Dünya Standartlarında Organizasyonlar için Görsel Çözümler…
Fuarın ilk günü akşamı Sortie Club, ikinci
gün akşamı ise İstanbul Kongre Merkezinde
Network partileri düzenlenecek. Microsoft Çin
Direktörü, Çin tıp dernekleri dünya federasyonu başkanı, IME Consulting gibi firmaları
bir araya getirecek olan Çin MICE forumu ise
fuarın ikinci günü yapılacak...
Turizm Medya Grubu Genel Müdürü Volkan Ataman.
Volkan Ataman, General Director of Tourism Media Group.
“In recent years, a big increase began to be seen
in the activities relating to the tourism. The brands
give much weight to marketing communication
and make efforts to create shortcuts to their
target group through the activities they organized.
More creative meetings in the tourism sector are
beginning to come to the forefront now. Thus, all
these indicate what direction that the tourism
sector will go…”
The statements above are a few of predictions that
Volkan Ataman, General Director of Tourism Media
Group, makes about the future of the sector. Mr.
Ataman continues to be an important figure in
the sector thanks to the Tourism Media Group he
founded. Everyone is aware of the importance of
his institution and gives it the credit it deserves.
Starting its activities in 2007, the Tourism Media
Group continues to set the agenda with M.I.C.E
Rehber (Convention and Meeting Guide), M.I.C.E
Magazine, and with Internet portals such as
kongretoplanti.com, eventturkiye.com that it has
been publishing regularly since then.
Many More People is Expected at the Summit
The Tourism Media Group also aims to (1) orient
the sustainable expansion of conventions, meetings
and activities, (2) reach much better into the
institutions and associations that provide service
in the sector, (3) bring together the M.I.C.E sector
and corporate entities that get service from the
sector at the awards nights, and (4) increase
familiarity of the Turkish congress, meeting and
activity at the global level. As “Traditional ACE
of M.I.C.E Congress, Meeting and Activity Award
Ceremony” brings the whole sector together, it
continues to fulfill these targets too. The Tourism
Media Group is in the limelight with a fair to gather
sector representatives. The group will hold ACE
of M.I.C.E. Exhibition Fair & Summit between
27 February-1 March 2014, with the purpose of
gaining new customers and markets, increasing
the familiarity and perception of Turkey’s M.I.C.E,
raising the education bar by organizing summits,
workshops and seminars oriented to the sector.
Many more people are expected to attend the
summit which will be held for the first time.
Targeted to be one of the biggest meetings of
Turkey and Global M.I.C.E; the ACE of M.I.C.E.
Exhibition Fair and Summit will be held at İstanbul
Kongre Merkezi, an area of 10 thousands square
meters.
M.I.C.E representatives from the domestic market,
department managers particularly from marketing,
communications, purchasing and the institutional
communication sections, representatives from the
drug industry, board members of the associations
of specialists, municipalities-ministries and the
federations will form the visitors’ profile.
There are a total of 55 speakers
At the second day of the fair, the Pharma forum
will be held for bringing the drug industry and
associations of specialists together. Among the
current issues to be address in the Forum is the
active use of social media and digital marketing in
the health and drug sectors. In total, 55 speakers,
including 11 foreigners, will participate in these
seminars which will be held during the fair. Titles
of the seminars include: The titles of the seminars
include: The Impact of Activities on Reputation
Management, The Rhythm of Life- Conference with
Music, More Recent Trends in the Activity Sector,
and Visual Solutions for the World Standard
Organizations… Network Parties will be held at
the Sortie Club during the first evening of the fair,
and at the İstanbul Convention Center during the
second evening. China M.I.C.E forum, which aims to
bring Microsoft’s Director of China, The Chairman
of the World Federation of China Medicine
Associations and some companies such as IME
Consulting together will be held at the second day
of the fair…
TÜRSAB DERGİ | ŞUBAT 2014 51
NOT DEFTERİ
notebook
Yuvarlanıp, Kapağını da Bulan
TENCERE ve ATASI:
• Farsça tangire veya tangiri sözcüğü ile eş anlamlı tencere, Türk Dil
Kurumu sözlüğünde “içinde yemek pişirilen, kapaklı, genellikle metal
kap” diye tanımlanıyor. Topraktan olanlarına güveç deniyor. TDK şu
deyimleri de vermiş: “Tencere dibin kara, seninki benden kara”, “Tencere
yuvarlanmış, kapağını bulmuş”, “Tencerede pişirip kapağında yemek”,
“Tenceresi kaynarken, maymunu oynarken”, “Tencere tava, herkeste bir
hava”!
• Tencerenin ayrılmaz arkadaşı tava ise TDK sözlüğünde 7 ayrı anlama
sahip: Yağ kızdırma, yiyecek kızartma vb. işlere yarayan, uzun saplı yayvan
kap, bu kapta pişmiş yemek, maden eritilen saplı pota, kireç karıştırılan
tekne, deniz veya göllerde suların geri çekilmesiyle kuruyan bölüm,
gemilerde borda iskelesinin alt başındaki sahanlık ve fide yetiştirmek için
ayrılmış toprak bölümü.
• “Tencere-tava çalma” deyimi de Fransızca “chiavari” (güldürücü konser,
kıyamet) sözcüğünden kaynaklanmakta olup, Ortaçağ’dan gelen eski bir
Fransız adeti imiş. Küçük mahallelerde istenmeyen şeyleri protesto etmek
için soylular tarafından başlatılır, diğerlerinin de katılımıyla gürültü ve
şamata yapılırmış.
• “Chiavari”; “Şarivari” olarak 18761877 yılları arasında 5 sayı çıkabilen
bir Osmanlı mizah dergisinin de adı.
Adının “yuh çekme” anlamına geldiğini
açıklayan dergi amacı da şöyle belirtmiş:
“Saadetimize musallat olmuş kişilerin
hanelerinin önünde teşhir şamatası
eylemek!”. Belçika’da çıkan bir
derginin de adı olduğu için Fransız
Büyükelçiliği’nin başvurusu üzerine
kapatılmış.
• Tencere de tava da günümüzde yemek pişirmek için gereken mutfak
aletlerinin baş rol oyuncuları. Bu yüzden geliştirilen muazzam bir teknoloji
ve gün geçtikçe yenisi eklenen ürün çeşidi var. İnsanoğlu, madeni günlük
yaşamına katana kadar topraktan yapılanlar, demir ve bakıra, onlar
alüminyum ve çeliklere, Teflon’un keşfiyle “yapışmaz” kaplamalı tencere
tavalara dönüşmüş.
