TENÂSÜH
ve þefkat gibi insanî duygularý da anlamsýz hale getirmektedir.
BÝBLÝYOGRAFYA :
Taberî, Câmi £u’l-beyân (nþr. Abdullah b. Abdülmuhsin et-Türkî), Riyad 1424/2003, I, 443450; XX, 290-292; Ebü’l-Hasan el-Eþ‘arî, Mašålâtü’l-Ýslâmiyyîn (nþr. M. Muhyiddin Abdülhamîd),
Beyrut 1416/1995, I, 67, 77, 82, 114; Fârâbî, “Felsefenin Temel Meseleleri”, Ýslâm Filozoflarýndan
Felsefe Metinleri (trc. Mahmut Kaya), Ýstanbul
2003, s. 125; Serrâc, el-Lüma‘: Ýslâm Tasavvufu (trc. H. Kâmil Yýlmaz), Ýstanbul 1996, s. 226;
Ýbn Sînâ, eþ-Þifâß e¹-ªabî£iyyât, Paris 1988, s. 224231; a.mlf., en-Necât (nþr. Mâcid Fahrî), Beyrut
1982, s. 227; Abdülkahir el-Baðdâdî, el-Farš beyne’l-fýraš, Beyrut 1993, s. 13, 133, 232, 270-276;
Bîrûnî, Ta¼š¢šu mâ li'l-Hind, Beyrut 1403/1983,
s. 39; Ýbn Hazm, el-Fa½l (Umeyre), s. 166-167; Kuþeyrî, Risâle (trc. Süleyman Uludað), Ýstanbul 1999,
s. 182; Hücvîrî, Keþfü’l-mahcûb (trc. Süleyman
Uludað), Ýstanbul 1996, s. 309-312; Gazzâlî, Filozoflarýn Tutarsýzlýðý (trc. Mahmut Kaya – Hüseyin Sarýoðlu), Ýstanbul 2005, s. 219; Zemahþerî,
el-Keþþâf (nþr. Âdil Ahmed Abdülmevcûd v.dðr.),
Riyad 1418/1998, III, 418; Þehristânî, el-Milel
ve’n-nihal (trc. Mustafa Öz), Ýstanbul 2008, s. 68,
160, 178, 437-438; Fahreddin er-Râzî, Mefâtî¼u’l³ayb, Beyrut 1411/1990, XXVII, 36; Ýbn Haldûn,
Mukaddime (trc. Süleyman Uludað), Ýstanbul
2004, I, 594; Ýmâm-ý Rabbânî, Mektûbât (trc. Abdülkadir Akçiçek), Ýstanbul 1978, II, 1137; Bedri
Ruhselman, Ruh ve Kâinat, Ýstanbul 1946, III,
102-103; a.mlf., Allah, Ýstanbul 1955, s. 7, 14;
Elmalýlý, Hak Dini, V, 4148-4149; Ergün Arýkdal,
Ansiklopedik Metapsiþik Terimler Sözlüðü, Ýstanbul 1971, s. 69-71; Cevâd Ali, el-Mufa½½al, VI,
128-132; M. Albrecht, Reincarnation: A Christian
Critique of a New Age Doctrine, Downers GroveIllinois 1982, s. 8-9, 26-35; I. Wilson, Reincarnation? The Claims Investigated, London 1982, s.
8; A. Yaþar Ocak, Bektaþî Menâkýbnâmelerinde
Ýslâm Öncesi Ýnanç Motifleri, Ýstanbul 1983, s.
