ZELLETÜ’l-K…RÎ
en faziletliden daha az faziletli ve en isabetliden daha az isabetli olan fiillere bir
yöneliþtir ve asla haktan bâtýla, taatten
mâsiyete geçiþ deðildir. Onlarýn efdali terketmeleri baþka insanlarýn vâcibi terketmeleri gibi anlaþýlabileceðinden konumlarýndan dolayý bu derecede bir hata sebebiyle bile uyarýlmýþlardýr (Tehânevî, II, 303).
Bazý âlim ve mutasavvýflarca zelle, peygamberlerin Allah’a yakýnlýklarýný ve O’nun
katýndaki itibarlarýný yükseltme sebebi olarak açýklanmýþ (Ebü’l-Müntehâ, s. 39), bu
anlayýþ, “Sâlihlerin iyilikleri Allah’a en yakýn olanlarýn kötülükleri gibidir” sözüyle ifade edilmiþtir (Devvânî, s. 83; rivayet için
bk. Aclûnî, I, 406). Zelle konusu “ismetü’lenbiyâ” hakkýndaki kitaplarda ele alýnmýþ,
bu alanda müstakil çalýþmalar da yapýlmýþtýr. Ýbrahim Canan’ýn Peygamberimizin
Yanýlmasý Meselesi adlý eseriyle (Ýstanbul 1999) Müjde Tadik’in hazýrladýðý Ýsmet
Sýfatý Baðlamýnda Peygamber Zellelerine Ýliþkin Âyetlere Fahreddin Râzî’nin Yaklaþýmý adlý yüksek lisans tezi (MÜ
Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ýstanbul 2009)
bunlardan bazýlarýdýr.
BÝBLÝYOGRAFYA :
Tehânevî, Keþþâf, Beyrut 1418/1998, II, 303;
Kåmus Tercümesi, III, 1342-1343; Eþ‘arî, Mašålât (nþr. M. Muhyiddin Abdülhamîd), Beyrut
1416/1995, I, 121; Mâtürîdî, Teßvîlâtü’l-Æurßân
(nþr. Murteza Bedir), Ýstanbul 2008, XIII, 401; XIV
(nþr. M. Masum Vanlýoðlu), Ýstanbul 2009, s. 9-10;
Ebü’l-Leys es-Semerkandî, Þer¼u’l-Fýšhi’l-ekber, Haydarâbâd 1321, s. 26; Ýbn Fûrek, Mücerredü’l-Mašålât, s. 176; Kadî Abdülcebbâr, Þer¼u’l-U½ûli’l-Åamse (nþr. Abdülkerîm Osman),
Beyrut 1416/1996, s. 573; Abdülkahir el-Baðdâdî,
U½ûlü’d-dîn, Ýstanbul 1346/1928, s. 167-168;
a.mlf., el-Farš beyne’l-fýraš (nþr. M. Muhyiddin
Abdülhamîd), Beyrut 1411/1990, s. 222; Ebû
Nuaym el-Ýsfahânî, ¥ilyetü’l-evliyâß, Beyrut 1405,
IX, 263; Cüveynî, el-Ýrþâd (Muhammed), s. 356;
Ebü’l-Yüsr el-Pezdevî, U½ûlü’d-dîn (nþr. H. P. Linss),
Kahire 1383/1963, s. 167; Nûreddin es-Sâbûnî,
el-Bidâye fî u½ûli’d-dîn (nþr. Bekir Topaloðlu),
Ankara 2005, s. 53; Muhammed b. Eþref es-Semerkandî, e½-Øa¼âßifü’l-ilâhiyye (nþr. Ahmed Abdurrahman eþ-Þerîf), Küveyt 1405/1985, s. 436;
Fahreddin er-Râzî, Me£âlimü u½ûli’d-dîn (nþr.