• İskilip’in meşhur dolma kazanları, bu teknolojilerin çoğunu ilkel
yöntemlerle de olsa aynı kap içinde ve sağlıklı biçimde birleştiren bir
52 TÜRSAB DERGİ | ŞUBAT 2014
GÜVEÇ
The Cooking
Pot and its Ancestor:
the CASSEROLE
• Cooking pot - which is a synonym of the Farsi word
tangire or tangiri - is defined in the dictionary of the Turkish
Language Association (TDK) as “something in which a meal is cooked,
generally a metal container with a lid.” Those made of soil are called
casserole. The TDK also offers some idioms: “The pot calls the kettle back”,
“Birds of a feather flock together [in Turkish this idiom includes a pot]”,
“Cook in the pot, eat on the lid”, “Boiling pot, playing ostrich”, “Pots and
pans, everybody becomes showy!”
• The Pan - the pot’s integral partner - has 7 different definitions according
to the dictionary of TDK: flat pot with a long handle for oil heating and frying
etc.; food cooked in this container; pot with a handle to melt minerals; vessel
to mix lime; a section in a sea or a lake that becomes dry due to low tide;
stairhead under the gangboard on boats; and soil section designated for
seedling.
• The idiom “drumming pots and pans” is rooted in a French idiom “chiavari”
(humorous concert, doomsday), an ancient French ritual coming from the
Middle East. Formerly, it was started by the local noblemen to protest at
undesired events in small districts; and with the participation of others, a
great noise uproar was made.
• “Chiavari” is also the name of an Ottoman comic magazine which was
only published in 5 editions in 1876-1877 as “Şarivari”. The publishers of
the magazine declared the definition of their name as “hooting” and defined
their objective as follows: “To make an exhibition of an uproar before the
houses of people who are obsessed with our happiness!” It was closed down
due to a magazine in Belgium with the same name appealing to the French
Ambassador.
• Both pots and pans are the leading actors of kitchen appliances required
for cooking today. For this reason, there is a magnificently developed
technology and daily renewed product range. Until man included minerals
in daily life, those made by the soil were converted into iron and copper,
converted into aluminum and steel, and, with the discovery of Teflon, they
were converted into “non-adhesive” plated pots and pans.
Çorum Alacahöyük Müzesi’nde
sergilenen Hitit Dönemi’ne (MÖ 16501200 ) ait üçlü bir ocak ayağı (sol sayfa).
Yunanistan Meteora’da geleneksel bir
manastır mutfağı (altta), İsviçre Kyburg
Kalesi’nin 13. yüzyıldan kalma mutfağı
(sağda), 1864 yılında Paris’te yayınlanan
Le Tour du Monde’da yer alan bu
ilütrasyonda Peru yerlilerinin avlanma
ve pişirme sahnesi aktarılıyor (en
sağda), Peru’da yer alan St. Catherine
Manastırı’nın mutfağı (sağ altta).
The foot of a triple stove from the Hittite
Period (1650 – 1200 B.C.) exhibited in
Çorum Alacahöyük Museum (left page). A
traditional monastery kitchen in Meteora,
Greece (bottom); The 13th century kitchen
of Swiss Kyburg Castle (on the right);
Peruvian natives’ hunting and cooking
techniques/skills are shown in this
illustration in Le Tour du monde published
in Paris in 1864 (on the far right); The
kitchen of St. Catherine Monastery in Peru
(bottom right).
çözüm olarak görüldüğünden
İskilip Belediyesi tarafından patenti
alınmış. İskilip Dolmasının iki
temel bileşeni et ve pirinç biri
tencereye temas ederek, diğeri
onun buharında pişerken kapağı
hamurla sıvanan kazan bir düdüklü
tencereye dönüşüyor.
• Dünya genelindeki pişirme
teknolojileri de evrim geçirerek, mutfakta zaman kazandıran düdüklü,
buharlı, elektrikli tencereleri yaratmış. Ancak son yıllarda çabuk pişirip
kolay temizlenerek zaman kazandıran tencere tercihi yerini en sağlıklı
teknoloji ile üretilene bıraktı. Bu yüzden demir döküm ve topraktan
yapılanlar yavaş yavaş geri dönüyor. Topraktan yapılan tencerelere güveç
deniyor.
• Güveç, hem toprak tencerenin hem de onunla yapılan et yemeğinin
adı. Giresun’da bir Yörük köyünün de adı Güveç. Zaman içinde kullanım
kolaylığı açısından metal tencerelere yerini terkedip ortadan kaybolan
güveçler, teknolojinin geliştirdiği çok çeşitli tencere türü içinde hâlâ en
sağlıklısı olduğu için yeniden rağbet görmeye başladı.
• Güveç dahil çömlek ve benzeri toprak kap kacak, günümüzde Ürgüp’ün
Avanos’u başta olmak üzere pek çok şehirde üretilmeye devam ediliyor.
Bir kişilik güveçler de üretilmekte olup, bunlar fırın sütlaç, yufkalı veya
hamsili pilav, bazı sufle türleri ve yoğurt mayalama için çok elverişli.
Türkiye’deki bazı büyük oteller ve lokantalar bir kişilik toprak güveçleri
genellikle tatlılar için yaygın biçimde kullanıyor.
• Güveçlerin içi sırlı ve sırsız olabiliyor. Sırın içinde az miktarda da olsa
kurşun olabildiğinden sırsız olanlar daha sağlıklı bulunuyor. Güveçlerin
ilk kullanımdan önce mutlaka yağlanıp, fırında ısıtılması gerekiyor.
Güveç ocak üzerinde kullanılacaksa pişirmenin kısık ateşte ve uzun sürede
yapılması gerekiyor. Fırında kullanılacaksa püf nokta, çatlamaması için
çıkarıldıktan sonra soğuk zemine konmamasında!
• Tencere tava deyip geçmemeli. İnsanoğlu çevre ve sağlık bilinci
artıkça tenceresine de tavasına da çok özen gösteriyor. Bir
dönem moda olan teknolojilerin sağlık açısından riskli
bulunduğu için terkedildiği, yerine
endüstrinin sunduğu yenilerinin
ise didik didik incelendiği bir
zamanı yaşıyoruz. Yakın geçmişin
baş tacı teflon tencerelerin sanık
sandalyesinden henüz kalkamadığı
gibi tıpkı. İyisi mi biz gene atadan
kalma güveçlere demir dökümlere yüz
çevirmeyelim...
• Because the well-known stuffing boilers of İskilip were known as a solution
healthily combining most of these technologies in the same pot (although by
primitive methods, it was registered by the Municipality of İskilip. A boiler
whose cover is sealed with dough, while one of two main ingredients of İskilip
Stuffing (meat and rice) touches the pot and the other is cooked in the steam,
and thus it is converted into a pressure cooker.
• Cooking technologies around the world have evolved and created pressure
cookers, steamer pots, and electric pots etc that save time. However, recently,
easy-to-clean time-saving pots that cook food quickly have given way to pots
produced with the healthiest technology. That’s why iron casting and crock
pots are slowly coming back. Pots made of clay are called casseroles.