139; E. Konyalýoðlu – C. Aksoylu, Kader-Karma
ve Tekrardoðuþ, Ýstanbul 1987, tür.yer.; Ahmed
Zeki et-Tüffâha, en-Nefsü’l-beþeriyye ve na¾ariyyetü’t-tenâsüÅ, Beyrut 1987, s. 96; Sadi Çaycý,
Ruhçuluða Göre Kur’an Öðretisi, Ýstanbul 1995,
s. 45, 93-101; Ali Ýhsan Yitik, Hint Kökenli Dinlerde Karma Ýnancýnýn Tenasüh Ýnancýyla Ýliþkisi, Ýstanbul 1996, s. 201; P. Edwards, Reincarnation: A Critical Examination, New York 1996,
s. 48; R. Guénon, Ruhçu Yanýlgý (trc. Lütfi Fevzi
Topaçoðlu), Ýstanbul 1996, s. 175; I. Stevenson,
Where Reincarnation and Biology Intersect,
Westport 1997; a.mlf., Children Who Remember Previous Lives: A Question of Reincarnation, Jefferson-North Carolina 2001, s. 30; a.mlf.,
“Interview”, Omni Magazine, X/4 (1988), s. 76;
G. Encausse, Reenkarnasyon (trc. Halûk Özden), Ýstanbul 1999, s. 117; Adnan Bülent Baloðlu, Ýslam’a Göre Tekrar Doðuþ: Reenkarnasyon,
Ankara 2001; N. P. Spanos, Multiple Identities
and False Memories: A Sociocognitive Perspective, Washington 2001, s. 131; Bekir Topaloðlu,
Kelâm Araþtýrmalarý Üzerine Düþünceler, Ýstanbul 2004, s. 38; Turan Koç, Ölümsüzlük Düþüncesi, Ýstanbul 2005, s. 117; M. Sait Özervarlý, Kelâmda Yenilik Arayýþlarý, Ýstanbul 2008, s. 134;
Mehmet Bulðen, Reenkarnasyon ile Ýliþkilendirilen Âyetlerin Deðerlendirilmesi (yüksek lisans
tezi, 2005), MÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü, tür.yer.;
Ýsmail Hakký Ýzmirli, “Dürzî Mezhebi”, DÝFM, I/2
446
(1926), s. 36-39; Ýsmail R. Faruqi, “Islam and the
Theory of Nature”, IQ, XXVI/1 (1982), s. 16-26; E.
Haraldsson, “Psychological Comparison between Ordinary Children and Those Who Claim Previous-Life Memories”, Journal of Scientific Exploration, sy. 11 (1997), s. 323-335; Mustafa Aþkar,
“Reenkarnasyon (Tenâsüh) Meselesi ve Mutasavvýflarýn Bu Konuya Bakýþlarýnýn Deðerlendirilmesi”, Tasavvuf, sy. 3, Ankara 2000, s. 89,
96; Eyüp Bekiryazýcý, “Bazý Ýslam Filozoflarýnýn
Tenâsüh Meselesine Yaklaþýmlarý”, Marife, VIII/
1, Konya 2008, s. 205-219; B. Carra de Vaux,
“Tenâsuh”, ÝA, XII/1, s. 159; Yusuf Þevki Yavuz,
“Ýslâmî Açýdan Tenasüh Hakkýnda Bir Deðerlendirme”, Ýslâm’da Ýnanç, Ýbadet ve Günlük Yaþayýþ Ansiklopedisi, Ýstanbul 1997, IV, 330.
Mehmet Bulðen
ÿAdnan Bülent Baloðlu
–
˜
–
˜
–
˜
TENÂSÜHÝYYE
(bk. TENÂSÜH).
TENÂSÜP
(bk. ÂHENK).
TENÂSÜP
( K )
Birbiriyle ilgili
veya birbirini çaðrýþtýran kelimeleri
bir arada kullanma sanatý.
—
™
—
™
—
™
Sözlükte “uyum, orantý, yakýþma” anlamýna gelen tenâsüb kelimesi, edebiyat terimi olarak aralarýnda karþýtlýk dýþýnda bir
ilgi bulunan iki veya daha çok kelimenin
anlam güzelliðini ve bütünlüðünü saðlamak amacýyla ayný sözde bir araya getirilmesini ifade eder. Eski belâgat kitaplarýnda ayný veya yakýn anlamda “cem‘iyyet,
mürâât-ý nazîr, tevfîk, telfîk, i’tilâf” gibi terimler de kullanýlmýþtýr. Tenâsübün saðlanmasý için genellikle birbirine yakýn veya farklý ilim dallarýna ait terim ve kavramlarýn, tarihî ve efsanevî kahramanlarý yahut bu isimler etrafýnda geliþen olaylarý
hatýrlatan kelimelerin, birbiriyle alâkalý hayvan, bitki ve çiçek adlarýnýn ayný ibare, mýsra veya beyit içerisinde zikredilmesi gerekir.