Tâhâ Abdürraûf Sa’d), Kahire, ts., s. 103; a.mlf.,
£Ý½metü’l-enbiyâß (nþr. Muhammed Hicâzî), Kahire 1406/1986, s. 39-40; Ebü’l-Berekât en-Nesefî, Medârikü’t-tenzîl, Beyrut 1319, I, 108; Teftâzânî, Þer¼u’l-£Ašåßid, Ýstanbul 1320, s. 171;
a.mlf., Þer¼u’l-Mašå½ýd (nþr. Abdurrahman Umeyre), Beyrut 1409/1989, V, 49-60; Devvânî, Þer¼u’l£Ašåßidi’l-£AŠudiyye, [baský yeri ve tarihi yok],
s. 82-83; Ebü’l-Müntehâ el-Maðnisâvî, Þer¼u’lFýš-hi’l-ekber, Ýstanbul 2007, s. 38-39; Ali el-Karî,
Mine¼u’r-rav²i’l-ezher fî Þer¼i’l-Fýšhi’l-ekber,
Ýstanbul 1375/1955, s. 56-57; Beyâzîzâde Ahmed Efendi, Ýþârâtü’l-merâm min £ibârâti’l-Ýmâm
(nþr. Yûsuf Abdürrezzâk), Kahire 1368/1949, s.
322; Aclûnî, Keþfü’l-Åafâß (nþr. Yûsuf b. Mahmûd el-Hâc Ahmed), Dýmaþk 1422/2001, I, 406.
ÿMustafa Akçay
–
—
ZELLETÜ’l-K…RÎ
( ‫) א‬
˜
Namazda okunan âyetlerde
dil sürçmesi
ve okuma hatasý anlamýnda
fýkýh terimi.
™
Sözlükte zelle “hata, kasýtsýz iþlenen günah, dil sürçmesi” gibi anlamlara gelmekte olup zelletü’l-karî tamlamasý “okuyanýn yanýlmasý / dilinin sürçmesi” mânasýndadýr. Fýkýhta ise bu terkip, namazýn rüknü olan kýraat esnasýnda dil sürçmesini ve
okuma hatalarýný ifade eden bir terim olmuþtur. Namazda okuma hatalarý konusuna Hanefî fýkýh eserlerinde “namazý bozan þeyler”, “namazda kýraat” konularý içerisinde ayrý bir bahis halinde yer verildiði
ve mezhebin ilk dönemine nisbetle sonraki fýkýh literatüründe konunun oldukça ayrýntýlý ve muhtemel okuma hatalarýný kuþatacak biçimde ele alýndýðý görülmektedir. Temel fýkýh metinlerine þerh yazýldýðý dönemlerde bu meseleye yer verilmeye baþlanmasýnýn sebebi, özellikle ana dili
Arapça olmayan çeþitli milletlerin namaz
kýlarken muhtemel dil sürçmeleri ve okuma hatalarýnýn namazý bozup bozmadýðýnýn yahut nasýl telâfi edileceðinin bir kurala baðlanmasý çabasý olarak düþünülebilir.
Hanefî Fýkhý. Bu mezhepte zelletü’l-karî meselesinde iki temel yaklaþým vardýr.
Ebû Hanîfe, Ýmâmeyn ve onlarýn talebelerinden oluþan, kendilerine “mütekaddimîn” denilen fakihler zelletü’l-karî konusunu kurallar çerçevesinde ele almaya öncelik veren ve ihtiyatý esas alan bir yaklaþým sergilerken Ýbn Mukatil, Muhammed
b. Selâm, Ýsmâil ez-Zâhid, Ebû Bekir elBelhî, Hinduvânî, Ýbn Fazl, Hulvânî gibi IV.
(X.) yüzyýl ve sonrasýna ait Hanefî fakihlerinin temsil ettiði müteahhirîn, mükellef /
kýraatte bulunan kiþi lehine dinde kolaylýk
ve geniþlik prensibini esas almýþlardýr.