• In Turkish, Casserole (güveç) is a name given both to the crock pot and
the meat dish itself. In Giresun there is a Yuruk village called Güveç. These
casseroles which disappeared and were replaced by metal pots due to the
latter’s ease of use have started to become popular again as they are still the
healthiest among the different pot types developed.
• Crockery and pots and pans are still produced in many cities, principally in
Avanos in Ürgüp. Single person casseroles are being produced and these are
very convenient for baked rice pudding, pilaf with anchovies or with pastry,
some soufflé types and yogurt yeasting. Some big hotels and restaurants in
Turkey frequently use these single person crock casseroles.
• The inside of casseroles can be enameled or non-enameled. Non-enameled
casseroles are considered healthier as enameled pots contain lead, although
in small amounts. Before first use, casseroles should be oiled and heated in
the oven. If the casserole is going to be used in the oven it’s important not to
put it on a cold surface to avoid any cracks.
• Do not underestimate pots and pans. Humankind is paying great attention
to pots and pans as the environment and health awareness increases. We
are living in a period when technologies which used to be a trend are found
to be risky for health and abandoned, whereas new ones offered by the
industry are scrupulously examined. It is as if Teflon pots, which were the
blue-eyed boys of the recent past, are still on trial. So we should not ignore
the casseroles and iron casting left to us by our ancestors...
TÜRSAB DERGİ | ŞUBAT 2014 53
ADANA’DA YENİ BİR ADRES
ŞİRİN PARK OTEL
Adana’nın yeni dört yıldızlı
otelinde konuklar, yerel
damak tadlarıyla da tanışacak.
 Şirin Park Otel Arşivi
Adana, Dörtyol Kavşağı’nda açılan Şirin Park Otel ile kent, gözalıcı
bir tesise daha kavuştu. 10 milyon euroluk bir yatırımla gerçekleşen
Adana’nın yeni yıldızı, 15 ay gibi kısa bir süre içinde tamamlandı ve
geçtiğimiz Aralık ayında ilk konuklarını ağırlamaya başladı.
50 kişilik profesyonel bir kadronun hizmet verdiği otel, her biri 35 ve 60
metrekare arasında değişen 73 standart, 7 delüxe olmak üzere toplam
80 odaya sahip. 200 yatak kapasiteli Şirin Park Hotel’in Yönetim Kurulu
Üyesi Murat Şirin, temeli geçen yıl atılan 4 yıldızlı tesisin gelişimini şöyle
özetliyor:
54 TÜRSAB DERGİ | ŞUBAT 2014
A NEW ADDRESS IN ADANA:
ŞİRİN PARK HOTEL
Guests will meet the new local tastes at
Adana’s new 4 star hotel.
Adana City gained a very charming facility with the opening of Şirin Park
Hotel at the Dörtyol Kavşağı (Intersection). The New Star of Adana, which
was carried out with a 10 million euro of investment was completed in just
15 months and started to host its first guests last December. The hotel,
with a professional staff of 50 people, has a total of 80 rooms: 73 of them
are standard, 7 of them deluxe type and their size ranges from 35 to 60
square meters. Murat Şirin, Şirin Park Hotel Board Member, summarizes the
progress of the 200-bed 4 star hotel whose foundation was laid last year as
follows: We have entered the sector very actively with this world class hotel in
the downtown area of the city. We have tried to create a living area for people
who come to visit Adana. We will give what we earned from this city back to
this city by investing. This building is not only a hotel, it will be a life center
where our guests will come together to relish local tastes. We will prepare
some activities and promotions to contribute to Adana tourism. Our facility
started to host guests in the first week of the December. We will produce
colorful, different projects for these promotions. We will work diligently to
elevate our Adana, one of the leading natural and historical locations, and the
uniquely rich Çukorova (or Cilician Plain) to their deserved place.”
“Kentin en merkezi yerinde yaptırdığımız dünya standartlarındaki
otelle sektörde etkin olarak yer alacağız. Adana’yı görmeye gelenlerin
konaklayacağı bir yaşam alanı oluşturmaya çalıştık. Bu kentten
kazandıklarımızı yine bu kente yatırım yaparak geri veriyoruz. Bu eser
sadece bir otel değil, aynı zamanda restoran ve kafesiyle misafirlerimizi
yerel damak tatlarıyla buluşturacağımız bir yaşam merkezi olacak.
Aralık ayının ilk haftasında misafirleri ağırlamaya başladığımız tesisimizle
Adana’nın turizmine katkı sağlamak için programlar ve tanıtımlar
yapacağız. Bu tanıtımlar için değişik ve renkli projeler üreteceğiz. Tarihi
ve turistik yerleriyle ülkemizin önde gelen illerinden biri olan Adanamız’ın
ve Çukurovamız’ın eşsiz güzelliklerini öne çıkararak hak ettigi noktaya
getirmek için çaba harcayacağız.”
Şirin Park Hotel’in Yönetim
Kurulu Üyesi Murat Şirin.
Murat Şirin, Şirin Park Hotel
Board Member.
TÜRSAB DERGİ | ŞUBAT 2014 55
TÜRSAB
İSTANBUL SHOPING FEST
BASIN TOPLANTISI
h a b e r le r...
İstanbul’un marka değerine bir katkıda bulunmak ve
İstanbul’u dünyanın en önemli alışveriş destinasyonlarından
biri haline getirmek amacıyla düzenlenmekte olan ve bu
yıl dördüncüsü 7 - 29 Haziran 2014 tarihleri arasında
gerçekleştirilecek İstanbul Shopping Fest, yeni dönemdeki
yeni hedefleri ve yenilenen ortaklık yapısını paylaşmak
üzere 15 Ocak Çarşamba günü Çırağan Sarayı’nda bir basın
toplantısı düzenlendi.
Toplantıda konuşan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı
Kadir Topbaş, “Bu yılki Shoping Fest, hizmet sektörü başta
olmak üzere bu şehre çok önemli katkılar sunacaktır. Taksici
esnafımızdan başlayarak bu kentte herkesin bu festivalden
nasibini alacağına ve ciddi bir istihdam oluşturacağına
inanıyoruz. Dünyanın birçok noktasından gelecek insanlara
gerçek anlamda bir barış ve hoşgörü kenti İstanbul’u
yaşatarak dünya barışına katkı sunacağımıza da inanıyoruz”
dedi. Toplantıda bir konuşma yapan TÜRSAB Yönetim
Kurulu Başkanı Başaran Ulusoy, Shoping Fest’e yurt dışından
gelenlerin vergi iadesi almasını kolaylaştıracaklarını bildirdi.