Tenâsübün edebî sanat derecesine ulaþabilmesi için sanatkârýn kelime seçimi konusunda titiz davranmasý lâzýmdýr. Anlamca yakýn kelimelerin geliþigüzel veya zorunlu biçimde bir araya gelmesiyle tenâsüp gerçekleþmez. Meselâ, “Öðrenci bugün okulda öðretmenini dinlemedi” cümlesinde öðrenci, okul ve öðretmen kelimeleri anlamca birbirleriyle ilgili olmakla bir-
likte cümlede tenâsüp sanatý yoktur. Tenâsüp derin bir muhayyile faaliyetine dayanmalý, okuyucu bu gayretin güzelliðini
farketmeli ve ondan zevk almalýdýr Tenâsüp, diðer edebî metinlerde de yer almakla birlikte özellikle þiirde çok kullanýlmýþtýr. “Aramazdýk gece mehtâbý yüzün parlarken / Bir uzak yýldýza benzerdi güneþ
sen varken” (Faruk Nafiz Çamlýbel) mýsralarýndaki gece, mehtap, yüz, parlamak,
yýldýz, güneþ kelimeleri arasýnda sevgilinin
yüz güzelliðini bütün yönleriyle ifade eden
bir tenâsüp vardýr. Divan þairleri tenâsübü
bir nükte oluþturacak biçimde kullanmýþtýr. Bursalý Ahmed Paþa’nýn, “Mest oluptur çeþm ü ebrûnun hayâlinde imam /
Okumaz mihrâpta bir harf-i Kur’ân’ý dürüst” beytinde imam, mihrap ve Kur’an
kelimeleriyle tenâsüp yapýlmýþ, imamýn
mihrapta sevgilinin kaþý ve gözünün hayaliyle (divan þairleri mihrabý sevgilinin kaþýna benzetirler) kendinden geçtiði için âyetleri doðru okuyamayacak duruma geldiði nükteli bir þekilde anlatýlmýþtýr. Necâtî
Bey’in, “Hâk-i kûyun var iken cennet anýlmak sanemâ / Þuna benzer ki teyemmüm
edeler su olýcak” beyti de dinî terimlerin bir
anlam uyumu içerisinde, baþka bir anlama zemin hazýrlanmasý ve sevgilinin mahallesi varken cenneti arzulamanýn anlamsýz olduðunun söylenmesi bakýmýndan tenâsübe örnektir. Fuzûlî’nin, “Ney-i bezm-i
gamým ey mâh ne bulsan yele ver / Oda
yanmýþ kuru cismimde hevâdan gayri” beytinde ney çaðrýþýmýyla tenâsüp oluþturulmuþtur. Kendini neyle özdeþleþtiren þair,
oda yanmýþ kuru cisim derken ney yapýlmasý esnasýnda daðlamaya telmihte bulunarak ney, oda yanmak ve kuru cisim,
yine neyle ilgisi dolayýsýyla ney, yel, hava
ve mûsiki aleti olarak ney, bezm, hevâ kelimeleriyle tenâsübü saðlamýþtýr. Bazý þairler sýrf tenâsüp sanatýna dayalý þiirler yazmayý denemiþtir. Âgehî’nin, “Çektirip fürkataný benden ýrað oldun sen / Bahr-i firkatta nice fýrtýnalar çektim ben” beytiyle
baþlayan ünlü “Keþtî Kasidesi” yalnýz gemici deyim ve terimleri kullanýlarak meydana getirilmiþ, daha sonra tahmîsleri yapýlmýþ, nazîreleri yazýlmýþtýr.
