Sufi-Zentrum Rabbaniyya
Eusubillahi-mineş-şeytanirrajim
Bismillahirr-rahmanirrahim
Şeyh den meded istemek caizmidir?
Şeyh Eşref Efendi
Esselamaleykum ve Rahmetullahi ve Berekatuhu
Hazihis Salatu tazimen bi hakkike ya Seyyiduna Muhammed (sav)
Bu kısa makale
Şeyh den meded istemek hususunda bazı kardeşlerimizin akıl ve kalplerindeki şer›i
tereddütlere karşı kaleme alınmıştır.
Mevlâm bize doğruları söyletsin yanlışlardan muhafaza eylesin.
Her türlü maddi manevi yardımın mercii elbette Allahu Tealadır.
Gerçek iman eden için Allahu Tealadan başkasından yardım dilemek söz konusu
olamaz.
O halde ne için Enbiyadan yahut Evliyadan yardım isteriz?
Enbiyadan yahut Evliyadan Meded dilemek, onların Ilâhi Huzurdaki Ruhaniyetlerinden yardım istemek demektir.
Tarikat ehli kimsenin anlayışında, Cenabı Hakk manevî tasarruflarını kullarına, Kendi
Zatına, Ihsan ve Imdad Tecellilerine mazhar kıldığı, Kendine Halife, Vekil tayin ettigi
Nebi veya Veli gibi makamda duran kimseler üzerinden ulaştırır.
Bu sebebten tasavvuf yolcusu Tasavvufta bu istimdad yani meded, meselesini çok
ciddiye alır.
Yürüdüğü hayat yolunda Allahın yardımı olmadan yaprak bile
1
Sufi-Zentrum Rabbaniyya
kıpırdamayacağına ciddi olarak inanır.
Bu İlahi Yardımın her an kendisine yetişmesi için
Hz. Peygamber, Şeyh veya benzeri maneviyat büyüklerinden istimdad ister, yani
aslında Allahın yeryüzünde ki Temsilcileri olan Enbiya ve Evliyayı bu himmet ve
yardım için kendisine bir Vesile,Vasıta kılar.
Tasavvufta Kelime i Tevhidi kendisine hayatı boyunca zikir vird edinmiş Ehli Tarik bir
kimsenin Enbiya yahut Evliyanın doğrudan şahıslarından bir şey taleb etmesi asla
söz konusu olamaz .
Belki onların indi İlahideki itibar ve derecelerinden yararlanmak için bir tevessüldür
manevî Şahsiyetlerden Vekillerden meded istemek.
Nitekim Halifetullah makamı ne içindir?
Allah Kâmil İnsan için »Ben insanı yeryüzünde Kendime Halife yaptım« buyuruyor.
Halifenin vazifesi nedir ne işe yarar?
Halife Vekil dediğinde, Allah Adına insanlar ile Allah arasında alışveriş yapmazsa o
Vekil ne için vardır?
Bir memlekette Vali ne için vardır?
Sultanı yahut devletin başındaki adamı temsil için vardır.
Çünkü herkes Sultanla çat kapı görüşemez hacetini arz edemez.
Bu ihtiyacını Vali üzerinden görür sıradan Vatandaş.
Kaldı ki, Peygamberler ve Evliyalar olmasa bizler Allah hakkında hiç birşey bilemezdik.
Nitekim Hasta ile Şifa arasına Hekim girer.
»Meded ya Şâfî« dediğimizde şifa hastaya kendiliğinden gelmez.
Hekim üzerinden gelir.
Kendiliğinden gelirse bu mucizeye girer ve her zaman mucize beklenmez. Çünkü
içinde yaşadığımız hayata »Esbab ül Hayat« denmiştir.
Sebepler dünyası.
Vasıta şarttır.
Bu sebebten Şâfî olan Allah, o Hekimi hasta kuluna şifa dağıtmaya vesile kılar.
Hastanın hastalanınca hekime koşması bundandır.
Kangren olan bir kimse bana Allah yeter demez, »Aman doktor canım doktor« der,
doğru hekime koşar:
2
Sufi-Zentrum Rabbaniyya
»Şifâ elbette Allahtandır ama Hekim de Onun yeryüzündeki Vekilidir« der Allahtan
istediği şifâsını Hekîm de arar.
İşte bu sebebten
»Meded ya Şeyh«, »
meded ya Abdulkadir«,
»meded ya Gavs-ı Azam« gibi lafızlar bu şahıslara duyulan manevi sevginin ve Allah
ile sıradan insan arasında duran Temsil makamlarına duyulan saygının ve kabulün bir
ifadesidir.
El Hak!
İnsan beşer olmanın gereği sığınma duygusu taşır. Çocuk anne babasına, talebe
hocasına, mürid şeyhine sığınmak ve yakın olmak ister. Çünkü Şeyh mürid için »İnsan
ı Kâmil« dir.