İSTANBUL SHOPPING FEST IS HELD FOR THE 4TH TIME
The İstanbul Shopping Fest, which will be held to make a
contribution to the brand value of İstanbul and rendering İstanbul
as one of the most important shopping destinations, will be held
between 7 and 29 June 2014. A press meeting about this Fest “to
share new goals and the partnership structure which is renewed
in the new term” was held in Çırağan Palace on Wednesday 15
January. Kadir Topbaş, Mayor of İstanbul Metropolitan Municipality
said that “This year’s Shopping Fest will make very important
contributions particularly to the service sector and to this city.
Starting from the cab drivers, everyone living in this city will
benefit from this festival, thus this fest will create very good job
opportunities. We also believe that we’ll make some contributions
to world peace by enabling the people who will come from
every corner of the world to see İstanbul, a city of peace and
tolerance in real terms.”
Making a speech at the meeting, TÜRSAB President Başaran
Ulusoy stated that they will facilitate easier “tax refunds” for
foreign visitors.
 TÜRSAB Arşivi
“Turizm Sektöründe Dijital Fırsatlar”
etkinliği
Google Türkiye - TÜRSAB işbirliği
ile 14 Ocak Salı günü saat 13.00’da
Lütfi Kırdar Kongre Merkezi Marmara
Salonu’nda “Turizm Sektöründe Dijital
Fırsatlar” etkinliği düzenlendi. Google
Türkiye Ülke Pazarlama Müdürü Özgür
Kirazcı’nın yaptığı açılış konuşmasının
ardından, TÜRSAB Yönetim Kurulu
Başkanı Başaran Ulusoy “Turizm
Sektöründeki Önemli Gelişmeler
& Beklentiler” konulu bir konuşma
gerçekleştirdi.
Ardından sırasıyla; Dijital Strateji ve
Pazarlama Uzmanı Özgür Deniz
Aydın, Google Türkiye Seyahat Sektör
Yöneticisi Şebnem Erzan, Jolly Tur
Dijital Pazarlama Direktörü Cüneyt
Baycan, BKM Tur Genel Müdürü
Tuna Yılmaztürk’ün başarı hikayeleri
bölümünde yer aldığı etkinliğe çok
sayıda seyahat acentası katılım sağladı.
Etkinliğe birliğimizi temsilen TÜRSAB
Genel Sekreteri Çetin Gürcün, Yönetim
Kurulu Üyesi Davut Günaydın, Denetim
Baş Müfettişi Necati Çalışkan, Genel
Müdür Yardımcısı Murat Kalkan ile
Bölgesel Yürütme Kurulu ve İhtisas
Komiteleri Sorumlusu Neyir Seda
Ütügen iştirak ettiler.
Google Turkey - TÜRSAB Cooperation:
“Digital Opportunities in Tourism
Sector”
An activity titled “Digital Opportunities
in Tourism Sector” was held by a
cooperation with Google Turkey and
TÜRSAB at the İstanbul Lütfi Kırdar
Kongre Merkezi Marmara Hall on
Tuesday 14 January.
After the opening speech by Özgür
Kirazcı, Google Turkey Country
Marketing Director, TÜRSAB President
Başaran Ulusoy made a speech with
a theme “Important Improvements
and Expectations in Tourism Sector.”
Following this speech, many travel
agencies participated in the activity
in which Özgür Deniz Aydın, Digital Strategy and Marketing Expert; Şebnem Erzan,
Google Turkey Travel Sector Administrator; Cüneyt Baycan, Jolly Tour Digital Marketing
Director; and Tuna Yılmaztürk, BKM Tour General Director, shared their success stories
with the audience.
As representatives of TÜRSAB, Çetin Gürcün, Secretary General of TÜRSAB; Davut
Günaydın, a Board Member, Necati Çalışkan, the Chief Auditor; Murat Kalkan, Vice
General Director and Neyir Seda Ütügen, who is in charge of the Regional Executive
Board and Specialization Committees were amongst those who were present at the
meeting.
TÜRSAB Bölgesel Yürütme Kurulları
YENİDEN YAPILANDIRILIYOR
TÜRSAB Yönetim Kurulu’nun 02.01.2014 tarih ve 6 No.’lu Olağanüstü
Toplantısı’nda alınan karar doğrultusunda; Bölgesel Yürütme Kurulları, İç
Tüzük’ün 77. maddesine dayanılarak, isim ve bağlı olan il ve ilçe bazında ve
aşağıda sunulan listede belirtildiği şekilde yeniden yapılandırıldı.
Tüm Bölgesel Yürütme Kurulları için Bölge Kurulları, seçim gündemi ile belirlenecek ve ilan edilecek takvim çerçevesinde, 15 Ocak 2014 ile 28 Şubat 2014
tarihleri arasında toplanacak. Konu ile ilgili olarak Yönetim Kurulu’ndan şu
açıklama yapıldı:
“Yönetim Kurulumuz, yapılacak Bölgesel Yürütme Kurulları seçimlerinde tüm
üyelere eşit mesafede olup, üyelerin aktif katılımlarını sağlamak amacındadır.
Bölgelerimizdeki acenta sayısının artması, bölge ihtiyaçlarının çeşitlenmesi,
yerinde hizmet verilmesinin kolaylaştırılması amacıyla düzenlenen bu yeni yapılanmanın, üyelerimize ve Birliğimize hayırlı olmasını dileriz.”
The Regional Executive Committees of TÜRSAB are being restructured.
In accordance with the Decision Number 6 decision dated 01.02.2014, made
by TÜRSAB Board of Directors, Regional Executive Committees, based on
77th article of the internal regulation, were reorganized on the basis of name,
province and the county they represent and as specified in the list offered below.
For all Regional Executive Committees, Regional Committees will come together
between 15 January 2014 and 28 February 2014, within the frame of a schedule
to be determined and announced with the election agenda. The Board of
Directors made the following statement:
“Our Board of Directors tries to ensure our members participate actively and
treats all members equally. We are hoping that this fresh reorganization made
with the purpose of increasing the agencies’ number in our regions, diversifying
regional needs, and enabling provision of service on the spot will greatly benefit
our members and the association.”