Tenâsüp baþka edebî sanatlarla da iliþki
içindedir. Nitekim (mürekkep) teþbih, (mürekkep) istiare ve leff ü neþr sanatlarý bazan tenâsüp gibi anlamca ilgili kelimeler
üzerine kurulur. Bu durumda tenâsüp geri planda kalýr. Yine birden fazla kelime içeren bir tenâsüpte eðer ilgi kelimelerden
birinin ibarede kastedilmeyen anlamý arasýnda kurulmuþsa buna “îhâm-ý tenâsüb”
denir. Îhâm-ý tenâsübde zihin kýsa süreli
et-TENBÎH
bir þüphe yaþar ve kelimenin uzak ve yakýn anlamý arasýnda gidip gelir. Nâbî’nin,
“Pek uçurma bildiðim kuþtur benim ey
bâðban / Bülbülün gülzâr-ý âlemde hezârýn görmüþüz” beytinin ilk dizesinde uçurma kelimesi ile kuþ, ikinci dizesinde bülbül ile hezâr arasýnda böyle bir anlam sýçramasý mevcuttur. Uçurma kelimesi beyitte, “Bu kadar da abartma” anlamýndadýr. Halbuki kelimenin ikinci anlamý, yani
þairin bu beyitte amaçlamadýðý “uçmak”
mânasý ile kuþ kelimesi mütenâsiptir. Ýkinci mýsrada yer alan hezâr “bülbül” demektir. Ancak þair beyitte bu kelimeyi bin sayýsýnýn karþýlýðý olarak kullanmakta, böylece kelimenin ibarede kastedilmeyen “bülbül” anlamýyla îhâm-ý tenâsübü saðlamýþtýr. Tenâsüple ilgili diðer bir edebiyat terimi de “teþâbüh-i etrâf”týr (sözü baþlangýcýna uygun biçimde tamamlamak) ve gül
ile baþlayan bir sözü bülbül, gülzâr vb. bir
kelime ile bitirmek suretiyle gerçekleþir.
Ziyâ Paþa’nýn, “Bir milletin olunca mukadder saâdeti / Bir âdile müfevviz eder Hak
hükûmeti” beytindeki millet ve hükümet
kelimeleri arasýnda böyle bir ilgi vardýr. Teþâbüh-i etrâfý ayrý bir sanat kabul edenler olmakla birlikte genellikle tenâsübün
bir türü kabul edilmiþtir.
BÝBLÝYOGRAFYA :
Ahmed Cevdet Paþa, Belâgat-ý Osmâniyye, Ýstanbul 1299, s. 156-158; Recâizâde Mahmud Ekrem, Ta‘lîm-i Edebiyyât, Ýstanbul 1299, s. 327329; Muallim Nâci, Edebiyat Terimleri: Istýlâhât-ý
Edebiyye (haz. M. A. Yekta Saraç), Ýstanbul 2004,
s. 113-115; Tâhirülmevlevî, Edebiyat Lügatý, Ýstanbul 1973, s. 162-163; Cem Dilçin, Örneklerle
Türk Þiir Bilgisi, Ankara 1983, s. 431-437; M.
Kaya Bilgegil, Edebiyat Bilgi ve Teorileri-Belâgat,
Ýstanbul 1989, s. 276-281; M. A. Yekta Saraç, Klâsik Edebiyat Bilgisi Belâgat, Ýstanbul 2000, s.
148-150; Muhsin Macit – Uður Soldan, Edebiyat
Bilgi ve Teorileri El Kitabý, Ankara 2004, s. 65;
Ýskender Pala, Ansiklopedik Divan Þiiri Sözlüðü, Ýstanbul 2007, s. 448; Menderes Coþkun, Sözün Büyüsü Edebî Sanatlar, Ýstanbul 2007, s.
143-146.
ÿMeliha Y. Sarýkaya
–
TENÂVÜTÎ
( 2
‫) א‬
—
Ebû Ammâr Muhyiddîn Abdülkâfî
b. Ebî Ya‘k†b Yûsuf b. Ýsmâîl
et-Tenâvütî el-Vercelânî
(ö. 570/1175’ten önce)
˜
Cezayirli Ýbâzî âlimi.
™
Vercelân’da (Vargla) doðdu. Berberîler’in
Nefzâve koluna baðlý Tenâvüt (Tinâvet) kabilesine mensuptur. Babasý, dedesi ve dedesinin babasý yörenin Ýbâzî þeyhleri ve
âlimlerindendi. Ýbâzýyye mezhebinin Veh-
biyye kolunu benimseyen Tenâvütî daha
çok kelâm ve fýkýh alanlarýndaki eserleriyle tanýnýr. Vercelân’da ilk eðitimini aldýktan
sonra ilim tahsili amacýyla Tunus’a gitti.