Mütekaddimîn görüþü. Okuma hatalarý
konusundaki prensiplerin oluþmasýna temel teþkil edecek ilk fýkhî ihtilâfýn Ebû
Hanîfe, Ýmam Muhammed ile Ebû Yûsuf
arasýnda namazda kýraat haricinde dua
etme, namazda iken alýnan bir habere
tepki verme gibi meselelerle baþladýðýný,
bunun zamanla kýraatteki hatalarý içerisine alacak biçimde geniþlediðini söylemek
mümkündür. Þöyle ki: Namaz kýlan bir kimse Kur’an’da geçen veya bunlara benzeyen, “Allahým, bizi rýzýklandýr, sen hayýrlý rýzýk ver, beni cehennemden koru!” þeklindeki ifadelerle dua etse bu sözleriyle na-
mazý bozulmaz. Fakat, “Allahým, beni giydir, falancayla evlendir!” gibi dualarý dünyaya yönelik insan sözü olduðundan namazý bozulur. Yine namaz kýlana üzüleceði yahut sevineceði bir haber verilse ve o
da, “Sübhânellah, elhamdü lillâh; innâ lillâh ve innâ ileyhi râciûn” gibi Kur’an’da yer
alan sözler söylese, bununla haberi getirene cevap vermeyi hedeflese, Ebû Hanîfe ve Ýmam Muhammed’e göre bu sözler
bir çaðrý, tepki ve insan sözüne dönüþtüðü için bu kiþinin namazý bozulur. Ebû
Yûsuf, bu sözler cevap olarak söylense de
Kur’an’da yer aldýðýndan namazýn bozulmayacaðýný söyler. Bu ihtilâftan hareketle kýraatte okuma hatalarýna ýþýk tutacak
þu genel kural ortaya çýkmýþtýr: Kur’an’da
olsun olmasýn, unutma ve hatadan kaynaklanan okuma hatalarý Kur’an’daki anlamdan uzaklaþmýþsa Ebû Hanîfe ile Ýmam
Muhammed’e göre namaz bozulur. Ebû
Yûsuf’a göre ise i‘rab ve hareke yanlýþlýklarýyla anlam deðiþse bile yapýlan hatalý okumanýn benzeri Kur’an’da yer aldýðý sürece namaz bozulmaz. Bu kuralýn bir sonucu olarak, yapýlan hatalý okuma Kur’an’da bulunuyor ve anlam da fahiþ sayýlacak
ölçüde deðiþiyorsa adý geçen üç âlime göre de namaz bozulur. Meselâ namazda,
“hâze’l-gurâb” (bu karga) (el-Mâide 5/31)
yerine “hâze’l-gubâr” (bu toz) veya “es-serâir” (sýrlar) (et-Târýk 86/9) yerine bir anlamý olmayan “es-serâil” demek namazý bozar. Fakat, “kavvâmîn” (en-Nisâ 4/135) kelimesinin “kayyâmîn” þeklinde okunmasý
anlamý deðiþtirmediði için Ebû Hanîfe ve
Ýmam Muhammed’e göre namaz bozulmazken bu hatalý kelime Kur’an’da bulunmadýðýndan Ebû Yûsuf’a göre namaz bozulur. Ancak Ebû Hanîfe ile talebelerine
göre, unutma ve hata eseri deðil kasýten
okuma hatasý yapýlýr ve bununla anlam
deðiþirse namazýn bozulacaðýnda ihtilâf
yoktur.
Müteahhirîn görüþü. Ana dili Arapça olmayan milletlerin Ýslâm’a girmesiyle birlikte kýraatte i‘rab ve hareke yanlýþlýðý,
mahreçleri yakýn harfleri birbirine karýþtýrma, kelimeleri bölme, yer deðiþtirme ve
yanlýþ telaffuz etme gibi okuma hatalarýnýn artmasý müteahhirîn âlimlerini, zaman zaman mütekaddimînin prensiplerine atýflar yapmakla beraber bazý esaslar
belirlemeye yöneltmiþtir. Bunlar zorluðu
kaldýrma, kolaylaþtýrma, yaygýn yanlýþlýklara müsamaha gösterme gibi esaslardýr.
Son dönem Hanefî fýkýh eserleri ve fetva mecmualarýnda yaygýn olan ve olmasý
muhtemel okuma hatalarýna çokça yer verilmiþ, namazda okuma hatasý yapanlarýn
225
ZELLETÜ’l-K…RÎ
namazlarýnýn sýhhati konusuna bir açýklýk
getirilmeye çalýþýlmýþtýr. Hanefî fýkýh eserlerinde belli baþlý okuma hatalarýnýn þu baþlýklar altýnda toplandýðý görülmektedir:
a) Ý‘rabda Hata. Arapça’da cümlenin özne, nesne gibi unsurlarýný kelimelerin sonundaki hareke belirler. Arapça bilmeyenler kelimelerin harekelerini de bilemedikleri ve onlarý bunu öðrenmeye zorlamanýn sýkýntý oluþturacaðý düþüncesiyle müteahhirîn, hareke hatasý cümlenin anlamýný tamamen tersine çevirse de namazýn
bozulmayacaðýnda görüþ birliðine varmýþlardýr. Onlar düþüncelerini bu prensiple birlikte Ebû Yûsuf’un yaklaþýmý üzerine bina
etmiþlerdir. Meselâ “ve izi’btelâ Ýbrâhîme
rabbuhû” (rabbi Ýbrâhim’i sýnadýðý zaman)
(el-Bakara 2/124) âyeti “ve izi’btelâ Ýbrâhîmu rabbehû” (Ýbrâhim rabbini sýnadýðý zaman) þeklinde okunsa, hatalý okunan bu
kelimelerin Kur’an’da lafýz olarak mevcut
olmasý ve zorluðu kaldýrma prensibi sebebiyle namaz bozulmaz. Yine, “er-rahmânu
ale’l-arþi’stevâ” (O rahmân arþa istivâ etmiþ-kurulmuþtur) âyetindeki (Tâhâ 20/5)
“er-rahmânu” lafzýnýn “er-rahmâne” þeklinde okunmasý da anlamý deðiþtirmediði
ve Kur’an’ýn içinde yer aldýðý için namazý
bozmaz. Þeddeli harfin þeddesiz, uzatýlarak okunacak bir harfin kýsa okunmasý,
idgamlý harfin idgamsýz okunmasý veya
bunlarýn tersi hatalý okumalar bu prensip
çerçevesinde namazý bozmaz.