TÜRSAB BÖLGESEL YÜRÜTME KURULLARI TÜRSAB Regional Executive Committees
BYK ADI / REC NAME
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
AKDENİZ BYK
ALANYA BYK
ADANA BYK
BATI AKDENİZ BYK
BATI KARADENİZ BYK
BODRUM BYK
ÇANAKKALE-KÖRFEZ BYK
DOĞU KARADENİZ BYK
DOĞU ANADOLU BYK
DİDİM BYK
DUMLUPINAR BYK
ESKİŞEHİR BYK
EGE BYK
ERCİYES BYK
FIRAT BYK GAP BYK
GÜNEYDOĞU BYK
GÜNEY MARMARA BYK
HATAY BYK
İSTANBUL/ASYA BYK
İSTANBUL/AVRUPA BYK
BOĞAZİÇİ BYK
TOPKAPI BYK
HALİÇ BYK
PERA BYK
KAPADOKYA BYK
KONYA BYK
KUŞADASI BYK
KUZEYDOĞU ANADOLU BYK
MANAVGAT/SİDE BYK
MARMARİS BYK
MERSİN BYK
ORTA ANADOLU BYK
PAMUKKALE BYK
TRAKYA BYK
YEDİGÖLLER BYK
BAĞLI OLAN İL VE İLÇELER / PROVINCE AND COUNTIES TO WHICH THEY REPRESENT
Antalya-Isparta-Burdur
Alanya
Adana-Osmaniye
Fethiye-Dalaman-Kalkan-Kaş-Ortaca-Patara-Dalyan-Köyceğiz
Amasya-Samsun-Sinop-Tokat-Ordu
Bodrum-Milas
Çanakkale-Balıkesir (Merkez)
Artvin-Bayburt-Giresun-Gümüşhane-Rize-Trabzon
Van-Bitlis-Hakkari-Muş
Didim ve çevresi-Söke
Afyon-Kütahya-Uşak
Eskişehir-Bilecik
İzmir-Manisa
Kayseri-Sivas-Kırşehir
Malatya-Elazığ-Tunceli-Adıyaman
Gaziantep-Kahramanmaraş-Kilis-Şanlıurfa
Diyarbakır-Batman-Şırnak-Mardin-Siirt-Bingöl
Bursa-Yalova (Balıkesir ilinin Gönen ve Bandırma ilçeleri)
Hatay
İstanbul Anadolu Yakası
İstanbul Avrupa Yakası (Ataköy’den Silivri’ye kadar, Silivri dahil)
İstanbul Avrupa Yakası (Mecidiyeköy’den Sarıyer’e kadar)
İstanbul Avrupa Yakası (Sultanahmet’ten Ataköy’e kadar)
İstanbul Avrupa Yakası (Fatih-Eyüp-Balat )
İstanbul Avrupa Yakası (Galata Köprüsü’nden Mecidiyeköy’e kadar)
Nevşehir-Aksaray-Niğde
Konya-Karaman
Kuşadası
Erzurum-Kars-Ağrı-Erzincan-Ardahan-Iğdır
Side-Manavgat-Çolaklı-Yeşilöz-Beşkonak (Köprülü Kanyon)
Marmaris-Muğla (Merkez)
Mersin
Ankara-Çorum-Kırıkkale-Karabük-Yozgat-Bartın-Kastamonu-Çankırı
Pamukkale-Denizli-Aydın-Nazilli
Tekirdağ-Edirne-Kırklareli
Kocaeli-Sakarya-Bolu-Düzce-Zonguldak
TÜRSAB DERGİ | ŞUBAT 2014 57
TÜRSAB
BÖLGEDE BİR İLK:
h a b e r le r...
SİNOP ANTİK OTEL’E YEŞİL YILDIZ BELGESİ
Sinop Antik Otel, çevreye duyarlı uygulamaları nedeniyle Kültür ve
Turizm Bakanlığı’nın Yeşil Yıldız Belgesi ile ödüllendirildi. Otel, “Temiz bir dünya ve yaşanabilir bir gelecek” için, Karadeniz bölgesinin ilk,
Türkiye’nin 27. “Yeşil Yıldız” sahibi oteli oldu.
Sinop’ta yer alan üç yıldızlı konaklama tesisi “Elektrik, su ve enerji kullanımında sağladığı tasarruf, çevreye zararlı madde ve atıkların azaltılması,
enerji verimliliğinin artırılması, çevreye uyum ve duyarlılık hakkında çalışanların bilinçlendirilmesi ve eğitimi” konusundaki çalışmaları nedeniyle
“Çevreye Duyarlı Konaklama Tesisi Belgesi”ni almaya hak kazandı.
Yeşil Yıldız Belgesi ile ödüllendirilen Sinop Antik Otel, atık yağlarını da
geri dönüşüme göndererek kaynak suların kirlenmesini önlüyor, atık kağıtlar ve pilleri toplayarak geri dönüşüme kazandırıyor. Otelde kullanılan
atık sabunlar toplanıp, sıvı sabun haline getiriliyor ve bunlar halı ve koltuk
temizliğinde kullanılıyor.
Sinop Antik Otel aynı zamanda toplam 700 parça kayıtlı antik eserin
sergilendiği müzesi ile de dikkat çekiyor.
A First in the region: Green Star Certificate to Sinop Antik Hotel
Due to its sensitive environmental approach Sinop Antik Hotel was awarded the Green Star
Certificate by the Ministry of Culture and Tourism. The Hotel became the 1st Green Certified
hotel in the Black Sea Region, and the 27th nationwide, “for a clean world and a livable
future”.
The three-star accommodation facility in Sinop deserved the “Environmentally Sensitive
Accommodation Facility Certificate” owing to “its electricity, water and energy saving,
reducing use of substances harmful to the environment, increasing energy efficiency, raising
employees’ awareness and education of harmony and care for the environment.”
Sinop Antik Hotel protects spring waters from pollution by sending residual oil for recycling,
and also by collecting and sending waste paper and batteries for recycling. Waste soap from
the hotel is gathered and liquefied to be used in carpet and coach cleaning.
Sinop Antik Hotel is also in the limelight for a museum displaying 700 registered items.
ARMADA’NIN İSTANBUL AŞKI 14 ŞUBAT’TA DA DEVAM EDİYOR
Armada Otel, bu yıl 14 Şubat Sevgililer Günü’nü, “İstanbul Aşıkları Fotoğraf
Yarışması”yla kutluyor. Geleneksel Sevgililer Günü programı olarak da yepyeni bir özel
menü ile Teras’ta romantik bir akşam yemeği var. Yemek boyunca Teras’ın muhteşem
manzarasına, İstanbul Çigan Grubu’nun canlı müziği de eşlik edecek. Öte yandan,
Armada Otel, Armada FaceBook sayfasından ulaşılabilecek bir fotoğraf yarışması ile sevgilisi olan olmayan her İstanbul aşığını, İstanbul’a duyulan sevgiyi yansıtan fotoğraflarıyla
katılabilecekleri bir yarışmaya davet ediyor. Yarışmaya sunduğu fotoğraf çok beğenilip,
Armada FaceBook ziyaretçilerinden en çok “like” alan ilk beş kişiye verilecek ödüllerde,
Armada Sultanahmet ve Armada Pera’da çift kişilik odada konaklama, Armada Teras’ta
Sevgililer Günü yemeği ve ertesi gün kahvaltı dahil Sevgililer Günü paketi ile kardeş
kuruluşlar Giritli İstanbul ile Karışmasen lokantalarında akşam yemeği yer alıyor.
facebook.com/armadaotel www.armadahotel.com.tr
Armada’s Love of Istanbul continues on 14 February too
Armada Hotel is celebrating 14th February Valentine’s Day with “İstanbul Aşıkları Fotoğraf
Yarışması” (İstanbul Lovers Photograph Competition). You can enjoy a romantic dinner
with a special menu on the terrace held as part of the Traditional Lovers Day program.