Zengin olan ailesi iyi bir öðrenim görmesi
için gerekli maddî desteði saðladý. Tenâvütî, Arap dili ve edebiyatý yanýnda diðer
Ýslâmî ilimlerde yetiþmek gayesiyle büyük
çaba sarfetti. Öyle ki ailesinin gönderdiði
mektuplarý bile okumaya vakit bulamadýðý ve memleketine dönüþü sýrasýnda mektuplarý açýnca birinde babasýnýn, diðerinde annesinin ölüm haberini öðrendiði rivayet edilir. Ebû Ya‘kub el-Vercelânî’nin arkadaþý olan Tenâvütî onunla birlikte Ebû
Zekeriyyâ el-Vercelânî’den kelâm dersleri
aldý. Eðitimini tamamlayýnca Vercelân’a
döndü. Bahar aylarýnda sürüleriyle güneye
doðru Mizâb vahalarýna gitmeyi âdet haline getirdi. Gittiði yerlerde Ýbâzýyye mensuplarýna dersler, vaazlar verir, fýkýh ve kelâmla ilgili sorularýný cevaplandýrýrdý. Bundan dolayý Ýbâzîler kendisine “Muhyiddin”
(dini canlandýran kiþi) lakabýný verdiler. 570’ten (1175) önce vefat eden Tenâvütî’nin
mezarý Vercelân’ýn güneybatýsýndan 5 km.
uzaklýktadýr. Ýbâzîler’in her yýl bahar aylarýnda mezarýný ziyaret ettikleri söylenmektedir.
Tenâvütî, Hâricîler’in ve Ýbâzîler’in karþý çýktýðý tahkim olayýna farklý yaklaþmýþ,
bu konuda Hz. Ali’ye karþý nisbeten yumuþak bir üslûp kullanmýþtýr. Berberîler’in
Kuzey Afrika’ya göç eden Arap bedevîlerine karþý takýndýklarý sert tavrý onaylamýþ
ve Araplar’ýn Kuzey Afrika’da servetlerini
gasp yoluyla elde ettiklerini ileri sürmüþtür. Bu sebeple Maðrib’deki Araplar’la hiçbir þekilde ticarî iliþkide bulunmamýþtýr.
Arkadaþý Ebû Ya‘kub ile birlikte hac maksadýyla Mekke’ye gittiklerinde bile ilk zamanlarda Hicaz Araplarý ile ticaret yapmakta tereddüt göstermiþlerdir. Ýbâzîler’in
önde gelen âlimlerinden olan Tenâvütî bölge Ýbâzîler’inin birlik ve beraberliðini saðlamýþ, onlarýn dinî ve idarî iþlerini yürüten
“halka” (azzâbe) kurumunun iþlemesinde
önemli rol oynamýþtýr.
Eserleri. 1. el-Mûcez fî ta¼½îli’s-sußâl
ve telÅî½i’l-mašål fi’r-red £alâ ehli’l-Åilâf. Müellifin en ünlü eseri olup Ýbâzîler’in
kendi inançlarýný açýk biçimde diðerlerinden ayýrt ettikleri firak kitaplarýndan biridir. Tenâvütî, Ýbâzîler’in kelâm görüþünü savunan bu eseriyle Melâhide, Dehriyye, Seneviyye gibi fýrkalara ve Hz. Muhammed’in peygamberliði konusunda yahudi
ve hýristiyanlara cevap verdiði gibi Ýbâzîler’in diðer Ýslâm fýrkalarý karþýsýndaki üstünlüðünü ve düþünce farklýlýðýný dile ge-
tirmeye çalýþmýþtýr. Ammâr et-Tâlibî’nin
Ârâßü’l-ƒavâric el-Kelâmiyye adýyla neþrettiði eseri (I-II, Cezayir 1398/1978) Abdurrahman Umeyre bazý notlar ilâvesiyle
yeniden yayýmlamýþtýr (I-II, Beyrut 1410/
1990). 2. Þer¼u’l-Cehâlât. Tebgûrîn b. Îsâ
b. Dâvûd el-Melþûtî’nin kelâma dair Kitâbü’l-Cehâlât adlý eserinin þerhidir. Yazma halinde bulunan eser üzerinde Ömer
Yûnus, Câmiatü’z-Zeytûne külliyyetü’þ-þerîa ve Usûli’d-dîn’de bir doktora tezi hazýrlamýþ ve edisyon kritiðini yapmýþtýr (Ali
Ekber Ziyâî, s. 345). 3. ªabašåtü’l-meþâyiÅ (Siyerü’l-meþâyiÅ). Ýbâzî âlimlerinin
biyografileriyle ilgili olup henüz yayýmlanmamýþtýr (Lewicki, s. 66). 4. Kitâbü’l-Ferâßi² (Lewicki, s. 68; Ali Ekber Ziyâî, s. 403).