»İnsan-ı kamil«,
Allah Rasülü›nün ahlakıyla ahlaklanmış, Hakk›ın mazharına nail olan demek olduğu
için, Allahtan onun ruhaniyetine inen ruhani bir tasarrufa da mazhardır.
Mazhardır diyoruz çünkü gerçek tasarruf Allah›ındır. Nebi veya Veli bu tasarrufun
sadece bir aynasıdır.
Bu itibarla Derviş, İnsan-ı Kamil olarak gördüğü Şeyhinden, Tarikat Piri ve Pirlerinden
istimdad ettiğinde aslında talebini Allah›a arzetmiştir.
O Şeyhi aradaki İletici Vasıta bir Arzuhalci, yansıtıcı bir
ayna olarak bilmiştir.
Yoksa muhakkak, mutlak Kudret ve kudret sadece Allaha aittir. Lakin Allah ihsan ve
Tecellilerini vasıtaları üzerinden varlığa yansıtır.
Misal:
Meleklerin insanları koruduğu bilgisi bizzat Kur’an’da vardır:
“O insanın önünde ve ardında devamlı sûretle nöbetleşerek görevlendirilen melekler
vardır.
Bunlar, Allah’ın emrinden ötürü, onu koruyup kollarlar”(Rad, 13/11) mealindeki ayette bu gerçeğe işaret edilmiştir.
Meleklerin koruması şirk olmadığı gibi, başka mahlukların yardımları da, korumaları
da şirk olmaması gerekir.
Yeter ki, Enbiya ve Evliyayı vesilelikten, sebeplikten, yaratıcılık vasfına çıkarmayalım.
Çünkü, “kâinatta Allah’tan başkasının hakîkî varlığı olmadığı” gerçeği, imanımızın
3
Sufi-Zentrum Rabbaniyya
gereğidir.
Yine soralım:
Dinde vasıta, vesile var mıdır?
Vardır.
Hz Ömer Efendimiz Allaha yakinlikte kendi naneviyatını aciz görmüş ve yağmur
duasına çıktığında duasında Peygamberimizin amcası Hz. Abbas›ı vesile kılarak şöyle
dua etmiştir: »Allah›ım, biz Peygamber›in amcasını sana vesile kılıyoruz, bunun için
bize yağmur yağdır” (Buhari).
Hz. Peygamber (sav)de bir gün Umre›ye gitmek için izin isteyen Hz. Ömer›e:
”kardeşim bizi duadan unutma” dedi. Hem de gördüğünde Veysel-Karani›nin kendisine dua etmesini söylemesi için Hz. Ömer›e emir verdi.
Efendimizin ahlakı üzerine bu tür imdad, meded istemek, yahut bir başka Allaha yakın mertebede duran bir kulu duada Allah ile kendi arasına koyup onun
yakınlığı üzerinden kendisine aracı kılmak, insanın kendi dua ve ibadetini kendisine
beğendirmesine mani olur.
Hem insanı kendi kendisine aciz gösterir, insanı tevazu sahibi yapar ve kibirden
arındırır, hemde görüldüğü gibi bu bir Peygamber sünnetidir.
İşte bu manada Vasıtalar; dinimizde vardır ve gereklidir.
Mesela:
Hidayetin ve Kelam-ı Ezelinin vasıtaları Peygamberlerdir.
Allah’ın Peygamberlerine emirlerinin vasıtaları, meleklerdir.
Affın ve mükafatın vasıtası, ikramlar ve cennettir.
Ubudiyetin ve kulluğun vasıtası, ibadetlerdir.
Allah’a yaklaşmanın vasıtası ise, marifet ve takvadır.
O halde; vasıtanın olmadığı hiçbir yer, durum ve zaman yoktur. Konuya bu açıdan
bakıldığında Enbiya ve Evliyadan meded istemekte şer›i bir tehlike söz konusu
değildir. Aksine elzemdir.
Çünkü Meded istemek, çocuğun acıkınca ekmeği anasından istemesi gibidir Mürid
için.
4
Sufi-Zentrum Rabbaniyya
Çocuk ile Mürid arasındaki fark:
Çocuk ekmeği yani nimeti veren elin anne eli olduğunu bilir arkasını düşünmez.
Mürid nimeti veren eli›de görür, o nimeti o ele verdireni de bilir.
Veren ele teşekkür eder,
verdiren Ele hamd eder.
Hulasa:
Hasta insan hastalanınca ilk evvela kime müracaat eder?
Kimi vesile kılar, kimden meded umar?
Kimin elinden dilenir şifayı?
Bunun cevabını bilen meded vereni de bilir mededi gönderenide.
O kişi der ki,
»Allah mutlak Şâfî›dir, benim şifamı bir Hekim üzerinden bana gönderiyor. Allahıma
hamd olsun. Allah bu Hekîmden razı olsun, .«
Meded ül Hak, Hakkı hem bilip hem söyleyenlerin üzerine olsun.
Diyelim: »Lâ ilâhe ilâllâh Muhammeder Resulullah.«
Selam ederiz.
5
Download

Şeyh den meded istemek caizmidir?