During the dinner, a live performance by İstanbul Çigan Music Group will perfectly
complement the splendid terrace panorama. Armada Hotel is also inviting every İstanbul
lover who does not have any real lover to enter a Face book competition, in which
they can submit their pictures reflecting love for İstanbul. The first 5 contestants whose
pictures receive the most “likes” from Armada Face Book visitors will be awarded a free
stay in a double room at the Armada Sultanahmet and Armada Pera. They will also win
a Valentine’s Day dinner at Armada Teras, a Valentine’s Day Package including breakfast
the next morning, and dinner at Giritli İstanbul and Karışmasen Restaurants, both sister
companies.
facebook.com/armadaotel www.armadahotel.com.tr
KOCAELİ’NDEN TURİZM SEKTÖRÜNE NİTELİKLİ İŞGÜCÜ:
DERBENT MESLEK YÜKSEKOKULU
Kocaeli Üniversitesi Derbent Meslek Yüksekokulu’nun tüm programları ve
bu programlarda yer alan dersler, turizm sektörüne nitelikli işgücü yetiştirecek biçimde yeniden yapılandırıldı.
Meslek Yüksekokulu’nda halen sürdürülen bölüm ve programlar şöyle:
Otel, Lokanta ve İkram Hizmetleri Bölümü: Turizm ve Otel İşletmeciliği
Programı (I. ve II. Öğretim).
Seyahat, Turizm ve Eğlence Hizmetleri Bölümü: Turizm ve Seyahat Hizmetleri Programı (I. ve II. Öğretim), Turizm Rehberliği Programı (I. Öğretim).
Temel hedefi başta Kocaeli olmak üzere tüm Türkiye’de faaliyet gösteren turizm işletmelerine nitelikli işgücü yetiştirmek olan Derbent Meslek
Yüksekokulu, sektörün beklentilerine uygun teori ve pratiği harmanlayan bir
eğitim ve öğretim anlayışına sahip.
Öğrenciler, Derbent Meslek Yüksekokulu ile aynı kampüs içinde bulunan
Kocaeli Üniversitesi Kartepe Park Otel’de meslek derslerini uygulamalı olarak öğreniyor, ayrıca dileyenler aynı otelde zorunlu stajlarını da tamamlayabiliyor. Böylece teorik bilgilerin yanında uygulamaya da ağırlık verilerek,
meslek yüksekokulları için hedeflenen öğretimin gerekleri yerine getiriliyor.
Derslikleri, 2 adet bilgisayar laboratuvarı, spor alanları, sosyal alanları ve öğrenci kulüpleriyle faaliyetlerine devam eden Derbent Meslek
Derbent Vocational High School, a Qualified Workforce for the
Tourism Sector from Kocaeli Province
All programs and the lessons in these programs at Kocaeli University’s
Derbent Vocational High school have been restructured so as to raise
a qualified workforce for the tourism sector. Departments and classes
which are currently underway at the Vocational High School are as
follows:
Hotel, Restaurant and Catering Services Department: Tourism and
Hospitality Management (Regular and Evening Education), Travel,
Tourism and Entertainment Services Department: Tourism and Travel
Services Program (Daytime and Evening Education); Tourism Guide
Program (Daytime Education).
Derbent Vocational High School, whose main target is to train a
qualified workforce for tourism enterprises in Kocaeli and all over
Turkey, is fostered by an education approach which blends theory and
practice of the sector.
Students take their practical vocational classes at Kocaeli University’s
Kartepe Park Hotel which is on the same campus as Derbent
Vocational High School. In addition to this, those who wish to can
complete their required training at the same hotel. They fulfill the
requirements for education at Vocational High Schools, they give
equal weight to practice and theory. Derbent Vocational High School
provides education with 2 computer labs, sporting areas, social areas
Yüksekokulu’nda
1500’e yakın
kitap barındıran
kapsamlı bir
kütüphane de yer
alıyor.
Kocaeli’de turizm
konusunda farkındalığı artırmak, sürdürülebilir turizm ilkeleri doğrultusunda turizm bilinci
oluşturmak, iç turizmi canlandırmak ve gerek halkın gerekse ilgili kurum ve
kuruluşların turizm faaliyetlerine daha etkin katılımlarını sağlamak amacıyla
çeşitli etkinlikler düzenleyen okul, Nisan 2013’de Kartepe Park Otel’de bir
panele ev sahipliği yapmıştı. “Kocaeli Bölgesi’nde Turizm Potansiyeli ve
Geleceği” konulu panele TUROB Genel Müdürü İsmail Taşdemir, TURSAV
Yönetim Kurulu Başkan Vekili Nurdan Üstman, IRO Yönetim Kurulu Üyesi
Sinan Ercan, Kocaeli İl Kültür ve Turizm Müdürü Adnan Zamburkan ile
Kocaeli’nde faaliyet gösteren konaklama işletmeleri ve seyahat acentelerinin
üst düzey yöneticileri ile yerel bölge yöneticileri katılmıştı.
http://www.kocaeli.edu.tr http://derbentmyo.kocaeli.edu.tr
and students’ clubs and also has an extensive library with about 1500
books.
The school, which holds various activities to increase awareness about
tourism in Kocaeli, is creating a tourism approach in compliance
with sustainable tourism tenets, boosting domestic tourism and
enabling both the public and related institutions and associations to
participate more actively in tourism. It hosted a panel at Kartepe Park
Hotel in April 2013. İsmail Taşdemir, General Manager of TUROB,
Nurdan Üstman, Vice President of TÜRSAB, Sinan Ercan, IRO Board
member, Adnan Zamburkan, Kocaeli Provincial Director of Culture
and Tourism, as well as senior managers of Kocaeli accommodation
companies and travel agencies
participated in this panel themed “Tourism Potential and its Future in
the Kocaeli Region”
http://www.kocaeli.edu.tr http://derbentmyo.kocaeli.edu.tr
TÜRSAB DERGİ | ŞUBAT 2014 59
EXPO
h a b e r le r...
Gönüllü
Çalışmaları
Sergi Oldu
EXPO 2016 Antalya’nın gönüllü çalışanları
düzenledikleri faaliyetleri sergiyle tanıttı.
EXPO 2016 Antalya Ajansı Fuaye Alanı’nda
açılan sergide, gönüllülerin yaptığı çalışmaları
yansıtan fotoğraflar ve gazetelerde yer alan
haberler bulunuyor.