5. es-Sîre fî ni¾âmi’l-£azzâbe (Sîretü Ebî
£Ammâr £Abdilkâfî). Halka kurumuna dair
olan eser Mes‘ûd Mezhûdî tarafýndan neþredilmiþtir (Uman 1996). 6. Kitâbü’l-Ýsti¹â£a (Þemmâhî, s. 104; Ali Ekber Ziyâî, s.
136). 7. Kitâbü’l-ÝÅtilâß (Lewicki, s. 68).
BÝBLÝYOGRAFYA :
Ebû Ammâr Abdülkâfî el-Ýbâzî (Tenâvütî), el-Mûcez (nþr. Abdurrahman Umeyre), Beyrut 1410/
1990, I-II; Ebû Ya‘kub el-Vercelânî, ed-Delîl ve’lburhân, Kahire 1889, I, 54-56; III, 28; Dercînî, ªabašåtü’l-meþâßiÅ bi’l-Ma³rib (nþr. Ýbrâhim Tallây), Beyrut, ts. (Dârü’l-fikri’l-Arabî), II, 485-491;
Þemmâhî, Kitâbü’s-Siyer (nþr. Ahmed b. Suûd esSeyâbî), Maskat 1407/1987, s. 104; Amr Khalýfah
en-Namý, Studies in IbåŠism, Benghazi 1972, s.
135-137; Ali Yahyâ Muammer, el-Ýbâ²ýyye fi’l-Cezâßir, Kahire 1399/1979, s. 215-221; T. Lewicki,
el-MüßerriÅûn el-Ýbâ²ýyyûn fî Ýfrîšýyye’þ-þimâliyye (trc. Mâhir Cerrâr – Rîmâ Cerrâr), Beyrut 2000,
s. 64-68; Muhammed b. Mûsâ Bâbâ Ammî v.dðr.,
Mu£cemü a£lâmi’l-Ýbâ²ýyye, Beyrut 1421/2000,
II, 258-259; Ali Ekber Ziyâî, Mu£cemü me½âdiri’lÝbâ²ýyye, Tahran 1424/2003, s. 136, 328, 345,
403, 404; R. Strothmann, “Tenâvütî”, ÝA, XII/1,
s. 159-160; a.mlf., “al-Tanawutý”, EI 2 (Ýng.), X,
183; Mustafa Öz, “Halka”, DÝA, XV, 360; Ahmed
Pâketçî, “Ebû .Ammâr”, DMBÝ, VI, 62-63; Valerie
Hoffman, “Abu .Ammar .Abd al-Kafý b. Abý Ya.qub”, The Encyclopaedia of Islam Three, Leiden 2008, fas. 1, s. 34-36.
ÿMehmet Salih Arý
–
˜
—
et-TENBÎH
( -
‫) א‬
Ebû Ýshak eþ-Þîrâzî’nin
(ö. 476/1083)
Þâfiî mezhebinin
beþ temel muhtasarýndan biri olan
eseri.
™
Hocasý Ebü't-Tayyib et-Taberî’nin vefatýyla (450/1058) Baðdat’ta Þâfiî mezhebini temsil konumuna gelen Ebû Ýshak eþÞîrâzî o tarihe kadar Þâfiî âlimleri tarafýndan yapýlan þerh, ihtisar ve ta‘lik faaliyet447
Download

– — ˜ ™ – — ˜ ™ – — ˜ ™