b) Vakf ve Ýbtidâda Hata. Arapça’da cüm-
le bütünlüðünün ve anlamýn bozulmamasý için kýraatte bulunan kiþinin, vakf (durma) yerlerini gözetme ve nefesin yetmemesi yahut unutma gibi durumlarda yarýda býrakýlan kelimeyi okumaya yeniden
baþlama (ibtidâ) hususunda dikkatli olmasý gerekir. Fakat bu sadece âyetlerin ezberlenmesiyle deðil anlamlarýnýn da bilinmesiyle mümkün olur. Bunu saðlamak ana
dili Arapça olmayanlar için oldukça zordur.
Bu tür okuma hatasý anlamý deðiþtirmiyorsa mütekaddimîn ve müteahhirîne göre namaz bozulmaz; müteahhirîn anlam
deðiþse de namazýn bozulmayacaðýný belirtir. Çünkü insanlardan buna dikkat ederek okumalarýný istemek sýkýntýya sebep
olur. Meselâ Âdiyât sûresini okumaya baþlayan bir kiþi “ve’l-âdiyâti” kelimesini bir
çýrpýda söyleyemeyip “ve’l-â” dese, nefesi
yetmediði veya gerisini getirememe gibi
sebeplerle okumaya devam etmese, bir
anlýk duraklamadan sonra devamý hatýrýna gelip sûreyi tamamlasa yahut onun yerine baþka bir âyet okusa namaz bozulmaz.
Çünkü bu yaygýn bir okuma hatasý olup kaçýnýlmasý zordur.
226
c) Harf Deðiþikliði. Kýraatte bulunan kiþinin bazan kelimeyi oluþturan harflerden
birinin yerine baþka bir harf koyarak okumasý durumudur. Harf yanlýþlýðý yapýlan
okuma Kur’an lafzý olmaktan çýkmaz ve
anlam da deðiþmezse namazýn bozulmayacaðýnda görüþ birliði vardýr; meselâ “inne’z-zâlimîne” yerine “inne’z-zâlimûne”
okunsa namaz bozulmaz. Fakat “kavvâmîne bi’l-kýst” yerine (en-Nisâ 4/135) “kayyâmîne bi’l-kýst” þeklinde okunsa anlam
deðiþmediði için Ebû Hanîfe ve Ýmam Muhammed’e göre namaz bozulmazken hatalý okunan kelime Kur’an’da bulunmadýðýndan Ebû Yûsuf’a göre namaz bozulur.
d) Kelime Ekleme. Okuyan kiþinin âyette olmayan bir iki kelimeyi âyete ekleyerek okumasý durumudur. Meselâ “ve amile sâlihan felehüm ecruhum inde rabbihim” (ve sâlih amel iþleyenlere, rableri katýnda ecir vardýr) âyeti (el-Bakara 2/62)
“sâlihan”dan sonra “ve kefere” (ve kâfir
olursa) fiili eklenerek okunsa anlam tamamýyla deðiþtiði için namaz bozulur. Buna
karþýlýk “ve bi’l-vâlideyni ihsânen” âyeti
(en-Nisâ 4/36), “ihsânen”den sonra yakýn
anlama sahip “ve birran” kelimesi ilâve
edilerek okunsa anlam deðiþmediðinden
Ebû Hanîfe ile Ýmam Muhammed’e göre
namaz bozulmaz, Ebû Yûsuf’a göre ise
hatalý okunan metin Kur’an metni olmaktan çýktýðý için namaz bozulur.