Serginin açılışını EXPO 2016 Antalya Ajansı
Genel Sekreteri Selami Gülay yaptı. EXPO’yu
gönüllülerle birlikte yürüteceklerini belirten
Gülay, bu serginin çalışmaları vatandaşların
görmesi açısından önemli olduğunu belirtti.
Volunteers’ Works has become an exhibition
 Expo Arşivi
EXPO 2016 Antalya volunteers held an
exhibition to introduce their organization.
Photographs and clippings showing their works
are displayed in the exhibition which was
opened at the EXPO 2016 Antalya Foyer Area.
Selami Gülay, the General Secretary of EXPO
2016 Antalya Agency unveiled the exhibition.
Stating that they will conduct the exhibition
with the support of volunteers, Selami Günay
went on to say that this exhibition was so
important in terms of the people seeing the
works done.”
Büyükelçi Köksal’dan
Expo’ya ziyaret
Dışişleri Bakanlığı’nın temsilcisi
olarak Antalya’ya atanan Büyükelçi
Rıfat Köksal, EXPO 2016 Antalya
Ajansı Genel Sekreteri Selami Gülay’ı
ziyaret etti. Ziyarete teşekkür eden
Genel Sekreter Gülay, EXPO 2016
Antalya çalışmaları hakkında bilgi
verdi. Genel Sekreter Gülay, ziyaret
anısına Büyükelçi Köksal’a EXPO
2016 Antalya’nın sembol çiçeği,
ipek böceğinden yapılmış bir şakayık
hediye etti.
Ambassador Köksal’s visit to EXPO
Ambassador Rıfat Köksal, appointed
to Antalya as a representative of the
Ministry, paid a visit to Selami Gülay,
the General Secretary EXPO 2016
Antalya Agency. Pleased by his visit,
General Secretary Gülay thanked him
and informed the Ambassador about
EXPO 2016 Antalya. General Secretary
Selami Gülay presented the Ambassador
a peony, which resembles a cocoon, the
symbol of EXPO 2016 Antalya.
ÇOCUKLARA
SPOR AHLAKI VE
‘FAIR PLAY’ EĞİTİMİ
Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi’nin “Kültür ve Olimpik Eğitim Komisyonu”
tarafından Milli Eğitim Bakanlığı’nın desteğiyle yürütülen ilk ve ortaöğretim
sınıf öğrencilerine yönelik “Spor Kültürü ve Olimpik Eğitim Projesi”
çalışmaları Antalya’da yapıldı. Proje EXPO 2016 Antalya Ajansı tarafından da
desteklendi.
Antalya Toros Koleji Kültür Salonu’nda gerçekleşen Spor Kültürü ve Olimpik
Eğitim Projesi’ne Antalya Vali Yardımcısı Ali Nazım Balcıoğlu, EXPO 2016
Antalya Ajansı Genel Sekreteri Selami Gülay ve Antalya Gençlik Hizmetleri
ve Spor İl Müdürü Dr. Burhanettin Hacıcaferoğlu katıldı.
Akademisyenler, çocuk psikologları, komisyon üyeleri işbirliği ile titiz bir
çalışmanın ürünü olarak yürütülen projede ilköğretim 4 ve 5’inci sınıftaki
çocuklara “Oli” ile spor kültürü, Olimpiyat Oyunları ve felsefesi, Fair Play,
sağlıklı beslenme, çevre duyarlılığı anlatıldı. Spor bilinci ve spor ahlakı, çeşitli
videolar, çizgi filmler, küçük yarışmalar, renkli görsellerle etkileşimli olarak
aktarıldı. Kültür Salonu’ndaki sunumları dinlemek için gelen çocuklara ise
EXPO 2016 Antalya şapkaları ve broşürleri de dağıtıldı.
Sport Ethic and “Fair Play” Education to the Children
Studies pertaining to primary and secondary school students were conducted
in Antalya by the Culture and Olympic Education Commission of the Turkey
National Olympic Committee, with the support of the Ministry of National
Education. This project was sponsored by EXPO 2016 Antalya Agency.
Ali Nazım Balcıoğlu, Deputy Governor of Antalya, Selami Gülay, the General
Secretary of EXPO 2016 Antalya Agency, Dr. Burhanettin Hacıcaferoğlu, the
Provincial Director of Antalya Youth and Sports participated in the Sports Culture
and Olympic Education presentation given in the Antalya Toros College Culture
Hall.
The presentation was a product of painstaking collaboration among
academicians, pedagogues, and commission members. Sports culture, the
philosophy of the Olympic games, fair play, healthy nutrition and environmental
awareness were explained to 4th and 5th grade students by “Oli” (a cartoon hero).
The importance and ethics of sports, various videos, cartoons, and little contests
were conveyed interactively with the help of colorful visuals. EXPO 2016
Antalya hats and brochures were distributed to the children who came to listen
to the presentations in the Culture Hall.
ADGİAD Üyelerinden Ziyaret
İş hayatlarını, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinden Antalya’ya gelerek
sürdüren iş adamlarının kurduğu Antalya Doğu ve Güneydoğu İşadamları
Derneği (ADGİAD) yöneticileri EXPO 2016 Antalya Ajansı’nı ziyaret etti.
Genel Sekreter Selami Gülay ile görüşen dernek yöneticileri çalışmalarla ilgili
bilgi aldı.
ADGİAD Başkanı Hacı Ömer Tekgül, kente büyük katkısı olacak EXPO
2016 Antalya’ya dernek olarak her türlü desteği vermeye hazır olduklarını
belirtti. Ziyarete teşekkür eden Genel Sekreter Gülay, toplumun her kesiminin
desteğinin önemli olduğunu belirterek, EXPO’yu el birliği ile ülkemize yakışır
şekilde gerçekleştireceklerini belirtti.
A Visit from ADGİAD members
The administrators of Antalya Doğu ve Güneydoğu İşadamları Derneği (Antalya
East and South East Businessmen Association), an association established by the
men who migrated to Antalya from the East and the Southest of Turkey to sustain
their businesses, paid a visit to EXPO 2016 Antalya Agency. The association
administrators were informed by General Secretary Selami Günay whom they
visited.
Hacı Ömer Tekgül, the President of ADGİAD, declared that they were all ready
to back EXPO 2016 Antalya, which would make a huge contribution to the city.
After thanking them for visiting, General Secretary Gülay continued his speech
saying that the support of every segment of society is significant, and they will all
realize the value of this EXPO to their country.
TÜRSAB DERGİ | ŞUBAT 2014 61
THY
h a b e r le r...