e) Kelimelerin Yerini Deðiþtirme. Okuyanýn cümleyi oluþturan kelimelerin yerini tersyüz etmesidir. Bu deðiþtirme ile
cümlenin anlamý deðiþmiyorsa namaz bozulmaz, ancak mâna tamamen deðiþiyorsa namaz bozulur. Meselâ “lehüm fîhâ zefîrun ve þehîkun” (onlarýn orada bir soluk
almalarý ve hýrýldamalarý vardýr ki!) âyeti
(Hûd 11/106) “lehüm fîhâ þehîkun ve zefîrun” þeklinde okunsa anlam deðiþmediðinden namaz bozulmaz. Fakat “inne’lebrâre lefî naîm ve inne’l-füccâre lefî cahîm” (Ýyiler nimet içerisinde, kötüler ise
yakýcý ateþ içerisindedir) âyetlerinde (elÝnfitâr 82/13-14) “naîm” ve “cahîm” kelimeleri yanlýþlýkla yer deðiþtirecek olursa mâna bütünüyle deðiþtiði için namaz bozulur.
f) Harflerin Telaffuzunda Hata. Kur’an
okurken yapýlan yaygýn hatalardan biri
de kiþinin mahreç birliði veya yakýnlýðý olmayan harfleri telaffuz ederken birbirine
karýþtýrmasýdýr. Arapça’ya nüfuzu az olanlarýn harflerin hakkýný vererek telaffuz etmeleri zor olduðundan bu tür hatalý okumalarýn namazý bozmayacaðý ifade edilmiþtir. Meselâ “zel” yerine “zâ”, “dâd” ye-
rine “zý”, “se” ve “sâd” yerine “sîn” harflerini telaffuz etmek böyledir. Bu sebeple
Fâtiha sûresindeki “es-sýrât” kelimesi “essirât” þeklinde okunsa namaz bozulmaz.
Diðer fýkýh mezhepleri. Namazdaki okuma hatalarý konusunun diðer fýkýh mezheplerinde Hanefî mezhebindeki sistematik ve geniþlikte ele alýnmadýðý, meseleye
“zelletü’l-karî” yerine “lehhân / lâhin” (okumada dil bilgisi ve i‘rab hatasý yapan) kavramý çerçevesinde yer verildiði görülmektedir. Hanefî mezhebi dýþýndaki mezhepler, Fâtiha sûresini okumanýn farz olduðunu kabul ettikleri için okuma hatasý bakýmýndan Fâtiha sûresinde yapýlan hata ile
zamm-ý sûrede yapýlan hatayý namazýn
sýhhatine etkisi bakýmýndan ayrý deðerlendirmiþlerdir. Meselâ Þâfiî mezhebinde Fâtiha sûresi okunurken “en‘amte” (nimet
verdiðin) fiili kasten “en‘amtü” veya “en‘amti” þeklinde okunsa anlam deðiþtiðinden kýraat ve namaz sahih olmaz. Kasýtsýz
olarak bu þekilde okunsa sadece kýraatin
tekrar edilmesi gerekir. Yine, “iyyâke na‘büdü” lafzýndaki “yâ” harfi þeddesiz olarak
“iyâke na‘büdü” okunsa bu hatalý okuma
yüzünden namaz geçerli olmaz. Fakat “na‘büdü” fiili “na‘büde” , “nesteînü” fiili “nesteîne” þeklinde okunsa anlam deðiþmediði için mekruh olmakla birlikte kýraat sahihtir ve namaz bozulmaz. Zamm-ý sûrelerde hatalý okuma anlamý deðiþtirmez veya lafza eklemede bulunulmazsa yine mekruhtur, ancak namaz bozulmaz; fakat kasten anlamý deðiþtirecek þekilde okuma veya þâz kýraatlerde namaz bozulur. Meselâ
“innemâ yahþellahe min ibâdihi’l-ulemâu”
(Kullarý içinden ancak bilginler Allah’tan
gereðince korkar) âyeti (Fâtýr 35/28), “innemâ yahþellahu min ibâdihi’l-ulemâe” þeklinde ve “ve’s-sâriku ve’s-sârikatü fe’kta‘û
eydiyehümâ” (el-Mâide 5/38) þâz kýraat
olarak “ve’s-sâriku ve’s-sârikatü fe’kta‘û
eymânehümâ” þeklinde okunsa, önceki
âyette anlam deðiþtiði ve þâz kýraatte de
lafza eklemede bulunulduðu için namaz
bozulur.
Hanbelî mezhebinde de namazda Fâtiha sûresini okumak farz olduðundan Fâtiha’nýn yanlýþsýz öðrenilmesi ve harflerin
doðru telaffuz edilmesi konusunda hassas davranýlmýþtýr. Meselâ “ve le’d-dâllîn”
lafzý hata ile “ve le’z-zâllîn” okunsa anlam
deðiþtiðinden namaz sahih deðildir. Fakat
dili peltek olanlarda görüldüðü gibi âcizliði sebebiyle Fâtiha’nýn bir harfini çýkaramama, bir harfini baþka bir harf ile deðiþtirme vb. hatalar yapan kiþi “ümmî” kabul edilmiþ, Fâtiha’yý yanlýþsýz okuyanýn bu
kiþiye uyamayacaðý belirtilmiþtir. Zamm-ý
ZELZELE
sûrelerin okunuþunda anlamý deðiþtirmeyecek hatalar yapan kimsenin bu hatalarý yapmayanlara imameti ise mekruh olmakla birlikte geçerlidir ve namaz da sahihtir. Zira bu kiþi Fâtiha’yý yanlýþsýz okuduðundan farz olan kýraati yerine getirmiþtir. Fakat zamm-ý sûreleri kasýtlý olarak yanlýþ okuyan kiþinin kendisinin de kendisine uyanlarýn da namazý bozulur.
Mâlikî mezhebinde konunun, özellikle
okuma hatasý yapan birine uymanýn namazýn sýhhatine etkisi bakýmýndan ele alýndýðý ve bu anlamda dört ayrý görüþün ortaya çýktýðý görülmektedir. 1. Okuma hatasý açýsýndan Fâtiha ile zamm-ý sûreyi birbirinden ayýrmayan bu görüþe göre Fâtiha sûresini hatasýz okusa da zamm-ý sûreyi hatalý okuyanlarýn arkasýnda namaz
câiz deðildir. 2. Zamm-ý sûreyi hatasýz, Fâtiha’yý ise hatalý okuyanýn arkasýnda da namaz kýlmak da câiz olmaz. 3. Anlamý deðiþtirecek þekilde okuyanýn arkasýnda namaz sahih olmaz. Meselâ “iyyâke na‘büdü” lafzý “iyyâki na‘büdü” veya “en‘amte”
fiili “en‘amtü” þeklinde okunsa anlam tamamen deðiþtiði için namaz bozulur. Fakat “el-hamdü lillâhi” (hamd Allah’adýr) lafzý hatayla “el-hamdi lillâhü” þeklinde okunsa anlam deðiþmediðinden namaz sahihtir. 4. Prensip olarak okuma hatasý yapan
kiþinin arkasýnda kýlýnan namazýn iade
edilmesi gerekmese de bu kiþilere uymak
mekruhtur. Çünkü hatalý okuyanýn maksadý da sahih anlamý korumak ve onu ifade etmektir. Bunlarýn dýþýnda bazý harfleri
telaffuz edemediði için okuduðu çok net
anlaþýlmayan, dilindeki pelteklik sebebiyle “sîn” harfini “peltek sâ” ve “râ” harfini
“gayn” þeklinde telaffuz eden yahut “tâ”
harfiyle “dâd” , “sîn” harfiyle “sâd” vb. harfleri birbirinden ayýramayanlara uyanlarýn
namazý geçerli olup yeniden kýlýnmasý gerekmez. Fakat bu hatalarý yapmadan namaz kýldýrabilecek biri varken hatalý okuyana uymak mekruhtur. Ýbn Rüþd bu son
görüþün sahih ve uygulanabilir olduðunu
söyler.