GOLF HEYECANI
TELEFONUNUZDA
Tüm dünyadan golfseverlerin
yoğun ilgisiyle gerçekleştirilen
Turkish Airlines Open şimdi cep
telefonlarınızda. “Turkish Airlines
Open” mobil golf oyunu, turnuvanın oynandığı Belek’teki Maxx
Royal golf sahasının 18 parkurunun
birebir aynılarını golfseverler ve
oyunseverler için deneyimleme
imkânı sunuyor. iOS işletim sistemli cihazlarda oynanmak üzere
tasarlanan oyunun, yakın zamanda
Android işletim sistemli versiyonu
da hazırlanacak.
DORTMUND’A TÜRK HAVA YOLLARI DAMGASI
Türk Hava Yolları, sponsoru olduğu Borussia Dortmund kulübünün yetkilileri ile birlikte ortak tasarladığı Turkish Airlines Lounge’ını hizmete açtı. 200 konuk kapasiteli salonda 430 metrekarelik alanda Türk misafirperverliğinin en güzel örneklerini sergileyen
Türk Hava Yolları, loca taraftarları ve iş ortaklarına leziz Türk tatlıları, kahve çeşitleri ve
ayrıca Türk çayını kapsayan geniş bir ikram yelpazesi sunuyor.
TURKISH AIRLINES IMPRINT ON DORTMUND
Turkish Airlines has officially opened its new Turkish Airlines Lounge, which was designed in collaboration with officials of the Borussia Dortmund football club, of which the
airline is a sponsor. Exhibiting the finest examples of Turkish hospitality at the 430 square-meter lounge, which can accommodate 200 guests, Turkish Airlines offers luxury
box fans and their business partners a wide range of refreshments including Turkish tea,
a selection of coffees, and delectable Turkish sweets.
 THY Arşivi ve Shutterstock
KOBE VE
MESSI’DEN
YENİ REKOR
Yayınlanmaya başladığı tarihten itibaren
ilgiyle izlenen Türk
Hava Yolları’nın
“Kobe vs. Messi: The
Selfie Shootout” adlı
reklam filmi rekorlar kırmaya devam ediyor. Serinin ilk reklam filmi ikinci gününde
6 milyon kişi tarafından izlenmişti. Yeni
çekilen “Kobe vs. Messi: The Selfie Shootout” ise ikinci gününde 14 milyon izleyici
tarafından görüntülenerek büyük bir başarı
yakaladı. Toplam izlenme sayısı ise 130
milyonu geçmiş durumda. İzlemek için
www.youtube.com/turkishairlines adresini
ziyaret edebilirsiniz.
Türk Hava Yolları, Pazarlama ve Satıştan sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Faruk
Çizmecioğlu ve global marka elçisi Kobe Bryant’ın katılımlarıyla Los Angeles’ta
gerçekleştirdiği özel lansman ile yeni motto ve reklam filmini tanıttı.
The new motto and advertising film were launched at a special ceremony in Los Angeles
attended by Turkish Airlines’ Chief Marketing Officer Faruk Çizmecioğlu and global brand
ambassador Kobe Bryant.
GOLF EXCITEMENT
ON YOUR PHONE
Staged to the great delight of golf
lovers around the world, the Turkish Airlines Open is now on your
mobile! The Turkish Airlines Open
Mobile Golf App game enables golf
lovers and game buffs to compete with rivals on links that are
identical to the Maxx Royal course
where the tournament was played.
Ready to play on iOS devices, the
game will soon be available on
Android phones as well.
NEW RECORD BY
KOBE AND MESSI
A big hit from the day it appeared, Turkish
Airlines’ new advertising film, “Kobe vs.
Messi: The Selfie Shootout”, continues to
break records. The first ad in the series
was watched by 6 million people in its
first two days. The new film is an even
bigger success with 14 million followers
in two days. The total number of followers
has already exceeded 130 million. Go to
http://www.youtube.com/turkishairlines to
watch the video.
DÜNYA
KANATLARININ ALTINDA
Türk Hava Yolları Nijerya’da Lagos’un ardından
uçuş sağladığı 2. nokta olan Kano ve ilk kez sefer
düzenlediği Çad’ın başkenti N’djamena ile uçuş
gerçekleştirdiği destinasyon sayısını 243’e yükseltti.
Afrika kıtasındaki uçuş ağını genişleten Türk Hava
Yolları, son açılan Kano ve N’djamena hatları ile
birlikte bu kıtada uçuş gerçekleştirdiği ülke sayısını
25’e, destinasyon sayısını 36’ya yükseltti.
2013’te de Hız Kesmedi
En son açılan N’djamena ve Nepal hatlarının
yanı sıra Türk Hava Yolları, 2013 yılında Gabon
(Librevill), Sri Lanka (Colombo), Malezya (Kuala
Lumpur), Malta, Estonya (Talin), Litvanya (Vilnus)
ve Lüksemburg’la birlikte 9 ülkeyi daha uçuş ağına
dâhil etti. Bugün 105 ülkeye sefer yapan Türk Hava
Yolları dünyada en fazla ülkeye uçan havayolu şirketi
konumuna geldi. Türk Hava Yolları Türkiye’de 42,
Avrupa’da 93, Uzak Doğu’da 31, Orta Doğu’da 33,
Afrika’da 36, Amerika’da 8 nokta ile toplamda sefer
yaptığı 243 noktayla dünyanın 4. büyük uçuş ağına
sahip.
THE WORLD UNDER THEIR WINGS
Turkish Airlines recently increased the number of
destinations to which it flies to 243 with the addition
of Kano, its 2nd destination in Nigeria after Lagos, and
N’djamena, the capital of Chad, to which it is flying
for the first time. Continuing to expand in Africa, the
airline has increased its destinations on the continent
to 36 and the number of countries to which it flies
on the continent to 25 with the recent opening of the
Kano and N’djamena routes.
Never Slowed Down in 2013
In addition to the recently opened N’djamena and
Nepal routes, Turkish Airlines also incorporated 9
more countries, among them Gabon (Libreville), Sri
Lanka (Colombo), Malaysia (Kuala Lumpur), Malta,
Estonia (Tallinn), Lithuania (Vilnius) and Luxembourg, into its flight network in 2013. With flights to
105 countries today, Turkish Airlines flies to more
countries than any other airline in the world and has
the world’s 4th largest flight network with flights to
243 destinations, 42 in Turkey, 93 in Europe, 31 in
the Far East, 33 in the Middle East, 36 in Africa and 8
in the United States.
Vilnus (sol üstte), Kuala Lumpur (sol altta), Talin (en
üstte), havadan Çad çölleri (sağ üstte), Colombo (sağ
ortada), Lüksemburg (sağ altta) ve Lagos (yanda).
Vilnius (upper left), Kuala Lumpur (below left), Tallinn
(top), Chad Deserts from the air (upper right), Colombo
(middle right), Luxembourg (below right) and Lagos
(side).
TÜRSAB DERGİ | ŞUBAT 2014 63
Download

DERGİ - tursab.org.tr