Zâhirî mezhebinde Ýbn Hazm’ýn bu tartýþmalara þu þekilde katýldýðý görülmektedir: Fâtiha ve Fâtiha’dan baþka âyet ve
sûrelerin Arapça dýþýndaki herhangi bir dile tercüme edilerek namazda okunmasý
namazý geçersiz kýlar. Ayrýca kasýtlý olarak
âyetler indirildiði lafýzlarýn dýþýnda anlamca ayný, fakat baþka Arapça lafýzlar þeklinde veya bir âyette yer alan kelimelerin
yeri deðiþtirilerek okunsa hem namaz geçersizdir hem de bu þekilde okuyan günahkâr olur. Çünkü bu yanlýþ okumalarýn
hepsi Allah’ýn kelâmýný deðiþtirmek anla-
mýna gelir ki bu durum, “Kelimelerin yerlerini deðiþtiriyorlar” âyetine göre (el-Mâide 5/13) doðru bulunmamýþtýr.
BÝBLÝYOGRAFYA :
Râgýb el-Ýsfahânî, el-Müfredât, “zelle” md.; Lisânü’l-£Arab, “zll” md.; Fîrûzâbâdî, el-Æåmûsü’lmu¼î¹, “zelle” md.; Muhammed b. Hasan eþ-Þeybânî, el-A½l (nþr. Ebü’l-Vefâ el-Efganî), Beyrut
1410/1990, I, 193-196; Ýbn Hazm, el-Mu¼allâ,
III, 254; Ýmâmü’l-Haremeyn el-Cüveynî, Nihâyetü’l-ma¹lab fî dirâyeti’l-me×heb (nþr. Abdülazîm
Mahmûd ed-Dîb), Beyrut-Cidde 1428/2007, II,
139; Serahsî, el-Mebsû¹, I, 198-201; Abdülvâhid
b. Ýsmâil er-Rûyânî, Ba¼rü’l-me×heb (nþr. Ahmed
Ýzzû Ýnâyet ed-Dýmaþký), Beyrut 1423/2002, II, 135;
Ýbn Rüþd, el-Beyân ve’t-ta¼½îl (nþr. Muhammed
Haccî), Beyrut 1404/1984, I, 448-451; Burhâneddin el-Mergýnânî, el-Hidâye, Ýstanbul 1986, I, 6162; Muvaffakuddin Ýbn Kudâme, el-Mu³nî, Kahire 1987, III, 31-32; a.mlf., el-Kâfî (nþr. Züheyr eþÞâvîþ), Beyrut 1402/1982, I, 131; Nevevî, el-Mecmû£, III, 392-393; Þehâbeddin el-Karâfî, e×-¬aÅîre (nþr. Saîd A‘râb), Beyrut 1994, II, 245-246; Ýbnü’l-Hümâm, Fet¼u’l-šadîr (nþr. Abdürrezzâk Galib el-Mehdî), Beyrut 2003, I, 331-333; Mevkufâtî Mehmed, Mevk†fât, Ýstanbul 1290, s. 85-88;
el-Fetâva’l-Hindiyye, I, 79-82; Abdurrahman Þeyhîzâde, Mecma£u’l-enhur, Ýstanbul 1284, s. 60;
Ahmed b. Muhammed et-Tahtâvî, ¥âþiye £alâ
Merâšý’l-felâ¼, Ýstanbul 1985, s. 275-277; Ýbn
Âbidîn, Reddü’l-mu¼târ (Kahire), I, 630-634; Mehmed Zihni Efendi, Nimet-i Ýslâm, Ýstanbul 1320,
s. 552-555; Vehbe ez-Zühaylî, el-Fýšhü’l-Ýslâmî
ve edilletüh, Dýmaþk 1989, III, 20-22; Ýbrahim
Kâfi Dönmez, “Zelletü’l-kârî”, Ýslâm’da Ýnanç,
Ýbadet ve Günlük Yaþayýþ Ansiklopedisi, Ýstanbul 1997, IV, 575-578.
ÿMenderes Gürkan
–
˜
—
ZELZELE
( ‫) א‬
™
Sözlükte “bir þeyi hareket ettirmek, þiddetle sarsmak, vurmak” anlamýndaki zelzele, “yer içindeki fay kýrýklarý üzerinde biriken enerjinin âniden boþalmasý sonucu
meydana gelen yer deðiþtirme hareketinin
yol açtýðý, karmaþýk, elastikî dalga hareketleri” þeklinde tanýmlanýr. Türkçe’de zelzelenin yerine daha çok deprem kelimesi
kullanýlýr. Kur’an’da bir âyette zelzele, beþ
âyette ayný kökten kelimeler bulunur. Zelzele bu âyetlerin ikisinde kýyametin kopmasý esnasýndaki yer sarsýntýsýný (el-Hac
22/1; ez-Zilzâl 99/1-2), üçünde önceki ümmetlerle (el-Bakara 2/214) Hz. Peygamber’in ve sahâbenin (el-Ahzâb 33/11-12)
dinleri uðruna çektiði zorluklarý ifade eder.
Dört âyette recfe kelimesi, eski günahkâr
kavimlerden bazýlarýnýn mâruz kaldýðý helâk edici yer sarsýntýlarý için kullanýlmýþtýr
(M. F. Abdülbâký, “rcf” md.). Þevkânî recfenin asýl mânasýnýn “sesli sarsýntý” olduðunu belirtir (Fet¼u’l-šadîr, II, 252). Zelze-
le kökünden türeyen bir fiille, kýyametin
kopmasý sýrasýnda yerin ve daðlarýn þiddetle sallanacaðý anlatýlýr (el-Müzzemmil 73/
14). Bir âyette geçen râcife (en-Nâziât 79/
6) kýyamet öncesinde çýkardýðý korkunç
sesle bütün canlýlarýn ölümüne yol açacak
olan sûrun birinci üfleniþini ifade eder.
Kur’an’da on üç âyette zikredilen sayha
(M. F. Abdülbâký, “syh” md.) yedi yerde
geçmiþteki bazý inkârcý ve günahkâr kavimleri helâk eden korkunç ses, diðerlerinde kýyametin kopmasýndan önceki dehþetli ve öldürücü ses için kullanýlmýþtýr. Hadislerde zelzele Necid, Irak, Mýsýr gibi þehir ve bölgelerin depremselliði, bazý kavimlerin yaþadýðý depremler, kýyamet depremi, deprem sýrasýnda ve sonrasýnda yapýlacak dua ve ibadetler, Hz. Peygamber’in
ve bazý sahâbîlerin uðradýðý depremler,
insanlarýn durumlarýný düzeltmeleri için
depremlerin birer ilâhî ihtar olduðu, çoðalmasýnýn kýyamet alâmetlerinden sayýldýðý, deprem felâketinden Allah’a sýðýnýlmasý gerektiði vb. baðlamlarda yer almaktadýr (Wensinck, el-Mu£cem, “zlz” md.).
Ortaçað Ýslâm âlimlerinin depremle ilgili açýklamalarý günümüzdeki açýklamalarla bazý noktalarda örtüþmekte olup bu
durum Ortaçað Ýslâm dünyasýnýn ilmî seviyesini göstermesi bakýmýndan dikkat çekicidir. Ýslâm ülkelerinde depremin sebebine dair izahlar, Aristo’nun Meteorologica adlý eserinde öne sürdüðü görüþlerin
kýsmen geliþtirilmiþ þeklidir. IV. (X.) yüzyýlda Mutahhar b. Tâhir el-Makdisî, Aristo’nun görüþlerinden hareketle depremin fiziksel sebebiyle ilgili olarak yeryüzünün tabiatý icabý kuru olduðunu, yaðmur sonrasýnda güneþ ýþýnlarýyla kuruyan yeryüzünde yaþ ve kuru buharlar (gaz) meydana geldiðini, buharýn yukarýya doðru yükselmesi esnasýnda sert bir zemine çarpmasýyla yeryüzünün sallandýðýný söyler. Makdisî,
deprem sonrasýnda meydana gelen jeolojik deðiþmeler ve sývýlaþmalar üzerinde de
durur. Ayrýca filozoflarýn depremin sebebi konusunda deðiþik görüþler ileri sürdüðünü belirten Makdisî, o dönemde müslümanlarýn depremin sebebine dair dinle
bilimi uzlaþtýran görüþlerine de yer vermiþtir (el-Bedß ve’t-târîÅ, II, 36). Makdisî’nin açýklamalarý Zekeriyyâ el-Kazvînî, Ýbnü’d-Devâdârî gibi sonraki âlimler tarafýndan geliþtirilmiþtir. Bu âlimler depremlerin
yeryüzünde kýrýlmalarla yükseltiler (horst)
oluþturduðunu belirtir (£Acâßibü’l-maÅlûšåt, s. 143; Kenzü’d-dürer, IX, 104-105).
Âlimler depremin sebebiyle ilgili olarak
meþhur öküz, balýk ve Kafdaðý efsanelerine de temas etmiþler ve bu tür açýklama227
Download

– — ˜ ™ 44. CİLT 3. FASİKÜL (272)